-
SÖYLEMEYE ZAMANI OLMAYANLARA ...
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım...
''Sana ihtiyacım var, gel!'' diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana ''git'' dediğimde anladım...
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek.
"Git" dediklerinde, gittiğimde anladım...
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım...
Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş.
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım...
Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım...
Sevgi emekmiş.
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
CAN YÜCEL
-
Mutlu Aşk Yoktur
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da
Louis Aragon
-
Basit Yaşayacaksın
Basit yaşayacaksın. BASİT
Mesela susayınca su içecek kadar basit...
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin
'seni seviyorum' gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana...
Basit, sıcak bir öpücük;
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin,
tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
öpücük için yiyeceksin hayatinin dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın
hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen sure;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
yolculuklara çıkman arasında geçen sure.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak:
Kaf Dağı#8217;nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz ask romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada,
parmakların en kıymetli çatalın.
Yine, ayni parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir 'fa diyez'in mutluluğunu.
Makyajı ilk 'a' sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
'Bilmiyorum' diyebileceksin bilmediğinde ve
Çok normal olacak 'onu da' bilemeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir 'istemiyorum' diyebilmeye,
Ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak 'bilgini' en hızlı 'sayan'.
Basit yasayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...
Nazım Hikmet Ran
-
BİR BULUT ÇİZ
bir bulut çiz yüregimin göğüne
bir bulut sevdalı mı sevdalı olsun
varsın yağmur yüklü olmasın
bir çift göz koy orta yerine yeter
koy ki
bu yürek hep sana ağlasın
yanına bir güneş koy nar gibi
bir güneş kor mu kor olsun
koy ki
bu yürek hep ateşinde yansın
biraz hüzün serpiştir ve biraz mavi
efil efil esen bir rüzgarı unutma
burcu burcu seni esen dep-deli
birde bir yıldız koy yüreğimin
sonsuzluğuna
koy ki
bu yürek hep seni özlesin hep seni
arasın
ve birde çizebilirsen eğer
bir yalan koy çocuksu mu çocuksu
bir yalan şöyle pes-pembe olsun
koy ki
bu yürek hep sana kansın sana
aldansın
HAYDAR CANPOLAT
-
Kurak yerde bir çiçek
Nasıl susuz yaşarsa
Nasıl bir damla yağmur için
Boynu bükük bakarsa
Ben öyle susuz ve aç
Senden sevgi umdum
Boş avuçlarımı hep
boş yumdum
-
Gittim, varlığından habersizdim.
Benim olanla yetinip, olmayanı azat ettim.
Aradım, bulamadığım her neyse...
Sevdim, onca insan, onca şey...
Hala eksiktim!
Ne gün, ne ay değildi geçen,
Ne hasret, ne gurbet değildi yakan,
Her yağmurdan sonra toprak kokardı içim...
Soğuktan değildi titreyişim...
Döndüm!
Yokluğundan habersizdim.
Görmediklerim değildi özlediklerim...
Göremeyeceklerimdi.
Artık söylenmeyen güzel şarkılar gibi...
Hatırı kalmamış kahve,
Edeni bulunmayan güzel bir söz gibi...
Horlanmış, unutulmuş...
Bir varmış, bir yokmuş değildin ki,
Özledim!
Peşi sıra dün oluyor yaşadığımız her an...
Mesafeler sorun değil; en büyük derdimiz zaman.
Daha dün karşımdaydı, mahcup, hınzır gülümsemen...
Avuçlarımdaydı ellerin...
Gözlerin orman, nefesin toprak...
Dosttan öte, sevgiliden uzak...
Vazgeçilmezdin!
Zamanın dindiremediği acılarını, gelip geçici sevinçlerle avuturken yüreğin; kapanmış sayarsın yaralarını...
Gerçek kadar çırılçıplak, çirkin değildir yalanlar; göz kamaştırırlar.
Oysa, ne yaralar kabuk bağlar çabucak, ne kırılan kaynar.
Öfke, en çok öfkelenene kıyar.
Gidenler bizden değildir döndüklerinde...
Kalanlar, gitmeyi düşleyenlerdir çoğu zaman...
Sevenler mükafat ister, sevilmeyenler merhamet...
Birden fark edersin. Yüreğini titreten içli şarkılar çalmaz olur; pikaplarda, radyolarda...
Tedavülden kalkar sevdiğin bir sürü şey...
Kalın bir sis perdesi örter çocukluğunu...
Ne gelecek senindir, ne geçmiş; bugününe sahip çıkan özlemdir.
Fotoğraflara bakarken, yüzünde beliren hazin bir gülümsemedir mutluluk...
Yılları sayan parmaklarının titremesidir, zamanın su gibi aktığını hatırlatan...
Geçip giden gemilere özlemle bakan, ıssız bir liman gibidir yalnızlığın...
Terk edilmişlik yüreğinde başlar önce...
Yakandan düşsün istersin hayat...
Ben ki,
Bahçemde sarı güller,
Yanımda sen düşledim hiç farkında olmadan...
Yıllar geçirdim ararken,
Bir ana sığdı bulduğum...
Bu yüzden "keşke"li tüm cümlelerim!
Nazan Danacıoğlu
16/9/2006
-
EVRENİ SEVMEK Kİ..
Aç mısın kardeşim, gel olanı bölüşelim,
Ama şiirlerimle seni doyuramam ki;
Ta, yıldızlara değin uzansa bile elim,
Daha ötelerine, daha.. Buyuramam ki.
İnsanı insan diye sevmişim, hep severim;
Ve onu tanrılara karşı bile överim.
Ben bütün bir evreni sevmişim; alın terim
Var evrende; öz, üvey diye ayıramam ki.
Güzellikleri alır satarım, gelişim bu.
Güzel tellalıyım ben; alan var mı? Neşem bu.
Güzel'le yüceltirim insanlığı, işim bu,
Çirkini, kabayı ve hamı kayıramam ki.
İnsanoğulluğunu kulluk diye almışın,
Düşüncenin orakla biçilmesine karşın.
Bir geleceğin dulda düşlerine dalmışın;
Bu derin aldanıdan seni uyaramam ki.
Kim zafere erecek? Zafer ne?
Bir akşamda Güneşi bağlamaksa geceye karşı, ya da
Haykırmaksa, gür.. Varım, bir güldür açan, ama
Kini bir hançer gibi kından sıyıramam ki.
Hep Tanrı mı gerek, ey tapınağı dünyanın,
Özgürlükler üstünde?... Bir yüce aramanın
Yıldızsal kulesinden sesleniyorum: kalkın!
Duyuramam ki ama beni, duyuramam ki...
Ahmet Muhip Dranas
( 1908 - 1980 )
-
SEN
Güne başlıyorum; sen...
Gramafonda senden kalma bir şarkı.
Ben balkondayım.
Senin hazırladığın bahçeye
Senden kalma ezgilerle yönelmişim.
Senin ektiğin çiçeklere seni anlatıyorum.
En son senin girmene izin verdiğim yatak odamda
Senden kalma bir koku arıyorum, kokluyorum, kokluyorum,
İçime seni çekiyorum
Bir anda sen doluyorum.
Ben, ben değilim artık!
Başka tenlere dokunduğumda irkiliyorum.
Vakit kaybetmeden hiç
Atıyorum kendimi sokaklara.
Alkolde almadım ki hiç hayatımda,
Çayla kafa bulmaya çalışıyorum.
Derken hava kararıyor usulca.
Sarıyor akşama dair bir ürperti içimi.
Zaman durmuyor,
Saat 23.59 oluyor
Ve sana dokunamadan bir gün daha geçiyor.
Korkuyorum!
Sensiz o yatağa girmek her gece yeniden ölmek gibi.
Her gece ayrı bir koltukta sızmam bu yüzdendir belki.
Bu yüzdendir belki rüyalarımda dahi seni yaşamam,
Seni görebilmek için uyumam bu yüzdendir belki.
Sahtekar birkaç saniye ile kendimi avutuyorum.
İsyanım yalnızlığıma değil, sensizliğime.
Belki bu yüzdendir öykünmelerim hayata,
Belki bu yüzdendir yakarışım Yaradan'a.
Hatta,
Belki de sadece bu yüzdendir
Şiir yazma, her şiirde seni anma,
Her solukta seni yaşama...
-
DAKTİLO
Bana pek sert vurmuşlar bir yerlerim ağrıyor
Ya günboyu bastıran bir uyku
Sevincin sesi çıkmıyor.
Evlerinin önü çeşme, sularım alınıyor
Bu çok tuzlu çöreği hangi kalpsiz yedirdi
Bağrım fena yanıyor.
Kimlerin elinde, herkes benden biliyor
Ne hoyrat kullanmışlar
Sevincin sesi çıkmıyor
(Behçet Necatigil, 1965)
-
Disconnected
ben sana nasıl anlatayım be güzelim şimdi
her vuruşta sandalın yanağına
dalgaların çıkarttığı sesi gece boyu
ay ışığının çalkantısında
misinanın ucuna bağlamayı umudu
tüp lambasının denizi yeşile boyayan aydınlığını
iyot kokusunu
tuz sızısını
yakamoz parıltısını
ben sana nasıl anlatayım be güzelim
zargananın kırıtarak suyun sırtında gezintisini
yem oluşunu yemlenmeye gelen istavritin
livarın toplama kampına benzediğini
uzak tarlalarda yakılan anızın sıcaklığını
karanlıkta giden gemilerin yönünü bulmayı
olta lüferinin ağ lüferinden farkını
nasıl anlatayım ben sana güzelim be şimdi
küçük ayının büyük ayıdan korkmadığını
kutup yıldızının hiç üşümediğini kuzeyde
bulutların içip içip kendi aralarında kavga ettiklerini
martıların yüzlerini niçin rüzgâra döndüğünü
şimdi ben sana nasıl anlatayım be güzelim
deniz kestanesinin dikenini çıkartmanın usulünü
oturmuş bütün gün web sayfası çeviriyorsun
sizin internet sitesinin bekçisi
versen sigarayı
bayram etmez ki
bizim yazlık sitenin bekçisi hüseyin gibi
Uğur KOÇLU
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/31/yazar/altan.html den...