+ Konuyu Yanıtla
1 / 9 Sayfa 123456789 SonSon
1 den 10´e kadar toplam 81 ileti bulundu.

Konu: Siyah çerçeveli yazılar - Gazete yazarlığı

Siyah çerçeveli yazılar - Gazete yazarlığı Hızlandırılmış Mobil Sayfa Sürümü (AMP)
  1. #1
    Kayıt Tarihi
    Jun 2004
    Nerede
    ankara, Turks and Caicos Islnd.
    İletiler
    110
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Siyah çerçeveli yazılar - Gazete yazarlığı

    Ertuğrul ÖZKÖK
    Siyah çerçeveli yazılar


    HER gün çok sayıda gazete okuyorum. Bu gazetelerdeki bazı köşeler, bana ölüm ilanları gibi geliyor.

    Türkiye#8217;de bir köşe yazarı tipi var.

    Köşelerinin etrafına sanki görünmez birer kara çerçeve çizilmiş gibi.

    Dedim ya, bana ölüm ilanlarını hatırlatıyorlar.

    Bu kara çerçeveli köşelerde iyimser tek bir cümleye bile rastlayamazsınız.

    Kendilerinden ve çevrelerindeki üç beş kişilik cemaatlerinden başka herkes hırsızdır, soyguncudur, mürtecidir, yalakadır, satılmıştır.

    Dünyada temiz kalmış tek bölge, sandalyelerini attıkları o bir metrekarelik kurtarılmış bölgedir.

    Masalarının üzerinde duran abajurlardan ışık değil karanlık hüzmeler aşağı iner.

    Kuytularından hiç çıkmazlar.

    Farklı bir retinaları vardır.

    Gözleri sadece kötü olana fokus yapabilir.

    * * *

    Bayramın birinci günü İzmir#8217;deydim.

    İkinci günü Denizli#8217;ye geçtim.

    Yol boyunca Turgut Özal#8217;ı bir kere daha rahmetle andım.

    Türkiye#8217;nin çehresini değiştiren şu son 20 yıl bir daha gözümün önünden geçti.

    İzmir#8217;den Kuşadası#8217;na gidebilmek için çektiğimiz sıkıntıları düşündüm. 3 kilometrelik Selatin Tüneli#8217;nden geçerken otomatik olarak devreye giren radyonun tünel kuralları hakkında verdiği bilgileri dinledim.

    Bazı yanlarımızın Avrupa#8217;nın birçok ülkesinden ileriye gittiğini hissettim.

    * * *

    Atatürk#8217;ü bir kere daha hatırladım...

    İnönü#8217;yü, Menderes#8217;i, Demirel#8217;i, Ecevit#8217;i bir kere daha düşündüm.

    Samimi olarak şu kanaate vardım:

    Siyasetçi açısından öyle çok şanssız bir ülke sayılmayız.

    Türkiye, öteki Müslüman ülkelerden kopmuş ileriye doğru gidiyor.

    Yol boyunca geçtiğim şehirlerde belediyelerin artık Avrupa Birliği#8217;ne geçiş sürecine girdiklerini gördüm.

    Aydın, Sultanhisar, Nazilli geçişlerinde yol kenarı ve ortası gayet güzel düzenlenmiş.

    Denizli#8217;ye son gittiğimde şehrin ortasından geçen caddeyi çok bakımsız bulmuştum.

    Ama şimdi güzel bir meydan düzenlemesi ve onun kadar güzel ara geçişler yapılmaya başlandığını gördüm.

    Belediyelerimiz artık Özal#8217;la başlayan zihniyeti tam olarak benimsemiş durumdalar.

    Gördüğüm bütün bu şeyler beni çok heyecanlandırıyor.

    Heyecanlandığım ve sevdiğim her şeyi yazmakta, anlatmakta, övmekte hiçbir yanlışlık görmüyorum.

    Tam aksine, bu bana büyük bir keyif veriyor.

    Zaman zaman kara çerçeveli köşelerden, benim gibi düşünen insanlara salvo atışları geliyor.

    Yazdıklarımız onların kara çerçeveli sütunlarına sığmadığı, oralardan hayatın bütün bölgelerine taştığı için ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorlar.

    Hiç itirazım yok...

    * * *

    Yazsınlar. Herkesin gündemi kendine.

    Kiminin gündemi, sadece ve sadece siyaset.

    Kiminin gündemi, bundan daha çeşitli, daha renkli ve daha geniş bir bölgeye yayılmış durumda.

    Herkes istediği gündemle ilgilenebilir.

    Artık hepimiz biliyoruz ki, Türkiye sadece siyaset konuşmuyor.

    İnsanlar için bindiği araba, alışveriş ettiği yerler, son çıkan CD#8217;ler, filmler, yemek yenilen yerler ve herkesin kendi başına özel olarak yaşadığı ama şöyle bir bakıldığında aslında çok ortak nokta barındıran hayatlar...

    İnsanlar artık bütün bunları konuşuyor.

    Siyaset giderek küçülürken hayatın renkli ve güzel alanları iskána açılıyor.

    * * *

    İşte bu yüzden genç ve yeni gazetecilere seslenmek istiyorum:

    Kara çerçeveli köşelerin etkisi altında kalmayın.

    Gördüğünüz, beğendiğiniz, takdir ettiğiniz şeyleri yazmaktan çekinmeyin.

    Çünkü, bu ülkede güzel şeyler yapılıyorsa, insanlar başka insanlara güzel hizmetler sunuyorlarsa, hayatı güzelleştiren ve kolaylaştıran işler yapıyorlarsa bunların kamusal alanda takdir edilmesinden daha doğal bir şey olamaz.

    Hayatın 21. yüzyıldaki gerçeği artık böyle.

    Siyah abajurlardan sızan karanlık ışıkların aydınlatmadığı alanları artık şehir ışıkları gündüze çeviriyor.

    Ama bir kere daha ifade edeyim:

    Bu yeni hayatta herkese yer var.

    Siyah çerçeveli yazılara da, aydınlık çerçeveli yazılara da.

    Sonunda ölüm ile hayat birbirinin tamamlayıcısı değil midir...


    ----------------------------

    Bu adama takmış durumdayım. Ama bu adam kadar yerini, sınıfını, işini, işlevini, yüklendiği görevi daha iyi yapan bir başkasını tanımıyorum. Yeri; genel yayın yönetmenliği olduğu halde dahil olduğu holdingde de etkili ve yetkilidir. Sınıfı; sermayedir. İşi; gazete yazarlığıdır. İşlevi ve yüklendiği görevi; etkili mesajlarla dolu yazılarıyla kamu oyu yapıcılığı, türk toplumunda mevcut insana ve geleneksel toplum anlayış ve düzenine ait değer yargılarını çağdaşlaşma-batılılaşma kisvesi altında bozuculuktur.
    Belki uç bir düşünce gibi gelebilir ancak bu yazıdan benim anladığım, artık Yazılı Basınımızda yer almış fıkra ve makale yazarlarımızın bir kısmının (ilhan Selçuk, Mustafa Balbay, Hulki Cevizoğlu,Aslan Bulut,Altemur Kılıç vb.) artık sularının iyice ısındığı, dünyada ve ülkede yaşanan çarpıklıkları görmezden gelemeyen,bunlar üzerin yazı yazmayı yeğleyen, böylece olumsuzlukları göstererek insanları aydınlatmaya böylece hatalrın ortadan kaldırılmasına aracı olmaya çalışan yazarların yazılarının ise siyah çerçeveye alındığıdır.

    Öte yandan yeni gazete yazarı tipinin ise, örneğin iktidarın hiç bir hatasını görmeyen ama yalnızca yaptığı iyi şeyleri yazması gereken, arada sırada da Amerikada sanat, bilim, spor gibi alanlarda başarılı olan insanlarımızın başarı öykülerinin anlatılacağı, modern teknolojinin insan ve toplum yaşamına ne gibi kolaylıklar getirdiği (ama asla olumsuz yansımaları değil- ki bana göre en önemlisi YABANCILAŞMA'dır) gibi konularla uğraşan şık, bakımlı, metroseksüel tipler olmalıdır. BU, kısmen başarılmıştır ki Ertuğrul böyle bir yazıyı kaleme almıştır.

    "Ama bir kere daha ifade edeyim:
    Bu yeni hayatta herkese yer var. ( ama yeni tip gazetecilere daha fazla yer ayırdık)
    Siyah çerçeveli yazılara da, aydınlık çerçeveli yazılara da. ( Siz sakın kötülük çiçekleriyle uğraşmayın)
    Sonunda ölüm ile hayat birbirinin tamamlayıcısı değil midir... ( aslında biz siyah çerçevelilerin ömürlerini biçmiş bulunuyoruz) "


    BU DA SİZE SİYAH ÇERÇEVELİ BİR YAZI ÖRNEĞİ

    SİZİN ÇERÇEVENİZ NE RENK? SİYAH MI YOKSA BEYAZ MI?

    Hasan Demir (Yeniçağ Gazetesi)

    Haydut devlet ABD


    Irak işgal güçlerinin ABD#8217;li komutanı General Richard Natonski, #8220;Şeytan Felluce#8217;de gizleniyor, onu oradan defedip kenti kurtaracağız#8221; diyor ve ekliyor, #8220;Öldürülen terörist sayısı 1200#8217;ü buldu!#8221; Siz işgalci generalin bu rakamını ikiye, hatta üçe rahatlıkla katlayabilirsiniz.

    Ama ölenlerin hiç birini #8220;terörist#8221; saymamak kaydıyla tabi.

    Evet ey insanoğlu...

    Irak#8217;a, #8220;El Kaide ile işbirliği yapıyor#8221; yahut, #8220;Elinde kimyasal silahlar var, hatta nükleer silah bile yapmak üzereler#8221; iftiraları ile giren, ardından da bütün dünyayı, #8220;Irak#8217;a demokrasi getireceğiz, Irak halkını Saddam zulmünden kurtaracağız#8221; yalanlarıyla kandıran ABD bugün Felluce#8217;de bizzat kendisi #8220;Kimyasal silah#8221; kullanıyor.

    Sokaklar, evlerin odaları çoluk-çocuk, kadın ve ihtiyar Müslüman cesetleri ile dolu.

    Sokaklarda kolu bacağı kopmuş yaralılar kan kaybından ölüyor.

    Bunlar zulümde Sadam#8217;ı çok çabuk solladılar.

    Saddam onlarca yıllık iktidarı döneminde 300 bin Iraklı öldürmüştü.

    Bugün Irak#8217;a gireli daha üç gün olan işgal güçlerinin katlettiği Iraklı sayısı 105 bini çoktan aştı.

    İşgal güçleri komutanı Generaller ölen her Iraklıya #8220;şeytan#8221; diyor, #8220;terörist#8221; diyor.

    Tam bir haydutluk örneği.

    Amerika petrol ve doğalgaz için girdiği, İsrail#8217;in Arz-ı Mevud#8217;una yol açmak için işgal ettiği Irak#8217;ın Basra#8217;sında, Felluce#8217;sinde, Telafer#8217;inde kelimenin tam anlamıyla bir katliam, bir insanlık suçu işlerken, onun dünyanın değişik noktalarındaki suç ortakları hâlâ #8220;terörizmden#8221; bahsediyor.

    Meselâ Türkiye#8217;deki tirajı yüksek gazetelere ilânlar verip, Paris#8217;te El Kaide#8217;yle bağlantıları olan bir teröristin yakalandığını, bunun da üzerinde kimyasal silahlarla bir Avrupa şehrine saldıracağına dair plânlar bulunduğunu söyleyebiliyor ve dünyayı terörizmle mücadeleye çağırabiliyor.

    Yani ABD terörünü perdeliyor, Irak#8217;taki katliama gerekçeler üretiyorlar.

    Çünkü bu zihniyet için sadece Avrupalı olan, Amerikalı olan #8220;insan#8221;.

    Diğerleri hayvan bile değil.

    Nitekim Amerikalı askerler Iraklı esirlerin boynuna tasma bağlayıp Müslüman#8217;a köpek muamelesi yapıyor.

    Avrupa#8217;daki yazar çizer takımı, AB kapısındaki Türk#8217;ü, köpeğe benzeten karikatürlerle aşağılıyor.

    Bunlar, #8220;En iyi Kızılderili ölü bir Kızılderili#8221; diyerek bir kavmi yok etmediler mi! İsrail askerlerinin çevresine tel örgüler ördükleri Filistinliler için kameralar önünde, #8220;Bunlar hayvan, hayvan!#8221; dediğini kulaklarımızla duyduk.

    Oysa insan olan insan hayvana bile insanca muamele yapar.

    Mesela kolunu taşla kırmaz.

    Topluca hayvan katletmez.

    Batılıların kendinden olmayana muamelesi Felluce ve bütün Irak#8217;ta, Filistin ve şimdi unuttuğumuz Cezayir#8217;de olduğu gibi #8220;haşere#8221; muamelesi...

    Siz bakmayın öyle ciddi ciddi, #8220;Sivillere mümkün olan en az zararı vermek için gayret sarf ediyoruz#8221; demelerine, bu sözleri zerre kadar doğruluk payı yok.

    Yeryüzünün en canilerinden biri olan Saddam#8217;ın 35 yıllık iktidarı döneminde katlettiği insan sayısına Amerikalı işgalciler iki yılda neredeyse erişti, erişecekler...

    Bunun adı #8220;Terörle mücadele#8221; oluyor, bunun adı, #8220;Irak#8217;a demokrasi getirme#8221; oluyor...

    Dedik ya, cinayet işlemek, katliam yapmak ve sonra da soykırımlara insanî kılıflar üretmek bunların genlerinde var...

