Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
SIR SAKLAMA BORCU
Ekleyen: Hukuki.Net | Tarih: 27-10-2005 | Kategori: Makale | Okunma : 8673 | Not:
Hukuki.Net

E-mail:@hukuki.net

1- SIR SAKLAMA BORCUNUN GENEL KAPSAMI Sadakat borcunun iki yönü bulunmaktadır. Olumlu, yapma borcu ve olumsuz, yapmama borcu. Olumlu tarafında hizmet, işveren yararına uygun olarak yapılacaktır. Olumsuz noktada ise işverene zarar verecek olan hareketlerden işçi kaçınmakla yükümlüdür. Sadakat borcunun olumsuz kapsamı işçiyi, işletmeye ve işverene zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğü altına sokar. İş veya işletmeye ve işverene ait olup da, sadakat borcunun bir gereği olarak saklanmasında zorunluluk bulunan sırların, üçüncü şahıslara açıklanmaması, bu borcun esasını teşkil eder. Başka bir deyişle işçi, işverene veya işletmeye ilişkin olup da herhangi bir yolla bilgisi dahilinde bulunan saklanması zorunlu bilgileri üçüncü kişilere açıklamamakla yükümlüdür. Aynı şekilde işçinin, işverenin veya işveren vekilinin şöhretine veyahut kendisine zarar verebilecek haberleri yayması bunlar doğru olsalar bile, sadakat borcuna aykırılık teşkil eder. İşverenin gizli tuttuğu üretim ve ticari sırlarını başkalarına açıklamamak (susma borcu) sadakat borcu dahilindedir. İşçinin sırrı hangi tarzda öğrendiğinin ise saklama borcu açısından bir önemi yoktur. I) SIR KAVRAMI Sadakat borcunun gereği olarak saklanması gereken sır kavramı üzerinde görüş birliğine ulaşıldığı söylenemez. Değişik hukuk sistemlerinde ve buna bağlı olarak doktrinde görülen kavram farklılıkları ve bu kavramlara verilen değişik anlamlar meseleye farklı çözümler getirilmesine yol açmıştır. Fransız hukuk sistemi, korunmaya değer sırların saklanmasını, işletmedeki fabrikasyon ve iş sırlarına hasretmiş ve borcun ihlalini Fransız Ceza Kanunu da cezalandırmıştır. Alman hukukunda ise yapılan ikili bir ayrıma göre geniş anlamda ticari sır ve dar anlamda işletme sırrı kavramları bu borcun kapsamına sokulmuştur. Alman Haksız Rekabet Kanununa göre işçi; hizmet ilişkisi sebebi ile kendisine tevdi olunan ticari ve işletme sırlarını, hizmet ilişkisinin geçerli olduğu süre içerisinde rekabet amacı ile veya işletmeye zarar vermek niyeti ile başkalarına verirse cezalandırılır. Hukukumuzda da tam bir kavram birliği temin edilememiştir. Ticaret Kanununun 57. maddesi b, bendi ile "imalat ve ticaret sırlarının başkalarına yayılması" haksız rekabete örnek teşkil ederken, İş Kanununda daha yalın bir anlatımla; "işverenin meslek sırlarını ortaya atılmış olması" doğruluk ve bağlılığa uymayan bir davranış olması itibariyle bildirimsiz fesih sebebi sayılmıştır. II) MESLEK SIRRI KAVRAMI Burada iş sırlarından ne anlaşılacağı sorunu ile karşılaşılır. Çünkü, hukunun çeşitli dallarında karşılaşılabilmekle birlikte bu güne kadar sır kavramı hakkında yasal bir tanım yapılamamıştır. Esasen iktisadi hayatın her geçen gün göterdiği gelişme karşısında, yasal bir tanım getirmek de mümkün ve doğru gözükmeyebilir. Bu durum, hakime her olayın özelliği ile ilgili değerlendirme yapma imkanı sağlamaktadır. Bununla birlikte, genel olarak denilebilir ki, iş sırları kavramı, işletme ile ilgili, sınırlı bir çevre tarafından bilinen, başkaları tarafından kolaylıkla öğrenilemeyecek, saklı kalmasında işverenin haklı bir menfaate sahip bulunduğu ve işverence saklı kalması arzu edilen olguları ifade etmektedir. Meslek sırrı kavramı iki unsurdan müteşekkildir. a) Objektif Unsur; Meslek sırrı kavrama öncelikle