Şeş tivi’yi açıyorlar, gözünün üstünde kaşın var diye, bizim televizyonları kapatıyorlar... Ne bankamız kaldı, ne limanımız; malımızı mülkümüzü el áleme sattıkları yetmiyormuş gibi, açılım yapıp telefonumuzu verdikleri Arap bile "Türk" Telekom diye ortalıkta geziniyor, biz ise, "Türk’üm" bile diyemiyoruz artık.
*
- Kimsin?
- Türk’üm.
- Olmadı...
- Ya nasıl olacak?
- Kürt’sen Kürt’sün, Laz’san Laz.
- E değilim...
- Türkiyeliyim de o zaman.
- Manyak mısın birader...
- Irkçısın sen!
*
Bir ülkede kimin sesi çıkmıyorsa, ezilen odur... Bizim ülkede kimin sesi çıkmıyor?
Bizim.
Çünkü, herkes konuşunca "demokratik hak" oluyor, biz konuşunca "faşist!"
"Yazılarına çok değer verdiğim insanlar bile, "Töre cinayeti Kürt sorunudur" dediğim için Hadi Uluengin’den sonra bana da anında "ırkçı" tabelasını astılar.
Ben bu tür etiketçiliğin bazı yazarlarla birlikte yok olup gittiğini sanıyordum.
Meğer bu virüs hálá içimizde duruyormuş.
" * * *
Umurumda değil. Varsın söylesinler.
Ben ısrarlıyım.
"Töre cinayetleri Kürt sorunudur."
...demiş Sayın Ertuğrul ÖZKÖK.
Aynı kıtayı , ülkeyi ve toprağı paylaşan topluluklar birbirinden etkilenmişlerdir, tıpkı dil etkileşimleri gibi... Şimdi önce töreye bir bakalım:
TÜRK TÖRESİ ÜZERİNDE YENİ BİRARAŞTIRMAProf. Dr. Hikmet TANYU'nun çalışmasından bir alıntı:
8- Töre'ye Bağlılık " Eski Türk Yazıtlan'nda Türk Töresi ve kanunlarının halka örneklerle anlatıldığını, deneme ve inanışlarına uygun olarak, devlet kurucusu
Türk büyükleri "Töre" kurarlar ve sonra gelen Gök Türk hakanları," ilk atalardan olan Bumin ve İstemi Kağanların, "töresince" yönetirler, sonraki kağanlanla kendi bilgi ve denemelerini, i;ğütlerini buna katarlardı. Gördüğümüz gibi "Zaten Türklerde kanun ve törelerin diğer bir adı da "yol" idi. Herkes bu yoldan gitmek zorunda idi. Bu yoldan çıkanlar "yanılmış" olur ve yanılanın da sonu ölüm idi.
Görülüyor ki devletin düzeni, işleyişi bu töreyle olurdu. Kağanın buyrukları o çağlarda "birer töre ve kanun" idiler. "
... deniliyor!
Demek ki bu töre sadece Kürtlere ait değilmiş!
Ha, şimdiki zaman mı? yine değişen hiç bir şey yok, binlerce örnek verilebilir!
Neden hep kötü veya beğenmediğimiz veya suç olsun vs ler hep başkasına yüklenilmeye kalkışılır?!
Kürt kimdir peki Sayın Özkök???
Evet, sizlerin yaptığı düpedüz IRK - ÇI- LIK - TIR...
Rahat bırakın... Daha aydınlatıcı bilgiler veriniz lütfen. Hiç kimse sizin oyuncağınız değildir!
Ne yazarsanız yazın ama Kürt - Türk üzerinden PRİM yapmaya kalkışmayın derim ben de, bir vatandaş olarak...
Bir şey daha eklemek istiyorum; birbirinden üstün insan mı olur! Dini, dili, rengi ne olursa olsun hepsi insan mı değil mi? Bu bile tek başına bir ırkçı söylemdir. Hem çatır çatır yazın , hem de vay bize bunu dediler deyin!
Tartışmayı, Hürriyet yazarı Hadi Uluengin’in, 7 Mayıs 2009 tarihli “Siyaseten doğru olmadan Kürtler ve Mardin” başlıklı yazısı başlattı... Çünkü Hadi Uluengin Mardin’in Bilge köyündeki katliam hakkında şunları yazmıştı:
“...Son Mardin katliamının bir K-ü-r-t s-o-r-u-n-u’ndan kaynaklandığını ısrarla ve tekrarla vurgulamaktan çekinmeyeceğim.
Ama yukarıdaki olgu Türkiye’nin genel Kürt sorunundan farklıdır. Etno sosyolojiktir.
Yani, bizzat Kürtlerin iç bünyesindeki çok vahim bir yaradan cerahat toplamaktadır.
Daha dobra söylersem de, Kürtler kendilerine çeki düzen vermekle yükümlüdür.
Ortadoğu Ortaçağı’nın o dehşet töre ve zihniyetlerinden arınmaları gerekmektedir.
Yurttaşı oldukları ülke kadar burjuvalaşmak zorundadırlar. Zamanı çoktan gelmiştir.
...Son örneği Bilge köyü dehşetine yansıyan kavimsel zaafı Güneydoğu’nun geri kalmışlığıyla açıklamaya kalkışmak, ancak züğürt tesellisidir.”
Irkçılığın daniskası
Hadi’nin bu yazdıkları için, onun üslubuyla “lamı cimi yok” diyorum ben de; ırkçılığın daniskasıdır!
Hadi genellikle Kürt çoğunluklu Güneydoğu’da rastlandığı bilimsel bir veri olan “töre cinayetlerini”nin nedenselliğini, o bölgedeki Kürtlerin toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmişlik düzeyleriyle değil, etnik/kavimsel özellikleri ile açıklıyor... Gelişme dinamiklerinin toplumlar üzerindeki dönüştürücü etkisini görmezden gelen bu açıklama, Kürtlüğe, gayri medeniliğe sabitlenmiş bir “etnik karakter” atfetmektedir ki, Hadi’nin satırlarındaki ırkçılık buradadır.
Hadi, “’Siyaseten doğru’ olacağım ve sütten çıkmış ak kaşık kalacağım diye, Frenklerin deyimiyle ‘kediye kedi demekten’ ürkecek, utanacak, korkacak değilim” diye yazmış...
Ama Hadi’nin “kedi” dediği şey, aslında “kedi” değil ki...
Ne “kan davası” ne “namus cinayetleri” ne de “ocak söndürmek” Kürtlere özgüdür... Bütün feodal Ortadoğu’da vardır.
Türkiye’ye özgü olan ise merkez sağ iktidarlar, askeri rejimler ve olağanüstü hallerin 60 yıldır Kürt feodalleriyle her türlü işbirliğini yaparak bu geriliğin devamına hizmet etmiş olmalarıdır. “Töre”ye ceza indirimi sağlayan Türk adaletidir mesela... Ya da feodal geleneklerle hemhal olmuş dinsel muhafazakârlığı sonuna kadar teşvik eden AKP iktidarıdır, bu vahşet tezahürlerinin sorumluluğunda pay sahibi olanlar.
Dolayısıyla, Mardin’deki vahşet bir “Kürt meselesi” değildir. Bir Güneydoğu meselesidir ve bir Türkiye meselesidir.
En tehlikeli mukayese
Bir o kadar vahim olan, Hadi’den yansıyan olumsuz “Kürt imgesi”nin meydana gelişinde bir “Türk-Kürt mukayesesi”nin de rol oynaması... Hadi’den yaptığım alıntının devamındaki şu cümleyi okuyunuz:
“Nitekim, hem aynı seviyedeki ‘Türk bölgeleri’nde böylesine vahşetlerin yaşanmıyor olması; hem de çoktan kente göçmüş bazı Kürtlerin dahi yukarıdaki ‘töresel gelenekleri’ (!) sürdürmeye devam etmesi, bam teline dokunan ‘etnik özelliği’ ispatlamaya yetiyor.”
Hadi, “Kürt”e atfettiği “etnik özelliği”, “Türk”le mukayese üzerinden inşa ettiği an, bunun bir benzerini tersinden yapan Kürt etnik milliyetçiliği ile bölücülük düzleminde kafa kafaya geliyor... Kürt milliyetçiliği de “Kürt ethos”unu olumsuzluklar yüklediği “Türk imgesi”yle çatışarak kurmaktadır çünkü.
Dikkat! Türk ayrılıkçılığı
Bu “çarpışma”, “Aferin Hadi, cesur çocuk, herkesin düşündüğü ama söylemeye cesaret edemediği şeyleri dile getirdin, bravo sana” minvalli bir söylemle karşılanmamalı, ne de görmezden gelinmeli... Madem Hadi böyle bir yazı yazmıştır, o zaman herkes eteğindeki taşları dökmeli ki bu tartışma “ayrılıkçı virüs”e karşı bağışıklığımızı güçlendirecek bir “aşı” etkisi yapsın. “Ayrılıkçılık” derken, Kürt ayrılıkçılığı kadar, uyumakta olan “Türk ayrılıkçılığı”na dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Türk ayrılıkçılığının yıkıcı potansiyeli çok daha fazladır.
