Sağlık Hukuku Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Kaynak Ekle | Giriş
Yeni Türk Ceza Kanunu ve Hekimler (Panel)
By Av.feyz Pazarbaşı | On 29-09-2006 | In Sağlık Hukuku Makaleleri | 17341 Viewings | Rated
Av.feyz Pazarbaşı




Profil >
İSTANBUL TABİP ODASI

PANEL

YENİ TÜRK CEZA KANUNU VE HEKİMLER

Moderatör
Dr. Yıldırım Gülhan / İTO Etik Kurul Başkanı

Yeni TCK ve Hekimlikte Yeni Dönem
Doç. Dr. Faik Çelik / TTB Yüksek Onur Kurulu Üyesi

Hukukçu Gözüyle Yeni TCK
Av. Turgut Kazan / İstanbul Barosu Eski Başkanı


Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu
7 Nisan 2005, Perşembe
Saat: 13.30 - 16.30


     SUNUM:

     İstanbul Tabip Odasının düzenlediği "Yeni Türk Ceza Kanunu" konulu toplantıya hoşgeldiniz.

     PROF. DR. GENCAY GÜRSOY
     İstanbul Tabip Odası Başkanı

     Hepinize hoşgeldiniz.

     Bugün biraz geç kaldığımız bir konuya tartışacağız.

     Aslında Türk Tabipler Birliği ve tek tek tabip odaları, uzun zamandır yeni yasanın içinde gizlenmiş tuzak maddeleri ortaya çıkarmak için amatörce bir çaba içindeydiler.

     Ama böyle sistematik bir çalışma ancak Türk Tabipler Birliği Hukuk Bürosu tarafından bundan yaklaşık 1 ay önce yapıldı ve geniş olarak problemli maddelerin dökümü çıkarıldı. Düzeltilebilecek ve düzeltilmesi mümkün olmayan maddeler ve anlayış farkları vurgulandı.

     O zamandan bu zamana basın alanında da biraz (belki bizlerden daha geç kalarak) problemli maddeler yeni yeni gündeme getirilmeye başlandı.

     Bu toplantıda da yine aynı doğrultuda bir çabayı gerçekleştirmeye çalışacağız.

     Bugüne kadar Türk Tabipler Birliği ve tabip odaları olarak hükümetin "sağlıkta dönüşüm programları" ile ilgili çok ciddi endişelerimiz, karşı görüşlerimiz ve eleştirilerimiz vardı. Bunlar devam ediyor.

     Fakat bütün bu farklı yaklaşımların yanında, AKP iktidarının demokratikleşme konusunda olumlu bir çaba içinde olduğu izlenimi hakimdi Türkiye'de.

     Bu son ceza yasası sürprizi ile o konuda da beslenen güvenin çok yerine oturmadığı endişesi ve görüşleri hakim olmaya başladı.

     Bizim alanımızla ilgili bazı uygulamaların taraflarla yüz yüze oturup, tartışıp karar verilerek yapılması mümkün iken; daha tepeden inme bir anlayışla yapılmaya çalışıldı.

     Zaman içinde sanki bu yaklaşımın daha anlaşılabilir, daha uzlaşıcı bir yönde değiştiği izlenimi içindeyiz. Ama bundan da emin olmak istiyoruz.

     Değerli Dostum Turgut Kazan, yakın zamanda hükümet yetkilileriyle genel çerçevede bu meseleyi tartışma olanağını da buldu diye düşünüyorum. Bizim spesifik konumuzu tartışırken, umarım ki bu konudaki izlenimlerini de bize aktarır.

     Konuşmacı arkadaşlara şimdiden teşekkür ediyorum.

     Sizlere de katıldığın için teşekkürlerimi sunuyorum.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Ben de herkese tekrar hoşgeldin diyorum.

     26.9.2004'de kabul edilen ve 12.12.2004 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununu (bizim kısaca Yeni TCK dediğimiz) tartışmak, bilgi sahibi olmak ve konuşmak üzere buradayız.

     1 Nisan 2005 tarihinde uygulamaya başlayacaktı ama yapılan itirazlar sonucu uzatıldı.

     12.10.2004 tarihinden beri çeşitli toplantı ve kesimlerde dile getirildi bu kanun. Ancak büyük kesimler tarafından gözardı edildi.

     Mart ayında basın tarafından ciddi olarak ele alındı; çünkü basını da çok etkileyen bir kısmı vardı. Basının baskısı çok kuvvetliydi ve o nedenle de gündeme taşındı.

     Tabii hekimler açısından da çok ciddi boyutları vardı. Ama hekim kuruluşları tarafından çok fazla kamuoyu önüne getirilemedi bu konu.

     Ancak basının ve diğer birtakım kuruluşların bastırmasıyla bunun uygulanması 1 Haziran 2005 tarihine ertelendi.

     Sonuçta çok ciddi olduğunu hepimiz gördük meslek odaları ve diğer kuruluşlar olarak. Artık bir şeyler yapmak gerekliliğini hissediyoruz.

     O nedenle bu toplantıda Yeni Türk Ceza Kanununu tartışacağız.

     Buradan çıkacak sonuçları hekim kamuoyunun sahiplenmesini desteklenmesini, bu konuda çalışanlara destek vermesini ve çıkacak ortak görüşlerimizin hekim örgütümüz tarafından ilgili yerlere iletilmesini arzu ediyorum.

     Konuşmacılarımızı sizlere tanıtmak istiyorum:

     Uzun süreden beri çeşitli birimlerde bu konuyu aktaran, bilgilendiren, konuşan Yüksek Onur Kurulu üyesi Sayın Faik Çelik.

     İstanbul Barosu Eski Başkanı Sayın Avukat Turgut Kazan.

     Hoşgeldiniz.

     İlk olarak Sayın Doçent Doktor Faik Çelik'i davet ediyorum.

     Buyurun.


     DR. FAİK ÇELİK

     Sayın Başkan, değerli ve duyarlı konuklar.

     Merhaba,

     Açış konuşmasında gerek Oda Başkanımızın, gerek panel Başkanımızın mahcup ifadelerle söylediği "bu işte geç kalınmıştı" sözlerini, ben çok açık söylüyorum: Evet,bu işte geç kalınmıştır.

     İyi ki gazeteciler vardı ve onların sesi çıktı, silahlarını iyi kullandılar ve bu işi gündeme getirdiler.

     Biz de kıyısından, köşesinden bu işe katılma, şansını elde ettik.

     Bu sitemimi net olarak iletiyorum.

     Türk Ceza Kanununun eskisi 1926 tarihini taşıyor. 60 kez değişikliğe uğramış.

     Gerçekten çağın çok gerisinde kalmış bir yasaydı, değişmesi gerekiyordu.

     Değişti. İyi de oldu. Güzel, çağdaş hükümler içermekte. Türk hukuk sistemine getirdiği güzel maddeler ve hükümler var.

     Ama hekimlik açısından bizi sıkıntıya sokacak birçok madde de var.

     Ben tarafım, sizden,hekimde yana tarafım burada; peşinen söyleyeyim.

     Hekim gözüyle, hekimden yana olarak birtakım maddeleri irdelemeye çalışacağım. Bu maddeler içinde eleştirdiğim maddeler de, beğenip de size aktarmak istediğim maddeler de olacak.

     Bir de meslek hayatımızda hep karşılaşacağınız maddelere de kısaca değineceğim.

     Dediğim gibi geç kalınmıştır ama zararın neresinden dönülse kardır. Umarım buradan çıkan sonuçlar ilgili yerlere duyurulur.

     Yeni Türk Ceza Kanununu 4 - 5 aydan beri çeşitli birimlerde anlatıyorum.

     Bizim sağlıkta Anayasamız, 1219 Sayılı Yasa. Tarihi, 1928. (arada birtakım yasalar var)

     2005 yılında ise 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu geldi

     Dikkatinizi çekmek istiyorum: Arada bizim mesleğimizi tanımlayan, bizim adımızı koyan hiçbir yasa yok. Malpraktis Yasası, Temel sağlık yasası ve de bizi anlatan herhangi bir yasa yok.

     Bunun sorumluluğu kimde?

     İşin kolayına kaçarsam; 1920'den beri Sağlık ve İçtimai Muavenet Vekaletinden bugünkü Sağlık Bakanlığına kadar gelmiş geçmiş tüm bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler, siyasi partilerin payı var.

     Ama asıl sorumluluk; 1953 yılında kurulmuş olan meslek örgütümüz Türk Tabipler Birliği'nde.

     Bunun çok açık yüreklilikle şu anda TTB'nin bir mensubu olarak söylüyorum: Sorumluluk bizlerde, TTB'ye sahip çıkmayan sizlerde. Sorumluluk hepimizde.

     Yeni Türk Ceza Kanununda birtakım bilinmezlikler var. Tespit edebildiklerimi aşağıya sıraladım:

     Acaba malpraktis - hatalı hekimlik uygulamaları ağırlaştırılıyor mu? Hekimlerin kaderi, hakim ve savcının iki dudağı arasında mı?

     Hekim kasten adam öldürmeyle (şimdiye kadar söz konusu değildi bu) suçlanabilecek mi?

     Kısırlaştırma maddesi neyi hedefliyor?

     Meslekten alıkoyma; artık hakimin, savcının isteği ile mahkemelere mi veriliyor?

     Sır saklama yükümlülüğü (bizim Hipokrat'tan bu yana sahip çıktığımız bir ilke) acaba çiğneniyor mu?

     Rıza olmaksızın tedavi yasallaşıyor mu?

     Kısaca hekim potansiyel suçlu mu?

     Bu bilinmezlikleri şimdi birlikte irdeleyelim. Ama bunu yaparken 3 - 4 tane tanımı hatırlatmak zorundayım.

     Biz burada cezai sorumluğu, yani adli yargıda görülen ceza davasını konuşacağız. Hukuki, idari ve mesleki sorumluluğu pek dikkate almayacağız.

     Fakat hukuki sorumluluğu da teknik olarak hatırlatmak zorundayım. Çünkü bizim başımızı ağrıtan esas hususlardan biri de bu,tazminatlar.

     Her ne kadar yukarıda "cezayla hukuk birbirini bağlamıyor" deniyorsa da, pratikte tazminatlar ceza davalarıyla birebir paralel gidiyor. Bu nedenle önemli.

     Şimdi size 2004 tarihine ait Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun iki cümlesini okuyorum bunun önemini vurgulamak için: "Falan doktor 4/8 oranında kusurlu bulunmuştur. Karar: Aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açacağı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan, bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan zarar veren yana da dikkat ve özen gösterme konusunda etkileyecek bir yaptırımla caydırıcı olmaktır."

     Gerekçesi çok güzel.Ama gördüğünüz gibi bu bir nebze rahatlamanın bedeli; 240 milyar. İşimiz zor arkadaşlar.

     Dolayısıyla ceza davalarını ciddiye alacağız. Ama borçlar hukukundan kaynaklanan hukuki sorumluluğumuzu da hiçbir şekilde unutmayacağız.

     Suç çeşitlerine gelince; 2 tane temel suçumuz var: Taksirli ve kasıtlı suç.

     Taksirli suç:

     Burada kişi eyleminden doğacak sonucu bilmekte, bu sonucu istememekte ama gerekli önlemleri almamakta veya yetersiz almaktadır.

     Bizim şu ana kadar TCK'da yargılandığımız madde buydu. Bundan sonra da bununla yargılanacağız . Ama başka maddeler de geliyor.

     Bakın, sonucu biliyoruz ama istemiyoruz, yine de bunun için gerekli önlemleri almıyoruz.

     Kasıtlı suçta ise;

     Eylemin sonuçları biliniyor ve buna rağmen bilerek ve planlayarak yapılıyor. (Bunu hiçbir hekimin yapacağını düşünmüyorum)

     Örneğin aktif ötanazi en tipik bir kasıtlı suçtur.Sonucu önceden biliyorsunuz ama isteyerek yapıyorsunuz. Bu aynı zamanda bir etik sorundur.

     Taksirli suç içinde neler var?

     Dikkatsizlik; bir tıbbi girişim sırasında yapılmaması gerekeni yapmak

     Örnek: Hastaya alerjisi olduğunu bildiğiniz bir ilacı vermek veya kan grubunu yapmadan kan vermek vs.

     Tedbirsizlik; önlenebilir bir tehlikeyi önlemede yetersiz kalmak.

     Örnek: Karın kirli ama diren koymadan çıkıyorsunuz.Yabancı cisim unutuyorsunuz.

     Meslekte acemilik - yetersizlik: tartışmaya açık bir kusur,kime ve neye göre acemi ve yetersiz ? Tanımları maalesef yok.

     Özen eksikliği, dikkatsizlik ve tedbirsizlik dışında evrensel tıp değerlerini uygulamamak.

     Örnek: Size sorulan bir hastayı telefonla tedavi etmek. Hipovolemik şoktaki bir hastayı bekletmek vs.

     Emir ve yönetmeliklere uymamak, için örnek; icap nöbetlerine gelmemek,icabet etmemektir.

     Yeni TCK'da bu kusur çeşitlerinden sadece dikkatsizlik ve özen eksikliği ön plana alınmış. Burada iki tane yeni kavramımız var:

     Birincisi. Olası kasıt.

     (Demin söylediğim gibi hekimlikle kastı yan yana koymak nasıl bir mantıktır; ben çözemedim. Biraz sonra örneklerini verince siz de herhalde rahatsız olacaksınız.)

     İkincisi. Bilinçli taksir.

     Bu kavram başımızı çok ağrıtacak.

     Yeni Türk Ceza Kanununa göre "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır. Bu suça ait ceza 1/3'den yarısına kadar arttırılır."

     Bu önemli. Çünkü alınan cezanın arttırılması için bir gerekçe oluşturmakta.

     Bunun pratikteki uygulaması şu: Maganda kurşunu diyoruz şu düğünlerden maçlardan sonra atılan silahlar. Kişi o kurşunu sevinçle atar; birini öldürmek, yaralamak amacıyla atmaz. Ama o kör kurşun gidip birini vurur. İşte burada "bilinçli taksir vardır."

     Bu hekimlikte nasıl olabilir?

     Örnek: Kulak, burun, boğaz doktorusunuz, lokalle ameliyat yapıyorsunuz. iğne kırıldı, kemikte kaldı. Uğraşıyorsunuz ama çıkaramıyorsunuz. Kanama ya da başka nedenle ameliyatı sonlandırıyorsunuz. Hastanın şikayeti devam ediyor; gidiyor, geliyor. Fakat o iğnenin çıkarılması gerektiğini biliyorsunuz,hastaya söylemiyorsunuz; Hasta başka bir doktora gidiyor ve onu görüyor; size de o iğnenin kırıldığını gösteriyor.

     İşte bu bilinçli taksir.

     Çünkü o iğnenin kırılmasının birtakım şikayetler yapacağını öngörüyorsunuz ama gerekli önlemleri almıyorsunuz.

     Olası kasıt:

     Suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi.

     Örnek: Kişi bu suç tanımındaki unsurun gerçekleşebileceğini öngörmesine,kestirmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kasıt gerçekleşiyor.Kavşağa hızla girilince kaza olacağını bile bile hızla girerek yaralama ve ölüme sebebiyet vermek.

     Olası kasıt; aslında kasıt maddesinin indirim hükmüne giriyor TCK'da ama bizi de sokacak işin içine. Böyle bir sıkıntımız var.

     Örnek: Bir kardiyologsunuz. Koroner anjiyo yaptınız. Ancak hasta diyabetik, enfeksiyona çok eğilimli. Daha sonra bacakta morarma, siyanoz, kangrene kadar giden bir damar problemi çıktı. Belki de bir amputasyona kadar gitti,hatta hasta öldü.

     Bakın; diyabetik bir hasta, bunun enfeksiyona eğilimli olduğunu biliyorsunuz. Onun enfeksiyon kapmasını istemiyorsunuz ama sonuçta hastane enfeksiyonu sonucu hasta enfekte oluyor,uygun antibiotiği ampirik veriyorsunuz,antibiyogram yapmıyorsunuz,girişime yüksek şekerle giriyorsunuz,enfeksiyon kapınca da gerekli önlemleri almakta geç kalıyorsunuz veya yetersiz kalıyorsunuz. O yüzden hasta ya bacağını kaybediyor veya tümüyle hayatını kaybediyor.

     Bu olası kasıt.

     Birdenbire hekim taksirli suçtan çıkıyor, kasıt maddesi içine giriyor.

     Şimdi TCK'daki hükümleri madde madde inceleyelim

     Öncelikle suç için belirlenen çocuk yaşının 18 olduğunu söyleyeyim.

     18 yaşın altındaki çocukları, bir erişkin doktor muayene ederken suç işliyor mu? Bilemiyorum.

     Sayın Turgut Kazan'dan bunun yorumunu alacağız.

     Olası kasıt, taksir ve bilinçli taksirden bahsettim. Ama size daha sağlıklı olabilmesi için ikisinin birarada olduğu bir örnek vereyim:

     Sağ kolonda fleksurada yerleşmiş bir kolon tümörü yapacaksınız. Tümör invaze, etrafa yapışık. Siz de deneyimli bir cerrahsınız, iyisiniz.Bundan önce böyle çok vaka yaptınız, Tümörü çıkarmaya başlıyorsunuz. Ama bakıyorsunuz ki o tümör alta doğru oldukça yapışık. Fakat hastayı tümörden kurtarmak için kendinize de güveniyorsunuz. Çıkarıyorsunuz kitleyi. Fakat bu arada kitleyle beraber böbreği de almak zorunda kalıyorsunuz,tümöre yapışık olduğu için.

     Siz ameliyat öncesi hastaya sadece kolon kanseriyle ilgili bir bilgi verdiniz, böbrekten söz etmediniz ki. Ama böbreği de almak zorunda kaldınız tıbbi nedenlerle.

     Şimdi siz ameliyat sonucunu, yani tümörle birlikte böbreğin de alınmasına kadar gideceğini biliyorsunuz veya kestiriyorsunuz. Ama buna rağmen ameliyattan vazgeçmiyorsunuz, devam ediyorsunuz.Ürolog çağırdınız mı, hayır !

     İşte bu bilinçli taksir.

     Hakim size sorur; "siz bunun yapışık olduğunu görmediniz mi? MR'da belli değil miydi?"

     "Evet, gördüm." Ama çıkarabileceğimi düşündüm,işte tam bilinçli taksir.

     Peki, bu hasta tek böbrekliyse ve siz bunu araştırmadıysanız veya tek böbrekli olduğunu bilerek yaptıysanız.

     İşte size olası kasıt. Kurtulma şansınız yok.

     Madde 24'ü özellikle genç uzmanlara ve asistanlara hatırlatmak istiyorum: "Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olamaz."

     Örnek: Bir trafik kazası geldi. Uzmanınız size dedi ki "bunu BT'ye gönder." Hasta ağır; görüyorsunuz ama uzmanınız öyle uygun gördü, gönderdiniz.

     Burada sizin bir sorumluluğunuz yok.

     Ama 3. fıkra göre "konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi taktirde yerine getiren ve emri veren sorumlu olur."

     Örnek: Size hoca ameliyathanede dedi ki "benim çok önemli bir işim çıktı, gitmek zorundayım. Bu hastanın sol gözünde retinablastom var; alıver." Genç uzmansınız, hocanız emretmiş; giriyorsunuz. Fakat dosyaya bakmıyorsunuz, hocanıza güveniyorsunuz. Zaten sol tarafı da asistanlar boyayıp hazırlamışlar. Ama retinablastom sağda. Gözü de çıkardınız.

     "Emri bana hocam verdi" diyemezsiniz. Kesinlikle siz de en az onun kadar sorumlusunuz. Kurtuluşunuz yok.

     Bu nedenle eğer suç teşkil eden bir şey varsa;. Ya yapmayacaksınız, ya da yapmayacaksınız.

     TCK'nın 49. maddesi: hapis cezalarını tarif ediyor,1 seneden az olan kısa süreli hapis cezaları. Diğerleri 20 seneye kadar giden uzun hapis cezası.

     Bu neden önemli?

     Kısa süreli hapis cezaları, adli para cezalarına çevrilebiliyor.

     Ayrıca başka seçenekler de var,çağdaş, güzel, seçenek veren, bir madde.

     Ama E fıkrasına geçiyoruz; "gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak suç işlemiş durumunda, mahkum olunan cezanın yarısından 1 katına kadar süreyle meslek ve sanatı yasaklama."

     Örnek: Siz 6 aylık bir ceza aldınız.

     Bu cezanın 1 katı veya yarısı kadar da sizin diplomanızı elinizden alma, mesleğinizi engelleme gibi bir ceza getiriyor.

     Şu ana kadar yıllardır meslekten geçici olarak men etme hakkı, Türk Tabipler Birliği'ne aitti, yani bizim meslek örgütümüze ait bir yetki. Bu yetkiyi mahkemelere vermek son derece sakıncalı. Mahkemelere bu yetkiyi vermemek gerekir.

     Ama burada var; bu yetki verilmiş.

     Bunun ivedilikle düzeltilmesi lazım.

     Zaten bilinçli taksir varsa; adli para cezasına falan çevrilmesi de söz konusu değil.

     "2 yıl veya daha hafif hapis cezası ertelenebilir" deniyor.

     Yine meslekle ilgili bir madde var. "Eğer kişi, kasten (olası kasıt da olabilir) bir suç işlemiş ise; mesleğini icra etmekten ömür boyu yasaklanabiliyor."

     Hekimle kastı ben bağdaştıramadım ama o mahkeme olası kasıtla sizi bağdaştırdı. Sizin diplomanızı alıp, ömür boyu sizi meslekten men etme hakkına sahip bu maddeyle. Bu kabul edilemez.

     Bu maddede;

     Kasıt yok , taksir var. Demin söylediğim gibi sonucu istemiyorsunuz ama yaptınız.

     Taksirli suç; yargılandığımız madde bu.

     Lütfen kırmızıları dikkate almadan okuyalım: "Belirli bir meslek veya sanatın gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde 3 aydan az veya 3 yıldan fazla olmamak üzere meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına karar verilebilir."

     Tamamen bizim mesleğimizi tarif ediyor.

     Kırmızıları dikkate alırsanız aslında bu madde; alkollü ya da uykusuz araç kullanan, aracını devirip yaralama veya ölüme sebebiyet veren şoförler için yapılmış.

     Ama bizi şoförlerle aynı tutan bir madde. Son derece açık.

     Biz alkollü şoförlerle aynı kefeye konulup, diplomamızın bir şoför ehliyetiyle aynı tutulmasını kabul edemeyiz. Etmemeliyiz. Bu konuda tepkimizi çok net vermeliyiz.

     Kesinlikle şoförlük mesleğini veya şoförleri küçümsediğimi düşünmeyin.

     Ama bize "hekimlik; tehlikeli meslek, ilkeli meslek, riskli meslek, kutsal meslek vs" diyorlardı. Nerede?

     Madde 66'da zamanaşımı arttırıldı.

     Bence çok ta iyi oldu. Çünkü davalar 7 sene sürüyor ortalama; hepsi de düşüyor. .

     Yine 73. maddeyi son derece çağdaş ve uygun buluyorum.

     Özellikle 8. şıkka dikkat ederseniz, "fail - hekim suçu kabullenir ve 'evet, ben bir hata yaptım. Kabul ediyorum' derse ve mağdur olan davalı da 'evet, suçu kabul etti. Bana gerekli tazminatı da verecek' diyorsa; dava ya açılmaz veya açılırsa da düşer" hükmü var.

     Bu şimdiye kadar illegal olarak yapılan bir işti; "mahkeme açma, ben sana şu parayı vereyim" deniliyordu hastaya ya da hasta sahibine.

     İllegal yapılan bu işi, yasal hale getirdiler.

     Bizim başımızın belası; taksirli suçlar:

     "Eğer taksirle bir insanın ölümüne neden olursa, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılır."

     Bu 3 yıldı ve ertelenemiyordu.

     Ama Haziran'a erteleme kararında bunu 2 yıla indirdiler. Dolayısıyla bu cezanın ertelenmesi artık söz konusu oldu.

     Bir ameliyat veya tıbbi bir girişim ya da herhangi bir medikal tedavi yaptınız. Hastanın ölümüne neden olduysanız; cezanız 2 yıldan 6 yıla kadar hapis..

     Madde 89. Ölüme değil de yaralamaya sebebiyet verdiniz.

     Burada dikkatinizi çekiyorum. "Başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi; 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezasına çarptırılır."

     Bana acıyı tarif edebilir misiniz; acı nedir? Acının bir tanımı var mı?

     Gönül yarası bir acıdır. Vicdan azabı da bir acıdır. Muğlak.

     Şuna "zarar" deyin; bir maddi zarar olsun. Çünkü yaralamayı tarif ediyorsunuz.

     Zaten "algılama yeteneğinin bozulması" diye bir ruhsal durumdan bahsediyorsunuz.

     Ama bizleri çok sıkıntıya sokacak bir madde ve gene hapis cezası.

     Devam ediyor: "Duyu ve organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması."

     Örnek: Ortopedistsiniz; alçıya aldınız. Ama kolunu kullanmadı, fizik tedavi de uygulanmadı. Kol zayıflıyor.

     Devam ediyor: "Kemik kırılması, sürekli konuşma zorluğu."

     Örnek: Tek taraflı sinir kesisi yaptınız.

     Hepimizin başına geliyor. Hastanın sesinde, konuşmasında, tonalitede bozukluk oluyor, çabuk yoruluyor.Aslında bu bir komplikasyon, yani izin verilen risk içinde ama burada ağırlaştırıcı oluyor.

     Devam ediyor: "Yüzünde sabit iz ve prematüre doğum."

     Örnek: Siz bir kaza geçirdiniz, kolunuz kırıldı. Genel anestezi altında repozisyon yapıldı. Her şey başarılı. Fakat erken doğum yaptınız. "Bana verilen anestezi neticesinde veya ağrı şokundan prematüre doğum yaptım" dedi.

     3 ayla 1 yıl hapis cezasınız, yarısı oranında arttırılıyor,tehlikeli bir madde. Neden böyle bir şeye gerek duyulmuş?

     Bence tabiplerin görüşü alınmamış veya istenmiş de yanıt gitmemiş. Ama bu yasa hazırlanırken, hekimlere danışılmamış.Bu çok net ortada.

     Devam ediyor: "İyileşmesi olanaksız hastalık veya bitkisel hayata, duyu veya organ fonksiyon kaybına, konuşma ve çocuk yapma yeteneğinin kaybolmasına, düşüğe, yüzün sürekli değişimine neden olmuşsa."

     Ceza 1 kat daha arttırılır.

     Burada da çok önemli bir şey söyleyeceğim. Bitkisel hayatla düşük bir tutuluyor.

     Bitkisel hayata girmeye sebep oluyorsanız, cezanız şu kadar arttırılıyor.

     Düşüğe sebep olursanız da aynı…

     Nedir bunlar ? düşük, prematüre doğum? Bu kavramlara merak niye?

     Madde 83, "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi."

     Yine çok tehlikeli ve tuzak maddelerden biri.

     Biz hekim olarak gönüllü garantörlük üstlenmişiz; öngörülen bir tehlikeye karşı ihmali davranış yaparsak, garantörlüğümüzü uygulamamış oluruz.

     "Belirli bir yükümlülüğün ihmaliyle ölüme neden olan kişi hakkında …… falan falan."

     En iyimserinin altını çizdim; 15 yıl hapis cezası.

     Örnek: Yanlış entübasyon oldu. Ameliyatın bir safhasında fark edildi gerekli müdahaleler yapıldı ama hasta hipoksikansefalopatiye girdi, yoğun bakıma alındı.Cerrah kendisinin neden olmadığı bu durumda, (çünkü hasta dönüşümü olmayan bir noktada) "bu tamamen anestezistin hatası, anesteziden oldu" dedi.

     Hasta yoğun bakımda yatarken, içeriden bir haber gitti; "hastadan da ümit kesildi;onun için ilgilenilmiyor" diye.

     Bunun üzerine hasta sahibi dava açtı. "1- Hastanın hipoksikansefalopatiye girmesine neden oluyorsunuz. 2- Hastanın tedavisinde de ihmalkar davranıyorsunuz."

     Bunun sonucu, en az 15 yıl hapis cezası.

     "Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisine basit tıbbi müdahale."

     Size göre tırnak çekmek zor; bana göre basit.

     Bana göre sünnet zor; size göre basit.

     Bir küçük dikiş basit mi?

     Basit tıbbi müdahaleyi bana tarif edebilir misiniz? Yok açıklık yok.

     Çünkü hukukçular almış, kes-yapıştır yapmışlar; hekime sormamışlar. Böyle muğlak birtakım ifadeler yasada çokca yer alıyor.

     Bir Aziz Nesin'lik madde daha: "insanlar üzerinde bilimsel deney yapan."

     Bir şeyi hem bilimsel kabul ediyorsunuz, hem yasaklıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?Bilimi inkar mı ediyorsunuz ?

     Bilimsel ise, bilimselliğin gereği neyse odur.

     Deyin ki "insanlar üzerinde deneysel çalışma yapılamaz."

     İmzamı atıyorum. Tabii insanlar üzerinde kimse deneysel çalışma yapamaz. Her şeyin kuralı vardır.

     Ama siz önce bilimsel diyorsunuz; sonra da "1 ila 3 yıl hapis cezası" veriyorsunuz.

     Eğer ölümle sonuçlanırsa; "kasten adam öldürmekten" yargılıyorsunuz.

     Bu komedi. Böyle şey olmaz. Bilimsel dediğiniz şeyi ya kabul edersiniz; ya da bilimsel değildir der, kabul etmezsiniz.

     "Çocuklar üzerinde hiçbir surette bilimsel deney yapılamaz."

     Bu maddenin değiştirilmesi çok sevindirici, çok güzel.

     Bu da bundan sonra bazı aksaklıkların düzeleceği konusunda umutlandırıyor. En azından ben umutlanıyorum.

     Eğer bu madde değişmeseydi, hiçbir çocuk hekimi tez ve çalışma yapamayacaktı. Aşılar, çocuk hastalıkları falan hepsi muallakta kalacaktı.

     "Organ ve doku ticareti."

     Bu madde; çağdaş, güzel düzenlemeleri içeriyor. Korneada belirsizlik olduğu söyleniyor.Eskisi gibi değişen bir şey yok.

     Madde 99, "tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi 10 haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu durumda çocuğun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur."

     Bu madde zaten eski TCK'da da vardı. Bu yasada da 10 haftayı aşan gebelikte rızaya dayalı düşük hala yasak.

     Fakat çocuğun düşürtülmesine rıza gösteren kadına ceza niye? Zaten bedenini ortaya koymuş, yavrusunu kaybetmiş; bir de ona siz niye ceza veriyorsunuz? .

     Kürtajı resmen yasaklayamayan, Avrupa Birliği kapısından girme uğraşı verip de aile ve nüfus planlaması konusundaki kurallara uymak zorunda olduğunu hisseden bir zihniyetin kişiyi korkutmasından,cezalandırmasından başka hiçbir şey değil.

     Bu bir dünya görüşünün ifadesidir; korkutmaktır, yanlıştır.

     Eğer senin dünya, siyasi ve dini görüşün yasaklamayı gerektiriyorsa; "kürtaj yasaktır" diye koy yasağı. Diyemiyorsun.

     Papa bile bunu uygulayamamış.

     Papa deyince aklıma geldi. Papa pasif ötanaziye karşı çıktı ama kendisine pasif ötanazi uygulattı. "Ben Sistin Şapel'in duvarları arasında ölmek istiyorum, yoğun bakıma götürmeyin beni" dedi. Bu da ilginç bir ilahi adalet olsa .

     Devam ediyor. "Rızaya dayalı olsa bile, tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde gebelik süresi 10 haftadan fazla olan kadının çocuğunu düşürten, kadını beden ve ruh sağlığı bakımından bir zarara uğratmışsa."

     Örnek: Yaptınız kürtajı. Belki kadının kocasının haberi yok ama sonradan haberi oldu. Geldi, diyor ki "kadınım kürtajdan sonra benimle kavga ediyor, bana yemek pişirmiyor. Ruh sağlığı bozuldu."

     Hapis cezası; 2 ila 4 yıldan, hemen 3 ila 6 yıla çıkıyor.

     Çok muğlak ifadeler. Bunlar hiç tartışılmadan, düşünülmeden yapılmış maddeler.

     "Ölüm olursa, 4 - 8 yıl hapis."

     "Rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi halinde 1 ila 3 yıl hapis cezası."

     Yasaları açtım, okudum. Kısırlaştırma yapmaya yetkili olan bir tek kişi var; veteriner.

     Başka kim var yetkili; ürolog mu, kadın doğumcu mu, genel cerrah mı, onkolojiyle uğraşan cerrah mı? Belli değil.

     Yetkiliyi tabii ki hakim anlar; bilir ki kadın doğumcu, ürolog veya cerrahtır.Ama madde böyle,açık değil yani.

     TCK Madde 26, "İnsanın kendi bedeni üstünde hakkını kullanması, en doğal hakkıdır."

     Kısırlaştırma ne demek? Erkeğin sperm kanallarıyla kadının üreme organlarını kapatmak ve üremeyi engellemek. Rızaya dayalı bir iş.

     Madde 172, "Başkasının hayatına, sağlığına, mal varlığına zarar vermeye….falan devam ediyor. Radyologsunuz, radyasyon kullanıyorsanız 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası."

     Nedir bu hapis takıntısı? Hekimi hapsedince rahatlayacak mısınız?

     Dünyanın hiçbir ülkesinde hapis cezası uygulaması yok.

     Alman hukukunda var ama içtihatlarla uygulanmıyor. Hatalı hekim uygulamasından dolayı içeri giren bir hekim yok.

     "Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabibe 3 aydan 1 yıla kadar hapis"

     Örnek: Okul raporları vs, son sınıflarda çok veriyoruz. Ters bir durum oldu; şikayete maruz kaldınız. Hapisle cezalandırılıyorsunuz.

     Peki, hekimi yaptığı yanlışlardan dolayı cezalandırıyorsunuz. Hakimi yaptığı yanlıştan dolayı cezalandırıyor musunuz?

     Ben bir hata yaptım, kişinin kolunun kesilmesine neden oldum. Tabii ki cezamı çekeceğim.

     Peki, beni haksız yere 3 yıl içeride yatmaya mahkum eden hakim veya savcı, bunun hesabını veriyor mu? Hayır, koruma altında o.

     Ben niye koruma altında değilim?

     Benimki de en az hakim kadar kutsal bir meslek.

     Zaten bu, çok net. Hakim ve hekimle oynanmaz; şakası yoktur. İkisinin de yetkileri çok fazladır; yetkileri insan hayatına dönüktür. Verdiği yetkilerle insan hayatını alt - üst edebilir ve verdiği yetkilerle ortaya çıkan sonuç geriye dönüşümsüz olabilir. Bu nedenle hakim ve hekimin özel konumu var.

     Hakimi koruma altına alıyorsunuz. Hekimi ise dışlıyorsunuz.

     "Suç bildirme. Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirtiyle karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu 1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır."

     Eski yasada şöyleydi, "hekim önce tedavisini yapar, (kişiye yönelik şeyi hariç) bir suç varsa ve bu kişiye soruşturma gerektirmiyorsa daha sonra zabıtaya, adliyeye bildirilirdi." .Hem de para cezası idi.

     Örnek: Geldi hasta size. Bunun belirtisi ne; terliyor mu, kaşını gözünü oynatıyor mu, taşikardisi mi var? Önce polise haber vereyim, sonra tedavisini yaparım.

     Böyle bir şey olmaz.

     Ayrıca sır saklama yükümlülüğüne de aykırı bir olay. Bir şekilde suça bulaşmış olabilir o kişi. Bu, onun tedavisini engellenmenin dışında hiçbir yarar getirmeyecek bir madde.

     "Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

     Ben hergün genital muayene yapıyorum. Tuşe rektal yapıyorum, lenfonopati bakıyorum, testis muayenesi yapıyorum.

     Kadın doğumcu ve ürolog arkadaşlar; buna göre hapse girersiniz. Yapmayın.

     Diyeceksiniz ki hangi hakim, bunu böyle yorumlar?

     Ben bir hukukçu çocuğuyum.. onlar da bizim gibi etiyle, kemiğiyle, duygularıyla, sinirleriyle insan. Biz nasıl hata yapıyorsak, onlar da yaparlar.

     Aslında kastettikleri şu; kızlık muayenesi, tecavüz vs. gibi adli amaçlı cinsel muayene.

     Buna genital muayene diyeceğine doğru düzgün "adli amaçlı cinsel muayene" desene. Daha doğru bir tanım olur.

     Bu maddeye göre, eğer hakim bir ürologa veya bir kadın doğumcuya genital muayene yaptın diye ceza verirse; hiç yasa dışı bir iş yapmamış olur. Tam yasal bir iş yapmış olur ve yeni ceza kanununa uygun davranmış olur.

     Ancak hukuku yanlış yorumlamış, etik davranmamış ayrı. Ama onun yaptırımı yok.

     Ben şu anda İstanbul Üniversitesinden mezun olup Amerika'da çok önemli bir konumda olan bir arkadaşım anadoluda bir ilçede savcıyla takıştığı için ilçenin bir başından öteki başına eli kelepçeli yürütüldüğünü biliyorum.

     Dolayısıyla hakim de, savcı da insan; duyguları var. Lütfen bunu unutmayalım.

     "Beslenmeyi engellemek. Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası."

     Beslenmeyi kim engeller? Örgüt lideri veya gardiyan,jandarma veya cezaevi savcısı engeller..

     Ama bu maddenin altında yatan o değil.

     Burada amaçlanan; ölüm oruçları ve açlık grevi konusunda devletin eylemi zayıflatmak için hekimi kullanması.

     Belirli bir zaman sonra açlık grevinde olan kişiyi zorla beslemeye alacak; rızasına aykırı olarak.

     Bu konuda niçin hekimi kullanıyorsun?

     Sen devletsin, madem büyüksün, güçlüsün. Örgüt lideriyle iletişime geç, psikologlarını koy devreye, başka bir şeyler yap. O haberleşme ağını kes; olmasın bu eylem.

     Kaldı ki hepsi siyasi mi bu açlık grevlerinin?

     Bugün Almanya'da , çocuklarını muntazam göremediği için açlık grevi yapan var.

     Yine Filistin'de ülkelerinin savunması adına birtakım hareketlerde bulunup, suç işleyen insanlar açlık grevinde.

     Mutlaka bir siyasi, bir terör hareketi olarak niçin nitelendiriyorsunuz?

     Hayır. Açlık grevi insani nedenlerle de yapılıyor.

     Bugün Amerika'da açlık grevinde olan insanlar var, cezaevi koşullarının düzeltilmesi için

     "Zorla beslemek," hekimin görevi değil. Hekim, devletin infaz memuru değil.

     Bu maddenin de acilen düzeltilmesi lazım.

     Son söz olarak şunu söyleyeceğim: Meşhur bir laf vardır, "insan, insanın kurdudur."

     Ama görüyorum ki artık insan, insanın kurdu olmaktan daha çok; hekim, hekimin kurdu oluyor.

     Birbirimize karşı son derece dikkatli olmak zorundayız. Birbirimize gerçekten destek olmak zorundayız.

     Çünkü bol hapis cezalarıyla yeni TCK'larla karşı karşıyayız.

     Tazminatlar derseniz; alabildiğinde. 100 - 200 -250 milyarlar havalarda uçuşuyor.

     Lütfen dayanışma içinde olalım ve meselelerimize sahip çıkalım.

     TCK'nın sağcılıkla - solculukla, dincilikle - dinsizlikle vs hiç ilgisi yok.

     Bu hekimlikten öte, bir insanlık sorunu. Birbirimize sahip çıkalım.

     Hepinize teşekkür ediyorum.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Sayın Çelik'e teşekkür ediyoruz.

     İşin ağırlığını taşıyan ,tıp'la ilgili esas maddeler 99.maddeden sonra başlıyor.

     Toplantılarda,Tabip odalarında kalabalık olarak pek biraraya gelemiyoruz ama böyle giderse hapiste çoğunluk olarak bir araya gelebileceğiz gibi görünüyor.

     Şimdi sözü Sayın Kazan'a bırakıyorum.


     AV. TURGUT KAZAN
     İstanbul Barosu Eski Başkanı


     Hepinize merhaba.

     Sayın Çelik, hekimlikle ilgili ne varsa zaten anlattı; benim ayrıca vurgulamamı gerektiren bir nokta kalmadı.

     Yine de genel çizgileriyle Yeni Ceza Yasasını biraz birlikte değerlendirmeye çalışalım diye düşünüyorum.

     Tabii ceza yasası, gerçekten kolay da anlaşılan bir şey değil; üzerinde çok yoğunlaşmak gerekiyor.

     Bu nedenle "siz hekimler açısından ne gibi sorunlar yaşanacağını bir çalışma grubu oluşturarak ve süratle yeniden değerlendirin" diyorum.

     Çünkü olası kast, bilinçli taksir vs, bunlar çok önemli kavramlar. Buradan bütün Türk toplumu için sorunlar çıkacak. Ama hekimler için de sorunlar çıkma olasılığı var.

     Gencay Gürsoy açış yaparken söylediği gibi, dün bir biçimde bu ceza yasasında yapılması gerekli değişiklikler konusunu Ankara'da Başbakan, Adalet Bakanı ve Basından Sorumlu Devlet Bakanıyla görüşürken Sayın Başbakan şöyle bir soru sordu; (hep onu soruyorlar zaten) "Mart ayına kadar neredeydiniz? Niye Mart'ta başladı?"

     (Gerçekten anlaşılamıyor. Biraz sonra niye anlaşılamadığını ve ceza yasası yapılırken ne yapılması gerektiğini de anlatacağım)

     Basından Sorumlu Devlet Bakanı Beşir Atalay'a dedim ki "Genel hükümleri yeniden okurken birden farkına vardım ki biz çok iyi bir şey yapalım derken, çok kötü bir şey yapmışız. (Çünkü genel hükümlerin kime vuracağı belli olmaz) Biz şu maddeleri basın yasasında şöyle yazarken, çok iyi bir şey yapalım diye düşünmüştük..Değil mi?" 'Evet.' "Peki, genel hükümlerdeki 5. madde, 53. madde ve erteleme yasağı ne oldu?"

     Yeni Basın Yasasında şöyle bir şey yapıldı. Onu da Sayın Başbakan uluslararası toplantılarda hep anlattı. "Sırf basın suçu denilen bazı suçlar vardır; hapis cezası verilemez." Makul bir şey. Para cezası verilir. Ayrıca bu para cezası ödenmezse, hapse de çevrilemez.

     2.5 ay önce böyle bir yasa yapıldı.

     Ama Yeni Ceza Yasasını okuyunca fark edemiyorsunuz. "dün fark ettim ki biz çok kötü bir şey yapmışız." Niye? "Çünkü genel hükümler öyle bir sonuca göre 1- Hapis cezası ertelenebilir. Para cezası ertelenemez. 2- Bu ceza kanununun genel hükümleri, özel ceza hükmü taşıyan kanunlar için de geçerlidir. Dolayısıyla bizim para cezası, hapis cezasına çevrilebilecek. Para cezası tecil edilemeyeceği için, hapis te tecil edilemeyecek."

     (Yani sırf basın suçunda iyilik olsun diye hapis cezası verilemiyor kanuna göre; para cezası veriliyor. Ama para cezasını ödeyemezse, hapis cezasına çevriliyor)

     "Oysa basın yasasına hapis cezası koysaydık, (3 ay koyacaklardı o suçlar için) 3 ay verip tecil edeceklerdi, erteleyeceklerdi. Şimdi ceza kanununun ertelemeyle ilgili hükmüne göre "para cezalarında erteleme yasak." O zaman biz iyi yapalım derken kötü yapmış oluyoruz bu ceza kanunu yüzünden."

     Adalet Bakanı "olur mu öyle şey?" dedi.

     Devlet Bakanı Beşir Atalay ise daha işin farkında; "evet, o madde öyle anlaşılır. Düzeltmemiz gerekir" dedi.

     Ceza Kanunundaki tanımlar çok teknik tartışmaları gerektiriyor; tabii ki bu buluşmanın konusu olamaz.

     Ama olası kast ve bilinçli taksir, çok yanlış ve kötü yazılmıştır. Her durumda her suç isnadıyla karşı karşıya kalan insan için sorun olacaktır.

     Niye böyle oldu?

     Çünkü ceza kanunu böyle yapılmaz.

     İlk ceza kanunu 1890'da İtalya'da yapılmıştı Zanadelli Kanunu diye. Biz de onlardan almıştık ve aslında olabilecek kadar iyii bir kanun

     Şimdi ceza kanununun çok sağlam bir akademik altyapısı olacak, öyle bir hazırlığı olacak.

     "Ceza kanununu kimler hazırladı" deyince, onların müthiş dipnotları olacak, kitapları olacak. Böyle bir altyapısı olacak.

     Bugün yeni yapılan bütün ceza kanunlarının böyle bir akademik altyapısı var.

     En son hazırlanan Fransa, İspanya ve Alman kanunlarının böyle bir akademik altyapısı var.

     İtalya ise 60'lı yıllardan beri çalışıyor; hala parlamento bir reform sayılabilecek yasayı kabul edemedi. Çünkü kolayca yapılamıyor.

     Ama biz 6 ayda yaptık.

     O ceza yasalarının o altyapısına baktığınız zaman inanılmaz isimler sayarlar dünyada.

     "Bizde o isimler kim" diye sorarsanız, mesela dip not olarak kitaplarına bakacak olursanız, belki savcılık ya da üniversite soruşturma kurallarının soruşturmaları vardır.

     İşte böyle bir altyapısı olan bir metin, 6 ayda meclisin alt komisyonundan çıktı. Hükümetin metniyle hiç ilgisi olmayan bir metin.

     Biz her ne kadar tartışıyor da olsak; Dönmezer Metni bir bütünlüğü, bir felsefesi ve kendine göre bir yapısı olan bir metindi.

     Hükümet bu Dönmezer Metnini sundu parlamentoya. Parlamento bir alt komisyon oluşturdu. Alt komisyonda 3 doçent arkadaş ve rütbesi avukatlık olan parlamento üyeleri oturdular, 56 toplantıda bunu çıkardılar. Üstelik te "yeni bir şey yazdık" diye övünüyorlardı.

     Siz ötenazi düşük vs diyorsunuz.

     Şimdi bu akademik altyapısı en önde olanlardan birinin temel yaklaşımı "hukukun kaynağı, ilahi iradedir" olursa; zaten buradan çağdaş bir ceza yasası bekleyemezsiniz.

     Dolayısıyla 1- Böyle bir ekip hazırladığı için, 2- Çok süratli olduğu için bu yasa çıktı.

     Gerçekten ceza yasası, çok uzun bir süreçte yapılır. Doktrindeki tartışmalarda mümkün mertebe uzlaşma sağlanmasına çalışılır. Buraya olası kast yazmak doğru mudur - değil midir; bunun ciddi bir şekilde tartışılması gerekir.

     Çünkü çok tehlikeli sonuçlar verebilir. Yalnız hekimin mahkumiyeti değil; gerçekten ağır ceza vermeniz gereken insanların, daha hafif ceza almasına yol açabilir.

     Bu nedenle bunlar tehlikeliydi. Ama dinlenmedi ve sonra "buyurun tartışın" denildi.

     Dediğim gibi hemen anlaşılması mümkün değil. Zaten tartışılan maddelerde de hiçbir iyileştirme, düzeltme yapılmadı ve önümüze böyle bir metin çıktı.

     Tabii ki Sayın Çelik'in vurguladığı yerlerdeki kaygılarına katılıyorum.

     Sizinle ilgili olarak 21 - 22'deki olası kasıt ve bilinçli taksir; doğrudan bir sorun yaratmasa bile, hekimlikle ilgili olarak 31 - 32. maddeler, 89'daki taksir ve yaralama. İnsan üzerinde deney.

     Bunlar çok eksik ve sorun yaratabilecek düzenlemelerdir. Katılıyorum.

     90/G, biraz değiştirildi. Bazı eleştiriler ya da tepkiler dikkate alındı.

     Organ ve doku ticareti konusunda sizin yaklaşımınıza katılmıyorum.

     Orada da tehlikeli sonuçların doğma ihtimali var. 2238 Sayılı Yasayla çok sağlam bir köprü oluşturulmamıştır, koşulları tam ve sağlıklı biçimde konulmamıştır. Bu yüzden organ nakli konusunda sorun yaratabileceği yolunda doktrinde kaygılar var.

     Zorunluluk hali ve etkin pişmanlıkla ilgili organ nakli bakımından düzenlemeler var. Hatta suçun ortadan kaldırılması gibi ihtimal yaratabilecek düzenlemeler mevcut.

     Kürtaj konusundaki yaklaşımınıza katılıyorum. Gerçeğe aykırı bir düzenlemedir.

     Sizin için çok önemli olduğunu Gencay Gürsoy'la bir gece telefon ederken geç fark ettim. Yeni 280 ile Eski 530 arasında dağlar kadar fark var.

     Bu etik açıdan çok tehlikeli bir düzenlemedir. Kendimi doktor yerine koyuyorum; böyle bir şeye boyun eğemem. Böyle bir şeye katlanılamaz.

     Bakın, eğer akademik altyapınız sağlamsa, 1890'da düşünülen şey burada düşünülmüş.

     Sayın Çelik eksik anlattı. Evet, eğer bir suç işlendiğini fark ediyorsa hekim; onu bildirmelidir.

     Ama daha 1890'da 530 oraya bir istisna konmuş. Eğer muayene ettiğiniz ya da müdahale ettiğiniz hasta hakkında soruşturma açılacaksa; onu bildirmeyeceksiniz. Çünkü bu etik açıdan çok aykırı bir şey olur.

     Biz kendi mesleğimizde bu aykırılıkları anlatırken şöyle açarız, "etik açıdan aykırı sayılmasının temelinde ne yatar?" "Tabii bir insanın doktor ya da avukatın saklaması gereken bir şeyi söylemesi çok ayıptır vs." Daha başka? "Toplumsal bir niteliği var, kamusal bir nitelik taşır."

     "Eğer ben etik vs tanımam, bunu yaparım" diye düşünürseniz, işte o zaman toplumsal tehlike öne çıkar. Ne olur? Hasta doktora gidemez.

     Örneğin sizin 12 hafta ya da 13 hafta sonra kürtaj olmuş bir kadın ama o kürtajda yanlış bir işlem ya da kötü sonuç doğmuş. Birden acil serviste sizin önünüze gelecek.

     Siz onu ihbar edersiniz. Çünkü bu bir suç hem kadın için, hem doktor için.

     Ama müdahaleden önce ihbar etmeyeceksiniz. Siz onu tedavi edeceksiniz, ona müdahale edeceksiniz; o arada polise telefon edeceksiniz.

     Biz deriz ki "bu tek başına etik açıdan ayıp olur. Bu kamusal bir nitelik taşır."

     Siz bunu bir kere yaptınız mı; bu durumda olan hasta doktora gidemez. Dolayısıyla kamusal bir sorun doğar; insanlar ölür.

     O nedenle bu etik değerler ayrıca önemlidir.

     530 yerine, bu maddeyi böyle yazarken gerekçesine bakıyorsunuz; hangi ihtiyaç doğdu? Böyle bir açıklama yok.

     O yüzden böyle bir şeyin kabul edilemeyeceğini düşünüyorum.

     Zaten Çelik her şeyi anlattığı için, ben sadece şunu söylemek istiyorum:

     Dünkü görüşmede açıkça "Nisan ayında bitirmek zorundayız" denildi.

     Şimdi yeni bir komisyon oluşturuldu ve Türk Tabipler Birliği'nin de tabipleri ilgilendiren maddeler bakımından çalışmaya katılması yolundaki bir talebi kabul edeceklerdir. Öyle bir izlenim edindiğimi söyleyebilirim

     O yüzden Türk Tabipler Birliği'nin bence Nisan ayı içinde Adalet Bakanlığı'yla bir bağlantı kurup o işin içindeki hekimlerden oluşan bir çalışma grubuyla (çünkü ben de kendi başıma okurken hekimlik açısından hangi maddelerden ne gibi sorunlar çıkacağını anlayamıyorum) bu işi kavrayacak birkaç hukukçunun birkaç gün bu sorun yaratacak maddeler üzerine müzakere edip, bu müzakere sonucunda düşünceleri yeniden gözden geçirdikten sonra Adalet Bakanına "İstanbul Tabip Odası'ndan ve Türk Tabipler Birliği'nden en az birer temsilcinin de hekimlerle ilgili maddeler üzerinde görüş bildirmek için o çalışma grubuna katılmasını istiyoruz" denilmesinin yararlı olacağını düşünüyorum.

     Bu nedenle hemen Cuma ya da en geç Pazartesi günü adalet bakanına telefon edip görüşmenizi ve böyle bir talebiniz olduğunu iletmenizi öneriyorum.

     Hepinize teşekkür ederim. Sağolun.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Sayın Kazan'a teşekkür ediyorum.

     Sayın Kazan "bu bağlamda çok ciddi sorunlar var. Bunun için de Türk Tabipler Birliği ve meslek odaları bunlara müdahil olmalı, önerilerini götürmeli ve düzeltme yapılacak komisyonda da Türk Tabipler Birliği temsilcisinin yer alması gerektiğinin önerisini" getirdi.

     Ayrıca Türk Tabipler Birliği ve İstanbul Tabip Odası kendi içindeki hekim ve hukukçulardan oluşturduğu bir komisyonla hekimleri ilgilendiren bu maddelerle ilgili önerilerini de Ankara'daki komisyona götürmesinin olumlu sonuçlanacağını söyledi.


     SORU - CEVAP - TARTIŞMA

     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Şimdi soru - cevap bölümüne geçiyoruz.

     Buyurun.


     PROF. DR. ŞEBNEM KORUR FİNCANCI

     CTF Adli Tıp AD Öğretim Üyesi


     Çok teşekkür ediyorum hem Sayın Yıldırım Gülhan'a, hem Sayın Faik Çelik'e, hem de Sayın Turgut Kazan'a.

     Ama önce İstanbul Tabip Odasına teşekkür etmek istiyorum kendi örgütüme; bu toplantıyı düzenlediği için.

     Ben birkaç konuda saptama yapmak istiyorum. Belki fikir ayrılığı olabilir.

     Bu TCK hazırlık aşamasında Komisyona Türk Tabipler Birliği, taslak üzerinden eleştirilerini çok ayrıntılı olmasa da, bugün burada tartışılanları da içerecek şekilde iletmişti. Komisyonda Türk Tabipler Birliği eleştirisi var yazılı olarak. Yani geç kalınmış, ihmal edilmiş değil.

     Aslında Sayın Rahmetli Suphi Dönmezer'in zamanından beri hazırlanan taslak üzerinde çalışma yapılıp öneriler, eleştiriler iletildi. Ama görüşlerin dikkate alındığı noktalar - alınmadığı noktalar oldu.

     O komisyona katılan "Hekimler Topluluğu" şeklinde bir bilgi ulaştı ama o hekimlerin kimliği üzerinde çok net bilgiye ulaşamadık. Tek bir isim üzerinde sadece bir bilgi vardı; Ankara'dan bir adli tıp öğretim üyesinin o komisyonda zaman zaman görüş bildirdiği şeklinde. Ama o da çok net değil; sadece bir bilgi. Çünkü çalışma tutanaklarında yok ismi. O yüzden bilemiyoruz.

     Şu anda da Türk Tabipler Birliği, hem bu çalışmada yer almak üzere talepte bulundu, görüşme yaptı, hem de hukuk bürosuyla birlikte bir çalışma yürütüyor. Yasadaki sağlıkla ilgili tüm maddeleri tek tek çıkarttı, taramasını tamamlandı. Şimdi onlarla ilgili yapılmış çalışmalardan önerileri topluyor ve en kısa zamanda yeniden bir toplantıyla paylaşıp tartışacağız.

     Sanıyorum Sayın Faik Çelik, aynı zamanda Türk Tabipler Birliği Yüksek Onur Kurulu Üyesi. Kendisi haberdardır. Bu bilgileri ondan almış olsalar bile, bir çalışma yürütülecek.

     İstanbul Tabip Odası da geçen hafta bu çalışmayı yürütecek bir komisyon oluşturma kararı verdi ve hukuk bürosunu görevlendirdi bu işle ilgili.

     Çok geç kalmış değiliz, panik yapmamak gerekiyor.

     Ayrıca hepimiz çalışıyoruz zaten.Başka kurumlarda yer alanlarımız da var.

     Çok önemli maddeler var. Bunları gerçekten tartışmalıyız ama çok kişisel almayalım lütfen.

     TCK aslında tüm Türkiye'yi ilgilendiriyor. Çağdaş bir yasa olması birey olarak hepimizin sorumluluğu; sadece hekimleri olarak değil.

     Hata yapıyorsak, bunun ceza felsefesi farklı boyutlarda tartışmalı.

     Ben kişisel olarak cezaya karşıyım. Suçun önlenmesinin cezayla olmayacağını düşünen bir insanım.

     Ama toplumda bir bireye ceza veriyorsa, hekimler bundan ayrı tutulamaz. Hata yapıyorlarsa, tabii ki ceza alacaklar.

     Önemli olan bunu nasıl önleyeceğimizi düşünmek, belki daha iyi yöntemler bulmak.

     O yüzden sadece hekimler olarak düşünmeyelim, meslek şovenizmi yapmayalım. Hakikaten hangisi iyi olacaksa bu toplum için; onu yapalım.

     Madde 280, idam cezasını geri getiriyor diye düşünüyorum. Aslında kaldırıldı ama bundan sonra cezalar idam cezası ağırlığında gelecek insanlar için.

     Kaldı ki sadece soruşturmaya uğrayanlar değil,; 530. madde onları belki insan olarak belirliyordu.

     Ama suç mağduru olarak insanlar da zaman zaman ihbar edilmesini istemeyebiliyorlar. Örneğin aile içi şiddete maruz kalmış ya da cinsel saldırıya uğramış bir kadının bunu ihbar ettiğinde, hukuki süreci kaldırabilecek ruhsal durumu olmayabiliyor.

     Dolayısıyla 530, onun için bir istisna getirmediğinden sadece ihbar edilmesi gerekiyormuş gibi görünüyordu.

     Ama biz hekimler herzaman şunu da biliyoruz ki, etik ilkeler bizim için hukukun önündedir, hep öyle değerlendirilmişizdir.

     Yargılamada da Sayın kazan'ın da avukatlığını çok yaptığı meslektaşlarımız vardır. Hakikaten etik ilkelerimizin önde olduğunu kanıtlamışızdır biz bu süreçte.

     O yüzden bunun değerlendirilmesini etik yönden de yapmakta yarar var sanıyorum. Tek başına hukuk yönünden değil.

     Teşekkür ediyorum.


     PROF.DR. NÜKHET TÜZÜNER

     CTF Patoloji AD.

     TTB Eski Onur Kurulu Üyesi


     Benim kafamda sorular var ve biraz ortada bir yerden bakmak istiyorum.

     Tabii ki hiçbir hekim hastasını kasten öldüremez. Böyle bir şey söz konusu değil.

     Ama öyle bir yerdeyiz ki yaptığımız hataların geri dönüş yok ve sonuçta ölüm söz konusu olabiliyor.

     Bu 10 küsur sene içerisinde benim gördüğüm hatalar 3 sebepten oluşuyor.

     Birincisi. Bilgisizlik

     İkincisi. Aşırı kendine güvenmek.

     Üçüncüsü. Umursamazlık.

     Yani Faik'in verdiği örnekte "hoca git, şunun sağ gözünü ameliyat et" dediği andan itibaren o bir hatadır. Dosyaya da bakmak zorundayım, . Adamın gören gözünü çıkartmak kabul edilir mi

     Ayrıca böbrek çıkartmak zorunda niye kalayım

     Bunlara pekçok dosya gördüm yönetim kurulunda ve biz bunların hepsine de para cezası verdik. Ama yine meslek örgütü üyeliğine devam ettiler, doktorsa muayenehanelerini devam ettirdiler, öğretim üyesi ise öğretim üyeliklerine devam ettiler. Bunun bir yaptırım yok.

     Ama bunların da önlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

     Bir terslik varsa başka birilerine sorarım veya ameliyatı durdururum. Ertesi gün hastaya anlatırım, "böbreğin şöyle böyle" diye. Üç gün sonra tekrar açarım. Kaybım olmaz

     Kabul ediyorum, mesleki şovenizm değil; belki söyledikleriniz ama bir şeyleri önleyebiliyorsak lütfen önlemeye de çalışalım.

     Çünkü Türkiye'de meslek örgütleri buna maalesef yeterince böyle bakmadı


     DOÇ. DR. FAİK ÇELİK

     Öncelikle eğer konuşmamdan "suç cezasız kalsın" diye bir anlam çıktıysa, kesinlikle bunu söylemedim. Böyle bir anlamın çıkarılmamasını özellikle rica ediyorum.

     Suç, mutlaka cezasını bulacak.

     Ama burada da meslek şovenizmi yapacağım.

     Çünkü Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu bastırdı diye taksirli suçlar 3 yıldan 2 yıla indirildi ve ertelenebildi.

     Gazeteciler bas bas bağırıyorlar ve haklarını alıyorlar.

     Ben de hekimlerin hakkını savunmak için şovenizm yapacağım. Yapmak zorundayım.

     İkincisi. Benim vurgulamak istediğim çok net bir şey vardı. Bakın biz Beşiktaş maçında veya sokakta bıçak sallayan holiganla aynı maddeden yargılanıyoruz; 85 - 89.

     Farkımız var mı?

     Ben buna karşıyım.


     PROF.DR. NÜKHET TÜZÜNER

     Ben de onu demiyorum size. Tam tersi, bambaşka bir şey söylüyorum.

     Hekimler hapse atılsın falan da demiyorum.

     Adamın sarhoş araba kullanıp insanın ölümüne sebep olması ile hekimin de bir şekilde birisinin ölümüne sebep olması aynıdır. Birada bir fark yok. Kusura bakmayın.

     Yani sonuç olarak insan hayatı, meslek olarak değil.

     Bambaşka bir şeyden bahsediyorum. Sonuç olarak o insanın ölümüdür.

     Adam da sarhoş araba kullanırken isteyerek adamın üstüne sürüp öldürmüyor. Bilmiyor ne yaptığını ve bir kazaya sebebiyet veriyor. Yanındaki insan kendi yüzünden ölüyor, takla atıyor araba, adam ölüyor, kız ise ömür boyu yatalak kalıyor.

     İsteyerek mi yaptı? Hayır.

     Hiçbir hekim de isteyerek yapamaz bunu zaten. Ben birtakım önlemler olmalı diyorum. Önlenebilir hatalar da var. Bu kadar gelişi güzel hekimlik yapmayalım diyorum.


     DOÇ. DR. FAİK ÇELİK

     Aslında çok farklı şeyler söylemiyoruz.

     Ama ben gene de alkollü araç kullanan bir şoförle hekimin yaptığı hatanın aynı kefede tartılmasını son derece yanlış olduğu düşünüyorum. Israrlıyım bu konuda.

     Bir diğeri de "tabip odaları, meslekten men cezası verdi ama şimdiye kadar uygulanmadı" dediniz.

     Evet, haklısınız. Bundan biz de şikayetçiyiz

     Şu an Yüksek Onur Kurulunca verdiğimiz cezaların da kimine uygulanıp - kimine uygulanmadığını bilmiyoruz bunun sıkıntısını çekiyoruz.

     Kendimizi bir eleştirelim; neden böyle oluyor? Yaptırım gücümüz neden zayıf ?Ama böyle oluyor diye mahkemelere mi verelim bu yetkiyi?

     Hayır. Bu yetki bize ait. Sahip çıkalım.

     Bunun da yolu, demin söylediğim gibi hekim, hekimin kurdu olmaktan vazgeçecek. Örgütümüzü güçlendireceğiz. Tek yolu bu. başka yolu yok.

     Mahkemelere, hakime, savcıya veremeyiz biz yetkimizi.

     Tekrar söylüyorum: "Suç, cezasız kalsın" demedim.

     Ama hekimin de bu şekilde ağır cezalarla cezalandırılmasını son derece sakıncalı buluyorum.


     PROF.DR. ESAT EŞKAZAN

     Efendim yasada hekimliği ve hekimi suça konu teşkil eden iki madde grubu var. Burada sadece hekimin pozisyonu ve hizmeti nedeniyle suça konu olduğu maddeler tartışıldı ağırlıklı olarak.

     Bir de tıbbın bütünlüğü içinde hekimlik hizmetinin içine girdiği, ağırlıklı olarak adli tıbbın ve bütün hekimlerin de sırasında rol alabileceği madde grubu çok fazla. Yani bu kadarla sınırlı değil; ben de 30 küsur madde çıkardım. 12 madde civarında böyle dolaylı ve doğrudan hekimlik hizmetinin suça konu oluşturduğu madde türünden. Öbür türlü maddeler çok pratikte ciddi, bence eski ceza yasasından farklı, ciddi sorun yaratacak maddeler var.

     Salt hukukçular bunları hekim gözüyle göremezler. Uygulamadaki yeriyle değerlendiremezler.Bunun da vurgulanması lazım. O komisyon dileriz burada mesela akıl hastalıkları diyor. Çok ciddi, yanlış ifadeler var eskiye kıyasla. İyi konulmuş maddeler de var. Ama genelde o 30 civarında özetlediğim madde grubunda da bu akıl sağlığı, akıl hastalığı vs konuları ağırlıklı olmak üzere ciddi sorun yaratacak çıktıları olacaktır bu kanun böyle gündeme girerse.

     Şimdi ibre niye bu tarafa kaydı?

     Belki biraz boşluk olmuştu ama burada başka yanlışı getirmemek gerekiyor. Evet, şuur altında "doktorları da biraz cezalandırmak gerekiyor" gibi bir mantığın gölgesini de hissediyoruz satır aralarında.

     O bakımdan katılıyorum Çelik'in yorumlarına. Böyle bir mantık ta var. Ama askeri suçlarda - cezalarda ne yapılacak?

     Başka şey giriyor; sigortasızlık.

     Bu kanun ayrıca kurumsal ve bireysel olarak tek tek sigortayı getirdi;. Sorumluluk sigortası, malpraktis sigortası. Malpraktis yasasının taslağı hazır. Bir şekilde Sağlık Kurul Başkanı iletti bana; gözden geçirdim. Buna paralel bir yasa hazırlanmış. İster istemez bunun için de ilke olarak sizleri mutlaka askeri suçlar açısından ona uygun bir biçimde sigortalamak gerekir.

     Yine uygulama alanında gördüğüm önemli bir eksiklik: Hizmetin gerektirdiği koşullar hiç dikkate alınmıyor kanunda. Sosyal yanı yok. Nasıl yok? Birey - birey karşısında.

     Örneğin acilde nöbet tutuyorsunuz. Bir yığın hasta. Bir - iki gündür uykusuz şekilde hizmet veren bir hekim. Hata yapma payı artar ister istemez. Burada daha kötü koşullarda (bırakın İstanbul'u) hizmet veren hekimin devletin hizmet veremediği koşullar nedeniyle kurum ise Kuruma, Kızılay'ın hatası ise Kızılay'a yahut sağlık bakanlığının işletme hatası ise onlara rücu ettirmesinden yanayım. Çünkü "bu hizmeti siz hekimden istiyordunuz ama bu hizmeti verecek optimal şartları yaratmadınız. Ama yine verildi. Dolayısıyla hatasız - az hatalı bir hizmet bekleyemezsiniz."

     İkincisi. Eğitimde ne var?

     Bu insanları siz (bilgi, acemilik maddesi var. Eskiden de vardı Eğitimde var mı bunu kontrolü? .Şimdi tıp fakültelerinden (özellerde sunulmuş) hizmet için devşirme usulü devlet fakültelerine gönderiyorsunuz Sabancı Üniversitesinden İstanbul Üniversitesine servis. bu derme - çatma eğitim ve bilgi birikimi içinden çıkan insanlardan da dört dörtlük bir çerçeve içinde sonuçlar bekliyorsunuz.

     Bu da büyük bir hata.

     Yani sosyal boyutunu aşmak lazım diye düşünüyorum.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Bir konuyu açıklamak istiyorum.

     Esat Hocamın malpraktis yasası dediği yasa taslağı, 4 - 5 hekim arkadaşımızın (ki Faik Çelik te bunlardan biri) 1 - 2 aydan beri hazırlık yaptığı ve hekim kamuoyunun tartışmasına açtığı bir çalışmadır. Bu tartışmanın sonunda olgunlaşırsa, resmi makamlara teklif olarak sunulabilecek.

     Dolayısıyla malpraktis yasa teklifinin, resmi makamlardan gelmediğini belirterek konuyu düzeltmek istiyorum.

     Sağlık Bakanlığı tarafından iki üç sene önce hazırlanan ve üzerinde uzun süre tartışılan yasa taslağı ile ilgisi yok bu taslağın.

     Şu andaki benim sunduğum, tartışmaya açtığım ve Esat Hocaya gönderdiğim taslak örneği tamamen hekim arkadaşlarımızın çalışmasıdır. Onu açıklıyorum.


     DR. NESİME YAĞCI

     MTF Adli Tıp AD.


     Ben biraz daha farklı bir yerden bakmak istiyorum. Hekim hatalarına hekim suçu diyemiyorum (demin bayan arkadaş konuştuğu zaman öyle diyor). Ben hekimlerin ceza yasasında mümkün olduğu kadar az ceza almasına taraftarım.

     Ben bir cerrah olarak ameliyat yaparken, siniri zedelediğimde niye ceza yasasından yargılanayım? Bunun maddi - manevi tazminatını öderim ama ceza sorumluluğu başka bir şey. Yani hekim hatası başka, bilim suçu başka.

     Faik Bey biraz önce bahsetti; yurt dışında diğer ülkelerdeki uygulamalarda hekimlerin ceza yasalarından yargılanmalarıyla ilgili çok az vaka var.

     Örneğin hasta hakkına tecavüz eden ya da çok acayip bir yanlış yapan (yani sağ bacağı yerine sol bacağını ampüte eden) hekim. Ben de o hekimin hapsine karşı değilim

     Hele hiçbir şekilde ceza yasasının içindeki maddelerle oynanarak hekimlerin haklarının korunacağına inanmıyorum.

     Biraz önce örnek verdiniz; hekim hata yaptı, hastaya operasyon sırasında bu şeye neden oldu. O kanun maddesinden yargılanacak.

     Çünkü o kanun maddesi , takılırken bir şeye neden olmuş ve onun için yapılmış normalde. Zaten aynı kanun maddesinden yargılanacak bir şey yok.

     Örneğin ben sağlık ocağında çalışan bir adam isem, aynı şekilde bir durumla karşılaşabilirim. Çünkü ben o sırada mesleğimi uyguluyorum ve hizmet yapıyorum.

     Her an hizmetin içindeyken "ben suç mu işliyorum?" diye düşünmek çok yanlış.

     Bu ceza yasasının içinde yapılan bu değişikliklere uymak yerine, bizim yaptığımız gibi sadece hekimler kendilerine uygun bir ceza yasasıyla değerlendirmesi gerektiği düşüncesindeyim.

     Bir malpraktis yasa tasarısı hazırlamak ve bunu uygulamaya koymak zorundayız.

     Türk Tabipler Birliği'nin de esas olarak bunun için savaşması gerekiyor.

     Çok teşekkür ediyorum.


     DR. AYŞEGÜL ERTEM

     Adli Tıp Kurumu


     Ben farklı bir konuyu vurgulamak istiyorum.

     Bize gelen dosyaları incelediğimiz zaman Yüksek Sağlık Şurasının veya Adli Tıp Kurumunun gönderdiği bilirkişilik görüşlerini değerlendirdiğimiz zaman aynı olay üzerine farklı farklı görüşler ortaya çıkıyor.

     Kimi bunun uygulama hatası olduğunu, kimileri ise bunu bir komplikasyon olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

     Sonuçta bütün bu değerlendirilen olaylarda imzası bulunan kişiler, bu konularda son derece yetkin ve değerli insanlar.

     Dolayısıyla bir davada komplikasyon ya da uygulama hatası nerede başlıyor, nerede bitiyor; bunun ayrımı çok fazla yapamıyoruz.

     Hal böyle olunca riskte artıyor özellikle kalp - damar cerrahisinde. anestezi olduğu zaman çok fazla dikkat gerekiyor, hekim için çok ciddi tehlike söz konusu

     Bu yüzden çok daha dikkatli olmamız gerektiğini düşünüyorum.

     Çok teşekkür ederim.


     DR. ALİ ACEMOĞLU

     Okmeydanı Hastanesi


     Acil bizim hastanemizde çok yoğun çalışıyor. esas mevzua gelelim çok yoğun tartışılan bir hastane. Yani acile gittiğim zaman bir olayla karşılaşıyorum, sürekli her gün bir durum var. 1.000 kişiye bakıyor, . Doktor yoğunluk nedeniyle işini yapmıyor veya yanlış yapıyor.

     Bu nedenle meydana gelecek olaylarda eskiden SSK tazminat ödemişti. Şimdi gene aynısı olacak.

     Artı oradaki doktor arkadaş ortaya çıkan durumdan dolayı tazminat ödeyecek mi?

     Bunu öğrenmek istiyorum.

     Bir de burada Yüksek Sağlık Şurası'nın bilirkişilik yetkisi ne olacak?


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Kurum mu - doktor mu tazminat verecek?

     Yüksek Sağlık Şurası ne olacak?

     İki tane soru var.


     AV. TURGUT KAZAN

     Onun doğrudan ceza kanunuyla bir ilgisi yok.

     Bugün bir arkadaş tesadüfen Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bir kararını gösterdi. Sorunuzun cevabı da bu kararın içinde var.

     Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde bir hekim hatası tartışılmış ve Sağlık Şurası görüşü doğrultusunda bir karar verilmiş.

     Yargıtay diyor ki "o işi bilen üç hekimden oluşan bilirkişi kurumuna inceleme yaptırarak hüküm vermesi gerekir."

     Ama tazminattan mahkum; bunu reddedemeyiz.

     Bazen benim mesleğimde de böyle tepkiler görüyorum.

     Örneğin İzmir'de bir ağır cezada bir dava var; bir avukat yargılanıyor. Müdafii avukat bana soruyor, "İzmir ağır cezadan size bir yazı yazdırsak, "olur böyle şeyler" der misiniz?"

     Olay ne? Avukat, büyük bir avukatlık hatası yapmış.

     Büyük ve çok önemli bir kaza; adamın hayatı sönüyor. Adamın hayatının hiç değilse bundan sonraki döneminde bir imkanı olacak. Kusur bizde yok. Avukat açmış davayı ve kazanmış. Bilirkişi raporu kuvvetli, kusurun tamamı işverende. iyi bir tazminat alabilecek.

     Ama avukatın dünyadan haberi yok; zamanaşımı süresi dolmuş ve kaybetmiş.

     Şimdi bizde bir pilot dava açılır; ona göre zarar falan ortaya çıkar. Sonra geri kalanı açılır.

     Diyelim ki 250 - 500 milyar liralık bir dava açılır. Daha sonra zarar ortaya çıkar ki; 20 milyar. O 20 milyarlık için de ek bir dava açılır ve alınır.

     Tabii davayı da o zamanaşımına yetiştireceksin.

     Bazı hekim arkadaşlar belki paylaşmayacaklar. Ağır ceza mahkemesinde dava açıldığını bilmiyordum; çok memnun oldum. Elbette bu kadar açık bir yanlış yüzünden, müvekkilini bu kadar zarara uğratan bir insan için bir cezai yaptırım olmalıdır.

     Yalnız bazı tartışmalara da katılıyorum. Hem hekimlikte, hem de avukatlıkta "hukuki neden o mudur - bu mudur?" şeklinde tartışmalar vardır. Tabii ki böyle görüş ayrılıklarından doğan sorunları bundan ayırabilmek gerekir.

     Ama açık hata, zamanaşımına uğratmanın mutlaka cezası da olmalıdır benim kişisel görüşüme göre.

     Bizim meslekte de, sizin meslekte de bir sigorta sistemi yok. Ama tazminat sorunu da aslında bu iki meslek grubunda sigorta sistemi içinde çözülebilmelidir.

     Çözülemezse; avukattan ya da hekimden alınması gayet doğaldır. Ama sağlık şurası raporuna göre değil; o işi bilen hekimlerin oluşturacağı bir bilirkişinin görüşü alındıktan sonra.

     Ayrıca (X) hastanesi de doktorla birlikte davalı olarak gösterilerek dava açılabilir.


     DOÇ.DR. FAİK ÇELİK

     Şu anda yasal olarak Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası bilirkişilik görevini yapıyor.

     Özel bilirkişilik; hekimlik alanında çok çok nadir kullanılıyor.

     Sayın Kazan örnek verdi, "artık mahkemeler Yüksek Sağlık Şurası kararlarına iltibak etmiyor."

     Neden etmiyor?

     Birincisi. Dosya içinden sadece kayıtlara bakarak karar veriyorlar,. Hiçbir şekilde (bırakın empati yapmayı) olayı klinik şartlar içinde değerlendirmiyorlar.

     İkincisi. Bir siyasi kurum.

     Bakanlıktan insanlar gelip, gidiyor.

     Üçüncüsü. İçinde bürokratlar var, hekimlerin dışında insanlar var.

     Dolayısıyla Yüksek Sağlık Şurası'nın zaten bilirkişilik raporu vermesi son derece sakıncalı.

     Ama ceza mahkemeleri göndermek zorunda, bağlayıcı olmamak koşuluyla.

     Adli Tıp Kurumu; şu anda güvenilir tek müessese.

     Ama onun da sıkıntıları var. O da gerçekten mekanik bakıyor olaya, klinisyen gözüyle çok bakmıyor.

     Artı özerk olması lazım.

     Adli tıp anabilim dallarıyla Adli Tıp Kurumu'nun organik ilişki içinde olması lazım.

     Adalet Bakanlığı'nın vesayetinden kurtulması lazım.

     Ama gene de şu anda en güvenilir bilirkişilik kurumu, Adli Tıp Kurumu'dur.

     Yüksek Sağlık Şurası ise, kesinlikle değildir.

     İkincisi. Sayın doktor arkadaşımın dediği "ağır şartlarda çalışıyoruz vs."

     Bu yaptığım konuşmada bana o ilin cumhuriyet savcısı şöyle dedi, "efendim şartların hepsini biz değerlendiririz. Bunlar zaman içerisinde oturur. Muğlak kavram yok." Nasıl oturur? "Yargıtay içtihatları var." Yargıtay içtihatları nasıl çıkacak? "En az 5 sene sonra."

     5 seneye kadar insanların canı mı yanacak, mutlaka bunu mu beklemek durumundayız?

     Sıkıntılar gerçekten önemli ve büyük. Bunu zamana yaymanın hiçbir mantığı da yok. Gün ve zaman geçirmeden acilen çözüm üretmek zorundayız.

     Sizin görüşünüze de kesin katılıyorum.

     Zaten bu amaçla bir malpraktis yasa taslağı hazırladık. O taslakta bir maddede "Yüksek Sağlık Şurası'ndan bilirkişilik görevinin alınması, yeni bir bilirkişilik müessesesinin oluşturulması ve Adli Tıp Kurumu'na da teknik anlamda bilirkişilik hizmetinin verilmesini" önerdik.


     DR. AHMET ALTUĞ

     Birincisi: TTB size bir görev verdi mi?

     İkincisi. Hekimlerde malpraktis yasasından büyük olumsuz sonuçlar ortaya çıkıyor bu sefer.

     Şebnem Hocanın söylediğini çok doğru buluyorum. Cezalandırmanın hekimlik uygulamalarında yeri olmamalı

     Bunun cezalandırmayla düzeltilebileceği konusu bence ayrı bir tartışma konusu olmalı.

     Yasadan çok sonuçları açısından kargaşa olacağını düşünüyorum.

     Teşekkürler.


     DOÇ.DR. FAİK ÇELİK

     TTB'den bana bu konuda verilen bir görev yok.

     Ben kendi çapımda, bir şeyler yapmaya çalışıyorum. En son slaytta gösterdiğim Tıp Hukuku Grubu'nda bunları paylaşıyorum.

     Üye olursanız, sizler de yararlanabilirsiniz.


     PROF. DR. GENCAY GÜRSOY

     Ben bu vesileyle konuşmacılara katkım olsun diye şunu söylemek istiyorum.

     "Bu malpraktisle ilgili konuyu kurumsal sigorta çözer"

     Çünkü özel sigorta şirketlerinin hazırladığı bir malpraktis yasa taslağı söz konusu. Artık sigorta şirketleri de işin içine girmiş durumda.

     Amerika Birleşik Devletleri'nde Malpraktisin sonuçlarıyla ilgili öyle ilginç şeyler oluyor ki.


     AV. TURGUT KAZAN

     İş kazasındaki işçinin kaybını nasıl karşılayacağız?


     PROF. DR. GENCAY GÜRSOY

     Mutlaka bir yol bulacağız.

     Türkiye, henüz aydınlatılmış onam ile uygulama aşamasına geldi.

     Bunlar çözülmeden kişisel sorumluluğa bağlanmış bir malpraktis yasası yararlı olmaz

     Dolayısıyla Amerika örneğini çok dikkatli incelemek lazım; kazanan kim? Hekimler mi, avukatlar mı, yoksa sigorta şirketleri mi?

     Bir de sarhoş şoförle hekim arasındaki ilişkiyi şöyle bir anlayışla değerlendirip yargılanmasına karşıyım. Sarhoş şoförle hekimin riski göze alarak yaptığı bir işlemi aynı kefeye koymak olamaz

     Tabii ki yasanın hazırlanışındaki alaturkalığı, laçkalığı anlamak mümkün değil

     Şimdi bunu değiştirdiler ama tam yerine oturtamadılar.

     Son olarak İstanbul Tabip Odası'nda bir çalışma grubu oluşturuldu. Bu kurulun belki hızlanması lazım. Belki avukat arkadaşlardan destek almamız lazım.

     Tekrar hepinize teşekkür ederim.


     PROF.DR.ESAT EŞKAZAN

     Oviyedo Sözleşmesi, Meclisten geçirildi. O yüzden birçok maddeyle ters düşüldüğünü herkes söylüyor zaten.

     O bilgi eksikliğini, genel kuralları iyi işletmeden hazırlamanın bir manası yok.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     Kanunu geçirmeden onu görseler, ters düşmeyecekler zaten. Şimdi o, çıkarttıkları kanunla çelişiyor aslında.


     DR. GÜLER KAYA

     Aslında Gencay Hocam çok iyi ifade etti. Ama ben de eklemek istiyorum.Çok bilinçsizle hazırlanmış bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız.

     Bilimsel olarak yanlış yapmak, malpraktis sadece bilgisizlikten değil, hekimin becerisinden yeteneğinden de kaynaklanabilir. hekimin içinde bulunduğu koşullardan da kaynaklanabilir

     Bu ceza yasaları ile hatalar engellenemez ki.

     Örneğin "eğitim hastanelerinde ancak uzman doktor olabilir" diyor.

     Bu mümkün değil. Bir öğretim üyesi, birkaç tane uzman var.

     Nasıl kurtulacağız bunlardan?


     PROF.DR. SERMET KOÇ

     Konuşmacılara teşekkür ediyorum.

     Yalnız şunu gördüm; 30 maddeden bir tanesi üzerinde yoğunlaşıldı. Ona üzüldüğümü belirtmek istiyorum.

     Aslında malpraktis yasa çalışması bundan 2 - 3 yıl önce Oda ve TTB tarafından ciddi bir çalışma olarak toplantılarda da sunuldu ve Sayın başkanımızın söylediği gibi genel yasaların altındaki yasalar ancak boşlukları tamamlayabildi.

     Dolayısıyla ben burada sadece malpraktis üzerine bir toplantı yapılmasını önerebilirim.

     Yasa Türk Ceza Kanunundaki eşitsizliklere girersek, burada zaten son derece sıkıştırılmış, gayri ciddi konular söz konusuydu.

     TCK için bir panel yaptık ve komisyonda yer alan iki öğretim üyesi konuşmacı olarak yer aldı ve burada 30 kadar madde aşağı yukarı ciddi eleştirilerimiz oradaki komisyon üyeleri tarafından da kabul edildi ve bu yasa çıkmadan önce (ki bunların hepsi burada konuşulan maddeleri ilgilendiren değişiklik önerileri idi) bu değişikliklerin yapılacağı konusunda söz verildi.

     Fakat daha sonra denilen şu; "biz Ağustos'ta en son bunu bitirmek istiyor."

     Bir Avrupa Birliği'dir gidiyor.

     Burada Türkiye'nin gerçekleri, ihtiyaçları söz konusu değil. Burada şu an kargaşa var (Sayın Kazan çok daha iyi tanımladı)

     Dolayısıyla bizim malpraktisle ilgili olayı tartışmamız bu 30 maddedeki çok kliniksel hususlar ile kayboldu

     Çalışmalar arasında biz bunları o zaman taslak çıkmadan önce sunduk. Fakat o zaman zina tartışması gitti, onun gölgesinde kaldı. Öyle iptal oldu.

     Bunu belirtmek istiyorum.

     Yoksa farklı bir yönde tartışmayı yanlış buluyorum Hak etmediğimiz bir muameleye tabi tutulmayalım


     PROF. DR. HALİL PAK

     CTF Nöroloji AD Öğretim Üyesi


     Ayrıca 20 yılın üzerinde Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunda Öğretim Üyesi olarak çalıştım. Oldukça da deneyimlerim var bu malpraktis ve hekimlerin kusur oranlarını iyi bilirim

     Bu Yeni Türk Ceza Kanunundaki maddelere şunu söylemek istiyorum. Suçlarla ilgili tanımın anlamını biz şöyle anlıyoruz ve bu hususta Adli Tıp Uzmanlar Derneği de bir çalışma yaptı

     Burada baktıkları maddi gerçek şu: Kişi bir travmaya maruz kalmış. Bu travma nedeniyle algılama yeteneği de bozulmamış. gösteriyor. Çünkü acı bu grup içerisinde eskiden vardı.

     İşte bu maddeyle aşağı yukarı o kaldırılmış oldu. Kötü değil, iyi oldu O bence olumlu.

     Bir şey daha eklemek istiyorum.

     Elimde yayınlanmış bir yazı var. orada bazı şeyler sınırlandı. Yani malpraktis en çok bunun üzerinde durdu; "malpraktis etkisi oluşturabilecek her türlü şeyden kaçınacaksınız."

     Bir diğer konu. Sizin böbrek örneğinde; ameliyat esnasında karar vereceksiniz. Nükhet Hocamın dediği gibi ertele, ertesi gün hastayı aydınlat yahut ta başka zaman.

     Bu, böyle değil.

     Burada zaten Adli Tıp Kuruluna göre sizin karar verme yetkiniz var. Diyorsunuz ki "eğer ben bu böbreği alırsam (faydayla zarar kıyaslamasını yapmanız gerekiyor bu kurulun kararlarına göre) eğer zarar verme olasılığınız var ise; yapmayacaksınız. Her türlü ameliyatta bu geçerli, her türlü tedavide bu geçerli. Verdiğiniz zarar faydayı aşıyorsa, o tedaviyi uygulamayacaksın.

     Ancak organı kurtarmak, esas amaç olmalıdır

     Mesela bilinçli taksir.

     Eğer o madde içerisinde bilinçli taksir geçerli olursa, bizim yaptığımız her şey kamu davasına dönüşecek.

     Bilinçli taksir, hekimlikte geçerli olmaması lazım. Bu çok önemli.

     Bir diğer konu. TCK'da 9. madde var. hatanın karşılığında hekimleri ne derece ilgilendiriyor? Yoruma açık.

     Kusurdan bahsedilmemeli. Kusur, kanun içerisinde geniş bir kapsam içerisinde.

     Bence yeni hazırlanan taslak içerisinde kusur, bilirkişi veya bilirkişi heyeti tarafından kusur ve kusur oranı…

     Tabii ki Yüksek Sağlık Şurası siyasidir.

     Yargıtay'ın devamlı adli tıp kurumunun verdiği bilirkişi raporlarına itibar etmekte

     Bunun düzeltileceği inancındayım. Çünkü kusur ve kusur kavramı ve kusur oranının saptanması bu kanun kapsamı içerisinde açık değildir

     Bunu bilirkişiye, bize sormayacaklar. Bu ise savunmacının lehine olacaktır ve kusur cinsi yargıcın taktirine kalacaktır.

     Teşekkür ederim.


     Erol KUŞLUGİL

     İyi günler. Ölüm oruçlarındaki zorla beslenmeden bahsettiniz. Farklı düşünüyorum. burada hekimin karşısına bir problem çıkarıyor, O da şu: Burada açlık grevi dediğimiz şey, yani siz insani dediniz ama sizin karşınıza da siyasi olarak çıkarıyor. siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?


     DR. FAİK ÇELİK

     Bu sorularınızın cevabını ben şu anki konu dahilinde zaten demin açıkladım ve zorla beslenmenin, devletin infaz memuru konumuna sokacağını söyledim.

     Onun dışında şu andaki mevcut ölüm oruçlarının siyasi nitelikli veya insan nitelikli olduğu bizim toplantımızın ana konusu değil; o çok ayrı ve farklı bir konu.

     İzin verirseniz bu konudaki düşüncemi size daha sonra ileteyim.


     DR. BAYAN KATILIMCI

     Adli Tıp Uzmanı


     Şunu söylemek istiyorum.

     Yüksek Sağlık Şurası'nın siyasi olduğunu ve Adli Tıp Kurumu'nun ise şu andaki en güvenilir bilirkişilik kurumu olduğunu söylediniz.

     Ben buna itiraz etmek istiyorum öncelikle.

     Çünkü her iki kurumda siyasi
     Tabii ki Yüksek Onur Kurulunun bu konuda yaptırımı olmalı. Ancak şu an yeterli bir yaptırımı olduğunu düşünmüyorum.

     Bu konuda ne yapmayı düşünüyor?

     Evet, ceza yasasında yer almasın ama ne? ben bunun hekimleri ilgilendirdiğini düşünüyorum.

     Ayrıca aydınlatılmış onam varlığında dahi beslenmenin engellenmesi uygulamada yer alacak mı?

     Çünkü aydınlatılmış onam İstanbul Protokolü'nde vardı, Sağlık Bakanlığı Genelgesinde vardı.

     Dolayısıyla aydınlatılmış onamın bence burada da yer almalı diye düşünüyorum.

     Ayrıca işkence suçunda zamanaşımı, halen devam ediyor mu?


     DR. FAİK ÇELİK

     Son sorunuzun yanıtını, herhalde bu konuyla çok yakından ilgilenen Şebnem Hanım en sağlıklı verebilir.

     Bir önceki sorunuza gelecek olursam; Adli Tıp Kurumu.

     Ben orada bir küçük parantez açtım, o gözden kaçtı herhalde.

     Adli Tıp Kurumu, mutlaka özerk olmalı, Adli Tıp Anabilim dallarıyla ortak bir bağ içinde olmalı ve muhtemelen klinisyenlerce daha çok desteklenmeli dedim.

     Ama şu anda mevcut iki tane bilirkişilik sistemi içinde…


     DR. BAYAN KATILIMCI

     Ama anabilim dalları içinde değil bilirkişilik. Yasa açık


     DOÇ.DR. FAİK ÇELİK

     Anladım.

     Ama mahkemelerde adli tıp enstitülerinden, anabilim dallarından görüş istenmiyor. Adli Tıp Kurumu'ndan isteniyor. Bu da pratik gerçeğimiz.

     Onun için Adli Tıp Kurumu; şu anda elimizdeki gene en tutarlı kurum. İyileştirmek; tamam.

     Ama Yüksek Sağlık Şurası'na kesinlikle ve kesinlikle karşıyım. Hiçbir şeyi olmayan bir kuruluş.

     Bir de aydınlatılmış onam'ı sormuştunuz.

     Kesinlikle katılıyorum. Onun mutlaka devreye girmesi lazım. Zaten o devreye girerse, çok işi çözecektir


     PROF. DR. ŞEBNEM KORUR FİNCANCI

     İşkence suçunda zamanaşımı hala devam ediyor mu diye bir soru gelmişti.

     Benim bildiğim kadarıyla işkenceyle ilgili madde zamanaşımını kaldırmış olmalı. Sanırım zamanaşımı yok işkence suçlarında.


     DR. HÜSEYİN DEMİRDİZEN

     Her ne kadar geç olursa olsun; bir kere daha tartışma olanağını sağlamış olan hem size, hem konuşmacılara teşekkür ediyorum.

     Tabii toplumla tartışılmıyor özellikle böyle yapılıyor diye düşünüyorum.

     Örneğin ben hekim olarak verileri daha çok kullanabiliriz diye düşünüyorum.

     Bizim için hekimlik mesleğini geliştirmek, sağlık hizmetlerini sınırlayıcı, kısıtlayıcı, yönlendirici ya da yanlış kullanılmasına karşı çıkmak esastır.

     Bunun içerisinde sarhoş şoför örneği ne kadar anlaşılmayan bir şeyse, sarhoş bir hekimin hatası sırf hekim olduğu için maruz göstermez.

     Sizlerle birkaç bilgiyi paylaşmak istiyorum.

     Buraya gelirken Dünya Sağlık Örgütü'nün bir raporunu gördüm; "bütün dünyada sezeryan ile normal doğumların oranı % 12 - 15 arasında değişiyor. Türkiye'de bu oran % 35."

     Türkiye'de doğumların büyük bir bölümüne (Doğu ve Güneydoğu gibi) sezeryanın ulaşma olanağı olmadığını dikkate alırsak; neredeyse şehirdeki doğumların hepsinin sezeryanla olduğunu ve hekimlerin iradesinin de bu yönde olduğunu söyleyebiliriz.

     Tabii burada tıbbi gerekçeler var.

     Buradan ortaya çıkan toplumsal ve kişisel şeye geçeyim. Türkiye'deki toplumlarda aslında tıbbi girişimlerle çok yakından ilgisi olduğu bilinen bir sağlık sorunu;

     Büyük bir patlama var. Yaklaşık 2 - 3.000 gibi rakamlardan bahsetti.

     Dolayısıyla hekimin en azından diğer standart hekimlik mesleğine yönelik (bunun içerisinde gerçekten bilimsel, etik değerlerle yapılan hekim açısından) iyi hekimlik değerlerini savunma anlamında.

     Ama herhangi birisi sırf hekim olduğu için ayrıcalıklı bir muameleyle karşılaşması gibi anlaşılabilir diye daha dikkatli kullanılması gerektiğini düşünüyorum.Teşekkür ederim.


     YÖNETİCİ: DR. YILDIRIM GÜLHAN

     panelimizi kapatıyoruz.

     Bu toplantıdan çıkan konuların ve sesimizin ilgili yerlere ulaşmasını diliyorum.

     Katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.

     Konuşmacılara da ayrıca çok teşekkür ediyorum katıldıkları için.