birşeyin yapımında izlenen metod ve kurallara ilişkin imalat sırlarını içerir. İmalat sırrı tekelci bir görünümle sadece üretim konusu şeye ait olan sırlardan ibarettir. Yeni ve aynı zamanda üzerinde berata hak kazanılmamış olan, bu nedenle de rekabet korkusu ile herkesten gizlenen tüm usul ve yöntemleri ifade eder. Şu halde ekonomik ünite uygulanmakla beraber bir özellik taşımayan, aynı türde üretim yapan, başka işyerlerinde de bilinen bir yapım şekli meslek sırrı olarak kabul edilemez. Berata hak kazanmış bir yöntemin açıklanması da sır saklama borcuna aykırılık hüküm ve sonucu doğurmaz. Türetme belgesinin işverene ait olması halinde artık icadın korunmasına ilişkin hükümler geçerli olacaktır. Beratın bir üçüncü şahsa ait olmasında ise, belge sahibinin üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği belge konusu yöntem, esasen işletmeye ait meslek sırrı olmaktan uzaktır. Sırrı açıklayan işçi ile berat sahibi olan kimse arasındaki ilişki de, işçinin işverene karşı olan sadakat borcuna aykırılık teşkil etmez. Aynı şekilde berat işçiye ait ise veya berat içeriğinde bulunaan sırrın ait olduğu yenilik işçi tarafından vücuda getirilmiş ise işverene ait sır kavramı ve bunun korunmasından söz edilemeyecektir. b) Subjektif Unsur İşverenin bir şeyin sır olarak belirlenmesine yönelik amaç, menfaat ve iradesini ifade eder. Bir de işletmenin niteliği icabı bir şeyin sır olarak saklanmasını gerektiren ciddi sebepler varsa sübjektif unsur gerçekleşmiş olur. İşverenin kamuya ve özellikle rakiplerine açıklamak istemeyeceği bütün mesleki özellikler, gerek işletme ve gerekse işverene ait ticari, teknik durum ve olayların, işverenin kişisel ve mali ilişkilerinin başkalarına açıklanması borca aykırılık teşkil edecektir. Şu halde irade, sır ilişkisini ortaya koyan bir unsurdur. Subjektif unsur, hukukun temel ilkeleri ile bağlıdır. Kanuna veya ahlaka aykırı sırlar mesleki sır kavramına sokulamaz. Zira sadakat ve sır borcuna aykırılık ancak, gizli tutulma iradesinin hukuken korunmaya değer olması halinde bir anlam kazanır. Bu nedenle işçi ile işveren arasında menfaat çatışması olan hallerde - haksız rekabet hükümleri saklı kalmak kaydı ile- korunmaya değer sır kavramından söz edilemez. Örneğin kendi işletmesi ile iş ilişkisinde bulunan bir işletmede çalışan bir işçinin, bu işletmenin ödeme gücünden yoksun olduğunu öğrendikten sonra kendi işletmesinde bu sırra karşı önlemler almış olması, sadakata aykırılık teşkil etmez. Yine bir başka yazar, iş ve meslek sırları kavramında şu unsurları aramaktadır. Öncelikle sırrın herşeyden önce işletme ile ilgili olması gerekmektedir. İşletme ile ilgili olma kavramı, sırrın ticari, teknik ve veya personele ilişkin olması anlamına gelir. Sayılan alanlarda örneğin, üretim teknolojisi, özel üretim biçimleri, üretim biçimleri, bir makinanın konstrüksiyonu, işletme organizasyonu ve özel bir ürünün içeriği vs. konulardaki bilgiler girebilir. İş sırlarından bahsedilebilmesinin ikinci şartı, işletme ile ilgili bilginin sadece belirli bir çevre tarafından biliniyor olmasıdır. Yani sözkonusu bilgiye sahip olanlar kapalı bir çevre oluşturmalıdırlar. Fakat bu çevreyi oluşturanların sayısı kural olarak önemli değildir. Ancak genişlediği ölçüde de kapalı olma özelliğini kaybeder. Bir üretim tekniğinin herkes tarafından tanınmakta olması da mutlaka sır vasfını kaybetmiş olması demek değildir; bir tekniğin o işletmede belli bir sonuca ulaşmak amacı ile kullanıldığının bilinmemesi, diğer şartlar da varsa, iş sırrı olarak kabul edilmesine imkan verebilecektir. Diğer bir şart bir bilginin kolaylıkla öğrenilemeyecek olmasıdır. Buna göre aleniyet kazanmış bilgiler sır değildir. Bir de bilgiye sır vasfını verebilmemiz için işverenin haklı menfaaate sahip olması gerekmektedir. Açıklandığı taktirde işverene ekonomik bir zarar getirecek olan her bilgi, belirlenen şartların da mevcudiyeti halinde sır olarak kabul edilecektir. Son olarak işverenin bilgiyi gizli tutmak yönünde bir iradesinin varlığı şarttır. Bu irade açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. 2- SIR SAKLAMA BORCUNUN UYGULAMA ALANI I) SIR SAKLAMA BORCUNUN SÜRESİ İşçinin sır saklama borcu iş ilişkisin devamı müddetince işçinin öğrendiği tüm olaylar ve işverenin kendisinden saklanmasını istediği sırları kapsamaktadır. Sır saklama yükümlülüğünün ihlali, genellikle bir sırrın açıklanması ile ortaya çıkmakla birlikte, iş sırları alanında borca aykırılık, sırra vakıf olan işçinin bunları kendi menfaatleri için kullanması halinde de sözkonusu olur. Akit süresince işçinin, işverene karşı rekabet teşkil edecek bir faaliyette bulunamayacak olması, bu hususu zaten kapsamaktadır. Doktrinde, sır saklama borcunun, sözleşmenin kurulmasından başlayarak sözleşmenin bitmesi ile sona ereceğine değinilmekte ve sözleşmenin kurulmasından önce sözleşme görüşmeleri sırasında öğrenilen sırların açıklanmasının da; "sözleşme görüşmeleri sırasında kusur" (culpa in contrahendo) nedeni ile tazminata yol açacağı vurgulanmaktadır. Culpa in contrahendo kavramı, edim yükümlülüklerinden bağımsız bir borç ilişkisidir. Henüz kurulmamış olan borç ilişkisine rağmen, üçüncü kişiyi koruma altına almak amacını güder. Bunun sonucu olarak, henüz sözleşme tarafı olmayan bir kimse, uğradığı zararı sanki bir sözleşme kurulmuşcasına tazmin olanağı bulur. Pek tabii olarak bu durumun yararı, isbat rejimi bakımından zarara uğrayan alacaklıya değil, borçlu olduğu için kusurlu olmadığı isbat zorunda kalacak olan tarafa, isbat külfetinin yüklenmesidir. Ayrıca duruma göre söz konusu olabilecek olan objektif sorumluluk alacaklıyı daha fazla tatmin eder. Ancak burada önemli olan bir nokta, daha sonra taraflar arasında sözleşmenin kurulması durumunda, bağımsız kanuni ilişki niteliğinde bulunan ilişkinin varlığını koruyup koruyamayacağıdır. Bir görüşe göre, bağımsız borç ilişkisi varlığını, sözleşmenin kurulmasından sonra da aynen ve müstakilen korunur. Diğer bir görüşe göre ise bağımsız borç ilişkisi, sözleşmenin kuruluşundan sonra esas borcun kapsamanı dahil olur. Böylece borç ilişkisi esas edim ve koruyucu edim yükümlülüğü ile birlikte devam eder. Bu iki farklı görüşün önemi şuradadır. Eğer bağımsız borç ilişkisi, hizmet sözleşmesinin kuruluşundan sonra da varlığını, temel borç ilişkisi dışında, müstakilen koruyorsa, hizmet sözleşmesinin sona ermesi ile bu bağımsız borç ilişkisi sona ermez. Bu durumda, işçinin sır saklamaya dayalı sadakat borcu akdi bir zamanaşımı süresi içinde devam edecektir. Eğer bağımsız borç ilişkisi sözleşmenin kuruluşu ile birlikte esas borç ile birleşiyor ise bu taktirde esas borç ilişkisinin sona ermesi ile birlikte, bu bağımsız borç ilişkisi de sona erer ve bunun sonucu olarak, sır saklama yükümlülüğü de sona ermiş olur. Bunun dışında, sır saklama borcunda süreyi kanuni ve akdi sır saklama borçlarında süre olarak ikiye ayırabiliriz.. Sır saklama borcu, hizmet ilişkisinden doğan bir yüküm olduğundan, borcun başlama anı işçinin fiilen işe başladığı an değil, sözleşmenin kurulma andır. Borç kural olarak hizmet ilişkisinin devamı süresince devam eder. Devamdan amaç hukuki ilişkinin var olduğu zaman sürecidir. Yoksa sözleşmenin askıda kalmış olması veya çalışmanın fiilen sona ermiş olması hali, hizmet ilişkisi hukuken devam ettiği sürece, sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İşveren veya işçi, önel tayini yolu ile feshi ihbarla veya haklı nedenle sözleşmeyi sona erdirmeleri halinde genel anlamda sır saklama borcu ortadan kalkacaktır. Sır saklama yükümlülüğünün, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra da devam etmesi sözleşme konusu yapıldığı hallerde, borcun sona erme süresi, sözleşmenin sona erme şekillerine göre farklılık gösterir. İşverenin önel tayini ile hizmet ilişkisini sona erdirmesi halinde, sır saklama yükümlülüğü devam edecektir. Borçlar Kanunu m.352"de "iş sahibi akdin feshini muhik gösterecek şekilde işçinin bir kusuru mevcut olmadığı halde akti feshettiği veya işverenin feshi haklı gösteren bir kusuru yüzünden akit işçi tarafından feshedildiği taktirde rekabet yasağına aykırı hareketten dolayı dava açılamaz." Burada madde, lafzına göre değil de konuluş amacına göre yorumlanırsa, haklı fesih sebebi oluşturmakla beraber işçinin kusuruna dayanmayan hallere uygulanmaz ve kusura dayanmayan bu durumlarda rekabet yasağı ortadan kalkar. II) UYGULAMA ALANI Mesleki sır kavramında aranılacak subjektif unsur nedeni ile, haksız rekabet unsuru açısından sır veya sırrın açıklanması teşkil etmeyen haller, iş hukuku bakımından borcun ihlali sayılabilmektedirler. Haksız rekabet, serbest rekabetin önlenmesi ve rekabet alanının tamamen bertaraf edilmesi halidir. Şu halde bir fiilin haksız rekabet hukuku açısından sır saklama borcuna aykırılı olup olmadığının saptanmasında, işverenin rekabet yeteneğinin sınırlandırılıp sınırlandırılmadığının araştırılması gerekmektedir. Halbuki iş hukuku açısından, aynı şartın aranmasına özellikle Türk Hukuku açısından gerek yoktur. Ticaret Kanununu 57. Maddesi ile de öngörülmüş olan sır saklama borcu, hizmet aktinin bitiminden sonraki sır saklama yükümlülüğünü düzenler ve işverene haksız rekabet hükümleri gereğince korunma olanağı sağlar. Diğer taraftan madde iyiniyet kaidelerine aykırı olarak öğrenilen sırları kapsamına aldığından, uygulama alanı oldukça dardır. İş Hukuku açısından sır saklama borcunun konusu ise öncelikle, iyiniyet kurallarına aykırı olarak öğrenilen sırları içermenin yanısıra, hizmet ilişkisi devamınca saklanması zorunlu olan ve kendisine verilen iş nedeni ile öğrenilen sırlardır. Bu açıdan sır saklama borcu, doğrudan doğruya sadakat yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiğinden, haksız rekabetteki sır kavramından farklı bir yoruma ihtiyaç duymaktadır. Şu halde işverenin rekabetinin engellenmiş veya tamamen ortadan kalkmış olması şartı aranmaksızın, iş hukuku yönünden şartları gerçekleştiğinde, borca aykırılığa hükmolunacaktır. Sır olarak saklanmayan bir mesleki sırrın, işçinin gözetimi veya üçüncü bir şahsın vermiş olduğu bilgiden kaynak alıp almaması önemli değildir. Yeter ki üçüncü şahsın verdiği bilgiyi iyiniyet kurallarına aykırı olarak öğrenmeye kalkışmış olmasın. Bu durum haksız rekabet kuralları uyarınca çözümlenir. Sır saklama borcunun muhtevasına, öncelikle işletmeye ilişkin imalat ve iş sırları girer. İş Kanunu m.17 bend II, f, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak haklı fesih sebebi sayılmakta, doktrinimizdeki bir görüş de sır saklama borcunun muhtevasını oluşturan unsurları yukardaki gibi mesleki sır kavramı etrafında toplamaktadır. Bir işyerinde çalışan işçinin, işverene ait mesleki ve ticari sırları öğrenme ve müşterilerini tanıma olanağı karşısında, ona karşı rekabete girişme sorununu da oluşabilmektedir. İşçi sadakat borcu dolayısıyla hizmet sözleşmesi devam ettiği müddetçe böyle bir davranışta bulunamaz. Ancak işçi herhangi bir sebeple işyerinden ayrıldıktan sonra rekabete girişebileceği için, bu durumda sorun daha çok önem kazanmaktadır. Bunu önlemek için işveren hizmet sözleşmesi aktedildiği sırada, işçinin sözleşmenin bitimi sonunda, rekabet yapmayacağını taahhüt eden bir hükmün hizmet aktine konulmasını isteyebilir veya işçi ile bu konuda ayrı bir sözleşme yapabilir. Borçlar Kanunu 348-352 de rekabet yapma yasağına ait anlaşmanın geçerli sayılmasını bazı şartlara bağlamakta ve bu hususta bir sınırlama da getirmekterdir. Buna göre rekabet yasağı işçinin iktisadi yönden geleceğini tehlikeye sokmayacak şekilde zaman, yer ve işin türü itibariyle sınırlandırılmış olmalıdır. Yasakoyucu, Borçlar Kanunun f 2"de iş sırlarına nüfus eden bir işçi için de rekabet yasağı getiribileceğini kabul ederek, işçinin işyerinden ayrılması halinde, bir teşebbusün amacını gerçekleştirmesine, hizmet edecek özelliklerini koruyabilmesine imkan sağlamak istenmiştir. III) BORCA AYKIRILIĞIN MÜEYYİDESİ İşçinin sır saklama borcuna aykırı hareket etmesi halinde, işveren işçinin hizmet sözleşmesini İş Kanunu m.17 gereğince haklı sebeplerle feshedebilir. Mesleki ya da ticari sırlar, işyerinin başkalarının bilmediği kendine has imalat usulllerini ifade eder. Böyle bir sırrın ifşası işverene iş sözleşmesini bildirimsiz feshetmek hakkını verdiği gibi, bu yoldaki bir davranış ceza kanunu bakımında da suç teşkil eder. Aynı zamada suç teşkil eden ve işverene iş sözleşmesini bildirimsiz feshetmek hakkını veren mesleki ya da ticari sırrın rakip bir işverene açıklanmış olması da gerekli değildir. İşyeri veya işveren için gerçekten suç teşkil eden bir hususun herhangi bir kişiye sızdırılması, o kişinin bundan yararlanabilecek durumda olması yeterli sayılmalıdır. İş kanunun 17. Maddesinde, aykırılık sonucunda işveren sahip olduğu fesih hakkından başka ayrıca tazminat isteme hakkı saklı kalacaktır.( İş Kanunu m.18) SONUÇ İşçinin sır saklama borcu sadakat borcunun en esaslı kollarından biridir. Buna göre İş Kanunun da açıkça öngördüğü gibi sadakat borcuna aykırı davranış olarak olumsuz edim yükümlülüğü içeren susma borcunun rekabet yasağı ile yakından ilgisi vardır. Şöyle ki sır saklama borcu aslında kanundan doğar, ancak kapsamını genişltmek ve hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra da devam edilmek maksadı ile sözleşme ile de getirilebilir. İşte sözleşme ile kararlaştırılan sır verme yasağı hukuki niteliği itibariyle bir rekabet yasağı sözleşmesidir. Ancak rekabet yapmama borcunun işletme ile devredilebilme olanağı akti sır saklama borcunda olamaz. Çünkü sır konusu olan sujeler arasında kaldığı müddetçe sırdır. Aktif suje değişikliğine yol açacak bir olayda borca aykırılık gerçekleyecektir. Gene sır konusunda mesleki sır kavramı geniş tutularak, işveren yararına sonuçlar çıkarılması mümkündür. Sonuç itibariyle sırrın ifşası işverene akti haklı sebeple fesih etme olanağı vermekte ve işçi de kanundan doğan haklarından özellikle kıdem tazminatı başta olmak üzere yine kanunun koyduğu engelle mahrum kalmaktadır. Yazar: Av.Sabit Büyükkara -01/05/2002