Hadi’nin sofistike görünümlü ırkçı söylemi özgür tartışmayla zayıflatılmalı ki, o söylem, Türk ve Kürt, her iki kesimin avamî düzeyindeki “sıradan ırkçılığını” beslemesin...
Başlıktaki sorunun cevabını bulamadınız biliyorum... Bu yazı bir girizgâhtı; “Hadi Kürtleri neden kurban seçti?” sorusunun cevabını yarın arayacağım.
Dün kaldığım yerden devam ediyorum... Hadi Uluengin’in Hürriyet’te 7 Mayıs’ta yayımlanan “Siyaseten doğru olmadan Kürtler ve Mardin” başlıklı yazısına ilk tepkiyi Ruşen Çakır, o gün NTV’deki “Yazıişleri” programında ırkçılık eleştirisi yaparak verdi. Ardından tartışmayı Vatan gazetesinde iki yazıyla sürdürdü.
Ruşen’i 36 yıldır, hem de çok yakından tanıyorum ve özü itibarı ile katıldığım tepkisinin nedenlerini çok iyi anladığımı sanıyorum.
Hadi’yi de 21 yıldır tanırım; 1988-91 yıllarında Cumhuriyet ve Güneş gazetelerinde birlikte çalıştım.
Hadi’nin meselesini anlamaya çalışıyorum.
Bu yazı, “Hadi’nin meselesini anlama denemesi”dir... Aşağıdaki satırlar Hadi hakkında yaptığım kişisel gözlemlere veya hakkında edindiğim somut bilgilere dayanmamaktadır.
Tamamen varsayımdır; doğru ya da yanlış, sahip olduğum bir algıyı teorikleştirerek sınama çabasıdır. Lütfen bu gözle okuyunuz.
Devam edelim... Hadi uzun yıllarını Brüksel’de geçirdi.
Batılılaşmış Türk’ün travması
O, Belçika’da ve diğer Avrupa ülkelerinde yakın zamana kadar şöyle bir durum ile karşılaşıyordu:
Avrupa medyası, Türkiye’de işlenen töre cinayetlerinin haberlerini verirken faillerin etnik kökenini vurgulama gereğini duymuyor ve bunun doğal sonucu, Avrupa kamuoyunda “Türklerin kadınlarını ve genç kızlarını ilkel töreleri adına kurban eden bir millet olduğu” algısı yerleşiyordu...
Avrupa medyası, Avrupa’da Türk pasaportluların ya da Türkiye kökenlilerin işledikleri hemen bütün suçların faillerini de aynı şekilde “Türk” olarak gösteriyordu... Başta, Avrupalıların anlamakta zorlandıkları töre cinayetleri ve genç kızların zorla evlendirilmesi olmak üzere, genellikle kadınların kurbanı olduğu aile içi şiddet vakaları... Sonra, uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer tüm mafya suçları...
Ama Hadi biliyordu ki bu suçların failleri arasında önemli oranda Kürt vardır.
Bu Türkiye kökenlilerin birkaç nesildir yaşadıkları Avrupa’da kadınları hâlâ ikinci sınıf insan olarak görmekte ısrar etmeleri ve işledikleri namus cinayetleri, Türklerin değişemeyecekleri ve Avrupa’nın bir parçası olamayacakları algısını yerleştirmiyor muydu Avrupa kamuoyunda?
Avrupa’daki bu yabancılaştırıcı Türk algısıyla yüz yüze yaşamak, Türkiye’nin yerinin Avrupa ailesi olduğunu düşünen, AB perspektifini yıllardır hararetle destekleyen bir Batılılaşmış Türk için tahammül edilemez bir manevi işkenceydi, acısı her gün tadılan bir travmaydı.
Öte yandan... Peki ya Kürtler?
“Kürt adı” yukarıda saydığım Ortaçağ utançlarından zaten azade tutulmuştu...
PKK’nın köylerde kadın çocuk ayrımı yapmadan düzenlediği katliamlar, örgütün eylemlerini “haklarından mahrum bırakıldığı için Türk rejimine karşı silaha sarılmış bir halkın mücadelesi” olarak, çarpık bir perspektifle yansıtan Avrupa medyası tarafından adeta görmezden geliniyordu.
Bir tarafta “şeytanileşmiş” Türkiye vardı; diğer tarafta da zemzem suyuyla yıkanmış, “isyancı Kürt romantizmi”...
Bu kaba zihinsel algı kalıbı Abdullah Öcalan 1999’da yakalanınca çatladı...
Çatlaklar AB reformları sayesinde daha da derinleşti, ama bu algı kalıbı parçalanmış değildir, çünkü tarihsel-kültürel iç muhafazası güçlüdür.