    Bunlar, teslim olmuş Japonya#8217;ya Uranyum-235#8217;ten yapılmış 12 kilotonluk atom bombasına ne demişlerdi biliyor musunuz? #8220;Küçük çocuk#8221; demişlerdi.

    Ne kadar mâsum bir ifade, görüyorsunuz.

    6 Ağustos 1945#8217;te pilot albay Paul Tibbes B-29#8217;undan bu #8220;Küçük çocuğu#8221; Hiroşima#8217;ya bıraktığında kaç kişi ölmüştü, hatırlıyor musunuz? Tam 200 bin kişi ölmüştü...

    Ve bunların tamamı sivildi, tamamı...

    Bu cinayetten sonra ABD Başkanı Truman kendi halkı ve dünyaya, radyolardan nasıl seslendi, onu da hatırlayalım.

    #8220;Dünya kamuoyuna, ilk atom bombasının, askeri bir üs olan Hiroşima#8217;ya atıldığını bildiriyorum.

    Bu girişim, elden geldiğince sivil halkı korumak için yapılmıştır!#8221; Özetle, insanlık bugün #8220;Haydut devlet ABD#8221; tarafından rehin alınmış durumda.

    Ve bu #8220;Haydut#8221; bugün Irak#8217;ı ve onun desteğindeki diğer çete İsrail de Filistin#8217;i mezbahaya çevirmiş durumda.

    Bu şakilerin döktüğü kan içine gizlendikleri tank paletlerinin boyuna ulaşmışken insanlığın başka şeylerle meşgul olması, zihinlerin de iğfal edildiğinin ispatından başka





    Hukuki NET Güncel Haber

    Siyah çerçeveli yazılar - Gazete yazarlığı konulu yargıtay kararı ara
    Siyah çerçeveli yazılar - Gazete yazarlığı konulu hukuk haber

  2. # Nedir?
    Tavsiye Soru Cevap
    Kayıt Tarihi
    Bugün
    Nerede
    Avukat Dünyası
    İletiler
    Ne kadar?
     
  3. #2
    Kayıt Tarihi
    Nov 2004
    Nerede
    Ankara, Türkiye.
    İletiler
    5
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Haklısın, olumsuz yazılar çok fazla göze çarpıyor köşe yazılarında. Ama bence köşe yazarlarının sadece kendilerinin iyi ve akıllı olduklarını düşündükleri konusunda çok da haklı değilsin.
    Gazetelerde yazılar tarafsız yazılır, yanlı yazılar ise köşe yazarları tarafından yazılır. Ve farkındaysan, her köşe yazarının farklı bir tarzı ve görüşü vardır. Bütün bunların nedeni ise bence insanlara farklı düşünce tarzlarını aşılamak, yaratıcı düşünmeyi geliştirmek. Çünkü insanlar tek bir bakış açısına saplanıp kalabilirler ve bunu engellemenin bi yolu budur.
    Bu nedenle yazarların olumsuz bir çerçeveden bakmasını toplumsal olarak geliştirici buluyorum.


  4. #3
    Kayıt Tarihi
    Apr 2004
    Nerede
    Türkiye.
    İletiler
    243
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Sevgili DeltaG,

    Ertugrul Ozkoge benim de kizdigim zamanlar oldu, o yuzden sizi anliyorum. Cam devirmek derler ya bizde, Ozkok bazen devirmedik cam birakmiyor.

    Iktidarin cok belirgin hatalari oldugu zaman yaziyor. Bunu bir kac kere yaptigina sahit oldum. Sonra bir bakiyorsun butun sutunu Patricia Cornwell gibi vasat bir yazara harcamis. Yani belli olmuyor, bir gunu oburune benzemiyor. Belki de alinti yaptigin yazi da soyledigini yapmaya calisiyor. ama politika yazilarina alistigin insan bir den NBA'den bahsetmeye baslayinca, okur sasiriyor, ben nerdeyim diye.

    Ozal'a hayir duasi etmesine gelince, ben o konuda en iyisi sesimi cikarmayayim. Bir tunel ile bu isler olmuyor. Sehirlerde coplerin kaldirilmadigi ulke de tunel ile avunacagiz. Duaci oldugu diger siyasetcilere gelince cogu buyuk hatalar yapmis kisiler. Turkiye'deki siyasetci sinifi acaba kamu gorevinin ne oldugunu idrak edebilmis midir, Ozkok onu dusunse.






  5. #4
    Kayıt Tarihi
    Aug 2004
    Nerede
    izmir, Türkiye.
    İletiler
    114
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı


    Bizim köşe yazarlarımız çoğu zaman hem överken hemde eleştirirken işin dozunu kaçırıyorlar.Yapılan işleri gösterirken yağcılığa,eleştirirken sahibi oldukları muhalif siyasetin propagandasına işi döküyorlar.Halbuki Ertuğrul Özkök'ün dediği gibi bu ülkede yapılan her iş kötümü,elbetteki değil ama bunları kararında takdir etmek gerek.Aksaklıkları eleştirmesini herkes bilir hele bizim türk toplumu çok iyi bilir bunun için köşe yazarı olmaya gerek te yok.Ancak bir işi eleştirirken neden yanlış olduğunun ve doğrusunun ne olduğunun,çözüm yollarının da belirtilmesi gerekir.Ama biz de vur abalıya zihniyetiyle gazetelerde bir köşe bulan ağzına geleni söylüyor sonuçta bakıyorsunuz yazısında yapıcı hiç bir şey yok,o yazıyı okumak size hiç bir şey kazandırmıyor.
    Eleştiri İkinci Sınıf Beyinlere Özgüdür
    Birinci Sınıf Beyinler Çözüm Üretir.



  6. #5
    Kayıt Tarihi
    Jun 2004
    Nerede
    ankara, Turks and Caicos Islnd.
    İletiler
    110
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Dedim ya bu adama takmış durumdayım.

    İçi kıpır kıpır, sanki beyninde sürekli olarak " aahhh bir punduna getirsem de,... yazsam" düşüncesi dolanıyor.

    Halk dilinde pek çok deyiş vardır,mesela**

    aslını inkar eden haramzadedir

    otu çek köküne bak

    armut dibine düşer vs. vs.

    işte bizim Ertuğrul da kendi gerçeğini yazmak cesaretini kendinde bulabilmiş netekim!

    Teoriyi anlatan kim ? Eczacıbaşı
    Dinleyen ve aktaran kim? bizim Ertuğrul
    Yazıda adı anılmayan bir dost acaba kimdir?
    Bu dost Tevrat'ı bu kadar iyi mi bilmektedir?
    Bu yazı bir mesaj mıdır?

    İlgisi ve bilgisi olanlar ne demek istediğimi anlamışlardır.






    ERTUĞRUL ÖZKÖK- HÜRRİYET 05.12.2004

    Ruh 21 gram, ömür 120 yıl
    RAHMETLİ Nejat Eczacıbaşı bir gün bana, insan yaşamıyla ilgili bir teori anlatmıştı.

    Ona göre, insanın normal olarak ömrü 120 yıldı.

    Ama bizler, gövdemizi hor kullanarak, istismar ederek bu yaşı aşağılara indiriyorduk.

    Neden 120 yıl?

    Bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey miydi?

    Bu rakamın nereden çıktığını bilmiyorum.

    Ama geçen gün bir dostum, ‘Tevrat’ın giriş bölümüne bak’ dedi.

    Baktım ve orada 120 rakamını gördüm.

    Ama bu rakama gelmeden önce, isterseniz insan ömrüyle ilgili teorilere baştan başlayalım.

    * * *

    Tektanrılı dinlerin ilk kitabı olan ‘Ahd-i Atik’ yani ‘Tevrat’ta Allah tarafından yaratılan ilk insanın ‘Adem’ olduğu yazılı:

    ‘Rab tanrı, Adem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi.’

    Tevrat’ı okuyuncaya kadar şu soru hiç aklıma gelmemişti:

    ‘Acaba Adem kaç yaşında ölmüştür?’

    Tevrat’a göre Adem 930 yaşına kadar yaşamış.

    Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış.

    Adem kaç yaşındayken Havva’nın yaratıldığına dair bir bilgi ise yok.

    Bununla birlikte bize yol gösterecek bazı ipuçları var.

    Adem’in ilk çocuğu, kendisi 130 yaşındayken doğmuş.

    Oğlu Şit, 912 yıl yaşamış.

    Ama Adem sülalesinin en uzun yaşayan üyesi, beşinci kuşaktan torun Metuşelah.

    Tevrat’a göre Metuşelah tam 969 yaşına kadar yaşamış.

    * * *

    Peki 120 yıllık ömür hikáyesi nereden çıktı?

    O bölümü Tevrat’tan aynen aktarıyorum:

    ‘Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar, insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler.’

    İşte bu noktada RAB, insanlarla ilgili kararını açıklıyor:

    ‘RAB, ‘Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür’ dedi. İnsanın ömrü 120 yıl olacak.’

    Evet rahmetli Nejat Eczacıbaşı’ndan işittiğim rakam, Tevrat’ın ‘Tufan’ başlıklı 6’ncı bölümünde karşıma çıktı.

    ‘Evrim teorisine’ itibar edenler ne der bilmiyorum; ama ilk kutsal kitaba göre Allah’ın insana verdiği ömür 120 yılmış.

    * * *

    Biliyorum, hepinizin aklında aynı soru var.

    Bu dini açıklama, bilimsel açıdan ne kadar geçerli?

    Geçenlerde size 1968 döneminin ünlü solcusu Regis Debray’in bir kitabından söz etmiştim.

    Bir tür ‘yaşlılık manifestosu’ olarak kabul edilen bu kitapta, insan ömrüyle ilgili bazı bilgiler vardı.

    Gelişmiş Batılı ülkelerde ortalama insan ömrü, her beş yılda bir yıl uzuyormuş.

    Ortalama hayat süresindeki bu gelişmeler sonucunda, bugün hayat sigortası tablolarında yaşam sınırı 106 yaşta fikse edilmiş.

    Demek ki, RAB’bın fanilere verdiği 120 yıllık ömür süresine doğru yaklaşıyoruz.

    Regis Debray önümüzdeki 30-40 yıl içinde bunun da geçilebileceğini söylüyor.

    * * *

    Tabii bütün bunlara bakınca şunu merak ediyorum.

    RAB, yarattığı insanların kötülüğü yüzünden, onlara verdiği ölümsüz ruhu geri almış ve hayatlarını 120 yılla sınırlamıştı.

    Öyleyse şimdi ne oluyor?

    Tıp, RAB’ba meydan mı okuyor?

    Yoksa insanlar arasında kötülük azaldığı için, RAB’bın onlara verdiği ömür de uzuyor mu?

    Karışık meseleler...

    * * *

    Geçen yüzyılın başlarında Amerikalı bir araştırmacı, insan ruhunun ağırlığını ölçmeye çalışmış ve sonunda bunun 21 gram olduğunu iddia etmişti.

    Demek ki kötülükler yüzünden Allah’ın geri aldığı ölümsüz ruh bu kadar hafifmiş.

    Merak ediyorum, acaba insan ömrü böyle uzarken, ruhun ağırlığında da bir değişme oluyor mu?

    İnsan gövdesi gelişiyor. Boy bos artıyor. Kaslar eskisine göre daha kuvvetli.

    Ve yaşanan ömür daha uzun.

    Yani ruhun darası artıyor.

    Diyorum ki, acaba bu ruh artık bu bedene küçük mü geliyor?

    İnsan dediğimiz varlık daha büyük, daha geniş bir ruhu mu hak ediyor?

    Yani daha yüce bir ruhu...








  7. #6
    Kayıt Tarihi
    Apr 2004
    Nerede
    Türkiye.
    İletiler
    243
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Sayin DeltaG, Bu yaziyi okuyunca siz aklima geldiniz. Ertugrul Ozkok'ten. Bazen tespitleri isabetli oluyor Turkiye hakkinda. Saron ve "puzzle" disinda yazdiklari ile hemfikirim. Ertugrul Bey'in eminim Turkcesi zengindir keske gereksiz yerlerde yabanci kelime kullanmasa.

    Ama Efelenme politikasini elestirmesi, lafi Arap'tan cok Filistinci olmak ahmakliktir demeye getirmesi, altin gibi sozler. Kulak asmak lazim, Turkiye disislerinde kendi kuyusunu kaziyor. Halkin duygusalligini, toplumumuza hakim olan "dayilik", "macoluk" kulturunu hukumet devlet islerine karistirinca sonuc rezalet oluyor.




    ==
    Yazar: Ertugrul Ozkok, Hurriyet

    GELİN birlikte bir ‘puzzle’ oyunu oynayalım. Etrafımızda olup biten parçaları birbirine ekleyerek kendimiz için bazı sonuçlar çıkaralım.

    Dün İsrail’in en büyük gazetelerinden Haaretz’in manşeti şuydu:

    ‘Mısır; Kuveyt ve Suriye’yi, barış yolunda daha büyük adımlar atmaya teşvik ediyor.’

    ŞARON ŞANS MI

    İlginç değil mi?

    Bir Arap ülkesi, öteki iki Arap ülkesine İsrail’le yakınlaşmayı tavsiye ediyor.

    Dahası var.

    Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in hafta başında söylediği şu söz, sanırım sizin de dikkatinizden kaçmamıştır:

    ‘Şaron, Filistin ile İsrail arasında barış için bir şanstır. Bu şans kullanılmalıdır.’

    Şaşırtıcı değil mi?

    Bir Arap ülkesi lideri çıkıyor ve Şaron’a, ‘Kasap’ değil, ‘Barış sağlayacak insan’ gözüyle bakıyor.

    Aynı Mısır, hafta başında karşılıklı mahkûm takası yapıyor.

    Buna karşılık Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler konusunda tam tersi bir izlenim yayılıyor.

    Görüntüye bakılırsa, İsrail’le var olan iyi ilişkiler bozuluyor.

    Durum gerçekten böyle mi?

    Evet, geçen mayıs ayında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bazı demeçleri, iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirdi.

    TIRMANIŞ DURDU

    Bunun ilk tepkileri de Amerika’daki Yahudi lobisinden gelmeye başladı.

    Dün bu ilişkileri çok iyi bilen bir uzmana sordum.

    Şu cevabı verdi:

    ‘Mayıstaki tırmanma, kontrol altına alındı.’

    Yani şu an, mayıs ayında verilen zararın tamirine uğraşılıyor.

    Mesela, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ocaktaki seçimlerden önce İsrail’e gidecek.

    ABD’deki Yahudi lobisinin en önemlilerinden biri olan ‘Anti-Defamation League’in önde gelen iki ismi, gelecek hafta Türkiye’ye geliyor.

    Ama bütün bunlardan öte, Türkiye ile İsrail arasındaki ekonomik ilişkiler giderek büyüyor.

    Bu yılın kasım ayı sonuna kadar Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracat 1.2 milyar doları buldu.

    Yani İsrail, Türkiye’nin ihracatında 10’uncu sırada.

    Ama nüfusu itibarıyla bakarsanız, birinci sıraya çıkıyor.

    İki ülke arasında geçen yıl 1.3 milyar dolar olan ihracat hacmi bu yıl 2 milyar doları geçiyor.

    SON PARÇA

    Türkiye’ye gelen İsrailli turist sayısı 300 bin civarında. İsrailli turistler, ‘ABD’den sonra kendilerini en rahat hissettikleri ülkenin Türkiye olduğunu’ söylüyorlar.

    Bu arada son dönemlerde İsrailli gençler arasında moda haline gelen bir sporu anlatayım.

    ‘Türkiye’nin Karadeniz sahillerinde trekking yapmak.’

    Çok sayıda İsrailli genç, Karadeniz’e gelip yürüyüşler yapıyor. Pansiyonlarda, Türk ailelerin yanında kalıyorlar.

    Şimdi geliyorum ‘puzzle’ın son parçasına.

    Geçen hafta Ukrayna’daki seçimlerin tekrarı konusunda ABD ile Avrupa Birliği arasında çok açık bir ittifak ortaya çıktı.

    Çünkü bu iki büyük güç, ‘ortak değerlerinin’ çok önemli olduğunun farkına vardı.

    İşte bütün bunlara dayanarak, geçen hafta yazdığım bir yazıda söylediğim bazı sözleri tekrarlamak istiyorum.

    BİRAZ SERİNKANLILIK

    Gün, ‘Tek başına efelenme günü’ değildir.

    Gün ‘Arap’tan daha fazla Filistinci’ olma günü değildir.

    Gün, çevremizdeki büyük sorunların çözümü için, serinkanlı durma ve barışı sağlayacak güçlerle dayanışma içinde bulunma günüdür.

    Bu, son zamanlarda ‘efelenmeyi’ diplomatik araç haline getiren hükümet için de geçerlidir.




  8. #7
    Kayıt Tarihi
    Jun 2004
    Nerede
    ankara, Turks and Caicos Islnd.
    İletiler
    110
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    BİZ SİYAH ÇERÇEVELİ YAZILARIMIZA DEVAM EDELİM

    Rahşan Ecevit'in geçtiğimiz günlerde DİN ELDEN GİDİYOR feryadı epeyce ilgi çekmişti.

    Ertuğrul Özkök de bu konuyu işlemiş,okuyalım.
    -------------------------------------------------------------
    dinini değiştirmek isteyenler


    RAHŞAN Ecevit sayesinde şunu tartışıyoruz: ‘Din elden gidiyor...’

    Bunun delili ne?

    Apartmanların altında açılan kiliseler.

    Şimdi, bu saçma sapan gerekçelere sığınıp siyaset yapmaya meraklı komploculara değil; bu ülkenin sessiz sakin, her öfkelendiği an bilgisayarının veya faksının başına geçip ağzına gelen hakareti yağdırmayan makul insanlara seslenmek istiyorum.

    Daha doğrusu bir şeyi hatırlatmak istiyorum.

    * * *

    Çünkü, öyle görünüyor ki, hatırlatacağım konu, önümüzdeki günlerde çok daha sık gündemimize gelecek.

    Bu ülkenin Başbakanı 29 Ekim 2004 günü, Roma’da görkemli bir salonda Avrupa’nın birçok ülkesinin lideri ile birlikte bir belgeye imza attı.

    O belgenin ne olduğunu hatırlıyor musunuz?

    ‘Avrupa İçin Anayasa Oluşturan Antlaşma.’

    Yani Avrupa Anayasası.

    O Anayasa’nın ‘Özgürlükler’ başlıklı ikinci bölümünün, 10’uncu maddesi aynen şöyle diyor:

    ‘Herkes düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, tek başına ya da başkalarıyla birlikte topluluk halinde ve herkesin önünde veya özel olarak, din ya da inanç değiştirme özgürlüğünün yanı sıra, ibadette, eğitimde, uygulamada ve törenlerde dinini veya inancını açıkça ortaya koyma özgürlüğünü de içerir.’

    Şu kelimelere dikkat:

    ‘Din ya da inanç değiştirme özgürlüğü...’

    Yani Türkiye Başbakanı’nın imzaladığı belge, insanlara dinini veya inancını değiştirme özgürlüğünü hak olarak tanıyor.

    * * *

    Rahşan Ecevit, şöyle bir itirazda bulunabilir.

    ‘O ek protokolü Tayyip Erdoğan imzaladı. Bana ne?’

    Diyebilir mi?

    Derse kendisine hemen başka bir belgeyi hatırlatacağım.

    ‘Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinin 1’inci fıkrası...’

    ‘Din değiştirme hakkı’ aşağı yukarı aynen orada da yer alıyor.

    Küçük bir tarih hatırlatması.

    Türkiye Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, 10 Mart 1954’te bir yasayla onayladı.

    Yani aradan tam yarım asır geçmiş.

    Bu dönemde Rahşan Ecevit’in eşi, bu sözleşmeyi imzalayan TBMM’nin neredeyse dörtte üçünde yer almış.

    Daha da önemlisi bu yarım asır içinde eşi beş kere başbakanlık yapmış.

    O süre içinde tık çıkmış mı? Hayır...

    * * *

    Türkiye’de Hıristiyanlığın yayıldığı falan yok.

    Ama bu ülkenin yarım asrında söz sahibi olmuş bir ‘Siyasi çekirdek aile’, şimdi insanlara Anayasa ile sağlanmış bir hakkı tartışmaya açıyor.

    Dün sordum bugün yine soruyorum.

    Bunu neyle açıklayacağız?

    Rahşan Ecevit’in, ‘Din elden gidiyor’ çıkışını herkes kendine göre bir teori ile açıklıyor.

    Bunlardan bazıları acımasız bir kahvehane sohbetinden öteye geçmez.

    Bazıları, bunun giderek sıfırlanan DSP’yi yine kamuoyu gündemine getirmek amacını taşıdığını iddia ediyor.

    Bu kadar ‘masum’ bir niyetse, hiç mesele değil.

    Sonunda bu, Türk siyasetinde gördüğümüz veya göreceğimiz ne ilk ne de son siyasi oportünizm örneği olacaktır.

    Ama kimse kusura bakmasın.

    Ben bu çıkışı çok ciddiye alıyorum ve o nedenle de bu kadar aşina bahanelerle geçiştirmem mümkün olamaz.

    * * *

    Bana göre bu, taammüden yapılmış bir çıkıştır ve amacı Türkiye’nin Avrupa projesine darbe vurmaktır.

    Yoksa bir yandan ‘medeniyetler çatışmasını’ önleyecek büyük bir insanlık projesinden söz edeceksiniz, bir yandan da girdiğiniz topluluğun en yaygın dininin, Türkiye’de de yayıldığı paranoyasını yayacaksınız.

    Üstelik Avrupa’daki Müslüman sayısının da arttığını bile bile...

    Murat Belge dünkü Radikal Gazetesi’nde çok önemli bir saptamada bulundu.

    Türkiye’nin eğitimsiz insanlar sorunu değil, tam aksine eğitimli insanlar sorunu bulunduğunu söyledi.

    Gerçekten çok, ama çok haklı.
    ----------------------------------------------------------------------------------
    Bunun üzerine www.haberix.com sitesinde Emin Şirin' in konuyla ilgili yorumunu okumanızı tavsiye ederim. Bir bölümünü aşağıya aldım.

    Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’e:

    “Çok iyi seneler.

    Bugünkü, “dinini değiştirmek isteyenler” başlıklı yazınızı okuyunca, “nihayet”, “oh be!” dedim.

    Bu nidaları çıkartmamın sebebi, Rahşan Ecevit’in, “din elden gidiyor” sözü değil. “Din elden gidiyor” sözü, bir siyasetçinin edeceği bir laf mıdır? Ederse ne zararı vardır? Sizin dediğiniz gibi din değiştirme özgürlüğü olduğu gibi, aynı dine mensupların, kendi dinlerinden olanları, “saklama, tutma” hakları yok mudur? Bol bol konuşabiliriz...

    ----------------------------------------------------------------------------------
    Burada Emin Şirin çok ama çok önemli bir konuyu satır arasına gizlemiş:
    " kendi dinlerinden olanlar saklama-tutma hakları yok mudur?"

    Hiç yahudi sevgilisi olmadığından yakınan, takiyeciliğin ağababası için bu sözler çok anlamlıdır. Bu nedenle, aynı takımda yer alma ihtimali kuvvetli olan Murat Belge' nin sözünün çok hoşuna gitmiş olması da doğaldır. Gerçekten de bizi çığrından çıkartanlar çoğunlukla "aydın" dediğimiz bazı eğitimliler değilmidir? Haklıdırlar, Türkiye' nin, tebdil-i şahsiyet olarak olarak ortada dolanan "eğitimli insanlar" sorunu olduğu çok ama çok açıktır.
    Bu mühim şahsiyetler ne derse doğrudur ve bazı şeyleri söylemek, söyleyebilmek onların tekelindedir. Aynı düşünceyi siz dile getirseniz medyada yankı bulmaz da, onlar söylerlerse emsal olur, nur olur.

    Her şeye rağmen Rahşan hanımın aniden ortaya çıkıp böyle bir tartışmayı neden açtığını henüz anlayabilmiş değilim, bakalım ileride anlarız umarım.

    Ancak gerçek olan tek şey varsa bu ülkede artık kim kimdir bilmek, teşhis etmek, anlamak ve değerlendirmek giderek zorlaşmaktadır. Zaman zaman özellikle internet ortamında ÖTEKİLERİNİ TANIMA HAKKI giderek yaygınlaşmaya başlamıştır ki sevindiricidir.





  9. #8
    Kayıt Tarihi
    Jun 2002
    Nerede
    İstanbul, Türkiye.
    İletiler
    189
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Herşeyin bir dengede gitmesi en güzeli, hem karayı hem de akı birarada görebilmek...Güzel haberler görmek elbette herkesin hoşuna gider ama bu herşeyin iyi gittiğini de göstermez. Kararında yapılan doğru eleştirilerin, kimseye zararı olmaz aksine faydası olur. Ben eleştiriyi ve olumlu yönde gelişmeyi durağan olmaya tercih ederim. Her konunun kendi içerisinde önemi az veya çoktur. Ama önemlidir. Dünyanın dört bir tarafında insanı hayretlere düşürecek olağanüstü olaylar meydana gelirken, tüm bu olanları bir kenara bırakıp günlük işlere dalmak, asıl konu olarak saçma sapan konuları belleyip, bunlarla uğraşmak, küçük bir hayatın içine dalıp küçülmek, kısacası küçük insan olmayı kabul etmek bana akılcı gelmiyor. Aciliyetleri hayatımızda ön plana almamız gereklidir. İlk önce kendimizde olanları değiştireceğiz ki başkalarından da değişiklik talep edelim. Sadece kendi yaşamını düşünen, işten eve, evden işe giden, adeta ölüme bekleyenlerden olmayalım! Yaşamın güzelliklerini görmemiz gerektiği gibi çirkinliklerini, yanlışlıkları da görüp, düzeltmeye çalışmak bizlerin sorumluluğu. Gazete sütunları bu işlerin yapılacağı en iyi yer olsa gerek. Bir de üstüne para veriyorlar! Bu imkanı hakkıyla kullananlar olduğu kadar, son derece alakasız kişilerin de olduğu açık.

    Give Justice A Hand

  10. #9
    Kayıt Tarihi
    Jun 2004
    Nerede
    ankara, Turks and Caicos Islnd.
    İletiler
    110
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Size boşuna bu adamı iyi tanıyın demiyoruz.
    Okuyun ve görün, !!!

    kamu oyu yapıcılığı nedir, aba altından kibarca sopa nasıl gösterilir, toplum nasıl şekillendirilir, fikirler inceden nasıl empoze ve kabul ettirilir anlayın.


    Yazarlar
    15.01.2005
    Ertuğrul ÖZKÖK
    O hakkımız var ama kullanmıyoruz


    DÜN ilginç bir şey öğrendim. Almanya’nın en büyük medya gruplarından Springer’de çalışmaya başlayan herkesle yapılan mukavelede ilginç bir madde varmış.

    İşe giren herkes mukaveledeki şu maddeye de imza atarmış:

    ‘İki Almanya’nın birleşmesi için çalışmayı taahhüt ederim.’

    İMZANIN ANLAMI

    Sormadım ama, herhalde birleşmeden sonra bu maddeye gerek kalmamıştır.

    Canım bunun neresi ilginç diyebilirsiniz.

    Şu bakımdan ilginç.

    Demek ki bir gazetenin çalışanına, sahibinin görüşünü empoze etme hakkı varmış.

    Yani ‘Benim yayın politikam şu. Sen de buna uyacaksın’ deme hakkı.

    ‘Hakkı varmış’ diyorum.

    Tabii ki gazete sahiplerinin bu hakkı kullanıp kullanmama hakkı da vardır.

    Yani bazı çalışanlarına, ‘Yorumlarınızda, kanunun dışına çıkmama, hakaret ve iftira yoluna gitmeme şartıyla istediğiniz görüşü yazabilirsiniz’ deme hakkından söz ediyorum.

    Hürriyet bu ikinci yolu tercih eden gazetelerden.

    Ama bunu yaparken, meşruiyet çizgisi içinde kalan her görüşe aynı hakkı tanıyor.

    Bu gazetede Emin Çölaşan da yazıyor, Hadi Uluengin de.

    Bunun mantığını da yukarda açıkladım.

    BAŞKALARI DA

    Biz, sahip olduğumuz dünya görüşünü yazarlarımıza empoze etme hakkını gönüllü olarak kullanmıyoruz.

    Ama biz bu haktan vazgeçiyorsak, başkaları da sadece kendi görüşlerini empoze etme hakkını kendinde görmemeli.

    Hürriyet gerçeği işte bu demokratik ‘bir arada yaşama kültürüne’ dayalı.

    Başkası ne diyor, onu da dinleyeceğiz.

    Önemli olan, haberin tarafsızlığı.

    Yazarların da Yayın Konseyi’mizin belirlediği ilkelere uygun davranmaları.

    İki gün boyunca Doğan Yayın Holding’in düzenlediği yıl sonu toplantısını izledik.

    Avrupa’nın önde gelen çok büyük medya gruplarının bazılarının üst düzey yöneticilerinin katıldığı konuşmaları ve paneli dinledik.

    Bild Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Kai Diekmann, hepimizi çok etkileyen bir konuşma yaptı.

    Almanya’da ‘ciddi’ olarak adlandırılan birçok gazete hem tiraj hem ilan kaybederken, Bild fiyat artırmasına rağmen hem tirajını koruyor, hem de ilan gelirini büyük ölçüde artırıyor.

    Fransa’nın Le Monde ve Le Figaro gibi gazeteleri büyük zorluklarla karşılaşıyorlar.

    MEFİSTO ANLAŞMASI

    Türkiye’de de bugüne kadar ‘ciddi’ imajının rantını yiyen gazetelerin durumu aynı.

    En ciddileri günlük harcamalarını karşılayabilmek için her gün bir ‘mefistoyla’ ittifak yapıyor.

    O nedenle Türkiye’yi sarsan milyarlarca dolarlık yolsuzluklar karşısında suspus kalıyor.

    Neden?

    İnsanlar artık ‘ciddi’ gazete istemiyor mu?

    Hayır. İnsanlar gazete istiyor. İstemedikleri şey, ‘ciddiyet’ adı altında kendilerine pazarlanan vasatlık, renksizlik, geri kalmışlık.

    Bugün hem Türkiye’de hem dünyada artık halkın ve aydınların nabzı iyi yapılmış halk gazetelerinde atıyor.

    CİDDİYET RANTİYELERİ

    Kai Diekmann, Bild Gazetesi’ni her gün 500 bine yakın öğretim üyesi, siyasetçi, işadamı ve yöneticinin okuduğunu söylüyor.

    Yani onu okuyan sadece sıradan Alman vatandaşları değil, aynı zamanda Almanya’nın A ve B grubu.

    O yüzden Rusya Cumhurbaşkanı Putin, Bild’e konuşuyor.

    Papa II. Paul bu gazeteye demeç veriyor.

    Dünyadaki gidiş şunu gösteriyor.

    İnsanlar artık ‘ciddiyet rantiyelerinin’ masallarını yutmuyor.

    Kaliteli halk gazeteleri yükseliyor, duvar suratlı gazeteler tarihe karışıyor.






  11. #10
    Kayıt Tarihi
    Jun 2004
    Nerede
    ankara, Turks and Caicos Islnd.
    İletiler
    110
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    AYDINLAR(!) GELİYOR KAÇIN....


    ATAlarımızın kemikleri sızlamaz mı dersiniz? Canlıyken,hayattayken, benim böylelerini gördükçe, okudukça kalbim, beynim sızlarken, muhterem ölülerimizin hakikaten kemikleri sızlamaz mı acaba? Ne muhteşem bir deyiş bu; HAYATTA İKEN BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN İNSANLARIN toprak altındayken KEMİKLERİNİN NASIL SIZLAYAYABİLECEĞİNİ HİSSETMEYE ÇALIŞIN BİR KEZ.

    İttihat ve Terakkinin üç paşasından birisi olan Cemal Paşa' nın torunu Milliyet Yazarı Hasan Cemal bakın 21 Nisan 2005 günlü yazısında neler yumurtlamış.

    Okuyun ve ibret alın. Ve olaylara nasıl kasıtlı olarak tek yanlı bakılabileceğini görün. İnsafsızca, vicdansızca, yediği kaba nasıl pislenmesi gerektiğinin örneğini anlayın. Ve onun gibi düşünmeyenlerin nasıl tariz edileceğini okuyun. İnsan hakları, demokrasi, cumhuriyet, milli irade,mi,lli çıkar gibi kavramlarnasıl çarpıtılabilir, içleri boşaltılabilir, görün.
    Ve karar verin.
    Siz hala Siyah Çerçeveli Yazarları mı okuyorsunuz?




    Neymiş milli çıkar?


