Kategoriler: Gazeteler

Tarımsal Amaçlı Hak Sahipliğinin İptali Nedeniyle Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edilmesi

Olaylar

Başvurucuların murisine göçebe ailelerden olması nedeniyle İskân Komisyonunca (Komisyon) 30/5/1995 tarihinde tarımsal olarak iskân edilmek amacıyla hak sahipliği verilmiştir. 31/1/2012 tarihinde ise başvurucuların murisinin 1/9/1980 tarihinden itibaren sosyal güvenlik kaydının bulunduğu gerekçesiyle hak sahipliği iptal edilmiştir. Başvurucuların anılan işlemin iptali talebiyle açtıkları dava, mahkemece kabul edilmiştir. Davalı idarenin istinaf talebini inceleyen bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını başvurucuların murisinin başvuru ve hak sahipliği karar tarihinden önce 1/9/1980 tarihinden beri Sosyal Sigortalar Kurumu kaydının bulunduğu, dolayısıyla yerleşik hayata geçtiği ve göçebe vasfını yitirdiği, bu nedenlerle hak sahipliğinin mevzuata uygun olarak elde edilmediği gerekçeleriyle kaldırarak davanın reddine karar vermiştir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Bakanlık) tarafından başvurucular aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davasında, Komisyon kararı ile başvuru konusu hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle başvuru konusu taşınmazın başvurucular adına tesciline ilişkin işlemin hukuki dayanağın ortadan kalktığı belirtilerek söz konusu taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescili talep edilmiştir. Asliye hukuk mahkemesince davanın reddine karar verilmesi üzerine Bakanlık temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay hükmün onanmasına karar vermiş, davacı idarenin karar düzeltme talebini de reddetmiştir.

İddialar

Başvurucular, uzun zaman önce idare tarafından verilen tarımsal amaçlı hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Somut olayda idare daha başlangıçta başvuru şartlarını ve dayanaklarını sarih olarak ortaya koymalı, başvurucuların da hukuka uygun başvuru şartlarını yerine getirmelidir. Bu doğrultuda belirtmek gerekir ki iskân edilebilme bakımından ilk şart başvurucuların göçebe olmasıdır. Ancak göçebe tanımına başvuru tarihinde yürürlükte olan 2510 sayılı mülga Kanun’da ve İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği’nde yer verilmemiştir.

Mevcut başvuruya konu olayda 16/7/1994 tarihinde Komisyona yapılan başvuru yaklaşık on ay sonra 30/5/1995 tarihinde karara bağlanmıştır. İdarenin bu on aylık süre içinde denetim görevini yerine getirmesi için yeterli zamanının olduğuna dikkat çekmek gerekir. Buna karşın idare bu denetim görevini başvuruyu kabul ederken yapmamış, yaklaşık on yedi yıl sonra yaptığı denetim sonucunda 31/1/2012 tarihinde hak sahipliğinin iptaline karar vermiştir.

İdari işlemin hangi şartlarda geri alınabileceğine dair Danıştay içtihadının yerleşik ve istikrarlı nitelikte olduğu anlaşılmıştır. Bu çerçevede Danıştayın tarımsal hak sahipliği belgesinin iptali durumunda uyuşmazlığın nasıl çözümleneceğine dair benzer başvurularla ilgili içtihadının da süreklilik kazandığı görülmüştür. Danıştay içtihadında, hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşik bir durum ya da hukuki statü doğmuş ise bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan hâlleri ile malul olması durumunda her zaman geri alınabileceği belirtilmiştir. Buna göre kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hâllerinde idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde idari işlem iptal edilebilir. Bununla birlikte aksi durumda hak doğuran idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği, bu sürenin geçmesi hâlinde ise idareye güven ve idari istikrar prensipleri gereğince bu tür idari işlemlerin yapay bir kesinlik kazanacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılanların hak sahibi yapılması yönünde alınan Komisyon kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemlerin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.

Somut olayda ise idarece aradan yaklaşık on yedi yıl geçtikten sonra idari işlemin iptal edilmesine rağmen bölge idare mahkemesince idari işlemin geri alınma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yerleşik Danıştay içtihadında belirtilen ilkeler çerçevesinde tartışılmadığı görülmüştür.

Bunun yanında kanun koyucunun benzer ihtilafların ortaya çıkmasını önleme amacıyla yaptığı düzenlemeye de işaret etmek gerekir. Nitekim 12/7/2013 tarihinde 5543 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında 2510 sayılı mülga Kanun’a göre hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmaksızın devam edeceği düzenlenmiştir. Aynı konuyla ilgili olarak açılan tapu iptali ve tescili davalarına ilişkin adli davalarda ise Yargıtay hak sahipliği belgesinin iptali neticesinde tapuya yapılan tescilin doğrudan yolsuz tescil durumuna gelmeyeceğini değerlendirerek hak sahipleri aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davalarının reddine karar verilmesi gerektiğini açıklamıştır.

Sonuç olarak bölge idare mahkemesince başvuruya konu olaya benzer davalarda verilen, Danıştayın istikrar kazanmış yerleşik içtihadının aksine karar verilmesine rağmen bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir haklı nedenlerin olayın koşullarında ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklanmaması yargılamayı hakkaniyetli olmaktan çıkarmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

A. T. VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/22125)

 

Karar Tarihi: 29/9/2022

R.G. Tarih ve Sayı: 1/12/2022 – 32030

 

GENEL KURUL

 

KARAR

 

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

Hicabi DURSUN

 

 

Muammer TOPAL

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Recai AKYEL

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

Basri BAĞCI

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Kenan YAŞAR

Raportör

:

Mahmut ALTIN

Başvurucular

:

1. A.T.

 

 

2. C.D.

 

 

3. F. D.

 

 

4. H. T.

 

 

5. M.T.

 

 

6. N.A.

 

 

7. R.B.

 

 

8. V.T.

Başvurucular Vekili

:

Av. İsmail DEMİRDÜZEN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uzun zaman önce idare tarafından verilen tarımsal amaçlı hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

7. Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın Arka Planı

9. Başvurucuların murisine 16/7/1994 tarihli başvurusu üzerine göçebe ailelerden olması nedeniyle Hatay Valiliği Mahallî İskân Komisyonunca (Komisyon) 30/5/1995 tarihinde tarımsal olarak iskân edilmek amacıyla hak sahipliği verilmiştir.

10. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 19/10/2010 tarihli raporda, başvurucuların murisinin 1/9/1980 tarihinden itibaren başlayan sosyal güvenlik kaydının bulunduğu, bu nedenle hukuki durumunun 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılı mülga İskân Kanunu’nda yer alan göçebe tanımına uymadığı tespit edilmiştir. Akabinde başvurucuların murisinin tarımsal amaçlı iskân için öngörülen koşulları taşımadığı gerekçesiyle 31/1/2012 tarihinde, hakkındaki hak sahipliği kararı iptal edilmiştir.

B. Başvuru Konusu İptal Davası Süreci

11. Başvurucular 3/5/2016 tarihinde işlemin iptali talebiyle Hatay İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkemece 3/5/2017 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

12. Kararın gerekçesinde;

i. Başvurucuların murisinin hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme bulunmadığı, işlemlerin genelgeye göre tesis edildiği açıklanmıştır.

ii. Başvurucuların murisinin hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi başvurucuların murisinin ibraz ettiği belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı ifade edilmiştir.

iii. Öte yandan 2510 sayılı mülga Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

iv. Netice itibarıyla başvurucuların murisinin hak sahibi yapılmasına ilişkin Komisyon kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasının idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.

13. Davalı idare, istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) davalı idarenin istinaf talebini kabul etmiş ve 28/2/2018 tarihinde istinaf talebine konu kararı kaldırarak kesin olarak davanın reddine karar vermiştir.

14. Kararın gerekçesinde;

i. Konuyla ilgili düzenlemeler belirtildikten sonra yerleşik duruma geçerek herhangi bir işle uğraşanların göçebe olarak değerlendirilemeyecekleri ve üretici vasfını kazanmaları nedeniyle hak sahibi olarak kabul edilemeyecekleri açıklanmıştır.

ii. Başvurucuların murisinin göçebe statüsündeki hak sahipliğinin idari istikrar ve idareye güven ilkeleri uyarınca korunabilmesinin bu hakkın ancak mevzuata uygun olarak elde edilmesi hâlinde mümkün olacağı ifade edilmiştir.

iii. Başvurucuların murisinin hak sahipliği kararı ve başvuru tarihinden önce Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) kaydının bulunduğu, dolayısıyla yerleşik hayata geçtiği ve göçebe vasfını yitirdiği, bu nedenle hak sahipliğinin mevzuata uygun olarak elde edilmediği belirtilmiştir.

15. Başvurucular 26/6/2018 tarihinde temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz talebini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, 10/7/2018 tarihinde istinaf kararının kesin olduğunu belirterek temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.

16. Başvurucular 20/7/2018 tarihinde temyiz isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin karara karşı temyiz talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesince başvurucuların posta ücretini yatırmadığı tespit edilmiş ve bu eksikliğin tamamlanması için başvuruculara 20/9/2018 tarihli müzekkere yazılmıştır. Eksikliği tamamlama yazısı 26/9/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmesine rağmen başvurucular eksik kalan posta ücretini tamamlamamıştır. Bunun üzerine Bölge İdare Mahkemesi 9/11/2018 tarihinde posta ücreti eksikliğinin giderilmediği gerekçesiyle temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına karar vermiştir.

17. Bölge İdare Mahkemesinin istinaf incelemesine ilişkin kesin nitelikteki 28/2/2018 tarihli kararı başvurucular vekiline 12/6/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucular vekili 10/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Tapu İptali ve Tescili Davası Süreci

19. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başvurucular aleyhine 15/1/2015 tarihinde Reyhanlı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescili davasında, Komisyon kararı ile başvuru konusu hak sahipliği kararının iptal edilmesi nedeniyle başvuru konusu Reyhanlı ilçesi Amikovası köyü 210 parsel sayılı taşınmazın başvurucular adına tesciline ilişkin işlemin hukuki dayanağın ortadan kalktığı belirtilerek söz konusu taşınmazın Maliye Hazinesi adına tescili talep edilmiştir.

20. Reyhanlı Asliye Hukuk Mahkemesince 3/12/2015 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, ilgili Komisyonun benzer kararlarına karşı idari yargıda iptal davaları açıldığı ve Danıştayın bu davalara ilişkin bozma kararlarının olduğu açıklanmıştır. Esasen bu hak sahipliğini kazanmaya yönelik olarak kimlerin hangi şartlar altında göçebe sayılacağına dair açık, net ve kesin bir düzenlemeye yer verilmediğinden sigorta kaydının olmasının hak sahipliğini engelleyeceği kabulünün idarenin işlemlerinin güvenilirliğini, somut, belirli, genel ve kamu düzenini sağlayıcı istikrar ilkeleriyle uyuşmadığı ifade edilmiştir.

21. Davacı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesince 20/6/2019 tarihinde hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davacı idarenin karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından 13/9/2021 tarihinde reddedilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

22. Olay tarihinde yürürlükte olan 2510 sayılı mülga Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Muhacir ve mültecilerle göçebelerin ve gezginci çingenelerin yurt içinde yerleştirilmeleri; Türk kültürüne bağlılık ve nüfus oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amaciyle Bakanlar Kurulunca yapılacak programa uygun olarak İçişleri ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca tertiplenir.”

23. 2510 sayılı mülga Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

“İskan bir aileye, nüfus ve ihtiyacına göre oturacak ev veya ev yeri, sanatkarlara ve tüccarlara ayrıca geçim getirecek dükkan veya mağaza yahut bu gibi yapı veya yeri ve mütedavil sermaye; çiftçilere de ayrıca kafi toprakla çift hayvanı, alat ve edevatı, tohumluk, ahır ve samanlık veya yeri vermekle yapılır.

 (Ek fıkra: 18/6/1947-5098/5 md.) İskan edilecek her aileye nüfuslarına göre dağıtılacak çeşitli toprak miktarı ve dağıtış şekli Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca hazırlanıp Bakanlar Kurulu tarafından tasdik edilecek bir cetvelle tesbit olunur.”

24. 2510 sayılı mülga Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Hükümetçe iskan edilenlere borçlu veya borçsuz olarak iskan yoluyla verilen gayrimenkuller on yıl süre ile hiç bir suretle satılamaz, bağışlanamaz, terhin edilemez, haciz olunamaz. Tapularına o yolda kayıt düşürülür.”

25. 2510 sayılı mülga Kanun’un 49. maddesi şöyledir:

“Bu kanunun icra sureti tüzük ve yönetmelikler ile tayin olunur. Hükümetçe iskan edilenlerle bütün muhacir ve mültecilerin bu kanundaki muafiyetlerden istifade etmek üzere ne yolda hareket edecekleri bu tüzükte gösterilir.”

26. 2510 sayılı mülga Kanun’un uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan ve 9/11/1989 tarihli ve 20337 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“….

İskânını talep eden, ilânın bitiminden en geç 30 (Göçebelerde 180) gün içinde ikametgah ilmühaberi, meşruhatlı nüfus kayıt örneği, (Göçebelerde göçebe belgesi, konaklama belgesi, meşruhatlı nüfus kayıt örneği) ile birlikte bağlı olduğu Kaymakamlık veya Valiliğe dilekçe ile müracaat etmek mecburiyetindedir.

Süresi içinde müracaat etmeyenler, haksahipliğine esas bilgi ve belgeleri vermeyenler veya müracaat süresi içinde iskân isteyip sonradan vazgeçenler iskân haklarını kaybetmiş sayılırlar. Haksahiplik listesi ilân edilmeden önce belgelendirilmiş (hastalık, askerlik, tutukluluk ve benzeri) mecburi haller saklı tutulur.

…”

27. Yönetmelik’in “İskân Edilenlerin Hayat Seviyesinin Tespiti” başlıklı 19. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Tarımda iskân edilenlerden ilk mahsulü almış olanlar, bir sanat ve meslek sahibi olanlardan, sanat ve mesleklerini icra etmeye başlayanlar, resmî ve özel kuruluşlarda çalışanlardan, ilk aylık veya ücretlerini alanlar üretici hale gelmiş sayılırlar.”

28. Mevzuat programları ve internet sitelerinde bulunmayıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığından müzekkere ile talep edilen Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskân Dairesi Başkanlığı tarafından yürürlüğe konulan 13/4/1990 tarihli ve 1990/23 sayılı Genelge’nin (Genelge) “Göçebenin Tanımı” başlıklı (B) Bölümü’nün 1. maddesinin (a) bendi şöyledir:

“Yerleşik tarımsal faaliyetler dışında kalmış, sabit ve daimi bir konuta bağlı olmadan geçimlerini göçer hayvancılıkla sağlayan, tabiat ve iklim şartlarına göre Yurt içinde yaylak ve kışlaklar arasında göçen, bu hayat tarzını kadimden beri sürdüren ve hayvancılık faaliyetlerini bir grup halinde yürüten insanlardır.”

29. Genelge’nin “Haksahiplilik Kriterleri” başlıklı (B) Bölümü’nün 2. maddesinin (f) bendi şöyledir:

“Yurt dışında ve Yurt içinde çalışan kadrolu ve mevsimlik işçiler, Devlet Memurları, Bağ-Kur’a kayıtlı olanlar, tüm emekliler, herhangi bir sosyal kurum veya Devletten herne ad altında olursa olsun aylık alanlar, esnaf, sanatkâr ve tüccar ile yerleşik duruma geçip herhangi bir işle uğraşanlar göçebelik hüviyetlerini kaybettiklerinden haksahibi sayılmazlar

 (c), (d), (f) bendlerindeki hususlar ilgili kuruluşlardan alınacak yazılarla tevsik edilecektir.”

30. Genelge’nin “İskan İsteyen Her Aile İçin Tanzim Edilecek Dosyada Bulundurulacak Belgeler” başlıklı (B) Bölümü’nün 3. maddesinin (i) bendi şöyledir:

“Bu genelgenin B-2 maddesinin (c), (d) ve (f) bendlerindeki hususlar hakkında ilgili kuruluşlardan alınan yazı ve belge”

31. 17/8/2002 tarihli ve 24849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin (Uygulama Yönetmeliği) geçici 1. maddesi şöyledir:

“01/01/2002 tarihine kadar yapılan sözleşme ve diğer işlemler 09/11/1989 tarihli 20337 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği hükümlerine göre sonuçlandırılır ve tasfiye edilir.”

32. 12/7/2013 tarihli ve 6495 sayılı Kanun ile 19/9/2006 tarihli ve 5543 sayılı İskân Kanunu’na eklenen geçici 7. maddenin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.

2. Danıştay İçtihadı

33. Danıştay Sekizinci Dairesinin (Daire) 28/5/2019 tarihli ve E.2015/11791, K.2019/5170 sayılı kararı şöyledir:

“Dava, davacının mülga 2510 Sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik kararın geri alınmasına ilişkin 03.07.2014 tarih ve 081 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince; yasaya aykırı ve hatalı işlemlerin her zaman değil makul bir sürede geri alınabileceği; yokluk, açık hata ve bu işlemlerden yararlananın hilesinin söz konusu olması halinde ise idarenin işlemini her zaman geri alabileceği belirtilerek, davacının hak sahibi sayılması için gereken koşulları sağlamadığı halde üzerinde kayıtlı taşınmazları beyannamede bildirmeyerek idareyi bu yönde işlem yapmak için yanılttığı, bu nedenle hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum veya hukuki statü doğmuş ise, bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan halleri ile malül olması, kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hallerinde, idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde her zaman geri alınabileceği, aksi durumda hak doğuran idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içerisinde geri alınabileceği; bu sürenin geçmiş olması halinde ise, idareye güven ve idari istikrar prensipleri gereğince bu tür idari işlemlerin yapay bir kesinlik kazanacağı doktrin ve içtihatlarda kabul edilmektedir.