Utancı Kürtlere atmak...
Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en büyük Avrupa engeli Türkiye’nin yaşlı kıtadaki imaj sorunudur.
Ben de, Hadi de biliyoruz ki, Mardin’deki katliamdan sonra Avrupa’daki Türkiye imajı daha da kötüleşmiştir. İkimiz de biliyoruz ki bu katliamdan sonra önyargılı Avrupa kamuoyunu Türkiye’nin Avrupalı değerleri özümleyebileceğine ikna etmek biraz daha zorlaşmıştır.
Bir vatandaş olarak Mardin’deki katliamdan ötürü utanıyorum.
Biliyorum ki Hadi de utanıyor.
Ama utanç noktasında ayrılıyoruz...
Çünkü o, utançtan kurtulmak için onu Kürtlerin üzerine atıyor.
Ben, “Bu utanç hepimizindir” diyorum.
Sanıyorum, başlıktaki soruya cevap vermeye başladım. Perşembe devam edeceğim.
TÖRE cinayetlerini, kan davasını, Bilge köyünde yaşanan vahşeti Kürt kimliğiyle ilgilendirerek analiz edebilir miyiz?! Basında bu yönde bir tartışma var. Bu konuda kendi görüşümü yazmadan önce bazı maddi olgulara dikkat çekmek istiyorum.
Başbakanlık Aile Kurumu’nun bulgularına göre:
- Türkiye’de beş yıl içinde gerçekleşen töre cinayetlerinden 212’si Marmara bölgesinde işlenmiş; Marmara bölgesi birinci sırada! Aynı süre içinde Güneydoğu’da işlenen töre cinayetlerinin sayısı ise 121’den ibaret; neredeyse yarısı!
- Fakat... Töre cinayetini işleyenlerin doğum yerlerine bakıldığında tablo tersine dönüyor; Güneydoğu doğumluların sayısı 386’ya fırlıyor! Bölgesel dağılımda Marmara’nın birinci sıraya çıkmasının sebebi, iç göç yoluyla töre cinayetlerinin buraya taşınmış olmasıdır.
Kürt tarihi
Türk ya da yabancı tarihçilerden örnekler vermeyeceğim. Kürt kültürünün en önemli yazılı kaynaklarından biri olan Şeref Han’ın 1597’de yazdığı “Şerefname” adlı tarih kitabından bahsedeceğim.
Şeref Han’a göre, Kürtlerde çokeşlilik yaygındır, çok çocukları olur. Bu sebeple her yere yayılabilirlerdi ama “aralarında öldürme yaygın”dır, “birbirlerini yok ederler”, bu yüzden nüfusları da çok artmaz.
Kürt aşiretlerinin hep birbiriyle kavga ettiğini anlatan Şeref Han’a göre:
“Kürtler arasında, şimdilik, genel olarak emrine uyulacak ve yargısı uygulanacak bir kimse bulunmadığı için, çoğu kan döker, güvenlik ve düzen kurallarını çiğnerler. Kürtler en ufak ve en önemsiz nedenlerle ayaklanarak, önemsiz hatalar ve küçük suçlar yüzünden büyük suçlar işlerler...” (Sf. 20, 25)
Niye böyle? Kürtlerin ırki özelliklerinden, biyolojik genlerinden dolayı mı? Hayır...
Kürtlerde göçer aşiret ya da kabile denilen hayat tarzı çok kökleşmiş ve uzun süre devam etmiş olduğundan...
Türkmen, Arap, Çerkez aşiret törelerinde ve Avrupa feodalizminde de vardı bu tür töreler.
İranlı Kürt merhum Qasımlu’nun yazdığı gibi, Kürtlerin dağlık ve yaylalık coğrafyaları göçebelik ve hayvancılığı gerektirmiştir. Bu da aşiret yapılarını ve törelerini daha dayanıklı hale getirmiştir. Gökalp’in belirttiği gibi, Anadolu’ya göçen Türkmen aşiretleri dağ ve yaylalardan ziyade ova ve şehirlere yerleştikleri için göçebelikten daha çabuk kurtulmuşlar, töreler asırlar içinde çok marjinalleşmiştir.
Reel sorunlar
Bugün Türkiye’deki namus ve kan davası cinayetlerinin Kürtler arasında daha yaygın olduğu toplumsal ve istatistiksel bir gerçektir. Ama bunun sebebi onların Kürt olmaları değil, bu tarihsel ve sosyolojik faktörlerdir.
Bu töreleri Kürt kimliğinin bir özelliği diye nitelemeyi ‘politik doğruculuk’ açısından yanlış buluyorum. Zaten Kürtlerin büyük çoğunluğu bu törelere karşıdır.
Hem gerçekler görülmeli hem yapıcı bir dille anlatılmalı.
Kürt milliyetçilerinin işkencelerden, köy boşaltmalardan bahsederek “Türkler böyledir” diye neler yazdıklarını biliyorum; bunlar “kan davası” kültürünün etnik milliyetçi tezahürleridir.
Töre cinayetleri yüzünden “Kürtler böyledir” diyormuşuz gibi bir izlenim yaratmaktan da dikkatle sakınmak gerekir.
Şunu da belirtmeliyim, Kürtçü milliyetçiler “Matematiği de Kürtler icat etti” gibi ilkel fantezilerle kendilerini dolduruşa getirmeyi bırakmalı, töre cinayetleri, kadın, kızların okuması gibi reel sorunlarımızla ilgilenmelidir.
Birkaç ay önce, İtalya'nın önemli liman kentlerinden Napoli'deki bir akrabamızı ziyaret etmek ve biraz tatil yapmak amacıyla bu şehre gittik.İlk kez...
Yazan: bartelmi diaz Forum: Yaşam - Sohbet - Forum Oyunları
™ Hukuki NET 2002-2022 - Ulusal ve uluslararası Hukuk Sitesi ⚖️ olma özelliği ile gerek avukat, gerek diğer hukukçu arkadaş ve gerekse vatandaşlara ev sahipliği yapan, eğitim ve bilimsel alışveriş yapma amaçlı bir "Hukuk Rehberi" dir.
Davalar
Hukuki Net; sürekli yenilenen faydalı güncel içeriği ile zamanın hukuk dallarına göre kategorize edilmiş çeşitli mevzuat (Ceza kanunu, İş kanunu, Borçlar yasası gibi), emsal mahkeme kararları, yargıtay kararları, emsal danıştay ve anayasa mahkemesi kararları ile hukuksal makale, kanun, hukuki forum, hukuk sözlüğü, hukuk programları, meslektaş ilanları, avukatlar için kolay hesaplama araçları, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, benzer Yargıtay kararı ve Mahkemeler tarafından örnek davalar ile ilgili gerekçeli kararlar, * davası dilekçe örnekleri yasal haberler ve hukuk siteleri dizini 🕸 bulunan bir hukuk bilgi bankası sistemidir.
Avukatlar
Yararı nedir?
📝 Hukukçular için mesleki danışma (Üstad ve meslektaşlar arası paylaşım), dayanışma ve bakalorya fonksiyonu olan site; "Önleyici hukuk" veya "Dava hukuku" nedeni ile doğan veya yeni doğacak anlaşmazlıklar ile içtihat hukuku kaynağı olan Yargı ve Yargılamayı tartışmak, davalar ve ihtilaflar için yararlı çözüm yolları üretmek ve hukuksal konularda özellikle nerede, nasıl, neden soruları üzerinde soru cevap yorumlar, tartışma paylaşma yorumlama yöntemi ile sebep sonuç ilişkisi kurarak 💬, Mahkemelerin dava yükünü hafifletmeyi de amaçlayan suigeneris (kendine özgü) hukuk laboratuarı özellikleri bulunan bir hukuki kalkınma hedefli bilgi dağarcığıdır.
® Hukuki Net internette ve Türk hukukunda bir marka olmakla birlikte ticaret veya iş amaçlı bir site olmayıp, herhangi bir ticari kurum, kuruluş, bilgisayar programı firması, banka vb. kişi veya herhangi politik veyahut siyasi bir kuruluş tarafından desteklenmemekte, finans kaynağı reklam ve ekseriyetle site yönetimi olan Adalet sistemine adanmış bir servistir.
🆓 Hukuki.net halk için ücretsiz ve açık kaynak nitelikli bir hukuk sitesi olup, gayri resmi vatandaş bilgilendirme portalı işlevi görmektedir. Genel muhteviyat olarak kanun, yönetmelik, Emsal Anayasa mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay kararı gibi hukuki mevzuat içermekle birlikte avukat ve uzman kişilere özel yorumlar da içeren sitenin tüm hakları saklı olup, 🕲 telif hakkı içeren içeriği izinsiz yayınlanamaz, kopyalanamaz. (Herhangi bir hususu sitene alıntı kuralları çerçevesinde kopyalamak için sitene ekle için izin bağlantısı.)
™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2022 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨💻 Feyz Pazarbaşı & Istemihan Mehmet Pazarbasi[İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2022 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.
find more info jaxxwallet-web org
01-02-2026, 20:18:26 in Tüketici Hakları