<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs</title>
		<link>https://www.hukuki.net/blog.php</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Sat, 09 May 2026 08:03:53 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs</title>
			<link>https://www.hukuki.net/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>Hatırlatma</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?196-Hatirlatma</link>
			<pubDate>Fri, 07 Oct 2022 12:36:42 GMT</pubDate>
			<description>“Sürücünün trafik kazasında çarparak yaraladığı hayvanı tedavi ettirmesi hâlinde, veteriner hekim tarafından yapılan tedavi masrafları; sigorta...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">“Sürücünün trafik kazasında çarparak yaraladığı hayvanı tedavi ettirmesi hâlinde, veteriner hekim tarafından yapılan tedavi masrafları; sigorta şirketi tarafından karşılanır.”<br />
Sigorta Tahkim Komisyonu, Karar: 2022/92279, Tarih: 22.04.2022 Sayılı Hakem Kararı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?196-Hatirlatma</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Genel af hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?195-Genel-af-hakkinda</link>
			<pubDate>Wed, 05 Oct 2022 10:27:36 GMT</pubDate>
			<description>Cumhuriyetin yüzüncü yılında bir af çıkmalı kanımca, ama bu af, kişilere karşı işlenen suçları kapsamamalı, sadece devlete karşı işlenen suçları dair...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cumhuriyetin yüzüncü yılında bir af çıkmalı kanımca, ama bu af, kişilere karşı işlenen suçları kapsamamalı, sadece devlete karşı işlenen suçları dair olmalıdır. Özellikle kandırılan, hamakat sebebi ile, cana kast etmemiş terör örgütü iltisaklıları, topluma kazandırmak makul olacaktır.<br />
<br />
Kişilere karşı işlenen suçları devlet affedemez. Bu devletin var oluş gayesine aykırıdır. Devlet, devlete karşı işlenen suçları ancak affedebilir.<br />
<br />
Bunlar da sınırlı olmalıdır. Devlete, Cumhurbaşkanı'na hakaret gibi suçlar, affı düşünülebilir suçlar olabilir ancak. Vergi kaçıranlar, kamu malına zarar verenler değil. <br />
*<br />
Kader mahkumu safsatası<br />
<br />
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık.<br />
<br />
Adalete inancı ortadan kaldırmak, yargıyı itibarsızlaştırmak için uydurulmuş bir söylem. <br />
<br />
Dahası halt işleyenin vebalini Allah'a yükleme kastı da var bu deyişte.<br />
<br />
İşin aslı ise herkes kendi elleri ile işlediklerinin karşılığını görür, yoktur öyle kader mahkumu diye bir hurafe.<br />
*<br />
Tamam, Batı, değerlerini dizi ve filmleri ile dünyaya pazarladı da, ne oluyor bizimkilere, aldatma, aile içi sapkın ilişkiler, ahlaksızlık maceraları kurgulu dizileri hem ülke insanına, hem de bizi sevenlere izletme gayretinde, Batıya tur atma sevdalarının aslı ne ola ki?<br />
<br />
Para değil mi?<br />
<br />
Tutuyor bu senaryolar çünkü. Ama seni tutan olmayacak ey sureti güzel, sıfatı bozuk!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?195-Genel-af-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ekspertiz Hizmetinden Doğan Tazminat Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?194-Ekspertiz-Hizmetinden-Dogan-Tazminat-Hakki</link>
			<pubDate>Thu, 24 Feb 2022 13:10:24 GMT</pubDate>
			<description>Bilindiği üzere, 2. el araç satın almadan önce yaptırılan ekspertiz incelemesinin amacı, alıcının, satın almaya niyetlendiği aracın kusurlarını,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bilindiği üzere, 2. el araç satın almadan önce yaptırılan ekspertiz incelemesinin amacı, alıcının, satın almaya niyetlendiği aracın kusurlarını, arızalarını görmesini, aracın hasar kayıtları ile gerçek kilometre bilgisini öğrenmesini sağlamaktır. Fakat her zaman bu ekspertiz hizmeti sonrası düzenlenen ekspertiz raporu gerçeği yansıtmayabilir. İşte bu gibi durumlarda, bu ekspertiz raporuna güvenerek aracı satın alan kişilerin zararının ne şekilde karşılanacağı hususu gündeme gelmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki bu kişiler, zararlarını satıcıdan da talep edebilirler. Satıcının sorumluğu açısından geniş açıklamalar için 2. (İkinci) El Araç Satışında Satıcının Ayıptan Sorumluluğu başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz. Burada ise ekspertiz raporunu düzenleyen firmanın sorumluluğu hakkında açıklama yapacağız.*<br />
<br />
Ekspertiz Firmasının Sorumluluğu<br />
<br />
Ekspertiz firmasının verdiği ekspertiz hizmetinin ayıplı olup olmadığı, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a göre, şu şekilde değerlendirilir:<br />
<br />
&quot;(1) Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.<br />
(2) Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.&quot;<br />
<br />
AYIPLI EKSPERTİZ HİZMETİ NEDİR?<br />
<br />
Şimdi, ilk olarak “ayıp” kavramı üzerinde duralım:<br />
<br />
İkinci el araçlarda görülebilecek ayıplara örnek olarak; aracın sigorta kayıtlarında pert veya hasar kaydının bulunması, bazı parçalarının boyalı/değişmiş olması, şasesinde doğrultma olması, sunroofun çalışmıyor olması, kapılarının kilitlenmiyor olması, kilometre sayacı ile oynanmış olması, yağ yakıyor olması, şanzımanında/motorunda arıza olması, hava yastıklarının açılmış/işlemli olması vs. durumlarda araçta ayıp mevcut demektir. Elbette ayıp burada sayamayacağımız başkaca şekilde de söz konusu olabilir. Ayıp deyiminden anlaşılması gereken arıza, kusurdur. Alıcı tarafından bilinseydi, aracın daha düşük bedelle satın alınacağı veya hiç satın alınmayacağı söylenebilen her durumda ayıp mevcut demektir. Ekspertiz firmasının araçta mevcut olduğu halde göremediği bu tür kusurlar onun ayıplı hizmet verdiğini gösterir.<br />
<br />
Ekspertiz firması, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Eğer ekspertiz hizmeti ayıplıysa, aracı satın almaya niyetlenen tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini ekspertiz firmasına karşı kullanmakta serbesttir. Ekspertiz firması, aracı satın almaya niyetlenen tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar ekspertiz firması tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.<br />
<br />
İşte, ikinci el aracı, firmanın verdiği ekspertiz raporuna güvenerek satın alan ve daha sonra bu raporun gerçeğe aykırı olduğunu öğrenen kişilerin en etkili korunma yöntemi, kendilerine tanınan tazminat hakkıdır.<br />
<br />
Bu tazminat hususuna değinmeden önce, kanunun zamanaşımı müessesesi ile ilgili ifadelerine de bakalım:<br />
<br />
&quot;Zamanaşımı&quot;<br />
MADDE 16- (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
(2) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.<br />
<br />
NOTER SATIŞ SÖZLEŞMESİNDEKİ KAYITLAR:<br />
<br />
Birçok kişi, noter satış sözleşmesindeki, satışa konu ikinci el aracın &quot;mevcut haliyle görerek ve beğenerek alındığına&quot; dair kayıtlar karşısında ekspertiz firmasına dava açamayacaklarını düşünür. Bu kayıtlar, ancak, gözle görülebilir (açık) ayıplar açısından bağlayıcıdır. Örneğin satış anında aracın camında çatlak varsa veya bir lastiği yıpranmışsa bu (duyu organlarıyla yapılan basit kontrolle anlaşılabilen) ayıplar dolayısıyla ekspertiz firmasına dava açmak mümkün olmaz. Fakat araçtaki boya, kaporta veya motor ile ilgili tüm (gizli) ayıplar noterde düzenlenen araç satış sözleşmesindeki kayıtlardan etkilenmeksizin dava konusu yapılabilir. Çünkü bu tür ayıplar gözle görülmezler. Zaten alıcılar da bu gözle görünmeyen kusurların tespiti amacıyla ekspertiz hizmeti almak isterler. İşte alıcıların gözle göremediği fakat ekspertiz firmasının görmesi/tespit etmesi gereken bu kusurlar firma tarafından görülememişse dava konusu edilebilirler.<br />
<br />
İKİNCİ EL ARAÇ SATIN ALIRKEN EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMAK ZORUNLU MUDUR?<br />
<br />
Bizlere ulaşan bir diğer soru, ikinci el araç alım satımı esnasında ekspertiz incelemesi yaptırmanın zorunlu olup olmadığıdır. ARAÇ SATIN ALACAK KİŞİLERİN, EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMA ZORUNLULUĞU YOKTUR. Önemli olan, satıcının, ayıpları alıcıya bildirmesidir. Eğer satıcı araçtaki ayıpları alıcıya bildirmemiş ise, alıcının ekspertiz incelemesi yaptırıp yaptırmaması hiçbir önem arz etmez. Ekspertiz incelemesi yaptırılsa idi ortaya çıkacak olan ayıplarda satıcının sorumluluğu devam eder. Ekspertiz incelemesi yaptırılmasına rağmen ekspertiz tarafından ortaya çıkarılamamış ve daha sonra anlaşılan ayıplarda da ekspertiz firması ile satıcının birlikte sorumlulukları bulunur.<br />
<br />
AYIPLI EKSPERTİZ HİZMETİ SEBEBİYLE TÜKETİCİNİN TAZMİNAT HAKKI:<br />
<br />
Tazminat, bir zararının giderilmesine ilişkin olduğuna göre, ekspertiz şirketinin sorumluluğu, tüketicinin bu aracı satın alması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesi noktasında olacaktır.<br />
<br />
Örneğin araç, herhangi bir kusurunun olmadığına dair ekspertiz raporuna güvenilerek satın alınmış fakat daha sonra şanzımanında sorun olduğu tespit edilmiştir. Herhangi bir sorunu olmayan aracın piyasa değeri 100 bin TL olsun, şanzımanındaki sorunu ile birlikte bu aracın rayiç değeri ise 90 bin TL olsun. Tüketici, bu aracı, pazarlık sonucu, 95 bin TL bedel ile satıcıdan satın almış ise, bu durumda tazminat hakkı şu formüle göre hesaplanır:<br />
<br />
Tazminat miktarı = Satış Bedeli - (Satış bedeli x Aracın arızalı değeri / Aracın arızasız değeri)<br />
<br />
Örneğimize uyarlayacak olursak;<br />
<br />
Tazminat miktarı = 95000 - (95000x90000/100000) = 9500-TL.<br />
<br />
Yani, tüketicinin, bu ayıplı hizmet sebebiyle, ekspertiz firmasından talep edebileceği tazminat miktarı 9500-TL.dir.<br />
<br />
YARGITAY KARARLARI<br />
<br />
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021 yılının Kasım ayında verdiği kararda şu ifadeler kullanılmıştır:<br />
<br />
&quot;İçtihat Metni&quot;<br />
<br />
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ<br />
<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ve davalılardan ... Otomotiv Oto Ekspertizlik A.Ş. tarafından temyiz edilmesi üzerine...<br />
Y A R G I T A Y K A R A R I<br />
Davacı; davalı ...’a ait*otomobili, herhangi bir arıza olmadığı yönünde verdiği bilgi ve diğer davalıdan aldığı ekspertiz raporuna güvenerek satın aldığını, daha sonra aracı götürdüğü yetkili serviste yapılan kontroller neticesinde, araçta 9.000 TL tamir masrafı ile giderilebilecek nitelikte kusurlar olduğunun ortaya çıktığını iddia ederek; aracın tamir masrafları için 10.000 TL, aracın orjinal ve kusursuz çıkmamasına bağlı olarak ortaya çıkan değer kaybı nedeniyle 10.000TL olmak üzere toplam 20.000 TL’nin davalı ...’tan; ekspertiz incelemesine rağmen söylenmeyen kusurlar nedeniyle tamir masrafı 7.000 TL, aracın orjinal ve kusursuz çıkmamasına bağlı olarak aracın değer kaybı nedeniyle 10.000 TL olmak üzere toplam 17.000 TL’nin diğer davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı şirket (ekspertiz hizmetini veren şirket); davacının bahsettiği hususların tespiti için motor muhafaza sacının sökülerek inceleme yapılması gerektiğini, oysa firmanın herhangi bir sökme takma işlemi yapmadan dijital ciharlarla ve görsel inceleme ile kontrol yaptığını, bakım ve onarım noktası olmadığını, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi, satıcının ayıptan sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu teşkil etmediği de gözetilmemiştir.<br />
Buna göre mahkemece; davalı ...’ın satış anında araçta bulunan*ayıplardan, davalı şirketin ise inceleme tarihinde araçta mevcut olmasına rağmen aracın sözleşme kapsamında yapılan incelemesi sırasında tespit edilmesi gerekip tespit edilmeyen*ayıplar*nedeniyle sorumlu olduğu gözetilerek, sorumlu oldukları tazminat tutarları tespit edilip, davacı ve davalı şirketin önceki rapora yönelik de itirazları da karşılandıktan sonra ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporunun esas alınması ve davalı ...'ın kanundan doğan ayıptan sorumluluğunun yanlış değerlendirilmesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş... /11/2021 tarihinde karar verildi.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu makalemizde anlatılan veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke geneline yayılan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz: <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">www.akahukuk.com.tr</a> <br />
<br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?194-Ekspertiz-Hizmetinden-Dogan-Tazminat-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kilometresi Düşürülmüş Araç Alan Kişilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?193-Kilometresi-Dusurulmus-Arac-Alan-Kisilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 13:43:06 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri: "Kilometresi Düşürülmüş Araç Aldım Ne Yapmalıyım?" sorusudur. 
 
Bu makalemizde, "kilometresi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri: &quot;Kilometresi Düşürülmüş Araç Aldım Ne Yapmalıyım?&quot; sorusudur.<br />
<br />
Bu makalemizde, &quot;<i>kilometresi düşürülmüş araç aldım ne yapmalıyım?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade edip paramı geri alabilir miyim?&quot; &quot;kilometreyi kimin düşürdüğünü bilmiyorum bu sorun olur mu?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş bu aracı başkasına satabilir miyim?&quot; &quot;kilometre düşürmek suç mudur?&quot; &quot;kilometre düşürmek suç mudur?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş aracı, bilmeden başkasına sattım ne yapmalıyım?&quot;</i> gibi soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.<br />
<br />
<b>1- Kilometresi düşürülmüş araç aldım ne yapmalıyım?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş araç almış kişilerin karşılaştıkları bu problem karşısında bir çözüme ulaşmak amacıyla yapacakları ilk iş durumu karşı tarafa (satıcıya) bildirmek olmalıdır. Bu çözüm tarzı, hem masrafsızdır, hem de karşıdakinin tutumuna göre çok kısa bir süre içerisinde sizi sonuca ulaştırabilir.<br />
<br />
AKA HUKUK olarak, müvekkillerimizin sorunlarını en kısa sürede ve en etkili biçimde çözmek amacıyla hareket ettiğimizi iddia ettiğimize göre, bu şekilde bir problemle karşılaşan kişilere ilk önerimiz, durumu satıcıya bildirmeleri oluyor.<br />
<br />
<b>1.1.- Aracın kilometresinin düşürüldüğünü satıcıya bildirdim fakat olumlu bir cevap alamadım ne yapmalıyım?</b><br />
AKA Hukuk olarak biz, işte bu aşamada sizin haklarınızı kullanabilmeniz açısından sürece dahil olabiliriz. Tarafımıza çıkaracağınız vekaletname ile satıcıya ihtarname gönderebilir, doğrudan dava açabilir veya hakem heyetlerine başvuruda bulunabiliriz.<br />
<br />
<b>1.2- Hukuki süreci avukat ile takip etmek zorunda mıyım?</b><br />
Elbette hiçbir kişi, davasını veya başkaca hukuki sorunlarını bir avukat ile takip etmek zorunda değildir. Avukat, hukukun karmaşık yapısı karşısında müvekkilinin haklarını, öncelikle doğru biçimde, en kısa sürede, en etkili yöntemlerle çözüme ulaştırmak amacıyla hareket eder. Avukat ile takip edilmeyen işlerde, davayı görevsiz ve yetkisiz mahkemelerde, eksik veya yanlış taleplerle açarsanız bu yanlışların bir daha geri dönüşü olmayabilir. Bir hukuki sürecin avukatla takip edilmesi işte bu gibi sorunların çözümünde oldukça önem arz eder.<br />
<br />
Eğer siz, yine de davanızı kendiniz takip etmek isterseniz, 2. el bu aracı, alım satım işini meslek haline getirmemiş kişilerden aldıysanız davanızı Asliye Hukuk Mahkemelerinde, yok eğer bu işi meslek haline getirmiş (örneğin galerici) veya sürekli bu işi yapan bir şirketten (örneğin otomobil bayi) satın aldıysanız bu durumda Tüketici Mahkemelerinde dava açabilirsiniz.<br />
<br />
<b>2- Kilometreyi kimin düşürdüğünü bilmiyorum, bu sorun olur mu?</b><br />
<br />
Kilometreyi kimin düşürdüğü ancak şu durumda etkilidir: Eğer aracı satın alma tarihinizin üzerinden 2 yıl geçtiyse, açılacak davanın, satıcının ileri süreceği zamanaşımı savunmasıyla riske girme durumu vardır. İşte, satın aldığınız tarihten itibaren 2 yıldan daha fazla zaman geçtiği durumlarda, aracın kilometresinin kim tarafından düşürüldüğü önemlidir. Daha basit bir anlatımla A isimli kişi, ikinci el bir aracı, B isimli kişiden, 01.12.2016 tarihinde satın almış ise, 01.12.2018 tarihine kadar B'ye karşı dava açtığında zamanaşımı savunması önem görmez. Nitekim satıcının ayıptan sorumluluğu 2 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu durumda kilometreyi kimin (B'nin mi yoksa daha önceki sahiplerininin mi) düşürdüğünün de önemi yoktur. Fakat satış tarihi üzerinden 2 yıllık süre geçmiş ise, bu durumda davayı kazanabilmek için ya kilometreyi B'nin düşürdüğünü ya da B'nin bu kilometre düşürme olayını bilip de A'dan gizlediğini ispat etmek gerekir.<br />
<br />
<b>3- Kilometreyi kimin düşürdüğünü tespit ettim, bu kişiye mi yoksa aracı satana mı dava açılır?</b><br />
<br />
Bilmeden kilometresi düşürülmüş araç satın alan kişilerin bir diğer sorusu, davanın kime karşı açılacağı ile ilgili olmaktadır. Dava, her durumda aracı size satan kişiye karşı açılır, bu durumun istisnası yoktur.<br />
<br />
<b>4- Aracı satın aldığım kişiye karşı dava açmak istemiyorum. Ne yapabilirim?</b><br />
<br />
Her ikinci el aracı, illa ki tanımadığımız kişilerden satın almıyoruz. Bazen de kilometresiyle oynanmış bu araçları, dostumuzdan veya akrabalarımızdan satın alırız. Bu durumda işte bu kişiye karşı dava açmak istemiyorsanız, aracı satın aldığınız kişi, kendisinden önceki sahibine dava açmalıdır.<br />
<br />
<b>5- Kilometreyi düşürmek suç değil midir? </b><br />
<br />
Kilometre sayacına müdahale etmek suçtur. Eğer siz aracın sahiplik kayıtlarının, muayene kayıtlarının, servis kayıtlarının incelenmesi ile kilometre sayacına müdahale eden kişiyi tespit edebiliyorsanız, bu durumda bu kişinin dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasını da sağlayabilirsiniz. Fakat yine belirtmek gerekir ki eğer satımın üzerinden 2 yıl geçmediyse kilometreyi kimin düşürdüğünün açılacak hukuk davasında hiçbir önemi yoktur. Kilometreyi kimin düşürdüğü sadece ceza yargılamasını ilgilendirir.<br />
<br />
<b>6- Dava ne kadar sürede sonuçlanır?</b><br />
<br />
Davanın, ilk derece mahkemesi tarafından karara çıkması, durumun karışıklığına delillerin toplanmasına, mahkemenin iş yüküne göre değişkenlik göstermekle birlikte yaklaşık 9 ay ile 1 yıl arasında sürmektedir. Adalet Bakanlığının 2015 yılı verilerine göre, Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülen bir davada ortalama 282 günde, Tüketici Mahkemelerinde görülen bir davada ise ortalama 239 günde karar verilmektedir.<br />
<br />
<b>7- Dava süresince aracı kullanabilir miyim?</b><br />
<br />
Elbette dava süresince aracı kullanabilir veya satmak isterseniz satabilirsiniz.<br />
<br />
<b>8- Dava sonunda, kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade edip paramı geri alabilir miyim?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş araç satın alan kişilerin ne gibi haklara sahip olduğu Kilometresi Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları isimli makalemizde detaylı bir şekilde anlatılmıştı. Elbette bu hakların içinde, aracı satıcıya iade edip satış bedelini geri alma hakkı da bulunmaktadır. Bunun yanı sıra diğer zararlarınızı da (noter masrafı, yol masrafı gibi) tazmin edebilirsiniz. <br />
<br />
Tabii bu durumda da, aracın gerçek satış bedeli ile noterde yazılı satış bedelinin aynı olup olmadığı, aynı değilse bu hususun ispatı açısından neler yapılabileceği gibi sorunların çözümü gerekmektedir. <br />
<br />
<b>9- Dava sonunda, kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade etmeden sadece zararımı karşılamasını istiyorum, mümkün müdür?</b><br />
<br />
Elbette, kilometre sayacı ile oynanmış araç satın alan alıcıların haklarının içinde, aracı satıcıya iade etmeden, satış bedelinde indirim talep etme hakkı da bulunmaktadır. Dolayısıyla araç sizde kalmaya devam edip sadece bedelinde indirim talebi ile dava açabilirsiniz.  <br />
<br />
Bu durumda da, aracın gerçek satış bedeli ile noterde yazılı satış bedelinin aynı olup olmadığı, aynı değilse bu hususun ispatı açısından neler yapılabileceği gibi sorunların çözümü gerekecektir.<br />
<br />
<b>10- Kilometresi düşürülmüş aracı başkasına nasıl satabilirim?</b><br />
<br />
Bu şekilde kilometresi düşürülmüş araç satın alıcıların bir başka sorusu da, kilometresi düşürülmüş bu aracı başkasına satıp satamayacakları ile ilgilidir. Elbette bu araçlar da (her ne kadar ayıplı da olsalar) başkasına satılabilir. Fakat bu durumun yeni alıcıya usulüne uygun şekilde bildirilmemesi halinde ona karşı sorumluluk söz konusu olacaktır.<br />
<br />
<b>11- Kilometresi düşürülmüş aracı, bilmeden başkasına sattım, ne yapabilir miyim?</b><br />
<br />
Tarafımıza ulaşan bir diğer soru, kilometresi düşürüldüğünü bilmeden satın alınan bir aracın yine bilmeden başkasına satılmış olması ile ilgili. Bilmeden kilometresi düşürülmüş araç satan bu kişiler, aracı satan alan alıcının taleplerini (bedel iadesi veya bedelde indirim) karşılamak durumundadırlar. Bunu rızalarıyla yapacak olurlarsa dava stresinden, yargılama giderlerinden, karşı taraf kendisini bir avukatla temsil edecek olursa onun vekalet ücretini ödemekten kurtulurlar.<br />
<br />
<b>11.1- Kilometreyi ben düşürmedim, davayı kaybeder miyim? </b><br />
Kilometreyi siz düşürmemiş olsanız bile, satıcıya karşı sorumlu olan siz olduğunuza göre, usulüne uygun şekilde açılmış ve ispatlanmış davayı kaybedersiniz.<br />
<br />
<b>11.2- Aracı sattığım kişi ile anlaştım şimdi ne olacak?</b><br />
Aracı sattığınız kişi ile anlaşmanız, ya bir miktar para ödemek ya da aracı geri alıp satış bedelini iade etmek şeklinde olacaktır. İster bir miktar para ödeyerek anlaşın isterseniz aracı geri alıp satış bedelini iade ederek anlaşın daha sonrasında aracı satın aldığınız kişiye karşı dava açmanız gerekir.<br />
<br />
<b>12- Kilometresi düşürülmüş araç davaları ile ilgili emsal kararlar var mıdır?</b><br />
<br />
Elbette, bu konuda emsal mahkeme kararları bulunmaktadır. <br />
<br />
<b>13- Dava ile uğraşmak istemiyorum, bu aracı elimden nasıl çıkarabilirim?</b><br />
<br />
Kilometresini sizin düşürmediğiniz bir aracı, bu durumunu söylemeden satacak olursanız, piyasa fiyatından daha düşük bir fiyata dahi satsanız aracın yeni sahibi size karşı 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde dilediği zaman dava açabilir. Aracın, piyasa değerinden düşük satılması, sizi sorumluluktan kurtarmaz. Örneğin kilometresi düşürülmemiş (orijinal kilometredeki) emsallerinin piyasa fiyatı 100.000-TL olan, kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz bir aracı 90.000-TL'ye dahi satacak olsanız alıcı size bu aracı iade etmek için usulüne uygun şekilde bir dava açtığında bu davayı kaybedeceksiniz.<br />
<br />
&quot;Zaten düşük fiyata sattım, alıcının bir zararı yok&quot; düşüncesi:<br />
Bu düşünce tamamen hatalıdır. Yukarıdaki örnekte olduğu üzere, kilometresi düşürülmemiş (orijinal kilometredeki) emsallerinin piyasa fiyatı 100.000-TL olan, kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya bildirmediğiniz bir aracı 90.000-TL'ye sattığınızda, alıcının 2 tür dava açma hakkı olduğunu ifade etmiştik. Aslında alıcılar başkaca taleplerde de bulunabilirler ama konuyu dağıtmamak açısından bu taleplere değinmeyeceğiz.<br />
<br />
<b>a) Eğer alıcı, bu aracın satış bedelinde indirim yapılmasını talep ederse:</b><br />
<br />
Alıcının bedelde indirim talebi ile açtığı davada dosya bilirkişiye gönderilecek. Bilirkişi, bu aracın, ayıplı (kilometresi düşürülmüş) ve ayıpsız (kilometresi düşürülmemiş) değerlerini ayrı ayrı belirleyecektir. Kolay olması açısından, bilirkişi, bu değerleri, tam da örnekte olduğu gibi 90.000-TL ve 100.000-TL olarak belirlemiş olsun. Bu durumda bu araç yüzde 10 düşük bir fiyata satılması gereken bir araçtır. Dolayısıyla 90.000-TL'nin yüzde 10'u olan 9.000-TL bedelde indirim miktarıdır ve bu miktarı alıcıya ödemeniz gerekir.<br />
<br />
Tabi bu sadece, alıcıya ödemeniz gereken bedelde indirim miktarı. Başka neler ödeyeceksiniz? <br />
<br />
Yargılama giderleri (yaklaşık 1.000-TL), karşı taraf kendisini avukatla temsil ettirmişse onun vekalet ücreti (2018 yılı için Asliye Hukuk Mahkemelerinde 2.180-TL, Tüketici Mahkemelerinde 1.090-TL) daha ödeme yapmanız gerekecektir.<br />
<br />
Özetle kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya söylemeden, piyasa fiyatının dahi altında sattığınız bu araç için yaklaşık 11.000-TL zarara uğrayabilirsiniz. <br />
<br />
<b>b) Eğer alıcı, bu aracı geri vererek satış bedelini iade almak isterse:</b><br />
<br />
90.000-TL'yi alıcıya geri ödeyeceksiniz. Başka neler ödeyeceksiniz? <br />
<br />
Yargılama giderleri (yaklaşık 1.000-TL), karşı taraf kendisini avukatla temsil ettirmişse onun vekalet ücreti (9.950-TL) daha ödeme yapmanız gerekecektir.<br />
<br />
Özetle kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya söylemeden, piyasa fiyatının dahi altında sattığınız bu araç için yine yaklaşık 11.000-TL zarara uğrayabilirsiniz. <br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için <a href="https://www.akahukuk.com.tr/kilometresi-dusurulmus-arac-aldim-ne-yapmaliyim/" target="_blank">internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz</a>.   <br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?193-Kilometresi-Dusurulmus-Arac-Alan-Kisilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şu ana kadar paylaştığım en anlamlı yazıdır</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?192-su-ana-kadar-paylastigim-en-anlamli-yazidir</link>
			<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 08:30:31 GMT</pubDate>
			<description>Bugün köşemde şimdiye kadar yayımladığım en anlamlı yazı diyebileceğim bir iktibası sizlerle paylaşmak istedim. İstirhamım ise, bunu çoluk...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bugün köşemde şimdiye kadar yayımladığım en anlamlı yazı diyebileceğim bir iktibası sizlerle paylaşmak istedim. İstirhamım ise, bunu çoluk çocuğunuzla da paylaşmanızdır ki okuyunca, gönülden yapacaksınız bunu zaten.<br />
Hikaye 1936 yılında Denizli'nin Acıpayam ilçesinde görevli öğretmenlerin pikniğe gitmeleriyle başlıyor.<br />
Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar.<br />
Küçük çoban ürkek bir sesle cevap verir: Hüseyin...<br />
Hüseyin’e öğretmenler yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler. O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdır ki... Okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanır...<br />
Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi eline almayı kabul etmez...<br />
Öğretmenler bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sorar...<br />
12 diye cevap verir ve ekler: 3 yaşımda annemi kaybettim, 11'imde de babamı...<br />
Hüseyin ile süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler... Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin verdiği destek ve heyecanla Denizli’de parasız yatılı okumaya başlar. Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin’e bir kitap hediye edilir. Hüseyin kitabı bir gecede bitirir.<br />
Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider, &quot;Bu kitapta eksiklik var” der... Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin’in bahsettiği eksiklik, Görecelilik Teorisi hakkındadır. Söz konusu teorinin önemli bir parçasının kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin. Fen öğretmeni konuyu İTÜ'nde kendi hocası olan rahmetli fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu’na mektup yazarak iletir. Nusret hocadan şu yanıt gelir: “Hüseyin liseyi bitirince İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gelsin”<br />
Ve Hüseyin mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da birtakım çalışmalar yapar ve çalışmalarını hocaları anlayamaz. Hocalarından biri, &quot;Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston'daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir' deyip mektupla ona gönderir.<br />
Prof. Morse’dan da şöyle bir cevap gelir: “Hüseyin’in bu yaptığını 5 sene önce bir grup buldu, ama bunu Hüseyin’in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin’in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika’ya gelsin”<br />
Yıl 1952... Hüseyin yüksek elektrik mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla Hüseyin Amerika'ya giden bir gemiye bindirilir. Hüseyin, MIT’te Prof Morse’un karşısına geçer. Morse, Hüseyin’in tez hocası olacak ama Hüseyin’in İngilizcesi de iyi değil. Anlayamıyor pek Morse’un dediklerini. Hocasına “Write on the blackboard” der. Prof. Morse da Hüseyin’in tez konusu olacak konuyu tahtaya yazar ve Hüseyin de bunu defterine geçirip üniversiteden ayrılır. MIT’te genelde tez konuları 5 senede, 9 senede bitirilebiliyor olmasına rağmen Hüseyin çalışmasını 3 ay sonra bitirip hocasının karşısına çıkar. Morse birkaç gün sonra tezi inceleyip Hüseyin’i çağırır. “Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, 2 sene sonra gel” der.<br />
Hüseyin 2 sene sonra doktorasını alıp bu kez Princeton Üniversitesi'ne gider. Orada ünlü fizikçi Albert Einstein ile birlikte çalışır.<br />
Birkaç yıl sonra Boston’a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başlar. Burada bilgisayarlar ile konuşmanın onlara talimat vermeye yönelik projeler yürütür. Sesle kumanda edilen bilgisayarı ilk defa 1960’ların başında Hüseyin Yılmaz yapar.<br />
1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein’in kendisi kadar ünlü fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür.<br />
Yılmaz, bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca akademik dünyada adeta kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölür ve Einstein’in kuramına karşı Yılmaz kütle çekim kuramı da literatüre girer. 27 Ocak 2013'te ise ABD'de vefat eder.<br />
Bugün dünyada çok popüler olarak kullanınan Siri, Google Now, Cortana gibi bütün programlardaki sesli komut sistemin mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz'dır... (İktibas)<br />
Her şeyden o kadar çok doluyuz ki biraz azalsak farkındalığımız artacak. Mailis Nalars</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?192-su-ana-kadar-paylastigim-en-anlamli-yazidir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Muris Muvazaası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?191-Muris-Muvazaasi</link>
			<pubDate>Tue, 26 May 2020 14:14:34 GMT</pubDate>
			<description>Muris muvazaası, kaynağını daha çok 1.4.1974 tarih 1974/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karar doğrultusunda daha önce ve sonra çıkan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Muris muvazaası, kaynağını daha çok 1.4.1974 tarih 1974/1-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu karar doğrultusunda daha önce ve sonra çıkan içtihatlardan ve bilimsel görüşlerden almaktadır. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararına göre varılan sonuç şudur; Bir kimse mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışladığı tapulu taşınmazını, tapu sicil memurluğunda yaptığı resmi sözleşmede satış gibi göstermek suretiyle devir ve temlik etmişse, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, görünüşteki satış akdinin muvazaalı (danışıklı), gizli bağış sözleşmesinin ise yasada öngörülen biçim ve koşulunu taşımadığını ileri sürerek dava açabilir.<br />
<br />
<b>Muris Muvazaasının Mirasçılar Yönünden Hüküm ve Sonuçları</b><br />
<br />
Mirasçı, muris muvazaası nedeni ile sözleşmenin geçersizliğinin tespiti ile tapu kaydının iptal ve tescilini isteyebilir. Muris muvazaasına dayalı iptal davasını saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar açabilir. Davalılar ise, miras bırakanın aslında bağışladığı halde görünüşte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile taşınmazını devrettiği kişiler, onların mirasçıları veya onlardan kötü niyetle taşınmazı devralan kimselerdir.<br />
<br />
<b>Görevli Mahkeme</b><br />
<br />
Görev, belirli bir davaya o yerdeki hüküm mahkemelerinden hangisi tarafından bakılacağını belirtir. Muris muvazaası sebebiyle açılacak tapu iptal ve tescil davaları Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür.<br />
<br />
<b>Yetkili Mahkeme</b><br />
<br />
Yetki, bir davaya hangi yerdeki görevli hüküm mahkemesinde bakılacağını belirler. Taşınmazlara ilişkin davalar, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.<br />
<br />
<b><i>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/5145 E., 2017/7336 K.</i></b><br />
<br />
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.<br />
<br />
Davacılar, miras bırakanları ...'in, çekişme konusu 134 ada 18 parsel sayılı, 159 ada 35 parsel sayılı ve 160 ada 94 parsel sayılı taşınmazlarını birlikte yaşadığı davalı ...'ye 12.08.2010 tarihinde satış suretiyle devrettiğini, anılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, ayrıca miras bırakanın devir sırasında hukuki ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kayıtların iptali ile muris adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.<br />
<br />
Davalı, davacıların miras bırakanı ...'e yaklaşık 6 yıl baktığını, emeğinin karşılığı olarak dava konusu taşınmazların devredildiğini, dava konusu devirdeki semenin para değil bakıp gözetme olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
<br />
Mahkemece, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan ...'in, çekişme konusu 134 ada 18 parsel sayılı, 159 ada 35 parsel sayılı ve 160 ada 94 parsel sayılı taşınmazlarını 12.08.2010 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle devrettiği, ... Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 25.06.2014 tarihli raporunda miras bırakan ...'in 12.08.2010 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun belirtildiği, miras bırakan ...'in 02.10.2010 tarihinde öldüğü ve geriye davacı eşi ... ile davacı çocukları ... ... ... 'un kaldıkları, davalının ise miras bırakanın birlikte yaşadığı kişi olduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Bilindiği üzere, Uygulamada ve öğretide &quot;muris muvazaası&quot; olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.<br />
<br />
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu' nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu' nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu' nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu' nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.<br />
<br />
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.<br />
<br />
Somut olaya gelince; miras bırakan ...'in eşi olan davacı ...'a karşı 22.05.2007 tarihinde ...'da boşanma davası açtığı, eşi ve çocuklarının ...'da yaşadıkları, dinlenen taraf tanıklarının çocukları ile murisin arasının soğuk olduğunu belirttikleri görülmektedir. Toplanan deliller yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde devrin mal kaçırma amacıyla yapıldığı sonucuna varılmaktadır.<br />
<br />
<b><i>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/1523 E., 2017/6634 K.</i></b><br />
<br />
Taraflar arasında görülen davada;<br />
<br />
Davacılar, ortak miras bırakanları ...’un maliki olduğu 102 ada 12 parsel sayılı taşınmazını 25/09/1996 tarihinde davalı kızı ...’a temlik ettiğini, yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde şimdilik 20.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini istemişlerdir.<br />
<br />
Davalı, satışın gerçek olduğunu, 15 yıl sonra dava açılarak hakkın kötüye kullanıldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.<br />
<br />
Tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne, terditli talep olan bedel isteğinin reddine ilişkin verilen karar, Dairece; ‘’ Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedel isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne (bedel isteğinin reddine) karar verilmiştir. Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, miras bırakan ...’ın çekişme konusu taşınmazı kızı davalıya temlikinin mirasçıdan kal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu belirlenmek suretiyle mahkemece, davacıların miras paylarına göre iptal ve tescile karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davacıların temyiz itirazlarına gelince; davacılar miras bırakan ...’ın maliki olduğu 102 ada 12 parsel sayılı taşınmazı kızı davalıya satış suretiyle temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında tescil, olmadığı taktirde taşınmaz bedeline isabet eden şimdilik 20.000 TL bedelin tahsili isteğiyle eldeki davayı açmışlardır. Davacıların yukarıda açıklanan terditli taleplerinden mahkemece ilki olan tapu iptali ve tescil isteği kabul edildiğine göre diğer istek olan bedel yönünden bir hüküm tesisine gerek olmadığı açıktır. Hal böyle olunca; somut olayda, mahkemece davacılar talebinin iki ayrı istekmiş gibi değerlendirilerek tapu iptali ve tescil isteğinin kabulü yanında, bedel isteğinin de reddine denilmek suretiyle hüküm tesisi edilmiş olması ve davalı yararına vekalet ücretine karar verilmiş olması doğru değildir. ‘’ gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.<br />
<br />
-KARAR-<br />
<br />
Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davalının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 9.221.85.-TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 21.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
<b><i>YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU E. 1974/1 K. 1974/2 T. 1.4.1974</i></b><br />
<br />
DAVA AÇMA HAKKI ( Murisin Muvazaalı Taşınmaz Satış İşlemine Karşı Miras Hakkı Çiğnenen Bütün Mirasçılar )<br />
• MURİS MUVAZAASI ( Muvazaalı Taşınmaz Satışına Karşı Hukuki Yararı Bulunan Bütün Mirasçıların Dava Açabilmesi )<br />
• GİZLİ BAĞIŞ ( Murisin Satış Gibi Gösterdiği Taşınmaz Temlikine Karşı Dava Açma Hakkı )<br />
• TAŞINMAZ SATIŞI ( Murisin Bağış Yapmak İstediği Halde Satış Gibi Gösterdiği İşleme Karşı Kimlerin Dava Açabileceği )<br />
743/m.500,507,508,603<br />
818/m.18<br />
ÖZET : Bir kimsenin mirasçısını miras hakkından yoksun kılmak amacıyla, iradesini bağış yerine satış olarak açıklaması durumunda, saklı pay sahibi olsun olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların satış sözleşmesinin danışıklı olduğunu ileri sürerek dava açma hakları vardır.DAVA VE KARAR : Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla; tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malını, gerçekte bağışlamak istediği halde, tapu sicil memuru önünde iradesini satış biçiminde açıkladığının gerçekleşmemiş olması durumunda, saklı pay sahibi olan mirasçıların, tenkis ya da mirasta iade davası açmak haklarını kullanmayıp Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanarak muvazaa nedeniyle tapu kaydının iptalini isteyebilip isteyemeyecekleri ve saklı pay sahibi olmayan mirasçıların da aynı davayı açmak yetkisine sahip olmadıkları ve miras bırakanın bu davranışının, Medeni Kanun`un 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iade etmekten ayrık tutmuş bulunduğu anlamına gelip gelmediği konusunda Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 22.12.1964 gün 6411 esas ve 6298 karar sayılı ve 1.10.1973 gün 528 esas 5437 karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4.5.1960 gün 2/24 esas ve 24 karar sayılı ve 21.2.1968 gün 2/1510 esas 99 karar sayılı kararları arasında içtihat aykırılığı bulunduğu ve bu aykırılığının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi gerektiği, İkinci Hukuk Dairesi Başkanı tarafından Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirilmesi üzerine, Yargıtay Kanunu`nun 20. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince Yargıtay Başkanlık Divanı işi incelemiş ve içtihadın birleştirilmesi yoluna gidilmesi gerektiğine karar vermiş olduğundan yargıtay birinci Başkanlığınca Yargıtay Kanunu`nun 18. ve 19/7. maddeleri uyarınca Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 11.3.1974 günü saat 9.00`da toplanması uygun görülmüş ve böylece yapılan toplantı ve görüşmeler sonucunda İkinci Hukuk Dairesi ile Hukuk Genel Kurulunun söz konusu kararları arasında içtihat aykırılığı bulunduğuna oy birliğiyle karar verilmiş ise de, konunun esası bakımından bir görüş doğrultusunda üçte iki oy çokluğuyla elde edilemediği için Birinci Başkanlıkça uygun görüldüğü üzere ikinci toplantı 1.4.1974 günü saat 9.00`da yapılarak konu görüşülmüştür.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararlarında; mirasçıyı miras hakkından yoksun etmek amacıyla miras bırakanın muvazaalı olarak yapmış olduğu tasarruf işlemlerinin iptalini dava etmek hakkı, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın tüm mirasçılara tanınmış ve tenkis ve mirasta iade ile ilgili hükümleri aslında geçerli tasarruflar için uygulanabileceği açıklanmıştır. Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi kararlarında ise, böyle bir dava hakkı tanınmamış; sadece saklı pay sahiplerinin Medeni Kanun`un 507. maddesinin 4. fıkrası gereğince tenkis davası açabilecekleri ve miras bırakanın bu davranışının Medeni Kanun`un 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iade etmekten ayrık tuttuğu anlamına geldiği kabul edilmiştir. İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda konu, sadece sevk edildiği olayla sınırlı olarak ele alınmıştır. Daha açık bir deyimle; tasarruf işleminin tapu sicilinde kayıtlı olan, taşınmaz malın, görünüşte satış ve gerçekte ise hibe biçiminde oluştuğu olayıyla sınırlandırılmıştır.Görüldüğü gibi Hukuk genel Kuruluyla, İkinci Hukuk Dairesi kararları arasında temelde yer alan uyuşmazlık, dava hakkının varlığında toplanmaktadır. Bu nedenledir ki, görüşmeler sırasında muvazaa iddiasının ispatı ve ispat biçimi, içtihadı birleştirmenin kapsamı dışında kaldığı kabul edilmiştir.<br />
<br />
Gerek İkinci Hukuk Dairesi Başkanlığının düşünce yazılarında, gerekse görüşmeler sırasında, Hukuk Genel Kurulu kararlarına karşı sürülen görüş özetle şu gerekçelere dayanmıştır:<br />
<br />
&quot;a - Borçlar Kanunu`nun 18. maddesinde yer alan aktin yorumu ve muvazaa ile Medeni Kanun`un 507/4. maddesine dayanan saklı pay sahibi mirasçıya tanınmış olan tenkis davası hakkı, ayrı ayrı hukuksal müesseselerdir. Bir akitten doğan hukuk bağı, yalnız o aktin taraflarının ve onların külli haleflerini bağlar. Bir aktin tarafı olmayan kimse, başkalarının yaptığı akte dayanarak onlar arasında doğan hukuk bağını, açacağı davaya dayanak yapamaz. Hal böyle olunca Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine göre mirasçıların muvazaa iddiasında bulunmaları olanaksızdır. Muvazaa iddiası ancak sözleşmenin tarafı olan kimse ya da külli halefi tarafından ileri sürülebilir. Bu ilkenin ayrık halleri kanunda sınırlı olarak gösterilmiştir. ( Örneğin: İcra ve İflas Kanunu`nun 277 ve Medeni Kanun`un 690. maddeleri. )<br />
<br />
b - Miras hukukunun özellikleri nedeniyle Medeni Kanun`un 507/4. maddesinde getirilen hüküm, özel bir hüküm niteliğini taşır. Oysa ki, Borçlar Kanunu`nun 18. maddesi hükmü, genel hüküm niteliğindedir. Özel hüküm varken genel hükme gidilemez. Bu nedenle dava hakkının varlığı, biçimi ve sınırı Medeni Kanun`un 507/4. maddesi hükmü çevresinden çizilmek gerekir.<br />
<br />
c - Medeni Kanun`un 508. maddesinde iyi niyetli kişi; o şeyi elinden çıkarmışsa, ölüm gününde elinde kalan değer tenkise esas olur hükmü yer almıştır. Muvazaalı işlemlerde iyi niyet söz konusu olamayacağına göre 507/4. maddesinin muvazaayla ilişkisinin bulunmadığı kendiliğinden ortaya çıkar.<br />
<br />
d - Medeni Kanun`un 507/4. maddesinin dayanağı, ölenin son arzularına saygı ilkesidir. Bu tür olaylarda Borçlar Kanunu`nun 18. maddesi hükmü gereğince dava hakkı tanındığı takdirde bu ilke zedelenmiş olur.<br />
<br />
e - Hukuk Genel Kurulu kararlarında yer alan temel gerekçe, gizli aktin biçim koşulu gerçekleşmediğinden geçersiz olduğu doğrultusunda 7.10.1953 gün 8/7 sayılı içtihadı birleştirme kararında yer alan gerekçedir. Oysa ki, gizli akit şekle bağlı olsa dahi geçerlidir. Nitekim 27.3.1957 gün 12/2 sayılı şufa ile ilgili içtihadı birleştirme kararı ile bu görüş benimsenmiştir.<br />
<br />
f - Gerçekte mirasçının bağışlamak istediği taşınmazını, tapu memuru önünde satmış gibi ifade eden kişinin bu davranışı Medeni Kanun`un 603. maddesinin 2. fıkrası gereğince o taşınmazı iadeden ayrık tutmak istediği anlamına gelir.&quot;<br />
<br />
Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanan muvazaa ile Medeni Kanun`un 507/4. maddesine dayanan tenkis davasının ayrı ayrı hukuk müesseseleri olduğu yönünden görüşler arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Medeni Kanun`un 5 inci maddesi hükmünce sözleşmelerin doğumuna, hükümlerine ve sukutu nedenlerine ilişkin olup borçlar kısmında yer alan genel kuralların Medeni Hukukun diğer kısımlarında da uygulanması öngörülmüştür. O halde Borçlar Kanunu`nun genel hükümleri arasında yer alan 18. maddenin miras hukukunda da uygulanması doğaldır.<br />
<br />
Miras hükümleri arasında bu kuralı engelleyecek bir hükme de yer verilmemiştir. Medeni Kanun`un 507/4. maddesinin miras kısmında yer alması, mirasçının Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanan dava hakkını engelleyecek bir sonuç doğurmaz. Yukarıda değinildiği üzere, her iki maddenin ayrı ayrı hukuk müesseselerini düzenlemiş olması karşısında sorunun başka türlü düşünülmesi de olanaksızdır. O halde Borçlar Kanunu`nun 18. maddesinin miras ile ilgili sözleşmelerde de uygulanması gerekir.<br />
<br />
Karşı görüşte belirtildiği gibi muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimse külli halef olarak değil, doğrudan doğruya üçüncü kişi olarak dava açmak hakkına sahiptir. Çünkü bu üçüncü kişinin hakkı, miras bırakanla alıcı tarafından birlikte yapılan hukuk işlemiyle çiğnenmiştir. Böyle bir durumda üçüncü kişinin dava hakkının varlığı, kanunda belli konulara hasredilememiştir. İsviçre Feredal Mahkemesi de kararlı içtihatlarıyla konuyu bu doğrultuda çözüme bağlamıştır.<br />
<br />
Muvazaa nedeniyle satış sözleşmesi geçersiz sayılsa bile gizli hibe akti geçerli olacağından mirasçının Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanarak açacağı davada yarar bulunmadığı ve bu nedenle bir sonuç doğurmayacağı düşüncesini de kabul etmek olanaksızdır. Gerçekten böyle bir davayı açacak kimsenin, davada yararının bulunması zorunludur. Ve ilke olarak da gizli akit geçerlidir. Ancak gizli aktin geçerli sayılabilmesi için tüm koşulların oluşmuş olması zorunludur. İçtihadı birleştirmeye konu, tapuda kayıtlı bir taşınmaz malın muvazaalı olarak satışıdır. Böyle bir durumda gizli aktin geçerli sayılabilmesi için gizli akit, biçim koşuluna ( şekil şartına ) bağlı ise biçim koşulunun da gerçekleşmiş olmasında zorunluluk vardır. Aksi durumda hibe sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Çünkü tapu memuru önünde açıklanan irade, bir ivaz karşılığı mülkiyetin aktarılması iradesidir ki, sadece bu iradeye resmiyet verilmiştir. Satışa ilişkin resmi işlemin gizli akti de içine alacağı kabul edilemez. Nitekim İsviçre Federal Mahkemesinin kararlı içtihatları ve yabancı bilimsel hakim görüşler de bu doğrultuda yerleşmiştir. Ayrıca 7.10.1953 gün 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında bu temel görüş benimsenmiştir. Sonradan çıkarılan 27.3.1957 gün ve 12/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ise, şufa ile ilgilidir. Görüşmeler sırasında ileri sürüldüğü gibi bu karar, 1953 günlü içtihadı birleştirmenin kabul ettiği ilkeyi de bozmamıştır. Sözü edilen 27.3.1957 günlü içtihadı birleştirme kararında; şufa yükümlüsü taşınmaz sahibinin yaptığı satış aktinin, aslında hibe olduğunu iddia etmesi karşısında böyle bir dava hakkının bulunduğu ve ispatlandığı takdirde şufa hakkının var sayılamayacağı belirtilmiştir. Burada hibenin geçerliliği değil satım sözleşmesinin geçerliliği ele alınmıştır. Hiç kuşkusuz böyle bir olayda hibenin de geçerliliği ileri sürülmüş olsa, hibe sözleşmesi de geçersiz olacağından taşınmaz şufa yükümlüsüne geri döner ki, şufa hakkı bakımından sonucun değişmeyeceği doğaldır.<br />
<br />
Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine göre mirasçıya tanınacak iptal davası hakkının, medeni Kanun`un 507/4. maddesinin uygulanmasına yer bırakmayacağı doğrultusundaki düşünceleri de kabul etmek olanaksızdır. Çünkü Medeni Kanun`un 507/4. maddesindeki dava hakkı, aslında geçerli işlemler için tanınmış bir dava hakkıdır. Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanan dava hakkı ise, işlemin aslında geçersizliği nedenine dayanır; onun içindir ki, Medeni Kanun`un 508. maddesinde iyi niyetli olan ve kendisine teberruda bulunulan kimse korunmuştur.<br />
<br />
Miras hukuku, miras bırakanın iptali mümkün ölüme bağlı tasarruflarında bile onun son arzularına değer vermemiştir. ( Medeni Kanun`un Md. 499 ve 500 ) ölenin son arzularına saygı ilkesi, ancak onun hukuka uygun tasarrufları için söz konusudur. Bu bakımdan miras hukukunda ölenin son isteklerine saygısızlık gibi bir düşünce de kabul edilemez.<br />
<br />
Medeni Kanun`un 603. maddesi hükmü de aslında geçerli tasarruflara karşı mirasçıların miras payını diğer mirasçılara karşı koruyan bir hükümdür. Geçersiz tasarruf miras payına etki yapmayacağından, mirasçının bu hükme dayanmasında bir yarar yoktur. Böyle bir tasarrufla miras bırakanın açığa vurulan iradesi ile hukukça değer taşımaz.<br />
<br />
Bu nedenlerle Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin görüşünü ve o doğrultuda ileri sürülen karşı görüşleri kabul etmek olanağı bulunmamıştır. Sonuç:<br />
<br />
SONUÇ : Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicillinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halide, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılarının, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu`nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanun`un 507. ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1.4.1974 günlü ikinci toplantısında oy çokluğuyla karar verildi.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Gülenay Çolak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?191-Muris-Muvazaasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İş Sözleşmesini Fesih Haricinde Sona Erdiren Durumlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?190-is-Sozlesmesini-Fesih-Haricinde-Sona-Erdiren-Durumlar</link>
			<pubDate>Thu, 07 May 2020 14:49:36 GMT</pubDate>
			<description>*1.	Tarafların Anlaşması* 
 
İş sözleşmesi tarafları sözleşmeyi anlaşarak her zaman sona erdirebilirler. Kanunda yazılılık koşulu aranmadığı için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>1.	Tarafların Anlaşması</b><br />
<br />
İş sözleşmesi tarafları sözleşmeyi anlaşarak her zaman sona erdirebilirler. Kanunda yazılılık koşulu aranmadığı için ikale sözleşmesi yazılı olabileceği gibi sözlü de yapılabilir. Bu husustaki iradenin açık veya örtülü olması mümkündür. <br />
<br />
İkale sözleşmesinde taraflar sözleşmenin derhal veya belirli bir süre sonra sona ereceği hususunda anlaşabilirler. İşçi iş güvencesi kapsamında dahi olsa <a href="https://mihci.av.tr/ikale-sozlesmesi/" target="_blank">ikale sözleşmesiyle iş sözleşmesinin sona erdirilmesinde</a> işverenin geçerli sebebe dayanmasına gerek yoktur. Bittabi bu halde işçi, işe iade davası açamaz. <br />
<br />
İkale teklifinin işverenden gelmesi halinde ikale sözleşmesinin geçerli olabilmesi için Yargıtay işçiye ‘makul yarar’ sağlanmadıkça sözleşmeyi geçersiz saymaktadır. Buna göre, ikale teklifi işverenden gelmiş ve işçinin yasal tazminatlarına ilaveten ek bir menfaat sağlanmamışsa iş sözleşmesinin ikale ile sona erdiğinden söz edilemez. <br />
<br />
İkale sözleşmesinin makul yarar içermemesi ya da sözleşmenin irade fesadı nedeniyle geçersiz olması halinde iş sözleşmesinin feshinin işveren feshi olarak kabul edilmesi gerekeceği açıktır.<br />
<br />
<b>2.	Ölüm<br />
<br />
2.1	İşçinin Ölümü</b><br />
İş sözleşmesi işçinin ölüm ile sona erer. Mirasçıların veya işverenin ayrıca fesih bildiriminde bulunmasına ihtiyaç yoktur. İşçinin ölümü kanundan doğan bir sona erme nedenidir. İşçinin ölüm sonrası işçinin hayattaki eşine ve reşit olmayan alt soyuna, bu kişilerden biri yok ise, bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlamak üzere bir aylık, hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre sürmüşse, işveren işçinin iki aylık ücreti tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür. Ölüm bir kıdem tazminatı alma nedenidir.<br />
<br />
<b>2.2	İşverenin Ölümü</b><br />
İşverenin ölümü kural olarak iş sözleşmesini sona erdirmez. Sözleşmeden doğan hak ve borçlar muris işverenin mirasçılarına geçer. Ancak sözleşme işverenin ağırlıklı olarak kişiliği dikkate alınarak kurulmuş ise, işverenin ölümü ile sona erer.<br />
<br />
<b>3.	Belirli Sürenin Bitimi</b><br />
İş Kanunu’nda ifade edildiği üzere, belirli süreli iş sözleşmesi, belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılan bir sözleşmedir. Belirli süreli iş sözleşmesi aksi kararlaştırılmadıkça, sürenin dolması ile kendiliğinden sona erer.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?190-is-Sozlesmesini-Fesih-Haricinde-Sona-Erdiren-Durumlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hırsızlık Suçu Nedir? Nasıl Oluşur?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?189-Hirsizlik-Sucu-Nedir-Nasil-Olusur</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 12:48:06 GMT</pubDate>
			<description>5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde ilk olarak hırsızlık suçu düzenlenmiştir. 141 maddede suç tipi söyle açıklanmıştır;...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde ilk olarak hırsızlık suçu düzenlenmiştir. 141 maddede suç tipi söyle açıklanmıştır; zilyedinin (taşınır eşyayı hakimiyeti altında bulunduranın) rızası olmadan bir taşınırı, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimse hırsızlık suçunun faili sayılır.<br />
<br />
Hırsızlık suçunun konusunu taşınır mallar oluşturur. Bunun yanında konu olan malın ekonomik değerinin bulunuyor olması da gerekmektedir.<br />
<br />
141. maddedeki hırsızlık suçunun temel hali 6763 sayılı kanunla gelen düzenleme ile uzlaşma kapsamına dahil edilmiştir. Bu noktada soruşturma ve kovuşturmaya devam edilebilmesi adına şüpheli ve mağdurun anlaşamamış olması gerekmektedir.<br />
<br />
<b>Nitelikli Hırsızlık Nedir?</b><br />
<br />
Ceza kanunun 142. maddesinde iki fıkra halinde daha ağır cezayı gerektiren haller sıralanmıştır. Bu durumlar;<br />
<br />
•	a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,<br />
•	b) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,<br />
•	c) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,<br />
•	d) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,<br />
İşlenmesi halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur denilmektedir. Ayrıca ikinci fıkradaki halleri de söyle sıralayabiliriz;<br />
•	a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,<br />
•	b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,<br />
•	c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,<br />
•	d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,<br />
•	e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,<br />
•	f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,<br />
•	g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında,<br />
•	h) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,<br />
<br />
İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şekilde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır denilmektedir.<br />
<br />
Kanun koyucu hırsızlık suçunun, sıvı veya gaz halindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde verilecek ceza beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Bahsedilen eylemin bir örgüt çerçevesinde yapılması durumunda cezanın yarı oranında artırılacağını ve buna ek olarak on bin güne kadar adli para cezasına hükmedileceğini görüyoruz.<br />
<br />
Son olarak hırsızlık suçu sonucunda kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması durumunda verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılacaktır.<br />
 <br />
<b>Hırsızlık Suçunun Şikayete Tabi Olan Suçlara Etkisi</b><br />
<br />
Kanunda cezai sorumluluk gerektiren “<a href="https://mihci.av.tr/konut-dokunulmazliginin-ihlali/" target="_blank">konut dokunulmazlığının ihlali</a>” ve “<a href="https://mihci.av.tr/mala-zarar-verme-sucu/" target="_blank">mala zarar verme suçu</a>” suçları kural olarak şikayete tabi olan suç tipleridir. Bu konuda savcılığın re’sen soruşturma yapması mümkün değildir. <br />
<br />
Ancak bu iki suç tipinin hırsızlık yapma amacıyla meydana geldiği sabit olduğunda kanun koyucu artık şikayet şartının yerine getirilmesine gerek kalmadığını belirtmektedir. Şikayet de bulunulmasa da soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün hale gelmiştir.<br />
<br />
<b>Hırsızlık Suçunun Gece Vakti İşlenmesi</b><br />
<br />
TCK 143. Maddesinde cezayı ağırlaştıran bir neden olarak suçun gece vakti işlenmesi düzenlenmiştir. Bu varsayımda verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.<br />
<br />
<b>Daha Az Cezayı Gerektiren Nitelikli Haller</b><br />
<br />
Hırsızlık suçunun;<br />
<br />
a)  Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde,<br />
b)  Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla, işlenmesi durumunda, şikayet üzerine, iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına karar verilir.<br />
<br />
Bu düzenlemede dikkat çeken iki nokta vardır. İlki şikayet şartının aranıyor olması diğeri ise yaptırımda seçimlik durumun varlığıdır.<br />
<br />
<b>Kullanma Hırsızlığı Nedir?</b><br />
<br />
Burada failin suç işlemedeki amacında bir değişiklik söz konusudur. Fail, zilyetten malı-iradesi dışında-  bir süre kullanmak ve sonrasında geri vermek amacıyla almaktadır. Suçun cezalandırılabilmesi için mağdurun şikayeti aranmaktadır. <br />
<br />
Kullanma hırsızlığında verilecek ceza hırsızlık suçuna göre yarı oranında azaltılır. Failin malı bir süre kullanmaktaki amacı suç işlemek ise  Ceza Kanunun 146. maddesi uygulama alanı bulmaz.<br />
<br />
<b>Hırsızlıkta Zorunluluk Hali</b><br />
<br />
Hırsızlık suçunun, ağır ve acil bir ihtiyacı gidermek için işlenmesi halinde verilecek cezada indirime gidilebilir ve hatta ceza vermekten de vazgeçilebilir. Kanuni düzenlemede birçok nokta ucu açık bırakılmıştır. <br />
<br />
Mesela ihtiyacın ağır ve acil olup olmadığının değerlendirilmesi hakimin takdirine bırakılmıştır. Kanun maddesinde de dendiği gibi somut olayın içerisinde zorunluluk halinin mevcut olup olmadığı değerlendirilecektir.<br />
<br />
<b>Etkin Pişmanlık</b><br />
<br />
Fail, hırsızlık suçu nedeniyle mağdurun uğradığı zararı aynen geri verirse veya tazmin ederse verilecek cezada indirime gidilebilir. Burada failin pişmanlık sonucu zararı ne zaman giderdiği önem arz etmektedir. <br />
<br />
Eğer zarar soruşturma aşamasında giderilmiş ise cezada indirim 2/3 oranında gerçekleşir. Kovuşturma aşamasına gelindiğinde zarar giderilmiş olursa cezada yarı oranında indirim yapılabilecektir.<br />
<br />
<b>Hırsızlık Suçu Yargıtay Kararları</b><br />
<br />
•	T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ (E. 2014/6403 K. 2016/7096 T. 8.12.2016) Özet: Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 5237 S.K.nın 50. maddesinin 6.fıkrasında yer alan &quot;yaptırımın&quot; ibaresinin &quot;tedbirin&quot; olarak değiştirilmesi, keza 5739 S.K. 5. maddesiyle 5275 S.K. 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının değiştirilmesi ve aynı Yasa maddesinin 10.fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olduğu hususları dikkate alındığında, infazı kısıtlar şekilde, kısa süreli hapis cezasından seçenek yaptırım olarak çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu cezanın hapse çevrileceğine hükmolunması hatalıdır.<br />
•	T.C. YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ ( E. 2016/5948 K. 2017/1350 T. 8.2.2017 ) Özet: 5237 Sayılı TCK'nın 141. maddesinde tanımı yapılan hırsızlık suçu da uzlaşma kapsamına alındığı anlaşılmakta ise de; hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde eylemin nitelikli hırsızlık suçuna dönüşeceği ve uzlaşma kapsamı dışına çıkacağı gözetilmesi gerekir.<br />
•	T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ ( E. 2008/10849 K. 2009/4485 T. 3.3.2009) Özet: Hırsızlık suçuna konu aracın, saat 23.00 ile 05.30 saatleri arası bir zaman diliminde çalındığının oluşa uygun kabul edilmiş olmasına, güneşinde 05.30'da doğduğunun anlaşılmasına göre, suçun gündüz sayılan bir saatte de işlenmiş olma olasılığının bulunması karşısında; suçun geceden sayılan zamanda işlendiğine ilişkin kanıtların neler olduğunun denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanıp tartışılmadan, artırım yapılması hukuka aykırıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?189-Hirsizlik-Sucu-Nedir-Nasil-Olusur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ortaklığın Giderilmesi Davası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?188-Ortakligin-Giderilmesi-Davasi</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 15:51:24 GMT</pubDate>
			<description>Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde tescilli taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan davalara ortaklığın giderilmesi veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde tescilli taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan davalara ortaklığın giderilmesi veya eski adıyla izale-i şuyu davası denmektedir. <br />
<br />
Esasen bu konu prosedürü çok olan detaylı bir konudur. İzalei şuyu davası ile ilgili detaylar <a href="https://mihci.av.tr/izalei-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/izalei-suyu-orta...ilmesi-davasi/</a> linkinde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Buradaki yazı forum için konunun özetlenmiş ve basitleştirilmiş halidir.<br />
<br />
Konuya girmeden önce paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetinin ne olduğuna değinmek gerekir.<br />
<br />
Elbirliği mülkiyeti, aralarında kişisel bir ilişki, bir ortaklık bağı bulunan kimselerin bu ortaklıkları sebebiyle bir mala birlikte malik(sahip) olmaları durumudur. Ortakların mal üzerinde tasarrufta bulunabilecekleri payları yoktur, sadece hakları ve yükümlülükleri vardır. Elbirliği mülkiyeti, bir hukuki olaydan (ölümle terekenin dağılımı) veya bir hukuki işlemden (mal ortaklığı-aile malları ortaklığı- adi ortaklık) doğar.<br />
<br />
Buna karşılık paylı mülkiyet ise birden çok kişinin irade özgürlükleri sonucu bir mala paydaş olmaları, bir mahkeme ilamı, kanun hükmünce veya bir idari işlemle meydana gelebilir. Elbirliği mülkiyetindekinin aksine, burada paydaşların mal üzerinde tasarrufta bulunabilecekleri payları vardır.<br />
<br />
İzale-i şuyu davası Medeni Kanun'un 699. maddesinde şu şekilde yer alır;<br />
<br />
&quot; Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.<br />
Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.<br />
<br />
Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.&quot;<br />
<br />
Kanunda da belirtildiği üzere davaya konu taşınmaz hakkında paydaşlar/ortaklar tarafından belirlenmiş geçerli bir paylaşma isteminin varlığı halinde bütün paydaşların rızası ile paylaşma yapılabilir. Bahsedilen paylaşma taşınmazın bölüştürülmesi veya satıp bedelinin dağıtılması şeklinde olabilir. Şayet tüm paydaşların rızası alınamaz ise, paylaşmayı isteyen taraf bunun mahkeme eliyle yapılması için dava açabilir. <br />
<br />
Taşınırlar ve taşınmazlara yönelik açılan ortaklığın giderilmesi davalarında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesidir.<br />
<br />
Ortaklığın giderilmesi davası, davacıların dışında kalan diğer tüm paydaşlar aleyhine açılır.<br />
<br />
İştirak halindeki mallar için tasfiye memuru da bu davayı açma hakkına sahiptir.<br />
<br />
Eğer yargılama süresince paydaşların herhangi biri payını bir başkasına satarsa, payı devralan yeni paydaş da davaya taraf olur.<br />
Taşınmaz hakkında tapu kaydında ipotek veya haciz bulunması bu davanın açılmasına engel olmaz, sonuç olarak taşınmaz bu kısıtlamalar ile satılır.<br />
<br />
Taraflarca kararlaştırılan ve geçerli olan taksim sözleşmesinin varlığı halinde ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.<br />
Davanın açılması ile hâkim öncelikle malın ve hakların aynen bölüştürülmesine imkân olup olmadığına bakar. Aynen bölüştürülmeye imkân var ise bu şekilde karar verilir ancak aynen bölünme imkansız ise o zaman hâkim satışa karar verip, satış bedelinin her bir paydaşa payı oranında dağıtılmasını sağlar.<br />
<br />
Ortaklığın giderilmesi davasında, önemli ve bir o kadar zor olan konu taraf tespitidir. Çünkü uygulamada da yaşanan sorunlardan biri de paydaşların birbirlerini tanımamalarıdır. Hangi paydaşın sağ hangi paydaşın ölü olduğu, ölenlerin ise mirasçılarının kimler olduğu bilinmez. Paydaşlar hakkındaki bu bilinmezlik ve karışıklık ancak tapu kaydı ile giderilebilir. Bahsedilen kişiler davalı olarak gösterilmemişler ise onların da davaya dâhil edilmesi gerekir. <br />
<br />
İki taraflı bir hukuki işlem olması ve taraflar için aynı sonucu doğurması sebebiyle, ortaklığın giderilmesi davasında her paydaş kendi hissesi oranında yargılama giderinden sorumlu tutulur. <br />
<br />
İzale-i şuyu davası, özellikle miras ortaklığından kaynaklanan miras paylaşımında büyük önem arz eder. Yazının başında da belirtildiği üzere miras ortaklığı paylı mülkiyet türlerinden elbirliği mülkiyeti içinde yer alır. Miras ortaklığını diğer ortaklıklardan ayıran özellik ise, bölünmüş payın olmaması ve bunun sonucu olarak ortakların eşya üzerinde hep birlikte sahip oldukları tek ve bölünmez bir mülkiyet hakkının bulunmasıdır. <br />
<br />
Dolayısıyla söz konusu miras ortaklığının dayandığı elbirliği mülkiyeti sonlandırılmadan, mal ve haklarda kendi başına tasarrufta bulunulamaz. Bu sebeple öncelikle miras ortaklığının giderilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<b>ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASININ AÇILAMAYACAĞI HALLER:</b><br />
<br />
<ul><li style="">Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlara yönelik ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li><li style="">Bu dava, sadece taşınmazın tamamına yönelik açılabilir. Belirli bir pay için ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li><li style="">Sürekli bir amaca yönelik tahsis edilen paylı mülkiyetin varlığı halinde, tahsisin devam ettiği süre boyunca bu dava açılamaz. Buna ek olarak bahsedilen tahsis, TMK’nın ilgili maddesi uyarınca azami 10 yıl olabilir.</li><li style="">TMK m.698/f:son uyarınca uygun olmayan zamanda ortaklığın giderilmesi talebi mümkün değildir. Bu hüküm paylı mülkiyette paydaşın tasarruf yetkisine getirilmiş emredici nitelikte bir kısıtlamadır.  Amaç; hakkın kötüye kullanımının engellenmesidir.</li><li style="">Hakkında kamulaştırma kararı verilmiş taşınmazlarda, buna ilişkin kararın ilgili kişilere tebliğ edilmesinden sonra devir ve temlik mümkün olmayacağından dolayı, bahsedilen taşınmaza yönelik ortaklığın giderilesi talep edilemez.</li><li style="">Kamu mallarına karşı bu dava açılamaz.</li><li style="">Tapuda, ortakların iradeleri ile şuyuun idame mükellefiyeti ya da kooperatifler tarafından yapılan binalar hakkında devrin imkânsızlığına dair bir hüküm konulmuş ise, bu durumda ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li></ul></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?188-Ortakligin-Giderilmesi-Davasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vergi indirimi belgesi ile emekli olanların yaşadığı hukuksuzluklar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?186-Vergi-indirimi-belgesi-ile-emekli-olanlarin-yasadigi-hukuksuzluklar</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 08:32:13 GMT</pubDate>
			<description>SGK son zamanlarda belgesinde herhangi bir sahtecilik ve emeklilik işleminde bir usulsüzlük bulunmayan ve süresiz olarak düzenlenmiş vergi indirim...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">SGK son zamanlarda belgesinde herhangi bir sahtecilik ve emeklilik işleminde bir usulsüzlük bulunmayan ve süresiz olarak düzenlenmiş vergi indirim belgesi ile şartları sağlayarak emekli olan yurttaşları kontrol muayenesine çağırmakta olup, çağrıya icabet etmeyenlerin veya icabet ile, rapor oranları düşenlerin yaşlılık maaşlarını kesmektedir. <br />
<br />
30 Mart 2013 tarihli 28603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’te Kazanılmış haklar alt başlığında<br />
<br />
“MADDE 18 –(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce; özürlüler için düzenlenmiş sağlık kurulu raporlarıyla belirlenmiş olan özür oranları, çalışma gücü kayıp oranları, vücut iş görme gücü kaybı oranları, tüm vücut fonksiyon kaybı oranları geçerli olup bu oranlara dayanılarak sağlanmış sosyal destek ve yardım hizmetlerinin sürdürülebilmesi için yeniden özürlü sağlık kurulu raporu düzenlenmez.<br />
<br />
(2) Ancak, süreli verilen raporlar ile ilgili olarak hastaneye yeniden sevk işlemi uyarınca veya herhangi bir sebeple yeni bir rapor istenmesi durumunda, özür oranları, bu Yönetmelik hükümlerine göre yeniden belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
 Engelli vergi indirimi ile emeklilikte belli oranda engeli olan  sigortalı, prim ödeme ve emeklilik yaşı konusunda bir özel imtiyaz ile emekli olmaktadır, malulen emeklilik ise çalışma vasfını kaybeden % 60 ve üzeri engele sahip sigortalıların emekliliği ile ilgilidir ve malulen emekli olanlar, emekli olduktan sonra çalışır iseler, yaşlılık aylıkları durdurulur, vergi indirimi ile emeklilikte böyle bir durum söz konusu değildir.<br />
	<br />
SGK’nın vergi indirimi ile emekli olanlara dair kontrol muayenesine çağırma ile ilgili bir düzenlemesi bulunmayıp, Kurum mevzuatı gereği bu kontrolleri ancak malulen emekli olanlardan talep edebilir. Kurum, iki ayrı müessese olan farklı emeklilik durumlarını cem ederek hukuka aykırı bir işlem yapmaktadır.<br />
Kanun maddesi malulen emekli olanlara dair bir yükümlülüğü ortaya koymakla birlikte, engelli vergi indirimi ile emekli olanları kapsamamaktadır. Kanun ile ortaya konulmayan hak ihlaline sebep olucu bir düzenlemenin, iç genelge ile düzenlenerek uygulanması da hukuk devleti olma ilkesine tenakuz oluşturmaktadır. İşin vahim tarafı bu ihlalin yargı tarafından da makul görülmesi olmuştur.<br />
<br />
Engelli vergi indirimi ile emeklilikte belli oranda engeli olan sigortalı, prim ödeme ve emeklilik yaşı konusunda bir özel imtiyaz ile emekli olmaktadır. Malulen emeklilik ise çalışma vasfını kaybeden % 60 ve üzeri engele sahip sigortalıların emekliliği ile ilgilidir ve malulen emekli olanlar, emekli olduktan sonra çalışır iseler, yaşlılık aylıkları durdurulmaktadır.<br />
<br />
Engelli vergi indirimi ile emeklilikte böyle bir durum söz konusu değildir.<br />
<br />
SGK’nın Engelli vergi indirimi ile emekli olanlara dair kontrol muayenesine çağırma ile ilgili bir düzenlemesi bulunmamaktadır.<br />
Kurum ancak malulen emekli olanlardan mevzuatı ve hukukun gereği olarak bu kontrolleri talep edebilir.<br />
Kurum, iki ayrı müessese olan dayanak ve işlemleri, şartları farklı emeklilik durumlarını cem ederek hukuka aykırı bir işlem yapmaktadır.<br />
<br />
Nitekim mezkur Kanun maddesi aşağıdadır:<br />
Madde 94- Kurum yürütülen soruşturma kapsamıyla sınırlı olmak üzere;<br />
a) Sağlık hizmeti alan genel sağlık sigortalısından veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerden, sağlık hizmetinin gerçekten alınıp alınmadığını,<br />
b) Sigortalının, isteğe bağlı sigortalının veya bunların hak sahiplerinin malûllük, iş göremezlik raporlarında belirtilen rahatsızlıklarının mevcut olup olmadığını,<br />
tespit amacıyla kontrol muayenesi ve tetkik yaptırılmasını talep edebilir.<br />
Malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar, malûllük durumlarında artma veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç olduğunu ileri sürerek aylık ve gelirlerinde değişiklik yapılmasını isteyebilecekleri gibi; Kurum da harp malûlleri ve vazife malûlleri hariç, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar ile aylık veya gelir bağlanan ve çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocukların kontrol muayenesine tâbi tutulmasını talep edebilir.<br />
Kurumca yaptırılan kontrol muayenesinde veya sigortalının isteği üzerine ya da işe alıştırma sonunda yapılan muayenesinde yeniden tespit edilecek malûllük durumuna göre, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri, yeni malûllük durumuna esas tutulan raporun tarihini takip eden ödeme dönemi başından başlanarak artırılır, azaltılır veya kesilir.<br />
Çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocuklara bağlanmış bulunan gelir ve aylıklar, kontrol muayenesi sonunda tespit edilecek malûllük durumuna göre, rapor tarihinden sonraki ödeme dönemi başından itibaren kesilir.<br />
Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten sonraki ödeme dönemi başına kadar kabul edilebilir bir özürü olmadığı halde kontrol muayenesini yaptırmayan sigortalının malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri ile çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocukların kendilerine bağlanmış olan gelir veya aylığı, kontrol muayenesi için belirtilen tarihten sonraki ödeme dönemi başından itibaren kesilir.<br />
Ancak, kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten başlayarak üç ay içinde yaptıran ve malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının veya aylık ya da gelir bağlanmış olan malûl çocuğun kesilen aylık veya geliri, kesildiği tarihten başlanarak yeniden bağlanır.<br />
Kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten üç ay geçtikten sonra yaptıran ve malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının malûllük aylığı veya yeni sürekli iş göremezlik derecesine göre hesaplanacak geliri, gelir veya aylık bağlanan çalışamayacak durumda malûl çocukların ise almakta oldukları gelir veya aylık, rapor tarihinden sonraki ay başından başlanarak yeniden bağlanır.<br />
Sosya Güvenlik Kurumu, vergi indirimi ile emekli olanları malulen emekli olarak algılıyor ve bu sebeple maluliyetinin devamı tespit olunanlar için yaşlılık aylığını yeniden bağlıyır ki, bu hatalı tespit ve yaklaşımın hak kayıplarına sebep olduğu ortada olup, Kurumun bir an önce bu yanlışından dönmesi isabetli olacaktır. Olmazsa yargı, bu hukuksuzluğa mani olmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?186-Vergi-indirimi-belgesi-ile-emekli-olanlarin-yasadigi-hukuksuzluklar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tedbir önerileri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?185-Tedbir-onerileri</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2020 15:31:42 GMT</pubDate>
			<description>Sokağa çıkma yasağı çözüm değil, bilakis büyük çıkmazlara vesile olur. Çözüm kronik hasta ve yaşlıları bir müddet izoledir. Bu virüs tüm dünyaya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sokağa çıkma yasağı çözüm değil, bilakis büyük çıkmazlara vesile olur. Çözüm kronik hasta ve yaşlıları bir müddet izoledir. Bu virüs tüm dünyaya yayılacak, kaçarı yok, ama bağışıklığı zayıfları korumak mümkün ve halkı immü sistemi güçlendirmeye yönelik ürünlerin kullanımına yönlendirmek bir devlet politikası olmalıdır.<br />
Parklar hacı dede hacı nine kaynıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu işi engelleyebilir hükümet. 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağı gerekiyor. Çıkana vasi atanması veya emekli maaşının kesilmesi desinler yeterli.<br />
Hazreti Adem aleyhisselamdan bu yana gelen tüm Peygamberlerin şeriatlarında insanlığa ortak mesajları hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması olup, Allah'tan gayrına eyvallah etmemek ve Ona layığı vechiyle, istediğince ibadet etmesi ve sadece iyi insan olarak yaşamaktan başka da bir vazifesi yoktur insanın.<br />
Bu noktada Peygamberlerin ortak mesajları ile, bu mesajları tebliğ ettikleri kültürlerin alışkanlık ve yaşama biçimlerini tefrik edememenin ceremesini akledememe ayıbı ile tüm inanırlar tarih boyu çekmişlerdir ve bu ayrım yapılamadıkça da çekmeye devam edeceklerdir.<br />
Şu umreden geldiğinde, alındığı karantinadan kaçmaya çalışırken yakalanınca, polise, bende virüs varsa, size de bulaşsın diyerek tüküren şahıs, eğer cennete gidecekse, adalet, ona mahsus olarak, cennette tek kişilik cehennem öngörür.<br />
Dünyada bu denli yayılan bir virüs er geç herkese buluşabilir, mesele, olabildiğince bulaşmayı tehir edebilmek, özellikle yaşlı ve kronik rahatsızlığı olanlara ki bir aşı, veya tedavi geliştirilecek olursa, en basit mantıkla zaman kazanılmış olur.<br />
Bu mevzunun özü bu.<br />
Vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmak ise esaslı korunma unsuru ki bu da oksijeni bol alkalisi yüksek su, dengeli ve sağlıklı beslenme, kaliteli uyku, iyi işleyen bir bağırsak yapısı ile mümkündür. En önemlisi ise moral ve ağız tadı.<br />
Şimdi herkes hayata asılsın ki kimsenin bu dünyada kazık çaktığı bir hayatı hiç olmadı ve olmayacak da malum.<br />
Son 20 yılda muhafazakarlık arttıkça din azaldı. Öyle ki;<br />
Evvel zaman fakir iken sonradan zenginlemiş, namazında niyazında, kadın, içki ile asla işi olmaz ve sorsan harama hiç yanaşmaz, an itibarıyla 7 nesil sonrasına yetecek memaliğin sahibi, Allah'ın verdikçe verdiği insanlar peydahladı, işçisine 2000 lira ücret veren ve ama itibar için çeşitli kurum ve kuruluşlara aylık 100.000 lira dağıtan...<br />
Derseniz, nereden biliyorsun kalbini mi yardın baktın &quot;itibar&quot; için verdiğini? Derim ki:<br />
İşçisine 2000 lira verirken, değil 100.000, trilyon lira verse, bunun bir kuruşu sadaka olarak kabul edilecek ise mizanda, ben bu dini anlamamışım demektir.<br />
Bir de muhafazakar kesimde kamuda sakal serbest olsun kampanyaları görüyorum, istedikleri sakal değil, İran Farisilerinin tercih ettikleri bir model. Dini mahiyette sakalın keyfiyeti fıkıh kitaplarında belli. Lakin o sakalı tercih eden muhafazakarlar yok. Bendeniz de bu Farisilerin sakal modelini sevmiyorum ve sünnette varit olan sakalı ise nefsani bahanelerim ile bırakamadığım için sinek kaydı traş oluyorum. Kamuda giyim kuşam bir standart içinde olacaksa, asla İran Farisi tarzı olmamalı. Batı olmasın diyenler İran örfünü İslam diye yutturmaya kalkmamalı.<br />
100 milyarlık bütçe değil, bir kaç milyon lira ayırarak, Türkiye'de kendilerine ulaşan, modern tıbbın tedavide aciz kaldığı vakalara derman vesilesi olmuş amatör çalışan bitki bilimcileri koordine ederek, ciddi bir ar-ge çalışması ile virüs ve kanser bazlı sıkıntılara çözüm geliştirse devlet, tüm ekonomik problemleri son bulabilir ve dünyada düzeni değiştirebilir.<br />
Mümkün mü ama?<br />
Değil.<br />
Neden?<br />
Değil de ondan.<br />
Sırf bendeniz bile üç isim tanıyorum ki, binlerce hastaya derman vesilesi terkipler geliştirdiler. Ama maalesef, mümkün değil.<br />
Şu İngiliz aklına, varlığını teslim eden şövalyeler, evet, sözüm size, az da olsa kafanız çalışıyorsa, yolunuzdan dönersiniz.<br />
Virüse dair ülkelerinde tedbir almayarak, sürü bağışıklığını savunan dangalaklar, sonradan tedbire başvurdular ve bu arada ölen öldü ve ölme seviyesini yükselttiler.<br />
Evet, vücut bir şekilde kendi bağışıklığını geliştirecek, lakin zayıf, yaşlı ve hastaların ölmesi gerekmiyordu bunun için. Onları, virüsten sakındırarak da sürü bağışıklığını güçlendirmek mümkündü ki yarın bir gün bir aşı veya tedavi geliştirildiğinde ölenleri geri getirmek söz konusu olmayacak tabii ki.<br />
Ve bu İngiliz hayranları ülke yönetimine talipler.<br />
Allah milletimize feraset nasip eylesin. Amin</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?185-Tedbir-onerileri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Coronavirüs Nedeniyle Fırsatçılara Karşı Hukuki Yollar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?184-Coronavirus-Nedeniyle-Firsatcilara-Karsi-Hukuki-Yollar</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2020 14:21:52 GMT</pubDate>
			<description>Herkesin malumu olduğu üzere kolonya, maske vs. gibi dezenfektan etkisi olan ürünler şuan bazı satıcılar tarafından normale göre çok yüksek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Herkesin malumu olduğu üzere kolonya, maske vs. gibi dezenfektan etkisi olan ürünler şuan bazı satıcılar tarafından normale göre çok yüksek fiyatlarla satılıyor. Corona virüsünün etkisi düşünüldüğü zaman tüketiciler bu ürünlere çekinmeden normalin 10 katı fiyatı ödüyor. Peki bu durum yasal mı, bunu yapan kötü niyetli satıcılara karşı hukuken izlenebilecek bir yol var mı? Yazımızda bu soruları ceza hukuku, borçlar hukuku ve tüketici hukuku gibi alakalı hukuk dalları ile değerlendirerek cevaplandıracağız.<br />
<br />
Şuan için aslında ülkemizde panik ortamı oluşmuş değil, vaka olarak da dünyanın genel durumuna göre çok öndeyiz. Gene de ileriyi düşünerek endişelenen insanlar, gereğinden fazla ürün alarak stok yapabiliyor. Bu durumu fırsat bilen kişiler de fiyatları artırıyor. Bunu yaparken serbest piyasa, liberal ekonomi gibi argümanları ileri sürüyorlar. <br />
<br />
Aşağıda toplumsal problemleri fırsat bilip fahiş fiyat uygulayan kişilerin; cezai sorumluluklarını, hukuki sorumluluklarını, bu kişilere karşı izlenmesi gereken yolları, yaptırımların ne olacağını vs. konunun bilinmesi gereken noktalarını izah etmeye çalıştık. Önemli bir konu olduğu için yazımızı dikkatlice okuyunuz.<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><b><font size="3">Fiyatların Belirlenmesinde Sınır Var mı?</font></b></div><br />
Esasen bir ürünün ne kadara satılacağına ilişkin, istisnai durumlar dışında, sınırlama getirmek mümkün değildir. Ancak bir ürünün satış bedeli, gerek Türk Borçlar Kanunu, gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde yer alan genel hükümlere aykırılık teşkil edemez. Örneğin haksız şart niteliğindeki bir belirleme, gabin (alıcının zorda kalmışlığından yararlanma) vs. ilkelere aykırı belirlenen fiyatlar, satıcının sorumluluğunu doğurur. <br />
<br />
Biz de yazımızda corona virüsü nedeniyle ortaya çıkan panik durumundan yararlanan satıcıların bazı dezenfektan ürünlerinin fiyatını artırmasının hukuki zemininden bahsedeceğiz. Fırsatçılık yaparak bu fiyatları artıranların temelde iki sorumluluğundan bahsedeceğiz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
<br />
•	İlk olarak Türk Ceza Kanunu madde 237 kapsamında fiyatları etkileme suçundan cezai sorumluluk<br />
•	İkinci olarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında idari para cezası ve ticari faaliyetlerin durdurulması sorumluluğu<br />
<br />
Bu iki sorumluluğun ayrıntılarına değinmeden önce, satıcıların genel savunması olan serbest piyasa meselesine değinmek istiyoruz.<br />
<br />
Fiyatların Artırılmasında Serbest Piyasa Bahanesi Mümkün mü?<br />
<br />
Artık dünyanın birçok yerinde liberal ekonomik düzen anlayışı hakim. Bu nedenle kamu otoritesinin doğrudan fiyatlara müdahalesi kural olarak mümkün değil. <br />
<br />
Bunun Türk Borçlar Kanunundaki karşılığı sözleşme serbestisidir. Yani kural olarak taraflar sözleşmeye istediği hükmü koyar, istediği fiyatta anlaşabilir ve kimse bir sözleşme yapmaya zorlanamaz. <br />
<br />
Ancak bunun istisnaları vardır ki bunlardan birisi de tüketiciyi korumaya yönelik alınan önlemlerdir. Belirttiğimiz üzere tüketicinin korunması ilkesi kapsamında bu genel nitelikli sözleşme serbestisi bahanesi öne sürülemez. Aşağıda belirteceğimiz üzere cezai ve hukuki sorumluluk doğar.<br />
<br />
<b><div style="text-align: center;"><font size="3">Fiyatlardaki Fahiş Artırım Suç mu?</font></div></b><br />
<br />
Türk Ceza Kanunu madde 237 düzenlemesinde fiyatları etkileme suçu düzenleniyor. Buna göre ‘besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yaymak yahut benzer hileli yollara başvurmak’ şeklinde belirtilen fiil TCK 237 anlamında suç teşkil eder. <br />
<br />
Bunun için öngörülen temel ceza 3 ay ile 2 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Bu fiil sonucunda besin veya malların fiyatlarının artıp eksilmesi ise cezanın &#8531; oranında artırılacağı anlamına gelir.<br />
<br />
Fiyatların kriz ortamında bu şekilde fırsatçılık yapılarak artırılması TCK 237 anlamında suç teşkil eder mi tartışılır. Bu biraz da somut olayın özelliklerine bağlı bir konu. <br />
<br />
Ancak belirtmemiz gerekir ki Ticaret Bakanlığının yaptığı açıklama, bu fahiş fiyat artırımı uygulamasından ötürü TCK 237’ye dayanarak cezai süreç başlatılacağı yönünde. <br />
<br />
<font size="3"><b><div style="text-align: center;">Fiyatların Artırılması Haksız Ticari Uygulama mıdır?</div></b></font><br />
<br />
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu madde 62 düzenlemesinde haksız ticari uygulamalar yer alıyor. Ayrıca Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği madde 28 ve devamında yer alan düzenlemelerde bu durum ayrıntıları ile hüküme bağlanıyor. <br />
<br />
Buna göre fiyatların fırsattan istifade ederek aşırı artırılması ve haksız ticari uygulama arasındaki ilişkiyi şu şekilde izah edebiliriz:<br />
<br />
Tüketiciye yönelik bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine aykırı olması, hitap ettiği ortalama tüketici grubunun ortalama üyelerinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik alışkanlığını aşırı ölçüde bozması yahut bu ihtimali ortaya çıkarması durumunda haksız ticari uygulamanın varlığından bahsedebiliriz. <br />
<br />
Haksız ticari uygulamalar her iki mevzuat düzenlemesinde de yasaklanmıştır. Bir ticari işlemin haksız ticari uygulama olduğunu iddia eden kişi bunu ispatlamak zorundadır. <br />
<br />
Esasen kolonya, maske vs. Ürünlerin fiyatlarının aşırı ölçüde artırılması da bu anlamda haksız ticari uygulamadır ve bunlara müdahale edilebilir.<br />
<br />
Bunun için yönetmelikte bir ölçüt getiriliyor. Buna göre madde 28/2’de ortalama bir tüketicinin normal şartlarda bilinçli olarak yapmayacağı bir satın alma işlemini gerçekleştirmesi durumunda, tüketicinin ekonomik davranış biçiminin bozulduğu kabul edilir. <br />
<br />
Yani aslında 20 TL’lik bir kolonyaya normal şartlarda kimse 120 TL vermez ama eğer tüketici buna rağmen satın almak zorunda kalmışsa bu kapsamda haksız ticari uygulamadan bahsedebiliriz. Yani kimse serbest piyasa savunusunda bulunamaz bu konuda.<br />
<br />
<font size="3"><b><div style="text-align: center;">Fiyat Artırımının Yaptırımı Nedir?</div></b></font><br />
<br />
Aşırı fiyat artırımının yukarıda bahsettiğimiz şekilde iki temel hukuka aykırılığı bulunuyor. Birisi TCK anlamında suç, diğeri ise TKHK kapsamında yasaklanan davranıştır. <br />
<br />
TCK anlamında suçun yaptırımı hapis cezasıdır. Yukarıda bundan bahsettik. Somut olayın özelliklerine göre 3 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası söz konusu olabilir.<br />
<br />
Peki haksız ticari uygulamanın yaptırımı ne olacak? Asıl meselemiz bu. Burada Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun madde 63 düzenlemesine bakmamız gerekiyor. <br />
<br />
Reklam Kurulu adında bir kuruluş, reklamlarda yer alan aykırılıkları incelediği gibi haksız ticari uygulamaları da inceliyor. Bu işlemlere karşı tüketiciyi korumaya yönelik faaliyet gösteriyor. <br />
<br />
Maddede kurula adli para cezası verme ve 3 aya kadar faaliyeti durdurma yetkisi veriliyor. Dolayısıyla aşırı fiyat artırımında bulunan kişilere karşı hem adli para cezası hükmü verilebilir hem de faaliyetleri durdurulabilir. <br />
<br />
Bu yaptırımların uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Reklam Kurulu Yönetmeliğinde yer almaktadır ancak idari para cezasının miktarına ilişkin net bir düzenleme söz konusu değildir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapılır.<br />
<br />
<b><div style="text-align: center;"><font size="3">Fırsatçılık Yapanlar Nereye Şikayet Edilir?</font></div></b><br />
<br />
TCK anlamında fiyatları etkileme suçu ancak savcılık tarafından soruşturulabilir. Dolayısıyla bununla ilgili şikayet suçun işlendiği yerde bulunan savcılığı yapılmak zorundadır.<br />
<br />
Haksız ticari uygulamaların incelenmesi ise yukarıda belirttiğimiz üzere Reklam Kurulunun görevidir. Bununla ilgili Reklam Kuruluna başvuru prosedürü takip edilmelidir. Bu başvurunun yazılı veya elektronik ortamda yapılması mümkündür.<br />
<br />
Ayrıca bu durum gündem olduğundan beri bazı hükümet politikaları gereği VİMER 189 hattı bu tarz durumların ihbarı için özgülenmiş durumda. Tabi Ticaret Bakanlığının Tüketici Hattı olan alo 175 hattı da genel olarak bu durumları inceleyen kanallardan birisidir. <br />
<br />
Tabii ki bunlar başlı başına hukuki yollar değildir. En nihayetinde tüm başvurular, yukarıda bahsettiğimiz iki yol olan suç soruşturması ve Reklam Kurulu başvurusuna dönüşmek durumunda. Tabi ilgili Bakanlıkların genel denetleme yetkisine giren halleri hariç tutabiliriz.<br />
<br />
<b>Mıhcı Hukuk Bürosu</b><br />
<a href="https://mihci.av.tr/" target="_blank">https://mihci.av.tr/</a></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?184-Coronavirus-Nedeniyle-Firsatcilara-Karsi-Hukuki-Yollar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türkiye Suç İstatistikleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?183-Turkiye-Suc-istatistikleri</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:15:00 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkiye'deki işlenen suçlara dair bazı istatistikleri Mıhcı Hukuk Bürosu (https://mihci.av.tr/) editörleri derledi. 
 
*Türkiye’de Genel Olarak Suç...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Türkiye'deki işlenen suçlara dair bazı istatistikleri <a href="https://mihci.av.tr/" target="_blank">Mıhcı Hukuk Bürosu</a> editörleri derledi.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Genel Olarak Suç ve Suçla Mücadele</b><br />
<br />
Suç, toplum tarafından kınanan davranışların hukuk dünyasındaki yaptırıma bağlanmış görünümüdür. Yaptırım ise ahlaki olmayan fiile karşı ahlaki yaptırım olarak tanımlanabilmektedir. Hukuk sistemlerinde yaptırımlar farklı görünümlere sahip olabilir. Örneğin ortaçağda bedeni cezalar bugün ortadan kalkmış ve yerini hürriyeti bağlayıcı cezalara bırakmıştır.<br />
<br />
Türkiye’de suçla mücadele etmek için ceza kanunları uygulamaya geçirilmiştir. Bugün mevcut olan kanunumuz, 5237 Sayılı 2005 yılında kabul edilmiş Türk Ceza Yasasıdır. Türk ceza yasasında yer alan her fiil, suç olarak kabul edilmekte ve adli işleme tabi tutulmaktadır. Suç ve ceza hukukunun en ciddi görünümü Türk Ceza Kanunu olsa da farklı kanunlarda çeşitli hükümlerle bazı fiillere suç vasfı kazandırılmıştır.<br />
<br />
Türk Ceza Yasası fail lehine hazırlanmış ve suçluyla değil, suçla mücadeleyi hedef almış bir kanundur. Dolayısıyla kanunumuzun amacı, intikam duygularını tatmin etmekten ziyade, mağdurun da haklarını gözeterek suçluyu topluma kazandırmaktır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi kanun felsefesini belirten ilkelerdir.<br />
<br />
Türk ceza hukukunun adil olabilmesi için 3 ayaklı bir yargılama faaliyeti öngörülmüştür. Yargılama faaliyetini ayakta tutan 3 unsur; hakim, savcı ve sanık(avukat)dan ibarettir. Dolayısıyla ceza avukatı adaletin tesis edilmesinde önemli bir yere sahiptir. Unutulmaması gerekir ki, ceza avukatı adaletin suçlu yönünden tesis edilmesine hizmet etmektedir. Yoksa ceza avukatının suçluyu savunduğu gibi bir kanı son derece yanlıştır.<br />
<br />
Türk Ceza Kanununda suçlar, koruduğu hukuki değere göre sınıflandırılmıştır. Malvarlığına karşı suçlar, vücut bütünlüğüne karşı suçlar, topluma karşı suçlar bunlara örnektir. Bu yazımızda suçlara dair son yıllardaki istatistikleri inceleyeceğiz.<br />
	<br />
<b>Türkiye’de Suç İstatistikleri</b><br />
<br />
Suç istatistiklerini çeşitli yönlerden tasnif etmek mümkündür. Öncelikle TÜİK verileri ışığında hangi suçun ne oranda işlendiği konusuna değinmek istiyoruz. Aşağıdaki veriler TÜİK ve Adalet Bakanlığı suç işleme grafiğine göre çıkarılmış sonuçlardan oluşmaktadır.<br />
<br />
Türkiye’de 2018 yılında TCK’ya dayalı olarak, 7.505.499 adet ceza soruşturması açılmıştır. Bu soruşturmalar sonucunda 2.494.149 farklı suçtan kamu davası açılmıştır. Kamu davalarının %27,4’ü  malvarlığına karşı işlenen suçlar dolayısıyla, %16,6 vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçlar nedeniyle, %15,3’ü  hürriyete karşı suçlar dolayısıyla, %11,2’si şerefe karşı suçlar dolayısıyla açılmıştır. TCK dan ayrı olarak özel kanunlarda düzenlenen suçlar dolayısıyla, 300 binden fazla fiil hakkında kamu davası açılmıştır. <br />
<br />
Kamu davası açılan en çok suç ise kasten yaralama fiiliyle işlenmiştir. 2018 yılı verilerine göre 426.115 fiil hakkında kamu davası açılmıştır. Bunu takip eden en çok işlenen suç ise 327.752 fiil hakkında kamu davası açılan hakaret suçudur.<br />
<br />
Bunlarla birlikte 2018 yılında Anayasal düzene ve anayasal düzenin işleyişine karşı suçlar dolayısıyla açılan davaların oranı ise %6’dır. 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz Darbe girişimi nedeniyle anayasal düzene ve anayasal düzenin işleyişine karşı suçlarda büyük bir artış yaşanmıştır. Tüik verilerine göre 2015’te söz konusu alanda açılan dava sayısı 14.120 olarak belirlenmiştir. 2016 yılında söz konusu suç nedeniyle açılan dava sayısı 3 katına çıkmış 47.522 kişi hakkında yargılama yapılmıştır. 2018 yılında ise ilgili suçla alakalı olarak 90.197 kişi yargılanmıştır. Anlaşılmaktadır ki 2016 yılında yaşanan hain darbe girişiminin etkileri uzun yıllar sürecektir.<br />
<br />
Türkiye’de çarpıcı bir diğer gerçeklik ise 2018 yılında erişkin nüfusun %6’sının sanık olarak kamu davasında yargılanıyor olduğudur. Her yıl ortalama 2 milyon kişinin sanık sıfatı kazandığı ise bir başka gerçekliktir. Açılan kamu davasıyla birlikte ele alındığında, sanıkların ortalama 2 farklı suç işlediğidir. Değinilmesi gereken bir diğer konu ise 2018’de sanık sıfatı kazanan 1.796.502 kişinin erkek, 221.304 kişinin kadın olduğudur.<br />
<br />
Kamu davası sonucu verilen mahkumiyet kararlarını mahkemenin türüne göre ise şu şekilde sınıflandırmak mümkündür. 2018 yılındaki verilere göre: asliye ceza mahkemelerinde 1.327.111 kişi, ağır ceza mahkemelerinde 459.897 kişi, çocuk ceza mahkemelerinde 36.692, çocuk ağır ceza mahkemelerinde 3.375 kişi hüküm giymiştir.<br />
<br />
Suça sürüklenen çocuk, suç isnat edilen kimselerin 18 yaşını tamamlamamış olmaları halinde kazandıkları sıfattır. Suça sürüklenen çocuk deyimiyle, çocuk ilgili suçun faili olsa bile, toplumun veya başka dış etkenlerin çocuğu suça ittiği anlatılmak istenmektedir. 2018 yılındaki TÜİK suç istatistiklerine göre, 1 yıl içerisinde 127.649 çocuk hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir. 2014 yılında ise hakkında mahkumiyet kararı verilen suça sürüklenen çocuk sayısı, 194.418 olarak saptanmıştır. Ülkemizde son 4 yılda suça sürüklenen çocuk sayısında gözle görülür bir azalma kaydedilmiştir. Nüfus artış hızıyla birlikte değerlendirildiğine umut verici sonuçlar elde edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye’nin bir başka realitesi ise faili meçhul suçlardır. Türkiye’de 2018 yılındaki verilere göre 4.235.783 farklı soruşturmanın faili belirsizdir. Faili belirlenemeyen suçlar hakkında ceza davası açılması mümkün değildir. 2018 yılı sonuna dek faili meçhul suçların yalnızca 8.113 tanesinin faili tespit edilip ceza davası açılabilmiştir.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Savcılık ve Ceza Yargısı</b><br />
<br />
Ceza yargılamasının 3 unsurunun var olduğunu biraz önce açıklamıştık. Ancak ceza yargılamasının unsurlarından iddia makamı olan savcının önemli bir konumu vardır. Bu nedenle savcılık konusunda detaylı bir şekilde değinilmesi gerektiğini düşünüyoruz.<br />
<br />
Toplumumuzda ‘savcı’ şeklinde tabir edilen görevlinin kanuni ismi ‘Cumhuriyet Savcısı’ dır. Cumhuriyet savcısı olarak adlandırılma sebebi, savcıların cumhuriyeti koruyucu görevliler olduğu düşüncesidir.<br />
<br />
Teknik olarak Cumhuriyet Savcısının görevini incelemek gerekirse, kısa anlatımıyla, soruşturma açıp soruşturmayı yürütmektir. CMK ya göre herhangi bir şekilde, bir suçun işlendiğini öğrenen savcının derhal soruşturmaya başlaması gerekmektedir. Yapılacak soruşturma ile suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenen fiilin suç olup olmadığı konusunda bilgi ve belgelerin edinilmesi amaçlanır.<br />
<br />
Savcı yaptığı soruşturma neticesinde farklı kararlar verebilir. Şayet suçun oluştuğu yönünde makul kanaati var ise suçun konusuna göre soruşturma dosyasını ilgili mahkemeye gönderir. Teknik tabiriyle, kovuşturma aşamasına geçtiği ifade edilir. Suçun oluşmadığı veya delillerin yetersiz olduğu yönünde kanaati oluşursa, bu durumda soruşturma dosyasını mahkemeye göndermek yerine Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verir. Bu durumda üzerine suç atılı kişi sanık sıfatı kazanmaz ve üzerinde hiçbir hukuk sonuç doğmaz.<br />
<br />
Halk dilinde üzerine soruşturma açılmış kişiler hakkında dahi ‘suçlu’ deyimi kullanılmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki, söz konusu kullanım son derece yanlış ve yaralayıcı bir ifadedir. Hukuken bir kimsenin suçlu sayılabilmesi için kovuşturma aşaması sonucundan hakim tarafından kesin olarak mahkumiyet kararına maruz bırakılması gerekmektedir. Kişinin soruşturma aşamasındaki sıfatı, şüphelidir. Ancak kamu davasının açılmasıyla bu sıfatı sona erer ve sanık sıfatını kazanır. Kamu davasının sonuçlanmasıyla şayet kişi ceza alırsa ancak bu halde hükümlü olarak adlandırılmaktır. <br />
<br />
İddianame, savcının soruşturma sonucu elde ettiği deliller nedeniyle, suç işleme ihtimali yüksek şüpheli hakkında hazırladığı ve mahkemeye sunacağı belgedir. Soruşturmanın tamamlanmasıyla iddianamenin hazırlanması aynı safhaya denk gelmektedir.<br />
<br />
Türkiye’de ceza yargılaması sonucunda farklı kararlar verilebilir. Beraat ve mahkumiyet en yaygın olanlarıdır. Beraat halinde sanığın, üzerine atılı suçu işlemediği ve dolayısıyla aklandığı anlaşılmaktadır. Mahkumiyet halinde ise sanık çeşitli şekillerde yaptırımla karşılaşmaktadır. Hapis cezası, adli para cezası bunlardan bazılardır. Bunların dışında günümüzde kullanımı yaygınlaştırılan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkündür.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Cezaevlerinin Durumu </b><br />
<br />
Yazımızın devamında Tüik suç istatistikleri ışığında, cezaevlerine dair istatistiki bilgileri paylaşacağız.<br />
<br />
Türkiye’de 2013 yılındaki suç istatistiklerine göre 363 adet ceza infaz kurumu, 2017 yılında ise 386 adet ceza infaz kurumu bulunmaktaydı. Ceza infaz kurumlarının toplam yatak kapasitesi ise 2013 yılında 154.111 kişilik, 2017 yılında ise 208.330 kişi olarak tespit edilmiştir.<br />
<br />
2013 yılında cezaevlerinde toplam 144.098 kişi bulunmaktaydı. 2017 yılında ise yatak kapasitesinin üzerine çıkarak, 232.340 kişinin cezaevlerinde bulunduğu saptanmıştır. İlgili suç istatistiki verilerine göre, yaklaşık 25 bin kişilik fazlalık tespit edilmiş, bu 25 bin kişinin ise nasıl ve nerede yattığı kesin olarak bilinmemektedir. <br />
<br />
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 222.444 kişisini erkekler, 9.896 kişisini ise kadınlar oluşturmaktadır. Hükümlü olarak cezaevinde kalanların sayısı 153.079, tutuklu olarak kalanların sayısı 79.261 olarak belirlenmiştir. İfade etmek gerekir ki, 2013 yılı ile karşılaştırıldığına tutuklu sayısında da olağanüstü bir artış gerçekleşmiştir. 2013 yılında tutuklu olarak cezaevinde kalanların sayısı 28.108 idi. Yaşanan darbe girişimi tutuklu sayısını, bir anda 3 katına çıkarmıştır.<br />
<br />
Türkiye’de işlenen suçların istatistiklerine baktığımızda bir başka göze çarpan konu ise; suç işleme yaş aralığıdır. İfade etmek gerekir ki, suçun yaşı yoktur. 12 yaşından itibaren her yaşta insanın suçlu olarak cezaevine girdiği bilinmektedir. 2017 verilerine göre 12-14 yaş aralığında 1693 suça sürüklenen çocuk, cezaevinde bulunmaktadır. En çok suçlu sayısının bulunduğu yaş grubu ise 25-34 yaşlarıdır. Bununla birlikte 65 yaş ve üzeri 1133 kişinin cezaevlerinde bulunduğu tespit edilmiştir.<br />
<br />
Suç işleme potansiyelini arttıran en önemli etkenin şahısların eğitim durumu olduğu herkesçe bilinmektedir. TÜİK verilerine göre, yükseköğretim mezunu 9.857 kişi suçlu olarak cezaevlerinde bulunurken, lise mezunu 45.508 kişi, ilkokul mezunu 78.162 kişi cezaevlerinde bulunmaktadır. Yalnızca 2017 verilerine dayanılarak dahi, eğitimin ne kadar etkili ve önemli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Sonuç olarak, günümüzde cezaevlerinin yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Suç Oranlarının Yoğunlaştığı Bölgeler</b><br />
<br />
Türkiye’de suç oranlarının belirli nedenlerle bazı bölgelerde yoğunlaşıp bazı bölgelerde azaldığı görülmektedir. Coğrafi koşulların işlenen suçun niteliği üzerinde büyük etkisi olduğu kabul edilmelidir. Örnek vermek gerekirse, Şanlıurfa, Mardin, Hakkari, Trabzon, Şırnak, Artvin gibi sınır illerinde kaçakçılık suçlarının yoğunlaştığı görülmektedir.<br />
<br />
Bölge bazlı suç oranlarına baktığımızda ise genellikle %7-%9 aralığında sonuçlarla karşılaşmaktayız. 2018 yılı suç istatistiklerine göre, Marmara Bölgesinde %8,5, Ege Bölgesinde %9,5, Doğu Anadolu Bölgesinde %7,4, İç Anadolu Bölgesinde %9,2, Akdeniz Bölgesinde %9,5, Karadeniz Bölgesinde %7,3, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde %8,7 olarak saptanmıştır.<br />
<br />
<b>Sonuç</b><br />
<br />
Türkiye’de suç oranlarının, nüfus artışıyla paralel olarak ve yaşanan büyük toplumsal olaylar nedeniyle yıldan yıla arttığı görülmektedir. Örnek vermek gerekirse, terör olayları, siyasi krizler, darbe girişimleri, ekonomik buhran şiddet olaylarını ve suç oranlarını arttırmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki, kişiyi suç işlemeye iten şey yalnızca kendisi değildir. Bu anlamda, özellikle yargılaması tamamlanmamış insanları, suç işlediği gerekçesiyle farklı ithamlara hedef tutmak doğru değildir.<br />
<br />
Ülkemizde son yıllarda yaşanan toplumsal olaylar nedeniyle, ceza avukatının görevi son derece önem kazanmıştır. Zira yargı makamlarının iş yükü nedeniyle, yargılamalar uzamakta ve hatta yanlış kararlar çıkabilmektedir. Hatta öyle ki, yargılaması çoktan tamamlanmış, cezaevlerinde bulunan insanların yanlış yargılamayla mahkum edildiği anlaşılmaktadır. <br />
<br />
Bu nedenle, ceza almanın sonuçları da göz önünde bulundurularak alanında uzman bir ceza avukatına başvurmanın gerekli olduğu kanaatindeyiz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?183-Turkiye-Suc-istatistikleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?182-Nufus-Kaydinin-Duzeltilmesi-Davasi</link>
			<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 19:53:40 GMT</pubDate>
			<description>*1) Nüfus Kaydı Nedir?* 
	 
Nüfus kaydı, vatandaşların aile soyları üzerinden akrabalık bağlarının belirlenmesi amacıyla tutulan kayıtlardır. Nüfus...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>1) Nüfus Kaydı Nedir?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydı, vatandaşların aile soyları üzerinden akrabalık bağlarının belirlenmesi amacıyla tutulan kayıtlardır. Nüfus kaydı sayesinde, bireyler arasındaki hukuki ilişkiler kolaylaşmakta, kamu düzeninin sağlanması kolaylaşmıştır. Ancak günümüzde nüfus kayıtlarının kapsamı genişlemiştir. İkametgah adresleri ve pek çok şahsi durum nüfus kütüğünde kayıt altına alınmaya başlamıştır. Nüfus kayıtları içerdiği bilgiler nedeniyle vatandaşların ve devletin işini oldukça kolaylaştırmaktadır.<br />
<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası ise nüfus kayıtlarında yer alan hatalar dolayısıyla açılması gereken davalardandır.<br />
	<br />
Nüfus kaydında; isim, soyisim, TC kimlik numarası, baba adı, ana adı, doğum yeri, doğum tarihi, medeni hali, dini, ili, ilçesi, cilt numarası, mahallesi/köyü bilgileri yer almaktadır. Dolayısıyla kural olarak ilgili kayıtlar üzerinde yapılabilecek değişiklik için, Türk Medeni Kanununa göre mahkeme kararı alınması gerekmektedir. <br />
	<br />
Bu yazımızda, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasının nasıl açılacağını, ne kadar süreceğini, ne kadar masrafı olacağını, hangi durumlarda açılabileceğini, dava açılması gereken durumları ve istisnalarını ve konu hakkındaki tüm detayları inceleyeceğiz. <br />
<br />
<b>2) Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Açılabilecek Durumlar</b><br />
	<br />
Nüfus kaydında; isim, soyisim, TC kimlik numarası, baba adı, ana adı, doğum yeri, doğum tarihi, medeni hali, dini, ili, ilçesi, cilt numarası, mahallesi/köyü bilgileri yer almaktadır. <br />
<br />
Söz konusu bilgilere ilişkin herhangi bir hata olması halinde yahut gerçeğe aykırı durumlar bulunması hallerinde, kural olarak, nüfus kaydının düzeltilmesi için dava açılabilmektedir.<br />
	<br />
Genel olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası örnekleri şu şekildedir:<br />
	<br />
<ul><li style="">Nüfus kaydının düzeltilmesi davası yaygın olarak, soybağı durumunun düzeltilmesi konusunda açılmaktadır. Kayıtlara göre kişinin anne veya baba gibi soybağı bilgilerinde gerçeğe aykırı bir durum olması durumunda bu durumun nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılarak düzeltilmesi mümkündür.</li><li style="">Kişinin ismini değiştirmek istemek halinde isim değiştirme davası açarak; ismine yeni bir isim eklenmesi yahut tamamen değiştirmesi mümkündür. Ancak isim değişikliği için haklı sebebin varlığı aranmaktadır. İsim değiştirme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/isim-degistirme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/isim-degistirme-davasi/</a></li><li style="">Kişinin soyadını değiştirmek istemesi halinde de nüfus kaydının düzeltilmesi niteliğinde olan soyadı değiştirme davası açarak soyadını değiştirebilir.  Ancak bu davayı açabilmek için; değiştirilmesi istenen soyadının kanuna, adaba, ahlaka aykırılığı, küçük düşürücü olması veya imla hatası gibi durumlarının söz konusu olması gibi haklı nedeninin olması gerekmektedir. Soyadı değiştirme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/soyadi-degistirme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/soyadi-degistirme-davasi/</a></li><li style="">Nüfus kaydında cinsiyet hanesinin değiştirilmesi durumunun ortaya çıkması durumunda yine dava açılarak bu değişiklik yapılabilir. Ancak ilk olarak dava ile cinsiyet değişikliğine izin alınmalı, sonrasında gerekli tıbbi müdahaleler yapılmalı daha sonra sonrasında ise kaydın düzeltilmesi için dava açılmalıdır.</li><li style="">Kişinin doğum yerinde yanlışlık olması durumunda doğum yeri değiştirme davası açılabilir. Doğum yeri değiştirme hakkında : <a href="https://mihci.av.tr/dogum-yeri-degistirme/" target="_blank">https://mihci.av.tr/dogum-yeri-degistirme/</a></li><li style="">Kişinin doğum tarihinde yanlışlık olup yaşı da buna bağlı olarak farklı olması durumunda kişi yaş büyütme veya küçültme için yaş değiştirme davası açabilir. Hastane kayıtları yok ise kemik testi ve tanıklar ile durum ispat edilebilir. Yaş büyütme ve küçültme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/yas-buyutme-ve-kucultme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/yas-buyutme-ve-kucultme-davasi/</a></li><li style="">Gaiplik davası, ancak gaipliğine karar verilmesi gereken kişiler için açılabilir. Gaiplik, uzun süre haber alınamama yahut ölüm tehlikesi varlığıyla kaybolma hallerinde ölüm sonuçlarının doğmasına yarayan hukuki müessesedir. Gaiplik kararı ancak kendi lehine menfaat tesis edilecek kimselerce talep edilebilir. </li></ul><br />
<br />
Bunlara ek olarak bazı durumlarda, kişiler bir başkasına ait nüfus kayıtlarını kullanıyor olabilir. Örneğin merkezi otoritenin, teknolojinin, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmediği dönemlerde aileler, ölen çocuklarının nüfus cüzdanını sonradan doğan çocuğa bırakmaktaydılar. Bu yol, ulaşım olanakları gelişmeyen mecralarda sıkça tercih edilmekteydi ve bu sayede olası masraflardan kurtulunmaktaydı. Ancak günümüze gelindiğinde, ölmüş birisine ait kullanılan nüfus kayıt bilgilerinin sorunlar yarattığı görülmektedir. Bu kayıtlar da dava açılarak düzeltilebilmektedir.<br />
<br />
Nüfus kaydında yapılacak her türlü değişiklik için dava açılması zorunlu değildir. Örneğin, kadının, kocasının soyadı ile birlikte kendi soyadını da kullanmak istemesi durumunda dava yoluna gidilmeksizin basit usuli işlemlerle halledilebilecek durumlardır. Ancak değiştirilmesi için dava açılması gereken nüfus kayıtları hakkında, geçici olarak veya şerh şeklinde olsa dahi değişiklik yapılamaz; mahkeme kararı yapılacak değişiklik için yegane koşuldur.  <br />
<br />
1928 yılında yapılan harf devrimiyle, yazı harfleri ve rakamları değişmiştir. Bu nedenle bazı durumlarda hala tarihler miladi olarak değil, hicri takvime göre belirlenmiştir. Nüfus Hizmetleri Kanununa göre tarih güncellemeleri konusunda, nüfus müdürlüklerinin yetkisi bulunmaktadır. Yani hicri bir tarihin, miladi tarihe geçirilmesi için herhangi bir dava açmaya gerek duyulmamakta, bizzat nüfus müdürlüklerince yapılabilmektedir. Bu gibi durumlarda nüfus müdürlüğüne başvurmak yeterli olacaktır.<br />
<br />
Yazımızın devamını inceleyerek dava konusunda yeteri kadar bilgi edinebilirsiniz.<br />
<br />
<b>3) Nüfus Kaydını Düzeltme Davası </b><br />
<br />
<b>3.1)Kimler Dava Açabilir?</b><br />
<br />
Nüfus kaydını düzeltme davası ilgili ve nüfus kaydında hata olan herkes tarafından açılabilen davalardandır. Ancak diğer özel hukuk davalarından, kamu düzenini ilgilendirdiği gerekçesiyle, bazı yönleriyle ayrılmaktadır. Bu nedenle nüfus kaydını düzeltme davasını, yetkili Cumhuriyet Savcısı da açabilmektedir. Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan nüfus kaydını düzeltme davaları, kamu/ceza davası niteliğinde değildir. <br />
<br />
<b>3.2) Masraflar Nedir?</b><br />
	<br />
Davanın açılması için yatırılması gereken maktu harcın yanında işin niteliğine göre, bilirkişi, keşif gibi durumlarda inceleme yapılıp yapılmayacağına göre dava masrafları değişkenlik gösterebilmektedir. Örnek olarak yaş değiştirme davasında maktu harç, gider avansı varsa kemik testi ücreti gibi giderler olmaktadır.<br />
<br />
Buna ek olarak varsa anlaşılan avukatın avukatlık ücreti söz konusu olacaktır.<br />
<br />
<b>3.3) Kime Karşı Açılır?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, nüfus müdürlüğüne karşı açılmaktadır. Bunun yanında uyuşmazlık olması durumunda, biyolojik anneye, resmiyetteki anneye de açılabilmektedir. Bir başka deyişle, aleyhine kayıt değiştirilecek kişiye karşı da açılabilir.<br />
<br />
<b>3.4) Yetkili/görevli Mahkeme Neresidir?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında davacının yerleşim yeri mahkemeleri yetkilidir. Ancak Cumhuriyet Savcısının dava açabilmesi için, davacının yerleşim yerinde yetkili olması gerekmektedir. Görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemesidir.<br />
<br />
<b>3.6) Nüfus Kütüğünün Düzeltilmesi Davası Ne Kadar Sürer?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası dilekçenin mahkemeye veriliş anından, hakimin nihai kararını açıkladığı ana kadar geçen süreci ifade etmektedir. Söz konusu süreç, somut durumun özelliklerine göre uzayıp kısalabilmektedir. <br />
<br />
Örneğin tanık dinletilmesi, ilgili kayıtların getirtilmesi, keşif gibi hususların varlığı halleri yargılamanın uzamasına sebebiyet verecektir. Ortalama bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası 4-8 ay civarı sürmektedir.<br />
<br />
<b>3.7) Nüfus Kaydının Düzeltilmesinde Dikkat Edilmesi Gereken Diğer Hususlar</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davaları çoğu zaman basit davalar gibi görülmektedir. Ancak bazı nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında açılan davanın esastan reddedilmesi halinde aynı konuda tekrar dava açılması mümkün olmayacaktır. <br />
<br />
Örneğin isim değişikliği için açılmış olan bir davanın esastan reddi halinde tekrar aynı nedene dayanarak isim değişikliği davası açmak mümkün olmayacaktır.	<br />
Önemle belirtilmesi gereken bir başka husus, nüfus kayıtlarının düzeltilme davalarının kamu düzenine ilişkin olmasının doğurduğu sonuçlardır. Buna göre, hakim nezdinde kesin kanaat uyandırmayan delillerle istenilen sonucun alınması mümkün olmayacaktır. <br />
	<br />
5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre genel müdürlük ve ilgili nüfus müdürlükleri, nüfus kaydının düzeltilmesi kararlarına karşı kanun yoluna gitmeye yetkilidir. <br />
<br />
<b>4) Soybağının Reddi ile Arasındaki Fark Nedir?</b><br />
<br />
Soybağının reddi ile nüfus kaydının düzeltilmesi davasının birbirinden farklı olmasına rağmen, günümüzde ikisi birbirine karıştırılabilmektedir. Soybağının reddi davası, babalık karinesinin aksinin ispat edilmesi amacıyla açılan davadır. Davanın sonucunda nüfus kayıtlarında yine değişiklik yapılmaktadır. Ancak usuli yönden nüfus kaydının düzeltilmesi davalarından farklıdır. <br />
	<br />
Babalık karinesi, evlilik devam ederken dünyaya gelen çocuklar veya evlilik bittikten sonra 300 gün içerisinde doğan çocukların soybağının tespitinde kullanılmaktadır. Ancak bazı hallerde, boşanan eş boşanmadan itibaren 300 gün içerisinde başka birisiyle evlenebilmektedir. Bu durumda soybağının reddi talepleri önem kazanmaktadır. 300 günlük bekleme süresi içerisinde doğan çocuk, boşanmadan önceki eşin soyuna bağlanacaktır. Bu durumun düzeltilmesi için açılması gereken dava nüfus kütüğünün düzeltilmesi davası değil, soybağının reddi davası olacaktır.<br />
<br />
<b>4.1 Babalık Karinesinin Aksini İspat</b><br />
	<br />
Karine, hukuk dünyasında, aksi ispatlanana kadar doğru olduğu kabul edilen olgular olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle ‘babalık karinesi’ aksine ispat her zaman farklı şekillerde mümkün olmaktadır. <br />
	<br />
Türk Medeni Kanununda yer alan düzenlemeye göre; <br />
•Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içerisinde doğan çocukların babası kural olarak kocadır. <br />
•Evlilik başladıktan itibaren 180 gün sonra veya evlilik bittikten sonra en fazla 300 gün içerisinde doğan çocuğun babası kocadır.<br />
	<br />
Söz konusu karinelerin aksini ispat etme yükümlülüğü davacının üzerindedir. Bu ispat ise çeşitli şekillerde yapılabilir. Bu konuda avukat desteği almadan davayı ilerletmek davacı aleyhine geri dönülmesi imkansız sonuçlar doğurabilecektir. Zira babalık davasının reddedilmesi halinde tekrar dava açmak mümkün değildir. <br />
<br />
Babalık davası hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/babalik-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/babalik-davasi/</a><br />
<br />
<b>5) Sonuç</b><br />
	<br />
Nüfus kütüğünün düzeltilmesi davaları kamu düzenine ilişkin davalardır. Dolayısıyla hakimlerin hüküm tesis edebilmesi için kesin ispat gerekmektedir. Kesin ispat ise aksinin mümkün olmayacağı yönünde hakimde kesin kanaat uyandırılarak sağlanmaktadır. Bu anlamda kullanılan deliller, tanık beyanları ve dava dilekçesinin açıklama şekli son derece önemlidir. Bu nedenle bu konuda bir avukatla çalışmak önemlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?182-Nufus-Kaydinin-Duzeltilmesi-Davasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>engellilerin yaşadığı sorunlara çözüm önerisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?181-engellilerin-yasadigi-sorunlara-cozum-onerisi</link>
			<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 08:29:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bu aralar engellilerin üye oldukları sanal plaktformlarda konuşular konuların kahır ekseri şunlar: 'Ne zaman maaşım kesilecek kaygım ne zaman...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu aralar engellilerin üye oldukları sanal plaktformlarda konuşular konuların kahır ekseri şunlar: 'Ne zaman maaşım kesilecek kaygım ne zaman bitecek, kontrol muayenesinde oranım düşerse maaşımı keserler mi?' <br />
Türkiye'de hiçbir iktidar döneminde engelli bireyler bu kadar tedirgin edilmemişlerdi. Bir türlü rayına oturtulamayan engellilik kriterleri ve raporlama mantığı sebebiyle yaşatılan problemlere siyasilerin kulakları tıkalı olsa da, bendeniz çözümü yazayım yine de:<br />
Engellilik kriterleri, her bir alan için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Maaş alma kriteri ile vergi bağışıklığından faydalanarak araç alma kriteri aynı rapor oranlaması ile belirlenmemeli. Gerçek durum doğru tespitlerle ortaya konulmalı ve reel durum ne ise, onunla orantılı uygulama ortaya konulmalıdır. Engelli birey vardır, tek başına hayatını idame edemez, engelli birey vardır çalışabilir durumdadır, ikisine de % şu kadar engeli var tarzı bir tespitleme mantığı ile raporlama yapılmaktadır ki bu yanlış ve hatalıdır. <br />
Misallendirmek gerekirse, araç kullanamaz durumda olmasına rağmen, sırf o oran kağıtta yazılı rakama tekabül etmiyor diye vergi bağışıklığından yararlanamayan binlerce engelli var. Suistimaller bahane edilerek, hayatları zaten zor olan engellilere yeni problemler ihdas edilmemeli, suistimalin kaynağı olan liyakatsız atamalar, görevlendirmeler engellenmeli, ayakları yere basan düzgün bir mevzuat oluşturulmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?181-engellilerin-yasadigi-sorunlara-cozum-onerisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?180-Engellilerden-haksiz-alinan-oTV-ve-getirdigi-sorunlar</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 08:25:56 GMT</pubDate>
			<description>Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar 
 
Vergi İdaresi bırakınız Yasayı, bizzat kendi çıkardığı tabi olduğu Tebliğ’e uymayarak hukuka...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar<br />
<br />
Vergi İdaresi bırakınız Yasayı, bizzat kendi çıkardığı tabi olduğu Tebliğ’e uymayarak hukuka aykırı bir vergi tarh ediyor.<br />
<br />
Müvekkil, vergi idaresi memuruna soruyor: Yaptığınız tarhiyat ve kestiğiniz cezalara dair yargı, onanmış kararlarla iptal hükmü veriyorken, ısrarla, davaları kaybettiğinizi bilip dururken, neden bu ihbarnameleri göndermeye devam ediyorsunuz? Cevap şu: Dava açmayanlardan yapılan tahsilat ortada ve açılan dava sayısı önemsiz iken, neden göndermeyelim. <br />
<br />
Mevzu şu: Engelli yurttaş usulüne uygun %90 ve üzeri oranlı sürekli kayıtlı rapor alıyor ve bu raporla ÖTV bağışıklığından yararlanarak araç alıyor. Vergi idaresi aylar, yıllar sonra, e ama sen sonradan başka bir rapor almışsın ve o raporda engel oranın düşmüş, öde şu vergileri diyor. Halbuki Tebliğ diyor ki:<br />
<br />
18/04/2015 tarih 29330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’nin II-C-1.5. Ortak Hususlar Bölümünde;<br />
<br />
 “Engellilere, engelli sağlık kurulu raporu verilmesine dair ilgili mevzuatın değişmesi halinde, değişiklik tarihinden önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş olan engelli sağlık kurulu raporları ÖTV istisnası uygulamasında geçerlidir. Ancak, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış sağlık kurulu raporlarına dayanılarak bu istisna kapsamında işlem tesis edilmez.<br />
<br />
Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır. Malul veya engelli tarafından geçerli raporun ibraz edilmediğinin tespiti ve ibraz edilmeyen en son tarihli raporun da ilgili istisna uygulamasında aranılan mahiyette olmaması durumunda, ziyaa uğratılan vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte malul veya engelliden aranır.<br />
<br />
Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın; belirli süre içinde geçerli olduğunun belirtilmesi halinde, raporun süresinin bitimine altı aydan az bir süre kalmaması kaydıyla, bu süre içinde, ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.<br />
<br />
Süreli raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılması halinde, raporun süre bitiminde ÖTV istisnasının devamı için yeni rapor ibrazı aranmaz.” hükümleri yer almaktadır. Yukarıdaki paragrafı uygularken, aşağıdaki paragrafı sarfı nazar ediyorlar.<br />
<br />
Evet, benzer nitelikte açtığımız davaları kazandık, tarhiyat ve cezalar iptal edildi ve kararlar onandı; ama ısrarla devam ediliyor. Durumu çok açık şekilde izah ettiğimiz Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı, mesela tarhiyatları iptal etti; ama konu Maliye idaresinde ilgili herkese izah edilmesine rağmen, bir yazı ile durumu düzeltmek yerine, diğer şehirlerde benzer durumda olanlara devam ediyor. İdarede mantık bu olabilir mi, lütfen, vicdanla düşünün: Haksızız; ama dava açmayanlardan gelen para da yabana atılası değil. İşlerimiz neden rast gitmiyor diye oturup boş yere sormasın üst idareciler kendilerine. Cevap; Ah ile tahsil olunan haram paranın, Hazine’ye karışmasıdır.<br />
--<br />
Soruluyor peki biz ödedik. Geri alabilmek mümkün mü deniliyor. Yöntem şu: Vergi dairesine vergi hatası bağlamında başvurup talebin reddini mahkemeye taşıma imkanı var. Zor bir yol; ama vergi hatası bağlamında denenebilir ve belki İdare haksız aldığı parayı iade etmeyi düşünerek, Hazine’yi haramdan temizlemeye niyet edebilir davasız mavasız.<br />
-- <br />
Ey Avukat, ne diye uyandırıyorsun, bak kazanıyormuşsun ne güzel işte davaları. Al vekalet ücretini işine bak sen mi dediniz. Bendeniz de %81 engelli bir avukatım ve avukat ünvanımdan önce bu milletin bir ferdiyim. Ne milletimin hazinesine haram para girsin, ne de hukuka aykırı işi sebebiyle idare milletimin hazinesinden bana para ödesin. Herkes işinin hakkını versin. Önüne baksın derim.<br />
<br />
Ek yazı: <br />
<br />
Müvekkil adayı İzmir'den aradı, bir gazi ve ortopedik engelli. İlk aldığı rapor ile ÖTV bağışıklığından faydalanarak araç alıyor. Oranı %90 altında. Araç otomatik kendisi kullanabiliyor. Sonra başka bir rapor alması gerekiyor, oran psikolojik sorunları düzeldiği için düşüyor, ama ortopedik engel devam ediyor. Vergi idaresi öde şu vergileri diyor. Gazinin ne güzel işte psikolojik engeli düzelmiş demiyor, yeni psikolojik sorunlar ihdas ediyor. Gazi'ye uzlaşmaya başvur demişler, o da herhalde durumumu görüyorlar, bir yanlış yapmazlar kanaati ile uzlaşma günü belirlenmesini talep etmis. Orada olan şu oluyor, parantez içi söyleyeyim, cezaları azaltıyorlar, vergiyi alıyorlar. Dedim ben de, gir uzlaşma toplantısına ve uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağı imzala, hemen akabinde davanı açalım. Senden bir kuruş bile alamazlar davayı kazanınca. Bir Gaziye bu eziyeti reva gör. Sonra da hak, hukuk, adalet, öyle mi?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?180-Engellilerden-haksiz-alinan-oTV-ve-getirdigi-sorunlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Süzme Tenkitçi Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?179-Suzme-Tenkitci-Yaziti</link>
			<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 08:18:59 GMT</pubDate>
			<description>Bizim sadece tek bir takıntımız bizimle ilintili tüm yaşamları perişan etmeye yetiyor: Dediğimce olsun, ben ne dersem o olsun... Mailis Nalars...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bizim sadece tek bir takıntımız bizimle ilintili tüm yaşamları perişan etmeye yetiyor: Dediğimce olsun, ben ne dersem o olsun... Mailis Nalars Sarpust Yazıtları mö 3421<br />
--<br />
Süzme Tenkitçi Yazıtı<br />
<br />
Bir üretimi yoktur orada burada bulduğu belli kıymet taşıyan emek verilmiş didinilmiş şeyleri okur ve bir iki cümleyle hepsinin göbeğine imzasını şettirir!<br />
Birinin söz söyleyebilmesi için bir sözün üstüne, nitelik ve niceliğini de bilmek gerekir kimsin söz sahibi? <br />
Düşünen mi ya da düşünenden nemalanan bir soytarı mı?<br />
Yok yani varsa bir sözün sözüm üstüne tabi ki bilmek isterim ama gerdan kırmadan yanaş ki sen hafif de olsan sözün ağır olsun <br />
<br />
Tenkitçilerin çoğunun sorunu mevzu hakkında bir fikri olmayışıdır. O an okurken donanır, kafası çalışır, aklına gelen ilk şeyi de bilir bilmez paylaşır <br />
<br />
X hakkında biri doğru bulmadığın bir şey mi dedi?<br />
Yaz sen de kendi doğrunu bak bakalım yazdıkların başka birilerinin eğrisi mi doğrusu mu? <br />
Sen dış kapının mandalı olmada uzmansın da biri sana kapak olunca takken önüne düşecek mi bilelim?<br />
<br />
<br />
Sanal dünyanın en mongol tarafı bu, herkes ulema, herkes filozof, oturup üç cümle kurmayı beceremeyen niceler, donanımsız, varlıksız, ama cüretli ve pervasız ömürler harcanmış fikirleri şeylerinin keyfine örselemedeler<br />
<br />
Tenkit, banka gibidir; başkasının sermayesine ihtiyaç duyar, sözün mü var? Söyle...<br />
<br />
Sözünün başkaya sermayeliği bakalım canını mı sıkar, canına can mı katar<br />
<br />
Yanlış anlaşılmasın geliştirici verimli katkı demiyorum<br />
<br />
Daha okurken birinci kelimesinden belli olan süzme salaklığı kastediyorum.<br />
<br />
Bilgisayar oyununda maçı kazanırsın Ronaldinyo olursun, Emre de, ama reelde topa ayağın değse iki büklüm yeri öpersin<br />
<br />
Bunun gibidir bilinçsiz tenkit<br />
<br />
Sözde şişirir havası o an iyidir ama sen konuşmaya başlayınca keseden pıss diye indiriverir...<br />
Mailis Nalars<br />
-- <br />
İnsan ve Dünya... <br />
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında, bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için, eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.<br />
Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü:<br />
-Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez...<br />
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz” dedi.<br />
Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi:<br />
- Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzelttiğim zaman, dünya kendiliğinden düzelmişti. (alıntı)</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?179-Suzme-Tenkitci-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz Mesajı Alındı mı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?178-15-Temmuz-Mesaji-Alindi-mi</link>
			<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 11:09:47 GMT</pubDate>
			<description>15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur: 
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur:<br />
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine bağlı olanları, tabiiyetlerini kapı önüne bırakmadan içeri girme şansları olmadığına inandıramıyor ve iradesi güdümlüleri bir yerlere yerleştiriyor ise bu hadisenin tekrarı ve daha acı boyutlusu kesindir. <br />
Liyakattan daha sağlam ölçüt aranmamalı ve devleti, emeline kullanacaklara asla fırsat verilmemelidir.<br />
Kim ki devletin imkanları ile kendine, civarına, tabiiyetine imkan devşirme gayretine girdi, onun ve fayda sağladığı her neresi ve kim ise tüm mal varlıklarına el konulması ilk yaptırım olmalı ve kimseye bu hususta ayrıcalık tanımmamalıdır.<br />
-- <br />
Devlette görev alabilmenin çok basit bir kriteri olmalı, liyakat.<br />
Liyakat da yapacağı iş ile ilgili eğitimini almış ve sahih bir nosyon sahibi olmak kadar kolay bir ölçüte tabidir. Hukuk eğitimi almamış, hukuk nosyonu olmayan birini falan mensubiyetten sağlam referesi var diye kürsüye oturtmak cinayet olduğu gibi, sağlam bir hukuk nosyonu edinmiş birini filan yerden referesi yok diye, hak ettiği kürsüden mahrum etmek de zulümdür. <br />
Adalet kolay tesis edilebilir, ama adil kalabilmek hiç kolay değildir.<br />
--<br />
İlkeye kıymet vermeyi değil lidere teslimiyeti ta'lim eden bir din algısını bu gençliğe dayattıkça devletin temellerine patlayıcı yerleştirdiğini idrak edemeyenler mi devletin bekasına çalışıyor olacaklar?<br />
Hayal görürsünüz ancak.<br />
Tahkik ile taçlanmış iman ve bu imanın gereği ahlaki donanım, Kur'an'ı güzel nağmelerle seslendirme öğretilerek elde edilecek vasıflar değildir, ancak O Kur'an'ın anlaşılması, mesajları üzerinde derin tefekkür ile kazanımı mümkün kıymetlerdir.<br />
Müslüman dünyasının acil bir hedef düzeltme vakti çoktan gelmiş, hatta geçmektedir.<br />
Kişilere onlara ait olmayan vasıfları ne kadar giydirmeye çalışsanız da sırıtır o vasıflar beşaretin üstünde, uymaz ne ederseniz edin.<br />
-- <br />
ABD, Türkiye'nin yükselişini göz yummaz. Büyük Yahudi Krallığı'nı kurma ideali için görevli olduklarına iman etmiş idarecilerin kendi halkını bile gözden çıkardığı bu devlet, Ortadoğu'yu istediği kıvama getirmeden de durmayacaktır. Bu minvalde Türkiye'nin ABD ile tüm köprüleri atması ve Türki devletleri başta olmak üzere, bölgedeki tüm devletlerle sıkı ilişkiler kurmaya gayret etmesi, bunun için de gerekli siyasal müdahaleleri bizzat yaparak, kendi halkına ihanet içindeki nice ülke yönetimini yıkması şarttır. <br />
Kısaca ya büyük hamle yapmak zorundayız, ya da itaat ederek üç günlük ömrü bize uygun gördükleri topraklarda, arzularınca heba etmeye mahkumuz. Emin olun tüm dünya Ortadoğu'da oynanan oyunun farkında, doğru iletişim ve liderlik ile dünyanın yörüngesini değiştirmek de mümkün. Sadece ahlaki ilkeleri gözetmek ve ciddi iman yeterli başarı için.<br />
--<br />
Hükümdarın Yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... Yüz binlerce tanrısı oldu var ettiği tarihi boyunca. Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını. Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
<br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı?<br />
<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının?<br />
<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler. Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye. O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden; ya biz?<br />
<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapınırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
Düşmez başımıza inancıyla üstelik ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz.<br />
<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her var edilmiş tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı, tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?178-15-Temmuz-Mesaji-Alindi-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zarardan Dönen Kardadır</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?177-Zarardan-Donen-Kardadir</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 13:34:00 GMT</pubDate>
			<description>Zararın neresinden dönülürse dönülsün, dönme anından itibaren dönen kardadır. 
-- 
Desinler demesinler diye değil, hak hak olduğu için haktan yana...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Zararın neresinden dönülürse dönülsün, dönme anından itibaren dönen kardadır.<br />
--<br />
Desinler demesinler diye değil, hak hak olduğu için haktan yana olmak er kişi işidir. Er de erdir, erkeği dişisi olmaz. Mailis Nalars<br />
--<br />
Zorunlu arabuluculuktan ihtiyari arabuluculuğa geçilmesi ve arabulucuya başvurulmasının dava şartı olma kuralından geri adım atılması, özellikle idari davalar için bu müessesenin adının asla anılmaması, arabuluculuğun hakim savcı avukat gibi ayrı bir sıfat olması ve bu iş ile iştigal etmeyi tercih eden hukukçunun başka bir iş ile ilgilenmesinin kısıtlanması kurumun geleceği ve hukuk sistematiğimizde başarılı bir uygulama olarak yer alabilmesi için adalet adına fikrimce zaruridir.<br />
-- <br />
Şu sıcaklarda şifa bulma niyeti ile bir kişi sadece az miktar su içerek kendini tedavi ettiğini düşünürken kan şekerinin 50ye düştüğünü paylaşmış ki bir tarz intihar bu ve alternatif tıp gölgeliği altında özellikle sanal dünyada buna benzer saçma sapan uygulamalar yayılmaya çalışılıyor. Bünye neye ne kadarına dayanabilir bilmeden kan idrar tahlilerinden habersiz çaresizliğin düşürdüğü kuyularda çürümeme adına doktor kontrolü ve önerisi olmadan bu gibi alternatif uygulamalardan uzak kalmamanın bilerek ölümü seçme ile eşanlamlı olduğunu düşündüğümü paylaşmak istedim.<br />
-- <br />
Dava diyorlar ya, bendenizdeki direkt çağrışım şu oluyor: Bu güne kadar ocular, bucular bu memleketin varlıklarını götürdü, artık bizimkilerde sıra. Muhafazakar burjuvalar var olsun, yolları açık olsun. <br />
Evet dava tam aksini ifade ediyor olsa da realitede dava maalesef sadece bundan ibaret ve sair ne var ise boya badana.<br />
Surda bir gedik açılmıştı ve sonra sur komple yıkıldı. İhale akıncıları akıyor şimdi dört bir yandan.<br />
Yanılıyor muyum?<br />
Çıkarsınlar etik yasayı. Nedir etik yasa? Bir mevki makam ünvan sahip olanların kendilerine ve civarlarına, kendilerinden olanlara, makamın, ünvanın gücünü kullanarak imkan sağlanmasının engellenmesi.<br />
Bu olmadıkça her dava lafı sadece teneke gürültüsüdür kulağıma.<br />
-- <br />
Bu günden tezi yok devletteki vazife ve yetkisi kaynaklı olarak, kamuyu bilerek isteyerek zarara uğratan her memurun, verdiği zarara dair en önce mal varlığı ile sorumlu tutulması yönünde yasal düzenleme yapılmalı ve siyasi nüfuza ile kendine veya çevresine fayda sağlayan her siyasi de ağır müeyyidelere tabi tutulmadır ki bendenizin beka meselesi bundan ibarettir. Ahiretini kaybedecek birinin Asya kadar devleti olsa ne fayda ona bu dünyada.<br />
Varsanız varsınız demektir, yoksanız zaten hiç var olmamışınız demektir.<br />
-- <br />
Evet benim bir sıkıntım var devletle ve o da yönetim mekanizmalarının kişiye güven odaklı kurgulanması, ilke odaklı mekanizmanın oturtulamaması kökenlidir. <br />
İnsan beşerdir, şaşar, kayar, düşer, halt işler. Devlette her mevki bir insanın sağlamlığına emanet edilemeyecek kadar kıymetlidir. Mevki ilkeleri temsil etmeli ve ilkeler idareye hakim kılınmalıdır. Mevkinin gücü ile şahsen güçlenenin ocağına incir ağacı dikmeyen her düzen düzenlerin düzenidir.<br />
-- <br />
Dünyanın en aşağılık işi<br />
 <br />
Devlette bir makam kapıp, cemaat, parti, ideoloji, klik, mezhep, meşrep, ırk, tarikat v.s. v.s. bilumum cılığını culuğunu devlet kapısından içeri adımını atarken dışarıda bırakmayıp, makamında yandaşına, adamına, dostuna, hocasına, liderine, önderine hizmet eden, fikrinden dininden olmayanı iplemeyen her kim var ise tümünün suratına ağzına kadar dolu büyük bir kova tükürük boca ediyorum.<br />
<br />
Tabi ki insan bir fikre inanca sahip olabilir; ama devlet ise mesele, orada inancını ideolojisini emeline kullananlar, yandaşından gayrını gözü görmeyen holigan tarafçı, talimat ile oturup kalkanlardır Şarkta bizi hep çukurlarda zillette bırakanlar..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?177-Zarardan-Donen-Kardadir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devlet Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?176-Devlet-Teorisi</link>
			<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 13:21:47 GMT</pubDate>
			<description>Devlet Teorisi 
 
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Devlet Teorisi<br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri haliyle ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı peşkeş çektik. gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
-- <br />
Bazı dostlarım şu etik yasa çıkışımla ilgili olarak &quot;mümkün değil, bu memlekette siyasete girenlerin tek hedefi bu yolla güçlenmek civarına imkan sağlamak&quot; diyorlar ki durum bu ise, herkes kendi fetösünü kurmuş demektir. Eğer çıkar odaklı mekanizma ıslah edilemez ise, ha İngiliz, ha Rus, ha Amerika, ha İran fark etmez amacı milleti sömürmek olanların hepsi aynı kategoridedir ve bendeniz samimi insanların var olduğuna ve bu rezalete mani olmak için çalışacaklarına inanıyorum.<br />
<br />
Son seçimlerden sonra da etik yasa çıkmaz ise, bunun bendeki anlamı şudur: Benden adalet için beklentiye girmeyin, benim diğerlerinden tek farkım bu milletin beklentilerini herkesten daha profesyonel şekilde imkana tahvil etmek oldu.<br />
<br />
Etik yasadan kastım şudur:<br />
<br />
Hiç kimsenin mevki ve makamının gücünü ne kendisi ne de civarı için kullanamayacağı düzenlemeler. <br />
Bu olmadan Ali gider Veli gelir ve millet, hizmetine talip olanlara hizmet eder sadece.<br />
-- <br />
Sudan ve sair ülkelerde tarım işine girmemize gerek yok ve ülkemde arazisini ekip dikmeyenlerden bedeli mukabili alınacak tarlaları ihya etmeye mesleğimi yapmayı terk adına talip olacağımı ifade ediyor ve bendeniz gibi binlerce yurttaş olacağını da düşünüyorum. Bu topraklarda suni gübre, ilaç kullanılmaz ve ata tohumlarına dönülürse ne ekersek ilaç olacaktır zira. Bu toprakları ihya etmek hem hayattır hem de ibadettir kanaatimce. Gerçi şimdiye kadar kullanılan kimyasaldan toprağı arındırmak zaman alacaktır, ama olsun imkansız değil sonuçta.<br />
-- <br />
Devletin sera işine girmesinin başka bir açıdan bakılınca anlamı şöyle:<br />
'Devlet tarımı hayvancılığı desteklemeli' tavsiyesini, partililere, yandaş götürücülere yeni cukka sahaları oluşturmak olarak yorumlamanın tezahürü de olabilir ki yarın o götürücüler destek kredileri ile dolar alıp seraları kapatırlar.<br />
Peki devlet ne yapar: Destek verir kontrol eder ürünün satışına öncülük eder o kadar.<br />
-- <br />
Yönetim mekanizmalarında kişisel tercihlerin ortadan kaldırılması ve tamamen ilkelerin, ortak aklın hakim olması söz konusu olmadan Ali olmazsa Velinin kulu olmaya mahkumdur vatandaş</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?176-Devlet-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?175-Arabuluculuk-avukatlik-uzlastiricilik-mevzusuna-dair-onerim</link>
			<pubDate>Wed, 27 Mar 2019 11:21:03 GMT</pubDate>
			<description>Basit şekilde şu arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim şudur: Hukuk müessesesi içerisinde, özellikle kültürümüzde uzlaşmak da,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Basit şekilde şu arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim şudur: Hukuk müessesesi içerisinde, özellikle kültürümüzde uzlaşmak da, ara bulmak da vardır, lakin bir hak müdafii kanaatimce ara bulmamalı, bir uzlaştırıcı da müdafii olmamalıdır. Haksızlığa uğramış birinin hakkını müdafaa etmek ile, gel şu noktada sizi uzlaştırayım demek ayrı mevzulardır. Hukuk nosyonu sahibi olunması ön şartı ile bu kurumlarda görevlendirilecekler, sadece hangi alanı tercih etti iseler, o alanda çalışmalıdırlar. Bir avukat hem arabulucu hem avukat olarak mekanizmada bulunamamalı kanımca. <br />
Ayrıca uzlaştırma ve ara bulma, hak gasbına da sebep olmamalı. Gel sen şu şu haklarından vaz geç, işini 1 günde halledelimcilik esasen zulümdür.<br />
-- <br />
Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve doğradı insanlığı. <br />
Dürüstler dürtmez ve dürtülmezler. Sınav yapacağım diye sevdiklerini şebek etmezler. <br />
Altı ayda yapar, bir anda yıkarım. Psikopat puzzle uzmanı<br />
Dinini, ideolojisini şehveti için kullanan, fikrini hazza gömmüş ve üstüne üç beş gram gözyaşı dökmüştür. <br />
Tilki yaşamak için tetiktedir, gözleri gelincik arar; gelincik ölmemek için tetiktedir, gözleri tilki arar. Uluca sözler s.878<br />
Öfke, acı, aşk, yoğun mutluluk kan rengindedir. Ağlayanların gözlerine bak. Sorunlu sözler s. 32<br />
Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba? Kuşku psikopatı<br />
Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz.<br />
Ben senden razı, sen de benden razıysan; mutluluktur budur.<br />
Gizemdir insanı esir eden gayrına... Halbuki insan kendi gizeminin farkına varsa esaretin boş karnını tepikleyecek. <br />
<br />
Sevmeyenin sevilmesi sevginin fahişeliğidir. Bedeli illa ki ödenecektir. Kır faresi İtlaf Hatıraları s.23<br />
<br />
Yaşam bulmayan her kaide, ancak kaidesizlik ve karmaşa ile karışık inançsızlıklara gebedir . Zortlak'ın günlüğü s.21<br />
<br />
Ne görüntü yakalamışsa osun sen başkası için. Seni, seninle değil, gördüğü ve algıladığınca bilir muhatap. Unutkan filozof<br />
<br />
Aşk renksizdir ve gözü kördür; sevdiğinin rengine bürünür, gözüyle görür. Yazılmamış kitap s.1<br />
<br />
Bir gün hepimiz bir yerlerde yenileceğiz. Sırtıgüneşgörmemişpehlivan<br />
<br />
Övülerek varılabilen, genelde sövülerek terk ediliyor. Doğal olmak, şişirmelerin büyüsüne kapılmamak, meziyetlerince yaşam alanı bulmak... Aslolan bu. Obez fare bakıcısı<br />
<br />
Mikroskop ile leke arayanların gözüne teleskop dayamak saçmalık. Bitli bilge<br />
<br />
İnsana güven, insana sevgi, insana inanç... Bunlar azalınca; ya da yok olunca yalnızlığı hayvanlarla paylaşma dürtüsü ve haliyle kedi, köpek, kuş besleme oranı artıyor... Sosyamatik hücre<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi...Mecbur muyum senin eşeğini sürmeye ben, benim öküzümü gütmeye sen... Git işine herkes kendi yaylasına. Beceriksiz dağcı<br />
<br />
Kendinde olmayan meziyet ile övünen, avcılık yapan gün gelir sövülür, av olur. Zerzevatçı<br />
<br />
Bir ton cümle içinde üç gram fikir olmaz mı? Olmazsa olmuyor... Boş filozof<br />
<br />
Ondan ne bekliyorsan kendi adına sen, sen de onu yap ona. İlahi baba<br />
<br />
Sen içini ne ile doldurursan, senden akacak olan da sadece odur. İlahi baba'nın abisi<br />
<br />
Sana sen olmanı engelliyor ya bütün fitne hep bundan... İlahi baba'nın amcası<br />
<br />
Dolunayda uluyan kurtların sesi aya ulaşmaz. Bitli bilge<br />
<br />
Psikopat 'aşkı' için kendini ince ince keserken 'aşkı' istediğini vermezse, onu kabaca öldürür. Avlak savcı<br />
<br />
Bulup kaybettiklerinden koleksiyon yapanlar kaybolduklarında, koleksiyonlarındaki son parça tamamlanır. Koleksiyon koleksiyoncusu</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?175-Arabuluculuk-avukatlik-uzlastiricilik-mevzusuna-dair-onerim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hukukun Alnının Ortasına Çakmak!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?174-Hukukun-Alninin-Ortasina-cakmak!</link>
			<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 08:15:03 GMT</pubDate>
			<description>Hukukun alnının ortasına çakıldığında ellerine sağlık denilen bir memlekette adalet saraylarının görkemi, zulmü perdelemeye yetersiz kalır. 25li...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hukukun alnının ortasına çakıldığında ellerine sağlık denilen bir memlekette adalet saraylarının görkemi, zulmü perdelemeye yetersiz kalır. 25li yaşlarda gençleri hüküm makamına yerleştirmenin adı, ama canım onun referesi sağlam oluyorsa, işte hukukun alnının ortasına çakmak bu olmuş oluyor. En az 5 yıl avukatlık tecrübesi olmayanı ne hakim ne de savcı olarak atamamak ve refereyi değil liyakatı esas almak mümkün olmadıkça da kürsülerden adaletin tecellisini beklemek ancak ardniyetlilik ile şerh olunur. Yargı tez antitez sentez saç ayakları üzerine kuruludur. Avukatı yargıdan sıyırma temayülü de iyiniyet taşımamaktadır.<br />
-- <br />
Hukuku, endüstrisi kafası ile yorumlayan girişimciler, temeli sağlam, maaş karşılığı çalışan borçlusunun borcunu sıfırlamasını asla arzu etmezler.<br />
Dünyada 10.000 TL (alacağın) yatırımın, 10 yıl sonra 100.000 TL olmasının garanti olduğu tek türedi endüstri hukuk endüstrisidir.<br />
Bundan işte kandil simidi gibi caddede kart dağıtmaları ve dahi arabulucu uzlaştırıcı ocu bucu sektöre ha bire yeni ünvanlarla oyuncular sokmaları.<br />
--<br />
Yargı, elcağızının eseri. Eserin adaleti tesis edecek ise, yüreciğin pişman olmayacak, gam etme. Etmeyecek ve &quot;ah vahın fayda vermediği o gün, elbet gelecek&quot; inancın var ise, ellerini yıka ve geç bu sevdadan. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları<br />
--<br />
Vergi yargılamasında mahkeme heyeti teşekkül edilirken heyette en az 1 veya 2 YMM bulunması kuralı getirilmeli ve avukatların da YMM’ler ile birlikte çalışabilmeleri için yasal engeller ortadan kaldırılmalıdır.<br />
-- <br />
Hukuk fakültesine matematik, Türkçe, sosyoloji, mantık ve felsefe derslerinden oluşan 2 yıllık bir eğitim sonrasında başlanabilmeli ve fakülte 6 yıl olmalı. Son 2 yıl pratik olmalı. Toplam 8 yıllık eğitim sonrası avukatlık sınavı ile en az 5 yıl (ideali 10) fiili avukatlık sonrası hakim ya da savcı olunabilmeli.<br />
Bu biraz düzene sokar adalet mekanizmasını.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?174-Hukukun-Alninin-Ortasina-cakmak!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Huzur Elindekindedir Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?173-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</link>
			<pubDate>Thu, 07 Mar 2019 06:32:07 GMT</pubDate>
			<description>Bir dağ gördüm,  
Çabaladım,  
Yoruldum terledim;  
Ama,  
Erdim zirvesine.  
 
A a o da ne;  
Ufukta bir dağ daha.  
 
