Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
Medeni Hukuk Alanında İstinaf Mahkemeleri ve Bölge Adliye Mahkemelerinin Teşkilatları
Ekleyen: Ba$ak $ahin | Tarih: 28-11-2005 | Kategori: Makale | Okunma : 17459 | Not:
Ba$ak $ahin

E-mail:


Reklam
GENEL OLARAK İSTİNAF
İSTİNAF KAVRAMI
İstinaf yeniden başlamak,sözün başlangıcı ve söz başı anlamlarına gelen Arapça kökenli bir kelimedir.Bir kanun yolu olarak istinaf bidayet mahkemesinden verilen hükmün bir üst mahkemeye başvurarak feshini isteme anlamına gelmektedir.İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemeleri tarafından verilen nihai kararların hem maddi mesele hem de hukuki yönünden denetlenmesi anlamına gelmektedir.
İstinaf ile temyizi birbirinden ayıran en önemli özellik,temyizde delillerle temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılamamasına karşılık,istinafta gerektiğinde delil de incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmesidir.Kısaca belirtmek gerekirse istinaf yargılamasını yapacak makam maddi meselenin tespitinde hata bulursa ilk derece mahkemesinin verdiği hükümle bağlı olmaksızın davaya yeni baştan başlayacak,delillerle yüz yüze gelecek ve böylece maddi olayın tanımlanmasını da bizzat yapacaktır.Buna bağlı olarak,maddi olaya uygulanacak hukuki normları tespit edecek ve uygulayacaktır.Yaptığı inceleme sonucunda ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya ve maddi olaylara uygun olduğunu tespit ederse,istinaf davasını redderek ilk derece mahkemesinin kararını onayacaktır.Eğer ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya ve maddi vakalara uygun olmadığını tespit ederse ilk derece mahkemesinin hükmünü ıslah ederek yargılamayı bizzat yapacak ve doğru kararı yine kendisi verecektir.
İstinaf yargılaması yapan mahkeme,hatayı tespit ettikten sonra esas hakkındaki kararı da verir. Buna karşılık,temyizdeki kural,bozmadır.Çünkü,Yargıtay delillerle bizzat temasa geçerek olay yargılaması yapamaz.Yargıtay’ın ülkede içtihat birliğini sağlamak amacıyla kurulmuş bulunmasından kaynaklanan “tek mahkeme oluş” özelliği vardır.Yargıtay’ın delillerle tekrar temasa geçerek maddî meseleyi denetleyebilmesi imkansızdır.
İstinafın en önemli özelliği olan,maddî meselenin tekrar incelenmesi,doğru karar verilmesi açısından vazgeçilemeyen bir metoddur.Başka bir deyişle,sadece hukukî inceleme yapılması, karardaki hataların tümünü kapsamaz.Maddî meselede bir hata yapılmışsa,bu hatanın temyizde ortadan kaldırılması olanaksızdır.Bu nedenle,maddî meseleyi kontrol eden bir denetleme mekanizması kabul edilmesi şarttır.

OSMANLI DEVLETİ UYGULAMASI
1839 Tanzimat Fermanının okunmasından önceki devrede mahkemeler bu devrede İslâm Hukuku prensiplerine göre kurulmuşlardı.“Şeriat Mahkemeleri” adını taşıyan mahkemeler tek hâkimli ve tek dereceli idiler.Eski Müslüman Türk Devletlerinde, daha sonra Selçuklular ve Osmanlılar zamanında “Kazaskerlik” adını alan mahkemeler de,şeriat mahkemelerinin yanısıra yargılama yapıyorlardı.
Bu devrede,mahkeme kararlarına karşı,kural olarak,kanun yolu tanınmış değildi; istinaf fonksiyonu görecek üst mahkemeler olmadığı gibi,hukuk birliğini sağlayacak bir mahkeme de yoktu.Ancak,İslâm Hukukunda, bir mahkeme kararının yeniden incelenmesini istemek yetkisinin hak sahiplerine tanındığı,fakat bunun için özel mahkemeler kurulmadığı belirtilmiştir.Diğer taraftan muhakemelerin tek dereceli ve tek hâkimli olmasını emreden bir kural İslâm hukukunda mevcut değildir, aksine Kur’an’da müşaveriye emreden hükümler vardır.
İstinaf mahiyetinde olmamakla birlikte,Tazminat Fermanının okunmasından önceki devrede, “Divan’ı Hümayun” bazı hallerde bir yüksek mahkeme olarak görev yapabiliyordu. Divan’ı Hümayun yalnız bir yüksek mahkeme olarak çalışmakla kalmaz,şer’i yargı örgütünü de denetlerdi.Divan’ı Hümayun’ın kanun yolu mahkemesi olarak yaptığı yargılamaya,bugünkü kavramlarımız açısından bir isim vermeye imkan yoktur.
Tanzimat Fermanı’nın okunmasından sonra,Avrupa’dan alınan kuralları uygulamak üzere “Nizamiye Mahkemeleri” kuruldu.Ancak o tarihlerde şeriye mahkemelerinin yanısıra,1840’da İstanbul’da, 1847 de ise Anadolu’da,önce tüccarlardan seçilmiş hâkimlerden,1859’dan itibaren ise, meslekten hâkimlerden kurulu Ticaret Mahkemeleri teşkil edildi.
1864’te,şeriat hükümlerini ilgilendiren dâvalar dışında kalan ceza ve hukuk dâvalarına bakmak üzere,Tuna Vilâyetinde tecrübe mahiyetinde mahkemeler kuruldu.Bu uygulama, 1864’te diğer vilâyetlere de teşmil edildi.Ayrıca kadılar tarafından verilen hükümleri inceleyen “Şer’i Tetkikat Meclisleri” kuruldu.
1869’da çıkarılan “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Nizamname-I Dahilisi”,Nizamiye Mahkemelerini dört kısımdan müteşekkil olarak kurdu: -Daavi Meclisleri (kazalarda), - Temyiz-i Hukuk Meclisleri (sancaklarda), - Temyiz Divanları (vilâyetlerde), - Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (İstanbul’da).
1871’de çıkarılan “Mehakimi Nizamiye Hakkındaki Nizamname” ile Nizamiye Mahkemeleri iki dereceli olarak tesbit edildi.
5 Haziran 1879 tarihinde “Mehakimi Nizamiye Teşkilâtı Kanun’u Muvakkatı” yürürlüğe girdi ve mahkemeler kuruluşunu daha sistemli bir şekilde düzenlendi.Fakat uygulamada, bidayet ve istinaf mahkemelerindeki hâkimler kadılardan ve halktan üyelerden müteşekkil kalmakta devam etmişlerdi.
1879 Kanunu, yürürlüğe girdiği tarihten sonra çeşitli kanunlarla tâdil edilip,esas hüviyetini kaybetmiş bulunmasına rağmen,Türkiye’de mahkemelerin kuruluşunun esasını teşkil eden kanun olmuştur.Bugün dahi yürürlükte olan maddeleri vardır.
1885’de anılan kanunun Temyiz Mahkemesi faslı genişletilmiştir. 1907’de vilâyetlerin adlî teşkilâtı değiştirilmiş,1913’de Edirne vilâyetinde tek hâkim esası konmuş ve buradaki istinaf mahkemesi iki üyeli yapılmıştır.Edirne’de uygulanan tek hâkim sistemi tatmin edici netice verince, 6 ay sonra çıkarılan bir kanunla, bu uygulama bütün yurda teşmil edilmiştir.
24 Nisan 1924 tarihli ve 469 sayılı kanun ile,lâik temellere dayaması gereken hukuk sistemimizin içinde yeri olmadığı için Şeriye Mahkemeleri ilga edilirken,istinaf mahkemeleri de kaldırılmıştır.
İstinafın kaldırılmasının çeşitli nedenleri vardır:İslâm’da mahkemeler tek derecelidir. Şeriat fikrinden hareket edenler mahkemelerin tek dereceli olmasını istemişlerdir.
Bunun yanısıra,lâik sisteme geçerken,sistemin gerektirdiği mahkemeler kurulmamıştır.Tanzimattan sonra kurulan nizamiye mahkemelerinden bidayet mahkemelerine bir Müslüman,bir Hıristiyan,istinaf mahkemelerine de iki Müslüman ve iki Hıristiyan üye tayin ediliyordu.Hıristiyan üyeler genellikle kasten yıkıcı kararlar veriyorlardı.
Bu arada,nizamiye mahkemeleri kurulmuş olmakla birlikte,şeriat mahkemeleri kaldırılamamıştı.“Tefriki Vezaif Nizamnamesi” ile görev bölümü yapılmıştı,ama şeriat mahkemeleri gene de kendilerini her işte yetkili sayıp yargılama yapıyor ve kararları yerine getiriliyordu.
Ağır cezalık işlerin hepsi tutuklu olarak görüldüğünden,cinayet davalarına öncelik tanınıyor ve istinaf davaları ihmal ediliyordu.Müstakil kuruluşu olan yerlerde de istinaf mahkemeleri ihtiyacı karşılayacak kadar geniş kurulmamıştı.
İstinafta ehil hâkim azdı.İstinaf mahkemelerindeki hâkimler zabıt kâtibinden hatta mübaşirlikten gelme eski hâkimlerdi.İlk mahkemelerde ise;hukuk mezunu ve yeni hukuku okumuş genç hâkimler bulunuyordu.1924 sıralarında temyiz çoğunlukla,ilk mahkeme kararlarını doğru bulmakta,istinaf mahkemesi kararlarını ise,bozmakta idi.İstinafta ilk muhakeme tekrarlandığı için işler birikiyordu.
Kanaatımızca,istinafın Türkiye’de kaldırılma nedeni tek değildir.Türkiye yüzyıllar boyunca tek dereceli bir yargılama sistemi ile yaşadıktan sonra ilk defa 1864’te,1839 Tanzimat Fermanı ile hıristiyan tebaaya vaadedilmiş bir teminat mahiyetinde olmak üzere;iki dereceli yargılamayı kabul etti.Kabul edilen bu sistem,sadece büyük merkezlerde ve şeriat mahkemeleri ile birlikte işletilmeye çalışıldı.Aykırı iki sistemin birlikte yürürlükte olduğu ve 1924’e kadar devam eden bu devre Türkiye Tarihinin en olağanüstü dönemlerinden biri idi ve üstelik,Fransa’dan alınmış olan kanunun gerektirdiği mahkeme kuruluşu aynen gerçekleştirilememişti.O günlerin diğer aksaklıkları ile birleşince,istinaf işlemeyen bir kurum olmuş ve şeriye mahkemleri ile birlikte ilga edilmişti.
1929’da hukuk devrimi gerçekleştirilirken,Alman Ceza Muhakemesi Kanunu olduğu gibi tercüme edilmek suretiyle alınmış,fakat 1808 Fransız Kanunundaki şekli ile gerçekleşmiş olan kötü tecrübe yüzünden,1879 Alman Ceza Muhakemesi Kanununun bütünlüğü ve sistemi bozulmak pahasına istinaf kurumu alınmamıştır.Sistemin şartlarından biri alınmayıp,yerine bir başka dişli de uydurulmadığı için,kanun yolu sistemi çarpılmış,Yargıtay’a iş binmiş,olağanüstü yollar açılmak zarureti doğmuştur.
1879 kanununda yapılan değişiklikle istinaf mahkemeleri ilga edildikten sonra,bu mahkemelerin tekrar kurulmasını amaçlayan fakat çeşitli sebeplerle kanunlaşamayan tasarılar hazırlandı.Bu tasarıların amacı,mahkemeler kuruluşunu tek bir kanunla düzenlemek ve maddî meselenin incelenmesine imkân sağlamaktı.
İlk tasarı 1932’de hazırlandı.Bunu bu tasarı üzerinde yapılan değişikliklerden meydana gelen ikinci tasarı takip etti.1948’de Millet Meclisine sunulup,11 maddesi Adalet Komisyonunda görüşülen bu tasarı,Bakanlıkça geri alındı ve 1932 tasarısı gibi, kanunlaşamadı.
1952’de, Yargıtay’ın fonksiyonlarını ifa edebilmesi için zemin hazırlamak gayesi ile istinaf mahkemelerinin kurulmasını öneren bir tasarı daha hazırlandı.Bu tasarı da, Adalet Komisyonunca bazı değişikliklerle kabul edilmiş olduğu halde,Millet Meclisinin gündemine alınmamış ve kadük olmuştur.
Yargıtay’ın ağır iş yükü altında çalışmaya mecbur olması ve bu sebepten esas görevini yerine getirmekte zorluk çekmesi 1963 yılında “Üst Mahkemeler” adı altında istinaf mahkemelerinin kurulmasını öneren yeni bir tasarı hazırlanmasına yol açtı.Bu tasarı da, diğerleri gibi kanunlaşamadı.
İstinaf mahkemeleri kuruluşu konusunda çalışmalar günümüzde de devam etmiştir. Yargıtay Adalet Bakanlığı’nın isteği üzerine 1975 yılında bir rapor hazırlamış, bunu 1977 yılında Yüksek Hâkimler Kurulunun hazırladığı tasarı izlemiştir. Bu konudaki diğer bir çalışma, 1993 yılında yapılmıştır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Adliye Mahkemeleri ile Üst Mahkemelerin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” ile, “1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” görüş alınmak üzere üniversitelere gönderilmiştir. Hükümet Tasarısı 2.12.1993 tarihinde Meclise gönderilmiştir.Bütün çalışmalardan sonra 26.9.2004 tarihinde kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile istinaf mahkemeleri “Bölge Adliye Mahkemeleri” ismiyle hukukumuza girmiştir.

İSTİNAF HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
1.İstinafın Tekrar Kabulü Meselesi
Hukuk sistemimizden 1924’te beklenen faydayı vermediği ve işleri uzattığı gerekçe gösterilerek kaldırılan istinaf mahkemelerinin yeniden kurulması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, hiçbir faydası olmayacağını ileri sürenler de vardır . İstinaf mahkemesi ile ilgili görüşleri Kunter-Yenisey şu şekilde özetlemiştir.
“İstinaf mahkemelerinin kurulmasının yararlı olcağını düşünenler;
a)Tarihin her devrinde adli teşkilatı ileri ve gelişmiş olan ülkelerde istinaf vardır.
b)İstinaf bugün de hemen her ülkede vardır.
c)İlk mahkemeler etki altında kalabilir.
d)İstinafta belli alanlarda uzmanlaşma olabilir.
e)Uyuşmazlığın ikinci defa halledilmesi isabetli karar verilmesini sağlar.
f)İstinafın varlığı Yargıtay’ın iş yükünü azaltır.
g)İstinaf mahkemelerinin daha fazla hakimden oluşması da bir güvencedir.

İstinafın tekrar kabul edilmesinin aleyhinde olanların tezleri ise şöylece özetlenebilir:
a)İstinaf ilk defa feodalitenin yıkılması sırasında ortaya çıktı. Krallıklar mahkemelerin yetkisini azaltmak için böyle bir usul öngördüler. Yani hukuki değil siyasi mahkemelerdi.
b)İstinaf her ülkede yoktur. Kabul edilmesinde tarihi ve siyasi etkiler ağırlıktadır. Hatta kaldırılması yönünde eğilim vardır.
c)İstinaf mahkemesi hakimleri daha çok etki altında kalabilir.Önemli olan hiç bie hakimin etki altında kalamamasıdır.
d)İstinaf muhakemesinin varlığı ilk derece mahkemelerini “nasıl olsa bir kere daha incelenecek” rehavetine sokar.
e)İstinafın kabul edildiği ülkelerde istinaf yaygın bir kanun yolu olmayıp sınırlı durumlar için kabul edilmiştir.
f)Yargıtay’ın yargı yükünü azaltmak için alınacak asıl tedbirler başkadır.”

2.İstinaf Mahkemelerinin Gerekliliğini İhtar Eden Sebepler
· Maddi olayların üst mahkemece incelenmesi zorunluluğu: Uyuşmazlığın çözümünde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması gerekmektedir.Yerel mahkeme önüne gelen olaya hukuksal değerlendirmeyi yaparak hükmünü inşa edecektir. Elbette mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmasına deliller aracılık edecektir. Bu durumda sadece dava dosyasına bakarak her türlü delile ulaşılamayacağı ve dolayısıyla maddi olayın tam olarak tespit edilemeyeceği her türlü izahtan uzaktır. Özellikle bazı delillerle doğrudan temas kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizde şu an uygulanan sistemi önerenler, klâsik temyizde son kararın bozulmasından sonra yapılacak muhakemenin, istinaf yerini tutacağını düşünüyorlardı. Bu sistemin Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği anlaşılmıştır. Sadece hukukî inceleme yapabilen bir temyiz sistemi içinde, maddî meselenin, sadece belge üzerinden incelenmesi yeterli olmadığı gibi, sözlülük ve doğrudan doğruyalık prensiplerini kabul etmiş olan bir sistemden “yazılı muhakemeye” dönüşü ifade eder.
Üst mahkemenin karar verilmesi doğrudan görülmesinde fayda olan hallerde yargılama yapması gerekirse keşif yapması veya tanığı dinlemesi bu açılardan önem kazanmaktadır. Türkiye’de bu anlamda üst mahkemelerinin olmayışı adaletli karar vermek düşüncesi ile Yargıtay’ı maddi meseleyle de uğraşmak zorunda bırakmıştır.Bu doğrultuda usul kanunlarımızda da değişiklikler yapılmış ve Yargıtay’ın fonksiyonu değiştirilmiştir.
Bir başka görüşe göre de bir davanın ilk önce ilk derece mahkemesinde bir kere de istinaf mahkemesinde incelenmesi, verilecek hükmün doğru ve isabetli olmasını sağlayacaktır . Ancak bu görüş ilk bakışta haklı gibi görülse de bazı olumsuzlukları da birlikte bünyesinde barındırdığı anlaşılacaktır. İlk derece mahkemesinin yapacağı yargılamanın bir formalite haline dönüşmesi tehlikesi de mevcuttur. Zira istinaf mahkemesi yeniden yargılama yapacaktır. Bu da ilk derece mahkemelerin itibarının azalmasına neden olacaktır.
Ayrıca bu şekilde yapılacak yeni yargılamanın sebep olacağı zaman kaybı da önemsenmesi gereken bir kayıptır. Zira her ilde kurulamayacak istinaf mahkemelerinin yeniden yargılama yapmaya kalkışması oldukça uzun bir yargılama sürecini dolayısıyla kesin hükme ulaşmada gecikmeyi akla getirmektedir.
· Yargıtay’ın iş yüküne etkisi: Ülke dahilinde bir tek kanun yolu mahkemesi kabul edip bütün ilk mahkemelerden verilen son kararları ona incelettirmek Yargıtay’ı hasta etmiştir. Hastalığı iyileştirmenin çaresi, hastaya daha fazla oksijen tüpü temini, yani Yargıtayda daire adedinin arttırılması değildir. Ameliyat gereklidir; sistem değiştirilmelidir.
Yargıtay içtihat birliğini sağlamak görevi ile bir anlamda kanunların koruyuculuğunu da üstlenmiştir. Zira kanunların yeknesak olarak uygulanmadığı yani aynı kanun maddesinin farklı şekillerde uygulandığı bir coğrafyada hukuki güvenlikten bahse imkan yoktur. Bu durumda Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini daha iyi yerine getirmesi yolunun açılması gerekir. Bunun pratik sonucu da Yargıtay’ın ilk derece mahkemelerince verilen kararların maddi yönünü incelemek zorunda bırakılmaması aksine verilen hükmü inceleyerek sadece hukuka uygunluk noktasından denetleme yapmasıdır. Aksi takdirde Yargıtay’ın içtihat mahkemesi görevini yapamaması veya en azından gereği gibi yapamaması gündeme gelecektir.
Bu aşamada istinaf mahkemeleri bir üst mahkeme olmakla verdiği kararın davanın tarafları arasında vicdani tatmin sağlayacağı gayesinden yola çıkarak Yargıtay’ın iş yükünü azaltacağı ileri sürülebilecektir. Aynı zamanda istinaf mahkemesinin vereceği bazı kararlara karşı temyiz yolunun kapalı tutulacağı da göz önüne alınırsa anılan fayda sağlanabilecektir . Bunun yanında istinaf mahkemelerinde görev yapan hakimlerin daha fazla sayıda hakimden oluşması veya daha tecrübeli olması bu savı güçlendirmektedir. Bu durumda istinaf mahkemelerinin Yargıtay’ın iş yükünü hafifleteceği kanısına varmak yanlış olmayacaktır.
· Hakimler üzerindeki yerel etkilere tesiri: İstinaf mahkemelerinin büyük merkezlerde kurulması hakimlerin yerel etkilere maruz kalabileceği iddia edilerek bu sebeple istinaf mahkemelerin kurulmasının gerekli olduğu ileri sürülmüştür
Kanaatimizce bu geçerli bir gerekçe olamaz.Her şeyden önce ileri sürülen bu tez gerçekliği oranında ilk derece mahkemelerini şüphe altında bırakan ciddi bir iddiadır.Ayrıca ilk derece mahkemelerinde görev yapan hakimlerimiz açısından yerel etkilerden endişe ediliyorsa, o takdirde merkezi bölgelerde istinaf mahkemelerinde görev yapacak hakimlerimiz açısından da merkezi etkilerden endişe duymak gerekecektir. Bu durumda hakimin hukuka uygun karar vermesine mani olan her ne sebep varsa o sebebin izalesi yönünde tedbir almak gereği açıktır. Yani asıl olan hakimlerin bu etkilerden kurtulmasını engelleyecek doğrudan önlemleri alabilmektir.Yoksa mahkemeleri oradan buraya taşıyarak çözülebilecek bir problem değildir.
· Çağdaş hukukun etkisi: Adil yargılama açısından gelişme kaydeden bir çok ülkede üst mahkemelerin kabul edilmiş olması; kısaca Almanya’da Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu kabul ettiğimiz İsviçre’de ve Fransa’da istinaf mahkemeleri bulunmaktadır.Yargılama sisteminde değişiklikler yapılırken elbette gelişmiş sistemlerden faydalanmak olumlu sonuçlar verecektir.Ancak kanaatimizce yapılması düşünülen değişikliklerde ülkemiz gerçeklerini de göz önünde bulundurmak zorunludur.Burada ülkemiz gerçekleri ile kastedilen adalet teşkilatımızın yoğun iş yükü karşısında hali hazırdaki imkanlarıdır.


5235 SAYILI KANUNA GÖRE MAHKEMELER TEŞKİLATINDA ÜST MAHKEMELER (BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ)
İstinaf mahkemeleri olarak da tabir edilen Bölge Adliye Mahkelemerini de kapsayan ve bu mahkemelerin kuruluşunu ve işleyişini düzenleyen 5235 ve 5236 sayılı kanunlar 26.9.2004 tarihinde kabul edilmiştir ve 1.4.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.5235 sayılı kanun istinaf (bölge adliye)mahkemelerinin kurulmasını öngörmektedir.Ancak bu kanunun geçici 2. maddesine göre,Adalet Bakanlığı,bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç 2 yıl içinde bölge adliye mahkemelerini kuracak ve bölge adliye mahkelemerinin kuruluşu,yargı çevreleri ve tüm yurtta göreve başlayacakları tarih Resmi Gazete vasıtasıyla ilan edilecektir.Yani,bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi için Nisan 2007’ye kadar süre bulunmaktadır.

Ben bu bölümde,5235 sayılı kanunun 3.kısmında düzenlenen bölge adliye mahkemelerinin teşkilatını inceleyeceğim.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu
5235 sayılı kanunun 25. maddesinde belirtildiği gibi,bölge adliye mahkelemeri “bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu” gözönüne alınarak belirlenecek yerlerde ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da görüşü alınmak suretiyle Adalet Bakanlığınca kurulacaktır.
Ayrıca bu mahkemelerinin kendisine ait yargı çevresinin belirlenmesine ve değiştirilmesine veya bu mahkemelerin kaldırılmasına Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verileceği ve bu kararların Resmi Gazete’de yayınlanacağı da düzenlenmiştir.

2.Bölge Adliye Mahkemelerinin Oluşumu
5235 sayılı kanunun 26. maddesinde;bölge adliye mahkemelerinin,başkanlık,başkanlar kurulu,daireler,bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı,bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşması öngörülmektedir.

2.1.Başkanlık:5235 sayılı kanunun 27. maddesine göre,her bölge adliye mahkemesinde bir başkan bulunur.Başkanlık,başkan ile yazı işleri müdürlüğünden oluşur.
5235 sayılı kanunun 34. maddesine göre bölge adliye mahkemesi başkanının görevleri şunlardır:
· Mahkemeyi temsil etmek
· Bölge adliye mahkemesi başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek,başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek
· Mahkemenin uyumlu,verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak,genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak
· Bölge adliye mahkemesi memurlarını denetlemek,personelden kendisine doğrudan bağlı olanlar hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak
· Hükme bağlanan işlerde adli yargı ilk derece mahkeme hakim ve savcılarına verilen not fişlerini mercilerine göndermek
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak

2.2.Başkanlar Kurulu:Bölge adliye mahkemesi başkanlar kurulu 5235 sayılı kanunun 28. maddesinde açıklanmıştır.Başkanlar kurulu,bölge adliye mahkemesi başkanı ve daire başkanlarından oluşur. Bölge adliye mahkemesi başkanı bulunmadığı hallerde,kurulun başkanlık görevini daire başkanlarından kıdemli olanı yerine getirir.Daire başkanının mazereti halinde,o dairenin kıdemli üyesi kurula katılır.
5235 sayılı kanunun 35. maddesine göre,bölge adliye mahkemesi başkanlar kurulunun görevleri şunlardır:
· Bölge adliye mahkemesi hukuk ve ceza dairelerinin numaralarını ve aralarındaki iş bölümünü belirlemek,daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak.
· Hukuki veya fiili nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı hallerde ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmek.
· Re’sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının,Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması halinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay Birinci Başkanlığından istemek.Ayrıca buna göre yapılacak istem hakkında 4.2.1983 tarihli 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 45. maddesi kıyas yoluyla uygulanır.İçtihatların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı başlığını taşıyan bu madde ile bölge adliye mahkemelerine de içtihat birleştirme yetkisi verilmektedir.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Başkanlar Kurulunun eksiksiz toplanıp,çoğunlukla karar vericeği de düzenlenmiştir.

2.3.Daireler(Hukuk Daireleri ve Ceza Daireleri):5235 sayılı kanunun 29. maddesine göre;bölge adliye mahkemeleri,hukuk ve ceza dairelerinden oluşur.Her bölge adliye mahkemesinde en az üç hukuk ve en az iki ceza dairesi bulunur.Gerekli hallerde dairelerin sayısı,Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca artırılıp azaltılabilir.Dairelerde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur.
2.3.1.Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin Görevleri : 5235 sayılı kanunun 36. maddesinde hukuk dairelerinin görevleri sayılmıştır.Bunlar:
· Adli yargı ilk derece hukuk mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılan başvuruları inceleyip karara bağlamak.
· Adli yargı ilk derece mahkemesi olarak;yargı çevresi içerisindeki adli yargı ilk derece mahkemesi hakimleri aleyhine Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre açılan tazminat davalarına bakmak.
· Yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek.
· Yargı çevresindeki yetkili adli yargı ilk derece hukuk mahkemesinin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargı sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği takdirde,o davanın bölge adliye mahkemesi yargı çevresi içerisinde başka bir hukuk mahkemesine nakline veya yetkili mahkemenin tayinine karar vermek.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Bu hükümle mevcut sistemde bazı değişiklikler öngörülmüştür.Öncelikle adli yargı ilk derece mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan kararlara karşı tarafların başvurabilecekleri ilk kanun yolu olarak temyiz değil istinaf yolu olmuştur.İkinci olarak şu anda uygulanan sistemde adli yargı ilk derece mahkemesi hakimleri aleyhine HUMK’na göre açılacak tazminat davaları için farklı görevli ve yetkili mahkemeler belirtilmişken,bu düzenlemeyle bu görev sadece bölge adliye mahkemelerine adli yargı ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmiştir.Bundan başka,mevcut sistemde hukuk mahkemeleri arasındaki olumsuz yetki ve görev uyuşmazlıklarının çözümü temyiz incelemesi sırasında Yargıtay tarafından yapılmasına rağmen,yeni düzenlemeyle bu görev de bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerine verilmiştir.Temyiz incelemesi esasa ilişkindir,bu nedenle yetki ve görev meseleleri gibi esasa ilişkin olmayan hususlar hakkındaki uyuşmazlıkların çözümünün istinaf merciine verilmesi yerindedir.
2.3.2.Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin Görevleri : 5235 sayılı kanunun 37. maddesinde ceza dairelerinin görevleri sayılmıştır.Bunlar:
· Adli yargı ilk derece ceza mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamak
· Yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek.
· Yargı çevresindeki adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri hakimerinin davayı görmeye hukuki veya fiili ebgellerinin çıkması halinde,o davanın bölge adliye mahkemesi yargı çevresi içerisinde başka bir adli yargı ilk derece ceza mahkemesine nakli hakkında karar vermek.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Maddenin gerekçesine göre;”Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri,adli yargı ilk derece ceza mahkemelerinden verilen ve kesin nitelikte olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları incelemek,usul ve esas yönünden bir eksiği bulunmayanları dosya üzerinde sonuçlandırmak, kovuşturma yapılmasında ve delillerin toplanmasında hukuka aykırılık veya eksiklik bulunması halinde ise,yeniden yargılama yaparak esas hakkında hüküm kurmakla görevlidir.”Ayrıca bölge adliye mahkemesi ceza daireleri de,hukuk daireleri gibi,olumlu veya olumsuz yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmekle de görevlendirilmişlerdir.Bu hüküm ağır ceza mahkemelerinin yükünü hafifletmek amacı taşımaktadır,bu nedenle uygun bir değişikliktir.
2.3.3.Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanlarının Görevleri : 5235 sayılı kanunun 38. maddesinde daire başkanlarının görevleri sayılmıştır.Bunlar:
· Dairelerinde uyumlu,verimli ve düzenli bir çalışmanın gerçekleşmesini ve işlerin makul süre içinde incelenmesini ve karara bağlanmasını sağlamak,dairenin kendi kararları arasında meydana gelen farklılık ve uyumsuzlukların giderilmesi için tedbirler almak, dosya hakkında rapor hazırlayacakları tespit etmek ve kararların yazılmasını sağlamak.
· Personelin sicil raporlarını düzenlemek,izin isteklerini düşünceleriyle birlikte adalet komisyonuna aktarmak.
· Dairede görevli yazı işleri müdürlüğünün işleyişini denetlemek ve personel hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
2.3.4.Bölge Adliye Mahkemesi Üyelerinin Görevleri : 5235 sayılı kanunun 39. maddesinde belirtilmiştir.Bunlar:
· Daire başkanları tarafından verilen dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyerek heyete sunmak,duruşmalı işlerde rapor hazırlamak ve kararlarını yazmak.
· Dairelerindeki duruşma ve müzakerelere katılmak ve oy vermek.
· Dairenin uyumlu,verimli ve düzenli çalışmasının sağlanmasında ve işlerin makul süre içinde incelenip karara bağlanmasında daire başkanına yardım etmek
· Bu kanun uyarınca daire başkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
2.4.Cumhuriyet Başsavcılığı:5235 sayılı kanunun 30. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre;her istinaf (bölge adliye) mahkemesinde bir Cumhuriyet başsavcılığı bulunur.Kamu hukukunun savunulmasını,ceza davalarına ilişkin hüküm ve kararlarla ilgili yazılı düşünce düzenlenmesini, duruşmalara katılıp görüş bildirilmesini,bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarına karşı tanınan kanun yollarına başvurulmasını sağlamak üzere her bölge adliye mahkemelerinde bir Cumhuriyet başsavcılığının bulunması gerekli görülmüştür.Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı,Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur.En kıdemli Cumhuriyet savcısı,Cumhuriyet başsavcıvekili olarak görev yapar.
2.4.1.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri : 5235 sayılı kanunun 40. maddesinde düzenlenmiştir.Bunlar:
· Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek.
· Cumhuriyet başsavcılığının verimli,uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak.
· Bölge adliye mahkemesinin genel yönetim işlerini yürütmek.
· Bölge adliye mahkemesine gelen ceza davalarına ilişkin hüküm ve kararlara ait dosyaların incelenerek yazılı düşünce ile birlikte ilgili daireye gönderilmelerini ve duruşmalara katılmayı sağlamak.
· Ceza dairelerinin kararlarına karşı gerektiğinde kanun yollarına başvurmak.
· Dairelerin benzer olaylarda kesin olarak verdikleri kararlar arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi için başkanlar kuruluna başvurmak.
· Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcılarının ilerleme belgelerini düzenlemek.
· Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim yetkisini kullanmak.
· Cumhuriyet başsavcılığı müdürlüklerini ve personelini denetlemek veya denetletmek.
· Cumhuriyet başsavcılığında görevli personel hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
2.4.2.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcılarının Görevleri : 5235 sayılı kanunun 41. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre bu görevler şunlardır:
· Bölge adliye mahkemesine gelen ceza davalarına ilişkin hüküm ve kararlara ait dosyalardan kendilerine verilenleri inceleyerek yazılı düşüncesiyle birlikte ilgili daireye göndermek ve duruşmalara katılmak.
· Ceza daireleri kararlarına karşı gerektiğinde kanun yollarına başvurmak.
· Cumhuriyet başsavcısının vereceği diğer görevleri yapmak.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

2.5.Adalet Komisyonu:Her bölge adliye mahkemesinde bir adalet komisyonu bulunur.Komisyon, bölge adliye mahkemesi başkanının başkanlığında,Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca daire başkanları arasından belirlenen bir asıl üye ile bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısından oluşur.Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ayrıca daire başkan ve üyeleri arasından bir yedek üye belirler.Başkanın yokluğunda en kıdemli daire başkanı,Cumhuriyer başsavcısının yokluğunda Cumhuriyet başsavcıvekili ve asıl üyenin yokluğunda yedek üye komisyona katılır.Ayrıca,komisyon eksiksiz toplanır ve çoğunlukla karar verir.Bu hüküm 5235 sayılı kanunun 31. maddesinde düzenlenmiştir.
5235 sayılı kanunun 42. maddesine göre bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun görevleri şunlardır:
· Bölge adliye mahkemelerinin hakim ve savcıları dışında kalan personeli hakkında kanunlarla adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonuna verilen tüm görevleri yerine getirmek.
· Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

2.6.Müdürlükler:5235 sayılı kanunun 32. maddesinde düzenlenmiştir.Bölge adliye mahkemesi başkanlığında,dairelerinde,Cumhuriyet başsavcılığında ve adalet komisyonunda birer “yazı işleri müdürlüğü” ,Cumhuriyet başsavcılığında ayrıca bir “idari işler müdürlüğü” ile ihtiyaç duyulan diğer müdürlükler kurulur.Her müdürlükte bir müdür ile yeterli sayıda memur bulunur.Müdürlüklerde çalışanların atama,disiplin ve diğer özlük işlerinde adli yargı ilk derece mahkemelerinde görevli personelin tabi oldukları hükümler uygulanır.

3.Bölge Adliye Mahkemelerinin Görevleri
Bölge adliye mahkemelerinin görevlerinin neler olduğu 5235 sayılı kanunun 33. maddesinde ifade edilmiştir.Bunlar:
1. Adli yargı ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamak.
2. Adli yargı ilk derece mahkemesi olarak yargı çevresi içerisindeki adli yargı ilk derece mahkemesi hakimleri aleyhinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre açılacak tazminat davalarına bakmak.
3. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Maddenin gerekçesinde de belirtildiği gibi,adli yargı ilk derece mahkemelerinden verilen kimi hükümlerin kesin nitelikte olduğu Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile özel kanunlarda açıkça belirtilmiştir.Bununla beraber bazı hüküm ve kararlar ile ara kararlarına karşı herhangi bir kanun yolu öngörülmemiştir.İşte,bölge adliye mahkemeleri,adli yargı ilk derece mahkemelerinden verilen,kesin olmayan,istinaf kanun yolu açık olan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları incelemek,gerekli hallerde duruşma yapmak suretiyle karara bağlamakla görevlidirler.Ara kararlara karşı ise,esas hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilecektir.Ayrıca, bölge adliye mahkemeleri,bölge adliye mahkemeleri hukuk daireleri vasıtasıyla,yargı çevresi içerisindeki adli yargı ilk derece mahkemesi hakimleri hakkında HUMK’na göre açılacak tazminat davalarına,adli yargı ilk derece mahkemesi olarak bakmakla yükümlüdürler.

4.Bölge Adliye Mahkemesi Görevlilerinin Atanması
5235 sayılı kanunun 43-45. maddeleri bölge adliye mahkemesi görevlilerinin nitelik ve atanmalarıyla ilgilidir.
43. maddeye göre;Bölge adliye mahkemesi başkanı birinci sınıf,daire başkanı ve üyeleri birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.Başkanın birinci sınıf,daire başkan ve üyelerinin birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş hakim ve savcılar arasından seçilmesinin nedeni olarak,bölge adliye mahkemesi başkanlığına,daire başkanlıklarına ve üyeliklere “deneyimli,üstün başarılarını kanıtlamış olanların” atanmalarını sağlamak amacı olduğu belirtilmiştir.Bölge adliye mahkemesi başkanı müstakil olarak atanabileceği gibi iş yoğunluğu da gözetilerek nitelik ve yeterliliği uygun bulunan bir daire başkanının aynı zamanda bölge adliye mahkemesi başkanı olarak görevlendirilmesi de olanaklıdır.Atamalar,Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yapılacağından,niteliklerin 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümlerine göre belirleneceğinde kuşku yoktur.
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcı ve savcılarının atanma ve nitekliklerine ilişkin durumları ise 44. maddede belirtilmiştir. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcıları birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş; bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcıları hakimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış ve üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunan adli yargı hakim ve savcıları arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanır.Maddeye göre Cumhuriyet başsavcısının nitelikleri birinci sınıfa ayrılmış ve Yargıtay üyeliğine seçilme hakkını yitirmemiş olmak;Cumhuriyet savcılarının nitelikleri ise hakimlik ve savcılık mesleğinde fiilen en az sekiz yıl görev yapmış olmak,üstün başarısı ile bölge adliye mahkemesinde yararlı olacağı anlaşılmış bulunmaları olarak gösterilmiştir.Atama,adli yargı hakim ve savcıları arasından,bu nitelikler gözönünde bulundurularak Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılacaktır.
Ayrıca,bölge adliye mahkemesi başkanı,daire başkanı ve üyeleri ile bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcı ve Cumhuriyet savcıları,dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar,ancak meşru mazeretleri durumunda muvafakatları alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilebilir.Yani Cumhuriyet başsavcı ve Cumhuriyet savcıları ancak iki şekilde dört yıldan önce başka bir yere yada göreve atanabilir.Birincisi meşru mazeretlerinin varlığı durumunda,muvafakatlarının alınmasıyla ve bu mazeretlerinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değerlendirilip atanmalarına karar verilmesiyle;ikincisi ise haklarında soruşturma yapılması ve soruşturma sonucunda yine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun atanmalarına karar vermesiyle olabilir.
“İstek üzerine atama” başlıklı 45. maddeye göre,Yargıtay daire başkanı ve üyeleri, bu görevlerinden dolayı kazanılmış hakları ile üyelik hukukları saklı kalmak kaydıyla, istekleri üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bölge adliye mahkemesi başkanlığına, daire başkanlıklarına veya Cumhuriyet başsavcılığına atanabilirler. Bu şekilde ataması yapılanların başka bir bölge adliye mahkemesine atanmasında da aynı usul uygulanır.Adli yargı hakim sınıfından olan Adalet Bakanlığı yüksek müşavirleri, müsteşar yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı ve genel müdürleri, bağımsız daire başkanları istekleri üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bölge adliye mahkemesi başkanlığına, daire başkanlıklarına veya Cumhuriyet başsavcılığına atanabilirler.Öyleyse;Yargıtay daire başkan ve üyeleri,adli yargı hakim sınıfından olan Adalet Bakanlığı yüksek müşavirleri, müsteşar yardımcıları,Teftiş Kurulu Başkanı ve genel müdürleri,bağımsız daire başkanlarının bölge adliye mahkemesi başkanlığına,daire başkanlığına,Cumhuriyet başsavcılığına atanmaları için icra ettikleri görevin 45. maddede belirtilen görevlerden biri olması ve Adalet Bakanlığı yüksek müşavirleri,müsteşar yardımcıları,Teftiş kurulu başkanı ve genel müdürleri,bağımsız daire başkanlarının adli yargı hakim sınıfından olmaları yeterlidir,ayrıca 43. ve 44. maddelerdeki nitelikleri taşımaları gerekmez sonucuna varabiliriz.Bununla birlikte Yargıtay daire başkanı ve üyelerinin bölge adliye mahkemesinde (maddede sayılan) çeşitli görevlere atanmaları durumunda Yargıtaydaki görevlerinden dolayı kazanılmış hakları ile üyelik hukukları da saklı kalacaktır.Madde gerekçesinde bununla ilgili ayrıca bir açıklama yapılmamıştır.

5.Bölge Adliye Mahkemesi Dairelerinin Toplantı ve Karar Nisabı
“Toplantı ve karar” başlıklı 46. maddeye göre,her daire,bir başkan ve iki üyenin katılmasıyla toplanır.Görüşmeler gizli yapılır,kararlar çoğunlukla verilir.Hukuki yada fiili nedenlerle bir daire toplanamazsa,başkanlar kurulunun kararıyla diğer dairelerden,bu da mümkün olmazsa,Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca diğer bölge adliye mahkemelerinden yetkili olarak görevlendirilen üyelerle eksiklik tamamlanır.Daire başkanının hukuki veya fiili nedenlerle bulunamaması halinde dairenin en kıdemli üyesi daireye başkanlık yapar.

6.Bölge Adliye Mahkemesi Hakim ve Savcılarının Cezai Sorumluluğu
5235 sayılı kanunun 47. maddesine göre;”Bölge adliye mahkemesi başkanı, daire başkanları, üyeleri, Cumhuriyet başsavcısı ve Cumhuriyet savcılarının görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçları ile şahsî suçlarından, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan tutum ve davranışlarından dolayı haklarında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda özel kanunlarında yazılı hükümler uygulanır.Şu kadar ki,bunların görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle soruşturma ve kovuşturma mercii olarak kanunda yazılı ağır ceza mahkemesi ile bu mahkeme nezdindeki Cumhuriyet başsavcısına verilen görevler, en yakın bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin suç türüne göre görevli ceza dairesi ile bu mahkeme nezdindeki Cumhuriyet başsavcısı tarafından yerine getirilir. Kovuşturma mercii Yargıtayın görevli ceza dairesidir.Bölge adliye mahkemesi başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet başsavcısı ve Cumhuriyet savcılarının şahsî suçları hakkında genel hükümlere göre yapılacak soruşturma ve kovuşturma görevi, en yakın bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısı ile bu bölge adliye mahkemesi ceza dairesine, bu yerde birden çok ceza dairesi varsa, suç türüne göre görevli ceza dairesine aittir.”
Görülüyor ki;Kanun,bölge adliye mahkemesi başkanı,daire başkanları,üyeleri,Cumhuriyet başsavcısı ve Cumhuriyet savcılarının görevlerinden doğan,görev sırasında işledikleri suçları veya şahsi suçlarını ayrıca düzenleme ihtiyacı duymuştur.Bunlar hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmada özel kanunlarda yazılı hükümler saklı kalmak üzere,soruşturma ve kovuşturma merciileri ayrıca belirtilmiştir.Bunların görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçların soruşturma yetkisi en yakın bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin suç türüne göre görevli ceza dairesi ile bu mahkemeye bağlı Cumhuriyet başsavcısına,kovuşturma yetkisi ise Yargıtayın görevli ceza dairesine verilmiştir.Bunların şahsi suçları için yapılacak soruşturma ve kovuşturma yetkisi ise, en yakın bölge adliye mahkemesi görevli ceza dairesine ve Cumhuriyet başsavcısına verilmiştir.

7.Bölge Adliye Mahkemelerinde Denetleme
5235 sayılı kanunun 48. maddesine göre;Bölge adliye mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri Cumhuriyet başsavcılıkları ile bölge adliye mahkemeleri adalet komisyonlarının denetimleri, adalet başmüfettişlerince yapılır.
Kanunun 49. maddesiyle Hakimler ve Savcılar Kanununda bir değişiklik yapılmıştır.Maddeye göre;”24.2.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 28 inci maddesinin kenar başlığı "Yargıtay, Danıştay ve bölge adliye mahkemesi notları" olarak, 113 ve 114 üncü maddelerde geçen "adlî yargı adalet komisyonları" ibaresi "adlî yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları" olarak değiştirilmiş; 28 inci maddeye beşinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
Bölge adliye mahkemesi daireleri,yaptıkları incelemeler sırasında kararı veren hâkimler ve Cumhuriyet savcıları hakkında bu madde hükümlerine göre not verirler. Doldurulan fişler Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere bölge adliye mahkemesi başkanlığına verilir.”
Bu değişiklikle,bölge adliye mahkemelerine de,Yargıtayda olduğu gibi,not sistemiyle denetleme şekli getirilmiştir.Bölge adliye mahkemesi daireleri,yaptıkları incelemeler sırasında kararı veren hakimler ve cumhuriyet savcıları hakkında not vereceklerdir.Not verme işlemini,Hakimler ve Savcılar Kanunu 28. madde esaslarına göre yapacaklardır.

8.Bölge Adliye Mahkemelerinin Kararları Açısından Doğacak Olan İçtihadı Birleştirme İhtiyacının Yerine Getirilmesi
5235 sayılı kanunun 51. maddesiyle Yargıtay Kanununun Hukuk ve Ceza Genel Kurullarının Görevleri başlıklı 15. maddesine bir ekleme yapılmıştır.” 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendine aşağıdaki (a) bendi eklenmiş, mevcut (a) ve (b) bentleri (b) ve (c) olarak teselsül ettirilmiştir.
2. a) Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,” şeklindeki hükümle bölge adliye mahkemeleri hukuk veya ceza dairelerinin kararları ile ilgili içtihadı birleştirme yapılabileceği düzenlenmiştir.
Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk yada ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa,içtihat uyuşmazlıklarını gidermek ve uygulamada bütünlük sağlamak amacıyla Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına bu uyuşmazlıkların giderilerek içtihadı birleştirme yapma görevi verilmiştir.Bu uyuşmazlıklar,aynı yer bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerinin benzer olaylarda birbirine uymayan ve kesin olarak verilen kendi kararları arasındaki içtihatlar bakımından olabileceği gibi,farklı yer bölge adliye mahkemeleri hukuk veya ceza dairelerinin kesin olarak verdikleri kararlar arasındaki içtihatlar bakımından da olabilir.

9.5235 Sayılı Kanunun Yürürlüğe Girmesi
Kanunun 55. maddesine göre,bu kanun 1.Nisan.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Ancak,bölge adliye mahkemeleri henüz kurulmadığı için bu tarihi fiili yürürlük tarihi olarak değil,hukuki yürürlük tarihi olarak belirtebiliriz.Bölge adliye mahkemeleri hakkındaki hükümlerin fiili yürürlük tarihini,kanunun geçici 2. maddesinde ifade edildiği gibi “bölge adliye mahkemelerinin kuruluşunun ve göreve başlayacağı tarihin,yargı çevreleri ve tüm yurtta Resmi Gazete ile ilan edildikleri tarih (en geç 1.Nisan.2007) olarak kabul edebiliriz.5236 sayılı kanuna göre,bu tarihe kadar(yani bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihlerine kadar) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilecektir.
Geçici 1. maddeye göre ise;Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte görüşülmekte olan dava ve işlerde mahkemelerin görevinde bir değişikliğin söz konusu olduğu hallerde, üst görevli mahkemeler yargılamaya devam ederler, alt görevli mahkemeler görevsizlik kararı vererek dosyayı üst görevli mahkemeye gönderirler.Bu hüküm,bölge adliye mahkemelerinin kurulmasından sonra mahkemeler arasında görev değişikliği olması durumunda uygulanacaktır.


SONUÇ
Ülkemizde adaletin sorunlarının üstesinden gelinmesi için sadece istinaf kanunyolunun öngörülmesi bir çözüm değildir.Bütün hukuk sistemlerinde istinafa getirilen en büyük eleştiri,yargılamayı geciktirmektir.Daha önceleri yürürlükte olmasına rağmen 1924 yılında kaldırılmış olması da bu hukuki kuruma mesafeli durulmasındaki sebeplerden biri olsa gerek.Zira kaldırılış gerekçelerinde en fazla ülkemiz uygulamasında başarılı olunmadığı ve yargılamaya uzattığı ileri sürülmüştür.İstisnalar dışında istinaftan sonra bir de temyiz yolu kabul etmek zorunluğu, bu kanunyolunun faydasını azaltmaktadır.
Yaşadığımız yıllar hukuk sistemimiz açısından köklü değişimler ve iyileşmeler geçirmesi zorunlu olan bir zaman dilimini işaret etmektedir.Biz adli yargılanma hakkını en geniş anlamda tesis eden ve aynı zamanda kısa ve süratli bir yargılama sistemini öngören bir usulü tatbik edebilen bir mevzuata olan acil ihtiyacımızı 5235 ve 5236 sayılı kanunlarla az da olsa tedarik edebileceğimiz ümidini taşımaktayız.
Diğer taraftan istinaf mahkemelerinin kabulü genel olarak bir çok faydayı beraberinde getireceği muhakkaktır. Ancak uygulamadaki kökleşmiş sorunlar karşısında başarılı bir uygulamasının olmayabileceği de akla gelmektedir.Zaten eleştirilerin de yeterli altyapı oluşturulmadan ve iyileştirilmeler yapılmadan istinaf mahkemelerinin fayda yerine zarar getireceği yönünde yoğunlaştığı görülmektedir.Bu endişelerin de haksız olduğunu uygulamaya geçmeden önce ileri süremeyeceğimizi düşünüyorum.
Yargılama uyuşmazlık çözmek ve adalet dağıtmak için yapılan bir hizmettir.Ayrıca devletin vazgeçilmez görevleri arasındadır.Bu hizmetin hızlı görülmesi de bir temeltaşıdır.Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Kanunyolu sistematiğinde iyileştirmeler, doğaldır ki, iyi ve çabuk bir adalet hizmetinin gerekleri arasındadır.
Sonuç olarak;İstinaf kabul edildiği takdirde, davaların uzamasını önlemek için şu tedbirlerin alınması önerilebilir:
· İstinaf edilebilen konularda muhakeme basitleştirilmelidir.
· İstinafı dar anlamıyla kabul ettiğimizden,bütün tesbitler tekrar yapılmamalıdır.Sadece ihtilaflı olan noktaların tekrarlanması için süjelere tanık davet etme ve delil gösterme yetkisi kabul edilmeli ve mahkemenin tartışmalı noktalarda delillerle doğrudan doğruya temasa geçmesi için zemin hazırlanmalıdır.Ayrıca,nokta ve bu noktaların hatalı bulunuşunun gerekçesini gösterme yetkisi kabul edilmeli, fakat basit bünyesini karmaşık hale getirmemek için,istinafta sebep ve nokta gösterme mecburî tutulmamalı,inceleme de gösterilen noktalarla bağlı olmamalıdır.
· İstinaf bütün son kararlara karşı kabul edilmemeli,belli şartlar dahilinde kabul edilmelidir.
· İstinaf dâvasının kabulü konusunda titiz bir inceleme yapılmalıdır.
· İstinaf duruşmasına gelmeyen davalının açtığı istinaf davası reddedilmelidir.
· Bazı işler istinafta bitirilmeli,ancak,önemli görülen konularda istinaf mahkemesinin vereceği son kararlara karşı temyiz yolu açılmalıdır.
· İstinafın uygulanması ile,olağanüstü kanun yolları tekrar gözden geçirilmeli ve lüzumsuz hale gelmiş olanlar kaldırılmalıdır.

Yapılacak sistem değişikliğinde,ülkemiz muhakeme hukuku davanın açılmasından başlıyarak muhakemenin çeşitli safha ve devreleri açısından somut durumda maddî hakikatın en iyi ve çabuk bir biçimde araştırılması için uyumlu bir şekilde işleyen bir sistem halinde yeniden düzenlenmelidir.Sadece kanun yolunda yapılacak reformun tek başına hiçbir başarı şansı yoktur.
Varlığı inkar edilemeyen ihtiyaçları gidermede,hâkim azlığı,ekonomik sebepler gibi gerekçelerle istinafın reddini uygun bulmuyoruz.Sorun,duyulan ihtiyacın önemli olup olmaması sorunudur.İhtiyaç kuvvetli ise,imkânlar yaratılmalıdır.


YARARLANILAN KAYNAKLAR
Kuru,Baki-Arslan Ramazan,Yılmaz Ejder Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara,1997
Üstündağ Saim, Medeni Yargılama Hukuku, 6. bası, 1997
Develioğlu, Ferit Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara, 1982
Kunter-Yenisey, Muhakeme hukuku dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1998
Göktürk, Gülay, Sabah Gazetesindeki Köşe Yazısı
Yüce; Turhan Tüfe;Türk Alman Ceza Hukukunda Kanun Yolları,Ankara,1967
Yenisey, Feridun; Ceza Muhakemesinde İstinaf ve Tekrar Kabulü Sorunu, İstanbul, 1979
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
Prof. Dr. Ejder Yılmaz,İstinaf,Ankara,2005