+ Konuyu Yanıtla
1 den 9´e kadar toplam 9 ileti bulundu.

Konu: Oy kullanma hakkı - Hapis cezası

Oy kullanma hakkı - Hapis cezası Hızlandırılmış Mobil Sayfa Sürümü (AMP)
  1. #1
    Kayıt Tarihi
    Feb 2007
    İletiler
    4
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Oy kullanma hakkı - Hapis cezası

    İyi günler dilerim;24 yasındayım ve bu güne kadar oy kullanmadım ,bugunden sonrada kullanmayı düşünmüyorum ,ayrıca askerligimide yapmadım (lisan üstü ogrencisiyim) .Acaba bu durumdan dolayı herhangi bir para/hapis cezasına çarptırılma ihtimalim var mı ,örneği olmuş mu ?Bu durum benim kamu personeli/çalışanı olmamda bir engel teşkil eder mi ?Bu konu hakkında beni bilgilendirirseniz çok sevinirim.



    Hukuki NET Güncel Haber

    Oy kullanma hakkı - Hapis cezası konulu yargıtay kararı ara
    Oy kullanma hakkı - Hapis cezası konulu hukuk haber

  2. # Nedir?
    Tavsiye Soru Cevap
    Kayıt Tarihi
    Bugün
    İletiler
    Ne kadar?
     
  3. #2
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    Esas Sayısı : 1992/12

    Karar Sayısı : 1992/7

    Karar Günü : 18.2.1992



    İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Tufanbeyli ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı.

    İTİRAZIN KONUSU : 10/6/1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 3270 ve 3757 sayılı Yasalarla değişik 63. maddesinin iptali istemidir.

    I- OLAY :

    Tufanbeyli ilçesi, Cumhuriyet Mahallesi 49 no’lu sandığın 18. sayfasında 874 sıra numarası ile kayıtlı bulunan Seçmen MK.’nın 20 Ekim 1991 tarihinde yapılan 19. Dönem Milletvekilliği genel seçimine katılmadığının ve yasal süresi içinde de herhangi bir mazeret bildirmediğinin anlaşılması üzerine 2839 sayılı Yasanın değişik 63. maddesi uyarınca ellibin lira para cezası ile cezalandırılması gerekmiştir.

    Yaptığı inceleme sonucunda 2839 sayılı Yasa’nın olaya uygulayacağı değişik 63. maddesinin Anayasa’nın 1., 2., 6., ve 67. maddelerine aykırı olduğu kanısına varan Tufanbeyli ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı kendiliğinden Anayasa ve Mahkemesine başvurma karar vermiştir.

    II- İTİRAZIN GEREKÇESİ :

    İtiraz yoluna başvuran Tufanbeyli ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın bu konudaki 5/2/1992 günlü, Karar 1992/2 sayılı kararının gerekçe bölümü aynen şöyledir:

    “1982 tarihli Anayasa’nın l inci maddesi Türk Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğunu, 2 nci maddesi insan haklarına saygılı, demokratik, sosyal hukuk devleti olduğunu, 6 ncı maddesi egemenliğin kayıtsız ve şartsız Türk Milletine ait olduğunu, 67 nci maddesi ise seçimlerin serbest olduğunu ve vatandaşların seçimlere katılma haklan olduğunu açıklamaktadır. Bu emredici Anayasal hükümler birlikte dikkate alındığında aşağıda açıklanan hususlar ortaya çıkmaktadır.

    Cumhuriyet Demokrasi ve egemenlik kavramları incelendiğinde, bir devletin bu temellere dayalı olarak kurulduğu ülkelerde temel varlığın, ana öge’nin insan olduğu anlaşılır, insan unsuru devletin temel amacıdır.

    Halkın kendi kendini yönetmesi ve egemenliğin tamamı ile ulusun kendisinde olduğu tartışılmaz. Bu durum karşısında ise devletin her kademesinde görev yapan kişiler, mevki ve kariyerleri ne olursa olsun o görevlerinde kendi ulusunu, kendi insanını temsil eder. O’nun adına görev yapar.

    Ulus, demokrasi ile yönetilen devletlerde kendisini temsil etmesi için kendi adına karar vermesi için, kendi içinden ve ülkenin her köşesinden temsilciler seçer ve o temsilcilere kendi adına karar verme yetkisini verir. Bu kişiler Milletvekilleridir. Millet kendisi adına karar vermesi için vekil tutmuş ve bunlara da Milletvekili denilmiştir.

    Ulus, bu vekillerini serbest olarak eşit, adil bir şekilde yapılan seçimler sonucunda belirler. Bu kişilerin yani vekillerini seçme yetkisi tamamı ile Ulus’un kendisidir. Bu insanın bir hakkıdır, insan olması sebebi ile doğuştan kazandığı ve devredilmez bir hakkıdır. Bu hak öyle bir hakdır ki, kullanılması ya da kullanılmaması yönünde hiçbir şekilde kısıntıya gidilemez bu durum eşyanın tabiatından kaynaklanmaktadır.

    Hak; bir yükümlülük değildir. Haklar sadece Anayasa’nın 13 ncü maddesinde anlamını bulan durumlar olduğunda sınırlanabilir. Bu istisna dışında kişinin temel hak ve özgürlüklerini kullanması hiçbir şekilde kısıtlanamaz. Hak bu kadar kutsal bir olgu olduğuna göre, bu hak kimin ise o kişi bu hakkını Anayasal sınırlar içinde dilediği gibi kullanabilecektir. Hakkını kullanan kişiye de hiç bir kimse müdahale edemeyecektir. Ancak hakkı kullanan kişi diğer kişilerin haklarının olduğu bölgeye tecavüz etmeyecektir.

    Kişinin hakkını kullanması kavramı aynı zamanda bu hakkını istediği zaman kullanmayı kapsadığı gibi bu hakkını kullanmamayı da kapsar. O zaman kişi kendi iradesi ile bu hakkını kullanmayabilir de. Çünkü bu durum kişinin tamamı ile kendi egemenliğinde olan bir durumdur.

    Bu açıklamaları seçimlerde oy kullanmayanlara 50.000 TL para cezası verilmesini içeren 2839 sayılı Yasanın 63 ncü maddesi ile birlikte incelersek;

    Ulus kendini yönetmek için kendisine vekil seçecektir. Ancak insanı kişi olarak ele aldığımızda, kişi bu hakkını kullanmak istemeyebilecektir. Çünkü seçime katılma hakkı kişinin doğuştan kazandığı bir haktır. Şartlan varsa, isterse bu hakkını kullanacaktır, ama belki de kullanmayacaktır. Eşyanın tabiatı bunu gerektirir.

    insan kendisinin olan seçime katılma hakkının kullanmak istemediği takdirde hiçbir şekilde yaptırımla karşılaşmaması gerekir. Hiçbir şekilde kişiyi zorla oy vermeye göndermemek gerekir. Yaptırımlarla; bir insan zaten, tamamı ile kendisinin olan hakkını kullanması istenemez. Maden ki demokratik Cumhuriyetlerde temel nesne insandır ve insan kendi idaresini seçeceği temsilciler aracılığı ile ve seçim yolu ile yapacaktır, o zaman insanı bu işi yapıp yapmamada tamamen serbest bırakmak, özgür bırakmak gerekecektir. Kişi hiçbir yaptırım endişesi olmadan bu seçme hakkını kullanmama, hakkını da kullanabilmelidir. Çünkü demokrasi ve Cumhuriyet kavranılan bunu beraberinde getirir.

    Gereği Düşünüldü : Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 63 ncü maddesinde sözü geçen seçimlere yasal ve meşru mazereti olmaksızın katılmayanlara 50.000. TL para cezası verilmesine ilişkin hükmün 1982 Anayasasının 1., 2., 6., 67. maddelerine aykırı olduğundan, 1982 Anayasasının 152. maddesi gereğince söz konusu 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunun 63. maddesinin iptali açısından karar verilmek üzere dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verildi.”

    III- YASA METİNLERİ :

    A- İPTALİ İSTENEN YASA KURALI :

    10/6/1983 günlü, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun iptali istenen 28/3/1986 günlü, 3270 sayılı Yasa ile değişik 63. maddesi ve maddede 24/8/1991 günlü, 3757 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik aynen şöyledir :

    a) MADDENİN 28/3/1986 günlü, 3270 sayılı Yasa ile değişik şekli :

    MADDE 63- Seçmen kütüğünde kaydı sandık listesinde oy kullanma yeterliliği bulunduğu halde, milletvekilliği genel ve ara seçimlerinde meşru mazereti olmaksızın katılmayanlar, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından onbin lira para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu karar kesindir.

    b) MADDEDE 24/8/1991 günlü, 3757 sayılı Yasa’nın 12. maddesi ile XIX. dönem milletvekili genel seçimi yönünden yapılan değişiklik :

    MADDE 12- Seçmen kütüğünde kaydı ve sandık Üstesinde oy kullanma yeterliği bulunduğu halde XIX uncu dönem Milletvekili Genel Seçimine hukuki veya fiili mazereti olmaksızın katılmayanlara, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunun 63 üncü maddesinde gösterilen para cezası ellibin Ura olarak uygulanır.

    B- DAYANILAN ANAYASA KURALLARI :

    Anayasa’ya aykırılık savının dayandırıldığı Anayasa kuralları şunlardır:

    1. “MADDE 1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

    2. “MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

    3. “MADDE 6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

    Türk Milleti, egemenliğini, anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

    Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

    4. “MADDE 67.- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılması hakkına sahiptir.

    Seçimler ve halk oylaması serbest, eşit gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.

    Seçimlerin ve halkoylamasının yapıldığı yılda, ay ve gün hesaba katılmaksızın, 20 yaşma giren her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir. (17/5/1987 günlü, 3361 sayılı Yasa ile değişik)

    Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.

    Silah altında bulunan er ve erbaşlarla, askeri öğrenciler, ceza ve tevkif evlerinde bulunan tutuklular ve hükümlüler oy kullanamazlar.”

    IV- İLK İNCELEME :

    Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince ‘yapılan ilk inceleme toplantısında; İtiraz yoluna başvuran makamın, Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesinde sözü edilen “mahkeme” deyiminin kapsamı içine girip girmediği sorunu öncelik taşıdığından ilk inceleme raporu, İtiraz konusuyla ilgili dava dosyası ve ekleri, iptali istenen yasa kuralı ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

    Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesi gereğince bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse, iptalleri için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Bu maddelere göre, anayasa Mahkemesi’ne İtiraz yolu ile ancak mahkemeler başvurabilirler. Olayda ise başvuruda bulunan 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun değişik 63. maddesine göre para cezası verme yetkisi bulunan ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten yargıçtır. Öncelikle ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın “mahkeme” deyimi kapsamına girip girmediğinin saptanması gereklidir.

    Anayasa’nın Üçüncü Kısmının Üçüncü Bölümde yer alan 138-158. maddelerinde “Genel Hükümler” ve “Yüksek Mahkemeler” başlıkları altında yargı ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır. Bu maddelerde Yüksek Mahkemeler ile bunların başında bulundukları yargı düzenleri sayılmış ve ayrıca mahkemeler ile hakimlik ve savcılık mesleğinin temel kuralları belirlenmiştir.

    Bir kuruluşun mahkeme sayılabilmesi için, karar organlarının hakimlerden teşekkül etmesi, yargılama tekniklerini uygulayarak ve genelde dava yolu ile uyuşmazlıktan ve anlaşmazlıkları çözümlemekle görevli olması ve Anayasa’da sayılan ve başında bir yüksek mahkemenin bulunduğu yargı düzenlerinden birinde yer alması gereklidir.

    Anayasa’nın 79. maddesinde seçimlerin, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılması öngörülmüş ve seçimlerin başlamasından bitimine kadar seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili şikayet ve İtirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kuruluna verilmiştir. Ayrıca Anayasa’ya göre Yüksek Seçim Kurulu’nun kararlarına karşı başka bir mercie başvurulamaz.

    Başta Yüksek Seçim Kurulu olmak üzere seçim kurulları Anayasa’nın yargı bölümünde yer almadıkları gibi yargı organlarının sahip olması gerekli olan ve yukarıda sayılan anayasal niteliklerin tümüne de sahip değildirler.

    Anayasa ve seçimle ilgili yasalara göre, seçim kurulları genelde seçimin yönetim, denetim ve gözetimi ile görevli olan ve istisnai olarak da seçimle ilgili uyuşmazlıkları çözümleyen kuruluşlardır.

    Seçimle ilgili uyuşmazlıkları kesin nitelikte olarak çözümlemiş olmaları, Yüksek Seçim Kurulu’nun tümünün yüksek yargıçlardan kurulu bulunması, il ve ilçe seçim kurulu başkanların yargıç olmaları bu kurulların mahkeme olarak nitelendirilmeleri için yeterli değildir. Aynı şekilde ilçe seçim kurulu başkanının bazı cezai yaptırımlar uygulamaya yetkili olması da, bu kurul başkanlığının mahkeme sayılmasını gerektirmez.

    Seçim kurulları ve seçimlerle ilgili yasa hükümleri kendine özgü bir çözüm ve kurallar bütünüdür. Anayasa’nın 79. maddesinde dayanağını bulan seçim yasaları ile bu kurullara ve yargıçlara verilen görevler seçimin sınırlan içinde ve kendi bütünlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.

    Bu nedenlerle başvuran ilçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın “Mahkeme” deyimi içine girmediği kabul edilerek ileri sürdüğü Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri üzerinde durulmadan İtirazın başvuranın yetkisizliği yönünden reddi gerekir.

    V- SONUÇ :

    Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrası ile 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesi karşısında uygun bulunmayan İtirazın, başvuran ilçe Seçim Kurulu Başkanının yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Güven DİNÇER, Servet TÜZÜN ile Yalçın ACARGÜN’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

    18.2.1992 gününde karar verildi.


    Başkan

    Yekta Güngör ÖZDEN
    Başkanvekili

    Güven DİNÇER
    Üye

    Servet TÜZÜN





    Üye

    Mustafa ŞAHİN
    Üye

    İhsan PEKEL
    Üye

    Selçuk TÜZÜN





    Üye

    Ahmet N. SEZER
    Üye

    Erol CANSEL
    Üye

    Yavuz NAZAROĞLU




    Üye

    Haşim KILIÇ
    Üye

    Yalçın ACARGÜN











    KARŞIOY YAZISI

    Esas Sayısı : 1992/12

    Karar Sayısı : 1992/7

    Anayasa’nın 152. maddesi ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 28. maddesine göre İtiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvuru yetkisi yalnız “mahkeme”lere tanınmıştır.

    Karar, “mahkeme” sözcüğünü dar anlamda yorumlamış ve mahkeme ismini taşımamasına rağmen olayda bütün nitelikleri ile “mahkeme” kavramına giren İl Seçim Kurulu Başkanlığı’nı mahkeme kabul etmeyerek başvurusunu yetkisizlik nedeniyle reddetmiştir.

    1- Anayasa’nın değişik maddelerinde “mahkeme” kavramını ifade eden çeşitli sözcükler kullanılmaktadır.

    Anayasa’nın 9, 15/3, 17/3, 33/2, 36 ve 37. maddelerinde “mahkeme”, 19/3-4, 21, 26/3, 28/5, 6, 7, 33/6. maddelerinde hâkim, 19/5 maddesinde “yargı mercii” ve 79. maddesinde ise “yargı organı” terimleri benzer anlamlarda kullanılmıştır. Bu yüzden de kullanılan sözcüğe değil de içerdiği anlama bakarak “mahkeme” sözcüğünü değerlendirmek gerekir.

    Mahkemeler, hâkimlik mesleğinde olan kamu görevlileri tarafından yargı gücünü ve yargılama tekniklerini kullanarak uyuşmazlıkları ve anlaşmazlıkları çözen kuruluşlardır. Uyuşmazlıklar ve anlaşmazlıklar mahkemelerde genel olarak taraf teşkiline dayanan “dava” biçiminde incelenir ve çözümlenirler, istisnai olarak da bazı uyuşmazlıklar, taraf teşkiline dayanmayan ve işleme yönelik “İtiraz” yolu şeklinde biçimlenirler.

    Bu nedenlerle “yargı organı”, “yargı mercii”, “mahkeme”, “hâkim” veya aynı anlamda kullanılan diğer bir sözcüğe bakılmaksızın bunların işlevleri üzerinde durarak sonuca varmak gerekir.

    Seçimlerin genel yönetimi ve denetimi, Anayasa’nın 79. maddesinde düzenlenmiştir. Madde, seçimlerin yargı organının yönetim ve denetimi altında yapılmasını öngörmüştür. Ayrıca seçimle ilgili İtiraz mercii de başta Yüksek Seçim Kurulu olmak üzere seçim kurullarıdır.

    2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 3270 sayılı Kanunla değişik 63. maddesi, seçmen kütüğünde kaydı ve sandık listesinde oy kullanma yeterliği bulunduğu halde mazeretleri olmaksızın oy vermeye katılmayan seçmenlerin ilçe Seçim Kurulu Başkanı’nca cezalandırılacakları öngörülmüştür. Maddenin, ilçe Seçim Kurulu Başkanı’na bu şekilde bir görev vermesi Anayasa’nın 79. maddesine ve Anayasa’nın yargı ile ilgili hükümlerine uygundur. Burada ilçe Seçim Kurulu Başkanı, yargıç sıfatıyla bir tür ceza yargılaması yaparak ceza vermekte ve para cezasına hükmetmektedir.

    2- Yüksek Seçim Kurulu ile seçimlerde görevli yargıçların seçimle ilgili uyuşmazlıkların çözümündeki görevleri yargısaldır.

    Seçimle ilgili uyuşmazlıkların çözümünde görevli olan ve Yüksek Seçim Kurulu’nun başında olduğu yargı düzeni adli, idari ve askeri yargının yanında egemen bir yargı düzenidir. Yüksek Seçim Kurulu’nun ve il ve ilçe seçim kurulu başkanı yargıçların seçim yargısı ile görevli oldukları işlerde mahkeme sıfatı ile Anayasa Mahkemesi’ne İtiraz yoluyla başvurmaya yetkilidirler.

    Bu nedenlerle çoğunluk kararına karşıyız.


    Başkanvekili

    Güven DİNÇER
    Üye

    Servet TÜZÜN
    Üye

    Yalçın ACARGÜN

  4. #3
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    Esas Sayısı : 1977/123

    Karar Sayısı : 1978/16

    Karar Günü : 16/2/1978

    İtiraz yoluna başvuran : Trabzon Asliye Ceza Mahkemesi.

    İtirazın Konusu : 26/4/1961 günlü, 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 6. ve 143. maddelerinin Anayasa'nın temel ilkelerine ve 10. maddesine aykırılığı öne sürülerek iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

    I. OLAY :

    21 yaşını doldurmadığı halde kendisini seçmen olarak kütüğüne yazdırmış olan bir kişi hakkında Trabzon Cumhuriyet Savcılığınca 26/4/1961 günlü 298 sayılı Yasanın 143. maddesine dayanılarak aynı yer Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

    Davanın ilk duruşmasında sanık avukatı tarafından 298 sayılı Kanunun uygulanması istenen 143. maddesinin ve bu maddenin ilgili bulunduğu 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu öne sürülmüş, Cumhuriyet Savcılığınca, iddia ciddî görülmemekle birlikte işin Anayasa Mahkemesinden geçirilmesinin iyi olacağı düşüncesi belirtilmiş, Mahkemece de sanık avukatınca öne sürülen Anayasa'ya aykırılık nedenlerinin ciddî olduğu kanısına varılarak Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurulmasına ve bu konuda verilecek karara kadar davanın geri bırakılmasına karar verilmiştir.

    II. İTİRAZIN GEREKÇESİ :

    Trabzon Asliye Ceza Mahkemesinin itirazına ilişkin 24/5/1977 günlü, E. 1977/276 sayılı kararı aynen şöyledir :

    "İtirazda seçmen olma durumunun yasal ve tarihsel gelişimine değinilip geçmişte 18 yaşı doldurmanın bir ara seçmen olabilmek için yeterli sayıldığı belirtildikten sonra bugünkü durumda seçmen olabilmek için 21 yaşı bitirme koşulunun, 18 yaşı dolduran herkesin bütün temel yurttaşlık haklarından yararlanılmasına ve o hakların kullanılmasına yeter sayıldığı ve özellikle siyasal partilere üye ve o arada ön seçimlerde delege olabildiği halde seçmen olunamamasının Anayasa'nın temel ilkelerine ve yine seçmen olabilmeyi 21 yaşı doldurmaya bağlı tutmanın Anayasa'nın 55. maddesinin seçmen yaşını belirlememiş olmakla birlikte yasa koyucunun nesnel anlayışına bırakmış olmasına ve Anayasa'nın 10. maddesinin Devlete kişinin temel hak ve özgürlüklerini sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacak biçimde sınırlayan siyasi, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırma ödev ve yükümlülüğünü vermiş bulunmasına göre anılan bu maddeye aykırı olduğu öne sürülmüştür.

    İtirazda öne sürülen ve yukarıya özetle geçirilmiş bulunan Anayasa'ya aykırılık nedenleri mahkemece de ciddi görülmüş, konunun daha önce iki kez Anayasa Mahkemesine götürülmüş olması ve onlardan ikicisinde işin yedi olumlu oya karşı sekiz olumsuz oyla karara bağlanmış bulunması itirazın ciddiliğini kabulde bir diğer neden ve kanıt sayılmıştır. Öyleyse işin itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmesine karar verilmelidir.

    SONUÇ:

    Açıklanan bu nedenlerle;

    298 Sayılı Yasanın 143. maddesiyle bu maddenin dayanağı olan 6. maddesinin Anayasa'nın temel ilkeleriyle 10. maddesine aykırı olduğu yolundaki itiraz mahkemece ciddi görülmekle işin Anayasa'nın 151/1 ve Anayasa Mahkemesi Kuruluşu ve Yargılama yöntemleri hakkındaki Yasanın 27. maddesine göre itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine ve Anayasa Mahkemesine götürülmesine ve Anayasa Mahkemesince bu konuda verilecek karara kadar davanın geri bırakılmasına karar verildi."

    Sanık Avukatının, dilekçesinde de, mahkemece ciddi görülmüş bulunan Anayasa'ya aykırılık nedenleri şöyle açıklanmaktadır :

    "Seçmen yaşına erişmediği halde kendini seçmen yazdıran savunucusu bulunduğum Necmi Yıldız'a uygulanmak istenen seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 sayılı Yasanın 143. maddesinin temel dayanağı bu Yasanın 6. maddesidir. Çünkü seçme yeterliği bu maddede düzenlenmiştir. Bu bakımdan bu kamu davasında savunuculuğunu yaptığım kişinin eylemine uygulanmak istenen 298 Sayılı Yasanın 143. maddesi ile bu maddenin dayanağını oluşturan 6. maddesinin Anayasa'nın temel ilkelerine ve özellikle 10. maddesine aykırılığından ötürü iptalleri için yüce Anayasa Mahkemesine sunulmalarını istiyoruz.

    A) 18 YAŞIN KAZANDIRDIKLARI :

    1) Onsekiz yaş yasalarımızda erginlik (rüşt) yaşıdır. 18 yaşını bütünleyenler her çeşit işlemde bulunmaya yetkili olup tüm yükümlülüklere bağlı olurlar. Temel hakları kullanmada ve ticaret alanında her türlü işlem yapmada yeterli (ehil) sayılan ve başta vergi olmak üzere tüm yükümlülükleri yüklenmelerinde yasakoyucu yanından hiçbir sakınca görülmeyenlerin kendisi de bir temel hak olan seçme hakkından yararlandırılmamaları hiçbir haklı nedene dayandırılamaz.

    2) Ülkemizde onsekiz yaşını dolduranlar, özellikle köylerde evlenmiş ve çoluk çocuk yönetir duruma gelip yaşamlarında da bağımsızlık kazanmaktadırlar. O halde ailelerden oluşan ulusun yönetiminde oy kullanma hakları da olmalıdır.

    3) Hertürlü olgunluğu kazanmada onsekiz yaş ile yirmibir yaş arasında önemli tıbbî ve sosyolojik bir fark olamaz.

    4) Genel oy ilkesi, yurttaşların olabildiğince çoğunluğunun seçimlere katılmasını gerektirir. Bu, siyasal katılmanın daha geniş boyutlara ulaşıp daha bir gerçeklik kazanması demektir. Seçmen yaşını onsekizi bütünlemeye bağlamakla siyasal katılmayı sağlamada en son adım atılmış olur. Nitekim ülkemizde onsekiz ile yirmibir yaş arasında üç milyon dolayında kişi vardır, 1975 nüfus sayımına göre.

    5) Siyasetin asker ocağına girmemesi için seçmen yaşını yirminin üstünde tutmak bilim dışıdır. Çünkü er ve erbaşları yönetenler seçimlerde oy kullanmakta ve er ile erbaşlar yurtsal yükümlülüklerini yerine getirdikleri sırada politika dışında kalmamaktadırlar, kalmalarım düşünmekte siyasal bilime aykırı olur.

    6) Yasalar ve özellikle ceza yasaları onsekiz yaşını dolduranları da bağlayıcı biçimde etkilemektedir. Örneğin :

    a) Türk Ceza Yasası onsekiz yaşını dolduranlar siyasal bir suç işlediklerinde kendilerine herhangi bir hafifletici hak sağlamamaktadır. Oysa eskiden (1953 öncesi) yirmibir yaşını bitirenlerin tam ceza yeterliği kabul edilmişti.

    b) Onsekiz yaşını dolduranlar 648 sayılı Siyasal Partiler Yasasına göre sandık kurulu başkanlığı yapabilmekte ve partilerde üye olabilme yeterliğinde görüldüklerinden önseçimlerde delege olarak oy kullanıp seçilmek isteyen aday adaylarının belirlenip sıralanmasında etkin bir işlev görmektedirler.

    B) 18 YAŞIN KAZANDIRMADIĞI :

    18 yaşını doldurup ergin olan, kamu görevlisi olmaya yaş yönünden yeterli sayılan, yaşını dava yoluyla büyütüp asker olabilen, dilekçe hakkını kazanmada yeterli sayılan, cezasal yönden yeterli görülen, gezi ve yerleşme özgürlüğünü kullanmada yetkili sayılan, camilerde hocalık yapabilen, gazete ve dergi çıkarabilen, kurulmuş bir partinin genel başkanı olabilen, önseçimde oy verebilen, sandık işlerini düzenlemede yetkili görülen yalnız sandığa bir oy pusulasını içeren zarfı atmada yeterli sayılmamaktadır. Oysa seçmen olma durumunun ülkemizde kökenine inersek ilginç bir çizginin önümüze geldiğini görürüz.

    C) TARİHSEL GELİŞİM:

    1897 (1293) yılında çıkarılan İntihabı-ı Mebusan Yasası ile kadınlara oy hakkı tanınmamış, erkeklere ise yirmibeş yaşını doldurmuş olmaları koşuluyle bu hak verilmişti. Bu yasa 3 Nisan 1923 gün ve 320 sayılı yasayla değiştirilerek seçmen yaşı onsekize indirilmiştir. 5 Aralık 1934 gün ve 2598 sayılı yasayla kadınlara da oy kullanma hakkı sağlanırken yerel seçimlerde oy verme yaşı onsekiz diye bırakılmış ancak milletvekili seçimlerinde seçmen yaşı yirmiikiye çıkarılmıştır. Demek ki, 1923 ile 1961 arasında yerel seçimlerde oy kullanma yaşı onsekiz, 1923 ile 1934 arasında ise milletvekili seçimlerinde dahi oy verme yaşı onsekiz olarak kabul edilmiştir. Kısacası onsekiz yaşını dolduranlar Cumhuriyetimiz döneminde onbir yıl oy kullanmışlardır genel seçimlerde, yerel seçimlerde ise sürekli oy kullanılmıştır. O halde halkın yükselen demokrasi savaşını ve bilinci de gözönüne alınır ve Anayasa'da seçmen yaşı konusunda bir ölçü olmadığı da unutulmazsa 1961 Anayasa döneminde seçmen yaşını yirmibir olarak öngörmenin ne ölçüde gerçekdışılık taşıdığı belirtilir.

    Nitekim Kurucu Meclis Döneminde Temsilciler Meclisi "Seçim Kanunu Komisyonu" seçmen yaşını onsekiz yaş olarak kabul etmiştir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt l, Sayfa: 5-6, basma yazı S. Sayısı 33) Temsilciler Meclisi de yer kurulun (komisyonun) raporunu olduğu gibi kabul etmiş, dönemin tek yetkili kurulu olan Millî Birlik Komitesinin geri çevirmesi üzerine, yirmibir yaş seçmen yaşı olarak yasalaşmıştır.

    D) 21 YAŞIN ANAYASA'NIN TEMEL İLKELERİNE AYKIRI LIĞI:

    Anayasa'nın 55. maddesi, seçme yaşını Yasa Koyucunun nesnel anlayışına bırakmıştır. Yasa Koyucunun bu alanda dilediği yaşı seçmen yaşı diye öngörmesi düşünülemez. Çünkü bir temel (medenî) hak olan seçme hakkı dışındaki tüm temel hakların kazanılmasında 18 yaş temel ölçü alındığına ve temel haklar diyalektik bir bütünlük içinde bulunduklarına göre ve özellikle de Siyasal Partiler Yasasıyle onsekiz yaşını bitirenlerin siyaset yapmaları sakıncalı bulunmadığına göre söz konusu durum Anayasa'nın temel ilkelerine aykırıdır.

    E) ANAYASA'NIN 10. MADDESİNE AYKIRILIK :

    Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrası devlete birtakım yükümlülükler yüklemektedir. Toplum yaşamındaki umut verici gelişme halkın uyanışının ve savaşımının yükselişinin ivmesi, kentlerdeki nüfusun artışı ve özellikle genç kuşaklardaki okuma oranının büyük bir artış göstermesi, siyasal partilere onsekiz yaşını bitirenlerin üye olabilmesi ve bu alandaki Anayasa'ya aykırılık savlarının 1963 yılında oybirliğiyle, 1975 yılında ise yediye karşı sekiz oyla reddedilişi ve Anayasa Mahkemesinin kararlarını zamana göre değiştirmesi nedeniyle devlet, kişi huzurunu bozan ve gençlerin coşkunluklarını oy sandığı çevresinde toplayarak yönlendirmek yoluyla kimi engelleri ortadan kaldırmakla yükümlü olduğundan sözkonusu maddeler iptal edilmelidir.

    SONUÇ : Anayasa'ya aykırılık savımızın ciddî olduğu kanısına varılarak, 298 sayılı Yasanın 6. ve 143. maddelerini Anayasa'nın temel ilkeleriyle 10. maddelerine aykırılıklarından ötürü iptalleri için Anayasa'nın 151. maddesine dayanarak yüksek Anayasa Mahkemesine başvurmanızı sanık savunucusu olarak saygıyle dilerim."

    III. YASA METİNLERİ :

    l - Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki 26/4/1961 günlü, 298 sayılı Kanunun, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen 6. ve 143. maddeleri :

    "Madde 6 - Yirmibir yaşını bitiren her Türk seçmendir."

    "Madde 143 - Seçme yeterliği bulunmadığı halde kendisini veya bu yeterliği olmayan bir başkasını her ne suretle olursa olsun seçmen kütüklerine kaydettiren veya bu şekilde kaydedilmiş olanların seçmen kütüğünden silinmesine aynı şekilde mani olan veya seçme yeterliği bulunan birinin aynı fiil ve hareketlerle seçmen kütüğünden silinmesine sebep olan üç aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır."

    Yukarıda yazılı fiiller "cebir veya tehdit veya şiddet veya nüfuz veya tesir icrası suretiyle yapıldığı takdirde faile verilecek ceza, bir seneden beş seneye kadar hapistir."

    2) Konu ile ilgili Anayasa kuralları :

    Anayasa'nın temel ilkeleri :

    İtirazda, 298 sayılı Kanunun 6. ve 143. maddeleri hükümlerinin Anayasa'nın temel ilkelerine ve 10. maddesine aykırı olduğu öne sürülmüş ise de "temel ilkeler" deyimiyle Anayasa'nın hangi maddelerindeki ilkelerin kasdedildiği açıklanmamış olduğundan burada somut olarak belirli bir Anayasa maddesi yazılamamıştır. Aşağıda yapılacak incelemede, Anayasa'nın "Başlangıç" bölümü ile "Birinci Kısım" ındaki "genel esaslar" ın konu ile ilişkili hükümleri açısından Anayasa ya aykırılık savı değerlendirilecektir.

    "Madde 10 - Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

    Devlet kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamayacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar."

    "Madde 55 - Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme ve geçilme hakkına sahiptir.

    Seçimler, serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılır."

  5. #4
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    IV. İLK İNCELEME :

    Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 3/11/1977 gününde, Kâni Vrana, Şevket Müftügil, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Şekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyle yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde duruşmuştur.

    l - Anayasanın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Kanunun 27. maddesine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, itiraz yoliyle Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

    Trabzon Asliye Ceza Mahkemesindeki dava, savcılıkca, sanığın 298 sayılı Kanunun 143. maddesi gereğince cezalandırılması iddiasiyle açılmıştır. Bu duruma göre Mahkemece uygulanacak hükmün, ilk bakışta söz konusu 143. maddeden ibaret olduğu, bu yüzden de yalnız bu madde hakkında itiraza yetkili bulunduğu sanılabilir. Ancak metni yukarıda yazılmış olan 143. maddenin konu ile ilgili olan hükmü, seçme yeterliği olmayan kişinin kendisini seçmen kütüğüne kaydettirmesini suç saymaktadır. Bu yoldaki iddia ile açılan bir davanın çözümü için mahkemenin, önce seçme yeterliğine ilişkin hükümleri inceleyerek sanığın bu yeterliğe sahip bulunup bulunmadığını saptaması, ondan sonra 143. maddedeki öteki koşulların var olup olmadığının araştırılmasına geçmesi zorunludur.

    Şu duruma göre Trabzon Asliye Ceza Mahkemesi bu davanın çözümünden 298. sayılı Kanunun 143. maddesi ile birlikte seçmen yeterliğini belirliyen 6. maddesini de uygulamak durumundadır, bu nedenle 6. madde için de itirazda bulunmağa yetkilidir.

    Kâni Vrana, Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.

    2 - İtirazda bulunan mahkeme, 298 sayılı kanunun 143. maddesi hakkında herhangi bir sınırlama yapmadan tümünün Anayasaya aykırılığını öne sürmüştür.

    143. madde, seçme yeterliği bulunmadığı halde kendisini seçmen kütüğüne yazdırmayı suç saydığı gibi, bu yeterliğe sahip olmayan bir başkasını seçmen kütüğüne kaydettirmeyi veya bu şekilde kaydedilmiş olanların seçmen kütüğünden silinmesini engellemeyi veya seçmen yeterliği bulunan birinin seçmen kütüğünden silinmesine neden olmayı da suç saymakta, bu suçların cebir veya tehdit veya şiddet veya nüfuz veya tesir icrası suretiyle işlenmesi halinde de cezayı ağırlaştırmaktır.

    Halbuki yukarıda (Olay) bölümünde belirtildiği gibi Trabzon Asliye Ceza Mahkemesindeki dava, seçme yeterliği olmayan bir kişinin kendisini seçmen kütüğüne kaydettirmiş olması nedeniyle açılmıştır. Şu duruma göre mahkemece bu davada 143. maddenin tümünün uygulanmasına olanak bulunmadığından, Anayasaya aykırılık itirazının sözü geçen 143. maddenin davada uygulanacak bölümü ile sınırlı olarak incelenmesi gerekmektedir.

    3 - Dosyanın başkaca bir eksiği bulunmamaktadır. Bu suretle yapılan inceleme sonunda;

    1 - 26/4/1961 günlü, 298 sayılı Kanunun itiraz konusu 6. maddesinin, Mahkemenin görmekte olduğu davada uygulama yeri bulunduğuna Kani Vrana ve Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğuyla,

    2 - Dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasının 26/4/1961 günlü, 298 sayılı Kanunun 6. maddesinin tümü ve 143. maddesinin de davada uygulanacak bölümü yönünden incelenmesine oybirliğiyle.

    Karar verilmiştir.

    V. ESASIN İNCELENMESİ :

    İşin esasına ilişkin rapor, itiraz yoluna başvuran mahkemenin kararı ve ekleri, iptali istenen yasa ile ilgili Anayasa kuralları, bunlara ilişkin yasama meclisleri tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

    Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki 26/4/1961 günlü, 298 sayılı Kanunun 6. maddesine yönelik bir iptal davası ve bir mahkemece yapılan itiraz üzerine Anayasa Mahkemesince daha önce verilen 21/6/1963 günlü, 1963/192-1963/161 sayılı 21/10/1975 günlü, 1975/147-1975/201 sayılı kararlarda sözü geçen madde hükmün de Anayasaya aykırılık bulunmadığı belirtilerek dava ve itirazın reddine karar verilmiştir. (Resmî Gazeteler: 1/8/1963 günlü 11469 sayılı, 9/4/1976 günlü, 15554 sayılı.)

    Sözü geçen kararlarda da belirtildiği gibi sorunun çözümü, seçmen yaşının 21 olarak kabul edilmiş olmasının, Anayasa ilkelerine aykırı olup olmadığının saptanmasına bağlı bulunmaktadır. 298 sayılı Kanunun Kurucu Meclisteki görüşülmesi sırasında, bu yaşın yanında veya karşısında olmak üzere öne sürülmüş bulunan düşünceler söz konusu yaşa ilişkin olan hükmün Anayasaya aykırı olup olmadığının çözümünde etkili değildir. Çünkü bu düşünceler, seçmen yaşının 21 olarak saptanmasının yurt koşulları açısından olumlu veya olumsuz olacağını açıklamak amacıyle öne sürülmüşlerdir. Bir kanun hükmünün yurt şartlarına uyarlığı veya uyarsızlığının saptanması ile Anayasaya uygunluk veya aykırılık durumunun belirlenmesinin, birbiriyle ilgisi bulunmayan değişik sorunlar olduğunda kuşku yoktur.

    Öteyandan, kanun kabul edildiği tarihten bu yana geçirilen ekonomik ve sosyal gelişme ve oluşmalar karşısında 21 yaşın artık yurt koşullarına ters düşmeğe başladığı veya aksine o zamanki değerinden bir şey kaybetmediği yolundaki düşüncelerin de, yine yukarıda belirtilen nedenlerle, Anayasaya uygunluk veya aykırılığın çözümünde olumlu ve ya olumsuz yönde etkileri sözkonusu değildir. Bu düşünceler olsa olsa hükmün değiştirilmesine ilişkin yeni bir kanuna gerekçe olabilirler.

    Bu bakımdan aşağıda Anayasaya aykırılık sorunu incelenirken bu düşünceler üzerinde durulmayarak itiraza konu yapılan hükümlerin Aua3'asa ilkeleri ve kuralları açısından değerlendirilmeleri yapılacaktır.

    l - 298 sayılı kanunun 6. maddesi hükmünün Anayasaya aykırı olup olmadığı sorunu:

    A - Anayasanın temel ilkeleri açısından sorunun incelenmesi:

    Mahkemenin gerekçeli kararında ve sanık avukatının mahkemece ciddî olduğu kanısına varılan İtirazına ilişkin dilekçesinde söz konusu 6. madde hükmünün, Anayasanın (Temel ilkelerine) aykırı olduğu öne sürülmüş ise de bu ilkelerin neler olduğu ve Anayasanın hangi maddelerinde yer aldıkları somut olarak gösterilmemiştir. Ancak itiraz edilen hükmün ağırlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerile ilgili olması bakımından sorunun, Anayasanın Başlangıç bölümü ile Birinci kısmın genel esaslar bölümünde yer alan "Demokratik Devlet" ilkesi açısından ele alınabileceği düşünülerek bu konu üzerinde durulmuştur.

    Bir devlet sisteminin "Demokratik" sayılabilmesinin ilk koşulu T.C. Anayasasının 4. maddesinde belirlendiği gibi, egemenliğin kayıtsız şartsız Millette olmasıdır. Sözügeçen 4. maddeye göre Millet bu egemenliğini Anayasasının koyduğu esaslar içinde yetkili organlar elile kullanır. Anayasada gösterilen bu organların başında ise Türkiye Büyük Millet Meclisi gelmektedir. Şu duruma göre bu organın kuruluşuna milletin katkısı, Demokratik esas ve ölçüler içerisinde olmalıdır. Yani Milletin, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerine katılabilmesi için gerekli görülen yaş koşulu, Demokratik ölçülere uygun bulunmalıdır. Anayasanın 55. maddesi, seçmen yaşının saptanmasını T. B. M. Meclisine bırakmıştır. T. B. M. Meclisi, bu yetkisini, sınırsız ve keyfi takdiri ile kullanma durumunda olmayıp Anayasanın konuya ilişkin kurallarını gözönünde bulundurmak zorundadır.

    Bu bakımdan 298 sayılı Kanunun, seçmen yaşını 21 olarak saptayan 6. maddesi hükmünün, bu kurallardan birisi olan "Demokratik Devlet" ilkesine aykırı bulunup bulunmadığı üzerinde durulması gerekmektedir.

    Demokrasi ile idare olunan ülkelerin büyük bir bölümünün kanunları üzerinde yapılan araştırma sonunda, seçmen olabilmek için 21 yaşını doldurulmuş olması koşulunu, bizden çok önceleri demokratik devletlerini kurmuş olan ve hatta bu gün bile demokrasinin öncüleri sayılmakta bulunan bir çok ülkenin uygulamakta olduğu görülmüştür.

    Bu durum, seçmen yaşının 21 olarak kabul edilmiş olmasının, bir memleketin "demokratik devlet" niteliğini yitirmesine neden olmadığını açıkça göstermektedir.

    Öğretide de seçmen yaşı bakımından herhangi bir yaş üzerinde birleşilmiş değildir. Seçmen yaşı, her toplumun siyasal, ekonomik, sosyal özellikleri ve seçim hakkının toplum yaşamındaki etkisinin önemi gibi etkenlerin değerlendirilmesi ve sonuçta amaç bakımından uygun görülenin yeğ tutulması yoluyla saptanmaktadır.

    Yurdumuz açısından da sözkonusu yaş, milletin Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşuna olan katkısını azaltma amacıyle değil, memleketin sosyal ve ekonomik koşullarının gereği sayılmış ve böylece bu katkının daha etkili ve bilinçli olmayı sağlayacağı düşüncesiyle kabul edilmiştir. Bu yaşın kabul edilmiş olmasıyle de "Demokrasi" ilkesinin sınırı aşılmış değildir.

    Bu nedenlerle seçmen olabilmek için 21 yaşın doldurulmuş olması koşulunda, Anayasanın Demokratik Devlet kuralına aykırı bir yön görülmemiştir.

    Bu açıklama, seçmen yaşının mutlaka 21 olması gerektiği veya bunun memleket şartlarına uygun bulunduğu savlarının Mahkememizce de kabul edildiği anlamına alınmamalıdır. Çünkü yukarıda da açıkça belirtildiği gibi Anayasaya uygunluk denetiminde, bu konuların sorunu çözümü ile bir ilgisi yoktur. Yasa koyucu, Anayasanın 55. maddesindeki yetkisini kullanarak ve Anayasanın konuya ilişkin ilkelerini de gözönünde tutarak seçmen yaşını bir kanunla, erginlik yaşına kadar, yurt koşullarının gerektireceği her hangi bir yaşa indirebilir.

    B - Anayasanın 10. maddesi açısından sorunun incelenmesi :

    Anayasanın 10. maddesi, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, bu hak ve hürriyetleri fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmıyacak suretle sınırlıyan siyasî, iktisadî ve sosyal engeller varsa, Devletin bunları kaldıracağı kuralını koymaktadır.

    Seçme ve seçilme hakkı, Anayasanın ikinci kısmını oluşturan (Temel haklar ve ödevler) in, Dördüncü bölümü olan (siyasî haklar ve ödevler) arasında, 55. maddede, yer aldığından kuşkusuz bir temel haktır. Ancak seçme hakkını 21 yaşını dolduranlara tanıyan kanun hükmünü, Anayasa'nın 10. maddesinde sayılanlar cinsinden bir (sınırlama) veya (engel) saymaya olanak yoktur. Çünkü Anayasanın kendisi, 55. maddesiyle, söz konusu temel hakkın, yasakoyucunun saptayacağı koşullarla oluşacağı ilkesini kabul etmiştir. Kanunun bu ilkeye dayanarak koyduğu koşullar (sınır) veya (engel) değil, temel hakkı oluşturan öğelerdir. Yani seçme temel hakkı, Anayasanın öngördüğü bu koşullarla birlikte doğmaktadır.

    Bu nedenle 298 sayılı Kanunun, 21 yaşını bitiren her Türkün seçmen olduğunu belirliyen 6. maddesi hükmünün Anayasanın 10. maddesiyle bir ilgisi ve ona aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

    C - Anayasanın 55. maddesi açısından sorunun incelenmesi :

    Anayasanın 55. maddesinin birinci fıkrası (Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahiptir.) kuralını koymaktadır.

    Bu hükümle Anayasanın, seçmen olabilme koşullarının düzenlenmesi işini yasa koyucuya bıraktığı açıkça görülmektedir. Seçmen yaşı da bu koşullardan birisini oluşturduğundan, yasa koyucu 298 sayılı Kanunla bu görevini yerine getirmiş ve seçmen olabilmek için 21 yaşını doldurulmuş olması koşulunu koymuştur.

    Durum bu derece açık iken 21 yaşın Anayasaya aykırı bulunduğu Anayasa ilkelerinin, erginlik yaşı olan 18 yaşın seçmen yaşı olmasını gerektirdiği öne sürüldüğünden incelemenin Anayasanın hazırlanması ve kabulü evrelerine kadar uzatılması zorunlu olmuştur.

    Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca hazırlanan ve Kurucu Meclisteki görüşmelere esas tutulmuş bulunan Anayasa Tasarısının 53. maddesinde "vatandaşlar, Anayasada gösterilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahiptir" denilmek suretiyle seçmen olma koşullarının saptanması da Anayasaya bırakılmış ve 66. maddesi ile de "onsekiz yaşını dolduran ve kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmayan her Türk, Millet Meclisi Seçimlerinde seçmendir.

    Subay ve Astsubaylar ve askeri öğrenciler oylarını, karargah ve kışlalar dışında ve diğer seçmenlerle birlikte kullanırlar.

    Erat oy kullanamaz" denilmek suretiyle seçmen olabilmenin koşulları Anayasada düzenlenmek istenilmiştir. Bu suretle o zamana kadar 22 olan seçmen yaşının, erginlik yaşı olan 18'e düşürülmesi öngörülmüş, gerekçesi de tasarıyı inceleyen komisyon raporunun sözü geçen maddelere ilişkin bölümlerinde açıklanmıştır.

    Temsilciler Meclisindeki görüşmeler sonunda, 53. maddedeki seçmen olma şartlarının Anayasada gösterileceğine ilişkin olan hüküm tasarıdan çıkartılarak bu koşulların kanunda gösterilmesi ilkesi kabul edilmiş ve bu değişikliğe uygun olarak 66. madde de tasarıdan çıkartılmıştır. Bu konuda yapılan görüşmeler sırasında 53. maddede seçmen yaşının 18 olarak belirlenmesini isteyen bir önerge de Temsilciler Meclisince reddedilmiştir.

    Bu açıklamalar göstermektedir ki, seçmen olabilmek için 18 yaş da dahil olmak üzere, Anayasada herhangi bir yaş saptanmasını Anayasa koyucu doğru bulmamış, bunun kanunla belli edilmesini yasa koyucuya bırakmıştır. Bu durum karşısında seçmen yaşının, erginlik yaşı olan 18 olarak kabulünün Anayasa gereği olduğunu, bu açıdan 298 sayılı Kanunun seçmen olmak için 21 yaşın doldurulmuş olması koşulunu koyan 6. maddesinin Anayasaya aykırı bulunduğunu öne sürmeye olanak yoktur. Çünkü Anayasa Koyucunun amacı böyle olsaydı, tasarıda kabul edilmiş bulunan 18 yaşa ilişkin hükmü çıkarmaz, görüşmelerde yapılmış olan öneriyi de reddetmez, veya başka bir yaşı belirtir, bu suretle Anayasada bu esasa açıkça yer vermiş olurdu. Durum bu kadar açık iken aksi düşüncenin öne sürülmesi Anayasada olmayan bir kuralın, Anayasada varsayılması gibi hukukça geçerli olmayan bir savdan ibarettir.

    Medenî kanunda erginlik yaşının 18 olarak kabul edilmiş olması, Anayasadan sonra yürürlüğe giren Siyasî Partiler Kanununda, ergin olanlara siyasî partilere üye olma hakkının tanınmış bulunması ve bu suretle hukuk ve siyaset alanına katılma ve geçerli işlemler yapma hakkı tanınmış olan bir kişiye seçmen olma hakkının tanınmamış olması da Anayasaya aykırılık nedeni sayılamaz. Çünkü söz konusu hükümler birer Anayasa kuralı olmayıp kanun hükümleridir.

    Öğretide de medenî ehliyet erginlik yaşı ile seçme ehliyeti yaşının aynı olması gerektiği konusunda birleşilmiş bir görüş yoktur. Uygulamada da durum aynıdır. Çünkü bu iki konu, niteliği birbirinden çok değişik olan alanları ilgilendirmekte ve her memleket kendi sosyal ve ekonomik yapısının gereklerini göze alarak bu iki yaşı birleştirmekte veya ayrı yaşlar kabul etmektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da medenî hakları kullanma işi ile seçmen olarak oy verme işinin kamu yönetimindeki etkileri bakımından eşit sayılacağına ve erginlik yaşı ile seçmen olma yaşının aynı olacağına ilişkin bir ilke koymayarak bunun düzenlenmesi işini yasa koyucuya bırakmıştır. Şayet Anayasa Koyucu, seçmen yaşının erginlik yaşı olmasını isteseydi, Anayasanın 68., 72. ve 95. maddelerinde yaptığı gibi bunu da açıkça belli ederdi, yukarıda değinildiği gibi, belli etmek bir yana bunun tamamen tersini yapmıştır.

    Anayasadan beş yıl sonra kabul edilen 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanunu ile bir siyasî partiye üye olma yaşının erginlik yaşma indirilmiş olması da, iki konu arasında Anayasaca kurulmuş bir bağlantı olmadığından sorunun çözümüne etkili değildir. Kaldı ki kanun koyucu seçmen olma ile siyasî parti üyesi olmayı yurt koşulları bakımından eşit nitelikte görmüş olsaydı, 298 Sayılı Kanunda da aynı değişikliği yapabilirdi.

    Öte yandan 648 sayılı Kanunda bile siyasî parti üyesi olmak için erginlik yaşı yeterli sayılırken siyasî partinin kurucusu olmak için milletvekili seçilme yaşını, yani 30 yaşını, doldurmuş olmayı gerekli görmüştür.

    Görüldüğü gibi yasa koyucu kamu yönetimiyle ilgili hakların kullanılmasında, bunların etki ve önem derecelerine göre farklı yaşlarda olma ilkesini benimsemiştir.

    298 Sayılı Kanunun 6. maddesi de seçmen olarak kamu yönetimine katılabilmek için, medenî hukuk alanındaki işlerde aranan ehliyet yaşından farklı olan bir yaşın, yani 21 yaşın doldurulmasını uygun bulmuştur. Yasa Koyucunun bu takdirinde Anayasa ilkelerine ters düşen bir yön yoktur. Ancak yukarıda da değinildiği gibi, Yasa Koyucunun, günün ekonomik ve sosyal koşullarının gerektirmesi halinde yeni bir kanunla seçmen yaşını 18'e indirmesine Anayasa açısından bir engel de bulunmamaktadır.

    Konuyu bitirmeden önce Anayasanın 55. maddesinin ikinci fıkrasında geçen ve konu ile ilgisi bulunan "tek dereceli genel oy" ilkesi üzerinde de kısaca durmakta yarar vardır. Bu deyim, seçimin tek dereceli olacağını ve kanundaki koşullara sahip olan tüm seçmenlerin oya katılabilmelerine olanak sağlanacağını anlatmaktadır. Bu deyimden, hiç bir koşul aranmadan tüm vatandaşların seçime katılmalarının öngörüldüğü anlamı çıkarılamaz. Çünkü böyle bir düşünce, erginlik yaşı da dahil olmak üzere hiç bir yaş koşulunun konulamaması gibi bir sonucu da beraberinde getirir.

    Özetlemek gerekirse; yukarıda açıklanan ve daha önce de Anayasa Mahkemesinin 21/6/1963 ve 21/10/1975 günlü 1963/192-1963/161 ve 1975/147 -1975/201 sayılı kararlarında belirlenen nedenlerle 298 sayılı Kanunun 6. maddesi hükmü Anayasaya aykırı değildir, itiraz reddedilmelidir.

    Kâni Vrana, Şevket Müftügil, Abdullah Üner, Fahrettin Uluç, Hasan Gürsel, Âdil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.

    2 - İtiraz yoluna başvuran mahkeme, 298 sayılı Kanunun 143. maddesinin tümünün Anayasaya aykırı olduğunu öne sürmüş, Mahkememiz ise 3/11/1977 gününde yaptığı ilk inceleme sonunda, bakılmakta olan davada maddenin tümünün değil, yalnız olayda uygulanacak bölümünün incelenmesine karar vermiştir.

    Sözü geçen 143. maddenin bu olayda uygulanacak bölümüne karşı yapılan bir itiraz üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 21/10/1975 günlü, 1975/147 1975/201 sayılı kararla sözkonusu hükümde Anayasaya aykırılık bulunmadığına karar verilmiştir.

    Gerçekten 143. maddenin olayda uygulanacak olan bölümü "seçmen yeterliği bulunmadığı halde kendisini (...) her ne suretle olursa olsun seçmen kütüklerine kaydettirenlere...." verilecek cezayı belirleyen hükmünden ibarettir. Burada sözü edilen seçmen yeterliğinin koşullarından birisi, aynı kanunun 6. maddesinde yer alan seçmen yaşıdır. İtirazda bulunan mahkeme, 6. madde hükmünü Anayasaya aykırı gördüğü içindir ki onun yaptırımı olan 143. maddeyi de 6. maddeye bağlı olarak itiraz konusu yapmıştır.

    Yukarıda 6. maddenin Anayasaya aykırı olmadığı saptandığına göre bu madde hükmüne aykırı bir eylemin yaptırımını oluşturan ve bu bakımdan 6. maddeye bağlı olan 143. maddenin sözü geçen bölümünde de Anayasaya aykırılıktan söz edilemez.

    Bu nedenlerle 298. sayılı Kanunun 143. maddesinin bu dosyaya konu olan olayda uygulanacak bölümüne ilişkin itiraz da reddolunmalıdır.

    SONUÇ :

    l - 26/4/1961 günlü, 298 sayılı Kanunun 6. maddesinin Anayasaya aykırı bulunmadığına, itirazın reddine Kani Vrana, Şevket Müftügil, Abdullah Üner, Fahrettin Uluç, Hasan Gürsel, Âdil Esmer ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun karşıoylarıyle ve oyçokluğuyla,

    2 - Aynı kanunun 143. maddesinin olayda uygulanacak bölümün de Anayasaya aykırı olmadığına, itirazın reddine oybirliğiyle,

    16/2/1978 gününde karar verildi.







    Başkan

    Kâni Vrana
    Başkanvekili

    Şevket Müftügil
    Üye

    Ziya Önel
    Üye

    Abdullah Üner






    Üye

    Ahmet Koçak
    Üye

    Fahrettin Uluç
    Üye

    Muhittin Gürün
    Üye

    Lütfi Ömerbaş






    Üye

    Ahmet Erdoğdu
    Üye

    Hasan Gürsel
    Üye

    Ahmet Salih Çebi
    Üye

    Adil Esmer





    Üye

    Nihat O. Akçakayalıoğlu
    Üye

    Ahmet H. Boyacıoğlu
    Üye

    Necdet Darıcıoğlu

  6. #5
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    KARŞIOY YAZISI

    I - Konunun Anayasa açısından sağlıklı bir biçimde değerlendirilebilmesi için, önce seçmen yaşını saptayan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun'un 6. maddesinin oluşumundaki düşünceleri gözden geçirmek, sonra konu ile ilgisi ve ilişkisi bulunan kimi yasalarda ne gibi değişmeler olduğunu araştırmak ve itiraz konusu yasa hükmünün yürürlüğe girdiği günle bugün arasında Türk toplumundaki oluşum ve gelişimi gözönünde tutmak gerekmektedir.

    Anayasa'nın, "Başlangıç" kısmında, "Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen.... Millî Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahipolarak; insan hak ve hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahını gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle...." biçiminde açıklanan yönerge böyle bir incelemeyi ve araştırmayı zorunlu kılmaktadır. Gerçekten bir yasa hükmünün yurt gerçeklerine ve koşullarına uyarlılık içinde bulunması ya da onlara tamamen ters düşmesi, raporda çoğunlukça açıklandığı gibi birbiriyle ilişkisi bulunmayan sorunlar değil, tam tersine Anayasa'ya uygunluk denetiminde gözden uzak tutulamayacak hususlardandır.

    l - Bilindiği gibi, 27 Mayıs 1960 Devriminden sonra 13/12/1960 günlü, 157 sayılı Yasa ile kurulan ve "Kurucu Meclis" in, temel amacı; Anayasa ile Seçim Kanununu yapmak ve en geç 29 Ekim 1961 gününde iktidarı yeni seçilecek Türkiye Büyük Millet Meclisine devretmekten ibaretti.

    Temsilciler Meclisi "Seçim Kanunu Komisyonu" raporu incelendiğinde aşağıda belirtilen hususlar göze çarpmaktadır. İtiraza konu 6. madde üzerinde bu Komisyonda düşünülenlerin açıkça belirlenmesi için raporun bu bölümünün aynen alınmasında yarar görülmektedir.

    "Bu madde ile, her kanunda ayrı ayrı tayin edilmiş bulunan (seçmen yaşı) bir yaşta toplanmak istenmiştir. Memleketimizde yapılacak bütün seçimlerde seçmen yaşı bu suretle bir seviyede birleştirilmiş olacaktır.

    Seçmen olmaya esas tutulacak bahsin de onsekiz veya yirmibir yaşlardan birinin tercihi geniş tartışmalara yol açmıştır.

    İçtüzüğün 9. ve 17. maddelerinden faydalanılarak bu konu, Anayasa Komisyonu ile yapılan müşterek toplantıda da müzakere edilmiştir.

    Seçmen yaşı hususunda öne sürülen görüş ve fikirler şu suretle özetlenebilir:

    a) Vatandaşın siyasî rüşde sahib olabileceği bir çağda seçme hakkını iktisab etmesi icabeder. Bizim memleketimizde siyasî rüşt sağlayacak olgunluğun yirmibir yaşından evvel hasıl olabileceği düşünülemez.

    b) Demokratik rejime bağlı olan memleketlerde umumiyetle seçmen yaşı onsekizin üstünde ve yirmibir yaş etrafında tespit edilmiş bulunmaktadır.

    c) Nüfusumuzun % 78'i köylerde oturmaktadır. Onsekiz ile yirmibir yaş arasındaki nüfusun mühim bir miktarı da bu nisbet dahilinde köylerde yaşamaktadır. Siyasî olgunluk bir bakıma müstakil iş ve güç ve ocak sahibi olmaya bağlıdır. Köylerde ise, yirmibir yaşından evvelki nesil ana ve babasının yanında oturup geçinmektedir. Bunlara rey hakkı tanınırsa, bir tabi seçmen zümresi meydana gelecektir.

    d) Seçmen yaşı yirmibirden aşağı olarak kabul edilirse, seçimlere katılmak suretiyle siyasetin içine girmiş olan ve ekseriyetle siyasî partilerden birine kaydedilmiş bulunan nesiller askere çağrıldıkları zaman siyaset askerliğe girmiş olacaktır. Bundan kaçınılmalıdır. Ayrıca, askere giden gençlerin, orduda okuyup yazma öğrenmeleri ve daha olgun bir hale gelmeleri mümkün bulunduğuna göre, seçmen yaşının askerlik hizmetinin bitmesine göre ayarlanmasında fayda vardır.

    Buna karşılık olan fikirler :

    1 - Onsekiz yaş kanunlarımızda rüşt yaşıdır. Bu yaşı tamamlayanlar her türlü tasarruflarda bulunmak ehliyetini kazanırlar ve mükellefiyetlere tabi olurlar. Medenî ve ticarî sahada her türlü tasarruflara hak kazananların ve vergi ve sair gibi mükellefiyetler yüklenenlerin siyasî haktan faydalanmamaları için haklı bir sebep gösterilemez.

    2 - Bizde onsekiz yaşını dolduran kadın ve erkek bilhassa köylerde evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş ve ekseriya işinde de istiklâlini kazanmıştır. Bu durumda olanların seçmen olabilmesi tabiidir.

    3 - Olgunluk kazanmak bakımından onsekiz ile yirmibir arasında ehemmiyetli bir fark bulunabileceği düşünülemez.

    4 - Umumî rey esası, vatandaş kitlesinin mümkün olduğu kadar fazla bir çoğunluğunun seçimlere katılmasını gerektirir. Seçmen yaşını onsekizin ikmaline bağlamakla bu esas sağlanmış olur.

    5 - Siyasetin asker ocağına sokulmasının yirmibir yaşın esas tutulmasiyle önlenebilmesi düşüncesi tamamen nazaridir. Vatandaş memleket kaderiyle alâkalanacak hale gelince siyasî partilerden biri lehine fikir sahibi olmuş ve bir partiye girmek hakkını da kazanmıştır.

    6 - Hukukî tasarruflara imkân veren onsekiz yaşın tamamlanmasını siyasî hakkın kullanılmasını esas almakta şu bakımdan da zaruret vardır. Kanunların hazırlanmasından, kabulünden ve tatbikinden doğacak neticeler bu yaştakilere de tesir edecektir. Bu tesirler karşısında bir vatandaş zümresine rey vermek suretiyle kanaat ve isteklerini ifade etmesine meydan vermemek onu tabiî hakkından mahrum etmek olur ki, bu netice demokratik esaslarla bağdaşamaz.

    Bunlara ilâve edilecek başka görüşler de mevcuttur. Ancak Anayasa Komisyonu ile birlikte yapılan müzakerelerde ifade edilen esaslar başlıca bu noktalar etrafında toplanmıştır.

    Komisyonumuzca konu bu görüşler altında incelenmiş ve onsekiz yaşın seçmen yaşı olarak kabulüne karar verilmiştir." (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt l, sayfa 5-6, basma yazı S. sayısı 33)

    Temsilciler Meclisi, konuyu komisyon raporunda öngörülen biçimde karara bağlamış, Millî Birlik Komitesinin geri çevirmesi üzerine, yirmibir yaş, seçmen yaşı olarak yasalaşmıştır.

    2 - 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanununun, ki Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki 298 sayılı Kanundan dört sene sonra kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 8. maddesinde siyasî partilere üye olamayacak kimseler belirtilirken "reşit olmayanlar" deyimi yeralmaktadır. Bu maddenin anlatımına göre, maddenin öngördüğü diğer koşulları taşıyan 18 yaşını bitirmiş yani reşit vatandaşların, aynı Kanunun 9. maddesinde öngörülen parti tüzüklerinde üyeliğe kabul için aksine bir kayıtlama bulunmadığı takdirde dilediği siyasî partiye üye olma hakkına sahip olduğu açıkça ortadadır.

    Demek ki, 648 sayılı Siyasî Partiler Kanunu gereğince 18 yaşını bitiren her vatandaş dilediği siyasî partinin üyesi olabilecek, parti örgütünün her kademesinde görev alabilecek ve partinin disiplinine uyarak çalışma yapabilecektir.

    3 - Yukarıda değinilen seçim komisyonu raporunda, nüfusun % 78'inin köylerde oturduğu açıklanmaktadır. Oysa 1975 nüfus sayımı sonuçlarına göre kentlerde oturanlar köylerde oturanları geçmiştir. Diğer yandan köyden şehire doğru hızlı bir akımın süre geldiği yetkililer tarafından devamlı olarak açıklanmaktadır. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun yürürlüğe konulduğu tarihte, ilçeler şöyle dursun, illerin tümünde dahi lise yokken, bugün hemen hemen lisesiz ilçe kalmamış, hatta pek çok bucakta liseler açılmış ve eğitim sürdürülerek sayısız genç lise diploması almıştır. Ulaştırma olanakları o günlerle kıyaslanamayacak ölçüde artmış, toplu haberleşme araç ve gereçleri büyük bir gelişim göstermiştir.

    Bu nedenlerle Türk toplumunun ve özellikle bu toplumun genç kesimini 1961 yılındaki kuşaklarla kıyaslamak ve onlarla bir tutmak olanağı kalmamıştır.

    II - Karşıoy yazısının bu bölümünde Anayasa'ya uygunluk denetimi üzerinde durulacak ve bu konudaki görüşlerimiz ortaya konulacaktır.

    Toplumların da yaşayan varlıklar olduğu ve belli bir süreç içinde değişim ve gelişim gösterdikleri bilimsel bir gerçektir.

    Yürürlüğe girdikleri anda toplumun gereksinmelerine uygun olan ve Anayasa'ya da uygunluk arzeden kimi yasa hükümlerinin, geçen zaman içinde toplumun ihtiyaçlarını karşılamak şöyle dursun yurt gerçeklerine ve koşullarına ters düşmek suretiyle Anayasa'ya aykırılık sorununu da ortaya çıkardıkları bilim çevrelerinde de kabul edilen bir gerçektir. Yeri gelmişken şu yönün de açıklanması gerekir ki, Anayasa ve yasa kuralları, bunları yapanların iradelerinden ayrılarak bağımsız birer varlık kazanırlar ve zamana göre yorumlanması gereken bir nitelik gösterirler, Anayasaların bir toplumun hayatında akıp giden zamana göre yorumlanması gerçeği de yorum kuralları gereğidir.

    A) Anayasa'nın 55. maddesi, seçme seçilme hakkında kesin kurallar getirmemiş, bu hakkın ölçü ve sınırını saptamayı yasa kurallarına bırakmıştır.

    Yukarıda da açıkladığımız üzere "Kurucu Meclis" in temel amacı; Anayasa'yı ve Seçim Yasasını yapmak ve iktidarı en geç 29 Ekim 1961 gününde yeni seçilecek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne devretmektir. Başka bir anlatımla "Kurucu Meclis" in esas görevi, Anayasa'yı ve Seçim Yasasını yapmaktır.

    Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında seçmen yaşının onsekiz olması yolundaki bir önergenin reddedilmesi, Anayasa koyucunun 21 yaşı benimsediği anlamında değil, aynı kuruluşun hem Anayasa'yı ve hem de Seçim Yasasını yapmakla görevlendirilmiş bulunması bakımından bağlayıcı bir kuralın Anayasa'da yer almamasını, bu yönün Seçim Yasasının yapılışında saptanmak istenmiş olmasını açıkça ortaya koyar.

    Yasama organının bir yasa hükmünü koyarken tanı bir serbestlik içinde bulunduğunu ve örneğin seçmen yaşını dilediği biçimde bir yasa ile saptama yetkisine sahip olduğunu düşünmek olanaksızdır. Çünkü Yasama Organı, Anayasa'nın temel ilke ve kurallariyle bağlıdır ve toplumun gerçekleriyle gereksinmelerini de gözönüne almak zorundadır.

    Zamanın yasa koyucusu, yirmibir yaşından küçük gençlerin siyasetle ilgilenmelerini hem toplum ve hem de askerî yönlerden sakıncalı görerek seçmen yaşını yirmibir olarak saptamıştır. Oysa sonradan yürürlüğe giren 13/7/1965 günlü, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partilere üye olma yaşını rüşt yaşı olarak kabul etmiştir. Demekki yasama Organı, onsekiz yaşını bitiren gençlerin siyaset yapmalarım, Anayasa'nın 56. maddesinde, ister iktidarda ister muhalefette olsunlar demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak nitelendirilen siyasi patilerin üyesi olarak parti örgütünün her kademesinde görev almalarını, görev aldıkları örgütü oluşturan seçimlere katılmasını ve böylece siyasi kadroların saptanmasında söz ve oy sahibi olmalarını sakıncalı bulmamış, tam tersine bu gençlerin siyasal hayata katkıda bulunmalarında yarar görmüştür. Bu durum dahi seçmen yaşını yirmibir olarak saptayan yasa kuralının başlı başına dayanaksız kaldığını göstermeye yeterlidir.

    B) Anayasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrası, "Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasi ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar" hükmünü getirmiş ve Devleti kimi yükümlülükler altına sokmuştur.

    Toplum yaşamında açıkça görülen gelişim, şehirlerdeki nüfusun artması ve genç kuşaklardaki okuma oranın büyük bir artış göstermesi, siyasi partilere onsekiz yaşını bitirenlerin üye olabilmesi gibi durumlar gençlerde yönetime katılma ve ona yön verme eğilimini uyandırmış ve bu arzu giderek şiddetlenmiştir. Toplumun öğrenci kesimindeki çalkantıda ve çatışmada bu durumun payı olmadığı öne sürülemez. Oysa Devlet, fert huzurunu bozan ve gençlerin heyecanlarını oy sandığı etrafında toplayarak kanalize etmek suretiyle kimi engelleri kaldırmakla yükümlüdür.

    C) Anayasa'ya göre Türk Devletinin belirgin özelliğinden birisi de çoğulcu demokrasi temeline oturtulmuş bulunmasıdır. Bir Milletin itici gücünü oluşturan genç kuşaklardan bir bölüğünü demokrasinin can damarı olan seçme hakkından, geçerliğini yitirmiş nedenlere dayanarak yoksun etmek Demokratik Devlet kavramiyle bağdaştırılamaz.

    Yeri gelmişken şu yönü de belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin görevi kural koymak değil, Yasama Organı tarafından yasa ile konulmuş kuralları Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirmektir. İtiraz konusu kural, seçmen yaşını 21 olarak saptamıştır ve Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilecek olan da budur. Seçmen yaşının ne olması gerektiğini saptamak ise Anayasa Mahkemesinin değil, Yasama Organının görevine girer.

    SONUÇ:

    Özetlemek gerekirse, 1961 yılında çıkarılan itiraz konusu Yasanın 6. maddesi, yukarıda açıklandığı üzere Anayasa'nın temel ilkelerine ve özellikle 10. ve 2. maddelerine aykırı bir duruma büründüğünden iptal edilmelidir.

    Bu görüşle sözü edilen kanun hükmünü Anayasa'ya uygun bulan çoğunluk kararına karşıyız.






    Başkan

    Kâni Vrana
    Başkanvekili

    Şevket Müftügil
    Üye

    Fahrettin Uluç






    Üye

    Ahmet H. Boyacıoğlu

  7. #6
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    KARŞIOY YAZISI

    298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanunun seçmen yaşı ile ilgili 6. maddesinin, Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için Trabzon Asliye Ceza Mahkemesince Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine yapılan inceleme sonunda çoğunlukla itirazın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı oy'umun nedenleri aşağıdadır :

    l - 298 sayılı Yasanın itiraz konusu 6. maddesinde; (Yirmibir yaşını bitiren her Türk seçmendir.) denilmiştir.

    Konunun sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için önce seçmen yaşının 21 olarak kabulüne neden olan görüşleri gözden geçirmek sonra bu maddeyi Anayasa hukuku ile Türk hukuk sistemi açılarından incelemek gerekmektedir :

    Sözü edilen 6. maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında seçmen yaşının 18 mi yoksa 21 mi olması konusu üzerine tartışmalar geçtiği, 21 yaşı savunanların özetle şu gerekçeleri öne sürdükleri anlaşılmıştır :

    a) Türkiyede nüfusun büyük çoğunluğu köylerde oturmaktadır. 18, 19, ve 20 yaşlarındaki köy delikanlılarının çoğu okuyup yazma bilmedikleri gibi köylerinden de dışarı çıkmamışlar ve henüz askerlik yapmadıklarından olgunlaşmamışlardır. Bunlar, ana babalarının tesiri altında kaldıkları gibi yanlarında çırak, maraba veya sığırtmaç olarak çalıştıkları köy ağalarının da baskıları altındadırlar.

    b) Şehirlerde yaşayan gençlerde de 18 yaş, his ve hayal çağıdır. Etrafın etkisi altındadırlar. Bu nedenle bunlar doğru dürüst oy kullanamazlar.

    c) 18 yaşındaki gençlere oy verme hakkı tanınırsa bunlar, politikanın içine atılmış olacaklar ve askere gittiklerinde politikayı asker ocağına sokacaklardır.

    d) Bizim eski mevzuatımızda seçmen yaşı 22 olarak kabul edilmiştir. O tarihten bugüne kadar memleketin kültüründe bir gelişme olmamıştır. Halbuki seçim ve oy verme işi bir kültür meselesidir.

    e) Medenî rüşt ile siyasî rüşt ayrı ayrı şeylerdir. Ceza mevzuatımızda da durum böyledir. Nitekim ceza kanununa göre 18 yaşını bitirenler tam ceza ehliyetini haiz, değillerdir. (Oysa Türk Ceza Kanununun bu husustaki hükümleri bu konuşmaların yapıldığı tarihten yaklaşık 8 sene kadar önce ve 9/7/1953 günlü ve 6123 sayılı Yasa ile değiştirilmiş ve tam ceza ehliyet yaşı 21 den 18 e indirilmiş bulunmakta idi.)

    f) Cemiyetler Kanununa göre bir siyasî partiye üye olabilmek için seçmen ehliyetini haiz olmak lâzımdır. Şu halde 18 yaşın kabul edilmesiyle öğrenciler siyasî partilerin ocak bucak başkanları olabilecekler, yönetim kurullarına girebileceklerdir. (Temsilciler Meclisi Tutanak Dergisi, Cilt l, Sahife 517-597, Cilt 2, sahife 529-544)

    Temsilciler Meclisinde böylece yapılan görüşmeler sonunda seçmen yaşı 21 olarak saptanmıştır.

    Yukarıdaki iddiaların yapılmasından bu yana geçen 18 yıla yakın zaman içinde ülkemizde kültür ve eğitim alanlarında bir hayli ilerlemeler olduğu, eğitim ve öğretimin yaygın bir hal aldığı, halkımızın daha çok bilinçlendiği, seçimin, özgürlükçü demokratik yönetimlerde gerçekten büyük önem taşıdığının daha iyi anlaşılmış olduğu gözönünde tutulursa bu gibi iddiaların bugün ne kadar geçersiz ve tutarsız bir hale geldiği belli olur. Kaldıki o tarihte de bu gibi iddiaların bilimsel dayanaktan yoksun kaldığı, konuşmacıların supjektif görüş ve kanılarından öteye gitmediği de anlaşılmaktadır.

    2 - Öne sürüldüğü gibi Anayasa taslağının temsilciler meclisinde görüşülmesi sırasında seçmen yaşının 21 olarak belirlenmesi konusunda bir eğilim benimsenmemiş, yalnız seçmen yaşının Anayasada değil seçim kanununda belirlenmesi uygun görülmüş, Anayasanın 55. maddesi bu anlayış içinde düzenlenmiştir.

    Kanun koyucu, yasa yaparken dilediği gibi hareket etmek serbestliğinde olmayıp kanun teklif ve tasarılarının meclislerde görüşülmesi sırasında meclislerin içtüzüklerinin biçim kurallarından başlıyarak Anayasa ilkelerine ve Türk Hukuk sisteminin ana kurallarına uygun davranmak zorundadır. Seçimlerin temel hükümleri ve seçmen kütükleri hakkındaki 298 sayılı yasanın itiraz konusu seçmen yaşı ile ilgili 6. maddesi hakkında da durum böyledir.

    Anayasa'nın 2. maddesinde "Türkiye Devletinin Demokratik bir hukuk devleti" olduğu yazılıdır. 10. maddesinde de "Devlet, Temel Hak ve Hürriyetleri Hukuk Devleti ilkeleriyle bağdaşmıyacak surette sınırlayan siyasî, iktisadî ve sosyal bütün engelleri kaldırır." denilmiştir.

    Anayasanın bu maddelerindeki "hukuk devleti" kavramı, kişi hak ve özgürlüklerine saygı gösteren, bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu kılan, bütün çalışmalarında Anayasaya ve hukuka uyan devlet demektir. Anayasanın bu ilkesinden hareket edilerek gerek Anayasa Mahkemesinin yerleşmiş kanısına ve gerek öğretide genellikle benimsenmiş görüşe göre Anayasa Mahkemesinin yasaların Anayasaya uygunluk denetimini yaparken yalnız Anayasadaki ilkeleri değil bundan başka bu ilkelerin dayandığı hukuk kurallarını ve hukukun genel prensiplerini de dikkate alması gerekmektedir. İtiraz konusu yasanın seçmen yaşı ile ilgili 6. maddesi bu temel ilkeler açısından ele alınırsa aşağıdaki sonuçlara varılacaktır.

    3 - Türk Medenî Hukukuna göre, (Türk Medenî Kanunu Madde 9, 10, 11) 18 yaşını bitiren herkes her türlü tasarrufta bulunma ehliyetini haizdir. 18 yaşını bitiren kişi Anayasa'nın 31. maddesi gereğince meşru bütün vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olacaktır.

    4 - Yine 18 yaşını bitiren kimse, ceza hukuku bakımından da tam ceza ehliyetini haiz bulunmaktadır.

    Cezada tam sorumluluk 21 yaşın ikmali, diğer deyimle 22 yaşında başlamakta iken Türk Ceza Kanununun bu konu ile ilgili maddeleri 9/7/1953 günlü ve 6123 sayılı Yasa ile değiştirilerek 18 yaşın ikmali diğer deyimle 19 a indirilmiştir. Bununla ilgili Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu raporunda şöyle denilmiştir : "Her memlekette yaş itibariyle ceza ehliyetinin tayinine iklim şartlarıyla sosyal ve kültürel seviyenin birinci derecede yer aldığı malumdur. Fizyolojik inkişaf ve tekamülün erken başladığı memleketlerde ceza mes'uliyetini tayin eden yaş hadlerinin ona göre ayarlanması ceza hukuku ve suç politikası bakımından önemli bir mesele teşkil eder. Fizyolojik teşekkülâtı, fark ve temyiz kabiliyeti normal ve zamanında inkişaf etmiş olan bir kimsenin mücerret henüz 21 yaşını doldurmamış olduğu ileri sürülerek ceza mes'uliyetini tam saymamak ve kendisine verilecek cezadan tenzilât yapmak izahı güç bir keyfiyettir.

    Memleketimizin iklim şartları, fizyolojik teşekkülatın, fark ve idrak kudretinin zamanında ve hatta diğer memleketlere nazaran nisbeten erken olarak inkişafını icap ettirecek mahiyettedir.

    Nihayet ehliyet ve mes'uliyet bahsinde Medenî Kanun hükümlerinin gözönünde bulundurulması icabeder. Türk Menedî Kanununun 9, 10 ve 11. maddelerinde 18 yaşını bitiren bir kimsenin medenî hakları kullanmağa selâhiyattar olduğu, iktisabe ve iltizame ehil bulunduğu tasrih edilmiştir. Medenî Hukuk sahasında iktisabe ve iltizame ehil olan bir kimsenin ceza hukuku sahasında tam ehliyeti haiz sayılmamasının ilmen izahı pek kolay olamaz.

    Her memlekette kabul edilen hukuk ve ceza sistemine göre memleketin iklim şartları, sosyal ve kültürel seviyenin inkişafı nazarı itibare alınarak yaştan dolayı ceza mes'uliyeti muhtelif şekil ve manzaralar arzetmektedir. Memleketimizde fizyolojik teşekkülât ve bunun neticesi olarak fark ve temyiz kabiliyeti birçok memleket çocuklarından daha evvel inkişaf etmektedir. Bu sebepledir ki, daha evvelki Ceza Kanunumuz 18 yaşın ikmali ceza mes'uliyeti için kâfi görmekte idi. Ve fakat Ceza Kanunumuz 1889 tarihli eski İtanyan Ceza Kanunundan aynen tercüme edilerek alınması sırasında bu mevzu üzerindeki memleketimizin iklim şartları ve hususiyetleri üzerinde durulmamış ve tam ceza ehliyeti 22 yaşa çıkarılmıştır. Medenî memleketlerde ceza sistemlerinde inkişaf birçoklarında ve hele Ceza Kanunumuzun alınmış olduğu İtanya'da son zamanlarda tam ceza ehliyeti 18 yaşa indirilmiş olduğu görülmektedir.

    Ceza Kanunumuzun kabulü tarihi ile bugüne kadar geçen zaman arasında sosyal ve kültürel inkişafı da nazarı itibare alırsak 18 yaşına basan ve Medenî Kanun muvacehesinde reşit sayılan kimsenin her türlü idrak ve anlama kabiliyetine malik olduğu ve yaptığı ve yapacağı işi tam manasıyla kavramış olduğu nazarı itibare alınınca ceza ehliyeti bakımından Ceza Kanununa göre yeni bir sistemin getirilmesini teklif eden ve ceza ehliyetinin 22 yaştan 18 yaşın hitamına indirilmesi yolundaki teklif kabul edilmiştir.

    Bu gerekçeler Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca da benimsenerek tam ceza ehliyeti 18 yaşa indirilmiştir.

    5 - Siyasî ehliyet sorunu :

    13/7/1965 günlü ve 648 sayılı Siyasî Partiler Yasasında siyasî ehliyet medenî ehliyetle eşit duruma getirilmiş (adı geçen kanun madde 8), 18 yaşını bitiren kimsenin bir siyasî partiye üye olabileceği öngörülmüştür. Bu yaştakiler parti içinde her türlü siyasî faaliyetlerde bulunabilecekler, parti yönetim kurullarında görev alabilecekler ve hatta o partinin genel başkanlığına da seçilebileceklerdir.

    Bilindiği gibi siyasî partiler, toplum ve devlet düzenini ve kamu faaliyetlerini kendi görüşleri doğrultusunda yönetmek amacıyla kurulan siyasî örgütlerdir. Siyasî partiler Büyük Millet Meclisi seçimlerini kazanıp iktidara gelmek ve parti programlarındaki görüş ve amaçlarını gerçekleştirmek için bütün seçimlerde her türlü yasal çalışmalarda bulunurlar. Siyasal alanda bu kadar geniş ve önemli hak ve yetki sahibi olabilen 19 yaşındaki bir parti üyesine salt, 21 yaşını bitirmediği öne sürülerek seçimlerde oy kullandırılmamasının hukuken haklı ve kabul edilebilir bir yönü olmadığı açıktır.

    Siyasî partiler yasasının açıklanan bu hükümleri karşında (Siyasî ehliyet ile medenî ehliyetin ayrı ayrı şeyler olduğu) yolundaki eski bir görüşün geçerliliğini artık kaybettiğini söylemeye bile gerek yoktur.

    6 - Türkiye Cumhuriyeti, demokratik hukuk kurallarına göre yönetilen bir devlettir, egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. (Anayasa madde 4). (Demokrasi) sözcüğünün halk iktidarı ile eşit anlama geldiğini söylemeye bile gerek yoktur. Özgürlükçü demokratik ülkelerde seçime katılma oranı da ayrı bir önem taşır. Bu oran ne kadar geniş tutulursa millet iradesine o kadar çok yer verilmiş ve Anayasanın 4. maddesindeki amaca da o kadar çok yaklaşılmış olur.

    Seçmen yaşının gereksiz yere büyük tutulması millet iradesinin o ölçüde kısıtlanmasından başka birşey değildir. Bunun da (Millet Egemenliği) ilkesiyle bağdaşmıyacağı kuşkusuzdur.

    7 - Özetlemek gerekirse :

    Seçimlerde oy verme hakkını 22 yaşla sınırlayan ve kısıtlayan 298 sayılı yasanın itiraz konusu 6. maddesi, açıklanan nedenlerle Anayasanın 2, 4 ve 10. maddelerindeki ilke ve amaçlara ve Türk Hukuk düzeninin temel ilkelerinden olan medenî, cezaî ve siyasî ehliyet yaşlarına aykırı düştüğünden iptali gerekir. İtirazın reddine dair verilen çoğunluk kararına karşıyım.



    Üye

    Abdullah Üner





    KARŞIOY YAZISI

    Konusu aynı olan bir dava nedeniyle, Anayasa Mahkemesinin, 9/4/1976 günlü, 15554 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunan, Esas : 1975/147 Karar: 1975/201 sayılı kararına ilişkin karşıoy yazımda açıkladığım sebeplerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.



    Üye

    Hasan Gürsel





    KARŞIOY YAZISI

    9.4.1976 günlü, 15554 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunan, Esas : 1975/147, Karar : 1975/201 sayılı Anayasa Mahkemesi kararına ilişkin karşıoy yazısında açıkladığım nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.



    Üye

    Adil Esmer

  8. #7
    Kayıt Tarihi
    Mar 2004
    Nerede
    istanbul, kadiköy, Türkiye.
    İletiler
    5.539
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    Kararlarda da görüldüğü üzere her nekadar oy birliği olmasada seçimlerde oy kullanmamanın maddi bir cezası bulunmaktadır. Ancak ciddi bir uygulamanın olmadığıda aşikardır.
    TC vatandaşı olarak her seçmenin oy kullanması gerekmektedir. Bu bir vatandaşlık görevi ve sorumluluğudur. Oy kullanmayanın her hangi bir şikayet hakkı bulunmamalıdır bu unutulmamalıdır...

  9. #8
    Kayıt Tarihi
    Jul 2002
    Nerede
    İSTANBUL, SİLİVRİ, Türkiye.
    İletiler
    867
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    TEBRİKLER!!!!!!
    Zaren Ulu Önder, bu ülkeyi gençlere teslim ederken sizin gibileri kastetmemişti.

  10. #9
    Kayıt Tarihi
    Apr 2005
    Nerede
    İZMİR
    İletiler
    19.842
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Oy kullanma hakkı /Hapis cezası

    Allah yolunuzu açık etsin.ne diyelim???
    Hangi kamu kuruluşunda işe başlamanıza engelmidir?
    oy kullanarak,devleti sürdürecek oluşumu belirleme görevinizi yerine getirmediğiniz devlet işletmelerinden bahsediyor olamazsınız herhalde.
    Almadan vermek Allaha mahsustur.
    Vatandaşlık bir ülkede ikamet edip,sadece oksijeni karbondiokside çevirmek değildir.

    saygılar

+ Konuyu Yanıtla

Benzer Konular :

  1. Güveni kötüye kullanma - 1 yıl 6 ay hapis cezası (Yardım)
    2011 - 2012 yılları arasında çalışdığım firmada depo sorumlusu olarak görev yaptım. 2012 yılının 11 inci ayında firma ile mahkemelik olduk depodaki...
    Yazan: sguctas Forum: Ceza Muhakemesi Hukuku
    Yanıt: 0
    Son İleti: 01-07-2015, 02:17:28
  2. Ehliyetsiz Araç kullanma cezası ödememek / hapis ? /forumda bulamadım.
    merhabalar, 2-3 sene önce ehliyetsiz araç kullanmaktan tarafıma ceza kesildi. savclığa intikal etti. cezayı ödendi sanıyordum. 3 sene içinde,...
    Yazan: yagiz54 Forum: Kamu Hukuku
    Yanıt: 7
    Son İleti: 24-08-2013, 02:53:43
  3. Hapis cezası mı veya adli para cezası mı?
    Tedit ve Hakaret davalarında hapis cezasımı veya adli para cezasımı verilecegine nasıl karar veriliyor? Hiç suc işlmemiş bir kişi "seni deserim...
    Yazan: hukukmeraki Forum: Ceza Hukuku
    Yanıt: 2
    Son İleti: 01-11-2009, 23:58:48
  4. 10 Günlük Hapis Cezası Kalkıyor - Mal Beyanında Bulunmayan Borçlulara Hapis Yok
    Süresi içerisinde Mal beyanında bulunmayanların karşılaştığı bir müeyyide olan; İİK, Madde 337 - (Değişik: 18/2/1965 - 538/132 md.) ...
    Yazan: Av.O.Murat Uçak Forum: İcra ve İflas Hukuku
    Yanıt: 68
    Son İleti: 18-09-2008, 22:08:08
  5. Kira kontratına hapis cezası ya da borcun hapis cezasına çevrilmesi mümkün müdür?
    Merhaba... Yaklaşık onbeş gün önce daire kiralamak üzere bir yıllık kira kontratı yaptım. Kira kontrat tarihinden bir hafta sonra çok daha uygun...
    Yazan: hukuk1 Forum: Kira Hukuku
    Yanıt: 1
    Son İleti: 05-09-2008, 13:13:42

Yetkileriniz

  • Yeni konu açma yetkiniz yok
  • Konuya cevap verme yetkiniz yok
  • Dosya ekleme yetkisi yok
  • İleti düzenleme yetkisi yok
  •  


Hukuk Blog |  2020 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  Özel Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikolog |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Satılık Düşecek Domainler |  Terapi  |  Berk Gürman |  Phukuk |  Bayefendi |  Arabuluculuk Eğitim Merkezi |  AfternicAlanadı satış (Domain alımı) | 

™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2020 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨‍💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2020 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.