Olayda, göçebe ailelerin tarımsal iskanı kapsamında, mülga 2510 sayılı İskan Kanunu ve 09.11.1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği’ne göre hak sahibi yapılarak topraklandırılan davacının, aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra hak sahibi yapılmasına ilişkin kararın dava konusu Mahalli İskan Komisyonu kararı ile geri alındığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümü için; davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca hak sahibi olarak belirlenmesine ilişkin Mahalli İskan Komisyonu kararının alınması sürecinde, ilgilinin gerçek dışı beyanı, hilesi ya da idarenin mevzuatın uygulanması konusunda açık bir hatası bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

Mülga 2510 sayılı İskan Kanununun 1. maddesinde; muhacir ve mültecilerle, göçebelerin ve gezginci çingenelerin yurt içinde yerleştirilmeleri; Türk kültürüne bağlılık ve nüfus oturuş ve yayılışının düzeltilmesi amacıyla Bakanlar Kurulunca yapılacak programa uygun olarak İçişleri ve Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarınca tertipleneceği; 16. maddesinde, kimlerin kimlerle birlikte iskan edileceği ve 49. maddesinde de, kanunun icra suretinin tüzük ve yönetmelikle tayin olunacağı, hükümlerine yer verilmiştir.

Kanunun uygulanmasını göstermek amacıyla çıkarılan ve 09.11.1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği’nin 18. maddesinde, göçebelerin iskanına yönelik olarak, 2510 sayılı İskan Kanununun ek ve değişiklikleri ile özel kanunlar veya diğer ilgili mevzuata göre iskana hak kazananların tarımda veya şehirde iskan edilebileceği, iskanın şekil ve şartlarını belirten, detaylı iskan ilanı yapılacağı, iskan ilanının ilgili müdürlükçe, göçebe grubunu temsile yetkili kişi veya kişilere yazılı olarak bildirileceği ve 30 gün süre ile görülebilir yerlerde asılı kalacağı, ilanın asılı kalması ve indirilmesinin, göçebe grubunun temsilcileri ile ilgili müdürlükten görevli personelle birlikte düzenlenen tutanakla belgelendirileceği ve iskanını talep edenlerin, ilanın bitiminden en geç 180 gün içinde göçebe belgesi, konaklama belgesi ve meşruhatlı nüfus kayıt örneği ile birlikte bağlı olduğu Kaymakamlık veya Valiliğe dilekçe ile müracaat etmeleri gerektiği, süresi içinde müracaat etmeyenler, hak sahipliğine esas bilgi ve belgeleri vermeyenler veya müracaat süresi içinde iskan isteyip sonradan vazgeçenlerin iskan haklarını kaybetmiş sayılacağı, düzenlemesine yer verilmiştir.

Davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan mülga 2510 sayılı İskan Kanunu’nda ve 1989 tarihli İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği’nde göçebe tanımına yer verilmediği gibi, kanunun uygulamasında kimlerin göçebe olarak kabul edilip iskana tabi tutulacağına ilişkin açıklayıcı bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.

Uygulamada hak sahipliği ile ilgili karşılaşılan sorunların, 17.08.2002 tarih ve 24849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesine kadar mülga 2510 sayılı Kanunun 49. maddesinde ifade edilen, kanunun uygulamasının tüzük ve yönetmelik ile tayin olunacağı yönündeki açık hükmüne aykırı olarak Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskan Dairesi Başkanlığı tarafından yürürlüğe konulan 13.04.1990 tarih ve 1990/23 sayılı Genelge ile çözümlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar 17.08.2002 tarih ve 24849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin yürürlük başlıklı 28. maddesinde, yönetmeliğin 01.01.2002 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiş ise de; Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde, bu tarihe kadar yapılan sözleşme ve diğer işlemlerin 09.11.1989 tarih ve 20337 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama ve Özel İskan Fonu Yönetmeliği hükümlerine göre sonuçlandırılacağı ve tasfiye edileceği belirtildiğinden, idare tarafından Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce yapılan hak sahipliği başvurularının önceki mevzuata göre sonuçlandırıldığı görülmektedir.

 Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacıların, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, Yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, müracaat tarihindeki hukuki ve fiili duruma göre; başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında; ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır… “

34. Dairenin 9/4/2019 tarihli ve E.2014/2041, K.2019/2873 sayılı kararı şöyledir:

“Dava Devlet eliyle Diyarbakır İli’nde iskan edilmek üzere 25.06.1998 tarihli 67 sayılı Mahalli İskan Komisyonu kararıyla hak sahibi olarak belirlenen davacının, yeniden yapılan inceleme sonucu Mahalli İskan Komisyonu’nun 06.02.2013 tarihli 2013/97 sayılı işlemi ile hak sahipliğinin iptaline ilişkin işlemin iptal edilmesi istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince davacının tarımsal olarak iskan edilmek üzere hak sahipliğine karar verildiği 25/06/1998 tarihinde yürürlükte bulunan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskân Fonu Yönetmeliğinde hak sahibi olabilmek için esnaflık yapmaması gibi bir şartın yer almadığı, söz konusu şartın 17/08/2002 günlü, 24849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İskan Kanunu Uygulama Yönetmeliği ile getirildiği, yürürlükteki 02/12/2007 günlü, 26718 sayılı İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde ise, 09/11/1989 tarih ve 20337 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama ve Özel İskân Fonu Yönetmeliğine göre yapılan işlemlerin, bu Yönetmeliğin 5543 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerine göre sonuçlandırılacağının belirtildiği, anılan Yönetmelik hükmünün yollamada bulunduğu 5543 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesindeki esaslarda, daha önce esnaflık yapmamış olmanın gerektiği yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının hak sahipliği için söz konusu şartın aranamayacağı sonucuna varılarak, Kosan Göçebe Grubu ailelerinden olup, Devlet eliyle Diyarbakır İli’nde iskan edilmek üzere hak sahibi olarak belirlenen davacının, 25/06/1998 tarihinden önce esnaf olarak çalıştığından bahisle söz konusu hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin davalı idare işlemlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Kosan Göçebe Grubu ailelerine mensup olan davacının, Diyarbakır Mahalli İskan Komisyonu’nun 25.06.1998 tarih ve 67 sayılı kararıyla, Diyarbakır İli’nde Devlet eliyle tarımsal olarak iskan edilmek üzere hak sahipliğine karar verildiği, daha sonra yapılan araştırmalar neticesinde, davacının anılan tarihten önce esnaf olarak çalıştığının tespit edildiğinden bahisle hak sahipliğinin 06.02.2013 tarih ve 2013/97 sayılı Diyarbakır Mahalli İskan Komisyonu kararıyla iptal edildiği, ardından söz konusu komisyon kararının Diyarbakır Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün 18.02.2013 günlü, 151/2624 sayılı işlemiyle davacıya bildirilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7. maddesinin üçüncü fıkrasında; ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek iskan edilen davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Diyarbakır 3. İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan kararın yukarıda belirtilen ek gerekçeyle onanmasına [karar verilmiştir]…”

35. Dairenin 6/11/2014 tarihli ve E.2014/1707, K.2014/8264 sayılı kararı şöyledir:

“Dava, davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik 29.07.1992 tarih ve 72 No’lu Komisyon Kararının geri alınmasına ilişkin 05.12.2012 tarih ve 2012/703 sayılı Mahalli İskan Komisyonu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince, idare tarafından hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemlerin her zaman geri alınabileceği belirtilerek, davacıların hak sahibi yapılarak iskan edilmesine yönelik işlemin, 2510 sayılı Yasanın amacına ve göçebe ailelerin iskanına ilişkin kurallar getiren ve düzenleyici işlem niteliğinde bulunan Genelgeye aykırı olduğu ve hak sahipliği kararının idarece iptal edilerek geri alınmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacıların, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında; ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; Hatay İdare Mahkemesi’nin temyize konu kararının bozulmasına… [karar verilmiştir.]

36. Dairenin 13/11/2013 tarihli ve E.2013/5447, K.2013/7892 sayılı kararı şöyledir:

“Dava, davacının mülga 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca, göçebe ailelerinin tarımsal amaçlı iskanı kapsamında hak sahibi yapılmasına yönelik 07.10.1992 tarihli Mahalli İskan Komisyonu kararının geri alınmasına ilişkin 20.11.2012 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince, idare tarafından hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemlerin her zaman geri alınabileceği belirtilerek, davacının hak sahibi yapılarak iskan edilmesine yönelik işlemin, 2510 sayılı Yasanın amacına ve göçebe ailelerin iskanına ilişkin kurallar getiren ve düzenleyici işlem niteliğinde bulunan Genelgeye aykırı olduğu ve hak sahipliği kararının idarece iptal edilerek geri alınmasına dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bu haliyle, davacının hak sahibi olarak belirlendiği tarihte yürürlükte olan yasa ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenleme yer almadığı ve bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelgeye göre işlemlerin tesis edildiği açık olup, birlikte iskan edilen göçebe grubuna mensup olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan davacının, hak sahibi olarak belirlenmesinde idarenin, mevzuatın uygulanmasında açık hataya düştüğü söylenemeyeceği gibi, yönetmelikte öngörülen belgeleri idareden temin etmek suretiyle hak sahipliği başvurusunda bulunanların, başvuru sırasında ibraz ettiği göçebe belgesi ve konaklama belgesi gibi belgelerin sahte olduğuna ya da hak sahipliği kararının alınmasında ilgililerin hilesi bulunduğuna yönelik herhangi bir tespit de yapılmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanununa eklenen Geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında; ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ hükmüne yer verilmek suretiyle, yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

Bu durumda, davalı idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılan davacının, hak sahibi yapılması yönünde alınan Mahalli İskan Komisyonu kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu ve bu nedenle davanın reddine dair kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle; Hatay İdare Mahkemesi’nin temyize konu kararının bozulmasına [karar verilmiştir.]

3. Yargıtay İçtihadı

37. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18/3/2021 tarihli ve E.2020/2059, K.2021/1571 sayılı kararı şöyledir:

“Davacı, mülga 2510 sayılı İskan Kanunu kapsamında göçebe hayatı yaşadıkları iddiası ile aile temsilcisi olarak başvuran davalı [İ.Y.] ve ailesinin, Mahalli İskan Komisyonu’nun 22.12.1992 tarih ve bila no’lu kararı ile tarımsal iskan hak sahipliğini elde etmesi nedeniyle dava konusu 2549 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tescil edildiğini, ne var ki aile temsilcisi [İ.Y.]’ın ebeveyinleri ile birlikte iskan edildiği halde yeniden hak sahibi yapıldığının tespit edilmesi nedeni ile Mahalli İskan Komisyonu’nun 05.12.2012 tarih ve 2012/727 no’lu kararı ile hak sahipliğinin iptal edildiğini, davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasının reddedilerek kesinleştiği, bu şekilde davalılar adına olan kaydın temelsiz kaldığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Davanın kabulüne ilişkin karar Dairece; ‘her ne kadar idare mahkemesinde açılan iptal davasının reddine karar verilmiş ise de, 12/7/2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7/3.maddesinde yer alan ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ düzenlemesi dikkate alındığında davalıların hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği’ gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün onanmasına, [karar verilmiştir.]

38. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 21/1/2021 tarihli ve E.2019/102, K.2021/335 sayılı kararı şöyledir:

“Davacı Hazine, dava konusu 19 parsel sayılı taşınmazdaki 6 nolu bağımsız bölümün 2510 sayılı Kanun uyarınca davalı adına tahsisen tescil edildiğini, ancak davalının yasanın aradığı koşulları taşımadığının anlaşıldığını ileri sürerek tapu iptali-tescil isteğinde bulunmuştur.

Davalı, tahsisen tescil işleminin dayanağı olan hak sahipliği belgesinin halen geçerliliğini sürdürdüğünü belirtip davanın reddini savunmuştur.

Davalının hak sahipliğinin iptal edilmesine ilişkin İskan Komisyon Kararının İdare Mahkemesince iptaline karar verildiği, tescilin dayanağının halen ayakta olduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen yerel mahkeme kararına karşı Hazine tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince yerinde görülerek, hak sahipliği belgesinin iptaline ilişkin komisyon kararının Bölge İdare Mahkemesi 2. Dava Dairesinin kararı ile hukuken geçerliliğini koruduğunun saptandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 Sayılı Kanun ile 5543 sayılı İskan Kanunu′na eklenen geçici 7/3. fıkrasında ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder’ hükmüne yer verilmek suretiyle yürürlükten kalkan 2510 sayılı Kanun döneminde hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir koşul aranmadan devam edeceği vurgulanmıştır.

Somut olayda da, davalının hak sahipliğinin mülga 2510 sayılı İskan Kanunu′ndan kaynaklandığı tartışmasızdır.

Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi isabetsizdir.”

39. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12/6/2019 tarihli ve E.2016/10359, K.2019/3752 sayılı kararı şöyledir:

“Davacı, göçebe hayatı yaşayan davalılara 5543 sayılı yasa uyarınca Mahalli İskan Komisyonunun 30.05.1995 tarih ve 74 nolu kararına istinaden, 145 parsel sayılı taşınmazın temlik edildiğini, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı müfettişlerince davalıların hak sahipliğine müracaat tarihinden ve hak sahipliği kararı alınmadan önce sigorta kaydının bulunduğu, bu nedenle göçebelik durumu olmadığından yerleşik hayata geçiş amacı taşıyan iskandan faydalanmaması ve hak sahipliklerinin iptal edilmesi gerektiği hususunun tespit edilmesi üzerine, Mahalli İskan Komisyonunun 31.01.2012 tarih ve 2012/34 nolu kararı ile davalıların hak sahipliğinin iptal edildiğini davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesinde açtıkları davanın redle sonuçlandığını ileri sürerek dava konusu 145 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar, 2510 sayılı yasanın 7/3 hükmü gereğince hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, göçebelik hususuna ilişkin tarafların hak sahipliği yapıldığı dönemde hangi şartların kabul edildiğinin açık ve kesin bir düzenlemeyle belirlenmediği, dolayısıyla da sigorta kaydının olmasının hak sahipliğini engelleyeceğinin, idarenin işlemlerinin güvenilirliği, somut, belirli, genel ve kamu düzenini sağlayıcı istikrar ilkeleriyle iç içe olduğu göz önüne alındığında kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6495 sayılı kanun ile 5543 sayılı İskan kanununa eklenen Geçici 7. maddenin 3. fıkrasında ‘Mülga 2510 sayılı Kanunu göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder’ hükmü uyarınca, davanın reddine ilişkin verilen karar bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle doğru olduğuna göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına, [karar verilmiştir.]”

40. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 28/11/2018 tarihli ve E.2016/1627, K.2018/14985 sayılı kararı şöyledir:

“Davacı, davalıların 5543 sayılı İskan Kanunu kapsamında göçebe hayatı yaşadıklarını ileri sürerek iskana başvurduklarını, Mahalli İskan Komisyonunun 30/06/1998 tarih ve 120 nolu kararına istinaden, 498 parsel sayılı taşınmazın davalılara temlik edildiğini, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı müfettişlerince başvuru sahibi olan aile reisinin göçebe olmadığı, ayrıca hak sahipliğine müracaat tarihinden ve hak sahipliği kararı alınmadan önce sigorta kaydının bulunduğu, bu nedenle göçebelik durumu olmadığından yerleşik hayata geçiş amacı taşıyan iskandan faydalanmaması ve hak sahipliklerinin iptal edilmesi gerektiği hususunun tespit edilmesi üzerine, Mahalli İskan Komisyonunun 14/12/2011 tarih ve 2011/123 nolu kararı ile davalıların hak sahipliğinin iptal edilmesine karar verildiğini, davalıların bu karara karşı Hatay İdare Mahkemesine başvurduğunu, davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek dava konusu 498 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı [A.G.], 5543 sayılı Kanun’a getirilen 7. madde ile 2510 sayılı yasa döneminde kazanılan hak sahipliklerinin korunacağının hüküm altına alındığını, kendisi tarafından İdare Mahkemesinde açılan davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın hatalı olduğunu, ancak söz konusu karar ile ilgili, eşine yapılan tebligatın kendisinin şehir dışında olduğu bir döneme denk gelmesi nedeni ile temyiz edilemeden kesinleştiğini, sehven kesinleşen bu karara dayanarak tapunun iptalinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalıların adına dava konusu taşınmazın Mahalli İskan Komisyonu kararıyla tahsisinden sonra, tahsis şartlarını yerine getirmedikleri belirlenerek, yine Mahalli İskan Komisyonu kararıyla tahsisin iptal edildiği, davalıların Hatay İdare Mahkemesine itiraz ettikleri, fakat davanın reddine karar verildiği, dolayısıyla iptal kararına dair idari işlemin halen geçerliliğini koruduğundan davalılar adına olan kaydın dayanaksız hale geleceği ve yolsuz tescil durumuna düşeceği gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 30.06.1998 tarih ve 120 nolu Mahalli İskan Komisyonu Kararı ile davalı [A.G.]’ın 2510 sayılı İskan Kanunu ve uygulanmasına dair Yönetmelik ve Genelgeler çerçevesinde tarımsal iskan edilmek üzere hak sahibi sayılmasına karar verildiği, alınan karar gereğince dava konusu 498 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tescil edildiği, 14.12.2011 tarih ve 123 nolu Mahalli İskan Komisyonu Kararı ile ise, [A.G.] ve diğer aile bireylerinin başvuru veya hak sahipliği karar tarihinden önce, kendisi veya eşi ebeveynleriyle birlikte Devlet eliyle yerleştirilip topraklandırıldığının tespit edildiği gerekçesi ile hak sahipliğinin ve daha önce alınan 30.06.1998 tarih ve 120 nolu Komisyon Kararı’nın iptaline karar verildiği, söz konusu iptal kararına karşı [A.G.] tarafından Hatay İdare Mahkemesinde açılan davada yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmeden 09.04.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere, 5543 sayılı İskan Kanunu’nun Geçici 7/3.maddesinde, ‘Mülga 2510 sayılı Kanuna göre hak sahibi olanların hak sahiplikleri herhangi bir koşul aranmaksızın bu Kanuna göre devam eder.’ düzenlemesi yer almaktadır.

Hal böyle olunca, her ne kadar idare mahkemesinde açılan iptal davasının reddine karar verilmiş ise de, 12.07.2013 tarihinde kabul edilen 6945 sayılı ile Kanun 5543 sayılı İskan Kanunu’na eklenen Geçici 7/3.maddesinde yer alan düzenleme dikkate alındığında davalıların hak sahipliklerinin kayıtsız şartsız devam edeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince bozulmasına, [karar verilmiştir.]”

B. Uluslararası Hukuk

41. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Yasemin Bodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 24-32.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Anayasa Mahkemesinin 29/9/2022 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucular, Komisyonun 1995 yılında verdiği hak sahipliğinin murislerinin SSK kaydının olması nedeniyle 2012 yılında iptal edilmesinin Danıştayın istikrar kazanmış idari istikrar ve idareye güven ilkelerine ilişkin içtihadına aykırı olduğu gerekçesiyle açtıkları iptal davasının Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesinin hukuka uygun olmadığını belirtmiştir.

44. Başvuruculara göre anılan iptal işlemi Danıştay içtihadında ortaya konulduğu üzere ancak yokluk ve mutlak butlan hâlleri ile kişinin malul olması, gerçek dışı beyan veya hilesinin bulunması ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması durumunda geri alınabilecektir. Buna karşın başvurucular Komisyon kararının alınması sürecinde murislerinin gerçek dışı beyanı, hilesi ya da idarenin mevzuatın uygulanması konusunda açık bir hatası olduğunun Bölge İdare Mahkemesince ortaya konulmadığını ifade etmiştir.

45. Buna göre başvurucular, hak sahipliğinin belirlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ve yönetmelikte göçebe grubuna mensup olanlardan kimlerin hak sahibi olabileceği yönünde açık bir düzenlemeye yer verilmediğini, 2510 sayılı mülga Kanun’da bu Kanun’un uygulanmasının tüzük ve yönetmelikle tayin olacağı belirtilmesine rağmen bu hususta yaşanan sorunların çözümlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Genelge’ye göre işlemlerin tesis edilmesinin kanunilik ilkesi açısından sorunlu olduğunu vurgulamıştır.

46. Başvurucular ayrıca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği şartlarının da oluştuğunu, Bölge İdare Mahkemesinin eksik inceleme ve araştırmayla karar verdiğini açıklamıştır. Sonuç olarak adil yargılanma hakkı ile hayat hakkı, yerleşme hürriyeti ve kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

47. Bakanlık görüşünde; hak sahipliği verilmesi işleminin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre başvuranların göçebe olması, yerleşik hayata geçmemiş olması, dolayısıyla da herhangi bir SSK kaydının bulunmaması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre başvuru konusu olayda SSK kaydının bulunmaması koşulunu taşımadığı tespit edilen başvurucuların anılan mevzuat uyarınca meşru bir beklentiye sahip olduğunu gösterir kanun hükmü, yerleşik yargısal içtihat veya idari uygulama ortaya koyamadıkları ifade edilmiştir.

48. Başvurucular, Bakanlık görüşüne cevaben öncelikle başvuru konusu şikâyetlerinin mülkiyet hakkı ile ilgili olmadığını vurgulamıştır. Öte yandan Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları doğrultusunda karar verilmesi gerekirken emsal içtihatların aksine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

49. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

”Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

52. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

53. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa’daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa’da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

54. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda, aslında yargılamanın sonucuna dair olan bu hususun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 83).

55. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

56. Mahkemelerin münferit bazı olaylarda farklı kararlar vermesi kuralın öngörülebilir olma niteliğini yitirdiğinin söylenebilmesi için yeterli olmayıp içtihat farklılığının derinleşmiş ve müzmin hâle gelmiş olması gerekir. Ayrıca spesifik bazı olaylarda verilmiş farklı kararların bulunduğundan hareketle içtihat farklılığının derinleştiği ve süregelen bir boyut kazandığı da kabul edilemez. Anayasa Mahkemesinin bir konuyla ilgili olarak verilmiş tüm mahkeme kararlarını yeknesak hâle getirme gibi bir işlevi bulunmadığı gibi mahkeme kararlarındaki hukuka aykırılıkları giderme ödevi de mevcut değildir (Selahattin Bayri, B. No: 2018/32374, 15/9/2021, § 42).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

57. Somut olayda başvurucuların murisi 16/7/1994 tarihinde Komisyona başvurarak hak sahipliği talebinde bulunmuştur. Komisyon 30/5/1995 tarihli kararıyla tarımsal olarak iskân edilmek amacıyla başvurucuların murisine hak sahipliği vermiştir. 31/1/2012 tarihinde ise başvurucuların murisinin 1/9/1980 tarihinden itibaren sosyal güvenlik kaydının bulunduğu gerekçesiyle hak sahipliği iptal edilmiştir (bkz. §§ 9,10).

58. Başvurucuların anılan işlemin iptali talebiyle açtıkları dava, Mahkemece kabul edilmiştir. Davalı idarenin istinaf talebini inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucuların murisinin başvuru ve hak sahipliği karar tarihinden önce 1/9/1980’den beri SSK kaydının bulunduğu, dolayısıyla yerleşik hayata geçtiği ve göçebe vasfını yitirdiği, bu nedenlerle hak sahipliğinin mevzuata uygun olarak elde edilmediği belirtilmiştir (bkz. §§ 11-14).

59. Başvuruya konu olayda, hak sahipliği kararı idarenin tasarrufu ve gözetimi altında verilmiştir. Bu noktada idarenin hak sahipliği başvurularının yasal düzenlemelerde belirtilen şartlara uygun yapılmasını sağlama görevinin olduğunu vurgulamak gerekir. Ayrıca idarenin hak sahipliği başvurusu sürecinde idareye verilmesi gerekli bilgi ve belgelerin neler olduğu konusunda ilgilileri bilgilendirmek ve başvuruların bu şartlara uygun yapılıp yapılmadığını denetlemek görevinin olduğu da belirtilmelidir.

60. Diğer bir deyişle idare daha başlangıçta başvuru şartlarını ve dayanaklarını sarih olarak ortaya koymalı, başvurucular da hukuka uygun başvuru şartlarını yerine getirmelidir. Bu doğrultuda belirtmek gerekir ki iskân edilebilme bakımından ilk şart başvurucuların göçebe olmasıdır. Ancak başvuru tarihinde yürürlükte olan 2510 sayılı mülga Kanun’da göçebe tanımına yer verilmediği gibi bu Kanun’un uygulanmasının tüzük ve yönetmelikle tayin olacağının belirtilmesi nedeniyle bu amaçla çıkarılan 9/11/1989 tarihli Yönetmelik’te de göçebe tanımına yer verilmemiştir (benzer yöndeki değerlendirmeyi içeren Danıştay içtihadı için bkz. §§ 33-36).

61. Öte yandan başvuru şartlarının ve istenecek bilgi ve belgelerin neler olduğu Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Arazi ve İskân Dairesi Başkanlığı tarafından yürürlüğe konulan 13/4/1990 tarihli ve 1990/23 sayılı Genelge’de belirtilmiştir. Bu Genelge’nin ise yayımlanmamış olduğundan ulaşılabilir nitelikte olmadığı görülmüştür.

62. Mevcut başvuruya konu olayda 16/7/1994 tarihinde Komisyona yapılan başvuru yaklaşık on ay sonra 30/5/1995 tarihinde karara bağlanmıştır. İdarenin bu on aylık süre içinde denetim görevini yerine getirmesi için yeterli zamanının olduğuna dikkat çekmek gerekir. Buna karşın idare bu denetim görevini başvuruyu kabul ederken yapmamış, yaklaşık on yedi yıl sonra yaptığı denetim sonucunda 31/1/2012 tarihinde hak sahipliğinin iptaline karar vermiştir.

63. İdari işlemin hangi şartlarda geri alınabileceğine dair Danıştay içtihadının yerleşik ve istikrarlı nitelikte olduğu anlaşılmıştır. Bu çerçevede Danıştayın tarımsal hak sahipliği belgesinin iptali durumunda uyuşmazlığın nasıl çözümleneceğine dair benzer başvurularla ilgili içtihadının da süreklilik kazandığı görülmüştür. Danıştay içtihadında, hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşik bir durum veya hukuki statü doğmuş ise bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan hâlleri ile malul olması durumunda her zaman geri alınabileceği belirtilmiştir. Buna göre kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hâllerinde idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde idari işlem iptal edilebilir. Bununla birlikte aksi durumda hak doğuran idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği, bu sürenin geçmesi hâlinde ise idareye güven ve idari istikrar prensipleri gereğince bu tür idari işlemlerin yapay bir kesinlik kazanacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda idare tarafından hak sahibi kabul edilerek topraklandırılanların hak sahibi yapılması yönünde alınan Komisyon kararının aradan çok uzun bir süre geçtikten sonra geri alınmasına ilişkin işlemlerin idari istikrar ve idareye güven ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 33-36).

64. Somut olayda ise idarece aradan yaklaşık on yedi yıl geçtikten sonra idari işlem iptal edilmesine rağmen Bölge İdare Mahkemesince idari işlemin geri alınma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin yerleşik Danıştay içtihadında belirtilen ilkeler çerçevesinde tartışılmadığı görülmektedir.

65. Bunun yanında kanun koyucunun benzer ihtilafların ortaya çıkmasını önleme amacıyla yaptığı düzenlemeye de işaret etmek gerekir. Nitekim 12/7/2013 tarihinde 5543 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin üçüncü fıkrasında 2510 sayılı mülga Kanun’a göre hak sahibi olanların hak sahipliklerinin herhangi bir şart aranmaksızın devam edeceği düzenlenmiştir. Aynı konuyla ilgili olarak açılan tapu iptali ve tescili davalarına ilişkin adli davalarda ise Yargıtay, hak sahipliği belgesinin iptali neticesinde tapuya yapılan tescilin doğrudan yolsuz tescil durumuna gelmeyeceğini değerlendirerek hak sahipleri aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davalarının reddine karar verilmesi gerektiğini açıklamıştır (bkz. §§ 37-40).

66. Sonuç olarak Bölge İdare Mahkemesince başvuruya konu olaya benzer davalarda verilen, Danıştayın istikrar kazanmış yerleşik içtihadının aksine karar verilmesine rağmen bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir haklı nedenlerin olayın koşullarında ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklanmaması yargılamayı hakkaniyetli olmaktan çıkarmıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucular, hak sahipliği belgesinin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

69. Başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varıldığından mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

C. Giderim Yönünden

70. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesi ile tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

71. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki fayda bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

72. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucuların tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ayrıca incelenmesine YER OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesine (E.2017/10619, K.2018/551) iletilmek üzere Hatay İdare Mahkemesine (E.2016/752, K.2017/1114) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 294,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.194,70 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/9/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Orijinal haber kaynağı için; Hukuki Haber

Benzer haberler: