 |
Yargıtay içtihatları bölümü
Yargıtay Kararı
T.C.
Y A R G I T A Y
İçtihadı Birleştirme
Büyük Genel Kurulu
E. 1994/1
K. 1995/3
T. 22.12.1995
* YABANİ AĞAÇLARIN (DELİCELİK VE
MENENGİÇLERİN) AŞILANMASI
* MUHDESATIN KÜTÜĞÜN BEYANLAR
HANESİNDE GÖSTERİLMESİ
ÖZET : Yabani ağaçların (delicelik ve menengiçlerin) aşılanarak meyva ağacı
haline dönüştürülmesi durumunda, bunun 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2.
maddesinde öngörülen ve tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi
gereken bir "muhdesat" olarak kabul edilmesi gerekir.
(3402 s. Kadastro K. m. 19/2) (766 s. Tapulama K. m. 40)
(743 s. MK. m. 648, 649, 650, 655) (5602 s. Tapulama K. m. 52)
I- İÇTİHADI BİRLEŞTİRME İSTEMİ
Gaziantep Kadastro Mahkemesi'nin 27.4.1993 tarih, 1993/73 Muh. sayılı yazısı
ile, yabani ağaçların aşılanarak meyve ağacına dönüştürülmesinin, 3402 sayılı
Yasanın 19/2. maddesi anlamında muhdesat olarak kabul edilip edilmeyeceği
konusunda, 7. ve 17. Hukuk Daireleri ile 16. Hukuk Dairesi kararları arasında
aykırılık bulunduğu ileri sürülerek, içtihatları birleştirme yoluna gidilmesi
istenilmiş; bu arada Hukuk Genel Kurulu'nundan da muhdesat sayılması yolunda
bir karar çıkmış olması karşısında, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nca
21.4.1994 tarih ve 30 sayı ile kararlar arasında aykırılık mevcut olduğuna,
bu aykırılığın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nda
giderilmesine ve bu konuda rapor hazırlanması için raportör üye tayinine
karar verilmiştir.
II- İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYE KONU KARARLAR, AYKIRILIK
VE BİRLEŞTİRME SORUNU
1- a) Yedinci Hukuk Dairesi'nin 25.10.1982 tarih, 1982/6508-1236 sayılı ve
yabani zeytinlikle ilgili kararında; "Olayda mahkemece Tapulama Kanunu'nun
40. maddesinin uygulanabilmesi için söz konusu taşınmazda muhdesatın varlığı
gerekir. Aslında var olan ağaçların aşılanması Medeni Kanunu'nun 655.
maddesinin uygulanmasını gerektiren bir neden değildir. Hal böyle olunca,
Tapulama Kanunu'nun 40. maddesinin de uygulanması olanaksızdır" denilerek
aşılamanın muhdesat sayılamıyacağı öngörülmüştür.
b) Onyedinci Hukuk Dairesi'nin 3.11.1993 tarih, 7044/12020 sayılı kararında;
"Dava, taşınmaz üzerinde bulunan aşılanmış zeytin ağaçlarının ... Ali'ye ait
olduğu yolundaki kadastro tutanağının beyanlar hanesindeki şerhin
kaldırılmasına yöneliktir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmaz üzerinde
bulunan ancak davalılar tarafından aşılanan zeytin deliceliklerinin
(muhdesat) sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Tesbit ve hüküm
tarihinde yürürlükte bulunan 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 19. maddesinde
yer alan (muhdesat) sözcüğünün tanımlaması yapılmamış ve kapsamı
belirtilmemiştir. Ancak uygulamaya ve genel kanıya göre muhdesat; meydana
getirilmiş, ortaya konulmuş şey demektir. Başka bir anlatımla, taşınmaz
üzerinde malikinden başka bir kişiye veya paydaşlardan birine ait olan yapı
ve tesisler ile bağ ve bahçe gibi dikilen şeyleri ifade eder. Bilgilerine
başvurulan bilirkişi ve tanıklar taşınmaz üzerindeki zeytin ağaçlarının,
zeytin deliceliklerini aşılamak suretiyle meydana getirildiğini haber
vermişlerdir. Davalıların bu beyanlara karşı bir itirazları da olmamıştır. Şu
hale göre, yukarıdaki tanımlama yanında bilirkişi ve tanık sözleri gözönünde
bulundurulduğunda aşılanan zeytin deliceliklerinin muhdesat olarak
nitelendirilmesine olanak yoktur" denilerek; 28.1.1993 tarih,
1992/11473-1993/476 sayılı kararında da, Hazine'nin açtığı muhdesatın iptali
davasını kabul eden yerel mahkeme kararı onanarak Yedinci Hukuk Dairesi'nin
görüşü paylaşılmış ve aşılamanın muhdesat sayılamıyacağı sonucuna
ulaşılmıştır.
2- a) Onaltıncı Hukuk Dairesi'nin 8.2.1993 tarih, 1992/2604-1993/966 sayılı
kararında ise; "Nizalı taşınmaz üzerinde bulunan yabani menengiç ağaçlarının
davalı tarafından para ve emek sarfı neticesi aşılanarak fıstık ağacına
dönüştürüldüğü tarafların kabulündedir. Bu nev'iden ağaçların muhdesat
niteliğinde kabulü gerektiği Hukuk Genel Kurulu'nun son kararları ile
benimsenmiştir. Bu durumda davanın reddine karar vermek gerekirken aksi
düşünce ile hüküm verilmesi isabetsiz"dir denilmek suretiyle yerel mahkeme
kararı yabani menengiç ağaçlarının aşılanarak fıstık ağacı haline
dönüştürülmesi halinde muhdesat kabulü gerekeceği gerekçesi ile bozulmuştur.
b) Hukuk Genel Kurulu'nun 2.10.1991 tarih ve 1991/16-311 E., 1991/450 sayılı
kararında da, geniş açıklamalardan sonra; "... aşılama suretiyle evvelce
mevcut olmayan yeni bir durum oluşmaktadır. Kanun koyucu muhdesatın beyanlar
hanesinde gösterilmesi ilkesini kabul etmekle başkasına ait hakların güvence
altına alınmasını sağlamayı amaçlamıştır. Bu yaklaşımla aşılama isteminin
muhdesat olarak kabulü amaca göre yorum kurallarının gereğidir. Öte yandan,
böyle bir yorum 11.6.1958 tarih ve 9/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının
özüne ve hedefine uygun düşer. Zira, çoğun içinde az vardır. O itibarla
deliceliklerin (yabani zeytinliklerin) aşılanması suretiyle zeytinlik haline
getirilmesinin muhdesat olarak kabulü gerekir" denilerek aşılamanın muhdesat
olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 16/5 ve 45. maddeleri uyarınca toplanan
İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.6.1995 tarihli ilk oturumunda,
öncelikle yukarıda özetlenen kararlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı
ve dolayısiyle içtihadı birleştirmeye gerek olup olmadığı sorunu tartışılmış
ve sonuçta Yedi ve Onyedinci Hukuk Daireleri ile Onaltıncı Hukuk Dairesi ve
Hukuk Genel Kurulu Kararları arasında aykırılık bulunduğuna oybirliğiyle
karar verildikten sonra işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.
III- KONUNUN KAYNAKLANDIĞI YASAL DÜZENLEME
İçtihadı birleştirmeye konu ve aykırılık içeren kararların yasal dayanağı,
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19. maddesinin 2. fıkrasıdır. Sorun bu
fıkrada yer alan "muhdesat" kavramının yorumundan, yani neleri içerip, neleri
içermediğinden kaynaklanmaktadır. Sözü edilen maddenin 2. fıkrası aynen
şöyledir:
"Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine
ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi
belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir."
Bu fıkranın çok az farklılık arzeden şekli, mevzuatımıza 3402 sayılı Yasa ile
yürürlükten kaldırılan 766 sayılı Tapulama Kanununun 40. maddesi ile
girmiştir ki, bu madde de aynen "Gayrimenkul üzerinde arzın malikinden
başkasına ait muhdesat mevcut ise, muhdesatın cinsi ve ihdas tarihi tutanağın
iktisap sebebi sütununda izah edilmek suretiyle muhdesatın sahibi tutanağın
ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir."
Gerek 3402 sayılı Yasanın 19. madesinin gerekçesinde, gerekse bu yasanın
yürürlükten kaldırıldığı 766 sayılı Tapulama Kanununun 40. madesinin
gerekçesinde "muhdesat"ın; geçici olmayan bina ve ağaç gibi şeylerdir,
şeklinde genel bir tanımı ile yetinilmiş, içtihadı birleştirmeye konu
aşılamanın değerlendirilmesine ışık tutacak herhangi bir açıklamaya dolaylı
olarak dahi yer verilmemiştir.
IV- HUKUKSAL VE KADASTRO YASASI AÇISINDAN MUHDESAT KAVRAMI
Muhdesat, sözlük anlamıyla "muhdes", ihdas edilmiş, sonradan meydana gelmiş,
eskiden olmayan demektir (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik
Lugat, Ankara-1990), muhdesat ise muhdesin çoğuludur.
Medeni Kanunu'nun kabulünden önceki hukukumuz ve Arazi Kanunu bir taşınmazda
ikili mülkiyete olanak verdiğinden muhdesat üzerinde bulunduğu arzdan
bağımsız olarak mülkiyete konu teşkil edebilirdi. Bu nedenlerledir ki, Medeni
Kanun öncesinde yapılan muhdesatın durumu, Mer'iyet Kanunu'nun 21 ve 39.
maddelerinde yer almış ve kurala bağlanmıştır.
Medeni Yasamızın öngördüğü sistemde ise ana kural, muhdesatın bağımsız biçimde
mülkiyete konu olamıyacağıdır. Muhdesat, bağımsız ve devamlı bir hak
değildir. Yani bir taşınmazda muhdesat ayrı, arz ayrı mülkiyet konusu
edilemez. İkili mülkiyete imkan yoktur. Muhdesat zeminin bir parçasıdır ve
ondan ayrı düşünülemez (Medeni Kanun m. 619, 648, 650, 655). El
değiştirmelerde muhdesat tapu sicilinde gösterilmez. Bu maddelerde geçen
(bina) ve (ebniye) sözcükleri uygulamada ve yargısal kararlarda genellikle
(muhdesat) kelimesi ile ifade edilmektedir.
Ana ilke, yukarıda açıklandığı gibi olmakla birlikte, tasfiyeye yönelik
olmaları nedeni ile, 766 sayılı Tapulama Kanunu ile bu Yasayı yürürlükten
kaldırarak yerine geçen 3402 sayılı Kadastro Kanunu; tesbit sırasında
taşınmazın kadastrol ve hukuksal durumu saptanırken, parselin zemin ile
muhdesattan oluşabileceğini ve bu muhdesatın zemin sahibinden başka bir kişi
tarafından vücuda getirilmiş olabileceği varsayımını gözönünde tutmuş ve 40
ve 19/2. maddeleri koyarak işte bu eylemli durumun belirtilmesini özellikle
istemişlerdir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere, her iki yasanın ilgili
maddelerinde muhdesatın tanımına yer verilmediği gibi, madde gerekçelerinde
de genel bir tarifle yetinilmesi yoluna gidilerek, konu bir anlamda
uygulamanın yorumuna bırakılmıştır. Fakat her iki maddenin aynı olan konuluş
amaçları dikkate alındığında, özellikle arzeden hususun eylemli durumun
belirtilmesi olması karşısında, bu noktadan hareketle muhdesatın, "tesbiti
yapılan taşınmaz üzerinde malikten başka bir kimseye veya paydaşlardan birine
ait olan yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe gibi dikilen şeyleri ifade
ettiğini söylemek mümkün olduğu gibi, "kanun koyucunun burada sözünü ettiği
muhdesatla, MK. nun 648-650 ve 655. maddelerinde sözü edilen bina ve fidan
deyimleri arasında bir ayrıcalık bulunmadığı"nı anlamak da gerekir (İhsan
Özmen - Halim Çorbalı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu Şerhi, Ankara-1988, sh.
672; A. Nusret Ozanalp, Tapulama Kanunu Şerhi, 2. Baskı, sh. 580).
Maddenin öngördüğü muhdesatın, mütemmim cüz niteliğinde olduğunu, başka bir
deyişle geçici ve taşınabilir olmaması ve taşınmaza sıkı sıkıya bağlı
bulunması gerektiğini söylemek de yanlış olmaz.
O halde, 3402 sayılı Yasanın 19/2. maddesinde yer alan muhdesat sözcüğünün
içeriğini saptarken özellikle bu konuluş amacını ve Medeni Kanunun 648, 649,
650 ve 655. maddeleri hükümlerini gözardı etmemek, bütün bunları
değerlendirecek bir sonuca ulaşmak gerekir.
Bu arada; deliceliklerin (yabani zeytinliklerin) imar için masraf ve emek
sarfı ile zeytinlik haline getirilmesinin mülga 5602 sayılı Tapulama
Kanunu'nun 52 nci maddesinin tatbiki bakımından (ihya) sayılacağını öngören
11.6.1958 tarih ve 1958/8-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı da özellikle
hatırdan çıkartılmamalıdır.
V- MUHDESATIN BEYANLAR HANESİNDE GÖSTERİMİNİ
NİTELİĞİ VE HUKUKİ SONUÇLARI
Medeni Yasamız, güven ve açıklık gereği tapu sicilini 910 ila 935.
maddelerinde düzenlemiş ve nelerin sicilde yer alabileceğini kurula
bağlamıştır. Bunlardan 918. madde, tapu siciline kaydolunacak ayni hakları;
919. madde, sicile şerh verilebilecek kişisel hakları; 920 ve 921. maddeler
ise, temlik hakkının sınırlamaları ile muvakkat tescili düzenlemiştir.
Tapu Sicili Tüzüğü'nün 60 ila 64. maddelerinde 7 bölüm olarak tanzim edilen
"Beyanlar" ise, gerek tescillerden, gerekse şerhlerden farklıdır. Kütüğün
beyanlar hanesine işlenen bir kayıt, kural olarak ne bir ayni hak ihdas eder;
ne de şahsi bir hakkı kuvvetlendirmeye yarar. Beyanların fonksiyonu,
gayrimenkulle ilgili bazı fiili veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut
bulunan bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir (Tekinay ve arkadaşları,
Eşya Hukuku, İstanbul, 1989, sh. 464).
Yukarıda belirtilen ilke uyarınca, 3402 sayılı Yasanın 19/2 ve mülga 766
sayılı Tapulama Kanununun 40. maddelerinde yer verilen muhdesatın beyanlar
hanesinde gösterilmesi hususu da kişiye herhangi bir hak vermez. Sadece madde
gerekçelerinde de açıkça vurgulandığı üzere eylemli (fiili) durumun
belirtilmesi demek olup; muhdesat sahibi yararına sürekli ve ayni bir hak
meydana getirmez.
Kanun koyucunun amacının Medeni Kanunun 648, 649, 650 ve 655. maddeleri
uyarınca, muhdesatı meydana getiren ile arz sahibi arasında doğabilecek
çekişmede, muhdesat sahibinin hakkını kaybetmemesi bakımından, onu güvenceye
almak olduğu hususunda uygulama ve öğreti görüş birliği içersindedir. Bir
başka söyleyişle bu beyan sadece aleniyet ve kanıtlama kolaylığı sağlar.
VI- TARTIŞMA VE DEĞERLENDİRME
Konunun değerlendirilmesine geçilmeden önce, Menengiç'in; kışın yaprağını
döken, çoğunlukla çalı, bazen de 8-10 metre boyunda, kalın gövdeli, geniş
yuvarlak tepeli bir ağaç olduğunu, bu türün fidanları üzerine Antep fıstığı
aşılanabildiğini; yabani zeytinin de; halk arasında delicelik olarak
tanımlanıp, aşılanarak kültür bitkisi zeytin ağacına dönüştürüldüğünü
belirtmekte yarar görülmüştür. Aşılama ise, başlıbaşına yeni bir bitki elde
etmek için, bir bitkinin bir parçası ile bir başka bitkinin bir parçasının
birleştirmesi olarak tanımlanmaktadır.
Yukarıda anlamı, niteliği, tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilme nedeni
ve bununla yasa koyucunun güttüğü amaç açıklanan muhdesatın, bir yabani
ağacın aşılanması ile meyveli hale dönüştürülmesini de kapsayıp kapsamadığına
gelince;
Bir taşınmaz üzerine bina yapılması veya ağaç dikilmesinin muhdesat sayılması
gerektiği tartışmasızdır.
Muhdesatın mütemmim cüz, yani taşınmazın ayrılmaz parçası niteliğini taşıması
gerektiğinde de bir anlaşmazlık söz konusu değildir.
