Kategoriler: Gazeteler

MAHKEME İÇTİHATLARINDAKİ DEĞİŞİMİN OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARINA BAŞVURU HAKKINA ETKİSİ

MAHKEME İÇTİHATLARINDAKİ DEĞİŞİMİN OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARINA BAŞVURU HAKKINA ETKİSİ

Mahkeme içtihatlarındaki değişimin olağanüstü kanun yollarına başvuru hakkı tanıyıp tanımadığı hususu tartışmalı bir konudur.

Konu neden önemli sorusuna şu şekilde bir açıklık getirilebilir:

Örneğin; hakaret olarak kabul edilen bir söz, sonradan hakaret olarak değerlendirilmeyebilir. Bu durumda da olağanüstü yasa yollarına başvuru hakkının olup olmadığı hususu bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

İçtihat, yargılama makamlarının yargılanmak üzere kendilerine sunulan somut olayla ilgili uyuşmazlığı çözen kararlarında soyut olan hukukî sorun bakımından benimsedikleri görüş şeklinde tanımlanabilir.[1]

Yargıtay’ın, İçtihadı birleştirme kararlarına dayanılarak daha önce istikrarlı bir şekilde uygulanan kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edilmiş kararlar aleyhine tashihi karar yoluna gidilemeyeceğini ifade eden eski kararları bulunmaktadır.[2]

Öğretideki görüşler

Öğretide, yüksek mahkeme içtihatlarındaki değişikliklerin geriye dönük olarak etkili olmayacağına, mahkeme içtihadının değişmesinin olağanüstü yasa yollarına başvuru hakkı vermeyeceğine dair görüşler ileri sürülmüştür.[3]

Adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkesi

Hukuk devleti ilkesi Anayasa’mızın 2. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre; hukuk devleti ilkesi Cumhuriyet’in nitelikleri arasında yer almaktadır. Hukuk devleti ilkesi, Anayasa’nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında dikkate alınmalıdır.

Ayrıca Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin dikkate alınması zorunluluğunu işaret etmektedir.[4]

Hukuk güvenliği ilkesi

Hukuk devleti denildiğinde akla ilk gelen ilke hukuk güvenliği ilkesidir.[5] Bu ilke kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır.

Hukuki güvenlik ilkesinin temel özellikleri şunlardır:[6]

1) Hukuk normlarının öngörülebilir olmasını sağlar.

2) Bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini amaçlar.

3) Devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

4) Belirlilik ilkesi uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması gerekir.

5) Kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade eder.

Hukuk kurallarının yorumlanması

Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı bir sorun olarak devamlı karşımıza çıkmaktadır. Belirtmek gerekir ki, birden fazla yorumun söz konusu olduğu hallerde bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisindedir. Yerel mahkemeler bu yorum şekillerinden birini gerekçe kısmında kullanabilir.

Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla uyuşmadığını ifade etmektedir.[7]

Anayasa Mahkemesi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini incelemektedir.[8]

Yargısal kararlardaki değişiklikler

İçtihat değişiklikleri hukukun dinamizmini yansıtır. Mahkemelerin yaşanan olaylara yaklaşımlarını gelişmelere göre uyarlaması ve bu konudaki yeteneklerini göstermesi nedeniyle olumlu görülmelidir.

Bununla birlikte, yüksek mahkemeler uygulamadaki birlikteliği sağlamaları gerekmektedir. Yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları kafa karışıklığı yaratmaktadır.

Örneğin; bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı şeklinde bir önyargının oluşmasına neden olacaktır.

Burada olasılığa dayalı ve birbirine zıt sonuçları ortaya çıkması hukukun güvenilirliğini etkilemektedir.

Bu durumun hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters olduğu çok açıktır. Bundan daha da vahim olanı, böyle bir algının toplumda yerleşmesi bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına olan güven duygusuna zarar verecektir.[9]

Devletin, hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu güveni sağlamak ve korumak yükümlüğü bulunmaktadır. Bu nedenle devletin aynı yargı kolu içinde yer alan mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikte bir sistemi oluşturmak ve bu sistemin etkin bir şekilde işleyişini sağlamak zorundadır. Yani bu konuda devletin gerekli düzenlemeleri yapması gerekmektedir.

Mahkeme içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisindedir. Fakat böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün yeterli görülmediği anlamına gelmektedir.

Aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması durumunda mahkemelerce önceki kararlardan farklı karar verilmesine ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekir.[10]

Örneğin; somut olayda başvurucu Özel Daire kararının İDDK kararından farklı olduğunu iddia etmiştir.

Bu davada Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeleri şunlardır:[11]

1) Bu farklılık İDDK’nın Özel Dairenin kökleşmiş içtihadından ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesinden kaynaklanmıştır.

2) Özel Daire sonradan önüne gelen uyuşmazlıklarda İDDK kararını dikkate alarak önceki içtihadını genişletmiştir (bkz. § 23).

3) Bu itibarla başvurucu aleyhine sonuçlanan somut başvuruya ilişkin kararın tatmin edici gerekçe içerdiği görülmektedir.

4) Kararlar arasındaki farklılığın hukuki güvenliği sarsacak nitelikte olmadığı görülmüştür.

5) Bu farklılığı giderecek yeterli mekanizmaların bulunduğu belirlenmiştir.

6) Bu nedenle hukuki belirsizliğin bulunduğu söylenemez.[12]

Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi içtihat değişiklikleri konusunda sağlam gerekçenin bulunması, kararlar arasındaki farklılığın hukuki güvenlik ilkesini bozacak nitelikte olmaması ve farklılığı giderecek sistemin bulunması halinde herhangi bir sorun bulunmadığını düşünmektedir.[13]

Ceza hukukunda kabul edilen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi bu konuda önemlidir. Bu ilke çerçevesinde “failin lehine yeni ceza kanunun geçmişe etkili olması” kuralı burada dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte ceza yargılaması hukukunda bu ilkenin uygulanması mümkün değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu, bireyin lehine olup olmadığına bakılmaksızın derhal uygulanmaktadır. Geçmişte yapılan ve o dönemin kanununa göre geçerli olan yargı işlemleri ile tasarruflarının geçerliliği değişikliklerden etkilenmeyecektir. Aynı durum, usul yasalarının yorumuna ilişkin içtihat değişiklikleri için de geçerli olduğu söylenebilir.[14]

Yargıtay, yargısal içtihat değişikliklerinin kural olarak geriye yürümeyeceğini düşünmektedir.[15] Yargıtay’a göre, yorum farklılığı nedeniyle içtihadın değişmiş olması, usul ve maddi hukuka uygunluk taşımayan karara yönelik, olağanüstü kanun yollarına başvuru nedeni oluşturmamaktadır.[16]

Bu aşamada içtihat değişiklikleri konusuna hakaret suçu ile ilgili örnekler verilebilir.

Söylenen sözlerin veya davranışların hakaret olup olmadığı hususu, zamanın geçmesi ile veya yaşanan döneme göre de farklılık arz edebilir.

Başka bir söylemle, eskiden hakaret olarak kabul edilen bir söz, günümüzde hakaret olarak değerlendirilmeyebilir. Bu husus toplumun kültür yapısı ile de yakından ilgilidir. Günlük konuşma biçimleri, söylenen sözlerin hakaret olarak değerlendirilmesinde etkili bir unsurdur.

Nitekim Yargıtay, hakaret suçunun varlığı için, kişiye somut bir fiil veya olgunun isnat edilmesini veya sövme niteliğindeki fiilin oluşması gerektiğini kararlarında ifade etmektedir.[17]

Yargıtay önceleri “lan” ifadesinin hakaret suçunu oluşturduğunu kabul ederken,[18] günümüzde bu kelimenin kullanılmasının hakaret olmadığını, kaba hitap tarzında bir ifade olduğunu bazı kararlarda dile getirilmektedir.[19]

Kanaatimizce, Yargıtay’ın bu görüş değişikliği olumludur. Zira toplumumuzda günlük konuşma dilinde çokça kullanılan, kişilerin birbirlerine hitaplarında sıklıkla yer alan “lan” kelimesinin kullanılması hakaret olarak değerlendirilmemelidir. Bu konuda toplumumuzdaki kişilerin iletişim biçimine ve kullandıkları kelimeleri hangi amaçla kullandıkları, muhatap kişinin bu sözlerden ne kadar etkilendiği kesinlikle gözetilmelidir.

Ülkemizde içtihat değişiklikleri konusunda Yargıtay’ın içtihatlar arasındaki çelişkinin giderilmesini sağlamak görevi bulunmaktadır.[20] Başka bir söylemle, farklılığı giderecek yeterli mekanizmaların bulunduğu söylenebilir.

———————

[1] YCGK, E: 2022/2-179, K: 2022/322, İtrznm: 2021/22780, T: 10.05.2022.

[2] 15.06.1949 tarihli ve 4-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Tevhidi içtihat kararlarına dayanılarak daha önce müstakar bir surette tatbik olunan içtihatlar dairesinde muhkem kaziye teşkil etmiş olan kararlar aleyhine karşı tashihi karar yoluna” gidilemeyeceği belirtilmiştir. muhkem kazi̇ye teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı şudur: (Osmanlı Dönemi) Huk: Kat’i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat’i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edilmesi. (Bak: Kaziye-i muhkeme)(Hukuk) Kesin hüküm; https://www.seslisozluk.net/muhkem-kazi%CC%87ye-nedir-ne-demek/;ET: 19.09.2022.

[3] “Zamanın ihtiyaçlarına ve şartlarına göre değişmeye mahkûm olan hukuk telakkilerine müvazi olarak kazai içtihatlarda tebeddüller vaki olur. Fakat bu içtihat tebeddülleri kaide olarak makable şamil olmazlar. Mahkeme içtihadının değişmiş olması kanun yaranına bozmaya mahal vermez” Nurullah Kunter-İçtihat Değişmesi Nedeniyle Ceza Muhakemesinin Yenilenebilmesi Sorunu, s. 42-64, Ocak 1975, Yargıtay Dergisi; İsmail Malkoç-İçtihat Değişikliği Nedeniyle Karar Düzeltme ve Yargılamanın Yenilenmesi, http: tbbdergisi.barobirlik.org.tr/ml988-l9883-1068).

[4] Özlem Terzioğlu, B. No: 2014/19341, 27.11.2017, § 39. https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ BB/2014/19341, ET: 20.09.2022.

[5] AYM, E.2008/50, K.2010/84, T. 24.6.2010; AYM, E.2012/65, K.2012/128, T. 20.9.2012.

[6] AYM, E.2013/39, K.2013/65, T. 22.5.2013.

[7] Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, T. 12.1.2017, § 81. https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ BB/2014/13916, ET:20.09.2022.

[8] Kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi budur. Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916, T. 12.1.2017, § 81. https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ BB/2014/13916, ET:20.09.2022.

[9] Türkan Bal, B. No: 2013/6932, 6.1.2015 § 64; https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2013/6932, ET: 19.09.2022.

[10] Stoilkovska Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti. B. No: 29784/07, 18.7.2013. § 49; Hakan Pekcanıtez, Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Değerlendirilmesi, TBB Dergisi 2019 (144), s. 384.

[11] Elif Ceyda Özdamar, B. No: 2014/7838, 19.12.2017, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr /BB/2014/ 7838; ET: 19.09.2022

[12] Elif Ceyda Özdamar, B. No: 2014/7838, 19.12.2017, https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr /BB/2014/ 7838; ET: 19.09.2022

[13] Anayasa Mahkemesi de “Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini tespit etmektir.” görüşünü benimsemiştir.

[14] YCGK, E: 2022/2-179, K: 2022/322, İtrznm: 2021/22780, T: 10.05.2022.

[15] Yargıtay burada 15.6.1949 tarihli ve 4-11 sayılı içtihadı birleştirme kararını dikkate almaktadır. Bkz.; YCGK, E: 2022/2-179, K: 2022/322, İtrznm: 2021/22780, T: 10.05.2022.

[16] YCGK, E: 2022/2-179, K: 2022/322, İtrznm: 2021/22780, T: 10.05.2022.

[17] Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 17.02.2016 tarihli ve 2015/19524 esas, 2016/2854 karar sayılı ilâmı: “…Yargılamaya konu somut olayda; sanığın müteveffaya ait facebook isimli sitende yayımlanan paylaşımlarında, “hakkımı helal etmiyorum, özgür körükçü sırf siyaset devreye girdi diye D4 belgemi vermemiştin Allah affetmesin seni”, “yaktığın çırada kavrul İnşallah” ve “takdir ilahiden kaçış yok er veya geç hepimiz nasibimizi alacağız ama kötü bir şekilde, ama iyi bir şekilde. Sen benim ayağımın altını kazanları tez zamanda yak yarabbim” şeklindeki sözlerinin müteveffanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, beddua ve sızlanma niteliğinde olduğu ve kişinin hatırasına hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”

[18] Y.2.CD, E. 2011/25159, K. 2013/3748, T. 26.02.2013: “…Evinin kapısını açmayan yakınana, sanığın “…açsana lan kapıyı…” diyerek hakaret ettiğinin sabit olduğu ve “ lan “ kelimesinin yakınanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olduğu nazara alınmadan yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,…”

[19] Y.18.CD, E. 2015/18218, K. 2016/10398, T. 12.05.2016: “…Yargılamaya konu somut olayda; “Nerede lan o adam” şeklindeki ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın katılana söylediği kabul edilen sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba ve nezaket dışı davranış niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkûmiyet kararı verilmesi,…”

[20] Hakan Pekcanıtez, Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Değerlendirilmesi, TBB Dergisi 2019 (144).

Orijinal haber kaynağı için; Hukuki Haber

Benzer haberler: