Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
Suç Gelirlerinin Müsaderesi
Ekleyen: Muhsin KOÇAK | Tarih: 13-06-2008 | Kategori: Makale | Okunma : 3994 | Not:
Muhsin KOÇAK

E-mail:kocak@hotmail.com
Müsadere, ceza hukuk terminolojisinde işlenmiş bir suçun karşılığı olarak, failin mal varlığının tamamı ya da bir kısmı üzerindeki mülkiyet hakkına son verilmesi ve bu mülkiyetin kamusal bir kuruma devredilmesi anlamına gelir ve hemen hemen hukuk kurallarında yer alan bir güvenlik ya da yaptırım müessesesidir. 5237 sayılı TCK suç karşılığı olarak uygulanacak olan yaptırımları, ceza ve güvenlik tedbiri olarak belirlemiştir. Suç karşılığı uygulanacak olan güvenlik tedbirleri için kanunun 54’üncü maddesinde “ eşya müsaderesi “55’inci maddesinde “ kazanç müsaderesi “ ne yer verilmiştir. Buna göre kanunun 54.ncü maddesinde tanımlanan eşya müsaderesi başlığı altında, 1- İyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. 2- Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir. 3- Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir. 4- Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir. 5- Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir. 6- Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur. Kanunun 55 maddesinde düzenlenmiş olan Kazanç müsaderesi (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir. (2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir. Yukarıda yer alan 5237 sayılı TCK 54 ve 55 madde hükümleri dışında, genel hükümler kısmında - “ Tüzel kişiler Hakkında Güvenlik Tedbirleri “ başlığını taşıyan 60’ıncı maddesinde, “ - “ sanığın veya hükümlünün ölümü “ başlığını taşıyan 64 ‘üncü maddesinde, - “ af “ başlığını taşıyan 65 ‘inci maddesinde - “ “ müsadere zamanaşımı “ başlığını taşıyan 70’inci maddesinde - “ Davanın ve cezanın düşmesinin etkisi” başlığını taşıyan 74’üncü madde - “ ön ödeme “ başlığını taşıyan 75’inci maddesinde müsadereye ilişkin hükümlere yere verilmiştir. Kanun hükümleri incelendiğinde müsaderenin bir güvenlik tedbiri olduğu hususu kanun koyucu tarafından kavramsal olarak korunmuş olup ancak bu hükümler kasıtlı işlenen suçlar sonucu elde edilmiş varlık ya da suçlarda kullanılan ya da kullanılması için hazırlanan varlıklar olarak da sınırlandırıldığını da görmekteyiz. Zira mülka TCK 36 maddesinde düzenlenen müsadere hükmünün taksirli suçlarda kullanılıp kullanılmayacağı konusu oldukça tartışma konuyu yapılmakta iken yeni düzenleme de 54 maddede “ kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan” şeklindeki hüküm ile sadece kasıt içeren suçlarda işleneceği kesinlik kazanmıştır. Müsadere kararının verilmesi için mülga kanunda ( 735 sayılı Eski TCK 36/1 eşyanın suçta kullanıldığının sabit olması yeterli görülmemekte, ayrıca failin bu suçtan mahkum olması da gerekmekteydi. Yeni TCK nunda yapılan düzenlemede müsaderenin bir güvenlik tedbiri olarak kabul edildiğinden müsadereye hükmedilmesi için bir şuçun işlenmiş olmasının zorunlu olması ile birlikte bu suçtan dolayı bir kimsenin ayrıca mahkum olması gerekmemektedir. Bir örnekle açıklayacak olursak failin akıl hastası ya da yaşının küçük olması ve işlemiş olduğu fiil nedeniyle cezalandırılmazsa dahi suçta kullanılan varlığın müsaderesine karar verilebilecektir. 1- müsaderede oranlılık ilkesi Yeni 5237 sayılı kanunda, Müsadere hükmünde orantılılık ilkesi mülga kanundan farklı olarak kabul edilmiştir. Zira 735 sayılı kanun 36 maddesinde “ müsadere olunur “ diyerek yasal şartların gerçekleşmesi halinde müsadere yapılmasını zorunlu kılmış iken, yeni 5237 sayılı kanunun 54/1 maddesinde “… kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliğini, kamu sağlığı ve genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir “ demek suretiyle müsaderedeki zorunlu olduğuna işaret etmektedir. Üçüncü fıkrasında ise,” suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir “ şeklide hüküm sevk edilerek orantılılık ilkesine yer verilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, oranlılık ilkesine sadece “ suçta kullanılan “ eşya açısından yer verilmiş olmasıdır. 2 - Muadil değer müsaderesi Karşılaştırmalı hukukta, sanık tarafından müsadere konusu eşyanın değeri ortadan kaldırılırsa, yani kullanılıp ya da devredilirse veya başka bir şekilde müsadere engellenirse, mahkeme, eşyanın değeri kadar bir paranın müsaderesine karar vermektedir. 5237 sayılı TCK 54 maddesinin ikinci fıkrasında, “ birinci fıkra kapsamına giren eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması,tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde, bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir. Yien 55’inci ikinci fıkrasında “ müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere el konulmadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmolunur. “ şeklindeki düzenlemelerle muadil ( eş değer ) değerin müsaderesi sağlanmıştır. 3- Kısmi Müsadere 5237 sayılı kanunun 54 maddesinin beşinci fıkrasında “ bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak mümkün ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir. “ hükmüne yer verilmiştir. 4- Ortak Mülkiyet halinde müsadere müsaderesine karar verilecek olan eşya üzerinde birden çok kişinin müşterek ya da iştirak mülkiyeti söz konusudur. 5237 sayılı TCk 54 maddesinin 6 numaralı bendinde ki “ birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.” Şeklindeki düzenleme ile müşterek veya iştirak halinde mülkiyete konu olan eşyanın müsaderesine olanak vermiştir. 5- Özel hukuk Tüzel kişilerde müsadere Bir tüzel kişiye ait eşyanın, bu tüzel kişiyi temsile yetkili bulunan kişi ya da kişiler tarafından bir suçta kullanılması halinde bu öğretide müsadere konusu edilip edilemeyeceği tartışma konusudur. Tartışma konusu şüphesiz Tüzel kişinin cezai sorumluluğun kabul dilip edilemeyeceği konusudur. Tüzel kişilerin cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığı konusu, ceza hukukunun en tartışmalı konularından bir tanesidir. Tüzel kişi yönetici ya da yönetim organları hakkında özel bir düzenleme getiren Alman Ceza Hukukunun 75’inci maddesine göre “ bir kişinin tüzel kişi organı ya da temsilcisi sıfatıyla işlemiş olduğu hukuka aykırı fiili, fiil bakımından müsadereyi gerektiren hallerde müsaderede temsil olunan da (Tüzel kişilik ) teşmil ettirilir. 1994 yılında yürürlüğe giren Fransız Ceza hukukunda en önemli sayılan ve çarpıcı görünen değişiklik, Tüzel kişilerin de suç faili sayılarak cezaların, cezaların gerçek ve tüzel kişilere yönelik olarak ayrı türevlerde ve ayrı başlılarda düzenlenmiş olmasıdır. Bu ceza hukukunda da Tüzel kişilere uygulanan cezalardan bir tanesi de müsaderedir. “ Türk ceza hukukuna ( 5237 sayılı TCK nun 60’ıncı maddesinde ) Tüzel kilere yönelik müsadere uygulaması güvenlik tedbiri olarak yapılan uyum yasaları ile yeni TCK nuna ihdas edilmiştir. Madde gerekçesine göre Anayasamıza göre güvence altına alınmış olan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin gereği olarak sadece gerçek kişiler hakkında ceza yaptırımını hükmedilebilmektedir. Bu ilke işlenmiş sun nedeniyle özel hukuk Tüzel kişileri hakkında güvenlik tedbirleri niteliğinde yaptırımlara hükmedilmesine engel değildir. Anılan 5237 sayılı TCK 60/2 maddesi hükmünde “ müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır “ şeklindeki düzenlemegetirilmiş olmakla özel hukuk Tüzel kişi hakkında müsadere uygulanmasına imkan tanımıştır. 13- MÜSADERE ŞARTLARI 5237 sayılı Yeni TCK nunun hukuki niteliği olarak güvenlik tedbiri şeklinde kabul etmiş o olduğu müsadere müessesesini kanun koyucu iki şekilde düzenlemiştir. Bunlardan birincisi 54 maddesinde eşya müsaderesi ve ikinci olarak kazanç müsaderesine yer vermiştir. Madde gerekçesinde göre, hukuk toplumunda suç fiillerinin bir kazanç elde etme yolu olarak benimsenmemesi ve ve bu fiiller sonucu bir gelirin elde edilmesinin önüne geçilmesinin sağlanmasıdır. Buna göre 1- Eşyanın Müsaderesi a- İşlenmiş suç ile ilgili eşya veya değerlerin Müsaderesi - Suç kasıtlı olarak işlenmiş olmalıdır. 5237 sayılı kanunun 54’üncü maddesine göre bir eşyanın müsaderesine karar verilebilmesi eşyanın öncül suçunu teşkil eden fiilin kasten işlenmiş ve kasten işlenen bu fiil sonucu yada bu fiilde kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan bir eşyanın olması gerekir.yani işlenen suçun tipe uygun ve hukuka aykırı olması müsadere için yeterli sayılmıştır.bu sebeple kastı kaldıran ya da şahsi cezasızlık nedenlerinin varlığı, müsadereye hükmedilmesine engel değildir. Müsaderenin konusu eşyadır, bu bağlamda müsadere konu edilecek varlık canlı, cansız, taşınır ya da taşınmaz olup olmadığına bakılmaksızın müsaderesine hükmedilebilir. Bu bakımdan kanunun 54 maddesinde müsadereye konu edilebilecek eşya; a- Suçta kullanılan veya b- Suçun işlenmesine tahsis edilmiş ya da c- Suçtan meydana gelmiş eşya d- Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış eşya ise, kamu güvenliğini kamu sağlığı veya genel ahlak bakımından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. a- Oranlılık İlkesi Çağdaş hukuk sisteminde ceza hukuku da kusur sorumluluğunu kabul ettiğinden dolayı işlenmiş bir fiile istinaden kişinin kusursuz olması halinde ceza verilememektedir. Faile ancak işlemiş fiilde ki kusuru oranında bir ceza ile cezalandırılması gerekmektedir. Öğretide kusur ilkesi olarak adlandırılan bu ilkenin sonuçlarından bir tanesi de cezanın fiilin ve failin işlemiş olduğu kusurunun ağırlığı oranında veriliyor olması anlamına gelene orantılılık ilkesidir. Mülga TCK 36 maddesinde yer alan müsadere isteminde yer almayan orantılılık ilkesi, 5237 sayılı TCK düzenlemesinde yumuşatılarak oranlılık ilkesi benimsenmiştir. Buna göre, kanunun 54/3 maddesinden yer alan hükümde “ suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsadereye hükmedilemeyebilir “ denilmekle müsadere kararı hakimin tektir ve yetkisine bırakılmıştır. Müsadere konusu eşyanın iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara ait olması hususunda ise, kanun açıklık getirmiş ve 54 maddesinin bir numaralı fıkrasında “ müsadere konusu eşya iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla…” denilmekle iyi niyetli üçüncü kişilerin menfaatlerinin korunmasına işaret etmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken iyi niyet kurallarının varlığı yani, işlenen suça iştirak edilmemiş olması,suçun işlenmesinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa dahi müsadereye hükmedilemeyecektir. İkinci husus ise üçüncü kişi konumunda olan kişi fail ya da şerik olmamalıdır, yani suçun işlenmesine iştirak etmemiş olandır. Bu iyi niyetli üçüncü kişi sahibi bulunduğu eşyanın işlenecek bir suçta kullanılacağını bilmiyorsa, ve bilmediği de kanaat hasıl ediyor ise şayet, iyi niyetli olarak kabul edilir. Buna karşılık kendisine ait olan bir eşyanın suçta kullanılacağını bilen ya da bilecek durumda olan kişinin iyi niyetli olduğunun kabul edilmemesi gerekir. b- Muadil ( kaim- eşdeğer ) varlık müsaderesi İşlenmiş bir suç sonucunda müsaderesine karar verilecek bir varlığın müsaderesine hükmedilmesi halinde, bu varlık ( eşya ) her hangi bir şekilde elden çıkarımlı değiştirilmiş saklanmış ya da satılmış olması halinde mahkeme müsaderesine karar vermiş olduğu eşyanın değeri kadar bir para miktarı ile cezalandırılmasına ve bu değerin müsaderesine hükmedebilir. Kanun koyucu bu hususu 54 maddenin 2 numaralı fıkrasında “ birinci fıkra kapsamına giren eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin olanaksız kılınması halinde bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir” şeklinde yapılan düzenleme ile eş değer bir varlığın müsaderesine imkan tanımış olmakla işlenen suçtan elde edilmiş varlıkların elden çıkarılması ya da yok edilmesinin önüne geçilmiş ve caydırıcılık özelliği uygulamaya almıştır. c- Suç teşkil eden eşyanın müsaderesi 5237 sayılı yeni Türk Ceza yasasının 54 maddesinin dördüncü fıkrasında mülga ceza yasasının 36 maddesinin 2 numaralı fıkrasında mevcut olan müsadere düzenlemesine paralel bir düzenleme benimsemiştir. Bunda göre kanunun 54 maddesinin 4 numaralı fıkrasında “ üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım-satımı suç oluşturan eşya müsadere ediliri “ şeklindeki düzenleme ile eşyanın suçtan kullanılmış olup olmadığı, üçüncü kişiye ait olup olmaması ya da failin ölümü ya da ceza davasının zamanaşımına uğraması veya düşürülmüş olması bir hüküm şfade etmeyecek olup işlenmiş fşiilden bağımsız olarak müsaderesine hükmedilebilecektir. Bu gibi eşyanın oranlılık ilkesinde tabip olmayacağı da tartışmasızdır . 2- Kazanç Müsaderesi Mülga 765 sayılı Türk Ticaret Kanununun müsadereye hükmedilmesine ilişkin hükmünde, suçların işlenmesinden elde edilen kazançların müsaderesine yer verilmemiş olması doktrinde tartışma okus idi, yani bir suçun işlenmesi için iştirak için bir kimseye verilmiş maddi bir değer, Kiralık katile verilmiş para, rüşvet suçundan elde edilmiş bir değer, uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde dilmiş bir paranın müsaderesi söz konusu değil ilken gerek uluslar arası sözleşmeler ve gerekse ülke kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla arttırılması gereken önlemlere ihtiyaca cevap verecek önlemlerin alınmasında meydana gelen zaruretler sonucu kanun koyucu, 5237 sayılı Türk Ticaret kanununa suç sayılan fiillerin işlenmesi ile elde edilen maddi menfaatlerin müsadere edilerek, suçta caydırıcılığın önlenmesi ve bu fiillerin işlenmesinin cazibesinden vazgeçilmesini sağlamak üzere kanunun 54 maddesinde düzenlenmiş olan eşya müsaderesinden ayrı olarak 55 maddesinde suçlardan elde edilen gelirlerin de müsaderesini de olanaklı hale getirmiştir. 5237 sayılı kanunun 55 maddesinin bir numaralı fıkrasının birinci cümlesinde “ suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir “ şeklindeki düzenleme ile kazanç müsaderesini olanaklı kılmıştır. Burada müsadereye konu edilen eşya değil, suçtan elde edilmiş ya da suçun işlenmesinden elde edilmiş maddi menfaat/ yarar/ kazançtır. Maddenin gerekçesine göre, bu düzenleme ile güdülen hukuki menfaat, suç işlemek yolu ile kazanç ya da maddi bir menfaatin elde edilmesinin önlenmesidir. Bu nedenle yeni düzenlemede kazanç müsaderesi kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir. Böylece; kara para aklama, uyuşturucu ya da uyarıcı madde ticareti, dolandırılıcılık, ihaleye fesat karıştırma, her türlü kaçakçılık, ve ekonomik yarar sağlamak amacıyla işlenen suçlardan elde edilen gelirlerin kamuya kazandırılmak amacıyla müsaderesi sağlanmıştır. Yine bu madde hükmünün uygulanması haline iyi niyetli üçüncü kişilerin gerekli kriterleri taşıması koşuluyla hakları korunmak suretiyle uygulama yapılacaktır. Müsadere edilmesine karar verilecek olan kazanç ya da maddi menfaatin kasıtlı işlenmiş suçtan elde edilmiş ve mağduruna iade edilmemiş olması koşulu aranacaktır. 3-Dava ya da Cezayı Düşüren Hallerin Müsadereye etkisi Mülga 765 sayılı kanunun 96 maddesinin bir numaralı bendinde “ maznunun vefatı hukuku amme davasını ortadan kaldırır “ hükmü, sanığın ölümü halinde kamu davasının kaldırılacağını, ölen sanığın asli veya fer’i bir cezaya çarptırılması mümkün değildi. Bu vesile ile sanığın kesinleşmiş her hangi bir cezasından da bahsedilemeyeceği için suçla ilgili olarak elde edilmiş olan maddi menfaatin, anılan mülga kanunun 36 maddesinin bir numaralı fıkrasında düzenlenmiş olan müsadere hükmünün de imkanı kalmamış ve daha önce müsaderesine hüküm kılınmış her hangi bir maddi varlığın olması halinde ise varislerine iade edilmesi gerekmekteydi. Zira eski TTC nunun 36/1 maddesinin uygulanabilmesinin kriterinde sanığın suçtan hüküm giymiş olması koşulu vardı. Ve 36/1 maddesinin aksine sanığın ölümü 36 maddesinin 2 numaralı bendinde düzenlenen “ suç teşkil eden eşya nın müsaderesini engellememekteydi. Suç teşkil eden eşya’nın müsaderesine hükmedilmesi için ceza mahkumiyeti ve eşyanın faile ait olması gerekmiyordu. Yeni Türk ceza kanununda ise, “ sanık ve hükümlünün ölümü “ başlığını altında düzenlenen 64 maddesinin bir numaralı fıkrasında “ sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibari ile müsadereye tabi eşya maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine karar verilebilir “ şeklinde hüküm sevk edilmiştir. Buna göre de sanığın ölmesi halinde devam eden kamu davası düşürülecektir, yani ortadan kalkmaktadır. Kamu davasının kaldırımış olması doğal olarak müsaderenin de ortadan kaldırılmasını gerektirecektir ancak kanun maddesindeki hükümden anlaşılacağı üzere, niteliği itibari ile kanunun 54 maddesinin 4 numaralı bendinde sayılan halin varlığına tabi eşyanın ve 55 maddesinde zikredilen maddi menfaatin müsaderesi hakkında davaya devam olunabilecek denmesi ile bir seçimlilik ve taktir hakkı mahkemeye verilmiştir. 5237 sayılı kanunun 64 maddesinin 2 numaralı bendinde yapılan düzenlemede “ hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm infaz olunur,” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Buradan anlaşıldığı üzere hükümlünün ölmesi henüz infaz edilmemiş olan hapis ve para cezalarının infazı kalkar, ancak ölümden önce kısmen ya da tamamen ödenmiş olan para cezasının geri alınmasına olanak tanımamıştır. Bunun haricinde hükümlünün ölümünden önce verilmiş bir müsadere kararının varlığı ve yargılama giderlerinin infazına ise devam edilir. Yani hükümlünün mirasçılarından tahsil edilmek üzere istenebilir. 5237 sayılı kanunun 75 maddesinin 5 numaralı bendinde ile “ Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.” Yapılan düzenleme gerği kamu davasının açılmaması , hazırlık soruşturmasında takipsizlik kararı verilmesi, veya yapılan ön ödeme nedeniyle kamu davasının düşürülmesi , yine 74 maddesinde genel af, özel af, şikayetten vaz geçme hallerinde müsadere olunan şeylerin veya ödenmiş adli para cezalarının geri alınmasını gerektirmediği gibi müsadereye hükmedilmesine engel değildir. 4 - müsadere de zamanaşımı 5237 sayılı Türk ceza kanunumuzun 70 maddesinde “ müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren 20 yıl geçtikten sonra infaz edilmez “ şeklindeki düzenleme ile müsadere edilecek varlıkların suç tarihinden çok daha sonra ortaya çıkabilme olasılığı karşılığında zaman aşımı süresini uzun tumuştur. Bu Bölümhttp://www.muhsinkocak.com adresinde bulunan karaparanın aklanması - aklama suçu - müsadere isimli makaleden alınmıştır