Sorun, yabani ağaçların aşılanması ile meyveli hale getirilmesinin de, bu
ağaçların (muhdesat) olarak kabul edilmesini gerektirip gerektirmediği
noktasındadır.
Kadastro Yasaları tasfiyeyi amaçladıklarından taşınmazların tesbit günündeki
geometrik ve hukuki durumlarını herşeyi ile olduğu gibi saptamayı öngörürler.
Yabani zeytinlikler ile menengiçlerin aşılanmak suretiyle kültür bitkisi
haline dönüştürülmesi de, yeni ve evvelce mevcut olmayan bir olgudur. Zira bu
bitkilerin aşılanmadan önce ekonomik değerleri hemen hiç yok denecek kadar
azdır. Bu bitkilerin bulunduğu arazi genelde tarım dışı verimsiz
topraklardır. Bu araziler, deliceliklere zeytin, menengiçlere de fıstık
aşılanmak suretiyle değer kazanır ve bu yolla yurt ekonomisine de katkı
sağlanır. Bu yabani ağaçların aşılanmasıyla nitelikleri tamamen değişmekte,
verimsiz bitkiler ürün veren hale dönüşmekte, kalıcı bir olgu ortaya
çıkmaktadır. Bu nedenle artık var olan bir ağaçtan söz edilemez. Aşılanma
yoluyla önceden mevcut olmayan yeni bir durum oluşmaktadır. Kanun koyucu,
muhdesatın beyanlar hanesinde gösterilmesi ilkesini kabul etmekle başkasına
ait hakların güvence altına alınmasını sağlamayı amaçlamıştır. Bu yaklaşımla
aşılama işleminin muhdesat olarak kabulü, amaca göre yorum kurallarının
gereğidir. Çoğun içinde az vardır. Nitekim, 11.6.1958 tarih ve 8/7 sayılı
İçtihadı Birleştirme Kararı ile deliceliklerin aşılanarak zeytinlik haline
getirilmesi (ihya) olarak kabul edilmiştir ki, Genel Kurul bu durumu
aşılamadan da öte mülkiyet kazandırıcı bir işlem olarak değerlendirmiştir.
O itibarla, yabani ağaçların (delicelik ve menengiçlerin) aşılanması suretiyle
meyveli hale dönüştürülmesi durumunda, bunları muhdesat kabul etmek gerekir.
İçtihat aykırılığının bu şekilde giderilmesi uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Yabani ağaçların (Delicelik ve Menengiçlerin) aşılanarak meyve ağacı
haline dönüştürülmesi durumunda, bunun 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 19/2.
maddesinde öngörülen ve tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi
gereken bir "muhdesat" olarak kabul edilmesi gerektiğine, 16.6.1995 ve
8.12.1995 günlü ilk iki oturumda üçte iki çoğunluk sağlanamadığından,
22.12.1995 gününde üçüncü toplantıda çoğunlukla karar verilmiştir.
KARŞI OY YAZISI
* Yüce Kurul'un önüne gelen uyuşmazlık, menengiç ve delicelerin aşılanması ile
üretime dönüştürülen (fıstıklık-zeytinlik) taşınmazlar üzerindeki zeytin ve
fıstık ağaçlarının muhdesat olarak beyanlar hanesinde gösterilip
gösterilemeyeceği konusudur.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 1. maddesi hükmüne göre, kadastronun amacı,
Medeni Kanuna dayalı taşınmaz sicilinin oluşturulmasdır. Amaç, Medeni Kanuna
dayalı sicil oluşturmak olduğuna göre, 3402 sayılı Kadastro Kanununun
uygulanması sırasında, Medeni Kanunun hükümleri gözardı edilemez.
Medeni Kanunun ayni haklarla ilgili bölümünde, Medeni Kanunun 648. maddesinde
başkasının arsasına yapılan inşaattan; 655. maddesinde ise, başkasının
tarlasına dikilen fidanlardan söz edilmektedir. Gerek yürürlükten kaldırılan
766 sayılı Tapulama Kanununun 40. maddesi; gerekse halen yürürlükte bulunan
ve uyuşmazlığa konu teşkil eden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2. maddesi
hükmünde "Muhdesat" sözünün kapsamı belirtilmemiş ise de bu sözün kapsamının
belirlenmesinde Medeni Kanunun 648 ve 655. maddesi hükümlerinden
yararlanılması gerekir. Medeni Kanunun 648 ve 655. maddeleri hükmünce
başkasının arsasına yapılan binanın, tarlasına dikilen fidanın muhdesat
olarak tarif edildiği açık ve seçik olarak görülmektedir. Aşılama ile
taşınmazda bulunan ağaçlardan söz edilmemektedir. 3042 sayılı Kadastro Kanunu
ile Medeni Kanunun öngördüğü tapu sicilini oluşturmak hükme bağlandığına,
Medeni Kanunun 648 ve 655. maddeleri yürürlükten kaldırılmadığına göre, 3402
sayılı Kadastro Kanununun 19/2. maddesi hükmünün bu hükümler dikkate alınarak
yorumlanması zorunludur. Muhdesat sözcüğü "ihdas" sözünden gelmektedir.
"İhdas" sözü ise yeniden yapan, meydana getiren, dikip yetiştiren anlamında
olup "Muhdesat" sözcüğü "İhdas" sözünden gelmektedir. "İhdas" sözü ise
yeniden yapma, meydana getirme, dikip yetiştirme anlamında olup, "Muhdesat"
sözcüğü ise başkasının arsasına yapılan binayı, yada tarlasına dikilen fidanı
ifade eder. Taşınmaz üzerinde zaten varolan menengeç ve delicelerin
aşılanması olgusunun yeniden yapma, yada dikip yetiştirme olarak kabulü
mümkün değildir. Aşılama olayı bina yapma, yada fidan dikip yetiştirmeye göre
daha az masraflı olup, daha az emeği gerektirir. Diğer anlatımla, taşınmaz
üzerinde zaten varolan menengiç ve delicelerin bina yapmaya yada dikip
yetiştirmeye nazaran az bir masraf ve emekle faydalı hale getirilmesidir.
Arzın sahibine yasal olarak ait olan deliceler ve menengiçlerin yararlı hale
getirilmesi malikin kendisinin az bir masraf ve emekle verimli hale
getirebileceği taşınmazına da müdahale sayılır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 11.6.1958 günlü, 1958/8 esas, 1958/7
sayılı kararı ile delicelerin zeytinlik durumuna getirilmesinin ihya
sayılacağı hükme bağlanmıştır. İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun anılan
kararına uygun olarak taşınmazla ilgili uyuşmazlıklara bakan tüm Yargıtay
Hukuk Daireleri delicelerin aşılanmasını ihya kabul etmektedir. Bu nedenle
ihya yoluyla zeytinlik-fıstıklık haline getirilen zeytin ve fıstık
ağaçlarının muhdesat olarak kabulü mümkün değildir.
Bilindiği gibi, Dairelerimize gelen tüm uyuşmazlıklarda Hazine ile özel
kişiler karşı karşıya gelmemektedir. Ahmet'in, Mehmet'in tapulu taşınmazı
içinde kalan delicelik yada menengiç ağacının Ali yada Veli tarafından
aşılanarak delice yada menengiç ağacının zeytin yada Antepfıstığı ağacına
dönüştürülmesi mümkündür. Aynı şekilde taşınmazın Ahmet yada Mehmet yararına
taşınmazda ihya yoluyla başlayan zilyetlik iktisaba yeterli süreye ulaşmış;
ancak taşınmazda üzerindeki 10 adet delicenin yada menengiç ağacının Ali yada
Veli tarafından aşılanarak zeytin yada fıstık ağacına dönüştürülmüş olabilir.
Bu durumda mülkiyetin taşınmazı ihya eden Ahmet adına tapuya tesciline 10
adet delice yada menengiç ağacını aşılayan kişi adına beyanlar hanesinde
gösterilmesine karar vermek durumu ortaya çıkarki, buda uyuşmazlık
çözümlenmeden ikinci uyuşmazlığa neden olur. Oysa, mahkemelerin görevi
uyuşmazlıkları çözmek olup, yeni uyuşmazlıklar çıkarmak değildir.
Yüce Kurul'un, halen uygulanmakta olan Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Kurulu'nun, 11.6.1958 günlü, 8/7 sayılı Kararı ışığında durumu
değerlendirmesi gerekir.
Kuşku etmemek gerekirki, dikip yetiştirme ile ihya arasında ağacı dikip
yetiştirme ve aşılayarak meyvalı hale getirme olgusu da dikip yetiştiren,
aşılayıp bakan bir para harcamakta, emek sarfetmektedir. Ne varki, dikip
yetiştirme olgusu aşılama olgusundan daha zor ve daha masraflıdır.
Kanun koyucu ihya yoluyla taşınmaz edinmeye olanak sağladığına göre, yapacağı
yasal düzenleme ile önümüze gelen uyuşmazlıkla ilgili olarak ihya edilen
meyvalı ağaçlarn da beyanlar hanesinde gösterilmesine imkan sağlayabilir.
Açıklanan nedenlerle Yüce Kurulun çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Hüseyin ÖRMECİ Günay KAYNAK Kadir TOKMAN
Başkan Üye Üye
Ahmet ALYAZ Mehmet YILDIZ Yaşar BÜKEN
Üye Üye Üye
KARŞI OY YAZISI
* Yabani ağaçların (delicelik ve menengiçlerin) aşılanarak meyve ağacı haline
dönüştürülmeleri halinde, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2. maddesine göre
tesbit tutanağının ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilmesi gereken
bir muhtesat olarak kabul edilip edilemiyeceğinin doğru olarak tesbiti için
muhtesatın anlamı, beyanlar hanesinde gösterilmesinin amacı ve imar ihya ile
olan farkı üzerinde kısada olsa durulmasında zorunluluk vardır.
Genel olarak muhtesat sözcüğü ihdas edilmiş, sonradan meydana gelmiş, eskiden
olmayan sonradan yapılan, dikilen, anlamında kullanılmaktadır. Daha açık
söyleyişle muhtesat bir taşınmazda önceden olmayan bir şeyi yapmak veya
dikmektir.
Bilindiği üzere eski hukukumuzda muhtesat'a üzerinde bulunduğu topraktan ayrı
bir mülkiyet hakkı tanınabiliyor, zemin bir kişi üzerine yazılırken
üzerindeki muhtesat için başka bir kimseye tapu verilebiliyordu. Ancak Medeni
Kanun bünyesine uymayan bu ikili mülkiyet düzenine son vermiş, eski
hukukumuzda topraktan ayrı olarak ağaçlar için tesis edilen mülkiyet hakları
864 sayılı Tatbikat Kanununun 21. maddesi hükmüyle korunurken, Medeni Kanunun
619. maddesi, taşınmazın ayrılmaz parçası (mütemmim cüzü) niteliğindeki
muhtesatın mülkiyetini taşınmaza bağlayarak "bir şeye malik olan bir kimse o
şeyin bütün mütemmim cüzülerine de malik olur" kuralını getirmiştir. Öte
yandan, 918. maddesinde tapu siciline tescili gereken ayni hakları sınırlı
olarak saymış, tapu sicilinin şerhler hanesinde gösterilecek kişisel hakları
919, 920 ve 921. maddelerinde aynı şekilde belirtmiş, beyanlar hanesine
işaret edilebilecek kişisel haklar ise 8.10.1930 tarih, 10012 sayılı eski
Tapu Sicil Nizamnamesi'nin 85-90. maddelerinde, 7.6.1994 tarihinde yürürlüğe
giren yeni Tapu Sicili Tüzüğü'nün 60-64. maddelerinde açıklanmıştır. Böylece
yasa koyucu, muntazam tutulmasını üstlendiği, iyi tutulmamasından doğan
sorumluluğu yüklendiği tapu sicilini disipline almak, tapu sicili nedeniyle
çıkacak nizaları asgariye indirmek onu yaz boz tahtasına çevirmemek maksadı
ile lüzumsuz ve zorunlu olmayan bilgilerin tapu siciline geçirilmesini
önlemek istemiştir. Medeni Kanun getirdiği sistem itibariyle muhtesatın tapu
sicilinin beyanlar veya şerhler hanesinde gösterilmesini gereksiz bulmuştur.
Keza, Cumhuriyet döneminde çıkarılan öteki kanunlarda ve 5602 sayılı ilk
Tapulama Kanununda da muhtesatın tapu sicilinde belirtilmesi yönünde hiçbir
hüküm bulunmamaktadır. Ne varki 509 sayılı Tapulama Kanununun 40, ve bu
kanunun Anayasa Mahkemesi'nce 16.11.1965 tarih 1964/38 esas 1965/69 sayılı
kararla şekil koşulundan iptal edilmesi üzerine, 12.5.1966 tarihinde
yürürlüğe giren 766 sayılı Tapulama Kanununun 40. maddesi ile muhtesatın
beyanlar hanesinde gösterilmesi esası getirilmiş, aynı hüküm, 9.10.1987
tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2. maddesi ile
tekrarlanmıştır. Anılan kanunların söz konusu maddelerinde muhtesatın tarifi
ve tanımı yapılmadığı gibi beyanlar hanesinde gösterilme nedeni de
açıklanmamıştır. Hemen belirtmek gerekirki genel anlamda muhtesatın beyanlar
hanesinde gösterilmesi ne ayni bir hak doğurur, nede kişisel hakkı
kuvvetlendirmeye yarar. Sadece o kişisel hakkı tesbit edip, ve ona aleniyet
sağlar. Ancak, değinilen tapulama kanunlarında muhtesatın tesbit tutanağının
beyanlar hanesinde gösterilmesinin öngörülmesinde özel bir neden
bulunmaktadır. Bu neden, gerek 766 sayılı Tapulama Kanunun 40. maddesinin
gerekse 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddesinin gerekçelerinde
(...tapulama tesbitinin tutanağın düzenlenme tarihinde mevcut hukuki ve
geometrik durumunun tayine matuf bir işlem olduğu, oysa muhtesat ile arz
maliki arasında yenilik doğurucu bir ilişki bulunduğundan olayın çözüme
kavuşturulmasının tapulama görevlilerinin ve tapulama mahkemelerinin görevi
haricinde kaldığı, bu yönde genel mahkemede MK. nun 648, 649, 650, 655.
maddelerine göre bir dava açıldığı takdirde hak durumunun kolayca
belirlenmesine yardımcı olmak amacıyla muhtesatın tesbit tutanağında ve
kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi gerektiği...) biçiminde açıkça
belirtilmiştir. Hiçbir yoruma gerek göstermiyecek kadar açık olan bu
gerekçeye göre kanun koyucunun asıl amacı kadastro görevlilerinin ve
mahkemelerinin çözmeye yetkill olmadıkları bir konuda genel Medeni Kanunun
yukarda belirtilen maddelerine göre daha sonra genel mahkemede açılacak bir
davaya ışık tutmaktır. Bir anlamda kanun koyucu, 766 sayılı Tapulama
Kanununun 40 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19. maddeleri ile Medeni
Kanunun 648, 649, 650 ve 655. maddelerinin birlikte değerlendirilmesini
istemiş, aralarında bağlantı kurmuş, Medeni Kanunun ilgili maddeleri uyarınca
açılacak temliken tescil davalarında muhtesat kabul edilmeyen şeylerin
beyanlar hanesine düşürülmesini hiç arzu etmemiştir. Başka bir anlatımla,
yasa koyucu muhtesatı beyanlar hanesinde göstererek ona aleniyet sağlamak
gibi genel bir amaçla değil, Medeni Kanunun 648, 649, 650 ve 655. maddelerine
göre açılacak davalarda hakkın isbatını kolaylaştırmak şeklinde özel bir
amaçla bu hükümleri kabul etmiştir. Bu maddeler uyarınca bir hak talep
edilemiyecekse, 766 sayılı Kanunun 40, 3402 sayılı Kanunun 19/2. maddelerine
göre o muhtesatın beyanlar hanesinde gösterilmesine gerek yoktur. Her
muhtesatın beyanlar hanesinde gösterilmesi kanun koyucunun amacına ters
düşeceği gibi pratik bir fayda da sağlamıyacaktır. Medeni Kanunun 648 ve 655.
maddelerinde ise aşılamadan değil başkasının arsa ve arazileri üzerinde
yapılan ve dikilen şeylerden söz edilmiştir. Gerçekten de arsa ve arazide
bulunan bir şey ıslah ve imar edilir. Daha kullanışlı, daha verimli hale
getirilirse bu işlem hiçbir zaman muhtesat yapmak anlamına gelmiyeceği,
bilimsel alanda ve yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ortaklaşa kabul
edilmektedir. Aşılama işlemi hiçbir surette başkasının arazisine dikilen
ağaçla eş değerde tutulamaz. Birisinde daha önce mevcut olan kökü ve gövdesi
ile arzın mütemmim cüzü bulunan bir ağaç aşılanmakta yani imar ihya
edilmekte, diğerinde sonradan yeni bir ağaç dikilmektedir. Mevcut bir binayı
restore etmek, ona ilaveler yapmak başka, yeni bir bina yapmak tamamen başka
birşeydir. Ağaç aşılayan kişi Medeni Kanunun 655. maddesi gereğince hak
talebinde bulunamaz. Şimdiye kadarki uygulamada hep bu doğrultudadır. Ne
yazık ki, bu içtihatları birleştirme kararı ile imar ihya eden kişinin söz
konusu maddeye dayanarak hak isteme yolu açılmıştır.
İmar ihya ise, Cumhuriyet öncesi dönemden beri pozitif hukukumuzda düzenlenen
bir hukuki kurum olup mevcut bir şeyi canlandırma, diriltme, yeniden hayat
verme, bir şeyi daha yarayışlı ve verimli hale getirme anlamına gelmektedir.
Hukukumuzda muhtesat yapmak ile imar ihya etmek tamamen ayrı hukuki kavramlar
olarak ele alınmıştır. Koşulları, hüküm ve sonuçları birbirinden çok farklı
kurumlardır. Biri, mevcudu ıslah etmek; diğeri, mevcut olmayan bir şeyi
yapmak veya dikmektir. Muhtesatın tesbit tutanağının ve tapu sicilinin
beyanlar hanesinde gösterilmesi yönünde ilk defa hüküm getiren 509 ve 766
sayılı Tapulama Kanunlarının 40. maddeleri bir yandan muhtesatın beyanlar
hanesinde belirtilmesini hükme bağlarken öte yandan 37. maddelerinde imar
ihyayı ayrıca hüküm altına almışlardır. Her iki kanunda özellikle 766 sayılı
Tapulama Kanununda imar ihya ile mülk edinme yolu kapalı olduğu ve imar ihya
bir zilyetliğin tesbiti şeklinde ele alındığı için, ilerde o yerde 4753
sayılı Yasaya göre bir dağıtım yapıldığı takdirde gözönünde bulundurulup
değerlendirilmek üzere taşınmazın Hazine adına yazılmasını, ancak imar ihya
eden kişinin şerhler ve beyanlar hanesinde gösterilmesini emretmiştir. Yani
değinilen yasa maddelerinde muhtesat şerhi ile imar ihya şerhi ayrı
hükümlerde düzenlenmiş, ayrı hüküm ve sonuçlara bağlanmıştır. 3402 sayılı
Kadastro Kanunu ile imar ihya ile mülk edinme yolu açıldığından koşullarının
oluşması halinde tapulama ekipleri tarafından taşınmaz, imar ihya eden kişi
üzerine yazılacağından imar ihya için tapu sicilinin beyanlar hanesinde
gösterilmesine gerek görülmemiştir. Açıklandığı üzere imar ihyanın muhtesat
şerhi olarak kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi söz konusu kanun
maddelerinin açık hükümlerine ve kanun koyucunun amacına aykırı düşer.
Yabani deliceliklerin ve menengiçlerin aşılanmasının bir ihya olduğu ise 2644
sayılı Tapu Kanunun daha sonra 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile
ortadan kaldırılan 6; 5618 sayılı Kanunla değişik 4753 sayılı Kanunun geçici,
509 ve 766 sayılı Tapulama Kanunlarının 37 nci maddesinde açıkça hükme
bağlanmıştır. Ayrıca 11.6.1958 tarih, 1958/8 esas, 1958/7 karar sayılı
İçtihatları Birleştirme Kararında bir kuşkuya yer bırakmıyacak biçimde
vurgulanmış, o tarihten itibaren uygulamada aşılamanın imar ihya niteliği hiç
sapma göstermeksizin kabul edilmiştir. Esasen yabani delicelik ve
menengiçlerin aşılanmasının ihya olduğunda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Bu durum yukarıda değinildiği üzere ayrı ve özel maddesinde düzenlenen imar
ihya hakkında yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı Kanunun 37 ve 3402 sayılı
Kanunun 17. maddesine göre işlem yapılması gerekirken, hiçbir ilgisi
bulunmayan aynı Yasaların 40 ve 19/2. maddelerine göre beyanlar hanesinde
gösterilmeleri kavram ve kurum kargaşasına neden olacak, uygulamada
duraksamalar yaratacak, yasa hükümleri ve şimdiye kadarki uygulama ile büyük
çelişkiye düşülecektir. Şöyleki;
1- 11.6.1958 tarih, 1958/8-7 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararıyla çelişki
doğmuştur. Önceki kararda delicelik ve menengiçlerin aşılanması imar ihya
kabul edildiği halde bu içtihadı birleştirme kararında muhtesat olarak
beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiştir. Bu durumda aşılanan
ağaçlar beyanlar hanesinde aşılayana ait olarak belirtilecek arz sahibinin
ağaçlar üzerinde bir hakkının bulunmadığı sonucunun doğmasına neden
olacaktır. Oysa, kökü ve gövdesi ile arza sık surette bağlı olan ağaçların
mülkiyeti mütemmim cüz kuralına göre arzın mülkiyetine bağlıdır. Bilindiği
üzere 3402 sayılı Kanunun 19/2. maddesine göre düşürülecek beyanda, bu
ağaçların şu kişi aşılamıştır şeklinde değil, bu ağaçlar şu kişiye aittir
şeklinde ibarenin kullanılması gerekecektir. Bunun sonucunda da aşılayan kişi
Medeni Kanunun 655. maddesine dayanarak hak talebinde bulunabilecektir. Bu
içtihat kararından ve beyanlar hanesinde düşürülecek bu beyandan sonra, bu
olay bir imar ihya işidir. Olaya imar ihya hükümleri uygulanmalıdır demek
mümkün olmayacaktır. Böyle bir iddia karşısında imar ihya eden kişi, bu
içtihadı birleştirme kararını yasal dayanak gösterdiğinde ve imar ihya
hükümleri uygulansa idi muhtesat olarak beyanlar hanesinde gösterilmez,
ihyaya ilişkin özel hükümlere göre işlem yapılması gerekirdi şeklinde bir
savunma getirdiğinde 766 sayılı Kanunun 40; 3402 sayılı Kanunun 19.
maddelerinin kabulündeki özel amaç ve bu amacı açıklayan söz konusu
maddelerin açık gerekçeleri karşısında verilecek bir cevap bulunamıyacaktır.
Öte yandan; olaya, Medeni Kanunun 655. maddesi uygulandığında, 2644 sayılı
Kanunun muaddel 6., 4753 sayılı Kanunun geçici, 766 sayılı Kanunun 37.
maddeleri ve en önemlisi 11.6.1988 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına da
ters düşülecektir.
2- Bu kabul ile şimdiye kadar kırk yıla yakın uygulamaya ters düşülmüştür.
İçtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesine neden olan Onaltıncı Hukuk
Dairesi ve Genel Kurul kararına kadar tüm içtihatlarda deliceliklerin ve
menengiçlerin aşılanma işlemi bir imar ihya işlemi olarak kabul edilmiş, imar
ihya hükümleri uygulanmış, muhtesat olarak beyanlar hanesinde gösterilmemiş
ve gösterilmesi düşünülmemiştir.
3- Bizatihi tapulama kanunlarının ilgili hükümlerine, amacına aykırı olarak
içtihatlar birleştirilmiştir. 509, 766 ve 3402 sayılı Kanunlarda imar ihya
ile ilgili özel düzenlemeye göre işlem yapmak gerekirken, bu kanun maddeleri
gözardı edilerek hiç ilgisi olmayan bir maddeye dayanılmak suretiyle imar
ihya işleminin muhtesat olarak beyanlar hanesinde gösterilmesine karar
verilerek, tapulama (kadastro) kanunlarının açık hükümlerine ve amacına ters
düşülmüştür.
4- İmar ihya edilen başka şeyler muhtesat olarak beyanlar hanesinde
gösterilmediği halde aşılanan delicelik ve menengiçlerin muhtesat olarak
gösterilmesi suretiyle açıkça çelişkiye düşülmüştür. Bu ayrımcılığın pozitif
hukuk açısından izahı mümkün olmayacaktır.
5- Bu tevhidi içtihat, Medeni Kanunun amacına ve emredici hükümlerine de
aykırıdır. Medeni Kanun hiçbir muhtesatın tapu sicilinde gösterilmesini
öngörmemiştir. Yukarıda değinildiği üzere Tapulama Kanunlarının zorunlu ve
belirli bir nedenle Medeni Kanunun 648, 649, 650 ve 655. maddeleri ile
bağlantılı olarak getirdikleri muhtesata ilişkin hükümleri, bu içtihadı
birleştirme kararı ile genişletilmiş, imar ihya işlemi de 19/2. maddesi
kapsamı içerisine alınmış bu maddeye Medeni Kanunun tapu sicili ile ilgili
maddelerini değiştiren bir anlam kazandırılmıştır.
6- Bundan böyle, bu tür olaylara Medeni Kanunun 655. maddesi uygulanacak,
ağaçları aşılayan kişi 3402 sayılı Kanunun 17. maddelerinin atıfta bulunduğu
14. maddede öngörülen 20 yıllık nizasız ve fasılsız zilyet olma koşulundan
kurtulmuş olacaktır.
7- Keza olaya muhtesat açısından yaklaşıldığında, 3402 sayılı Yasanın 17/son
maddelerinin emredici hükümlerinin uygulama yeri kalmayacaktır.
8- Ayrıca imar ihya, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde
yoğun emek sarfı ile yapılan bir işlem olup, bu yerlerde vücuda getirilen
muhtesata ise hiçbir hukuki değer ifade edilemez. Daha açık anlatımla, bu
nitelikteki taşınmazlar ancak imar ihya koşullarının oluşması ile özel mülke
konu olabilir. Muhtesat sahibi, muhtesatına dayanarak temliken tescil davası
açamaz. Özel mülk konusu olan taşınmazlar yönünden de imar ihyadan söz
edilemez. Yani, imar ihyaya dayanarak taşınmazın kendisine verilmesini
istiyemez. Hal böyle iken, bu içtihadı birleştirme kararı ile aslında
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve aşılanmak suretiyle imar ihya
edilen bir yer hakkında muhtesat yapmaktan söz edilerek Medeni Kanunun 655.
maddesi uygulanmak suretiyle mülk edinme yolu açılmış olacaktır. Öte yandan,
özel mülke konu bir taşınmazda bulunan menengiç ve delicelikleri aşılanarak
temliken tescili istenebilecek, böylece Medeni Kanunun temel ilkelerine ters
düşülecektir. Açıkladığım bu gerekçelerle, aşılanan menengiç ve
deliceliklerin muhtesat olarak beyanlar hanesinde gösterilmesi yönündeki
sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Eraslan ÖZKAYA
1. Hukuk Dairesi Başkanı
|