    Türkiye'de milli çıkarlar bugüne kadar gerçekten savunulabildi mi?
    Yoksa milli çıkar diye diye çıkmaz sokaklarda kıvrandırıldı mı bu ülke?
    Neymiş milli çıkarlar? Milli çıkarları savunmak neymiş?
    Söyler misiniz?
    Örneğin, Kıbrıs'ı yıllar yılı çözümsüzlüğe mahkûm etmek mi?
    Kıbrıs'ta çözümsüzlük değil miydi, perde arkasında Ermeni terörü için düğmeye basılmasını hızlandıran?
    Kıbrıs'ta çözümsüzlük değil miydi, Güneydoğu'da PKK'nın terör ve şiddet siyasetini kapalı kapılar arkasında körükleyen?
    Türk dış politikasının manevra alanını daraltan, Türk diplomasisini esir alarak enerjisini tüketen, hatta yaratıcılığını körelten, Kıbrıs'taki çözümsüzlük değil miydi?
    Söyler misiniz?
    Neymiş milli çıkarları savunmak?
    Yıllar yılı Kürt yok, Türk var demek mi? Kürtçe konuşulmasını bile yasaklamak mı? Hem Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşlığından söz edip, hem demokrasi şarkıları söyleyip, hem de Kürtlerin kimliğini inkâr etmek mi?
    Bu mu milli çıkarları savunmak?
    Ya da Kürt diyeni 22 ay hapse atmak mı, milli çıkarları savunmak? Kürt dedi diye, Kürdistan dedi diye, hem 'fikir suçu'ndan hapse atıp, hem de içeride terörist muamelesi yapmak mı? Kürtçe isim konulmasını yasaklamak mı? Kürtçe yer isimlerini kanun zoruyla değiştirmek mi?
    İflas etmedi mi bu politikalar?
    Eğer milli çıkarlar yıllar yılı böyle savunulduysa, Güneydoğu nasıl yangın yerine döndü? Türkiye maddi ve manevi bakımdan nasıl kanadı durdu? Kan ve gözyaşıyla yüklü bu süreçte, bir yandan demokrasi ve hukukun kolu kanadı kırılırken, öte yandan aş ve iş sorununun çözülmesi için gerekli kaynakların silaha harcanması mıydı?
    Neymiş milli çıkarlar?
    Susurluk'la hukuk devletinin altını oymak mı?
    Neymiş milli çıkarlar?
    Alevileri yok saymak mı? Tarihimizin çirkin, kepaze sayfalarını yok saymak mı? Yok saymakla yok olmadılar.
    Tam tersine...
    Hepsi varlığını koruyor. Milli çıkarları korumak böyle mi oluyor?
    Alın bir örnek daha:
    1915 Ermeni tehciri...
    Yıllar yılı yok saymadık mı bunu da?
    Yok edebildik mi?.. Hayır.
    Dünya âlemi ikna edebildik mi? Hayır. Artık Türkiye dışında bizim resmi tezleri savunabilecek saygın tarihçiler de bulunamıyor.
    Milli çıkarları savunmak bu mu?
    Şimdi "Tarihi tarihçilere bırakalım!" diyoruz.
    İyi, güzel.
    Ama ille de bizim gibi düşünen tarihçiler istiyoruz. Farklı sese tahammül edemiyoruz. Vatan hainliği, Türk düşmanlığı suçlamalarıyla yeri göğü inletiyoruz.
    Söyleyin.
    Milli çıkarları savunmak neymiş?
    1960'larda, hatta 1970'lerde kalkınma yarışına birlikte başladığımız Yunanistan'ın bugün kişi başına milli geliri 20 bin dolar çizgisine yaklaşırken, bizim hâlâ 4 bin dolarda teklememiz mi?
    Kıbrıs Rumları 20 bin doları vurmuşken, Kıbrıs Türklerinin hâlâ 5 bin dolarda emeklemesi mi?
    Milli çıkarlar böyle mi savunuldu?
    Söyler misiniz?
    Milli çıkarların savunulması mıydı, bu topraklarda yazarı çizeri mahkeme kapılarında, hapishanelerde inim inim inletmek?
    İşkence yapmak?..
    Bok yedirmek?..
    Bunlar milli çıkarların gereği olarak mı yapıldı?
    Milli çıkarların gereği miydi, iti ite kırdırma politikaları? Eli sopalı adamların sokağa çıkmaları mıydı, milli çıkarların korunması? Yoksa Kahramanmaraş, Çorum, Madımak katliamları mıydı milli çıkarların korunması?
    Kimileri böyle düşünüyor.
    Kimileri biraz daha farklı.
    Her biri çıkmaz sokak olan ve Türkiye'nin her bakımdan ilerlemesini engellemiş siyasetleri yıllar yılı devlet kapısında görevleri gereği dışarıya, dış dünyaya karşı savundukları için beyinleri şartlanmış, gözleri perdelenmiş olabilir bu gibilerin. Devlet kapısından başka bir şey bilmedikleri için, onca yıl devletten geçindikleri için devlete tapıyor da olabilirler.
    'Kapıkulu'durlar.
    Bu yüzden demokrasinin, hukukun, insan haklarının ve bireysel özgürlüklerin nasıl devletle mücadele ederek, nasıl devletin alanını daraltarak gerçekleştiğine akıl erdirmeleri güçtür.
    Çünkü bu açıdan refleksleri körelmiştir. Sadece devletçi-milliyetçi refleksleri gelişmiştir. Her Allah'ın günü devletle ilgili güzelleme yapmayı, özellikle yurtdışında bir devlet görevi olarak belleyenler, bu topraklarda yaşananı, acıları göremez, kavrayamaz.
    Yalanda yaşamaya devam ederler.
    O kadar.

+ Konuyu Yanıtla
1 / 9 Sayfa 123456789 SonSon

Benzer Konular :

  1. Siyah başkan Beyaz Saray'da
    ABD başkanlığına seçilen Barack Obama, bugün Kongre'de düzenlenecek törenle yemin ederek dört yıllık görevine resmen başlayacak. Obama, törenler...
    Yazan: Av.Veysel Demir Forum: Güncel - Siyaset - Tarih - Tartışma
    Yanıt: 23
    Son İleti: 11-10-2009, 22:19:27
  2. Siyah’ın ölümü- Engin Demirci
    -------------------------------------------------------------------------------- Siyah’ın ölümü- Engin Demirci Pirim akşam şarkısını...
    Yazan: www.beyazrenkler.org Forum: Üyelerimizin Şiirleri
    Yanıt: 0
    Son İleti: 11-08-2008, 23:01:36
  3. Pembe çerçeveli yazılar
    Beni baştan çıkaracak laf: Üşüteceksin sırtına bir şey al! Samimiyet, dürüstlük, alçakgönüllülük ve üzerine bir tutam utangaçlık. İşte ideal erkek...
    Yazan: sonpişman Forum: Yaşam - Sohbet - Forum Oyunları
    Yanıt: 2
    Son İleti: 15-04-2008, 18:20:48
  4. Siyah müziğinin başı "SOUL"sun
    Soul ve funk müziğinin babası JAMES BROWN 25.Aralık'ta 73 yaşında vefat etti. 1968 yapımı "Say It Loud, I'm Black and I'm Proud " (Haykır, ben...
    Yazan: Av.Fırat Bayındır Forum: Kültür - Sanat - Edebiyat
    Yanıt: 0
    Son İleti: 29-12-2006, 00:29:29

Bu sayfada bulunan kavramlar:

bahattin yıldız yazarligi

Forum

İnternet Araçları

İnternet Araçları

Yetkileriniz

  • Yeni konu açma yetkiniz yok
  • Konuya cevap verme yetkiniz yok
  • Dosya ekleme yetkisi yok
  • İleti düzenleme yetkisi yok
  •  


Hukuk Blog |  2020 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  Özel Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikolog |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Satılık Düşecek Domainler |  Terapi  |  Berk Gürman |  Phukuk |  Bayefendi |  Arabuluculuk Eğitim Merkezi |  AfternicAlanadı satış (Domain alımı) | 

™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2020 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨‍💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2020 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.