• "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" Uzmanlık Dalına İlişkin Danıştay Kararı - E:2010/7143

    T.C. D A N I Ş T A Y
    SEKİZİNCİ DAİRE
    Esas No : 2010/7143
    Davacı ve Yürütmenin Durdurulmasını İsteyen :Türkiye Psikiyatri Derneği
    Vekilleri : Av.
    Davalılar : 1- Başbakanlık
    2- Sağlık Bakanlığı
    Davanın Özeti : Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve bu düzenlemenin dayanağı olan 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin; Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalı için belirlenen eğitim süresi ve rotasyonların bilimsel gereklilikler ve eğitim ilkeleri ile bağdaşmadığı, bu düzenlemeler yapılırken ilgili meslek örgütü ile derneklerin görüş ve isteklerinin dikkate alınmadığı, uzmanlık ana dallarının süreleri ile ilgili düzenlemelerin oluşturulma yöntemlerinin kamu yararına ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali ve yürütmenin durdurulması istenilmektedir.
    Savunmaların Özeti: Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin ve uzmanlık dallarına ilişkin rotasyon belirlemelerinin bir bütün olarak; yargı kararlarının gözetilmesi, ilgili bilim çevrelerinden görüş alınması, dünyadaki uygulamanın izlenmesi ve bilimsel gerekliliklerin ön plana alınması suretiyle düzenlendiği, dava konusu işlemlerin hazırlanmasında görev alan Kurul üyelerinin uzmanlık eğitimi veren kurumlar bazında temsil ilkesi esas alınarak belirlendiği, ana dal - yan dal belirlenmesine ile rotasyonların tespitine ilişkin hukuki durumun 1219 sayılı Yasa ve ilgili mevzuat ile idarelere tanınmış yetki alanında ve takdir hakkı kapsamında olduğu, Yönetmeliğin Ek çizelgelerinde yer alan düzenlemelerin ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ve tıp alanındaki gelişmelere paralel olarak yapıldığı, rotasyona ilişkin düzenlemelerin Tıpta Uzmanlık Kuruluna bağlı olarak oluşturulan komisyonların bilimsel çalışmaları ile oluşturulduğu belirtilerek yürütmenin durdurulması isteminin ve davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
    Danıştay Tetkik Hakimi ... Düşüncesi:İdarelerin; düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, uygulamaları çağın gerekleri ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirmesi, kamu hizmetine egemen olan ilkelerden olan uyarlama(değişkenlik) ilkesi uyarınca hem bir görev hem de bir yetki ise de; bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılması ve düzenlemede yapılan değişikliğe temel olan, bir başka ifadeyle kamu yararını gerçekleştirecek bu düzenlemeyi gerektiren olguların somut olarak ortaya konulması şarttır.
    Tıp gibi insan hayatına doğrudan etkisi olan bir alanda sağlık hizmetini sunacak uzmanların eğitim sürecine ilişkin olarak yapılan değişikliğin, salt bu konuda idarenin yetkili olması ve takdir hakkına sahip bulunması gibi kavramlarla açıklanamayacağı, anılan konularda değişikliğe gidilmesini yeni düzenleme yapılmasını gerektiren bilimsel gerekçelerin ortaya konulmasını da gerektirdiği tartışmasız olduğundan, 1929 yılından günümüze kadar yayımlanan tüm idari düzenlemelerde ana dal olarak varlığını koruyan ve bu süreçte eğitim süresi 5 yıla kadar çıkartılan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresinin 4 yıla düşürülmesine ilişkin değişikliği hukuki bir zemine oturtacak, idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak bilimsel gerekçenin bulunmadığı anlaşıldığından, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34.satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenleme ile bu süre üzerinden rotasyon düzenlemesi yapan Tıpta Uzmanlık Kurulunun 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının yürütmesinin durdurulması gerektiği düşünülmektedir.
    Danıştay Savcısı ... Düşüncesi : Dava, Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve bu düzenlemenin dayanağı olan 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin iptali ve yürüülmesinin durdurulması istemiyle açılmıştır.
    Ruh Sağlığı ve Hastalıkları 4 yıl eğitim süresi olan bir uzmanlık ana dalı olarak olarak yer almış, 2002 yılında yayımlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğünde de ana dal olarak varlığını korumuş ve eğitim süresi beş yıla çıkarılmıştır. Bu süreçten açıkça anlaşıldığı üzere, uzmanlık ana dalı olarak varlığını koruyan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitiminin süresi yıllar içinde bu bilim alanına ilişkin olarak yaşanan gelişim sürecinde beş yıla kadar uzatılmıştır.
    İdarelerin tesis ettikleri işlemlerin (bireysel-düzenleyici) unsurlarından olan sebep unsuru idareyi işlem yapmaya iten hukuki neden, bir başka ifadeyle;tüm idari işlemlerde olduğu gibi işlemle gerçekleştirilmeye çalışılan kamu yararına dayanan hukuki, somut durumdur. İdari işlemin sebep ögesindeki hukuka aykırılık işlem yargı mercii önüne getirildiğinde resen dikkate alınacaktır.
    Bu bağlamda; idari işlemlerin bir sebebe ve gerekçeye dayalı olması hukukun genel ilkelerinden olduğundan, bu ilke genel anlamda düzenleme veya işlem yapan idareyi uyguladığı ve düzenleme yaptığı alanda doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar. İşlemlerde gösterilen sebep ve gerekçe, işlemin yasaya uygunluğu ve dayanağını değerlendirme, itiraz edip etmeme konusunda ilgililere yardımcı olmakla birlikte, idarenin saydamlığı, savunma hakları ve idareye güven ilkeleri ve hukuk devleti anlayışının oluşumu noktalarında da büyük öneme sahiptir.
    Diğer taraftan idarelerin işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir hakkına sahip oldukları açıktır. Ancak bu takdir hakkı, serbestçe kullanılanabilecek bir keyfiyeti ifade etmeyip, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun olarak temellendirilmiş olgularla desteklenmelidir.
    Anayasamızın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin görünümlerinden biri olan düzenli idare ilkesi; idarenin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları tüzük yönetmelik gibi idari metinlerle objektif bir şekilde düzenlemesi ve sürekli uygulamalar ile hukuki istikrarı tesis ederek buna uyması olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla, idarenin düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, hukuka uygun olan uygulamayı sağlamak adına objektif düzenlemeler yapması ve istikrarlı uygulamalarda bulunması gerekmektedir. Bu bağlamda; idarenin yetki sahibi olduğu alanlarda yapacağı düzenlemelerde, haklı bir neden olmadan yerleşik, istikrar kazanmış uygulamalarından ayrılması sahip olduğu serbestiyi düzenli idare ilkesine ve bu ilkenin bağlı olduğu eşitlik ilkesine aykırı kullanması anlamına gelecektir. İdarelerin; düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, uygulamaları çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirip, yeniden düzenlemesi, kamu hizmetine egemen olan ilkelerden biri olan uyarlama(değişkenlik) ilkesi uyarınca hem bir görev hem de bir yetki ise de; bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılması ve düzenlemede yapılan değişikliğe temel olan, bir başka ifadeyle kamu yararını gerçekleştirecek bu düzenlemeyi gerektiren olguların somut olarak ortaya konulması şarttır.
    Bu kapsamda, dava konusu uyuşmazlık yukarıda belirtilen temel hukuki ilkelerle birlikte ele alınınca, ülkemizdeki hukuki düzenlemeler çerçevesinde gelişim süreci yukarıda kısaca belirtilen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ana dalında, 2002 yılından bu yana beş yıllık bir zaman diliminde verilen uzmanlık eğitimi süresinin dört yıla düşürülmesine ilişkin değişikliğin bu düzenlemeyi hukuka uygun kılacak bilimsel gerekçelere dayanması gerekmektedir.
    Ayrıca, tıp gibi insan hayatına doğrudan etkisi olan bir alanda sağlık hizmetini sunacak uzmanların eğitim süresine ilişkin olarak yapılan değişikliğin , salt bu konuda idarenin yetkili olması ve takdir hakkına sahip bulunması gibi kavramlarla açıklanamayacağı, anılan konularda değişikliğe gidilmesini yeni düzenleme yapılmasını gerektiren bilimsel gerekçelerin ortaya konulmasını da gerektirdiği tartışmasızdır. Aksi, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını yukarıda belirtilen ilkelere ve dolayısıyla hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir.
    Davalı idarelerce, dava konusu düzenlemelerin; uzun süren toplantı ve çalışmalar neticesinde, bilimsel çevrelerden görüş alınarak ülkemiz ihtiyaçları ve gelişmiş ülkelerin uygulamaları gözetilerek alanında uzman kişilerce yapıldığı ve tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin olarak ana dal ve yan dal belirlemek konusunda takdir hakkı ve yetkisinin uhdelerinde olduğu ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. Ancak; bu iddiaları destekleyen ve düzenlemenin yapılmasına temel teşkil eden bir bilimsel çalışmanın ya da raporun bulunmadığı; ülkemizde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları eğitiminin süresinin dört yıla düşürülmesi yönündeki gerekliliği ortaya koyan verilerin ve bu yöndeki akademik çevrelerden alınmış bilimsel görüşlerin dikkate alınarak düzenleme yapıldığını gösterecek bilgi ve belgelerin sunulamadığı görülmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında; Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ana dalında uzmanlık eğitimi süresini dört yıl olarak belirleyen düzenlemeyi hukuki bir zemine oturtacak, idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak bilimsel gerekçenin bulunmadığı anlaşıldığından, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin; Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. sırasında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ana dalı uzmanlık eğitimi süresinin dört yıl olarak belirlenmesine ilişkin düzenlemede hukuka uyarlık görülmemektedir.
    Davanın Tıpta Uzmanlık Kurulu kararına yönelik kısmına gelince; davaya kısmen konu edilen Yönetmelikte dört yıl olarak belirlenen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık dalına ilişkin eğitim süresi hukuka uygun bulunmadığına göre, bu süreye bağlı olarak sözü edilen ana dalın rotasyonlarının ve süresinin belirlenmesine ilişkin Tıpta Uzmanlık Kurulu kararında da hukuka uyarlık görülmemektedir.
    Belirtilen nedenlerle, dava konusu Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34.satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen üdzenleme ile uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve sürelerini belirleyen 21-22-23/Haziran/2010 tarihli 21/82 sayılı kararının sözü edilen ana dalın rotasyonları ve sürelerini belirleyen kısmının , 2577 sayılı Kanunun 27.maddesinde belirtilen şartlar oluştuğundan yürütülmesinin durdurulmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:
    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 27. maddesinin 2. fıkrasında, idari işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya olanaksız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verileceği kuralı yer almıştır.
    Uyuşmazlık; Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve bu düzenlemenin dayanağı olan 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin iptali isteminden doğmuştur.
    Anayasanın "Yönetmelikler" başlıklı 124. maddesinde; Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilecekleri düzenlenmiştir.
    14.4.1928 gün ve 938 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Yasanın, 04/04/2007 gün ve 26483 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürülüğe giren 5614 sayılı Yasanın 4.maddesi ile değiştirilen 9. maddesi hükmüyle Sağlık Bakanlığının sürekli kurulu niteliğinde Tıpta Uzmanlık Kurulu ihdas edilmiştir. Maddenin son fıkrasında;"Kurulun çalışma usûl ve esasları ile ilgili diğer hususlarla ihtisas belgelerinin alınması ve uzmanlık eğitimi ile ilgili diğer usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığınca hazırlanıp Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir. Bu yönetmelik yürürlüğe konuluncaya kadar, mevcut düzenlemelerin uygulanmasına devam edilir" hükmü yer almaktadır.
    1219 sayılı Yasanın, 5614 sayılı Yasa yayımlanmadan önce yürürlükte bulunan ve 1219 sayılı Yasanın ihdas edildiği tarihten anılan değişiklik yürürlüğe girene kadar değiştirilmemiş olan 9. maddesinde; "İhtısas vesikalarının sureti ahzi ve bu hususta mer'i olması lazım gelen kavait işbu kanunun tarihi meriyetinden sonra Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekaletince tanzim edilecek bir nizamname ile tayin olunur" hükmüne yer verilmiş ve bu hüküm uyarınca Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan tüzükler ile tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.
    Günümüze kadar anılan madde hükmüne dayanılarak; 1929 yılında Tababet ve İhtisas Vesikaları Hakkında Nizamname, 1947 yılında Tababet Uzmanlık Belgeleri Tüzüğü,1956 yılında Tababet İhtisas Nizamnamesi, 1961 yılında Tababet İhtisas Tüzüğü,1962 yılında Tababet Uzmanlık Tüzüğü,1973 yılında Tababet Uzmanlık Tüzüğü, 2002 yılında ise Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ve son olarak dava konusu edilen düzenlemeyi içeren Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği 18.7.2009 gününde 1219 sayılı Yasanın 5614 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesi uyarınca yayımlanarak yürürlüğe girmiş, tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin usul ve esasları belirlemiştir.
    21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı Tıpta Uzmanlık Kurulu kararı ve Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği dava konusu edildiğinden, bu düzenlemelere ilişkin hukuki irdeleme ayrı ayrı yapılacaktır.
    Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin incelenmesi;
    Dava konusu edilen Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında; Ruh Sağlığı ve Hastalıkları 4 yıllık eğitim süresi olan bir uzmanlık ana dalı olarak düzenlenmiştir.
    Ruh Sağlığı ve Hastalıkları disiplini; 1929 yılından günümüze, tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin olarak yayımlanan tüm idari düzenlemelerde farklı isimler (Psikiyatri, Akıl ve Sinir Hastalıkları, Akliye ve Asabiye gibi) altında da olsa, bir uzmanlık ana dalı olarak düzenlenmiştir. 1929 ve 1947 yıllarında yayımlanan idari düzenlemelerde uzmanlık ana dallarının hepsi için ayrı ayrı eğitim süreleri belirlenmemiş olup, 1956 yılında yayımlanan Tababet İhtisas Nizamnamesi ile uzmanlık ana dallarının eğitim süreleri sayma suretiyle belirlenmeye başlanmış ve bu düzenlemede Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresi 3 yıl olarak belirlenmiştir. 1961 yılında yayımlanan Tababet İhtisas Tüzüğü ile bu süre 4 yıla çıkarılmış ve ardından yayımlanan 1962 ve 1973 tarihli idari düzenlemelerde de bu süre korunmuş olup 2002 yılında yayımlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresi tekrar artırılarak 5 yıla çıkarılmıştır. Bu süreçten açıkça anlaşıldığı üzere, 1929 yılından günümüze uzmanlık ana dalı olarak varlığını koruyan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının 3 yıl olarak başlayan eğitim süresi bu bilim alanına ilişkin olarak yaşanan gelişim sürecinde 5 yıla kadar uzatılmıştır.
    İdarelerin tesis ettikleri işlemlerin (bireysel-düzenleyici) unsurlarından olan sebep unsuru idareyi işlem yapmaya iten hukuki neden, bir başka ifadeyle;tüm idari işlemlerde olduğu gibi işlemle gerçekleştirilmeye çalışılan kamu yararına dayanan hukuki, somut durumdur. İdari işlemin sebep ögesindeki hukuka aykırılık işlem yargı mercii önüne getirildiğinde resen dikkate alınacaktır. Bu bağlamda; idari işlemlerin bir sebebe ve gerekçeye dayalı olması hukukun genel ilkelerinden olduğundan, bu ilke genel anlamda düzenleme veya işlem yapan idareyi uyguladığı ve düzenleme yaptığı alanda doğru ve anlamlı olgular ortaya koymaya ve denetim yapmaya zorlar. İşlemlerde gösterilen sebep ve gerekçe, işlemin yasaya uygunluğu ve dayanağını değerlendirme, itiraz edip etmeme konusunda ilgililere yardımcı olmakla birlikte, idarenin saydamlığı, savunma hakları ve idareye güven ilkeleri ve hukuk devleti anlayışının oluşumu noktalarında da büyük öneme sahiptir.
    Diğer taraftan idarelerin işlem tesis ederken kendilerine Anayasa ve yasalarla çizilen çerçeve içinde takdir hakkına sahip oldukları açıktır. Ancak bu takdir hakkı, serbestçe kullanılanabilecek bir keyfiyeti ifade etmeyip, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun olarak temellendirilmiş olgularla desteklenmelidir.
    Anayasamızın 10.maddesinde yer alan eşitlik ilkesinin görünümlerinden biri olan düzenli idare ilkesi; idarenin düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu alanlarda, bu alanları tüzük yönetmelik gibi idari metinlerle objektif bir şekilde düzenlemesi ve sürekli uygulamalar ile
    hukuki istikrarı tesis ederek buna uyması olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla, idarenin düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, hukuka uygun olan uygulamayı sağlamak adına objektif düzenlemeler yapması ve istikrarlı uygulamalarda bulunması gerekmektedir. Bu bağlamda; idarenin yetki sahibi olduğu alanlarda yapacağı düzenlemelerde, haklı bir neden olmadan yerleşik, istikrar kazanmış uygulamalarından ayrılması sahip olduğu serbestiyi düzenli idare ilkesine ve bu ilkenin bağlı olduğu eşitlik ilkesine aykırı kullanması anlamına gelecektir.
    İdarelerin; düzenleme yetkisine sahip olduğu alanlarda, uygulamaları çağın gereklerine ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak değiştirip, yeniden düzenlemesi, kamu hizmetine egemen olan ilkelerden biri olan uyarlama(değişkenlik) ilkesi uyarınca hem bir görev hem de bir yetki ise de; bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılması ve düzenlemede yapılan değişikliğe temel olan, bir başka ifadeyle kamu yararını gerçekleştirecek bu düzenlemeyi gerektiren olguların somut olarak ortaya konulması şarttır. Bu kapsamda, dava konusu uyuşmazlık yukarıda belirtilen temel hukuki ilkelerle birlikte ele alınınca, ülkemizdeki hukuki düzenlemeler çerçevesinde gelişim süreci yukarıda kısaca belirtilen ve 1929 yılından günümüze kadar yayımlanan tüm idari düzenlemelerde ana dal olarak varlığını koruyan, bu süreçte eğitim süresi 5 yıla kadar çıkartılan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresinin 4 yıla düşürülmesine ilişkin değişikliğin, bu düzenlemeyi hukuka uygun kılacak bilimsel gerekçelere dayanması gerekmektedir.
    Ayrıca, tıp gibi insan hayatına doğrudan etkisi olan bir alanda sağlık hizmetini sunacak uzmanların eğitim sürecine ilişkin olarak yapılan düzenlemenin(değişikliğin), salt bu konuda idarenin yetkili olması ve takdir hakkına sahip bulunması gibi kavramlarla açıklanamayacağı, anılan konularda değişikliğe gidilmesini yeni düzenleme yapılmasını gerektiren bilimsel gerekçelerin ortaya konulmasını da gerektirdiği tartışmasızdır. Aksi, idarenin sahip olduğu düzenleme yetkisini ve takdir hakkını yukarıda belirtilen ilkelere ve dolayısıyla hukuka uygun kullanmadığı anlamına gelecektir.
    Davalı idarelerce, dava konusu düzenlemelerin; uzun süren toplantı ve çalışmalar neticesinde, bilimsel çevrelerden görüş alınarak ülkemiz ihtiyaçları ve gelişmiş ülkelerin uygulamaları gözetilerek alanında uzman kişilerce yapıldığı ve tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin olarak ana dal ve yan dal belirlemek konusunda takdir hakkı ve yetkisinin uhdelerinde olduğu ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanıldığı ileri sürülmüştür. Ancak; bu iddiaları destekleyen ve düzenlemenin yapılmasına temel teşkil eden bir bilimsel çalışmanın ya da raporun bulunmadığı; ülkemizde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresinin 4 yıla düşürülmesine ilişkin değişikliği gerektirecek bir ihtiyacın, akademik gerekliliğin varlığını ortaya koyan verilerin veya bu yönde akademik çevrelerden alınmış bilimsel görüşlerin dikkate alınarak düzenleme yapıldığını gösterecek bilgi ve belgelerin sunulamadığı görülmektedir.
    Kaldı ki, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin, "Tıpta Uzmanlık Kurulu" başlıklı 6.maddesinin 8.fıkrasında; Tıpta Uzmanlık Kurulu kararlarının ve varsa karşı oyların, karar tarihinden itibaren üç iş günü içerisinde gerekçeleri ile birlikte yazılarak imzalanacağı ve sekreteryaya bildirileceği belirtilmiştir.
    Ayrıca Yönetmeliğin "Kurulun Görevleri" başlıklı 7.maddesinde de; Kurulun görev alanlarıyla ilgili konularda çalışmalar yapmak ve görüş hazırlamak üzere, görev süresini ve üye sayısını belirlediği geçici komisyonlar kurmak hükmüne yer verilmiştir.
    Ancak davalı idarelerce yukarıda alıntısı yapılan düzenlemelere uygun olarak; Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin hazırlanmasına ilişkin Kurul kararlarının ve karşı oyların gerekçesini içeren belgelerin ve ayrıca bilimsel konularda yardımcı olmak üzere alt komisyonlar oluşturulduğuna ve bu alt komisyonların çalışmalarının Yönetmeliğin hazırlanmasına ışık tuttuğuna ilişkin savunmaya esas teşkil edecek bilgi ve belgelerin sunulmadığı anlaşılmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında; 1929 yılından günümüze kadar yayımlanan tüm idari düzenlemelerde ana dal olarak varlığını koruyan ve bu süreçte eğitim süresi 5 yıla kadar çıkartılan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresinin 4 yıla düşürülmesine ilişkin değişikliği hukuki bir zemine oturtacak, idarenin takdir hakkını ve düzenleme yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri uyarınca kullandığını ortaya koyacak bilimsel gerekçenin bulunmadığı anlaşıldığından, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.
    Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının incelenmesi;
    Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin 7.maddesinin "ç" bendinde; uzmanlık dallarının rotasyonları ve bu rotasyonların süreleri hakkında karar vermek Tıpta Uzmanlık Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.
    Bu bağlamda, Tıpta Uzmanlık Kurulunun 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararı ile uzmanlık dallarının rotasyonları; Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin ek çizelgelerinde öngörülen uzmanlık dalları ve süreleri temel alınarak belirlenmiştir.
    Ancak, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalı için belirlenen 4 yıllık eğitim süresinin yukarıda aktarılan gerekçelerle hukuka aykırı olduğu saptandığından;
    hukuka aykırı olarak ihdas edilmiş bulunan bu süre üzerinden rotasyon düzenlemesi yapan dolayısıyla dayanaksız kaldığı ve işlevselliğini yitirdiği açık olan, Tıpta Uzmanlık Kurulu 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, hukuka aykırılığı tespit edilmiş olan düzenlemelerin; eğitim kurumlarında uygulamaya konulacağı dikkate alındığında, giderilmesi güç veya olanaksız zararlar doğuracağı da açıktır.
    Açıklanan nedenlerle, dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından, Tıpta Uzmanlık Kurulunun 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının "Ruh Sağlığı ve Hastalıkları" uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 34. satırında yer alan Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına, 27.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
  • Hotwire Widget




Hukuk Blog |  2020 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  Özel Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikolog |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Satılık Düşecek Domainler |  Terapi  |  Berk Gürman |  Phukuk |  Bayefendi |  Arabuluculuk Eğitim Merkezi |  AfternicAlanadı satış (Domain alımı) | 

™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2020 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨‍💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2020 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.