Kategoriler: İnternet Medyası

28 Şubat’ın asker tanıklarından itiraflar

28 Şubat'ın asker tanıklarından itiraflar28 Şubat'ın asker tanıklarından itiraflar28 Şubat’ın tanığı emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, darbenin yıl dönümünde çarpıcı tespitlerde bulundu. Darbenin mağdurları Askeri Hakim Mesut Kurşun ve Ahmet Karamanlı, yaşadıkları sıkıntılı günleri anlattı.

ORDUDA ÖRGÜTLÜ BiR AZINLIĞIN VESAYETİ VAR

Seda Şimşek’in röportajı

28 Şubat’ın görgü tanığı emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, darbenin kodlarını anlattı: 28 Şubat süreci ne kadar ordu hiyerarşisine mal edilmeye çalışılsa da bu doğru değil” diyen Yusuf Çağlayan’a göre bu postmodern darbe, ‘toplumdan kopmuş, toplumun değeerlerini iç tehdit olarak algılayan’ örgütlü bir azınlığın, ordu üzerinde vesayet kurması ile gerçekleştirildi.

Bugün 28 Şubat. Yakın tarihte, en son yaşadığımız darbenin yıl dönümü. Millet eliyle iktidara gelemeyip, asker postalından iktidar çıkaranların son kutlu günü. Yaşananlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Kurulan havuzları, hortumlanan bankaları, çaresizliğe, sefilliğe mahkum edilen aileleri, televizyonlardaki irtica yaygaralarını, okul önlerinde coplanan genç kızları, hukuku askerin emrine tahsis eden yargıçları, milletvekili transferlerini, bir iktidarın alaşağı edilişini hatırlıyorum. En çok da bütün bunlara karşı durması gereken demokrasi mamûlü siyasetçilerin adeta demokrasiyi arkadan hançerleyip vesayetten nemalanması acıtır içimi. Hele “cumhurunbaşkanının, cumhura yönelik suikast girişiminde oynadığı rolü unutmam mümkün değil. Nitekim millet de unutmadı, yıllarca millete “demokrasi mücahidi” şeklinde yutturulan hayat hikâyeleritanklann, postalların içine gömüldü.

Yıllar sonra millet eliyle demokrasi seyrimizde yeni bir sayfa açılırken, onları, o iktidarın ortaklarını Ergenekon ittifakında, referandum sürecinde “hayır”cephesinde, AK Parti’ye, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik girişimlerin içinde, belki de gerçek yüzleriyle bulduk. Bunları düşünürken gelen haberle sarsıldık. Türk siyaseti Erbakan gibi bir nezaket ve zerafet timsalini kaybetti.

Bir ömrü bir davaya adadı, milletin vicdanında siyaset mühendislerinin alaşağı ettiği son başbakan olarak yerini aldı. Emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan, 28 Şubat’ın yıl dönümünde darbenin kitabını yazdı, “Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma” isimli kitabı bugün raflarda yerini aldı. Darbe öncesi ortam hazırlama ve darbe psikolojisini tüm orduya, topluma hakim kılma süreçlerini fiili olarak yaşamış. İçeriden birisinin gözüyle darbenin kodlarını teşhis ediyor. Kendisiyle 28 Şubat sürecini ve Türkiye’deki darbe geleneğini konuştuk.

■ 28 Şubat sürecipostmoderm darbe olaraktanımlanıyor, öyle miydi?

28 Şubat postmodern olmak zorunda idi. Çünkü, anarşi ve terör meşrulaştırıa bir darbe gerekçesi olabilirdi. Ancak, dindar kimlik etrafında bir anarşi ve terör üretilemedi. Sadece sanal bir irtica korkusu üretilerek bunun üzerinden ve daha çok diğer kurumlar öne çıkarılarak, yargının, bürokrasinin gücü kullanılarak müdahale yapıldı. Meclis tamamen kapatılmadı ancak istenmeyen siyasi partiler askeri güç ile değil, yargı eliyle kapatıldı.

■ Sizce ordu içinde görüş birliği sağlanmış mıydı?

28 Şubat süreci ne kadar ordu hiyerarşisine mal edilmeye çalışılır ise çalışılsın, bu doğru değil. 28 Şubat, toplumdan kopmuş, toplumun değerlerini iç tehdit olarak algılayan örgütlü bir azınlığın ordu üzerinde vesayet kurmaları ile gerçekleştirilebilmiştir. BÇG askeri hiyerarşiyi altüst etti.

■ Batı Çalışma Grubu (BÇG) nasıl bir rol oynadı?

BÇG, TSK’nın yasal hiyerarşisine paralel olarak oluşturulmuş yasadışı bir hiyerarşidir. Ancak, BÇG hiyerarşisi TSK’nın normal hiyerarşisini de kendi amaçları doğrultusunda kullandı. Çünkü, BÇG hiyerarşisi içinde olanlar, aynı zamanda TSK hiyerarşisi içinde emir verme makamında. Ancak, BÇG hiyerarşisinde rütbe ve kıdem hiyerarşisi o kadar keskin değil. BÇG mensubu olanlar, alt rütbede de olsa, üst rütbeler üzerinde söz ve yetki sahibi olabiliyor. Hiyerarşi altüst oluyor. Askeri disiplin tahrip oluyor. 28 Şubat sürecinin ilk yıllarında askeri hiyerarşi tamamen ele ge-çirilemese de kontrol altına alındı.

■ Batı Harekât Konsepti neydi? Daha sonra AK Parti’ye yönelik darbe planlarında etkisi ne oldu?

Batı Harekât Konsepti, 28 Şubat’ın öne çıkan asker aktörü tarafından kaleme alınmış ve bir askeri hizmet belgesi gibi tüm kurumlara ve devlet kuruluşlarına yayınlanmış bir belgedir. Postmodern darbenin temel belgesidir. Sadece orduya değil, tüm devlet kurumlarına, hatta hükümete ve cumhurbaşkanına dahi bir emir niteliği taşımaktadır. “Durum irtica, vazife darbe” formülünün açılımıdır. Daha sonraki devrede bu formülün geri teptiği görüldü. Halk AK Parti’yi tek başına iktidar yaptı. Batı Harekât Konsepti’nin amaçlan aynen korunmakla birlikte, yöntemde değişikliğe gidildi. “Durum terör, vazife darbe” formülüne tekrar dönüş yapıldı. Arazide bulunduğu iddia edilen askeri malzemeler ve karakol baskınları, eylem planları bu çerçevede anlam kazanıyor. Darbeciler siyasi bir sapıktır

■ Askerler kendi içinde bir müdahalenin gerekli olduğuna nasıl inandırılıyor?

Darbecilik, 19001ü yıllardaki pozitivizm ve materyalizm bağlamındaki İslam ve Batı algısının ürettiği bir fikri sapmadır. Toplumun inanç ve değerler sistemiyle ilgili algı hatalarının oluşturduğu bu zihni sapma yanlış bir iç güvenlik kültürüne yol açtı. Bugün resmi ideolojinin şekillendirdiği güven- lik kültürü süreç içinde bir darbe kültürüne dönüştü. Dini değerleri çağdaşlık-irtica, ilericilik gericilik, etnik kimlikleri bölücülük-bölünmez bütünlük gibi ikilemler ekseninde gruplayıp düşman tanımlaması yapan darbeci zihniyet, artık milli iradeyi, meclisi, hükümeti, dindar, demokrat, liberal toplum kesimlerini ve aydınları adeta düşman kampına yerleştirdi. Kendi toplumuna yabancılaşmış, toplumun inanç ve değerlerini tehdit olarak algılayan bir zihniyetin gerçekleştirilecek provokasyonlarla durumdan vazife çıkarmaya sürüklenmesi çok kolay oluyor. Çünkü, onlara göre vatan, rejim böyle kurtarılıyor. Darbeciler, siyasi sapıktır.

Yargıya verilen brifingler durum ve vazife tebliğiydi

■ Yargı nasıl bir rol üstlendi?

Ülkemizde anayasa ve yasalar, özgürlük güvenlik dengesini sağlayan, tüm yönetim etkinliklerini hukuka uygun hale getiren birer hukuk metinleri olmaktan uzaktır. Mevzuat böyle olunca, mevzuatı uygulayan kurumlar da ideolojik birer aygıta dönüşüyor. İdeolojik / referans, develerin bu kurumlarının işlevini bozmakta, bu kurumlara ide-kolojik reflekslerle hareket eden bir yapı kazandırmaktadır. Örneğin, yargı kurumunu, hukuka uygunluk denetimi değil, resmi ideolojiye uygunluk denetimi yapan bir ideolojik aygıta dönüştürmektedir.

■ 28 Şubatta sivilyargıya verilen irtica brifingleri askeri yargıya da verildi mi?

Sivil yargıya verilen bir brifing değil, durum ve vazife tebliği idi. Askeri yargıya durum ve vazife ile ilgili tüm emirler zaten tebliğ ediliyordu.

■ Askeri yargı nasıl kullanıldı?

Daha çok tasfiyelerde hukuki dayanak oluşturmak için bir takım soruşturma emirleri verildi. Örneğin, başörtülü fotoğraf verenler hakkında emre itaatsizlikten soruşturma açmak gibi… Ancak, bu tür girişimler dava açılması ile sonuçlansa da, mahkumiyetle sonuçlanmadı. Askeri mahkemeler de askeri Yargıtay da bu girişimlere geçit vermedi. Sadece iddianameleri belge olarak kullanabildiler.

■ Yani 28 Şubat sürecinde askeri yargı sivil yargıya göre daha iyi bir sınav mı verdi?

Askeri mahkemeler başörtülü fotoğraf vermeyenler hakkında beraat kararı verdiler. Bu kararlar Askeri Yargıtay tarafından onaylandı. Yine o dönemde irtica suçlaması ile doçentlik sınavına giriş hakkı elinden alınan bir tabip yüzbaşı hakkında, eşinin başörtülü olmasının ve eşli olarak eğlencelere katılmamasının bir irtica göstergesi olamayacağı doğrultusunda AYİM’-in bir kararı var. Yine AYİM’in irtica suçlaması nedeniyle sicil yoluyla ihraç edilen iki astsubayın ihraç işlemini iptal etmesi üzerine bu astsubaylar bu kez YAŞ kararı ile ihraç edilmişti, ancak AYİM, YAŞ kararı aleyhine de karar vererek işlemi iptal etmiştir. Bunlar örnek bir yargı duruşudur. Ancak, aynı dönemde brifinge gidip alkış tutanlar sınavı kaybetmişlerdir.

Disiplin kurulları YAŞ’a dönüştü

■ Nereler irtticadan arındınlmak istendi?

Önce irticanın orduya sızdığı ileri sürülerek önemli TSK personeli tasfiye edildi. Bunu tüm devlet kurumları, medya, şirketler, üniversiteler takip etti. İrticacı olarak tasnif edilenler milletin çoğunluk kesimlerini kapsayacak boyuta ulaştı.

■ Diğer kurumlarda nasıl bir disiplin mekanizması işletildi?

Bakanlıkların ve diğer kurumların yüksek disiplin kurulları birer YAŞ’a dönüştürüldü. Emniyet kurumunun da YAŞ benzeri bir üst kurumun kontrolüne bağlanması için çaba sarf edildi. Ancak bu gerçekleştirilemedi.

Darbenin stratejisi Hipnoz işlevi kazandırılmış

■ Türkıye sürekli irtica ya da bölünme tehditleri ile karşı karşıya bırakılarak, TSK’ya siyasete müdahale alanı mı yaratılıyor?

Darbe süreçlerinin ana formülü, “Durumdan vazife çıkarmak”tır. Kısaca, “Durum irtica, vazife darbe” veya “Durum terör, vazife darbe…” 1960 ihtilalinde ve 28 Şubat postmodern müdahalesinde “durum irtica, vazife darbe” formülü kullanıldı. 1971 müdahalesi ve 1980 darbesinde ise “Durum terör, vazife darbe” formülü uygulandı. Ancak, müdahale ve darbelerin asıl sebebi, ne irtica ne de terör. Asıl sebep, Türkiye’ye biçilen role uygun bir şekilde vesayet sisteminin uyarlanması. Ülkemizde bu tür uyarlama ihtiyacı doğduğunda, darbeyi meşrulaştıracak durumlar yok ise, böyle durumlar oluşturularak vazife çıkarılmaya zemin hazırlanmaktadır. Böylece siyasete müdahale alanı açılmaktadır.

■ Darbe sürecinde nasıl strateji izleniyor?

Darbeciler önce kurum içi kontrolü ele geçirme, kadrolaşma, kendi yapılarını ordu yapısı, örgüt çalışmalarını kurumsal aktiviteler gibi gösterme hedefini gerçekleştirmeye çalışırlar. Bunu sağlamak için kurum içinde örgüte dahil olmuş unsurlar yanında, örgüte açıkça dahil olmayanları da tasfiye edip otoritelerini tesis ederek, hiyerarşiyi kontrol altına alırlar. Bu hiyerarşik kontrol sağlanmadıkça, ordunun kurumsal gücünün darbeci amaçlar doğrultusunda kullanılması mümkün değildir.

■ Darbeci zihniyetin kodları neler?

Darbeci zihniyet genellikle tartışılmaz kavramları istismar eder. Örneğin laiklik, ulus devlet, üniter devlet, rejim, iç güvenlik, modernleşme ve çağdaşlaşma gibi… Bu kavramlara resmi ideoloji doğrultusunda anlamlar vererek, bu ideolojik algılarını herkesin inanması, benimsemesi gereken mutlak doğrular olarak kabul ediyorlar. Her şeyi bu ideolojik mihenge vurup dost-düşman tanımlaması yapıyorlar. İç güvenlik kültürü bu kavramlara yükledikleri anlamlar çerçevesinde oluşuyor. Dolayısıyla tehdit algısı da böyle.

■ Darbeciler kurumlar içinde ideolojik bir düşünce sistematiği çerçevesinde mi örgütleniyorlar?

Darbeci yapılanmanın en önemli ayaklarından birisini ideolojik kadrolaşma oluşturur. Bu sebeple darbeciler sadece kendileri ideolojik örgütlenme ile yetinmez, tüm devlet kurumlarının, hatta topyekün halkın tek tip olarak ideolojik örgütlenmesini öngörürler. Askeri okullar, resmi ideolojinin etkisine en açık eğitim kurumları olmuştur. Başta askeri okullar olmak üzere, okullara bir eğitim ve terbiye işinden çok, adeta resmi ideolojiyi kitle kültürü haline getirmek için bir toplu şartlandırma ve hipnoz işlevi kazandınlmıştir.

■ Hiyerarşik bir düşünce sistematiği mi oluşturuluyor?

Emir komuta zincirinde fikrî bir tartışma ortamı olmaz. Darbe dönemlerinde, askeri hizmet ve disiplin için gerekli olan emir-komuta zinciri düşünce alanına da yansır. Hiyerarşinin tepesindeki kişi ve kurumların siyasi düşüncesi öne çıkar. Mesela, bizzat bana siyasi içerikli bir kitapçık tebliğ edilerek, düşünce ve inançlarımı buna göre düzeltmem istenmiştir. Bu kitapçık Harp Akademileri tarafından yayınlanmış, “Şeriat Mi, Laiklik Mi” isimli bir kitapçıktı.

ÇEVİK BİR’E RAĞMEN…

Serbest Özden’in haberi

28 Şubat darbesinin mağdurlarından Askeri Hakim Mesut Kurşun ve Ahmet Karamanlı, yaşadıkları sıkıntılı günleri anlattı.

Yusuf Çağlayan’dan 28 Şubat tespitiKamuoyunca Köstebek ve Sarmusak davası olarak bilinen davanın kıdemli üyesi Askeri Hakim Albay Mesut Kurşun, dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Erdal Şenel’in baskılarına maruz kaldığını belirtti. Şenel’in kendisini ‘Ne halt yapıyorsun, neden yargılamaya gerek duyuyorsun. Çok fazla kurcalama’ gibi ifadelerle tehdit ettiğini açıklayan Kurşun beraat kararının ardından Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesine (DGM) normal üye olarak tayin edildi. Emekli Askeri Hakim Ahmet Karamanlı ise sınıfı değiştirilerek karacı yapıldı ve Malatya DGM’ye atandı. Hakimler bu haksızlıklara karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne açtıkları davayı kazandı. Ancak yaklaşık 15 gün sonra Karamanlı, eşinin başörtülü olması gerekçe gösterilerek YAŞ kararıyla ordudan ihraç edildi.

Karamanlı, “Köstebek davasında 28 Şubat’ın her türlü baskısı ve Çevik Bir’lere rağmen hakim gibi durduk. Genelkurmay bu durumu ‘bunlara bir ders verile-meli’ şeklinde değerlendirdi. ‘Zaten sakıncalısın bu davada şöyle karar verirsen sakıncan temizlenir, kurtulursun’ şeklinde mesajlar geldi Ardından ‘Eşi kabul edemeyeceğimiz kıyafet giyiyor’ şeklinde yazılı uyarı aldım. Bu gerekçeyle ordudan atıldıktan sonra, emekli olmak için 2 yıl başka yerde çalıştım” dedi.

Dava bir şekilde kapatıldı

Karamanlı komutanlara dava açan hakimlerin de cezalandırıldığını belirtti. Havacı ve denizci 4 hakimin karacı yapıldığını söyleyen Karamanlı, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Halis Burhan ve 23. Filo Üs Komutanı hakkında suç duyuruları yapıldığını söyledi. Halen Askeri Yargıtay üyesi olan Ahmet Zeki Liman ve Yavuz Sa-yalgı adlı hakimlerle ilgili olayı şöyle aktardı: “İzmir’de Hava Eğitim Komutanlığı’na ait Astsubay Eğitim Kampındaki lojman inşaatlarında yapılmayan işlere ödeme çıkartıldığı için suç duyurusunda bulundular. Halis Burhan ve Tuncer Kılınç’ın adı geçiyordu. Ama dava Askeri Yargıtay’da bir şekilde kapatıldı.”

Nasıl bir Türkiye’de yaşadık

Emekli Hakim Albay Mesut Kurşun, Köstebek davası sonra-Csında atamaya tabi tutulduklarını söyledi. Bu olayların psikolojik olarak kendilerini çok yıprattığını kaydeden Kurşun, davayla ilgisi olmayan başka hakimlerin de mağdur edildiğini söyledi. Kurşun, “Olağanüstü bir dönemdi. Köstebek davası bahane edilerek diğer hakimlere de gözdağı vermek istediler. 28 Şubat’ın baskı ortamında haksızlığa kılıf uydurmak istediler. Bunlar kapalı kapılar ardında yapılan işler” dedi.

DEMİREL ÖNCEDEN BİLİYORDU

Refahyol iktidarının Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu,28 Şubat döneminin perde arkasıyla ilgili ilginç açıklamalar yaptı.

Yusuf Çağlayan’dan 28 Şubat tespitiTarihe ‘post-modern darbe’ olarak geçen 28 Şubatla ilgili yeni bilgiler gün yüzüne çıkıyor. Dönemin en önemli aktörlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e askerlerin 13 Haziran’ı darbe tarihi olarak verdikleri ortaya çıktı.

Demirel ise bu bilgiyi dönemin Refahyol iktidarının Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu ile paylaşmış. Ensarioğlu, 28 Şubat’tan sonra Nihat Erim-Ferit Melen gibi dışarıdan bakan ve milletvekilleri ile hükümet kurulsaydı “Siyasiler bir parça mecbur kaldı, idare etti” denilebileceğini belirtti. Ancak olaylardan sonra Demokrat Türkiye Partisi’nin (DTP) kurulduğunu hatırlatan Ensarioğlu, bunun başının Demirel mi yoksa Yılmaz mı olduğunu bilmediğini ifade etti.

Her şeyin Türkiye’nin gözü önünde gerçekleştiğini anlatan Ensarioğlu, bir ara rejim, ihtilal olmadığını ve siyasilerin buna çanak tuttuğunu savundu. Demirel’in tavrını eleştiren Ensarioğlu şunları anlattı: “İdare ettim demek yanlıştı, doğru yöneteceklerdi. Ben o zaman bakandım, ‘Parlemanto’da milletvekili pazarı açılmış’ demiştim. Bunun için Sayın Demirel ile tartıştık. O Cumhurbaşkanı ve ben bakandım. Çankaya Köşkü’ne çağırdı, gittim. Köşk’te Demirel ile 40 dakika bir tartışmamız oldu. ‘Siz hükümetin kuruluşunda Demirel’in parmağı vardır, Parlemanto’da milletvekili pazarı açılmış demişsiniz’ dedi. Doğrudur dedim, üç maymunu oynayamayız. Görüm, duydum, düşündüm, baktım, konuştum. Siyasiler çanak tutmuştur. Bana dedi ki ‘Ben bunu yapmazsam, askeri idare etmezsem, 13 Haziran’da ihtilal yapacak.’ Bırak yapsınlar dedim. Babalarımız, abileri-miz bize ihtilali anlattı, biz de çocuklarımıza sağ kalırsak anlatırız. Ölü olursak davaya bakar anlarlar, ihtilalin antidemokratik olduğunu. Ama sizin içinde olduğunuz bir antidemokratik hareketi anlatamam. Bana aynen şöyle dedi: ’13 Haziran’da ihtilal yapıyorlar.’ Ben de bırak yapsınlar dedim.”

‘Ona yakıştıramadım’

Bu olaydan sonra Demirel’e kırıldığını belirten Salim Ensarioğlu, ona bunu yakıştıramadığını söyledi. Ensarioğlu şu tespitte bulundu: “O Cumhurbaşkanıydı, idareci değildi. Tabii idarecilik yapar ama yönetim elinde olmalı. Yönetimi komutanların emrine verecek, o sörf yapacak; böyle bir şey olmaz. O zaman bırak ihtilal yapsınlar.”

Vekiller istifa ettiriliyordu

Askerlerin hep darbe düşündüğünü dile getiren Salim Ensarioğlu, kurumu suçlamadığını belirterek bir kısmının “Türkiye’de birinci sınıf, devletin sahibi, sivillere yanlış yapan, çalan insan olarak” gördüğünü ileri sürdü. 28 Şubat’a siyasilerin biraz çanak tuttuğunu savunan Ensarioğlu, “Baktığınız zaman, 55. Hükü-met’in nasıl kurulduğunu, nasıl Doğnı Yol’dan istifalar yapıldığını görüyoruz. Asker baskı yapıp istifa ettiriyor, diğer taraftan bir parti kuruluyor ve bir partinin genel başkanı başbakan oluyor. Bu karışıklık, anlaşılarak yapıldı.” dedi. Eıı-sarioğlu o dönem en çok Demirel ve Erbakan’ın askerden çekindiğini ifade etti.

BUGÜN

Kaynak : Haber7

Orijinal haber kaynağı için; Yeni Günde Hep Beraber – Güne Başlarken

Benzer haberler: