Kategoriler: Gazeteler

TÜRKİYE'NİN FİNANS DURUMUNUN GÜNCEL HUKUKİ GELİŞMELER EŞLİĞİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

Türkiye’nin borçlanma durumundaki güncel sıkıntısını anlamak için Credit Default Swap (CDS) dediğimiz Kredi Risk Primi üzerinden bir inceleme yapabiliriz. CDS değeri alınan bir kredinin geri ödenmeme riskini tespit etmek ve bu riske karşı kredinin sigortalanması için kullanılan değerdir. Faiz doğası itibarıyla alacaklının geri ödememe riskini içeren bir risk primidir. Alacaklı, kredinin olası geri ödenmeme riskine karşı verdiği borcu sigorta eder, bu sigorta işlemi ve sigorta için belirlenen bedel ise kredi risk primine tekabül eder. Kredi risk primi ifade edilirken her %1 faiz oranı 100 baz puana tekabül eder. Kredi risk priminin 100 olması durumda borç için beklenen faiz oranının %1 olduğu varsayılır.

Türkiye’de 2010 yılından bu yana en fazla 500 seviyelerini gören Kredi Risk Primi şu an 728 seviyelerinde. Bu duruma etki eden bir çok ekonomik sebep var ancak bunu etkileyen etmenlerden bir tanesi de Türkiye’nin şu anda ekonomiyi kurallarına göre ve hukuki düzlemde idare etmeyip siyasi görüşe göre yönettiği düşüncesi de etkenler arasında yer alıyor.

Finans alanındaki son hukuki düzenlemelere de baktığımızda Türkiye’nin borçlanma konusunda yaşadığı sıkıntıyı anlayabiliriz. ‘Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ adlı teklif Ocak ayında TBMM’de görüşülmekteydi. Bu Teklifin birinci maddesiyle Merkez Bankası Kanunu’nun 40’ıncı maddesine, “Banka nezdinde bulunan yabancı ülke merkez bankalarına ait para, alacak, mal, hak ve varlıklar haczedilemez, üzerlerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulamaz” fıkrası ekleniyor. Bunun gerekçesi olarak da “Maddeyle merkez bankaları arasında kurulan ilişkilerin işin gerektirdiği diplomatik hassasiyet ve ekonomik güven temelinde yürütülmesini teminen diğer merkez bankalarının Banka nezdindeki para, alacak, mal, hak ve varlıklarının haczedilmemesi amaçlanmaktadır.” İfadeleri yer almış. Bu ifadelerden ülkemize borç vermek isteyen veya şu an Merkez Bankamızda SWAP yoluyla parası bulunan ülkelerin birtakım endişeleri neticesinde böyle bir hazırlık yapıldığı akıllara geliyor.

13 Mayıs 2022 tarihli Resmi Gazete’de 5552 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile söz konusu durum TCMB A.Ş. Esas Mukavelesine eklendi. Kararda “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketi Esas Mukavelesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar”ın yürürlüğe konulmasına, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 16 ncı maddesi gereğince karar verilmiştir.” ifadeleri yer aldı. Söz konusu madde aşağıdaki şekilde eklenmiştir.

MADDE 1- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketi Esas Mukavelesinin 40 ıncı maddesinin (III) numaralı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“e) Banka nezdinde bulunan yabancı ülke merkez bankalarına ait para, alacak, mal, hak ve varlık haczedilemez, üzerlerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulamaz.”

Bugüne kadar daha çok söylemlerde yer alan ekonomik darlık ifadelerinin yasal düzenlemelerle de resmiyete ve hukuki zemine dahil edilmiş olması da ekonomik açıdan zor bir dönem geçirdiğimizi gösteriyor. Söz konusu madde hukuki düzenlemelerimizde de ekonomik şartlardan dolayı yabancı ülkelerin isteğiyle hareket ediyor ve kendimizden önce onları güvene alan kararlar çıkartıyoruz düşünceleriyle yoğun eleştiri topladı.

Ülkemize dışardan sıcak para sokabilmek için yapılan çalışmalardan olan gayrimenkul satın alınması ile istisnai yolla Türk vatandaşlığının kazandırılmasına da eleştiriler giderek artmaya başladı. Özellikle büyük şehirlerdeki konutlara vatandaşlık kazanmak amacıyla yabancılardan yoğun talep gelmesiyle ev fiyatları çok yükseldi. Ve ekonomik şartların zorlaşmasına ek bir sebep oldu. Türk vatandaşları ev bulmakta ve büyük şehirlerde barınmakta zorlanıyorken mevcut konutların yabancılara satılması oranı giderek artıyor ve önemli endişelere yol açıyor. Buna rağmen sorunu çözecek derecede önlemler alınmış değil.

13 Mayıs 2022 tarihli Resmi Gazete’de Türk Vatandaşlığı Kanununda 5554 Sayılı Karar ile Değişiklik vasıtasıyla 250 bin Amerikan Doları vererek Gayrimenkul satın alınması yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılması şartı 400 bin Amerikan Dolarına yükseltildi. Ancak bu da önemli bir çözüm olmamakla beraber değeri 400 bin dolar altında olan konutların vatandaşlığın kazanılmasını sağlaması amacıyla 400 bin dolar fiyatına arttırılmasına yol açtı.

Kanaatimce Türk Vatandaşlığının Kazanılması yolu ile ülkemize döviz sokulmak isteniyorsa bu durum basit bir şekilde Gayrimenkul satarak değil de piyasaya veya ülkemizdeki yatırım araçlarına yönlendirilmesini daha da çok teşvik edecek ve piyasayı canlandıracak paranın sokulmasını sağlayacak hukuki düzenlemelerle sağlanabilir. Özellikle son yıllarda yabancı yatırımcının ülkemiz borsasından çıkışı göze çarpıyor. 2019 yılında Borsa İstanbul yabancı oranı %65 seviyelerindeyken 2022 yılında %37 seviyelerinde yer alıyor. Söz konusu orana son yıllarda yerli yatırımcının giderek artması da etki etse de yabancı yatırımcının borsamızdan ayrılması asıl etken. Bu teşvik yoluyla hem durgun piyasa canlandırılabilir hem de gayrimenkule vatandaşlık kazanmak amacıyla yoğun talep gösteren yabancılardan dolayı konut fiyatlarının bu denli artmasına biraz olsun engel olunabilir.

Stj. Av. Oğuz ÇETİN

ADHOC Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Orijinal haber kaynağı için; Hukuki Haber

Benzer haberler: