 |
T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E: 2004/14-262
K: 2004/282
T: 12.05.2004
Yargıtay içtihatları bölümü
Yargıtay Kararı
- SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİNİN YORUMU
- MİRAS PAYININ SATIŞ VAADİ
818 s. BK/18
Taraflar arasındaki "tapu iptali,tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 3.12.2002 gün ve 1441-1738 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 18.4.2003 gün ve 1005-3270 sayılı ilamı ile, (...Dava, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkeme davanın kabulüne karar vermiş, hükmü davalı temyize getirmiştir.
Dosya kapsamına, toplanan delillere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi gerekmiştir.
Dayanak gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine göre, davalının annesinin ölümü ile dava konusu taşınmazda kendisine intikal eden miras hak ve hisselerini davacı kardeşine satış vaad ettiği, iştirak halindeki mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilmesinden nra tapuda ferağ vereceğini vaad etmesinin de iradesinin yalnızca annesinde son gelen miras payını satmaya yönelik olduğunu gösterdiğinin anlaşılmasına göre, nizalı taşınmazda davalıya annesinden miras payı olarak intikal edecek hissenin iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde talep de aşılmak suretiyle davalıya ait tüm paym iptaline ve davacı adına tesciline karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine
geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, davalı kardeşinin 30.3.1995 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesiyle "iştirak halinde mülkiyet müşterek mülkiyete çevrildiği zaman tapuda takrir vererek tapuyu devredeceğini" vaat ve taahhüt ederek taşınmaz üzerindeki tüm payını kendisine devrettiğini; ihtarname çekerek davalının edinimini yerine getirmesini istediğini, buna rağmen tapuda yapılması gereken intikalin yerine getirilmediğini ileri sürerek davalının taşınmaz üzerinde bulunan 7/35 oranındaki tüm payının iptali ile adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesiyle, davacı kardeşinin anneleri H. Ç.'nin imzası gerekli diyerek kendisini notere götürdüğünü, okuması yazması olmadığı için noterde hisse satışını imzaladığını, esasında hiçbir şekilde hissesini satmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur.
Taraflar anneleri H., babaları H. ve kardeşleri ile birlikte davaya konu taşınmaz üzerinde 1/7 oranında paydaş iken babalan H.'nin 18.3.1963 tarihinde, anneleri H.'nin 20.1.1984 tarihinde ölümleriyle kendi payları dışında miras yoluyla intikal eden paylara da malik olmuşlardır.
Davacının iddiasını dayandırdığı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde, satış vaadi borçlusu davalı "...Müşterek murisimiz annem Hayriye Çokça'nın vefatı nedeni ile diğer vereseler meyanında bana da intikal eden müştereken sahibi ve hissedarı bulunduğum, Bursa ili merkez, Davutkadı mahallesi, 302 pafta, 1557 ada, 38 parsel numarasında kayıtlı bulunan gayrimenkuldeki tüm hak ve hissemin tamamını.... satmayı vaad ve taahhüt ediyorum..." demek suretiyle annesinden gelen payın satışını vaad ettiğini belirtmiş; ancak, sözleşmenin devamında "...tüm hak ve hissemin satışını vaad ediyorum..." gibi ifadelerde bulunmuştur.
Dinlenen tanık tarafların kardeşi R., davalının annesinden gelen payının satışını vaad ettiğini beyan etmiştir.
Uyuşmazlık satış vaadi sözleşmesinin yorumundan kaynaklanmaktadır.
Yorumun konusu irade beyanının içeriğinin anlamını ortaya koymaktadır. Öyle ise sözleşmenin şekil ve hükümlerini belirlemek için, tarafların gerek hataen ve gerekse sözleşmenin gerçek niteliğini saklamak için yararlandıkları tanım ve ifadeler üzerinde durmadan gerçek ve ortak niyetlerini anlamak gerekecektir (BK md. 18).
Bir hukuksal işlemin mahiyetinin tarafların kullandıkları deyimlere, yani söze göre değil de, onun gerçek özüne göre belirtilmesi gerektiği yolundaki bu kural modern hukukta olduğu gibi evvelki hukukumuzda da kabul edilmiş bulunan ortak bir hukuk ilkesi niteliğindedir. Gerçekten de, mecelle'nin "Kavaid-i Külliyesi" yani "Genel Prensipleri" arasında yer alan 3. maddesinde şu ilkeye yer verilmiştir. "Ukudda itibar makaasıd ve maaniyedir, elfaz ve mebaniye değildir" (Sözleşmelerde amaç ve anlamlara bakılır, lafız ve şekillere bakılmaz).
Prof. Hans J. Wolff a göre yorum: Yazılı hukukun geniş anlamda boşluklarını doldurur, tamamlar; hangi yazılı veya yazılı olmayan hukuk kuralının uygulanıp uygulanmayacağını saptamaya yarar.
Alınan Federal Anayasa Mahkemesi'nin bir kararma göre "Bireylerin Devletle olan ilişkileri bakımından ve Alman Anayasası'nm genel görünümü (geramtsicht) içinde" bir yasa hükmünün yorumunda duraksama halinde, yurttaşa hak veren yorum tarzı öncelik alır.
Ne var ki, tek başına metin pek az hallerde tüm duraksamaları gidermeye yeterlidir. İlk adım anlam bütünlüğünü, yorumlanan hükmün Anayasa (veya yasa) içindeki sistematik yeri ve bu cümle ile güdülen amaç yönünden atılır; bu arada yasanın kesin istenci (iradesi) araştırılır. Nihayet Anayasa'nm (veya Ya-sanın) genel kuralları, onun temel hükümleri ve yapısını oluşturan ilkeleri gözetir.
Gerçek veya farazi olarak arzunun saptanmasında ilk başvurulacak unsur, sözleşmede tarafların kullandıkları deyimlerdir. Kural olarak deyimlerin sözleşmenin kurulması sırasında genel anlamda kullanıldığı kabul edilir. Zira sözleşme mademki tarafların yasasıdır; o halde yorum ile tarafların ona tam anlamını vermeleri, gerekir. Çünkü, bu bizzat onlar için ve onların siparişi üzerine yapılan bir yasadır. Fakat sözleşmede kullanılan deyimin tarafların mensup oldukları çevrede özel bir anlamı varsa, deyim bu özel anlamda sözleşmede kullanılmış sayılır.
Tarafların iddia ve savunmaları, tanık beyanlarına ve tüm dosya içeriğine göre, taraflar arasında aktedilen satış vaadi sözleşmesi, yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirildiğinde, davalının iradesinin yalnızca annesinden gelen miras payını satmaya yönelik olduğu, babasının 1963 yılında ölümüyle annesine kalan pay ve annesinden yine kendisine düşen payın yapılan sözleşmeyle davacıya satıldığı; davalının taşınmaz üzerindeki kendi payının satış vaadine konu edilmediği anlaşılmaktadır. Davalı yargılama aşamalarında yaptığı savunmalarıyla okuma yazması olmadığı için noterde neyi imzaladığını bilmediğini, esasen kendi payını değil annesinden intikal eden payını sattığını ileri sürmüştür.
Bu durumda, taşınmaz üzerinde davalıya annesinden miras payı olarak intikal edecek payın iptaline, davacı adına tahsiline karar verilmesi gerektiği yönündeki, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 12.5.2004 gününde yapılan 2.görüşmede oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacı; davalı ile kardeş olduğunu müşterek mülk olarak 1/7'şer hisse olarak kendileri ile dava dışı üç kardeşi ile anne ve babaları adına tapuda kayıtlı taşınmazda önce babasının sonra annesinin ölmesi üzerine bunların hisselerinin de kendileri ile kardeşlerine intikal ettiğini intikal eden bu hisseler ile birlikte her birinin 7/35 pay sahibi olduklarını, davalı kardeşinin 7/35 payını noterce düzenlenen satış vadi sözleşmesi ile kendisine sattığı halde tapu ferağına yanaşmaması üzerine davalıya ait 7/35 payın iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı savunmasında, okur yazar olmadığını,annesi Hayriye'nin imzası gerekli diyerek notere götürüldüğünü ve aldatılarak hisse satış senedini imzalattırdıklarını, oysa kendisinin davacıya hisse satmadığını ileri sürerek, davanın reddini dilemiş yerel mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararı davalının temyizi üzerine Yargıtay Yüksek M.Hukuk Dairesi'nce diğer temyiz itirazları reddedildikten sonra satışa konu olan payın davalıya anne ve babasından intikal eden pay olduğu, bu nedenle pay hakkında davanın kabulü gerekeceği yönünde bozulmuştur.
Bir davada maddi olguları bildirmek taraflara bunun hukuki nitelemesi hakime ait olduğu gibi HUMK.'nun 74.maddesi gereğince de hakim iki tarafın iddia ve savunmalarıyla da bağlıdır.Davalı yargılama aşamasında verdiği cevap dilekçesinde Yüksek Özel Daire tarafından bozma sebebi yapılan yönde bir savunmada bulunmadığı gibi ilk temyiz dilekçesinde de bu yönde bir temyiz isteğinde de bulunmamıştır.Gerek az yukarıda açıklanan cevap dilekçesinde gerekse 6.1.2003 tarihli temyiz dilekçesinde kendisinin okur yazar olmadığı sözleşmenin kendisine okunmadığı, dinlenen tanıklardan birinin davacının oğlu olup, diğerinin ise davacının yanında kaldığı için beyanlarına itibar edilemeyeceği tekrarlandıktan sonra hisse satmadığını, para almadığını senedin, satışın hileli olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.Hal böyle olunca Yüksek Özel Daire, yerel mahkeme kararını davalının gerek savunmasında gerekse temyiz dilekçesinde ileri sürmediği bir sebeple bozmuştur. Oysa temyiz dilekçesinde davalının "temyizce resen gözetilecek veya vesair sebeplerden dolayı bozulması gerekir" şeklinde de bir talebi bulunmamaktadır.Yargıtay uygulamalarında yargılama aşamasında ileri sürülmeyen ve kamu düzenine ilişkin olmayan sebepler bozma sebebi sayılmamıştır.Oysa az yukarıda değinildiği gibi yerel mahkeme kararını Özel Daire talep dışına çıkarak bozmuştur.
Dosyada yer alan 30.3.1995 günlü satış vaadi sözleşmesinde "davalı bahsi geçen gayrimenkuldeki hak ve hissenin tamamını, kendisine zilliyetliği ile birlikte ve bugüne kadar bilumum vergi, resim ve harç mükellefiyetleri bana ait olmak üzere terk ve teslim ettim.Benim bundan sonra bahsi geçen gayrimenkuldeki hak ve hissemde hiçbir hususta herhangi bir hak ve ilgim kalmamıştır" şeklindeki iradesini açıkladığı ve aynı sözleşmenin devamında noter tarafından kendilerine verilen satış vaadi sözleşmesinin okunduğu istek ve arzulan gibi hazırladıklarını beyan etmeleri üzerine noter tarafından altının imzalandığı açık ve belirgindir. Sözleşmenin bu hükmü en ufak bir yoruma gerek bulunmayacak kadar açıktır. Bu nedenle davalının 7/35 payının davacıya satıldığının kabulü gerekir. Davalı gerek mahkemece verilen ilk kararı temyiz dilekçesinde gerekse davaya verdiği cevap dilekçesinde hile iddiasını dayand\ğ\ halde bunu ispat edici hiçbir delilde ibraz etmemiştir. Bu nedenle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.