Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Boşanma sebepleri, Türk Medeni Kanunu m.161-166’da düzenlenmiştir.Bunlar
zina; hayata kast-pek kötü veya onur kırıcı davranış; suç işleme ve
haysiyetsiz hayat sürme; terk; akıl hastalığı ve evlilik birliğinin
sarsılmasıdır.

ÖZEL- GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Özel boşanma sebepleri, yasada
gösterilen belirli ve özel sebebin gerçekleşmesi halinde evliliğin sonar
erdirilmesine yol açarlar. Bunlarda, evliliğin sona ermesi için özel
bir neden öngörülmüştür. Zina; hayata kast-pek kötü veya onur kırıcı
davranış;suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme; terk ve akıl hastalığı
sebepleri özel boşanma sebepleridir.

Genel boşanma sebebinde yasa koyucu
boşanma için özel bir sebep saymamış, özel bir sebebe yer vermemiştir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması buraya girer. Zira burada yasa
koyucu evlilik birliğini temelinden sarsan her olayın buraya
girebileceğini öngörmüştür.

Söz konusu evlilik birliğinin temelinden
sarsılması genel boşanma sebebinin dayanağı şiddet uygulama, zina
teşkil etmeyen cinsel sadakat yükümlülüğünün ihlali, eşe ve çocuklara
ilgisizlik, terkin koşullarını taşımayan ayrı yaşama, hakaret, insanca
yaşamanın asgari koşullarına uymama( temizliğe uygun davranmama, sosyal
konumuyla bağdaşmayan giyim tarzı), cinsel uyumsuzluklar veya
yetersizlikler, inanç, siyasi, sosyal veya kültürel düşünce
farklılıkları, anlamsız ve aşırı derecede kıskançlık, psikolojik
davranış bozuklukları vs. gibi her sebep buraya girebilir.

Bu nedenler genel boşanma sebebini
düzenleyen Türk Medeni Kanunu m.166′ da evlilik birliğinin temelinden
sarsılması nedeni olarak kanun koyucu tarafından teker teker sayılmamış
olup, bu nedenlerin boşanma sebepleri olarak kabulü için ortak hayatı
çekilmez hale getirmesi koşulu aranmıştır.Bu yazımızın alt kısmında işbu boşanma sebepleri Yargıtay Kararları ışığında incelenmiştir.

MUTLAK BOŞANMA NEDENLERİ

Mutlak boşanma nedenlerinden birisinin
meydana gelmesi halinde, kusurlu olmayan taraf salt olarak bu boşanma
nedenine istinaden boşanma davası açabilecektir.

1-ZİNA

TMK m.161′ de mutlak boşanma sebebi olan zina belirtilmiştir.

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı
ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı
düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Zinanın boşanma sebebi kabul
edilebilmesi için, cinsel ilişki koşulunun gerçekleşmiş olması gerekir.
Dolayısıyla cinsel arzuları tatmin aşamasında olmayan davranışlar, bir
yemekte, kafede, otomobildeki beraberlikler, cinsel ilişkinin
gerçekleştiğine kanıt oluşturmayan ses veya görüntü kayıtları,
yazışmalar, mektuplar zina değil, TMK m.166 çerçevesinde evlilik
birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma sebepleri
oluşturabilirler.

*Zina
eylemine istinaden boşanma davası açılabilmesi için, diğer zina eylemine
kendisi isteği ve iradesi dahilinde gerçekleştirmiş olmalıdır. Yani
zina eylemini ika eden kişinin kusurlu olması gerekir. Cinsel saldırı
söz konusu olduğunda zinadan söz edilemeyecektir.Dolayısıyla zina
sebebine istinaden de boşanma davasının haklılığı olmayacaktır.

*Yine
zina eylemini gerçekleştiren eş değil, zina eylemine gerçekleştirmeyen
diğer eş boşanma davasında zina eylemini sebep olarak dayanabilecektir.

Hak Düşürücü Süre

Davaya hakkı olan eşin zina eyleminin
öğrenmesinden ve her halde zina eyleminin gerçekleşmesinden itibaren beş
yıl geçmesi halinde dava hakkı düşecektir. Buradaki süre zamanaşımı
değil, hak düşürücü süredir.

Af

Af bir duygu açıklamasıdır. Af
iradesinin açıklanması, herhangi bir şekil koşuluna bağlı değildir. Bu
bağlamda zina eyleminin öğrenilmesine rağmen, diğer eşin yakın dostları
ile birlikte buna affettiğine ilişkin yemekli toplantı yapılması; zina
eden eşin pişman olduğuna ilişkin bir yazısıyla birlikte çiçek alan eşin
zina eden eşe sarılması gibi eylemler affın varlığına delalet eder.
Buna karşılık, bu davranışları sergilemeyen diğer eşin ortak konutu terk
etmemiş olması, birlikte yaşamaya devam etmesi affın varlığına kanıt
teşkil etmez.

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

2-Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış

TMK m.162 ‘de hayata kast- pek kötü veya
onur kırıcı davranış boşanma sebebi belirtilmiştir.Mutlak boşanma
sebebidir. Yani bu boşanma nedeniyle beraber ortak hayatın çekilmez hale
gelmesi koşulu aranmaz.

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi
veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı
bir davranışta bulunulması nedeniyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı
ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava
hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

I. Hayata Kast

Hayata kast bir eşin diğeri bilerek ve isteyerek öldürmeye teşebbüs etmesidir.

Bu kapsamda boşanma davası açılabilmesi
için gereken ilk unsur, eylemin kasıtlı olarak
gerçekleştirilmesidir.Yani tedbirsizlik yahut dikkatsizlik nedeniyle
gerçekleşmemesidir.

İkinci unsur ise, hayatına kast edilen kişinin boşanma davasını söz konusu sebebe dayanarak açacak olan eş olmasıdır.

Pek tabi ki bu eylem neticesinde ölüm meydana gelmemelidir. Zira ölüm gerçekleşmesi halinde, evlilik kendiliğinden son bulur.

II.Pek Kötü Davranış

Bu kapsamda , bir eşin diğerinin kişilik
hakkını oluşturan değerleri ağır şekilde ihlal eden davranışları ifade
eder. Bu bağlamda, bir eşin diğerine karşı şiddet uygulaması,
özgürlüğünü kısıtlaması, onur ve haysiyet değerlerini ihlal etmesi, aç
bırakması, insanlık dışı eylemlere katlanmaya zorlaması davranışlar pek
kötü davranış olarak kabul edilecektir.

III. Onur Kırıcı Davranış

Bu hususta dikkat edilecek nokta, her
onur kırıcı davranışın değil, ağır derece onur kırıcı davranışların
varlığı halinde bu sebebe dayanarak boşanma davası açılabileceğidir.
Kişin doğuştan sahip olduğu yahut kişin hal ve davranışları nedeniyle
toplum tarafından kendisine verilen değerlerin toplamı, kişinin onurunu
oluşturur. Bu anlamda bir eşin diğerini uygun olmayan ortamda ve
yerlerde cinsel ilişkiye zorlaması, bu ilişkiyle ilgili ses veya görüntü
kayıtları alması, bunları başkalarıyla paylaşması, diğerini yüz
kızartıcı suçla itham etmesi( hırsızlık, evrakta sahtecilik,
dolandırıcılık, yağma gibi) ağır derece onur kırıcı davranış teşkil
edecektir.

Hak
düşürücü süre ve af konusunda yaptığımız açıklamalar hayata kast- pek
kötü veya onur kırıcı davranış boşanma sebebi bakımından da geçerlidir.

İşbu maddeyle ilgili olarak Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2420 E. 2019/750 K. sayılı Kararında şu
şekilde açıklamada bulunmuştur:

“…Görüldüğü üzere, hayata kast, pek
kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi ile hâkim tarafından
evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediği şartını araştırmaya
gerek kalmaksızın, boşanma kararı verilebilecektir. Başka bir deyişle
TMK’nın 162. maddesi mutlak bir boşanma sebebi olup bu maddenin üç
ayrı boşanma  sebebi saydığı söylenebilir.

Şöyle ki, madde metninde geçen
“hayata kast” ifadesi ile eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu
intihara zorlamak gibi eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı
yapılmış acı sonuç doğuran davranışlar kastedilmektedir (Akıntürk/Ateş,
s. 249; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M.A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile
Hukuku, Şubat 2019, s.110).

“Pek kötü davranış”; eşlerden
birinin diğerine uyguladığı, vücut bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal
sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve
fiziksel şiddet uygulama, evden kovma, aç bırakma, anormal cinsel
ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak
gösterilebilir. İşlenen fiilin devamlılık arzetmesi zorunlu olmamakla
birlikte pek kötü davranış eyleminin zülüm ve işkence boyutunda olması
gerekmektedir (Gençcan, s.184).

Eski Medeni Kanunu’nda yer almayan
ancak 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenen “onur kırıcı
davranış” ise , eşlerden birinin diğerine hakaret etmek, onu küçük
düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır (Dural/Öğüz/Gümüş: Türk Özel
Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.111). Ayrıca her türlü onur
kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir
davranışın boşanma  sebebi sayıldığı da bilinmelidir.

Hemen belirtilmelidir ki, diğer eşin
hayatına kast eden veya pek kötü ya da onur kırıcı davranışta bulunan
eşin bunu kasten işlemesi ve ayırt etme gücünün bulunması gerekmektedir.

Madde de sayılan her üç neden için
de, kusursuz olan eşin dava hakkı iki hâlde düşer. Bunlardan biri
kusursuz eşin, hayatına kastetmiş veya kendisine pek kötü veya onur
kırıcı davranışta bulunmuş olan eşini affetmesi; diğeri ise altı aylık
ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçirilmiş olmasıdır…”

3-TERK

TMK m.164′ te düzenlenmiştir. Mutlak
boşanma sebebidir. Dolayısıyla aynı zamanda ortak hayatın çekilmez hale
gelmesi koşulu aranmayacaktır.

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya
haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az
altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya
noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş,
boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya
haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk
etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası
incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta
dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda
bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma
davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar
isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz

Terk sebebine bağlı olarak boşanma davası açılabilmesi için gerçekleşmesi gereken şartlar şunlardır;

  1. Terkin boşanma sebebi olabilmesi için bir eşin diğer eşi terk etmiş olması gerekir.
  2. Terk eylemi, terk eden eşin özgür iradesi ve isteği sonucu gerçekleşmelidir.
  3. Kanun, her terk eylemini değil, evlilik birliğinden doğan
    yükümlülükleri yerine getirmemek saikiyle yapılan terk eylemini boşanma
    sebebi olarak belirtmiştir.

    • Dolayısıyla terk eden eş bir görev, eğitim, emir ya da karar
      neticesinde ortak konutu terk etmiş ise bu unsur gerçekleşmemiş
      olacaktır.
  4. Terk eden eşin, haklı bir neden olmadan ortak konuta dönmemiş olması gerekir.
  5. Terk eyleminden itibaren en az altı ay geçmiş ve ortak konuta eşin dönmemiş olması gerekir.
  6. Terk edilen eş tarafından ortak konuta dönüş ihtarı yapılmış ve bu ihtarın sonuçsuz kalmış olması gerekir.
    • Ancak söz konusu ihtar terk eyleminden itibaren dört ay geçmeden
      yapılamayacaktır ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe de boşanma davası
      açılamaz.
Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

NİSBİ BOŞANMA NEDENLERİ

1-Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

TMK m.163’de suç işleme ve haysiyetsiz
hayat sürme boşanma sebebi belirtilmiştir. Nispi boşanma sebebidir.
Dolayısıyla aynı zamanda ortak hayatın çekilmez hale gelmesi koşulu da
bulunmalıdır.

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç
işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla
birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma
davası açabilir.

Madde metninde yer alan ifadeden
anlaşılacağı üzere eşin her türlü suçu değil, yüz kızartıcı suçu
işlemesi halinde boşanma sebebi ortaya çıkacaktır. Bu anlamda olmak
üzere, cinsel taciz, ırza geçme, teşhircilik, gibi başkalarının namusuna
ve ırzına yönelik eylemlerle, hırsızlık, evrakta sahtecilik,
dolandırıcılık gibi eylemler yüz kızartıcı suç kapsamına girer.

Haysiyetsiz hayat sürmek ise, toplumun
ahlak ve değer yargılarına göre tayin edilir. Bu bağlamda  kadın ya da
insan ticareti yapmak, teşhircilik yapmak, ekonomik ve mali durumu iyi
olduğu halde dilenmek gibi eylemler haysiyetsiz hayat sürme olarak
değerlendirilecektir.

2-Akıl Hastalığı

Türk Medeni Kanunu m.165’de düzenlenmiştir. Nispi bir boşanma sebebidir.

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu
yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın
geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit
edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Koşulları;

  1. Akıl hastalığının boşanma sebebi sayılması için evlenmeden sonra
    ortaya çıkmış olması gerekir.Çünkü evlenmeden önce mevcut olan akıl
    hastalığı Türk Medeni Kanunu m.145′ e göre evlenmenin butlanı sebebine
    neden olacaktır.
  2. İşbu akıl hastalığının geçmesi mümkün olmamalıdır.
  3. Akıl Hastalığı, resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenmelidir.
  4. Eşlerden birinde evlenmeden sonra ortaya çıkan akıl hastalığı nedeniyle ortak hayatın çekilmez hale gelmiş bulunması gerekir.
Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

3-EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI(GENEL VE NİSBİ  BOŞANMA SEBEBİ)

TMK m.166′ da düzenlenmiş olup, özel
boşanma sebeplerinden hiçbirinin bulunmaması halinde boşanmak isteyen
tarafın boşanma davasında dayanması gereken genel boşanma sebebidir.
Dolayısıyla evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan her sebep, bu
maddeye göre boşanma sebebi olabilir.

Evlilik birliği, ortak hayatı
sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış
olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde,
davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı
vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması
niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar
bakımından korunmaya değer bir fayda kalmamışsa boşanmaya karar
verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise,
eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul
etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde
boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek
iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî
sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek
düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların
menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü
değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü
hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi
bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle
açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın
kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple
olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden
sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar
verilir.

TMK m.166′ da düzenlenen evlilik
birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma sebebini iki başlık altında
toplamak mümkündür. Bunlar geçimsizlik ve geçimsizlik karinesidir.

Geçimsizlik

Geçimsizliğe yol açan olaylar, evlilik
sonrasına ilişkin olmalıdır. Evlilik öncesi eşlerin nitelikleri ve
beklentilerine ilişkin olan eksiklikler, ancak yanılma veya aldatma
nedeniyle, nisbi butlan sebebi olarak evliliğin iptaline yol açabilir.

Evlilik birliğini sarsılmasına yol açan
sebeplerin kapsamı çok geniştir. Evlilik birliğinin yürütülmesi zora
sokan her türlü sebep evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan sebep
olarak değerlendirilebilir.

Bu anlamda, eşler arasındaki kültür,
inanç, siyaset , eğitim , gelenek ve görenek, hayat tarzı gibi konulara
ilişkin farklılıklar ortaya çıkabilir.

Türk Medeni Kanunu m.185’de düzenlenen
hak ve yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi de evlilik birliğinin
sarsılması nedeni olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, eşlerin
birlikte yaşamayı reddetmeleri, ailesiyle, arkadaşlarıyla, yakınlarıyla
yaşaması, ortak konuta gelmemesi veya arasıra gelmesi, ortak konuta geç
gelmesi evlilik birliğinden doğan yükümlülüğün ihlali olup, boşanma
sebebi oluşturacaktır.

*Evlilik
birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası ikame edecek olan davacı
yanın kanun koyucu evlilik birliğinin sarsılmasında kusursuz ya da daha
az kusurlu olan yan olması gerektiği kabul etmiş olup, davalı yanın kusurunun daha az veya kusursuz olması durumunda itiraz hakkı bulunduğunu belirtmiştir.

*Geçimsizlik
nedeniyle boşanma nisbi boşanma sebebi olduğundan dolayı geçimsizliğin
tek başına boşanma sebebi olması mümkün değildir. Aynı zamanda ortak
yaşamın çekilmez hale gelmiş olması gerekir.

İşbu konuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2423 E. 2019/872 K. sayılı Kararı şöyledir:

“…4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;

“Evlilik birliği, ortak hayatı
sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış
olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen
hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz
hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması
niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar
bakımından korunmaya değer bir fayda kalmamışsa boşanmaya karar
verilebilir” hükmünü içermektedir.

Anılan maddenin birinci fıkrası
gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya
karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması
gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması,
diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel
boşanma  sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü
somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda
evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı
tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin
kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin
birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin
özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak
evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.

Öte yandan, söz konusu hüküm
uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma
sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri
kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam
kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam
kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize
aykırı birboşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen
kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik
birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da
madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm
kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine
ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki
temel hukuk ilkesine aykırı düşer ( TMK m.2 ).

Bu durumda anılan madde hükmüne göre
boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması
gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla
beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa
kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş
boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı
verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın
kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya
değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır ( TMK m. 166/2 )…”

Geçimsizlik Karinesine Dayanan Boşanma
Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası
1.Anlaşmalı Boşanma

Eşler kendi iradeleriyle evlilik
birliğinin çekilmez hale gelmesi nedeniyle boşanma kararı alabilirler.
Ancak bazı koşulların biraya gelmesi gerekir.

Bunlar;

  1. Evliliğinin en az bir yıl sürmüş olması
  2. Eşlerin boşanma ve bunun bağlı sonuçlarında anlaşmış olması
  3. Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da diğerinin davasını kabul etmesi
  4. Eşlerin anlaşma iradelerini mahkemeye bizzat açıklamalarıdır.

Anlaşmalı boşanma hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak için anlaşmalı boşanma hakkındaki yazımıza bakabilirsiniz.

2.Üç Yıllık Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

Kanun koyucu Boşanma davasının açılmış
ve reddedilmiş olmasına rağmen, eşlerin ortak yaşamı devam ettirmek
amacıyla bir araya gelememeleri ve bu durumun üzerinde üç yıl geçmesi
halinde artık bu evliliğin temelinden sarsıldığının kabul edilmesi
gerektiğine kanaat etmektedir. Buna istinaden boşanma sebebi davası
ikame edilebilmesi için bulunması gereken şartlar;

  1. Boşanma davasının açılmış ve reddedilmiş olması
  2. Üç yıl süreyle ortak yaşamın kurulamamış olması
  3. Eşlerden biri tarafından boşanma davasının açılmış olmasıdır.

Mahkemece Boşanma Sebeplerin Oluşmadığı Kanaatine Varılması Halinde Ne Olur?

Eğer taraflarca boşanma sebeplerinin
varlığı ispatlanamazsa Mahkemece boşanma davasının reddine karar
verilecektir. Nitekim TMK m.170/1’e göre, boşanma sebebi ispatlanmış
olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Madde lafzından
anlaşılacağı üzere, sebeplerin varlığı ispatlanamazsa boşanmaya karar
verilmeyecektir.

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

YARGITAY KARARLARI

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Telefonlara Çıkmamak ve Aramamanın Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2719 E. 2019/341 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yukarıda da belirtildiği üzere,
TMK’nın 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar arasında geçen
her olay boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayıp, bu olayların
evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet vermesi
gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay
incelendiğinde; tarafların 27.05.2011 tarihinde evlendikleri, eldeki
davanın 07.03.2013 tarihinde açıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre
davalı kadının, eşinin ailesi ile görüşmek istemediği, kendi annesinin
evliliğe olan müdahalesine ses çıkarmadığı buna karşılık davacı erkeğin
de annesinin müdahalesine izin verdiği ve tarafların ayrılmalarına sebep
olan son olayda eşini Konya iline rıza ile gönderdikten
sonra telefonlara çıkmamak ve aramamak suretiyle boşanma davası açtığı,
bu durumda eşlerin eşit kusurlu olduğu ve evlilik birliğinin devamının
eşlerden beklenmeyecek ölçüde temelinden sarsıldığı, davacı erkek
tarafından açılan boşanma davasının kabul edilmesi gerektiği dosya
kapsamı ile sabittir…”

Eşi Ortak Konuta Davet Etmede Davet Edenin Diğer Eşi Affettiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/3143 E. 2019/7767 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…davalı-karşı davacı erkeğin, her
iki davadan önce 19.06.2013 tarihinde noter aracılığı ile “Lojmana
taşınması nedeniyle taşınma aşamasında eşinin evde bulunması,
taşındıktan sonra da ortak konutun lojmandaki konut olması sebebiyle
eşinin o adrese gelmesi” talebini içerir ihtar çektiği anlaşılmaktadır.
Davalı-karşı davacı erkek ihtar çekmekle ihtar tarihinden önceki
olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir.
Gerçekleşen bu durum karşısında davacı karşı davalı kadına güven
sarsıcı davranış vakıası kusur olarak yüklenemez.

Açıklanan sebeple davacı-karşı
davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda kusurunun bulunmadığı
anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca hatalı değerlendirme ile davacı-karşı
davalı kadının tamamen kusurlu olduğunun kabulüyle erkeğin davasının
kabulüne ve erkek lehine manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp,
bozmayı gerektirmiştir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Fiziksel Şiddet Uygulamak, Hakaret ve Aşağılamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/3143 E. 2019/7767 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davacı karşı davalı kadının dava
dilekçesinde belirttiği 10.07.2013 tarihinde açtığı bağımsız tedbir
nafakası davasında davalı-karşı davacı erkeğin kusurları kesinleşmiş
olup, incelenen dosyada Dairemizin 2016/6396 Esas ve 2016/8540 karar
sayılı karar düzeltme ilamı ile erkeğin eşine fiziksel şiddet
uyguladığı, hakaret ettiği ve eşini aşağıladığı belirtilerek kadının
ayrı yaşamakta haklı olduğu gerekçesiyle nafakaya hükmedilmesi gerektiği
belirtilmiştir. Bu halde davalı karşı davacı erkeğin kesinleşen bu
kusurlu davranışlarına göre taraflar arasında ortak hayatı temelinden
sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte
bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı
karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri
birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre,
davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüyle boşanmaya karar
verilecek yerde yetersiz gerekçe ile davacı-karşı davalı kadının
davasının reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir…”

Ters İlişkiye Zorlamanın Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/2079 E. 2019/7685 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan soruşturma ve toplanan
delillerden, ilk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere,
davacı-karşı davalı kadının eşinin kendisini, ters ilişkiye zorladığına
ilişkin iddiasının kanıtlandığı Vakfıkebir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
2016/481 soruşturma sayılı dosyasındaki davalı- karşı davacı erkeğin
kabul beyanından anlaşılmaktadır.

O halde taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akış
karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar
altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün
görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüne
yönelik davalı-karşı davacı erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine
karar verilecek yerde, yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile davalı-karşı
davacı erkeğin istinaf başvurusunun kabulüyle davacı-karşı davalı
kadının davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Eşlerin Çok Kısa Bir Süre İçin Bir
Araya Gelmeleri ve Birbirlerine Hoşgörülü Olmaları Evlilik Birliğinin
Çekilebilir Hale Geldiğini Göstermediğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3192 E. 2019/7665 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bölge adliye mahkemesi hukuk
dairesince, “Kadının, eşinin kumar alışkanlığını biliyor olması ve
evlilik birliğine devam etmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması
gerçeğini değiştirmeyeceği ne var ki tarafların boşanma dava tarihinden
yaklaşık 1 ay önce birlikte tatil yaptıkları ve aynı otel odasında
kaldıkları bu hale göre davacı kadının davalı eşinin kusurlarını
affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı” gerekçesiyle davanın
reddine karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince dinlenen
Tanık Uğur Canatan “Tatile biz önce M. ve çocuklar ile birlikte gittik,
davacı işinden dolayı bize sonradan katıldı. Kendisini havaalanında
karşıladık. Otel de çocuklar ile aynı odayı tutmuşlardı. Sıkışıklık
olduğu için ben bir kişiyi yazlığımda misafir edebileceğimi söyledim. M.
bizimle birlikte yazlıkta kaldı, Seçil ise çocuklar ile birlikte otelde
kaldı. Tatilin son günü de M. ertesi gün dönüşte zorluk olabileceğini
ve çocuklar ile birlikte kahvaltı yapıp otelden ayrılmalarının daha iyi
olabileceğini söyledi. O gece de zaten geç vakitlere kadar oturmuştur.
M. o gece otelde eşi ve çocukları ile birlikte kaldı. Sonrasında Seçil
ve çocuklar M.’in abisi A. ile beraber Ankara’ya döndüler, biz de M. ile
birlikte yaşlı ve rahatsız olan dayımızı almak üzere İzmir’e gittik.”
şeklinde beyanda bulunmuş bölge adliye mahkemesince bu tanığın beyanı da
dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiş ise de, tarafların çok
kısa bir süre çocukları dolayısıyla tatilde bir araya gelmeleri, tatil
yerinde de ayrı yerlerde kalmaları dikkate alındığında birliğin davacı
açısından çekilebilirliğini göstermediği gibi eşin kusurlarının
affedildiği yada hoşgörü ile karşılandığı anlamına da gelmez.

Toplanan delillerle davalı erkeğin
kumar alışkanlığının bulunduğu, kumar alışkanlığı nedeniyle birlik
görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar
arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına
imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların
akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında
eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine
göre, boşanmaya karar verilecek yerde (TMK m.166/1) yetersiz gerekçe ile
davanın reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Ortak Konutun Manevi Bağımsızlığının Sağlanmayarak Ailenin Evliliğe Müdahalede Bulunmasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/2232 E. 2019/6944 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan
delillerden; davalı-davacı erkeğin ortak konutun manevi bağımsızlığını
sağlamadığı ve annesinin evliliğe olumsuz müdahalesine sessiz kaldığı
anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden
sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte
bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında
davacı-davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri
birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre,
davacı-davalı kadının boşanma davasının kabulü (TMK m. 166/1) ile
boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile kadının davasının
reddi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Birlik Görevlerinin Yerine Getirilmemesi ve Eşe İlgisiz Davranılmasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/565 E. 2019/5585 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan
delillerden davalı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, evine
ve eşine ilgisiz davrandığı, ortak çocuğun doğumuyla ilgilenmediği,
doğumdan sonra çocuğunu görmeye gitmediği anlaşılmaktadır. Bu halde
taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin
devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı
dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya
zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar
verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru
bulunmamıştır…”

Eşlerin Üçüncü Kişilerle Yaptığı Olağan Konuşmaların Güven Sarsıcı Olarak Nitelendirilip Boşanma Sebebi Yapılamayacağına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/1174 E. 2019/2774 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2
maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin,
ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden
sarsıldığının sabit olması gerekir. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk
Dairesi “ Son dönemlerde davalıya ait bir kısım yazışmaların ortaya
çıkması üzerine aralarında geçimsizlik baş gösterdiği, tarafların aynı
evde iki yabancı kişi gibi ayrı odalarda yatmaya başladıkları, davalı
erkeğin eski bir kız arkadaşı ile olan yazışmalarda aralarında davacı
kadının güvenini sarsacak ölçüde arkadaşlık boyutunu aşacak samimi
ifadeler bulunduğu” gerekçesiyle davanın kabulüyle tarafların
boşanmalarına karar verilmiş ise de;

davacı kadın tarafından dosyaya
sunulan iki adet mail yazışması incelendiğinde, dava dışı üçüncü kişinin
kendi çocukları ile birlikte yer aldığı fotoğrafı davalı erkeğe, onunda
koruyucu ailesi olduğu çocuğun fotoğrafını dava dışı üçüncü kişiye
göndermesi ve karşılıklı selam iletmekten ibaret mesaj yazılması
şeklinde gerçekleşen olayda, davalı erkeğin boşanmaya sebep olacak
nitelikte davacı kadının güvenini sarstığının kabulü mümkün
bulunmamaktadır.

Toplanan diğer delillerle de, davalı
erkeğin güven sarsıcı davranışları ispatlanamamış olup, ilk derece
mahkemesince davanın reddine karar verilmesi doğru olup, davacı kadının
bu yöne ilişkin istinaf isteğinin reddi yerine, delillerin takdirinde
hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

Sürekli Olarak Eşe İstenmediğinin,
Nefret Edildiğinin, Boşanma Davası Açılacağının Söylenmesinin Boşanma
Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/5345 E. 2019/2579 K.sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan
delillerden; davacı-karşı davalı kadının, davalı-karşı davacı erkeğe
sürekli olarak kendisinden boşanacağını, istemediğini, nefret ettiğini,
rezil edeceğini söylediği ve boşanmak için delil yaratma çabası
içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında
davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında
eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine
göre, davalı-karşı davacı erkeğin davasının kabulü (TMK m. 166/1) ile
boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının
reddi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Eşin İntihara Teşebbüs Etmiş Olmasının Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/7924 E.  2019/2440 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece boşanmaya sebep olan
olaylarda davacı-davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle
davasının reddine karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan
delillerden; davalı-davacı kadının intihara teşebbüs ettiği
anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden
sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte
bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında
davacı-davalı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri
birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre,
davacı-davalı erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilecek
yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamış, bozmayı
gerektirmiştir…”

Fiziksel Şiddet Uygulamanın ve Uzun Süre Ayrı Yaşamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/4859 E. 2019/2327 K. Kararı şu şekildedir:

“…Eşler birlikte yaşamak, birbirine
sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar (TMK m. 185/3). Evlilik
birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede
temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir
(TMK m. 166/1).

Somut olayda, yapılan yargılama ve
toplanan delillerle, davalı erkeğin davacı kadına sürekli fiziksel
şiddet uyguladığı ve tarafların yaklaşık 10 yıldır ayrı yaşadıkları
anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden
sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte
bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı
dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya
zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar
verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru olmayıp,
bozmayı gerektirmiştir…”

Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranmanın ve Hakaret Etmenin Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

“…Mahkemece yapılan yargılama ve
toplanan delillerden; davalı erkeğin uzun süredir başka bir kadınla
duygusal anlamda görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlar
sergilediği, tanık olarak dinlenen ortak çocuk Sevda’nın davalı erkek
ile başka bir kadın arasında geçen duygusal içerikli mesajları gördüğü,
davalı erkeğin tanık Enver’e “bunlar ufak tefek kaçamaklar, bu olayın
duyulmasını istiyorum, artık ne olacaksa olsun” şeklinde sözler
söylediği, taraflar arasında gerçekleşen son tartışmada davacı kadına
“evden defol git, s..tir ol git” dediği anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı
karşısında davacı, dava açmakta haklıdır…”

Aşağılama ve Günlük Yaşam Koşulları Konusundaki Baskıların Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6602 E. 2019/2319 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece yapılan yargılama ve
toplanan delillerden; tarafların 30.09.2012 tarihinde evlendikleri, bir
banka şubesinde müdür olarak çalışan davalı kadının eşinin baskıcı
davranışları nedeniyle 15.03.2013 tarihinde işinden ayrıldığı, davalı
erkeğin kadının işi ile ilgili olarak “konsomatris gibi ona buna
ziyarete gidiyorlar” diyerek aşağıladığı, 2014 yılının Haziran ayında
Kıbrıs adasında bir türbe ziyareti sırasında başörtüsünü evde unutan
kadına yönelik olarak “sonradan olma akıl ile bir yere kadar, iman zayıf
olursa” şeklinde sözler söylediği, …’a dönüşünü bildirmediği eşinin
benim neden haberim yok demesi üzerine eşine “sana hesap mı vereceğim”
dediği, 06.07.2014 tarihli son olayda ise kadının tanık H.’ı telefonla
aradığı ve davalı erkeğin kendisini kovduğunu, üzerine yürüdüğünü,
kendisini kilitlediği odanın kapısını kıracağını söylediği sırada
bağırma seslerinin tanık tarafından duyulduğu, evlendikten sonra kadının
giyim ve günlük hayat tarzının eşinin baskısıyla değiştiği
anlaşılmaktadır.

Bu halde, davalı erkeğin aşağılama
ve baskıya yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği de dikkate
alındığında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede
ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut
ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu
şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen
mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK m. 166/1) karar verileceği
yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru
değildir…”

Karşı Cinsle Başka Bir Evde Birlikte Kalan Eşin Zina Yaptığının Sabit Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3397 E. 2019/2071 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece erkeğin zina hukuki
sebebine dayalı boşanma talebinin (TMK m. 161) reddine karar
verilmiştir. Toplanan delillerle, kadının başka bir erkekle birlikte
aynı evde kaldıkları anlaşılmaktadır. Zina olgusu ispatlanmıştır.
Davalı-karşı davacı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma
talebinin (TMK m. 161) kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı
şekilde reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Kadının Geceleyin Başka Bir Erkeği Konuta Alması Zinanın Varlığına Delalet Ettiğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/2-845 E. 2015/1741 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

…Davalı-davacı
(kadın)’ın, 05.12.2010 günü ortak konuta erkek aldığı, aynı gece saat
22.00’de evde bu kişiyle birlikte yakalandığı, bu şahsın tuvalette
gizlenmiş halde bulunduğu, bu olay öncesinde de bu şahısla muhtelif
tarihlerde çok sayıda görüşmesinin olduğu, yapılan soruşturma ve
toplanan delillerden anlaşılmaktadır.

Kadının, yalnızken geceleyin bir
başka erkeği ortak konuta alması, zinanın varlığına delalet eder. Bu
bakımdan zina kanıtlanmıştır. Tarafların “zina” (TMK m. 161) sebebiyle
boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, boşanma kararının Türk Medeni
Kanununun 166/1. maddesine dayandırılması doğru bulunmamıştır…”

Sadakat Yükümlülüğünü İhlal Etmenin, Sürekli Alkol Almanın ve Aileye İlgisiz Davranmanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/2264 E. 2019/1648 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Öyleyse tüm bu açıklamalar
ışığında ve birleştirilerek görülen her iki davadaki mevcut delil durumu
dikkate alındığında, davalı-davacı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlal
ettiği, birlik görevlerini ihmal edecek düzeyde sürekli alkol kullandığı
ve ailesine ilgisiz davrandığı anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı
karşısında davacı-davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar
altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün
görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK m. 166/l ) karar verilecek yerde,
yetersiz gerekçe ile davacı-davalı kadının davasının reddi doğru
bulunmamıştır…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Evlilik Birliği Görevinin Yerine Getirilmemesi ve İhtiyacı Aşan Şekilde Harcamalar Yapmanın Boşanma Sebepleri Olmasına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2018/1673 E. 2019/1630 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Karşılıklı boşanma davalarının
yapılan yargılaması sonunda, mahkemece kadının boşanma davasının
kabulüyle tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca
boşanmalarına, davalı karşı davacı erkeğin ise boşanma davasının reddine
karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden,
mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı-karşı davalı kadının evlilik
birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, ihtiyacı aşan
şekilde harcamalar yaptığı anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı
karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar
altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün
görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının
kabulüne karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru
bulunmamıştır…”

Birlik Görevlerini Yerine Getirmeyerek Eşin Ailesine Şiddet Uygulamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3990 E. 2018/14467 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Taraflarca Türk Medeni Kanunu’nun
166/1. maddesine (evlilik birliğinin sarsılması sebebine) dayalı olarak
boşanma davaları açılmıştır. Mahkemece, davalı-karşı davacı erkeğin
açtığı boşanma davasının reddine, davacı-karşı davalı kadının boşanma
davasının ise kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Hükmün temyizi üzerine Dairemizin 2016/18156 esas, 2017/4489 karar
sayılı bozma ilamı ile “Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan
delillerden; davacı-karşı davalı kadının, birlik görevlerini yerine
getirmediği ve kayınvalidesini yaraladığı anlaşılmaktadır.

Bu halde, taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan
bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen
olaylar karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır…”

Fiziksel Şiddet Uygulamanın ve Cinsel Birliktelikten Kaçınmanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/3788 E. 2018/14275 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan
delillerden; mahkemece davalı-karşı davacı erkeğe yüklenen kusurlu
davranış yanında, davacı-karşı davalı kadının da … Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 2011/416 esas sayılı ceza dosyası içeriği dikkate
alındığında, davalı-karşı davacı erkeğe fiziksel şiddet uyguladığı
ayrıca davalı-karşı davacı erkek tarafından delil olarak dosyaya
sunulan, davacı-karşı davalı kadının da kendisi tarafından yazıldığı
kabul edilen günlük tarzı tutulmuş notların içeriğinden anlaşıldığı
üzere, davacı-karşı davalı kadının cinsel birliktelikten de kaçındığı,
bu günlük tarzı tutulmuş notların erkek tarafından, kadına zorla ya da
baskıyla yazdırıldığını ispata fayda herhangi bir dahilinde davacı-karşı
davalı kadın tarafından mahkeme dosyasına ibraz edilmediği
anlaşılmaktadır.

O halde, taraflar arasında ortak
hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân
vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı
karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Eşin Fiziksel Şiddet Uygulaması ve
Diğer Eşin de Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunması Halinde Bu Boşanma
Sebepleri İle Tarafların Eşit Kusurlu Hale Geldiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6156 E. 2018/12789 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece “Evlilik birliği devam
ederken taraflar arasında evliliğin başından itibaren geçimsizlik olduğu
davacı kocanın eşini darp ettiği, davalı kadının darp nedeniyle evi
terketttiği ancak tarafların yeniden bir araya gelerek barıştıkları, son
olayda davacı kocanın eşini yine darp ettiği, davalının da evden
ayrıldığı, darp olayının tanık anlatımları ve … … 3.Asliye ceza
Mahkemesi kararıyla sabit olduğu, bu haliyle evlilik birliğini
temelinden sarsan olaylarda davacı kocanın ağır kusurunun bulunduğu,
davalı kadının da çocuğuna gerekli ilgiyi göstermediği ve anne sütünden
mahrum bıraktığı, ayrıca kayınvalide ve kayınpederine karşı gerekli
saygıyı göstermediği anlaşılmakla koca kadar olmasada evlilik birliğini
temelinden sarsan olaylarda kusurlu olduğu, kadının şiddet sonrası anne
evine gittikten sonra mektup bırakıp evden ayrılması çaresizlik içinde
yapılan bir davranış olduğu değerlendirilerek erkeğin ağır kusurlu
olduğu” gerekçesiyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Toplanan delillerden mahkemece
kadına kusur olarak yüklenen eylemlerden sonra tarafların barışıp bir
süre aynı evde yaşadıkları, erkeğin; kadının bu eylemlerini affettiği,
en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekip, bu eylemler kadına
kusur olarak yüklenemez.

Tarafların erkeğin 23.01.2015
tarihli boşanma davasından sonra barışıp birlikte yaşadıkları,
sonrasında 08.04.2015 tarihinde yeniden ayrı yaşamaya başladıkları,
kadının birleşen boşanma davasının ise ikinci ayrılık sonrası 30.04.2015
tarihinde açıldığı anlaşılmış olup, bu hale göre kusur belirlemesinin
kadının birleşen davasında tarafların iddia ettikleri olaylar açısından
yapılması gerekmektedir.

Tarafların barışıp birlikte
yaşamalarından sonra yaşanan son olayda mahkemenin de kabulünde olduğu
üzere erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bunun karşısında kadının
da “bana değer verecek biri ile gidiyorum” yazılı bir mektup bırakarak
bir süre ailelerce bilinmeyen bir yerde kaldıktan sonra ailesinin yanına
döndüğü ve bu haliyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu
anlaşılmaktadır.

Bu durumda boşanmaya sebep olan
olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Mahkemece
bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu erkeğin ağır
kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Eşin Diğer Eş Hakkında Dedikodu Yapmasının ve Eşi Başkalarıyla Kıyaslamasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/3591 E. 2015/18325 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan soruşturma ve toplanan
delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan
olaylarda; davalı-karşı davacı erkeğin mahkemece belirlenen kusurlarına
karşılık, davacı-karşı davalı kadının da, eşini başkalarıyla
kıyasladığı, hakir gördüğü, eşine baskı uyguladığı ve davalı-karşı
davacı erkeğin iktidarsız olduğuna dair dedikodu çıkardığı
anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında davalı-karşı davacı erkek
için de, evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ve birliğin
devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve
sabittir. Gerçekleşen bu olaylar karşısında davalı-karşı davacı erkek de
dava açmakta haklıdır. O halde, davalı-karşı davacı erkeğin davasının
da kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile karşı
davanın reddi doğru görülmemiştir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Fiziksel Şiddet Kullanmanın ve Hakaret
İçerikli Sözcükler Kullanmanın  Onur Kırıcı Davranış Olup Boşanma
Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2420 E. 2019/750 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

…Yukarıda
yapılan açıklamalar karşısında, tarafların fiilen ayrı yaşamaya
başladığı dönemde davacı-karşı davalı erkeğin ortak çocuk Y.’u görmek
için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya
başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini
yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık
ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay
nedeniyle Silifke Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/1276 E., 2013/198 K.
sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı,

bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı
davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini
etrafta “ahlâksız, içkici” gibi sözlerle kötülediği tüm dosya kapsamı
ile sabittir. Davalı-karşı davacı kadının ceza dosyasına konu fiziksel
şiddet eylemi nedeniyle eşini affettiğine dair herhangi bir delil de
bulunmamaktadır.

O hâlde, davacı-karşı davalı erkeğin
eşine fiziksel şiddet uygulaması ve sarf ettiği hakaret kelimeleri
dikkate alındığında bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı,
dolayısıyla TMK’nın 162. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve
kadın eşin karşı davasının kabulü gerektiği belirgindir…”

Eşin Hatasını Sürekli Dile Getirmenin Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-1938 E. 2019/378 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Diğer yandan, toplanan deliller
itibariyle, davalı erkeğin, aile birliğini ekonomik yönden sarsacak
şekilde borçlandığı, bu şekilde birlik görevlerini yerine getirmediği,
buna karşılık davacı kadının eşinin birine kefil olması sonucunda
borçlanma hadisesini her fırsatta gündeme getirip tartışma çıkardığı, en
son Gaziantep ilinde bulunan müşterek evden ayrılarak ablasının yanına
Kayseri’ye gittiği ve geri dönmediği, bunun üzerine davalının davacının
özel bir takım eşyalarını Kayseri’ye götürdüğü, anne yanında bulunan
ortak çocuğun da okuluna devam etmesi amacıyla babasıyla birlikte
müşterek haneye döndüğü, tarafların bu şekilde ayrıldığı belirlenmiştir.

Gerçekleşen bu durum karşısında
evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların birinin kusurunu
diğerinden baskın kabul etmek mümkün değildir.

Bu itibarla, tarafların karşılıklı
iddia ve savunmalarına, mahkeme kararında açıklanan gerektirici
nedenlere göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit
kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Bu sebeple davacı kadının maddi ve
manevi tazminat taleplerinin reddine dair mahkemece verilen direnme
kararı yerindedir…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Düğün Yapılacağı Belirtip Düğün Yapmamanın Kadını Küçük Düşürücü Olması Sebebiyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-1931 E. 2019/340 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bilindiği üzere, evlenmenin yasal
şartı olmamakla birlikte düğün merasimi, Türk kültüründe bir nevi
evliliğin ilanı niteliği taşıyan, ailelerin ekonomik durumları,
toplumsal kökeni, eğitim düzeyi ve yaşadığı yere göre farklılık gösteren
bir gelenek olup, somut olayda da tarafların bu geleneğin yerine
getirilmesi konusunda mutabakatları bulunmaktadır.

Ne var ki, davalının birtakım
sebeplerle söz verdiği düğünü yapmaya yanaşmadığı, düğün tarihi ve
yerinin belirlenerek davetiyelerin de dağıtılmasına rağmen bildirilen
tarihte düğünün yapılmaması ve düğün için yapılan diğer tüm
hazırlıkların sonuçsuz kalması nedeniyle davacı kadının ailesine ve
çevresine karşı küçük düştüğü, bu suretle evlilikte eşine olan güvenini
yitirdiği, evlilik birliğinin devamının davacıdan beklenmeyecek ölçüde
temelinden sarsıldığı tüm dosya kapsamı ile sabittir…”

Eşine Haber Vermeksizin Kredi Çekmenin Güven Sarsıcı Olması Nedeniyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2016/16861 E. 2018/5575 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Boşanma nedeniyle manevi tazminata
hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az
kusurlu olmasının yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik
haklarına saldırı niteliğinde olması da gerekir (TMK m. 174/2).

Somut olayda, yukarıdaki bentte
belirtildiği üzere, davalı erkeğin eşinden habersiz kredi çekmek
suretiyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu…”

Ağız Kokusunun Tek Başına Boşanma
Sebebi Yapılamayacağı Eşin Tedavi Olmayı İsteyip İstemediğinin
Araştırılması Gerektiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2004/477 E. 2004/1542 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Ağız ve vücut kokusu başlı
başına boşanma nedeni değildir. Davalı da var olduğu iddia edilen bu
rahatsızlığın tedavisinin mümkün olup olmadığı, davalının tedaviden
kaçınıp kaçınmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı koca için
çekilmez hale getirip getirmediğinin uzman hekimlerden oluşan sağlık
kurulu raporu ile belirlenmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Mahkemece tebliğ edilen açıklamalı davetiye bu koşulları içermediği gibi
davalı kadın daha sonra duruşmaya gelip hastaneye sevkini istediği
halde bu konuda işlem yapılmaması da doğru değildir. Bu yönler
araştırılıp incelenmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm
kurulması doğru bulunmamıştır…”

Eski Sevgiliyle Konuşmanın Güven Sarsıcı Olması Nedeniyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2012/27105 E. 2013/14053 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece, “boşanmaya sebep olan
olaylarda davalı tamamen kusurlu ” bulunmuş ve davacı yararına maddi ve
manevi tazminata hükmedilmiştir. Oysa, davacının “Melek Çınar” rumuzuyla
sosyal paylaşım sitesinde kendisine sayfa oluşturduğu ve sanal
ortamda eski sevgilisiyle sık sık “iletiler” yoluyla iletişim kurduğu
yapılan soruşturma ve toplanan delillerle anlaşılmaktadır. Davacının
gerçekleşen bu davranışı güven sarsıcıcı niteliktedir ve kusur teşkil
eder…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Barışma Girişimi Nedeniyle Bir Araya Gelmiş Olmanın Eşi Affettiği Anlamına Gelmemesine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/5738 E. 2019/2560 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davacı kadının kolluktaki
anlatımına göre, barışma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı
anlaşılmaktadır. Tarafların fiilen ayrılmalarından sonra davacı kadının
ailesinin evinde bir araya gelerek barışma girişiminde bulunulmuş
olması; af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka
olgu ve deliller bulunmadıkça, önceki olaylardan dolayı davacı kadının
eşini affettiği anlamına gelmediği gibi erkeğin davacı kadına yönelik
fiziksel şiddetinin süreklilik arz ettiği anlaşılmaktadır.

O halde, davalı erkeğin mahkemece
kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre taraflar
arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına
imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların
akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında
eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine
göre davanın kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe
ile davanın reddi doğru bulunmamıştır…”

Boşanma Sebepleri ile Boşanma Davası

Aynı Evde Oturmanın Af Olgusunun Varlığına Delil Teşkil Etmeyeceğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2067 E. 2019/296 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Kural olarak boşanma davalarında
da eşlerin boşanma davasına konu ettiği olaylar sonrası barışmaları,
barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki
süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara
rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri
hallerinde “af” niteliğindeki davranışlardan söz edilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay
incelendiğinde; 29.04.2005 tarihinde evlenen tarafların davanın açıldığı
tarihte ve davadan bir süre sonra da aynı evde yaşamaya devam ettikleri
taraf beyanları ile sabittir. Ancak aynı evde oturma hâli her zaman tek
başına af anlamına gelmediği gibi boşanma davası açmaya da engel
değildir.

Nitekim, davalı erkek cevaba cevap
dilekçesinde aynı evde fakat ayrı odalarda yaşadıklarını, müşterek evin
davalıya ait olması nedeniyle kira ödediğini beyan etmiştir.

Ayrıca, mahkemece, davacı kadının
dava dilekçesinde davalı erkeğin müşterek konuttan uzaklaştırılması
yönünde talepte bulunması üzerine, bu talebin tefrik edilerek
kaydedildiği aynı mahkemenin 2013/123 değişik iş sayılı dosyasında
müşterek evin davacı kadına ve müşterek çocuklara tahsis edildiği
anlaşılmaktadır.

O hâlde, tarafların sırf aynı evde
yaşaması evlilik birliğinin hâlen çekilebilir olduğunu gösteren bir
delil veya olgu olarak kabul edilemeyeceği gibi, mahkemenin de kabul
ettiği üzere taraflar arasında yaşanan ve ceza davasına konu olan
fiziksel şiddet olayından sonra tarafların barışarak birlikte yaşamaya
devam ettiği, öte yandan davalı erkeğin bu iddia nedeniyle yargılanıp
mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığından beraat ettiği, dolayısıyla
fiziksel şiddet iddiasının davacı erkeğe kusur olarak yüklenmesinin
mümkün görülmediği, ancak davacının eşine hakaret ettiği, davalı kadının
ise eşine “şizofren” şeklinde sözler söylediği ve eşini eve almadığı
tüm dosya kapsamı ile sabittir.

Bu durumda, mahkemece tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verilmesi isabetlidir…”

Hukuka Aykırı Delille Af Olgusunun Kanıtlanamayacağına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/5520 E. 2019/2308 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece yapılan yargılama ve
toplanan delillerden; davalı erkeğin davacı kadına yönelik olarak
sürekli olarak “Kızınız deli, tımarhaneye yatırın, şişmansın, estetik
ameliyat ol, senin hiç bir şeye aklın ermez, sen ne anlarsın, ruh
hastasısın, sende psikolojik bozukluk var, git tedavi ol…” diyerek eşini
aşağıladığı ve ona hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Davalı erkek
tarafından sunulan görüntü kayıtlarına ilişkin CD’nin kadının rızasına
aykırı olarak hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşıldığından, hukuka
aykırı bu delilin af olgusunun ispatında dikkate alınması mümkün
olmadığı gibi, davacı kadının eşinin süreklilik gösteren kusurlu
davranışlarını affettiğine dair başkaca bir delil ve olgu da
ispatlanamamıştır.

Bu halde, davalı erkeğin aşağılama
ve hakarete yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği de dikkate
alındığında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede
ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut
ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu
şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen
mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK m. 166/1) karar verileceği
yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru
değildir…”

Boşanma Kararı Kesinleşinceye Kadar Eşin Sadakat Yükümlülüğünün Devam Ettiğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/4-1473 E. 2018/1824 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece, davalı-karşı davacının
boşanma davası devam ederken ayrı yaşama hakkına sahip olan kadının
başka bir erkekle birlikte yaşamasının davacı-karşı davalının kişilik
hakkına saldırı olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki boşanma davasında
da davacı-karşı davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığı
belirlenerek kusurlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın
reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki belgelerden, taraflar
arasındaki boşanma davasının 24/05/2007 tarihinde açıldığı, boşanma
davası açılmadan önce davalı-karşı davacının baba evine gitmiş olduğu,
davacı-karşı davalı kocanın ise yine boşanma davası açılmadan önce başka
bir kadınla birlikte yaşamaya başladığı, 19/12/2008 tarihinde
boşanmalarına karar verildi.ği, davalı-karşı davacının 2009 yılı yaz
aylarında başka erkekle gayri resmi şekilde birlikte yaşamaya
başladıkları, boşanmaya ilişkin ilamın ise 2010 yılında kesinleştiği
anlaşılmaktadır.

Eşler evlilik birliğini kurmakla
birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları
aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacı-karşı
davalının eşi olan davalı-karşı davacının, boşanma davası
kesinleşmemesine rağmen bir başkası ile birlikte yaşamaya başlaması
evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine
karşı haksız eylem niteliğindedir.

Evli bir kimsenin evlilik dışı
birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde
olduğu hususunda kuşku yoktur. Dolayısıyla, bu eylemi gerçekleştiren eş,
diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur…”

Mahkemece Verilen Kararda Boşanma Sebepleri Tartışılmalı ve Tarafların Kusur Durumları Belirlenmesi Gerekliliğine İlişkin

Yargıtay  2. Hukuk Dairesi 2019/1573 E. 2019/7046 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Anayasa’nın 141/3. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” buyurucu hükmünü içermektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 197.
maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş
olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında
iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller,
delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen
vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça
gösterilmesi zorunludur.

Kararda tarafların dilekçeleri,
beyanları ile Dairemizin 11.01.2016 tarihli bozma kararı yazılmış ve
“Yukarıdaki tüm veriler bir bütün olarak göz önüne alındığında; taraflar
arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına
imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğunu,
olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu, bu
şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün
görülmediği anlaşılmakla, davacı tarafın davasının kabulüyle tarafların
TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına karar vermek gerekmiştir.

Tüm dosya kapsamı ve dinlenen
tanıkların beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde davalı-karşı
davacı kadının davacı-karşı davalı kocaya göre daha ağır kusurlu olduğu
anlaşılmakla, davalı-karşı davacı tarafın karşı davası ile yoksulluk
nafakası, maddi manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddi yönünde
aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.” şeklinde soyut ve yetersiz
gerekçe ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Kararda denetime olanak verecek
şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri
gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte bulunulmadığı
gibi, hangi olayların sabit olduğu yani davacı-karşı davalı tarafın
hangi iddialarının ispatlanmış olduğu ve tarafların kusur durumları
kararda belirtilmemiştir. Açıklanan sebeplerle gerekçesiz şekilde hüküm
kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

İşbu yazımızda boşanma davasına konu edilebilecek boşanma sebepleri ele alındı. Boşanma davasında tarafların hak ve menfaatlerinin korunabilmesi, boşanma sebepleri ile davanın kabulüne karar verilebilmesi için bir avukattan hukuki danışmanlık almaları ve davanın takibinin avukat tarafından yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle yukarıda bahsedilen boşanma sebepleri mevcut olması halinde boşanma davası açmayı isteyen eşin avukat vasıtasıyla davayı takip etmesi tavsiye edilmektedir.

Av.Tayfun Yıldırım

Kaynak: https://hukuksalyardim.com/index.php/2018/12/28/bosanma-sebepleri/

Orijinal haber kaynağı için; Hukuk Günlüğü

İlgili haberler:

Author: Hukuk Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir