Hukuki.NET


25/04/2024  Eski forum arşivi bölümü

Hukuksal Tartışmalar




 


Forum:
TCK 486 / yeni TCK 128 (savunma dokunulmazlığı)
cucu70 Eski TCK 486 f3 de yaptırım olarak adlandırabileceğimiz hususlar yeni TCK 128 de yer almamış. Bunlardan inzibati tedbirler ve sondaki tazminata ver verilmemeiş olmasını doğal karşılıyorum. Çünkü özellikle tazminat korkusu savunma üzerinde yeterince cesur bir savunma yapılmasının engeli gibi değerlendirilebilir.Ancak ortada yer alan yetkili kaza merciince talep halinde hakareti mutazammın yazı ve sözlerin evrak ve zabıtlardan çıkarılması hususu yeni TCK 128 de yer almamış.Acaba bu konuda başka yerde bir düzenleme yapılmış mı? düşüncelerinizi bekliyorum.saygıyla...
Benna D) SAVUNMA DOKUNULMAZLIĞI (İDDİA VE MÜDAFAA SERBESTİSİ) a) Ne Zaman Hukuka Uygundur : “Hakkın kullanılması olarak kabul edilen savunma hakkı, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesinde; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir..." hükmü yer almaktadır. Görülüyor ki, Anayasanın kabul ettiği esasa göre, iddia ve savunma hakkının kullanılması ancak meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle olmalıdır.” Türk Ceza Kanunun 486. maddesi ‘savunma dokunulmazlığı’ konusunda düzenleme yapmıştır. İlgili maddeye göre “Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha veya sair evrakın yahut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz.” Bu maddede görüldüğü gibi sayılan taraflara bir davanın yürütümü sırasında çekinmeden davayla ilgili beyanlarını gerçeğin ortaya konulması amacıyla ortaya koymaları halinde herhangi bir takibata uğramayacağı garantisi verilmiştir. Çünkü aksi takdirde beyanları taraflar serbestçe ortaya koymaması ve karşı yanın haklarında dava açılmasına karşı suskun kalması ihtimali vardır. “Hak arama özgürlüğü Anayasal bir haktır. Ne var ki; her hakta olduğu gibi bu hakkında kullanılması sınırsız olmayıp, keyfi biçimde ve gerekli özen gösterilmeden kullanılmaması gerekir. Hakkın hukuka aykırı kullanıldığından söz edebilmek için, karşı tarafın suçsuzluğu bilinerek, zararlandırmak veya küçük düşürmek veyahut olayla ilgili ciddi ve inandırıcı delil ve emare bulunmaması gerekir. Dava konusu olayda davalı baba nesebin reddini ve DNA testi yapılmasını istemiştir. Davalı bir takım emarelere dayanarak Anayasal dava hakkını kullanmış olup, bu durumda hukuka aykırılıktan söz edilemez.” Burada şu şekilde düşünülse; bu yazılı kanun maddesi olmasaydı ne olurdu? Yazılı hukukumuza girmemiş olsa dahi bu gibi durumlarda aynı sonuca varmalı yani yazısız hukukun içinden hukuka uygunluk sebebi olarak ortaya konulabileceği kanaatindeyim. Keza 1982 Anayasamızın 36. maddesine göre” Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Aksi düşünülseydi; her davada ileri sürülen iddia ve müdafaalarda tam ispat aranması durumu söz konusu olurdu. İspatlanamayan iddialarda müddei aleyhine ceza ve hukuk davaları açma durumu söz konusu olurdu. Bu nedenle hiç kimse normalde hakareti mutazammın sayılan sözleri tam ispatlayamadığı durumlarda ortaya koyamazdı. “İddia ve savunma hakkının her türlü etkiden uzak olarak kullanılması esastır. Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunmalarını hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir. Ancak bu serbesti, dava konusu olayın aydınlığa kavuşmasına, bir başka anlatımla, hakkın meydana çıkmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta ve yollara başvurulmuş olur. Anayasadaki bu düzenlemeye paralel olarak, T.C.Y.nın 486 ıncı maddesinde yer alan hükme bakıldığında; .... Görüldüğü gibi yasa koyucu burada savunma dokunulmazlığı denilen hukuka uygunluk sebebine yer vermiş bulunmaktadır.” “Bu hukuka uygunluk sebebinin esası, gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin yerine getirilmesidir. İddia ve müdafaa ceza korkusu olmadan gerçekleri ortaya koyabilmelidirler; ancak savunma dokunulmazlığı örtüsü altında kişilere hakaret edilebilmesine kanunun izin verebileceği düşünülemez. Bu sebeple, maddenin 2. fıkrası savunma dokunulmazlığında sınırın aşılmış olması durumunda, failin cezalandırılacağını belirtmektedir.” “Savunma dokunulmazlığı sadece yargılama organlarına verilen dilekçe, layiha, başka belgeler ve bu organlar karşısındaki konuşmalar, savunma ve iddialar için söz konusu olur.” Acaba bu ibare sadece hakaret için mi geçerlidir? Ceza Kanunumuzun yedinci faslının başlığı hakaret ve sövme cürümleri başlığı altında işlenmiştir. “ Bu madde tadil edilmeden önce ‘elfaz-ı tahkiriyeden’ ifadesi maddede yer almaktaydı. Tadilden sonra ‘hakaret’ kelimesinin yer almış olmasına rağmen bu terimin sövmeyi de kapsar şekilde anlaşılması gerekir; zira 486. madde hakaret ve sövme suçlarından sonra ve bunların ikisine de uygulanabilecek yerde tespit edilmiştir... Mesela, tehdit, müessir fiil, mala karşı işlenmiş olan suçlarda savunma dokunulmazlığı söz konusu olmaz. Gerçekten, madde hakaret ve sövme suçlarının bulunduğu yerde belirtmiş olduğu gibi, savunma yazı veya sözle yapılabilir... Tahkir fiili, manaya kuvvet verme dışında, fiili bir nitelik almış, el, kol, veya jest ile gerçekleştirilmiş olması durumunda savunma dokunulmazlığı kapsamının dışına çıkarılmış olur.” Savunma dokunulmazlığını tanımlayan bir kararda ise “Savunma hakkı nedeniyle sövme suçunda hukuka uygunluk nedenini düzenleyen T.C. Yasasının 486. maddesinin uygulanabilmesi için, söylenen sözlerin davanın yazgısını belirlemede zorunlu ve davanın konusuyla mantıksal açıdan bağlantılı bulunması, iddia ya da savunmaya yarar sağlaması gerektiği gözetilerek sorunun bu açıdan tartışılması ve sözkonusu maddenin nesnel ve öznel koşulları irdelemesi zorunlu iken, sözlerin savunmaya yönelik bulunduğu gerekçesiyle hüküm kurulması...” diye belirtilmiştir. Ayrıca bir Yargıtay Genel Kurulu kararına göre ise: “Avukat olan sanığın davacılar vekili sıfatıyla Sulh Hukuk Mahkemesine verdiği hakimi red ve yeniden tedbir kararı verilmesi istemlerini içeren dilekçelerde görevli hakimlere yönelik olarak ‘Vukufiyetsizlik, tarafsızlık, adaletsizlik ve görevi savsama’ gibi sözcükler kullanmak suretiyle onlara hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir. Dosyanın incelenmesi sırasında bir kısım Üyeler ‘Sanık, mağdur hakimleri idari yönden şikayet etmiştir. Bu şikayetlerin sonucu merciinden araştırılıp bundan sonra karar verilmesi gerekir.’ Biçimindeki açıklamalarla hükmün eksik inceleme yapılması nedeniyle bozulması yönünde görüş bildirmişlerse de, yapılan oylama sonunda, soruşturmanın genişletilmesine gerek olmadığına oyçokluğu ile karar verilip, işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İncelenen maddi olayda sanığın istemi doğrultusunda konulan tedbir kararının delillerde bir değişiklik olmadığı halde kaldırılmasına karar verilmiştir. Aynı delillere dayanılarak hukuki sonuçları farklı iki ayrı karar verilmesini dosyaların yeterince incelenmemesine ve hakimlerin taraflı davranmalarına bağlayan sanığın, bu durumu açıklamak için suça konu sözleri kullandığı, kullandığı sözleri ile iddiasını vurgulayıp dikkat çekerek red talebinin kabulünü sağlama çabasında olduğu saptandığına göre bu oluşta müsnet suçun yasal unsurları yoktur.” Bu karara değinmek gerekirse kanımca varılan sonuç doğrudur ancak gerekçe bu olmamalıydı. Şöyle ki; öncelikle yakınan avukat açıkça bazı ithamlarda bulunmuştur. Bu iddianın araştırılması sonucu karar verilmesi istenmesi halinde somut bir şey elde edilemediği takdirde o zaman kesin olarak bu ithamlardan dolayı avukatın cezalandırılması gerekir gibi bir durumla karşı karşıya kalınma ihtimali belirirdi. Burada öncelikle avukatın iddialarını doğrulayacak kuşkularının araştırılması gereklidir. En ufak kuşku halinde dahi avukat cezasızlık sebebinden yararlanmalıdır. Kuşku dışında avukatın cezalandırılabilmesi için açık olarak avukatın öyle olmadığını bildiği halde ithamda bulunması gereklidir. Ayrıca dikkat çekmek amacıyla bu sözleri kullanmıştır gibi bir gerekçeye katılmak kanımca mümkün değildir. Avukat ışıklı pano değildir. Talep edeceği şeyi çetin bir şekilde savunur, vurgular, hakkını sonuna kadar arar ama bu süslü ve tabiri caizse göz çıkaran bir dilekçeyle gerçekleştirme yoluna gittiği halde bu avukatın yapması gerekli olan bir durum denmemelidir. Yargıtay avukatın yaptığı işi bir kararında şöyle tanımlamıştır: ”Doktrinde genellikle kabul edilen baskın görüş, savunma durumunda olan kişilerin ya da onları savunmakla görevli olan avukatların karşı tarafın, tanıkların, bilirkişilerin kişisel haklarını ihlal edici iddialar ileri sürmek zorunluluğunda kalabilecekleri hususudur. Özellikle avukata, mesleğini icra ederken, geniş bir serbesti tanımak lazımdır. Avukat, müvekkilinin verdiği bilgiden, bunların gerçeğe uygun olup olmadıklarını bizzat araştırmak zorunluluğunda olmaksızın, davada yararlanmaya izinli olmalıdır. Avukat, temsil ettiği tarafın çıkarların, öteki tarafın bundan doğabilecek zararlarını düşünmeden sert ve hatta merhametsiz bir biçimde savunmak durumundadır.” “Savunma hakkı nedeniyle sövme suçunda hukuka uygunluk nedenini düzenleyen T.C. Yasasının 486. maddesinin uygulanabilmesi için, söylenen sözlerin davanın yazgısını belirlemede zorunlu ve davanın konusuyla mantıksal açıdan bağlantı bulunması, iddia ya da savunmaya yarar sağlaması gerektiği gözetilerek sorunun bu açıdan tartışılması ve söz konusu maddenin nesnel ve öznel koşulları irdelemesi zorunlu iken, sözlerin savunmaya yönelik bulunduğu gerekçesiyle hüküm kurulması,” ; “Ancak; savunma hakkı nedeniyle hakaret suçunda, hukuka uygunluk nedenini düzenleyen TCY.nın 486. maddesinin uygulanabilmesi için, söylenen sözlerin davanın yazgısını belirlemede zorunlu ve davanın konusuyla mantıksal açıdan bağlantılı bulunması, iddiaya da savunmaya yarar sağlaması gerektiği gözetilerek, sorunun bu açıdan tartışılması ve söz konusu maddenin nesnel ve öznel koşulların irdelemesi zorunlu iken sözlerin savunmaya yönelik bulunduğu gerekçesiyle hüküm kurulması, “ ; “O halde, kesin olarak denilebilir ki, savunma dokunulmazlığının da bir sınırı mevcuttur ve bu sınır, Egger’in de açıkça belirttiği gibi (a.g.e.-299) haklı yararları korumanın çizdiği sınır ile sınırlıdır. Diğer bir deyimle dava ile korunan çıkarın haklı gösterdiğinden öteye gitmeyen, bir taşkınlık teşkil etmeyen, hakkın korunması için gerekli bulunan ve yersiz biçimde saldırgan olmayan, objektif bir üslupla yapılan savunma, hukuka aykırı değildir (Karahasan - age 559). Buna karşılık, avukatın, temsil ettiği tarafın çıkarlarının korunmasının gerektirdiği ölçüyü ve objektif bir tartışma sınırını aşan, yersiz ve icapsız olarak karşı tarafın kişiliğini hedef tutan, onu küçük düşürmeye ve dürüst olmayan bir kişi olarak göstermeye yönelik saldırılar hukuka aykırıdır ve avukatın sorumluluğunu gerektirir. Başka bir deyişle, karşı tarafın kişisel ilişkilerini rencide edebilecek savunmasını, davanın amacı haklı gösterdiği, bu savunma gerçekten esasa yararlı ve etkili olduğu hatta zaruri bulunduğu takdirde hukuka aykırılıktan söz edilmesi olanaksızdır. Bu bakımdan, savunma sınırının saptanmasında her şeyden önce, iddia ve savunmaların karşı tarafın kişiliğini ihlal edici görülen bölümlerinin bağımsız olarak değil, bütün içindeki yerine göre ve bu çerçeve içinde değerlendirilmesi ve bu yol ile savunmanın hukuka aykırı olup olmadığı yönünün belli edilmesi gerekir.” “ Sanık hakkında iftira suçundan açılan kamu davasında, yer ve zaman bildirip şahıs isimleri açıklayarak iddialarını ispatlamaya çalışması ve bu suçtan mahkumiyetine karar verilince, iddialarının doğruluğuna ilişkin gösterdiği delillerin yerel mahkemece yeterince araştırılmadığından bahisle TCK.nun 486. maddesine uygun ve tamamiyle savunma hududu içinde kalındığından, hükmün bozulmasına karar verilmelidir.” b) Ne Zaman Hukuka Aykırılık Söz Konusudur : Aynı kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Dava ile ilgili olmıyan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarki fıkra hükmünden hariçtir.” Hükmünü getirerek sınırsız bir serbesti getirmemiştir. “Bir davada tarafların yargı mercileri önünde iddia ve savunma kararı hiçbir endişeye kapılmadan serbestçe yapmaları gerekir Ancak bu serbest dava konuşu olayın aydınlığa kavuşması bir başka anlatımla, hakkın meydana çıkarılmasına vesile olması amacına hizmet etmelidir. Böyle olduğu takdirde Anayasanın öngördüğü meşru vasıta,ve yollara başvurulmuş olur. Ancak o dava sebebiyle söylenmesinde ve yazılmasında yarar bulunmayan diğer bir deyişle davanın aydınlığa kavuşmasında ve hakkın meydana çıkarılmasında hiç bir dolumlu etkisi olmayan, hakareti oluşturan yazı ve sözlerin kullanılmasında meşruiyet vardır denilemez. Bu gibi durumlarda iddia ve savunma sınırı aşılmış ve dolayısıyla haysiyetler korunmamış olur. Anayasadaki bu düzenlemeye paralel olarak, TCY.nın 486. maddesinde yer alan hükme bakıldığında; maddenin birinci fıkrasında; ‘Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha ve sair evrakın yahut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz.’ hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi, Yasa koyucu burada ‘savunma dokunulmazlığı’ denilen bir hukuka uygunluk sebebine yer vermiş bulunmaktadır.” “Ancak, maddenin ikinci fıkrasında; "Dava ile ilgili olmayan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarıdaki fıkra hükmünde hariçtir." hükmü yeralmaktadır. Demek ki, iddia ve savunma hududu aşıldığı takdirde dokunulmazlık dışına çıkılmış olur. Hakaret suçunda savunma sınırının aşılıp aşılmadığını saptamak için yazılan yazı ve söylenen sözlerin, savunma konusuyla mantıksal bağlantısını ve savunmaya yararlı bulunmasını takdir etmek gerekir. Nitekim T.C.Y.nın 486 ıncı maddesini değiştiren 6123 Sayılı Yasaya ilişkin Adalet Komisyonu raporunda; "466 ıncı maddede bir dava hakkında mahkemeye verilen evrak ve irat olunan müdafaanın hududu tecavüz edilerek yapılan hareketlerde mütecavize ceza verilmesi icabettiği mütalâa edilerek maddenin buna göre tadili teklif edilmiştir. Mer’i metinde bir dava esnasında iki taraf veya vekilleri canibinde dava hakkında mahkemeye verilen evrak ve irat olunan müdafaanın muhtevi olduğu elfazı tahkiriyeden dolayı takibat icra olunamaz. Şeklindeki hükme karşı teklifte birinci fıkra aynen alınmakla beraber, dava ile ilgili olarak yapılması ve söylenmesi zaruri olmayan hakareti mutazammın yazı ve sözlerin birinci fıkra hükmünden istisna edilerek T.C.K.nun muvacehesinde hakaret suçunu teşkil edeceği kabul edilmiş bulunmaktadır..." denilmektedir. O halde, dava ile ilgili olmayan ve ilgili olduğu takdirde iddia ve savunma sınırını aşan hakareti oluşturan yazı ve sözler hakkında T.C.Y.nın 486/1. maddesi uygulanamayacağından, hukuka uygunluk sebebinden sözedilemez. İnceleme konusu olayda; sanık; davalı vekili olarak mahkemeye sunduğu 20.1.1992 günlü cevap dilekçesinde; davacı vekili katılanı kastederek; "...yoksa çeşitli yollara başvurmak sureti ile temin edilen bilirkişiden elde edilmiş fahiş ve hayal mahsulü kirayı içeren rapora dayalı karar verilmesini talep edip, menfaat çığırtkanlığı yapmak mı komiktir?" demek suretiyle, davacı vekili katılanı menfaat çığırtkanlığı yapmakla suçlamaktadır. Söylenen bu sözlerin dava ile ilgisi ve yararı yoktur. Savunma hududu aşıldığında, hakareti oluşturan bu sözler nedeniyle sanığın savunma dokunulmazlığından yararlanması olanaklı değildir. Bu itibarla, üzerine yüklenen suç, yasal unsurlarıyla oluşmuştur. Direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.” Bir Başka Yargıtay kararında ise; “Ancak, maddenin ikinci fıkrasında; ‘Dava ile ilgili olmayan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukardaki fıkra hükmünden hariçtir." denilerek, iddia ve savunma hududunun aşıldığı hallerde savunma dokunulmazlığı dışına çıkılmış olunacağı belirtilmektedir. Hakaret suçunda savunma sınırının aşılıp aşılmadığını saptamak için, yazılan yazı ve söylenen sözlerin, savunma konusuyla mantıksal bağlantısını ve savunmaya yararlı bulunup bulunmadığını takdir etmek geren kir. Nitekim, TCK.nun 486 ncı maddesini değiştiren 6123 sayılı Yasaya ilişkin Adalet Komisyonu raporunda; ‘486 ncı maddede bir dava hakkında mahkemeye verilen evrak ve irat olunan müdafaanın hududu tecavüz edilerek yazılan hakaretlerde mütecavize ceza verilmesi icabettiği mütalaa edilerek maddenin buna göre tadili teklif edilmiştir. Mer’i metinde bir dava esnasında iki taraf veya vekilleri canibinden dava hakkında mahkemeye-verilen evrak ve müdafaanın muhtevi olduğu elfazı tahkiriyeden dolayı takibat icra olunamaz şeklindeki hükme karşı teklifte birinci fıkra aynen alınmakla beraber, dava ile ilgili olarak yazılması ve söylenmesi zaruri olmayan hakareti mutazammın yazı ve sözleri birinci fıkra hükmünden istisna edilerek TCK.nun muvacehesinde hakaret suçunu teşkil edeceği kabul edilmiş bulunmaktadır denilmektedir. O halde, dava ile ilgili olmayan ve ilgili olsa da dahi iddia ve savunma sınırını aşan hakareti oluşturan yazı ve sözler hakkında TCK.nun 486/1. maddesi uygulanamayacağından hukuka uygunluk sebebinden diğer bir deyişle "savunma dokunulmazlığından söz edilemez. İnceleme konusu olayda; sanık avukatın, borçlu (sanık) Lizbeth Berk -vekili olarak mahkemeye gönderdiği 16/06/1994 tarihli temyiz dilekçesinde; müvekkilinin mahkumiyetine ilişkin kararı veren katılanı kastederek; ‘...mahkeme beraat kararı vermesi gerekirken 10 günlük tazyik hapis cezası verdi. İnsan hukukçuluğundan utanıyor. Şu karar yurtdışında basına verilse bizi Afrika kanunları ile idare ediliyoruz zannederler. Hayret’in İstanbul vilayetindeki bir mahkeme hukukun inceliğini nasıl bilemez, bunu anlamak mümkün değil yel yine eyvah bu itiraz süresinde yapılsa, vah efendim sen bir de mal beyanında bulunacaksın diye hapis cezası mı vereceğim, bu hangi kanunda yazılı, hangi mantık ve hukuk anlayışı buna cevaz verir, kanunu iyi okumak gerekir ve anlamak gerekir diye düşünüyoruz." demek suretiyle, katılanı küçük düşürdüğü açıktır. Dilekçede yer alan bu sözlerin dava ile ilgisi ve yararı yoktur. Savunma hududu aşıldığından, hakareti oluşturan bu sözler nedeniyle sanığın savunma dokunulmazlığından yararlanması olanaklı değildir. “ “Kabul bakımından, oluşa göre sanığın Isparta Valiliğine verdiği dilekçesinde kullandığı sözlerin köy ebesi bulunan şahsi davacıyı küçük düşürücü, onu halkın husumetine maruz bırakıcı maddeli hakaretamiz sözleri kapsadığı ve şikayet hakkının kullanılmasının bir başka kimseye hakarete cevaz vermeyeceği düşünülmeden bilirkişilerin gerçeği yansıtmayan mütalaalarına dayanılarak yazılı gerekçeyle beraat kararı verilmesi” “Tazminata ilişkin davada sanık avukat mahkemeye verdiği dilekçede, ‘şikayetçi (D)’nin alenen çırılçıplak soyunmuş, yetişin ırzıma geçiyorlar şeklinde çığlıklar atmış, hatta emniyet mensuplarına karşı da bu şekilde soyunmuştur’ yolundaki yazı, hakaret suçunun tüm unsurlarını ihtiva eder. “
Benna Madde 486 - (Değişik madde: 09/07/1953 - 6123/1 md.)(*) Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dava hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha veya sair evrakın yahut yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve sözlerinden dolayı takibat yapılmaz. Dava ile ilgili olmıyan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarki fıkra hükmünden hariçtir. Birinci fıkrada yazılı hallerde salahiyetli kaza mercilerince kanunen muayyen olan inzibati tedbirlerden maada tecavüze uğrayanın talebi üzerine tazminata hükmedilebileceği gibi hakareti mutazammın yazı ve sözlerin evrak ve zabıtlardan kısmen veya tamamen kaldırılmasına da karar verilebilir. Madde 128 - (1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. YENİ YASANIN ESKİYE GÖRE DAHA KÖTÜ BİR DÜZENLEME İCERDİĞİNİ DÜSÜNMEKTEYİM YENİ YASA 'GERÇEK VE SOMUT' DİYEREK İDDİA VE SAVUNMANIN ALANINI KISITLAMISTIR. BENZER DURUM İFTİRA SUÇU İÇİNDE SÖZKONUSUDUR. DAHA ÖNCE METİNDE 'Dava ile ilgili olmıyan ve ilgili olduğu takdirde dahi iddia ve müdafaa hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarki fıkra hükmünden hariçtir.' DEMEKTEYDİ. DOLAYISIYLI SU AN SOMUT VE DÜSÜNMEKTE HAKLI OLABİLECEĞİ SEYLERİ ORTAYA KOYMAK SORUN YARATMA İHTİMALİ BULUNMAKTADIR. AMA UYGULAMANIN BU SORUNLARI ASACAĞI KANAATİNİ TASİMAKTAYİM. ZABITTAN ÇIKARMA KONUSU ZATEN FİİLEN MÜMKÜN DEĞİLDİ. BU SADECE BİR KARAR ALMA İLE SÖZKONUSU OLUYORDU. HALEN DAVA İLE İLGİLİ OLMAYAN EVRAK VE BİLGİLERİN DOSYA İCİNDE FAKAT AYRI BİR ŞEKİLDE MUHAFAZA EDİLMESİNİN İSTENMESİNE ENGEL BİR DURUM SÖZKONUSU DEĞİLDİR.
cucu70 Sayın Benna, Öncelikle ilginiz için teşekkür ediyorum. Ardından da göndermiş olduğunuz bilgileri adınızı vererek yapacağım çalışmaya koymak üzere izninizi talep ediyorum.Eğer olumlu yanıt alabilirsem isminizi kaynakça kısmında göstererek yazdıklrınızdan alıntı yaparak yararlanmak istiyorum.Sevgiyle kalın.Teşekkürler...
Benna Sayın CUCU70 benim bu konu üst baslik olarak hukuka uygunluk sebepleri olarak staj bitirme tezim idi. yazdiklarim tamamen oradan aktarmadir. ancak dipnotlar dahil olmamis aktarmada. ancak lazim olursa kaynaklar size komple gönderebilirim umarim faydasi olur.
cucu70
quote:
Sayın CUCU70 benim bu konu üst baslik olarak hukuka uygunluk sebepleri olarak staj bitirme tezim idi. yazdiklarim tamamen oradan aktarmadir. ancak dipnotlar dahil olmamis aktarmada. ancak lazim olursa kaynaklar size komple gönderebilirim umarim faydasi olur.
Ekleyen: Benna - 04/07/2005 :  20:02:02
Sayın Benna, Ben de savunma dokunulmazlığını staj bitirme tezi olarak hazırlıyorum.Eğer izin verirseniz, staj bitirme tezinizi isim belirterek kullanmayı isterim. Oldukça yararlı oldu. Ben tezin karalama kısmında uygun yerlere aktardım.izniniz olursa dipnotlarda ve kaynakçada size atıf yaparak kullanmak isterim.İzninizi, isminizi ve tezin yer ve tarihini belirtirseniz, sevinirim.
Benna sayin Cocu70 elbette faydalanabilirsiniz. sizin mail adresinizi alirsam oraya tam olarak döküman olarak ve tüm bilgileri ileteyim. saygilar
cucu70 Sayın Benna, KM ile mail adresimi aktardım.İlginize ve zahmetlerinize şimdiden teşekkür ederim.
Hukuk Forumlarından Seçmeler
  • [Alacak tahsil] Vekalet sözleşmesinde zamanaşımı süresi başlangıcı 
  • 23.04.2024 00:24
  • [Mirasçılık] Abilerim babamı sokağa atıyor. Dedem tapuyu abilerimin üzerine yapmış. 
  • 22.04.2024 06:30
  • [Boşanma davaları] Vasi ataması hk. 
  • 18.04.2024 09:43
  • Beraat sonrası yurtdışı çıkış yasağı kaldırma sorunu 
  • 16.04.2024 15:18
  • [İcra takipleri] Icrada borçlunun yaptiği işlem zamanaşimini keser mi? 
  • 16.04.2024 14:18


    Yeni Mevzuat

  • KDV Filo Kiralama Şirketleri (Fleetcorp) Borçlarını Devir ALan Varlık Yönetim Şirketleri 

  • Filo Kiralama Şirketlerinin Borçlarının Varlık Yönetim Şirketlerine Devri Halinde KDV 

  • Trafik kazasında kusuru olmayan alkollü sürücüye kasko hasarı ödenir 

  • Keşide tarihinin tahrif edildiği ve ibraz sürelerinin geçtiği çekler Borçlu olunmadığının Tespiti 

  • İkinci Nesil İnternet Sitelerinin Hukuki Statüsü 




  • Diğer Bölümlerimiz +
    Tüm Hukuki NET forumları + Hukuki Portal + Hukuk Haberleri + Sözleşme ve dilekçe örnekleri + Mevzuat ve bilimsel incelemeler + Hukukçu Blogları + Avukat ilanları + Videolar + Linkler + Ansiklopedi ve Sözlük + Arşiv +
    Bugünün tarihi: 25/04/2024 12:45:21