 |
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
E:1997/8-444
K:1997/650
T:17.9.1997
Yargıtay içtihatları bölümü
Yargıtay Kararı
Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 24.3.1994 gün ve 1992/1177-1994/200 sayılı kararın incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 10.7.1995 gün ve 1994/10581-1995/7955 sayılı ilamı ile
(...Davacı, tapulamada tesbit dışı bırakılan uyuşmazlık nüsü taşınmazın ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Hazine, davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm, Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, dilekçesinde tescil konusu taşınmazı para ve emek sarfetmek suretiyle hali ve taşlıktan ihya ettiğini, 20 yıldan fazla süre ile zilyet bulunduğunu ileri sürerek adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Hernekadar Kadastro Müdürlüğü'nün 6.9.1993 günlü karşılık yazışında tescil konusu taşınmazın hiç kimsenin zilyet ve tasarrufu altında bulunmayan yerlerden olması nedeniyle tesbit dışı bırakıldığı bildirilmiş ise de, fen elemanı Ramazan F...tarafından düzenlenen 24.6.1993 günlü krokili raporda taşınmazın çalılık olması nedeniyle tapulama'ca tesbit dışı bırakılan bir yer olduğu açıklanmıştır. Görüldüğü üzere Kadastro Müdürlüğü'nün karşılık yazısındaki bilgiler ile fen elemanının raporundaki açıklamalar arasında acık bir çelişki mevcuttur. Davacıda dilekçesinde taşınmazın taşlık olduğunu açıkça ileri sürmüştür. Tüm bu açıklamalar karşısında taşınmazın tesbit dışı bırakılma tarihinde taşlık bir yer olduğunun julü icapeder. Taşlık bir yer kural olarak MK.nun 641.maddesinin kapsamına giren Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden sayılır. Böyle bir yer ancak imar ve ihya yolu ile kazanılabilir . Davacı, ihya olgusuna dayandığı halde yerel bilirkişi ve tanıklar ihya olgusundan sözetmeksizin davacının 20 yıldan fazla zilyetliğinden sözetmişlerdir. Bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen l.9.1996 günlü ikinci raporda da taşınmazın bir kesiminin imar ve ihya faaliyetleri sonucu tarım arazisi haline getirildiği açıklanmış ise de, dosyadaki deliller karşısında ihya olgusu kanıtlanmamıştır. Taşlık olan bir yer de ihya olgusu olmaksızın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilemeyecegine göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi yasa'ya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkeme'ce önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı Hazine vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:
Davacı, kadastro çalışmaları sırasında "taşlık ve hali" olması nedeniyle tesbit dışı bırakılan tescil konusu taşınmazı emek ve para sarfetmek suretiyle ihya ettiğini, 20 yıldan fazla süre ile zilyet olduğunu ileri sürerek bu yerin adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Yerel bilirkişi ve tanıklar ihya olgusu hakkında bir açıklamada bulunmaksızın davacının 20 seneyi askın bir zamandan bu yana taşınmazı kültür arazisi olarak tasarruf ettiğini bildirmişlerdir.
Mahkeme'ce davacının 20 yıldan fazla kazanmayı sağlayan Zilyetliği gözönünde tutularak davanın kabulü yönüne gidilmiştir.
Kadastro'ca düzenlenen paftada uyuşmazlık konusu taşınmazın "taslık-hali" bir yer olduğu açıklanmıştır. Taşlık bir yer kural olarak MK.nün 641.maddesi kapsamına giren Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden sayılır. Bu tür yerlerin doğal yapısı ve nitelikleri itibariyle ekonomik amaca uygun olarak tarım arazisi olarak tasarruf edilecek yerlerden bulunmamaları nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Böyle bir yer ancak 3402 sayılı Kadasto Kanunun 17.maddesinde belirtilen koşulları mevcut ise imar ve ihya yolu ile kazanılabilir.
Dava hukuki niteliği itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 17.maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir. MK.nun 639/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14 ve 17.maddelerine dayanılarak Hazineye karşı acılan tescil veya iptal-tescil davalarında ileri sürülen sebebin ve bu maddelerde belirtilen koşulların j yerine getirildiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Az öncede açıklandığı üzere tescil konusu taşınmaz, tesbit dışı bırakılma tarihindeki niteliğine göre ancak imar ve ihya yolu ile kazanılacak yerlerden olup ve 3402 sayılı Kadastro Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra davacının yeniden getirilen bu imıkandan yararlanarak, tescil isteğine göre öncelikle davacıya bu yönde kanıtlama imkanı tanınması ihyaya ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunun 17.maddesindeki tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılması, bu maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesinden sonra ayrıca aynı kanunun 14.maddesinde belirtilen koşullar altında zilyetliğin geçmiş olması gerekir. 3402 SAYILI KADASTRO KANUNUN 14 ve 17.MADDELERİ HÜKÜMLERÎ UYARINCA ANCAK KOŞULLARIN VARLIĞI HALİNDE İHYA İLE BAŞLAYAN ZİLYETLİK KAZANMA SAĞLAR.
Somut olayda davacının dayandığı bu olgu gereği gibi araştırılmamıştır. Tescil konusu taşınmazın basında kesif yapılmak suretiyle yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının HUMK.nun 259.maddesi hükmü uyarınca yeniden dinlenilmeleri, bu yerin öncesi itibariyle niteliği, imar ve ihyaya elverişli yerlerden olup olmadığı, böyle bir yer ise davacı tarafından imar ve ihya edilip edilmediği, edilmiş İse ihyanın hangi tarihte tamamlandığı, en önemlisi o tarihten dava tarihine kadar yasa da belirtilen sürenin geçip geçmediğinin araştırılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekmektedir. Eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin Temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA 17.9.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.