Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
Tapu Sicili • Yolsuz Tescil • İyiniyetli Üçüncü Kişi • Kötüniyet Savi • İtirazin Savunmanin Genişletilmesi Yasağina Tabi Olmayacaği
Ekleyen: Av.tayfun Eyilik | Tarih: 6-03-2007 | Kategori: İçtihat | Okunma : 10556 | Not:
Av.tayfun Eyilik

Hakkımdaki bilgilere http://www.tayfuneyilik.av.tr sitesinden ulaşabilirsiniz


Profil >

YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

E: 2005/13101 K: 2006/680 T: 06.02.2006

Tapu Sicili • Yolsuz Tescil • İyiniyetli Üçüncü Kişi • Kötüniyet Savi • İtirazin Savunmanin Genişletilmesi Yasağina Tabi Olmayacaği

(TMK. m. 2, 988, 989, 1023 08.11.1991 Gün ve 1990/e E. 1991/3 Sayılı İBK)

Özet: Bir ayni hak tapu kütüğüne yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bil­mesi gereken üçüncü kişi söz konusu yolsuz tescile dayanarak yeni veya başka bir hak iktisap edemez.

Ancak, tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı – kü­tükteki sicil yolsuz olsa da – korunur.

Tapu kütüğündeki yolsuz tescilden son­ra ikinci ve üçüncü el durumunda bulunan yeni maliklerin iyiniyeti yönünden yeterli araştırma yapılmaksızın verilen kararın bo­zulması gerekir.

Kötüniyet iddiasının def’i olmayıp itiraz olması sebebiyle, iddia ve savunmanın ge­nişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her za­man ileri sürülebilmesi mümkündür.

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı vasisi, babasından davacının hukuki ehliyeti olmadığını, an­nesini ağır yaralaması nedeniyle cezaevine girdiği sırada, orda bulunan dava dışı M’nin eşinin boşanma davası ve tazminat davası açması üzeri­ne, eşine mal vermemesi için, davacıya ait taşınmazları, ilerde iade edil­mek üzere kendilerine devretmesi hususunda ikna edip kandırdığını, eşi MD’ye vekalet verilmesini sağlayarak, taşınmazların anlaşmalı ve kötü ni­yetli olan, dava dışı Hasan’a, onun tarafından Hanife’ye, anılan şahıs ta­rafından da davalıya temlik edildiğini, davalı ile Hasan’ın halı ticareti işi ile uğraştığı ve birbirini tanıdıklarını, dava dışı 2 parça taşınmazın daha devredildiğini, diğer bir taşınmazla ilgili olarak görülen 2002/626 esaslı dava sırasında davacının ehliyetsiz olduğunun belirlendiğini ileri sürerek,

2670 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 80 • Sayı: 6 • Yıl 2006

37 parsel 1 nolu bağımsız bölümünün tapusunun iptali ve tescili isteğin­de bulunmuştur.

Davalı, iyi niyetli olduğunu savunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği gö­rüşüldü, düşünüldü.


 

 

KARAR

Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 37 parsel­deki 1 nolu bağımsız bölümün kayden davacı Raşit‘e ait olduğu, 22.10.1998 tarihinde vekil tayin ettiği Mürüvvet’in taşınmazı 27.10.1998 tarihinde dava dışı Hasan’a satış suretiyle Hasan’ın 18.12.1998 tarihin­de Hanife’ye onun da 15.07.1999 tarihinde davalı Mustafa’ya temlik etti­ği anlaşılmaktadır.

Davacı vasisi Özlem, babası olan Raşit’in gerek vekalet tarihinde ge­rekse çekişmeli taşınmazla ilgili temlikin yapıldığı tarihte ehliyetsiz oldu­ğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Gerçekten de, kayıt maliki Raşit’in vekaletin düzenlendiği tarihte eh­liyetsiz olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile saptanmıştır. Öyle ise, Ha­san’a satış suretiyle yapılan temlikin hukuken geçersiz olduğu tartışma­sızdır. Ancak, sonradan edinen Hanife ve Mustafa’nın koşullarının ger­çekleşmesi halinde sicilin aleniyetinden istifade ile Türk Medeni Kanunu­nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde ol­duğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımama­ları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi ni­yetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989. tapulu ta­şınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getiril­miştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. Işte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan so­rumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak ta tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zo­runluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke MK’nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni

Yargıtay Kararları 2671

hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış­ aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.

Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koru­ma toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyi ni­yetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Ger­çekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulundu­ğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hal­lerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekil­ci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişile­rin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucu­nun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi­niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutul­ması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değer­lendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet” id­diasının defi değil itiraz olduğu. iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasa­ğına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendi­liğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri S.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/3 sayılı inançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel gö­rüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

Somut olaya gelince; taşınmazda 2. ve 3. el durumunda bulunan ma­likler yönünden iyiniyetle ilgili olarak mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yukarda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez.

Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin delillerin toplanması, soruşturmanın eksiksiz ta­mamlanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerinde­dir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene ia­de edilmesine, 6.2.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Forum