Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Cemil Çiçek, Ahmet Hakan’la yaptığı kahvaltıda kullandığı ifadeleri pek çok platformda dile getirmeye başladı. Tıpkı o görüşmede olduğu gibi Gülen’in faaliyetlerinin hükümeti zor durumda bıraktığını söyleyip durdu. Ve ipler koptu.
Burada bir soru büyük önem taşıyor. Çiçek’in sözleri sadece kendisini mi
bağlıyor, yoksa söylediği gibi hükümet içinde büyük bir rahatsızlık var mı?
Henüz hükümet kanadından kamuoyuna yansıyan bir görüş yok ama “Cemaat” e bakılırsa, bu olaydan sonra Zaman gazetesine bir sürü telefon gelmiş. Ak Parti’nin yüksek rakımlı mevkilerinden gelen bu telefonlarda bu ifadelerin Çiçek’in kişisel görüşleri olduğu dile getirilmiş.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun ve eski İçişleri Bakanı Şahabettin Harbut ile yüzyüze görüştüğünü, bu kişilerin Gülen'in "yat demesiyle yatıp, kalk demesiyle kalkacağı"nı açıklamıştı.
"Abdullah Gül'ün, Gülen'e yakınlığı biliniyor. Cemil Çiçek'in, 'Fethullah Gülen Türkiye'ye dönebilir' açıklaması, Aksu'nun Emniyet içindeki 'Fethullahçılara' göz yumması, Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın 'Dinlerarası Diyalog'cu olması ve Hüseyin Çelik'in gönülden 'Narcı' olması, Büyükçelebi'nin bu sözlerini güçlendiriyor. Son olarak Hüseyin Çelik'in, Gülen'e yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'nun 17 Temmuz'da eğitim kompleksini açması, bu ilişkiler ağının kanıtlarından."
Nurettin Veren, “Fethullah Gülen’in kendisini hain ilan ettiğini ve ABD’de 50 kişinin huzurunda öldürülmesini emrettiğini”, “Bu konuyu Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun’un, eski dava arkadaşlarımız ve yetkili bakanlar olarak suç duyurusunda bulunduğunu, can güvenliği ve koruma talep ettiğini” iddia etmektedir.
Kutan'ın talimatıyla harekete geçen Aksu ve Çiçek, bozulan ilişkileri onarmak için Gülen'den randevu istedi. Randevu verilince Çiçek ve Aksu İstanbul'da Gülen'i gizlice ziyaret etti. Görüşmede Refahyol döneminin hataları tartışıldıktan sonra FP'liler cemaatin 18 Nisan'da nasıl bir tavır takınacağını öğrenmeye çalıştı
''Fethullahçılar...''
Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı önünde güpegündüz bazı gazetecilere servis yapan kişinin kim olduğu bilindiği halde yakalanmıyor!..
Bu konuda ne Başbakan Erdoğan, ne İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu , ne de Adalet Bakanı Cemil Çiçek konuşuyor!..
Atabeyler Çetesi ve Genelkurmay Başkanlığı karargâhı önündeki ''sarı zarf'' olayından sonra Fatih Altaylı Sabah'ta ''belgelerin sızdırılmasıyla ilgili bir yazı'' yazdı...
Altaylı'nın yazısına tepki kimden gelmişti?
Polis Akademisi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç'tan!..
Aytaç, Altaylı'nın polis aleyhinde yazılar yazdığını, Atabeyler Çetesi'yle ilgili yazısının ''manipülasyon olduğunu'' söylemişti...
Kime?
Fethullahçı ''Aksiyon'' dergisine!..
Oysa, Fatih Altaylı polis aleyhinde yazı yazmamış, (kendi yazısında belirtiyor) salt polisin Aczmendilerin zikir ayinine izin vermesini eleştiriyordu...
''... Bir diğer eleştirim ise tüm burslu emniyet görevlileri yurda çağırılırken, belirli bir cemaatin üyelerinin bunun dışında tutulduğuna değinmiştim.''
Kimdir belirli ''cemaat üyeleri'' ; onu da yine ben açıklayayım:
''Fethullahçılar!..''
İlişkiler zincirinin halkalarında kimlerin olduğu belli...
Orgeneral Büyükanıt'ın konuşmasından rahatsız olanlar aydınlansınlar diye bilinen gerçekleri bir kez daha yineledim...
Emniyetin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne Fethullah Gülen'le ilgili övgü dolu bir rapor gönderdiği ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner adına Yardımcısı Ramazan Er'in imzasını taşıyan raporda, Gülen'le ilgili övgü dolu cümleler yer alıyor, terörle ilgisi olmadığı, teröre karşı en sert ve en açık tepkiyi verdiği, dinlerarası hoşgörü için çalıştığı anlatılıyor. Raporda, Fethullah Gülen hakkında, Ankara DGM'nin "Rahşan Affı" nedeniyle verdiği 2008'e kadar erteleme kararı yer almadı, bunun yerine kamu davası açılmadığı bildirildi. Fethullah Gülen'in avukatı Abdülkadir Aksoy'un isteği üzerine hazırlanan rapor, Gülen'in Türkiye'ye dönüşünün önündeki şüpheleri ortadan kaldırıyor. Avukat Aksoy'un Gülen hakkındaki davada erteleme kararının kaldırılarak beraat istemiyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptığı başvuru, Emniyet'in bu raporuna dayandırıldı. Mahkeme'nin Gülen hakkındaki başvuruyu 26 Nisan'da sonuçlandırılması bekleniyor. Emniyet'in raporunda, Fethullah Gülen ile kendisiyle ilişkilendirilen kuruluşlar hakkında "fişleme mahiyetinde bilgi bulunmadığı" belirtildi. Gülen hakkında herhangi bir mahkeme kararı olmadığı, herhangi bir suç kaydı bulunmadığı anlatılan raporda, şöyle denildi:
MİSYONERLİK DEĞİL
"Fethullah Gülen ve kendisi ile birlikte hareket eden kişi ve kuruluşlar tarafından organize edilen hoşgörü, dinlerarası diyalog ve toplumsal barış gibi faaliyetlerin yürürlükteki mevzuatımıza aykırı bir yönü bulunmadığı gibi bu faaliyetler misyonerlik faaliyeti olarak da değerlendirilmemektedir. Bu anlamda sözü edilen faaliyetlerin misyonerlik faaliyeti olduğuna dair kayıtlarımızda herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
Geceyi Şereflendirenler
Devlet Adamları, Siyasiler
Devlet Bakanları Cemil Tunç, Işılay Saygın, Gürcan Dağdaş, Bekir Aksoy, Kültür Bakanı İsmail Kahraman, Tarım ve Köyişleri Bakanı Musa Demirci, TBMM Başkan vekili Hasan Korkmazcan, Milletvekilleri Refaeddin Şahin, Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Yusuf Ekinci, İlhan Kesici, Cefi Kamhi, Rıza Akçalı, YDP Genel Başkanı Hasan Celal Güzel, Orhan Demirtaş, Mehmet Öncel, Celal Adan, Barış ve Dostluk Partisi Genel Başkanı Işık Ahmet, Başkurdistan Halk Eğitim Bakanı Firdevs Husamettinov.
Fethullahçı Bakan Cemil Çiçek'in Hükümet Sözcüsü Maskesiyle, Fethullah Gülen’in Türk Ordusuna Saldırı Emrini Deklere Ettiği Açıklamasından ilgili Bölüm:
Genelkurmay Başkanlığı hükümetin emrinde, görevleri Anayasa ve ilgili yasalarla tayin edilmiş bir kurumdur. Anayasamıza göre, Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan’a karşı sorumludur. Bu metnin basın yayın organlarına verilmesi ve Genelkurmay'ın internet sitesinde yayınlanmasındaki zamanlama manidardır. Öncelikle devletimizin yüce makamı olan Cumhurbaşkanlığı’na 11’inci Cumhurbaşkanı'nı seçme sürecinde böyle bir metnin hem de gece yarısı ortaya çıkması, son derece dikkat çekicidir. Bunun bu hassas dönemde Anayasa Mahkemesi eksenli tartışmalar yapılırken ortaya çıkması yüce yargıyı etkilemeye yönelik bir girişim olarak algılanacaktır.
Bu durumlarda zaten başta Cumhuriyet Savcıları olmak üzere soruşturma makamları hiç kimseden izin almadan gerekli soruşturmaları yapma yetkisine sahiptirler. Bu konularda gereğini yapmak vazifeleridir.
Fethullah Gülen 2007'yi medyada atılım yılı ilan etti.
Ve yine Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı ve İshak Alaton, Üzeyr Garih gibi Musevi iş adamlarına ödül dağıttığı Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfının düzenlediği meşhur Abant Toplantılarında bu yeni oluşumun siyasi zihniyet ve şahsiyetleri eğitilip yetiştiriliyordu.
Bugün AKP'de siyaset yapan Bülent Arınç, Ali Coşkun, Cemil Çiçek ve Prof. Burhan Kuzu gibi isimler Abant Toplantılarını kaçırmıyordu...
Bülent Arınç, Saadet Partisi Genel Başkanlığı kendisine verilecek hevesiyle günlerce bekleyen, olmayınca AKP'ye geçen ilkeli bir isim!...
Veren, bu tartışmalar sonucunda kendisinin ölüm fermanın bizzat Fethullah Gülen tarafından imzalandığını iddia ederek, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun’a, eski dava arkadaşları oldukları için bir mektup yazdığını ifade ediyor. Mektupta, can güvenliği ve koruma talep ettiğini, ama bu bakanların siyasi kaygıları dolayısıyla mektubu görmezlikten gelerek, olayları kapatmak istediklerini belirtiyor.
Veren, Adapazarı İlahiyatta görevli Prof. dr. Suat Yıldırım, Zaman gazetesi eski sahibi Alaattin Kaya, Fatih Üniversitesi başkanı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak ve Gülen’in akrabası ve bütün şirketlerin yöneticisi, gizli kasa durumunda olan Ali Bayram’ın kendisini susturmak için baskı yaptıklarını da ileri sürüyor.
Nurettin Veren, Şirin'in suç duyurusuna konu olan programda; Gülen'in mükemmel vaazlarıyla Kuran'ı anlatmasıyla insanları cezbettiğini, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, eski İçişleri Bakanı Şehabettin Harput ile yüzlerce kez görüştüğünü, bu isimlerin Gülen'in 'yat' demesiyle yatıp, 'kalk' demesiyle kalkacağını", Ali Talip Özdemir ile birlikte bu dört isimin Gülen isteseydi geçmişte ANAP'a değil CHP'ye bile geçebileceğini, Başbakanlığı döneminde konutta Tansu Çiller'e 2.5 saat boyunca Gülen'i anlattığını, ondan sonra Çiller'den fevkalade destek ve yakınlık gördüklerini, Gülen'in "Türkiye işgalinin 1998 ve 2000 yılında bittiğini", "imamlarının" güvenlik ve istihbarat birimleri de dahil devletin her kademesinde yer aldığını, Turgut Özal ilk kez milletvekili adayı olduğunda Gülen'in talimatıyla evde hasta yatan ninelerin dahi sedyeyle oy vermeye götürüldüğünü, artık bütün dinleri harmanlayarak evenjalist bir din anlayışıyla dünyaya yeni bir model sunmak istediğini, 'Derin Fethullah devletinin en büyük çete olduğunu, devlet bilincine varması gerektiğini" öne sürdü.
Çiçek'ten iki kritik yorum
1999'da aleyhinde dava açılacağını duyunca ABD'ye giden ve o tarihten bu yana bu ülkede yaşayan Nur Cemaati'nin önde gelen ismi Fethullah Gülen'in Türkiye'ye döneceği yönünde bir süredir söylentiler vardı. Şimdi Gülen için Türkiye'ye dönüş yolu açıldı.
Çünkü,11. Ağır Ceza Mahkemesi, 2000'den beri, 'Laik devlet yerine dini kurallara dayalı devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesi ile 10 yıla kadar ağır hapis istemiyle yargılanan Gülen'in beraatine karar verdi. 11 Ağustos 2000'de hakkında tutuklama kararı çıkarılan Gülen'in beraatini, hem Emniyet'ten gelen bir belge, hem de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişiklik sağladı. ABD'deki oturma izni bugünlerde bitmek üzere olan Gülen hakkında hükümetin görüşünü almak üzere Adalet Bakanı Cemil Çiçek'le görüştük. Şu açıklamayı yaptı: "Daha önce de bu konuda her fırsatta görüşümü açıkça söyledim. Gelmek istiyorsa gelsin, artık hiçbir engel yok. Burası onun vatanıdır." Normalde daha önce de bir suç işlememesi halinde gelmesinde bir sakınca olmadığını, ancak son mahkeme kararı ile durumun daha netleştiğini söyleyen Çiçek, "Suç da işlememişti. Yani istese gelebilirdi. Şimdi mahkeme kararı ile de hukuki açıdan sakıncalar ortadan kalktı" dedi.
Şimdi gözler, sağlık sorunları nedeni ile ABD'de tedavi olduğu belirtilen Gülen'in ne zaman ülkeye döneceğine çevrildi. Cemaate yakın kaynaklara göre, Gülen'in gelişi en geç birkaç ay içinde olacak.
Emniyetçi kuşkusu" haberi bana "Fethullahçı örgütlenme" nin polis örgütünde ne denli etkin, gazeteci Zübeyir Kındıra 'nın "Fethullah'ın Copları" kitabında yer verdiği belgelerin de o kadar doğru olduğunu ortaya koyuyordu...
Zübeyir Kındıra, kitabının bir bölümünde şöyle diyordu:
"Polis Koleji'nin uygun ikliminde, birçoğumuz daha ilk hafta sonu izninde, bu Fethullahçı topluluğun içinde, nereye ve neden gittiğini bilmeden bir 'Işık Evi' nde, 'Said-i Nursi' risalesi dinlerken buldu kendisini...
Yıllar içerisinde bu çocukların çoğu polisin en etkin görev yerlerine geldiler ve bu birimlerin olanaklarını kendileri için kullanmaktan çekinmediler. Yalnız polis içinde değil, siyaset, iş dünyası, medya içinde de uzantıları bulunan Fethullahçıları tanımlarken İçişleri Bakanı Sadettin Tantan 'ın 'nüfuz casusları' sözünü kullanmak hiç de yanlış olmayacaktır..."
Fethullahçılar bugün AKP içinde de nüfuzlarını çok iyi kullanıyorlar, medyada da, iş dünyasında da...
Örneğin Adalet Bakanı Cemil Çiçek 'e istediklerini yaptıramayınca düşman kesiliyorlar; medyadaki Fethullahçı kalemleri kullanarak Çiçek'i en acımasız biçimde eleştiriyorlar...
Işık Kansu ve İlhan Taşcı "Emniyetçi kuşkusu" haberinde Washington Askeri Ataşeliği'nin "Andıç" la ilgili olarak Utah Üniversitesi'nde öğretim görevlisi Emre Uslu 'yu incelemeye aldığını yazıyordu...
İsim bana yabancı gelmedi...
Fethullahçıların "Aksiyon" dergisinde Önder Aytaç 'la birlikte yazdıkları makaleleri okumuştum. Uslu ve Aytaç "Polis Haber" internet sitesinde ve İlnur Çevik 'in "The New Anatolian" gazetesinde ortak yazılar yazıyorlardı...
Emre Uslu ve Önder Aytaç aynı zamanda Uluslararası Güvenlik ve Terör Araştırmaları Kurulu ( UPSAM ) üyesiydi...
Emre Uslu'nun Fethullah Gülen'e çok yakın bir kişi olduğu öne sürülüyordu. Önder Aytaç, eski Milli Eğitim Yurtdışı Öğretim ve Eğitim Genel Müdürü Aysal Aytaç 'ın oğluydu. Baba Aytaç, 12 Eylül 1980 sonrası "Nur ayini" sırasında yakalanıp gözaltına alınmıştı.
Fatih Altaylı , Önder Aytaç için şu yorumu yapmıştı Sabah gazetesinde:
"Önder Aytaç'ın babasının avukatı şu anda yurtdışında bulunan bir cemaat liderinin de avukatıydı. Yani Aytaç'ın durumu genetikti. ( 23.09.2006 )"
Demek ki hem Önder Aytaç'ın babası Aysal Aytaç'ın hem de Fethullah Gülen'in avukatı aynı isimdi Fatih Altaylı'ya göre...
Aysal Aytaç yıllar önce yazılarımdan ötürü yargıya verdiğinde avukatı Feti Ün 'dü. Ün, aynı zamanda o yıllar Fethullah Gülen'in de avukatıydı.
Emre Uslu'nun çalışma arkadaşı olan Önder Aytaç, TESEV Raporu nedeniyle haklarında Emniyet Genel Müdürlüğü'nce soruşturma açılan adlardan birisiydi...
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt TESEV raporuyla ilgili yaptığı açıklamada ne demişti anımsatayım:
"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin konumu konusunda içeriği pek çok maddi hatayla dolu yeni bir belge, almanak yayımlandı. Bu belgede dikkat çeken en önemli konu dokümanı oluşturan 22 bölümden 9'unun Polis Akademisi öğretim üyeleri tarafından yazılmış olmasıdır.
Bu kurumsal işbirliğine en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde, devletin önde gelen kurum ve kuruluşlarının bu tür çalışmalara katılmalarının nasıl bir fayda sağlayacağını da takdirlerinize bırakıyorum."
Uslu ve Aytaç'ın 1 Nisan 2007'de "Polis Haber" de çıkan yazılarının başlığı şuydu: "Tehlikenin Farkında mısınız?" Uslu ve Aytaç, "Bu başlığın Cumhuriyet gazetesinin reklam kampanyasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur" deyip ekliyorlardı:
"... Bu bağlamda Türkiye'nin içindeki ABD ve AB karşıtlığı Kürt sorunu üzerinde artırılmaya çalışılmaktadır. Öcalan 'la pazarlık hamlesini Başbakan'ın 'Sayın Öcalan' sözü ve AK Parti hükümeti içindeki 'Kürtçü Kanat' şeklinde yaftalananların üzerine yıkıp, işleri sarpa sardığında 'Biz yapmadık AKP hükümeti yaptı' iddiasını ileri sürmek gibi bir niyet sezilmektedir.
ABD ve AB 'nin Türkiye'yi bölme amaçları olmadığı gibi, özellikle Türkiye'nin petrol güzergâhında olmasından dolayı, bölgede oturmuş bir Türkiye istediklerini söylemek olasıdır.
Bu bağlamda ileri sürülen ABD ve AB karşıtı tezler ülkemizi uluslararası yapılardan izole etmek ve yerleşik statükocu iç iktidarın sürdürülmesi hamleleri gibi görünmektedir.
Başbakan Erdoğan'ın Riyad'da Talabani ile yaptığı görüşme yukarıda sözü edilen bürokrasi blokunun hamlesini bozmuş ya da alabildiğine sarsmış olabilir. Bu çerçevede, Başbakan'ın dikkatli korunmasında ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde, kendisine yönelik Kürtçü söylemli siyasal hamlelerin yapılabileceği konusunda da düşünülmesinde yarar vardır."
Emre Uslu ve Önder Aytaç'ın "Polis Haber" internet sitesinde üç gün önce çıkan Cumhuriyet 'in tanıtım sunumlarında yer alan "Tehlikenin Farkında mısınız?" başlıklı ortak yazılarından kaygılandım...
Uslu ve Önder "bu çerçevede Başbakan'ın dikkatli korunması" derlerken neyi dillendiriyorlar?
Benim anladığım şu, bu satırlardan: "Başbakan Erdoğan'a suikast olasılığı yüksek!"
Uslu ve Önder aynı zamanda Uluslararası Güvenlik ve Terör Araştırmaları Kurulu üyesi ama istihbarat elemanı değil, öğretim üyesi!..
Bir duyum mu aldılar yoksa ben mi yanlış algıladım?..
Fetullah Gülen’in 35 yıllık yoldaşlığı sırasında FEM Dershaneleri, Samanyolu Televizyonu, Zaman Gazetesi ve Üniversiteler dâhil birçok ‘Fetullah Okulları’ diye anılan okulların kuruculuğunu yapmış olan Veren ile dergimizin bürosunda saatler süren bir röportaj gerçekleştirdik.
1980'li yillarin başlarindan itibaren polis okullarina ve polis akademisi'ne sizarak burada kadrolaşan ve daha sonra personel,eğitim,bilgi-işlem,terörle mücadele,istihbarat gibi birimlerde kökleşmeye çalişan fethullahçilar,istihbarat birimlerinin yanisira,var olduklari her yerde ve ortamda,şeyhleri f.gülen'in kaset ve kitaplarindaki "tedbir ve temkin","taktik ve strateji" içeren direktiflerinin gereğini yerine getirerek bugünkü güç düzeylerine erişebilmişlerdir.
Ankara dgm f.gülen iddianamesi'nde şöyle denmektedir:
"f.gülen gurubunun başta milli eğitim ve emniyet teşkilati olmak üzere bütün devlet kadrolarina sizma çalişmalari yaptiği ve önemli ölçüde muvaffak olduğu bilinmektedir."
İstihbarat daire başkanliği'nin 10 mart 1992 gün ve 1992/79 sayili yazisinda şöyle denilmektedir:
"...ankara polis koleji öğrencilerinin %50'sine yakin bir kesimi ile çeşitli şekillerde temas kuran örgüt elemanlari,kendilerine yakin olanlar üzerindeki ajitasyon çalişmalarini sistemli olarak yürütmektedirler."
"...gelecekte emniyet teşkilati'nin bürokratlarini oluşturacak polis koleji öğrencilerinin,koleje seçiminden itibaren her aşamada sistematik bir çalişmanin yürütüldüğü görülmektedir."
Emniyet genel müdürlüğü'nce yayinlanan istihbarat bülteninin 70 no'lu nüshasindan bir alinti:
"guruba ait,ülkemizde faaliyet gösteren eğitim-öğretim kurumlarindan bazilari aşağida belirtilmiştir:
İzmir yamanlar fen lisesi,
İstanbul fatih koleji,
İstanbul safiye sultan kiz lisesi,
Mersin yildirimhan lisesi,
Ankara samanyolu lisesi,
Van serhat lisesi,
Denizli server lisesi,
Erzurum aziziye lisesi,
Erzincan otlukbeli lisesi,
Eskişehir ertuğrul gazi lisesi,
Sakarya işik lisesi,
Manisa şehzade mehmet türk lisesi,
Aydin nizami erkek lisesi,
Fatih üniversitesi.
Kayseri serhat dersanesi..
Bültende,fethullahçi gurubunyayin organlari arasinda "sizinti dergisi,yeni ümit,aksiyon zaman gazetesi,samanyolu tv",kuruluşlari arasinda da "akyazili orta ve yüksek eğitim vakfi,türkiye öğretmenler vakfi,türkiye gazeteciler ve yazarlar vakfi" gösterilmiştir.
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Ankara emniyet müdürlüğü'nce hazirlanan rapordan bir alinti:
"f.gülen'in oluşturduğu örgüt,devletin laik yapisini yikmak amaciyla kurulmuş olup,istişare kurulu,bölge imamlari,şehir imamlari,semt imamlari,ev imamlari gibi illegal yapilanmayla bütün ülkeyi bir ağ gibi sarmiştir.yine bu illegal yapilanmaya bağli olarak yurt içinde ve yurt dişinda legal görünüşlü şirket,okul ve vakiflara sahip bulunmaktadir.bu legal ve illegal yapilanmasi ile büyük ve güçlü görünüm arz eden örgüt,halk üzerinde bir manevi cebir ve baski yaratmaktadir."
Gözönünde tutulmasi gereken önemli bir husus;fethullahçi örgütlenmenin,emniyet teşkilati içinde bugüne kadar niçin çözülemediğidir.bunun da en önemli nedeni,çözecek makam sahiplerinin,birtakim siyasal denge hesaplari ve de koltuk endişeleri ile konuya soğuk bakmalari,risk üstlenmemeleridir.
İşte birtakim gariplikler:
--- 10 kasim 1996'da "inancimiza saygi duyulmadiği bir dönemde,içim kan ağlayarak bugünkü törenlere katildim" sözleriyle ünlenen kayseri eski belediye başkani refah partili şükrü karatepe hakkinda dgm'nin bilirkişi olarak atadiği prof.dr. Ali şafak,karatepe'yi aklayan bir rapora imza atanlar arasindadir.şafak,polis akademisi'nde görevinin başindadir!
--- polis kolejindeki toplam 731 öğrencinin %53'ünü oluşturan 388 öğrencinin,fethullahçi yapilanma içinde yer aldiği belirtilmektedir.2001 yili mezunlari arasinda bu oran %67 olarak kaydedilmektedir.
Fethullah-cia ilişkisi:
İki yil önce yayinlanan ve etki ajani-nüfuz casusluğu kavramini tarihsel süreçte anlatmayi ve örneklendirmeyi amaçlayan raporda "türkiye'deki etki ajani borsasi:fethullahçilar" ara başliği altinda aşağidaki bilgiler yer almiştir:
"......sözkonusu hocaefendilerden biri olan zat,kalabalik maiyeti ile(buna 24 saat yanindan eksik olmadiği söylenen doktorlari da dahil) pennsylvania eyaletinde philadelphia yakinlarinda özel bir çiftlikte yaşiyor.çiftliğin bulunduğu bölgenin fbi korumasi altinda,refakat memurlarinin gözetiminde olduğu ve buralardaki çiftliklerde yaşayanlara birinci derecede özel öneme sahip koruma programinin(countur-surveillance faaliyeti) uygulandiği kaydediliyor."
"......gerçekte bu çiftliğin,cemaatin gazetesinin sorumlularinin da aralarinda bulunduğu,abd yasalarina göre kurulan altin nesil vakfi adina fbi tarafindan fethullahçilara 1991'in başinda tahsis edildiği ve ayni yilin ortalarinda yök ya da meb bursu ile bu ülkeye gönderilen fethullahçi yüksek lisans öğrencilerinin bir yaz kampi oluşturarak,sözkonusu çiftlikte örgütlenme toplantilari gerçekleştirdikleri biliniyor."
"şimdi hocaefendilerin hepsini masum varsayalim:
A) abd'de ikametin yasayla belirlenmiş kati koşullari bulunmaktadir.hiçkimse yasal olarak,resmi başvuru yapmaksizin ve de gerekçesini belgelemeksizin(defactor statüsü hariç) bu ülkede 6 aydan uzun bir süre kalamaz.
......hocaefendilerin tümünün yeşil karta sahip olmalari teknik açidan olanaksiz,çünkü yasal koşullar uymamaktadir.
......gerçekte,abd2de derin devlet korumasi altindaki hocaefendilerin,'kaç!' komutunu aldiklari andan itibaren cia iltica ve taraf değiştirme departmaninin acil planina dahil olarak kendilerine tanidiği kolayliklardan yararlandiklari bilinmektedir.bu arada,merve kavakçi gibi abd vatandaşliğina alinmişlarsa o başka.
B) hocaefendilerin aldiklari ilkokul mezunu emekli maaşi ile bunca süre abd'de nasil(hem de mayo fethullahçi kliniği dahil) tedavi görüp,24 saat süreyle doktor gözetiminde nasil kalabildiğini;çiftlikte rutin harcamalarin yanisira,kahya,aşçi gibi personelin maaşlarini nasil ödeyebildiğini;her hafta onlarca,bazen yüzlerce misafirin ağirlama masrafini nasil karşilayabildiğini kerametle açiklayan müritlere inanmak ne derecede olanakli?!..
C) fethullahçi yapilanma,cia'nin öngördüğü tarikat(sözde sivil toplum cemaati) modeline-mormon,moon,scientology vd. Gibi- tipatip uymaktadir.
......legal,devlet karşiti olmayan,salt dinsel ya da siyasal faaliyetlerde bile bu olağanüstü gizliliğe gerek duyulmazken,fethullahçilarin bu aşiri duyarliliğinin özel nedenleri olsa gerektir.bu örgütsel yapi ve gizliliğe verilen aşiri önem,fethullahçilarin bir ajan şebekesi(agent net) olduğuna ilişkin kuşkulari kuvvetlendirmektedir."
"......cia nezdinde tüm fethullahçilar,'walk-in' tabir edilen bir kategoride tutulmaktadirlar;yani kendi ayaklariyla ve gönüllü olarak ajanlik hizmetini talep ederek gelmişlerdir.fethullahçilara göre,nasil humeyni zorunlu sürgün sonrasi bir gün iran'a dönmüşse,hocaefendileri de öyle anli şanli bir biçimde dönecek ve doğrudan çankaya'ya oturacaktir.bu beklentinin devaminda,abd ise,küreselleşme önünde en tehlikeli bir ulus-devleti ortadan kaldirmanin,yerine kendi ilimli,uysal müslüman patriğini getirmenin nimetlerini görecektir.bir yandan abd ile ilişkiyi sürdüren fethullahçilar,diğer yandan vatikan,fener rum patrikhanesi,musevi hahambaşisi derken,farkli ülkelerin istihbarat servisleri tarafindan yönetilen-yönlendirilen çeşitli uluslararasi kuruluşlarla da flört etmeye başlamişlardir." fethullah örgütlenmesi
Tepedeki isim: Fethullah Gülen
Başyardımcı: İsmail Büyükçelebi
Latin Amerika İmamı: Latif Erdoğan
Avrupa İmamı: Abdullah Aymaz (İsmail Yediler)
Medya ve sanatçılar sorumluları:
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak ve Zaman yazarı Nevval
Sevindi.
Esnaf-Para kontrolü: Ali Bayram
YÖK-Üniversiteler: Prof. Dr. Şerifali Tekalan
Siyasi Partiler: Hüseyin Gülerce
Yayınlar: Alaaddin Kaya.
BÜYÜKÇELEBİ'NİN BAKANLAR KURULU
İsmail Büyükçelebi'nin yakın çevresine AKP içindeki "adamları"nı şöyle
anlattığı belirtiliyor:
"Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik ve Mehmet
Aydın, Bakanlar Kurulu'nda bizi temsil ediyor."
Büyükçelebi'nin saydığı isimler şöyle değerlendiriliyor:
"Abdullah Gül'ün, Gülen'e yakınlığı biliniyor. Cemil
Çiçek'in, 'Fethullah Gülen Türkiye'ye dönebilir' açıklaması, Aksu'nun
Emniyet içindeki 'Fethullahçılara' göz yumması, Diyanet'ten Sorumlu
Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın 'Dinlerarası Diyalog'cu olması ve
Hüseyin Çelik'in gönülden 'Nurcu' olması, Büyükçelebi'nin bu
sözlerini güçlendiriyor. Son olarak Hüseyin Çelik'in, Gülen'e
yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'nun 17 Temmuz'da eğitim kompleksini
açması, bu ilişkiler ağının kanıtlarından."
Sonuç olarak,mit raporunda da belirtildiği gibi,f.gülen gurubunun;
Kisa vadede;devlet kademeleri ve tsk bünyesinde kadrolaşma çabalarini arttiracaği ve ayrica halihazir çizgisini değiştirmeyerek,uzlaşmaci tavir ve uygulamalarini ayni çerçevede sürdüreceği,
Orta vadede,uzlaşmaci ve barişçi politikasini değiştirerek,uzun vadeli amaci olan şeriata dayali türk islam devleti kurulmasi için ilk girişimlerini başlatabileceği,bu maksatla alişilmiş tutum ve uygulamalarinda,devlet ve toplumun kabul edebileceği dozajda yoklamalar yaparak esas amaca ulaşacak zamani belirleyeceği,
Uzun vadede;kendi yetiştirdiği müritlerle,özellikle üst düzey bürokratik makamlar dahil,yönetimde kesin söz sahibi olacak şekilde devletin tüm organlarinda kadrolaşabileceği,
Kadrolaşmanin sağlayacaği avantajla,kendisine en büyük engeli teşkil eden tsk'ya sizabileceği,
Uzlaşmaci görünümlü politikasiyla ve ayni zamanda sağlayacaği diş destekle türkiye'deki tüm tarikat ve mezhepleri eylem birliğine yönelterek,birleştirici bir dini lider durumuna gelebileceği,bu aşamadan sonra;
Kendi partisini kurarak veya ele geçirdiği bir siyasi partiyi destekleyerek,siyasi iktidari ele geçirebileceği ve son aşamada da;
İktidarda esas amaci olan şeriat devletinin temellerini atarak,türkiye cumhuriyeti'ne uzun vadede bir tehdit olacaği değerlendirilebilir.
_________________
" Memleketin dahilinde, iktidara sahip
olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! "
M.KEMAL ATATÜRK
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Bu iki olayın askeri yıpratmak dışındaki ortak bir noktası daha var.
Hem medya andıçı hem de günlük olduğu iddia edilen bilgisayar kayıtları Amerika’nın Utah eyaletindeki bir adrese gönderilmiş. Utah Amerika’da çok katı kuralları olan Mormon’ların eyaleti. Salt Lake City de adeta başkent.
Ve hem andıç hem de günlük bu eyaletten yayın yapan bir internet sitesinden dünyaya yayılmış.
Askeri kaynaklar açıkça isim vermemekle birlikte “Amerika’da bir kişiye gönderilmiş” ifadesini Fethullah Gülen için kullanıyorlar.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yasadışı bir örgüt gibi “tezgah” düzenlemeyeceğini bildiğimize göre, demek ki ellerinde çok güçlü deliller ya da belgeye dökülememiş kanaatlar olduğu kesin. Yani asker üstü kapalı olarak da “Fethullah Gülen’i işaret ediyorsa” bu doğrudur.
Nitekim Utah’tan yayın yapan iki internet sitesindeki bu tür haberlerin üzerine anında atlayarak yayınlayan medya organlarına baktığımızda, bunların sahip ya da yöneticilerinin Fethullah Gülen hareketine yakınlık duydukları konusunda güçlü kanaatler oluştuğunu görüyoruz.
Fethullah Gülen çok uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor. Hakkında herhangi bir mahkumiyet ya da dava olmadığını biliyorum. Ancak buna rağmen nedense Türkiye’ye gelmiyor. Belli ki bizim de bilmediğimiz bir endişesi var.
Gülen ve yandaşları şu sıralarda son derece tedirginler. Çünkü yıllardır tek tek tuğlalarla duvar örer gibi Türkiye’nin İslam devletine yumuşak biçimde kaydırılması için çaba harcadılar.
Sonuçta siyasal islamcı bir ekip demokrasinin ve seçim sisteminin cilvesi sonucu iktidarı göbeğinden yakaladı. Ancak bu elbette yetmeyecektir. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet’in tüm kalelerinin ele geçirilmesi ve bu cumhuriyetin bir islam cumhuriyetine çevrilebilmesi için son bir adım daha kaldı. O da Cumhurbaşkanlığı.
Fethullah Gülen bu son kritik aşamayı özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, gücünü Anayasa’dan alan “Cumhuriyeti koruma ve kollama” görevini yerine getirmesine imkan tanımadan aşmak istiyor herhalde.
Bu nedenle de önce askeri sıkıştıracak operasyonlar düzenleyip, sonra hâlâ aymazlık içinde olan sözde demokratların desteği ile kamuoyunu etkilemek ve nötr hale getirmek istiyor.
Eğer Tayyip Erdoğan ya da bir benzeri şu veya bu nedenle Çankaya Köşkü’ne çıkmazsa Fethullah Gülen Amerika’daki yaşamına devam eder.
Ama Tayyip Erdoğan veya bir benkeri Çankaya’ya çıkarsa Fethullah Gülen hiç şüpheniz olmasın ki, bir süre sonra tıpkı Ayetullah Humeyni’nin Tahran’a dönüşü gibi Türkiye’ye gelir.
O günkü “devlet” onu Ayetullah Fethullah olarak karşılar.
Fethullah Gülen'in mahkemeleri iş başında.
Başbakan Erdoğan'ın geçen haftaki Özbekistan gezisinde iş dünyasının üç grubu dikkat çekti. MÜSİAD, ASKON ve İŞHAD. Erbakan hocanın yurtdışı gezilerinde MÜSİAD'ın ağırlığı vardı. Yollar ayrıldı, MÜSİAD gençlerin örgütü olunca, hoca da Anadolu Aslanları'nı kurdurdu. İŞHAD ise Fethullah Gülen'in örgütü' olarak tanımlanmıştı. Özbekistan gezisinde ASKON ve İŞHAD üyesi işadamlarının, Başbakan Erdoğan'ı öve öve bitiremedikleri anlatılıyor. Birçok üyesi, farklı örgütler adına kafileye katılmış olsa da, TÜSİAD resmi programda tek kişiyle temsil edilmiş. Koç'un otomobil fabrikasını ziyaretinde de Erdoğan'ın sadece fabrika müdürü tarafından karşılanması, Erdoğan ve çevresini epey rahatsız etmiş.
yok.
"Yemeden içmeden yaşayabilen, cezaevinde yatarken camide namaz kılabilen" bir pir-i faninin ardılı o.
"Kırk dakikada kitap yazan,kapalı kapılardan geçen,dilerse yağmur, isterse kar yağdıran" pir-i faninin izleyicisi o.
Bu "zavallı piri faninin" adı Said-i Nursi. İngilizler adına çalıştığı söylendi yıllarca.
Onun takipçisi de şeyhi gibi müthiş bir adam."dört yaşında Kuran hatmediyor, düşünde Rusça sayıklıyor, bir bakışta sigarayı, alkolü, kumarı bıraktırıyor, usta bir cambaz"
Bu "zat-ı muhteremin" adı Fethullah Gülen. Amerikalılar adına çalıştığı biliniyor.
Kısaca yukarıda adı geçen "zevat" kuruluştan kurtuluşa uzanan süreçte Anadolu yarımadasında çağdaşlığın önüne engel çıkaran, göz boyacı ,bağımsızlık pazarlamacısı, işbirlikçi "İslam sömürgenlerinden" sadece ikisi.
fevkalbeşer bu kişi
İlkinin evlere şenlik bir çok marifeti daha var. Müritlerine göre "İbni Sina'yı , İbni Rüştü'yü, Farabi'yi geride bırakan bizzat muannid filozofları hayrete garkeden ve hatta bir çoklarını imana getiren bir bilgin" aslında o.
İnanması güç ama "fevkalbeşer" bu kişi, yemiyor içmiyor, günde kırk para ile geçiniyor. Aç karna dolaştığından olsa gerek Ulusal Kurtuluş Savaşını "garplılaşmak bahanesiyle şeair-i İslamiye aleyhine bir cereyan" sayıyor.
Öncelikli görevi "Risale-i Nur'u bir program olarak neşir ve tatbik etmek" . Sonraki görevini "şeriatın icraatı ve tatbikatı"olarak sıralıyor. Kendi söylüyor. Kimbilir belki de yüce tanrı söyletiyor.
Kaldıki eserlerini de kendi yazmıyor. "Bunları ben yazmıyorum yazdırılıyor" diyerek önce kendini "mehdi" ilan ediyor. Sonra da risalelerini "Kuran'ın en kutsi tefsiri" sayıyor. İyi bir pazarlamacı yani.
Şimdi gelelim can alıcı sorulara.
Böyle bir mürteciden el alıp onun yolundan yürüyen bir insan nasıl çağdaş olur? Ya da tam tersi Bediüzzaman Said-Nursi'nin günümüzdeki izleyicisi olduğunu söyleyen bir insan nasıl mürteci olmaz?
Siz bu çağdışı adamı tanıyorsunuz.
İslamı kurtarmak için Ulusal Kurtuluşu önce destekleyen , sonra İslamın karşısında bir hareket olduğunu açıklayan Said-i Nursi'nin peşinden koşan bir insan nasıl çağdaş olur? Veya tam tersi; Devletin resmi dini olmasını, devlet yönetiminin Müslüman din bilginlerine teslim edilmesini, hükümetin Şeriatı korumasını, Kuran'ın anayasa kabul edilmesini isteyen Said-i Nursi'nin takipcisi olan bir insan nasıl mürteci olmaz?
Siz bu mürtecinin o çağdışı adam olduğunu biliyorsunuz.
kudretine ve hikmetine aykırı
İlkini iyi anlamadan ikincisinin ne olduğunu anlamak güç.
Nereden bakarsanız bakın ilki de ikincisi de mürteci. Nasıl yorumlarsanız yorumlayın ilki de ikincisi de çağdışı.
İlki elektrik ve meteor gibi fizik ve astronomik olayların bilimsel açıklamasını dine aykırı buluyor. Bu ve benzeri olayları "fizik kanunlarına göre açıklamayı Kuran'ın kudretine ve hikmetine aykırı düşeceğini" savunuyor.
Böyle bir insan nasıl çağdaş olur?
Yaşamının en büyük amacı "Mısır'ın El Ezher'ine karşı Türkiye'de "Medreset'üz Zehra'yı" kurmak" oluyor. Burada " Lisani Arap vacip, Kürt caiz, Türk lazımdır" diyerek bilimsel öğretim yaptırmayı düşlüyor.
Böyle bir insan nasıl mürteci olmaz?
Ne olduğu belli. Adam hem kurnaz bir mürteci, hem de oyunbaz bir cambaz.
Nefesinin kudretini, üfürüğünün gücünü anlatırken istediğinde "şöyle bir baktı mı insanlara sigarayı/alkolü/kumarı bıraktırdığını" söylüyor. Ama bunca şana şöhrete, güce kudrete rağmen, bugüne dek bir tek "üniversiteli kızını örtünmekten vazgeçirip" sahneye çıkaramıyor.
Bir yandan "genç kızlarını tercihlerini örtünmekten yana değil, eğitimden yana yapmalarını" istiyor. Bir yandan kapananların, örtünenlerin koruyup kollayıcısı oluyor..
Sonra da aklınca şeriatcıların "başkalarından" farkını vurguluyor.
"Başkaları bir araya geldiklerinde kan dökmekten, kamu malına zarar vermekten hoşlanıyor" derken "Sivas'ta diri diri yakılanları" unutuyor.
Kendileri gibi düşünmeyenlerin kanını kandan, canını candan saymıyor. Kanlı Pazarı, Kayseri TÖS Kongresini, Sivas 76 ve 78'i, Gaziantep, Amasya, Tokat, Erzincan, Elazığ, Malatya, Kahramanmaraş, Çorum katliamlarını görmezden geliyor. Türkiye İslam Kurtuluş Ordusu'nu (İKO) Türkiye İslam Kurtuluş Cephesi'ni (TİKC), Türk Şeriat İntikam Komandoları'nı (TŞKO), Akıncılar'ı, Hizbullah'ı, İslami Hareket'i, İBDA-C'yi unutuyor.
Bu güvercin görünümlü şahin inanması güç ama İslami teröre yeni boyutlar kazandıracak ve Hizbullah'a övgüler düzecekti:
"Cihad ,bir mümin'in uğruna canını feda edebileceği en tatlı bir mefkure ve en yüksek bir idealdir. Zira mümin, kendi teri içinde boğulma ve kendi kanıyla abdest alma gibi bir payeyi ancak cihadla elde edebilir"
O gözü yaşlı emekli vaiz bir yandan Hizbullah'a övgüler bir yandan da onlara yeni yöntemler öneriyordu. Ona göre "İnsanların kafasına sopayla vurup bayıltma yöntemi" yararlı olabilirdi:
"Ve cihad sadece yağma, talan, ganimet arkasında koşan, basit anlayışı kısır bir cemaatin hareketi değildir. Bilakis cennete gitmek üzere İslam'a dahil olan toplulukların karşısına , engel ve mania olarak çıkan küfür yığınının başına darbeyi vurma, önünü alma, darbeyi vurup onu sarsınca, hemen onu teşrih masasına yatırma, kalbine ve kafasına iman enjekte etme, sopayı sadece onun içine imanı sokabilmek için tepesine vurup bayıltma. Budur İslam şuuru"
Görüldüğü gibi o, "cihad yöntemleri" öneriyor; unutmakla/unutturmakla yetinmiyordu. Dahası elini siyasete daldırıp yandaşlar üretiyordu.Türkiye'yi kana bulayan dinci-ırkçı ittifakın yaptıklarını unutanlar arasına kendisini destekleyen "Turgut Özal'ı, Süleyman Demirel'i,Bülent Ecevit'i, Turgut Özal'ı, Mesut Yılmaz'ı,Tansu Çiller'i, Murat Karayalçın'ı, Hikmet Çetin'i" karşına alıp oy desteği vaat ediyordu.
Said-i Nursi Menderes'le, Namık Gedik'le nasıl yakınsa o da Kenan Evren'le ,Turgut Özal'la yakın olmayı beceriyor. Kendi söylediğine göre ara sıra Çankaya 'ya "şunu şöyle yapın" haberleri gönderdiği bile oluyordu.
En sonunda futbola da burnunu sokacaktı. Galatasaray'a el attı renklerini kirletti. Beşiktaş'a sızmaya kalkıştı.Beceremiyor.
minare şerefesinde parende
Hocaefendi'nin inanç dünyası da tıpkı Saidi Nursi gibi ilginç sapkınlıklarla dolu.
Nuriye Akman 'a kendi anlatıyor. Anlattıkları kendi gazetelerinde ,kendi televizyonlarında yayınlanıyor:
Örneğin yakın bir arkadaşının düşüne giren peygamber "Fethullah'a selam söyle sakın evlenmesin, eğer evlenirse cenazesine gelmem" diye haber yolluyor. O da mutluluğu bir arkadaş düşüne kurban edip yaşam boyu bekar kalıyor. "Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını" diye üçe ayırdığı "kadınları yok sayıyor."Çamura düşmüş cevhere benzeyen sokak kadınlarından, göz bağcı iblisleri anımsatan zevk kadınlarından, her biri sonsuzluk soluyan cennet hurileri olan ev ve hizmet kadınlarından" uzak bir yaşamı yeğliyor.
Yine kendi söylediğine göre "gençliğinde minarelerin şerefelerinde akrobatik gösteriler yapıp parendeler atıp" halkı heyecanlandırıyor.
Yine kendi söylediğine göre "bir Hac ziyaretinde namaz kılarken ikinci kat mahfilde uğursuz şeytanı görüyor. Ama kendini aşağı at diyen şeytanı dinlemiyor" onu mat ediyor.
Yine kendi söylşediğine göre, "bir başka Hac ziyaretinde tavuk yemek için lokantaya gidiyor.Ama burnuna hiç kimsenin duymadığı pis kokular geliyor. Lokmalar ağzında büyüyor, yutamıyor. Tavuğun "Hollandalı" olduğunu ve kesiminin İslami kurallara göre yapılmadığını sonradan öğreniyor.
goril gibi, ayı gibi
Hocaefendiye göre "şeytan onunla onu olduğundan fazla gördüğü için" uğraşıyor.
İnanması güç ama "meyhaneye şöyle bir girip çıksa insanların alkole olan teveccühlerini" yıkıyor.
Her ne demekse "Nefis kırma meselelerinde de" üstün başarılar elde ediyor. "Tasavvuf büyüklerinin tesiriyle zaman zaman nefsini goril gibi, ayı gibi gördüğü" oluyor.
Hocaefendi en büyük düşlerinden birinin Cumhurbaşkanlarının, Başbakanlarının, Genelkurmay Başkanlarının "hacca gitmeleri ve açık namaz kılmaları" olduğunu söylüyor.
Başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri,valiler,kaymakamlar, generaller, albaylar, yargıçlar, polisler "tarikatı holding gibi , cemaati hipermarket gibi faaliyet gösteren" Hocaefendi'nin peşine boş yere takılmıyor.
İstediğinde "darbe haberi" veren, dilediğinde " orduya okul bağışlatan" Fethullah Gülen ara sıra "façasını bozan" talihsizlikler de yaşıyordu.
Unutanların daha çoğunlukta olduğu gerçek olsa da acaba anımsayan bir kaç kişi kaldı mı diye sormak gerek.
Graham Fuller, Paul Henze gibi CIA kökenli statejistlerin çabalarıyla Türkiye'ye ılımlı İslamın temsilcisi olarak Amerika tarafından Ortadoğu piyasasına sunulan emekli vaiz Fethullah Gülen'in "Susurluk çetesiyle ilgili kişiler listesinde adı vardı.."
adı Susurluk listesinde
Susurluk utancından sonra Çankaya'da toplanan liderler zirvesine gönderilen 17 Aralık 1996 tarihli MİT raporunda Fethullah Gülen ile birlikte adları geçen 59 kişi arasında Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ, Gonca Us, Özer ve Tansu Çiller, Ayvaz Gökdemir, Ayhan Akça, Ömer Kaplan, Hüseyin Pepekal, Haluk Kırcı, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür, Alaaddin Çakıcı, Sedat Bucak, Sami Hoşnav, Sedat Peker, Mehmet Gözen, Ali Yasak, Korkut Eken, Ibrahim Şahin, Selim Gösterişli, Hüseyin Baybaşin, Tarık Ümit, Savaş Buldan, Abdurrahman Buğday, Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Ayhan Çarkın,Hüseyin Duman, Matild Manukyan, Ömer Lütfü Topal, Bülent Öztürkmen, Mehmet Urhan, Cem Ersever, Mustafa Deniz ile Tevfik Ağansoy'un bulunması siyasal İslamın faşizmle ilişkisini kanıtlıyordu.
Bir hafta önce Papa İkinci Paul ile kucaklaşmasını, onbeş gün önce Cumhurbaşkanı Demirel'e ödül vermesini, bir ay önce Milli Eğitim Bakanlığı'na okullarını bağışlamaya kalkışmasını anlaşılan hiç kimse yutmamıştı.
Parlamentonun ,ordunun, emniyetin, üniversitenin, medyanın içindeki gücüyle takiyyeci Hocaefendi, karanlık işlerinin Köşke ulaşmasını artık engelleyemiyordu.
Oysa o yıllarca kendini sabıkasız göstermeyi başarmıştı.
eski bir sabıkalı o
Dosyaların kapağı geç olsa da açılcaktı. Açıldı."İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığ'nın 19 Ağustos 1971 tarih, 1971/ 42 Esas, 1971/27 karar sayılı iddianamesi; İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin 20 Eylül 1972 tarih ve 1972/3-36 sayılı hükmü, Askeri Yargıtay 3 Dairesi'nin 1973/146 Esas, 1973/242 sayılı onama kararı" bu satırların yazarı tarafından açıklanacaktı.
Hocaefendinin, devletin resmi raporlarında yazdığı gibi "hakkında takipsizlik kararı verilen bir masum olmadığı" tam tersi "TCK'nun 163. , 36. ve 173/son maddeleri ile yargılanıp hüküm giyen eski bir sabıkalı" olduğu açığa çıkmıştı.
Emekli vaiz Fethullah Gülen yargılama sonunda 163'e muhalefetten 3 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış, ancak Askeri Yargıtay bu kararı esasta onaylamakla birlikte ceza miktarı itibariyle bozacaktı. Bu arada 1803 sayılı af yasası çıkacak ve dava kapananacaktı.
12 Mart rejiminden yakasını kurtaran Hocaefendi'nin adı 12 Eylül'de gözaltına alınacakların rasında olacaktı .
12 Eylül Türk İslam sentezinin peşine takıldığından emekli vaizi arayan soran olmayacaktı.
TCK'nun 141 ve 142. maddelerinden hüküm giyenlere düşman gözü ile bakılan ülkede , 163. maddeden sabıkalı olanlara kucak açılması eşyanın doğasına uyuyordu.
herhangi bir fiş kaydı
Siyasal İslamın ilk iktidar denemesindeki tökezlemesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne sığınan Hocaefendi hakkında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde "Laik devlet düzenini yıkmak için terör örgütü kurmak" savıyla on yıl hapis cezası istemli bir dava açıldı.
Avrupa Birliği'ne uyum çerçevesinde Devlet Güvenlik mahkemeleri kadırılınca dava Ankara 11 .Ağır Ceza Mahkemesi'ne devredildi. Dava sürerken Adaletin ve Kalkınmanın Partisi Hocaefendinin imdadına yetişti. Ve çıkarılan bir yasayla dava kesin hükme bağlanmadan ertelendi. Bu bir anlamda aftı.
Adalet Bakanı koltuğunda oturan Cemil Çiçek'in üstün çabalarıyla bir kez daha yakasını kurtaran emekli vaiz Fethullah Gülen artık yurda dönebilirdi. Dönüş sorunsuz olmalıydı. İçişleri Bakanlığı koltuğunda Abdülkadir Aksu otururken elbette bir sorun çıkmazdı.
Hukuken sabıkalı olan Hocaefendi hakkında Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Ramazan Er imzasıyla gönderilen 12 Nisan 2006 tarihli yazıda Fethullah Gülen hakkında "herhangi bir fiş kaydı olmadığı" bildirilecekti. Hocaefendinin avukatları Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü'ne başvurmuş , hocamızın kaydı ne diye sormuştu.
"Yaşamı gırtlakla bağırsak, şehvetle arzu, boşalmayla dolma arasında geçen" bir insanın elbette sabıkası olmazdı. "Gönlü yakutlarla mercanlarla dolu olan" gözü yaşlı bir din adamıydı o.
Hocaefendinin sabıkasız olduğunu kayda geçiren yaşlı komiser Hisar Camiinde dinlediği vaazını anımsadı. Yıllar önce "ikinci dirilişimiz" dediğini kulaklarıyla duymuştu. Gözleriyle gözyaşlarına tanık olmuş, salya sümük ağladığına tanık olmuştu.
Hocaefendi'nin "burnunu sildiği mendili" niye kendisine doğru attığına o gün bir anlam verememişti.
Sabıkasız, günahsız, pir-i pak bir din adamı olduğunu nereden bilebilirdi ki.
. DİNK CİNAYETİNDE YENİ GELİŞME BÜTÜN YOLLAR FETHULLAH SİCİLLİ RAMAZAN AKYÜREK'E ÇIKIYOR
(Haberler/Güncel)
...diyor. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal cezaevinden konuşmaya başladılar. Tuncel ve Hayal'in verdiği ifadeler Fethullah sicilli İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'i işaret ediyor.
Erdoğan - Fethullah Gülen ilişkisinde ‘mesafe’ kapanıyor mu?.
Fethullah Gülen ile Başbakan Erdoğan’ın arası açık mı?
Cemaati de Erdoğan’ı da yakından tanıyanlar, bu soruya ‘ne zaman iyi oldu ki’ yanıtını veriyor..
Daha dikkatli bir dil kullanmak isteyenlere göre; ‘mesafeli’ ilişki sürüyor..
Bu ‘mesafeli ilişki’ ne zaman başladı?.
Yıllar öncesinde; Erdoğan’ın il başkanlığı, belediye başkanlığı yıllarında..
Çünkü o zamanlar Tayyip Erdoğan da Milli Görüşçüydü.. Milli Görüş’ün İstanbul’daki lideriydi..
Fethullah Gülen de Milli Görüşçüleri hiç sevmezdi..
O nedenle ilişkileri hep mesafeli oldu..
Bunları neden mi anlatıyorum..
Habertürk’te yayınlanan bir haber bana bunları düşündürttü..
İddiaya göre Erdoğan, Tarım Bakanı Mehdi Eker’i Pennsylvania’da bulunan Fethullah Gülen’in yanına göndermiş..
Niye?
Artık, barışmak için mi dersiniz..
Sıcak ilişki kurmak için diye mi yorumlarsınız..
Yoksa buzları eritme çabası deyimiyle mi ifade edersiniz, bilemem..
Ama demek ki mesafeli ilişkiden ikisi de memnun değil..
Fethullah Gülen yurda dönmek istiyor, iktidar yeşil ışık yakmıyor.. Zamanı değil diyor.. Hoca’nın dönüşünün en çok iktidara zarar vereceğini biliyorlar.. Hele Köşk seçimi öncesi..
Neyse, bu ayrı konu!.
Kolluk güçlerinin nasıl ele geçirildiğini Zübeyr Kıdıranın Fethullah'ın Copları ve Nuh Mete Yüksel'in açtığı Askeriye'ye sızma iddanamesini okuyarak http://www.belgenet.com/dava/gulendava_06.html#2 öğrenebilirsiniz.
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Türkiye'ye oluşturulan ve devleti ele geçirmeye yönelik bu kadrolaşma artık son boyutlarına ulaşmıştır.Özal döneminde ve sonrasında İç İşleri,Dış İşleri,Yargı ve Yüksek Öğrenim kurumlarına yerleştirilmişlerdir.Sadettin Tantan döneminde korunan Fethullahçı polisler poliste kadrolaşmayı sağlamış,ayarlı basında sürekli reklamları yapılmıştır.Günümüzde güçleri o kadar belirgin etmişlerdir ki Fethullah cemaatine bağlı Hakan Şükür milli takımama alınmamasının bedelini Ersun Yanal Hoca'dan sorabilmiş ve Yalan'ı cemaatin vitrini olan Hakan Şükür'ü yeniden milli takıma döndürmek için görevden aldırmışlardır.Öncesinde ise Ersun Yanal'a atılan şike iftiralarınında Fethullah Cemaatinden kaynaklandığı Mahir Kaynak dile getirmiştir.
Türkiye şu anda Nurcularca yönetilmektedir.Hz.Muhammed'in resimlerini ilkokul ders kitaplarına koydurulmasına göz yuman ve Atatürk'ün Mecliste ki askeri resminden rahatsız olabilecek kadar Atatürk'ten rahatsız olan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik Fethullahçıdır.Bölücü eylemlere göz yuman,sert önlemler almayan İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Fethullahçıdır.Pkklılara af çıkaran ve aftan yararlanların dağa çıkıp yeniden terör yapmasıyle sonuçlanan yasaları çıkaran ve Korkut Eken gibi kahramanları hapiste çürüten Adalet Bakanı Cemil Çiçek de Fethullahçıdır.Kıbrıs'ı Amerika ve Avrupa'nın isteğine doğrultusunda Kıbrıslı Rumlara peşkeş çeken Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül de Fethullahçıdır.Türkiye'nin en stratejik önem taşıyan kamu kurumlarının,özellikle Seydişehr Eti Alüminyum ve Telekom'u yok pahasına satan Maliye Bakan'ı Abdüllatif Şener de Fethullahçıdır.Milliyetçi kesime ve TSK'ya yakın görünmeye çalışan ATO başkanı Sinan Aygün de Fethullahçıdır.Fehtullah Gülen'e 18.04.1998 yılında Türk Ocakları Nihal Atsız ödülünü verilmesine önayak olacak kadar Nurculuğunu saklamayan Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür de Fethullahçıdır.Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün cemaate sıcak baktığı bilinmektedir.
Fethullah Gülen'in '1980 öncesi sağdan da soldan da ölen oldu,bunların ikisi de teröristti' diyerek Markist düzen kurmak için yola çıkanlarla millet,vatan,din diye yola çıkanları aynı kefeye koymasına rağmen MHP içindeki Fehtullahçıları engelleyememektedir.Bu bariz açıklamasının dışında Türkeş hapisteyken,Türkeş'e af için yapılan referandumda olumsuz oy kullanılması yönünde cemaatine emir veren Fethullah Gülen'in Türkeşle olan görüşme kaseti sanki Türkeş ile Gülen dostmuş gibi yansıtılarak milliyetçi gençlerin sempatisi kazanılmaya çalışılmaktadır.Bu sayede siyasi partilere nufüz edebilmektedirler.Sol çizgiden DSP'de de çokca Fethullahçı olduğu bilinmektedir.Ecevit'in cemaati kollaması ve Gülen hakkında olumlu açıklamaları da ilginçtir.Hatta en son Ecevit'in zaman gazetesinde Vahdettin hakkında yaptığı açıklamalar belerli bir hedefe yönelik değil midir?
Türk Milleti Çanakkale'den daha büyük bir savaşın eşiğindedir.Kendi kişiliği ve özünü yapan değerler dış güdümlü cemaatin iptidai anlayışının iktidar olmasıyla unutturulmakta,Devlet iktisadi ve otorite olarak küçültülmekte ve dış devletlerin yüklemiş olduğu rolü yerine getirecek duruma gelmiştir.Eşi ile Nur Risaleleri öğretisi aracılığıyla tanışan Tayyip Erdoğan,başbakanı olduğu ülkeyi nasıl temsil etmektedir?1994 yılında katılmış olduğu Kırmızı Koltuk programında 'Ben BOP'ini savunuyorum ve Türkiye bu projede figuran değil aktör rolünde olacaktır' demiştir.Kendisine bir oyunda aktör ya da figuran olmanın birşey ifade etmeyeceğini önemli olanın seneryo yazarı olmak olduğunu söylemeden edemiyeceğim.Çünkü seneryo yazarı istediği zaman tiyatroda aktörleri de öldürmektedir.
Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek açıklama yaptı. www.samanyoluhaber.com, www.samanyoluhaber.tv, www.stv.com.tr, www.mehtap.tv, www.zaman.com.tr, www.aksiyon.com.tr
Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek açıklama yaptı. www.samanyoluhaber.com, www.samanyoluhaber.tv, www.stv.com.tr, www.mehtap.tv, www.zaman.com.tr, www.aksiyon.com.tr less
Tags: Hükümet AKP Başbakan Adalet Bakanı Genelkurmay Muhtıra Darbe Cunta TSK Suç Cemil Çiçek Cumhurbaşkanlığı Seçim Tehdit CHP
Added on April 30, 2007, 8:28 am
fethullah ve yandaşları mürit kazanmak için her yolu deniyorlar. Üniversitelerde liselerde dersanelerde heryere yayılmışlar .
ve Türk insanının dini duygularını sömürerek propaganda yapıyorlar.onlara göre kişi müslüman olsun gerisi hiç önemli değil. Bunlar Türk milletini uyutmayı hedefliyorlar.Ümmetçi bir yapıya sahipler.Hepsi arap aşığı .Sanki arap fellahları adammış gibi onlara yalakalık yapıyorlar.
Birde bu adiler hep olumlu insan imajı oluşturma gayretindeler.Nasıl mı derseniz .Müritleri sigara içmeyen alkol kullanmayan , küfür etmeyen haram yemeyen kavgaya karışmayan , insanların inançlarına saygı gösteren ve en önemlisi de KARŞILIKSIZ BİR ŞEKİLDE ' " ALLAH RIZASI İÇİN " İNSANLARA YARDIMCI OLDUKLARINI söylüyorlar. malesef buda çok etkili oluyor.
Memleketinden uzak bir şehirde üniversite kazanan gençleri yurt bulma bahanesi ile havada kapıyorlar ve de kendi cemaatlerine üye yapmak için beynini yıkıyorlar. Üniversitede zaman gazetesi nin propagandasını yapıyorlar. Üniversitelere zaman gazetesi getirerek hoşgörü adı altında ermeni ve rumlara ve tabi kırolara karşı hoşgörü ortamı oluşturmaya çalışıyorlar.
Malesef geldikleri noktada onların başarılı olduklarını görmekteyiz .Biz TÜRKÇÜLER OLARAK bu köpeklerin bu arap , kıro ,ermeni ve rum aşığı yobazlara elimizden geldiği kadar engel olmalıyız
Olmuyorlar. Olamıyorlar değil, şuurlu yapıyorlar... Fethullah Gülen’in dini idare ve siyasete alet etmemesi lazımdır. Milli Eğitim’den, İçişleri Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’ndan elini ayağını mut-la-ka çekmesi lazımdır. Yoksa çektirirler.
AKP ile ilişkileri mi var diyorsunuz...
Yahu göbek bağı var... NurettinVeren, en aşağı dört tane bakanın Gülen’in izni olmadan öksüremeyeceğini iddia etti. Ben de bu iddiaları savcılığa taşıdım...
Kimdi bu bakanlar?
Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Abdülkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’ten bahsediyor. Bu iddiaların araştırılması lazım...
Veren’in Gülen cemaatinden ayrıldığı için iftira attığı söyleniyor...
Bu laflar boş laflardır. Veren’in iddialarını da tetkik edecek merci savcılıktır. Savcılık harekete geçsin, tespitlerini yapsın, ondan sonra iftira mıdır değil midir anlayalım.
Fakat, Gülen ve Ak Parti’nin arasının pek de iyi olmadığı söylentileri de var...
Peki öyleyse... son Amerika’ya giden iki tane bakan, Abdullah Gül ile Mehdi Eker... kendisini ziyaret etmiş mi etmemiş mi?... Bir açıklasın bakalım...
Ne zamandı bu ziyaret?
Son altı ay içerisinde... Kur’an-ı Kerim'e el basarak açıklasın ama...
Gülen cemaatini bazıları şeriati getirmekle bazıları da Hristiyan misyonerliği yapmakla suçluyorlar. Bu çelişkiye ne dersiniz.
Doğru. İbrahimi bir din çıkarmak istiyorlar...
Yani...
Müslümanlığı sulandırmak istiyorlar.
İyi de bütün dinlerin temeli zaten İbrahim Peygamber’e dayandırılmıyor mu?
Doğrudur. Öyle bir görüşü de var. Doğrusu bu konulara girmek istemem. Ben bir din alimi değilim... Benim için Fethullah Gülen, etrafında sevenleri olan dini bir liderdir. Ama Türkiye’de bir din adamı çerçevesi içinde kalmaya dikkat etmeli. Ne devlet içinde yapılanmaya teşebbüs etmeli, ne de Türkiye içindeki eğitim faaliyetlerini bu kadar dinle karıştırarak yürütmelidir. Geri kalan konular beni biraz aşıyor.
Gülen’in ne yapmak istediğine dair sizin net bir fikriniz var mı?
Ne yapmak istediği belli. ‘’Altın Nesil’’ dediği ve kendi yetiştirdiği Nurcu bir ekibi Türkiye’de iş başına getirmek istiyor. Ben bunu doğru bulmuyorum
Erdoğan?la Abramowitz?in ilk teması kapatılan Refah Partisi?nin ilçe başkanıyken kuruldu. Bu temasın ardından Tayyip Erdoğan İlçe Başkanlığı?ndan İl Başkanlığı?na ve oradan da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı?na çıkarıldı.
CIA İstasyon Şefi Graham Fuller, 2001?de "İslami hareketin liderliği" görevini, Tayyip Erdoğan?ın "yenilikçileri"ne verdi. Fuller, Aktüel Dergisi?nin 520?nci sayısında Fazilet içerisinde "yenilikçi kanat İslami hareketin lideri olacak" dedi. Erdoğan?ın kuracağı partinin "mimarlığını" da Fethullah Gülen yaptı.
Tayyip Erdoğan, CIA şefleriyle görüştükten sonra TÜSİAD?a "Turgut Özal?ın bıraktığı yerden gideceğim" sözünü verdi.] 15 Nisan 2007 tarihli Aydınlık?ta bunlar yazılı.
20 EKİM 1996!
Ben kartezyen, rasyonel ve kuşkucu bir insanım. Eğer Aydınlık Dergisi?nin 20 Ekim 1996 tarihli sayısının kapağının tıpkı basımını 15 Nisan 2007 tarihli derginin 6?ncı sayfasında görmeseydim, alıntıladığım satırlar bana bir komplocu palavra olarak gelebilirdi.
Aydınlık Dergisi?nin kapağında "Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz Tayyip?i Erbakan?ın yerine hazırlıyor" diye yazan 20 Ekim 1996 tarihli sayısını mutlaka okumuşumdur. Ama okuduğuma dair en küçük bir bilgi kırıntısı yok belleğimin bir yerinde. Demek ki okuduktan sonra bir falcılık palavrası olduğunu düşünerek unutmuş olmalıyım.
Ama Aydınlık Dergisi Recep Tayyip Erdoğan?ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olacağını 3 Kasım 2002 seçimlerinden tamı tamına 5 yıl 8 ay önce ilan etmiş. Cumhurbaşkanı adayı olmasına kendi kendisi mi yoksa aynı merciler mi karar verecek? 2007 yılının şubatının 20?nci günü benim gözüm iyice korkmuş durumda.
Rosbalt Ajansı, Fethullah Gülen ile ilgili ciddi açıklamalarda bulundu.
30.04.2007 06:34
Rosbalt Ajansı, Tatar yetkililerin, "Fethullah Gülen'in liderliği üstlenmesinden sonra Nursi'nin görüşleri Türkiye'de yeniden ilgi toplamaya başladı. Gülen taraftarlarının nihai hedefi İslam devleti kurmak. Nasıl Papa, Katoliklerin lideriyse, Gülen de birleşik İslam dünyasının lideri olmak istiyor" dediğini aktardı.
Ajans, Tatar yetkililer, "Nurcular, Türkiye'yi hemen değiştiremeyeceklerini bildikleri için çocukları eğitiyor. Sonra sıra Rusya'dan toprak istemeye gelecek" dediğini bildirdi. Rusya, Gülen'le bağlantılı olduğu iddia edilen okulların bazılarını kapatmıştı.
Fethullah Gülen Okulları'na takip
CHP, kamuoyunda 'Gülen cemaati okulları' olarak bilinen yurt dışındaki bazı özel eğitim kurumlarını takibe aldı.
CHP Parti Meclisi (PM) raporunda, söz konusu okulların ülkelere göre dağılımının tespiti yapılırken, cemaatin son yıllarda Afrika ülkelerine ağırlık verdiği belirtildi.
Bu okullarda 50 bin öğrencinin eğitim aldığına dikkat çekilirken, Japonya ve ABD'deki faaliyetlerin artışı vurgulandı.
Rapora göre okulların ülkelere göre dağılımı şu şekilde sıralandı:
-Asya, Avrupa, Ortadoğu, Uzakdoğu: Azerbaycan, Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Moldova, Litvanya, Estonya, Romanya, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Macaristan, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Almanya, Avusturya, İtalya, İsviçre, Hollanda, Belçika, Fransa, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, İngiltere, Portekiz, İspanya, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal, Bangladeş, Moğolistan, Japonya, Güney Kore, Malezya, Vietnam, Kamboçya, Burma, Tayland, Irak, İsrail, Yemen.
-Kuzey Amerika: Kanada, ABD, Meksika.
-Güney Amerika: Kolombiya, Bolivya, Şili, Arjantin, Brezilya.
-Afrika: Fas, Cezayir, Mısır, Moritanya, Mali, Nijer, Çad, Sudan, Etiyopya, Senegal, Gambiya, Gine, Burkina Faso, Gana, Togo, Nijerya, Kamerun, Kongo, Uganda, Kenya, Tanzanya, Malavi, Mozambik, Madagaskar, Güney Afrika.
-Okyanusya: Avustralya, Endonezya, Filipinler.
Raporda, finansmanın araştırılması gerekliliğine de işaret edilirken, 'Nihai amacı, perde arkasındaki organizasyonu, örtülü destekçileri ne olursa olsun bu çaptaki faaliyetin sadece başlatılmasına milyarlarca dolar kaynağa mal olacağı bu faaliyeti sürdürmek için ise, benzeri düzeylerde kaynağa ihtiyaç duyulacaktır.
Bu boyutlarda kaynağın devlet dışında, ülke içinde hiçbir organizasyonun ve yurttaş grubunun sağlayabilmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle bu faaliyetin kaynağı nereden geliyor araştırılmalıdır' denildi.
Tarım Bakanı, Fethullah Gülen’in yanına gittiğine göre, AKP destek arayışına şimdiden başladı demektir..
2002 seçimlerinde Gülen cemaati Erdoğan’ın pek umurunda değildi.. Desteklerini aramadı, onlar da vermedi..
Zaten vermezlerdi..
Dedim ya Fethullah Gülen Milli Görüşçüleri hiç sevmez.. Milli Görüş iktidarda diye 28 şubat’a destek vermedi mi? Erbakan’ın başbakanlıktan ayrılmasının yararlı olacağını söylemedi mi?
Söyledi..
1997’de bunları söyleyen Gülen, 2002 yılında Erbakan’ın oğlu gibi görünen Erdoğan’ı destekler miydi?
Hayır..
Erdoğan da bu yüzden destek istemedi..
İktidar olana kadar rengini belli etmeyen, Milli Görüş çizgisine karşı çıkmayan Erdoğan, iktidar olduktan çok sonra o görüşten koptukları açıklamıştı...
Milli Görüş gömleğini çıkardıklarını..
Muhafazakâr bir parti olduklarını..
O zaman AKP ile Gülen cemaati arasında yeniden temas kurulması; mesafeli ilişkiyi yakınlaştırma çabası normal..
Seçim desteği istemesi de..
Gülen’in en son desteklediği siyasetçi Başbakan Bülent Ecevit’ti.. Ecevit, Gülen’in yurt dışındaki okullarını beğenirdi.. Sıkıntılarını çözerdi.. Gülen cemaati de neredeyse DSP’li olmuştu.. Bu ilişki 2002 yılına kadar sürdü..
Aklıma geldi de sahi.. Fethullah Gülen, son seçimde Ecevit’i destekledi mi?
Vefa borcunu ödedi mi acaba?
DSP yüzde 1,2’yle çakıldı da..
“Benim, TMSF’ye verdiğim teklif Çukurova’nın teklifinden, Cavit Çağlar’ın teklifinden daha iyi bir teklif. Devlet adabı var ise, bu teklif kabul edilir, Star Yayın Grubu da bana döner” diye düşünen Cem Uzan’a, “Star Yayın Grubunu bir an evvel alalım, kapatalım” diye heveslenen yatırımcılara bir haberim var:
Galiba boşuna bekliyorsunuz; çünkü, Star Yayın Grubu’nun yeni patronu belli oldu: Gülen Cemaati...
Fethullah Gülen Cemaati galiba yavaş yavaş medyanın en büyük patronu oluyor!
Hükümeti de biz Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti zannediyorduk meğer Fethullah Gülen-Abant Hükümeti imiş...
****
Hatırlarsınız, 23.11.2004, 26.11.2004, yine 26.11.2004 ve 29.11.2004 tarihlerinde Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili yazılar yazmış ve Hocaefendi’ye bazı sorular sormuştum. Hocaefendi’ye sorduğum sorular gayet basit ve somuttu.
“1- “Memlekette ne zaman iyi şeyler olursa, bu gelişmelerden sonra o melun cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri Türk toplumunun kaderinde hakim cemiyyat-ı sırrıyeler vardır. Bunlar görünmezler ama Türk toplumuyla oynayagelmişlerdir.
… Tanzimat’tan daha önce Türkiye’de faaliyete başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkum edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriyenin çok iyi takibe alınması lazımdır”
ifadenizde bahsettiğiniz sır örgüt kimdir, kimlerdir? Lütfen somut olarak açıklayınız.
2- “Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife görmüş bir insanın, ‘önümüzdeki aylarda Türkiye’de yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek’ dediği nakledildi, ‘mesela falan falan tür simalar, bu dönemde Türkiye’de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen hedefler onlar da olabilir’ denildi” iddianız çok kuvvetli iddialar. Size bu iddiaları kim, ne zaman söyledi? Bu konuları şeffaf, somut bir şekilde kamuoyu ile paylaşmanız gerekmez mi?
3- Tercüman Gazetesi’nden Murat Çelik’in, Sayın Bülent Ecevit ile yaptığı röportajda, “Amerika'da yaşayan Fethullah Gülen'e böyle önemli iddialarda bulunmasını sağlayacak istihbaratın nasıl ulaştığı hakkında bir fikriniz var mı? sorusunu sormuş, Sayın Ecevit verdiği verdiği cevapta: “ Sayın Fethullah Gülen'in ciddi bir istihbarat birikimi olduğu belli. Bu açıktan söylenmese de böyleydi. Şimdi açıktan ortaya çıktı., “ Genelkurmay'ın içinden bilgi verileceğini sanmam. Ama Emniyet ya da farklı bazı kurumlardan olabilir diye düşünüyorum. Sayın Gülen ya da başkalarının, bazı devlet kurumlarında bağlantıları var.” demiştir. Sayın Bülent Ecevit’in bu sözleri, Tercüman Gazetesi Başyazarının sözleriyle de örtüşmektedir. Bu konuda iki sorum var:
a- Sizinle bu istihbaratı kim, neden paylaşıyor? Neden sizinle paylaşıyor?
b- Siz bu istihbaratlarla ne yapıyorsunuz?
Bunları şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşmanız gerekmez mi?
4- Nurettin Veren’in açıkladığı hizmet prensibi metninin, 9. ve 14. maddeleri fevkalade dikkatimi çekti. Bu hizmet prensibi ve yemin metninin olmadığına dair kimse aksine bir şey söylemiyor. Kendini eğitim faaliyetlerine vakfeden bir vakıf veya cemaatin şeriattan ayrılmayacağına dair böyle bir yemin etmesi ve hizmet prensibini bu olarak açıklaması makul mudur?
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
O sırada ortaya Sayın Fethullah Gülen’in 35 senelik yardımcısı Nurettin Veren çıktı. Nurettin Veren’in söz söyleme hakkını da savundum. Nurettin Veren, bize çok önemli bir belge sundu:
Bu belge, “eğitimle uğraşan kişilerin” şeriatten ayrılmayacaklarına dair ettikleri yemin metni ve çalışma prensipleriydi. (Bu metni, Fethullah Gülen’in Nurettin Veren’in iddialarına cevap vermesi lazım-3 yazısında bulabilirsiniz)
Sayın Fethullah Gülen’e bu yemin metnini de sordum; ona da cevap gelmedi.
Sayın Fethullah Hocaefendi’ye özel bir mektup yazacağımı da söyledim, mektubun taslağı hazır. Mektubu yollamak için de hala bu somut sorularımın cevabını bekliyorum.
Cevap gelmiyor. Gelmedikçe de Hocaefendi’ye olan sevgim ve saygım ve en önemlisi itimatım ciddi bir şekilde sarsılıyor.
Bu meleselerden sonra bir kaç önemli gelişme daha oldu, olaylı “Azınlık Raporu”nu yayınlayan Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu Başkanı İhsan Kaboğlu, Fethullah Gülen’in
“Türkiye’de kan gövdeyi götürecek” iddiası üzerine Berlin’e kaçtı, Berlin’de Türkiye’yi şikayet etti..
Sonra, sahibesi Brüksel’deki Abant Toplantılarına da katılan bir gazete, cemaatin ikinci yayın organı haline geldi. Cemaatin gazetesinin başyazarı, benim Gazi Üniversitesi’nde Süleyman Demirel ve Denktaş’ı dinlemek için katıldığım toplantıda hakikaten tesadüfen Şener Eruygur ve Tuncer Kılınç Paşalar’la aynı karede fotograğımın çekilmesi üzerine, “derin şüpheler” diye yazı yazdı. Pek tabii yolladığım açıklamayı yayınlamadı.
Derken, Brüksel’de Abant Toplantıları oldu. Toplantılarda, Prof. Dr. Niyazi Öktem, katılan din adamlarını ekümenik diye tanıttı.
Derken, Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil’in yargılanması ile ilgili haberlere Şener Eruygur, Tuncer Kılınç Paşa ile beraber özellikle sokulmaya çalışıldı.
Derken, dün ve bugün iki tane fevkalade gelişme ile karşılaştık. Bunlardan birincisi Star Grubu’nun da Cemaat hakimiyetine girmesi oldu. Star Grubu’nun başına baş danışman olarak Cemaatin televizyonundan bir eleman getirildi. Eyüp Can’ın Referans Gazetesi’ni çıkarması, bir gazetenin kendi arzusu ile Cemaatin ikinci yayın organı haline gelmesinin yanı sıra bu atama Cemaati Samanyolu Televizyonu ve en fazla satan (!) Zaman Gazetesi ile beraber medyanın en önemli patronları arasına soktu...
İkinci önemli gelişmeyi de Zaman Gazetesinin eski yazarlarından, Ilıcaklar’ın Tercümanı’nın önemli gazetecisi (gazeteciliğini hakikaten benim de takdir ettiğim) Nuh Gönültaş’ın kaleminden öğrendik: Meğer kabine de Fethullah Gülen- Abant Kabinesiymiş!
Bunu Nuh Gönültaş’ın kendi kaleminden okuyalım:
“Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı Fethullah Gülen’e yönelik, “kasetli yıkım kampanyası” aydınların bir kısmı üzerinde etkili oldu. Ancak bir kısmı ise, kampanyayı hiç önemsemedi.
....
Abant Toplantılarına gerek başından beri, gerekse ara ara katılan aydınların bir kısmı, daha sonra politikada önemli mesafeler katettiler. Özellikle politik kesimden toplantılara katılanların altısı bugünkü AK Parti Hükümeti’nde önemli bakanlık koltuğunda oturuyorlar. Bunlar: Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Devlet Bakanı Ali Babacan, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu...
Ayrıca Abant Toplantıları’na katılan Bülent Arınç TBMM Başkanı oldu, Ali Bardakoğlu da Diyanet İşleri Başkanı...
AK Parti Hükümeti kurulduğunda, Hükümetin ağırlıklı bakanlarının Abant Toplantılarına katılan kişilerden oluşuyor olması, kabine için “Abant Kabinesi” denilmesine de yol açmıştı.”
Diyecek başka bir şey kalıyor mu?
Bu yazıyı okurken bir kaç ay evvelini hatırladım. Fethullah Gülen’e stent takıldığı günlerde, yazdığım bir yazıda Hocaefendi’ye samimi olarak geçmiş olsun demiş, ancak, kadrolaşma iddialarına de dikkat çekmiştim. Yazımın tarihi 23.01.2004:
Cemaatten bana gelip konuşan dostlarım, “Bu teşkilatlanmayı nereden çıkarıyorsun. Bir tane bile isim veremezsin dediklerinde de, Diyanetten bir kişinin ismini tayini için Cemaatten uğraşanların ismini vermiştim. İtiraz etmişlerdi. Bugün dolaylı teyidi Nuh Gönültaş’tan aldık...
Sevgili Fethullah Hocaefendi,
Size bundan evvel sormuş olduğum sorulara cevap vermiyorsunuz. Belki de vermeyeceksiniz. Bu soruları şimdilik bir tarafa bırakıp size bir tek soru sorayım:
“Kendini eğitim faaliyetlerine vakfettiğini söyleyen, eğitim faaliyetlerinden başka bir konuyla ilgilenmediğini iddia eden ve hakikaten bu eğitim faaliyetleri ile ben dahil bir çok insanın büyük takdirini kazanan bir din adamının, şeriat yemini edilen vakıflar kurmakla, dünyanın her tarafında ekümeniklik ilanında da bulunan vakıf toplantıları organize etmekle, bu toplantılara siyasi içerikli mesajlar yollamakla ve en önemlisi devlet içinde teşkilatlanmakla ne işi var?”
Bana yine, “biz teşkilatlanmıyoruz ki” denilecektir.
Size, yukarıda Nuh Gönültaş’ın, Bülent Ecevit’in verdiği teyidlerin yanı sıra yazmış olduğum mektup taslağında uzun mu uzun bir liste var. Bu listede, yalnız Fethullahçı diye tanılan değil, kendilerini de Fethullahçı tanıtan kişiler mevcut.
Esasında sizin sormanız gerekmez mi?: “Bu insanların benim adımı kullanmalarına müsaade etmemek için ne yapmam lazım? İsmimi kullanıyorlarsa bunu nasıl izah ederim?”
Siz bu soruyu sorup, mazlum ifadeli soyut cevaplar yerine somut cevap vermedikçe insan ister istemez soruyor: Fethullah Hoca’nın niyeti ne?
İstediğiniz kadar cevap vermeyin ben cevap bekliyorum ve tarihe not düşüyorum.
Dolayısıyla yargıya intikal eden bir konuda soru sormamanızı ben şu kadar zamandır lisanı münasiple ifade etmeye çalışıyorum. Bir taraftan hak diyoruz, hukuk diyoruz, hukuk devleti diyoruz ama yargıda devam eden konuları siyasetçilere sormakta sizler bir beis görmüyorsunuz. Ondan sonra da bu sorular, ya tuzak sorular oluyor ya da başka türlü. Bu konuyla ilgili bilgileri bazı meslektaşlarınız bizden istedi ve kamuoyuyla paylaşmak adına bu bilgiler verildi.
Niye savcılar, bir tek savcı demiyorum bakın birden fazla savcı, birden fazla yargı makamı bu tip suçları ya da bu tip iddia edilen hususları himaye eden bir çaba içinde olsunlar? Bunu söylerseniz bu ülkenin yargısına da ithamda bulunmuş olursunuz. Haksız bir ithamda bulunmuş olursunuz. Bunu doğru bulmuyoruz. Ben yargıya her zaman güveniyorum. Güvenmeye de devam ediyorum. Günümüzde yargı bu anlamda hiç kimseyi himaye etmez. Yasalar neyi gerektiriyorsa onu eksiksiz bir biçimde uygular. Ve uygulamalıdır. Bunda da en ufak bir tereddüt yoktur.''
Metnin ''şark kurnazlığıyla'' hazırlandığını ve sadece silahlı terörü ''terör örgütü'' saydığını belirten Çorbacıoğlu, ''Fethullah Gülen davasında beraat kararı verildi. Buna rağmen iş sağlama mı alınıyor şüphesi uyandırıyor insanda'' dedi. Tasarıyı ''acz vesikası'' olarak tanımlayan Çorbacıoğlu, düzenlemenin, terörle mücadeleye katkı sağlamayacağı görüşünü savundu.
Üç gün önce Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e sordum:
Fethullah Gülen'in Türkiye'ye gelmesinde bir engel kaldı mı?
Çiçek tecrübeli bir siyasetçidir. Bundan 15 yıl önce Devlet Bakanı'yken zaman zaman samimi sohbetler yapardık. O sohbetlerde, bilgiden çok bakış açısı vermeyi tercih ederdi. Hálá öyle. Bu yüzden bu ani soru karşısında biraz durdu, düşündü ve şöyle dedi:
- Bir baktırayım...
Ben üsteledim:
Yani şimdiye kadar hiç baktırmadınız mı?
Güldü, soruların ardında bir şey mi var diye gözlerime baktı. Ama ben yıllar önce olduğu gibi yine aynı samimiyetle soruyordum. Anladı ve şöyle dedi:
- Şu anda devam eden bir davası kalmadı sanıyorum. Eğer yeni bir dava açılmazsa Türkiye'ye gelmesini engelleyecek bir şey yok.
Bu konuşmadan birkaç gün sonra ajanslara bir haber düştü:
- Fethullah Gülen'le ilgili olarak poliste bir rapor yok.
Evet, görünen o ki, Fethullah Gülen'in Türkiye'ye gelmesi için gereken hukuki zemin hazır.
Siyasi zemin ise ayrı bir yazı konusu...
Ahmet Hakan, inanılmaz bir olayın tanıklığını yapıyor Felaketi köşesine taşıyor. Haber orada sıkışıp kalıyor
BİR Bakan, Hürriyet yazarı İmamın Çocuğu’na önemli iddialarda bulunmuştu.
Ne hakkında?
Gülen cemaati hakkında...
*
NE demiş Bakan?
“Bu cemaat de çok olmaya başladı. Her işin arkasında Gülen parmağı var.”
*
CEMAAT bu işe çok sinirlenmiş, önde gelen isimlerinden biri İmamın Çocuğu ile buluşmuş.
Demiş ki:
“Biz bu Bakanın kim olduğunu biliyoruz.”
İmamın Çocuğu çok şaşırmış!.. Dayanamayıp sormuş:
“Nasıl bildiniz?”
*
GÜLEN cemaatinin önde giden ismi açıklamış:
“Nasıl bilmeyiz? O bakan, üç aydır bize düşman.
Aleyhimize konuşuyor. O Bakanın bize karşı kişisel bir husumeti var.”
*
İMAMIN Çocuğu “husumet”e takmış kafayı. Yapıştırmış soruyu:
“Pardon ama bir Bakan, neden bir cemaate karşı kişisel husumet duysun ki?”
*
CEMAATİN önde geleni cevap vermiş.
“Bakanın yaptığı bir yasa tasarısına karşı çıktık.”
Kim karşı çıkıyor?
Gülen cemaati...
Devam:
“Hem hükümet hem AKP bizim haklı olduğumuza kanaat getirdi.”
Kim haklıymış?
Gülen cemaati...
Kim haklı bulmuş?
AKP hükümeti.
Devam:
“Yasa tasarı değişti.”
Dikkat edin! Kim değiştirmiş yasa tasarısını?..
Gülen cemaati...
Devam:
“Bakan gururunun kırıldığını düşündü ve bu olayı kişisel husumete dönüştürdü. Uzun bir süredir hakkımızda tezvirat yapıyor.”
(Tezvirat: Yalan dolan uydurmak.)
*
BİNGO!..
İşte haber... İşte manşet...
*
ERTUĞRUL BEY’İN Ahmet’i, Ertuğrul Bey’in Hakan’ı manşeti veriyor.
İmamın Çocuğu diyor ki:
“Gülen cemaati, TBMM’den yasa çıkartıyor uyuma Ertuğrul Ağabey...”
Ertuğrul Ağabey’i ne yapıyor?
Uyuyor mu dersiniz?..
*
İDDİA:
Gülen cemaati hakkında tezvirat yapan:
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek.
Söz konusu yasa:
Terörle mücadele yasası.
Yasadan çıkartılan madde:
Silahsız terör örgütü tanımı maddesi.
(tercüman)
Fethullah Gülen grubunun destekçileri ve önde gelen sözcüleri Amerikan hükümetinin resmi yayın organlarında da yer bulmaya başladı. Amerikanın Sesi Televizyonu ve Radyosu Türkçe servisi önceki gün başlayan bir seri ile Fethullah Gülen hareketini tartışıyor.
(8 Mart 2006) - Amerikanın Sesi Radyosu’nun Türkçe servisi bir süredir yayınladığı program ile Fethullah Gülen grubunu işliyor. Programda önceki hafta Indiana üniversitesinde yapılan toplantıya katılan uzmanlarla söyleşiler yapılarak, Gülen grubunun çizgisi, Amerika ile ilişkileri, finans kaynakları irdelenmekte. Programın dün gerçekleşen bölümünde ABD Utah Eyalet Üniversitesi öğretim üyesi Hakan Yavuz konuk oldu
Mayıs-2000 de gerçekleşen ABD ziyaretinde Tayyip Erdoğan, orada yaşayan
Fethullah Gülen'le görüşmüş ve kuracakları partinin genel politika ve
projelerini konuşmuşlardı. Bu arada Erdoğan-Gülen arasındaki köprü görevini
eski radikal İslamcı yazar bilinen ve "Mekke Resullerin Yolu" gibi
kitaplarını şimdi inkar eden Ali Ünal yürütüyor, İstanbul Washington
arasında mekik dokuyor. Fethullah Gülen-Tayyip Erdoğan partisinin teorik
temellerinin hazırlanmasına Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru katkıda
bulunuyor... Ve yine Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı ve
İshak Alaton, Üzeyr Garih gibi Musevi iş adamlarına ödül dağıttığı
Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfının düzenlediği meşhur Abant Toplantılarında bu
yeni oluşumun siyasi zihniyet ve şahsiyetleri eğitilip yetiştiriliyordu.
Bugün AKP'de siyaset yapan Bülent Arınç, Ali Coşkun, Cemil Çiçek ve Prof.
Burhan Kuzu gibi isimler Abant Toplantılarını kaçırmıyordu...
MÜSTEŞARIN TALİMATI
AK Parti Hükûmeti kurulur kurulmaz ilk tepki, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, AK Parti Milletvekili Mehmet Elkatmış'tan geldi. Elkatmış, aynen şunları söyledi: "Başbakanlık Takip Kurulu'nun sicili bozuktur. Sadece varlığı bile insanları rahatsız ediyor ve Türkiye'de demokrasinin bulunmadığı şeklinde değerlendiriliyor. Ülkede yolsuzluk var, soygun var. Siz, sanki tek tehlike mevcutmuş gibi, sadece irtica ile mücadele amaçlı bir kurul oluşturuyorsunuz. Demek bu kurulu kuranları yolsuzluk ve soygun rahatsız etmiyormuş."
Elkatmış'ın ve çok sayıda AK Parti milletvekilinin karşı çıkmasına rağmen, Başbakanlık Takip Kurulu, insanları fişlemeye devam etti.
Son haftalarda ortaya çıkan bir gelişme bardağı taşıran damla oldu. Başbakanlık Takip Kurulu Başkanlığı'nı yürüten, Başbakanlık Müsteşarı Fikret Üçcan "İrticaî Unsurların Yurtdışı Faaliyetlerinin Önlenmesine Dair" 6 sayfalık bir talimat hazırladı. Bu talimatta, irticaî örgütlerin isimleri "Millî Görüş, Fethullah Gülen Cemaati, Kaplancılar, İBDC ve Süleymancılar" şeklinde tek tek sıralanıyor, irticaî yapılanmada, Millî Görüş, Süleymancı kesim ve Fethullah Grubu'nun diğerlerine göre daha yaygın ve etkin faaliyet gösterdiği iddia ediliyordu. Ayrıca, aralarında Jet-Pa, Kombasan, Endüstri Holding gibi kuruluşların bulunduğu "yeşil sermaye"nin yakın takibe alınması isteniyordu.
Başbakanlık Müsteşarı'nın bu talimat yazısından birkaç gün sonra Abdullah Gül, Milli Görüş ve Fethullah Gülen cemaatine ilişkin, tamamen ters mahiyetteki genelgeyi hazırladı.
Ve bütün bu gelişmelerden sonra, hükûmet Başbakanlık Takip Kurulu'nu sona erdirecek düğmeye bastı.
BAŞBAKANLIK TAKİP KURULU (BTK) NEDİR ?
İlk önceleri Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan ve sadece TSK içinde değil, diğer kamu kurumlarında da "irticai faaliyetlere" katıldıkları iddia edilenler hakkında işlem yapan Batı Çalışma Grubu, 28 Şubat sürecinin ardından 54. Necmettin Erbakan hükümetinin yıkılması, 55. Mesut Yılmaz hükümetinin kurulması ile birlikte Başbakanlık İrtica Takip ve Koordinasyon Kurulu haline geldi.
Başbakanlık Müsteşarı'nın başkanlık ettiği Kurul'a MİT Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Adalet, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı, Genelkurmay ve MGK'dan temsilciler katılıyor. Kurul ayda bir defa toplanarak, yapılan çalışmaları gözden geçiriyor.
Yılmaz hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevinde bulunan Yaşar Yazıcıoğlu bu kurulun oluşturulmasında başrolü oynadı. Aynı Yazıcıoğlu, 3 Kasım seçimlerinden önce AK Parti'den milletvekili adayı oldu. Ancak gelen tepkiler adaylığını engelledi.
Başbakanlık Takip Kurulu tarafından hazırlanan raporlar sonucu, 1997'de 2 bin 956 kişi, 1998'de ise 4 bin 420 kişiyi "irticai faaliyetlere katıldıkları" gerekçesiyle gözaltına alındı.
Başbakanlık Takip Kurulu tarafından hazırlanan raporlar sadece kamu görevlilerini değil, üniversitelerdeki öğretim görevlilerini de etkiledi.
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Alıntı:
Dgm'nin bilirkişi olarak atadığı Prof.Dr. Ali Şafak , Karatepe'yi aklayan bir rapora imza atanlar arasındadır.Şafak, Polis Akademisi'nde görevinin başındadır!
Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Fettullah dosyasında adı geçen bilirkişi kimi aklamıştı? RP'li eski Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe'yi!!! Ne demişti Karatepe?
‘‘Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki Başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. RP'li olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur...’’
O Karatepe şimdi ne yapar? AKP'den milletvekili aday adayı!!!
Allah Devlete, millete ve 4,5 yılda sadece saç rengini değiştirenlere hayırlı etsin!!!
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Şimdi bu polis akademisinden mezun olan polisler kolluk görevi yapacak, suç oluşturacak,Emniyette etkili görevlere gelecek, savcı buna göre dava açacak ben de yargı bağımsızdır diye bağıracağım öyle mi?
Ağlatmayın tanrı aşkına.
Yeraltı, yerüstüne çıktı, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleşti, kendilerinden olmayanları farklı senaryolarla suçlu ilan ediyorlar. Toplum uyuyor,uyutuluyor.
Uyaranları dinleyen yok.
Nuri Ok'tan Laiklik Vurgusu
"Dini değerleri Cumhuriyet değerleri ile yarıştırıyorlar"
TÜM HABERLER
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, laiklik uyarısında bulundu.
Nuri Ok, dini değerlerin Cumhuriyet değerleriyle yarıştırılmasının, dinci siyasal ideolojiyi hakim kılma amacına yönelik faaliyetler olarak algılandığını söyledi.
Yurtta düzenlenen Cumhuriyet mitinglerine ve kadınların katılımına dikkat çeken Ok, "Özellikle kadınların önderliğinde barış coşku ve heyecan içinde kararlılıkla bir dizi demokratik eylemin ortaya konulduğunu görmek gerçekten ülkemiz için çok önemli bir aşamadır. Kadınları kullanarak çağın reddettiği yaşam tarzı ve yönetim biçimini getirmek faaliyetlerine karşı önemsenecek demokratik bir hareket ve başarıdır." diye konuştu.
Dinsel ideolojinin köktendinci İslam ülkelerinde bile tepkiyle karşılandığını vurgulayan Ok, şöyle konuştu:
"İslami değerlerin çağdaş ve uygar bir toplum yaratma hedefindeki Cumhuriyet değerleriyle yarıştırılması, onun üstün kılınması gayretlerine, özgürlükleri dışlayan dinci siyasal ideolojiyi canlı tutma yayma ve hakim kılma amacına yönelik faaliyetler olarak algılandığını ifade etmek istiyorum. Dinsel ideolojinin köktenci İslam ülkelerinde bile tepki ve dirençle karşılaştığı bir dönemde bu faaliyetlerin başarı şansının hiç olmadığı ancak gerilim ve kutuplaşmalara yol açtığının görülmesi gerekir. "
Nuri Ok: Yargıya siyasi müdahale yolu açıldı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, yargıya siyasi müdahalenin yolunun açıldığını söyledi.
Nermin Yurteri
NTV
Güncelleme: 18:35 24 Temmuz 2005 PazarANKARA - Hakim ve savcı atamalarına ilişkin düzenlemeyi eleştiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, “Yargıya siyasi müdahalenin yolu açılmıştır” dedi. Köktendinci akımların etkinlik alanlarını genişlettiklerini öne süren Başsavcı, “Laik demokratik cumhuriyetin tehlike ile karşılaşmayacağı sanılmamalı” şeklinde konuştu.
Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği’nin dürüstlük ödülünü alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, törende yaptığı konuşmada sert mesajlar verdi.
Hiçkimsenin Anayasa’dan almadığı yetkiyi kullanamayacağını söyleyen Ok, “Siyasi partilerin bağımsız mahkemelere hükmetme düşüncesinin izahı mümkün değildir ” dedi. Başsavcı, hakim atamalarına ilişkin düzenlemeyi eleştirdi.
Ok, “Hakimin tarafsızlığını tehdit eden en önemli tehlike yargının siyasallaştırılması girişimidir. Yargıda kadrolaşmaya fırsat veren başka bir amaca hizmet etmeyen yasal düzenleme yapılarak, yargıya siyasi müdahalenin yolu açılmıştır” dedi.
OK: EN ÖNEMLİ KİRLİLİK, DİNİ SİYASETTE KULLANMAK
Nuri Ok “Türkiye deki en önemli kirlilik dini siyasette kullanmaktır” dedi.
Ok, “Siyasal İslam hedefinde köktendinci akımların tempolaranı yükselttilerini etkinlik alanlarını genişlettiklerini farketmemek imkansız. Bunun için sadece çevremize bakmak yeterli. Laik demokratik cumhuriyetin tehlike ile karşılaşmayacağı sanılmamalı” dedi.
‘YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE ALINAN ÖNLEMLER YETERSİZ’
Başsavcı, yolsuzlukla mücadele de gerekli önlemlerin tam olarak alınamadığına söyledi.
Ok, “Daha hiç girilmeyen dokunulmayan alanlar olduğunu siyasetçilerde biliyor. Siyasetin temiz yapılmadığı bir ülkede, toplumun temiz kalması da mümkün değildir” dedi.
BAŞOĞLU: TSK’DAN ÖNCE HERKES GÖREVİNİ YAPMALI
4. Ceza Dairesi Başkanı Ünal Başoğlu da, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinin en kritik dönemini yaşadığını öne sürdü.
Başoğlu, “Atatürk’ün emanetini korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nden önce herkesin görevini yapmasını tavsiye ediyorum” dedi.
Konya Milletvekili Atilla Kart, sadece kadro artırılmasıyla asayişe müessir olayların önlenemeyeceğini söyledi.
Hükümetin, kamuda yapılaşmayı öngören her yasal düzenlemeyi kadrolaşmak için kullandığını iddia eden Kart, Emniyet teşkilatında da cemaat-tarikat ilişkisine dayanan yapılaşmaya gidildiğini, meslekte yükselmede kıdem ve liyakat yerine bu tür ilişkilerin dikkate alındığını ileri sürdü.
Re: "Sosyal Dokumuzda Tahribat Var"
Bu kadrolarla polis akademisinden mezun olan polisler, kolluk görevi yapacak, üst görevlere yerleşeceek, savcı bu belgelerle,delillerle dava açacak, hakim bu delillerle karar verecek ben de yargı bağımsızdır diye bağıracağım.
Ağlatmayın tanrı aşkına.
Yeraltı, yerüstüne çıktı, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleşti. Uyaranlar dinlenmiyor, halkım uyuyor.
Nuri Ok'tan Laiklik Vurgusu
"Dini değerleri Cumhuriyet değerleri ile yarıştırıyorlar"
TÜM HABERLER
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, laiklik uyarısında bulundu.
Nuri Ok, dini değerlerin Cumhuriyet değerleriyle yarıştırılmasının, dinci siyasal ideolojiyi hakim kılma amacına yönelik faaliyetler olarak algılandığını söyledi.
Yurtta düzenlenen Cumhuriyet mitinglerine ve kadınların katılımına dikkat çeken Ok, "Özellikle kadınların önderliğinde barış coşku ve heyecan içinde kararlılıkla bir dizi demokratik eylemin ortaya konulduğunu görmek gerçekten ülkemiz için çok önemli bir aşamadır. Kadınları kullanarak çağın reddettiği yaşam tarzı ve yönetim biçimini getirmek faaliyetlerine karşı önemsenecek demokratik bir hareket ve başarıdır." diye konuştu.
Dinsel ideolojinin köktendinci İslam ülkelerinde bile tepkiyle karşılandığını vurgulayan Ok, şöyle konuştu:
"İslami değerlerin çağdaş ve uygar bir toplum yaratma hedefindeki Cumhuriyet değerleriyle yarıştırılması, onun üstün kılınması gayretlerine, özgürlükleri dışlayan dinci siyasal ideolojiyi canlı tutma yayma ve hakim kılma amacına yönelik faaliyetler olarak algılandığını ifade etmek istiyorum. Dinsel ideolojinin köktenci İslam ülkelerinde bile tepki ve dirençle karşılaştığı bir dönemde bu faaliyetlerin başarı şansının hiç olmadığı ancak gerilim ve kutuplaşmalara yol açtığının görülmesi gerekir. "
Nuri Ok: Yargıya siyasi müdahale yolu açıldı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, yargıya siyasi müdahalenin yolunun açıldığını söyledi.
Nermin Yurteri
NTV
Güncelleme: 18:35 24 Temmuz 2005 PazarANKARA - Hakim ve savcı atamalarına ilişkin düzenlemeyi eleştiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, “Yargıya siyasi müdahalenin yolu açılmıştır” dedi. Köktendinci akımların etkinlik alanlarını genişlettiklerini öne süren Başsavcı, “Laik demokratik cumhuriyetin tehlike ile karşılaşmayacağı sanılmamalı” şeklinde konuştu.
Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği’nin dürüstlük ödülünü alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok, törende yaptığı konuşmada sert mesajlar verdi.
Hiçkimsenin Anayasa’dan almadığı yetkiyi kullanamayacağını söyleyen Ok, “Siyasi partilerin bağımsız mahkemelere hükmetme düşüncesinin izahı mümkün değildir ” dedi. Başsavcı, hakim atamalarına ilişkin düzenlemeyi eleştirdi.
Ok, “Hakimin tarafsızlığını tehdit eden en önemli tehlike yargının siyasallaştırılması girişimidir. Yargıda kadrolaşmaya fırsat veren başka bir amaca hizmet etmeyen yasal düzenleme yapılarak, yargıya siyasi müdahalenin yolu açılmıştır” dedi.
OK: EN ÖNEMLİ KİRLİLİK, DİNİ SİYASETTE KULLANMAK
Nuri Ok “Türkiye deki en önemli kirlilik dini siyasette kullanmaktır” dedi.
Ok, “Siyasal İslam hedefinde köktendinci akımların tempolaranı yükselttilerini etkinlik alanlarını genişlettiklerini farketmemek imkansız. Bunun için sadece çevremize bakmak yeterli. Laik demokratik cumhuriyetin tehlike ile karşılaşmayacağı sanılmamalı” dedi.
‘YOLSUZLUKLA MÜCADELEDE ALINAN ÖNLEMLER YETERSİZ’
Başsavcı, yolsuzlukla mücadele de gerekli önlemlerin tam olarak alınamadığına söyledi.
Ok, “Daha hiç girilmeyen dokunulmayan alanlar olduğunu siyasetçilerde biliyor. Siyasetin temiz yapılmadığı bir ülkede, toplumun temiz kalması da mümkün değildir” dedi.
BAŞOĞLU: TSK’DAN ÖNCE HERKES GÖREVİNİ YAPMALI
4. Ceza Dairesi Başkanı Ünal Başoğlu da, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinin en kritik dönemini yaşadığını öne sürdü.
Başoğlu, “Atatürk’ün emanetini korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nden önce herkesin görevini yapmasını tavsiye ediyorum” dedi.
Milletvekili Atilla Kart, sadece kadro artırılmasıyla asayişe müessir olayların önlenemeyeceğini söyledi.
Hükümetin, kamuda yapılaşmayı öngören her yasal düzenlemeyi kadrolaşmak için kullandığını iddia eden Kart, Emniyet teşkilatında da cemaat-tarikat ilişkisine dayanan yapılaşmaya gidildiğini, meslekte yükselmede kıdem ve liyakat yerine bu tür ilişkilerin dikkate alındığını ileri sürdü.
yıl 2001
İstanbul’da Vali Çakır’la Emniyet Müdürü Abanoz arasındaki atama gerginliğinin tarikat çatışmasından kaynaklandığı ve çatışmanın siyaseti de içine alarak büyüdüğü ortaya çıktı.
Daha binlerce haber okuyunuz