+ Konuyu Yanıtla
3 / 7 Sayfa İlkİlk 1234567 SonSon
21 den 30´e kadar toplam 67 ileti bulundu.

Konu: Nutuk/Söylev

Nutuk/Söylev Hızlandırılmış Mobil Sayfa Sürümü (AMP)
  1. #21
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Misak-ı Milli ve gelişmeler



    MİSAK-I MİLLİ HAZIRLANIYOR



    Efendiler, milletin emel ve gayelerinin kısa bir programın temelini oluşturacak şekilde topluca ifadesi de görüşüldü. Misak-ı Millî adı verilen bu programın ilk müsveddeleri de, bir fikir vermek maksadıyla kaleme alındı. İstanbul Meclisi'nde bu ilkeler gerçekten toplu bir şekilde yazılmış ve tespit olunmuştur.
    Efendiler, görüştüğümüz her şahıs veya bütün şahıslar, bizimle düşünce ve görüş birliği yaparak ayrılmışlardı. Fakat, İstanbul Meclisi'nde, "Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Grubu" diye bir grubun kurulduğunu işitmedik. dik. Niçin?! Evet, niçin? Buna bugün cevap isterim!
    Çünkü, Efendiler, bu grubu kurmayı vicdan borcu, millet borcu bilmek durum ve kabiliyetinde bulunan efendiler inançsız idiler... korkak idiler... cahil idiler...
    İnançsız idiler; çünkü, millî dâvânın ciddiliğine ve kesinliğine ve bu dâvanın dayanağı olan millî teşkilâtın sağlamlığına inanmıyorlardı.
    Korkak idiler; çünkü, millî teşkilâttan olmayı tehlikeli görüyorlardı.
    Cahil idiler; çünkü, tek kurtuluş dayanağının millet olduğunu ve olacağını takdir edemiyorlardı. Padişah'a dalkavukluk ederek, yabancılara hoş görünerek, yumuşak ve nazik davranarak büyük gayelerin gerçekleşleştirebileceği gafletini gösteriyorlardı.



    MİLLİ ÜLKÜ VE MİLLİ TEŞKİLATIN KISA BİR ZAMANDA SAĞLADIĞI ŞEREF VE VARLIĞI KÜÇÜMSEYENLER



    Bundan başka, Efendiler, nankör ve bencil idiler.. Millî ülkü ve millî teşkilâtın kısa bir zamanda sağladığı şeref ve varlığı küçümsüyorlarâı. Ortaya çıkmış olan durum ve varlığın kolayca elde edilmiş olduğu zan ve vehmine kapılmakla çirkin gururlarını tatmin sevdasına düşüyorlardı...
    Erzurum'da, Sıvas'ta söylenmiş ve tespit edilmiş bir adı, olduğu gibi kabul etmek küçüklük olmaz mıydı?! O addan daha anlamlı bir ad mı yoktu?!
    Evet, işittik Efendiler; varmış : "Fellâh-ı Vatan Grubu"
    Efendiler, geçmişe ait safhaları ve olayları burada anlatabileceğim çerçeve içinde, gerçeğe uygun olarak tespit etmek kararındayım. Bu sebeple, tam üzerinde durduğumuz noktayla ilgili bir konuyu da büyük bir samimiyetle bilgilerinize sunacağım.


    ANKARA'DA TOPLANMA DÜŞÜNCESİ



    Ben, Meclis-i Mebusan'ın, İstanbul'da saldırıya uğrayacağını, dağılacağını, kesîn olarak bekliyordum.Böyle bir durum karşısında alınacak tedbiri kararlaştırmıştım. Hazırlığımız ve gerekli düzenlemelerimiz de başlamıştı : Ankara'da toplanmak...
    İşte bu görevi yaparken, milletçe yanlış anlaşılmaya yol açmamak için, tedbir olarak da bir şey düşünmüştüm : Meclis-i Mebusan Başkanlığına seçilmek. Bundan beklediğim, dağıtılan milletvekillerini Meclis-i Mebusan Başkanı sıfat ve yetkisiyle yeniden davet etmekti. Gerçi bu tedbir, ancak görünüşü kurtarmak için ve geçici olarak işe yarayabilirdi. Fakat böyle bunalımlı zamanlarda, yararı geçici de olsa, her türlü tedbirin alınmış olması her halde gereksiz sayılamazdı. . .
    Gerçekte İstanbul'a gitmeyecektim. Fakat bunu açığa vurmaksızın, zaman kazanacak ve durum bir süre için uzakta bulunuyormuşum gibi ayarlanarak, Meclis, başkan vekilleri vasıtasıyla idare olunacaktı.
    Bu tedbirin uygulanması, elbette, Meclis'e giden ve gerçek durumu kavramış olması gereken arkadaşların yardım ve gayretleri ile mümkün olabilecekti.
    Efendiler, bu konuyu gereken kimselere açtım. Düşünce ve görüşlerimi uygun buldular. Bu yolda çalışacaklarına söz ve güvence vererek İstanbul'a gittiler.
    Ancak, pek az, belki bir veya iki arkadaştan başkasının, bu düşüncenin sözünü bile etmediklerini öğrendim.
    Bu konuda hâkim olan düşünce ve mantık şuymuş : Bunca milletvekilleri içinde Meclis Başkanı olabilecek değerde bir adam bile yok mudur ki, Meclis'te bulunmayan bir milletvekilini kendi yokken başkan seçeceğiz... Meclisi oluşturan sayın üyeleri bu kadar yetersiz göstermek, yabancılar üzerinde kötü etki yapmaz mı?
    Bir başka mantık da, Meclis Başkanlığı'na Kuva-yı Milliye Başkanı'nı seçmek, daha ilk günden, Meclis üzerine şüphe ve saldırıyı çekme fırsatı vermektir. Bu da akıl kârı olamaz.
    Böyle düşünen ve mantık yürütenlerin, bana pek de uzak insanlar olmadığını görenler, susmayı tercih etmişler...
    Efendiler, itiraf etmeliyim ki, bu tedbirin alınmamış olması, Meclis dağıldıktan sonra beni küçük bir güçlükle karşılaştırmıştır. Bu noktayı da sırası gelince bilginize sunacağım.


    HARBİYE NAZIRI CEMAL PAŞA'NIN İŞTEN UZAKLAŞTIRILMASI TEKİFİ KARŞISINDA ALİ RIZA PAŞA KABİNESİ



    Efendiler, Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920 tarihinde açılmıştı. Aşağı yukarı on gün sonra, Harbiye Nâzırı'nın 21 Ocak 1920 tarihli telgrafını aldım. Olduğu gibi bilginize sunuyorum :
    Geciktirilmesi sorumluluğu gerektirir. Harbiye, 2l.l.1920
    Ankara'da 20' nci Kolordu
    Komutanlığı'na
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne :
    İngilizler, hükûmete verdikleri bir notada, benimle Cevat Paşa Hazretleri'nin görevden çekilmemizi istediler. Kabinece şiddetli bir ret cevabı verildiyse de,durum kabinenin yerinde kalmasını ve yalnız benimle Cevat Paşa'nın çekilmemizi gerektirdi. Harbiye Nezareti'ne Salih Paşa vekâlet edecektir. Kabineyi güç duruma sokacak bir davranışta bulunulmamasını rica ederim. Aksi halde, durum, tasavvur buyurduğunuzdan daha tehlikeli olur.
    Harbiye Nazırı
    Cemal
    Bu telgraf 22 Ocakta elimize geçmişti. Hemen telgraf başında, saat 11.30'da şu telgrafı yazdım :
    Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretleri'ne 22.1.1920
    1 - Verilen notayı olduğu gibi lûtfeder misiniz?
    2 - Yapılan teklifi yerine getirmekte acele etmeyiniz. Notayı inceledikten sonra görüşlerimizi arz edeceğim.
    Mustafa Kemal
    Cemal Paşa 'nın, imzasını gizleyerek verdiği karşılık şuydu :
    Çok ivedi Kadıköy, 22.1.1920
    Ankara'da 20' nci Kolordu Komutanlığı'na
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne :
    Notanın kısaltılmış sureti aşağıdadır :
    1 - Özel olarak seçilmiş subayların Kuva-yı Milliye kurmaylıklarına göderilmeleri,
    2 - 14' uncü Kolordu'dan bir kısım erleri ayırıp terhis etmek suretiyle Kuva-yı Milliye'ye asker gönderilmesi,
    3 - Top kaması ve diğer malzemenin kaçırılması,
    4 - Zonguldak'tan İstanbul'a gelen taburun geri gönderilmesini geciktirmek,
    5 - Afyonkarahisar'dan Alaşehir'e alay nakletmek,
    6 - Bursa'dan Bandırma'ya bir alay nakletmek,
    7 - Bu işlerde, Harbiye Nâzırı ile Genelkurmay Başkanı'nın şahsen rolleri olduğu anlaşılmıştır. Kırk sekiz saat içinde bu iki şahsın görevlerinden uzaklaştırılması.
    Dikkat buyurulursa, Aydın cephesi meselesi bu notada söz konusu bile değildir. Bu notaya cevap olarak : "bir, iki, üçüncü maddeleri yalandır. Dördüncü maddenin konusu benim zamanımda değildir. Ben, müracaatları üzerine geri gönderdim. Beşinci madde ile ilgili konuda, türrıen komutanını değiştirdim. Altıncı maddedeki Ahmet Anzavur konusu da güvenlikle ilgilidir. Bu konuda yazışmalarımız vardır. Şimdi de dosyalar incelenirse anlaşılır" denildi. Kabul etmediler. Bunun üzerine üç şık üzerinde duruldu : Notaya birinci cevaptan sonra cevap vermemek ve hükümlerine kulak asmamak, kabinenin toptan görevden çekilmesi, benim görevden çekilmem. Birinci şık uygulanacak olursa, burada bir rezalet çıkmasından korkulurdu. İkinci şıkkın kabulü durumunda, zaten istediklerinin olacağı ve Ferit Paşa'nın kabinenin başına geleceği düşünüldü, Bu bakımdan benim görevden çekilmem ve Nezaret'in vekâletle idare edilmesi tercih edildi. Her halde, kararınızın önce bana bildirilmesini rica eder, sizlere üstün saygılarımı sunarım efendim (Ferik Cemal),
    Başyaver Salih
    Cemal Paşa, bu notada, Aydın cephesinin söz konusu edilmediğini diğini işaret etmekle bilmem ne demek istiyor? Şüphe yok ki, söz konusu olan Aydın cephesidir, ona yardımdır ve Kuva-yı Milliye'dir. Yalnız, Cemal Paşa dolaylı yoldan bütün bunlara Hey'et-i Temsiliye'nin sebep olduğunu anlatmak sevdasındadır.
    Cemal Paşa'ya, bu telgrafına karşılık olarak verdiğim cevapta, şu emri verdim :
    Harbiye Nâzırı Cemal Paşa Hazretleri'ne 22.1.1920
    Görevden çekilmek suretiyle İngilizlerin isteğine uymanız, öyle tehlikeli bir durum yaratır ki, sizin görevden çekilmemekle ortaya çıkacağını düşündüğünüz tehlikeden daha ağırdır. Bundan başka, Hey'et-i Temsiliye'nin bir temsilcisi durumunda olan zâtıdevletlerinin, haberi olmaksızm ve onun görüşüne uymayarak çekilmeniz kabul edilemez. İngilizlerin, sizi zorla görevden ayırmaları ihtimali bile bizce hesaba katılmış ve hemen tedbirleri alınmıştır. Bu duruma göre önce notayı olduğu gibi bildiriniz sonra durum hakkında bligi vererek kararımızı beklemeniz ve sarsılmaz bir dayanıklılıkla göreviniz başında kalmanız kesin isteğiınizdir.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
    Ali Rıza Paşa 'ya da şu telgrafı yazdım :
    Ankara, 22.1.1920
    Sadrazam Hazretleri'nin Yüksek Katına
    İngilizlerin, Harbiye Nâzırı'nın ve Genelkurmay Başkanı'nın değiştirilmesini istemeleri, devletin siyasî bağımsızlığına kesin bir tecavüzdür. Bu tecavüz, bir süreden beri vatanımızın bölûşûlmesi ve siyasi varlığımızın yok edilmesi yolunda, dünya kamuoyunda süregelen tartışmalann kesin bir karara bağlanmış olması sonucu mudur? Yoksa, siyasî varlığımızı yok etme yolunda yapılacak teşebbüslerin ne sonuç vereceğini anlamak için yapılmış bir deneme midir? Yoksa, İtilâf Devletleri'nin alıştıkları gibi, birbirinin olurunu ve kararını alma gereğini duymaksızın, tek başına nüfuz kullanma yolunda bir davranış mıdır? Bunlan ayırt edebilecek bilgilere sahip değiliz ve sahip olamayız. Yine, Yunanlıların Salihli cephesinde başlayan taarruzlannın, bu teşebbüslerle ilişki derecesini de kestiremeyiz. Ancak, siyasî bağımsızlığımıza karşı yapılan bu açık tecavüze devletçe ses çıkarmaz, milletçe susarsak, siyasî varlığımız aleyhindeki en kötü karar ve uygulamalara kendimizin yol açmış olacağına hiç şüphemiz yoktur. Bu bakımdan, İngilizlerin İstanbul'da yapabilecekleri saldınlar ne şekil ve dereceye varacak olursa olsun, içeride ve 'dışarıda Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne dayandığı bilinen hükûmetin, bu teklifi şİddetle reddetmesini, Nâzır ile Genel Kurmay Başkanı'nı mutlaka yerlerinde bırakılmasını kesinlikle istiyoruz. Bunun dışında gösterilecek bir uysallık, yalnız milletin bağımsızlığına ve varlığına ters düşmez, aynı zamanda, hükûmeti millete karşı vermiş olduğu sözden dönmüş ve bağımsızlık uğrundaki millî mücadelemizi geciktirmiş ve gûçleştirmiş bir duruma da sokar. Bu bakımdan Hükümet kabul etmiş olsa bile, biz Hükûmet'in Hey'etimize karşı üstlenmiş olduğu görevi yerine getirmemekle, milletten almış olduğu gücü tamamen kaybetmiş olduğunu ve bağımsızlığımızı tehlikeye düşüren tavır ve hareketlerinden dolayı Hükûmet'i sorumlu saydığımızı ilân etmek zorunda kalırız. Hükûmetin direnmesi karşısında, İngilizler, Harbiye Nâzırı'nı zorla görevden uzaklaştınna ve bütün hükumeti düşürme yoluna bile başvursalar, bu durum, gerek dışarıya gerek içeriye karşı, onların emriyle Nâzır'ı feda etmekten daha elverişlidir. Durumun gelişme sathaları üzerine bir iki saate kadar siz Sadrazam Hazretleri'nin cevap vermelerini istirham ederiz. İstanbul ile haberleşme İngilizler tarafından engellenirse, milli bağımsızlık uğruna millî ve dinî cihat ilân etme yolunda ilerleyeceğiz.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
    Cemiyeti Hey'et-i Temsiliyesi adına
    Mustafa Kemal
    O gün C e m a 1 P a ş a 'ya da şu telgrafı yazdım :
    Kişiye özel, çok ivedi 22.1.1920
    Harbiye Nazırı Cemal Paşa Hazretleri'ne
    İngilizlerin emri üzerine Harbiye Nezareti görevinden ayrıldıkları anlaşılıyor. Devlet ve milletmizin bağımsızlığını tehlikeye düşüren bu çekilme durumunu, ne olursa olsun, kabul etmemek sizin ve bizim görevimiz gereğidir. Biz görevimizi sonuna kadar yerine getirmek için her türlü tedbiri alıyoruz. Sizi de, makamınıza oturup nâzırlığınızı yürütmek suretiyle görevinizi yerine getirmeye davet ediyoruz. Eğer şahsl bir sebep veya başka bir düşünceyle kalmak istemiyorsanız, İngilizlerin notası üzerine değil, hür bir milletin nâzırına yaraşır şekilde ayrılırsanız Konuyu, şahsi bir görüş açısından değil, bu müdahale, vatanımız için hatıra gelebilecek ağır felâketlerin başlangıcı olabilir, görüşünden hareket ederek değerlendirmenizi rica ederiz. Nezaret'ten bu şekilde çekilmeniz, İngilizlerin müdahalesini ve millî bağımsızlığın tehlikeye düşnıesini kolaylaştıracaktır. Eğer görev başına gelmemekte ısrar ederseniz, İngilizlerin milletin bağımsızlığına tecavüz ettiklerini ilân ederken, Harbiye Nazırı'nın da vatanî görevini yerine getirınemek. ten sorumlu olduğunu ağır bir dille eklemek zorundayız. Notada yazılanları bir gün sonra bildirmeniz ve şimdi de Hey'et'imizle ilişki kuramayacak şekilde uzaklaşmanız, durumu ağırlaştırmaktadır. Cevap vermenizi diler ve rica ederiz.
    Hey'et-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal
    Sadrazam ile telgraf başında şu yazışmalar yapıldı :
    Bâbıâli, 22.1.1920
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
    Hey'et-i Temsiliyesi'ne
    Harbiye Nâzırı C e m a l P a ş a'nın kabineden çekilmesi ve Genelkurmay Başkanı C e v a t P a ş a'nın değiştirilmesi, yalnız İngilizler tarafından istenmiş değildir. İngiliz, İtalyan ve Fransız temsilcileri, Bâbıâli'ye ortak bir ültimatom vererek ve gerekçe göstererek, kırk sekiz saat içinde bu talebin yerine getirilmesini istemişlerdir. Bu ağır teklif karşısında, kabinece durumu enine boyuna tartışan uzun görüşmelerden sonra, toptan çekilmeye karar verildi. Meclis-i Meb'usan toplanmış olsaydı, kabinece başka türlü hareket edilmek mümkündü. Tekliflerini geri aldırmak üzere, üç devlet tezrısilcisi nezdinde, ileri sürdükleri gerekçeler çürütülerek gerekli teşebbüslerde bulunuldu. Temsilciler isteklerinde direndiler. Kabinenin istifası kesinleşınişken, C e m a l P a ş a, Meclis-i Meb'usan'ın daha görüşmelere başlayamadığı bir zamanda, kabinenin çekilmesinin vatanın yüksek çıkarlarına akırı düşeceğini belirterek ve böyle bunalımlı bir zamanda kabinenin istifasının, İstanbul'u Anadolu'dan ayırmaya kadar varan tehlikeli sonuçlar doğuracağını ileri sürerek, kendisinin istifası ile işin çözüme bağlanmasını tercih etmiştir. Konunun gelişme safhaları bundan ibarettir, Meclis-i Meb'usan'ın en geç bir iki güne kadar çoğunluğu sağlayarak toplanması kesinleşmiş olduğundan, hükûmet bütün sorunları Meclis'in gözleri önüne serecektir, Tarafınızdan bu konuda hiçbir girişimde bulunulmaması gerekir. Çünkü, söz sahibi Meclis-i Meb'usan'dır. Nâzırlar durumun ağırlığını kavradıklarından ve yaptıklarının doğru olduğuna inandıklarından, en az zararlı olanı seçmişlerdir. Müdahalelere son verileceği, Cumartesi sabahına kadar bildirilmediği takdirde, kabinenin iktidardan çekileceği ve bundan doğacak olayların sorumluluğunun kendisine ait olazmayacağı bildirilir. (Sadrazam)
    Efendiler, Sadrazam Paşa kendilerine hakaret edene değil de bize dehşetli bir ültimatom veriyor.
    Sadrazam Paşa Hazretleri'ne Kongre, 22.1.1920
    Yüksek şahsiyetlerinin telgrafları üzerine, Hey'et-i Temsiliye'ce bir karar alınmak için, öncelikle üıltimatom suretinin olduğu gibi bilinmesine kesin bir ihtiyaç vardır. Bunun lutfen bildirilmesini arz ve rica ederim.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
    Erenköy, 22/23.l.1920
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
    Hey'et-i Temsiliyesi'ne
    C : Görüşüldükten sonra bildirilecektir.
    Sadrazam Ali Rıza
    Burada söylemeliyim ki, hükûmet bu nota suretini bize olduğu gibi vermek istememiş ve vermemiştir.
    Sadrazama verdiğim cevap şudur :
    Sadrazam HazretIeri'nin Yüksek Katına 22.1.1920
    Ültimatom suretini gördükten sonra kesin kararı sınacağız. Ancak, durum değerlendirilirken dayanılan ilkelerde, hükûmetle aramızda görüş ayrılığı vardır. Önce onu ortadan kaldırmak isteriz. Hükûmet bizim arz ettiğimiz hususları kendi işlerine müdahale olarak kabul etmiş, yani dıştan gelen müdahaleleri bir yana bırakarak, bir iç mes'ele karşısında bulunduğunu sanmıştır. Olayı, yalnızca, yabancıların bir nâzırı değiştirebilmesi açısından düşünmek gerekir. Üstelik, burada Harbiye Nâzırı'nın şahsı da söz konusu değildir. Aynı durumda başka bir nâzır veya herhangi bir şahıs bulunnıuş olsaydı, olay yine bu şekilde yorumlanacaktı. Öte yandan, nâzırın değiştirilmesini emreden kuvvetin, Meclis-i Meb'usan'ın toplanmasına ve hükûmetin yapacağı açıklamadan sonra Meclis'in bir karar almasına müsaade edip etmeyeceği de şu anda belli değildir. Meclis-i Meb'usan söz sahibi olmadan önce, oldubittiler birbirini kovalar ve dış olayların niteliğine uygun tedbirlerin alınması gecikirse, bundan doğacak sorumluluğun da hey'etimize ait olmayacağı kabul buyurulur. Meclis-i Meb'usan gerçekten toplanır ve çalışmaya başlarsa, hükûmete hiçbir şey için başvuramayacağımız tabiîdir. Notayı yalnız İngilizlerin değil, İtilâf Devletleri'nin birlikte vermiş olmaları, bu konunun önemini kavramak için ayn bir sebeptir.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
    C e m a l P a ş a, son telgrafımıza, 23/24 Ocakta verdiği karşılıkta, çekilmesinin zaruri olduğundan ve Millî Meclis'in nasıl bir davranış içinde olacağını beklemek gereğinden söz ediyordu (Belge : 221 ).
    Efendiler, aynı gün öğle vakti, Ankara, Erzurum, Sıvas, Diyarbakır, Bandırma, Balıkesir, Konya, Edirne, İstanbul ve Bursa'da bulunan komutânlara durum ve göri.işümüz bildirilerek dikkatleri çekildi ve düşünceleri soruldu (Belge : 222).
    İstanbul'daki 10'uncu Kafkas Tümeni Komutanı Kemalettin Sami Bey'e de (Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa'dır), ayrıca şu emri verdim :
    10' uncu Kafkas Tümeni Komutanlığı'na 22.l.l920
    Hemen R a u f B e y'i bularak durumu birlikte ve güvenlik tedbiri alarak takip etmenizi rica ederiz. İngilizlerin isteğini yerine getinnek kesinlikle doğru olmaz. Buraca o bakımdan âcil tedbirler alındı. İstanbul'daki telgraf haberleşlerini güven altına almanız gerekir (Belge : 223).
    Efendiler, Rauf Bey, Bekir Sami, Cami Bey ve bütün tün milletvekillerine de Kafkas Tümeni Komutanı K e m a l, Müstahkem kem Mevki Komutanı Ş e v k e t ve Harbiye Nezareti Başyaveri S a l i h B e y 'ler vasıtalarıyla ve şifreli telgrafla şu tebliğde bulundum :
    22.1.1920
    İngilizler, Harbiye Nâzırı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'nın görevden çekilmesini istemişlerdir. Bu teşebbüs, devletin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş kesin bir harekettir. O halde, bu teşebbüse karşı milletin göstereceği tepki ve girişeceği hareketler, bağımsızlığın korunması için yapılacak kutsal bir mücadele niteliğindedir. Bu mücadelenin ilk basamağında görev, milletin vekillerinindir. Milletvekilleri, kabine üyelerinin durumlarına müdahale ve etkide bulunmak suretiyle, devletin siyasî bağımsızlığı aleyhine, İngilizlerin girişmiş oldukları tecavüzleri, içeriye ve dışanya karşı kesinlikle ve hemen reddetmek zorundadırlar. Bunun nasıl yapılacağını kararlaştırarak buraya bildiriniz. Fakat, uygulamada şu noktaların mutlaka yerine getirilmesi gerekir :
    Önce, Meclis'in dağıtılması ile ilgili olarak, Meclis'te ansızın bir iradenin okunması ihtimali ile karşı karşıya kalınmamalıdır. Eğer bu ihtimalin gerçekleşmesi kesin olarak önlenemezse, milletvekillerinin çalışmalarını özel toplantılar halinde devam ettirmeleri de yeterlidir. İkincisi, devletin siyasî bağımsızlığı aleyhine kesin bir müdahalede bulunulduğunu, Barış Konferansı'na, Avrupa milletlerine, İslâm dünyasına ve memleketin her bir yanına ilân etmek gerekir. İngilizlerin tecavüzü geri alınmadığı takdirde, Meclis'in görevi, Anadolu'ya geçmek ve milletin idaresini üzerine almaktır. Bu hareket, bütün milletin gücünü kendi varlığında toplamış olan Kuva-yı Milliye tarafından her bakımdan desteklenecek tir. Gerekli tedbirler şimdiden alınmıştır.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
    Bu tebliğin sureti olduğu gibi bütün komutanlara bildirildi.
    Efendiler, Ayrıca Rauf Bey'e de 23 Ocak 1920'de, 10'uncu Kafkas Tümeni Komutanı vasıtasıyla yazdığım şifrede, "Harbiye Nâzırı'nın görevden çekilmesi bir oldubitti olmakla birlikte, işin önemi devam etmektedir" dedim. İtilâf Devletleri'nin temsilcileri, hükûmeti istedikleri gibi kurma yolunu tutmuş oluyorlardı. Yarın, Meclis'in güvenoyu vereceği bir hükûmete karşı da aynı şekilde davranmalarına böyle bir örnekle yol açılmış bulunuyordu. Hükûmetin, millete ve basına bilgi vermeksizin ve toptan çekilme yoluna gitmeksizin buna boyun eğmesi, milletin bağımsızlığını tehlikeye düşürüyordu. Olayı kapatmamak, hükûmeti Meclis-i Meb'usan'da milletin bağımsızlığını koruyamadığı gerekçesi ile açıkça düşürmek gerekirdi. İşte, bütün bunları Rauf Bey'e yazdım (Belge : 224).
    Aynı tarihte,10'uncu Kafkas Tümeni Komutanı ile Rauf Bey'e şu ortak talimatı vermiştim :
    Hükûmetin, İtilâf Devletleri temsilcilerinin tekliflerini kabul etmemekte direnerek; Barış Konferansı'nı, İtilâf Devletleri'nin Kuva-yı Milliye'den dolayı Türk hükûmetini düşürmeye karar verdiğini, bütün dünyaya karşı ilâna mecbur etmesi gerekir. Kabinenin önceki kabinelerde olduğu gibi millî bağımsızlıktan sezsizce fedakârlık etmesi, kendi yetkisi bakımından güçsüzlüğünü, anlayış ve kavrayış bakımından da asla güven verici olmadığını bir daha açıkca göstermiştir. Bu kadar çetin sorunları, karakter ve düşünce yapısı bakımından bu derece güçsüz olan kimselerle çözüme götürmeye çalışmak artık mümkün değildir. Bu bakımdan, kabinenin, son durum dolayısıyla düşürülmesi gerekir. Bütün milletin güvenine lâyık bir kabinenin iktidara gelmesi yolunda çalışınız (Belge 225) .


    ANADOLU'DA BULUNAN YABANCI SUBAYLARIN TUTUKLANMASI KARARI



    Efendiler, yabancıların İstanbul'da saldırılarını artırarak nâzır veya milletvekillerinden bazılarını tutuklamaları ihtimaline karşı, Anadolu'da bulunan yabancı subaylann tutuklanmalarına karar verdim. Bu kararımı ve buna göre tedbirler alınması gereğini, 22 Ocak 1920 tarihinde, Ankara, Konya, Sıvas ve Erzurum'daki kolordu komutanlarına "kişiye özel" olarak şifre ile emrettim (Belge : 226).
    Efendiler, milletvekillerine yazdığım telgrafa, Vasıf, Rauf , Bekir Sami Beyler 'in ortak imzasıyla cevap geldi. Bu cevapta : Meclis resmi olarak çalışmalara başlayınca, söz konusu mesele dolayısıyla kabine çekilecektir. O zamana kadar durumun emniyeti bakımından kabinenin işbaşında kalması gerekir. Siz, bir teşebbüste bulunmayınız ve müdahale etmeyiniz. Emirlerinizi bize bildiriniz. Görüşlerinizin her makam önünde gereği gibi savunulacağına güveniniz denilmekteydi (Belge : 227).
    Ben, ne Hükûmet'e ne de Meclis'e bir, şey yazmamaya karar vermiş ve işi artık sayın milletvekili arkadaşlarımıza bırakmıştım (Belge : 228).
    Efendiler, İstanbul'daki şahısların hareketlerini hangi tavsiyelere göre ayarladıklarını belirtebilmek için şu kısa bilgiyi arz edeyim :
    Filân siyasî temsilci, çok namuslu ve doğru sözlü ve Türk dostuymuş muş. Bu zat, çok içten ve dokunaklı bir dille demi ki "eğer Harbiye Nâzırı ile C e v a t P a ş a çekilmeseydiler, Harbiye Nezareti işgal edilecekti: Kuva-yı Milliye'nın gösterdiği suskunluk ve kararlı tutum, bazılarını çıldırtıyor. Fakat acele etmeyin, ezilirsiniz. Bana güvenin. Hakaret varsa yapanlar utansın. Belki daha başka delilikler olacaktır. Fakat siz sakın delilik etmeyin."
    İstanbul'daki şahıslar, abiz bu sözlerin samimiyetle söylendiğinden şüphe etmiyoruz diyorlardı (Belge : 229).





    Hukuki NET Güncel Haber

    Nutuk/Söylev konulu yargıtay kararı ara
    Nutuk/Söylev konulu hukuk haber

  2. # Nedir?
    Tavsiye Soru Cevap
    Kayıt Tarihi
    Bugün
    Nerede
    Avukat Dünyası
    İletiler
    Ne kadar?
     
  3. #22
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    MECLİS-İ MEBUSAN'IN BAŞKANI SEÇİLMEM SAKINCALI GÖZÜKÜYOR



    Efendiler, milletvekilleri, İstanbul'da toplandıktan bir hafta sonra, Başkanlık Divanı ve dolayısıyla Meclis Başkanlığı seçimi ile ilgili görüşmelere başlamışlar. Bir yerde işaret etmiştim ki, ben Meclis Başkanı seçilmeyi, bazı yararlarından dolayı lüzumlu bir tedbir saymış ve gereken kimselere bu konudaki düşüncelerimi de bildirmiştim. İşte arz ettiğim gibi, bu konu üzerinde görüşülmeye başlandığı günlerde, 28 Ocak 1920 ve 1 Şubat 1920 tarihlerinde, R a u f B e y tarafından göderilen yazılarda birtakım görüşlerden sonra, "biz pek büyük bir sakınca doğuracak olan bu konuyu ileri sürmekten vazgeçiyoruz" denmekte (Belge : 230) ve "...özel gizli bir toplantıda yeniden söz konusu edildi. Ş e r e f B e y seçilmenizin yararlarını anlattı. . . Seçim sırasında oyların dağılacağı yeniden kesin olarak hissedildiğinden, sizin, milletin başında, Millî Meclis'in koruyııcusu olarak kalmayı zaten tercih buyurduğunuz tarafımızdan söylendi. Yüksek şahsiyetiniz hakkında alkışları içten gösterilerin yapıldığı görüldü. Genel toplantıda, Reşat Hikmet Bey Meclis Başkanı, Hüseyin Kâzım Bey birinci ve Hoca Abdülaziz Mecdi Efendi ikinci başkan vekili seçildiler" haberi verilmekteydi.
    Efendiler, benim başkanlığımı ortaya atan demek ki, yalnız Şeref Bey oluyor. Gizli olarak yapıldığı bildirilen toplantıda, öteki şahıslar tarafından benim başkanlığa seçilmemin ne maksatla söz konusu edildiği, üstü kapalı olarak bile söylenmiyor. Önce, ciddî gerekçelere dayanarak benim başkanlığımı ileri sürmeliydiler. Ondan sonra da oyların dağılıp dağılmayacağını incelemeliydiler. Yalnız, Ş e r e f B e y 'in konuşması üzerine oyların hangi tarafa kayacağı konusunda bir karara varmakta isabet olmayabilirdi.
    Efendiler, Rauf Bey 'in başkanlık konusundaki açıklamasına verdiğim cevapta demiştim ki : "İleri sürülen sakıncalar, daha önce etraflıca düşünülen şeylerdir. Benim başkanlığımı gerektiren sebepler bellidir. Bunlar, Kuva-yı Milliye'nin millet tarafından kabul edildiğini göstermek, Meclis dağıtıldığı takdirde başkanlıkla ilgili görevleri güven içinde yapabilmek, millî varlığımızla bağdaştırılamaz bir barı$ teklifi karşısında milletçe bir ayaklanma, Meclis'in başkanı sıfatıyla, milletin maddî ve manevî güçlerini savunma durumuna geçirme düşünceleridir. SözIerinizden, savunma ile ilgili olan bu durumların, bugün İstanbul çevresince önemli sayılmadığı anlaşılıyor. Eğer, görüşlerdeki isahetsizlikten dolayı vatan ve milletin savunulmasında bugün için ve yarın aksaklıklar ortaya çıkarsa, sorumluluk bu yanlışlığı yapanlara düşer. Bunlann benim şahsî isteklerimle ilgili olmadığını temine gerek yoktur."
    Efendiler, Harbiye Nâzırı'nın ve Genelkurmay Başkanı'nın zorla düşürüldüğünü biliyoruz. Meclis Başkanlığı'na seçilen merhum Reşat Hikmet Bey 'in, bir uydurma sebeple yabancılar tarafından tutuklandığını haber almıştık. İstanbul'da bulunan Hey'et-i Temsiliye üyelerinin tutuklanmalarının düşünüldüğü, Rauf Bey'in 28 Ocak 1920 tarihli yazısında bildiriliyordu. Bu durumlardan, Kuva-yı Milliye aleyhtarlığının, Meclis'in dağıtılma ihtimalinin ve dolayısıyla milletçe savunmaya geçme zamanının daha da yaklaştığn meydanda idi. Fakat bu gerçeği sezebilen azdı.
    Efendiler, Reşat Hikmet Bey 'in kurtarılması için de Ankara'dan çalışmak gerekiyordu (Belge : 231 ).
    Rauf Bey'in, Meclis'in durumunu anlatan 27 Ocak 1920 tarihli şifreli telgrafında endişe verici bazı cümleler vardı. Söz geiişi, kabine başlangıçta çekilmeyi düşünmüş, fakat çekilmemiştir. Meclis,in bugünkü durumu, bu işi çözüme bağlamaya elverişli değildir, Buradaki milletvekilleri, milletin Maraş bölgesi ile ilgili olarak gönderdiği telgrafları, genel kurulda okumak cesaretini bile gösteremiyorlar. İtilaf Devletleri'nden filânın falanın isteklerine uygun olarak davranmamızı tavsiye ediyorlar. Toplanacak yerimiz yoktur (Belge : 232, 233) gibi.
    Rauf Bey'e, 7 Şubat 1920'de gönderdiğimiz bir yazıda, şu düşüncelerimizi bildirdik : Milletvekilleri, İstanbul'daki iç ve dış etkilere kapılarak, barışa yönelme gayesini ihmal edip, kölelik, mevkî kapma hırsı, kıskançlık, kuruntu v.b. sebeplerle anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Arkadaşlanmız, çok sayıda milletvekilini içine alan bir çoğunluk saağlayabilmek mek için, kendi düşünce ve inançlarından sürekli olarak fedakârlık yapmışlar ve uysal olmak sevdasıyla, hükumet ve bilinen çevreler üzerindeki etkilerini büsbütün kaybetmişlerdir. Uyumsuzluk yaratmamak kaygısıyla bu davranışa devam edilecek olursa, millî dâvâya aykırı emellere ve türlü türlü ihtiraslara âlet olunmaktan, millî meseleler aleyhinde kararlar alınmasına engeI olunamamaktan korkulur. Bu duruma karşı alınacak tedbir şudur : Azınlıkta olsalar bile, ilkelerimize her bakımdan bağlı arkadaşlardan kurulu bir grupla yetinmek. . . Bunun sakıncası uysallıktan azdır. Hükumeti mutlaka düşürmek ve kesin mücadele durumuna geçmek gerekir (Belge : 234).



    HÜKÜMETİ MUTLAKA DÜŞÜRMEK VE KESİN MÜCADELE DURUMUNA GEÇME GEREĞİ



    Efendiler, Ali Rıza Paşa Kabinesi ekilmemiş, Meclis de bir problem çıkarmaktan sakınarak, onu düşürmek yoluna gidememiş ve bazı üyeleri değiştirilmiş olan Ali Rıza Paşa Kabinesi'ne güven oyu vermiştir.
    Ali Rıza Paşa Kabinesi'nin Meclis huzurunda okuduğu hükûmet programını bilmem hatırlar mısınız? Bu programda :
    Sadrazam Paşa, yaptığı en önemli görevi sözlerine başlangıç olarak alıyor; İstanbul Hükumeti ile Anadolu arasında haberleşmenin kesilmesine kadar varan anlaşmazlığın giderilmesini başardığını, bundan böyle millî iradenin yüce Meclis'te tecellî edeceğini, artık meşrutiyet ilkelerine tam olarak uyulabilmesi için bir engel tasavvur etmediğini söylüyordu.
    Efendiler, bu sözlerle, Hey'et-i Temsiliye'nin millî irade adına hareket etmesine ve meşrutiyet ilkelerine uygun hareketlere engel olmasına artık yer olmadığı gibi bir anlam sezdirilmek isteniyor. Daha dün Millî Meclis'in, İstanbul da toplandığı bir sırada, millı iradeye de milletlerarası kurallara da aykırı olarak, bizzat kendilerinin ve kendileriyle birlikte Meclis'in ve milletin ne kadar ağır bir saldırıya uğradığını açıklama gereği duymayan sadrazam, halâ Hey et-i Temsiliye yi jurnal etmekle durumunu kurtarmaya çalışıyor ve bizim sayın milletvekili arkadaşlarımız da, bu sözleri büyük bir sessizlikle dinleyebiliyorlar.
    Hükûmet, siyasî zümrelere karşı tarafsızlıktan ayrılmadığını ve ayrılmayacağını bir kere daha belirttikten sonra, bugüne kadar elde ettiği başarıların derecesinin takdirini Meclis'e bırakıyor.
    Sadrazam, devlet idaresinin düzeltilmeye muhtaç olduğunu söyleyerek Osmanlı Devleti'nin, her yabancı devlet baskısı karşısında kaldıkça başvurduğu eski politikasını yeniden canlandırarak, dünyaya yeni düzeltmeler yapılacağı sözünü veriyor : "Yabancıların imtiyazlarını genişleteceğiz. Azınlıkların haklarını korumak için nisbî temsil yönetimini uygulayacağız. Adalet, maliye, bayındırlık ve güvenlik işlerinde ve hattâ sivil yönetimde yabancılara yeteri kadar kontrol yetkisi vereceğiz" diyerek düşündükleri düzeltmelerin esaslarını sayıyor.
    Sadrazam Paşa, dışişlerinden bahsederken de "Ateşkes Anlaşması hükümlerinden ayrılmamak, hükumetçe gerekli görülmektedir" taahhüdünde dünde bulunurken, "İzmir'in işgalinden dolayı meydana gelen kaynaşma ma ve karışıklığa son verecek olan, ancak barıştır" demekle yetiniyor; kararlılık ve ileri görüşlülüğün güçlükleri yeneceğine tam bir inancı bulunduğunu söyleyerek, programını bitiriyor (Belge : 235).



    ALİ RIZA PAŞA VE KABİNESİ'NİN İÇ YÜZÜ



    Efendiler, Meclis-i Meb'usanca kabul edilen bu programı tahlil ve yorumdan geçirerek burada vakit kaybetmeyi gereksiz sayarım.
    Yalnız Efendiler, Sadrazam Ali Rıza Paşa'nın ve kabinesinin içyüzünü ve utanmazlığını gösteren bir belgeyi aynen bilginiz sunmama müsaadenizi rica edeceğim :
    Çok ivedi İstanbul,14.2.1920
    Valiliklere ve Müstakil Sancaklara
    Son olarak Meclis-i Meb'usan'da okunan ve büyi.ik bir çoklukla kabul edilerek hükûmete güvenoyu verilmesini sağlayan programın önemli noktalanndan birinde belirtildiği üzere, her tûrlû milli d&127;,vâların tek tecellî yeri olan Meclis Genel Kurulu, Allah'a şükür artık toplanıp çalışmaya başladığına göre, meşrutiyet ilkelerinin her türlü engel ve etkilerden uzak olarak yürürlük kazanması gereken memleketimizde, bu Meclis'ten başka yerde, millî irade adına konuşmaya ve istekler ileri sürmeye artık sebep ve imkân kalmadığından, hükûmet işlerine müdahale şeklindeki her türlü faaliyet ve hareketlerin cezalandınlacağı duyurulur. ( Sadrazam Ali Rıza)
    Efendiler, böyle bir genelgeye ne gerek vardı? Hey'et-i Temsiliye'yi millet gözünde küçük düşürmekte, onun cezalandırılabileceğinden bahsetmekte ne yarar vardı? Eğer Hey'et-i Temsiliye zaman zaman hükûmetin dikkatini çekmeyi gerekli görüyor idiyse, bu hareketinin ne kadar temiz ve yüksek düşüncelere dayandığından ve ne derece vatanla ilgili zaruretler yüzünden yapıldığından hâlâ $üphe edilebilir miydi? Hey'et-i Temsiliye'yi, dolayısıyla milletin birlik ve dayanışmasını yok etmeyi asıl hedef olarak kabul eden hükûmet, Aydın, Adana, Maraş, Urfa Antep cephelerinde sürüp gitmekte olan çarpışmalardan ise, asla duygulanmış görünmüyordu. Yabancı devletlerin, doğrudan doğruya kendi kabinelerine yapmış olduğu baskıdan üzüntü duymuyordu. Şunu da açık olarak belirtmeliyim ki, her türlü millî davanın belirdiği tek yer olmak gereken Milli Meclis'in, Sadrazam Paşa'nın Tanrı'ya şükrederek söylediği gibi, çalışmalara başladığı da ne yazık ki daha görülmüyordu.
    Efendiler, Sadrazam'ın bu genelgesi üzerine biz de şu genelge ile milletin dikkatini çekmeyi gerekli bulduk.
    Genelge 17.2.1920
    Milll iradenin kanun3 olarak varlığını gösterdiği yer olan Meclis-i Meb'usan'ı açarak millî hakimiyeti ispatlayabilen Cemiyetimizin, en önemli ve başlıca görevlerinden biri de, milli dâvâya uygun ilkeler çerçevesinde bir banş yapılıncaya kadar, milli birliği korumaktır. Cemiyetimizin, her güçlüğe göği.is bererek, vatanı ve mill? varlı&127;ı koruma yolundaki kurtancı çalışmalanna, millî gaye gerçekleştirilinceye kadar, daha büyük bir azim ve iman ile devamı şarttır. Bu bakımdan, milletin yaşama ve varlığını devam ettirme temeline dayanan millî teşkilâtın, vatanın her köşesinde, geniş çapta ve yaygın bir biçimde kökleşmesine, eskisi gibi devam edilmesini bütün merkez ve idare hey'etlerinden bir kere daha önemle rica ederiz.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
    Cemiyeti Hey'et-i Temsiliyesi adına
    Mustafa Kemal






    ALDATICI SÖZ VERMELER, AĞIR İTİRAFLAR



    Efendiler, İstanbul'dan gönderilen 19 Şubat 1920 tarihli yazıda, "İngiliz Dışişleri Bakanlığı'ndan İstanbul'daki siyasi temsilciliğine gelen ve siyasî temsilcilik tarafından da resmen hükûmete yapılan sözlü tebligatta, padişahlık başkentinin Osmanlı Devleti'nde bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla birlikte, Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilâf Devletleri'nin kuvvetlerine karşı olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde, barış şartlarının değiştirilmesinin muhtemel bulunduğu da ayrıca ifade edilmiştir" denilmekte ve bazı hususlar, özellikle "şikâyete yol açacak en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması" tavsiye edilmekteydi.
    Efendiler, bu sözlü vaadin arkasındaki anlam ve maksat ne olabilirdi? Yunanlıların, Fransızların ve daha başkalarının işgali altında bulunan vatan topraklarından başka, İstanbul'un da alınması kararlaştırılmıştı. Ancak, ileri sürülen şarta uyulursa, İstanbul'u almaktan vazgeçeriz mi, denilmek isteniyordu? Yoksa, Yunanlıların, Fransızların, İtalyanların işgalleri zaten geçicidir, İtilâf Devletleri, yalnız İstanbul'u alacaktı, fakat teklif ettikleri şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır, anlamı mı çıkarılıyordu?
    Veyahut da Efendiler, İtilâf Devletleri Kuva-yı Milliye'nin rşgal bölgelerinde, işgal kuwetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya ve açtığı savaşları, giriştiği hareketleri durdurmaya, İstanbul Hükûmeti'nin gücünün yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, Yunanlılar da dahil olmak üzere, İtilâf Devletlerine karşı ·yapılan saldırının önlenememiş ve aslı olmayan Ermeni katliamına son verilmemiş olduğu bahanesiyle İstanbul'u da mı işgal etmek niyetindeydiler?
    Daha sonraki olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir tir, sanırım. Ne var ki, İstanbul Hükûmeti'nin İngiliz temsilciliğinin teklifinden böyle bir anlam çıkarmaya yanaşmamış, aksine ümide kapılmış olduğu görülüyordu.
    Efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuwetler tarafından silâhlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür'et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. Maraş'taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkııvda İstanbul'daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.
    Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silâhlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek mek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve bağımsızlıklarının korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etme politikası, medenî insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddî olarak kabul edilebilirdi?
    İzmir ve Aydın dolaylarında durum buna benzer ve belki daha da acıklı değil miydi? Yunanlılar, her gün kuvvet ve vasıtalarını artırıyor ve ; taarruz hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Bir yandan da oraya buraya saldırmaktan geri durmuyorlardı. O günlerde İzmir'e yeniden bir piyade alayı ile tam teçhizatlı bir süvari alayı ve yirmi dört adet yük otomobiliyle çok sayıda nakliye arabası, altı tane top ve birçok savaş malzemesi çıkarıldığı, cephelere bol miktarda cephane gönderilmekte olduğu anlaşılmıştı. Gerçek şu idi ki, milletimiz, sebepsiz olarak hiçbir yerde hiçbir yabancıya saldırmış değildi.
    Bu durum karşısında, Efeıldiler, vatanımızın işgal edilmiş yerlerinden düşmanların çekildiklerini görmeden veya hiç olmazsa çekileceklerine tam bir güven duymadan, aldatıcı sözlere gereğinden fazla değer vermek akıl kârı mıydı? Memleket kaderinin tek dayanak noktası olarak kalmış bulunan Kuva-yı Milliye'yi dağıtma gayesi güden bu gibi teklif ve teşebbüsleri anlamakta güçlük var mıydı? Geleceğin şüphe ve belirsizliği uğruna, millî dâvâdan hemen vazgeçmek doğru olur muydu? Yalnız İstanbul'un değil, Boğazlar'ın, İzmir'in, Adana bölgesinin, kısacası millî sınırlarımız içindeki bütün vatan topraklat-ının egemenliğimiz altında kalması millî gayemiz değil miydi? Bu duruma göre, yalnız İstanbul'un, Osmanlı Devleti'ne bırakılacağı vaadi karşısında, Osmanlı Devleti'nin sadrazamı Ali Rıza Paşa memnun olsa da, Türk milletinin memnun olacağı ve bununla yetinerek susup oturmayı tercih edeceği nasıl düşünülebilirdi? Vahdettin'in sadrazamı, Kuva-yı Milliye'yi dağıtmayı hedef alan bütün bu teşebbüslerin tarihî sorumluluğunu düşünmek istemiyor muydu?
    Efendiler, yabancıların teklifine ve onu gerçekleştirmeye kalkışan hükûmetin istek ve emrine, milletçe de Kuva-yı Milliyece de boyun eğilmeyeceği şüphesizdi.

    MİLLİ BİR KABİNE KURULMASININ İMKANSIZLIĞI



    Saygıdeğer Efendiler, Rauf Bey, 19 Şubat 1920 tarihli bir şifre ile, hükûmet ve Meclis hakkında üzerinde durup düşünülmeye değer bilgiler veriyordu. Bu bilgileri özetleyeyim :
    "Şubatın on dokuzuncu günü, Sadrazam, Dahiliye Nâzırı, Bahriye Nâzırı Felâh-ı Vatan Grubu'nun toplantısına gitmişler. Sadrazam, Kuva-yı Milliye'nin ikinci bir hükumet şeklinde görünmemesi, hükumet işlerine karışmaması ve Maraş taraflarındaki çatışmaların daha ilerilere götürülmeyerek durdurulmasını, düzen ve güvenliğin sağlanması gereğini siyasî bakımdan yararlı gördüğünü söylemiş miş, Ziya Paşa' nın vali ve Ahmet Fevzi Paşa'nın da kolordu komutanı olarak Ankara'ya gönderileceğini bildirmiş. Dahiliye Nazırı da serbestçe iş görmesine karışılmamasını istemiş. Polis Müdürü ile Jandarma Komutanı'nın değiştirilmesine güçlerinin yetmediğini anlatmış. Eskiden beri dostu olan Keşfî Bey'in dürüstlüğünden ve onu Bursa'ya vali, Faik Ali Bey'i de müsteşar yaptığından bahsetmiş. Salih Paşa da, Maraş ve dolaylarında boşaltılan yerlere, hükumetçe el koymayı siyasî bakımdan müınkün görmemiş, Fransiz basınını aleyhimize çevirir, demiş. Padişah, hükumete, Meclis'ten çok hâkim imiş. Meclis'in ruh haline göre, bu hükumeti düşürmek ve yerine gerekli şartları taşıyan millî bir kabineyi getirmek mümkün değilmiş" (Belge : 236)
    Bu bilgileri, Anadolu ve Rumeli'de bulunan tekmil komutanlara bildirirken, şunu da ekledik :
    Hey'et-i Temsiliye, işgal ve çeşitli yabancı etkilerin baskısı altında bulunan İstanbul'da, daha millî ve fedakâr bir hükumetin. işbaşına getirilmesindeki güçlükleri takdir ettiğinden, Sadrazam Paşa'nın bilinen bildirisine karşılık, 17 Şubat 1920 tarihindeki genelgeyle görüşünü bütün teşkilâtına duyurmuştu. Millî birliği bozma düşüncesi ile yapılacak her teşebbüs ve saldırıyı, akıllıca davranışlarla başarısızlığa uğratmak şarttır. Milli dâ,vâ,ya uygun bir barış yapılmadıkça, Kuva-yı Milliye'nin faaliyetine son vermesinin mümkün olamayacağı hususunda ilgililerin yeniden dikkati çekilmekle birlikte, millî birlik ve dayanışmayı güçlendirme ve devam ettirme konusunda, her zamankinden daha ileri görüşlü ve uyanık bulunulmasını özellikle rica eder ve bekleriz (Belge : 237).
    Rauf Bey'e de cevap olarak şunu yazdım :
    Harbiye Nezareti Başyaver Salih Bey'e 21.2.1920
    Rauf Bey'e
    İlgi : 19.2.1920 tarihli şifre :
    Felâh-ı Vatan Grubu'nun Sadrazam Paşa ve arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalardan genellikle anlaşıldığına göre, bugünkü hükûmetin Millî Meclis'ten aldığı güven oyuna dayanarak, Kuva-yı Milliye'nin memleketteki nüfuz ve etkisini yok etmeye çalıştığı açıkça görülüyor. Millî Mücadele'ye karşı tutumundan dolayı azledilen Faik Ali Bey'i müsteşarlığa, Ferit Paşa ve Ali Kemal ile birlikte çalışan Müsteşar Keşfî Bey'i, Bursa valiliğine atanması ve daha önce memuriyetleri milletçe kabul edilmeyen Ahmet Fevzi Paşa ile Ziya Paşa'yı da Ankara'ya göndermek hususunda ısrar etmesi, açıktan açığa Kuva-yı Milliye aleyhine hareket edildiğinin kesin bir belirtisidir. Hükûmetle milletin tam bir birlik içinde çalışarak tespit edilen ilkeler çerçevesinde millî dâvâya uygun bir barış yapılması gereğini her zamandan daha çok takdir etmekte olduğundan, hükûmet işlerine karşı her türlü muhalefetten ve güçlük çıkarmaktan kaçınmayı bir vatan görevi sayıyoruz. Her şey bitmiş, millî gayeye ulaşılmış değildir. Arada pek korkunç ihtimaller vardır. Geleceğin sonsuz bilinmezlikleri içinde, Kuva-yı Milliye'nin kurtarıcı çalışmalarına değer verip vermediğinin hükûmetten sorulması gerekir. Bize gelince : Tarihin bu memlekette şimdiye kadar yaratmadığı bu millî birlik ve dayanışmayı bozmaya yeltenen her hareketi bir vatan hainliği sayarak ona göre gerekli tedbirleri almaktan çekinmeceğiz. Bu mecburiyet ve zaruretlerin hükûmet üyelerince bilinmesi pek yararlı olacaktır. Hükûmet ile aramızdaki uyum ve birliğin korunması, ancak bugünkü durumun devam ettirilmesiyle mümkün olabilir. Gereksiz atama ve görevden almaların yapılması ve özellikle Millî Mücadele'ye karşı geldikleri için görevden alınmış olan memurlar üzerinde ısrar edilmesi, Kuva-yı Milliye aleyhinde bir düşmanlık sayılacağından, bu gibilerin memuriyetlerine göz yumulmayacaktır. Hele Ahmet Fevzi Paşa ile Ziya Paşa'nın, gönderildikleri takdirde hemen geri çevrilmelerinin bir oldubitti sayılması gerekir.
    Bugünkü durumun ağırlığını kavramış olan Millî Meclis'teki arkadaşların bile, böyle anormal olaylar karşısında susmayı tercih etmesi, her taraftan kışkırtılan ve teşvik gören hükûmeti cesaretlendireceğinden, gayeye bağlı arkadaşlann bu konuda da kesin ve açık bir tavır takınmalan gerekmektedir. Hükûmetin Meclis'e hâkim olması, denetleme görevini güçleştireceğinden, böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde, vatanın kurtuluşu için yerinde kararlann alınamayacağı ve sonunda millî gayenin gerçekleşemeyeceği· şüphesizdir. Bütün milletçe benimsenen ve kutsal sayılan Kuva-yı Milliye gayelerinin, Meclis'çe de benimsenip gerçekleştirilmesinin sağlanması ve hükûmet işlerinin bu gayeler açısından denetlenmesi konusunda, vatanseverlik görevinin sonuna kadar esirgemeden yerine getirilmesini önemle rica ederiz.
    Hey'et-i Temsil'iye adına Mustafa Kemal
    R a u f B e y'in bir başka yazısına verdiğimiz karşılığı da arz edeyim :
    Şifre 21.2.1920
    Harbiye Nezareti Başyaveri Salih Bey'e
    Rauf Bey'e:
    İlgi : 20.2.1920 tarihli şifre :
    Hükümetin Millî Meclis'teki gruba karşı gözdağı verici bir tavır takınmasının, grubun, dayanışma halinde bir siyasî güç olarak gelişip varlığını gösterememesinden ileri geldiği açıkça anlaşılmaktadır. Her şeyden önce, grubun bu bakımdan bilinçli bir denetim gücü haline getirilmesi gerektiği belli oluyor. Hükumetin sonradan gönül almak maksadıyla sizleri davet etmesi, bugünkü güçsüzlüğünü anlamasından ve gi.iç kazanıncaya kadar oyalayıp vakit kazanmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Hükumete karşı kesin bir durum alma zamanı gelmiştir. Sadrazama ve Dahiliye I&127;Iâzın'na açıkça söylemek gerekir ki, Kuva-yı Milliye, sonuç alınıncaya kadar çalışmalannı sürdürecektir.
    Memleketi işgal eden ve milletimizi tam bir kölelik derecesine düşürmek isteyen düşmanlarımız, Kuva-yı Milliye'nin faaliyetini istememekte kendilerini haklı bulabilirler. Fakat, devlet ve milletin kurtarılmasına çalışan bir millî kuvvete, kendi hükumetimiz tarafından hücum ve saldınya geçilmesi görülmemiş bir şeydir.
    İtilâf Devletleri'nin, İstanbul'un Osmanlı hâkimiyetinde bırakılması ile ilgili görüşü ne kadar sevinçle karşılanmış ise, İzmir ve Adana cephelerinde savaştan vazgeçilmesi konusundaki istekleri de o kadar hayretle karşılanmıştır. Harbiye Nâzırı'na, İzmir ve Adana`nın da Osmanlılar'ın elinde kalması sağlanıncaya kadar silâhların bırakılamayacağı, Ermenilere karşı bizim tarafımızdan bir saldınnın yapılmadığı, Fransızlar tarafından silâhlandınlan ve kışkırtılan Ermenilerle aramızda bazı olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun Ermeni milliyetçilerine ve onları kışkırtanlara ait olacağı bildirilmiştir.
    Hükümetin, Maraş ve Urfa'dan ileriye geçilmemesi yolundaki teklifine karşı, millete güven vermek ve Kuva-yı Milliye'yi durdurabilmek için, Fransızların Adanayı derhal boşaltmaya başlamaları istenmelidir, Aksi takdirde, Kuva-yı Milliye'yi, memleketi kurtarma mücadelesinden alıkoymanın mümkün olamayacağını, bu ateşin Halep ve Suriye'ye sıçramak üzere bulunduğunu; Fransızlann, Adana ve dolaylarının boşaltılmasında ne kadar çabuk davranırlarsa, o kadar karlı çıkacaklarını kendilerine açıkça anlatmalıdır. Anadolu basınının kullandığı sert dilin hafifletilmesi, İtilâf Devletleri'nin zulüm ve saldırılarına son vermeleriyle mümkündü. Bunca haksızlıklara, zulümlere, hattâ katliamlara karşı feryat eden suçsuz bir milleti susturmak zulmünü bizden istemelidir. Aslında, dünyanın her yerinde basın, bu türlü sıkı kayıtlardan kurtulmuş olup hür ve serbesttir. Akbaş cephesinden bir kısmının İngilizlere geri verilmesi için hiçbir yardımda bulunmamanızı isterdik. Boş bir fişek kovanının bile İngilizlere geri verilmemesi daha yerinde olur, düşüncesindeyiz.
    Hükumet, İtilâf Devletleri'ne karşı böyle sahte yaranma hareketlerinde bulunarak merhamet uyandırmayı başarabileceği ve iki yüzlü davranışların, barış şartlarının değişmesini etkileyeceği zannını besliyorsa, kendilerinin gafletine acırız. Kısacası, barışımızın söz konusu olduğu şu çetin günlerde, Kuva-yı Milliye'yi zayıf gösterecek her hareketin, milletimizin kaderi üzerinde uğursuz bir etki yapacağı şüphesiz olduğundan, Meclis'teki arkadaşlara düşen denetleme görevinin her türlü fedakârlığa katlanarak yerine getirilmesini özellikle rica ederiz.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal


    KUVAYI MİLLİYE'NİN MÜCADELEYE DEVAMI KONUSUNDA KAMUOYUNU YOKLANMASI



    Efendiler, bugünlerde duyulan ihtiyaç üzerine Rauf Bey'e, aynı tarihte şu telgrafı da yazdım. Bu ihtiyaç, Hey'et-i Temsiliye'nin ve Kuva-yı Milliye'nin mücadeleye devamı konusunda kamuoyunu yoklamaktı. Rauf Bey'e yazdığım bu telgrafı, Erzurum'daki Kâzım Karabekir Paşa'ya da çektirmiştim.
    Çok ivedi ve günlüdür. 21.2.I920
    Rauf Bey'e özel :
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin durumunu değiştirmeye yetkili olacak kongrenin toplanması, tüzüğünün sonuncu maddesi gereğince, Meclis-i Meb'usan'ın yasama görevini tam bir güvenlik ve serbestlik içinde yerine getirdiğinin Meclis'çe açıklanmasına bağlıdır. Hey'et-i Temsiliye'nin genel teşkilâtının başında, barış yapılıncaya kadar eski şeklini koıuması gereği, bütün arkadaşlarımızın onayı ve ısrarı üzerine kabul edilıniştir. Oysa, hükûmet tarafından âdeta teşvik edilen muhalif gazetelerin hücumlan, Ayân Meclisi'nin açık saldırıları, hükûmetin tutum ve işleri ve özellikle Sadrazam Paşa'nın bildirisi, Meclis-i Meb'usan'da Kuva-yı Milliye'nin kanun dışı olduğunu alkışlattıran nutuklar, kamuoyunu millî teşkilât aleyhine çevirmekte ve Hey'et-i Temsiliye'mizi güç bir duruma sokmaktadır.
    Bir yandan Padişah'ın isteğine uyarak Zeynelabidin, Hoca Sabri, Sait Molla gibi kimselerin, sırf Kuvayı Milliye'yi yok etme maksadıyla her tarafta kurmaya çalıştıkları Teâlî-i İslâm Cemiyeti adı altındaki kuruluşlar, milli teşkilâta doğrudan doğruya saldırılara başlamışlardır. Söz gelişi, Niğde ve Nevşehir'de, bu ayın on dokuzuncu günü, "Meclis-i Meb'usan açıldı. Millî teşkilatı padişahımız istemiyor" gibi sözlerle, halkı açık toplantı ve gösterilere sürüklemişlerdir. Bu durum Sadrazam Paşa'nın bildirisini alan bazı memurlar tarafından da teşvik edilmiştir. Bu olayın Konya'ya ve daha başka yerlere de yayılması uzak bir ihtimal değildir. Bu bakımdan :
    1- Hükumetin, Kuva-yı Milliye'nin devamına taraftar olup olmadığını kesin olarak bildirmesini kendisinden istemek gerekir.
    2 - Felâh-ı Vatan Grubu'nun, söz konusu edilen tam bir güvenlik ve serbestliğe sahip olduğunu, bu bakımdan, Kuva-yı Milliye'yi dağıtınak lüzumuna inanıp inanmadığını bildirmesi gerekir. Eğer bu kuwetin devamına lüzum görüyorsa, ona göre hükûmetin dikkatini çekmekle birlikte, bunu, Meclis'te de gerektiği şekilde savıuı naiıdır. Bu konunun, grupça görüşülmesi ve tartışılması düşüncesindeyiz.
    3 - Vatanın çıkarlan açısından, millî teşkilâtın ve Kuva-yı Milliye'nin ortadan kaldınlması tercih edildiği takdirde, İzmir, Maraş ve öteki cephelerde bulunan düşman kuwetlerine karşı da hükûmetçe gerekli tedbirlerin alınmasını sağlama bağlamak söz konusudur.
    Yukarıda arzedilen düşüncelerin büyük bir önem ve ciddiyetle dikkate alınıp gereğinin yerine getirilmesini, bizi şahsen de güç durumdan kurtarmak için, sonucun bir an önce bildirilmesini rica ederiz. İstanbul'daki bazı arkadaşların, bunca emeklerle meydana getirilmiş olan millî birliğe ve Kuva-yı Milliye'ye vurulan darbelere karşı kesin tedbir alma konusunda, sonuna kadar gayret ve ciddiyet göstermekten çok, dışarıdaki uzak kuvvetlerden büyük ümitlere kapılarak teselli buldukları zannı uyanıyor. Biz, elimizdeki kuweti iyi koruyamadığımız takdirde, dış kuvvetlerin de bize değer vermeyeceklerini hatırlatmak isteriz.
    Hey'et-i Teınsiliye adına Mustafa Kemal
    Kâzım Karabekir Paşa, bu telgrafa verdiği 23 Şubat 1920 tarihli cevabında, İstanbul'da Meclis-i MiIlî'de beliren akıma karşı, Hey'et-i Temsiliye'nin ve Kuva'yı Milliye'nin ters ve hükmedici bir tavır almasını hiç de uygun bulmuyorum. Yalnız, Hey'et-i Temsiliye'nin bu işin içinden vekarla çekilmesini, işin sorumluluğunu ve durumun takdirini , Meclis-i M:llî'nin namusuna ve vatanseverliğine bırakmayı sürdürmelerine "Kuva-yı Milliye'nin ve Hey'et-i Temsiliye'nin varlığını sürdürmelerine Meclis-i Millî taraftar olmazsa... Kongrelerin aldığı kararlar gereğince, tam bir güvenlik içinde yasama ve denetleme yetkisine sahip ve hâkim olduğundan, Hey'et-i Temsiliye, kararların uygulanmasını Meclis-i Millî' ye bırakarak dağılır, faaliyetine son verdiğini yazar ve bir de teşekkür eder"."Fakat, Meclis-i Millî'nin, böyle bir sorumluluğu yüklenerek, durumunun ve geleceğinin güvenilir olduğu yolunda bir karar alarak bunu duyuracağı pek şüphelidir. Rauf Beyefendi bu teklifi yapar ve bu kararları aldırır da, Hey'et-i Temsiliye'nin işbaşından çekilmesi gereğini bildirirse, o zaman Hey'et-i Temsiliye bunu isteyerek kabul eder. Basına ve millete ilân ederek faaliyetten uzaklaşır. Şerefli ve onurlu yerini de meşru bir şekilde korumuş olur. Şüphesiz ki, bir yıldan beri milletin ısrarı ile kurulmuş olan Aydın cephesi, ne dağılıp kendi kaderini Yunanlıların eline teslim eder ve ne de hükûmet bunları dağıtabilir. O mücahitler kendiliklerinden ve eskiden olduğu gibi savaşa devam ederler. Fakat, bu durum o cepheye bağlı kalır ve kolordu komutanları kendi bölgelerinde bunu durum ve maksada göre iyi bir şekilde yürütürler. Ondan sonra da gelecekteki durum ve faaliyetlerimizde olayların akışına ayak uydurulur... İşte benim âciz görüşümün bundan ibaret olduğu arzedilir diyor (Belge : 238).



    OLAYLARIN AKIŞINA AYAK UYDURAMAZDIK



    Efendiler, İstanbul'un fiilî olarak işgalinden aşağı yukarı yirmi gün önce ortaya konulan bu görüş ve düşünce incelenmeye değer. Ben yalnız bir noktaya işaret etmekle yetineceğim. O nokta, olayların akışına ayak uydurma şeklinde bir kaderciliği benimsemektir. Biz elbette, işi böylesine bir kaderciliğe bırakamazdık. Aksine, olayların akışının ne olabileceğini önceden kestirip tesbit ederek, karşı tedbirleri düşünmek ve ânında, bir kararsızlığa düşmeden uygulamak taraftarı idik. İşte bundan dolayıdır ki, daha öncesinden kamuoyunu yoklamaya başlamıştık.
    Efendiler, Milletvekili Mazhar Müfit Bey'in bir mektubuna verdiğim diğim cevabı olduğu gibi bilginize sunarsam, Kâzım Karabekir Paşa'nın ş a'nın görüşlerine verilmesi gereken cevap da kendiliğinden anlaşılmış olur. Mazhar Müfit Bey'in mektubunda yazdıklarını tekrar etmeyeceğim ceğim. Onu gerekirse kendileri yayınlarlar. Benim verdiğim cevap şuydu :
    Ankara, 25/26.2.1920
    Hakkâri Milletvekili Mazhar Müfit Beyefendi'ye
    Efendim Hazretleri,
    14.2.I920 tarihli uzun mektubunuzu ancak dün aldım ve yarınki postaya yetiştirmek üzere cevabını şimdi yazıyorum. Yüce Meclis-i Millî'nin ve Felâh-ı Vatan adıru taşıyan grubun, gerçek durumlarını tasvir eden değerli ifadeleriniz, bende üzüntü yarattı. Açıklama ve tasvirlerinizle gözümün önünde beliren manzara elem vericidir. Zavallı millet; hayatını, varlığını, kaderini savunmak, korumak ve güven altına almakla yükümlü bildiği sayın milletvekillerini, gerçek millî ve vatanî görevlerini daha ilk anda ve ilk adımda unutmuş görüyor. Batılıların ve bütün düşman dediğimiz milletlerin, Türklerde kabiliyet olmadığı gerekçesiyle, Türkiye' de, her şeyin, bizim için olumsuz olan şeyin yapılmasına göz yumdukları bilinirken ve her birimiz, ayrı ayn bu zannın yanlışlığını ispata kararlı olduğumuzu iddia ederken, çıkar duygularımız, basit bencilliklerimiz bize her şeyi unutturabilir. Önce gelen milletvekilleri şöyle yapacakmış, sonra gelen milletvekilleri böyle tavır almış, Hey'et-i Temsiliye şunu kendinden saymış, bunu bayağı görmüş... Bunları söyleyenler, koca Türk milletinin sayın milletvekilleri, öyle mi? Bu ruh hali, böyle bir ahlâkî davranış karşısında hayret ve şaşkınlıktan donakalırım. Yeni grup veya parti teşkilâtından söz ediliyor. Azizim Mazhar Müfit Bey açıkladığınız zihniyet ve yaratılışların kuracakları gruptan da, partiden de, ben memleketi kurtarıcı sağlam bir tavır alınabileceğine hükmedemiyorum. Ben de Hey'et-i Temsiliye adı altında fedakârca görev yapan arkadaşlar, bu vatanın kur tuluşu ve milletin huzuru için ölünceye kadar çalışmak isterken, sayın milletvekilleri tutum ve tavırlarıyla ve gaflet uçurumuna yuvarlanmalarıyla, anlıyorum ki, buna bile müsaade etmeyeceklerdir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin teşkilâtına ve bu teşkilâtın meydana getirdiği Kuva-yı Milliye'ye dayanma gereği kalmadığını, çocukça ve gafilce davranış ve hareketleriyle belli eden Meclis-i Meb'usan'ın ve Felâh-ı Vatan Grubu'nun, bu konudaki kesin kararının öğrenilmesini ve tarafımıza bildirilmesini Rauf Bey'e yazdık. Bu kararın, bir an önce alınabilmesi için sizin de yardımınızı rica ederiz. Bu kararı verirken, sayın milletvekillerinin, toplantı yeri olan İstanbul'da, kırk bin Fransız, otuz beş bin İngiliz, iki bin Yunan ve dört bin İtalyan kara kuvvetlerinin yığınak yaptığını ve İngiliz Akdeniz donanmasının da Fındıklı sarayına karşı demir atmış olduğunu gözönünde bulundurmaları gerektiğini hatırlatırım. (Mustafa Kemal)



  4. #23
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    AKBAŞ CEPHANELİĞİ VE KÖPRÜLÜ HAMDİ BEY



    Efendiler, Rauf Bey'e yazdığımız son şifrede, Akbaş Cephaneliğindeki cephanenin bir kısmının İngilizlere verilmesine yardım ettikleri yolunda bir eleştiri vardı. Bu meseleyi biraz açıklayayım. Rumeli sahilinde, Gelibolu yakınlarında, Akbaş denilen yerde, bir cephane deposu vardı. Orada Fransızların eli altında bo1 miktarda silâh ve cephane bulunuyordu. Hükûmet, İtilâf Devletleri'ne tamamiyle boyun eğmiş göriinmeyi yararlarına uygun saydığından, sözünü ettiğim cephanelikteki silâh ve cephanenin bir kısmını İtilâf Devletleri'ne vermeyi vaadetmiş. Onlar da Wrangel ordusuna göndereceklermiş. Rusya'ya nakli için bir Rus vapuru da Gelibolu'ya gelmiş. Hükûmet daha önce, İstanbul'daki teşkilât başkanlarımızın izin ve yardımlarını da sağlamış...
    Halbuki, Efendiler, Köprülü Hamdi Bey adında kahraman bir arkadaşımız, Kuva-yı Milliye'den bir müfreze ile, 26/27 Ocak ("6) 1920 gecesi, sallarla Rumeli sahiline geçti. Akbaş cephaneliklerini ele geçirdi. Depo bekçileri olan Fransızları tutukladı ve haberleşme hatlarını kesti. Silâhların hepsini cephanenin bir kısmını ve muhafız Fransız askerlerini de göz altında Lapseki'ye nakletti. Silâhları ve cephaneyi Anadolu'ya göderdikten sonra, Fransız erlerini iade etti. Akbaş deposunda sekiz bin Rus tüfeği, kırk Rus makineli tüfeği, yirmi bin sandık cephane bulunduğu tahmin ediliyordu (Belge : 2.39).
    Bu olay üzerine, İngilizler, Bandırma'ya iki yüz kişilik bir kuvvet çıkardılar. İtilâf kuwetlerinin, millî savaş bölgelerinin gerilerinde İtilâf Devletleri askerlerinin de bulundukları yerlerdeki depolarda bulunan silâhların ve cephanenin başka yere nakli, kullanılamaz duruma getirilmeleri veya bu gibi yerlerin işgal edilmeleri ihtimaline karşı, komutanlara verdiğimiz emirde, bazı tedbirler tavsiye etmekle birlikte, bütün komutanların büyük bir kararlılık ve kesinlikle hareket etmeleri gereğini bildirdik (Belge : 240).




    ANZAVUR'UN MİLLİ CEPHELERİMİZİARKADAN VURMA TEŞEBBÜSÜ



    Efendiler, hemen aynı günlerde, Anzavur, Balıkesir ve Biga dolaylarında, oldukça önemli ve tehlikeli durumlar yaratmayı başarmıştı. Balıkesir'de, millî cephelerimizi arkadan vurmak istiyordu. Başına bir yığın adam toplamıştı. Karşısına gönderilen millî kuwetlerle, Biga'da kanlı bir çarpışma yapıldı. Anzavur galip geldi. Kuwetlerimizi dağıttı. Toplarımızı ve makineli tüfeklerimizi ele geçirdi. Erlerimizi ve subaylarımızı esir ve şehit etti. Akbaş kahramanı Hamdi Bey de bu şehitler arasındaydı. Bundan sonra, Ahmet Anzavur, kendi adına verdiği Ahmediye Cemiyeti adı altında alçaklıklarını gittikçe artırdı.
    Efendiler, 3 Mart 1920 tarihinde, içinde fevkalâde önemli haberler bulunan bir şifre aldım. Bu şifre, İstanbul'dan İsmet Paşa 'dan geliyordu. Ben Ankara'ya geldikten sonra, İsmet Paşa, Ankara'ya yanıma gelmişti. Birlikte çalışıyorduk. Fakat Cemal Paşa'dan sonra Harbiye Nâzırlığı'na Fevzi Paşa Hazretleri geldi. Paşa Hazretleri'nin özel istekleri üzerine ve çok önemli bir iş için İsmet Paşa'yı bu tarihten birkaç gün önce İstanbul'a göndermiştim.
    Önemli saydığımız nokta şuydu : Yunanlılar taarruza hazırlanıyorlardı. Buna kargı, akla yakın olan tedbir, bütün kuwetleri seferber ederek düzenli bir savaşa girmekti. Özellikle Fevzi Paşa Hazretleri, bu gerek ve zarureti takdir etmekteydi.
    İşte, bu hazırlığı yapmak üzere İsmet Paşa'nın İstanbul'da bulunması ve hatta Genelkurmay Başkanlığı'na resmen tayin edilerek işe başlaması çok yararlı olacaktı. Bu maksarla İstanbul'a gitmesini gerekli bulmuştum. İsmet Paşa'nın telgrafı şudur :
    Harbfye Nezareti 3.3.1920
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
    Alınan bilgilere göre, İstanbul'da bir dernek kurulmuş ve İngilizlerle birlikte kararlar almış. Hükûmetin düşüri.ilmesi ve malûm bir hükûmetin kurulması, Meclis'in dagıtılması, İzmir ve Adana,nın işgalteri için Kuva-yı Milliye'nin ortadan kaldırılması, dünya barış ve güvenliğini sa&127;laıTıak üzere İstanbul'da Müslümanlararası bir Hilâfet Şurası'nın toplanması ve bcılşevikler aleyhine fetva çıkarılması bu kararlar arasırıdaymış. Nâzır Paşa, bu derrıegırı çalışmalarına önenı veriyor. Anadvlu'daki Anzavur hareketi bu kararlara baglı oldugıı gibi, ingilizlerin hüküınete çok fazla baskı yapmaları da aynı sebeptendir. Bilgi olarak arz etmekliğimi istediler (İsmet). (Harbiye Nezareti Başyaveri Binbaşı Salih)



    ALİ RIZA PAŞA KABİNESİ'NİN İSTİFASI



    Efendiler, yüksek şahıslarınızca bilinmektedir ki, İngiliz temsilcisi, Yunanlılar da dahil olmak üzere bütün İtilâf kuwetlerine karşı mücadelenin durdurulmasını hükumete teklif etmişti. Bu teklifin gereği yerine getirilirse, İstanbul'u Osmanlı Devleti'ne bırakacakları yolunda yaldızlı bir vaatte de bulunmuşlardı. Fakat İstanbul'da bu teklif yapılırken, Şubat'ın 18,19 ve 20' nci günlerinde, Yunanlıların İzmir'e yeni kuvvet, taşıt araçları, çok miktarda cephane getidiğini ve bunları cephelere götüererek yeni bir taarruza hazırlandığını bilıyorduk. Bu bilgilerimizi, hükumetin işlerine karışmayınız yaygarasına kulak asmadan İstanbul Hükumeti'ne de ulaştırarak dikkatini çekmekten geri kalmadık.
    Yunanlılar, bu şekilde taarruza hazırlanırken, Ali Rıza Paşa Kabinesi başka bir teklif karşısında kalıyor.
    "Yunanlılar karşısında bulunan Kuva-yı Milliye'yi üç kilometre geri aldırmak!.."
    Ali Rıza Paşa Kabinesi'nin buna gücünün yetmeyeceği belliydi. Fakat, maksat onun düşürülmesiydi. Sadrazam, ister istemez bu teklifin yerine getirilemeyeceğini bildirmiş.
    3 Mart 1920 günü Yunanlılar taarruza geçtiler. Gölcük yaylasıyla Bozdoğan'ı işgal ettiler.
    İşte bu olay üzerine, Ali Rıza Paşa'nın, düşünebildiği tek çare, makamında daha fazia kalmaktan vazgeçerek, hemen istifa edip bu sorumlu işten yakayı sıyırmak olmuştur. Çünkü, Millî Mücadele'yi durdur ma konusunda yapılan teklifi yerine getirmeye çalışmış fakat başaramamış olan Ali Rıza Paşa'nın, bu defaki teklifi de yerine getireceğim diye söz verip de başaramadığı takdirde, İtilâf Devletleri'nce de sorumlu tutulması ihtimali de hatıra gelmez miydi?
    Harbiye Nazırı Cemal Paşa, Başkomutan Mr.George Milne'in emirlerini uygulatamadığı için sonunda kabineden uzaklaştırılmak durumuna düşürülmemiş miydi? Aynı işlemin Ali Rıza Paşa'ya da uygulanmasına kalkışıldığı takdirde, kendisini Padişah'ın koruyabileceğine güvenebilir miydi? Böyle bir durum karşısında, millî davanın belirdiği tek yer olduğu söylediği İstanbul'daki Meclis-i Millî'ye güvenebilecek miydi? Millî irade adına konuşmaya ve isteklerde bulunmaya artık gerek ve imkân kalmadığını söyleyerek cezalandıracağım diye gözdagı verdigi Hey et-i Temsiliye'ye dayanmaya tenezzül etmeli miydi? O halde kendisi için istifadan başka çıkar bir yol olamazdı. İşte o da öyle yapmıştır (Belge : 241). Ali Rıza Paşa, hükümete ilk saldırı yapıldığında, çekilmesi gerektiği yolundaki uyarılarımızı kabul etmedi. Yerinde kalmakla vatana yararlı olacağını söyledi. Meclis-i Meb'usan da bu cahilce düşünceyi yerinde görerek onu makamında tuttu. Acaba yerine getirilmesi söz konusu olan görev, Yunanlıların taarruz hazırlıklarını tamamlayarak vatanın kutsal topraklarından bir kısmını daha çiğnemek ve aziz vatandaşlardan bir kısmını daha süngüler altında inletmek için, muhtaç olduğu fırsatı ona bahşetmek miydi?


    PADİŞAH, İŞİN GİDİŞ DURUMUNA GÖRE BİRİSİNİ SADRAZAMLIĞA SEÇECEĞİM DİYOR



    R a u f ve K a r a V a s ı f B e y l e r, 3 Mart 1920 tarihli şifrelerle, bu istifa haberini verirlerken Felâh-ı Vatan Grubu başkanının ve Meclis başkan vekillerinin saraya gönderildiğini de bildiriyorlardı. Bu başkanlar, Padişah'ın huzuruna kabul olunmamişlar. Başkâtip ve Başmâbeyinci ile görüşmeleri irade buyurulmuş. Grup başkanı, millî teşkilât'ın Padişah'a bağlılığını bildirmiş. Sözü hükûmetin çekilmesine getirmiş. Padişah, Başkâtip aracılığı ile şu iradeyi bildirmiş : Bütün milletvekillerine selâm. İşlerin gidiş ve durumundaki ağırlığı ben de onlar kadar biliyorum. Gidişatın ve durumun gereğine göre birisini sadrazamlığa seçeceğim. Onun yetkisine el uzatarak arkadaşlarını seçmesine karışamam. Ancak, ona çoğunluk grubuyla anlaşmasını tavsiye edeceğim.


    BENİ HÜKÜMET İŞLERİNE KARIŞMAKTAN MENETMEK İSTEYENLER BENDEN ETKİLİ TEDBİRLER BEKLİYOR



    Başkanlar hey'eti teşekkür edip ayrılmışlar (Belge: 242). Verilmekte olan bilgiler arasında şunlar da vardı: "Milletvekilleri, telâştalar. Fakat istenildiği şekilde bir kabine kurulacağına güveniyorlar. Yabancıların, Hürriyet ve İtilâfçıların ve Nigehbancılar'ın, düzenledikleri gericilik hareketlerinde başarılı olabilmeleri için, Ferit Paşa'yı veya yakınlarından birini iktidar mevkiine getirmeleri de muhtemeldir. Meclis'i elbette dağıtacaklardır. Padişah katında etkili olacak tedbirlerin, oradan alınması... arz olunur."
    Efendiler, garip değil midir ki, bugün bu maruzatta bulunanlar, daha birkaç hafta önce "Meclis resmen açılmış olduğuna göre, bundan sonraki emirlerinizin bize bildirilmesini ve görüşlerinizin her makamın önünde gerektiği gibi savunulacağına güven buyurulmasını" diyen kimselerdir. Birkaç hafta önce, İstanbul Hükûmeti ile birlik olarak, beni hükûmet işlerine karışmaktan menetmek isteyen kimseler, bu gün, İstanbul'da hiçbir şey yapmaya güçleri yetmadiğini itiraf ederek, buradan, Hey'et-i Temsiliye'den etkili tedbirler bekliyorlar.
    Biz bu isteği de yerine getireceğiz. Fakat bu kimselerin istekleri olduğu için değil, bunu vatanın çıkarları emrettiği için...
    Efendiler, 3 Mart ve 3/4 Mart gecesi, İstanbul'la haberleşme ve oradaki durumu anlamakla geçti. 4 Mart günü, gerek İ s m e t P a ş a'dan ve gerek diğer kimselerden aldığım bilgiler üzerine, durumu bir genelge ile bütün ordulara, teşkilât merkezlerimize ve millete bildirdim (Belge : 243, 244). Meclis-i Meb'usan Başkanlığı'na da şunu yazdım :
    Meclis-i Meb'usan Başkan Vekilliği Yüksek Katına, Ankara, 4.3.1920
    İtilâf Devletleri'nin durmadan işlerimize karışmaları karşısında, Ali Rıza Paşa Kabinesi'nin, nihayet Meclis huzurunda istifasını verdiği üzüntüyle haber alınmıştır. Aydın cephesinde, kutsal vatanı ele geçirmeye çalışan düşmanla Kuva-yı Milliye çarpışmakta ve her karış toprağına, sadık ve fedakâr evlâtlarının şehit olmuş vücutlarını gömmektedir. Hiçbir güç, hiçbir yetki, milletimizi tarihin emrettiği bu görevden alıkoyamayacaktır. Vatan ve milletimizin istiklâli korumak için her Fedakârlıga hazır bulunan milletimizin, kutsal heyecanını ancak milletin tam olarak güvenini kazanmış bir hükûmetin işbaşına getirilmesi yatıştırabilir. Bütün millet, bu tarihî günlerde, millî iradesinin mutlak vekilliğini üzerine almış bulunan mitletvekillerinin kararlarını sabırsızlıkla beklemektedir. Vatana ve tarihe karşı, üzerinize aldığınız büyük sorumluluğu ve bütün dünyanın kürsülerinize çevrilmiş olan dikkatli bakışlarını düşünerek, milletin azim ve fedakârlığına yaraşır kararlar alınacağına güvendiğimizi ve vatan uğruna yaptığınız çalışmalarda bütün milletin yanınızda ve yardımınızda olduğunu arz ederiz.
    Hey'et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal
    Padişah'a da şu telgrafı çektim Efendiler :
    Padişah Hazretleri'nin Yüce Eşiğine Ankara, 4.3.1920
    İtilâf Devletleri'nin istiklâl ve haysiyeti ayak altına alıcı saldırılarına ve Ateşkes Anlaşması hükümlerine aykırı müdahale ve hareketlerine daha fazla da dayanamayan Kabine'nin istifası ile yeniden yüce devletlerinde bir hükûmet bunalımının ortaya çıkması, kamuoyunda derin bir heyecan yaratmıştır. Yüce saltanat ve hilafet makamları etrafında düşünce ve ülkû birligi ederek, yüksek istiklal ve dokunulmazığımız ve yüce Osmanlı Devleti'nin ülke bütünlüğü için son fedakarlığı göze almış olan bütün vatandaşlannız, düşmanlar tarafından idare edilen bazı bozgunculuk ve ihtilâl tertiplerinden dolayı, zaten kederli ve endişeli bir durumda, hükümet bunalımının bir an önce sona ermesini ve millî emelleri gerektiği gibi gerçekleştirebilecek değerli bir hükûmetin kurulmasını beklemektedir. Meclis-i Millî'nin çoğunluk grubunda yoğunlaşan millî gaye ve eğilimlerin yüce katınızda da destekleneceğine, bütün vatandaşlarınız gibi, Hey'etimiz de emindir. Ancak, içten ve dıştan gelen bin türlü ihtirasın kaynayıp köpürmesiyle, dirlik ve huzuru tehdit altında bulunan memleketimizin, millî vicdana güven veremeyecek bir kabine başkanına bir dakika bile katlanamayacağını ve Tanrı korusun, böyle bir durum ortaya çıkarsa, Osmanlı Devleti'nin tarihinde benzeri görülmemiş fecî olaylara yol açacağını, Padişah Efendimiz Hazretleri'nin yüce eşiğine arz etmeyi vatan borcu sayarız. Ferman Padişah'ımızındır.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
    Hukuk Cemiyeti Hey'et-i
    Temsiliyesi
    adına
    Mustafa Kemal
    Bu telgrafın birer suretini bilgi için Meclis-i Meb'usan Başkanlığı'na ve kolordu komutanlarına vermekle birlikte, bunun bir kopyasını çıkararak, İstanbul gazetelerine ve Basın Cemiyeti'ne vermesini de İstanbul telgrafhanesine emrettik. Bundan ba$ka Efendiler, komutanlara, valilere, mutasarrıflara ve Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey'etleri'ne ayrıca şu genelgeyi de gönderdik.
    4.3.1920
    İtilâf Devletleri'nin katlanılmaz bir duruma gelen müdahale ve baskılarından dolayı kabine 3 Mart günü yani dün istifa etmiştir. Güvenilir kaynaklardan aldığımız bilgilere göre, kabinenin düşürülmesi, F e r i t P a ş a veya ona benzer birinin iktidar mevkiine getirilmesi ve lstanbul'da yabancılann emellerine hizmet edecek bir Hilâfet şûrası kurulmasını sağlamak üzere, dış düşmanlar tarafından idare edilen ve muhalif partilerin aracılığı ile meydana gelen bir komitenin çalışmalarının eseridir. Yani, komitenin çalışmalarına yer verebilmek için İtilâf Devletleri, önce hükûmeti istifaya mecbur edecek baskılar yapmışlardır. Durumun bu ağırlığı karşısında, Meclis-i Meb'usan, elbette gereken etkili tedbirleri almaya devam etmektedir. Arıcak bu teşebbüslerin fülî olarak desteklenmesi için, hemen, milli gayeyi gerçekleştiremeyecek bir hükûmet başkanına milletin katlanamayacağını çok sert bir dille Saray'a, Meclis-i Meb'usan Başkanlığı'na ve basına bildirmek gerekir. Bu telgraf alındığında, bir dakika kaybedilmeden bu şekilde telgraglar lar hazırlanmasını ve bu gece mutlaka çekilmesi çarelerinin bulunmasını, buraya da yarın sabaha kadar bilgi verilmesini önemle rica ederiz.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i
    Hukuk Cemiyeti Hey'et-i
    Temsiliyesi
    adına
    Mustafa Kemal
    Efendiler, verdiğimiz talimat gereğinçe, memleketin her tarafından, milletin her türlü yönetim kademesinden, 4/5 Mart gecesinden başlayarak telgraf Fırtınası ayın beşinci ve altıncı günleri, Padişah sarayında ve Mec- Meclis-i Meb'usan üzerinde beklenen etkiyi yaptı.


    SALİH PAŞA SADRAZAM OLUYOR



    Nihayet, 6 Mart günü kim ve ne olduğunu anlayamadığımız biri tarafından şu haber verildi :
    Hey'et-i Temsiliye'ye, İstanbul, 6.3.1920
    Sadrazamlığa, Bahriye Nâzırı S a l i h P a ş a'nın getirildiği arz olunur.
    Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
    Genel Sekreter Vekili
    Hâlit
    Bu telgrafın arkasından da şu telgraf geldi :
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne, Meclis-i Meb'usan, 6.3.I920
    Pek mukaddes Halife Hazretleri, şimdi Meclis-i Meb'usan Başkanı'nı yüksek huzurlanna kabul şerefini bahşederek, sadrazamlığı, Âyân Meclisi'nden eski Bahriye Nâzırı SaIih Paşa'ya verdiklerini ferman buyurmuşlardır. Salih Paşa da kabineyi kurma işi ile meşgul bulunmakta olduğundan, bunalımın yarın akşama kadar tamamiyle ortadan kalkacağı bildirilir.
    Meclis-i Meb'usan Başkanı
    Celâlettin Arif
    Efendiler, Rauf Bey'in de aynı günde fakat daha kabine başkanı belli olmadan verdiği bilgiler vardır. Dikkate değer olduğu için bu bilgi leri veren telgrafı olduğu gibi bilginize sunuyorum :
    Kişiye özel, çok ivedi
    Dakika geciktirilemez. Harbiye Nezareti, 6.3.I920
    Ankara'da 20' nci Kolordu Koınutanlığı'na
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri' ne :
    1- Dün gece İzzet ve Salih Paşa'larla görüştüm. Her ikisine de sadrazamlık teklifi yapılmamıştır. Vekâlet eden, kabinede kimin yer alacağını bilmiyor miyor. Eski Dahiliye Nazırı Reşit Bey'in, Saray'la Fransız ve İngiliz elçilikleri leri arasında mekik dokuduğu inanılır kaynaklardan haber alınmıştır, Bir söylentiye göre, kendisi sadrazamlığa getirilecektir. Önceki gece Padişah, Tevfik Paşa'yı kabul etti. Daha sonra Ferit Paşa' yı kabul ederek saat 17.00' den 22.00'ye kadar görüştü. Dünkü cuma günü Baltalimanı'nda, Ali Kemal ve eski Dahiliye Nâzırı Mehmet Ali de bulunduğu halde, uzun görüşmeler yapıldı, Daha sonra Rahip Frew ' un da katılmasıyla görüşmeler Ali Kemal'in evinde devam etti. CeIâlettin Arif Bey, dün 16.00'da huzura kabul edildi. Bugünkü bunalımın devama tahammülü olmadığından, milletin ve milletvekillerinin güvenini kazanabilecek bir kabinenin bir an önce iş başına getirilmesi konusundaki ısrarli maruzata karşı, Padişah, durumun nezaketini aynı şekilde kavradığını ve Kuva-yı Milliye'nin gereğini belirttikten sonra, içeride ve dışarıda güven uyandırabilecek bir kimsenin atanmasının pek acele yapılamayacağı ve pazara kadar düşünmek gerektiği şeklinde cevap vermişler, Yukanda bilginize sunulan hususlardan edindiğim şahsî sezgim, Padişah'ın İngilizler ile konuşmakta ve yazışmakta olduğu ve Londra'dan cevap beklemekte bulunduğu kanaatını vermektedir. Her halde durum pek bunalımlıdır. İngilizlerden ümitli olurlarsa, Ferit Paşa' nın sadrazamlığa getirilmesi de uzak bir ihtimal değildir. Kısacası, şimdiye kadar Padişah doğrudan doğruya Tevfik ve Ferit Paşa'lardan lardan başka kimseyi kabul etmemiş ve Ferit Paşa ile görüşmesi de gizli olmuştur. Saray'ın adamlarından, güvendiğinizi bildiğim bir zat, Perşembe günü, Padişah'ın pek yakınları adına bendenizi özel olarak gördü ve düşüncemi sordu. Cevap olarak, bugünkü durumu saltanat, devlet ve millet yararına yürütebilecek kimsenin, zâtıdevletleri olabileceğini, fakat şu sırada işgal altındaki İstanbul'a dönmeniz mümkün olamayacağına göre, İzzet Paşa'nın iş başına gelmesi gereğini açık bir dille söyledim. Salih Paşa Meclisin kapatılması ihtimalinin bulunduğunu da ima ediyor. Birinci Başkan Vekili H ü s e y i n K â z ı m B e y ' in de Saray ve İngilizler ile Meclis adına dolap çevirdiği anlaşılıyor. bilgilerinize sunulur.
    Cellattin Arif Bey, bugün saraya gidecek. Durumu pek açık bir şekilde Padişah'a anlatacak. Muhalifleri iktidar mevkiine getirirse, Anadolu' daki teşkilâtın sarsılacağını ve böylece, Doğu'daki, sonuç olarak kendileri için zararlı olacak prensiplerin memleketimize gireceğini ve halifeliğin Müslümanların gözünde düşeccği durumu açıklayacak ve Anadolu'dan millî teşkilât merkezlerinden bu konuda gelmiş olan bütün telgraflan gösterecek ve bu konu ile ilgili olarak ayrıca yazılı bir rapor da sunacaktır. Rapor birlikte yazılmıştır. Suretini daha sonra takdim ederiz (R a u f).
    2 - Bu telgraf, 6.3.1920 günü öğleden sonra saat 17.15'te Harbiye telgrafhanesine verilmiştir.
    Harbiye Nezareti Başyaveri Salih
    Efendiler, Rauf Bey'in sadrazam bulmak söz konusu olurken, benden bahsetmesi elbette gereksizdi. Aramızda asla böyle bir şey konuşulmuş değildi. Ben, aslında İstanbul Hükûmeti'nin yaşayacağından ümitli değildim. Osmanlı Devleti'nin ömrünü tamamlamış olduğuna artık çoktan inanmıştım. Osmanlı Devleti'nin sadrazamlık makamına geçmek gibi zayıf ve anlamsız bir düşüncenin benim kafamda yeri olamayacağı tabiî idi. Ben gelip g.eçmesi tabiî olan inkılâp safhalarını sakin bir şekilde takip ederken, yarının tedbirlerinden başka bir şey düşünmüyordum.
    Rauf Bey, sözünüettiği Celâlettin Arif Bey'in raporunun suretini de gönderdi (Belge : 245). Kabine kurulduktan sonra da şu bilgileri verdi :
    Harbiye (Nezareti) 8.3.1920
    20' nci Kolordu Komutan Velsilliği'ne
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri' ne :
    1- Kabine şöyle kurulmuştur: Sadrazam Salih Paşa; Şeyhülislâm Dahiliye Nâzırı. Hariciye Nâzırı Safa Bey, Harbiye Nâzın yerlerinde bırakılmış; Bahriye Nâzırlığına Salih Paşa vekil, Nafıa Nâzırlığına Tevfik Bey asıl, Maliye Nazırlığına Tevfik Bey vekil, Devlet Şurâsına Abdurrahman Şeref Bey vekil, Maarif Nâzırlığına Abdurrahman Şeref Bey asıl, Evkaf Nâzırlığına eski Şeyhülislâm Ömer Hulusi Efendi asıl olarak, Adliye Nâzırlığırıa Celal Bey Ticaret Nâzırlığına Defterhane Emini Ziya Bey.
    2-Celâl Bey' in tutumunu bilmiyoruz. Bu şekil Damat Ferit Paşa' ya zaman kazandırmak için sarayın bir tertibidir. Salih Paşa , bir bunalımı önlemek suretiyle vatana yararlı bir hizmet yaptığı inancındadır. Bizim düşi,iucemiz bu kabineye güvenoyu vermemektir. Bunu sağlamak için grupta çalışıyoruz.Ferit Paşa tehlikesi hâlâ vardır. Ona göre tedbirler alınması arz olunur.
    3 - Dikkate değer bir nokta olarak şunu da arz edelim : S a l i h P a ş a , Meclis-i Meb'usan içinden nâzır almanın imkânsızlığı anlaşıldıktan sonra, dışarından alınacak kimselerin tesbiti için grubun düşüncesini soracaktı. Sonradan, bundan vazgeçerek, adları bılginize sunulan kimselerden ibaret kabineyi kendiliğinden den kurmuştur, efendim (Rauf). Harbiye (Nezareti) Başyaveri



    TRAKYA'DA CAFER TAYYAR BEY'İN TUTTUĞU YANLIŞ YOL



    Efendiler, İstanbul bunalımı üzerine yaptığım açıklamalar epeyce uzadı. İstanbul'da zaten öteden beri süregelmekte olan durumdan, daha birçok şeyin ortaya çıktığına şahit olacağız.
    Müsaade buyurursanız, tekrar İstanbul'a dönmek üzere, biraz da Edirne taraflarındaki duruma göz atalım. şimdiye kadar yaptığım genel açıklamalar sırasında, yeri geldikçe Trakya'yı da teşkilât ve tasarılarımızın hiçbir vakit dışında tutmadığımızı anlattığımı sanırım. Edirne ile olan ilişki ve haherleşmelerimiz, memleketin her yeriyle olduğu gibi devam ettirilmekteydi.
    Yapılan haberleşmelerimizdeki dikkate değer bazı noktaları yüksek hey'etinize açıklayarak bildirmek uygun olur :
    l'inci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Bey, 31 Aralık 1919 tarihli pek etraflı bir raporunda, Trakya ve özellikle Batı Trakya'da Yunanlıların yaptıkları işleri ve giriştikleri teşebbüsleri pek güzel açıklıyordu. Bu olağanüstü çalışmalara karşı kendisinin gerektiği gibi tertibat alamadığından şikâyet ediyordu.
    Kolordusunun bu durumda ve ileride ortaya çıkabilecek olaylar karşısında, görevini yapmaya imkân verecek bir durum almasına General Milne'in müsaade etmediğinin, haberleşme sonunda anlaşıldığını haber veriyordu (Belge: 246).
    General Milen 'in tertibat almamıza müsaade etmeyeceğine elbette şüphe yoktu. Bu açık gerçeği yazışma yoluyla anlamaya bilmem nasıl bir düşünce ve mantıkla kalkışılmıştı?
    Cafer Tayyar Bey' e 3 Ocak 1920 tarihinde verdiğim talimatta, gönderdiğimiz gizli yönetmeliğe uyularak silâhlı birlikler kurulmasını yeniden hatırlattım. "Askerî durumun değiştirilmesi ile elde edilemeyen yararların bu şekilde elde edilmesi gerekir" dedim ( Belge : 247).
    Harbiye Nâzırı Cemal Paşa ya da yine aynı tarihte durumdan bahsederek, Yunanlıların Doğu Trakya'da olsun, hazırlıklarına engel olmasını yazdım ( Belge : 248).
    Trakya Paşaeli Cemiyeti'nin gönderdiği raporlarda, gerektiği gibi teşkilât kurulamamakta olduğuna işaret ediliyor ve bazı yüksek dereceli memurlardan şikâyet ediliyordu (Belge : 249). Bu gibi memurlara, öteden beri bazı uyarılarda bulunuyordum (Belge : 250). Asıl şikayet Cafer Tayyar Bey'den gelmeye başladı. Örnek olarak, bununla ilgili olarak okuyacağım şu mektup bir fikir verebilir sanırım :
    Sayın Paşam, 26.1.1920
    Arif Bey ' in, Trakyalılar hakkında söylediklerini doğrularım. Trakya Cemiyeti maddî güçle desteklenmemiştir. Maalesef Cafer Tayyar hepimizi aldatmış. En küçük bir teşkilâtlanmaya girmemiş, bir tek tüfekle bile silâhlandırma yolunu tutmamıştır. Cafer ' i şahsını düşünmekle suçlanm. Bulgaristan olaylarından da tamamen habersiz, tam bir gaflet içindedir.
    Son günlerde, Cafer ' in tümenlerine gönderdiği yazılı bir emir tesadüf eseri olarak elimize geçti. Yunanlılann yaptıklarından ve niyetlerlnden, bu durum karşısında, artık Müdafaa-i Hukuk talimatı uyannca, millî teşkilâta başlamak gerekirken, komutanların bu konuda. subaylar vasıtasıyla halka yardım edip etmemek hakkındaki düşüncelerini soruyor. Artık düşününüz... Allah millî meselelerde aldatanları kahretsin. Fakat aldanmış olanlara da çok yazık!
    Sonuç : Bulgar askeri Batı Trakya'yı boşaltarak gittiği, beş on memurla 150 - 200 jandarmadan başka kuvveti bulunmadığı halde, kendisinden ihtilâl ve savaşla vatanı savunmasını beklediğimiz Trakya bir şey yapamadı. Cafer bu durumun ûzüntünü çekti mi bilmem. Bu yüzden. artık Topçu Ihsan ı, Baytar Rasim ' i (zeki, hareketli, ölçülü, kendisine güvenilir bir arkadaş) teşkilât kurmak üzere Trakya'ya göndereceğiz. Buradan silâh da göndereceğiz. Kör olası Cafer , yalnız bunları serbest bıraksın. Gölge etmesin baska ihsan istemeyiz.
    Edirne hattını, tngilizler, kendi askerlerzyIe teslim alıyor. Yunanlılar Hadımköy, Çorlu, Lüleburgaz'da toplanıyor. Bulgaristan kaynaşıyor. Yunan eşkiyalığı artmakta, halkın şikâyeti karşısında vali elini oğuşturmakta, Cafer âcizliğini göstermekte. Trakya'nın bolşevikliğe karşı yabancı kuvvetlerin yığınak yeri olması, Bulgarların saldınlanna uğraması beklenebilir. Orada kuvvetli bir pençe ve beyin lâzım. Necafer ne vali bu işin ehli de değillerdir, fedakâr da değillerdir. İşte durum budur. Ben bunlarla çok uğraşıyorum. Geçen gün bir şifrenizi almış, pek üzülmüş ve şifre ile açıklama rica etmiştim. Cevap alamadım. Paşam, şahsî bir siyaset güttüğümü mü zannediyorsunuz? Yoksa maksadı kavramayacak, durumu etraflı olarak anlamayacak ahmaklardan olduğumu mu zannediyorsunuz? Her iki durumu da protesto ederim. İnancım ve gayem birdir. Hiç şaşmadan yürüyorum. Yalnız, başka bir şey düşünüyor da bana söylemek istemiyorsanız, ona bir şey demem. Açıkça bildirmenizi rica ederim. Sert ve azarlayıcı sözlere son derece üzülürüm. Bu, beni çalışmaktan alıkoymaz. Beni muhalefete geçirmez. Fakat, arada pekâlâ bir kişilik meselesi doğurabilir. Buna dikkatinizi çeker, hir gerçek ortaya çıkmadan ve benim neler çektiğimi anlamadan teşebbüslerde bulunmamanızın, mevkinizden beklenen ve hiç ihmal götürmeyecek olan incelik ve yumuşaklık gereği olduğunu, şuracıkta belirtmeme müsaade buyurunuz. Saygılanmı sunar, başarılar dilerim Paşam.
    Efendiler, Edirne'den gelen yazılardan ve raporlardan, bence, yanlış bir görüş takip edildiği anlaşılıyondu. Şimdi okunan mektupta da bu yanlış görüşün benimsendiğini gösteren cümleler vardır. Bu yanlış tutumu düzeltmek için, öteden beri belirtilen görüşlerimizi, 3 Şubat 1920 tarihinde Cafer Tayyar Paşa'ya ve İstanbul'da Rauf Bey'e bir kez daha bildirdim.
    Tekrar ettiğim görüş şuydu :
    Doğu ve Batı Trakya'nın millî bir bütün olarak tasavvur ve ifadesi doğru bir politika değildir. Doğu Trakya, itiraz ve tartışma kabul etmez şekilde yurdumuzun bir parçasıdır. Batı Trakya ise, bir antlaşma ile daha önce terkedilmiş olan bir bölgedir.
    Olsa olsa, Doğu Trakya, Batı Trakya'nın kurtarılmasına çalışanların bir hareket üssü olabilir.
    Doğu ve Batı Trakya'nın birliği üzerinde ısrarla direnmek, Doğu Trakya üzerinde de bazı iddiaların ileri sürülmesine yol açabilir.
    Bulgarların da Adalar Denizi'nde iktisadî bir çıkış kapısı istemeleri, üzerinde ayrıca düşünülmeye değer. Bulgaristan içinde bu bakımdan gayret sarfedilmelidir (Belge : &127;51).
    Cafer Tayyar Paşanın da, memurlardan, ileri gelenlerden ve halktan şikâyet ediyordu. 7/8 Mart 1920 tarihli bir şifresiyle, "bizde halk her işi hükümetten beklemekte; sivil idare âmirlerinin nemelâzımcı tutumları yüzünden millî teşkilât yüksek emirlerinize uygun olarak kurulamamaktadır. İl sınırları içinde sık sık yapmakta olduğum teftişlerde, özellikle köylülerle sıkı temas kurmaktayım... Fakat, her köye gitmek mümkün olamıyor". "Teşkilâtın köklü ve yaygın olması hepimizin ortak isteği olup, bunun da ileri sürülen sakıncaların ortadan kaldırılmasına çalışmakla gerçekleştirilebileceği bilgilerinize sunulur" diyordu (Belge : 252).
    Efendiler, General Milne, Cafer Tayyar Paşa'ya askerî durumu değiştirtmiyor. Vali ve mutasarrıflar tarafsız kalıyor. Her işi hükumetten bekleyen halka, millî teşkilâtın kurulmasında yardım ve öncülük etmiyorlar. Bu sakıncalar giderilmedikçe, teşkilâtın köklenip yaygınlaşması da mümkün görülmüyor.


    KARAKOL CEMİYETİ İSTANBUL'DA TEŞKİLATINI GENİŞLETMEYE ÇALIŞIYOR



    Efendiler başka bir münasebetle Karakol Cemiye ti nden ve onun çalışmalarını yasaklarna konusun daki teşebbüslerimizden bahsetmiştim. Bu cemiye tin İstanbul'da hâlâ teşkilâtını genişletmeye çalıştığıanlaşılıyordu. Yeniden şöyle bir uyarıda bulunmak gerekti : 12.3.1920
    Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı
    Albay Şevket Beyefendi'ye
    İstanbul'da bulunan teşkilâtımızın gayeye hizmet konusunda yetersiz olduğuanlaşılmaktadır. Çeşitli zamanlarda ve özellikle bugünlerde Ankara'ya gelen vedurumu bilen bazı kimselerin verdiği bilgilere göre, bundaki başansızlık sebebi,Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti teşkilâtı adı altında Karakol Cemiyeti tüzüği,inün uygulanmaya çalışılmasından ileri gelmektedir.
    Karakol Cemiyeti'nin tüzi,iği,i, birçok kimseyi teşkilâtla ilişki kurmaktanürkütmüştür. Bu sebeple, Müdafaai Hukuk Teşkilâtı Tüzüğü'nün esaslarına göreteşkilâtlanmak, özellikle İstanbul için yeterlidir. Çünkü, İstanbul'da asıl gücü fikir akımlannı birleştirmede aramalıdır. İstanbul'da fiilî hareketler ve özel teşebbüsler için kurulacak silâhlı te$kilâtta bile, Müdafaai Hukuk Tüzüğü ekinin uygulanması gerekir. İstanbul Merkez Hey'eti'nin ve ona bağlı şubelerdeki yönetimkurullarırının ortaya çıkmasında bir sakınca görülüyorsa, bu kurullara girecek olankimseler şahıslarını gizli tutabilirler. Bu esaslar çerçevesinde kurulmuş ve kurulacak olan teşkilâtın ve bunlann merkez hey'etleri ile yönetim kurullannı oluşturan kimselerin adlarının güvenilir bir vasıta ile gönderilmesine yüksek lûtuf veyardunları özellikle istirham olunur efendim. Hey'eti Temsiliye adına Mustafa Kemal Efendiler başka bir münasebetle Karakol Cemiye ti nden ve onun çalışmalarını yasaklarna konusun daki teşebbüslerimizden bahsetmiştim. Bu cemiye tin İstanbul'da hâlâ teşkilâtını genişletmeye çalıştığıanlaşılıyordu. Yeniden şöyle bir uyarıda bulunmak gerekti : 12.3.1920 Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Şevket Beyefendi'ye İstanbul'da bulunan teşkilâtımızın gayeye hizmet konusunda yetersiz olduğuanlaşılmaktadır. Çeşitli zamanlarda ve özellikle bugünlerde Ankara'ya gelen vedurumu bilen bazı kimselerin verdiği bilgilere göre, bundaki başansızlık sebebi,Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti teşkilâtı adı altında Karakol Cemiyeti tüzüği,inün uygulanmaya çalışılmasından ileri gelmektedir. Karakol Cemiyeti'nin tüzi,iği,i, birçok kimseyi teşkilâtla ilişki kurmaktanürkütmüştür. Bu sebeple, Müdafaai Hukuk Teşkilâtı Tüzüği.i'nün esaslarına göreteşkilâtlanmak, özellikle İstanbul için yeterlidir. Çi.inkü, İstanbul'da asıl gücü fikir akımlannı birleştirmede aramalıdır. İstanbul'da fülî hareketler ve özel teşeb·büsler için kurulacak silâhlı teşkilâtta bile, Müdafaai Hukuk Tüzüğü ekinin uygulanması gerekir. İstanbul Merkez Hey'eti'nin ve ona bağlı şubelerdeki yönetimkurullarırıın ortaya çıkmasında bir sakınca görülüyorsa, bu kurullara girecek olankimseler şahıslarını gizli tutabilirler. Bu esaslar çerçevesinde kurulmuş ve kurulacak olan teşkilâtın ve bunlann merkez hey'etleri ile yönetim kurullannı oluşturan kimselerin adlarının güvenilir bir vasıta ile gönderilmesine yüksek lûtuf veyardunları özellikle istirham olunur efendim. Hey'eti Temsiliye adına Mustafa Kemal



  5. #24
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    İSTANBUL'DAKİ KUVA-YI MİLLİYE BAŞKANLARI'NIN TUTUKLANMASI HAKKINDA LONDRA'DAN GELEN EMİR



    Şimdi, isterseniz yeniden İstanbul'a dönelim.11 Mart 1920 tarihli bir telgrafta, R a u f B e y şu bilgileri veriyordu : 10 Mart 1920 günü öğleden snnra, İtilâf Devletleri'nin temsilcileri toplanmışlar. Londra'dan gelen ve İstanbul'daki Kuva-yı Milliye başkanlarının tutuklanması emrini içine alan bir meseleyi görüşmüşler ve emri yerine getirmeye karar vermişler. Bu bilgi, güvenilir birkimseye sağlam bir kaynaktan gizlice verilmiş ve bu gibi kimselerin biran önce İstanbul'dan uzaklaşmaları gereği bildirilmiş. Bu durumu çeşitliihtimallere göre değerlendirdikten sonra, işin sonuna kadar İstanbul'dakalarak namus görevini yerine getirmeye karar vermişler. SadrazamSalih Paşa bu duruma bile bile yol açmaktaymış. Onun için kabineyidüşürmeye çalışacaklarmış. Başaracaklarına da güveniyorlarmış.
    R a u f B e y'in, bu telgrafın arkasından aynı gün gelen kısa birtelgrafında, en son arz ettiğimiz hususlar ve hükûmetin durumu hakkındabir türlü ,düşüncelerinizi öğrenemediğimizden, telgrafın size ulaşmamışnlmasından ve sağlığınızdan haklı olarak endişe ediyorum. Cevabınızıbekliyoruz denilmekteydi.
    Rauf Bey' e ve bilgi için 15' inci ve 3' üncü Kolordulara 11 Marttarihinde şu bilgileri vermiştim : 11.3.1920
    Dün akşam, yani 10/11 Mart 1920'de, Ankara'da Fransız temsilcisi YıbaşıBoizeau (Buazo)'nun tercümanı olup bize öteden beri gizli haberler getirenbiri Ankara'daki İngiliz temsilcisi With a 11 (Vitol)'ün, aldığı bir telgraf üzerine,bütün eşyası, ağırlıklan ve yanındaki adamlanyla birlikte bugün Ankara'dan ayrılarak İstanbul'a hareket edeceğini ve bu trenden sonra, demiıyolu ulaşımının İngilizlerce durdurulacağını ihbar etti. Adı geçen W i t h a 11, bugün gerçekten haberverildiği şekilde yola çıktı. Bu bakımdan tren seferlerinin de kesilmesi kuvvetletahmin edilmektedir. Bu durumun, İstanbul'da İtilâf Devletleri'nce alınan tedbirlerle ilgili bulunduğuna şüphe yoktur.
    Mustafa Kemal
    Rauf Bey'in son telgrafına da şu cevabı vermiştim :
    Kabineye güvensizlik oyu vererek, sizlerin bir hücuma geçmeniz o kadarkuvvetli bir sebebe dayandırılamayacaktır. Grubun dayanışma ve direnme derecesi ile işbirliği yapma konusundaki kesin tutumu üzerinde açık bir düşünce vekanaata varmadıkça, Salih Paşa ' nın Grup Yönetim Kuıulu'yla görüşmeden hareket etmesini, bir şartlılık meselesi yapma hususundaki kararınız hakkında hiçbir fikir ileri sürernem. İngilizlerin tutuklama kararına karşı, Meclis'in,cesaretle sonuna kadar görevine devamı pek yararlı ve parlaktır. Ancak, sizinlebırlikte, kendileri ileriki teşebbüs ve çalışmalarımız için çok gerekli olan arkadaşların sonunda bize katılmalannı sağlayacak çarelerin düşünülmüş ve bulunmuş olması şarttır. Aksi takdirde, grubun birlik halinde ve kararlılık içinde hareketini düzenleyebilecek kimselerin şimdiden görevlendirilmesi ve sizlerin hemenburaya gelmeniz gerekir. Buraya gelecek kimseler arasında, memleketi temsiledebilme niteliğini taşıyanlarla, gerektiğinde hükûmet kurabilecek ve yönetebilecek değerde olanlann bulunması önemlidir. İtilâf Devletleri'nin zorlayıcı tedbirlere başvuracaklanna şüphe yoktur... v. b.
    Efendiler, Rauf Bey'i ve öteki şahısları tam zamanında çağırmış olduğumuz, olaylarla hem de üç dört gün geçmeden belli oldu. Ancak, ne vazık ki, bu davetimiz, gereken önem ve ciddiyetle dikkate alınacak değerde görülamedi. Rauf Bey ve Vasıf Bey gibi kimseler, en sonunda büyük bir uysallıkla Malta'ya gittiler. Bu durumu biliyorsunuz.
    Son dakikaya kadar Anadolu'ya geçmek ve Ankara'ya gelmek fırsatve tedbirlerinin bazı bazı arkaclaşlar tarafından hazırlandığı ve sağlandığı(zana anlatıImıştır. Fğer biiylc idiyse, bu kimselerin Ankara'ya gelmeyerazı olmayıp İııgilizlere teslim olmayı ve Malta'ya gitmeyi tercih etmelerindeki sebep ve özür, cidden incelenmeye değer. Gerçekten, Türkiye'nindurumunun ve geleceğinin şüpheli, karanlık, telılikeli görüldüğü varsayımına göre, bu karantık tehlike içine atılacaklarırı, korkuzıç ve ınüthişbir sonla karşılaşrrıa kuruntusıınun etkisi ile en sonunda bir süre kalmaküzere, düşmana teslim olmayı claha uygun bulacakları gözrien uzak tutulamaz. Bunla birlikte, ben burada böyle ağır bir yargıya varmaktarı çekinirim. Bu düşünceyledir ki, bu şahısları Malta zindanlarından kurtarmak için her fırsattan yararlanarak mümkün olan teşebbüslerde bulunmaktan geri durmadım.


    İSTANBUL'UN İŞGALİ



    Efendiler, İstanbul'da 10' uncu Tümen Komutanı'n dan Ankara'da 20' nci Kolordu Komutanlığı'na 9 Mart 1920 tarih ve 456 sayılı şifre olarak 14 Mart 1920 günü hir yazı geldi. Çözülmüşü şuydu :
    Mustafa Kemal Paşa Hazretleri ' ne özel : İngilizler tarafından Türk Ocağı binasının işgali üzerine Millî Talim ve Terbiye binasına taşınan Ocağın, bu yeni taşındığı bina, dün öğle vakti İngilizler tarafından yeni- den işgal edilmiştir, efendim. 9 Mart 1920 ( âdi ) .
    Efendiler, 1920 senesi Martının 16'ncı günü öğleden önce, saat 10.00'da makine başında şöyle bir telgraf geldi :
    İstanbul,16.3.1920
    Ankara'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
    Bu sabah, Şehzadebaşı'ndaki Muzıka Karakolu'nu İngilizler basıp oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi İstanbul'u işgal altına alıyorlar. Bilgilerinize arz olunur.
    Manastırlı Hamdi
    Ben bu telgrafın altına kurşun kalemle "ivedi olarak kolordulara benim imzamla M.K e m a l" işaretini koyduktan sonra, telgrafı veren den açıklama istemeye başladım. Manastırlı Hamdi Efendi birbiri ardınca bilgi vermeye devam etti.
    Bizim en çok güvendiğimiz bir arkadaşımız var ki, yalnız o değil, herkes, yani gelenler söylüyor. Şimdi de Harbiye'nin işgalini haber aldık. Hattâ, Beyoğlu telgrafhanesinin önünde İngiliz askerlerinin bulunduğunu öğrendik, fakat telgraf haneyi işgal edip etmeyecekleri bilinmiyor.
    Bu sırada Efendiler, Harbiye telgrafhanesinden memur Ali bilgi vermeye başladı :
    Sabahleyin İngilizler basarak altı kişiyi şehit ettiler. On beş kadar da ya ralı var. Şimdi İngiliz askerleri dolaşıyor. Şimdi, işte, İngiliz askerleri Nezaret'e giriyorlar. İşte içeri giriyorlar, Nizamiye kapısına. Teli kes! İngilizler bııradadır.
    Manastırlı Hamdi Efendi, bizi yeniden buldu.
    Paşa Hazretleri,
    Harbiye telgrafhanesini de İngiliz askerleri, işgal edip teli kestikleri gibi bir yandan Tophane'yi işgal ediyorlar, bir yandan da zırhlılardan asker çıkarılı yor, Durum ağırlaşıyor efendim. Sabahki çarpışmada 6 şehit 15 yaralımız var. Paşa Hazretleri, yüksek emirlerinizi bekliyorum. 16 Mart 1920.
    Hamdi
    Hamdi Efendi devam etti :
    Sabahleyin bizim asker uykuda iken, İngiliz deniz askerleri karakola gelip giriyor, Askerimiz uykudan şaşkınlık içinde kalkınca çarpışmaya başlanıyor. So nunda bizden 6 kişi şehit oluyor, 15 kişi yaralarııyor. Bunun üzerine, zaten mel'un luklarını tasarlamışlar ki, hemen zırhlıları rıhtıma yatıaştırıp bir yandan Beyoğlu tarafını ve Tophane'yi bir yanindan da Harbiye Nezareti'ni işgal etmişlerdir. Şimdi artık, ne Tophane'yi ne de Harbiye telgrafk:anesini bulmak imkânı olmuyor. Şimdi aldığım habsre göre işgal Derince'ye kadar yayılıyorınuŞ, efendim.
    İşte Beyoğlu telgrafhanesi de yok. Orayı da işgal ettiler galiba, Allah koru sun, burayı işgal etmesinler. İşte Beyoğlu telgraf memurları, müdürleri geldiler. Kovanuşlar.
    "Bir saate kadar burası da işgal olunacaktır. Şimdi haber aldım, efendim"
    Rahmetli Hayati Bey, benim ilk haber telgrafı üzerine yaptı ğım işarete uygun olarak, verilen bilgileri özetlemiş; Rumeli ve Anadolu' daki bütün komutanların adresine telgraf çektiriyordu. Bir an önce İstanbul üzerinden Edirne'ye çektirilmesini söylemiştim. Hamdi Efendi:
    Yüksek emirleriniz yerine getiriliyor. Edirne'ye yazıyorum ve bütün merkez leri hazır ettirdik.
    Hamdi Efendi'den:
    Milletvekilleri ile ilgili bir haber aldınız mı? Meclis telgrafhanesi cevap veriyor mu? diye sordum. Hamdi Efendi:
    Evet veriyor. 14' ûncû Kolordu Komutanı hazır. Paşa istiyordu, verelim mi?
    Efendiler, bundan sonra artık Hamdi Efendi'nin sözünü işitemedik. İstanbul merkezinin de işgal edilmiş olduğuna hükmettik.


    MANASTIR'LI HAMDİ EFENDİ



    Bu vatansever ve cesur, Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul felâketinden haberalmak için, kimbilir, ne kadar çok beklemek zorunda kalacaktık. İstanbul'da bulunan nâzır, milletvekili, komutan ve teşkilâtımızdan bir kimsenin çıkıp da bize vaktinde haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor. Demek ki, hepsini heyecan ve korku bürümüştü. Bir ucu Ankara'dabulunan telin İstanbul'da bulunan ucuna yanaşamayacak kadar şaşkınbir duruma gelmiş o1duklarına hükmetmek, bilmem ki doğru olur mu?Telgraf memuru Hamdi Efendi, daha sonra Ankara'ya gelerekkarargâhımız telgraf memurluğunu yapmıştır. Kendisine borçlu olduğumteşekkürü burada açıkça ifade etmeyi millî ve vatanî görevlerimden sayarım.
    Efendiler, bu durum üzerine, meydana gelebilecek bir felâketinönüne geçmek için şu emri verdim :
    Bütün Vali ve Mutasarrıflara
    Sıvas'ta 3' üııcü Kolordu, Bandırnıa'da l4' üncü Kolordu, Ankara'da 20'nci Kolordu, Erzurum'da 15' inci Kolordu, Konya'da 12' nci Kolordu, Diyarbakır'da 13' üncü Kolordu Komutanlıklarına
    İzmir Cephesinde Refet Beyefendi' ye, Balıkesir'de 61' inci Tümen Komutanlığı'na, bütün Müdafaa-i hukuk Merkez Hey'etleri'ne ve Yönetim Kurullarına
    Telgraf, ivedi
    Bugünkü duruma göre, milletimi, medeniyet dünyasının insanca duygularladolu viedanlarına ve bütün İslamın dünyasının manevî birliğine güvenmekle birlikte,dost olsun düşman olsun, bütün resmî dış dünya ile geçici olarak bir süre İçinilişki kuramayacaktır.
    Bugünlerde, yurdumuzdaki Hristiyan halka karşı göstereceğimiz insancadavranışın değeri pek büyük olduğu gibi, hiçbir yabancı hükumetin açıktan veyadolayh yoldan yardımını görmeyen Hristiyan halkın tazn bir huzur ve sükun içindeyaşâmaya devam etmeleri, ırkımızın yaratılıştan bezenmi olduğu medenî kabiliyetine kesin bir delil olacaktır. Yurt çıkarları aleyhinde çalıştıkları görülenler ile,memleketin huzur ve güvenliğini bozanlar hakkında, din ve milliyet ayrımı yapılmaksızuı, kanun hükümlerinin eşit olarak ve şiddetle uygulanmasını; bulunduklarıyerlerdeki mahalli idarelere bağlılık gösteren ve vatandaşlık görevlerini yapmaktakusur göstermeyenler hakkında ise, yumuşak ve şefkatli davranılmasını özellikleister, bu hususların bütün ilgililere hemen bildirilmesini ve bütün yurttaşlara, uygun vasıtalarla duyurulmasını rica ederiz, efendim.
    Müdafaa-i Hukuk Hey'eti Teznsiliyesi adına
    Mustafa Kemal


    İTİLAF KUVVETLERİNİN TELGRAFLA MEMLEKETE YAPMAK İSTEDİKLERİ RESMİ TEBLİĞ



    Efendiler, İtilâf Kuvvetleri, İstanbul tolgraf merkez lerini işgal ettikten sonra, memlekete telgrafla bir resmi tebliğde bulunmak istediler. Tarafımızdan ya pılan uyarı ve hatırlatmalar üzerine, bazı merkezler dışında bu resmî tebliğ alınmadık. Alanlar vo cevapverenlerden belli başlıları şunlardır : İzmit Mutasarrıfı Suat Bey, Konya Valisi Suphi Bey.
    Resmi Tebliğ
    Beş buçuk yıl önce, Osmanlı Devleti'nin mukadderatını her nasılsa elde etmiş olan İttihat ve Terakkî Comiyeti'nin liöerleri, Alman telkinlerine kapılarakOsmanh Devlet ve Millstini 1. Dünya Savaşı'na soktular. Bu haksız ve uğursuzsiyasetin sonucu bilinmektedir. Osmanlı Devlet ve Milleti, bir türlü felâket geçirdikten sonra, öyle bir yenilgiye uğradı ki, İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin liderIeribile ,bir Ateşkes Anlaşması yaparak kaçmaktan başka çare bulamadılar. Anlaşmanın yapılmasından sonra, İtilâf Devletleri'ne bir görev düştü. Bu görov eskiOsmanlı İmparatorluğu'nun bütün halkının, ırk ve mezhep ayrılığı gözetilmeksizin gelecekteki mutluluklarını, gelişmelerini, sosyal ve ekonomik hayatlannı güven altına alan bir barışın temellerini a.tzrıaktan ibaretti. Barzş Konferansı, bugörevi yerine getirmekle uğraşırken, kaçmış olan İttihat ve Terakkî ileri gelenlerinin taraftan olan bazı kimseler, "Millî Teşkilât" takma adı ile bir teşkilâtkurarak ve Padişah ile İstanbul Hükumeti'nin emirleriızi hiçe sayarak, savaşın acısonuçlarıyla büsbütün tükenmiş olan halkı askerlik için toplamak, çeşitli unsurlararalarında nifak çıkarmak, millî yardım bahanesiyle halkı soymak gibi işleri yapmaya yeltendiler ve böylece barış değil, sanki yeni bir savaş devrini açmaya,çalıştılar. Bu teşebbüs ve kışkırtmalara rağmen, Banş Konferansı görevine devametti ve nihayet İstanbul'un Türk idaresinde kalmasına karar verdi. Bu karar Osmanlıların kalplerini ferahlatacaktır. Ancak, bu kararlannı Bâbıâlî'ye bildirdikleri zaman, uygulamanın ne gibi şartlara bağlı olduğunu da hatırlattılar. Bu şartlar, Osmanlı vilâyetlerinde bulunan Hristiyanlann hayatlarını tehlikeye sokmamak, bugün İtilâf Devletleri ile müttefiklerinin askerî kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermekti. İstanbul Hükumeti, bu uyarıya karşıbir dereceye kadar iyiniyet göstermiŞ ise de, "Millî Teşkilât" takma adı ile hareket eden kimseler, ne yazık ki, teşvik ve tahriklerinden vazgeçmek istemediler.Aksine, hükumetin kendileri ile işbirliği yapmasını sağlamaya çalıştılar. Herkesinsonsuz bir hasretle beklediği banş için büyük bir tehlike demek olan bu durumakarşı, İtilâf Devletleri, yakında karara bağlanacak barış hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere, gerekli tedbirleri düşünmeye mecbur oldular. Bunun için birtek çare buldular. Bu da, İstanbul'u geçici olarak işgal etmekti. Bu karar bugünyürürlüğe girmiş olduğundan, kamuoyunu aydınlatmak için aşabıdaki noktalarınınaçıklanması gerekir.
    1 - İşgal âeçicidir.
    2 - İtilâf Devletleri'nin niyeti, saltanat makamının nüfuzunu kırmak değil, aksine, Osmanlı idaresinde kalacak olan memleketlerde o nüfuzu güçlendirmek ve sağlamlaştırmaktır.
    3 - İtilâf Devletleri'nin niyeti, yine Türkleri İstanbul'dan mahrum etmemektir. Fakat, Allah korusun, taşrada genel bir karışıklık veya katliam gibi olaylar ortaya çıkarsa, bu karar değîştirilebilir.
    4 - Bu nazik dönemde, ister Müslüman ister gayrimüslim olsun, herkesingörevi, kendi işine gücüne bakmak, güvenliğin sağlanmasına yardımcı olmak, Osmanlı Devleti'nin yıkıntısından yeni bir Türkiye'nin kurulması için var olan sonbir ümidi, çılgınlıklanyla mahvetm.ek isteyenlerin aldatıcı sözlerine kapılmamakve hâlâ saltanat merkezi olarak kalan İstanbul'dan verilecek emirlere uymaktır. Yukanda sayılan kışkırtmalara katılan şahısların bazılan, İstanbul'da yakalanmışlardır. Onlar elbette kendi yaptıklanndan ve sonra da, o yaptıklarının sonucu olarak ortaya çıkabilecek olaylardan sorumlu tutulacaklardır.
    İşgal Kuvvetleri Bu tebliğ dolayısıyla, derhal şu genelgeyi yayınladım :
    16.3.1920
    Bütün Vali ve Komutanlara ve Müdafaa-i Hukuk Hey'etlerine
    İtilâf Devletleri tarafından silâhlı çarpışma sonunda, İstanbul'un işgali zorlagerçekleştirilmiştir. Bu suikasttan yararlanarak hainlik düşünen birçok kimseninmilleti aldatmaya kalkışmaları muhtemeldir. Nitekim, resmî bildiriler şeklindeimzasız bazı bildirilerin yayınlanmak istendiğini öğreniyoruz. Yanlış hareketlereyer verilmemek ve gerçek duruma ters düşen heyecanlar yaratılmamak bakımından, bu gibi bildirilere asla değer verilmemesi gerekir. Gerçek durumu izleyenAnadolu ve Ruıneli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, milleti aydınlatacaktır.
    Mustafa Kemal




    YABANCI DEVLETLERE YAPTIĞIM PROTESTO



    Efendiler, aynı güılde çeşitli vasıtalarla şu protesto yu gönderdim :
    163.1920
    Protesto
    İstanbul'da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasî Temsilcilerlne, Amerikan Siyasal Temsilcisine, Bütün Tarafsız Devletler Dı$işlerl Bakanlıklarına, Fransa, İngiltere, İtalyan Millet Meclislerine verilmek üzere Antalya'da İtalyan Temsilciliğine
    Milli bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Meb'usan da dahil olmak üzereİstanbul'da bütün resmi daireler, İtilâf Devletleri'nin askerî kuvvetleri tarafındanresmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatanseverkimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir. Osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını vevarlığını savunmaya azrrıetmi$ olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlannın temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiran ortak vicdanına indirilmiş demektir.
    Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadeleninlnıtsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz. Tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve Wilsonprensiplerine dayanan bir Ateşkes Anlaşması'nın, milleti savunma imkânlarındanyoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından,ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaSmayan bu hareketin ne demekolduğunun takdirini, resmi Avrupa ve Amerika'nın değil, bilim, kültür ve medeniyet Avrupa ve Amerika'sının* vicdanına bırakmakta yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihi sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. Dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Tanrı'dan sonra en büyük yardımcımızdır.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Hey'et-i Temsiliyesi adına
    Mustala Kemal
    Aynı günün gecesi şu talimatı bir genelgeyle yayınladım :
    Şifre 16.3.1920
    Bütün Vali ve Komutanlara
    İstanbul'un ve resmi dairelerin, özellikle Meclis-i Meb'usan'ın, İtilâf Devletleri tarafından ve zorla işgal edilmiş olduğunu, ayrıca, bu hareketin, ateşkes anlaşması ile milleti silâhsız bıraktıktan sonra yapıldığını dile getirerek, İtilâf Devletleri temsilcilerine, bütün tarafsız devletlerin dışişleri bakanlılslarıyla, İtilâfDevletleri'nin Millet Meclisi Başkanlıklarına protesto telgraflan çekilmek üzeremitingler yapılması gerekli görülmektedir. Protesto telgraflarında özellikle, yapılan saldınnın Osmanlı hakimiyetinden çok, yinni asırlık bir medeniyet ve insanlığın eseri olan hürnyet, milliyet ve yurtseverlik prensiplerine bir darbe olacağı,Osmanlı milletinin varlık ve bağımsızlığını savunma konusundaki kararlılık veimanına bu olayın hiçbir etki yapamayacağı, yalnız, medenî milletlerin bu saldırıyıkabul etmekle, büyük bir tarihî sorumluluk altına girmiş olacaklan belirtilmelidir.Tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla Millet Meclisi Başkanlıklanna çekilecek telgraflar, İstanbul'da ait oldukları makamlara verilmekle birlikte, Antalya'da İtalyan temsilcisi vasıtasıyla da verilmelidir. Protesto telgraflannın birersuretinin de buraya gönderilmesini rica ederiz.
    Hey'et-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal
    Şifre 163.1920
    Albay Refet Bey'e
    Son olaylar dolayısıyla, her tarafta yapılan gösteri toplantıları sonunda çekilecek protesto telgraflarmın birer suretlerinin de İtilâf Devletleri'nin toplantıhalinde bulunan Millet Meclisleri Başkanlıklarma ve tarafsız devletlerin'de DışişleriBakanlıklanna gönderilmesini yararlı buluyoruz. Bu konuda Antalya'daki İtalyantemsilcisinin de yardımını sağlamanızı rica ederiz.
    Hey'et-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal




    MİLLETE YAYINLADIĞIM BİLDİRİ



    Efendiler, aynı günde millete de şu bildiriyi yayın ladım :
    Bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine, Belediye Başkanlıklarına ve Basın Derneğine
    İtilâf Devletleri'nin şimdiye kadar memleketimizi paylaşmaya yol bulmakiçin başvurdukları çeşitli tedbirler bülnınektedir. t5nce, Ferit Paşa ile anlaşarak ve milleti savunmasız bırakarak yabancı idaresine esir etmek ve memleketin birçok önemli yerlerini galip devletlerin sömürgeleri arasına katmak düşünülmüştü. Kuva-yı Milliye'nin, bütün bir milletin desteği ile bağımsızlığı savunma konusunda gösterdiği azim ve kararlılık, bu tasavvuru altüst etti. İkincisi,Kuva-yı Milliye'yi aldatmak ve onun müsaadesi ile Doğu'da bir üstünlük sağlamasiyaseti gütmek için Hey'et-i Temsiliye'ye başvuruldu. Heyet, milletin bağımsızlığıve vatanın bütünlüğü garanti edilmedikçe ve özellikle işgal bölgelerinin boşaltılmasına teşebbüs edilmedikçe, herhangi bir görüşmeye yanaşmadı. Üçüncüsü,Kuva-yı Milliye ile işbirliği yapan hükûmetlerin çalışmalarına karışmak suretiylemillî birliği sarsznak, haince muhalefetleri teşvik etmek ve cür'etlerini artırmakyolu benimsendi. Ne var ki, milli birliğin yarattığı kuvvet ve dayanışma karşısında bu saldırılar da eridi. Dördüncüsü, vatanın kaderi ile ilgili kaygı verici kararlar alındığından söz edilerek, kamuoyuna baskı yapılmaya başlandı. Namusunuve yurdunu savunma uğrunda her fedakarlığı göze almış olan Osmanlı milletininazim ve iradesi önünde, bu gözdağının da bir yararı olmadı. Nihayet bugün, İstanbul'u zorla işgal etmek suretiyle, Osmanlı Devleti'nin yedi yüz yıllık hayat vehakimiyetine son verildi. Yani, bugün Türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşamave bağımsız kalma hakkının ve bütün bir geleceğinin savunulmasına çağrıldı. İnsanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve İslâm dünyasının kurtuluş emellerinigerçekleştirmek, Hilâfet makamının yabancı etkilerden kurtarılmasına ve millîbağımsızlığın şanlı geçmişimize yaraşır bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. Vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için giriştiğimiz kutsal mücadelede Tanrı'nın yardım ve koruyuculuğu bizimledir.
    Anadolu ve Rumeli Müdafaa3 Hukuk Cemiyeti Hey'et-i Temsiliyesi adına
    Mustafa Kemal
    Efendiler, aynı zamanda bütün İslâm dünyasına da seslenilerek 266yapılan saldırı, bir bildiride etraflı şekilde anlatılarak çeşitli vasıtalarlailân edildi.
    Efendiler, olay üzerinde fazla bilgi almayı beklemeksizin, telgrafçı,Manastırlı Hamdi Efendi'nin verdiği bilgilerden ve işgalkuwetlerinin bu bilgileri doğrulayan bildirisinden, durumun içyüzünüanlayarak gerekli bulduğum ve derhal alınmasında zaruret gördüğümtedbirleri, açıklandığı gibi hemen işgal günü aldım ve uyguladım. İstanbul'un işgal şekli ve tutuklamalar hakkında çeşitli kaynaklardan biribirini tutmaz abartılmış bilgiler gelmeye başladı. Biz de çeşitli yollarlaaraştırma ve soruşturmalarımıza devam ettik. Yasama görevinin yerinegetirilmesine imkân göremeyerek dağılan milletvekillerinin ve bazı şahısların İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya gelmekte oldukları anlaşıldı.Yolculuklarını kolaylaştırmak için, geçecekleri yerlerdeki ilgililere gereken emirleri verdim.<


    OLAĞANÜSTÜ YETKİLER TAŞIYAN BİR MECLİSİN ANKARA'DA TOPLANMASI KARARI



    Efendiler, lb Martta İstanbul işgal edilir edilmez, hemen aldığım tedbirler arasında, daha birtakımları vardır ki, onları Büyük Millet Meclisi'nin ilk açılı şında anlattığım için burada yeniden açıklamadım. Örnek olarak, Eskişehir ve Afyonkarahisar'daki yabancı birliklerin silâhlarının alınması veya oradan uzaklaştırılmaları,Geyve ve Ulukışla yakınlarındaki tahribi ve Anadolu'da bulunan yabancı subayların tutuklanması gibi tedbirlerle ilgili ayrıntıları, BüyükMillet Meclisi'nin ilk tutanaklarında okumuşsunuzdur. Bu tedbirler arasında en önemlisi; olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankara'datoplanmasını sağlama konusundaki millî ve vatanî görevimize ait kararve bu kararın uygulanmasıdır.
    Efendiler, bu knnudaki kararımızı ve bu kararın nasıl uygulanacağını gösteren bir bildiriyi, 19 Mart 1920'de, yani İstanbul'un işgalindenüç gün sonra yayınladım.
    Efendiler, bu konu üzerinde, iki gün kadar komutanlarla makinebaşında görüşerek düşüncelerini aldım. Ben ilk yazdığım müsveddede"Kurucu Meclis" deyimini kullanmıştım. Maksadım da toplanacakmeclisin ilk anda "rejimi" değiştirme yetkisine sahip olmasını sağlamaktı. Fakat bu deyimin kullanılmasındaki maksadı gereğince açıklayainadığım veya açıklamak istemediğim için, halkın alışkın olmadığı bir deyimdir, gerekçesiyle Erzurum ve Sıvas'tan uyarıldım. Bunun üzerine"olağanüstü yetkive sahip bir meclis" deyimini kullanmakla yetindim.
    Valiliklere, Bağımsız Sancaklara ve Kolordu Komutanlarına
    İtilâf Devletleri tarafından devlet merkezinin bile resmen işgali, devletinyasama, yargı ve yürütmeden ibaret olan millî güçlerini işlemez duruma sokmuşve bu durum karşısında görev yapmaya imkân bulamadığını hükûmete resmenbildirerek. Meclis-i Meb'usan dağılmıŞtır Şu halde, devlet ınerkezinin korunmasını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtanlmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek ve uygulamak üzere, millet tarafından olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin, Ankara'da toplantıya çağrılması ve dağılmış olan milletvekillerinden Ankara'ya gelebileceklerin de bu meclise katılmalan zarurî görülmüştür. Bu bakımdan aşağıda verilen talimat gereğince seçimlerin yapılması, yüksek ve derin vatanseverlik anlayışından beklenir :
    1 - Memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.
    2 - Bu meclise üye olarak seçilecek kimseler, milletvekilleri ile ilgili yasahükümlerine bağlıdırlar.
    3 - Seçimlerde sancaklar esas alınacaktır.
    4 - Her sancaktan beş üye seçilecektir.
    5 - Seçim. her eancakta, o sancagın kendi ilçelerinden çağıracağı ikinciseçmenlerle, sancak merkezinden seçilecek ikinci seçmenlerden, sancak idare vebelediye meclisleriyle Müdafaa-i Hukuk yönetim kurullarından; illerde, il merkez kurullarıyla, il yönetim kurullarından, il merkezindeki belediye meclisindenil merkezi ile merkez ilçesi ve merkeze bağlı ilçelerin ikinci seçmenlerinden oluşturulmuş bir kurul tarafından aynı günde ve aynı oturumda yapılır,
    6 - Bu meclis üyeliğine, her parti, zümre ve dernek tarafindan aday gösterilmesi mümkün olduğu gibi. her ferdin de bu kutsal mücadeleye fiilen katılması için bağıırısız olarak adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.
    7 - Seçimlere her bölgenin en büyük sivil yöneticisi başkanlık edecek veseçim güvenliğinden sorumlu olacaktır.
    8 - Seçim, gizli oyla ve salt çoğunluk esasına göre yapılacak; oylar, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi tarafından ve kurul önünde sayılacaktır.
    9 - Seçim sonunda. bütün kurul üyelerinin imzalayacaklan veya kendi mühürleri ile mühürleyecekleri üç nüsha tutanak düzenlenecek; bir tanesi yerindealıkonularak, öteki iki nüshadan biri seçilen şahsa verilecek, diğeri Meclis'e gönderilecektir.
    10 - Üvelerin alacakları ödenek daha sonra Meclis'çe kararlaştınlacaktır. Ancak, geliş yollukları seçim kurullarının zarurî masraflar olarak uygun göreceklerimiktar üzerinden mahallî idarelerce karşılanacaktır.
    11- Seçimler, en geç on beş gün içinde Ankara'da çoğunlukla toplanmayısağlayacak şekilde tamaızılanarak, üyeler hareket edecek ve sonuç üyelerin adlarıyla birlikte derhal bildirilecektir.
    12 - Telgrafın alındığı saat bildirilecektir.
    Dağıtım : Kolordu kamutanlarına, valiliklere ve bağımsız sancaklara tebliğedilmiştir.
    Heyet-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal
    Efendiler, bir hafta icinde, çeşitli yerlerden Ankara'ya gelmekte olanmilletvekilleriyle, telgrafla haberleşilerek bizzat temasa geçildi. Kendilerine, üzüntülerinin giderilmesine, maneviyatlarının yükseltimesine yarayacak bilgiler verildi. İstanbul'da artık dâvâmızı yürütecek kimse kalmamıştı. Aylarca ve çeşitli yol ve yöntemlerle yaptığımız uyarmalara rağmen, bizim dediğimiz şekilde teşkilât kurmayıp Karakol Cemiyeti ninkurulmasına çalışanların başları Malta'va gitmiş, İstanbul'daki üyelerininhayat ve faaliyetlerinden eser kalmamıştı. Orada yeniden teşkilât kurabilmek için çok zahmetli çalısmalara ve o günkü durumumuza göre imkânlarımızın üstünde para harcamaya mecbur oldum.
    Saygıdeğer Efendiler, genel konuşmalarım arasında bir iki yerde,benim İstanbul'daki Meclis-i Meb'usan'a başkan seçilmem konusundanve bundaki maksattan bahsetmiştim. Bunun gerçekleştirilememiş olmasıdolayısıyla küçük bir güçlükle karşılaştığımı da arz etmiştim. Gerçektende, İstanbul'da Meclis saldırıya uğrayıp dağılınca, milletvekillerini toplamak ve özellikle daha önce de açıkladığım üzere bir meclis kurulmasınateşebbüs edebilmek için bir an kararsızlık geçirdim. Meelis-i Meb'usanBaşkanı olan Celâlettin Arif Beyin Ankara'ya gelip gelmeyeceğini şüplzesiz bilemiyordum. Gelmesi halinde, onun gelişini beklemeyive daveti onun vasıtasıyla yaptırmayı düşündüm. Ne var ki, durum çokacele hareket etmemizi gerektiriyordu. Gerçekleşip gerçekleşmeyecegibilinmez bir ihtimale bağlanarak vakit kaybetmeyi ihtiyata uygun bulmadım. Fakat verecegim kararın uygulanmasını sağlamak için de, bir ikigün telgraf basında, bütün komutanların görüşlerini almakla vakit geçirme gereğini duydum. Celâlettin Arif Bey'le 27/28 Mart gecesiDüzce'ye varışında bağlantı kurulmuştu. Kendisine şu telgrafı yazdım :
    Sayı : 3 Ankara, 27.3.1920
    Düzce'de Meclis-i Meb'usan Başkanı Sayın Celâlettin Arif Beyefendi'ye
    İstanbul'un resmen ve fiilî olarak İngilizler tarafından işgaliyle devlet kuvvetlerinin baskı ve esareti altına alınmış, Meclis-i Meb'usan'a saldırılarak milletinistiklâl ve namusuna tecavüz edilmiş olması ve bu yüzden milletvekillerinin memleketin kaderi ile ilgili görevlerini yerine getirmeyi başaramayacaklarını anlayaraknıilletin bağrına sığınmak mecburiyetinde kalmaları dolayısıyla, devlet ve millletin bütün kuvvetIerini hüküm ve denetimi. altında bulunduracak olağanüstü birmeclisin toplanmasına şiddetle ihtiyaç duyulmuş olduğundan, Hey'et-i Temsiliye'nin, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir rneclisin toplanmasına karar verdiğive gereğinin yapılmasının her yere genelge ile bildirildiği yüksek malumlarıdır.Bu konudaki 19.3.1920 tarihli bildir i metnini inceledikten srınra, içinciekileri birkere daha belirtmek ve seçimIerin en kısa zaınanda yapıIarak mecIisin bir an önce toplanmasını sağlamak için, bu görüşümüzün sizin tarafınızdan da bir bildirişeklinde kamuoyuna şimdiden duyurulmasını yararlı buluyoruz. Değerli cevabınızı bekIemektoyim, efendim.
    Mustafa Kemal
    Celâlettin Arif Beyin verdiği cevabı şudur :
    Ankara'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne




    CELALETTİN ARİF BEY2LE GÖRÜŞ AYRILIĞI



    Ankara'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
    Söz konusu edilen 19.3.1920 tarihli bildiriyi görmedim. Ola ğanüstü bir meclisin toplanması her ne kadar yerinde ise de, böyle bir meclisin, elden geldiği kadar kanuna dayanması gereklidir. Gerçi, bizim Anayasa'mızda böyle olağanüstü bir meclisin toplanabilmesi ile ilgili bir işaret yoksa da, başka anayasalarda bulunan hükümlerdenyararlanılabilir. Söz gelişi, Fransız anayasasına gizre, meclis kanunsuz olarak dağıtılır veya bir saldırıya uğrarsa, saldırıya uğrayan meclis üyelarinden kurulabilenler, vilâyet ve sancak idare meclislerinden seçilecek ikişer üye ile birlikte uygun bir yerde toplanırlar. Meclisin yeniden açılrnası veya saldırının önlenmesi içinlıararlar alırlar, Bu meclisin kararları muttaktır, uyulması zarurîdir, gıı karartarı dinlemeyenle: vatan hainliği ile suçlandırılırlar. Bendeniz de bu yolu düşünmekte idim.
    19.3.1920 tarihli bildirinin ne gibi esaslara dayandığı anIaşıldıktan sonra,Ankara'ya varışımda yapacağım görüşnıeler sonunda, bir bildiri hazırlamak düşüncesindeyim. Yine görüşürüz. Makine başında yanımda bulunan İ s m a i lFazıl Paşa ile Saruhan Milletvekili Reşit Bey'le birlikte saygılarımızısunarak veda ederiz. Arkadaşlarımdan Kırşehir milletvekili Rıza Bey de saygılarını sunuyor ve kendisinin de Bolu'da bulunduğunuıı Keskin'deki babaszna haber verilmesini istirhazn ediyor, efendim.
    Celâletttin Arif
    Bu cevap telgrafında yazılanlar dikkatle gözden geçirilirse, Celâlettin Arif Bey ile görüşlerimiz arasında büyük ayrılık olduğukolaylıkla farkedilir. Ben, olağanüstü yatkilere sahip bir meclisin Ankara'da toplanmasına karar verilen, bizim Anayasa'mızda böyle bir meclisin toplanmasıyla ilgili bir işaret bulunmadığını elbette bilirdimFakat kararımı verebilmek için böyle bir işaretin var olup olmadığınıdüşünmek asla hatırıma gelmedi. Bundan başka, saldırıya uğrayan meclis üyelerinden kurtulabilenlerle viIâyet ve sancakların idare meclislerinden seçilecek ikişer üyeyle birlikte, MecIis-i Meb'usan'ın yani,den eski şekilve niteliğinde toplanmasını sağlamak için çalışmayı asla hatırıma getirmedim. Aksine, büsbütün başka nitelik ve yetkide, sürekli bir meclis kurmayı ve bu meclisle, tasavvur ettiğim inkılap safhalarını birlikte geçirmeyi düşündüm. Buna göre biribirleriyle zıtlaştığına şüphe etmediğimdüşüncelerimizin, görüşrükten sonra da bir leşmesine imkân bulunacağınaümidim kalmadı. Bununla birlikte 19 Mart 1920 tarihli bildirimi telgraflaCelâlettin Arif Bey'e verdirdim. Ertesi gün aldığım cevapşuydu :
    Düzce 28.3.1920
    Ankara'da Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne
    Yüksek Hey'et-i Temsiliye'nizin 19.3.1920 tarihli genel bildirisi incelendi.içindeki maddeler ana hatlarıyla bendenizin düşündüğü esaslara uygundur. Bubakımdan, bendenizin Ankara'ya gelişinden sonra, görüşülerek ayrıca bir bildirinin yayınlanması tabiîdir. Yarın ister istemez Bolu'da kalınarak 29 Mart 1920'deAnkara'ya hareket edileceği saygıyla arz olunur.
    Meclis-i Meb'usan Başkanı




    CELALETTİN ARİF BEY MECLİS-İ MEBUSAN BAŞKANLIĞI'NI BIRAKMIYOR



    Celâlettin Arif Bey, bildirimizi incele dikten sonra içindekilerin, düşündüğü esaslara ge nellikle uygun oldugunu söylemekle birlikte, bu esas ları destekler nitelikte bir bildiri yazıp ilân etzıziyor.Bunu Ankara'ya geldikten ve görüşmeler yaptıktan sonraya bırakıyor.
    Efendiler, Celâl Arif Bey, Ankara'ya geldikten sonra,kendisiyle ve diğer bazı hukukçularla bu konu üzerinde uzun süren görüşmeler ve tartışmalar yapıldı. Fakat aldanmıyorsam, CelâlettinArif Bey, hiçbir vakit benim Büyük Millet Meclisi'nin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır. O, daima toplanmış olan hey'etinesas görevini, İstanbul Meclis-i Meb'usan'ının toplanmasını sağlamaktanibaret olarak görmüş ve kendisini de daima İstanbul',daki Meclis-i Meb'usan'ın Başkanı saymıştır. Bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak birhâtıramı müsaade ederseniz bilginlze sunayım.
    Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve kendisi İkinci Başkan bulunduğu sırada, bir gün, Başkanlık Divanı toplantısında, Celâlettin Arif Bey'in, ödenek meselesini açtığını ve kendisininMeclis-i Meb'usan Başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte Meclis Genel Sekreteri olarak bulunanRecep Bey anlattı. Yüksek malumlarınızdır ki, o devirde MeclisBaşkanı ve İkinci Başkanı ile diğer başkanlar ve Meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu. C eIâlettin Arif Bey, Meclis-iMeb'usan Başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. Ben Başkanlık Divanı'nınbu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiadaısrar ederse, konuyu Meclis Genel Kurulu'na sunarak, alınacak kararagöre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. Celâlettin Arif BeyMeclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.


    SEÇİMLER SIRASINDA BAZI YERLERDEKİ BÜYÜK HÜKÜMET MEMURLARININ ÇIKARDIKLARI GÜÇLÜKLER



    Saygıdeğer Efendiler, 19 Mart 1920 tarihli talimat gereğince, memleketin her tarafında seçimler, sür' atle ve ciddiyetle vapılmaya başlandı. Yalnız, bazı yerlerde kararsızlık ve direnmeler görüldü. Bunlar dan bazıları kısa, bazıları uzunca bir süre bu kararsızlık ve direnmelerinde ısrar ettiler. Ancak sonunda, bütün seçim bölgelerinin milletvekilleri, Büyük Millet Meclisi'nde, bütün milletin ve memleketin temsilcisi olarak hazır bulundular.Kararsızlık ve direnme gösterenbazı yerler şunlardı : Dersim, Malatya, Elâzığ, Konya, Diyarbakır, Trabzon... Efendiler,gerçek durumu belirtmiş olmak için şunu da açıklamalıyım ki, kararsızlik ve direniş gösteren bu seçim hölgelerinin halkı değildir. Belki o tarihte, o bölgelerde bulunan sivil idare âmirleridir. Halk, gerçeği anlaranlamaz, derhal milletin ortak isteğine katılmakta asla kararsızlık göstermemiştir.
    Şimdi Efendiler, yeniden inkılâbın tabiî sonuçlarından sayılan olaylardan bazılarına temas edelim :


    SAMSUN'DAKİ SUBAYLAR ARASINDA SÖZDE PADİŞAH TARAFTARLIĞI VARMIŞ



    3'ncü Kolordu Komutanı Selâhattin Bey' den aldığım 29 Mart 1920 tarihli bir şifrede, "Sam sun'da bulunan 15' inci Tümen'in maneviyatının bo zuk olduğundan ve sözde, subaylar arasında Padişahtaraftarlığı bulunduğundan" söz ediliyordu. "Subaylar, Padişâh aleyhindeverilecek emirleri yerine getirmeyeceklerini komutanlarına bildirmişler.Baskı yapılırsa, görevlerini terketmeleri ihtimali varmış. İstanbul'dan gelen yolculardan ve gazebelerden, işgalin ikinci günü, elkonmuş olan binaların hepsinin boşaltıldığı, Salih Paşa' nın yerinde olduğu, ÂyânMeclisi'nin görevine devam ettiği ve son cuma selâmlığında, Harbiye veBahriye Nâzırları da hazır bulunarak, gerekli törenin eskiden olduğu gibiyapıldığı anlaşılmış..." "Şu duruma göre, İstanbul'da bir hükûmet varken, bu hükûmetin haberi olmadan yapılan işler nedir?" diyorlarmış.Subayların bu düşünce ve davra nışlarını bildiren 15' inci Tümen Komutanışu görüşleri ileri sürüyordu : "Burada bir subayı hapsetmenin olağanüstübir durum yaratması düşünülemez. Ancak, bundan yararlanarak Anadoluüzerine yürümek gibi olaylar meydana gelecektir. İzmir cephesinde Kuvayı Milliye'ye nasıl hizmet gördürüldüğünü bilemiyorum.Zannederim, bunlar para ile çalıştırılmaktaymış. Bir savaş çıktığında, bütün halka maaşverilemeyeceği meydanda olduğundan, Kııva-yı Milliye adı altındaki mevcut kuvvetten orada da hiçbir kuvvet kalmayacağına eminim. Ordu birliklerine gelince, şimdiden firar olayları başlamıştır. Parasızlık böyle devamettikçe ve İstanbul'da merkezî hükûmet bulundukça subaylardan bileşüphe ederim." Bundan başka, 3' üncü Kolordu Komutanı SellattinBey, vermiş olduğumuz talimat gereğince, Amasya'ya gelen kontrol memuru Forbes adındaki yüzbaşıyı tutuklamış. Samsun'a bir İngilizteınsilcisi yüzbaşı gelmiş. Sellahattin Beye, Yüzbaşı Forbes'in bir dakika bile geçirilmeden Samsun'a gönderilmesini yazmış; aksitakdirde, Selâhattin Beyin sorulu olacağını ilâve etmiş. Bukonudaki düşüncemi soran Selâhattin Beye, vereceği cevap hakkın.da şu tavsiyede bulundum : " Forbesi tutuklayan ben değilim;hükûmet merkezleri, Ateşkes Anlaşması'na ve insanlığa aykırı olarakişgal adilen millettir. Bu bakımdan serbest bırakılmasını da ancak millet yapabilir . " Buna rağmen, bu Forbes memleketten çıkarılmaklayetinilmiş, tutuklanmamıştır.
    Bolu Mutasarrıfı Haydar Bey'in 9 Nisan 1920 tarihli kısa birşifresinden, Adapazarı ile Hendek arasında bulunan ve Çatalköprü denilen yerdeki köprülerle Mudurnu Suyu köprüsünün Kuva-yı Milliye'ninaleyhinde olanlar tarafından tahrip edildiği anlaşıldı.
    Bolu ve dolaylarının Komutanı Mahmut Nedim Beyin,Düzce'den yazdığı 9 Nisan 1920 tarihli şifresindeıı de, 8 Nisanda Adapazarı'nda Kuva-yı Milliye aleyhine gösteriler yapıldığı, Hendek ile Adapazarı arasında telgraf ve telefon hatlarının kesildiği, Düzce Abazalarındantarafsız kalanların da muhaliflere katılmak üzere hareket ettikleri anlaşıldı. Hendek ile Adapazarı arasında, Mudurnu Suyu üzerindeki büyükköpri,inün tahribi dolayısıyla ulaşımın kesilmiş oLduğu da anlaşılıyordu.Bu bilgiler üzerine, Gevye'de bulunan 24' üncü Tümen Komutanı M a h m u t B e y'in dikkati çekildi.
    Nevşehir'de de, Nevşehir Kaymakamı Nedim Bey'in başkanlığında Teâlî-i İslâm Cemiyeti'nin bir şubesi kurulmuş. Verilen rapordacemiyetin en bozguncu üyelerinden sekiz kişinin Niğde'ye gönderildiğibildiriliyordu. Bu cemiyetin üyeleri, "Padişah'tan başka hiçbir kuvvet tanımayız. Kuva-yı Milliye'yi dağıtmak için mal ve can bakımından bütünkuvvetlerimizi feda etmeye yemin ettik" diyorlarmış. Her gece toplantıyapıyorlarmış. İleri gelenleri, Niğde'deki Tümen Komutanı'nın gönderdiği bir müfreze ile tutuklanmış.

  6. #25
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin toplanması



    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TOPLANIYOR



    Efendiler bu türlü olaylara bundan sonra daha geniş çapta rastlayacağız. Büyük Millet Meclisi'nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara'ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları oimuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken, bir taraftan da Ankara'da toplanmakta olan ve genel durumu daha iyice bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis'in toplanamaması gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini, düşünüyordum. Bunun için Meclis'in açılmasında acele ediyordum. Nihayet, gelebilmiş oian milletvekilleriyle yetinerek Meclis'in, Nisanın 23' üncü Cuma günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün memlekete yaptığım tebligat metnini, o günün duygu ve düşüncelerine ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum.
    Telgraf : çok ivedi
    Ankara'ya acele yazı gönderilmesi Ankara, 21.4.1920
    Kolordulara (14' üncü Kolordu Komutan Vekilliğine), 61'inci Tümen komutanlığına, Refet Beyefendi'ye, Bütün Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey'etlerine, Belediye Başkanlıklarına
    1- Tanrının lütfuyla Nisanın 23' üncü Cuma günü, cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
    2 - Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi'nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur'an'ın ve namazın nurlarındanda feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şerîf'ten başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı'nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.
    3 - Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretleri'nin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i $erîf'in son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra Meclis'in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
    4 - Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde kilde Hatm-i Şerîfler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri'nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz'in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele'nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydanâ gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah'ımızın, din ve devletimizin vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis'in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerîf okunacaktır.
    5 - Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştınlabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür'atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlanna ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
    6 - Yüce Tanrı'dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
    Hey'et-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal
    22 Nisan 1920 tarihinde de şu küçük tebliği yayınladım :
    Dakika geciktirilmeyecektir. 22.4.1920
    Bütün Valiliklerle, Müstakil Sancaklara, Kolordulara, Nazilli'de Albay Refet Beyefendi'ye. Bursa'da 20, nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa Hazretleri'ne , Bursa'da 56' ıncı Tümen Komutanı A 1 b a y B e k i r S a m i B e y e f e n d i y e, Balıkesir'de 61' inci Tümen Knmutanı Albay Kâzım Beyefendi'ye
    Tanrı'nın lütfuyla Nisa'nın 23' üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askerî ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek mercünin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur.
    Hey'et-i Temsiliye adına
    Mustafa Kemal
    Saygıdeğer Efendiler,
    Şimdiye kadar bilginize sunmuş olduğum hususlar, şahsım ve Hey'et-i Temsiliye adına üzerinde durduğum olayların açıklanmasıyla ilgiliydi. Bundan sonra söyleyeceklerim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından ve hükumetin kuruluşundan bugüne kadar meydana gelmiş olan olayları ve değişiklikleri içine alacaktır. Burada söyleyeceklerim, aslında herkes tarafından açıkça bilinen veya kolaylıkla bilinmesi mümkün olan olaylann safhaları ile ilgilidir. Gerçekte, Meclis tutanaklarında, bakanlıkların dosyalarında, basın kolleksiyonlarında bu olay ve hâdiselerin belgeleri kayıtlı ve saklı bulunmaktadır. Bu bakımdan ben, bütün bu olayların genel akışını işaret ve tespit etmekle yetineceğim. Maksadım, inkı- lâbımızın incelenmesinde tarihe yardımcı olmaktır. Bütün bu olay ve hâdisalerin akışında, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükumeti'nin Başkanı Başkomutan ve Cumhurbaşkanı sıfatlarını taşımış olmaktan çok, teşkilâtımızın genel başkanı olarak kendimi bu görevi yerine getirmeye mecbur sayarım.


    TÜRK MİLLETİNİN TAKİP ETMESİ GEREKEN SİYASİ İLKE:MİLLİ SİYASET



    Efendiler, Meclis'in açıldığı ilk günlerde, Meclis'e, içinde bulunduğumuz durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcasıTürkiye'nin, Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi.
    Bilindiği gibi, Osmanlılar zamanında, çcşitli siyasî ilkeler takip edilmişve edilmekteydi. Ben, bu siyasî ilkelerin hiçbirinin, yeni Türkiye'ninsiyasi şekillenmesinde ilke olarak kabul edilemeyeceğine inanmıştım.Bunu Meclis'e anlatmaya çalıştım. Bu nokta üzerinde daha sonra daçalışmaya devam edilmiştir. Bu hususla ilgili olarak, öteden berisöylediklerimin ana noktalarını, burada hep birlikte hatırlamayı yararlı bulurum.
    Efendiler, bilirsiniz ki, hayat demek, mücadele ve müsademe demektir.Hayatta başarı kazanmak, mutlaka mücadelede başarı kazanmayabağlıdır. Bu da maddî ve manevî güç ve kudrete dayanır hir husustur.Bir de, insanların uğraştığı bütün meseleIer, karşılaştığı bütün tehlikeler,elde ettiği başanlar, toplumca yapılan genel bir mücadelenin dalgalarıiçinden doğagelmiŞtir. Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere taarruzve hücumu tarihin bellibaşlı bir safhasıdır. Doğu milletleri arasında, Türklerin başta geldiği ve en güçlüsü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler, İslâmlıktan önce ve İslâmlıktan sonra Avrupa içerisine girmişler,saldırılar, istilâlar yapmışlardır. Batı'ya saldıran ve İspanya'yı zaptederekFransa sınırlanna kadar uzanan Araplar da vardır. Fakat Efendiler, hersaldırıya, daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı ihtimalinidüşünmeden ve ona karşı güvenilir bir tedbir bulmadan saldırıyageçenlerin sonu, yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır.
    Batı'nın Araplara yaptığı karşı saldırı, Endülüs'te acı ve ibret alınmayadeğer bir tarihî felâketle başladı. Fakat orada bitmedi. KovalamaKuzey Afrika'ya kadar sürüp gitti.
    A t t i 1 â 'nın Fransa ve Batı-Roma topraklarına kadar yayılmış olanimparatorluğunu hatırladıktan sonra, bakışlarımızı, Selçuklu Devleti'ninyıkıntıları üzerinde kurulmuş olan Osmanlı Devleti'nin, İstanbul'da DoğuRoma İmparatorluğu'nun taç ve tahtına sahip olduğu devirlere çevirelimlim. Osmanlı hükümdarlan arasında Almanya'yı, Batı Roma'yı zaptederekçok büyük bir imparatorluk kurma teşebbüsünde bulunmuş olanıvardı. Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslâm dünyasını bir merkezebağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye'yi ve Mısır'ı zaptetti."Halife" ünvanını takındı. Diğer bir sultan da hem Avrupa'yı zaptetmek,hem de İslâm dünyasını hüküm ve idaresi altına almak gayesini güttü.Batı'nın sürekli karşı saldırısı, İslâm dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanıve bu şekilde bütün dünyayı ele geçirme tasavvur ve emellerinin aynı sı-nırlar içine aldığı çeşitli unsurların uyuşmazlıkları, sonunda, benzerlerigibi, Osmanlı İmparatorluğu'nu da tarihin sinesine gömdü.
    Efendiler, dış siyasetin en çok ilgili bulunduğu ve dayandığı temel,devletin iç teşkilâtıdır. Dış siyasetin iç teşkilâtla uyarlı olması gerekir.Batı'da ve Doğu'da, başka başka karaktere, kültüre ve ülküye sahipbiribirinden farklı unsurları tek sınır içinde toplayan bir devletin iç teşkilâtı,elbette temelsiz ve çürük olur. O halde, dış siyaseti de köklü ve sağlamolamaz. Böyle bir devletin iç teşkilâtı özellikle millî olmaktan uzak olduğu gibi, siyasî ilkesi de millî olamaz. Buna göre, Osmanlı Devleti'nin si-yaseti millî değil, belirsiz, bulanık ve kararsızdı.
    Çeşitli milletleri, ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitliunsurlardan oluşan kitleleri eşit haklar ve şartlar altında bulundurarakgüçlü bir devlet kurmak, parlak ve çekici bir siyasî görüştür. Fakat aldatıcıdır. Hattâ, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki bütün Türkleri bile birdevlet halinde birleştirmek, varılması imkânsız bir hedeftir. Bu,yüzyılların ve yüzyıllarca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylarla meydana koyduğu bir gerçektir.
    Panislâmizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığınave dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir.Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek hir dünyadevleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilâcı olmakhevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsî duyguve bağlılıklarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartlarıvardır.
    Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasîilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlardave karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmakkadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığınifadesi böyledir.
    Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletinbütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastetiğimanlam ve öz şudur : Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendikuwetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçekçek saadet ve refahına çalışmak... Genellikle milleti uzun emeller peşindede yorarak zarara sokmamak... Medenî dünyadan, medenî, insanî ve karşılıklı dostluk beklemektir.


    HÜKÜMETİN KURULMASI



    Efendiler, Meclis'e teklif ettiğim önemli bir husus da hükûmetin kurulması konusuydu. Bu meseleninve bununla ilgili bir teklifte bulunmanın, o devir için ne kadar nazik olduğunu takdir buyurursunuz.
    Gerçek, Osmanlı saltanatının ve hilâfetin yıkılmış ve ortadan kalkmış olduğunu düşünerek yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Fakat durumu olduğu gibi dile getirmek, amacın büsbütünkaybedilmesine yol açabilirdi. Çünkü, halkın düşünce ve eğilimleri dahaPadişah ve Halife'nin mazur durumda bulunduğu yolundaydı. HattâMeclis'te, ilk anda, hilâfet ve saltanat makamıyla temas kurmak ve İstanbulHükûmeti'yle uzlaşma aramak akımı başgöstermişti.
    İstanbul'daki şartların, Halife ve Padişah ile ne açıkça ne de özelve gizli olarak görüşmeye elverişli olmadığını açıklamaya çalıştım. Böylebir temasla ne anlamak istediğimizi sordum. Eğer milletin, bağımsızlığınıkazanmak ve vatanın bütünlüğünü sağlamak için çalışmakta olduğunuhaber vermek için ise, buna gerek yoktur. Çünkü, Padişah ve Halifeolan zatın da bundan başka bir şey düşünmesine ve istemesine imkân varmıdır? Bunun aksini ağzından işitsem inanmam; mutlaka zorlamave baskı altında söyletildiğini kabul ederim dedim. Aleyhimizde çıkarılmışolan fetvanın uydurma olduğunu, İstanbul Hükûmeti'nin emir vebildirilerinin dirilerinin yoruma muhtaç bulunduğunu söyleyerek,bazı zayıf kalpli vekıt düşünceli kimselerin göstermek istedikleri ihtiyatı gerekli bulmadığımızıbelirttim.


    MİLLİ HAKİMİYET TEMELİNE DAYANAN HALK HÜKÜMETİ:CUMHURİYET



    Şunu arz etmek istiyorum ki, hükumetin kurulması dayanan ile ilgili bir teklif ileri sürmeden önce, duygu ve düşünceleri gözönünde bulundurmak zarureti vardı. Bu zarurete uymakla birlikte, asıl maksadı saklıtutan teklifimi bir önerge halinde sundum. Kısa bir tartışma ile ve bazıitirazlara rağmen kabul edildi,
    Bu önergeyi bugün gözden geçirecek olursak, orada esaslı ilkelerintespit ve ifade edilmiş olduğunu görürüz. Müsaade buyurursanız, bu ilkeleri burada birer birer birer sayacağım :
    1- Hükûmetin kurulması zarurîdir.
    2 - Geçici olarak bir hükûmet başkanı seçmek veya Padişah'a birvekil tanımak mümkün değildir.
    3 - Meclis'te yoğunlaşan millî iradenin, doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir .Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir kuvvet yoktur.
    4 - Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerinikendisinde toplar.
    Meclis'ten seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir hey'et,hükûmet işlerine bakar. Meclis başkanı, bu hey'etin de başkanıdır.
    Not : Padişah ve halife, baskı ve zorlamadan kurtulduğu zamanMeclis'in düzenleyeceği kanunî esaslar çerçevesinde durumunu alır.
    Efendiler, bu ilkelere dayanan bir hükumetin niteliği kolaylıklaanlaşılabilir. Böyle bir hükûmet, millî hakimiyet temeline dayanan halkhükûmetidir. Cumhuriyet'tir.
    Böyle bir hükûmetin kurulmasında ana ilke, kuvvetler birliği teorisidir.Zaman geçtikçe bu ilkelerin taşıdığı kavramlar


    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA BENİ SEÇTİ



    Saygıdeğer Efendiler, açık ve gizli oturumlarda, bir iki gün süren konuşma ve açıklamalardan ve işaret ettiğim ilkeleri içine alan teklifi yaptıktan sonra, yüce Meclis beni başkanlığa seçmekle bana karşı genel güvenini gösterdi.
    Burada ufak bir noktayı da açıklamalıyım :
    Hatırlarsınız ki, oluşmaya başlayan millî birliği, milletin coşmasınave uyanmasına bağlamaktan çok, şahsî teşebbüs eseri sayıyorlardı. Buarada benim teşebbüslerde bulunmamın engellenmesini önemli görüyorlardı.Beni millete ve hükûmete reddettirmekten ve lânetletmekten yararumuyorlardı. Yapılan propaganda da : "Ben reddedildiğim ve lânetlendiğimtakdirde, millet ve devlet aleyhinde hiçbir harekette bulunulmayacak...Bütün kötülüklerin sebebi benim şahsımdır. Bir adam için, birmilletin pek çok tehlikeleri göze alması akla sığmaz" şeklindeydi. Hükumetmet ve düşmanlar, benim şahsımı, millete karşı bir silâh gibi kullanıyordu.Bu sebeple, 24 Nisan 1920 günü, gizli bir oturumda, Meclis'e bu durumuaçıkladım. Başkanlık seçiminde, bunun da bir sakınca olarak dikkatealınmasını ve yalnız millet ve memleketin selâmeti düşünülerek oyve kararlarırıın isabetle verilmesini rica ettim.


    BAKANLAR KURULU'NUN KURULMASI



    Efendiler, Büyük Millet Meclisi, Bakanlar'ın seçimi ile ilgili 2 Mayıs 1920 tarihli kanunla, Genelkurmayişlerini de yürütmek üzere, Büyük Millet Meclisi'nde 11 bakanlı birBakanlar Kurulu meydana getirdi.
    Görülüyor ki, Meclis'in açılış tarihi olan 23 Nisandan beri bir haftakadar zaman geçmiş bulunuyor. Bu süre içinde memleket ve millet işlerive özellikle yıkıcı akım ve faaliyetlere karşı tedbir alma hususu elbettebir an bile gecikemezdi ve gecikmemiştir. Yalnız, Bakanlar Kurulu'nunseçimi ile ilgili kanun çıktığı zaman, Meclis'ce bakanlığa seçilen kimselerden bazıları, daha önce fiilî olarak göreve başlamışlar ve bana yardımediyorlardı. Bu arada İ s m e t P a ş a Hazretleri de Genelkurmayişlerini üstlenmiş bulunuyordu.
    Efendiler, bu münasebetle bir noktayı belirtmeyi gerekli buluyorum:O günlerde, mevcut arkadaşların hangi işlerde görevlendirileceklerininuygun olacağı düşünülürken, Genelkurmay Başkanlığı için İ s m e tP a ş a'yı tercih etmiştim. Ankara'da bulunan R e f e t P a ş a , beni özelolarak görerek bilgi vermemi istedi. Anlamak istediği, Genelkurmay Başkanlığı'nın en yüksek askerî makam olup olmadığı noktasıydı. Benden ,söz konusu makamın en yüksek askerî makam olduğu ve ondan daha yüksek makamın Millet Meclisi olacağı cevabını alınca, buna itiraz etti. İ s m e t P a ş a'nın, başkomutanlık demek olan bu durumuna razı olamayacağınısöyledi. Görevin çok önemli ve nazik olduğunu, benim bütün arkadaşlar hakkındaki bilgi ve tarafsızlığıma güvenmenin uygun olacağınısöyledim. Kendisinin böyle bir iddiada bulunınasının yakışık almadığınıda ilâve ettim.
    Efendiler, daha sonra Batı Cephesi Karargâhı'nda görüştüğüm F u a t P a ş a da, İ s m e t P a ş a'nın Genelkurmay Başkanlığı'na kesinliklekarşı çıktı. F u a t P a ş a'yı da, duruma en uygun olan çözüm yolununkabulündeki zarurete inandırmaya çalıştım. R e f e t ve F u a t P a ş a'ların kendilerine has bazı düşüncelerine ilâve ettikleri itiraz şuydu :Kendileri daha önce Anadolu'da benimle birlikte çalışmışlar. Fakatİ s m e t P a ş a sonradan katılmış. Oysa, bundan önceki konuşmalarımda,sırası ve yeri geldiği için arz etmiştim ki, İ s m e t P a ş a , benim İstanbul'dan ayrılmamdan önce benimle işbirliği yapmıştı. Daha sonra Anadolu'ya gelmiş ve birlikte çalışmıştık. Fakat F e v z i P a ş aH a z r e t l e r i'nin Harbiye Nazırlığı'na gelmesi üzerine bazı önemlidüşüncelerle ve özel görevle tekrar İstanbul'a gönderilmişti.Bu bakımdan düşünce ve işbirliğinde kıdem söz konusu olamazdı.
    Genelkurmay işlerinin ilk defa İ s m e t P a ş a'ya verilmesinde isabetsizlik olsaydı, bu konuda F e v z i P a ş a Hazretleri'nin de beni uyarmaları bir vatan görevi olurdu. Oysa, Paşa Hazretleri, aksine bu görevlendirmeyi pek yerinde bulmuş ve kendileri, teklif edilen Millî SavunmaBakanlığı'nı çok samimî bir duyguyla derhal kabul buyurmuştur. İ s m e tP a ş a'nın, gerek Genelkurmay Başkanlığı'nda gerek daha sonraki Cephe Komutanlığı'nda gösterdiği liyakat ve üstün gayret, kendisine görevvermekte doğru hareket ettiğimi fülî olarak ispat etmiş bulunduğu için,millete karşı, orduya karşı ve tarihe karşı tam bir iç huzuru içindeyim.


    HIYANET-İ VATANİYE KANUNU VE İSTİKLAL MAHKEMELERİ KURULMASI



    Efendiler, Meclis, 29 Nisan 1920 tarihinde Hıyanet-i Vataniya Kanunu'nu ve sonraki aylarda İstiklâl Mahkemeleri Kanunları'nı da çıkarmakla, inkılâbın tabiî gereklerini yerine getirmiş oldu.
    Efendiler, İstanbul'un işgalinden sonra başlayan birtakım yıkıcıakımlara, olaylara, isyanlara dokunmuştuk. Bunlar hızla memleketin hertarafından biribiri ardınca ortaya çıktı ve sürüp gitti.
    İstanbul'da D a m a t F e r i t P a ş a , derhal yeniden iktidar mevkiine getirildi. Damat Ferit Paşa Kabinesi, İstanbul'daki bütün yıkıcı vehain kuruluşların meydana getirdiği blok, bu blokun Anadolu içindekibütün isyan teşkilâtı, bütün düşmanlar ve Yunan ordusu elbirliği ile aleyhimizde faaliyete geçtiler. Bu ortak saldırı politikasının talimatı da,Padişah ve Halife'nin, düşman uçakları da dahil olduğu halde, her türlü vasıtayla memlekete yağdırdığı "Padişah'a karşı ayaklanma" fetvasıydı.
    Bu genel, çeşitli ve haince saldırılara karşı, biz de, daha Meclis açılmadan önce, Afyonkarahisarı'nda, Eskişehir'de ve bütün demiryolu boyunda bulunan düşman birliklerini Anadolu'dan çıkarmak, Geyve, Lefke , Carablus köprülerini yıkmak ve Meclis toplanır toplanmazAnadolu ulemâsının fetvasını almak suretiyle karşı tedbirlere giriştik.

  7. #26
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    İç isyanlar ve Doğu Cephesindeki gelişmeler



    İÇ İSYANLAR



    Efendiler,1919 yılı içinde, millî teşebbüslerimize karşı başlayan iç isyanlar, sür'atle memleketin her tarafina yayıldı.
    Bandırma, Gönen, Susurluk, Kirmasti, Karacabey, Biga ve dolaylarinda; Izmit, Adapazari, Düzce, Hendek, Bolu, Gerede, Nallihan, Beypazaridolaylarinda; Bozkir'da; Konya, Ilgin, Kadinhan, Karaman, Çivril, Seydisehir, Beysehir, Koçhisar dolaylarinda; Yozgat, Yenihan, Bogazliyan, Zile,Erbaa, Çorum dolaylarinda; Imranli, Refahiye, Zara, Hafik ve Viransehir dolaylarinda alevlenen karisiklik atesleri, bütün memleketi yakiyor,hainlik, cehalet, kin ve bagnazlik dumanlan bütün vatan göklerini yogun karanliklar içinde birakiyordu. Isyan dalgalari, Ankara'da karargâhimizin duvarlarina kadar çarpti. Karargâhimizla sehir arasindaki telefon ve telgraf hatlarini kesmeye kadar varan kudurmuscasina kasitlar karsisinda kaldik. Bati Anadolu'nun, Izmir'den sonra, yeniden önemli bölgeleride, Yunan ordusunun taarruzlariyla çignenmeye baslandi.
    Dikkatle üzerinde durulmaya deger bir husustur ki, sekiz ay önce,millet, Hey'et-i Temsiliye etrafinda toplanarak, Damat Ferit Hükûmeti ile iliski ve haberlesmelerini kesmis iken, Ali Galip 'in tesebbüsü gibi tek tük olaylardan baska, böyle genel bir ayaklanma olmamisti. Bu seferki yaygin ve genel ayaklanmalar, sekiz ay zarfinda, memleket içinde çok hazirlik yapildigini gösteriyordu. Damat Ferit Hükûmetinden sonraki hükûmetlerle, millî suurun korunmasi ve güçlendirilmesi için yaptigimiz mücadelelerin ne kadar hakli sebeplere dayandigi, aci bir sekilde bir daha anlasilmis oluyordu. Millî Mücadele'ye kuvvet vermek için cephelerle ve ordu ile ilgilenme bakimindan Istanbul'daki hükûmetlerin gösterdigi baska türlü ihtimallerin aci sonuçlari da ayrica görülecektir.


    ANZAVUR VE DÜZCE ISYANLARI



    Efendiler, önce, iç isyanlar hakkinda açik bir fikirverebilmek için, müsaade buyurursaniz, iç isyan olaylarina yeri geldikçe dokunmak üzere, anlatilan safhalari özet olarak arz edeyim :
    21 Eylül 1919 tarihinde, Balikesir'in kuzey bölgesinde baslayan birinci Anzavur isyani,16 Subat l920'de yine ayni bölgede ikinci defa basgösterdi. Bu iki isyan, askerî birliklerimiz ve millî müfrezelerimizle bastirildi. 13 Nisan 1920 tarihlerinde Bolu, Düzce dolaylarinda da isyan çikti. Bu isyan, 19 Nisan 1920 tarihinde Beypazari'na kadar yayildi. Bu sirada Anzavur, 11 Mayis 1920'de top ve makineli tüfeklerle donatilmis bes yüz kisilik bir kuvvetle, üçüncü defa olarak Adapazari ve Geyve dolaylarinda, zayif bir millî müfrezemize saldirmak suretiyle yine ortaya çikti.Anzavur, gönderdigimiz millî müfrezelerimize, düzenli ordu birliklerimize durmadan saldirdi. 20 Mayis 1920 tarihinde, Geyve Bogazi yakinlarinda yenildi ve kaçmak zorunda kaldi.
    Düzce dolaylarindaki isyan olayi önemliydi. Abaza ve Çerkezlerden meydana gelen dört bin kisilik büyük bir kalabalik, Düzce'yi basarak hapishaneleri bosalttilar ve çarpisma ile oradaki süvari müfrezemizin silâhlarini aldilar. Hükûmet memurlarini ve subaylari hapsettiler.
    Her taraftan, âsîler üzerine kuvvet gönderdik. Bu arada, Geyve'de bulunan 24' üncü Tümen de, Komutani Yarbay Mahmut Bey basta oldugu halde, Düzce'ye hareket etti. Mahmut Bey , Meclis'in açildigi gün, yani 23 Nisan 1920'de, Hendek'ten Düzce'ye geçerken, Hendek de isyan etti. Adapazari da âsîler tarafindan elde edildi. Mahmut Bey,25 Nisan 1920'de, Hendek - Düzce yolu üzerinde âsîler tarafindan aldatilarak pusuya düsürülmüs ve ilk ateste sehit edilmistir. Kurmay Baskani Sami Bey , yaveri ve daha birkaç subay da ayni zamanda sehit düstüler. Bunun üzerine, 24' üncü Tümen muharebe edemeden âsîler tarafindan tamamiyle esir edildi. Bütün tüfekleri, toplari alindi. Agirliklari yagma edildi. Bu sirada Izmit Mutasarrifi Çerkez Ibrahim , Istanbul'dan Adapazari'na geldi. Halka Padisah'in selâmini bildirdi ve yüz elli lira maasla gönüllü toplamaya basladi. Toplanan âsî kuvvetler bütün o yöreye hâkim olduktan sonra, Geyve Bogazi'ndaki kuvvetlerimize taarruza basladilar.
    Bizim, bu isyan alanina gönderdigimiz kuvvetler sunlardi:
    1- Salihli ve Balikesir Kuva-yi Milliye'sinin olusturdugu Çerkez Ethem Bey müfrezesi;
    2 - Iki tabur düzenli ordu birligi, dört dag topu, bes makineli tüfek ve üç yüz efe süvarisinden kurulmus Binbasi Nazim Bey müfrezesi;
    3 - Iki tabur piyade, sekiz makineli tüfek, iki sahra ve iki dag topundan kurulu, Yarbay Arif Bey müfrezesi;
    4 - 'Üç yüz kisilik millî kuvvet ve iki makineli tüfek ve iki havan topundan ibaret Binbasi Ibrahim Bey(Çolak) müfrezesi.
    Komutan olarak da Ali Fuat Pasa , Geyve Bogazi yakinlarindan Adapazain'na uzanan kesimde, Refet Pasa da Ankara'dan Beypazari yoluyla Bolu'va uzanan kesimde görevlendirildiler.


    HILAFET ORDUSU



    Efendiler, Izmit'te de Süleyman Sefik Pasakomutasinda, Hilâfet Ordusu adini tasiyan bir hain kuvvet yiginak yapiyordu. Bunun bir kisim kuweti de, Bolu yakinlarinda hurmay BinbasiHayri Bey komutasinda âsîleri desteklemisti. Btz kuvvetle birlikteIstanbul'dan gönderilmis birçok subay da vardi.
    Hilâfet Ordusu'nun, Süleyman Sefik Pasa'dan sonra, bellibasli komutanlari, Süvari Tümgenerali Suphi Pasa ve Topçu Yarbaylarindan Senaî Bey'di. Istanbul'da da özel olarak kurulmus birkurmay hey'eti vardi. Bu hey'etin baslica komutanlari da, Kurmay AlbayRefik ve Kurmay Yarbay Hayrettin Bey'lerdi.
    Suphi Pasa ile ilgili küçük bir hâtirami anlatayim : SuphiPasa'yi Selânik'ten tanirdim. Ben yüzbasi (kolagasi) iken, o daha o zaman tümgeneral ve süvari tümeni komutani idi. Aradaki rütbe farkina ragrrien, çok yakin arkadasligimiz vardi. Mesrutiyet'in ilâninda, ilk defa Istipdolaylarinda Cumali adinda bir yerde süvari manevralari yaptirmisti. Diger bazi kurmaylar arasinda beni de tatbikat ve manevrada bulunmaküzere davet etmisti. Kendisi Almanya'da yetismis çok usta bir biniciydi.Fakat askerlik sanatini anlamis bir komutan degildi. Manevranin sonunda, ben, yetkim ve rütbem elvermedigi halde, Pasa'yi bütün subaylariniönünde aci bir sekilde elestirmistim. Daha sonra "Osmanli Ordugâhi" adliküçük bir eser de yazmistim.Suphi Pasa , gerek açikça yaptigim üuelestirilerden ve gerek yayinlanan bu eserimden dolayi pek üzüldü. Kendisinin itirafina göre, maneviyati kirildi. Fakat, sahsen bana gücenmedi.Arkadasligimiz devam etti. Iste Hilâfet Ordusu'na bulduklari komutanbu Suphi Pasa'dir. Pasa, sonradan Ankara'ya geldi. Geziye çikiyordum. Istasyonda büyük bir kalabalik içinde biribirimizle karsilastik. Kendisine ilk sorum su oldu : "Pasam niçin Hilâfet Ordusu Komutanliginikabul ettin?" Suphi Pasa, bir an bile duraklamadan : "Size yenilmek için" cevabini verdi.
    Bu cevabi ile anlatmak istiyordu ki, bu görevi özel bir maksatla kabul etmisti. Suphi Pasa , öyle bir duygu içinde bulunabilir. Fakat,gerçekte, komutayi üstüne aldigi zaman kuvvetleri zaten yenilmis bulunuyordu.
    Bolu, IZüzce, Adapazari ve Izmit dolaylarindaki bu isyan, bu defa Haziran 1920 tarihine kadar üç aydan fazla sürdü. Fakat bundan sonra,29 Teminuzda yeniden bir isyan oldu. Ancak, bundan sonra da, bu bölgede tamamen sakin kalinmis degildir. Bununla birlikte, sonuç olarak âsîlertamamiyle bozguna ugratilmis ve elebaslari, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kanunlarina teslim edilmistir. Hilâfet Ordusu'nun Bolu yakinlarinda bulunan kismi da bozguna ugratildi. Komutani Binbasi Hayrive si ibaylari Yüzbagi A 1 i, 'Üstegmen Serefettin, Üstegmen Hay rettin, Makineli Tüfek Subayi Mehmet Hayri , Tabur KâtibiHasan Lütfi , Cerrah Ibrahim Ethem Efendiler'e de ötekiâsî elebasilarina yapilan islem uygulandi. Hilâfet Ordusu da, Izmit'tenIstanbul'a kaçmaya mecbur edildi.
    YENIHAN, YOZGAT VE BOGAZLIYAN ISYANLARI



    Efendiler, memleketin kuzeybati bölgesinde âsîlerle ugrasirken, memleketin ortasinda Yenihan, Yozgat ve Bogazliyan dolaylarinda da isyan basliyor. Bu isyanhareketleri de hatirlanmaya deger.
    14 Mayis 1920 tarihinde Postaci Nazim ve Çerkez Kara Mustafa adinda birtakim adamlar, otuz kirk kisi ile Yenihan'abagli Kaman köyünde isyan ettiler. Bu hareket gittikçe artan bir siddetlegenisledi. Âsîler, 27/28 Mayis I920 gecesi Çamlibel'de bulunan bir müfrezemizi basarak esir ettiler. 28 Mayis 1920'de diger bir kisim âsîler de Tokat yakininda yürüyüs halinde bulunan bir taburumuza hücum ederekdagittilar ve bir kismini esir ettiler. Cür'etlerini artiran âsîler, 6/7 Haziran 1920 gecesi Zile'yi isgal ettiler. Oralardaki askerlerimiz Zile kalesineçekilerek kendilerini savundi.ilar. Askerin erzak ve cephanesi tükendikien üç gün sonra âsîlere teslim oldular. Asîler 23/24 Haziran 1920'de deBogazliyan'a baskin yaptilar. Orada bulunan bir müfrezemizi dagittilar.Amasya'da bulunan Cemil Cahit Bey' in komutasindaki 5'inci Kafkas Tümeni, âsîler aleyhine harekete geçirildi. Antep bölgesinde bulunanKiliç Ali Bey de, bir millî müfreze ile bu bölgeye gönderildi. Erzurum'dan Ankara'ya gelmekte olan bir Erzurum Millî Müfrezesi de, obölgede birakildi.1920 yili Temmuzunun ortalarina kadar, bu âsîlerin takip ve tepelenmeleriyle ugrasildi. Yenihan isyani, Orta Anadolu,nun ötekibölgelerindeki fesatçilari da harekete geçirdi. Çapanogullarindan Celâl,Edip, Salih ve Hâlit Bey'ler;Aynaciogullari ve DeliÖmer çeteleri gibi birtakim eskivayi baslarina toplayarak 13 HazirandaYozgat civarinda Köhne bucak merkezini, 14 Haziranda da Yozgatsehrini isgal ederek büyük bir bölgeye hâkim oldular. Merkezi Sivas'taolan 3' üncü Kolordu kuvvetleri ve o bölgede biraktigimiz millî lcuvvetleryeterli degildi. Eskisehir'deki Ethem Bey müfrezesi ile Bolu dolaylarindaki Ibrahim Bey müfrezesi de Yozgat bölgesine gönderildiler.
    Yozgat ve dolaylarinda âsîler yok edildikten sonra, oraya gönderilen müfrezelere öteki bölgelerde görev verildi. Fakat bu yörelerde genellikle güvenlik kurulamadi.
    7 Eylül 1920'de Küçük Aga, Deli Haci, Aynaciogullari denilen birtakim serseriler Zile yakinlarinda, Kara Nazim,Çopur Yusuf adinda birtakim adamlar da Erbaa yakinlarinda yeniden faaliyete geçtiler. Bunlardan Aynaci ogullari üç yüz atli kadar toplayabilmislerdi. Bu durum karsisinda, Ikinci Kuvve-i Sevyareadini alan Ibrahim Bey müfrezesi, tekrar, bulundugu Eskisehir bölgesinden Yozgat'a giderek, oradaki millî müfrezeler ve jandarma kuvvetleriyle birlikte Maden, Alaca, Karamagara, Mecidözü bölgelerinde, çesitligruplar halinde, karisiklik çikaran ve eskiyalik eden âsîleri takip ederekortadan kaldirdi.Ibrahim Bey , âsîllerin ortadan kaldirilmasini ancak üç aydan fazla bir zamanda basarabildi.


    GÜNEYSINIRLARIMIZDA GEÇEN OLAYLAR



    Efendiler, bu tarihlerde güney bölgelerimizde de bizi ciddî bir sekilde ugrastiran önemli isyanlar çikti : Milli asiretinin beyleri olan Mahmut, Ismail,HaIil Bahur, Abdurrahman Bey'ler, güneyde, düsmanlarla gizlice iliski ve baglanti kurduktan sonra, Sürt'ten Dersim dolaylarinakad:ir uzanan bütün asiretlerin beyleri sifatini takinarak o bölge bos olmal: ve bölgeyi baski altina alniak davasina kalkistilar.
    Fransizlar,1920 yili Haziraninin baslarinda, Urfa'yi ikinci defa zaptetmek için hareket ettikleri zaman, Milli asireti de Siverek'e dogru ilerledi buna karsi, o bölgede bulunan 5' inci Tümenimiz görevlendirildi. Butümen o bölgedeki millî kuvvetlerimizle de desteklendi.19 Haziran 1920tarihinde, birliklerimizin takibi altinda, güneydogu yöniinde düsman bölgesine kaçmaya mecbur edildi. Bu asiret, bir süre düsman bölgesinde hazirlandiktan sonra, 24 Agustos 1920'de üç bin atli ve develi ve bin kadarda piyadeden ibaret bir kuvvetle yeniden bizim topraklarimiza geçti. Viransehir yakinlarina geldi.Âsîler, aman dilemek maksadiyla geldiklerinisöyleyerek o bölgedeki komutanlarimizi aldatip, tedbir almakta ihmaledüsürdüler. Bu sirada, o yakinlarda daginik halde bulunan müfrezelerimize saldirarak onlari yendiler ve 26 Agustos 1920'de Viransehir'i isgalettiler. Haberlesmelerimize ve baglantimiza engel olmak üzere de, o bölgedeki bütün telgraf hatlarini kestiler.
    Ancak, on bes gün sonra, 5 inci Tümen in Siverek, Urfa, Resulayin ve Diyarbakir'da bulunan birliklerinden gönderilen kuvvetlerlebize bagli asiret kuvvetleri âsîleri yenebilmislerdir. Takip edilen Milli yeniden güneye, çöle kaçti.
    Efendiler, güneyde Milli asiretinin isyanini bastirmaya çalisirken,Afyonkarahisar bölgesinde Çopur Musa adinda bir adam da, basina topladigi kuvvetle askerleri ordudan kaçmak için ayartiyor ve milleteaskere gitmemeyi telkin ediyor. Çopur Musa , 21 Haziran 1920 tarihinde Çivril'i basti. Gönderilen kuvvetler karsisinda kaçti ve Yunan ordusuna katildi.


    KONYA ISYANI



    Efendiler, Çopur Musa olayindan önce birayaklanma olayi da Konya'da oldu. 5 Mayis 1920 tarihinde, Konya'da birfesat dernegi kesfedildi. Bu dernek üyelerinin ileri gelenleri tutuklanmaya basladi. Bir gün sonra, tutuklanmakta olan bu ileri gelenler, halki dakiskirtarak Konya içinde sIlâhli bir toplanti yapmaya giristiler. Bir kisim halk da silâhli olarak disaridan gelerek hep birlikte isyan ettiler. Konya'da bulunan komutan, elindeki kuvvetlerle cesurca hareket ederek âsîleri dagitmayi ve önayak olanlari tutuklayip takip etmeyi basardi.


    SAVAS CEPHELERININ DURUMU



    Efendiler, Meclis'in açildigi ilk günlerde, çesitli cep helerin ne durumda olduklarini da hep birlikte birdefa daha hatirlayalim :
    l. Izmir Yunan Cephesi :
    Yüksek hey'etinizce de bilinmektedir ki, Yunanlilar Izinir'e çiktiklari zaman, orada,17' nci Kolordu Komutani olarak ,karargâhiyla birlikteNadir Pasa bulunuyrordu. Kuvvet olarak, Yarbay Hurrem Bey komutasinda 56' nci Tümen'in iki alayi vardi. Bu kuvvet, özellikle, kolordukomutaninin emriyle, düsmana karsi koydurulmaksizin, büyülü hakaretler altinda, Yunanlilara teslim edilmistir. Bu tümenin bir alayi ( 172' ncialay) Ayvalik'ta bulunuyordu. Komutani Yarbay Ali Bey (Afyonkarahisar Milletvekili Albay Ali Bey) idi.
    Yunan ordusu isgal alanini genisletirken, Ayvalik'a da asker çikardi.Ali Bey, bu Yunan kuvvetine karsi 28 Mayis 1919'da savasa giris ti. Butarihe kadar, Yunan birlikleri hiç bir yerde atesle karsilik görmemisti.Aksine, bazi sehir ve kasabalar halki korkutulmus, Istanbul 1-IÜkumeti'nin emirlerine uyarak idare âmirleri basta olmak üzere, Yunan birliklerini özel hey'etlerle karsilamislardi. Ali Bey'in Ayvalik bölgesinde muharbe cephesi kurmasi üzerine, yavas yavas Soma'da, Akhisar'da, Salihl:'de millî cepheler olusmaya baslamisti.
    1919 yilinin 5 Haziranindan baslayarak, Albay Kâzim Bey (Meclis Baskani Kâzim Pasa hazret1eri), Balikesir'deki 61' inci Tümer'in komutasini, vekâleten üzerine almisti. Daha sonra Ayvalik, Soma,Akhisar kesimlerini içine alan Kuzey Cephesi Komutanligi'ni yapti. FuatPasa 'nin Bati Cephesi Komutanligi'na tayin edilmesinden sonra, Kâzim Bey 'e, Kuzey Kolordusu Komutanligi makam ve yetkisi verildi.Aydin dolaylarinda, Izmir'in isgalinden sonra, asker ve halktan bazi vatanseverler, Yunanlilara karsi savunma, halki cesaretlendirme ve silâhlimillî teskilât kurma gayretleriyle çalisiyorlardi. Bu arada Izmir'den adve kiyafet degistirerek o bölgeye gitmis olan Ce1â1 Bey ( Izmir Milletvekili Ce1â1 Bey'dir)'in gayret ve fedakârligi anilmaya deger. 15/16Haziran 1919 gecesi, A1i Bey 'in Ayvalik'tan gönderdigi kuvvetler, Bergama'daki Yunan isgal kuvvetlerini bir baskinla perisan etmislerdi. Bubaskina, kismen, Balikesir ve Bandirma'dan gönderilen kuvvetler de katilmisti. Bu olay üzerine, Yunanlilar, daginik ve zayif müfrezelerini geriçekip toplamak geregini duydular. Bu arada Nazilli'yi de bosalttilar. Busebeple, Aydin'da hazirlikta bulunurken, çevreden toplanan halk kuvvetleri bunlari sikistirmaya basladi. Yunanlilarla halk arasinda siddetli birçarpisma oldu. Sonunda, Yunanlilar, Aydin'i da bosaltip çekildiler.
    Böylece, 1919 yilinin Haziran nyi ortalarinda Aydin cephesi de kuruldu. Bu bölgede bulunan 57' nci Tümen'in Komutani Albay M e h m e tSefik Bey ve Tümen Topçu Komutani Binbasi Hakki Bey'di. Alaykomutanlarindan Binbasi Haci Sükrü Bey, millî kuvvetlerin basindaYürük Ali Efe ve Demirci Mehmet Efe vardi. Sonunda Demirci Mhmet Efe, duruma hâkim olarak Aydin Cephesi Komutanligi'nikendi üzerine aldi. Daha önce dolayisiyla arz etmistim ki, sonradan orayagönderdigim Albay Refet Bey (Refet Pasa) bile Demirci Mehmet Efe'nin komutanligini kabul etmistir.
    Efendiler, Izmir'in çesirli cephelerinde kurulan ve yavas yavas subaylar ve askerî birliklerle desteklenmeye çalisilan millî cephelerin beslenmeleri, daha çok, dogrudan dogruya o bölgeler halki tarafindan saglaniyordu. Bunun için de geri bölgelerde millî teskilât kurulmustu. Bu görevin, halktan hükûmete geçisi, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti nin kurulusundan sonra saglanabilmistir.
    2. Güneyde Fransiz Cephesi:
    a) Fransiz birliklerine karsi dogrudan cio5riiya Adana bölgesindeMersin, Tarsus, Islahiye bölgelerinde ve Silifke dolaylarinda millî kuvvetler kurulmus ve çok cesurca ise girismislerdi. Adana'nin dogu bölgesinde, Tufan Bey adiyla hareket eden Yüzbasi Osman Bey 'in kahramanliklari kayda deger. Millî müfrezeler, Mersin, Tarsus, Adana sehirleririn girislerine kadar sokulup hâkim oldular. Pozanti'da Fransizlarikusatarak geri çekilmeye mecbur ettiler.
    b) Maras'ta, Antep'te, Urfa'da önemli muharebe ve çarpismalaroldu. Sonunda isgal kuvvetleri buradan çekilmeye mecbur edildiler. Bubasarilarin kazanilmasinda büyük rolleri olan Kiliç A1i ve Ali SaipBey'lerin adlarini anmayi bir görev sayarim.
    Fransiz isgal bölgelerinde ve cephelerinde millî kuvvetler, her gündaha esasli bir sekilde teskilâtlaniyorlardi. Millî kuvvetler, ordu birlikleri ile desteklenmeye baslanmisti. Isgal kuvvetleri, her tarafta siki vesiddetli bir sekilde zorlaniyordu.
    Efendiler, bu durum üzerine Fransizlar, 1920 Mayisindan baslayarak bizimle temas ve görüsme imkânlari aradilar. Önce Ankara'ya Istanbul'dan bir binbasi ile bir sivil geldi. Bu sahislar, Istanbul'dan önce Beyrut'a gitmisler. Eski Van Milletvekili Haydar Bey bunlara aracilik ediyordu. Bu bulusma ve görüsmelerimizden elle tutulur bir sonuç çikmadi.Fakat, Mayis sonlarina dogru Suriye Fevkalade Komiseri adina hareketeden Mösyö Duquest adinda bir zatin baskanliginda bir Fransiz Hey eti Ankara'ya geldi. Bu hey'etle yirmi günlük bir ateskes anlasmasi yaptik. Bu geçici anlasma ile, biz, Adana bölgesinin bosaltilmasina bir baslangiç hazirlama hedefini güdüyorduk.
    Efendiler, bu Fransiz hey'etiyle yaptigim yirmi günlük ateskes anlasmasi, Büyük Millet Meclisi'nde bazilarinin itirazlarina ugradi. Oysa,benim bu anlasmayi kabul etmekle saglamak istedigim yararlar sunlardi :
    Önce, Adana bölge ve cephelerinde bulunan ve kismen askerle detakviye edilen millî kuvvetleri, sükûnetle yeniden düzenlemek istiyordum. Millî kuvvetlerin bu çarpisma araliginda dagilabileceklerini de dikkate alarak, ateskes tebligi yaninda bazi tedbirlerin alinmasini da emrettim. Bundan baska, Efendiler, önemli saydigim siyasî bir yararlanmayida hesaba katiyordum. Büyük Millet Meclisi ve Hükûmeti, daha ItilâfDevletleri'nce elbette ki taninmamisti. Aksine, memleket ve milletin kaderiyle ilgili konularda, Istanbul'da Ferit Pasa Hükûmeti ile iliski ve islemlerde bulunmakta idiler. Bu bakimdan, Fransizlarin Istanbul Hükûmeti'ni bir tarafa biralcip Ankara'da bizimle 5örüsmeleri ve herhangi birkonuda uyusmalari, ogün için saglanmasi yararli önemli siyasî bir nokta idi. Bu ateskes görüsmesinde, millî sinirlarimiz içinde olup da Fransizlar tarafindan isgal altina alinmis bulunan bölgelerin tamami ile bosaltilmasini açik ve kesin bir dille istedim. Fransiz delegeleri, bu koniida yetkialmak üzere Paris'e gitmek mecburiyetini ileri sürdüler. Yirmi günlükateskes anlasmasi, bir bakima daha esasli bir anla$ma yapmak için yetkialmaya zaman birakmak gibi kabul edildi. Efendiler, bu görüsme ve konusmalarimizdan bende uyanan izlenim, Fransizlarin Adana ve dolaylarinibosaltacaklari merkezinde idi. Bu düsünce ve inancimi, Meclis'e ifade etmistim. Gerçi Fransizlar, ateskes süresi sona ermeden Zonguldak'i isgaletmek suretiyle anlasmanin yalniz Adana bölgesine ait oldugunu göstermek istemislerse de, biz, bu hareketin ateskesi hükümsüz biraktigi sonucuna vardik. Fransizlarla anlasmamiz bir süre gecikti.


    ISATNBUL ANKARA ILE TEMAS ARIYOR VE BU TEMASI NURETTIN PASA SAGLAMAYA ÇALISIYOR



    Saygideger Efendiler, 9 Mayis 1920 günü Meclis'in gizli oturumunda açiklama yaparken ve Fransiz me murlari ile hey'etleri tarafindan bizimle temas ve baglanti kurma yollari arandigini bildirirken, mil letvekillerinden biri (yanlis hatirlamiyorsam ÇorumMilletvekili rahmetli F u a t B e y), "birkaç günden beri gûya Istanbul, bizimle anlasmak istiyormus, bu konuda bilgi verir misiniz?" diye bir soruyöneltti.
    Gerçekten, o tarihten dört bes gün önce, Istanbul'da Leon adindabir Çanakkale üzerinden bizi aramisti. Ankara'yi bulduktan ve bizim burada bulundugumuzu anladiktan sonra, dediler ki : "Söyleyecegimiz seyler pek önemlidir. Onun için haberlesmeyi geceye birakalim. Ordu merkezleri de aradan çekilsinler. O gece görüsmediler. Fakat bir iki gecesonra yeniden aradilar. Bu defa karsimiza çikan kimse eski Izmir ValisiNurettin Pasa imzasiyla bir telgraf yazdirdi. Bu telgrafin içindekilersöyleydi : "Ben, iki arkadasimla birlikte, Istanbul'un sizinle anlasmasinaaracilik etmeyi vatan için yararli bir görev sayarim. Buradaki hükumetve Ingilizler buna razi oldular. Sizin de olumlu cevabinizi bekleriz. Nurettin Pasa , telgrafini Hey'et-i Temsiliye Baskanligi'na yaziyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükumeti'nin kurulusundan, çalismayabasladigindan ve Büyük Millet Meclisi'nin varligini ve mesrulugunu dogrulayan Hiyanet-i Vataniye Kanunu'ndan habersiz görünüyor. Nurettin Pa sa'nin telgrafini, Millî Savunma Bakani olan Fevzi PasaHazretleri'negönderdim.Fevzi Pasa, Nurettin Pasa'ya cevap verdi. Bu cevabinda dedi ki : Telgrafinizi Hey'et-i TemsiliyeBaskanligi na ekmekle daha er ek durumdan haberdar olmadi inizanlasiliyor. Ve durumu açikladiktan sonra K Istanbul da hangi makamAnkara'da hangi makamla görüsmek istiyor?" dedi. Bu telgrafa imzasiz olarak gelen cevapta : "Telgrafi yazan kimseler simdi burada degillerdir. Bunu birakip gittiler. Yarin saat 10.00'da size bilgi veririz." deniliyordu. Bundan sonra Nurettin Pasa ikinci defa olarak yine aradi.Bu defa. Telgraf haberlesmeleriyle anlasma imkâni olmadigindan, sizyetkili bir hey'eti Istanbul'a gönderin, görüselim ve anlasalim diyordu.
    Efendiler, biz de cevap olarak dedik ki : " Pek dogrudur, gerçekten telgrafla anlasmak mümkün degildir. Fakat siz Mudanya'ya geliniz ve nevakit gelebileceginizi de bildiriniz. Bizim tarafimizdan da orada yetkilikimseler hazir bulunur. Bursa'ya da gereken talimat verildi." Ondan sonra bir daha arayan olmadi. Hoca Müfit Efendi (Kirsehir) : "Acabagerçekten Nurettin Pasa miydi? diye sordu. Ben de : " Evet, gerçektenNurettin Pasa'ydi, karsiligini verdim.
    Efendiler, Istanbul Hükûmeti'nin Nurettin Pasa vasitasiylayaptigi bu müracaatin Anzavur'un Balikesir bölgesinde yenilgiye ugratildigi ve Bolu'da basari kazanmaya basladigimiz günlere rastladigini da belirtmeliyim.

  8. #27
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    NURETTIN PASA ANKARA'DA



    Efendiler, Nurettin Pasa'dan bir daha telgraf almadik. Fakat, kendisi Diyarbakir'li Kâzim Pasaile birlikte, 1920 yilinin Haziran ayi ortalarinda Ankara'ya geldi. Bizimleisbirligi etmeden önce, bazi konularda görüsümüzü anlamak istediginisöyledi.
    Birincisi, Hilâfet ve saltanat makami üzerindeki düsünce ve görüsümüz;
    Ikincisi, bolseviklik konusundaki görüsümüz;
    Üçüncüsü, Itilâf Devletleri'ne karsi, özellikle Ingilizlere karsi da,savasa karar verip vermedigimiz, konulariydi.
    Görüsme, Ziraat Okulu'ndaki karargâhimizin bir odasinda, gece yapildi. Bu görüsme'de, Nurettin Pasa ile birlikte gelen Kâzim Pasa 'dan baska Fevzi ve Ismet Pasa 'lar da hazir bulunuyorlardi. Nurettin Pasa, birinci, ikinci sorulara aldigi cevaplari pek doyurucu bulmadi. Fakat, özellikle üçüncü sorunun cevabi, uzun ve hararetli tartismalara yol açti. Çünkü biz demistik ki, gayemiz, millî sinirlarimiz içinde toprak bütünlügümüzü ve milletin bagimsizligini tam olarak saglamaktir. Bunaengel olmak üzere karsimiza çikacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun,mutlaka çarpisir ve basari kazaniriz. Bu konudaki karar ve inancimizkesindir. Iste Nurettin Pasa, bir türlü buna inanamiyor ve razi olamiyordu. Nihayet kendisine dedik ki : "Bu konuda görüsmeyi kabul etmekle, yeni görüslere varmak ve kararlar almak söz konusu degildir. Sen,bugüne kadar milletin iyice belirmis ve kesinlesmis olan inançlarina uyacaksin! "Ondan sonra, kendisine verebilecegimiz uygun bir görev üzerinde duruldu. Kendisinin, Konya valisi sivil görevi ve Konya Yöresi Komutani ünvaniyla Yunan cephesinin güneyindeki bölgenin komutani olmasini uygun gördük. Asil Bati Cephesi için, komutan olarak 18 Haziran1920'de Ali Fuat Pasa'yi görevlendirdik.
    Efendiler, o günlerde Yunan Cephesi'nde düsmanin bazi hazirliklaryaptigi hissedildiginden, cephede duyarlik artti. Bu yüzden NurettinPasa'nin görevi kesinlesmeden ve kendisini görev yerine göndermeden,acele olarak Bati Cephesi'ne hareketim gerekti. Nurettin Pasa 'ningörevlendirme isleminin tamamlanmasini Genel Kurmay Baskani bulunan Ismet Pasa'ya biraktim. Gerçekten düsman, bütün cephe üzerinde taarruza geçmisti. Bizim birliklerimiz geri çekiliyordu. Nurettin Pasa, cephedeki elverissiz durumu anlayinca Ismet Pasa'ya görev kabuledebilmek için birtakim sartlarin, hükumetçe karar altina alinmasi gereginden söz etmis. O sartlara göre, hükumet memleketin yönetiminde veönemli konularinda esasli ve kesin karar almadan önce Nurettin Pasa'nin düsünce ve onayini almak zorunda kalacaktir. Çünkü, Büyük Millet Meclisi Hükumeti'nde yer alan üyeler, Tevfik Pasa ve benzerlerigibi, olgun yasta ve tecrübeli kimseler olmayip, genç birtakim kimselermis. Ismet Pasa, pek yadirgadigi bu zihniyet ve teklifi, derhal sifreylebana bildirdi. Ben de Nurettin Pasa'nin, kendisine görev teklif ettigim zaman söylemedigi bu düsünceyi, genel durumda bunalim basgöstermesi üzerine ortaya atmis olmasini anlamli buldum ve Ismet Pasa'ya verdigim cevapta, kendisine görev verilmemesini emrettim. Nurettin Pasa'nin, Yunan taaruzu basladiktan iki gi.in sonra bana gönderdigibir yazida yazdiklarini dikkate deger bulmustum. Arzu buyurursaniz, buyaziyi yüksek hey'etinize oldugu gibi okuyayim :
    Ankara Istasyonu, 24.6.1920
    Büyük Millet Meclisi Yüksek Baskanligi'na
    Efendim Hazretleri,
    Atanmis oldugum komutanliktan ve valilikten uzaklastinlma sekli ilegörevden alinma durumunun bildirilis seklini hakaret saydim. Bir devlet adami tarafindan ileri sürülen vatanla ilgili bir düsünce ve görüsün tartisilmasina degil,dinlenilmesine bile deger ve önem verilmemesini ve ilgili Büyük Millet Meclisi'ninve Hükûmeti'nin oylanni alincaya kadar bile beklenmeyerek ve taharnmül edilmeyerek veyahut belki de buna gerek görülmeyerek iki veya üç kisi gibi pek azüyenin düsünce ve istekleriyle bu yolda islem yapilmasinda bir sakinea görülmemesini ve bundan dolayi da memleketin, eber yanilmiyorsam böyle bir anlayislayönetilmesini millet ve memleket için tehlikeli saymakta oldugumun arzina, Baskanlik yüksek makaminin müsaadelerini rica ederim.
    Bugünkü sartlar içinde, görev kabulünü sakincali buldugum ve isbirliginiyararli göremedigim için, memleketim olan Bursa'da oturmak üzere, ilk trenle Ankara'dan aynlacagimi bilginize sunar, veda ederim, Efendim Hazretleri.
    Nurettin Ibrahim
    Efendiler, benim bu yaziya verdigim cevap da aynen suydu :
    25.6.1920
    Tümgeneral Nurettin Fasa'ya
    Ilgi : 24 Haziran 1920 tarihli yüksek tezkereleri.
    Söz konusu edilen komutanlik ve valilik görevi, daha Millî Savunma ve Içisleri Bakanliklari'nca resinen zatialilerine verilmeniis ve teblig edilmemisti. Bubakimdan ne atanmaniz ne de ayrilmaniz söz konusu degildir. Yalniz, zâtiâlînizegörev verilmesi ditsünülmüs, bu konuda düsünce ve karanniz sorulmustu, Atamadurumu daha kesinlesmemis oldugu bir sirada, Genelkurmay vasitasiyla ögrenilendûsünce ve kanaatinizdaki kararsizliklar üzerine, Hükûmet'çe, atanmanizdan vazgeçilmesine karar verildi. Böyle bir karan vermek için, zan buyurdugunuz gibi, durumun Büyük Millet Meclisi'nin Genel Kurulu'na sunulmasi, mevcut ve yürürlükteki kanunlarin gereklerinden degildir. Bursa'ya giderek orada oturmaniza gelince, bagli bulundugunuz askerlik meslegi dolayisiyla, bu konuda Millî SavunmaBakanligi yüksek katina usulünce basvurmaniz geregi teblig olunur, efendim.
    Büyük Millet Meclisi Baskani
    Mustafa Kemal
    Nurettin Pasa, Bursa'ya degil Tasköprü'ye gitmis ve uzun zaman orada kalmistir. Bundan sonra da kendisine, yeniden birkaç durumdolayisiyla dokunacagiz. O durumlari da yeri geldikçe gerektigi kadaraçiklayacagim.


    TÜRKIYE BÜYÜK MILLET MECLISI HÜKÜMETININ DIS ISLERI KONULARINDA VERDIGI ILK KARAR:



    Efendiler, kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin, disisleri konularinda verdigi ilk ka rar, Moskova ya bir hey'et gönderilmesi olmustur. Heyet, Disisleri Bakani Bekir Sami Bey'in baskanliginda idi. Iktisat Vekili Yusuf Kemal Bey üye bulunuyordu.11 Mayis 1920'de Ankara'dan hareket eden hey'etin asil görevi, Rusya ile iliski kurmakti. Rusya'nin, hükûmetimizle yapacagi anlasmanin bazi hükümleri, 24 Agustos 1920'de parafe edilmis olmakla birliktedurumun geregi olarak uzlasmaya baglanamayan bazi noktalardan dolayigecikmistir. Moskova Antlasmasi ('3') diye anilan diplomatik belgeninimzasi, ancak 16 Mart 1921'de mümkün olabilmistir.
    Saygideger Efendiler, memleket içinde yer yer kendini gösteren içisyanlari takip etmekte gecikmeyen ilk genel Yunan taarruzu, bakislarimizi yeniden batiya çevirecektir.
    YUNANLILAR'IN ILK GENEL TAARRUZU



    Yunanlilar, 22 Haziran 1920'de Milne (Miln) hat tindan genel taarruza geçtiler. Kuvvetleri alti tümene çikmis bulunuyordu. Üç tümenle iki koldan, Akhisar - Soma yönünden;iki tümenle Salihli yönünden; bir tümenle de Aydin cephesinden taarruzettiler. Düsmanin kuzey kolu, 30 Haziran 1920'de Balikesir'e girdi ve süvarileri 2 Temmuz 1920'de Kirmasti ve Karacabey'i isgal etti. Bu düsmankarsisinda bulunan 61' nci ve 56' nci Tümenlerimiz, Ulubat köprüsünü tahrip ederek Bursa'ya dogru çekildi. Düsman takibe devam ederek Bursa'yida isgal etti ve ileri hatlarini Dünboz - Aksu hattina kadar sürdü. Bununkarsisindaki kuvvetlerimiz fazla sarsildi. Eskisehir'e kadar çekildi. Busavaslar sirasinda Ingilizler, 25 Haziran 1920'de Mudanya'ya ve 2 Temmuz 1920'de de Bandirma'ya birer müfreze çikardilar.
    Salihli yönünde doguya ilerleyen iki Yunan tümeni de, 24 Haziranda Alasehir'e girdi. Daha sonra ilerleyerek 29 Agustosta Usak'i zaptettive Dumlupinar sirtlari elimizde kalmak üzere, bu bölgeye kadar ilerledi.Bu düsman karsisinda bulunan 23' üncü Tümen ve millî kuvvetlerimizçok kayip verdi ve zayifladi. Aydin'dan ilerleyen bir Yunan kolu da, Nazilli'ye kadar geldi.
    Bu harekât sirasinda, tümenlerimizin kuru birer kadro halinde olduklarini, harp malzemelerinin bulunmadigini ve henüz takviyelerine deimkân olmadigini bilirsiniz.
    Efendiler, bizzat Eskisehir'e ve oradan da ileri bölgelere gittim. Gerek orada gerek baska bölgelerde bulunan kuvvetlerimizin düzene sokulmasini emrettim. Yeniden, düsman karsisinda, düzenli komutaya baglicepheler kurulmasini sagladim.


    YUNAN TAARUZU KARSISINDA MILLI CEPHELERIN BOZULMASI ÜZERINE MECLIS'TE SIDDETLI HÜCUM VE ELESTIRILER



    Efendiler, Yunan taaruzu ve millî cephelerin bozulmasi, Meclis'te büyük bir sikintiya, siddetli hücum ve elestirilere yol açti. Büyük Millet Meclisi'nin 13 Temmuz 1920 günü, 41' inci toplantisinda kusurlarindan ve idaresizliklerinden dolayi, Bursa Komutani Bekir Sami ve Valisi Hâcim Muhittin Bey'lerin ve Alasehir Komutani Âsir Bey'in ne için harp divanina verilmedikleridendolayi, Genelkurmay Baskanligi ve Içisleri Bakanligi hakkinda gensoru önergeleri okundu.
    Bu önergenin sahibi, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet SükrüBey'di. Sinop Milletvekili Hakki Hâmi Bey'in de derhal cezalandirma konusundakiisrari "bravo" sesleriyle karsilaniyordu. Önerge sahibi olan Mehmet Sükrü Bey'in,Biz sorumlu tutulduklarini görmek istiyoruz!"feryadi üzerine, gensoru kabul ediliyor. Sorusturma günü olarak tespit edilen 14 Agustos 1920'de, Genel Kurmay Baskani cevap verdi. Fakat bir türlü inandirmak ve yatistirmak mümkün olamiyordu. Karahisar Milletvekili Sükrü Bey "Anket" (ls) istiyor. Diger bir milletvekili bazisubay ve komutanlarin cezalandirilmalarinin tabiî oldugundan söz ederek birçok örnekler siraliyor. Baska bir milletvekili, asker geri çekilirkenbir komutanin otuz alti deve esya götürmüs oldugunu söylüyor. Baskabir milletvekili de Yunan ordusunun kisa bir zaman içinde Akhisar'danMarmara sahillerine varincaya kadar, bütün sehir ve köyleri yildirim hiziyla istilâ ettiginden söz ederek, Bursa felâketi dolayisiyla ugramis oldugumuz korkunç zarar, dünyanin gözünde, Anadolu'da savunma denilen seyin bir göz korkulugu olduguna genel bir kanaat uyandirmistir" diyor ve bu büyük bozgunun sorumlularinin cezalandirilmalarini istiyordu.
    Efendiler, uzun ve atesli olarak devam eden tartismalara, benim dekarismam gerekti. Ortaya çikan bu çok aci durumda, Meclis'in üzüntü veilgisini takdir ettikten sonra, düsünce ve duygulari yatistirmak maksadiyla konusma ve açiklamalar yaptim. Benim sözlerime karsi da yapilanufak tefek hücumlara cevap verdikten sonra, genel açiklamalar yeterligörüldü.
    Efendiler, ayrintilarini Meclis tutanaklarinda okudugunuz bu atesligörüsmelerden önce, 26 Temmuz 1920 günü de, gizli bir oturumda bunabenzer bir görüsme olmustu. Orada da uzun açiklamalar yapmaya mecburolmustum. Çünkü, üzüntü ve iztirap sonucu yapilmakta olan tenkit vetekliflerde bu yenilgiyi doguran gerçek sebepler sanki unutulmus gibiydi. Bütün felâketin sebebi olmak üzere, daha kurulali ve üzerine görevyükleneli iki ay bile geçmemis olan Bakanlar Kurulu'nu sorumlu tutmakgayesi güdülüyordu. Bir yili askin bir zamandan beri, Yunan ondusununIzmir bölgesinde yerlesmis ve durmadan hazirlanmakta bulunmus oldugu, buna karsilik Istanbul Hükûmeti'nin ordumuzu sürekli olarak felceugratacak sartlar hazirlamakla mesgul oldugu ve milletin kendiligindenkurabildigi millî kuvvetleri dagitip yok ettirmeye çalismaktan baska birsey yapmadigi asla düsünülmüyordu. Eger bu bir yil içirisinde Yunan kuvvetleri karsisinda, azçok bir varlik gösterilmis idiyse, bunun da bes onfedakârin kendiliginden gösterilmis bulunan azim ve gayretlerinin ürünüoldugunu insafla görmek istemiyorlardi. Askerî harekâti, gerçek durumukavrayarak ve askerligin gereklerini göz önünde tutarak düsünen ve inceleyen yoktu. Söylenilen sözler, ya vatanseverlik duygusunun sürükledigi coskunlukla veyahut asiri uluyarlik sonucu olarak feryad ve figan halinde dile getiriliyordu. Söz söyleyenler içinde, ender olmakla birliktemillî inanci ve vatana bagliligi süpheli olanlar bile vardi.
    Söz konusu ettigimiz bu gizli oturumda, uzun açiklamalarim sirasinda özellikle demistim ki : "Felâket basa gelmeden önce, onu önlemeve ona karsi savunma çarelerini düsünmek gerekir." Geldikten sonra üzülmenin yarari yoktur. Yunan taaruzu yapilmadan önce yapilacagi kuvvetli bir ihtimalle biliniyordu. Eger bunu önleyecek çare ve tedbirler bulunamamissa, bunun sorumlulugu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne veonun Hükûmeti'ne ait olamaz. Büyük Millet Meclisi'nin sorumluluk mevkiine geldikten sonra almaya basladigi tedbirler, bir yil öncesinden beriIstanbul Hükûmetleri tarafindan, bütün milletle birlikte ve ciddiyetlealinmaya baslanmak gerekti. Bazi kuvvetlerin cepheden alinip iç isyanlarin bastirilmasina memur edilmesi, Yunan kuvvetleri karsisinda bulundurulmasindaki yarardan daha önemli ve zarurî idi. Yine de öyledir. Gerçi Bursa'da birakilmasi zarurî olan bir tümen, Adapazari isyan bölgesinegönderilen iki tümen, Hendek'te dagilan bir tümen, yani dört tümen; Zile, Yenihan bölgesinde âsîlerle ugrasan bir tümen ve bütün bu düzenliordu kuvvetlerine yardim eden millî müfrezeler, cephede bulundurulabilseydiler, belki de düsman taarruzu bu kadar gelisemezdi. Fakat, memleketin huzuru ve milletin kurtulus gayesi noktasinda birlesip dayanismasaglanamadikça, bir dis düsmanin istilâ adimlarini durdurmaya çalismakne mümkündür ne de bundan köklü bir yarar ve sonuç alinabilir. Ancak,memleket ve milletçe dedigim durum korunabilirse, düsmanin herhangibir zamandaki basarisi ve bunun sonucu olarak fazla toprak ele geçirmisolmasi, geçici olmak niteliginden kurtulamaz. Birlikte ve amaçta azimliolan ve israr eden millet, gururlu ve saldirgan her düsmani eninde sonunda bu gurur ve saldirganligindan pisman kilabilir. Onun için iç isyanlari bastirmak, elbette Yunan taarruzunu durdurmaktan daha önemlidir.Zaten, cepheden iç isyanlara karsi kuvvet ayrilmamis olsaydi, sonucunbaska türlü olabilecegini farzetmek güçtür. Söz gelisi, düsman kuzey cephesine üç tümenle saldirdi. Bizim orada cepheye yetebilecek kuvvetimizyoktu.Filân noktada, filân derede, filân köydeki kuvvetimiz yahut daoralardaki subay veya komutanimiz, düsmanin geçmesine müsaade etmeseydi, bu felâket basimiza gelmezdi" seklinde feryat etmekte anlam yoktur. Tarihte yarilmamis ve yarilmayan cephe yoktur. Özellikle, söz konusu olan cephe, savunmaya ayrilan kuvvetle orantili dar bir cephe olmayipda, böyle yüzlerce kilometre genisliginde ise, bu cephenin surasinda veburasinda bulunan zayif bir kuvvetin, sonuna kadar savunmasini kabuletmek, bütün tasavvur ve muhakemeleri yanilgiya sürükler. Cepheler delinebilir, buna karsi tedbir, delinen kismi derhal kapamaktan ibaretti. Buise, cephe üzerindeki kuvvetlerden baska, geride, yedekte, kuvvetli detekler bulundurmakla mümkündür. Oysa, Yunan ordusu karsisindakimillî cephemiz bu durumda ve bu kuvvette miydi? Bütün Bati Anadoluillerimizde, Ankara ve dolaylarinda, daha dogrusu bütün memlekette,kuvvet denilecek bir askerî birlik birakilmis miydi?




    CIDDI BIR ASKERI TESKILAT KURABILMEK VE BUNDA BASARI SAGLAYAILMEK IÇIN ZAMAN SARTTIR



    Savas hatlarina yakin köyler halkinin yapabilecegini sanmadan, hayalî sonuçlar beklemek akillica birbekleyis olamaz.Memleketin bütün kuvvet kaynak larindan yararlanma sartlarina ve yetkilerine sahipolduktan sonra bile, ciddî bir askerî teskilât kurabilmek ve bundan basari saglayabilmekiçin zaman sarttir. Bursa'da Bekir Sami Bey'in emrine verilen kuvvetin esasi,Izmir'de tüfek attirilmaksizin Yunanlilara teslim edilen ve Yunan gemileriyleMudanya'ya çikarilan iki alay kadrosu degil miydi?Bu kuvvetin moralini düzeltmekiçin istanbul Hükumetleri herhangi bir tedbir almislar miydi? IstanbulHükumetleri degil miydi ki, Yunan taaruzundan önce, Balikesir'de savunmaya çalisan kuvvetlerimizin arkalarinda Anzavur'u saldirtti?Yine Istanbul Hükumeti, Halife ve Padisah degil miydi ki, Yunan Cephesi'nde kullanilacak oldukça kuvvetli bir tümeni, 24' üncü Tümeni Hendek - Düzce yolunda, Hilâfet Ordusu ve âsîlerin gruplari tarafindanaldatilarak dagittirmis ve komutanlarini sehit ettirmisti.
    Memleketin alinyazisinin sorumlulugunu yeni üzerine almis olanHükûmet, bu tarihteki sartlar içinde acaba seferberlik yapabilmeyi düsünebilir miydi? Memleketin neredeyse bastan basa Halife'nin fetvasihükmünü yerine getirmeye sürüklenip zorlandigi bir sirada, milleti askereçagirarak dogru ve mümkün görülebilir miydi? Bundan baska, bütünmilleti silâh altina çagirmadan önce, silâh sayisinin, eldeki silâhi kullanilir durumda tutabilmek için cephane ve para miktarlari ile kaynaklarin düsünülmesi zarurî degil miydi? Durumu incelerken ve tedbir düsünürken, aci daolsa gerçegi görmekten bir an olsun uzak kalmamak gerekir. Kelimizi ve birbirimizialdatmak için lüzum ve mecburiyet yoktur.Biz durumun ve cephelerin ihtiyacindanhabersiz degiliz. Her taraftan adima sayisiz telgraflar gelmektedir :"Büyük çapta düzenli kuvvetler gönderiniz, su kadar cephane gönderiniz,bunlar gelmezse burada yeniliriz denilmekte,tehlike ve ates içinde bulunmanizin verdigi heyecan dolayisiyla, durum aci bir dille anlatilmaktakdir. Bizim görevimiz ve durumumuz, onlarin üzüntü ve heyecanina katilarak halkin maneviyatini kirmak degildir. Alcsine, acilara direnme gücü, sebat ve ümit verecek sekildehareket etmektir.
    Bundan sonra, elbette durumlar degisecek, bütün memleket ve millete gerçekten ümit ve güven verecek tedbirler uygulanacaktir. Artik bunaengel kalmamistir. Hükûmet bir kisim dogumlulari da silâh altina alabilecektir.


    YESILORDU



    Saygideger Efendiler; Bazi bulanik meselelerin kolaylikla aydinlanmasinayardimci olacagini sandigim için yüksek heyetinize, bir Yesilordu dansöz edecegim :
    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükûmeti'nin kurulusundansonra, Ankara'da, Yesilordu adi altinda bir dernek kuruldu. Bu derneginilk kuruculari, pek yakin ve bilinen arkadaslardi. Kurulus amaciniaçiklamak için, iç isyanlari ve bu isyanlara karsi gönderilen ordu kuvvetlerinin ve millî müfrezelerin gösterdikleri bazi durum ve manzaralarihatirlamak gerekir. Âsîlerin, ordunun erlerine Halife'nin fetvasindan, Padisah'in askerligi affettiginden, Ankara'daki hükumetin mesru olmadigindanbahsederek, onlari kolaylikla kandirdiklari defalarca görüldü. Gerçekten de, birçok yerde, bazi ordu erleri âsîlerle çarpisacak yerde, aksinesilâhlarini birakarak köylerine, memleketlerine savusuyorlardi. Millî müfrezelerin inkilâbin gayesini daha kolay anladiklari ve âsîlerin aldatmacalarina kapilmadiklari anlasilmisti. Bu sebeple, Osmanli ordusunun artiklari denebilecek olan, o tarihlerdeki yorgur, bezgin ve yeni inkilâp ülküsüne göre yetistirilmemis birliklerle inkilâbi basarma konusundakigüçlükler, hissedilir bir derecedeydi. Orduyu yeni bir zihniyetle suurlubir duruma getirmenin, o günlerin sartlari içinde pek güç olacagi saniliyordu. Bu bakimdan aranilan vasiflari tasiyan, suurlu kimselerden seçilmis ve inkilâp için güvenilir bir teskilât kurma düsüncesi, bazi kimselerin kafasinda yer etmeye baslamisti. Biribirini kovalayan, kanli ve tehlikeli durumlar gösteren iç karisikliklar karsisinda, bu belirttigim düsünceve egilim kuvvetlendi.Nihayet, bazi kimseler, böyle bir kurulus vücudagetirmek üzere fiilen tesebbüse geçtiler. Ben, bir yandan ordumuzu canlandirmak ve güçlendirmek için çareler ararken, bir yandan da her türlüsakincalarina ragmen, her yerde, ister istemez kurulmus olan millî müfrezelerden yararlanmaya çalisiyordum. Fakat, ciddî bir disiplin, kayitsizsartsiz ve tereddütsüz itaat isteyen önemli askerlik görevlerinin ancak düzenli bir ordu ile yerine getirilebilecegi gerçegini unutmaya elbette imkanyoktu. Millî müfrezelerden yararlanma, zaman kazanma maksadina dayanabilirdi. Süphesiz, kullanilmalari zarurî olan millî müfrezelerin, seçkinve suurlu kimselerden kurulabilmesi arzu edilirdi.
    Yesilordu teskilâtinin ilk kuruculari arasinda bulunan yakin arkadaslar, sirf bana yardim maksadiyla ve beni ayrica yormamak düsüncesiyle, kendileri tesebbüse geçerek çalismayi uygun görmüsler. Bana, yalniz, yararli bir is yapacaklarini söyleyerek, kisaca bu tesebbüslerindensöz etmislerdi. Ben, gerçekten pek mesgul oldugum için, arkadaslarin butesebüsleri ile uzunca bir süre ilgilenemedim. Yesilordu teskilâti bir bakima gizli bir teskilât olarak kurulmus ve oldukça genislemis. Genel Sekreteri Hakki Behiç Bey ve Ankara'daki yönetim kurulu önemli veesasli çalismalar yapmislar. Basili tüzükleri ve görevli memurlari hertarafa gönderilmis. Yalniz, bir noktayi da isaret etmeliyim ki, Yesilorduteskilâti ile mesgul olanlar, benim bu isi bildigimi, uygun oldugumu veistedigimi söylediklerinden, her tarafta benim adima teskilâti genisletmeye ve güçlendirmeye çalisanlar çogalmis. Faaliyete geçmis olan teskilât,yalnizca millî müfrezeler olusturmak gibi sinirli bir alandan çikmis veçok genel bir amaca da yönelmis.
    Teskilâtin kuruculari arasina, milletvekili olan Çerkez ResitB e y ve Ankara üzerinden Yozgat'a gidip gelir ken olacak, Çerkez Ethem ve kardesi Tevfik Bey'ler girmisler. Bundan baska Ethemve Tevfik Bey müfrezelerinin bütün adamlari Yesilordu'nun âdeta temelini olusturmuslar.


    ÇERKEZ ETHEM VE KARDESLERININ ILK DEFA DIKKATI ÇEKMEYE BASLAYAN BAZI TAVIR VE DAVRANISLARI



    Efendiler, bu giristen sonra, Çerkez Ethem Beyve kardeslerinin, ilk defa dikkati çekmeye baslayanbazi tavir ve davranislari hakkinda yüksek hey'etinizi aydinlatmak isterim. Çerkez Ethem Bey millî bir müfreze ile önce A n z a v u r' un takibinde ve sonra da Düzce isyaninda, basarili bazi hizmetleryapmis oldugu için, Yozgat'a gitmek üzere Ankara'ya çagrildigi zaman ,hemen herkesten iltifat ve takdirler gördü. Süphesiz, kendisini abartmalibir tarzda begenenler ve övenler de bulunmustur. Ethem Bey ve kardeslerinindaha sonraki davranislari, gördükleri övücü muameledenmagrur olduklarini ve bazi hayallere kapildiklarini gösteriyor. EthemBey ve kardeslerinden Tevfik Bey, Yozgat'ta, isyani bastirmaklamesgul olduklari sirada, kendilerine yakin uzak ne kadar askerî ve millîkomutanlarimiz varsa, bunlarin rütbe ve mevkilerine deger vermeksizinhepsine birer birer asagilayici ve saldirgan davranislarda bulunmaktahiçbir sakinca görmemeye basladi. Ethem Bey'in sahsini, niteliginive degerini tanimayan komutanlarin çogu, memleketin ates içinde bulundugunu ve Ethem Bey'in abartmali olarak isittikleri hizmetinidüsünerek, mümkün oldugu kadar kendisiyle fazla çekismeden kaçinmislardi.
    Bundan cür'et alan Ethem ve kardesi Tevfik Bey'ler, Türk ordusunda degerli hiçbir subay ve komutan bulunmadigi ve kendilerininherkesten üstün birer kahraman olduklari zannina kapilmislar ve bu zanlarini açiktan açiga pervasizca herkese söylemekten çekinmemeye baslamislardi.Dogrudan dogruya valilere ve herkese emirler veriyorlar veemirlerinin yerine getirilmemesi halinde idam edilecekleri gözdagini daekliyorlardi. Ethem Bey, Ankara ve Ankara'daki hükumet üzerinde bile otorite kurma denemesinde bulunmustur. Sözde, Yozgat isyani, Yozgat'in bagli bulundugu Ankara valisinin kötü idaresinden çikmis; bundan dolayi isyana sebep olanlar için uyguladigi cezayi, ki o ceza asilarakidamdi, Ankara valisi için de olay yerinde dogrudan dogruya kendisi uygulamaya karar vermisti. Yozgat'a gönderilmesini istedigi Ankara valisi Millî Mücadele'de fevkalâde hizmet etmis, yararlik göstermis ve göstermekte olan Yahya Galip Bey'di.Yahya Galip Bey'in, hizmetiözellikle bizce takdir edilmis pek gerekli ve yararli bir zat oldugu biliniyordu. Iste böyle bir zati, kendi eline, idam sehpasina vermeye bizi mecbur etmekle en büyük otorite ve etkiyi kazanabilecegini düsünmüstü. Elbette Yahya Galip Bey'i veremezdik ve vermedik. Ethem ve kardesleri bu konu üzerinde fazla israr edemediler. Fakat Yozgat'ta, özelliklemilletvekillerine:"Ankara'ya dönüsümde Büyük Millet Meclisi BaskaniniMeclis önünde asacagim"yollu bosbogazliklari duyulmustur. Yozgatmilletvekili Süleyman Sirri Bey'de bu bosbogazligi isitenlerdendir.Biz, bütün duyup ögrendiklerimize ragmen bu kardesleri daima yararlanabilecegimiz bir durumda bulundurmak yolunu tercih ettik. Bu sebeple kendilerini idare ettik. Yozgat'tan sonra Ankara üzerinden Kütahya bölgesine gönderdik. Bu konuya tekrar dönmek üzere, sözü asil konumuz olan Yesilordu'ya getirecegim.
    Bilginize sunmustum ki, her yerde, Yesilordu teskilâtini benim adimakuruyorlardi. Sahsen tanidigim kimselerden birinin, ErzurumluNazim Nazmi Bey'in, görevli bulundugu Malatya'dan gönderdigibir mektupta, Yesilordu teskilâtinin beni sevindirecek biçimde genisletilmesineçalisildigi bildiriliyordu. Bu haberden uyanarak, bu gizli dernekhakkinda arastirmalar yaptim. Bu dernegin nitelik bakimindan zararli birsekil aldigi görüsüne vardim. Hemen kapatilmasi gerektigini düsündüm.Bu konuda tanidigim arkadaslari aydinlattim. Görüsümü söyledim. Onlarda geregini yerine getirdiler. Fakat, Genel Sekreter olan Hakki BehiçBey, dernegin kapatilmasi ile ilgili teklifimin yerine getirilmesinin mümkün olmadigini söyledi. Ben, kapattiririm, dedim. Bunun da imkânsizoldugunu, çünkü, durumun tahminden daha büyük ve daha güçlü oldugunuve bu dernegi kurmus olanlarin sonuna kadar maksatlarindan ayrilmayacaklari hususunda birbirlerine söz vermis olduklarini kendine has bir tavirla söyledi. Olaylar gösterdi ki, biz bu gizli dernegin faaliyetine son vermeye çalistigimiz halde, tam olarak basaramadik. Resit,Ethem veTevfik kardesler basta olmak üzere, dernek ileri gelenlerinden bir kismi bu defa faaliyetlerine yikici yönde ve bize karsi olarak devam etmislerdir.Eskisehir'de çikarttiklari Yeni Dünya gazetesi ile de, düsünce vemaksatlarini saldirgan bir sekilde yayinlatiyorlardi

  9. #28
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    CELALETTIN ARIF, HÜSEYIN AVNI BEYLERIN ERZURUM'A GIDISI VE ORADA ORTAYA ATTIKLARI MESELELER



    Saygideger Efendiler, takibini düsündügüm siraya göre, yüksek hey'etinizi biraz Dogu Cephemizle mesgul edecegim. Ancak, üzerinde duracagim durumdan evvelki bir safha vardir ki, önce onu açiklamak gerekiyor.
    Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Ikinci Baskan olan Erzurum MilletvekiliCelâlettin Arif Bey 15 Agustos 1920 tarihli bir dilekçeyleMeclis'ten iki ay süreyle izin aldi. Ileri sürdügü mazeret, zihin yorgunlugundan ileri gelen sürekli bas agrisi idi. Ayni zamanda, çoktan beri görmedigi seçim bölgesinde de incelemeler yapmak istiyordu.
    Celâlettin Arif Bey, Erzurum milletvekillerinden Hüseyin Avni Bey'in, kendisiyle birlikte gönderilmesini benden özel olarakrica etti. Hüseyin Avni Bey'in, Meclis'ten izin isteyebilmesi için belirli bir mazereti yoktu. Ben, kendisini özel bir görevle gönderecektim.Bu hususu, 18 Agustos 1920'de Meclis'ten rica ettim. Kabul edildi.
    Celâlettin Arif ve Hüseyin Avni Bey'lerin, Erzurum'avarislarindan sonra,Celâlettin Arif Bey 'den 10, 15 / 16 ve 16 Eylül1920 tarihlerinde üç sifreli telgraf aldim. Bu telgraflara göre, Erzurumhalkinda gerginlik ve kaynasma varmis... Fakat, Celâlettin Arif Bey'in Ankara'dan Erzurum'a hareketini haber alinca, halk beklemeyitercih etmis... Kaynasmanin sebebi de, ordu ambarlari, tüfek ve cephanekaybi ve süt dagitimiyla ilgiliymis.
    Celâlettin Arif Bey, bazi memurlarin degistirilmesi ve cezalandirilmasi gibi islerde çabukluk istiyordu. Söz konusu memurlarin degistirilme vecezalandirilmalarinda, Erzurum Vali Vekilligi'nde bulunanAlbay Kazim Bey (Izmir Valisi Kazim Pasa) basta bulunuyordu.Celâlettin Arif Bey, halkla görüsülerek, eski Adana Valisi Kazim Bey'inErzurum valiligine atanmasina karar verildiginden, Trabzon yoluyla tebligat yapilmasindan ve Kazim Bey gelinceye kadar halk oylamasina basvurularak bir vali vekili seçilmesinden söz ettikten sonra,verilecek olumlu cevapla halkin gittikçe artan kaynasmasi hemen yatistirilmazsa, tehlikeli sonuçlar dogacagindan korkulmakta oldugunubildiriyordu. Sonuncu telgrafinda : Ankara, sikâyeti dikkate almadigindan, mesele, Ankara'ya güvenin sarsilmasi sekline dönüsebilecektir denilmekteydi.
    Efendiler, Dogudaki kolordumuzda dehsetli bozulma ve yolsuzluklar varmis... Bozulmanin derecesi o kadar artmis ki, halkin vatanseverlikduygusuna dokunmus... siddetle kaynasmasina yol açmis... Fakat, bu kadargenel ve yatistirilmasi mümkün olmayan kaynasmayi Erzurum'da nevali vekili ne kolordu komutani anlamis! . . Hiçbir görevli, hiçbir ilgiliböyle bir kaynasmanin farkina varamamis, Hükûmeti haberdar eden hiçbirkimse bulunmamis... Bununla birlikte halk, Celâlettin Arif Bey'inzihin yorgunlugundan dolayi izinli, Hüseyin Avni Bey' in de benimtarafimdan görevlendirilerek Erzurum'a hareket ettiklerini haber aldiklarindan, gerginlik ve kaynasmalarini frenlemisler... Milletvekili Beylerinoraya varmalariyla birlikte açiga vuruyorlar.
    Dogrusu Efendiler, ben bu bilgilere asla inanamadim.Celâlettin Arif Beyve Hüseyin Avni Bey'lerin birer bahane bularak Erzurum'agitmelerini anlamli buldum ve hayret ettim. Hele, halkin genel oyuna basvurarak vali atanmasiyla ilgili teklifin, hukuk profesörlügü yapmis, kanun adami olarak taninmis, Meclis-i Meb'usan Baskanligi'ndan TürkiyeBüyük Millet Meclisi Ikinci Baskanligi'na gelmis, Celâlettin Arif Bey'den geldigini görmek hayretimi büsbütün artirdi.
    Erzurum'daki Büyük Millet Meclisi Ikinci Paskani'na, 16/ 17 Eylül1920 tarihinde : Telgraflarinin Bakanlar Kurulu'nda okundugunu,bu konuda Cephe Komutanligi ile haberlesme yapilmakta oldugunu bildirdim. Dogu Cephesi Komutanligi'ndan da,Celâlettin Arif Bey 'in telgraflariniözetledikten sonra, bilgi istedim ve görüsünü sordum.
    CELALETTIN ARIF BEY'IN GENIS YETKIYLE DOGU ILLERI VALILIGINE ATANMASI ISTENIYOR



    Dogu Cephesi Komutani Kâzim Karabekir Pasa'nin da,14 Eylül 1920'de benim telgrafimdan önce yazilmis sifreli bir telgrafini 19 Eylülde aldim. Bu telgrafta:" Celâlettin Arif Bey'in Rize, Trabzon, Erzurum, Erzincan, Van, Bayazit illerini veyüce Meclis'çe uygun görülecek baska bölgeleri de içine almak üzere Dogu Illeri ve Valiligi'ne atanmasini arz ve teklif ederim "denildikten sonrasu düsünceler ekleniyordu: "Bu teklifin kabul edilip uygulanmasi halinde,askerî ve sivil her iki görevin gereken önem ve titizlikle yapilmasindansaglanacak yarar disinda, yeri gelince, önemli isleri görüsmek ve gereginisüratle yerine getirmek için milletvekili olarak bir zat daha bulunmusolur. Yukarida arz edilen hususun Büyük Millet Meclisi'nce lâyik olduguönemle dikkate alinarak kabul edilip onaylanacagini umar, bu konudayüksek sahsiyetlerinin yardim ve himmetlerini istirham ederim." Durum,ana çizgileriyle Celalettin Arif Beyefendi ile görüsülmüs ve kendilerince de uygun bulunmus ise de, bu konudaki kararin Millet Meclisi'nin uygun bulmasina ve onayina bagli oldugu tabiîdir.
    Efendiler, ordudaki yolsuzluktan, halktaki kaynasmadan, Erzurum'ahalkin oyu ile vali seçiminden ve acele olarak olumlu cevap verilmezseAnkara'ya karsi güvensizlik dogacagindan söz eden Celalettin Arif Bey,ordununkomutani ile görüsüyor ve kendisini genis yetkiyle DoguIlleri Valiligi'ne teklif ettiriyor. Ordu Komutani da, Celalettin Arif Bey'in, sonuç olarak kendi aleyhindeki sikâyetinden habersiz görünüyor. Durumu, özel maksatla düzenlenmis bir oyun ve ayni zamanda birgaflet manzarasi gibi kabul etmemek mümkün degildi.
    Kâzim Karabekir Pasa 'nin 16/17 Eylül tarihli telgrafima, 18Eylülde verdigi cevapta:" Celalettin Arif Bey'in bildirdikleri, birkaç kisinin, Vali Vekili Albay Kâzim Bey'i sirf Erzurum'dan uzaklastirmak için yaptiklari dedikoduya dayanmaktadir.Halktaki kaynasma vehalkin oylari ile vali seçimi hususlari, ne yazik ki, Celalettin Arif Bey'in yanlis bir yol tutmalarindan baska bir sey degildir sanirim. Küçüklerinden büyüklerine bütün Dogu'nun pek çok saygi ve güvenini kazanan bendenize,söz konusu sikâyetlerin yapilmamasi, is çevirmek isteyenlerin basarili olamayacaklarini bilmeleri sonucudur..."
    Celâlettin Arif Bey, Albay Kâzim Bey'in, Vali Vekilliginden ve Kolordu Komutanligi Vekilliginden alinarak Erzurum'danuzaklastirilmasini bendenize teklif etti. Vali Vekilliginden alinmasininIçisleri Bakanligi'nin emriyle ve Vali Vekilligini kendilerinin yani Celalettin Arif Bey 'in üzerine almasiyla mümkün olabilecegini bildirdim.
    Celalettin Arif Bey'in, Erzurum'daki gayri resmî durumunun,nüfuzunu kirabilecegini zannederim. Basladiklari isin sükûnetle ve basariyla sona erdirilmesi için, derhal Erzurum Vali Vekilligini üzerine almasisarttir. Uygun görülürse, daha sonra Dogu Illeri Müfettisligi'ne veyavaliligine atanir. Herhalde bahis buyurduklari kaynasma ve gerginliginkendi tesrifleri üzerine simdilik yatistigini kabul etmiyorum. Böyle birsözü, kendisine pek önem verildigini gören bir kimsenin cür'etli ifadeleridiye kabul ediyorum...
    CELALETTIN ARIF BEY KENDI KENDINE ERZURUM VALI VEKILI OLUYOR



    Kazim Karabekir Pasa'nin 14 ve 18 Eylültarihli telgraflarina, 20 Eylülde verdigim cevapta,Büyük Millet Meclisi üyeligi ile memurluk görevinin bir sahis üzerinde ayni zamanda bulunamayacagi ile ilgili 8 Eylül 1920 tarihli kanunun ilgili maddesini aynen yazdiktan sonra, Celâlettin Arif Bey'in Erzurum Valiligi'ne atanmasimümkün degildir. Milletvekilliginden ayrildigi takdirde, söz konusu ileVali olarak getirilmesi Hükûmet'e teklif edilebilir dedim.
    Oysa, Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa 'nin, son telgraf tarihiolan 18 Eylül günü, bizim 20 Eylülde bildirdigimiz, kanunun hükmüne aykiri olan durum Erzurum'da alinmis imis...
    Bu kanuna aykiri durumdan, ayni zamanda yeni Türkiye'nin AdaletBakani olan Celâlettin Arif Bey'in, 18 Eylülde yazilip da 21Eylülde aldigim telgrafi ile haberim oldu. Kendi kendine Erzurum ValiVekili olan, Adalet Bakani'nin telgrafi aynen söyledir : Erzurum, 18.9.1920
    Ankara'da Büyük Millet Meclisi Baskani Mustafa Kemal Pasa Hazretleri'ne
    Kazim Karabekir Pasa'ya gönderilen seref verici yüksek telgraflariniz üzerine, arz edilen meseleler üzerinde kendisiyle enine boyuna görüstük. Pasa, durumun dehsetini anlamak istemiyorlar ve maiyetinde bulunan kimseler her bakimdan himaye ediliyor. Kamuoyundaki kaynasmanin bir an önce yatistirilmasi için silâh, askerî malzeme ve diger malzemelerle, Kilise'de çikan yolsuzluk söylentilerini iyice inceleyebilmek ve bu islere yeltenenleri kanunun pençesine teslim edebilmek için, halkin saygisini kazanmis olan 4ncü Tümen KomutaniHalit Bey'in görevlendirilmesini istirham ederim. Ordu hesaplarinin denetlenmesi de gerektiginden, derhal bir maliye müfettisinin gönderilmesiyüksek kararlariniza sunulur. Kazim Pasa'dan simdi aldigim bir yazida, daha öncevali vekilliginden kayitsiz sartsiz çekilmeye karar veren AIbay KâzimBey, o kararindan vazgeçerek vekilligi bendenize veya Içisleri Bakanligi'ndantayin edilecek bir vekile devredecegini yazili olarak bildirmistir. Kendisininvekilliginin devami da sakincali ve tehlikeli görülmüs oldugundan, su bir iki güniçinde durumun nezaketi dolayisiyla ve memlekette çikabilecek bu karisikligameydan verilmemek üzere, Içislerinden gelecek emri bekleyerek vekilligi kendi üzerime almak mecburiyetinde kaldim. Erzurum halkinca, vekilligi arzu edilen arkadaslardan Hüseyin Avni Bey'in vali vekilligine atanmasi istirhamolunur. Ileri sürdügüm bu teklifler sayesinde, kamuoyu yatistirilabileceginden, gereginin yerine getirilmesi zatidevletlerinin kararina baglidir. Adalet Bakani Celâlettin Arif
    Efendiler, Büyük Millet Meclisi Baskani ve Adalet Bakani Celâlettin Arif Bey'in bu tutumu ve telgraflari, bizim için anlasilmazbir bilmece halini aldi. Durum çok önemli ve nazikti. Bu önem içindenezaketin sebebi, bence, Celâlettin Arif Bey'in ve isbirligi yaptigiarkadaslarinin gerçeklestirmeyi hayal ettikleri gizli niyetler ve bu maksatla aldiklari tavir veyahut yaptiklarini zannettikleri oldubitti degildi.Hayatinin önemli bir kismini savas meydanlarinda geçirmis, ihtilâller veinkilâplar içinde yogrulmus insanlar için, bu gibi ufak tefek beklenmedikolaylarin karsi tedbirlerini bulup uygulamakta kararsizlik gösterileceginive gecikilecegini sananlarin aldanacaklarina süphe yoktur.


    DOGU CEPHESINDE ERMENISTAN'A TAARRUZ KARARI VERDIGIMIZ SIRADA



    Gerçekten durum çok önemli ve çok nazikti. Çünkü,bu günlerde Dogu Cephesi'nde Ermenilere karsi artik taarruza karar vermistik. Bunun için hazirlanmakta ve tedbirler almaktaydik. Dogu Cephesi Komutani'na da gereken emirler ve talimat verilmisti. Dogu'da, ileri sürülenordunun arkasindan, Hükûmet'in Adalet Bakani, sözde o ordununhirsizligini, mensuplarinin yolsuzluk yaptiklarini ortaya koymak için,kanuna aykiri olarak o ilin vali vekili kimligine bürünmeyi bir çare vetek çikar yol olarak buluyor.
    Erzurum'dan cephedeki karargâhina gitmis bulunan Cephe Komutani, nihayet 22 Eylül tarihinde diyor ki :
    Celâlettin Arif Beyefendi 'nin Dogu Illeri Genel Valiligi'neatanmasi için, zâtidevletlerine daha önce yapmis oldugum teklif, bendenize hissettirilmis ve. tarafimdan içtenlikle karsilanmis bir düsüncenin sonucuydu. Celâlettin Arif Bey'in, Erzurum'la ilgili tesebbüs ve müracaatlari ile gerçeklersu yüzüne çikmis oldugundan, kendisinin Genel Valilige atanmasindaki teklifimdenelbette vazgeçmis oldugum bilgilerinize arz olunur. Dogu Cephesi Komutani Kâzim Karabekir


    CELALETTIN ARIF BEY'IN ÜLTIMATOMU



    Erzurum Vali Vekilligini üzerine alan Büyük MilletMeclisi Ikinci Baskani'ndan da ayni tarihli,yani22 Eylül 1920 tarihli bir telgraf aldim. Bu telgrafta deniliyor ki :"Silâhve cephaneler, erzak ve terkedilmis mallarda yapilmis olan yolsuzluklar,kanuna aykiri ve sinirsiz vergi toplama, kanunsuz baski ve zorbalik halkin duygularini büsbütün incitmis... Erzurum halkinin güvensiz ve ümitsiz bir duruma düserek, artik kendi elleriyle idare edilme geregini tekkurtulus çaresi saydigi bir zamanda buraya geldik.Karabekir Pasa'nin da hareketi memleket çikarlarina uygun degildi. Bu sebeple,açiktan açiga yapilan kötülük ve yolsuzluklara hemen son vermek ve yapanlari cezalandirma gereginde halk topluca israr etti. Güvenilir tedbirlerin hemen alinmasi istegi ve Vali Vekilligini bizzat kabul etmekligimPasa da dahil oldugu halde halk tarafindan istirham edildi. VekilligiHüseyin Avni Bey'e vermek geregini yazmistim. Erzurum halkinin kendilerinden sayarak güven gösterdikleri Hüseyin AvniBey'in yirmi dört saate kadar görevlendirildiginin bildirilmesi. . . Celâlettin Arif" (Belge : 258).
    Saygideger Efendiler, halkin kendi eliyle kendini idare etmesi ilkesini ortaya koyan bizdik. Fakat bununla, asla her ilin veya her bölgenin ayri ayri birer yönetim birligi kurmasini kastetmedik. Maksadimizi,Büyük Millet Meclisi'nin ilk günlerinde açikça ifade ettik.
    Meclis'in de kabul ettigi maksat ve gayemiz, millî iradenin kendinigösterdigi tek yer olan Millet Meclisi'nin bütün vatanin mukadderatinieline aldigi seklinde ifade edildi.
    Bu Meclis'in baskanlarindan biri olan ve Hükumet'te bakan hem deAdalet Bakani olarak yer alan bir zatin, orduda veya herhangi bir yerdekanuna aykiri bir hareketi ortaya çikartmak ve sorumlularini kanununpençesine teslim etmek için basvuracagi yol, birtakim beyinsizlere uyarak, çok yakindan tanidigim, gerçekten vatansever Erzurumlu hemsehrilerimin asla razi olamayacaklari isyankâr bir durum almak mi olacakti?
    Hüseyin Avni Bey 'in 24 saate kadar Vali Vekilligine tayinini istiyor. Bu ültimatomun anlami var miydi?
    Celâlettin Arif Bey, bu teklifini Kâzim KarabekirPasa' ya da yapmis. . .Kâzim Karabekir Pasa,ona demis ki"Hüseyin Avni Bey,yedek tegmen olarak sahnelerde subaylarieglendiren,hiçbir resmî görevde bulunmamis siradan bir adamdir. Bunu vali vekili yapmak Hükûmet'i oyuncak etmeyi istemek olur."
    Efendiler, Celâlettin Arif Bey'in ültimatomuna verdigimcevap aynen söyleydi : sifre Geciktirelemez Sayi : 388 Ankara, 23.9.1920
    Erzurum'da Adalet Bakani Celâlettin Arif Beyefendi'ye
    Ilgi : 22.9.1920 tarihli sifre : Ilk telgrafinizi önemle dikkate almis ve bukonuda Dogu Cephesi Komutanligi ile haberlesilmekte oldugunu yazmistim. Adigeçen komutanlikça gereginin yerine getirilecegi pek tabiî idi. Buna ragmen, biribiri ardinca yapilan kanunsuz ve isabetsiz teklif ve tesebbüsleriniz Hükûmet tarafindan hayretle karsilanmistir. Içisleri ve Millî Savunma Bakanliklarinca ilgilimakamlara gerekli tebligatta bulunulmustur. Zâtiâlilerinin Hükümet'in lüzum gördügü açiklamalari yapmak ve gerekirse Meclis huzurunda da açiklamalarda bulunmak üzere Ankara'ya hemen dönmeniz gerekmektedir. Büyük Millet Meclisi Baskani Mustafa Kemal
    Efendiler, Kâzim Karabekir Pasa, 22 Eylül 1920 tarihli bir sifresinde, su bilgileri veriyordu :
    Simdi anliyorum ki, Celâlettin Arif Bey, daha Ankara'da iken,kendisiyle bazi külâh kapmak isteyenler, güzel bir program yapmislardir. Söz gelisi, Hüseyin Avni Bey, Erzurum valisi olacak...CelâlettinArif Bey Dogu Illerinin Genel Valisi olacak...
    Celâlettin Arif Bey, ya oyuncu olarak oynatiliyor veyahutdaha karar vermedim, pek zekidir, kendisi bir is yapmak istiyor. Çünkü, HalitBey'i bendenize sormadan yazmasi ve Hüseyin Avni Bey üzerinde direnmesi baska bir anlam tasimiyor. Halit Bey'in Albay Kâzim Bey'learasi pek iyi olmadigindan, kendisine Kâzim Bey aleyhinde bir karar verdirilebilir.Hüseyin Avni Bey de vali adi altinda güzel bir oyuncakolur.Hüseyin Avni Bey'in vali vekilligine teklif edildigini isitenlerümitsizlige dünüyorlar ve ögreniyorlar. Özet olarak arz edeyim ki, Erzurum Milletvekili Necati Bey'in kardesi olup son zamanlarda Millî Egitim Müdürlügüne getirilen Mithat Bey, halkin, bolsevikligi, is beceremeyenlerin mevkikapmasi seklinde anladigini zannediyor. Bu zat, çikarina düskün oldugundançogunluk tarafindan pek sevilmez. Halk hükümeti kurma konusunda bendenizi müsait bulamadigindan, Celâlettin Arif ve Hüseyin Avni Bey'lerle haberleselerek isin daha önceden hazirlandigini ve kararlastirildigini saniyorum.
    Efendiler, Celalettin Arif Bey'i Ankara'ya davet eden23 Eylül tarihli telgrafim, 24 Eylül tarihli çok sert bir telgrafla karsilandi. Bu telgraf Meclis Baskanligi'na hitaben yazilmisti."Bakanlar Kurulu'nda ve Büyük Millet Meclisi'nde okunacaktir" notunu da tasiyordu.Benim telgrafimdaki iki kelimeyi, "kanunsuz" ve "isabetsiz" kelimelerinialarak, Celalettin Arif Bey, Erzurum'daki tesebbüs ve tekliflerini birer birer bu iki kelime ile tartiyordu."Bu mu kanunsuzdur?" "Bumu isabetsizdir?" diyerek kendini savunuyordu. Yaptigi islerin ne oldugu, dolayisiyla verilen bilgilerden anlasildigi için, hangisinin kanunsuzolmadigini ve hangisinin isabetsiz bulunmadigini takdir etmek güç olmayacaktir. Celâlettin Arif Bey, kanunsuz ve isabetsiz teklifin benden gelmeyecegine Bakanlar Kurulu'nun inanmasini beklerdim"dedikten sonra :Aranizda iddialarimi takdir edecek arkadaslarin bulunacagina inaniyorum sözleriyle, kendisini takdir edebilmenin, ancakkendisinin esi ve arkadasi olmak durumunda bulunmakla mümkün olabilecegini ortaya koyuyordu.Celâlettin Arif Bey, seçim bölgesinde incelemelerde bulunmaksizin Ankara'ya dönemeyecegini de bildiriyordu.


    KAHRAMAN ERZURUM HALKININ BANA AÇTIGI DOST KUCAGINI KÖTÜYE KULLANABILECEGINE ASLA IHTIMAL VEREMEDIM



    Efendiler, ben de Istanbul'a dönemeyecegimi Istanbul Hükûmeti'ne Erzurum'dan bildirmistim. Eger davet yeri ve davet sahibi ayni olsaydi, insanin neredeyse, garip bir nazire yapildigina hükmedecegi gelebilirdi. Fakat, sartlar büsbütün baska olduguna göre, Istanbul'un davetine karsi bana vefa ve fedakârlik kucagini açmis olan kahraman Erzurum halkinin, bu samimiyetkucagini kötüye kullanabilecegine asla ihtimal vermedim.
    Hattâ Efendiler, 28 Eylül 1920 tarihinde, Erzurum halk temsilcileriadiyla, memur ve halktan aldigim elli imzali telgraf bile, bu inancimi sarsmadi. Gerçi, telgraf çok kaba ve isyankârdi. Fakat, imzalarin çogu, Celâletin Arif Bey'in vali vekilligi ettigi vilâyet memurlarina aitti.Özellikle Istinaf Mahkemesi üyelerinden olup Celalettin ArifBey tarafindan Polis Müdürü vekilligine tayin edilen zatin imzasi, butelgrafin nasil çirkin bir zihniyetin ürünü olabilecegine delil sayilamazmiydi? Bu telgrafin, Maarif Müdürü Mithat Bey'in evinde toplanan birtakim kimseler tarafindan hazirlandigini anlamak da gecikmedi.
    Efendiler, Celalettin Arif Bey, tekliflerini bir yandan Erzurum Merkez Hey'eti Baskani Tevfik imzasiyla CelalettinArif Beyefendi'nin bildirdigi sekilde islem yapilmasini kesinlikleisteriz diye destekletirken, bir yandan da, Ankara ile sifreli haberlesmelerde bulunularak, sözde birtakim isler yapilmak ve tesebbüsün nasilbir etki yarattigi anlasilmak isteniyordu. Erzurum 21/22.9.1920
    Milli Egitim Bakanligi'na Ankara
    Erzurum Milletvekili Necati Bey'e :
    Mümkünse, Saglik Müdürlügü'ne Merkez Tabibi Doktor Salim Bey'inatanmasina himmet olunmasi uygundur. Bundan önceki atanmalarin ciddiyettenuzak bulundugu,. . ödeneklerimizi mutlaka alarak Ziraat Bankasi'ndan havale veriniz. Meclis'e yazilmistir (Hüseyin Avni) Maarif Müdürü Mithat
    Bundan sonra : Erzurum 22.9.1920
    Milli Egitim Bakanligi'na Ankara
    Riza Nur Beyefendi'ye özel:
    Simdiye kadar yazdigim islerden nasil bir sonuç elde edildi? BakanlarKurulu'nda bu konu üzerinde ne geçti? Lutfen bana bilgi vermenizi rica eder, gözlerinizden öperim. (Celâlettin Arif) Maarif Müdürü Mithat Daha sonra da : Çok ivedi Erzurum 25.9.l920
    Milll Egitim Bakanligi'na Ankara
    Riza Nur ve Necati Bey'lere özel:
    Ermenileri yola getirmek maksadiyla Haziran'da seferberlik ilan edilereküç yüz bes (1305/1889) dogumlulara kadar silâh altina çagrilmis dokuz bini savasgörmüs ve on üç bini de savas görmemis olmak üzere toplam yirmi iki bin askerle subay ailesinin beslenmeleri hemen hemen Erzurum ili halkina yükletilerek, suzamanda savas vergileri toplanmak suretiyle bir buçuk milyon liralik yiyecek, hayvan ve araçlari alinmistir. Halk, maksadin yüceligini takdir ederek bu kadar fedakârlik ettikten sonra, Yiçerin'in bilinen mektubunun askerî harekâti sonuçsuz birakmasi, Ermenilerin bundan cesaret alarak Müslüman halki, zülümler yaparken, ordunun Ermeni Bolsevik birlesmesini ileri sürerek cesaretsizlik göstermesi ve Kizillar ile istenildigi derecede anlasilmasi, bunlarin yaninda Celalettin Arif Bey'in yazdigi yolsuzluklara meydan verilmesi pek kötü bir etkiyapmis, halki ayaklanmaya ve densizlige sürûklemistir.Kâzim Pasa'da Dogu'daki isIeri idare edebilme kudreti olmadigindan, buradaki siyasî ve askerî durumu Ermenilere karsi koyabilecek sekilde iyi idare edebilecek dirayetli ve aynizamanda olaganüstü yetkiye sahip bir hey'etin varligi sarttir. Simdiye kadar degerli zamanlar, Ankara'da dosyasi bulunan gereksiz yazismalarla geçmis, belki debirçok firsatlar kaybolmustur. Öte yandan, Erzurum'un mevsim bakimindan güçzamanlari geldi. Ordunun korunmasi zarureti oldugu halde, elbise ve beslenme konusunda pek çok sikinti çekilmektedir. Askerî ve sivil memurlar dört aydan berimaas alamamaktadirlar. Askeri giderler için yeni vergiler koymayi düsünüyorlarsada halkin gücünü bilmiyorlar. Durumlari asla elverisli degildir. Istanbul Hükûmetipek kayitsiz. Yakin iller, özellikle Harput ili büsbütün kayitsiz, hiç ilgi göstermemektedir. Bu gibi konularda Hükûmet'ten, gerekirse benim adima Meclis'inizdende gensoru önergesi vererek arastirma isteyiniz ve ordunun ihtiyaçlarini oraca kesinlikle saglandiktan sonra geliniz. Dogu illeri ile ilgili haberlere pek inanmadim.Imza : Hüseyin Avni. Maarif Müdürü Mithat
    Görülüyor ki, Celalettin Arif Bey'in, Hükümet üyeleriarasindaki, iddialarini takdir edecegini sandigi ve makaminin sifresinden yararlanmaya kalkistigi zat da kendisinin sirdasi olmak istememisve Meclis Baskanligi'ni haberdar etmistir.
    Efendiler, kirk elli kisinin, bütün Erzurum halki adina telgraf çekmek suretiyle oynanmak istenen oyunun iç yüzü, yine Erzurum halkindangelen ve halkin Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'ne karsi baglilik ve fedakârlik duygusuyla dolu oldugunu gösteren telgrafla anlasildi.
    Celalettin Arif Bey, Ermenistan seferinde, en sonundaBüyük Millet Meclisi Ordusunun zafer kazandigini gözleriyle gördüktensonra, yani geri dönmesi için yapilan tebligati aldiktan tam kirk yedigün sonra, Erzurum'dan ayrilmaya karar vermek mecburiyetinde kalmistir. Buna ragmen, hareketini Meclis'e su telgrafla müjdeliyordu : Erzurum, 27.11.1920
    Büyük Millet Meclisi Baskanligi'na
    Büyük Millet Meclisi Ikinci Baskani ve Adalet Bakani CelalettinArif Beyefendi'nin, milletvekilimiz Hüseyin Avni Bey'le birlikte, dünkü gün, kisin siddetine ragmen, Erzurum halkinin büyük ve parlak ugurlama töreniyle Ankara'ya hareket ettiklerini arz eder, bu vesileyle Meclis'e karsisonsuz saygilarimizi sunariz. Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey'eti Baskan Tevfik
    Hüseyin Avni ve Celâlettin Arif Bey'lerin Erzurum'dan döndükten sonra, Meclis'teki muhalif tutumlari ve Kâzim Karabekir Pasa'ya karsi yaptiklari hücum ve elestirilerle Meclis'içok isgal ettikleri görülmüstür.


    DOGU CEPHEMIZDE ERMENILERLE SAVAS BASLIYOR



    Saygideger Efendiler, dogu sinirlarimizda acele olan isimiz, C el â l e t t i n A r i f B e y 'in, Erzurum'un inkilâp tarihinde biraktigi izi daha fazla ele alip incelemeye elverisli degildir. Arzu buyurursaniz o günlerin dogusinirlarimizdaki ciddî islerine geçelim :
    Yüksek hey'etinizce de bilinmektedir ki, Mondros Ateskes Anlasmasi'ndan beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sinira yakinyerlerde, Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardi.1920 yilinin Sonbaharinda Ermenilerce yapilan zulümler dayanilmaz birkerteye geldi ve Ermenistan seferine karar verdik. 9 Haziran 1920 tarihinde, Dogu bölgesinde geçici seferberlik ilân ettik. 15' inci Kolordu Komutani K â z i m K a r a b e k i r P a s a 'yi Dogu Cephesi Komutaniyaptik. 1920 Haziraninda, Ermeniler, Oltu'da kurulan, mahallî Türk yönetimine karsi hareketle, o bölgeyi ele geçirdiler. Disisleri Bakanligi'miztarafindan Ermenilere 7 Temmuz 1920'de bir ültimatom verildi. Ermeniler ayni sekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten üçbuçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz bölgelerinde toplanankuvvetlerimize taarruzu ile savasa baslandi.
    Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahi Bardiz cephesinden baskin seklinde yaptiklari genel bir taarruz ile basariya ulastilar. Efendiler; DoguCephesi'nin bu can sikici bilgiler veren raporunu okurken, C e l â l e t t i n A r i f B e y 'in de, Ermenilerin taarruz günü olan 24 Eylülde yazilmis, bildigimiz ültimatomunu aliyordum (Belge : 259). Ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atildilar. Ordumuz 28 Eylül sabahi ileriharekete geçti. Ayni günde Erzurum'un elli imzasi da Ankara'ya taarruza geçiyor. Ne kötü tesadüf ! . . . Sanki, bu Efendiler, Ermenilerle aleyhimizde harekete sözlesmis gibiler...
    Ordu, 29 Eylülde Sarikamis'a girdi, 30 Eylülde Merdenek isgaledildi. Fakat bazi sebepler ve düsüncelerle 28 Ekim 1920 tarihine kadar,bir ay, Sarikamis - Lâloglu hattinda kaldi.
    Bu sebeplerden birinin de, Erzurum'da bulunan C e l â I e t t i nA r i f B e y ve arkadaslarinin yarattiklari durum oldugunu tahmin buyurursunuz. Gerçekten de, K â z i m K a r a b e k i r P a s a 'nin 29 Eylül 1920 tarihinde Sarikamis'tan çekilen telgrafinda : 30 Eylülde cepheyi gezip gereken talimati verdikten sonra Erzurum'a giderek, oradageçen olayin sonuçlandirilacagi arz olunur... deniliyordu.
    K â z i m K a r a b e k i r P a s a, 30 Eylül 1920 tarihinde, Sarikamis'tan C e l â l e t t i n A r i f B e y 'e yazdigi bir sifrede :"Erzurum halki adina kirk elli imza ile çekilen açik telgraf, dis düsmanlarin milyonlarsarf ederek elde edemeyecegi bir belgedir. Olayin kendisinden daha önemlive tehlikeli olan bu açik telgrafi dis düsmanlarin tehlike ve tehdidinden.daha yikici ve doguracagi agir sonuçlari cephe durumundan daha önemligördügümden yarin Erzurum'a gelecegimi bildiririm" diyordu.
    C e l â l e t t i n A r i f B e y, 5/6 Ekim 1920 tarihli telgrafiyIa özellikle vatansever ordu içinde degerli ve halkin güvenini kazanmispek çok subay ve üstsubay bulundugundan, yolsuzluk sikâyetleri elbetteordunun dayanma gücünü ve disiplin esaslarini etkileyecek kadar büyümemistir seklinde bilgi veriyordu.


    ORDULARIMIZIN ÜSTSUBAY VE SUBAYLARI HAKKINDA BILINEN BIR GERÇEK



    Yillarca vatanin çesitli savas alanlarinda komuta ettigim ordularimizin üstsubay ve subaylari ile ilgili gizli, zaten bildigim bir gerçegi yüz sekseninci defa da olsa isitmis olmaktan elbette pek memnun olmustum.
    Efendiler, savas alaninda verilecek emri bekleyen Dogu Ordumuz,28 Ekim l920 günü Kars üzerine harekete basladi. Düsman, direnmeksizin Kars'i terketti. Kars 30 Ekimde tarafimizdan isgal edildi. 7 Kasimtarihinde birliklerimiz, Arpaçay'ina kadar olan bölgeyi ve Gümrü'yü elegeçirdi.
    Ermeniler, 6 Kasimda ateskes ve baris için müracaat etmislerdir.Biz de ateskes anlasmasinin maddelerini, Disisleri Bakanligi vasitasiyla ,8 Kasimda Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasimda baslayan baris görüsmeleri 2 Ocakta son buldu ve 2/3 Ocak gecesi Gümrü Antlasmasi imzalandi.


    MILLI HÜKÜMETIN YAPTIGI ILK ANTLASMA:GÜMRÜ ANTLASMASI



    Efendiler, Gümrü Antlasmasi, Millî Hükumet'in yaptigi ilk antlasmadir. Bu antlasma ile, düsmanlarimizin hayallerinde ta Harsit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bagislamis olduklari Ermenistan, Osmanli Devleti'nin l877 seferiyle kaybetmis oldu ve bu yerleri,bize, Millî Hükumet'e terkederek aradan çikarilmistir. Dünyadaki durumlarda önemli degisiklikler olmasi yüzünden, bu antlasma yerine, dahasonra yapilan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Kasim 1921 tarihliKars Antlasmalari geçerli olmustur.
    Efendiler, o bölgenin genel durumu ve sinirlarimiz bakimindan temas halinde bulundugumuz Gürcistan ile olan iliskilerimiz ve aramizdageçen olaylar hakkinda da kisaca bilgi vereyim :
    l920 yilinin Temmuzunda, Batum, Ingilizler tarafindan bosaltilinca,Gürcüler hemen isgal ettiler. Bu durum Brest - Litowsk ve Trabzon Antlasmalarina aykiri oldugundan, 25 Temmuz 1920'de tarafimizdan protesto edilmisti.
    8 Subat 1921'de Ankara'da itimatnamesini sunmus olan Gürcü elçisiyle de, Türkiye - Gürcistan antlasmasi için görüsmeler baslamisti. Nihayet 23 Subat 1921'de verdigimiz kesin bir ültimatom üzerine ArdahanArtvin ve Batum'un bize birakilmasina razi olundu. Batum'un isgali butarihten on bes gün sonra gerçeklesmistir. Bu yerlere, Türkiye'ye katilmayi sabirsizlikla bekleyen halkin alkislari içinde girildi.
    Daha sonra, Moskova Antlasmasi geregince Batum bosaltildi; fakat isgal etmis oldugumuz öteki yerlerin anavatan sinirlari içinde kalmasi pekistirildi.


    TRAKYA'DAKI DURUM



    Efendiler, içinde bulundugumuz tarihlerde Trakya'nin durumuna da hep birlikte göz gezdirelim :
    Dogu Trakya'da, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ninTrakya - Pasaeli Merkez Hey'eti bir kongre yapti. Bu kongre, Trakya'ninidaresini, Trakya - Pasaeli Merkez Hey'eti'ne verdi. Trakya'da KolorduKomutani olarak bulunan C a f e r T a y y a r (C a f e r T a y y a r P a s a), bu Merkez Hey'etinde olmakla birlikte, Edirne milletvekili olarak da Meclis'imize üye seçilmistir. Trakya Merkez Hey'eti'ne ve Kolordu Komutani'na verdigimiz talimat, Trakya'nin kaderinin bütün memleketinkaderiyle birlikte çözülebilecegi esasina dayaniyordu. Askerî harekâtbakimindan da verdigimiz direktif suydu :
    Üstün kuvvetlerin taarruzuna ugranilirsa sonuna kadar direnilecekve Trakya tamamiyle zapt ve isgal edilmis olsa bile, teklif edilecek herhangi bir çözüm sekli tek basina kabul edilmeyecektir. Zaten Trakya'daki komutanin da kararinin böyle oldugu ifade edilmekteydi. Fakat sonzamanlarda, Komutan C a f e r T a y y a r B e y, yabancilarin verdigiteminat üzerine yapilan davete uyarilsa Istanbul'a gitmis, bize durumuancak dönüsünden sonra bildirmisti. Anlasildigina göre, Dogu Trakya'ninyalniz basina varligini koruyamayacagi ancak Bati Trakya ile birleserekbir yabanci devletin idaresi sayesinde yasayabilecegi yolunda fikirler telkin edilmis. . . Her halde manevî gücü kiracak birtakim propagandalar yapilmis. . .
    Cafer Tayyar Bey Istanbul'da iken Tümen komutanlarindan Muhittin Bey, Istanbul'dan Kolordu Komutanligina atanmisCafer Tayyar Bey'in Trakya'ya dönmesine izin verilmis. Cafer Tayyar Bey,Istanbul çevreleriyle görüstükten sonra, Muhittin Bey'in teklifine ragmen, artik kolordunun komutanligini üzerinealmamis, Muhittin Bey'in üzerinde birakmis. Böylece Trakya'ninkaderi, Istanbul siyasî çevrelerinin etkisine terk edilmis.. .
    Efendiler, Büyük Millet Meclisi açildigi zaman, Trakya'da, 1' inciKolordu'nun savas düzeni Söyleydi :
    Kolordu karargâhi Edirne'de
    60' inci Tümen : Kesan, Edirne, Uzunköprü dolaylarinda;
    55' inci Tümen : Tekirdag bölgesinde;
    49' uncu Tümen : Kirklareli bölgesinde.
    Yunan ordusu, Anadolu'da, Bati Cephesinde yaptigi genel taaarruzda basari sagladiktan sonra, 20 Temmuz 1920'de Tekirdag'a bir tümençikardi. Tekirdag bölgesinde pek daginik bir durumda bulunan 55' inciTümen, toplanmaya vakit bulamadan, Yunan tümeni, Edirne'ye dogruyürümeye basladi.
    Bati Trakya'dan Meriç'i geçerek taarruz etmek isteyen Yunan kuvvetleri, o bölgedcki 60' inci Tümen'e komuta eden C e m i l B e y' in ( Içisleri Bakani C e m i l B e y'dir) ve 15 Haziranda kuvvetleriyle Edirne'yegelmis bulunan ve Edirne - Karaagaç istasyonu arasinda ciddî savaslarvermis olan Sükrü Naili Bey'in (Sükrü Naili Pasa) dikkat ve direnmeleri sayesinde durduruldu ve ilerlemeleri önlendi.
    TRAKYA'DAKI KOLORDUMUZUN ASKERLIGIN GEREKLERINI VE VATANSEVERLIK NAMUSUNU YERINE GETIREMEMESININ TEK SORUMLUSU CAFER TAYYAR PASA'DIR



    Edirne'ye dogru serbestçe ilerlemekte olan düsman trenine karsi, bütün 1' inci Kolordu kuvvetlerini toplayip tedbir alacak komutanin, Kolordu Komutani M u h i t t i n B e y in ne yaptigini bilmiyorum. Yalniz elde ettigim bilgilere göre, C a f e r T a y y a r B e y, kendi kuvvetleri ile temas kuramadan, Havza yakinlarinda atla dolasirken düsman tarafindan esir edilmistir. Ondan sonra sevk ve idareden mahrum kalan 1' inci Kolordu'muz tamamiyle dagildi. Birliklerininbir kismi esir oldu, bir kismi da Bulgaristan'a sigindi. Sonuç olarak,Trakya'nin tamami Yunanlilarin eline geçti. Ne yazik ki, 1' inci KolorduKomutani'nca, milletin istedigi ve bekledigi ileri görüslülügün, uyaniklikve fedakârligin gösterildigine sahit olamadik.
    Efendiler, Trakya'nin özel ve güç durum ve sartlar içinde bulunduguna süphe yoktu. Fakat bu özellik ve güçlük, hiçbir zaman Trakya'dakikolordunun askerligin gereklerini yerine getirmesine ve vatanperverliknamusunu göstermesine engel olamazdi. Eger, bu yapilamamis ise, millet ve tarih karsisinda bulunan tek sorumlusu C a f e r T a y y a r P a s a 'dir. Tarihte bütün bir vatani, çok üstün düsman kuvvetleri karsisinda, son bir avuç topragina kadar karis karis kahramanca ve namuslucasavunmus ve yine varligini koruyabilmis ordular görülmüstür. Türk ordusu o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilme vasiflarina sahip olabilsinler!
    Efendiler, komutanlar, askerligin görev ve gereklerini düsünür veuygularken, beyinlerini siyasî görüslerin etkisi altinda bulundurmaktankaçinmalidirlar. Siyasetin gereklerini düsünen baska görevliler bulundugunu unutmamalidirlar.
    Komutanlarin, emirleri altina verilen millet evlâdini, memleket vasitalarini, düsmana ve ölüme dogru sürerken, düsündükleri tek nokta,milletin kendilerinden bekledigi vatan görevini atesle, süngüyle ve ölümle yerine getirerek sonuç almaktir. Askerî görev, ancak bu anlayis veinançla yerine getirilebilir. Lâfla, politika ile, düsmanin aldatici vaadlerine kulak vermekle askerlik görevi yapilamaz. Omuzlarinda ve özellikle kafalarinda askerlik sorumlulugunu yüklenecek kadar kuvvet bulunmayanlarin feci sonuçlarla karsilasmalari kaçinilmazdir.
    Efendiler, bir komutanin esir olmasi da mazur görülebilir. O zaman ki, askerligin görev ve gereklerini yerine getirip uygulamakta, elindeki kuvveti sonununa kadar, son süngü ve son nefese kadar kullandiktan sonra, kanini akitmak firsatini bulamaksizin düsman eline düserse. . .
    Efendiler, bütün ordusu, üstün düsman karsisinda yenilip de kendiliginden geri çekilirken, kilicini çekip tek basina atini, düsman baskomutaninin çadirina dogru sürerek ölüm arayan Türk komutanlari görülmüstür.
    Bir Türk komutaninin, ordusunu kullanmaksizin, herhangi bir kötütesadüf ve kötü sans eseri bile olsa, düsmana esir düsmesini biz mazurgörsek de, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk inkilâp tarihinin gelecek nesillere hitap ve uyarisi iste budur.


    IKINCI KONYA ISYANI



    Saygideger Efendiler, Anadolu ortasinda çikarilaniç isyanlarin, Yunan ordusu karsisinda bulunan kuvvetlerimiz ve yaptigimiz düzenlemeler üzerindeki kötü etkileri, düsmanlarca umulan sonuçlari vermedi. Savunma kuvvetlerimiz üzerinde dogrudan dogruya tesirini göstererek, cephemizi yikma hedefine yönelmis bulunan herakâtla birlikte, cepheye yakin bölgelerde de halki ayaklandirmak, düsmanlarin önem verdikleri bir mesele idi. Istanbul, bu konudaöteden beri çalismaktaydi. Zeynelâbidin Partisi'nin Konya ve dolaylarinda çikmasina vasita oldugu isyan hareketleri, nihayet 1920 yili Ekimininbasinda patlak verdi.
    D e l i b a s adinda bir eskiya, bes yüz kadar asker kaçagini topladi.2/3 Ekim 1920 gecesi Çumra'yi basti. 3 Ekim sabahi da Konya'ya girdive idareyi ele geçirdi. Konya valisi bulunan H a y d a r B e y ve Komutan A v n i B e y (Milletvekili A v n i P a s a 'dir) Konya'da bulunan az sayidaki asker ve jandarma ile, Alâettin tepesinde, âsîlere karsianilmaya deger bir kahramanlikla savunmada bulundular. Fakat âsîlerin çoklugu ve her taraftan saldirmalari karsisinda âsîlere esir düstüler.
    Ayni günlerde Beysehir ve Aksehir ilçelerinde de görevli olarak dolasan askerî hey'etlerimiz, oralardaki âsîler tarafindan görev yapmaktanalikondular. Ilgin ilçesinin Çekil köyü yakinlarinda toplanan üç yüz kadar âsî de, nasihat için giden hey'ete ates etti. Konya'nin güneyinde Karaman ilçesinde de âsîler toplanmaya basladi. Sultaniye âsîlerin eline düstü.
    Efendiler, bu ayaklanmalara karsi, Afyonkarahisar'dan ve Kütahya'dan sevkettigimiz D e r v i s B e y (Kolordu Komutani D e r v i sP a s a) komutasindaki kuvvetler, Konya'nin kuzeyindeki Meydan istasyonu yakinlarinda âsîlerle karsilasti. Ankara'dan da bir süvari alayi ve birdag topu ile, o zaman Içisleri Bakani olan R e f e t B e y komutasindasevkedilen kuvvet, Meydan istasyonundan ilerleyen D e r v i s B e ykuvvetiyle birlesti. Adana Cephesinden de bir kuvvet Karaman'a dogruyola çikarildi.
    Konya üzerine hareket eden kuvvetler, âsîlerle yaptiklari bir kaççatismadan sonra, 6 Ekim 1920'de Konya'yi âsîlerden kurtardi. Oradankaçan âsîler Koçhisar, Akseki, Bozkir ve Manavgat'a dogru gittiler. Diger bir kisim âsîler de Afyonkarahisar'la Konya arasindaki Kadinhan ve Ilgin'i isgal ettiler. Bu bölgeye de Bati Cephesi'nden Yarbay O s m a n B e y komutasinda bir kuvvet gönderildi. O s m a n B e y müfrezesi Ilgin, Kadinhan, Çekil ve Yalvaç'taki isyanlari bastirdi. Güneyden gelen kuvvetimiz Karaman'i kurtardi.
    Isyan bölgesinde âsîleri tepelemeyi basaran kuvvetlerimiz Bozkir,Seydisehir ve Beysehir'i de isyancilardan temizledi. Her tarafta, âsîlerindöküntülerinden bir kismi bize katildilar. Bir kismi da Antalya ve Mersinyönlerine dogru kaçtilar. D e l i b a s, Mersin bölgesinde Fransizlarasigindi.
    Saygideger efendiler, Yesilordu teskilâtindan sözederken açiklamistim ki, düsmana karsi olusturulacak kuvvetler konusunda iki zit görüsçarpismaya baslamisti. Bizim benimsedigimiz düzenli ordu kurma görüsüne karsi çikilarak milis diyebilecegimiz bir çesit teskilât kurma gürüsüne agirlik kazandirilmak isteniyordu. R e s i t, E t h e m ve T e v f i kkardesler, Kütahya yakinlarinda, Kuva-yi seyyare adi altinda ve elleri altinda bulunan kuvvete dayanarak bu görüsün basini çekiyorlar veatesli bir sekilde çalisiyorlardi.


    "ORDUDAN FAYDA YOKTUR" SÖZLERI VE BATI CEPHESI KOMUTANI'NIN TAARRUZ TEKLIFI



    Bati Cephesi'nde, orduda ve halk arasinda bu yaygin görüs etrafinda yapilan propaganda o kadar güçlü ve etkili bir duruma geldi ki, ordudan fayda yokturdagilsin! Hepimiz Kuva-yi Milliye olalim... sözleri her tarafta kulaklari doldurmaya basladi.
    Bati Cephesi birlikleri arasinda, Kuva-yi Milliye halinde, bir bölgeve bir cepheye sahip bulunan E t h e m B e y müfrezesinin adamlari,âdeta müstesna, ordu erlerinden daha üstün, imtiyazli ve gipta edilecekdurumda sayilmaya basladi. E t h e m B e y ve kardesleri de, herkesüzerinde bir çesit otorite ve üstünlük kurmaya basladilar...
    Iste bu siralarda idi ki, Bati Cephesi Komutani, Genel KurmayBaskanligi'na, E t h e m ve T e v f i k kardeslerin etkisiyle oldugu sanilan bir teklifte bulundu: "Yunan ordusunun Gediz yakininda bulunan müstakil bir tümenine taarruz etmek!. . "
    Bati Cephesi Komutani, düsman kuvvetlerinin uzun bir cephe üzerinde dagilmis olarak bulundugu, Gediz yakinindaki kuvvetinin zayif vetek basina birakildigini ileri sürerken, düsman moralinin bozuk oldugunu da kabul ediyordu.
    O tarihlerde, Yunan ordusu üç tümenle Bursa bölgesinde; bir tümenle Aydin dolaylarinda; bir tümenle Usak'ta ve bir tümenle Gediz'de bulunuyordu.

  10. #29
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Düzenli orduya geçme kararı

    GEDİZ TAARRUZU

    Batı Cephesi Komutanı, iki piyade tümenini ve Ethem Bey'in Kuva-yı Seyyâresi'ni Gediz'deki Yunan tümeni üzerine harekete geçirebilecekti. Bu hareketten parlak bir sonuç almayı umuyordu.
    Genelkurmay Başkanlığı, Batı Cephesi Komutanlığı'nın bu teklifini kabul etmedi. Çünkü düşman ordusu genel durumu itibariyle bizim ordumuzdan daha kuvvetli idi. Biz, daha ordumuzu kurmuş ve düzene sokabilmiş değildik. Cephanemiz miktarı da ağırdan almamızı gerektiriyordu. Bütün cephe kuvvetlerimize müracaat ederek ve azçok üstün bir kuvvet toplayarak, Gediz'de düşmana karşı sür'atle bir başarı kazanmak belki mümkün olabilirdi. Fakat kuvvetlerimiz ve hazırlığımız, böyle bir başarıyı genel ve sonuç aldırıcı bir başarıya götürmeye elverişli değildi. O halde, bütün işe yarayan kuvvetlerimizi, sınırlı ve geçici bir başarı elde etmek için kullanmış ve yıpratmış olacaktık. Bu takdirde, düşman bütün kuvvetleri ile bir karşı taarruza geçerse, her tarafta yenilgi kaçınılmaz olurdu. Bundan dolayı da cephenin ve Hükûmet'in şimdilik ordu teşkilâtını genişletmek ve mevcudunu artırarak cepheyi kuvvetlendirmeye çalışmak gerekiyordu. Memleketin ölüm kalım meselesi demek olan Batı Cephesi'nde özel ve sınırlı düşüncelere kapılmak doğru bulunmuyordu.
    Genelkurmay Başkanı bu Gediz taarruzunun yapılmamasında ısrar etti. Batı Cephesi Komutanlığı ile, haberleşme yoluyla anlaşamadı. Bizzat Ankara'dan Eskişehir'deki Batı Cephesi Karargâhı'na gitti. Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa ile Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa' nın bu görüşmeleri sonunda, Ali Fuat Paşa durumu yerinde bir daha inceledikten sonra karar vermek üzere, hareketi ertelemiştir. Fakat, birkaç gün sonra, Cephe Komutanlığı'nca gönderilen rapordan taarruza karar verildiği anlaşılmıştır.
    Efendiler, o günlerde bu taarruz lehinde, her tarafta ve Meclis'te müthiş bir propaganda yapılıyordu.
    "Düşman Gediz'de tek başınadır. Biz onu orada yok ederiz. Parlak bir durum ortaya çıkar. Zaten Yunan ordusu kaçmaya hazırdır" sözleriyle, Gediz taarruzunun gerekli olduğu, neredeyse genel bir kanaat haline getirilmek isteniyordu.


    Sonunda, Batı Cephesi Komutanı, 61' inci ve 11' inci Tümenler ve Kuvve-i Seyyareler'le 24 Ekim 1920'de Gediz'deki düşmana taarruz etti.
    Efendiler, dalgalı, disiplinsiz, emir ve komutasız bazı hareketlerden sonra, bildiğiniz üzere, Gediz'de yenildik.
    Yunan ordusu bu harekete cevap oimak üzere, 25 Ekim 1920 günü Bursa Cephesinden taarruza geçti. Yenişehir'i ve İnegöl'ü işgal etti. Uşak'tan, Dumlupınar sırtları ilerisinde bulunan birliklerimize saldırdı. Birliklerimiz, Dumlupınar sırtlarına kadar çekildi.
    Böylece Efendiler, cephenin her tarafında yeniden genel bir yenilgiye uğradık.
    Batı Cephesi Komutanı'nın, taarruza geçmesinden dört gün sonra Bakanlar Kurulu'nda şu telgrafı okundu :
    Genel Kurmay Başkanlığı'na, Çandarhisar 27/28.10.1920


    1- Birliklerin savaş kayıplarını sür'atle telâfi ihtiyacındayız. Gediz savaşı, üç yüz savaşçıdan kurulu birliğin, bir taburun savaş görevini yapmasına yeterli olmadığını gösterdiğinden, tabur mevcutlarını dörder yi.iz savaşçıya çıkarmak mecburiyetindeyiz. Bu savaşlar dolayısıyla, bütün depo birlikleri bile cepheye sürüldüğünden yetişmiş, silâhlı ve teçhizatlı bin ikmal erinin, özellikle Ankara'daki birliklerinden, bu mümkün değilse en yakın bir yerden acele olarak gönderilmesini,
    2 - Askerî manevralar ve savaşlar giydirilebilen erlerin bile elbiselerini, ayakkabılarını parçalamış, dünden beri kar yağan dağlarda asker çıplak ve yalınayak ayak kalmıştır. "Cephe Komutanlığı Vekilliği" emrinde hiçbir şey olmadığından, özellikle kaput, ayapkabı, pamuklu, elbise, yelek, kuşak; kısacası, hava şartlarından korunmak için ne verilmek gerekiyorsa, on beş bin hesabıyla acele olarak gönderilmesini arz ve rica ederim.
    3 - Millî Savunma Bakanlığı'na, Genelkurmay Başkanlığı'na ve bilgi edinilmesi için Cephe Komutanlığı Vekilliği'ne yazılmıştır. ( Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat)
    Efendiler, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Paşa'nın, daha Gediz savaşının yapılmakta olduğu bir sırada okuduğumuz bu telgrafında yazılmış olanlarla, bunlarda sezilen anlam ve zihniyetin pek dikkate değer görülmesi tabiîdir, sanırım. Askerin durumu, kuvvetimizin miktarı, hazırlığımızın derecesi, bütün memlekette her bakımdan muhtaç olduğumuz muz kaynakların kudret ve kabiliyeti, elbette bu telgraf tarihinden üç gün önce Batı Cephesi Komutanlığı'nca biliniyordu. Her şey tamam olup da, bunlar Gediz Muharebesi'nin yapıldığı üç beş gün içinde mi mahvolmuştu? Bilinmekte olan bütün gerçeklere rağmen, Batı Cephesi, Genelkurmay kurmay Başkanlığı tarafından mı taarruza zorlanmıştı?
    Söz konusu telgraf, Bakanlar Kurulu'nda okunduktan sonra altına şu not yazılmıştı :
    Bakanlar Kurulu'nca okundu. İleri sürülen sebepler ve olaylar akla yatkın bulunmadı. Gerekli yardımın yapılacağı tabiidir. 3' ncü Alay'dan beklenen kuvvet gönderilecektir.(İsmet).




    ÇERKEZ ETHEM VE KARDEŞLERİNİN ÇIKARDIĞI DEDİKODULAR




    --------------------------------------------------------------------------------



    Efendiler, her başarısızlığın sonunda birtakım dedikoduların ortaya çıkması beklenmelidir. Gediz Muharebesi'den sonra da genel durum feci bir görünüş arz edince, her tarafta dedikodular, haklı vehaksız tenkitler başladı.
    Bazıları ve hele Kuva-yı Seyyare'ciler, Ethem ve kardeşleri, bütüntün suçu cephe komutanına ve düzen:i ordu tümenlerine atarak, kendileriningüç durumda bırakılmış oldukları yolunda propaganda yaptırıyorlarve "ordu komutanı kendi hatâlarını kapatmak için kusuru bize yükletiyor"diyorlardı.
    Ordu da Kuva-yı Seyyare'nin hiçbir iş yapmadığını, yapma gücündeolmadığını, savaşta verilen emirlere uymadığını, daima tehlikeden uzakbulunduğunu iddia ve ispat ediyordu.
    Efendiler, açıklamalara tekrar bıraktığım noktadan devam etmeküzere, burada küçük bir olayı dile getirmeme müsaadenizi rica edeceğim.Bilindiği üzere, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşu sırasında ortaya konanesaslara göre, "İcra Hey'eti" adı verilen Hükûmet'in üyeleri, doğrudandoğruya ve ayrı ayrı Meclis tarafından seçiliyordu. Bu usul 4 Kasım1920 tarihine kadar uygulandı. Bununla ilgili kanun, ancak 4 Kasım1920'de : "Bakanlar, Büyük Millet Meclisi Başkanı'nın Meclis üiyelerindengöstereceği adaylar arasından salt çoğunlukla seçilir" şeklinde değiştirildi.


    MECLİSTE GÖRÜLEN AYKIRI EĞİLİMLER VE NAZIM BEY'İN İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA SEÇİLMESİ KARŞISINDA BENİMSEDİĞİM TUTUM




    --------------------------------------------------------------------------------



    İşte arz etmek istediğim husus, bakanların seçimi ile ilgili kanunun değiştirilmesini gerektiren sebepleden biridir.


    Efendiler, 4 Eylül 1920 tarihinde, Tokat Milletvekili bulunan Nazım Bey, 89 oya karşı 98 oyla, Meclis'çe İçişleri Bakanlığı'na seçildi. Nazım Bey, dakika kaybetmeksizin büyük bir aceleyle Bakanlık makamına gidip daha sonra Bakanlar Kurulu Başkanı da olmam dolayısıyla beni ziyarete geldi.
    Ben, Nazım Bey'i kabul etmedim. Yüce Meclis'in güvenini kazanarak seçilmiş olan bir bakanı kabul etmemekle yaptığım muamelenin mahiyet ve nezaketini elbette takdir ediyordum. Fakat memleketin büyük yararı, beni bu yolda harekete mecbur tutuyordu. Elbette, bu hareketimin sebebini açıklayıp ispat edeceğimden ve açıklayacağım noktanın yüce Meclis'çe de önemli görüleceğinden emindim.
    Efendiler, Meclis üyeleri arasından, aykırı birtakım prensiplere eğilim gösterenler ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunlardan biri olmak üzere Nazım Bey ve arkadaşları en çok dikkatimi çekmişti. Nazım Bey'in, kendisinden daha Sıvas Kongresi sıralarında aldığım safsatalarla dolu bazı mektuplarından, ne zihniyet ve karakterde bir kimse olabileceğini anlamıştım. Nazım Bey, milletvekili olarak Ankara'ya geldikten sonra, her gün yeni yeni siyasî faaliyetler gösteriyordu. Oluşmaya başlayan her siyasî grupla temas fırsatını kaçırmıyordu.
    Nazım Bey, bizzat veya dolaylı olarak yabancı çevrelerden bazıları ile temas yolunu bulmuş; onlardan teşvik görmüş ve yardım imkânları da sağlamıştı.
    Bu zatın Halk İştirakıyyun Fırkası diye gayri ciddî ve sırf kendisine disine çıkar sağlamak üzere bir parti kurma teşebbüsüne geçerek, milliyetçiliğe aykırı faaliyet sevdasında bulunduğunu mutlaka duymuşsunuzdur. dur.
    Bu zatın yabancı çevrelere casusluk ettiğine de asla şüphe etmiyordum. Nitekim, daha sonra İstiklâl Mahkemesi birçok gerçeği ortaya koymuştu.
    İşte Efendiler, bu Nazım Bey, kendisinin ve arkadaşlarının yaptığı sürekli propaganda sayesinde ve bize muhalefete hazırlananların milletin yüksek yararlarını unutarak yaptıkları yardımlarla İçişleri Bakanlığı'na geçirilmişti. Böylece Nazım Bey, Hükûmet'in bütün iç idare makinesinin başında, memleket ve millete değil, fakat, paralı uşağı olduğu kimselerin isteklerinin gerçekleşmesine en büyük hizmeti yapabilecek duruma gelebilmişti.
    Elbette Efendiler, buna asla razı olamazdım. Onun için İçişleri Bakanı Nazım Bey'i kabul etmedim ve istifaya mecbur ettim. Lüzum görüldüğü zaman da, Meclis'teki gizli oturumda, hakkındaki bilgi ve görüşlerimi açıkça söyledim.


    MİLLETVEKİLLERİNİ SEÇERKEN ÇOK DİKKATLİ VE TİTİZ OLMALIDIR




    --------------------------------------------------------------------------------



    Saygıdeğer Efendiler, pek iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır.Bu, çok defa kolaylıkla sağlanabilmiştir. Meclislerle idare edilenmemleketlerde ise, en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılaradına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadargirme yolunu bulabilen vatansızlara her zaman rastlanabileceğine, tarihinbu konudaki örnekleriyle hükmetmek zarurîdir. Bunun için millet,kendi vekillerini seçerken, çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Milletin hatâyapmaktan korunması için tek çıkar yol, düşünce ve faaliyetleriyle milletingüvenini kazanmış olan siyasî bir partinin seçimde millete kılavuzluketmesidir. Genellikle bütün vatandaşların, adaylıklarını ortaya atanher şahıs hakkında karar vermeye yardımcı olacak doğru bilgilere ve isabetli oya sahip bulunacağını kabul etmek, nazarı olarak var sayılsa, bile,bunun tam bir gerçek olmadığı, tecrübelerin tecrübeleriyle ve inkâr edilemezbir açıklıkla ortaya çıkmıştır.
    Efendiler, bıraktığımız noktaya, yani Batı Cephesi'ne dönüyorum.Gediz Muharebesi'nden, onun maddî ve manevî can sıkıcı sonuçlarındansonra, Fuat Paşa'nın cephe üzerindeki komutanlık etki ve otoritesisarsılmış gibi görünüyordu. Kendisini komutadan çekmeyi zarurî saymayabaşladım. Tam bu sırada idi ki, Fuat Paşa Ankara'ya gelip görüşmeküzere 5 Kasım 1920 tarihli bir şifre ile izin istedi. Cevap olarak 6 KasımdaAnkara'ya gelmesinin uygun olacağını bildirdim. Fuat Paşaaleyhindeki dedikodu ve Kuva-yı Seyyare'nin varlığının ordudaki disiplinsizliğeyol açan kötü etkileri o kadar hissedilmeye başlamıştı ki, 7 Kasımtarihinde Ali Fuat Paşa'ya hemen Ankara'ya gelmesini emretmeyigerekli buldum.


    ALİ FUAT PAŞA'NIN MOSKOVA BÜYÜKELÇİLİĞİNE ATANMASI VE CEPHENİN İKİYE AYRILMASI KARARI




    --------------------------------------------------------------------------------



    Efendiler, artık Ali Fuat Paşa'nın Batı Cephesine komuta edemeyecegine inanmıştım. O günlerdeMoskova ya da bir elçilik hey'eti göndermemiz gerekiyordu. O halde, Fuat Paşa büyükelçi olarakMoskova'ya gidebilirdi. Batı Cephesi de çok ciddî ve dikkatli bir çalışma beklediğinden,bu cephe komutanlığını da zatengenel askerî harekâtı yürütmekte olan Genelkurmay Başkanı İsmetPaşa'ya ek görev olarak vermek en sür'atli ve uygun bir tedbir olacaktı.Bir yandan da gerek iç isyanlara ve direnmelere karşı gerek savaş harekâtıaçısından kuvvetli bir süvari teşkilâtına duyulan ihtiyaç açıktı. Sırfbu teşkilâtı kurabilmek için de İçişleri Bakanı olan Refet Bey'e (Refet Paşa)ek olarak bu görevi de vererek kendisini Konya ve dolaylarınagöndermeyi uygun buluyordum. Çünkü Refet Paşa, zaman zaman çeşitlisebeplerle Konya'ya, Denizli'ye gitmiş, Batı Cephesi'nin güney kesimiile ilgilenmiş ve o kesimle ilgisi bulunan bölgeleri tanımış bulunuyordu. O halde konuyu şöyle çözebilirdim : Cepheyi ikiye ayırmak; önemlikesimleri içine alan alanı Batı Cephesi diye adlandırarak İsmet Paşa'nınkomutasına vermek; güney kesimini de Konya ve dolaylarına göndereceğimRefet Paşa'ya vererek, her iki cepheyi birden doğrudan doğruyaGenelkurmay Başkanlığı makamına bağlamak...
    Genelkurmay Başkanlığı'nı da Millî Savunma Bakanı olan FevziPaşa vekâlet edebilirdi. Fuat Paşa zamanında bir de cepheden Sıvas'akadar uzanan "Geri Bölgesi" vardı. Fuat Paşa, bu bölgeyi idare edebilmekiçin de bir "Cephe Komutanlığı Vekâleti" makamı kurmaya mecburolmuştu. Bunun tabiî ve pratik olmadığı meydandaydı. Bu bakımdan, yenidüzenlemede bu geri bölgesini de menzil alanı olarak cepheye bıraktıktansonra, Millî Savunma Bakanlığı'na bağlamak tabiî idi. ismet Paşa'nınbir süre için Genelkurmay Başkanlığı'ndan ayrılmaması, ordunundüzenlenme ve hazırlanmasında sür'at sağlanması için yararlı görüldüğügibi, Refet Bey'in de İçişleri Bakanlığı sıfatını geçici olarak devam ettirmesi,özellikle kendi bölgesinde güvenliğin sağlanması, halktan hayvanve malzeme toplamak suretiyle meydana getirmeye mecbur olduğu süvariteşkilâtını bir an önce kurabilmek için gerekliydi.


    SURATLE DÜZENLİ ORDU VE BÜYÜK SÜVARİ BİRLİKLERİ KURMA VE DÜZENSİZ TEŞKİLAT FİKİR VE SİYASETİNİ YIKMA KARARI




    --------------------------------------------------------------------------------



    Efendiler, 8 Kasım 1920'de, Fuat Paşa Ankara'ya geldi. Karşılamak için bizzat istasyonda bulunuyordum.Paşa'yı omuzunda bir filinta olduğu halde Kuva-yıMilliye kıyafetinde gördüm. Batı Cephesi Komutanı'na bu kıyafeti benimseten düşünce ve zihniyet akımının bütün Batı Cephesi üzerinde ne kadar etkili olduğunu anlamak için artık tereddüde yer kalmamıştı. Onun için Fuat Paşa'ya kısa bir görüşmeden sonra, alabileceği yeni görevi söyledim. Memnuniyetle kabul etti. Aynı günün gecesi İsmet ve Refet Paşaları da davet ederek yeni durumu ve görevlerini kararlaştırdık. Kendilerine verdiğim kesin direktif : "Sür'atle düzenli ordu ve süvari birlikleri meydana getirmekten" ibaretti. Böylece 1920 yılı Kasımının sekizinci günü"düzensiz teşkilât fikir ve siyasetini yıkma kararı" faaliyet ve uygulama alanına konulmuş oldu.

  11. #30
    Kayıt Tarihi
    Jun 2006
    Nerede
    İstanbul / Beyoğlu
    İletiler
    3.411
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı

    Istanbul hükümetinin Ankara ile temas arayislari

    GÖRÜNÜSTE BIZIM IÇIN YUMUSAK SANILAN BIR POLITIKA ILE, BIZI IÇTEN YIKMA TESEBÜSÜ



    Saygideger Efendiler, burada bir an durarak bakislarimizi Istanbul'a çevirelim. Damat Ferit Pasa Hükûmeti'nin her türlü düsmanla ortak olan silâhlasonuç alma plâni uygulamada basari kazanamamisti. Iç isyanlara karsi koyduk ve direndik. Yunan taaruzu en sonunda bir hatta durdu. Yunanlilarin ondan sonraki hareketleri de sinirli alanlar içinde kaldi. Iç isyanlara ve Yunan cephesinekarsi ciddî tedbirler almakta o1dugumuz görülüyordu. Içeriden ve disariden gelen silâhli hücumlarin, özellikle Ankara'daki Millî Hükûmet'i sarsamayacagi anlasiliyordu. Bu itibarla, Istanbul'un silâhli saldiri politikasiiflâs etmis bulunuyordu. Bunu degistirip, yeniden uzlasma politikasinadöner gibi görünerek, bizi içerden yikma politikasi gütmenin daha yararliolacagina inandiklarina hükmedilebilirdi. Tipki 1919 Eylülündle DamatFerit Pasa'nin birinci çekilmesinden sonra, Ali Riza Pasa Kabinesi'ningelmesiyle oldugu gibi, görünüste bizim için yumusak sanilan bir politikaile, bizi içten yikma tesebbüsü yenilenecekti.
    Bundan sonraki mücadelelerimizde, Istanbul vasitasiyla yapilan içve baris tesebbüsler, bizi güçsüzlüge düsürecek telkinler ve Yunan ordusuyla oldugu kadar, fakat anlasilmasi ve anlatilmasi daha güç sartlar içinde, içerideki bozgunculara karsi ugrastigimiz da görülecektir.
    Istanbul'da hükûmetin basina Tevfik Pasa getirildi. Kabinede Dahiliye Nâziri olarak Ahmet Izzet ve Bahriye Nâziri olarak Salih Pasa'lar bulunuyordu. Tevfik Pasa Kabinesi derhal bizimle temasve iliski kurmak istedi. Bu görevi esas itibariyle Ahmet Izzet Pasa üzerine aldi. Saray kurmay hey'etinde bulunan bir subay, AhmetIzzet Pasa tarafindan bazi notlarla Ankara'ya gönderildi. Bu notlarda, eskisine bakarak daha elverisli sartlarla, söz gelisi, Izmir'de Osmanli hakimiyeti altinda Yunanlilar tarafindan özel bir yönetim kurulmasinin kabulü gibi sartlarla, bir baris yapma ümidinde bulunduklari veher seyden önce, Istanbul Hükûmeti ile bir uzlasmaya varmanin önemlioldugu bildiriliyordu.
    Ahmet Izzet Pasa'nin ve içinde bulundugu hükûmetin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükûmeti'nin nitelik ve yetkilerindenhaberdar olmadiklari, hâlâ Istanbul Hükûmeti'ni sürdürmeyi ve bu yollamillet ve memleketin kaderiyle, ilgili sorunlari çözmeyi düsündükleri görülüyordu.
    Ahmet Izzet Pasa'ya ve Tevfik Pasa Kabinesi'ne durumu bildirmek ve kendilerini aydinlatmak maksadiyla, gereken bilgi ve görüsleri etrafli olarak yazdirip Ankara'ya gelen özel memura verdik ve kendisini 8 Kasim 1920 tarihinde Inebolu'ya dogru yola çikardik.
    12 Kasim 1920 günü, Zonguldak'tan Yüzbasi Kemal imzali kisabir telgraf aldim. Bunda, sifreli bir telgrafi çekmek üzere Istanbul'dangönderildim, deniyordu. Söz konusu, sifreli telgraf, Dahiliye Nâziri Izzet Pasa'nin imzasini tasiyordu. Istanbul'da 9 Ekim 1920 tarihindeyazilmisti.


    ISTANBUL'DA IKTIDAR MEVKIINE GETIRILEN TEVFIK PASA KABINESI ANKARA ILE TEMAS IMKANI ARUYOR



    Bu telgrafta, Istanbul ile Zonguldak arasinda Fransiz telsizi ile haberlsmek üzere Fransiz temsilcisinin izni alindigi bildirildikten sonra : "Hükûmet ile bir uzlasma esasi kabul edildi mi? Kabul edildiyse nerede bulusmanin mümkün olacagini ve hangi yolla gelmenin uygun düsecegi sorulmakta idi."
    Istanbul Posta ve Telgraf Genel Müdürü Orhan Semsettinimzali 11 Kasim 1920 tarihli bir emir de, Kastamflnu Posta ve Telgraf Basmüdürlügü'ne geliyordu. Bu emir, Eregli Müdürlügü'ne gönderilen ve resmî olmayan bir mektubun zarfindan çikiyordu. Emir aynen sudur :
    Madde 1- Anadolu ile hükumet merkezi (Istanbul arasinda telgraf haberlesmelerinin bir an önce baslatilmasi gereklidir.
    Madde 2 - Bu maksadin gerçeklestirilmesi için, bir taraftan Sapanca ileGeyve arasindaki ana hat üzerinde onarilabilecek durumda olan tellerin sür'atlekullanilabilir duruma getirilmesi, diger taraftan da önemli yapim ve onarim çalismalasi gerektiren Izmit, Kandira, Incilli arasinda yapim ve onarimina baslanmasi uygun görülmektedir.
    Madde 3 - Sözü edilen onarimlari yapmakla görevli olan Istanbul Fen MüfettisiBekir Bey, emrinde bir basçavus ve yeterince çavusla Izmit'e harekete hazirdir.
    Madde 4 - Ellerinde Dahiliye Nezareti yüksek makaminin görev belgesinitasiyan bu memurlar, herhangi bir yerde onarim çalismalari geregini duyduklarinda, tarafimizdan ilgili makamlarla haberlesilerek, kendilerine gereken yardiminsaglanmasi himmetlerinizden beklenmektedir. 11 Kasim 1920.
    Bu telgraf üzerine gerekenlere verdigimiz emir, Istanbul ile temaskurmaktan sakinilmasi ve telgraf hatlarini onarma bahanesiyle gelen olursa tutuklanmasi ile ilgiliydi.
    Efendiler, Izzet Pasa'nin dolayli olarak gönderdigi sifreli telgrafina cevap vermeyi, özel bir memurla gönderdigimiz notlarin kendisince okundugu haberini aldiktan sonraya birakiyordum. Izzet Pasa'nintarafimizdan verilen bilgileri aldiktan sonra da görüsünde israr edip etmedigini anlamak istiyordum. Bu husus anlasildiktan sonra, Izzet Pasa'ya aracilar vasitasiyla su cevabi verdim :
    Zâtidevletleri ve Salim Pasa Hazretleri'nin de katilmalari gerekli olanhey'etle en kolay ve çabuk olarak Bilecik'te bulusmak mümkündür. Istanbul'danya Sapanca'ya kadar tren ve oradan otomobille veyahut da deniz yoluyla Bursa'yave oradan yine otomobille Bilecik'e tesrif buyurulabilir. Bu yollar üzerinde simdiden gerekenlere tebligat yapilmistir. Yolculugun, Aralik ayinin ikisine kadar Bilecik'te bulunacak sekilde ayarlanmasina ve Istanbul'dan hangi tarihte hangi yollahareket edileceginin simdiye kadar kullanilan vasita ile Zonguldak'a bildirilmesinirica ederim. Yolculugun mümkün oldugu kadar gösterissiz yapilmasi hatirlatma kabilinden arz olunur. 25/26.11.1920.
    Efendiler, Istanbul'da 23/24 Kasim 1920 tarihiiide yazilan ve Istanbul'a varmis olan özel memurun imzasiyla Inebolu'ya gönderilen ve 27 Kasim'da oradan Ankara'ya çekilen bir telgrafta, su bilgiler veriliyordu :
    Bu gün 23.11.1920'de Izzet Pasa'nin yaninda bulundugum sirada, Hariciye Nâziri, son siyasî durumla ilgili olarak asagidaki açiklamalari yapmistir :
    Yeni gelen Ingiliz clçisi, Ermenistan, Gürcistan ve bir süre sonra, Izmir'leilgili önemli konularda Osmanli Hükumeti lehine bir çözümün bulunacagirini söylemis. Bu elverisli durumdan yararlanarak memleketin geleceginin saglanabilmesiiçin büyük bir güçle çalisilarak firsat kaçinlmamalidir. Eger Ankara, zaman kazanmak istegindeyse bile, bir temas kurularak ilerideki kararlar birlikte alinmalidir,dedikten sonra su satirlar ekleniyor :
    Açiklamalara ek olarak, Izzet Pasa, kendisine tarafimizdan gönderilen özetteki nsimdiye kadar yapilan mücadelelerin bugün bahsettigi ve sagladigiimkânlardan yararlanmak görevimizdir cümlesiiie dayanarak : Eger Anadolu gönderilecek hey'eti kabul etmezse, dognidan dogruya benimle temas kurarak maksadimizi kendimiz kararlastirmaliyiz. Bunu da kabul etmedikleri takdirde, söz konusu cümledeki görüsten vazgeçildigi anlasilacagindan, artik kabinede kalmayarakistifa edecegini ve istersek Istanbul'u dikkate almayarak kendisinin de Anadolu'yagelecegini söylemis.
    Efendiler, ayni telgrafta, Istanbul basininda, Izzet Pasa'ya aitoldugu bildirilen su demecini de yayinlandigi yaziliydi :
    Hükûmetin Anadolu'ya özel bir memur göndermekten maksadi, Ankara'dakilerle bir temas kurulup kurulamayacagini anlatmak içindi. Oradan dönen memur,bu temasin kurulabilecegini anlatti ve haberlesme de yapilabildi. Elbette geregininyapilmasina çalisacagiz.
    Böyle bir demecin Anadolu'nun görüsüne uygun düsmeyecegi ve yalanlanmasi gerektigi ileri sürülmüs ise de, kabine bunu kabul etmemis.Bununla birlikte Izzet Pasa , Tercüman-i Hakikat gazetesine su demeci de vermis :
    Memleketin yüksek çikarlari, simdilik bu konuda basinin susmasini gerektirmektedir. Bu bakimdan bir iki gün daha demeç vermekte mazuruz.
    Efendiler, Tevfik Pasa, Ahmet Izzet Pasa, SalihPasa, zamanin büyük adamlari gibi taninmislardi. Millet bunlari akilli,tedbirli ve uzak görüslü olarak biliyordu. Bu sebeple Damat FeritPasa çekilip yerine, ileri gelenleri bu sahislar olan bir kabine is basinagelince, herkeste türlü türlü ümitler uyandi. Tevfik Pasa Kabinesi ilk andâ Ankara ile temas ve iliski kurmak isteyince, kamuoyunda iyi niyetineinanmamak için bir sebep görülemedi. Herkes Tevfik Pasa Kabinesi'niniktidara gelmesini hayirli saydi. Bu kabinenin rriemleket ve milletin yüksek çikarlarini gözetecek çare ve yollari bulmadan iktidara gelmis oldugunu kabul etmek ve ettirmek :gerçekten güçtü. Kaldi ki, kendileri deIstanbul çevrelerinde ve basinda kullandiklari dille, kamuoyunu dogrulayacak bir tavir takinnis bulunuyorlardi.


    BILECIK GÖRÜSMESI KARARLASTIRILIYOR



    Biz, gerçek durumun herkesin sandigi ve düsürdügügibi olmadigina tamamen inanmis bulunuyorduk.Ancak, Istanbul'un kurtulus çaresi olarak ileri sürdügü uzlasma ve görüsme tekliflerini, kamuoyunu inandirmaya yarayacak sartlari hazirlamadan reddetmeyi uygun bulmadik. Onun için, özellikle Izzet ve SalihPasa'larin da içinde bulunacagi bir hey'etle Bilecik'te görüsmeyi uygunbulduk. Bu zatlarla görüstükten sonra, halkin bütün inanis ve görüslerindeki yanlisligin anlasilacagina süphem yoktu. Bir de, her ne olursaolsun, kamuoyunca yukarida isaret ettigim vasiflari ile taninmis olan buzatlarin, Istanbul'da hükûmet kurmalarinin millî gaye için ne kadar zararli oldugu meydandaydi. Bu bakimdan, görüsmeden sonra da, kendilerinin Istanbul'a dönmelerine müsaade etmeme geregi bence normaldi.Iste bu düsüncelerledir ki, Izzet Pasa hey'etiyle Bilecik'te görüsmekararlastirildi. Görüsme 2 Aralikta degil, fakat 5 Aralikta oldu.
    Efendiler, bu görüsmeyi beklerken, o güne kadar cephede ve Ankara' da geçen olaylari da kisaca bilginize sunayim :
    Efendiler, hatirlarsiniz ki, Izzet Pasa'nin özel memurunun Inebolu üzerinden Istanbul'a hareket ettirildigi 8 Kasim 1920 günü, FuatPasa'nin Moskova Büyükelçiligi, Ismet ve Refet Pasa'larin daBati Cephesi'nde görevlendirilmeleri kararlastirilmisti. Ismet Pasaertesi gün cepheye hareket etti.10 Kasimda göreve basladi.
    O zamanlar Ethem Bey'in yakin arkadasi bulunan bir zatin Eskisehir'den 13 Kasim 1920 tarihli bir sifreli telgrafini aldim. Bu telgrafta deniliyordu ki :
    Ethem Bey'in, Fuat Pasa Hazretleri'nin yaninda Rusya'ya gidecegi söylentisi cephede ve gerideki halk arasinda kötü niyete yorulmaktadir. Bu ibi kimselerin çevrenizden uzaklastirimasi, zâtidevletlerinin diktatörlükilan edeceginiz zannini uyandirmistir . . .
    Efendiler, Ethem ve kardeslerinin Türkiye'den uzaklasmalari,gerçekten Türkiye'nin de kendilrinin de yarar ve selâmeti bakimindanyerindeydi. Bu sebeple, Fuat Pasa'ya, kendileri istedikleri takdirde,bunlari da birlikte alip uygun sekilde görevlendirilebileceklerini söylemistim. Ethem Bey'in arkadasi tarafindan yazilan bu telgraftaki ifadelerin, yalniz arkadasinin düsüncesi oldugu ve gerçege uygun bulunduguelbette kabul edilemezdi. Çünkü ne cephenin ne de halkin, EthemBey'in Rusya'ya gönderilip gönderilmeyecegi konusu ile ilgisi yoktu.Özellikle : "Ben diktatör olmak istiyorum; fakat Ethem ve benzerleriengeldir. Onun için bu gibileri uzaklastiriyorum" zannindan söz edilmesibüsbütün dikkatizni çekti.


    ETHEM VE TEVFIK KARDESLERIN MUHALEFETE GEÇMESI



    Ismet Pasa'nin cephede çalismaya baslamasindan sonra, Ethem Bey, rahatsizligini ileri sürerek Ankara'ya geldi ve burada uzun süre oturdu.Onun yoklugunda, kardesi Yüzbasi Tevfik Bey, Ethem Bey'evekâleten Kuva-yi Seyyare'nin basinda komutanlik ediyordu.
    Durumu gerektigi gibi aydinlatabilmek için, bir olaylar zincirininbazi ana noktalarina isaret etmek uygun olur. Kuva-i Seyyare Komutanligi,Karacasehir'de, kendisine bagli olmak üzere, gizlice Karakeçili adinda bir birlik kurmustu. Bu kurulus hakkinda Bati Cephesi Komutanligi'nin bilgisi yoktu. Böyle bir birligin varligi 17 Kasim 1920'de tesadüfenögrenildi. Cephe Komutanligi'nin bu birligin varligi hakkinda bilgi istemesive birligin teftise hazirlanmasi emri Ethem Bey tarafindan yerine getirilmedi. Cephe Komutanligi'nca, sivil islere ve geri hizmetlere karisilmamasiiçin verilen genel emre aykiri olarak, Kuva-i Seyyare Komutanligi,Kütahya bölgesinde, her seyde gösterdigi müdahale ve zorbaligini daha da artirdi.
    Cephe komutani, Ethem Bey Kuve-i Seyyare'sinin, öteki gezici kuvvetlerden ayrilmasi için "Birinci Kuva-i Seyyare" diye adlandirilmasiniemrettigi halde, Ethem Bey ve kardesi, bunu dikkate almaksöyle dursun, bu emre ragmen kendi kendine Umum Kuva-yi Seyyareve Kütahya Havalisi Komutani seklinde bir komutanlik durumu ortaya çikardi.
    Görülüyor ki, Ethem Bey ve kardesi, eniirleri altindaki birlikleri teftis ettirmiyorlar, verilmemis yetki ve ünvanlari kendi kendilerinetakiniyorlardi.
    Bütün Kuva-yi Seyyare Komutan Vekili Tevfik imzasiyla 21Kasim 1920'de Cephe Komutanligi'na gelen bir raporda, 13'üncü düsmantümeninin Emîrfakihli, Ilyasbey, Çardak, Umurbey üzerinden gelmekteoldugu ve akendi bölgesinde bulunan Gördeslilerin düsman askerini çagirdiklariyolunda bilgi vardi. Oysa, gerçekte ne düsman tümeni ilerliyorduve ne de Türk halki düsmani çagirmisti. Bu bilgilerin özel maksatlarla verildigianlasilacaktir. Müslüman halkin düsmani çagirmasi yalnizbir tek sebeple açiklanabilirdi ki, o da tarafimizdan zulüm ve eziyet göreceklerine inanmalaridir. Iste Cephe Komutani, durumu bu noktadan elealarak verdigi genel emirde demisti ki :
    Muharebenin dogurdugu bunalim sirasindaki kizginliklarin etkisiyle zorlayici sert tedbirler ise alinmasina kesinlikle engel olmak gerekir. Hainlikleri ne derece kesinlikle anlasilmis olursa olsun, hiçbir köy asla yakilmayacak, halktan hiçkimse hiçbir birlik tarafindan hiçbir suçla idam edilmeyecektir. Casusluklan vedaha baska suçlari ortaya çikmis kimselerin, göz altinda Istikal Mahkemeleri'negönderilmeleri gerekir.
    Umum Kuva-yi Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, bu emrede karsi çikti.
    Efendiler, düsman, kuvvetlerini toplu bulundurmak maksadiyla aldigi tertibat yüzünden, Kuva-yi Seyyare bölgesindeki bazi yerleri bosaltmisti.Buralarda, sivil idare kuruluncaya kadar, halkin güven içinde idaresi için,hemen teskilât kurulmasina lüzum vardi. Bu sebeple jandarmahizmetinde bulunmus ve iyi halli taninmis kimselerden seçilen yüz ellimevcutlu bir sahra jandarma bölügü teskil edilerek "Simav ve BölgesiKomutanligi" adi altinda bir komutanlik kuruldu. Bu komutanlik, sinirlaribelli bir bölge içinde güvenlik islerine bakacakti. Yarbay IbrahimBey adinda bir zatin görevlendirildigi bu komutanliga yönetim ve inzibatbakimindan bu bölgedeki askerlik subeleri de baglanacakti. Ordubirliklerinin ve Kuva-yi Seyyare'nin komutanlari yalniz askerî harekâttansorumlu olacaklardi. Bu bölge komutanliginin kurulmasi dolayisiyla, o bölge halkina, Cephe Komutanligi tarafindan yazilan bildiride : "Sizin hertürlü dertlerinizi dinlemek, adaletli bir yönetim kurmak maksadiyla Simav'da bir Bölge Komutanligi kuruyorum"cümlesi vardi. Bu cümleyi,Kuva-yi Seyyare Komutanligi tarafindan kötüye yorulacagini göreceginiziçin, özellikle kaydediyorum.
    Düsmandan kurtarilan bu kasabalar halki, kurtulus tarihinden baslayarakiki ay süreyle askerlik hizmetinden muaf tutulmuslardi. UmumKuva-yi Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey, birtakim düsünce vesebeplerle bu bölge komutanligina da itiraz etti.
    Tevfik Bey, 23 Ekim 1920 tarihli bir raporunda : "Bir düsmantümeninin taarruzu üzerine, kuvvetlerini Gönen köyü kuzeyindeki sirtlaraçektigini bildiriyor ve sol kanadimda bulunan Cumburdu kesimini emniyete alinip" diyor.
    Düsmanin ciddî bir taarruzu olmamistir. Kuva-yi Seyyare Komutanligi'ninmaksadinin, ordu birliklerini cepheye sürdürüp, kendi kuvvetlerinigeride toplamak oldugu anlasilmisti. Cephe Komutani IsmetPasa, Tevfik Bey'in verdigi bilgileri ciddiye alarak, gerekenleregerektigi gibi emirler vermis olmakla birlikte, kendisinden de, "taarruzeden düsmanin asagi yukari kaç top kullanmakta oldugunu" ve "Kuruköy'den yolboyunca Çamköy'e dogru bir düsman harekâtinin yapilip yapilmadigini" sordu ve Cumburdu vadisinin Islâmköy'e dogru emniyetealinmasinin Güney Cephesi'ne ait oldugunu bildirdi.
    Tevfik Bey, 24 Kasim 1920 tarihinde Cephe Komutanligi'nayazdigi telgrafta igneleyici birtakim sözlerden sonra, bendeniz, kuzeyve güney cephelerinin her ikisinin de hükûmetin emrinde oldugunu saniyorum.Mademki degildir, idaresizlik yüzünden, bos yere burada vatanevlâtlarini kirdiramayacagim. Yirmi dört saate kadar sol kanadimiz kuvvetlibir sekilde korunmadigi takdirde, Kuva-yi Seyyare'yi Efendiköprüsücivarina çekecegim. Bu konuda sorumlulugun kime ait oldugunu hükûmetbulsun, Efendim diyordu. Bati Cephesi Komutani Ismet Pasa, Kuva-yiSeyyare Komutani'na cevap verdi ve dedi ki : "12'nci Kolordu, solkanadimizdan kirk kilometre uzaktadir. Bundan baska, geri çekilmis olandüsmani keskin taarruzla ve zorla yerinden atmak görevi birliklerimizeverilmistir. Bu bakimdan Kuva-yi Seyyare, düsmani takip eden müstakilbir süvari tümeni durumundadir. Düsmanin üstün kuvvetle taarruzlarinakarsi yalniz basina tedbirler alir; düsman mevziî ve ciddî bir hareket yaptikça,buna karsi kesin savastan kaçinir. Bu görevler süvari tümenlerineverilir. Güney Cephesi'nde kuvvetli süvari birligi olmadigindan, sizin cephenizisüvari kuvvetleri ile genisletmek mümkün degildir. Güney CephesiKuva-yi Seyyareler'le yalniz dis kanadindan temas ve baglanti saglayabilir.Bu da lâzimdir. Kisacasi, cephemiz iyi idare edilmektedir. . . v.b."
    Efendiler, Bati Cephesi Komutanligi elbette ordunun kuvvet durumuve miktari ile ilgili bütçesini düzenlemek istiyordu. Bu maksatla 22/23Kasim 1920'de bütün cephe birliklerinden kuvvetlerinin mevcudu ile ilgilimuntazam birer liste istedi. Cephe birliklerinin hepsinden cevap geldi.Kuva-yi Seyyare istenilen mevcut listesini göndermedi. Bu konuda cephedenistenen açiklamaya gelen cevapta, Tevfik Bey diyordu ki; "Kuva-yi Seyyarene bir tümen ne de düzenli bir kuvvet haline getirilemez...Bu serserilerin basina ne bir subay ne de askerî memuru koymak mümkün olmadigi gibi,kabul ettirilmesi de mümkün degildir. Çünkü, subaygördüler mi Azrail görmüscesine isyan ediyorlar. Bizim birliklerimiz Pehlivan Aga,Ahmet Onbasi, Sari Mehmet, Halil Efe,Topal Ismail gibi adamlar tarafindan idare edilmektedir. Bölükeminleri de yazdigini okuyamaz ve okudugunu yazamaz adamlardandir."Sen yapamiyorsun" diye bunlarin degistirilnesi imkâni da yoktur. Kuva-yiSeyyare'nin simdiye kadar oldugu gibi gelisigüzel idare edilmesi zarurîdir...Aslinda, Kuva-yi Seyyare, disiplin ve düzene sokulmak söyledursun, böyle bir düsüncenin dogmakta oldugunu sezdigi anda dagilir.Rica ederim, bu yazdigim seyleri bir seye yormayiniz...


    TEVFIK CEPHE KOMUTANINI TANIMIYOR



    Efendiler, tam bu günlerde, düsmanin, Bursa Cephesi ilerisinde,Iznik yakinlarinda bir faaliyeti hissedildi. Cephe komutani bizzat oraya giderek yakindan tedbirler almaya mecbur oldu. Onun için 28 Kasim 1920 tarihindeKuva-yi Seyyare Komutani Tevfik Bey'e cevap verirken : "BugünBilecik'e gidiyorum. Dönüste sizinle nerede karsi karsiya oturup görüsmek mümkün olur"sorusunu sormustu. Cephe komutanina cevap verilmemisti.Cephe komutani, Iznik durumuna karsi, tedbir ve tertibat almakla mesgul bulundugu sirada,Kuva-yi Seyyare Komutanligi'ndan savas raporlari gelmeye baslamis... Sebebi sorulmus :
    "Raporlar gerektigi zaman Ankara'da Büyük Millet Meclisi Baskanligi'nayazilmistir. Imza : Yüzbasi Tahsin" telgrafi alinmis.
    Efendiler, bir cephe komutani için, cephesinin bir kisminda geçenolaylardan bilgi alamamak ne kadar güç bir durumdur. Böyle bir belirsizlikiçinde kalmak, bütün cephenin idaresini yanlis yola sürükleyebilir.Düzeltilmesi imkânsiz tehlikeli durumlara yol açabilir. Cephe KomutaniIsmet Pasa, 29 Kasim 1920 tarihinde, durumu Ankara'da bulunanKuva-yi Seyyare Komutani Ethem Bey'e yazarak, raporlar için vekilinin uyarilmasini bildiriyor.
    Ismet Pasa, 29 Kasim 1920'de, bize su telgrafi gönderdi :
    Ankara'da Büyük Millet Meclisi Baskanligi'na
    Ankara'da Genelkurmay Baskanligi'na
    1 - Kuva-yi Seyyare Komutanligi, 27.11.1920 aksainindan beri Cephe Komutanligina rapor vermemektedir.
    2 - Bu gün Ethem Bey'den, vekilini uyarniasini rica ettim. Düsmandan geri alinanyerlerin idaresi için kurulan Simav Bölgesi Komutanligi dolayisiyla,Tevfik Bey'in üzüntü duydugunu bildiren Ethem Bey'den bu gün birtelgraf almis ve cevap vermistim. Durumda dikkati çekecek ölçüde bir olaganüstülükvarsa da, genis bilgim yoktur. Oraca alinan bilgilerin gönderilmesini rica ederim.
    Efendiler, Bati Cephesi Komutanligi ile Kuva-yi Seyyare Komutanligiarasinda geçen yazismalari ve ortaya çikan durumu nasil ögrendigimimüsaade buyurursaniz açiklayayim :
    Kuva-yi Seyyare Komutan Vekili Tevfik Bey tarafindan Ismet Pasa'ya yazilan,asker kaçaklari ile casuslarin Istiklâl Mahkemesi'ne karsi oldugunu ve Kuva-yiSeyyare'nin sol kanadinin yirmi dört saate kadar 12'inci Kolordu'ca emniyete alinmayacak olursa,kuvvetini Efendiköprüsü'ne çekecegini bildiren telgraflari, bana Ankara'da bulunanEthem Bey verdi. Ben tabiî olarak bu telgraflari anlamli buldum.Kuva-yi Seyyare'nin durumunda tedbir alinmasini gerektiren dikkate deger bir hal gördüm. Onun için, Ismet Pasa'ya çektigim vebu telgraflari Ethem Bey vasitasiyla ögrendigimi bildirdigim 25 Kasim 1920tarihli telgrafta, "Tevfik Bey'in, önem verdigim bu müracaatinakarsi ne sekilde cevap verildiginin ve ne gibi tedbirler alinmis oldugununbu gece bildirilmesini rica ederim" demistim.
    Ismet Pasa, arada geçen yazismayi oldugu gibi bildirdi.
    Efendiler, bir taraftan da, 28 Kasim 1920 tarihinden baslayarak,Kuva-yi Seyyare'nin sabah ve aksam raporlari, "Umum Kuva-yi SeyyareKomutan Vekili Mehmet Tevfik" imzasiyla dogrudan dogruya bana bildirilmeye basladi.Tevfik Bey'e su sifreli telgrafi yazdim :
    Ankara, 29/30.11.1920
    1'nci Kuva-yi Seyyare Komutan Vekili
    Tevfik Beyefendi'ye
    Iki üç günden beri dogrudan dogruya bana göndermekte oldugunuz raporlarin son maddesinde,Bati Cephesi Ordu Komutanligi'na verilmis oldugu kaydininbulunmadigi dikkatimi çekti. Bir yanlislik midir, yoksa bir sebebe mi dayanmaktadir?Bu konuda bilgi verilmesini rica ederim.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi
    Baskani
    Mustafa Kemal
    Bu telgrafima Tevfik Bey'den cevap almadim. Fakat Ankara'da bulunanEthem Bey'den rahmetli Hayati Bey'e söyle bir yazi gönderildi :
    30.11.1920
    Hayati Bey Kardesime
    Tevfik Bey'le Ismet Beyefendi arasindaki anlasmazligin sebepleriyle, bu konuda her ikisiyle yaptigimiz yazismalairi oldgu gibi takdimediyorum. Lûtfen Pasa Hazretleri'ne gösterilip okunarak yanlis bir kanaata meydanverilmemesini rica ederim, efendim.
    Kuva-yi Seyyare ve Kütahya Bölgesi Komutani Ethem
    Efendiler, bu yaziya ilisik olan telgraflarda dikkati çeken noktalar sunlardi :
    Tevfik Bey, kardesine diyor ki : "Simav Bölgesi Komutanligi'nakesinlikle ihtiyaç yoktur. Bu bölge komutaninin Eskisehir'e dönmesi içinsimdi emir verdim. Tevfik Bey, Ismet Pasa' nin halka hitabenyayinladigi bildirisini de söyle yorumluyordu :
    "Bu bildiri, bulundugumuz yerlerde bizim adaletsiz, emniyetsiz ve namussuzcasinahareket ettigimizi ilân ediyor... Kuva-yi Seyyare, bunu kesinlikle kabuletmez. Bu konular aydinlanincaya kadar, Kuva-yi Seyyare, Bati Cephesi Komutanligi'ni tanimayacaktir."
    Bunun üzerine, Ethem Bey, Ismet Pasa'ya yazdigi telgrafta,kardesinin üzüntüsünden söz ettikten sonra, bu islerin kendisinin dönüsündensonraya birakilmasini rica ediyor. Kardesine de, durumu Bati Cephesi Komutanligi'na yazdigini,ancak kendisinin de ölçülü ve nezaketlidavranmasi ve mukabele etmesi gerektigini bildiriyor. Tevfik Bey,28 Kasim 1920'de Ethem Bey'e yazdigi karsilik telgrafinda :
    "Namusumuzla oynayan Bati Cephesi Komutani'ni bundan böyle âmir olaraktanimayacagimi ve Simav'a gönderdigi komutanina, bu gün yanindakilerlebirlikte Eskisehir'e dönmesi için emir verdigimi.... vazmistim", dedikten sonra"Bu hususta baska bir sey düsünemem ve düsünebilmek imkâni da yoktur, efendim" diyordu.
    Tevfik Bey'in kardesine çektigi yine ayni tarihli 'bir telgrafinda da :
    ".... En ufak bir sey hissedersem bu yeni kurulan komutanligin bütün mensuplarinigözaltinda Bati Ordusu'na iade edecegim. Bati Ordusu Komutani Ismet Bey'in bu cephe komutanligini idare edemeyecegini anliyorum" denilmekte idi.
    Efendiler, bundan sonra, Kuva-yi Seyyare'nin savas raporlari Ankara'daEthem Bey'e geliyor ve Ethem Bey tarafindan Bati Cephesi'ne gönderiliyormus.
    Bundan baska, Kuva-yi Seyvare Komutanligi, Bati Cephesi haberlesmelerinesansür koymus. Telgraf ve telefon hatlarinin Kuva-yi SeyyareKomutanligi'nin haberlesmeleriyle mesgul oldugundan söz edilerek, cepheile habertesmeler açik ve resmî sekilde yasaklanmis. Ayni zamanda,Kuva-yi Seyyare'nin Eskisehir dolaylanna saldiracagi söylentisi yayilmistir.


    ETHEM VE TEVFIK KARDESLERLE KENDILERI GIBI DÜSÜNEN BAZI ARKADASLARININ MILLI HÜKÜMETE ISYANI



    Saygideger Efendiler, bu durumu hep birlikte incelemeyeyardim edecek kadar bilgi arz ettigimi saniyorum. Kalaylikla anlasilmakta idi ki, Ethem ve Tevfik kardeslerle, kendileri gibi düsünen bazi arkadaslari, miilî hükûmete karsi isyana karar vermislerdi.Bu kararlarinin uygulanmasi için TevfikBey cephede bahane ararken ve kuvvetlerini cepheyi terk ederek toplarken,Ethem Bey, milletvekili olan kardesi Resit Bey ve dahabirtakimlari da siyasî yoldan çalisiyorlardi. Isyan plâninda basarili olabilmek için,her seyden önce, buna engel sayilan Bati Cephesi'ndeki ordununbasinda bulunan komutanin itibar ve makamindan düsürülerekorduya hâkim olunmasi gerekiyordu. Ondan sonra da Meclis kamuoyunutamamiyle kendi lehlerine çevirerek komutan, bakan veya hükûmet düsürmektekolaylik saglamak önemli bir noktaydi. Iste bu maksatlarla çalismaktaolduklarina bizde süphe kalmamisti. Ethem Bey'in, Ismet Pasa'ya vekardesi Tevfik Bey'e yazdigi telgraflarda kullandigiyumusak ve nazik bazi kelimelerin, biraz daha zaman kazanmakmaksadina dayandigina ve bu meseleyi Ismet Pasa ile TevfikBey arasindaki anlasmazliktan dogan bir üzüntü dolayisiyla, en sonundaTevfik Bey'in öfkesine hâkim olmayarak biraz ileri gitmesindenibaret gösterip, kendilerinin pek yumusak basli ve alçak gönüllü olduklarinibir zaman için daha göstermeye çalistiklarina hükmetmemek mümkün degildi.Biz de durumu oldugu gibi ciddî saydik. Siyasî ve askerî tedbirlerimizi onagöre uygulamaya basladik.
    Efendiler, arz etmeliyim ki, gerek cephede gerek Ankara'da her bakimdanihtiyaç duyulan tedbirleri aldirmistim. Ethem ve kardeslerininisyanindan asla çekinmiyordum. Isyan ettikleri takdirde yola getirilip cezalandirilacaklarinasüphem yoktu. Onun için pek serin ve genis hareketediyordum. Mümkün oldugu kadar kendilerini nasihatle yola getirmeye vesaygili olmaya çalismayi, bunu basaramadigim takdirde, kamuoyundadaha çok açiklik kazanacak olan saldirganca faaliyet ve hareketleriningerektirdigini yapmayi tercih ediyordum. Bu düsünceyle, 2 Aralik 1920tarihinde, Ankara'da bulunan Ethem ve Resit Bey'lerle diger bazikimseleri de yanima alarak bizzat Eskisehir'e gitmeye ve orada IsmetPasa ile de birleserek yüzyüze konusmaya ve anlasmaya karar vermistim.Ethem Bey'in bu geziye benimle gitmekten çekinecegini tahminediyordum. Halbuki, Ethem Bey'i de birlikte alip götürmek bencepek gerekliydi. Bunun için istekli olsun olmasin, Ethem Bey'i de birliktegötürmek veyahut israri halinde ona göre bir tutumu benimsemeküzere gereken tedbirlerin alinmasini da emretmistim.
    Gerçekten de, ertesi günü, Ethem Bey hastaligini ileri sürerekbirlikte seyahat edemeyecegini bildirdi. Doktor Adnan Bey de Ethem Bey'inrahatsizliginin seyahate engel oldugunu söyledi. Israr ettim.Nihayet 3 Ekim 1920 aksami özel bir trenle Eskisehir'e hareket ettik.Ethem ve kardesi Resit Bey'lerden baska yanimizda bulunan arkadaslardan baslicalari sunlardi :
    Kâzim Pasa, Celâl Bey, Kiliç Ali Bey, Eyüp Sabri Bey, Hakki Behiç Bey, Haci Sükrü Bey.
    4 Aralik 1920 sabahi, erkenden, henüz ben uykudayken tren Eskisehir'e vardi.Daha önce Ismet Pasa'nin henüz Bilecik'te bulunduguanlasilmis oldugiindan Eskisehir'de durmayip Bilecik istasyonuna gitmeyekarar vermistik. Eskisehir'de uyandigim zaman, trenin niçin durdugunuve yoluna devam etmedigini sordum. Yaverlerim, arkadaslarin sabah kahvaltisiyapmak üzere istasyonun karsisindaki lokantaya gittiklerinive simdi gelmek üzere bulunduklarini söyledi. Çabuk gelmeleri içinhaber gönderilmesini istedim. Birkaç dakika sonra "haziriz" denildi."Bütün arkadaslar geldi mi?" dedim. Bunun üzerine yapilan arastirmadananlasildi ki, herkes hazirdi ama Ethem Bey bir arkadasiyla birlikteortada yoktu. Derhal Ethem Bey'in kaçirildigina hükmettim.Fakat bunu kimseye söylemedim. Yalniz, "o halde, dedim, EthemBey olmaksizin bizim Bilecik'e gitmemizde bir fayda yoktur. IsmetPasa'yi da buraya çagiririz."
    Ismet Pasa da, telgraf basinda yapilan özel bir görüsmedensonra, Eskisehir e hareket etti. Daha önce, yalniz ve özel olarak görüsmemizgerekli oldugundan ben de bir iki istasyon ileri giderek bulustuk.Birlikte 4 Aralik 1920 aksami Eskisehir'e geldik. Orada bekleyen arkadaslarlahep birlikte bir lokantada yemek yedik. Ethem Bey yoktu. Neredeoldugunu kardesinden sordum. Rahatsiz, yatiyor dedi. O gece IsmetPasa'nin karargâhinda Kâzim Pasa, Celâl Bey, HakkiBehiç Bey de hazir oldugu halde, Resit ve Ethem Bey'lerlekonusacaktik. Onun için Resit Bey, Ethem Bey'in hasta oldugunu söylerken,görüsmek üzere karargâha gelebilecegini de ilâve etmisti.Yemekten sonra karargâha girtik, fakat Ethem Bey gelmemisti. Resit Bey'e nevakit gelecegini sordum. Verdigi cevap suydu : EthemBey su dakikada kuvvetlerinin basindadir!
    Bu habere ragmen sakin olmayi ve görüsmeyi tercih ettik.
    Su noktayi da belirtmeliyim ki, ben Eskisehir'e resmî bir sifatla gitmemistim.Orada hazir bulunan bazi arkadaslarin yaninda, Ismet Pasa ile olan görüsmeve konusmalarimizi tarafsiz bir arkadas sifatiylayaptigimi söylemistim. Ismet Pasa, durumu, aralarinda geçen haberlesmeleri,Kuva-yi Seyyare Komutan Vekili olarak Tevfik Bey'inaldigi serkesçe tavri anlatti. Resit Bey, kardesleri ve kendi adina cevap veriyordu.Resit Bey, pek kaba ve saldirganca konusmaya basladi.Kardeslerinin birer kahraman olduklarini, hiç kimsenin emri altinagirmeyeceklerini, bunu böylece kabul etineye herkesin mecbur oldugunupervasizca söylüyor; ordu, disiplin, komuta ve hükumet kavramlariylabunlarin gereklerine dair ileri sürülen görüslere kulak bile vermiyordu.Onun üzerine, ben dedim ki : "Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadasiniz sifatiyla vesizin lehinizde bir sonuç almak için samimi bir duyguyla görüsüyordum.Bu dakikadan itibaren arkadaslik ve yakinligim sonbulmustur. Simdi karsinizda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve Hükumeti'ninBaskani bulunmaktadir. Devlet Baskani olarak, Bati Cephesi Komutani'na,durumun geregini yerine getirmek üzere yetkisini kullanmasini emrediyorum."Hemen Ismet Pasa da dedi ki : "Emrimde bulunankomutanlardan herhangi biri bana karsi gelmis olabilir. Ben onuyola getirmeye ve cezalandirmaya muktedirim. Bu konuda daha kimseyekarsi aczimi itiraf etmis ve hiç kimsenin bana ait olan bu görevin kolayliklayerine getirilmesi için yardimini rica etmis degilim. Ben durumungerektirdigi isleri yaparim."
    Tarafimdan ve Ismet Pasa tarafindan alinan bu ciddî tavir üzerine,avazi çiktigi kadar bagirircasina konusan Resit Bey, derhal simdi;ileri gitmekte acele edilmemesini, kendisi kardeslerinin yanina gidersebir uzlasma çaresi bulabilecegini söyledi. Bundan bir sonuç çikmayacagi,maksadin kardeslerine durumu anlatmak ve zaman kazanmak oldugu meydandaydi.Buna ragmen Resit Bey'in bu teklifini kabul ettik.Ertesi günü, Ismet Pasa'nin hazirlatacagi özel bir trenle Kütahya'vakardeslerinin yanina gitmesi uygun görüldü. Kazim Pasa'nin daResit Bey'le birlikte gitmesi yerinde bulundu. Hareket ettiler.


    BILECIK GÖRÜSMESI



    Saygideger Efendiler, müsaadenizle bu hikâyeyi simdilikburada birakacagim. Ayni günde, yani 5 Aralik 1920'de Bilecik istasyonundabekleyen Ahmet Izzet Pasa hey'etine temas edecegim : Hatirinizdadir ki,Izzet Pasa'nin istek ve teklifi üzerine, kendileriyle Bilecik'tegörüsülmesine karar verilmisti. Hey'et, ayin dördünden beri beniBilecik istasyonunda bekliyordu. Bu hey'et, Izzet ve Salih Pasa'larlaelçilerden Cevat, Ziraat Nâziri Hüseyin Kâzim, Hukuk MüsaviriMünir Bey'lerden ve Hoca Fatih Efendi'den kurulmustu.Bilecik istasyon binasinin bir odasinda birlestik. Ismet Pasa da beraberdi.Görüsme söyle geçti : Ben, ilk söz olarak "Türkiye Büyük MilletMeclisi ve Hükûmeti Baskani" diye kendimi tanittiktan sonra : Kimlerlemüserref oluyorum" sorusunu yönelttim. Salih Pasa, benim maksadimikavrayamadigi için, kendisinin Bahriye ve Izzet Pasa'nin da Dahiliye Nazirioldugunu söylemeye çalisirken, ben derhal, Istanbul'da birhükûmet ve kendilerini o hükûmetin üyeleri olarak tanimadigimi; egerIstanbul'daki bir hükûmetin nâzirlari olarak görüsmek istiyorlarsa, kendileriylegörüsmekte mazur oldugumu bildirdim. Ondan sonra kimlik veyetki söz konusu edilmeden görüsülmesi uygun bulundu.
    Konusmanin bazi safhalarinda, Ankara'dan bizimle birlikte gelenbazi milletvekili arkadaslari da bulundurdum. Birkaç saat süren konusmadan,gelen kimselerin esasli hiçbir bilgi ve kanaate sahip olmadiklarianlasildi. Sonunda, kendilerine Istanbul'a dönmelerine izin vermeyecegimive beraberce Ankara'ya gidecegimizi bildirdim.


    IZZET VE SALIH PASALAR ANKARA'DA



    Zaten beklemekte olan trenle hareket edildi. 6 Aralik 1920'de Ankara'ya geldik. Istanbul'dan gelenhey'eti itirazlarina ragmen alikoymustum. Fakat bunu ilân etmeyi yararlibulmadim. Çünkü, Izzet ve Salih Pasa'larla digerlerinden millîhükûmet islerinde yararlanarak haysiyetlerini korumak istedim. Bu maksatla,Ankara'ya gelir gelmez basina verdigim resmî bildiride, adi geçenkimselerin Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'yle görüsme yapmak bahanesiyleIstanbul'dan çiktiklarini, memleketin iyilik ve selâmeti için dahayararli ve daha etkili bir sekilde çalismak üzere bize katildiklarini ilânettirdim.
    Efendiler, bizim Izzet Pasa hey'etiyle Bilecik - Ankara yolu üzerindebulunduguniuz 5/6 Aralik 1920 tarihinde Resit Bey'den, Kütahya'yavardigini, ertesi günü Tevfik Bey'le görüsecegini, EthemBey'in de oraya geldigini bildiren fakat daha olumlu bir anlam tasimayanbir telgraf aldim. Dört gün sonra da Resit Bey'in, geri dönerkenEskisehir'den gönderdigi 9 Aralik tarihli bir telgrafinda : "Tevfik ileolan mesele iyi bir sonuca baglanmistir" denildikten sonra, "Fakat tanimakve tanitmak istedigimiz kimselerin basit ve zamana uygun olarakdüsünememelerine veya düsünemediklerine binbir isaret konmustur" ibaresiokunmaktaydi. Resit Bey tarafindan, Eskisehir'deki Bati CephesiKomutani Ismet Pasa'ya da, meselenin çözüme baglandigi, haberlesmeninsaglandigi ve Simav Bölgesi Komutaninin yerine gönderilebilecegisöylenmisti. 9 Aralik 1920'de Ethem Bey'den de aldigim bir sifreli telgrafta,meselenin Ismet Pasa tarafindan maksatli ve zamansiz olarakçikartilmis oldugu anlatilmak isteniyordu. Sözde almakta oldugu bütüntedbirlerden ve yaptigi düzenlemelerden o zaman Basyaverim bulunanSalih Bey'in de aynen haberdar edildikleri belirtiliyordu. Benim kuruntuyadüsürüldügümü delilleri ile haber aldigini yaziyordu. Ondansonra inandirici birtakim sözlerle, Kuva-yi Seyyare'den olup da Maden'denkatilmak üzere geri dönen fakat Genelkurmay'in emriyle Güney Cephesi'negönderilen bir müfrezesinin kendi emrine verilmesini ve Kuva-yiSeyyare'nin Fuat Pasa zamanin, da seyyar jandarma teskilâti geregincebütçeye dahil gdildigini ileri sürerek fazla para koparmak istedigi anlasiliyordu.
    Benim üç gün sonra buna verdigim inandirici cevapta : "Son günlerin beklenmedik olaylarinin beni kuruntuya degil, kararsizliga düsürdügünü itiraf ederim" dedikten sonra : "... genel durumumuzun uyum ve düzenini bozmakta hiç kimseye göz yummamasini" bildirdim.

+ Konuyu Yanıtla
3 / 7 Sayfa İlkİlk 1234567 SonSon

Yetkileriniz

  • Yeni konu açma yetkiniz yok
  • Konuya cevap verme yetkiniz yok
  • Dosya ekleme yetkisi yok
  • İleti düzenleme yetkisi yok
  •  


Hukuk Blog |  2020 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  Özel Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikolog |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Satılık Düşecek Domainler |  Terapi  |  Berk Gürman |  Phukuk |  Bayefendi |  Arabuluculuk Eğitim Merkezi |  AfternicAlanadı satış (Domain alımı) | 

™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2020 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨‍💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2020 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.