• SÖZLEŞMEDEN DOĞAN ALIM HAKKI

    “Sözleşmeden Doğan Alım Hakkı”











    Stajyer Avukat Veysel DEMİR







    İçindekiler

    A.GİRİŞ 3
    B.ALIM(İŞTİRA) SÖZLEŞMESİ 5
    1-GENEL OLARAK 5
    2-ALIM(İŞTİRA) SÖZLEŞMESİNİN ŞARTLARI 7
    3-ALIM SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN ALIM HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ 9
    4-ALIM SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ 10
    C.ALIM (İŞTİRA) HAKKININ ŞERHİ 11
    1-GENEL OLARAK 11
    2-ALIM SÖZLEŞMESİNİN TAPU KÜTÜĞÜNE ŞERH EDİLMESİNİN ŞARTLARI 12
    2.1-KANUNUN ŞERHİNE İZİN VERDİĞİ HAKLARDAN OLMA ŞARTI 12
    2.2-SÜREYE İLİŞKİN ŞART 13
    2.3-ŞERH ANLAŞMASININ VARLIĞI ŞARTI 13
    2.4-TESCİL TALEBİ ŞARTI 14
    2.5-TESCİL TALEBİNDE BULUNAN KİMSENİN TASARRUF YETKİSİNE SAHİP OLMASI ŞARTI 14
    3-ŞERH EDİLEN ALIM SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ 14
    D.SONUÇ 16
    E.EKLER 17
    F.KAYNAKÇA 19






    A.GİRİŞ
    Şahsi haklar, hak sahibinin mevcut hakkını borçlusundan başkasına ileri süremediği, borç ilişkisinde alacaklının yalnızca borçluya karşı tam talep edebildiği haklardır. Bu haktan öte gelen borç ilişkisi de öyle bir ilişkidir ki şahsi ( nisbi ) hak sahibi talep hakkını borçludan başkasına ileri süremez. İlişki yalnızca tarafları bağlar, hüküm ve sonuçlarını da bizatihi onlar üzerinde doğurur.
    Bir şahsi hakkın konusu edimdir. Edim, alacaklının borçludan bir şeyin verilmesini, yapılmasını yahut yapmaktan kaçınılımasını isteme hakkını ifade ettiği gibi borçludan da aynı yönde bir şeyin verilmesini, yapılmasını yahut yapmaktan kaçınılmasının beklenmesini ifade eder. Ezcümle edim, borçlunun alacaklı lehine yerine getirmekle yükümlü bulunduğu belli bir davranış biçimidir.
    Bu bağlamda “eşyaya bağlı borç” ( Realobligation) kavramının hukuki mahiyeti doktrinde tartışılmaktadır. Eşyaya bağlı borç, bir kimsenin sahibi olduğu eşya nedeniyle, eşyanın kaderine bağlı olarak doğan ve yine hakkın devamının eşyaya bağlı olan bir borçtur. Bu eşya taşınır bir eşya olacağı gibi taşınmaz eşya da olabilir. Söz konusu borç herkese karşı değil, yalnızca borçluya karşı ileri sürülebilmektedir. Ancak bazı yazarlar, borcun eşyanın aynından doğmasını temel alarak eşyaya bağlı borcun aynileştiğini ve şahsi hak niteliğini kaybetmiş olduğunu ileri sürmektedir. Atlanılan nokta ise, eşyaya bağlı borçlarda borç ilişkisi alacaklı ve borçlu arasındadır. Üçüncü şahıslardan gelen müdahelelere karşı alacaklı edimin yerine getirilmesini üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Keza üçüncü kişilerden gelen müdaheleler nedeniyle edimin ifası engellendiği takdirde, üçüncü kişilere karşı eşyaya bağlı borçla ilgili olarak ileri sürebileceği bir hak da yoktur. Diğer bir deyişle ileri süreceği haklar eşyaya bağlı haklar kapsamında değildir. Bu da ayni hakların herkese karşı dermeyan edebilme özelliğine açıkça ters düşmektedir. Yine eşyaya bağlı borçlarda eşyanın maliki sadece kendi malikliği müddetince borçtan sorumlu kalacak, bu müddet geçtikten sonra ise kendisinden tam talep edilebilir bir hak kalmayacaktır. İşte eşyaya bağlı borcun ayni hak olmadığı, tam anlamıyla gerçek bir şahsi hak olduğu sonucu da temelini burdan almaktadır. Bu temel birazdan açıklayacağımız diğer sebeplerle de Türk Eşya Hukukunda “eşyaya bağlı borç” kavramının bir ayni hak olmadığı bilakis tam anlamıyla bir şahsi hak olduğu hususunu kuvvetlendirecektir.
    Eşyaya bağlı borçların en önemli sonuçları ise şüphesiz mülkiyet hukuku bağlamındaki sonuçlarıdır. Zira Türk Medeni Kanunun Dördüncü Kitabı olan Eşya Hukukunun Birinci Kısmında düzenlenen “Mülkiyet” konusunda sıkça eşyaya bağlı hak ve borçlara rastlamak mümkündür. Bunlar arasında bulunan Sözleşmeden doğan alım hakkı ise hukuki sonuçları itibariyle Borçlar Hukuku ve Eşya Hukuku olmak üzere iki ayrı hukuk dalında inceleme konusu yapılabilir.
    Ayrıca belirtmek gerekir ki her ne kadar en önemli eşyaya bağlı borçların uygulamada en önemli sonuçları için Türk Medeni Kanunu işaret edilmiş olsa da eşyaya bağlı hak ve borçlar yalnızca kanundan öte gelmez.
    Sözleşmeden doğan eşyaya bağlı hak ve borçların olması da şüphesiz mümkündür. İşte sözleşmeden doğan alım hakkı, hukuk dünyasında meydana gelmesini bir sözleşmeye borçlu olan ve mülkiyet hakkının kullanılmasına tesirleri olan eşyaya bağlı bir hak ve borç çeşididir. Sözleşmeden doğan alım hakkının konusu taşınmaz mülkiyetinin, hak sahibine, sözleşmede kararlaştırılan şartlara uygun olarak geçişinden ibarettir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu Madde 237-243 arası bu hususlar hükme bağlanmıştır. Gerçekten de alım sözleşmesi, tek taraflı ve varması gereken bir iradeyle hak sahibine taşınmazı satın alma hakkı vermektedir. Sözleşmeden doğan alım hakkı bir hukuki işlemden doğabileceği gibi, alım sözleşmesinden veya ölüme bağlı tasarruftan da doğabilir. Eşyaya bağlı bu borç çeşidi yalnızca sözleşmeden doğar, kanundan doğan bir alım hakkı öngörülmemiştir.
    Taşınmaz mülkiyetini iradi olarak kısıtlayan alım sözleşmesiyle hak sahibinin sözleşmeden doğan bu hakkını kullanabilmesi için Türk Borçlar Kanununda belirtilmiş şekil şartlarına da uyması gerekmektedir.Birazdan açıklayacağımız bu şartlar kanundan doğan geçerlilik şartlarıdır ve resmi şekilde yapılması gerekir. Mamafih, tapuya şerh edilen alım sözleşmesi tam anlamıyla etkisi güçlendirilmiş bir şahsi hak niteliği taşımaktadır. Tapuya şerh edilen alım sözleşmesi hak sahibine, hakkını ileri sürmede adeta bir genişlik sağlar. Bu genişlik hak sahibinin hakkını yalnızca sözleşmenin kurulduğu andaki taşınmaz malikine ileri sürülecek alım hakkının, taşınmazın sonraki maliklerine karşı da ileri sürebilme hakkını ifade eder. Bu hususlar ileride detaylı olarak irdelenecektir.
    Sözleşmeden doğan alım sözleşmesi tapuya şerh edilmediği takdirde ise hak sahibinin taşınmazın sözleşme kurulduğu andan sonraki maliklerine karşı talep edilebilir bir hakkı olmayacak, taşınmazın mülkiyetininin kendisine geçirilmesini isteme hakkını yalnızca sözleşmenin borçlusuna karşı ileri sürebilecektir. Her halükarda bu hakla birlikte taşınmaz malikinin tasarruf ve devir serbestisi kısıtlanmaktadır. Türk Eşya Hukukunda da “Taşınmaz Mülkiyetinin Sınırlarını” ihtiva eden bu kısıtlama Türk Medeni Kanunu Madde 736’da düzenlenmiştir.
    Öte yandan iştira hakkının, yukarıda açıklandığı üzere, sözleşmeden kaynaklanıyor olmasının da bazı önemli sonuçları vardır. Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu, Türk Medeni Kanununun 5.kitabı olarak belirtiliyor olsa da, iştira sözleşmesinin Borçlar Hukuku rejiminden doğan hüküm ve sonuçlarını ayrı olarak incelemekte fayda vardır. Çünkü bu sözleşmenin Eşya Hukuku anlamında dikkate alınabilmesi için evvela Borçlar Hukuku kurallarına göre sıhhatli bir şekilde kurulabilmesi gereklidir.
    Tüm bu açıklamalardan sonra sözleşmeden doğan alım hakkının irdelenmesinin, bir temel hak olarak mülkiyet hakkının muhtevasının sınırlarına da işaret ettiğinin altının çizilmesi gereklidir. Zira malik tarafından tanınan bu hakla birlikte mülkiyet hakkının kapsamına dahil olan tasarruf hakkı malik bakımından kısıtlanmış olmaktadır. Malik sözleşmeyle birlikte tasarruf özgürlüğünü sözleşmede belirtilen şekilde sınırlar.. Bu bakımdan sözleşmeden doğan alım hakkının önemi bir kez daha anlaşılmaktadır.
    Detaylı açıklamalara geçmeden önce belirtmek isterim ki, yazım boyunca, aksi belirtilmediği sürece alım sözleşmesinden anlaşılması gereken taşınmaz alım sözleşmesi ( iştira sözleşmesi ) olacaktır. Bundan bahisle yazımda alım sözleşmesinin bir sözleşme olarak irdelenmesi, alım sözleşmesinin tapu kütüğüne şerhi ile bunun sonuçları anlatılacaktır.
    B.ALIM (İŞTİRA) SÖZLEŞMESİ
    1-Genel olarak
    Alım hakkının kullanabilmesi için evvela bir alım sözleşmesinin varlığına ihtiyaç vardır. Alım hakkının konusunun taşınır eşya olması da mümkündür. Ancak mevzuatımızda ki düzenlemeler alım sözleşmesinin konusunun taşınmaz olduğu durumları öngörmüştür. Mamafih, konusunun taşınır bir eşya olduğu alım sözleşmeleri de hiç şüphesiz geçerlidir. Hüküm ve sonuçları da hiç şüphesiz doğacaktır. Zira Türk Borçlar Kanunu Madde 26 gereği “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” Elbette mutlak olmayan bu serbestinin, emredici kurallara aykırı olmamak, örf ve adete aykırı olmamak ve genel ahlak ve adaba aykırı olmama gibi sınırları vardır. Bu sınırlar içerisinde yapılacak olan taşınır alım sözleşmesi de geçerli olacaktır.Örneğin kişinin bazı sebeplerle o an yapamadığı 10 ton elma satım sözleşmesi, alıcının 8 gün sonra belli bir miktar parayı getirmesi durumunda satım sözleşmesinin kurulması gibi. Kanun koyucunun, kanundaki hükümleri taşınmaz alım sözleşmesine göre düzenlemesi ise tamamen pratik ihtiyaçlar sonucudur.
    Alım sözleşmesi ile malik kendi kendini sınırlandırmaktadır. Malikin taşınmaz mülkiyeti dolayısıyla sahip olduğu yetkilerin takyididir ki ( sınırlandırması) bu takyid ivazlı olabileceği gibi ivazsız da olabilir. Malikin, hukuki bir işlem ile ( alım sözleşmesi ), mülkiyet hakkından doğan yetkilerinin kısıtlandığını görürüz. Doktrinde hukuki işlemlerle malikin kendi kendini sınırlandırdığı durumlar “taşınmaz mülkiyetinin rızai takyitleri” olarak da isimlendirilmektedir.
    Malik, tarafı olduğu alım sözleşmesi ile mülkiyet hakkından doğan tasarruf yetkisini sınırlamış olur. Bu sınırlamanın niteliği ise taahhüttür. Çünkü malik, tarafı olduğu alım sözleşmesi ile taşınmazın mülkiyetini sözleşmede belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde devretmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük sözleşmelerin nisbiliği gereği yalnızca alım sözleşmenin taraflarını ilgilendirir. Ancak bu sözleşme tapuya şerh edilmiş ise, ileride de anlatacağımız üzere, taşınmaza malik olan herkese karşı alım sözleşmesinin taraflarından başka üçüncü kişilere de ileri sürülebilir. (Türk Medeni Kanunu Madde 1009.)
    Alım hakkına vücud veren alım sözleşmeleri için de her sözleşme için olduğu gibi bazı şartlar aranır.


    2-Alım (İştira) Sözleşmesinin Şartları
    Alım sözleşmesinin özel şartlarını incelemeden önce, sözleşmelerin genel şartlarını incelemekte fayda vardır. Çünkü alım sözleşmesi kurulurken alım sözleşmesine özgü şartlar arandığı kadar sözleşmelere ilişkin genel şartların varlığı da aranacaktır.
    Bu bağlamda bir sözleşme kurulabilmesi için öncelikle iki taraf gereklidir, tek taraflı sözleşmeden bahsedilmesi mümkün değildir. Bu kişiler gerçek kişiler olabileceği gibi tüzel kişiler de olabilir. Bu kişilerin sözleşme yapabilmeleri için karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanında bulunmaları gerekir. İrade beyanlarının sakatlandığı hallerde ise sözleşmenin iptali yine irade fesadı hallerine göre çözümlenecektir. Alım sözleşmesi ivazlı olabileceği gibi ivazsız da olabilir. İvazsız bir alım sözleşmesi tek tarafa tam borç yükleyen bir sözleşme meydana getirirken, ivazlı bir alım sözleşmesi iki tarafa da tam borç yükleyen bir sözleşme meydana getirir. Alım ( iştira) sözleşmesinin temsilci aracılığıyla yapılması da pekâlâ mümkündür. Yetkisiz temsilcinin yapacağı sözleşme ise yetkisiz temsil hükümlerine göre çözümlenir.
    Bundan başka önemli olan husus ise alım sözleşmesinin hangi şekilde yapılacağı hususudur. Bir sözleşmenin hukuk dünyasında doğabilmesi için ihtiyacı olan şekle geçerlilik şekli diyoruz. Türk Borçlar Kanunu Madde 12 “Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.” diyerek alım sözleşmesinin konusunun taşınır ve taşınmaz olmak üzere iki farklı durumda geçerlilik şeklini incelememiz gerektiğini belirtmiştir. Zira iştira hakkı bir sözleşmeyle tesis olunuyor ve konusu taşınır ise bu durumda bir şekle tabi olmayacaktır. Çünkü kanunda öngörülen bir şekil taşınırlar için mevcut değildir. Ancak taşınmazlar için durum farklıdır. Türk Borçlar Kanunu Madde 237/2 “Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.” diyerek taşınmaz alım sözleşmesi için resmi şekli öngörmüştür ve fakat resmi şeklin ne olduğu açıkça belirtilmemiştir.
    İşte resmi şekil için açıkça bir adres göstermeyen Türk Borçlar Kanunu Madde 237/2 sebebiyle, resmi şeklin ne olacağı tartışılmaktadır. Bir başka deyişle yetkili makamın ne olduğu hususu bilinmemektedir. Bu sebeple doktrinde çeşitli görüş ayrılıkları mevcuttur.
    Bir görüşe göre Tapu Kanunu Madde 26 gereği resmi senedin tapu memurlarınca yapılması gerekir. Yargıtay ise bu hususta farklı bir yorum getirmiştir. Yargıtay’a göre noterler de iştira sözleşmesi düzenleyebilirler. Yargıtay kararlarında Noterlik Kanunu Madde 60’tan hareketle “kanunlarda resmi olarak yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri” düzenleme yetkisine sahip olan noterlerin alım sözleşmelerini düzenleyebilmeleri gerektiği sonucuna varmıştır. Bu kararlara örnek olarak Altıncı Hukuk Dairesinin 1960 yılında verdiği kararda yer alan “ Davacı tarafından davalıya satılan gayrimenkul üzerinde davacı lehine vefa veya iştira hakkı tanınmasına mütedair… sözleşme noterlikçe re’sen tanzim edilmiş değildir” ifadesi ile yine aynı dairenin 1952 yılında verdiği bir kararda yer alan “ …Bu mukavelenin (iştira ) muteberiyeti için tapu memuru tarafından tanzimine lüzum olmadığını ve raptedilmesi gerekli bulunan resmi senedin noter tarafından tanzim edilmesi lazım geldiğini kabul etmek zaruridir” ifadesi verilebilir. Netice itibariyle resmi sened noterler tarafından düzenlenebilir.
    Senedin tapu memurlarınca düzenlenmesi gerektiği görüşünün savunucuları ise noter tarafından düzenlenecek alım sözleşmesinin yorum veya tahvil yolu ile satış vaadi olarak geçerli sayılması gerektiğini düşünmektedir.
    Taşınırlara ilişkin alım sözleşmesi için ise herhangi bir geçerlilik şekli öngörülmemiş olup taraflar diledikleri şekilde sözleşmeyi kurabilirler. Tarafların aralarında kararlaştıracağı şekilde sözleşmeyi kurması, sözleşme serbestisi kapsamındadır.
    Alım hakkının, alım sözleşmesi dışında ölüme bağlı tasarrufla da kurulabilmesi de mümkündür. Vasiyetname ile tanınan alım hakkının geçerli olabilmesi için ise, Medeni Kanunun vasiyetnameye ilişkin şekil şartlarına uyulmuş olması gereklidir.
    3-Alım Sözleşmesinden Doğan Alım Hakkının Hukuki Niteliği
    Sıhhatli bir şekilde kurulan alım sözleşmesi ile hukuk dünyasında hak sahibi lehine ve borçlu aleyhine kullanılmak üzere alım hakkı tesis edilmiş olur.
    Bu hakkın hukuki niteliği hususunda çeşitli görüşler mevcuttur.
    Bir görüşe göre, iştira hakkı uzatılmış bir icaptan başka bir şey değildir. Buna göre malik, iştira hakkı sahibine satış hususunda iştira sözleşmesinde belirtilen süre boyunca geçerli bir icapta bulunmaktadır. Ancak bu görüş isabetli değildir zira icabın hukuki niteliği buna uygun değildir.
    İkinci bir görüş olarak alım sözleşmesi bir satış vaadinden farklı bir şey değildir. Ancak satış vaadinin hukuki niteliğiyle iştira sözleşmesinin ve bundan doğan iştira hakkının hukuki niteliği çok farklıdır. Çünkü satış vaadi ile ileride kurulacak bir satım sözleşmesi vaad edilirken alım sözleşmesinde ileride kurulacak bir satım sözleşmesi vaat edilmez hatta tek taraflı irade beyanıyla sözleşmeyle kurulmak istenen arzuya ulaşılmış olur.
    Üçüncü bir görüşe göre alım hakkı şarta bağlı satıştan başka bir şey değildir. Buna göre satım sözleşmesi, alım hakkı sahibinin irade beyanında bulunması şartına bağlanmıştır.Ancak yine şarta bağlı satış ile alım hakkının hukuki nitelikleri çok farklıdır.
    Nihayet son görüşe göre alım hakkı yenilik doğurucu ( inşai) bir haktır. Yargıtay da bu görüştedir. İştira hakkı ile taşınmazın maliki karşı tarafa sözleşmede kararlaştırılan şartlar altında taşınmazı satın alma hakkı tanır. İştira hakkı sahibine, taşınmazın malikin iradesine ihtiyaç duymaksızın sahip olma imkanı verir. Bu da hakkın tek taraflı irade açıklaması ile kullanabileceğini göstermektedir. Ezcümle, alım hakkı, sahibine tek taraflı ve ulaşması gereken irade beyanıyla taşınmazın alıcısı olabilme yetkisi veren yenilik doğurucu ( inşai) bir haktır. Kanaatimce de alım hakkı niteliği itibariyle yenilik doğurucu bir haktan öte başka bir şey değildir.

    4-Alım Sözleşmesinin Hükümleri
    Alım sözleşmesinin hükümleri denilince anlaşılması gereken alım sözleşmesinin hukuk dünyasında meydana getirdiği sonuçlardır. Ancak bu sonuçlar her halükarda aynı şekilde tesir etmez. Bir başka deyişle alım sözleşmesinin hükümleri, alım hakkının tapuya şerh verilmesi halinde farklı, şerh verilmemesi halinde farklı olacaktır. Alım sözleşmesinin tapuya şerh verilmesi ve şerhin etkileri ilgili detaylı açıklamalar ise ileride yapılacaktır. Bu bağlamda alım sözleşmesinin hükümlerinin tapuya şerh edilmiş alım hakkı ve tapuya şerh edilmemiş alım hakkı olmak üzere iki farklı boyutta incelenmesi isabetli olacaktır.
    Tapu kütüğüne şerh edilmemiş alım hakkı, yalnız taraflar arasında borç doğuran nisbi bir haktır. Bu itibarla iştira hakkı, sadece muhataba ( satıcıya ) ve külli haleflerine karşı ileri sürülüp, o taşınmazı sonradan iktisap eden cüz’i haleflere karşı ileri sürülemez. Bir başka deyişle tapu kütüğüne şerh edilmemiş alım hakkı alelade bir şahsi haktan başka bir şey değildir. Sözleşmede kararlaştırılan şartlar altında malik, mülkiyeti devretme borcunu ifaya yanaşmaz ise, alım hakkı sahibi, Türk Medeni Kanunu Madde 716’ya dayanarak mülkiyetin kendisine devredilmesini isteyebilir. Mülkiyetin nakli, mahkemenin vereceği karar sonucu kendiliğinden gerçekleşir. Yani bundan sonra tapuda yapılacak işlemler kurucu değil, bildirici nitelikte işlemlerdir. Bundan başka alım sözleşmesinde kararlaştırılan sürenin geçmesiyle birlikte hak kullanılamaz hale gelir. Yani bu süre hak düşümü süresidir. Malike karşı yöneltilecek istem ancak bu süre içerisinde yapılabilir. Ancak bu istem, az önce de belirtildiği üzere, sözleşmenin muhatabı olan malikten başkasına ileri sürülemez. Ezcümle, malik, alım hakkı sahibinin isteminden önce taşınmazı üçüncü bir şahsa devrederse, alım hakkı sahibi mülkiyetin kendisine devredilmesi istemini üçüncü şahsa karşı ileri süremez.
    Alım hakkı şerh verilmiş ise Türk Medeni Kanunu Madde 736/1 ’de de açıkça belirtildiği üzere, bu hak her malike karşı kullanılabilir. İfadeden de açıkça anlaşılacağı üzere, bu halde, alım hakkı alelade bir şahsi hak olmaktan çıkar.Bu halde sözleşmeden doğan alım hakkı, yazımızın giriş kısmında da belirttiğimiz üzere, eşyaya bağlı borç ( Realobligation) niteliğine erişir.
    Şerh, alım hakkını adeta kılıçlandırıp kuşandırmaktadır. İşte şerhin bu denli önemli olması sebebiyle şerhin yeni bir başlık konusu yapılması gerektiği kanaatindeyim. Alım hakkının tapu kütüğüne şerh edilmesi ve bunun hukuk dünyasında yarattığı sonuçlar “alım hakkının şerhi” başlığı ile irdelenecektir.
    C.ALIM ( İŞTİRA ) HAKKININ ŞERHİ
    1-Genel Olarak
    Tapu kütüğüne şerh edilmemiş alım hakkının şahsi haktan başka bir şey olmadığını yukarıda da dile getirdik. Ancak şerh edilmiş bir kişisel hakkın, şerhle birlikte kılıçlandırılıp kuşandırıldığını belirtmiştik. Nitekim, bir anlaşma sadece anlaşmanın tarafları arasında hüküm ve sonuç doğururken taraf olmayan kimse bir hak iddia edemez.Ancak toplumsal yaşamın bir ihtiyacı olarak, bir anlaşmadan doğan hakkın taraf olmayan kişilere karşı da ileri sürülebilmesi, onlardan bu ilişkiye aykırı hareketlerden kaçınılmasının beklenmesi, onların bu ilişkiye saygı göstermesi özellikle de anlaşmanın konusunun bir taşınmaz olduğu zamanlarda beklenebilir. İşte Medeni Kanun bu beklentinin bir sonucu olarak bazı Borçlar Hukuku kaynaklı anlaşmaların tapuya şerh edilmesi suretiyle üçüncü kişilerden beklenen davranışlara onları mecbur etmeğe, bu anlaşmanın kılıçlandırılıp kuşandırılmasına imkan tanımıştır. Bu kılıçlanıp kuşanmanın niteliği ve sonucunun ne olacağı ise doktrinde uzun tartışmalara yol açmıştır. Bir başka deyişle şahsi hakların şerhinde, şerhin sağladığı etki uzunca süre tartışılmıştır. Ancak 1924 yılında İsviçre’de Prof. Dr. Guhl tarafından yayınlanan makaleden sonra, tapuya şerh edilen bir şahsi hakkın ayni bir hak niteliği kazanmadığı, şahsi hak niteliğinin devam ettiği görüşü hakim olmuştur.
    Tapu kütüğüne şerhle ilgili olarak yukarıdaki açıklama doğrultusunda söylenebilir ki ; şerhle birlikte, şahsi haktan öte gelen yükümlülüğün gayrimenkulün mülkiyetine bağlanması ile şahsi hakkın eşyaya bağlı borç haline gelir. Gerçekten de, mülkiyet, alım hakkını tanıyan muhataptan başka birine mülkiyetin devri yoluyla geçse de, yeni malik, kendi mülkiyeti döneminde doğacak borçtan sorumlu olacaktır. Bu borç, alım hakkı tanınanın mülkiyetin kendisine devredilmesini istemesi şeklinde teessür eder. Bu istem karşısında yeni malik borcun ifasından kaçınamayacaktır. Yeni malikten kasıt, taşınmazda hak kazanan üçüncü kişilerdir. Yoksa tapu kütüğüne şerh edilmiş alım hakkı sahibinin, hakkına zarar verecek her üçüncü karşı böyle bir istemde bulunmaya hakkı yoktur. Bu da kişisel hakkın şerhle birlikte bir ayni hak haline gelmediğinin açık bir göstergesidir. Bu bakımdan Prof. Guhl’e katılmamak mümkün değildir. Zira tapu kütüğüne şerh edilen alım hakkı üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilseydi, şahsi hakkın aynileştiğinden bahsedilebilirdi.
    2-Alım Sözleşmesinin Tapu Kütüğüne Şerh Edilmesinin Şartları;
    Genel olarak , bir şahsi hakkın tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için aranan şartlar sırasıyla; kanun koyucu tarafından şerh edilebilmesinin mümkün kılındığı bir kişisel hakkın varlığı, şerh anlaşması, tescil talebi ve son olarak da şerh için bildirimde bulunan kimsenin tasarruf yetkisine haiz olmasıdır. Şimdi sırasıyla bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini alım hakkı bakımından inceleyelim.
    2.1-Kanunun Şerhine İzin Verdiği Haklardan Olma Şartı
    Bir şahsi hakkın tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilebileceğine ilişkin kanunda açıkça bir ifadeye ihtiyaç vardır. Zira aslolan kişisel hakların tapu kütüğüne şerh edilememesidir. Bu bakımdan tapu kütüğüne şerh edilebilecek kişisel haklar numerus clausus ilkesine tabidir. Öte yandan , kanunun şerhine açıkça müsaade ettiği akdi ilişkilerde borcun konusu, ileride ifa edilecek edalara ilişkindir. Bu suretle böyle bir edanın borçlu tarafından rızaen ifa edilmemesi halinde alacaklı – ifa edilmeme yüzünden akdi feshetme veya tazminat isteme yoluna gitmeden- borçludan aynı ifayı isteme hak ve imkanına sahip olmakta ve bu suretle amacına uygun bir sonuca varılabilmektedir. Böylece kanun koyucu sosyal yaşamın gereklerini gözetmekte ve bazı kişisel haklara tapu kütüğüne şerh edilebilme imkanı tanımaktadır. Kanunda tapuya şerh verilebilecek kişisel haklar arasında yer almamasına rağmen, her nasılsa kütüğe şerh edilmiş haklar ise, şerhten beklenen etkileri sağlayamayacaktır.
    İşte sözleşmeden doğan alım hakkının da Türk Medeni Kanunu Madde 736’da açıkça belirtildiği üzere tapu kütüğüne şerh verilmesi mümkündür. Bu sebepten alım hakkı için denilebilir ki, kanunun şerhine açıkça izin verdiği haklardandır.
    2.2-Süreye İlişkin Şart
    Kanun koyucu iştira hakkının şerh edilmesini azami bir süreye tabi tutmuştur. Kanun koyucunun takdir ettiği azami süre sonunda şerh etkisini resen, başka bir işleme gerek kalmaksızın kaybeder. Bu sebepten takdir edilen süre sonunda tapu kütüğünde yapılacak işlemler ihzari ( bildirici ) niteliktedir.
    Kanun koyucu iştira hakkı için azami 10 yıllık şerh süresi öngörmüştür. Bu süreden daha kısa olan bir süre ile şerh sınırlandırılmış ise bu sürenin sonunda şerh kendiliğinden etkisini yitirecektir.
    Şerhin etkisi, azami süre 10 yıldan az ise bu sürenin geçmesiyle ve her halükarda 10 yılın geçmesiyle sona erer ve fakat alım sözleşmesinden doğan kişisel hak ve borçlar şerhe bağlı olmaksızın etkilerini sürdürmeye kendi hükümleri gereği devam edecektir.
    2.3-Şerh Anlaşmasının Varlığı Şartı
    İştira sözleşmesinin tapu kütüğüne şerh edilmesi için gereken bir diğer şart da şerh anlaşmasının varlığı şartıdır.
    Şerh anlaşması, iştira sözleşmesinden bağımsız bir anlaşmadır. Bir başka deyişle, şerh anlaşması olmaksızın da iştira sözleşmesi kurulabilir hüküm ve sonuç doğurabilir. Ancak iştira sözleşmesi olmaksızın hiç şüphe yok ki iştira sözleşmesine ilişkin bir şerh anlaşması kurulamaz. Mamafih, alım sözleşmesi ile lehine alım hakkı tanınan kimse de salt bu hakkın varlığı nedeniyle yükümlüden alım hakkının şerh edilmesini isteyemez . Şerh anlaşması, alım sözleşmesinde de yer alabilir. Yani alım sözleşmesinin tarafları, henüz alım sözleşmesi yapılırken dahi ileride bu hakkın şerh edileceğine dair hüküm getirebilir. Alım sözleşmesinde yer alan şerh anlaşmasının, alım sözleşmesinin şekil şartlarının taşıması gerektiği genel kabul gören görüştür. Ancak şerh anlaşmasının Tapu Sicil Tüzüğü gereği en azından yazılı yapılması gerektiği de unutulmamalıdır.
    Tapu kütüğüne şerh için, iştira sözleşmesinin kurulmasına ilişkin beyanlardan öte, sözleşmenin taraflarının “şerh anlaşması” denilen bir anlaşma yapmış olması gerekmektedir. Sözleşenler arasında şerh anlaşması yoksa, tapu kütüğüne şerh için yapılan bildirimin de reddedilmesi gerekir . Bundan başka, şerh anlaşmasının tapu kütüğüne şerhi için bildirimde
    bulunan kimse(ler)in de bu bildirimi yapmaya yetkili olmaları yani tasarruf yetkisine sahip olmaları gerekmektedir.
    2.4- Tescil Talebi
    Geçerli bir şerh anlaşmasının kurulmasından sonra tapu kütüğüne alım hakkının şerh edilebilmesi için aranan bir diğer şart da, şerh için talepte bulunulması şartıdır.
    Tescil talebi, tapu memuru nezdinde yazılı olarak yapılmalıdır. Malik, alım hakkı sahibine, daha önceden bir taahhüdde bulunmuş ve fakat tescil talebinde bulunmaya yanaşmıyor ise, alım hakkı sahibi, mahkemeden tescile hükmedilmesini isteyebilir. Mahkemeden alınacak ilam şerh için yeterlidir.
    2.5-Tescil Talebinde Bulunan Kimsenin Tasarruf Yetkisine Sahip Olması
    Nihayet, alım hakkının tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için aranan son şart, alım hakkının tapu kütüğüne şerh edilmesi yönünde talepte bulunan kimsenin, alım hakkı tanınması yönünde tasarruf ehliyetine sahip olması yani malik olması şartıdır.
    Talepte bulunanın, alım hakkı tanınması hususunda yetkili olduğunu kanıtlaması gerekir. Yetkisi olmadığı halde bu yönde talepte bulunan kimsenin talebi ise reddedilecektir. Çünkü hiç kimse sahip olmadığı bir hakkı devredemez.

    3-Şerh Edilen Alım Sözleşmesinin Hükümleri
    Şerh edilen alım sözleşmesinin hükümlerinden anlaşılması gereken, şerhle birlikte alım sözleşmesinin hukuki niteliğinde ve etkilerinde oluşan değişikliktir. Zira bir alım hakkı tapu kütüğüne şerh edilmekle birlikte etkileri ve hukuk dünyasında yarattığı sonuçlar bakımından adeta kılıçlanıp kuşanmaktadır.
    Önceki açıklamalarımızda belirttiğimiz üzere alım hakkı, başlı başına, alelade bir şahsi haktan başka bir şey değildir. Şerhin bu şahsi hakka sağladığı etkilere gelince; ilk etki alım sözleşmesinden doğan şahsi hakkın alım hakkının konusuna yani gayrimenkulün mülkiyetine bağlanmasıdır. Bu bağlamda şahsi hakkın etkisi ve hükmü kuvvetlendirilerek, şahsi hakka eşyaya bağlı hak ve borç sıfatı kazandırılır. Şerhin sağladığı ikinci etki ise, gayrimenkul üzerinde şerhten sonra tesis edilecek sınırlı ayni haklara yahut başka bir şahsi hakkın şerhine karşı koruma etkisidir. Bu etkiyle birlikte alım hakkı sahibine borcun ifası sırasında, diğer sınırlı ayni hak veya şahsi hak sahiplerince zarar verilmesi yolu kapatılmış olur. İşte bu ikinci etkiye şerhin munzam ya da ayni etkisi adı da verilmektedir .
    Bu iki etkinin örnekle açıklanması konuya hakimiyeti pekiştirecektir. Bu bakımından Prof. Lale Sirmen’in örneğini olduğu gibi aktarmak yerinde olacaktır:
    “ (A) yaptığı bir iştira sözleşmesi ile (B)’ye bir iştira hakkı tanımış ve bu hak tapuya şerh verilmiştir. (A) bu gayrimenkul üzerinde (Ü) lehine bir üst hakkı tesis etmiş ve gayrimenkulü gayrimenkulü (C)’ ye temlik etmiş olsa, (B) iştira hakkını kullanacağı zaman bunu gayrimenkulün o andaki maliki (C)’ye karşı ileri sürecek, yani iştira beyanını ona yöneltecek ve bu beyanı üzerine (C) gayrimenkulün mülkiyetini devretme borcu altına girecektir.”
    Buraya kadar yapılan açıklamalarla ilgili olarak söylemek gerekir ki (C)’nin gayrimenkulü (B)’ye devretme borcu alım sözleşmesinin tapu kütüğüne şerh edilmesinin bir sonucudur. Buradaki alım hakkı bir ayni hak haline gelmemiştir. Zira borcun ifası herhangi bir üçüncü kişiden istenmemiş, taraf olan bir kimseden istenmiştir. (C), borca, gayrimenkulün mülkiyetini kazanarak taraf olmuştur.
    Şimdi şerhin ikinci etkisini yine aynı örnek üzerinden inceleyecek olursak:
    “(Ü)’ye ait üst hakkı (B)’nin mülkiyetinin değerini azaltacağından, (Ü)’nün hakkını geçersiz kılmak da şerhin ikinci etkisi ile mümkün olacaktır. Bu durumda (Ü), hakkın terkinine muvafakat etmez ise, (B) ona karşı sicilin düzeltilmesi davası açarak bunu sağlayabilecektir.”
    Az önce de belirtildiği üzere munzam etki olarak da anılan bu ikinci etki ancak ve ancak alım hakkı doğduktan sonra kendisini gösterebilir. Yani alım hakkı tesis edilip şerh edilmeden önce var olan bir üst hakkının terkini mümkün olmayacaktır.
    D.SONUÇ
    Yazımda şahsi hakkın ne olduğu, şahsi hakkın diğer haklarla mukayesesi ve kanun koyucunun bazı şahsi haklara toplumsal yaşamın gereklerini gözeterek etkisinin kuvvetlendirilmesi imkanı tanıdığından bahsettik. İşte alım hakkının incelenmeye başlanması gerektiği yerin burası olduğundan bahisle de, alım sözleşmesinin temelde Borçlar Hukuku kaynaklı ve sahibine alım hakkı tanıyan alelade bir şahsi hak olduğunu ve fakat kanunkoyucunun bu sözleşmeyi özel kılarak ona şerhle kuvvetlendirici bir etki sağladığını anlattık. Bundan başka şerhle ilgili açıklamalar da yaptık.
    İştira hakkı en temel mahiyeti itibariyle bir haktır. Bu hakkın doğumu için ise bir alım sözleşmesine ihtiyaç duyulur. Bu sözleşmenin konusu ise taşınır bir eşya olabileceği gibi taşınmaz bir eşya da pekala olabilir. Ancak işlevsellik bakımından taşınmazlar üzerinde kurulan alım hakkı önem arzı olarak bir adım daha öndedir. Alım sözleşmesinin kurulabilmesi ve hukuk dünyasında sonuç doğurabilmesi için de Borçlar Hukuku kurallarına uygun olarak akdedilmiş olması gereklidir. Bu gerekleri sağlayan bir sözleşmenin sağladığı hak alım hakkıdır ve kişisel sonuçlar doğurur. Bu sonuçların kuvvetlendirilmesi bakımından ise şerhe ihtiyaç vardır. Zira gayrimenkuller pek kıymetli eşyalardır ve kanunkoyucu da bu kıymeti takdir etmiş ve konusu gayrimenkul olan bir alım sözleşmesinin şerhine imkan tanımıştır. Bu imkan her şahsi hakka tanınmaz.
    Tüm bu açıklamalar ışığında söylenebilir ki, iştira hakkı, en temel haklarımızdan biri olan mülkiyet hakkını sınırlandırması dolayısıyla oldukça dikkatle tanınması keza dikkatle kullanılması gereken haklardan bir tanesidir. Aksi halde, pek kıymetli bir eşya türü olan taşınmazlara ilişkin menfaatlerin bir anda yok olması yahut kullanılamaz hale gelmesi olasıdır. Bu takdirde de hukuki ilişki içine girmeden, anlattığımız hususların incelenmesinde fayda vardır. Zira Prof. Süha Tanrıver’in belirttiği üzere “ Hukuk, hiçbir zaman aptalları korumaz.”


    E.EKLER
    İŞTİRA SÖZLEŞMESİ

    …….Yılı, Ayının …….Günü, …../…./….

    Aşağıdaki mühür ve imzası bulunan ………………Noteri dairemde çalışırken yanıma gelen ve gösterdiği ……….Nüfus dairesinden verilmiş …./…/… tarih ve …… numaralı fotoğraflı/fotoğrafsız nüfus cüzdanına göre ……………İli,………..İlçesi, ……… Köyü/Mahallesi’nde ………….numaralı evde yazılı ……….oğlu/kızı ……/……../… tarihinde ………….’dan doğma ve halen …………..İli, ……….. İlçesi, …………..Köyü/Mahallesi ………numarada oturduğunu söyleyen ……. İle, gösterdiği …….Nüfus Dairesinden verilmiş ……/……/…. Tarih ve ….numaralı evde kayıtlı ……oğlu/kızı …../…/…. Tarihinde …….’dan doğma ve halen ………İli, ……İlçesi , …..Köyü / Mahallesi’nde ……. Numarada oturduğunu söyleyen ……….., düzenleme şeklinde bir iştira ( satın alma) sözleşmesi düzenlenmesini istediler. Kendilerini ………… sebeple tanıdığım ve sözleşme yapma yeteneklerinin bulunduğunu gördüm için kendilerinden sordum:

    …………..söze başladı : ‘……………………tapuda kayıtlı ……………….taşınmazımı, Medeni Kanunun ……..maddesine göre, sözleşmenin yapıldığı tarihten başlamak ve on sene içinde kullanılmak ve başkasına temlik (devir) etmemek kaydıyla, bedeli …………. TL’si ödediği takdirde …………’ya satınalma (iştira) hakkını tanıdığımı ve taşınmazımı devredeceğimi bu hakkının tapuya şerh verilmesini istediğimi …….süre içinde satın alma hakkının kullanılmaması halinde hakkın düşmüş ( sakıt) olacağını bildiririm’ diye sözlerini bitirdi.

    …………söze başladı : ‘ ………….ın malik bulunduğu yukarda yazılı taşınmaz üzerinde tanınmış olan satın alma ( iştira ) hakkını, yukarıda bildirilen koşullarda kullanacağımı’ bildiririm diye sözlerini bitirdi.

    Sözleşmeyi okumaları için ayrı ayrı kendilerine verdim. Her ikisi de ayrı ayrı okudular ve gerçek arzularının tam olarak yazılmış olduğunu beyan etmeleri üzerine, sözleşmenin altı, ilgililerce ve tarafımdan imzalanıp mühürlendi. …………Yılı ………….Ayının ……. Günü ……./……./……
    İlgili İlgili Noter













    F.KAYNAKÇA

    AKINTÜRK, Turgut, Eşya Hukuku, İstanbul, 2009.
    BAŞPINAR, Veysel / ÜNAL, Mehmet, Şekli Eşya Hukuku, 5.Baskı , Ankara, 2010.
    EREL, N, Şafak, Eşyaya Bağlı Borç, Ankara, 1982
    EREN, Fikret, Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2011
    ESENER, Turhan, Eşya Hukuku, Ankara, 1973
    GÜRSOY, Kemal/EREN, Fikret/CANSEL, Erol, Türk Eşya Hukuku, Ankara, 1978
    KARAHASAN, Mustafa Reşit, Yeni Türk Medeni Kanunu Eşya Hukuku Öğreti Yargıtay Kararları
    OĞUZMAN, Kemal/ SELİÇİ, Özer, Eşya Hukuku, İstanbul, 1975
    OĞUZMAN, Kemal/SELİÇİ, Özer/ OKTAY ÖZDEMİR, Saibe, Eşya Hukuku, 12. Bası, İstanbul, 2009
    ÖZDİLEK, Ali Osman/ ÖZDİLEK, Beyza Banu, A’dan Z’ye Uygulamalı Sözleşme Örnekleri, İstanbul, 2005
    REİSOĞLU, Sefa, Türk Eşya Hukuku, Cilt.1, 5.Baskı, Ankara, 1977
    SİRMEN, Lale, Eşya Hukuku Dersleri, Ankara, 1995
    SUNGURBEY, İsmet, Kişisel Hakların Tapu Kütüğüne Şerhi, İstanbul, 1963
    TANDOĞAN, Haluk, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Cilt.1, İstanbul, 1988
    YAVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri, İstanbul, 2008
    ZEVKLİLER, Aydın/HAVUTÇU, Ayşe, Özel Borç İlişkileri, 9.Baskı, Ankara, 2007
    Yorumlar? 4 Yorumlar?
    1. Avatarı
      Av.Engin Oğuz -
      Yararlı bir çalışma olmuş emeğinize sağlık
    1. Avatarı
      admin -
      Tebrikler, Sözleşmeden Doğan Alım Hakkı konusundaki makale gayet başarılı bir akademik çalışma.
    1. Avatarı
      Av.Veysel Demir -
      Takdirleriniz çalışmalarıma ışık tutacaktır. Teşekkür ederim.
    1. Avatarı
      buyukyasar -
      Benİm sorum Şu Şekİlde
      1948 yilinda 100 yaŞinin Üzerİnde İken vefat eden baba annem, aklİ melekelerİ yerİnde olmadiĞi halde avukat olmayan ve terekeden olmayan bİr kİŞİye vekaletname vermİŞ vekaletnamenİn verİldİĞİ tarİhte yanİ 1943-1990 tarİhlerİ arasinda yaŞayan babam o siralarda İstanbulda askerlİk yapmaktaymiŞ ve annesİnİn vekaletname verdİĞİnİ saĞliĞinda ÖĞrenememİŞ, ben vekaletnameyİ tapu kayitlarinda bulunduĞunu yakin zamanda tespİt ettİm, bu durumda mİras hukukuna gÖre ben hak ve menfaatlerİme nasil kavuŞacaĞim. Slm


Hukuk Blog |  2019 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  Özel Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikolog |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Satılık Düşecek Domainler |  Terapi  |  Berk Gürman |  Phukuk |  Bayefendi |  Arabuluculuk Eğitim Merkezi |  AfternicAlanadı satış (Domain alımı) | 

™ Marka tescili, Patent ve Fikri mülkiyet hakları nasıl korunuyor?
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2014-2019 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
♾️ Makine donanım yapı ve yazılım özellikleri nedir?
Hukuki.Net olarak dedicated hosting serveri bilfiil yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN, vmware esx server, hyperv, virtual server (sanal sunucu), Sql express ve cloud hosting teknolojisi kullanmaktadır. Web yazılımı yönünden ise content management (içerik yönetimi) büyük kısmı itibari ile vb olup, wordress ve benzeri çeşitli kodlarla oluşturulan bölümleri de vardır.
Hangi Diller kullanılıyor?
Anadil: 🇹🇷 Türkçe. 🌐 Yabancı dil tercüme: Masaüstü sürümünde geçerli olmak üzere; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hintçe, Rusça ve Arapça. (Bu yabancı dil çeviri seçenekleri ileride artırılacak olup, bazı internet çeviri yazılımları ile otomatik olarak temin edilmektedir.
Sitenin Webmaster, Hostmaster, Güvenlik Uzmanı, PHP devoloper ve SEO uzmanı kimdir?
👨‍💻 Feyz Pazarbaşı [İstanbul] vd.
® Reklam Alanları ve reklam kodu yerleşimi nasıl yapılıyor?
Yayınlanan lansman ve reklamlar genel olarak Google Adsense gibi internet reklamcılığı konusunda en iyi, en güvenilir kaynaklar ve ajanslar tarafından otomatik olarak (Re'sen) yerleştirilmektedir. Bunların kaynağı Türkiye, Amerika, Ingiltere, Almanya ve çeşitli Avrupa Birliği kökenli kaynak kod ürünleridir. Bunlar içerik olarak günlük döviz ve borsa, forex para kazanma, exim kredileri, internet bankacılığı, banka ve kredi kartı tanıtımları gibi yatırım araçları ve internetten para kazanma teknikleri, hazır ofis kiralama, Sigorta, yabancı dil okulları gibi eğitim tanıtımları, satılık veya kiralık taşınmaz eşyalar ve araç kiralama, ikinci el taşınır mallar, ücretli veya ücretsiz eleman ilanları ile ilgili bilimum bedelli veya bedava reklamlar, rejim, diyet ve özel sağlık sigortası gibi insan sağlığı, tatil ve otel reklamları gibi öğeler içerebilir. Reklam yayıncıları: ads.txt dosyası.
‼️ İtirazi kayıt (çekince) hususları nelerdir?
Bahse konu reklamlar üzerinde hiçbir kontrolümüz bulunmamaktadır. Bu sebep ile özellikle avukat reklamları gibi Avukatlık kanunu vs. mesleki mevzuat tarafından kısıtlanmış, belirli kurallara tabi tutulmuş veya yasaklanmış tanıtımlardan yasal olarak sorumlu değiliz.
📧 İletişim ve reklam başvuru sayfası nerede, muhatap kimdir?
☏ Sitenin 2019 yılı yatırım danışmanı ile irtibat ve reklam pazarlaması için iletişim kurmanız rica olunur.