Durdum, düşündüm</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir dağ gördüm, <br />
Çabaladım, <br />
Yoruldum terledim; <br />
Ama, <br />
Erdim zirvesine. <br />
<br />
A a o da ne; <br />
Ufukta bir dağ daha. <br />
<br />
Durdum, düşündüm <br />
Bu hikayeyi, <br />
Bir yerden hatırladım. <br />
<br />
Kaldım dağımın bahar kokan, <br />
Yeşil yamacında, <br />
Öteleri seyretmelere <br />
Daldım. <br />
Ufku gördüm, <br />
Alabildiğince. <br />
<br />
Yüzüm güldü, içim açıldı. <br />
Havasını içime çektim, <br />
Dağımın ve sonra, <br />
Baktım, baktım ufka. <br />
Baktıkça gördüm <br />
Ve gördükçe <br />
Anladım. <br />
<br />
Sonraki dağa ulaşma isteği, <br />
Bana, <br />
Bayat bir huzursuzluk vermiş, <br />
Aslında. <br />
<br />
Hem ne var sahi, <br />
O dağın da ardında, <br />
Yeni bir dağ daha.<br />
<br />
Al işte dağ sana! <br />
<br />
Ulaşmak uğruna, <br />
Gücümün tükendiği, <br />
Soluğumun kesildiği, <br />
Dağımın bayırında, <br />
Çömeldim, <br />
Ellerim şakaklarımda.<br />
<br />
Sonra doya doya, <br />
<br />
Özlediğim, <br />
İstediğim, <br />
Hırslandığım <br />
Ve ulaştığım <br />
Dağımda, <br />
<br />
Koştum, <br />
Yoruldum, <br />
Acıktım, <br />
Susadım, <br />
<br />
Sırtüstü uzandım çimenine, <br />
Dinlendim, <br />
Pınarından içtim, <br />
Mantarını yedim <br />
<br />
Ve yine kalktım yerimden, <br />
<br />
Hopladım, <br />
Zıpladım, <br />
Tepindim, <br />
Tepikledim <br />
Huzursuzluğu. <br />
<br />
Ufuktaki o dağa, <br />
Gitmesem de, <br />
Gittiğimde <br />
Ne olacaksa, <br />
O oldu bu dağda. <br />
<br />
Ve aslında, <br />
Ne aslındası... <br />
<br />
Ben o dağa da, <br />
Gittim. <br />
Gittim arkadaş, <br />
Gittim. <br />
<br />
Mailis Nalars Huzur Elindekindedir Yazıtı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?173-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı sistemindan ayrılmak isteyen çiftçilerimizin takip etmesi gereken yol</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?172-ciftci-Mallari-Koruma-Baskanligi-sistemindan-ayrilmak-isteyen-ciftcilerimizin-takip-etmesi-gereken-yol</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 13:17:04 GMT</pubDate>
			<description>4081 Sayılı Koruma Kanunu’na göre kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlıkları, arazilerin denetimini yapmakta olup, arazileri ekenlerden yüksek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">4081 Sayılı Koruma Kanunu’na göre kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlıkları, arazilerin denetimini yapmakta olup, arazileri ekenlerden yüksek koruma bedelleri talep etmektedirler. Amacı çiftçilerin ürünlerini korumak olan sistemde Çiftçi Mallarını Koruma Başkanlığı, korucusuz görevini yerine getirmekte güçlük çekmekte ve çiftçiler mağdur olmaktadır.<br />
<br />
	4081 sayılı Kanun’un eski 34/1 maddesine istinaden tarlalarında ekilen ürünlerini korumak isteyen ve gerekli  tedbirlerini kendi alacak çiftçilerin bu sistemden çıkmalarına izin verilmemekte, İlçelerde kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı tarafından çiftçiler sistemden çıkartılmamaktadır.<br />
	Lakin 19/04/2018 tarihli değişiklik ile, Kanun kapsamındaki koruma hizmetlerininin isteğe bağlı olması düzenlemesi getirilmiş olup, yeni metinde Sisteme üye olup, çıkmak isteyen üyelerin ayrılma talebini engelleyen herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.<br />
	Madde 34 – (Değişik birinci fıkra: 19/4/2018-7139/1 md.) Bu kanun kapsamındaki koruma hizmetleri, hizmet alanların isteğine bağlı olarak alınır. Kamu kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişilere ait tarımsal işletmelerin kendi koruma tedbirlerini almaları durumunda, bu işletmelerden koruma ücreti alınmaz ve bu işletmelere koruma sandığından herhangi bir tazminat ödenmez.<br />
<br />
	Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı’ndan çıkmak için müracaat eden bir çok çiftçiye sistemden çıkmalarına red yanıtı verilmektedir ki red yanıtı alan çiftçilerimizin bağlı bulundukları kaymakamlıklara başvurmaları ve işlemin iptali ve ayrılma taleplerinin kabulünü talep etme, bu talep reddedilir ise, dava açma hakları bulunmakta olup, profesyonel bir hukuk desteği alarak dava açan çiftçiler lehine yargı, sistemden çıkmak isteyenlerin taleplerinin reddi işlemlerini iptal eden kararlar vermektedir. <br />
	Konunun başka bir boyutunda ise, kaymakamlık çiftçinin ayrılma talebini kabul etse de, Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı bu işlemin iptali için dava açabilmekte olup, bu gibi durumlarda da açılan davaya çiftçinin müdahil olması isabetli olmaktadır. Zira yargı bu gibi durumlarda da çiftçi lehine kararlar vermektedir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?172-ciftci-Mallari-Koruma-Baskanligi-sistemindan-ayrilmak-isteyen-ciftcilerimizin-takip-etmesi-gereken-yol</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Müteveffanın Borcunun Mirasçı Adına Borcu Ferdileştirmeden Tahsil İçin Ödeme Emri Gönderilmesi Sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?171-Muteveffanin-Borcunun-Mirasci-Adina-Borcu-Ferdilestirmeden-Tahsil-icin-odeme-Emri-Gonderilmesi-Sorunu</link>
			<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 07:14:13 GMT</pubDate>
			<description>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. Maddesinde mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmış,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. Maddesinde mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmış, 12. Maddesinde ölüm halinde mükelleflerin ödevlerinin, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçeceği, ancak mirasçılardan herbiri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olacakları düzenlenmiş, 377. maddesinin 1.fıkrasında ise mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır.<br />
<br />
Vefat eden muris adına düzenlenen ve eşine/çocuklarına tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamelerini duyuyoruz. Murisin kişiliği, öldüğü tarihte sona ermiş bulunduğu için, bu tarihten sonra haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken mümkün değildir. Kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, muris adına tarhiyat yapılamayacağı gibi, yapılan tarhiyatlar da hukuki bir sonuç doğurmayacaktır. Bu bağlamda; ölen kişinin mirasçıları adına tarh işlemi yapılması gerekirken, muris adına yapılan tarh işleminin devamı addedilerek, yani varisler adına hisseleri nispetinde ihbarname düzenlenerek, tarh ve tahakkuk işlemi yapılmadan mirasçı adına ödeme emri düzenlenmesi hukuka uyar değildir.<br />
<br />
Bir vergi borcunun doğması için öncelikle bir vergi beyannamesi ile veya tebliğ edilen ve dava konusu edilmeyen bir vergi/ceza ihbarnamesi ile verginin tahakkuk ettirilmiş olması ve daha sonra da usulüne uygun olarak ödeme emri ile tebliğ edilmesi gerekmekte olup, 5 yıl içerisinde tebliğ edilmeyen vergi borcu zamanaşımına uğramış sayılır.<br />
<br />
“Devletin egemenlik hakkına dayanarak vergi koyma yetkisi olan vergilendirme yetkisi, sınırsız değildir. Devletin vergilendirme yetkisini kullanma sınırlarından biri de zamandır. Kanunda belirtilen sürenin dolmasıyla birlikte, devletin vergi alacağı ile mükellefin vergi borcu sona ermektedir. Zamanaşımı kuralının başladığı ve zamanaşımını kesecek herhangi bir işlemin yapılmadığı dava konusu vergiler her halukarda ödeme emrinin tebliğ edildiği tarih itibarı ile zamanaşımına uğramış ve cebri tahsil kabiliyetini yitirmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Kanun hükümleri ve Danıştay Kararları ile borç ferdileştirilmeden tebliğ edilen ödeme emrindeki vergi borçlarının terkin edilmesi hukukun gereğidir.<br />
<br />
Somut bir olayda ödeme emri ile muttali olunan vergi borçlarının, Müteveffanın 2011-2012 tarihleri vergilerine ait olup, 213 sayılı Vergi Usul Kanun’un 114. Maddesinde tanımlanan tarh zamanaşımına uğramış olduğundan dava konusu edilerek mahkeme kararı ile idarenin hukuka uygun davranmasını sağlamıştır.<br />
<br />
V.U.K. Madde 114<br />
<br />
Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.<br />
<br />
Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.<br />
<br />
Müteveffanın ölümünden hemen sonra alınan takdir komisyonu kararı, hukuka aykırı olarak, müteveffanın eşine tebliğ edilerek, sanki böylece hukuki süreç tekemmül etmişçesine,, onunla ilişiği kurulmayan ve tarhiyatı yapılmayan borca dair ödeme emri gönderilmesinin hukuka uyar olmadığı açıktır.<br />
<br />
Hem böyle bir borcun bulunmaması ve hem de var deniliyorsa da bu borcun zaman aşımına uğramış olması sebebiyle bu gibi ödeme emirleri açıkça hukuka aykırı olup, dava konusu edilip, iptal edilmeleri gerekir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?171-Muteveffanin-Borcunun-Mirasci-Adina-Borcu-Ferdilestirmeden-Tahsil-icin-odeme-Emri-Gonderilmesi-Sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türk Hukuk Dünyası için Bazı Öneriler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?170-Turk-Hukuk-Dunyasi-icin-Bazi-oneriler</link>
			<pubDate>Sun, 17 Feb 2019 18:32:53 GMT</pubDate>
			<description>Gelinen son noktada açık öğretime de hukuk koysunlar, nasıl olsa hukuk nosyonu akademik anlamda umrunda değil kimsenin, ama meslek için şaibesiz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Gelinen son noktada açık öğretime de hukuk koysunlar, nasıl olsa hukuk nosyonu akademik anlamda umrunda değil kimsenin, ama meslek için şaibesiz referanssız sınav, branşlaşma ve 2 yıl nitelikli staj şart olsun (staj süresince asgari 2500 TL maaş ve sosyal güvence olmalı) denilse yeridir şu an. Arabulucu ve uzlaştırıcı avukatlık yapamasın ve avukat da uzlaştırıcı, arabulucu olamasın. Hakim ve savcı yardımcılığı kadroları ihdas edilsin, en az 5 yıl, ideali 10 yıl avukatlık yapmayanların hakim savcı olması engellensin. Adalet mekanizmasının yarınları için bu düzenlemeler uygun olur fikrimce.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?170-Turk-Hukuk-Dunyasi-icin-Bazi-oneriler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalet Üzerine</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?169-Adalet-uzerine</link>
			<pubDate>Wed, 13 Feb 2019 08:35:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İzmir Barosundan Meslektaşım sayın Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek " O der ki: 
"Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İzmir Barosundan Meslektaşım sayın Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek &quot; O der ki:<br />
&quot;Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden habersiz. Koşturmamış terlememiş. Dizini kanatmamış. Hiç futbol oynamamış. Adrenalinden beyni dönmemiş. Sonra çekmiş sırtına bir hakem elbisesi. Abileri var ya abileri. Göğsüne de bir fifa kokartı. Oh. Yok öyle yağma. Futboldan anlamayan adam hakemlik yapamaz kardeşim. Öyle kartla formayla olmaz o işler. İşte böyle rezil olursun...&quot; Bendeniz de derim ki:<br />
<br />
Hukukta da böyle. Ticaret yapmamıştan ticaret mahkemesi hakimi, bekardan aile mahkemesi hakimi olmaz. Suç ve suçluya dair sokak mahalle görgüsü, entelektüel birikimi olmayandan da ceza mahkemesi hakimi olarak doğru yargı beklemek kuruntudur.<br />
<br />
Hele hele siyasete menfaatini gözeterek, emellerine ulaşmak için bulaşandan da millet hayrına bir şey beklemek ahmaklıktır. <br />
<br />
Nasıl mani olunur derseniz, siyasetten, makamdan sonra variyet sahibi olanların mallarına el konup, insan içine çıkamaz hale getirecek müeyyideler ortaya konulur ise, bayağı bayağı suistimali engellemek mümkün olabilir fikrimce.<br />
-- <br />
&quot;Suç ve ceza şahsidir&quot; Müslüman Türk insanının bu aralar kahır ekserisinde bu ilke yok hükmünde. <br />
Bu millet ne çekti ise toptancılıklan çekti.<br />
Kör itaat, koyu tarafgirlik... dipsiz sevgi veya nefret.<br />
Şerefsizin biri Kur 'an kursunda bir melanetlik yapar, tüm kurslar zan altına girer.<br />
İtin teki, cemaat ve cemiyet varlığını kullanarak hainlik yapar, tüm cemaat ve cemiyetler artık zan altındadır.<br />
Tamamen güdü kafası.<br />
Buna hayır, insanlığa evet.<br />
--<br />
“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl <br />
<br />
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz memleket.” Nizam ul Mülk (Nizam-ül mülk’ün idare teorisinde “adalet” olmazsa olmaz bir şart olarak takdim edilir.)<br />
<br />
“Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır.” Nizam ul Mülk<br />
<br />
İngiliz Kralı 8. Henry’nin Başyargıcı olan Thomas MORE Utopıa adlı eserinde “Bir devletin gelişmesi de, yıkılması da o devleti yönetenlerin ve hâkimlerin elindedir.”<br />
<br />
“İyiler giderler, güzel âdetleri kalır. Kötülerden geriye ise zulüm (adaletsizlik) ve kötülük kalır.” Mevlana Celâlettin-i Rumî<br />
<br />
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?169-Adalet-uzerine</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Korku ve Devlet Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?168-Korku-ve-Devlet-Teorisi</link>
			<pubDate>Mon, 07 Jan 2019 08:53:47 GMT</pubDate>
			<description>Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri haliyle ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı peşkeş çektik. gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
<br />
Hükümdarın yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. <br />
Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. <br />
Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... <br />
Yüz binlerce tanrısı oldu tarihi boyunca. <br />
Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını.<br />
Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. <br />
Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler.<br />
Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye<br />
O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden<br />
Ya biz<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapanırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
düşmez başımıza inancıyla üstelik<br />
ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her yaratılmış tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı<br />
Tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.<br />
--<br />
Sinan Kocaoğlu Hoca'dan da bir iktibas yapalım.<br />
<br />
1. Çok lafa gerek yok. Eğitim ile suç ya da çalışkanlık ve zeka ile suç olguları arasındaki korelasyonu ispat için yüzlerce bilimsel ve aklı delil var ama şimdilik sadece bu tespit yeter.<br />
2. Düzgün bir sistemde ortaokul mezunu olamayacak kişileri popülist politikalar ile hukuk fakültesine sokarsan, bir de sınavsız mınavsız avukat, ya da taban puanı kalkmış şekli sınavlarla hakim/savcı ya da akademisyen yaparsan sorun çözme melekesi gelişmemiş kişiler meseleleri tabanca, silah ve yumruk ile çözer. <br />
3. Bakmayın bazı kişilerin üzerlerindeki cüppelere, taşıdıkları ünvanlara ya da oturdukları makamlara! Şeklen üniversite mezunu ama aslında ortaokul öğrencisinin bilgisine ve dünya görüşüne sahip, beyni ve ruhu yontulmamış kişilerdir bu kimileri... Ortaokul mezunu gene irfan sahibi olup kendini bilebilir, bunlar hak etmeden edindikleri meslek, iş, unvan ve makamlarla şişkin egoları ile kendilerini de bil(e)mezler.<br />
4. Yeri gelmişken ekleyeyim. Avukatlık mesleğinin son 20 senedeki lüks ve gösteriş hastalığı da aynı sorun kaynaklıdır. <br />
5. Aslında avukatlık eskiden bir daktilo ve hukuk kitapları yani bilgi ile en alâ şekilde icra edilen kamu güvenine mazhar bir meslek iken; bugün olmaz ise olmazı ilim ve hukuk nosyonu değil de hiper lüks büro ve canti marka araba olan bir iş haline gelmesinin nedeni de bu Homo Conconus cahil kafasının mesleği ve baroları getirdiği noktadır.<br />
6. Hep dediğim gibi bunlar daha iyi günlerimiz! <br />
Hüzünle, <br />
S. S. K.<br />
Not: Hukuk nosyonu için kriminoloji, viktimoloji, suç sosyoloji temel bilgisine sahip olmak şarttır. Eğitimle suç ve suçluluk olguları oldukça alakalı şeyler yani arkadaşlar.<br />
Not2: Tıp fakülteleri de aynı durumda ama Allah'tan TUS vs uzmanlık sistemi daha çok bozulmadı. Eee, can tatlı ne de olsa! Adaletin bozulmasının ülkede tam etkisi belki 30 senede belli olur ama tıbbın bozulması hastaneden gasilhaneye düsen ölümlerle hemen kendini belli eder. O yüzden pratisyenlik banalize edilse de TUSa daha dokunulmadı bence. Hani çok bildiğim bir konu değil ama uzaktan gözlemle bana öyle geliyor o konu da...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?168-Korku-ve-Devlet-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Dönme Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki</link>
			<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 08:26:52 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları, <b>konut satışından dönme hakkı</b> konularında tüketicilere açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesi: <i>&quot;Tüketicinin, konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmeyi&quot;</i> ifade eder. <b>Tüketicinin, gerekçe belirtmeksizin bu konut satışından dönme hakkı vardır.</b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri, halk arasında, &quot;<b>maketten satış</b>&quot;, &quot;<b>projeden satış</b>&quot; gibi kavramlarla ifade edilir.<br />
<br />
Bir tüketici, henüz kat mülkiyeti kurulmamış fakat ileride kurulacağı ve kendisine devredileceği ifade edilen bir taşınmazı, henüz tapuda devir yapılmadan önce, kısmi ödeme veya tamamen ödeme yaparak satın alıyorsa, satıcı ile arasındaki bu sözleşme ön ödemeli konut satış sözleşmesidir.<br />
<br />
<b>1- Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri kurulmadan önce tüketiciye bazı bilgilerin verilmesi gerekir: </b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satışına dair sözleşme kurulmadan en az bir gün önce, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir şekilde ön bilgilendirme formu düzenlenerek tüketiciye verilmesi zorunludur. Bu formda,<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgiler,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak peşin ve taksitli toplam satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Varsa faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran,</li><li style="">Tüketicinin cayma ve sözleşmeden dönme hakkına ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi,</li><li style="">Verilecek teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Yönetim planına uygun olarak genel giderlere katılıma ilişkin bilgiler yer almalıdır.</li></ul><br />
<br />
Yukarıda yer alan bilgileri içeren ön bilgilendirme formuna ek olarak tüketiciye, bağımsız bölüm planı, vaziyet planı, kat planı ve mahal listesi verilir. Bu madde kapsamında ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcıya aittir.<br />
<br />
Uygulamada bu form, genelde ön ödemeli konut satış sözleşmesi ile aynı günde fakat bir veya bir kaç gün öncesinin tarihi yazılmak suretiyle tüketiciye verilmektedir.<br />
<br />
<b>2- Ön ödemeli konut satış sözleşmesi nasıl kurulur?</b><br />
&quot;Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, kat irtifakı devrinin tüketici lehine tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte yapılacak yazılı bir sözleşme şeklinde veya noterliklerde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi ile kurulur.&quot;<br />
<br />
O halde;<br />
<br />
<ul><li style="">Kat irtifakı tüketici lehine tapuda tescil edilecek ve yazılı bir sözleşme yapılacak veya</li><li style="">Noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulacak.</li></ul><br />
<br />
<b>Her iki durumda da ön ödemeli konut satışına dair sözleşme geçerlidir.</b><br />
<br />
Uygulamada genelde ikinci yol tercih edilmektedir. Yani tüketici, ileride üzerine devralacağı bir taşınmaz için satıcıya önceden ödeme yapar ve noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulur. Bu durumda tapu müdürlüğünde herhangi bir işlem yapılmaz.<br />
<br />
<b>Yukarıda belirttiğimiz iki durum haricinde yapılan ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersizdir. </b><br />
<br />
<b>3- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin bir diğer şartı: &quot;Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz&quot;<br />
</b><br />
<br />
Uygulamada bazen, henüz taşınmaza ilişkin yapı ruhsatı alınmaksızın tüketiciler ile ön ödemeli konut satışı yapıldığı görülmektedir. Bu durumda da sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olacaktır.<br />
<br />
<b>4- Ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersiz ise ne olacak?</b><br />
<br />
Her geçersiz sözleşmede olduğu gibi, ön ödemeli konut satış sözleşmesi de geçersiz ise taraflar (tüketici-satıcı) birbirlerine verdiklerini geri alırlar. Dolayısıyla <b>geçersiz sözleşme akdeden tüketiciler, satıcıya ödedikleri satış bedelini (kısmen ödeme yapmışlarsa ödedikleri kısmı) satıcıdan geri alabilirler.</b><br />
<br />
<b>5- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin geçersizliğini sadece tüketici ileri sürebilir:</b><br />
<br />
Taraflar, yukarıda belirttiğimiz durumlara uygun olarak sözleşme düzenlemediyse bu sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersizliği iddiası ancak ve ancak tüketici tarafından ileri sürülebilir. <i><b>&quot;Satıcı, sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.&quot;</b></i><br />
<br />
Daha basit bir ifade ile tarafların yaptıkları sözleşme geçersiz ise tüketici bu geçersiz sözleşme gereği satıcıya ödediği bedelleri geri alabilir veya satıcıyı sözleşmeye konu taşınmazı teslime zorlayabilir iken, satıcı, bu sözleşmenin geçersizliğinden bahisle tüketiciye taşınmazı teslim etmekten kaçınamaz. <b>Satıcı, geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge (senet gibi) vermesini de isteyemez.</b> <br />
<br />
<b>6- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin içeriğinde neler bulunmalıdır?</b><br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yapılması, aşağıdaki bilgileri içeren bir örneğinin tüketiciye verilmesi zorunludur:<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Tüketicinin adı, soyadı, açık adresi, telefon numarası ve varsa diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Sözleşmenin düzenlendiği tarih,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak satış fiyatı, varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak toplam taksitli satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz oranı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Tüketicinin temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ön ödeme tutarı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ödeme planı ve ödemelerin yapılacağı banka ve hesap bilgileri (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Cayma hakkının kullanılma şartları, süresi ve usulüne ilişkin bilgiler,</li><li style=""><b>Sözleşmeden dönme hakkının kullanılma şartları, süresi, usulü ile tazminata ilişkin bilgiler,</b></li><li style="">Cayma ve <b>sözleşmeden dönme bildirimlerinin yapılacağı açık adres bilgileri,</b></li><li style="">Verilen teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi ve şekli,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Konutun ortak giderlerine ilişkin bilgiler,</li><li style="">Tüketicilerin uyuşmazlık konusundaki başvurularını tüketici mahkemesine veya tüketici hakem heyetine yapabileceklerine dair bilgi.</li></ul><br />
<br />
<br />
<b>7- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkı:</b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satışında sözleşmeden dönme hakkını anlatmadan önce, eğer, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren <b>henüz 14 günlük süre dahi geçmemiş ise <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki" target="_blank">Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Cayma Hakkı</a> isimli makalemizi inceleyebilirsiniz.</b><br />
<b>Eğer sözleşmenin imza tarihinden itibaren 14 günlük süre geçmiş ise tüketici cayma hakkını değil sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
Dönme hakkı konusunda, 11 Mart 2017 tarihinde, Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapıldığından, bu tarihe göre ikili bir ayrım yapmak gerekecektir.<br />
<br />
<b>7.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkı: </b><br />
<br />
<b>&quot;Devir veya teslim tarihine kadar </b>tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır.&quot;<br />
<br />
Tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalanmış ise, tüketici, devir veya teslim tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeden bu konut satışından dönme hakkına sahiptir. <br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse, tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 01 Mart 2017 tarihinde imzalanmış ve sözleşmede konutun 30 ay sonra teslim edeceği düzenlenmiş ise tüketici, sözleşme tarihinden itibaren 30 ay sonraya kadar yani 01 Eylül 2019 tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
<b>7.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkı: </b><br />
<br />
&quot;Konut satışına dair sözleşme tarihinden itibaren <b>yirmi dört aya kadar</b> herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır.&quot;<br />
<br />
Tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 11 Mart 2017 tarihinden sonra imzalanmış ise, tüketici, 24 aya kadar herhangi bir gerekçe göstermeden bu konut satışından dönme hakkına sahiptir. <br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse, tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 01 Nisan 2017 tarihinde imzalanmış ve sözleşmede konutun 30 ay sonra teslim edeceği düzenlenmiş ise tüketici, sözleşme tarihinden itibaren 24 ay sonraya kadar yani 01 Nisan 2019 tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
Görüldüğü üzere tüketici, satıcı ile arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesini, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalamış ise, konutun kendisine devir ve teslim tarihine kadar; bu tarihten sonra imzalamış ise sözleşme tarihinden itibaren 24 ay içinde, her iki durumda da herhangi bir gerekçe göstermeksizin, bu konut satışından dönme hakkını kullanabilir.<br />
<br />
<b>Bu ne anlama gelir?</b><br />
<br />
<b>Tüketici, satıcı ile aralarında yapmış oldukları ön ödemeli konut satış sözleşmesi tarihinden itibaren yukarıda yer verdiğim sürelere dikkat etmek kaydıyla, hiçbir açıklama yapmaksızın, hiçbir gerekçe bildirmeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir. <u>Konut satışından bu şekilde gerekçe göstermeksizin dönme hakkı yalnızca tüketiciye tanınmıştır.</u> Satıcı gerekçe göstermeksizin sözleşmeden dönemez. </b><br />
<br />
<b>8- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkı nasıl kullanılır?<br />
</b><br />
Tüketici, ön ödemeli konut satış sözleşmesini imzaladıktan sonra, eğer bu sözleşme ile bağlı olmamak (ilerideki ödemeleri yapmamak ve konutu teslim almamak) istiyorsa dönme hakkını kullandığını yukarıda belirttiğim süreler içerisinde <b>satıcıya noter aracılığı ile bildirmelidir. </b>Konut satışından dönme hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir, aynı süre içerisinde satıcıya ulaşmaması önem arz etmez.<br />
<br />
<b>9- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkını kullandıktan sonra tüketicinin ödediği bedel kendisine iade edilmelidir.</b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinde, Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapıldığından, bu tarihe göre ikili bir ayrım yapmak gerekecektir.<br />
<br />
<b>9.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan sözleşmelerde: </b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinden önce imzalanan sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; ön ödemeli konut satışı nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme bedelinin yüzde 2'si kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir. Örneğin tüketici, 300.000-TL'ye satışı konusunda anlaşılan bir taşınmaza dair ön ödemeli konut satış sözleşmesinden döndüğü tarihe kadar satış bedelinin 100.000-TL'lik kısmını ödemiş ise sözleşmeden döndüğünde satıcı sözleşme bedelinin yüzde ikisi (6.000-TL) kadar tazminat ödenmesini isteyebilir. Bu durumda tüketiciye 94.000-TL kalacaktır.<br />
<br />
<b>9.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan sözleşmelerde: </b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinden sonra imzalanan sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; ön ödemeli konut satışı nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme tarihinden itibaren ilk üç ay için sözleşme bedelinin yüzde 2, 3-6 ay arası için yüzde 4, 6-12 ay arası için yüzde 6 ve 12-24 ay arası için de yüzde 8 kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir. Örneğin tüketici, 300.000-TL'ye satışı konusunda anlaşılan bir taşınmaza dair ön ödemeli konut satış sözleşmesi kapsamında 100.000-TL ödeme yapmış ve bu sözleşmeden ilk 3 ay içerisinde dönüyorsa, satıcıya, 2.000-TL; 3 ay geçtikten fakat 6 ay geçmeden önce dönüyorsa 4.000-TL;  6 ay geçtikten fakat 12 ay geçmeden önce dönüyorsa 6.000-TL; 12 ay geçtikten fakat 24 ay geçmeden önce dönüyorsa 8.000-TL tazminat ödemek durumunda kalır.<br />
<br />
<b>10- Konut bedelinin bir kısmı banka kredisi ile karşılanmış ise konut satışından dönme hakkı nasıl kullanılır?</b><br />
<br />
Tüketici, konut bedelinin bir kısmı veya tamamı için, bankadan konut kredisi kullanmış olabilir. Eğer tüketici ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkını kullanacak ise, <b>burada çok dikkat edilmesi gereken bir durum vardır.</b><br />
<b><br />
Her konut kredisi bağlı kredi değildir! </b>Başka bir ifade ile tüketicilerin, konut edinmek amacıyla kullandıkları her konut kredisi bağlı kredi sayılmaz. Örneğin tüketicinin, satıcının talimatı veya yönlendirmesi olmaksızın, tamamen kendisinin bulup kullandığı kredi, bağlı kredi değildir. Bu konuda Bağlı Kredi (Taşıt/Konut) Sözleşmeleri isimli makalemi incelemenizi tavsiye ederim.<br />
<br />
<b>10.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan sözleşmelerde:</b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılandığı ön ödemeli konut satışlarında tüketici, dönme hakkını kullanmış ise tüketicinin banka kredisi ile satıcıya ödediği satış bedeli, satıcı tarafından dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç <b><u>90 gün içinde</u></b> yalnızca üçüncü fıkrada belirtilen masraf ve tazminat tutarı düşülerek ilgili konut finansmanı kuruluşuna (genelde bankaya) iade edilir.<br />
<b><br />
10.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan sözleşmelerde:</b><br />
<br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılandığı ön ödemeli konut satışlarında tüketici, dönme hakkını kullanmış ise tüketicinin banka kredisi ile satıcıya ödediği satış bedeli, satıcı tarafından dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç <b><u>180 gün içinde</u></b> yalnızca üçüncü fıkrada belirtilen masraf ve tazminat tutarı düşülerek ilgili konut finansmanı kuruluşuna (genelde bankaya) iade edilir.<br />
<br />
Konut finansmanı kuruluşu söz konusu tutarı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 37 nci maddesine uygun olarak tüketiciye derhal geri ödemekle yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un &quot;Erken ödeme&quot; başlıklı 37. maddesi şu şekildedir:<br />
<i>&quot;(1) Tüketici, vadesi gelmemiş bir veya birden çok taksit ödemesinde bulunabileceği gibi, konut finansmanı borcunun tamamını erken ödeyebilir. Bu hâllerde, konut finansmanı kuruluşu, erken ödenen miktara göre gerekli tüm faiz ve diğer maliyet unsurlarına ilişkin indirim yapmakla yükümlüdür.<br />
(2) Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi hâlinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla<br />
ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda, konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilebilir. Erken ödeme tazminatı gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı kuruluşuna erken ödenen tutarın kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde yüzde birini, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi hâlinde tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilemez.&quot;</i><br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse,</b> tüketici, satıcı ile, bir konutun 300.000-TL bedel ile satışı konusunda, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalamış olduğu ön ödemeli konut satış sözleşmesindeki bu bedelin 100.000-TL'lik kısmını nakit, 200.000-TL'lik kısmını ise bankadan kullandığı konut kredisi ile satıcıya ödemiş olsun. Tüketici, devir veya teslim tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeden, bu konut satışından dönme hakkına sahip olduğuna göre 11 Mart 2019 tarihine kadar sözleşmeden döndüğünde satıcıya nakit olarak ödemiş olduğu 100.000-TL'nin %2'sini (2.000-TL) satıcıya ödemek durumunda kalacaktır. Bu durumda satıcıdan 98.000-TL, bankadan ise o güne kadarki kredi ödemelerinin tamamını talep edebilir. Geri kalan kredi borcu ise erken ödeme hükümlerine tabi olarak (kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde kalan tutarın yüzde 1'i, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise kalan tutarın yüzde 2'si tüketiciden alınarak) sona erer.<br />
<br />
<b>Fakat durum her zaman böyle olmaz. Bankalar genelde, bu kredi bağlı kredi dahi olsa tüketiciden ödeme yapmasını bekler. Bu durumda bankanın haksız bir ödeme talebi söz konusudur ve bankaya karşı hukuki sürecin başlatılması gerekir.</b><br />
<br />
<b>11- Banka (veya başkaca konut finansmanı kuruluşu) tüketicinin dönme hakkını kullandığını nasıl bilecek?</b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılanması durumunda, tüketicinin dönme hakkını kullandığı satıcı tarafından ilgili konut finansmanı kuruluşuna derhal bildirilir. Dolayısıyla bu bildirim yükümlülüğü tüketiciye değil satıcıya yüklenmiştir.<br />
<br />
<b>12- Satıcı veya banka dönme hakkını kullanan tüketiciye, ödediği bedeli geri vermiyorsa ne yapılabilir? </b><br />
Tüketici konut satışından dönme hakkını kullanmasına rağmen, satıcı ödenen bedeli ve var ise senetleri geri vermiyorsa satıcıya karşı, banka da eğer tüketicinin o güne kadar yaptığı ödemeleri iade etmiyorsa bankaya karşı icra takibi yapılabilir veya dava yoluna gidilebilir.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için &quot;<a href="https://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">internet sitemiz</a>&quot; üzerinden bize ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
<b><i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli yurttaşa araç alımında ötv tahakkuku</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?166-Engelli-yurttasa-arac-aliminda-otv-tahakkuku</link>
			<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 07:50:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['%90 engel raporu ile ötv muafiyetli araç alan dovn sendromlu engelliden sen daha sonra yeni rapor almışın, oran %85e düşmüş öde şu ötv'ni diyen...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'%90 engel raporu ile ötv muafiyetli araç alan dovn sendromlu engelliden sen daha sonra yeni rapor almışın, oran %85e düşmüş öde şu ötv'ni diyen sistemin zulmünü maalesef ancak dava yolu ile engelleyebiliyoruz' demiştim ya, vergi dairesi sen gel 25000 ödeme 8000 liraya bu defteri kapatalım demiş ve çocuğun babası ya davayı kaybeder ve hepsini ödemek zorunda kalırsam korkusu ile vergi dairesinin teklifini kabul etmiş. Çünkü bendeniz bir avukat olarak kesin kazanırsın dememişim. Diyemem çünkü bizde aynı hadisede farklı kararlar çok olabiliyor ve %100 haklı da olsak davamızda kesin kazanırız diyemiyoruz avukatlar olarak. Benzer 10dan fazla davayı kazandığımızı söylesem de garanti vermiyorum diye 8000e razı olan engelli babasının vebali bendeniz de olmasa gerek. Bu hurda sistemi koruyan kollayanlar da olsa gerek, ne dersiniz?<br />
Diyorlar ki, bu engelli vergi istisnasını suistimal edenler var. E iyi de bu suistimali engelleme görevi de devletin. Bendeniz birçok engelli için davalar açtım ki bırakınız araba kullanmayı tek başlarına sokağa bile çıkma durumları yok ve bunlara sonra aldıkları raporda oran düştü diye vergi tahakkuku yapıyor sistem. Hepsini iptal ettirdik şükür de bir de böyleleri var ya davayı kaybeder ve hepsini ödemek zorunda kalırsak diye ölümü göstererek sıtmaya razı etmesi bir devlete yakışmıyor.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?166-Engelli-yurttasa-arac-aliminda-otv-tahakkuku</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Cayma Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki</link>
			<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 13:58:05 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları, konut satışından cayma hakkı konularında tüketicilere açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesi: &quot;Tüketicinin, konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmeyi&quot; ifade eder. Tüketicinin, gerekçe belirtmeksizin bu konut satışından cayma hakkı vardır.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri, halk arasında, &quot;<b>maketten satış</b>&quot;, &quot;<b>projeden satış</b>&quot; gibi kavramlarla ifade edilir.<br />
<br />
Bir tüketici, henüz kat mülkiyeti kurulmamış fakat ileride kurulacağı ve kendisine devredileceği ifade edilen bir taşınmazı, henüz tapuda devir yapılmadan önce, kısmi ödeme veya tamamen ödeme yaparak satın alıyorsa, satıcı ile arasındaki bu sözleşme ön ödemeli konut satış sözleşmesidir.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri kurulmadan önce tüketiciye bazı bilgilerin verilmesi gerekir: </b><br />
Ön ödemeli konut satışına dair sözleşme kurulmadan en az bir gün önce, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir şekilde ön bilgilendirme formu düzenlenerek tüketiciye verilmesi zorunludur. Bu formda,<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgiler,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak peşin ve taksitli toplam satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Varsa faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran,</li><li style="">Tüketicinin cayma ve sözleşmeden dönme hakkına ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi,</li><li style="">Verilecek teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Yönetim planına uygun olarak genel giderlere katılıma ilişkin bilgiler yer almalıdır.</li></ul><br />
<br />
Yukarıda yer alan bilgileri içeren ön bilgilendirme formuna ek olarak tüketiciye, bağımsız bölüm planı, vaziyet planı, kat planı ve mahal listesi verilir. <br />
<br />
Bu madde kapsamında ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcıya aittir.<br />
<br />
Uygulamada bu form, genelde ön ödemeli konut satış sözleşmesi ile aynı günde fakat bir veya bir kaç gün öncesinin tarihi yazılmak suretiyle tüketiciye verilmektedir.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi nasıl kurulur?</b><br />
&quot;Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, kat irtifakı devrinin tüketici lehine tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte yapılacak yazılı bir sözleşme şeklinde veya noterliklerde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi ile kurulur.&quot;<br />
<br />
O halde;<br />
<br />
<ul><li style="">Kat irtifakı tüketici lehine tapuda tescil edilecek ve yazılı bir sözleşme yapılacak veya</li><li style="">Noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulacak.</li></ul><br />
<br />
Her iki durumda da ön ödemeli konut satışına dair sözleşme geçerlidir.<br />
<br />
Uygulamada genelde ikinci yol tercih edilmektedir. Yani tüketici, ileride üzerine devralacağı bir taşınmaz için satıcıya önceden ödeme yapar ve noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulur. Bu durumda tapu müdürlüğünde herhangi bir işlem yapılmaz.<br />
<br />
<b>Yukarıda belirttiğimiz iki durum haricinde yapılan ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersizdir. </b><br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin bir diğer şartı: &quot;Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz&quot;</b><br />
<br />
<b>Uygulamada bazen, henüz taşınmaza ilişkin yapı ruhsatı alınmaksızın tüketiciler ile ön ödemeli konut satışı yapıldığı görülmektedir. Bu durumda da sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olacaktır.</b><br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersiz ise ne olacak?</u></b><br />
Her geçersiz sözleşmede olduğu gibi, ön ödemeli konut satış sözleşmesi de geçersiz ise taraflar (tüketici-satıcı) birbirlerine verdiklerini geri alırlar. Dolayısıyla <b>geçersiz sözleşme akdeden tüketiciler, satıcıya ödedikleri satış bedelini (kısmen ödeme yapmışlarsa ödedikleri kısmı) satıcıdan geri alabilirler.</b><br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin geçersizliğini sadece tüketici ileri sürebilir:</b><br />
Taraflar, yukarıda belirttiğimiz durumlara uygun olarak sözleşme düzenlemediyse bu sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersizliği iddiası ancak ve ancak tüketici tarafından ileri sürülebilir. &quot;Satıcı, sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.&quot;<br />
<br />
Daha basit bir ifade ile tarafların yaptıkları sözleşme geçersiz ise tüketici bu geçersiz sözleşme gereği satıcıya ödediği bedelleri geri alabilir veya satıcıyı sözleşmeye konu taşınmazı teslime zorlayabilir iken, satıcı, bu sözleşmenin geçersizliğinden bahisle tüketiciye taşınmazı teslim etmekten kaçınamaz. Satıcı, geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini de isteyemez.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin içeriğinde neler bulunmalıdır?</b><br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yapılması, aşağıdaki bilgileri içeren bir örneğinin tüketiciye verilmesi zorunludur:<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Tüketicinin adı, soyadı, açık adresi, telefon numarası ve varsa diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Sözleşmenin düzenlendiği tarih,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak satış fiyatı, varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak toplam taksitli satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz oranı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Tüketicinin temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ön ödeme tutarı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ödeme planı ve ödemelerin yapılacağı banka ve hesap bilgileri (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Cayma hakkının kullanılma şartları, süresi ve usulüne ilişkin bilgiler,</li><li style="">Sözleşmeden dönme hakkının kullanılma şartları, süresi, usulü ile tazminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Cayma ve sözleşmeden dönme bildirimlerinin yapılacağı açık adres bilgileri,</li><li style="">Verilen teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi ve şekli,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Konutun ortak giderlerine ilişkin bilgiler,</li><li style="">Tüketicilerin uyuşmazlık konusundaki başvurularını tüketici mahkemesine veya tüketici hakem heyetine yapabileceklerine dair bilgi.</li></ul><br />
<br />
<br />
<u><b>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı:</b></u><br />
<br />
<b>&quot;Tüketici, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 14 (on dört) gün içinde, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin konut satışından cayma hakkına sahiptir.&quot;</b><br />
<br />
Eğer, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 14 günlük süre geçmiş ise <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki" target="_blank">Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Dönme Hakkı</a> isimli makalemizi inceleyebilirsiniz. Sözleşmenin imza tarihinden itibaren 14 günlük süre geçmemiş ise, bu makaleyi okumaya devam edebilirsiniz.<br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı ne anlama gelir?</u></b><br />
<br />
Tüketici, satıcı ile aralarında yapmış oldukları ön ödemeli konut satış sözleşmesi tarihinden itibaren 14 gün içinde, hiçbir açıklama yapmaksızın, hiçbir gerekçe bildirmeksizin, konut satışından cayma hakkını kullanabilir. Konut satışından bu şekilde cayma hakkı yalnızca tüketiciye tanınmıştır. Satıcı gerekçe göstermeksizin sözleşmeden cayamaz. <br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı nasıl kullanılır?</u></b><br />
<br />
Tüketici, ön ödemeli konut satış sözleşmesini imzaladıktan sonra, eğer bu sözleşme ile bağlı olmamak (ilerideki ödemeleri yapmamak ve konutu teslim almamak) istiyorsa cayma hakkını kullandığını bu 14 günlük süre içerisinde satıcıya noter aracılığı ile bildirmelidir. Konut satışından cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir, aynı süre içerisinde satıcıya ulaşmaması önem arz etmez.<br />
<br />
<b><u>Konut bedelinin bir kısmı banka kredisi ile karşılanmış ise konut satışından cayma hakkı nasıl kullanılır?</u></b><br />
<br />
Tüketici, konut bedelinin bir kısmı veya tamamı için, bankadan konut kredisi kullanmış olabilir. Eğer tüketici ön ödemeli konut satış sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren 14 günlük süre içerisinde bu konut satışından cayma hakkını kullanacak ise, burada çok dikkat edilmesi gereken bir durum vardır.<br />
<br />
Her konut kredisi bağlı kredi değildir! Başka bir ifade ile tüketicilerin, konut edinmek amacıyla kullandıkları her konut kredisi bağlı kredi sayılmaz. Örneğin tüketicinin, satıcının talimatı veya yönlendirmesi olmaksızın, tamamen kendisinin bulup kullandığı kredi bağlı kredi değildir. Bu konuda Bağlı Kredi (Taşıt/Konut) Sözleşmeleri isimli makalemi incelemenizi tavsiye ederim.<br />
<br />
Zaten bir konut kredi sözleşmesi bağlı kredi ise, ön ödemeli konut satışındaki cayma süresi (sözleşme tarihinden itibaren 14 gün) sonunda yürürlüğe girer. Başka bir ifade ile, bir konut satın alma amacıyla hareket eden tüketici, ön ödemeli konut satışına dair sözleşme ile birlikte, kredi için aynı tarihte (genelde banka ile) sözleşme imzalamış dahi olsa, bu bağlı kredi, imza tarihinden itibaren 14 günlük sürenin sonunda yürürlüğe girecektir. Dolayısıyla, tüketiciler, ön ödemeli konut satışına dair sözleşmeden cayma hakkını kullandıklarında, bağlı kredi sözleşmesi henüz yürürlüğe girmemiş durumdadır. Dolayısıyla bankaya da herhangi bir ödeme yapmaları gerekmez. Fakat durum her zaman böyle olmaz. Bankalar genelde, bu kredi bağlı kredi dahi olsa tüketiciden ödeme yapmasını bekler. Bu durumda bankanın haksız bir ödeme talebi söz konusudur ve bankaya karşı hukuki sürecin başlatılması gerekir.<br />
<br />
<b>Tüketici, süresi içerisinde, ön ödemeli konut satışından cayma hakkını kullanmış ise, konut finansmanı kuruluşu (genelde banka) bu süre için veya başkaca sebepler ile, tüketiciden faiz, komisyon, yasal yükümlülük ve benzeri isimler altında hiçbir masraf talep edemez.</b><br />
<br />
<b><u>Banka (veya başkaca konut finansmanı kuruluşu) tüketicinin cayma hakkını kullandığını nasıl bilecek?</u></b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılanması durumunda, tüketicinin dönme hakkını kullandığı satıcı tarafından ilgili konut finansmanı kuruluşuna derhal bildirilir. Dolayısıyla bu bildirim yükümlülüğü tüketiciye değil satıcıya yüklenmiştir.<br />
<br />
<b><u>Konut satışından cayma hakkını kullanan tüketici kısmen veya tamamen ödediği bedeli geri alabilir mi?</u></b><br />
Konut satışından cayma hakkının kullanılması durumunda, tüketiciye iade edilmesi gereken tutar ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge cayma bildiriminin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren en geç on dört gün içinde tüketiciye geri verilir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere satıcı, tüketicinin ödediği satış bedelini ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi (genelde senet) tüketicinin noter aracılığı ile kendisine yönelttiği cayma bildiriminden itibaren on dört gün içinde tüketiciye geri vermek zorundadır.<br />
<br />
<b><u>Satıcı, cayma hakkını kullanan tüketiciye, ödediği bedeli geri vermiyorsa ne yapılabilir? </u></b><br />
Tüketici konut satışından cayma hakkını kullanmasına rağmen, satıcı ödenen bedeli ve var ise senetleri geri vermiyorsa satıcıya karşı icra takibi yapılabilir veya dava yoluna gidilebilir.<br />
<br />
<br />
<b>Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için &quot;<a href="https://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">internet sitemiz</a>&quot; üzerinden bize ulaşabilirsiniz. </b><br />
<br />
<b><i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vefat Eden Kişinin Kredi Borcunun Sigorta Şirketi Tarafından Karşılanması</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?163-Vefat-Eden-Kisinin-Kredi-Borcunun-Sigorta-sirketi-Tarafindan-Karsilanmasi</link>
			<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 15:46:50 GMT</pubDate>
			<description>Bankalar, uygulamalarına göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle konut kredisi, taşıt kredisi, tarım kredisi gibi yüksek bedelli kredi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bankalar, uygulamalarına göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle konut kredisi, taşıt kredisi, tarım kredisi gibi yüksek bedelli kredi kullandırılacağı zaman tüketicilerden, hayat sigortası yaptırmalarını istemektedir.<br />
<br />
Burada, tüketici, banka ve sigorta şirketi arasında üçlü bir ilişki mevcuttur.<br />
<br />
Banka, hayat sigortası yapmış olması kaydıyla tüketiciye kredi kullandırmakta, sigorta şirketi ise primi tahsil etmek kaydıyla tüketicinin yaşamının sona ermesi riski karşısında bankaya olan kredi borcunu ödemeyi garanti etmektedir.<br />
<br />
 Hayat sigortalarında; hayatı üzerine sigorta sözleşmesi yaptıran kişiye &quot;sigortalı&quot;, prim ödemek suretiyle sigortalının menfaatini sigortacı nezdinde sigortalayan kişiye &quot;sigorta ettiren&quot; ve sigorta sözleşmesine taraf olmamakla beraber lehine sigorta sözleşmesi yapılan ve rizikonun gerçekleşmesi halinde kural olarak sigorta tazminatını sigortacıdan isteme hakkına sahip olana da &quot;lehdar&quot; denir.<br />
<br />
<b>Bizim konumuz, kredi (konut, taşıt, tarım gibi hangi kredi olursa olsun) kullanmak isterken, bu kredinin kullandırım koşullarından biri olarak, tüketicilerden, zorunlu olarak yaptırması istenen hayat sigortalarıdır.</b> Dolayısıyla burada, “sigortalı” ile “sigorta ettiren” aynı kişidir. Nitekim sigorta şirketine prim ödeyen kişi ile hayatı üzerine sigorta sözleşmesi yapılan kişi aynıdır. Lehtar ise genelde bankadır. Dolayısıyla, kural olarak, ölüm gerçekleştiğinde, sigorta tazminatını, sigorta şirketinden isteme hakkına sahip olan da bankadır.<br />
<br />
Hayat sigortası yaptırarak kredi kullanan bir tüketicinin, bankaya olan kredi borcu devam ettiği süre içerisinde vefat etmesi durumunda karşımıza birtakım sorunlar çıkmaktadır.<br />
<br />
<b>Bunlardan ilki, kredi borcunun geri kalanından kimin (mirasçıların mı yoksa sigorta şirketinin mi) sorumlu olacağı noktasındadır.</b><br />
<br />
Bilindiği üzere, murisin (vefat edenin) hak ve borçları, mirası reddetmeyen mirasçılarına intikal etmektedir. Örneğin, muris (vefat eden kişi) sağlığında konut satın almak için bankadan 60 ay vade ile kredi kullanmış, kredi borcunun 12 aylık taksidini sağlığında ödemiş ve fakat 13. taksidi ödemeden vefat etmiş, mirasçılar da kanun gereği kendilerine intikal eden mirası reddetmemiş iseler, kalan 48 aylık kredi borcundan dolayı bankaya karşı sorumlu olurlar.<br />
<br />
<b>Peki geri kalan 48 aylık taksit, mirasçılar tarafından mı yoksa murisin bu krediyi kullanırken yapmış olduğu hayat sigortası gereğince sigorta şirketi tarafından mı ödenecektir?</b><br />
<br />
Sigorta ettiren (yani kredi kullanan kişi), sigorta sözleşmenin yapılması sırasında (genelde kredi kulandırım tarihi ile aynı tarihte) bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.<br />
<br />
Önemli husus nedir? Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen her husus önemli değildir. Bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen bu hususların “önemli” sayılabilmesi için, sözleşmenin (sigorta sözleşmesininin) yapılmamasını veya değişik (daha fazla prim ödenmesi gibi) şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir.<br />
<br />
Görüleceği üzere, sigorta ettiren (aynı zamanda kredi kullanan) kişi, geçmişte yaşadığı bir kalp rahatsızlığını, sigortacıya (sigorta şirketine veya bankaya) bildirmemiş olabilir. Peki bu kalp rahatsızlığı sözleşmenin yapılmaması veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirir mi? Eğer murisin ölümü, geçmişte yaşadığı bu kalp rahatsızlığının devamı nitelikteki bir rahatsızlıkla sona ermiş ise, özünde ölüm riskini teminat alan bu sigorta sözleşmesinin yapılmaması gerektiği söylenebilir. Fakat ölüm, her zaman geçmişte yaşanan bir rahatsızlıktan ileri gelmez, kişi, geçmişte bir kalp rahatsızlığı yaşamış dahi olsa, kanser sebebiyle ölmüş olabilir. Bu gibi durumlarda sigorta sözleşmesinin yapılmaması gerektiği söylenemez ancak değişik şartlarda (daha fazla prim ödenerek veya daha kısa süreli teminat sağlanarak) yapılması gerektiği söylenebilir.<br />
<br />
<b>Bilindiği üzere, kredi kullanılırken yapılan sigorta işlemlerinde, sigorta ettiren (aynı zamanda krediyi kullanan) kişiden bir form doldurması istenmektedir.</b> Bu formda, sigorta yaptıracak kişiden, daha önce geçirdiği hastalıklar, rahatsızlıklar, hali hazırda bir hastalığının olup olmadığı gibi sorulara yanıt vermesi beklenir. İşte sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan bu hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır. Bir diğer anlatımla, yazılı veya sözlü olarak sorulan bu sorulara, sigorta ettiren, eksik veya yanlış cevap vermiş ise önemli hususlarda sigortacıyı bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal etmiş sayılır. Bu ihlal, kasten (bilerek gizleme) veya ihmalen (bilmeden gizleme) yapılmış olabilir.<br />
<br />
Sigortacı tarafından sorulan soruların aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılacağı kanun gereği olduğundan, bu formlarda en ufak rahatsızlıklar için bile sorular bulunur veya bu tür rahatsızlıkların yazılabilmesi için tüketicilere boş bir alan bırakılır. <b>Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene (kredi kullanan tüketiciye) hiçbir sorumluluk yüklenemez. </b>Başka bir ifade ile, sigortacı, sigorta ettiren (aynı zamanda kredi kullanan) kişiye soruların yer aldığı bir liste verdiğinde, bu listede yer almayan bir soru ile ilgili olarak, kredi borcunu ödemeyi reddedemez. Bunun da bir istisnası sigorta ettirenin önemli bir hususu kötüniyetle saklama halidir. <b>Örneğin sigortacı, sigorta ettirene, hali hazırda “kanser” tedavisi görüp görmediğini sormuş, sigorta ettiren kişi, henüz 3 gün önce yendiği kanser hastalığını sigortta ettirene bildirmemiş ve poliçe süresi içerisinde bu kanser tekrar nüksederek vefat etmiş ise, burada sigorta ettiren kişinin bu hastalığı kötüniyetli olarak gizlemesi söz konusu olur.</b> Bu da önemli bir hususun sigortacıdan gizlenmesi anlamına gelir.<br />
<br />
Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan bu hususların, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılacağını yukarıda ifade etmiştik. Bazen kredi kullanan kişi, önemli bir rahatsızlığını önemsiz görerek veya önemli görmesine rağmen başkaca nedenler ile bu tür bilgilere bu formda yer vermemiş veya kasten gizlemiş olabilir. <b>Bu soruların sözleşmenin yapımında etkisi olup olmadığı veya sözleşmenin daha değişik (sigorta ettiren/tüketici açısından daha ağır) şartlarda yapılmasını gerektirip gerektirmediği ise Adli Tıp Kurumu’nun vereceği rapora göre belirlenecektir.</b><br />
<br />
Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş ise, sigortacı, bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 15 günlük süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Uygulamada bu husus kendini şu şekilde göstermektedir. Kredi borcu miras yoluyla kendilerine geçen mirasçılar, murisin (vefat eden kişinin) öldüğünü ve kredi borcunun da sigorta sözleşmesi gereği teminat altına alındığını ifade ederek sigorta şirketlerine başvururlar. Bu gibi durumlarda sigorta şirketleri, mirasçılardan, murisin ölüm sebebini gösteren raporu talep ederler. Bu raporu alan sigorta şirketi, hakkı olduğunu düşünerek veya kötüniyetle, kendileri için önemli olan bir hususun vefat eden kişi tarafından bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğundan bahisle bankaya ödeme yapmaktan kaçınabilirler.<br />
<br />
Eğer kişi, sigorta poliçesinin düzenlenmesi sırasında bir veya birden fazla hastalığa sahip olup da bu hastalıklarını sigorta şirketinden gizlemiş (bu konularda sorulan sorulara cevap vermemiş veya yanlış cevap vermiş) ve <b>bu hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağı (bağlantı/ilişki)</b> var ise mirasçıların hak talep etmesi mümkün olmaz. <b>Burada en önemli husus şudur, bazı durumlarda kişi, birtakım hastalıklara sahip olsa da bu hastalıklarının farkında olmayabilir. Kişinin, hastalığa sahip olduğunu bilerek (kasten) gizlemesi ile bu hastalığa sahip olduğunu bilmemesi (ihmalen) arasında büyük fark vardır.</b><br />
<br />
Örneğin bir tüketici, konut kredisi kullanmak talebiyle, bir bankaya, 01.09.2018 tarihinde başvurmuş, banka, konut kredisi kullanabilmesi için hayat sigortası yaptırması gerektiğini ifade ederek, hangi hastalıklarının var olduğu ile ilgili soruları içeren bir listeyi doldurmasını istemiştir. Kredi kullanmak isteyen bu tüketici, kredi kullanmak için bankaya başvurduğu o tarihte kanser hastası olduğunu bilmediğinden, bu soruya cevap vermemiş veya kanser hastası olmadığını belirten bir cevap vermiştir. Kredi borcunun ilk birkaç taksidi tüketici tarafından ödenmiş, bu kişi, 25.11.2018 tarihinde vefat etmiş ve raporda, ölümün “kanser” sebebiyle olduğu yazılmıştır. Yapılan yargılama sırasında, kişinin, 01.09.2018 tarihinden çok daha önceden (1 yıldan beri) kanser hastası olduğu ortaya çıkmış ve kişinin bu hastalığı ile ilgili herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı da anlaşılmıştır. Bu durumda tüketicinin (sigorta ettirenin) kasten değil fakat ihmali ile beyan yükümlülüğünü ihlal etmesi söz konusudur. <b>Bu ihlal, tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır.<br />
</b><br />
Aynı örnek üzerinden devam edecek olursak, sigorta ettirenin (yani kredi kullanırken sigorta sözleşmesi yapan kişinin) kusuru kast derecesinde ise (yani 01.09.2018 tarihinden önceki bir tarihte kanser teşhisi konmuş ise) <b>beyan yükümlülüğünün ihlali (bu hastalık gizlenmiş ise) ile gerçekleşen riziko (ölüm) arasında bağlantı varsa (kişi, bu kanser sebebiyle ölmüşse), sigortacının kredi borcunu ödemesi söz konusu olmaz. </b> Peki bağlantı yoksa (yani kişi kanser olduğunu biliyor bu hususu da sigortacıdan gizlemiş ve fakat ölüm başka bir sebebe dayalı ise) bu durumda sigortacı, ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder. Ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oran ise bu husustaki bilirkişi incelemesi ile belirlenecektir. Örnek verecek olursak, sigortacı, sigorta ettirenin “kanser hastası olduğunu bilmeden” 500-TL prim karşılığında, vefatı halinde kredi borcunu ödemeyi üstlenmiş ise, aynı sigorta sözleşmesini kaç TL prim karşılığında yapacak idiyse (örneğin 1000-TL) bu her iki primin birbirine oranına (1/2) göre kredi borcunu ödemek zorunda kalır. Bu örnekte kalan kredi borcu 40.000-TL ise sigortacı yalnızca 20.000-TL ödeme yapacak geri kalan borç ölenin mirasçıları tarafından ödenmeye devam edecektir.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, İzmir merkezli bir hukuk bürosu olmamıza rağmen, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için, internet sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">http://www.akahukuk.com.tr</a> <br />
<br />
<b>Emsal Yargıtay kararları:<br />
</b><br />
1- ... Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. <br />
6102 sayılı TTK'nun 1490. maddesi uyarınca, sigorta ettiren kişinin, kendisinin veya başkasının hayatını (o kişi lehine) sigorta ettirmesi mümkün olup; TTK'nun 1493/7. maddesinde ise &quot;sigortacıdan edimi istem ve tahsil yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça, lehtara aittir&quot; denilmek suretiyle, hayat sigortalarında sigorta bedelini talep ve tahsil hakkının poliçe lehtarı olduğu açıkça kabul edilmiştir. Sigorta poliçesinden doğan teminatı talep hakkına sahip olan kişi poliçe lehtarı olduğundan, tazminat talebine ilişkin davada da aktif dava ehliyetine sahip olan kişi lehtar olacak; lehtar dışındaki kişilerin poliçeden doğan tazminatı talep hakkı bulunmayacak; Dairemiz'in yerleşik içtihatları gereği, 3. kişiler ancak lehtarın kayıtsız şartsız muvafakat vermesi halinde davada aktif dava ehliyetine sahip olabilecektir. <br />
Somut olayda; davaya konu hayat sigorta poliçesinde, dava dışı banka şubesinin &quot;dain-i mürtehin ve dönülemez şekilde lehtar&quot; olduğu kayıtlı olup, davacıların sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için dain-i mürtehinin bu konuda açık muvafakatının alınması gerektiği gözetilerek bu hususta araştırma yapılması için Dairemiz'ce dosya mahkemesine geri çevrilmiştir. Mahkemece, ilgili bankaya yazılan müzekkereye, bankalarının rehinli alacağının ve mürtehin kaydının devam ettiği, davacılar tarafından yapılmış ödeme bulunmadığı için tazminatın bankaları lehine hüküm altına alınması şartıyla davaya muvafakatlerinin olduğu şeklinde cevap verildiği görülmüştür. Bu durumda, dava dışı dain-i mürtehin ve lehtar banka tarafından, davacıların açtığı davaya kayıtsız şartsız muvafakat verildiğinden ve davacıların dava açma hakkı olduğundan bahsedilemez. Ancak Dairemiz'in yerleşik uygulamaları ile, murisleri sigortalının ölümü nedeniyle, poliçeden doğan vefat teminatını talep eden davacıların, dain-i mürtehin ve lehtar bankaya kredi borcunu ödedikleri durumda, ödedikleri bedel kadar dava açma haklarının bulunduğu kabul edilmektedir. Davacılar tarafından 9 aylık kredi taksitinin, dava dışı bankaya ödendiği, sunulan ödeme dekontları ile sabittir.<br />
Açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre; davaya konu hayat sigorta poliçesinde dain-i mürtehin ve lehtar kaydı olan dava dışı banka şubesinin davaya kayıtsız şartsız muvafakat vermediği ve bankanın davada taraf olmadığı, davada taraf olmayan kişi leh ya da aleyhine hüküm kurulamayacağı hususları dikkate alınmak suretiyle; davacıların, en fazla murisin ölümünden sonra bankaya ödedikleri bedel oranında dava açma konusunda ehliyetleri olduğu dikkate alınarak hüküm tesisi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.<br />
Kabule göre ise; poliçe tanzim tarihi itibariyle davacılar murisine konulmuş kanser teşhisi bulunmadığından, sağlık durumuna ilişkin beyan yükümlülüğüne aykırılığın sözkonusu olmadığı kabul edilerek zarar teminat kapsamında kabul edilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde düzenlenen, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasında doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü gereği, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Davacılar murisinin mide ve karaciğerindeki tümörlere ilişkin biyopsi ve teknik görüntüleme de dahil tetkiklerinin, 29.08.2012- 06.09.2012 tarihleri arasında sürdüğü dosya kapsamı ile sabit olup, ciddi tetkikler sürerken poliçenin satın alındığı ve &quot;bilinen tüm önemli hususlar&quot; kavramına bu durumun dahil olduğu gözetilerek, murisin mide ve karaciğerindeki kanser ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığına ilişkin rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönde inceleme ve değerlendirme yapılmayışı da doğru değildir. <br />
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 16/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. <br />
<br />
2- Davacı vekili; müvekkilinin babası...'nun 22.11.2011 tarihinde vefat ettiğini, ölmeden önce 13.09.2010 tarihinde 120 ay vadeli konut kredisi kullandığını, kullanılan kredinin Finans Emeklilik ve Hayat Sigortası A.Ş. tarafından sigortalandığını, murisin ölümü ile geride tek mirasçı olarak oğlu ....'nun kaldığını, murisin ölümünün sigorta şirketine ihbar edildiğini ancak, sigorta şirketi tarafından murisin sağlık beyanı formunda mevcut hastalığını beyan etmediği ve bu hastalığından vefat ettiği belirtilerek herhangi bir ödeme yapılmayacağının bildirildiğini, fazlaya dair haklar da saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL alacağın reeskont faizi ile birlikte, müvekkilinin babası tarafından ve kendisi tarafından ödenen kredi taksitlerine istinaden şimdilik 5.000,00 TL'nin reeskont faizi le davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, sigortalının ölmeden önce ölümüne neden olan kronik hepatit tanısı ile KC Kistik hastalığının olduğunun tespit edildiğini, bu sebeple müvekkili şirketin sigorta ettiren Finansbank A.Ş'ye gönderdiği 23.01.2012 tarihli yazı ile uzun süreli kredi grup hayat sigortası başvuru ve sağlık beyan formunda hastalığını beyan etmediği, etmiş olsa idi sigorta kapsamına alınamayacağı yahut başvurusunun ret edileceği gerekçesi ile vefat sebebiyle herhangi bir tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının babası murisin ölümünün hepatocellüler carsinom hastalığı sonucu olduğu, ölümüne neden olan hastalığın tanısının sözleşme tarihinden 9 ay sonra konulduğu, bu sebeple ölüm ile matbu sözleşmedeki hastalıklar arasında illiyet bağı olmadığını, davacının murisin sigorta sözleşmesi kurulurken, kendisine sigorta öncesi beyan yükümlülüğünün çerçevesinde sorulan sorularda hastalıkla ilgili bir husus olmadığını, sözleşme sırasında ortaya çıkan hastalığı da murisin bilme imkanı olmadığını, dolayısıyla geçerli sigorta sözleşmesine binaen davalının davacıya sigorta sözleşmesinden doğan tazminatı ödemekle yükümlü olduğundan bahisle 15.000,00 TL'nin 23.01.2012 tarihinden 35.433,00 TL'nin ıslah tarihi 22.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br />
<br />
1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı sigorta şirketi vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.<br />
<br />
2-)Davacıların murisi .... ile davalı sigorta şirketi arasında konut kredisi sözleşmesi kapsamında hayat sigorta poliçesi tanzim edildiği iddiasıyla eldeki dava açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, poliçe tanzim tarihinde Hepatit B olan sigortalının bu durumu müvekkilinden saklaması sebebiyle tazminatla sorumlu olmayacaklarını ileri sürmektedir.<br />
<br />
Dosya içeriğinden, davacıların murisine Hepatit B tanısı 31.03.2010 tarihinde konulduğu, poliçenin ise 20.09.2010 tarihinde düzenlendiği, 22.11.2011 tarihinde ise sigortalının hepatocellüler carsinoma hastalığından öldüğü anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece alınan bilirkişi raporunda Adli Tıp Uzmanı, hastalığın öneminin tıp eğitimi almamış bir insanın kavramasının beklenmeyeceği, bu hastalığın normal seyrinde gelişimi halinde, kronik hepatit B hastalığının hepatocellüler carsinoma dönüşümünün 20-30 yıl sürebileceği gibi bu riskin %0,5 ila 3 gibi düşük ihtimal dahilinde belirtilmiştir. Bu halde sigortalının hastalığını davalı sigorta şirketinden kasten sakladığı ispat edilmemiştir. Öte yandan, sigorta sözleşmeleri karşılıklı güven esasına dayanan ve beyana göre düzenlenen sözleşmelerdir. Hayat sigortası yapılması sırasında geçirilen veya teşhis edilen bir hastalık var ise bunun bildirilmesi iyi niyetin gereğidir. T.T.K.'nın 1290.maddesi ve 6102 Sayılı T.T.K'nın 1435 vd. maddeleri ise sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında ise teminatın indirilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre bu hastalık belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
<br />
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte belirtilen nedenlerle, davalı sigorta vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30/01/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
<br />
3- Davacılar vekili, müvekillerinin murisi ...'in davalı ... Bankasının Yozgat Şubesinden 08.11.2010 tarihinde 100.000,00 TL bedelli tarım kredisi adı altında kredi kullandığını, müvekkillerinin murisine 22427133-0 poliçe numarası ile hayat sigortası düzenlendiği ve yapılan sigortanın murisin kullanmış olduğu kredinin tamamını kapsadığını, davalı banka tarafından 2010- 2011- 2012- 2013- 2014-2015 yılları boyunca hayat sigortası yapıldığını ve sigorta primlerinin ödendiğini, müvekkilleri murisinin 26.09.2015 tarihinde hayatını kaybettiğini, davalı sigorta şirketine başvurulmasına rağmen vefat tazminatının <br />
ödenmediğini belirterek, murislerinin sigortalılığının tespitini, murisin kredi borcunun ödenmesini, sigorta sonucu ödenecek tazminattan kalan meblağın bulunması halinde miras payları oranında kendilerine ödenmesini, murisin vefatından sonra davalı sigorta şirketince ödenmesi gerekirken müvekkillerinden diğer davalı bankaca tahsil edilen bedellerin bulunması halinde ise, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak şimdilik 100,00 TL'nin ticari faiziyle birlikte tahsiliyle müvekkillerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklandığını, Davacılar, tacir olmadığını Davanın 6502 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığını, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu belirterek davanın görevsizlik nedeniyle reddine, kararın kesinleşmesiyle ve talep halinde dosyanın görevli Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br />
... Bölge Adliye Mahkemesince, davanın 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yasadan sonra (05.10.2016 tarihinde)açılmış olmasına göre, 6502 sayılı yasanın 73/1. maddesindeki düzenlemede belirtildiği üzere, murisin tüketici konumunda olup davalı sigorta şirketi ile aralarında akdedilen sigorta sözleşmesinin bir tüketici işlemi olmasından dolayı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince davalı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
İlk derece mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
<br />
4- Davacılar vekili, müvekkiller murisi ...'nin dava dışı bankadan kullandığı kredi nedeni ile hayat sigortası sözleşmesi imzalandığını, sigortalının 13/04/2011 tarihinde vefat ettiğini belirterek davacılar ile davalı arasındaki çekişmenin giderilmesini, sigortalanan bedel ile bankaya ödenen ve yargılama sırasında ödenmeye devam edecek olan taksitlerin faizi ile ödenmesini talep etmiş, harca esas değeri 8.500,00 TL olarak göstermiştir. Davalı ... şirketi vekili, sigortalının sağlığına ilişkin konularda vekil eden şirkete yanlış bilgi verdiğini, sigortalının beyan ve ihbar mükellefiyeti bulunduğu halde, gerçeğe aykırı hileli beyanlarda şirketin poliçe yapmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davanın kabulü ile davacılar ve davalı arasında, davacıların murisi ... tarafından dava dışı Halk Bankası... Şubesi nezdinde kullanılan kredi sebebi ile 28/12/2010 tarihinde akdedilen hayat sözleşmesi kapsamında sigortalının 13/04/2011 tarihinde vefatı ile rizikonun gerçekleşmesi <br />
nedeniyle sigorta teminatının davalı tarafça ödenmesi gerektiğinin tespiti ve bu şekilde muarazanın halli ile teminat altına alınan sigorta bedeli 15.000,00 TL'den sigorta lehtarı dava dışı bankanın bakiye alacak miktarı olan 8.348,11 TL'nin mahsubu ile kalan 6.651,89 TL'nin davalıdan tahsili ile vefat eden sigortalı mirasçıları olan davacılara ...Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/233 esas, 2011/189 karar sayılı veraset ilamında belirtilen miras hisseleri oranında dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 11,60 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 15.02.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.<br />
<br />
5- Davacılar vekili, müvekillerinin murisinin 09.02.2014 tarihinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini, davalıya başvurduklarını, davalının poliçe düzenlenmeden önce varolan hipertansiyon rahatsızlığı nedeniyle ölümün gerçekleştiğini, murisin poliçe düzenlenirken doğru beyan yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek ödeme yapmadığını, murisin hipertansiyon hastası olmadığını, murisin dava dışı ... A.Ş'den çektiği kredi uyarınca davalı tarafından hayat sigortası ile sigortalandığını belirterek, poliçede yazılı vefat tazminatı olan 131.250,00 TL'nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, başvurunun reddini savunmuştuır.<br />
Hakem Heyetince, iddia, savunma ve toplanan delillere göre, murisin ölümünden iki yıl öncesinden beri hipertansiyon tedavisi gördüğü, hipertansiyon hastalığı tedavisinde kullanılan ilacı kullandığı, hipertansiyonun kalp krizinden ölümün en temel nedenlerinden biri olduğu, murisin başvuru formunda sigorta şirketine yüksek tansiyon da dahil hastalık var mı sorunlarına hayır cevabı verdiği, poliçe hükümlerine göre doğru beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği, teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvuru ve talebin reddine karar verilmiş; karara, davacılar vekili tarafından itiraz edilmiş; İtiraz Hakem Heyetinin 30.10.2014 tarih, 2014/İHK 684 sayılı kararı ile itiraz başvurusunun reddine karar verilmiş, itirazın reddine dair karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava, kredili hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan vefat tazminatı istemine ilişkindir. Somut olayda, davacıların murisi... dava dışı dain mütrehin ... .... şubesinden 120 ay vadeli 125.000,00 TL kredi kullanmış; 35 taksit ödemesi yapıldıktan sonra 09.02.2014 tarihinde kalp krizi nedeniyle evde vefat etmiştir. Dosya kapsamına göre; davacıların dosyaya sunduğu ve murisin aile hekimi tarafından imzalanan 13.03.2014 tarihli yazıya göre muris ...'un 23.05.2013 tarihinden itibaren hipertansiyon tedavisi gördüğü belirtilmiştir. Dosyada mevcut ... kayıtları ve reçetelere göre murisin 2011-2013 yılarında yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde kulllanılan... hapı kullandığı anlşılmaktadır. Davacıların murisi ..., kullandığı krediye ilişkin olarak davalı sigorta şirketi nezdinde 11.11.2013-2014 tarihleri arasında geçerli 1 yıl süreli kredili hayat sigortası poliçesi imzalamış, poliçede vefat tazminatı 131.250,00 TL olarak belirlenmiştir.<br />
Hakem heyetince her ne kadar murisin doğru beyan yükümlüğüne aykırı davrandığı, hipertansiyon vs gibi hastalıkların kendisinde bulunup bulunmadığı sorularına hayır cevabı verdiği ve hipertansiyon hastalığının kalp krizinden ölümün en temel nedeni olduğu gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de eksik inceleme ile karar verilemez. Şöyle ki sigorta tahkim heyetince, muriste ölümünden önce var olduğu anlaşılan hipertansiyon hastalığının kalp krizine neden olup olmayacağı, murisin kalp krizine bağlı olarak gerçekleşen ölümünün muriste var olan hiperstansiyon hastalığından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda Dr bilirkişiden rapor alınması, ondan sonra tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile verilen karar doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 09/02/2017 gününde Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.<br />
<br />
6- ...Mahkemece sigortalının poliçe düzenlenmeden önce mevcut olduğu tespit edilen hastalıklarını davalı sigorta şirketine bildirmemesi konusunda kasıtlı olup olmadığı, buna göre bu hastalıklarını beyan etseydi ödemesi gereken primin artıp artmayacağı, ne kadar prim ödediği konularında araştırma yapılarak TTK 1290.madde kapsamında proporsiyon hesabı yapılması gerekip gerekmediği tartışılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 26.2.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. <br />
<br />
7- ... Davacılar vekili, davacılar murisinin kullandığı banka kredilerine teminat amacıyla, davalı tarafından dört ayrı .... sigorta poliçesi düzenlendiğini, murisin 23.09.2014 tarihinde ölümü üzerine davalıya vefat teminatlarının ödenmesi için başvurulduğunu, davalı tarafından 8.695,78 TL. kısmi ödeme yapıldığını, 10.01.2013 tarihli ve 12.000,00 TL. bedelli poliçeden doğan vefat teminatının ise murisin kanser hastalığını bildirmediği gerekçesiyle ödenmediğini, bakiye kredi taksitlerini davacıların ödemek zorunda kaldıklarını belirterek, belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.01.2013 tarihli poliçe nedeniyle 12.000,00 TL'nin ve önceki iki poliçede eksik ödenen bedellerin temerrüt tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 24.02.2016 tarihli artırım dilekçesiyle, taleplerini 19.304,22 TL'ye yükseltmiştir.<br />
Davalı vekili, poliçede dain-i mürtehin kaydı bulunan banka şubesinin tazminatı talep hakkı bulunduğundan, davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce teşhisi konulan kanser rahatsızlığını bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacıların taleplerinin bu nedenle reddinin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile 19.304,22 TL'nin 19.11.2014 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, özellikle, davacılar murisi ile davalı arasında akdedilen sigorta poliçesinde verilen vefat teminatlarının yıllara göre azalacağı düzenlemesinin poliçede yer almamış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, ve aşağıda dökümü yazılı 988,67 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 19/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?163-Vefat-Eden-Kisinin-Kredi-Borcunun-Sigorta-sirketi-Tarafindan-Karsilanmasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Örgüt üyeliği suçunda ceza infazı sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?162-orgut-uyeligi-sucunda-ceza-infazi-sorunu</link>
			<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 11:18:39 GMT</pubDate>
			<description>Bizzat Devlet Başkanı tarafından yapılan tasnifleme ile: “ibadetle meşgul alt tabaka” olarak, örgüt üyeliği gerekçesi ile ceza almış olanların infaz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bizzat Devlet Başkanı tarafından yapılan tasnifleme ile: “ibadetle meşgul alt tabaka” olarak, örgüt üyeliği gerekçesi ile ceza almış olanların infaz durumları ile ilgili bir değerlendirme yapılmalıdır.<br />
Uygulamada karşılaşılan tereddütler karşısında, İnfaz Kanunundaki aşağıdaki düzenlemesini kaleme alan bir akademisyen olarak Profesör İzzet Özgenç &quot;İnfaz Kanununda, örgüt üyeliğinden mahkumiyet haline özgü olarak koşullu salıverilme için infaz kurumunda çekilmesi gereken süre bakımından bir hükme yer verilmemiştir (m. 107, f. 4). Bu, bilinçli bir tercihtir&quot; dedi.<br />
Özgenç, &quot;Uygulamada karşılaşılan tereddütler karşısında, İnfaz Kanununun söz konusu düzenlemesini kaleme alan bir akademisyen olarak bu açıklamayı kamuyla paylaşmayı kendim için bir görev addetmiş bulunmaktayım&quot; diye de devam etti.<br />
İnfaz Kanununun 107/4 fıkrası şu şekildedir:<br />
&quot;(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkümiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.&quot;<br />
Türk ceza hukuku sistemi, alelıtlak örgüt üyeliğinden cezalandırılmaya müsait düzenleme içermemektedir.<br />
Türk ceza hukuku sisteminde, örgüt üyesi olmak dolayısıyla mahkumiyet için,<br />
a) örgütün faaliyeti çerçevesinde veya örgütün korkutucu gücünden yararlanılarak (&quot;örgüt adına&quot;) bir SUÇ işlemesi,<br />
ya da<br />
b) örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bu özelliğini BİLEREK ve İSTEYEREK YARDIM etmesi,<br />
gerekmektedir.<br />
TCK ve TMK düzenlemeleri, bu fiiller olmadan örgüt üyeliğinden mahkumiyete asla izin vermemektedir.<br />
Bu nedenledir ki, İnfaz Kanununda, örgüt üyeliğinden mahkumiyet haline özgü olarak koşullu salıverilme için infaz kurumunda çekilmesi gereken süre bakımından bir hükme yer verilmemiştir (m. 107, f. 4). Bu, bilinçli bir tercihtir.”<br />
Bu açıklama ve kanun maddelerinden anlaşılması gereken husus şudur ki, infazı (yatarı) belirlenmeyen cezalarda, hapis cezaları hukuka uyar bir durum değildir ve suça bulaşmamış örgüt üyelerinin, sadece üye olarak belirlenmiş olmaları mahkumiyetlerinin cezaevlerinde hapis ile infaz edilmesine bir gerekçe olmamalı, rehabilitasyon maksatlı daha farklı cezaların öngörülmesi gerekmektedir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?162-orgut-uyeligi-sucunda-ceza-infazi-sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdare, yargıya baskı anlamına gelecek tasarruflar yapmamalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?161-idare-yargiya-baski-anlamina-gelecek-tasarruflar-yapmamali</link>
			<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 08:10:34 GMT</pubDate>
			<description>Sayın Cumhurbaşkanının idari yargı kararlarına yönelik tenkitlerini son derece yanlış ve tehlikeli buluyorum. İdarî yargı hakimleri zaten sürekli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sayın Cumhurbaşkanının idari yargı kararlarına yönelik tenkitlerini son derece yanlış ve tehlikeli buluyorum. İdarî yargı hakimleri zaten sürekli diken üstünde ve yargılama faaliyetinde onlara idari merciden gelen her türlü baskı ve yönlendirici algı, idarenin haksız iş ve işlemlerine karşı dava yoluna başvuranları zor duruma sokacaktır. Devlet hata yapmaz, her yaptığının bir hikmeti vardırcılık gibi sakat bir bakışı empoze edecek şekilde müdahaleler, idari yargıyı gereksiz görmeye sevk edecektir. Halbuki idarenin her türlü iş ve işlemine karşı yargı yolu sonuna kadar açıktır ve daima açık kalmalıdır. <br />
Niye böyle yazıyorum: İdarî yargıda halihazırda yürüyen davalarımda hakimlerin bu baskı sebebiyle haksız hükümler vermesinden endişe ediyorum. Benim Cumhurbaşkanınım bir avukat olarak hak tecelli etsin diye gayret gösteren bendenizi tedirgin edici açıklamalar yapamamalı. Söyleyecek ne gibi bir sözü var ise bunları yargı esnasında kürsünün önünde söylemeli ve hükme de rıza göstermeli. Aksi halde malum rektör gibiler çoğalacaktır.<br />
Örnek bir davam: Tıbbi Cihaz reklam ve satış yönetmeliği diye bir düzenleme var, kısaca diyor ki, yetki belgeleri ve izinleri tam da olsa benim belirlediğim bakkalda manavda bile satılabilen şu on kalem ürün harici hiçbir ürünü, internet ortamında tanıtıp satamazsın. Yani tekerlekli sandalye tansiyon ölçer gibi ürünleri, elin Çinlisi yurtdışından Türkiye'ye tanıtıp satabilir; ama yetkili bir Türk müteşebbis yapamaz. Şimdi ben bu saçma uygulamayı dava konusu ettim. Hakimler, devlet ne diyorsa doğru diyordur diye, bu aptal ve reel olmayan yasağı uygun görür iseler, hakkaniyet ve adalet zarar görmez mi?<br />
-- <br />
Ötv muafiyetinden yararlanarak araç alalım diye engel raporu almıştım oran %82 olunca özel tertibatlı araç olması gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bugün Sağlık İl Müdürlüğüne rapor itirazı için gittim. Dedim ben özel tertibatlı araç da kullanamam. Dediler ki, ikinci bir rapor için sizi başka bir yetkili hastaneye yönlendiririz ve oradan gelen oran farklı olursa hakem hastaneye gidersiniz. O orana da itirazınız olursa dava yoluna gidersiniz. Mahkeme adli tıbba yönlendirir sizi.<br />
Yahu devlet, senden bir numara olmaz bre dedim ayrıldım oradan.<br />
İlla vergisini öde al aracını diyorlar kısaca da, ne mantıkla engellilere vergi bağışıklığını yasaya koyuyorlar anlamak mümkün değil. Zira bendeniz bırakın araba kullanmayı, bu halimle ulaşım için otobüse bile binemiyorum. Sevsinlen senin engel tespit kriterlerini. Ben senden iş göremezlik raporu istemiyorum ve bana maaş bağla da demiyorum. Araç kullanamayacağıma dair bir tespit istediğim altı üstü.<br />
Daha çok yolu var devletin de, benim ömrüm yetmez Allahu alem.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?161-idare-yargiya-baski-anlamina-gelecek-tasarruflar-yapmamali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadının Toplum Yaşamındaki Yeri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?160-Kadinin-Toplum-Yasamindaki-Yeri</link>
			<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 13:37:05 GMT</pubDate>
			<description>Kadının toplum yaşamında yeri… 
 
Toplumun malum ki sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kadının toplum yaşamında yeri…<br />
<br />
Toplumun malum ki sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet dairelerinde, özel kurum ve kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında kısaca her yerde yönetim erkinde çok ciddi bir erkek egemenliğini fark ediyoruz.<br />
<br />
Nutuk zamanları kadın hakları daima dilimizdedir; fakat bu realiteyi örtmeye dair, dilimiz de oldukça mahirleşmiştir.<br />
<br />
Gerekçelerimiz, sosyolojik tahlillerimiz, dini sebeplerimiz derken, bu adaletsizliğin vebalini bile kadına attığımız olur. Onları ‘haklarına sahip çıkmamak’; ya da ‘daha ne istiyorsunuz’ ile ayıplarız.<br />
<br />
Kadınlar, partilerde yok denecek kadar az; ya da etkisiz elamandırlar…<br />
Kulüplerde, derneklerde esameleri dahi okunmaz…<br />
Valilik, kaymakamlık, başkanlık vb. yöneticilikler söz konusu ise ‘şekil bir a’ biçiminde ancak sergilik birkaç isim söz konusudur.<br />
<br />
Uzatmadan, kadınlar idari maslahatta ‘yoklar’ kısaca… Kadını toplumda yönetici olarak göremiyoruz. Bu milletin yarısı kadın ise, millet bunu istemiyor demek doğru olmaz. Erkeklerin, veya sinmiş, ezilmiş, silinmiş, baskılanmış, pusmuş kadınların, kadını başta görmeyi istemiyor olmaları tespiti daha gerçekçi olur.<br />
Kanaatini beğendiklerimizce dini argümanlar yorumlanırken bakarız, kadın zayıflatılır; siyasi ve felsefi mülahazalarda kadına ‘beceremez, yapamaz, gücü yetmez’ damgası basılır. Hani bir kişiye kırk gün deli deseniz deli olur hesabı, bir mazlum portreyi erkek egemen ellerde inşa’ etmiş olmanın vebalinden de asla rahatsızlık duymayız.<br />
<br />
Kadından ne olur ne olmaz tarzı bir soru insana yakışıyor mu?<br />
<br />
Kadını sahiplenen erkeklerin kültürlerinin keyfine onu bazen öldürmeleri, bazen evlerde hapsetmeleri, bazen ağır işçilik ile muhatap kılmaları bilinmese, ona çok kıymet verildiğinden, yere göğe sığdırılmadığından söz edeceğim de böylesi bir yalana ahmaklıkta zirve yapmış biri bile inanmaz.<br />
<br />
Kadına itaatten başka yol yoktur…<br />
O, kocasının telkininin kahyasıdır…<br />
Akşam yemeğini bir yapmaya görsün mesela…<br />
Çocuklar, bulaşık, çamaşır kadından sorulur…<br />
Bir program yapıldığında onlara teberrüken yer ayrılır; erkekler o programın asli muhatabıdır zaten…<br />
<br />
Abisi, kız arkadaşı ile gezer tozar, kız kardeşini bir erkek ile görünce de sopayı basar; olmadı öldürür…<br />
<br />
Kadın yaptığı zaman fahişe, erkek yaptığında hovarda olur sıfatı…<br />
<br />
Kadından milletvekili mi olurmuş?<br />
Hem kadın kim, fabrika yönetmek kim?<br />
<br />
Bu coğrafyada binlerce yıl önce anaerkil aile yapılanması hakimdi. Sonra ataerkil yapı ipi aldı eline, güdüyor tebasını keyfince… Kavramda bile erkek egemenliğini fark edersiniz. (Bakınız ataerkil erkeğe nispet edilmiştir)<br />
<br />
Güdülmek, güdücülerin varlığının eseri değildir; güdülmeye talipler güdücüleri ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Şu topraklarda bu kadar dernek var. Kaçının başkanı kadın?<br />
Okul müdürü kaç kadın tanıyorsunuz?<br />
Kaç gazetenin yazı işleri müdürü, yöneticisi kadın?<br />
Ya televizyonların?<br />
<br />
Bir ilde kaç İl Meclis Üyesi kadın var? Belediye encümeni kaç kadın biliyorsunuz? Kaç daire başkanı, müdür var?<br />
Kaç hakim var? Kaç hastane yöneticisi, kaç vakıf sahibi?<br />
‘Bu işler birden olmuyor, zaman içinde kadına hakkı veriliyor. Bu bir süreçtir’ denildiğinde bakıyorsunuz bu cümleleri sarf edenler yine erkekler…<br />
<br />
Kadın hakkını yazanlar da erkekler…<br />
Kadına hak dağıtanlar da erkekler…<br />
Şimdi bunları böyle yazdım ya; vardır altında bir Çapanoğlu değil mi?<br />
Yaranıyor, şirinlik yapıyorumdur.<br />
Laf olsun torba dolsundur hesabım!<br />
Suratın buruştu ise, özür dilerim sevgili okuyucu…<br />
Dişlerini sıktın, canın sıkıldı ise de özür dilerim…<br />
Yazmak, sadece nalına vurma işi değildir; bazen mıhına da vurmak gerekir…<br />
Kadın değil esasında mesele; bir insan tanımı meselesi</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?160-Kadinin-Toplum-Yasamindaki-Yeri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli avukatın devlet ile yaşadığı algı problemi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?159-Engelli-avukatin-devlet-ile-yasadigi-algi-problemi</link>
			<pubDate>Sat, 03 Nov 2018 08:46:52 GMT</pubDate>
			<description>Bendeniz 5 yıl önce geçirdiğim felçten bu yana fiili şekilde avukat olarak çalışmaya devam ediyorum. Ulaşım en ciddi sorunum; zira araç...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bendeniz 5 yıl önce geçirdiğim felçten bu yana fiili şekilde avukat olarak çalışmaya devam ediyorum. Ulaşım en ciddi sorunum; zira araç kullanamıyorum ve toplu taşıma araçlarından da engel durumum gereği faydalanamıyorum. Devletimiz bendenizin durumunda olanların ulaşım sorununa katkı adına araç alımlarında vergi muafiyeti imkanı tanımış. Lakin mevzuat metnine engel oranı % 90 altı olanlar için aracın özel tertibatlı olması ve engelli tarafından kullanılması halinde, yukarı olanlar için ise başkaca bir şart aramaksızın 3. derece yakınlarına kadar aracı kullandırma ile bu haktan yararlanabilme imkanı ifade edilmiş.<br />
Bendeniz de Ötv muafiyetinden yararlanarak araç alalım, aracı eşim kullansın diye engel raporu almıştım oran %82 olunca özel tertibatlı araç olması gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bugün Sağlık İl Müdürlüğüne rapor itirazı için gittim. Dedim, ben özel tertibatlı araç da kullanamam. Dediler ki, ikinci bir rapor için sizi başka bir yetkili hastaneye yönlendiririz ve oradan geler oran farklı olursa hakem hastaneye gidersiniz. O orana da itirazınız varsa dava yoluna gidersiniz. Mahkeme adli tıbba yönlendirir sizi.<br />
Yahu devletim, senden bir numara olmaz bre dedim ayrıldım oradan. Zira benim sorunum özür oranı meselesi değil, araç kullanamama meselesi.<br />
İlla vergisini öde al aracını diyorlar kısaca da, ne mantıkla engellilere vergi bağışıklığını yasaya koyuyorlar anlamak mümkün değil. Zira bendeniz bırakın araba kullanmayı, bu halimle ulaşım için otobüse bile binemiyorum. Sevsinler senin engel tespit kriterlerini. Ben senden iş göremezlik raporu istemiyorum ve bana maaş bağla da demiyorum. Araç kullanamayacağıma dair bir tespit istediğim altı üstü.<br />
Daha çok yolu var devletin de, benim ömrüm yetmez Allahu alem.<br />
Yasa Koyucu esasen bu haktan yararlanabilmek için engellinin işgöremezlik raporu almasını istemiyor aslında, sadece araç kullanamaz raporu olsa olay tamam ama mevzuatı hazırlarken yapılan özensizlik, mantık sakatlıklarına sebep olmuş. Bir kişi engelli ise dibine kadar engellidir ya da değildir mantığı olamaz. Ben araç kullanamıyorum ama avukatlık yapabiliyorum. Olmaz işte o an kafaları nerede ise, gayelerinden çok farklı bir düzenleme yapmaları sebebiyle ma'dur ededuruyorlar engellileri.<br />
Daha yakın tarihte de, engelli bireylerin aldıkları ilk rapordan sonra, ikinci raporda engel oranları düştü ise, ödemedikleri vergileri onlardan alırım kafasını yargıya taşımıştık ve yargı davamızı haklı buldu, yapılan tarhiyatları iptal etti. Bu işler için ultra zeka gerekmiyor, amaca uygun düzenleme yapılması yeterli; lakin kafa insana hizmet odaklı değilse, yapılacak fazla da bir şey olamıyor maalesef.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?159-Engelli-avukatin-devlet-ile-yasadigi-algi-problemi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kuvvetler ayrılığı tarihe mi karışacak?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?158-Kuvvetler-ayriligi-tarihe-mi-karisacak</link>
			<pubDate>Fri, 02 Nov 2018 11:18:19 GMT</pubDate>
			<description>Bugün yayımlanan son Kanuna göre Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Başkanlığı da artık cumhurbaşkanına ait. 
Cumhurbaşkanlığı hükümet...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bugün yayımlanan son Kanuna göre Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Başkanlığı da artık cumhurbaşkanına ait.<br />
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin idare algısı sanırım, başında Türk ibaresi bulunan tüm kurum ve kuruluşların başına cumhurbaşkanının geçmesi esaslı olacak.<br />
Dolayısıyla özellikle barolar birliği, tabipler birliği vb. kuruluşların ünvanlarındaki Türk ibaresi de kaldırılacak.<br />
Sonraki adım da Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay'ın da bu düzenlemeden nasibini alması olamaz mı ve son olarak Meclis.<br />
Bu diktatörlük müdür derseniz, hayır değildir derim. Zira seçimle belirlenen bir cumhurbaşkanı söz konusu, ama tek adamlık değil mi derseniz, evet tek adamlıktır.<br />
Doğru mudur peki?<br />
Asla değildir. Eğer bu millette makam emanet edecek nitelikte vatandaş bulunamıyor ise, bu mümkündür ancak. Lakin mevzu bu olamaz kanımca.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?158-Kuvvetler-ayriligi-tarihe-mi-karisacak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kahrolsun Avukatlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?157-Kahrolsun-Avukatlar</link>
			<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 09:18:48 GMT</pubDate>
			<description>Adalet bir ilkedir, duruştur, tercihtir, kim onunla vasıflanırsa kıymetlenir, ancak hiç kimse adalete bir artı katamaz. Adaletin şahsında tecelli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Adalet bir ilkedir, duruştur, tercihtir, kim onunla vasıflanırsa kıymetlenir, ancak hiç kimse adalete bir artı katamaz. Adaletin şahsında tecelli ettiğine inanılan herkes esasen adaletin sağladığı imtiyazdan faydalanmaktadır. Bu saygınlık kişinin şahsiyetinin bir değerinden değil, adaletin kıymetindendir. Bununla kanmak ve kandırmak da kolaydır, düşmek ve yükselmek de öylece.<br />
-- <br />
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.<br />
-- <br />
Okumaktan, yeni bir şeyleri dağarcığına katmaktan, tahkikten, muhakemeden zevk almayanlar asla hukuk eğitimine yönelmesinler, zira hasbelkader mezun olmayı başarabilseler dahi, ahirinde seçecekleri mesleklerde hem kendilerine, hem de ilişikli olacakları her hayata zulmedeceklerdir.<br />
Bizim eğitim öğretim mevzumuzun en ciddi handikapı ağız tadını en başta ciddiye almama temayülü ile, maddiyatı imar her sorunu çözerci yaklaşımı öğrencilere dayatmasıdır.<br />
--<br />
Baro seçimlerinde Reis'in gönlünde kim varsa oyum onadır deyicilere bir öngörümü paylaşayım, Reis iktidar barosu kurma niyetinde. Malum, Barolar Birliği ünvanının önünden Türkiye ifadesini kaldırmak gerekir çıkışı ile bu niyetini izhar etmişti. Yakında avukatlık kanunu değişikliği gündeme geldiğinde bu tespitimi hatırlayınız diye paylaşmak istedim. 2 veya 3 ayrı baro kurgulanabilir ve uzlaştırıcılar arabulucular da kendi yapılarını oluştururlarlar. Zamanla avukat arabulucu olamaz, arabulucu avukat olamaza evrilir mevzu.<br />
Mevzunun esasta özü, avukatın hakkı ortaya koymadaki etkin rolü. Bu budur diye iddia edene hayır değildir diyerek bir de bunu ispatladıği zaman avukat, ne yapmış oluyor: Muktedirin karizmasını çiziyor ve hesaplarını bozuyor. Öyleyse kahrolsun avukatlar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?157-Kahrolsun-Avukatlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatlar için 17 altın kural</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?156-Avukatlar-icin-17-altin-kural</link>
			<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 11:48:18 GMT</pubDate>
			<description>Prof.Dr.Ernest E.HİRŞ  
Pratik Hukukta Metot adlı eserinde avukatlar için 17 altın kuraldan bahseder. 
 
1. OLAY: Herhangi bir hukuki uyuşmazlık veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Prof.Dr.Ernest E.HİRŞ <br />
Pratik Hukukta Metot adlı eserinde avukatlar için 17 altın kuraldan bahseder.<br />
<br />
1. OLAY: Herhangi bir hukuki uyuşmazlık veya sorunun çözümlenmesinde iki husus önemlidir;<br />
a-)Hukuk problemini keşfedebilmek.<br />
b-)Sorulan soruya inandırıcı ve mantıÄ·li cevap vermek.<br />
(OLAYI SAPTAYIP KENDİNİZE MAL EDİNİZ!)<br />
<br />
2. SORU :Sorulan soruları hukuki bir tarzda tespit etmektir.<br />
(SORUNUN ÖZÜNÜ TAHLİL EDEREK,SORULARIN ÖZÜNÜ SAPTAYINIZ!<br />
İNCELEMEYE SORUDAN HAREKET EDEREK BAŞLAYINIZ!<br />
NE SIFATLA CEVAP VERECEĞİNİZİ KESTİRMEDEN İŞE GİRİŞMEYİNİZ!)<br />
<br />
3. HUKUK DÜZENİ: Bir olayı zaman ve yer itibariyle belli bir hukuk düzenine bağlamak ve bu hukuk düzeninde,yürürlükte olan kurallara göre incelemek gerekir.<br />
(KARAR VERMEDEN OLAYA UYGULANACAK HUKUKU ZAMAN VE YER BAKIMINDAN ARAŞTIRINIZ!)<br />
<br />
4. NİTELEME:Olay bize sade olarak anlatılmış olsa bile,her açıdan incelenip tahlil edilmeli,diğer bir söyleyişle hukuk diline çevrilmelidir.<br />
(TALEP HAKKINI VE BU HAKKIN DAYANDIĞI ESASLARI TAHLİL ETMEDEN NİTELEMEYE GİRİŞMEYİNİZ!<br />
<br />
5. DAVANIN TÜRÜ:Her hukukçu ileri sürülen iddialar ile vakıa arasında hukuken bağlantı kurarak,davanın dayandığı hukuki ilişkiyi kendi kendine bulmaya çalışmalıdır.Böyle yapmazsa tarafların görüş tarzlarının etkisi altında kalarak,haklıya haksızlık etmiş olur.Haksızı da haklı çıkarmış olur.<br />
(İDDİA VE SAVUNMANIN DAYANABİLECEĞİ HUKUKİ İLİŞKİYİ SAPTAYINIZ!)<br />
<br />
6. İDDIA VE SAVUNMANIN DAYANAĞI OLAN HUKUK İLİŞKİSİ: Bir hukuki uyuşmazlık karşısında en uygun veya en uyguna yakın hukuki ilişki bulunana kadar veya bulunamayacağı kesinleşene kadar aranmalı ve hukuki ilişkilendirilmedir.<br />
(İDDİAYA DAYANAK OLAN HUKUKİ İLİŞKİ VAKIADAN HEMEN ANLAŞILMIYORSA,BUNU SİSTEMATİK BİR BİÇİMDE ARAYARAK SAPTAMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
7. ŞEMA: Bir dağcı gibi,hedefimize gideceğini sandığımız tüm yolları harmanlayıp en uygun olanı şekille belirterek sonuca varmaya çalışmalıyız.<br />
(ŞEMA YAPMADAN HÜKMÜNÜZÜ VERMEYİNİZ!)<br />
<br />
8. HUKUKİ İLİŞKİNİN KANUNİ UNSURLARI:Hukukî uyuşmazlık için yaptığımız teşhisin mutlaka ilmi ve kazai ictihatlarin yardımıyla kontrol etmeliyiz.<br />
(MİLLETİN KARAKUŞÎ HÜKÜMLERDEN BIKTIĞINI,EN ÖNEMSİZ KARARIN BİLE BİLGİ İSTEDİĞİNİ UNUTMAYINIZ!<br />
TAHMİN ETTİĞİNİZ HUKUK İLİŞKİSİNİN KANUNÎ KOŞULLARINI BİR KEZ DE BİLİME DAYANARAK,KONTROL EDİNİZ!)<br />
<br />
9. YASANIN OLAYA UYGULANMASI:Soyut olan hukuk kavramlarını ve hukuk kurallarını,somut olan hayat olaylarına,canlı vakıalara uygulamak yani olayı hukuk açısından incelemek zorundayız.<br />
(OLAYI AYDINLATMADAN HÜKMÜNÜZÜ VERMEYİNİZ!)<br />
<br />
10. OLAYA UYABİLEN ÇEŞİTLİ HUKUK İLİŞKİLERİNİN ÇÖZÜMLENMESİ:Vakıada müphem görünen noktaları aydınlattıktan sonra,olayın ve talep hakkının,koşullarını teorik olarak saptadığımız hukuk ilişkisine uyup uymadığına artık karar vermeliyiz.<br />
(TALEP HAKKINI AYNI ZAMANDA MÜMKÜN MERTEBE ÇEŞİTLİ HUKUK İLİŞKİLERİNE DAYANDIRMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
11. SINIFLANDIRMA;<br />
(DAVANIN KOŞULLARI İLE DAVANIN DAYANAĞINI,DAVANIN AÇILMASINA ENGEL OLAN İPTİDAÎ ITIRAZLAR VE DEF'İLERİ BİRBİRİNDEN AYIRT ETMEYE DİKKAT EDİNİZ!<br />
İPTİDAİ İTİRAZLARI ÇÖZÜMLEDİKTEN SONRA DAVANIN SEBEBİNİ VE DAYANAĞINI İNCELEYİNİZ VE ANCAK BUNDAN SONRA DEF'İLERE GEÇİNİZ!<br />
DAVAYA SEBEBİYET VEREN OLAYIN BİRDEN ÇOK VAKIADAN OLUŞABİLECEĞİNİ UNUTMAYINIZ!)<br />
<br />
12. PROBLEM ÇÖZÜMÜNÜN DIŞ BİÇİMİ: Uyuşmazlığın çözümlenmesinde incelenen hususların düzenli bir biçimde sınıflandırılışı,verilecek karar üzerinde son derece etkilidir.<br />
(UYUŞMAZLIĞI TAM OLARAK AÇIKLAYINIZ,FAKAT KISA KESİNİZ.DIŞ GÖRÜNÜŞE DE ÖNEM VERİNİZ!)<br />
<br />
13. ÇALIŞMA PLANI: Bu konuda üç nokta önemlidir.<br />
a.Fikirler arasında mantıklı sırlama.<br />
b.Konu dışına çıkmamak.<br />
c. Üslûp<br />
(YAZIYA BAŞLAMADAN PLANINI HAZIRLAYINIZ!)<br />
<br />
14. BİLİMSEL KANIT VE YORUM:Hukuktaki kural;&quot;Bir talep,hukuki bir muhakeme ile,belli bir kuralın zaruri sonucu olarak kabul edilebildiği taktirde haklı sayılır.<br />
(FİKİRLER ARASINDAKİ SIRALAMAYA EN BÜYÜK ÖNEMİ VERİNİZ!<br />
<br />
15. HİTABET VE HAZIR CEVAPLIK:Çok konuşmak başka açıdan çok zararlı olabilir.çünkü düşüncesizce söylenen her söz karşı taraftaki hasım için bir fırsat yaratabilir.Belki de &quot;gaf&quot; yapmanıza sebeb olabilir.<br />
(DURUŞMALARDA AZ VE ÖLÇÜLÜ KONUŞUNUZ! <br />
HAZIRCEVAP OLMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
16. DURUŞMALAR:Duruşmaya iyi hazırlanan bir avukat çok kısa olarak maddi vakıanın esasını anlattıktan sonra,hukuki sorunun can alıcı noktalarının izahına hemen geçmelidir.<br />
(DURUŞMALARDA AYRINTILARI BİR TARAFA BIRAKARAK,SADE CAN ALICI NOKTALARI KISACA AÇIKLAMAKLA YETİNİNİZ!)<br />
<br />
17. ÜSLUPTA AÇIKLIK VE OBJEKTİKLİK:Hukukçu kelimeleri tartmasını,onlara en isabetli anlamı vermesini ve sözcükleri yerinde kullanmasını bilmelidir.<br />
Canlı bir varlık olan dil de,daimi bir istihale içindedir.Ömrünü geçirmiş yitirmiş kelimeler atılır,yerine yenileri seçilir.Burda da parolamız anlaşılabilirlik olmalıdır.<br />
(FİKRİNİZİ AÇIK OLARAK ANLATINIZ! <br />
ÜSLUBUNUZ HERKESİN FAKAT ÖZELLİKLE HALKIN BİLE ANLAYABILECEĞİ BİR ÜSLUP OLMALI.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?156-Avukatlar-icin-17-altin-kural</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatlar Elektronik Tebligata hazır mı ?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?155-Avukatlar-Elektronik-Tebligata-hazir-mi</link>
			<pubDate>Fri, 05 Oct 2018 17:34:21 GMT</pubDate>
			<description>Adliyelerde daktilo döneminden bilgisayar dönemine geçildiğinde bazı avukatlar uzun süre daha daktilo ile mesleki çalışmalarını yapmaya devam...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Adliyelerde daktilo döneminden bilgisayar dönemine geçildiğinde bazı avukatlar uzun süre daha daktilo ile mesleki çalışmalarını yapmaya devam ettiler. Halen dahi bazı iş hanlarında daktilo seslerine rastlamak mümkün. Şimdi aynı daktilo çağı avukatları için de elektronik tebligat zorunlu hale geldi. Tebligat kanununun 7/a maddesinde yapılan değişiklikle avukatlara da elektronik tebligat 01.01.2019 tarihinden itibaren zorunlu hale getirildi.<br />
<br />
Gönderilen <b>Elektronik Tebligat saniyeler içinde </b>tamamlanmakta ve aksi ispat edilinceye kadar kesin delil sayılmaktadır. <br />
<br />
Ancak Elektronik Tebligat; elektronik ortamda okunmadığı takdirde beşinci gün sonunda okunmuş sayılmaktadır. Bu durumda;... <a href="http://www.yenimesaj.com.tr/avukatlar-elektronik-tebligata-hazir-mi-H1304790.htm" target="_blank">Yazının tamamı. </a>Telif hakları gereği yayınlandığı haber sitesinden okuyabilirsiniz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Kazım Üstün</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?155-Avukatlar-Elektronik-Tebligata-hazir-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kader mahkumu safsatası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?154-Kader-mahkumu-safsatasi</link>
			<pubDate>Mon, 01 Oct 2018 08:12:58 GMT</pubDate>
			<description>Kader mahkumu safsatası 
 
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kader mahkumu safsatası<br />
<br />
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık.<br />
Adalete inancı ortadan kaldırmak, yargıyı itibarsızlaştırmak için uydurulmuş bir söylem <br />
Dahası halt işleyenin vebalini Allah'a yükleme kastı da var bu deyişte.<br />
İşin aslı ise herkes kendi elleri ile işlediklerinin karşılığını görür, yoktur öyle kader mahkumu diye bir hurafe. <br />
-- <br />
Kitaplarda bir satırlarda yazılan, bir de satır aralarında anlatılan vardır ki satır aralarını okuyabilmektir aslolan. Bu da ancak muhakeme yetisi ile mümkündür. <br />
--<br />
Bir devletin, besicinin süt ineklerini maliyet sorunu sebebi ile satmak zorunda kalmasına fırsat vermesi bir ayıp, ama o ineğin et olarak görülerek kesilmesine izin vermesi daha büyük bir ayıptır.<br />
--<br />
Avukat dediğimiz kişi, hukuk dünyasında görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.<br />
--<br />
En tepeden en dibe bütün kurumlarımızın temel problemi denetim, medeni ahlak ve liyakata mesafeliliktir. Bağımsız bir denetim zorunluluktan da olsa medeni ahlakı kabule sevk eder. Ahlak ise liyakat sahiplerinin mütemmim cüz'üdür. Toplumumuzu ileri götürecek tek yol, denetlenebilir, ahlaki temelleri saglam, liyakat esaslı müesseseleri hayata geçirebilmektir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?154-Kader-mahkumu-safsatasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devletin dini adalettir</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?153-Devletin-dini-adalettir</link>
			<pubDate>Thu, 30 Aug 2018 06:52:52 GMT</pubDate>
			<description>Memlekette çok acil hukukun üstünlüğünü esas alacak yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin uygulanabildiği zemin oluşturma çabasına girilmesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Memlekette çok acil hukukun üstünlüğünü esas alacak yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin uygulanabildiği zemin oluşturma çabasına girilmesi gerekiyor.<br />
Çok görkemli mahkemeler değil, adil kararlara imza atacak hakimler acil ihtiyaç ve çözüm çok basit aslında.<br />
Belli bir tecrübe sahibi avukatlardan görevlendirmek gerekiyor hakimleri, 22 yaşında okulu yeni bitirmişlerden değil. İdari yargıda da liyakatlı nice hukuk nosyonu sahibi bürokrat; veya yeminli mali müşavirleri de istihdam etmek hakim açığına çözüm olacaktır.<br />
Çok hukuk fakültesi açmak değil, nitelikli eğitim verilmesi ve okul bitirmek de değil, hukuk nosyonu önemli.<br />
Hukukta liyakat harici her türlü referans sisteminden vazgeçilmeli ve alt yapısı sağlam mevzuat düzenlemelerine ağırlık verilmelidir. Araya hain sızmasın diye refefans olmaz, güvenlik soruşturmasını doğru yapmak olur.<br />
Zira devletin dini adalettir.<br />
-- <br />
Af yine gündemde lakin devletin affedebileceği tek suç kamu görevlilerinin şahıslarına yönelik hakaret suçu gibi suçlar olabilir. Devlet başkanına hakaret gibi. Devlet kişilerin hakkına giren hiç bir suçu affedemez. Hakkı yoktur. Vergi de bu bahistedir, kul hakkıdır sonuçta. Devletin var oluş gayesi vatandaşlarının hukukunu gözetmek ise bu budur.<br />
Vatandaş, devlete cezalandırma hakkını devrederken suçluların gereken cezayı görecekleri kanaati ile bunu yaptı, eğer devlet suçluyu affedecek ise ihkak ı hak engellenemez.<br />
İhkak ı hak, kişinin hakkını kendisinin alması yasağı denebilir. Mesela borcunu tahsil edemedin, hukuki çarelere başvuracaksın, devlet senin yerine zorla ondan alıp sana teslim edecek; ya da canına kastedene cezayı sen değil, devlet kesecek gibi.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?153-Devletin-dini-adalettir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cüppeyi razı etmek</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?152-Cuppeyi-razi-etmek</link>
			<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 08:25:18 GMT</pubDate>
			<description>Bir fırıncı var zamanın birinde. Birini okuduğu kitaplarından dolayı gıyabında çok sevmiş. onu anlatıp duruyor her yerde. 
 
Bir gün sabah vakti...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir fırıncı var zamanın birinde. Birini okuduğu kitaplarından dolayı gıyabında çok sevmiş. onu anlatıp duruyor her yerde.<br />
<br />
Bir gün sabah vakti fırını açtığında kapıda bir ihtiyar belirmiş ve : Allah rızası için bana bir ekmek versene, demiş.<br />
<br />
Amca, bekle ekmekler çıksın bir tane vereyim demiş.<br />
<br />
Adam: hayır hemen bir tane yapsana Allah rızası için, çok açım, deyince:<br />
<br />
Olmaz öyle! Bekleyeceksin, demiş Fırıncı…<br />
<br />
Adam sırtını dönmüş gidiyor. Komşu esnaf içeri girmiş:<br />
<br />
Hani senin bize anlatıp durduğun adam vardı ya? Bu o işte!<br />
<br />
Fırıncı ihtiyarın peşinden koşmuş: Dur ne olur. Ben seni çok seviyorum. Seni razı etmek için ne dilersen yaparım, affet beni, demiş.<br />
<br />
İhtiyar: Öyle mi? Beni razı etmek için her şeyi yapabilirsin ha! demiş ve eklemiş:<br />
<br />
Peki, o halde akşam benim için bir ziyafet ver, tüm eşini dostunu çağır, demiş. Fırıncı:<br />
<br />
Şeref bilirim. Tabi ki demiş ve ziyafet hazırlıklarına başlamış. Uzatmayalım akşam olmuş herkes orada. İhtiyar ayağa kalkmış ve:<br />
<br />
Ey insanlar! Yürüyen bir cehennemlik görmek isteyen bu adama baksın! demiş. Herkes şaşkın, ihtiyar devam etmiş:<br />
<br />
Bu adam, Allah rızası için bana bir ekmek vermedi; ama beni razı etmek için hepinizi doyurdu….<br />
<br />
Hikayenin mesajı: <br />
<br />
Civarınıza bakın! Cübbeniz sırtınızda olmasa, tanımasalar vasıflarınız ile sizi, muamele nasıl, cübbeli iken nasıl?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?152-Cuppeyi-razi-etmek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Iş bankasinin değerli genel müdürüne bir açik mektup</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?151-Is-bankasinin-degerli-genel-mudurune-bir-acik-mektup</link>
			<pubDate>Wed, 15 Aug 2018 08:00:08 GMT</pubDate>
			<description>Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel Hoca faiz haramdir onermesini ve döviz krizi meselesini birlikte yorumlamış. Matematik ve iktisat bilmediği gibi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel Hoca faiz haramdir onermesini ve döviz krizi meselesini birlikte yorumlamış. Matematik ve iktisat bilmediği gibi entelektüel meraktan da ıdeolojik seçicilik dışında yani meşrebine göre Kemalist, Sosyalist veya Siyasal Islamcı dogmalar dışında okuma yapmaktan pek nasip almamış yurdum hukukculari olarak okuyalim, anlamaya calisalim, okutalim... Yrd.Doç. Sinan Kocaoğlu<br />
<br />
&quot;İŞ BANKASININ DEĞERLİ GENEL MÜDÜRÜNE BİR AÇIK MEKTUP<br />
<br />
İş Bankası sahip olduğu ya da en büyük hissedarı olduğu bankacılık dışı şirketlerle birlikte Türkiye'nin en büyük ÖZEL SEKTÖR kuruluşudur. Bu bankanın genel müdürü sıradan biri değildir. Olamaz. Bu nedenle şu anki genel müdürün aşağıdaki beyanatı beni derinden şaşırttı ve üzdü.<br />
<br />
Diyor ki, dolarla, avroyla geliri olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Ayşe teyzenin dövizle ne işi var.<br />
<br />
İş Bankası Atatürk'ün Türkiye'de özel sektör aracılığıyla iktisadi kalkıkrmayı sağlamak için sermayesinin büyük bir bölümünü kendi sağlayarak kurduğu bir bankadır. Banka çalışanlar ve emekliler sandığının en büyük hissedarı olduğu, bankanın personeli iken yöneticisi haline geldiği bir yönetim sistemi ile dünyada benzeri muhtemelen olmayan bir firma yapısına sahiptir. Atatürk, bankanın karlarının bir kısmının Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna ödenmesini ve bunun CHP'nin Banka yönetim kuruluna birkaç yönetici ataması yoluyla denetlenmesini vasiyet etmesi ile de çarpıcı bir özelliğe sahiptir. Banka'nın &quot;Sandık&quot; dışında yöneticilerden hesap soracak bir hissedarlar kurulu yoktur. CHP temsilcileri bankanın yönetilmesi işine karışmaz, paralarını alır ve karar defterlerini imzalarlar. Bankanın üst yönetim yapısı, Genel Müdür dahil tamamen bankanın personeli içinden yukarı doğru yükselmekte olan kadroların belirlediği bir yapıdır. Bunun iyi yönetimi açısından bir güçlülük mü yoksa bir zaafiyet mi oluşturduğu incelenmesi önemli bir iktisadi tarih ve işletmecilik meselesidir.<br />
<br />
Bu girişi niye yaptım. Çünkü şu anki sayın Genel Müdürün yukarıdaki ifadesi, nezaket içinde ona hatırlatılması gereken bazı temel yanlışları işaret eder.<br />
<br />
Devletler 20'inci yüzyıldan itibaren altın para sistemini terk etmiş, basılması kendi tekellerinde olan ve dolaşımını denetledikleri banknota dayanan para sistemleri ile var olmuşlardır. <br />
<br />
İktisada giriş derslerinde, özellikle makro iktisada giriş derslerindeki ciddi kitapların başlangıç konularından biri &quot;para nedir? Para ne işe yarar? Para politikasının araçları ve sonuçları nelerdir? meselesidir. Ben burda bir giriş kitabı bahsi yazmayacağım. Sadece sayın genel müdüre paranın temel işlevlerinden birinin &quot;satın alma gücü&quot;nün, yani &quot;değer&quot;inin zaman dilimleri üstünde taşınması olduğunu hatırlatmakla yetineceğim. Diyelim ki devlet bir kamu okulunda öğretmenlik yapan &quot;Ayşe Teyze&quot;ye bu ay 3000 TL maaş ödedi. Ayşe teyzenin maaşına ilaveten 1500 TLyi de onun adına Emekli Sandığına yatırdı. Şimdi Ayşe teyzenin önünde emekli sandığına yatırılan paranın bundan 20 yıl sonra değerini, yani bugünkü satın alma gücünü koruyup korumayacağı meselesi vardır. Ayrıca eğer Ayşe teyze 3000 liralık maaşının 500 lirasını da emekli sandığı projesini takviye etmek için harcamayıp tasarruf ederse, bu 500 lirayı nasıl geleceğe taşıyacağı meselesini de çözmek zorundadır. Parayı yastık altanı koyabilir. Eğer enflasyon varsa, parasının satın alma gücü zaman içinde azalır ve yirmi yıl sonra sıfıra yakın bir seviyeye düşebilir. Ya da bankaya götürüp belirli bir faizle tasarruf mevduat hesabına yatırabilir. <br />
<br />
Bankanın asıl sorumluluğu ve hikmeti vücudu belirli tarihlerde belirli satın alma gücü olan paralarının kendisine emanet edenlerin bu satın alma güçlerinin zaman dilimleri arasında değer kaybetmeden taşınmasını sağlamaktır. Bankanın hizmetinin odağında önce parasını kendisine emanet etmiş olan Ayşe Teyze vardır. Banka Ayşe Teyzelerden topladığı parayı kredi olarak dağıtır. Buradaki temel sorumluluğu da Ayşe Teyzenin parasını kredi olarak verirken bu kredinin geri döndüğünde satın alma gücünü kaybetmemiş olmasını sağlamaktır. Bunun içindir ki iyi bir &quot;banka&quot; piyasada oynanmakta olan &quot;saadet zincirleri&quot; oyunlarına katılmaz. katılamaz. Sürdürülemez oyunlardan uzak durur.<br />
<br />
Ayşe teyzenin 500 lirasının ve emekli sandığında birikmekte olan kesintilerinin zaman dilimleri üstünde satın alma gücünün erimesinin en büyük sebebi devletlerin yanlış iktisat politikaları, para ve maliye politikaları, yanlış siyasi ve askeri politikalarıdır.<br />
<br />
Bunun içindir ki tarih-i kadimden beri insanlar &quot;altın&quot; almışlar, yastıklarının altında ya da boyunlarında geleceklerindeki harcama güçlerinin değerini koruyarak bu altınları saklamışlardır.<br />
<br />
Benim çocukluğumdan beri 1980'lere kadar Türkiye'de vatandaşların döviz satın almaları yasaktı. Ben 1970'lerde SBF'de asistanken, Cambridge'de öğrenciliğimde Heffers kitap evinde açılmış kredili hesabı kullanır kitap getirdimdi. Gelen kitapların faturasını Ulustaki Merkez Bankasına götürür, ilgili ofiste Merkez Bankası'nın İngiltere de iş yaptığı bir bankanın ödeyeceği adıma yazılmış çeki alır Heffers'a gönderirdim. Yurt dışına seyahat özel izne bağlı idi. Demokrat Parti'nin ciddi döviz sıkıntısı döneminde tedavi için yurt dışına giderken döviz alabilmek için Başbakan'ın imzası gerekirdi.<br />
<br />
İnsanların tasarruflarına ve hiper enflasyon döneminde geçinmek için ellerine geçen ücretlerine en büyük zararı yanlış para maliye ve genel politika izleyen hükümetler olmuştur.<br />
1980'en öncesinde resmi döviz kurları yanında bir de &quot;kara borsa&quot; denilen, yanlış şekilde kara borsa denilen gizli piyasa kurları vardı. Resmi kurun TL'nin gerçek değerinden nasıl saptığını altının TL fiyatına bakarak anlardık. Altın kaçak macak gelir ve piyasada lira ya da takı olarak gramı altının dünya fiyatı çarpı dövizin gizli serbest piyasa değeri ile belirlenirdi.<br />
<br />
Sayın Genel Müdür, Ayşe Teyze'nin dövizle işi kendini korumaktır. Ayşe Teyzenin döviz almasını yasaklarsanız gider altın alır. Siz herhalde geliri altınla olmayan insanların altınla ilişkisi olmamalıdır demiyeceksiniz değil mi?<br />
<br />
Yanlış iktisat politikalarının izlendiği uzun dönemlerde tasarruflarını bankalara emanet eden milyonlarca insan sistemin kazğını yemiş, tasarruflarının satın alma gücü erimiştir. Bu Türkiye'de olmuştur. Bankaların verdiği ve aldığı nominal faizlerin tek başına hiçbir anlamı yoktur. Nominal faizlere değer biçebilmek işini bir ex ante (sürecin öncesinde) bir de ex post (sürecin sonunda) olarak ele almamız gerekir. Sayın Genel Müdür çeşitli kanallardaki konuşmalarınızda hiç ama hiç değenmediğiniz halbuki cari (sizin öğrencilik dönemlerinizde okutulmayan) döviz kurunun oluşumunu açıklayan iktisadi analizlerin temel kategorisi, iktisadi aktörlerin, yurttaşlar ve şirketlerin ve iktisat teorisi bilen ve kullanan siyaset kurumunun (varsa eğer) hesaplamalarındaki temel değişkenlerden biri mesela 12 ay sonraki expected exchange rate yani beklenilen döviz kuru ve beklenilen enflasyon oranı ve beklenilen o tarihteki sözleşmelerde uygulanacak faiz haddidir. Yani Beklentiler çok önemlidir. Ve gelecekle ilgili beklentileri analize katmayan bir söylem çağdaş iktisatçılık olamaz.<br />
<br />
Türkiye umarım hepimizin canını sıkan bu krizden en az hasarla çıkar. Ben siyasetçi değilim. kendi ülkemin, ekonomimin, toplumumun felaketine yol açacak hiç bir süreçten beğenmediğim bir iktidardan kurtulurum diye, zevk alamam. Bu noktada anlaşıyoruz sayın genel müdürüm.<br />
<br />
Bir son temel yanlışınızı daha size hatırlatmak isterim, saygı ile. Faizi kanser tedavisi için yapılan ve zehirleyici kemo terapiye benzettiniz. Yanlış. Faiz prekapitalist toplumlarda, dara düşen fakirle onun muhtaçlığından yararlanacak tefeci arasındaki borç alma borç verme işleminin fiyatı değildir sadece. Faiz, yatırımın başlanması ile ürünün üretilmesinin başlaması arasında yıllarca süreler olan modern ekonomilerde zamanın fiyatıdır. Diyelim ki elimizde 1 milyar TL'niz var. Bunu 5 yıl sonra satılabilir ürün verecek A projesini ya da 10 yıl sonra ürün verecek B projesi için kullanabileceksiniz. Hangisinin daha kazançlı olacağını hesap edebilmeniz ve karşılaştırabilmeniz için zamana fiyat biçiyor olmanız gerekir. Zaman bir üretim faktörüdür. Faiz bu üritim faktörünün yani zamanın fiyatıdır. Bu mesele bilmem belki duymuşsunuzdur, Avusturya iktisatçılık okulunun ustaları tarafından, Böhm Bawerk falan filan gibi enine boyuna işlenmiş, Fisher gibi önemli Amerikan iktisatçıları tarafından da neo-klasik iktisadi analize taşınmıştır. <br />
<br />
Velhasıl kelam başımı duvarlara mı vursam, ağlasam mı, yoksa müzik mi dinlesem bilemiyorum. kalan ömrümü bildiğim bir disiplinin biriktirdiğim tecrübesini paylaşmadan geçirirsem bencillik yaparım diye düşünüyorum. Öteki taraftan savcılar FB u mace book u takip ediyorlar. Bunu şimdi piyasa istikrarını bozan bir yazı gibi ele alıp beni bu sıcakta ifade vermeye çağırırlarsa, ben Marmaris ya da Mugla ya da başka bir yere gidinceye kadar ölürüm. Yani sussam bir türlü. Yazsam bir türlü. Arabesk bir şarkı için güzel bir güfte başlangıcı.<br />
<br />
Sayın Genel Müdürümüze ve bütün arkadaşlarıma arz ederim, efendim.<br />
<br />
Kulunuz YST.&quot;<br />
Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel  Kişisel Facebook sayfası paylaşımı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?151-Is-bankasinin-degerli-genel-mudurune-bir-acik-mektup</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devletin Dini Adalettir</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?150-Devletin-Dini-Adalettir</link>
			<pubDate>Tue, 07 Aug 2018 10:46:25 GMT</pubDate>
			<description>Adalet Bakanımız her yıl 5.000 hakim savcı alacağız. Kasım ayında yeni mezunların bilgileri taze iken alım düşünüyoruz açıklaması yapmış. İyi hoş...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Adalet Bakanımız her yıl 5.000 hakim savcı alacağız. Kasım ayında yeni mezunların bilgileri taze iken alım düşünüyoruz açıklaması yapmış. İyi hoş demiş de her zaman diyorum. Adalet hukuk bir nosyon işi. Okuldan yeni mezun 22 yaşındaki genci, direkt kürsüye çıkarınca sıkıntıyı çoğaltıyorsunuz yargıda. En az 3 5 ideali 7 yıl avukatlık tecrübesi olmayana kürsü emanet edilmemeli. Pişirmeden yaktığınız bu gençler, adaleti de yakıyorlar sonuçta. Özellikle parti cemaat cemiyet referans sistemini tamamen kaldırarak, dupduru liyakat tercihlemesi ile görevlendirmelerin yapılması da hayati bir mevzu. Okuldan yeni mezun gençleri öncelikle hakim savcı yardımcısı olarak görevlendirmek de düşünülebilir tabii ki. Adalet devletin dinidir ve bunu en iyi bilmesi gereken de haliyle Adalet Bakanıdır.<br />
<br />
Doların yükseldiği falan yok, lira değer kaybediyor. Yakın bir tarihten bu yana %40 kadar değer kaybeden TL, cari açığımız bu kadar yüksekken ve ekonomimiz bu kadar dışardan para girişine muhtaçken, üstelik sanayiye değil, betona kaynaklar bu pervasızlıkla aktarılmaya devam ediliyorken, daha da değer kaybetmeye devam edecektir. Türkiye'yi günü kurtarma, hısım, yandaşları ihya etme, makyajlarla hastalık lekelerini kapatma politikaları ile daha fazla götürme imkanı da kalmamıştır. Devletler nasıl iflas ederin tarihteki örneklerinden en şaşaalısı bizim tarihimizde var iken, üç kuruşluk yaptırımlara bile ciddi reaksiyon gösteren bu ekonomi, yakın zamanda hepimizi toza bulayabilir, bir ciddi önlem alınmaz ve feraset ile davranılmazsa.<br />
<br />
Türkiye hala her türlü motoru üretebilecek bir sanayiye sahip değilken, kaynaklarını kanala, havaalanına oraya buraya har vurup harman savurur biçimde dağıtıyorsa, kimse bana idarecilerimizin çok da yerli ve milli düşündüğünü söylemesin. Bugün atak helikopterinin ve tankımızın bile motoru hala yerli değilken, hangi feraset ile başka yatırımları uygun görebiliyorlar, anlayabilmiş değilim.<br />
Ayrıca tüm düşmanlara korku salacak, caydırıcılık oluşturacak orta ve uzun menzilli füze yapmadan da kimse savunma sanayisinden bir beklentiye girmemeli.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?150-Devletin-Dini-Adalettir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece:</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?149-Sadelestirmeye-ihtiyacimiz-var-sadece</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 10:53:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece: 
 
Dinin yegane gayesinin uluhiyeti sadece Allah'a tahsis ile, iyi bir insan olmayı ve bunun için de sahih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece:<br />
<br />
Dinin yegane gayesinin uluhiyeti sadece Allah'a tahsis ile, iyi bir insan olmayı ve bunun için de sahih ahlak sahibi olunmasını talim ettiği gibi.<br />
Devletin sadece yatay ve dikey eşitliğe ihtimam ile, adaleti tesis etmekle yükümlü bir organizasyon olduğu gibi.<br />
Hukukun sadece zulmü engelleme ile yükümlü olduğu gibi.<br />
Zulmün gayrın hakkına tecavüz olduğu gibi.<br />
Anayasanın insan hak ve hürriyetlerine saygılı değil, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir nizamı tesis ile yükümlülüğünün asıl olduğu gibi.<br />
<br />
Devlet kadrolarına adam yerleştirmekte gayretli olan tüm yapılar kesinlikle artniyetlidirler. Hangi argümanı kullandıklarının bir önemi yok, önemli olan devlete sızma niyetlerinin var olmasıdır ve bunu göre bile buna göz yuman ve hatta işlerini kolaylaştıran her mevki makam ünvan sahibi de ya bizzat hain, ya da çıkarı için şahsiyetini satmış müflistir.<br />
Devletin dini adalettir ve tek ölçeği de liyakattır.<br />
<br />
İktidarın hocaları neden fakir fukaraya şükrü öğütlerler, zengine infakı talim etmenlerin cevabı:<br />
Fakirin Allah'tan gayrı dayanağı yoktur. O, kendine iyi yaşam sunması için çalışmaya mecbur olan, vazifesinde ihanete düşerse, onu suçlamak yerine, Allah'a topu atar ve kendi noksanlığı sebebiyle bu durumu yaşadığına inanması daha kolaydır. Variyetli ise, ziyan yaşarsa, muktediri sorumlu tutar ve ona kafa tutar. İmkanları genişlemezse hatta ona ceza dahi kesebilir.<br />
Bu yüzden variyet sahibinin imkanlarının genişletilmesi ve fukaraya şükür talimi muktedirin kolayına ve işine gelendir.<br />
Bu dünyanın kendi zamanında yok olacağına inanan ve bu yok oluşa damgasını vurmak isteyen fanatik bazı sapkınların proje piyonları olmak ya da onları tarihe gömmek sizlerin ellerinizde ey insanlık!<br />
Falanın deccalı filanın mehdisi ve falanın mehdisi filanın deccali iken tüm dünya bu fanatiklerin hamlelerine kilitlenmiş sonunu beklemede olmamalı. <br />
Dünyayı fanatiklerin cirit alanı haline getiren de onlara koşulsuz itaat eden sessiz yığınlar maalesef. Kişilere onlarda olmayan meziyetleri yükleyerek onları baş belası haline getiren yığınlar akıllarını başlarına devşirmezlerse onların göz dönmüşlüklerine kurban edileceklerdir.<br />
Olması gereken, kişi bazlı değil ilke odaklı siyaseti hayata geçirebilmek. Aksi halde onun mehdisi bunun deccalini öpmek için dünyayı kan gölüne çevirecek.<br />
<br />
Hukuk nosyonu için 4 yıllık lisans eğitiminin dahi asla yeterli olmadığını, hukuk sosyolojisi ve felsefesi alanlarında ciddi yoğunlaşmak, en azından tüm hukuk derslerine aşinalık ve uzun mesleki tecrübe ile belli sahalarda uzmanlaşmak gerektiği açık iken, 4 yıllık herhangi bir lisans eğitimi alanlara idari hakimlik gibi tam anlamıyla hakikatli hukuk nosyonu gerektiren bir alanda istihdam imkanı sağlanması projesi kesinlikle fetö kafası işidir. Uygulayıcı fetöcü olmayabilir, ama liyakatsız, tek vasfi koşulsuz itaat olacak hakimleri adalet mekanizmasına yerleştirme kafasını başka bir ifade ile vasıflamak dogru değildir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?149-Sadelestirmeye-ihtiyacimiz-var-sadece</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz mesajını devlet aldı mı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?148-15-Temmuz-mesajini-devlet-aldi-mi</link>
			<pubDate>Mon, 16 Jul 2018 07:19:48 GMT</pubDate>
			<description>15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur: 
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur:<br />
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine bağlı olanları, tabiiyetlerini kapı önüne bırakmadan içeri girme şansları olmadığına inandıramıyor ve iradesi güdümlüleri bir yerlere yerleştiriyor ise bu hadisenin tekrarı ve daha acı boyutlusu kesindir. <br />
Liyakattan daha sağlam ölçüt aranmamalı ve devleti, emeline kullanacaklara asla fırsat verilmemelidir.<br />
Kim ki devletin imkanları ile kendine, civarına, tabiiyetine imkan devşirme gayretine girdi, onun ve fayda sağladığı her neresi ve kim ise tüm mal varlıklarına el konulması ilk yaptırım olmalı ve kimseye bu hususta ayrıcalık tanınmamalıdır.<br />
<br />
15 Temmuz hakkında bir yorumda bunun bir münafık kalkışması olduğu değerlendirmesini okuyunca yazmak zorunda kaldım: Bu kalkışma kör iman kalkışmasıdır, münafıklık değil. Önderlerine iman eden, ama Allah'a bu imanı kendilerinden esirgeyenlerin teşebbüsü. Öyle ya Allah'a iman edilmiş olsa, Onun dini bilinse, din kardeşine silah doğrultabilir miydi bu şebelekler. Amaca ulaşmak için her türlü numara caiz diyebilirler miydi. Bugün fetö yarın başka isimle bu sapkınlık her zamar ortaya çıkabilir. Müslüman kanmamak için dinini doğru şekilde dört dörtlük sahih kaynaklardan öğrenmek zorundadır.<br />
Bir lider ki itaati şahsına istiyor ve kendine yapılan tazim hareket ve sözlerini reddetmiyor ise onun civarında bulunmak, ona hizmet etmek adiliktir.<br />
<br />
Fetö, evanjelist hristiyanların dünyaya hakim olması amacına hizmeti, dini bilmişlerin organizasyonudur. Evanjelistlere göre İsa'nın göksel krallığını kurması için kıyamet savaşının Suriye'de çıkması lazım. Bunun olabilmeli için bu yapılanma Amerika tarafından Türkiye'de kurgulandı ve desteklendi. Lakin 15 Temmuz planlarında yoktu. Bunlar bu olsun diye çalışmaya devam edeceklerdir. Yöneticilere daha büyük yükler var artık.<br />
Ahir zamanda hristiyanların din i hakikisi ile islamiyet omuz omuza vererek dünyaya hükmedeceklerdir akidesine inanarak Evangelistlerin büyük yahudi krallığını kurma ideallerine hizmet etmeyi islama hizmet olarak gören fetönün eylem planlarını belirleyen hocalarının okuyup inandıkları bu itikad, özellikle doğu medreselerinde yaygın halde okutulup taraftar bulmaya devam etmektedir. <br />
<br />
Ey Devletim! Sen ısrarla tarikat ve cemaatleri kadrolarına yerleştirmeme ile meşgul olsan, kendine sırf bu tedbirinle en sağlam savunmayı yapmış olursun ve belli bir maddi güce sahip tüm cemaat ve cemiyet varlıklarının bağımsız denetime tabi tutulması ile niyeti bozanın tepesine binme imkanına kavuşursun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?148-15-Temmuz-mesajini-devlet-aldi-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Biraz da Eleştiri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?147-Biraz-da-Elestiri</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 08:53:03 GMT</pubDate>
			<description>Soma davasında açıklanan karar, madenci aileleri tarafından protesto edildi. Aileler, mahkeme heyetine: Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı yine aynı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Soma davasında açıklanan karar, madenci aileleri tarafından protesto edildi. Aileler, mahkeme heyetine: Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı yine aynı kararları verir miydiniz ifadeleri ile çıkıştılar.<br />
Başka bir husus da muhalefet partilerinin ve iktidara muhalefeti ile tanınan bir çok simanın takip ettiği davada iktidara yakın sivil toplum örgütlerinin olmaması soru işaretlerine sebep oldu. <br />
Yargı madem bağımsız, o salonda evlatları ölmüş anne babaların yanında destek için neden iktidar yanlısı kişi ve kurumlar yoktu sorularına, muhataplarından cevap bekleniyor ve ölen yüzlerce canın anne babalarının eş ve evlatlarının yüreğini soğutmayan kararları eleştirip eleştirmeyecekleri merakla izleniyor.<br />
Bir avukat arkadaşın konuya bakışı:  İsterseniz komplo teorisi deyin ama, Adnan Oktar'a yapılan operasyonun ve Soma davasının karar celsesinin aynı güne denk getirilmesinin ve gizli yürütülen bir operasyona dair her türlü bilginin medyaya servis edilmesinin; Soma davasında verilecek kararın gündemi meşgul etmesinin önüne geçmek için yapıldığını düşünüyorum. Şu an herkes Adnan Oktar'ı konuşuyor, Soma davası unutturuluyor resmen.<br />
**<br />
Yeni sistem adalet işlerinde gayet hızlı çıktı helal olsun. Hakim olmak için veterinerlik, ilahiyat veya herhangi bir 4 yıllık lisans eğitimi artık yeterli ya KHK ile. Sonraki KHK ile de baro başkanları mühendisler arasından seçilir hükmü ihdas edilirse daha bir inandırıcı olur adaletin gözetilmesi adına. Hatta Adalet bakanı olma şartı olarak gıda mühendisi olma özel şartı da çok isabetli olurdu.<br />
İdari hakim olmak için artık hukuk fakültesi mezunu olma şartı yok. Tüm lisans mezunları hakim olabiliyor. İyi hoş da hukuk nosyonu için bırakın hukuk mezunu olmayı en az 5 yıl avukatlık tecrübesi gerekir diyen bir hukukçu olarak derim ki: Tamam adliyelerde hakim sıkıntısı sizi bir çözüm bulmaya sevk ediyor, lakin dün fetöde yaşanan, bu aceleciliğiniz sebebiyle farklı şekilde yine yaşanır. Adliyede liyakat esas olmalı ve parti pırtı cemaat vakıf referansı ile buralara asla çaycı bile alınmamalı. Bu ne akıl tutulması bilemiyorum, bir hatayı başka bir hata ile düzeltme fikri sakattır.<br />
**<br />
<br />
Yanlış olduğunu düşündüğüm bir hususa dair fikir beyan etmem yanlışı yapana dair hissiyatımı ifade etmez. Sevdiğim yanlış yaptığında onu sevdiğim için yanlış bende doğru oluyorsa, veya sevmediğim doğru yaptığında onu sevmediğim için o doğru bende yanlış muamelesi görüyor ise bu benim adam olamadığımın göstergesidir. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?147-Biraz-da-Elestiri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?146-Cinsel-suclara-ceza-uygulamasina-dair-degerlendirmeler</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jul 2018 08:13:37 GMT</pubDate>
			<description>Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler 
 
tecavüz ve katl birine, suçunun karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler<br />
<br />
tecavüz ve katl birine, suçunun karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır?<br />
<br />
Mevcut hukuk sistemimizde ödetici adalet sistematiği gereği bu suça hapis cezası uygun bulunuyor ki, zamanımızda maalesef benzer suçlar bu bakış tarzı gereği katlanarak artmaktadır.<br />
<br />
Halbuki böylesi suçlarda faile, bu dünyada yaptığının karşılığını ödetebilecek bir müeyyide söz konusu değildir. Ancak günümüzde yargı sistemi uygun cezayı takdir edemediği için, bu ceza koğuş infazı suretiyle tecelli etmektedir. Lakin bu suçlar, günümüz ceza hukukunda insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıfla ilişkili olmalıdır. Bu suçları önlemek ve toplum vicdanını rahatlatmak için önleyici hukuk sistematiği gözetilerek bu suçların failine ibreti alem yaptırımı uygulanması gerekir.<br />
<br />
Konuya bu zaviyeden bakıldığında esasen hapis cezası da idam cezası da irtikap edilen cürümün karşılığı bir ceza olamaz. Ancak toplum dengesi ve suçu önleme gayesi ile bir müeyyide öngörülecek ise , bu ceza mutlaka idam olmalıdır.<br />
<br />
İslam hukukunda yer alan kısas da bu gibi suçlara karşı müeyyide anlamında uygun olmayacaktır. Tecavüze uğrayan ve öldürülen çocuğu için, babaya teklif edilecek parayı, onun, diğer çocuklarının geleceğini düşünerek kabulü dahi ilahi adaleti rencide edecektir. Bu suçlar işlendikleri anda, kişilere karşı işlenen suçlar olma vasfından, çıkmışlar ve insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıfla ilişkili olmalıdır.<br />
<br />
İbreti alem için teşhir edilerek idam ve tabii ki suç ve suçlunun hiçbir karanlık nokta bırakılmaksızın aydınlatılacağı, tüm çıplaklığı ile gerçeğin ortaya konulacağı bir yargılama olmaksızın suçsuz bir insanı öldürmek de unutulmamadır ki tüm insanlığı öldürmek gibidir.<br />
<br />
Bu coğrafyada Cumhuriyet öncesi ceza uygulamasında konunun değerlendirilmesine örneklik açısından bir iki pasaj aktaralım: Ebussud Efendi “mesele: Zeyd, Hindin evine girip, cebr ile tasarruf eylemek isteyip, Hind Zeydi ahar tarikle def’e kadir olmamakla, balta ile vurup mecruh eyleyip, Zeyd o cerahetten fevt olsa, Hinde ne lazım olur?<br />
<br />
El cevap: Gaza etmiş olur” Başkasının canına, malına ve ırzına yapılacak saldırı da bu kapsamda görülmüştür. Bunun için, namusa saldıran kişiyi ölüm pahasına olsa dahi defetmek gerekir. Hatta, Udeh, erkeğe tecavüze imkan vermeyi, bir başka deyişle imkanı varken karşı koymamayı haram olarak nitelendirir.  Bir kadına tecavüze girişeni gören kişinin de, kadını kurtarabilmek için, öldürerek de olsa saldırganı def etmesi gerekir ki başka çare bulamazsa öldürmesi farzdır. Muttalip Yılmaz, İslam Hukukunda Zaruret Hali, 2. Baskı, 2008, Ankara, s. 237-238 - Düzdağ, a.g.e., s. 1<br />
II. Bayezid Kanunnamesi’nde, zina suçu aynı Fatih Kanunnamesinde olduğu gibi düzenlenmiştir. Ancak II. Bayezid Kanunnamesinde ırza geçenin “tenasül uzvunun kesilmesi” öngörülmüştür. Yavuz Sultan Selim Kanunnamesi’nde, “bir kimse başka birinin karısını veya kızını öpse, yahut yolda peşine takılıp laf atsa, mahkeme tarafından sopa atılma cezasına çarptırıldıktan gayri, her iki sopa başına bir akçe ceza alınır. Keza, birinin cariyesine laf atan ve zorla öpen de aynı ceza ile cezalandırılır. Eğer bir kadın veya bir kız, bana filan kimse zorla tecavüz etti dese, o kimse de bunu inkar etse o zaman şahit dinletilir. Tanık, kızın veya kadının yalan söylediğini ve sanığa iftira ettiklerini ispatlarsa o zaman kadın veya kız sopa cezası ile cezalandırılır. Ve hem de sopa başına bir akçe ceza alınır.<br />
<br />
Bir kimse, bir kadının arkasına düşse veya evine girip saçını tutsa, yahut külodunu ve elbisesini çıkarmaya çalışsa ve bu durum mahkemece tespit edildiği takdirde adam hapis cezası alır. &quot;<br />
<br />
Esasen bu aralar gündeme getirilen cinsel suçlarda hadım cezası söylemi de yanlıştır. Konu cinsel organ ile işlenen suça yönelik organı cezalandırma ile değil, o organı o suça bulaştıranı cezalandırma bağlamında değerlendirilmelidir. Nitekim nice suç çeşidinde suçlu sapkın duygularını tatmin için alet edavat dahi kullanmakta ve mağdurun vücuduna yabancı cisim sokmaktadır. En münasip ceza suçun karşılığı ceza ne olmalı muhakemesi ile değil, bu tarz suçlara nasıl mani olunabilir muhakemesi ile ortaya konulmalıdır. Zira cinsel suçlara dünyada karşılığı cezayı tasavvur etmek insan idrakının fevkindedir. Bendenizin önerisi sahih bir yargılama ile suçu sübut bulunan cinsel suça bulaşmış olanların en hafifinden tecrid ile suç vahşetinin ağırlığına mütenasip kademeli ceza uygulaması makul olandır ki bu zaviyeden değerlendirilecek olursa hadım ve idam da söz konusu edilebilir.<br />
<br />
Son olarak ülkemizde idam cezası ile ilgili düzenleme yapılması mümkün olabilir mi zaviyesinden bakalım: Uluslararası antlaşmalar, hukukumuza göre anayasamızın da üstünde normlar olarak kabul edilir, dolayısıyla AB müktesebatı gereği tarafı olduğumuz bu antlaşmalardan çekilmedikçe, idam cezasını hukukumuza getiremeyiz. Yani öyle bazılarının sandığı gibi bir KHK ile olacak işler değildir ve malum şu an cumhur ittifakı Mecliste anayasayı değiştirecek oy çoğunluğuna da sahip değildir. En iyi ihtimal toplumsal beklentileri de gözeterek özellikle cinsel suçlarda bir ceza düzenlemesi yapılması mümkündür ki, mevzu ceza hukukuna varana kadar pek çok düzenlemenin yapılması gereken bir alandır. Zira coğrafyamızda “henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı işveli köylü güzeli” türküleri halen büyük bir beğeni ile dinlenilebilmekte ve hatta 15 yaşında şarkı söyleyen kız çocuklarının giyim kuşamları,ahlak ve hayat biçimleri, gençler arasında moda olmaktadır. Bu minvalde yapılacak en son düzenleme yargı alanında olmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?146-Cinsel-suclara-ceza-uygulamasina-dair-degerlendirmeler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Önleyici adalet mi ödetici adalet mi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?145-onleyici-adalet-mi-odetici-adalet-mi</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 12:30:30 GMT</pubDate>
			<description>3 4 veya 18 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ederek öldüren birine, yaptığının karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır? 
 
Mevcut...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">3 4 veya 18 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ederek öldüren birine, yaptığının karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır?<br />
<br />
Mevcut hukuk sistemimizde ödetici adalet sistematiği gereği bu suça hapis cezası uygun bulunuyor ki, zamanımızda maalesef benzer suçlar bu bakış tarzı gereği katlanacak artmaktadır. <br />
Halbuki böylesi suçlarda faile, bu dünyada yaptığının karşılığını ödetebilecek bir müeyyide söz konusu değildir. Faile ancak bu suçları önlemek ve toplum vicdanını rahatlatmak için önleyici hukuk sistematiği gözetilerek yaptırım uygulanması mümkün olabilir.<br />
Konuya bu zaviyeden bakıldığında esasen hapis cezası da idam cezası da yapılan menhiyatın karşılığı bir ceza olamaz. Ancak toplum dengesi ve suçu önleme gayesi ile bir müeyyide öngörülecek ise en azından idam söz konusu olmalıdır.<br />
İslam hukukunda yer alan kısas da bu gibi suçlara karşı müeyyide anlamında  uygun olmayacaktır. Tecavüze uğrayan ve öldürülen çocuğu için, babaya teklif edilecek parayı, onun, diğer çocuklarının geleceğini düşünerek kabulü dahi ilahi adaleti zedeleyecektir. Bu suçlar, kişilere karşı işlenen suçlar olma vasfından, işlendikleri anda çıkmışlar ve insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıf ilişikli olmalıdır.<br />
Geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde teşhir edilerek idam ve tabii ki suç ve suçlunun hiçbir karanlık nokta bırakılmaksızın aydınlatılacağı, tüm çıplaklığı ile gerçeğin ortaya konulacağı bir yargılama şartı ile, suçsuz bir insanı öldürmek de unutulmamadır ki tüm insanlığı öldürmek gibidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?145-onleyici-adalet-mi-odetici-adalet-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Göçük Problemi Karşısında Tüketici Hakları ve Yapılması Gerekenler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?144-Gocuk-Problemi-Karsisinda-Tuketici-Haklari-ve-Yapilmasi-Gerekenler</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2018 21:15:26 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalede, sıfır kilometre veya ikinci el araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan *göçük ve/veya dalgalanma problemi *sebebiyle...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalede, sıfır kilometre veya ikinci el araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan <b>göçük ve/veya dalgalanma problemi </b>sebebiyle başvurabilecekleri ve hatta başvurmak zorunda olduklarını düşündüğümüz hukuki yollar hakkında açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Öncelikle bu göçük ve dalgalanma problemine hukuk dilinde &quot;ayıp&quot; adını veriyoruz. Makale içeriğindeki &quot;ayıp&quot; sözcüğünden anlaşılması gereken bu göçük ve/veya dalgalanma sorunudur.<br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) “Ayıplı mal” başlıklı 8. maddesinde, önceki kanuna paralel bir şekilde, şu ifadeler yer almaktadır:<br />
<i><br />
“(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.<br />
<br />
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”</i><br />
<br />
“Ayıp” kavramı ile satılan malda ortaya çıkan ve alıcının o maldan tümüyle ya da gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve aksaklıklar gibi özürler ifade edilmek istenir (ZEVKLİLER Aydın / AYDOĞDU Murat, Tüketicinin Korunması Hukuku, B. 3, Ankara 2004, s. 104).<br />
<br />
Bu <b>göçük ve dalgalanma problemi de şüphesiz ki ayıp niteliğindedir.<br />
</b><br />
Önemli olan; ayıbın, kullanım hatası veya dış etken kaynaklı mı yoksa imalat kaynaklı mı olduğunun belirlenmesidir. Her ne kadar satıcı firma bu ayıbın dış etken kaynaklı olduğu yönünde ifadeler kullanmış ise de, bu ifadeler tüketiciyi bağlamaz. <b>Neredeyse aynı kasadaki tüm araçlarda aynı problemin varlığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu ayıbın dış etken kaynaklı olmadığı sabittir ve tartışmaya değmeyecek bir husustur.</b><br />
<b><br />
AYIPLI ARAÇLARDA TÜKETİCİNİN HAKLARI NELERDİR?</b><br />
<br />
Malın ayıplı olması durumda tüketicinin seçimlik hakları, 6502 sayılı kanunun 11. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tüketici;<br />
<br />
BEDEL İADESİNİ DE İÇEREN SÖZLEŞMEDEN DÖNME,<br />
<br />
MALIN AYIPSIZ MİSLİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
<br />
AYIP ORANINDA BEDEL İNDİRİMİ veya<br />
<br />
ÜCRETSİZ ONARIM İSTEME haklarına sahiptir.<br />
<br />
SATICI, TÜKETİCİN TERCİH ETTİĞİ BU TALEBİ YERİNE GETİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.<br />
<br />
<b>ORTAYA ÇIKAN GÖÇÜKLERDE ONARIM HAKKININ KULLANILMASI ŞART DEĞİLDİR:</b><br />
<br />
Tüketicinin talep edebileceği bu 4 seçimlik hakkın her biri hakkında açıklama yapmadan önce, “garanti süresi içerisinde araçta çıkan bu problem karşısında onarım hakkının kullanılmasının şart olduğu yanılgısı” üzerinde durmamız gerekmektedir.<br />
<br />
GARANTİ SÜRESİ İÇERİSİNDE ARAÇTA BİR AYIPLA KARŞILAŞAN TÜKETİCİNİN ONARIM HAKKINI KULLANMASI ZORUNLU DEĞİLDİR. Bunun bir zorunluluk olduğu düşüncesi tamamen hatalıdır. İster otomobil, ister telefon, ister tencere tava olsun tüketici, malda bir ayıpla karşılaşınca 4 seçimlik haktan istediğini kullanabilir. Yeter ki kullanmak istediği bu hakkın kullanılması hakkaniyet kurallarına aykırılık teşkil etmesin. (Hakkaniyet kuralları hakkında aşağıda açıklama yer almaktadır.)<br />
<br />
<b>Fakat ne yazık ki ülkemizde, satıcılar, tüketicileri aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için tüketiciler de ayıplı (kusurlu) malları ile ilgili olarak onarım hakkını kullanmak zorunda olduklarını düşünmekte ve kendilerini servislerin insiyatifine tabi kılmaktadırlar.</b><br />
<br />
<b><u>Malum markanın araçlarında görülen göçük problemi sebebiyle konu hakkında yargıya taşımız olduğumuz bir dosyaya makine yüksek mühendisi bilirkişi tarafından sunulan raporda özetle, göçüklerin dış etken veya kullanımdan kaynaklı olmadığı, sebebinin C sütununu oluşturan karoser parçasının iç yapısının destek noktalarının birleştirilmesi işleminin üstteki sac tarafından mukavim edilememesi ve sac kalınlığının bu tür çekmeler dikkate alınmaksızın ince seçilmesinden meydana geldiği bunun ise kabul edilebilir olmadığı ve bu ayıbın araçta 10.000-TL değer kaybı yaratacağı belirtilmiştir.</u></b><br />
 <br />
Bu rapor, bir müvekkilimizin, aracında karşılaştığı göçük problemi üzerine, mahkeme kanalıyla yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenmiş bilirkişi raporudur.<br />
<br />
Tüketici, göçük ayıplarında hangi haklarını kullanabilir? Onarım hakkını kullanmak zorunda mıdır?<br />
6502 s. TKHK.nun ilk ve en önemli amacı, “kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, hususları düzenlemektir.” (TKHK.m.1) Dolayısıyla kanunun ilk amacının, tüketici çıkarlarını gözetmek olduğu aşikardır fakat bu tüketici çıkarını gözetme arzusu karşısında karşı tarafın (satıcı/üretici/ithalatçı) çıkarları hiçe sayılamaz.<br />
<br />
2011 yılı içerisinde yaklaşık 50.000-TL ye sıfır kilometre olarak satın alınan ve araç tüketicinin eline geçmeden önce, aracın bir bölümünde yapılan boyama işleminin (ayıp) araçta 1.500 TL. tutarında değer kaybına neden olacağı anlaşılan bir davada, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/653 E. 2017/1085 K. sayılı kararında, “…kanun tarafından korunan tüketicinin yanında, mahkemece kurulacak hükmün, sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerektiğine” vurgu yapılarak, “ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tesbit edilmesi zorunludur.” denilmiştir.<br />
 <br />
<b>Dolayısıyla, tüketicinin seçimlik haklarından istediğini mutlak olarak kullanabileceği düşünülmemelidir. </b>Tüketicinin istediği seçimlik hakkı kullanabilmesinde önemli olan, araçtaki ayıbın, aracın sürekli kullanımına, araçtan beklenen sürekli faydaya etkisinin olup olmadığı, aracın ayıplı ve ayıpsız değerleri arasındaki farkın ne kadar olduğudur. Yargıtay kararına konu olayda olduğu gibi, yaklaşık 50.000-TL değerindeki bir araçta bulunan ayıbın, araçta meydana getirdiği değer kaybının, araç bedeline oranla çok düşük (1.500-TL yani yüzde 3) bir miktar olması durumunda tüketicinin, <b>diğer seçimlik hakları olan bedel indirimi ve ücretsiz onarım haklarını kullanması objektif iyiniyet (hakkaniyet) kurallarının gereğidir.</b><br />
 <br />
Şüphesiz ki, araçtaki ayıbın ne kadar değer kaybına neden olacağı otomotiv konusunda uzaman bilirkişi marifetiyle anlaşılacaktır. <b>Yukarıda bahsettiğimiz bilirkişi raporuna göre bu ayıbın araçta 10.000-TL değer kaybı yaratacağı belirtilmiştir.</b><br />
 <br />
<b>80-90 bin TL fiyat aralığında satılan araçlarda ortaya çıkan göçük probleminin aracında değerinde 10 bin TL civarında kayıp yaratacağı düşünüldüğünde, bu araçlar için değişim veya bedel iadesi taleplerinin objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğu söylenebilir.</b> Bu düşünce, ancak, araçtaki ayıpların, sadece estetik görüntüyü bozduğu durumlarda doğru kabul edilebilir. Eğer araçlardaki göçük probleminin, bilirkişi tarafından, aracın mukavemetini azaltacağı, yolcuların can ve mal güvenliğini tehdit edebileceği şeklinde görüş bildirilirse elbette bu durumda tüketici diğer seçimlik haklarını (sözleşmeden dönme yani bedel iadesi, aracın ayıpsız misli ile değişimi gibi) kullanabilir.<br />
<br />
<font size="4"><u><b>Tüketici onarım hakkını kullanmasına rağmen değer kaybını da talep edebilir!<br />
</b></u></font><br />
<br />
Göçük problemi karşısında tüketici, yukarıda sayılan seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını kullanacak olursa bunun yanı sıra ayıp nedeniyle aracındaki değer kaybını da talep edebilir. Bu husus, kanun metninde açıkça, şu şekilde belirtilmiştir:<br />
<i> <br />
&quot;...Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir...&quot;</i><br />
<br />
<b><font size="4">Tüketici, değer kaybı için mahkemeye başvurmak durumundadır.</font><br />
</b><br />
Elbette hiçbir kişinin, başına gelen bir olay karşısında, mahkeme veya diğer adli makamlara başvurma zorunluluğu yoktur. Fakat araçlarında göçük problemi ile karşılaşan tüketiciler, <b>araçlarını satacakları sırada, araçta mevcut bu ayıbı (onarım suretiyle giderilmiş dahi olsa) aracın yeni sahibine bildirmek zorundadır.<br />
 </b><br />
Bildirmezlerse ne olur?<br />
 <br />
<b>Araçlarda meydana gelen bu göçük (ve dalgalanma) probleminin, ister onarılsın ister onarılmasın aracın değerinde bir azalma meydana getirdiği kuşkusuzdur. Göçük problemi ile ilgili serviste yapılan işlemler servis kayıtlarına yansır ve aracı satın alacak kişinin satın alma iradesini olumsuz etkiler. Bu da aracın değerinin kaybına yol açar. İşte bu şekilde değer kaybetmiş araç satılırken alıcıya bu husus bildirilmelidir. Nitekim 2. el araç satışında satıcı, ayıplardan sorumludur.</b><br />
 <br />
Bu konuda olmak üzere Hukuk Genel Kurulu şu şekilde karar vermiştir:<br />
 <br />
&quot;... İspat yükü üzerinde olan davalı-satıcı, satış öncesi aracın ayıplı olduğu konusunda alıcıyı bilgilendirdiğini veya alıcının bu hususu bildiğini ispatlayamamıştır. Kaldı ki lüzumlu vasıflarda eksiklik seklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumlu olur.&quot;<br />
<br />
<b>Anlatılan bu sebepler ile, aracında göçük problemi ile karşılaşan tüketiciler, aracın onarımını sağlasın veya sağlamasın ileri bir tarihte araçlarını sattıklarında sorun yaşamak istemiyorlarsa, aracın sıfır kilometre satışını yapmış olan satıcıya karşı (bayi veya galerici) en azından değer kaybı talebi ile dava açmak zorundadır.</b><br />
Sıfır kilometre araç satışları hakkında detaylı bilgiler için: <a href="https://www.akahukuk.com.tr/2017/10/21/sifir-kilometre-arac-satin-alan-tuketicilerin-haklari/" target="_blank">Sıfır Kilometre Araç Satın Alan Tüketicilerin Hakları</a><br />
<br />
<i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?144-Gocuk-Problemi-Karsisinda-Tuketici-Haklari-ve-Yapilmasi-Gerekenler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hak mevzusu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?143-Hak-mevzusu</link>
			<pubDate>Mon, 07 May 2018 13:40:28 GMT</pubDate>
			<description>Her avukat meslektaşım gibi bendeniz de vekalet sunacağım davalarda önce müvekkilimin davasında haklı olup olmadığının ilk muhasebesini vicdanımda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Her avukat meslektaşım gibi bendeniz de vekalet sunacağım davalarda önce müvekkilimin davasında haklı olup olmadığının ilk muhasebesini vicdanımda yapıyor ve kötü niyetli birinin davasını asla almıyorum. Allah haksızlıktan yana olmaktan muhafaza buyursun.<br />
Adaletin tecellisinden gayrı bir niyet ve gayrete bizi alet etmesin. Amin.<br />
Avukat sadece adaletin tecellisinden taraftır. Bu mesleği itibarsızlaştırma gayretlerinin altında adaletin tecelli etmesinden endişelenerek, haksız iken haklı çıkma arzusu içinde olanların ardniyetli ruh hallerinden başka bir izah yoktur.<br />
<br />
Mesela vergi hukuku diyelim, bu alanda haksızlık net olarak ortadadır görmek isteyene esasen. Vekil etmek isteyenin vergi kaçırma kastına vakıf olursam davasını almıyorum ve haksız tahsil edilmiş verginin de iadesi için tüm gayretimi sarf ediyorum. Tüm vatandaşlara haram bulaşması söz konusu çünkü.<br />
---<br />
Onun da yanlış yapabileceğini Cebrail söylese inanmayacakgillerin &quot;Cebrail parti kursa oy vermem&quot; diyengillerden dingillikte ne farkları olur<br />
-- <br />
Nasıl bir gençliğe imza attınız ey siyasiler!<br />
13,20 yaş arası binlerce genç, oynadığı diziden tanınan ve yazdığı pornoğrafik kitabı imzalayan aktörün kitap fuarındaki standında izdihama sebep oluyorlar.<br />
Beri yanda düşünce ve araştırma tecrübe ve maya ürünü kitaplara teveccüh göstermiyor bu gençler.<br />
Alın başınıza çalın o makamlarınızı!<br />
--<br />
Allah'ın bu topraklara bahşettiği zenginliği tarumar ederek, mesela buğdayda daha çok taneli diye dnası değiştirilmiş olanı tercih ederek, özü şifa olan buralara mahsus olanı yok eden kafa, bu yaptığının bedelini dış ülkelerden kanser ilacı alarak ödüyor ki bu daha başlangıç. Önümüzdeki 20 30 yılda kanser vakaları başa çıkılmaz ölçüde artacak diyor işin ehli olanlar. Siz şehir hastaneleri açmak ile övünmeden önce geçen yüzyılın tohumunu geri getirin. Hastalıklara mani olmak ile övünün ey sorumlular.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?143-Hak-mevzusu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?142-Bagli-Kredi-Sozlesmeleri-ve-Kredi-Veren-Kurumun-Sorumlulugu</link>
			<pubDate>Wed, 02 May 2018 09:48:36 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*_ 
Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu_* 
 
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un “*Bağlı krediler*” başlıklı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b><u><br />
Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu</u></b><br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un “<b>Bağlı krediler</b>” başlıklı 30. maddesi şu şekildedir:<br />
<br />
<i>1-Bağlı kredi sözleşmesi; tüketici kredisinin münhasıran belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşmenin finansmanı için verildiği ve bu iki sözleşmenin objektif açıdan ekonomik birlik oluşturduğu sözleşmedir.<br />
<br />
2-Ekonomik birliğin varlığı;<br />
<br />
a-Satıcı veya sağlayıcının tüketici için krediyi finanse ettiği,<br />
<br />
b-Üçüncü bir tarafça finanse edilmesi durumunda, kredi verenin kredi sözleşmesinin imzalanması veya hazırlanması ile ilgili olarak satıcı veya sağlayıcının hizmetlerinden yararlandığı,<br />
<br />
c-Belirli bir mal veya hizmetin verilmesinin kredi sözleşmesinde açıkça belirtildiği, durumlarından en az birinin varlığı hâlinde kabul edilir.<br />
<br />
3-Tüketicinin mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer.</i><br />
<br />
<b>Biz bu makalemizde sadece, tüketiciye mal sunan satıcılardan alınan mallara (sıfır veya ikinci el araç, konut, telefon, beyaz eşya vb.) ilişkin kullanılan krediler (taşıt kredisi, konut kredisi, ihtiyaç kredisi) konusunda açıklama yapacağız. </b>Tüketiciye bir mal satmak yerine hizmet sağlayan sağlayıcılar (görüşme hizmeti sağlayan operatörler, internet hizmeti sağlayıcıları gibi) ile yapılan sözleşmelerde kullanılan krediler makalemizin konusunu oluşturmamaktadır. <br />
<br />
Aslına bakılırsa, tüketicilerin, bir mal satın almak için kullandıkları her kredi (tüketici kredisi) bir sözleşmenin finansmanı içindir. <b>Örneğin; konut kredisi, konut satış sözleşmesinin, taşıt kredisi araç (taşıt) satış sözleşmesinin finansmanı için kullanılır. Bazen de tüketici bir eşya (cep telefonu, beyaz eşya, elektronik malzeme gibi) satın almak için kredi kullanabilir ve bu krediler de bu eşyaların satışı sözleşmesinin finansmanı içindir. İşte bu tüketici kredileri, yukarıda sayılan üç durumdan en az birinin varlığı halinde bağlı kredi halini alır.</b><br />
<br />
Tüketiciye kredi sağlayan kurum (genelde bir banka) ile tüketiciye satış yapan (genelde bir şirket) farklı kişilerdir. Tüketicinin bu farklı kişilerle yaptığı sözleşmelerin aralarında ekonomik bir birlik varsa, kullanılan kredi bağlı kredidir. Bu durumlarda, kredi sağlayan kurum (genelde bir banka) ile satış yapan satıcı arasında bir işbirliği bulunur. Kredi veren kurum, kendi imkanları ile müşteri (tüketici) edinmedeki zorluğu, satıcının bulduğu müşteri (tüketici/alıcı) ile giderirken, satıcı da tüketiciye ödeme konusunda kolaylık sağlayarak satış bedelini bir an önce tahsil eder.  Başka bir anlatımla, kredi kullandırıp para satmakta olan banka bu kazancı satıcı sayesinde elde ederken, satıcı da kredi kullanmaksızın satış bedelini ödemekte zorlanacak müşterisini kaybetmeden satış gerçekleştirir.<br />
<br />
<i>&quot;Bir başka deyişle bağlı krediler kural olarak <b>üç taraflı bir hukuki ilişki</b> kuran bir yapılanmayı ifade etmektedir. Söz konusu üç taraflı ilişkinin tarafları <b>tüketici, mal satıcısı/hizmet sağlayıcısı ve kredi veren</b>dir. Bu üç taraflı ilişkide kural olarak birbirinden hukuken bağımsız <b>en az iki sözleşme</b> bulunur. Bu sözleşmelerden ilki satıcı/sağlayıcı ile tüketici arasında kurulan mal/hizmet temini sözleşmesi (<b>konut satış sözleşmesi, araç satış sözleşmesi, telefon satış sözleşmesi</b>) iken, ikinci sözleşme, tüketicinin satıcı/ sağlayıcı ile kurduğu sözleşmeyi finanse etmek üzere krediyi veren ile kurduğu <b>kredi sözleşmesi</b>dir. Bu iki sözleşmenin yanı sıra bağlı tüketici kredileri kapsamında ortaya çıkan ilişkide <b>genelde satıcı/sağlayıcı ile kredi veren arasında yapılan bir “çerçeve sözleşme” kapsamında yer alan bu üç tarafın hepsi arasında bir ilişki bulunmaktadır ve kredi veren ile satıcı/sağlayıcı arasındaki ilişki nedeniyle tüketici belirli bir marka malı almaya ya da belirli bir kişiyle sözleşme yapmaya yönlendirilmektedir. Tüm bu hallerde bağlı kredi ilişkisi kapsamında kurulan bu kredi sözleşmesine “bağlı kredi sözleşmesi” adı verilmektedir.</b>&quot;</i> (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. 2015)<br />
<br />
<b>a) Satıcının tüketici için krediyi finanse ettiği durumlar:</b><br />
<br />
Herhangi bir malın satışını yapmakta olan satıcı (ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler: inşaat firmaları, otomobil bayileri, galericiler, otomotiv şirketleri, elektronik ürün satışı yapan firmalar vb.) bu kredi  sözleşmesini (taşıt veya konut veya ihtiyaç kredisi) finanse etmiş olabilir. Örneğin satıcı krediyi kendisi temin edip tüketiciye kullandırabilir.  Burada satıcı krediyi tüketiciye kendisi kullandırmakta ve satış bedelini bu şekilde tahsil etmektedir. Bu durumlarda kullandırılan kredi bağlı kredidir.<br />
<br />
<b>b) Üçüncü bir tarafça finanse edilmesi durumunda, kredi verenin kredi sözleşmesinin imzalanması veya hazırlanması ile ilgili olarak satıcı veya sağlayıcının hizmetlerinden yararlandığı durumlar</b><br />
<br />
Kredi, satıcının anlaştığı bir finans kurumu (genelde banka) aracılığı ile de sağlanabilir. Burada finans kurumu ile satıcı arasında önceden yapılmış bir anlaşma vardır. Bu anlaşma doğrultusunda o satıcıdan mal (konut, taşıt gibi) satın alan tüketiciye kredi kullandırılmaktadır. <br />
<br />
<b>c) Belirli bir malın kredi sözleşmesinde açıkça belirtildiği durumlar:</b><br />
<br />
Bazen de kredi sözleşmelerinde, satın alınacak mal belirtilmiş olabilir. Bu belirleme kredinin türüne göre farklılık arz eder. Örneğin konut kredisinde “… ada … parselde kayıtlı taşınmaz” taşıt kredilerinde “… plaka sayılı araç”, “… marka … model araç” gibi belirlemeler yer alıyorsa bu kredi bağlı kredidir. <br />
<br />
<b>TÜKETİCİ, KREDİYİ KENDİSİ BULUYORSA BAĞLI KREDİ SAYILMAZ.</b><br />
<br />
Kanun’un, 30/5 maddesi şu şekildedir: <i>“Kredi veren ile satıcı arasında belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşme olmaksızın, tüketicinin kendisi tarafından belirlenen malın veya hizmetin bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi suretiyle kullandırılan krediler bağlı kredi sayılmaz.”</i><br />
<br />
Bir kredide, “… plaka sayılı araç” şeklinde bir belirleme yer alıyor olsa da, kredi veren kurum ile satıcı arasında belirli bir malın tedarikine ilişkin bir sözleşme/anlaşma/irtibat olmaksızın, malın bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi suretiyle kullandırılan krediler bağlı kredi sayılmaz. <br />
<br />
Örneğin siz, beğendiğiniz bir aracı satın almak için kredi kullanmak istediğinizde, bu kredi size, satıcı tarafından sağlanmıyor veya satıcı sizi bir bankaya yönlendirmiyor ise, yani siz kredi kullanacağınız kurumu satıcıdan tamamen bağımsız bir şekilde kendiniz buluyor ve krediyi de bu şekilde kullanıyorsanız bu kredi bağlı kredi sayılmaz. <br />
<br />
Bu konuda olmak üzere, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015 yılında verdiği bir kararında şöyle demiştir: &quot;<i>... Davacının … satın almada kullanmak üzere davalı bankadan kredi kullandığı sabittir. Davacı ile davalı arasında yapılan kredi sözleşmesinde satın alınacak malın herhangi bir özelliği belirtilmediği gibi, satıcı ismi de belirtilmemiştir. Davalılar arasında bir sözleşme olmadığı gibi, broşürlerde de davalı bankanın adı hiç geçmemiştir. Öyle olunca bankanın davacıya kullandırdığı kredinin bağlı kredi niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır.&quot;</i><br />
<br />
Görüldüğü üzere, Yargıtay, satıcı firma ile banka arasındaki bir sözleşmenin dahi, kredinin bağlı kredi sayılması için yeterli olduğunu düşünmektedir. Buradaki kredi konut kredisi olabileceği gibi taşıt (sıfır kilometre veya ikinci el) kredisi de olabilir. <b>Kredi sözleşmesinde satın alınacak malın özelliği belirtilmemişse, satıcı ismi belirtilmemişse, satıcı ile banka arasında bir sözleşme yoksa, satıcının reklam/tanıtım/ilan gibi kullandığı şeylerde bankanın adı geçmiyorsa, daha açık bir ifadeyle tüketici, krediyi tamamen kendi imkanları ile sağlamışsa bu kredi, bağlı kredi sayılmaz. </b><br />
<br />
<b>BİR KREDİNİN BAĞLI KREDİ SAYILABİLMESİ İÇİN YARGITAY TARAFINDAN ARANAN KRİTERLER:</b><br />
<br />
Aşağıda, bir kredinin bağlı kredi sayılabilmesi için Yargıtay tarafından aranan kriterlere yer verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, birbirinden tamamen bağımsız olaylar sebebiyle verilmiş bu kararlarda aranan kriterlerin hepsinin sizin kullanmış olduğunuz kredide bulunması gerekmez. Bu kriterlerden biri dahi bir kredinin bağlı kredi sayılması için yeterli olabilir. <br />
<br />
1- <i><b>&quot;Davacı tüketicinin davalı yüklenici ile yapmış olduğu taşınmaz satış vaadi ve borçlanma sözleşmesinde ... taşınmaz satış bilgisi ve ödeme planında kullanılacak kredi miktarı, dosya masrafı, hayat sigortası bedeli ve taşınmaz bilgilerinin yazılı olup olmadığı&quot; </b></i>(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2013)<br />
<br />
2- <b><i>&quot;Yüklenici (satıcı) ile banka arasında tüketicilerin kredi talep etmesi halinde bankaya yönlendirileceği yönünde bir protokol bulunup bulunmadığı&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2013)<br />
<br />
3- <b><i>&quot;Davacının davalı bankadan kullandığı kredi sözleşmesine satıcı firmanın kefil olup olmadığı&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2014)<br />
<br />
4- <b><i>&quot;Davalı banka şubesi yetkililerinin çeşitli tutum ve davranışlarıyla kredinin bağlı krediymiş ve bankayla inşaat şirketi (otomobil bayi, galerici) arasında ilişki varmış intibağını uyandırdıkları&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2012)<br />
<br />
5- &quot;<b><i>Davalı şirket ile davalı banka arasında “Protokol” başlıklı ve 14.02.2011 tarihli sözleşme imzalandığı, davalı banka tarafından kredinin davalı şirket tarafından yapımı gerçekleştirilen ... Konutları projesi kapsamında ve belirli bir satıcı ile sözleşme yapılması koşuluyla kullandırılmış olduğu, geri ödeme planında da ... Konutları geri ödeme planı şeklinde açıklama bulunduğu, bir başka ifade ile bağlı kredi niteliğinde bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, davalı bankanın da kullandırdığı kredi miktarı ile sınırlı olarak sorumlu olduğu gözetilerek bu doğrultuda bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davalı banka için davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2016)<br />
<br />
<br />
<b><u>BAĞLI KREDİNİN VARLIĞI HALİNDE BANKANIN SORUMLULUĞU:</u></b><br />
<br />
<b><i>“Bağlı kredinin varlığı halinde bankanın sorumluluğunu kredi miktarı ile sorumlu olduğu şeklinde anlamak gerekir.&quot;</i></b> (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. 2015)<br />
<br />
Kanun’un, 30/4 maddesi şu şekildedir:<br />
<br />
<i>“Bağlı kredilerde, mal veya hizmet hiç ya da gereği gibi teslim veya ifa edilmez ise satıcı, sağlayıcı ve kredi veren, tüketicinin satış sözleşmesinden dönme veya bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde müteselsilen sorumludur. Tüketicinin bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde bağlı kredi de bu oranda indirilir ve ödeme planı buna göre değiştirilir. Tüketicinin sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, o güne kadar yapmış olduğu ödemenin iadesi hususunda satıcı, sağlayıcı ve kredi veren müteselsilen sorumludur. Ancak, kredi verenin sorumluluğu; malın teslim veya hizmetin ifa edilmediği durumlarda satış sözleşmesinde veya bağlı kredi sözleşmesinde belirtilen malın teslim veya hizmetin ifa edilme tarihinden, malın teslim veya hizmetin ifa edildiği durumlarda malın teslim veya hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren, kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere bir yıldır.”</i><br />
<br />
Örneğin, satıcıdan 120.000-TL bedelle araç satın alınması ve bu bedelin 50.000-TL’lik kısmının finans kuruluşundan temin edilen bağlı kredi ile ödenmesi halinde, eğer bu araç ayıplı olup da tüketici sözleşmeden dönmek isterse, ödediği bedelin 50.000-TL’lik kısmını satıcıdan ve/veya finans kuruluşundan isteyebilir. Bakiye 70.000-TL’lik kısmını ise sadece satıcıdan isteyebilir. Banka, 50.000-TL’lik kısım için satıcı ile birlikte müteselsilen sorumludur. Yani tüketici, 50.000-TL’lik kısım için hem satıcı hem de bankaya karşı hukuki yollara başvurabilir. <br />
<br />
Bazen de tüketici, bedelde indirim hakkını kullanmak isteyebilir. Bu durumda bağlı kredi de bu oranda indirilir. Tüketicinin bedelde indirim hakkını kullandığı durumlarda hangi miktarda indirim yapılması gerektiği bilirkişi incelemesi ile anlaşılabilecek bir husustur. Yukarıdaki örnek üzerinden devam edecek olursa, yapılacak yargılama sonunda, 120.000-TL’lik bir araç için bedelde indirim yapılması gereken miktar 12.000-TL (%10) olarak bulunacak olursa, bağlı kredi de bu oranda (%10) indirilecek ve tüketici bankaya bu oran kadar az ödeme yapacaktır. Örneğin 50.000-TL’lik kredi için faizi ile birlikte 60.000-TL geri ödemede bulunması gereken tüketici, 60.000 değil de yüzde 10 eksiği olarak 54.000-TL geri ödemede bulunacaktır.<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.<br />
</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?142-Bagli-Kredi-Sozlesmeleri-ve-Kredi-Veren-Kurumun-Sorumlulugu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kilometre Sayacı Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?141-Kilometre-Sayaci-Dusurulmus-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 11:18:21 GMT</pubDate>
			<description>İkinci el araç satışları, birden çok sorunu beraberinde getirmektedir. Alıcıların yaşadıkları mağduriyetlerden belki de en önemlisi *kilometre sayacı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İkinci el araç satışları, birden çok sorunu beraberinde getirmektedir. Alıcıların yaşadıkları mağduriyetlerden belki de en önemlisi <b>kilometre sayacı düşürülmüş bir araç</b> satın almaktır. Hukuk dilinde bu durum “<b>ayıp</b>” olarak nitelendirilir. Kilometre sayacını düşürmek aynı zamanda ceza kanunlarına göre &quot;<b>suç</b>&quot;tur.<br />
<br />
Bu makalemizde, işte bu şekilde ayıplı (kilometre sayacı düşürülmüş) araç satın almış kişilerin başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapacağız. Kilometre sayacının düşürülmesi ve başkaca ayıplar hakkında başvurulabilecek yollar açısından detaylı bilgiyi &quot;İkinci El Araç Satışında Satıcının Sorumluluğu&quot; başlıklı yazımızda bulabilirsiniz.<b> O makalemizde yer alan bilgiler kilometre sayacı düşürülmüş araç satın almış kişiler için de aynen geçerlidir.</b><br />
<br />
Herşeyden önce, <b>kilometre sayacının düşürülmesi işlemi, ister aracı size satan kişi, isterse ondan önceki sahibi tarafından yapılmış olsun, bu durum, zararı tazmin hakkınızı sadece zamanaşımı süresi açısından etkileyebilir.</b> Zamanaşımı süresi dolmuş olmadıkça, son satıcı kimse, alıcıya karşı sorumlu olan da odur. Zamanaşımı konusuna aşağıda değineceğiz.<br />
<br />
Örneğin, aracın ilk sahibi A, ikinci sahibi B, üçüncü sahibi C, dördüncü sahibi siz yani D olsun. Aracın ilk sahibi A, sıfır kilometre almış olduğu aracı 100 bin kilometreye kadar kullanmış ve B'ye satmıştır. Aracın 2. sahibi B, bu aracı 140 bin kilometreye kadar kullanmış daha sonra kilometre sayacını 60 bine düşürerek C'ye satmış olsun. Aracın 3. sahibi C de aynı aracı 80 bin kilometrede D'ye (yani size) satmış olsun. <b>Aracın 4. sahibi olan D (siz) aracı satın aldıktan bir süre sonra, bu aracın sizden önceki herhangi bir sahibi tarafından kilometresinin düşürülmüş olduğunu anladığınızda, aracı size satan C'ye karşı, uygun koşullarda açılacak davayı kazanırsınız.</b> Başka bir anlatımla aracın ilk sahibi veya 2. veya 3. sahibi kilometre sayacını düşürmüş ise bu araç ayıplı hale gelmiş olur ve sizin açınızdan, bu ayıbın kim tarafından gerçekleştirildiğinin önemi kalmaz. Çünkü aracı size satan 3. sahibi C, araçtaki ayıpların kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini veya bu ayıpları kendisinin de bilmediğini ileri süremez. Bu savunmaları hukuk nezdinde geçersizdir ve değer görmez.*Yani C, kilometreyi kendisi düşürmemiş ve hatta bu kilometre düşürme işlemini bilmiyor olsa bile aracı size satan kişi o olduğu için size karşı sorumlu olan da odur. Kilometreyi kendisi düşürmemiş ise o da kendisinden önceki sahibine karşı, koşulları var ise dava açabilir.<br />
<br />
<b>DAVA AÇMA SÜRESİ NEDİR?</b><br />
<br />
Bu şekilde kilometresi düşürülmüş bir araç satın almış olan alıcıların, satıcıya karşı açacakları davada zamanaşımı süresi 2 yıldır. Yani kilometreyi düşüren kişi son satıcı değilse, davanın, satış tarihinden itibaren 2 yıllık süre içerisinde açılması gerekir.* Fakat aracın bu ayıbı, alıcıdan hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresi işlemez. Örneğin kilometre düşürme işlemini yapan kişi aracın son satıcısı ise bu kişi davanın zamanaşımına uğradığından bahisle savunma yapamaz. Fakat her zaman, kilometre düşüren kişinin kim olduğunu tespit etmek mümkün olmaz.<br />
<br />
<b>ÖNEMLİ NOT: ARACIN KİLOMETRE SAATİNİN (SAYACININ) NE ZAMAN DÜŞÜRÜLDÜĞÜNÜN HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR!</b><br />
<br />
Yukarıda belirttiğimiz süreler, aracı satın aldığınız tarihe göre belirlenir. Örneğin 1 Ocak 2018 tarihinde, sıradan bir vatandaştan satın almış olduğunuz araç ile ilgili olarak, (eğer kilometre düşürme işlemi bu satıcı tarafından gerçekleştirilmemişse) 1 Ocak 2020 tarihine kadar dava açabilirsiniz. Önemli olan aracı satın aldığınız tarihtir, kilometre sayacının ne zaman düşürüldüğünün önemi yoktur. Kilometre sayacı 2010 yılında dahi düşürülmüş olabilir.<br />
<br />
Yukarıda da ifade edildiği üzere, kilometre sayacına müdahale işlemi aracı size satan kişi (satıcı) tarafından yapılmış ise, davanız zamanaşımına uğramaz. Çünkü bu kişi ayıbı hile ile gizlemiştir.*Yani 3 yıl, 5 yıl hatta 10 yıl önce satın aldığınız bir araç için dava açabilirsiniz.<br />
<br />
<b>DAVA KİME KARŞI AÇILMALIDIR?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş bir araç satın almış olan alıcılar, kilometreyi düşüren kişinin, aracı kendilerine satan son satıcı değil de ondan önceki bir satıcı olduğunu tespit etseler dahi (ki bu sadece zamanaşımı açısından etkilidir) dava, aracı kendilerine satan kişiye karşı açılır. Nitekim, talebin dayanağı, satım konusu malın (otomobilin) ayıbına karşı satıcının tekeffül hükümleridir. Eğer dava, satıcıya karşı değil de ondan önceki kişi veya kişilere karşı açılmış ise dava reddedilecek ve haklarınızı kullanmanız mümkün olamayabilecektir.<br />
<br />
<b>DAVA NE KADAR SÜREDE SONUÇLANIR?</b><br />
<br />
Davanın ilk derece mahkemesi tarafından karara bağlanması, mahkemeden mahkemeye değişiklik göstermekle birlikte, yaklaşık 1 yıl içerisinde olacaktır. İlamın infazı için kesinleşmesine gerek yoktur. Dava açıldıktan yaklaşık 1 yıl sonra mahkemece karar verildiğinde, kararda belirlenen alacak miktarı için icra takibine geçilebilir ve satıcıya karşı haciz işlemlerine başlanabilir.<br />
<br />
<b>ZARARIN DOĞMASI GEREKİR Mİ?<br />
</b><br />
Bu şekilde araç satın almış kişilerin dava açmaları için zarara uğramaları gerekmez. Örneğin bu şekildeki bir araç 40.000-TL'ye satın alınmış, geçen zaman içerisinde, araç piyasasının yükselmesi sebebiyle aracın değeri 44.000-TL'ye çıkmış hatta ayıplı bu hali de 42.000-TL olsun. Bu durumda, herhangi bir zararınız yokmuş ve hatta araçtan kar etmiş gibi görünebilirsiniz. Fakat araçtan elde edeceğiniz kardan (4.000-TL) bir kayıp (2.000-TL) yaşadığınıza göre bu durumda dahi bir zararınız vardır.<br />
<br />
<b>HANGİ HAKLARINIZ BULUNMAKTADIR?</b><br />
<br />
İster araç alım satım işini meslek haline getirmiş bir yerden (otomobil bayi, galerici vs.) isterse sıradan bir vatandaştan satın alınmış olsun, kilometre sayacı düşürülmüş bir araç satın alan alıcılar, satış bedelinin iadesini (sözleşmeden dönme) talep edebileceği gibi, satış bedelinde indirim de talep edebilir.<br />
<br />
Sözleşmeden dönme*yani satış bedelinin iadesi hakkının kullanılması halinde, satıcının satım bedelini iade etmesi borcu ve alıcının ise aracı, satıcıya teslim etmesi borcu doğmaktadır. Fakat alıcının, bedeli iade almadan aracı teslim etmesi söz konusu olmayacak, bedeli iade almadan aracı teslim etmek ister ise bu teslim tarihinden itibaren faize hak kazanması gündeme gelecektir. Aracın, anlatılan şekilde bedeli iade alınana kadar alıcı tarafından kullanılmasında mahzur yoktur.<br />
<br />
Satış bedelinde indirim*hakkının kullanılması, satım tarihinde aracın ayıpsız hali ile ayıplı halinin piyasa değerlerinin karşılaştırılması, bu oranın satım bedeline uyarlanması, neticesinde elde edilecek değer ile satım değeri arasındaki farkın alıcıya ödenmesini gerektirir.<br />
<br />
<b>BEDELDE İNDİRİM MİKTARI NASIL HESAPLANIR?</b><br />
<br />
Bedelde indirim hesabında önemli olan ayıplı olan bu aracın satım tarihindeki ayıplı ve ayıpsız değeridir. Bunun için öncelikle, satış tarihinde, aracın ayıpsız (kilometresi düşürülmemiş, yani sizin gerçek olduğuna inanarak satın aldığınız kilometredeki aracın) değeri ve ayıplı*(kilometresi düşürülmüş aracın) değerinin ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.*<br />
<br />
Örnek üzerinden gidecek olursak, alıcı, bir aracı, 100.000 km.de olduğunu sanarak, 40.000-TL'ye satın almış olsun. Yapılan yargılama sırasında, aracın, kilometresinin düşürüldüğü tespit edilir, yani bu aracın ayıplı bir şekilde satıldığı anlaşılır ise, bilirkişinin yapacağı ilk iş, satım tarihinde, bu aracın, 100.000 km.deki değerini ve*kilometresi düşürüldüğü için ayıplı değerini ayrı ayrı belirlemektir. Bu belirleme, tarafların belirlediği satış fiyatından tamamen bağımsız yapılır. Yine örneğimize göre, bu aracın satım tarihindeki ayıpsız (100 bin km.deki) halinin değeri 45.000-TL, ayıplı (kilometresi düşürülmüş) halinin değeri ise 36.000-TL olsun. Eğer siz, bedelde indirim talebinde bulunduysanız, elde edeceğiniz miktar (40.000-36.000=) 4.000-TL değil, (40.000-(40.000x45.000/36.000))= 8.000-TL'dir.*<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu örnekte araç, piyasa değerinin (45.000-40.000=) 5.000-TL ucuzuna alınmış olsa da, bedelde indirim yapılacağı durumlarda, piyasa fiyatından ucuza alınmış olmasının çok ufak (örneğimizde 1.000-TL) bir fark yaratacaktır. Eğer araç tam bedelinde (45.000-TL) satın alınmış olsa idi, o halde alıcı, (45.000-36.000=) 9.000-TL bedelde indirim talep edebilecekti.<br />
<br />
<b>KİLOMETRE SAYACINI DÜŞÜREN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASINI DA SAĞLAYABİLİRSİNİZ:</b><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, kilometre sayacını düşürme işlemi aynı zamanda DOLANDIRICILIK SUÇUNU OLUŞTURUR. Dolandırıcılık şuçu takibi şikayete bağlı bir suç değildir. Kim işlemiş olursa olsun (ister aracı size satan kişi ister ondan önceki sahibi) bu eylem bir suçtur ve eylemi öğrenen Cumhuriyet savcısı, bu eylemi gerçekleştiren yani suç işleyen kişinin cezalandırılması için kamu davası açacaktır.<br />
<br />
Türk Ceza Kanunu'nun, konuyla ilgili hükümleri şu şekildedir:<br />
<br />
Dolandırıcılık Madde 157-<br />
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.<br />
<br />
NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;<br />
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,<br />
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,<br />
h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında;<br />
i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,<br />
işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.<br />
Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.<br />
<br />
Basit bir anlatımla, eğer kilometre düşürme işlemini gerçekleştiren kişi, bu aracı, internete verdiği bir ilanla satmış ise, cezası 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve suçtan elde edilen menfaatin iki katı kadar para cezasıdır.<br />
<br />
YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2017/1324 E. 2017/10705 K. sayılı kararında;<br />
<br />
“... Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan sanığın, sahibinden.com isimli internet sitesine...plakalı Volkswagen marka aracın 68.000 km'de olduğunu belirten satış ilanı verdiği, alıcının ilanı görerek şirket yetkilisini aradığı ve aralarındaki anlaşma sonucu aracı satın aldığı ancak aracın yetkili servise götürülmesi ile, aracın kilometre saatinin değiştirildiğinin ve 200.617 kilometrede olduğunun tespit edildiği, bu suretle şirket yetkilisi sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-h maddelerinde belirtilen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu” belirtilmiştir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere bu olayda, kilometre saatini değiştiren kişi, araç alım satım işi yapan bir şirketin yetkilisidir. İ<b>STER BÖYLESİ BİR ŞİRKET YETKİLİSİ, İSTERSE SIRADAN VATANDAŞ OLSUN, KİLOMETRE SAATİNİ DÜŞÜREN KİŞİ DOLANDIRICILIK SUÇUNU İŞLEMİŞ OLUR.*</b><br />
<br />
Bir başka Yargıtay kararında; aracı satan sanıkların eylemlerini internet üzerinden alıcı ile bağlantı kurarak gerçekleştirmiş olmaları nedeniyle; eylemlerinin TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenen (bilişim sistemlerinin kullanılması sebebiyle) nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.<br />
<br />
İkinci el araç satışında satıcının sorumluluğu konusunda geniş açıklamalar için, linkte yer alan makalemizi inceleyebilirsiniz:*<a href="https://www.akahukuk.com.tr/2017/08/02/ikinci-el-arac-satisinda-saticinin-ayiptan-sorumlulugu/" target="_blank">https://www.akahukuk.com.tr/2017/08/...n-sorumlulugu/</a><br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için web sitemiz üzerinden <a href="https://www.akahukuk.com.tr/bize-ulasin/" target="_blank">Bize Ulaşabilirsiniz.</a> <br />
<br />
<b>EMSAL YARGITAY KARARLARI:</b><br />
<b><br />
1)*Yargıtay 13.Hukuk Dairesi*/ 2017</b><br />
<br />
&quot;Davacı, ....04.2013 tarihinde davalıdan 26.000,00 TL bedelle 2004 model*... marka otomobil satın aldığını, aracı satın almadan önceki*kilometresinin 91.087 olduğunu, aracı satın alıp kullanmaya başladıktan bir kaç ay sonra aracının motorunun yağ yakmaya başladığını, aracın satın almadan önce araca katkı maddesi konularak sorunun giderildiğini öğrendiğini, aracı satın aldıktan sonra 04.10.2013 tarihinde*araç*fenni muayenesine götürüldüğünde aracın*kilometresinin 95.354 km olarak tespit edildiğini, fenni muayene istasyonundan 06.10.2011 tarihli*araç*muayene raporunun çıkartılması sonucu bu raporda*araç*kilometresinin 200.768 olarak görüldüğünü tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.000,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
08.12.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile 23.410,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikten davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.<br />
<br />
Mahkemece,davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile 7.000,00 TL'nin ....04.2013 tarihinden itibaren, 16.400,00 TL'nin ıslah tarihi olan 08.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Davacı, davalıdan satın aldığı aracın motorunun rektefe edilmesiyle birlikte aracın*kilometresiyle oynanmaktan kaynaklanan*araç*bedel*kaybına ilişkin zararı istemiş, Mahkemece; 01.12.2014 havale tarihli Makine Mühendisinin hazırladığı*ikinci*ek rapor doğrultusunda, aracın*kilometresi ile oynanması sonucu 4.000,00 TL zarar oluşabileceği ve motorun revizyondan geçirilmesi gerektiği bu nedenle değiştirilmesi gereken parçalar ve işçilik bedelinin 19.410,00 TL olacağı yönündeki rapor doğrultusunda karar verdiği anlaşılmaktadır. Davacı aracın ayıplı hali ile ayıpsız bedeli arasındaki farkı isteyebilir. Bu halde; mahkemece*araç*üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri belirlenmek suretiyle taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine*elverişli rapor alınmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir.&quot;<br />
<br />
<b>2)*Yargıtay 13. Hukuk Dairesi / 2016</b><br />
<br />
&quot;Davacı, internet sitesinde davaya konu aracı gördüğünü, verilen ilanda aracın 54.700 km ve hasarsız olduğunun belirtildiğini, 27.12.2010 tarihinde 22.000,00 TL bedelle aracı satın aldığını, 04.01.2011 tarihinde aracı servise götürdüğünde aracın kilometresinin 137.864 olduğunu ve bazı parçalarının değiştiğini öğrendiğini ileri sürerek satış bedelinin iadesine bu mümkün olmaz ise yıpranmış araç satılması nedeniyle 4.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı, davacının aracı görüp beğenerek satın aldığını, servise götürerek incelettiğini, aracı muayene ettirme yükümlüğününün davacıya ait olduğunu, satın alındığı haliyle aracın satıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 1.500,00 TL alacağın davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Türk Borçlar Kanununun 219-231 maddelerinde düzenlenen, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Satım sözleşmesinde satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 219. Maddesinde, satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki yada ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcının bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir. Somut olayda, davacı, 27.12.2010 tarihinde satın aldığı aracının kilometresi ile oynanmış ve hasarlı olması nedeniyle ayıplı olduğunu iddia ederek satış bedelinin iadesi ya da ayıplı araç satılması nedeniyle 4.000,00 TL. nin davalıdan tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı bedel iadesi şartlarının oluşmadığını savunmuştur.<br />
<br />
Mahkemece, dava konusu ayıbın sadece aracın km’sinin indirilmesinden kaynaklandığı, sözleşmeden dönme yerine semenin indirilmesinin hakkaniyete daha uygun olduğu ve buna göre davacının zararının 1.500,00 TL olduğu, davacının diğer taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle sözleşmeden dönerek bedelin iadesi talebininin reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
Alınan bilirkişi raporunda dava konusu aracın kilometresinin indirilmiş olması nedeniyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir. Satıcı ayıpların varlığını bilmese bile bundan davacıya karşı sorumludur. Davalı satıcının ayıba karşı tekeffül borcu bulunmaktadır. Dava konusu araç gizli ayıplı olarak satıldığı için davacının talebi doğrultusunda bedelin iadesi gerekir.&quot;*<br />
<br />
<b>3) Yargıtay 13. Hukuk Dairesi / 2016</b><br />
<br />
&quot;Davacı, internet sitesinde davaya konu aracı gördüğünü, verilen ilanda aracın 130.000 km olduğunun belirtildiğini, 15.08.2011 tarihinde 20.900,00 TL bedelle aracı satın aldığını, 22.09.2012 tarihinde aracı muayeneye götürdüğünde aracın kilometresinin 152.086 olduğunu ve bir önceki muayene tarihinde kilometresinin 178.309 olduğunu öğrendiğini ileri sürerek satış bedelinin iadesini istemiştir.<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
...Satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir. Somut olayda, davacı, 15.08.2011 tarihinde satın aldığı aracının kilometresi ile oynanmış olması nedeniyle ayıplı olduğunu iddia ederek satış bedelinin iadesi için eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini savunmuştur. Alınan bilirkişi raporunda dava konusu aracın kilometresinin indirilmiş olması nedeniyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir.&quot;<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?141-Kilometre-Sayaci-Dusurulmus-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Damga Vergisi Üretimi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?140-Bir-Damga-Vergisi-uretimi</link>
			<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 09:06:31 GMT</pubDate>
			<description>Bir Damga Vergisi Üretimi 
 
Yurtdışından pamuk alımları sırasında Gümrük Müdürlüğü’ne sunulan ve yurtdışındaki ihracatçı firma tarafından, bu firma...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir Damga Vergisi Üretimi<br />
<br />
Yurtdışından pamuk alımları sırasında Gümrük Müdürlüğü’ne sunulan ve yurtdışındaki ihracatçı firma tarafından, bu firma ile ürünün imalatçısı arasında düzenlenmiş bulunan menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin, ilgili Gümrük Müdürlüğü’nce Şirket tarafından imzalanmış bir sözleşme addedilerek, ithalat işlemlerinin tamamlanması için “contrat” için damga vergisi ödenmesi zorunlu tutulmuş, aksi halde ithalat işlemlerinin yapılmayacağı belirtilmiştir. Gümrük İdaresi’nin bu tutumu sebebiyle ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için, aşağıdaki bölümlerde açıklandığı üzere bu “contrat” ile hiçbir ilişkisi olmayan gümrük beyannamesinin ithalat bedeli sözleşme bedeli kabul edilerek bulunan 4.750.725,73 TL. matrah üzerinden hesaplanan 45.038,88 TL. damga vergisi ihtirazı kayıtla beyan edilerek ödenmek zorunda kalınmış olup, Şirketin mükellefi olmadığı ve damga vergisinin konusuna girmeyen bir kağıt için ihtirazı kayıtla ödenen damga vergisinin iptali için açılan dava reddolunmuş olup, karar istinaf yargı yoluna taşınmıştır.<br />
<br />
İstinaf Konusu Karar	:<br />
<br />
Mahkeme kararında “Damga Vergisinin konusunu oluşturan her kâğıt, taraflara haklar yaratan veya borç ve yükümlülükler getiren, böylelikle tarafların hukuki durumunu belli eden veya ispat imkân sağlayan belgedir. Kâğıdın hükmünden yararlanılması; onun herhangi bir hukuki, ticari ya da benzer bir amaca bağlı olarak kullanılması sözleşmeyle öngörülen hak ve yükümlülüklere işlerlik kazandırılması   olarak tanımlanabilir. Yurtdışında düzenlenen kağıtlarda ise, Türkiye’de işlerlik kazandırılması sonucu vergiyi doğuran olay   gerçekleşmiş olmaktadır. Sözleşmede öngörülen hakların, borç ve yükümlülüklerin Türkiye’de doğması ve ifa edilmesi, Türkiye’de   muhasebe kaydına alınması, sözleşmenin damga vergisine tabi olması için yeterlidir.<br />
Davacı şirketin taraf olmadığı,Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı ile bir İsviçre firması olan satıcı firma arasında imzalanan sözleşmenin hükümlerinden  söz konusu sözleşmelerin tarih ve sayısını muhtevi  belgeyi  Gümrük Müdürlüğü’ne ibraz ederek  söz  konusu   malların   menşeilerini   anılan sözleşmeler  ve  belge  ile  ispat ettiğinden, sözleşmelerin hükümlerinden Türkiye'de faydalanılmış olma şartı gerçekleşmiş olduğu, davacı şirketin söz  konusu sözleşmelerle ilgili  damga vergisi tahakkuklarının makbuz mukabili yapılan damga vergisi takip defter kayıtlarında tuttuğu anlaşılmakla; damga vergisi tahakkuku işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” yargısı ile dava reddolunmuştur.<br />
 <br />
İstinaf Talebi Sebepleri		:<br />
<br />
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu; yabancı memleketlerle Türkiye`deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların, Türkiye`de resmi dairelere ibraz edildiği, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütüldüğü veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalanıldığı takdirde vergiye tabi tutulacağı, <br />
3üncü maddesinde ise damga vergisi mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu, Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların Damga Vergisini kişilerin ödeyeceği, Yabancı memleketlerle Türkiye`deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların vergisini, Türkiye`de bu kağıtları resmi dairelere ibraz eden, üzerlerinde devir veya ciro işlemleri yapanlar veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalananların ödeyeceği, ancak bunlardan ticari veya mütedavil kağıt mahiyetinde bulunanların vergisini, bunları en evvel satan veya kabul veya başka suretle kullanan kişilerin ödeyeceği” belirtilmiştir.<br />
Mahkeme, Kararında; davanın reddedilme gerekçesini, Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı ile İsviçre menşeili firma arasında imzalanan sözleşmenin tarih ve sayısını muhtevi belgeyi Gümrük Müdürlüğü’ne ibraz ederek  söz  konusu malların menşeilerini anılan sözleşmeler  ve  belge  ile  ispat ederek sözleşme hükümlerinden Türkiye'de faydalandığımız gerekçesine bağlamıştır.<br />
 <br />
İstinafa konu davanın hadise bölümünde belirtildiği üzere Şirket tarafından yurtdışından yapılacak ithalatlara ilişkin belgeler arasında yer alan menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin Gümrük Müdürlüğü’nce Şirketimizin taraf olduğu bir sözleşme olarak değerlendirilerek bu sözleşmelerden damga vergisi ödenmesi istenmesi üzerine, bu belgede geçen contrat’ın Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı’nın dahili kural ve düzenlemeleri uyarınca, sözleşme referanslarının taşıma belgelerinde (menşe şahadetnamesinde) belirtilmesini istemesi üzerine ihracatçı firma tarafından düzenlenen menşe şahadetnamesine yazıldığına dair ihracatçı firma beyanının Gümrük İdaresi’nce kabul görmemesi ve tarafı olmadığımız, içeriğini ve tutarını bilmediğimiz bir belgeden damga vergisi ödenmeden ithalat işlemlerimize izin verilmemesi sebebiyle ihtirazi kayıtla verilen damga vergisi beyanı üzerine dava açılmıştır. <br />
<br />
Şirketçe, ilgili Gümrük Müdürlüğü’ne herhangi bir sözleşme ibraz edilmiş değildir. İstinaf konusu davanın açılmak zorunda kalınması sebebiyle Mahkemeye Türkçe tercümesi ibraz edilen kâğıt ise, bir sözleşme olmayıp, yurtdışındaki ihracatçı firma ile Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı arasında düzenlenmiş sözleşmelerin listesini ihtiva eden, Bakanlığın dahili kural ve düzenlemeleri uyarınca, sözleşme referanslarının taşıma belgelerinde (menşe şahadetnamesinde) belirtilmesini istediğini” ifade eden bir beyandır. Bu beyanda, Gümrük Müdürlüğü’nün söz konusu menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin Şirketimizle yurtdışındaki ihracatçı şirket arasında düzenlenmiş bir belge olarak değerlendirerek damga vergisi ödenmesinin istenmesi üzerine, sözleşmenin tarafı olmadığımızı ispat edebilmek amacıyla ihracatçı firmadan alınarak gümrük müdürlüğüne verilmiştir. Dolayısıyla bu beyan söz konusu malların menşeini ispat etmek için kullanılmamış, Gümrük Müdürlüğü’nün damga vergisi ödenmesi gerektiğine dair talebinin yersiz olduğunu, sözleşmenin tarafı olmadığımızı, ihtiva ettiği tutarı bilmediğimizi, dolayısıyla da damga vergisinin ödenmesine gerek olmadığını ispat etmek amacıyla gümrüğe sunulmuştur. Bu belgenin ithalat işlemleri ile doğrudan ilgisi bulunmamakta olup, bu belge olmadan da ithalat işlemleri yapılabileceğinden, bu belgenin hükümlerinden yararlanmamız da söz konusu olmamaktadır. Mahkeme’nin “contrat”ın hükümlerinden yararlandığımız iddiası, zanni varsayıma dayanmakta olup, bu iddianın hukuka uygun olmadığı açıktır.<br />
<br />
Ayrıca bu zanni varsayımda Mahkeme, hükmünden yararlandığımızı iddia ettiği kâğıdın ihtiva ettiği tutarı dolayısıyla damga vergisi matrahının ve damga vergisi tutarının ne olması gerektiğini de göz ardı etmiştir. Bu zanni varsayım doğru olmamakla birlikte, bu kararın gereği olarak Mahkeme’den, hükmünden yararlandığımız kanaatine vardığı “contrat” ifadeli kâğıdın ihtiva ettiği tutarı ve ödenen damga vergisinin doğruluğunu da araştırması beklenirdi. Mahkeme bu görevini yapsaydı bahsedilen “contrat”ın fiziki olarak Şirketimizde bulunmadığını, dolayısıyla, bir tutar ihtiva edip etmediğini dahi bilmediğimiz bir kâğıt üzerinden Gümrük İdaresi’nin zorlaması ile ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için ithalat bedelleri damga vergisine esas tutar kabul edilerek damga vergisi ödenmek zorunda kalındığı görülebilecekti.  <br />
<br />
Ayrıca ihtilaf konusu olayda bir vergi tahakkuku yapılması gerekmektedir denilse dahi, bu verginin konusunu teşkil eden kâğıt, Gümrük İdaresi’ne sunulan menşe şahadetnamesidir ve Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) Sayılı Tabloya göre menşe şahadetnamesi için (17,80 TL) damga vergisi de haddizatında ödenmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla fiziki olarak Şirketimiz uhdesinde bulunmayan, tarafı olmadığımız, içeriğini ve ihtiva ettiği tutarı bilmediğimiz, resmi daireye ibraz etmediğimiz, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütmediğimiz bir sözleşmenin hükümlerinden yararlanmamız da söz konusu değildir. Bu nedenle gümrükte ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için ihtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen 45.038,88 TL. damga vergisi tahakkukunun iptal edilmesi ve haksız yere tahsil edilen damga vergilerinin iade edilmesi hukuka uyar olacaktır.<br />
<br />
SONUÇ			:<br />
 <br />
Yukarıda izah edilen nedenler ile, …. Vergi Mahkemesi’nin ……. sayılı kararının bozulması ve Nisan/2017 döneminde ihtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen 45.038,88 TL. Damga Vergisinin iptal edilerek iade edilmesi hususunda istinafen karar verilmesi arz ve talep olunur.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?140-Bir-Damga-Vergisi-uretimi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vergi matrahı hesaplamasında, Mahkeme kararı ile ödenen işçi tazminatları indirim konusu mudur?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?139-Vergi-matrahi-hesaplamasinda-Mahkeme-karari-ile-odenen-isci-tazminatlari-indirim-konusu-mudur</link>
			<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 14:30:12 GMT</pubDate>
			<description>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin g bendinde: Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere, kurumun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin g bendinde: Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere, kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderlerinin indirim konusu edilemeyeceği hüküm altına alınmış olup, buradaki suç tabirinin Ceza Kanunu muhtevasındaki suç tanımı olduğu açıktır. Gelir Vergisi Kanunu 40/3. maddesinde ise: İşle ilgili olmak şartıyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar; ziyan ve tazminatların gider olarak indirilebileceği belirtilmiştir.  Kanun’da iş kazaları nedeniyle mahkeme kararı uyarınca ödenen tazminatların indirim konusu yapılamayacağına ilişkin açık bir ifadeye yer verilmediği gibi, “suçlarından” kelimesi ile “kusurlarından” kelimesi de asla aynı anlamda değerlendirilemez. <br />
<br />
	Borçlar Kanunu’na göre, istihdam edenlerin kusursuz mesuliyetini öngören hükümleri (BK md. 55) çerçevesinde sorumlulukları bulunmaktadır. Bu Kanun, işverenin şahsi kusurunun bulunduğu veya bulunmadığı hallerde, işçiler tarafından hizmetlerin ifası sırasında Kanun’a uygun veya aykırı fiiller sonucunda ortaya çıkarılan zararları hedef almaktadır. İşveren, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. İşveren zarar gören karşısındaki muhataplığı nedeniyle ödeyeceği zarar, ziyan ve tazminatları gider yazabilmelidir.<br />
<br />
	Kusursuz sorumluluk, Objektif sorumluluk ya da Sebep sorumluluğu, kusurlu sorumluluğun temel unsurları olan kusur ve hukuka aykırılığın bir koşul olmaktan çıktığı sorumluluk türünü ifade eden bir hukuk terimidir.<br />
<br />
	Bir kimsenin başka bir kişiye zarar vermesi ve bu zararla zarar verenin fiili arasında nedensellik bağının olması sorumluluk için yeterlidir. Bu itibarla, yasalarla kusur aranmaksızın sorumlu kabul edilen kimselerin eylemlerinden zarar gören kişiler, karşı tarafın olayda kusuru bulunduğunu ispat etmek zorunda olmadıkları gibi, kusursuz sorumlu sayılan kişi ya da kurum, olayda kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz. Sorumluluktan kurtulmak için fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin ortadan kalktığını ispat etmek gerekir. İlliyet bağının kopması zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusuru nedeniyle olabilir. Diğer yandan beklenmeyen haller ve olağanüstü olaylar, illiyet bağının kopması sonucunu doğurabilir.<br />
<br />
	Sebep sorumluluğu, ilke olarak zarara sebep olma düşüncesine dayanır. Burada sorumluluk, kusur yerine, kanunun öngördüğü belirli bir olguya bağlanmıştır.<br />
<br />
	Kanunda geçen “suç” ifadesi içine Türk Ceza Kanunu’na göre ceza gerektiren fiillerin dahil olduğu, eğer suç kavramı çok geniş yorumlanacak olursa, hiçbir tazminatın gider yazılmaması sonucu doğacağı ve bu sonucun ise isabetsiz olacağı açıktır.<br />
<br />
	Haksız fiil, borçlar hukuku alanında, hukuka aykırı bir suretle başkasına zarar veren her türlü fiildir. Suç ise, kanuni tarife uygun olan maddi bir fiil ile iradi olarak hukuka aykırılığın meydana getirilmesidir. Hukuka aykırı bir fiil kanun tarafından özel olarak tarif edilmiş ve bu fiile bir ceza da bağlanmışsa, o fiil suçtur, aksi halde haksız fiildir. Haksız fiil ile suç arasında nitelik bakımından değil, müeyyide bakımından fark görülmekte ve bu farkın başlıca sonucu da kanunda tarif edilmesine bağlanmaktadır. <br />
<br />
	Haksız fillerde sorumluluğun en önemli unsuru “kusur” dur. Kusur kasıt ve ihmal olarak başlıca iki türe ayrılır. Kasıtta bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen fiilden, ihmalde ise, bu sonuç istenmemekle beraber, gerekli özen gösterilmemiş bulunduğu için oluşan fiil söz konusudur.<br />
<br />
	Her ne kadar haksız fiil ile suç arasında nitelik bakımından fark olmasa da, KVK’nunda yer alan “suç” ifadesini, Türk Ceza Kanunu’na veya diğer Kanunlara göre Devletçe hapis cezası veya para cezası ile cezalandırılması gereken fiil olarak anlamak lazımdır. <br />
<br />
	Buna göre suç teşebbüs sahibinin eylemlerinden kaynaklanıyor ise, ödenen tazminatın gider olarak kabul edilmesi mümkün olmaz. Buna karşılık İdarenin anlayışı haksız fiiller sebebiyle ödenen tazminatların da gider yazılamayacağı yönündedir. Yani gerek haksız fiiller neticesinde ödenen tazminatlar, gerekse Ceza Kanununda tarif edilen türden bir fiil neticesinde ödenen tazminatlar kazanç tespitinde gider olarak kabul edilmemektedir.<br />
<br />
	Sadece teşebbüs sahibi değil, işletmede çalışan personelin de kusurlu davranışları sebebiyle tazminat ödenmesi söz konusu olabilmektedir. İstihdam edilen kimse, işle ilgili kusurlu davranışından ötürü, bir kişi veya firmaya zarar vermiş olsa, bu zararın tamamı işverene yüklenebilir. Bunun yasal dayanağı olan Borçlar Kanunu’nun 55 nci maddesinde istihdam edenlerin mesuliyeti başlığı altında şu hüküm yer almaktadır.<br />
<br />
	“Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zararlardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vuku bulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını ispat ederse mes’ul olmaz.”<br />
<br />
	Vergi İdaresince kusursuz sorumluluk kapsamında yapılan ödemenin, suçtan doğan gider olarak yorumlanarak, indirim kapsamı dışında bırakılması hukuka uygun değildir. İşletme sahibi, Borçlar Kanunu’nun istihdam edenlerin kusursuz sorumluluğunu öngören hükümleri çerçevesinde sorumlu sayılarak ödemek zorunda kaldığı zarar ziyan ve tazminatları masraf yazabilmelidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?139-Vergi-matrahi-hesaplamasinda-Mahkeme-karari-ile-odenen-isci-tazminatlari-indirim-konusu-mudur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?138-Engelli-bireylerden-arac-alimlarinda-sonradan-tahsil-edilmek-istenen-oTV-sorunu</link>
			<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 12:18:18 GMT</pubDate>
			<description>Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu 
 
Vergi İdaresi son zamanlarda engellilerin ÖTV istisnası ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu<br />
<br />
Vergi İdaresi son zamanlarda engellilerin ÖTV istisnası ile aldıkları araçlara dair, sonradan alınan raporları gerekçe edinerek vergi tahakkukuna başlamıştır.<br />
İdare, vergi tahakkukunu %90 altında engellilik durumu olanlara dair tanınan istisnaya dayandırmış olsa da, konuyu düzenleyen Tebliğ’de de açıkça görüleceği üzere;<br />
 18.04.2015 tarih 29330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’nin II-C-1. 5. Ortak Hususlar Bölümünde;<br />
 “Engellilere, engelli sağlık kurulu raporu verilmesine dair ilgili mevzuatın değişmesi halinde, değişiklik tarihinden önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş olan engelli sağlık kurulu raporları ÖTV istisnası uygulamasında geçerlidir. Ancak, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış sağlık kurulu raporlarına dayanılarak bu istisna kapsamında işlem tesis edilmez.<br />
Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır. Malul veya engelli tarafından geçerli raporun ibraz edilmediğinin tespiti ve ibraz edilmeyen en son tarihli raporun da ilgili istisna uygulamasında aranılan mahiyette olmaması durumunda, ziyaa uğratılan vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte malul veya engelliden aranır.<br />
Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın; belirli süre içinde geçerli olduğunun belirtilmesi halinde, raporun süresinin bitimine altı aydan az bir süre kalmaması kaydıyla, bu süre içinde, ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.<br />
Süreli raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılması halinde, raporun süre bitiminde ÖTV istisnasının devamı için yeni rapor ibrazı aranmaz.” hükümleri yer almaktadır.<br />
Yukarıda özeti verilen Tebliğde Engelli Raporları ile ilgili iki parağraf bu konuya ilişkindir. <br />
İlk parağrafta “Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır.”<br />
Hemen takip eden parağrafta ise “Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın;… ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir. hükmü bulunmaktadır. Birinci parağraf genel hüküm mahiyetindedir. Ancak ikinci parağraf özel hüküm mahiyetinde olup “raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın ….söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.” hükmünü içerdiğinden istisnanın geçerliliği konusu şüpheden aridir.<br />
 Yani ilk alınan %90 engellilik raporu, süresiz bir rapor olduğundan, o raporun gerçek olmadığı ispatlanıncaya kadar, yukarıdaki Tebliğ hükmüne göre geçerlidir. <br />
Yukarıda düzenlenen mevzuat hükümlerine göre engelli bir vatandaş, usulüne uygun olarak hastaneden bir Rapor almışsa, engellilik oranı %90 ve üzeri olmak koşulunu taşıyorsa, tereddütsüz bir şekilde, engellilere tanınan vergi istisnasından yararlanmasında her hangi bir ihtilaf yoktur.<br />
Burada kanun vazıı, Anayasa’mızda belirtilen sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak, toplumda korunması geren engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak amacıyla son yıllarda artarak gelişen düzeyde çeşitli vergi teşvikleri ve maddi imkanlar getirmeyi amaç edinerek düzenlemeler yapmaktadır.<br />
Engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak maksatlı olarak öncelikle engelli bireylere sahip ailelerin hayatlarını kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Zira kendi ailesi tarafından bakılmayan engellilerin terk edildiği yer devletin şefkat kucağından başka bir yer değildir. Bu durum ise devlete hem maddi hem de yeterince bakamamaktan kaynaklı manevi birçok külfet yüklemektedir. Zira hiçbir engelli bakımının, kendi ailesinin bakımından daha iyi olmayacağı açıktır.<br />
Bu kapsamda kanun koyucunun engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için getirdiği vergi teşviklerinde de bu konuyu esas almıştır. <br />
Ne yazık ki bazen mevzuat uygulayıcısı idareciler, kanunların ruhunu ve gerekçesini yanlış anlayarak veya vicdanlarının sesi yerine, konuları dar yorumlayarak, engelli bireylere hayatı bir kez daha zehir etme, hayatlarını karatma yoluna gitmektedirler.<br />
Engelli bireyin daha sonra başka bir nedenle (mahkemeden vasilikle ilgili karar alması gibi) rapor alması gerekmiş ve alınan bu raporda ise engellilik oranı, Sağlık Bakanlığı’nın engellilik oranı matematiksel hesaplamalarında yaptığı değişiklikle, bu raporda oran %85 olarak belirlenmiş ve bu rapor vasilik için yeterli olduğundan, herhangi bir itiraz yapılmamış ve bu Rapor başka bir amaçla alınmadığından, başka bir yerde de kullanılmamış ve aslında zihinsel engelli olan bireyde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, Sağlık Bakanlığı’nın raporlamada yaptığı matematiksel değerlendirmeden kaynaklı olan bu durum ile engelli bireyin hayatını adeta zehir etmek için vesile kılınmıştır..<br />
Aslında yapılan işlem Anayasa’mızın eşitlik ilkesine aykırıdır. Şöyle ki;<br />
Süresiz Engellilik Raporunda engellilik oranı %90 olan zihinsel engelli iki bireyden birisi hayatının daha sonraki bölümünde başka bir rapor almamış olsun. Bu engelli bireyin, her beş yılda bir sıfır araç alımında ve aracını 5 yılda bir yenilediğinde almış olduğu rapor süresiz olduğundan yukarıdaki tebliğ hükmüne göre istisnadan yararlanmasında ihtilaf yoktur.<br />
Ancak aynı durumda zihinsel engelli diğer bir bireyin,  vasisinin değişmesi gerekmiş (anne yada babadan birinin vefatı vs), yeni vasi atanması için mahkeme yeni rapor istemiştir. Sağlık Bakanlığının rapor değerlendirme şartlarındaki puanları değiştirmesinden kaynaklı olarak aynı kişiye %85 oranında engelli oranı vermesi durumunda, bu engellinin daha önce aldığı engellilik oranından kaynaklı vergi istisnası hakkının, bu yeni rapordan sonra kullanılamayacağını, şayet %90 oranlı rapor sürekli yazmasına rağmen araç yenilenirken kullanılırsa teşviklerin cezalı olarak geri alınmasını İdare talep ediyor. <br />
Yukarıda anlatılan örneklemelerde aynı durumda olan iki engelli bireyin farklı sonuçlara maruz kalması anlatılmıştır. Bu durum kanunun uygulamasında aynı durumdaki her bireyin aynı hak ve menfaatlere sahip olması gerektiğinden, buna aykırı uygulamalar eşitlik ilkesine aykırıdır.<br />
Vergi Dairesi de yukarıda açıklanan tebliği yanlış yorumlayarak ilk araç alımında ÖTV istisnasından yararlanan engelli bireylerin almış oldukları bütün raporları Sağlık Bakanlığı hastanelerinden talep ederek, daha önce %90 oranında raporu olduğu halde sonradan alınan bir rapordaki engellilik oranı %90’ın altında olan bireylerin daha önce yararlandığı vergi teşviklerini cezalı olarak faizi ile vergi/ceza ihbarnamesi düzenleyerek talep etmektedir<br />
İlk araç iktisaplarında Vergi Dairesi tarafından, engelli bireye, en son alınan %85 oranlı rapor geçerlidir denilerek, (Halbuki Tebliğde açıkça belirtildiği üzere araç iktisabında kullanılan %90 oranlı süresiz engelli raporu, hiçbir süre ile sınırlı olmaksızın istisnadan yararlanır hükmünü içeriyor iken) ÖTV tarhiyatına ilişkin vergi ve ceza ihbarnameleri düzenlenerek engelli bireyden talep edilmektedir<br />
30 Mart 2013 tarihli 28603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’te Kazanılmış haklar alt başlığında<br />
“MADDE 18 –(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce; özürlüler için düzenlenmiş sağlık kurulu raporlarıyla belirlenmiş olan özür oranları, çalışma gücü kayıp oranları, vücut iş görme gücü kaybı oranları, tüm vücut fonksiyon kaybı oranları geçerli olup bu oranlara dayanılarak sağlanmış sosyal destek ve yardım hizmetlerinin sürdürülebilmesi için yeniden özürlü sağlık kurulu raporu düzenlenmez.<br />
(2) Ancak, süreli verilen raporlar ile ilgili olarak hastaneye yeniden sevk işlemi uyarınca veya herhangi bir sebeple yeni bir rapor istenmesi durumunda, özür oranları, bu Yönetmelik hükümlerine göre yeniden belirlenir.” hükmüne yer verilmiş olup, bu Yönetmelik uyarınca da engelli bireyin % 90 engelli olduğu raporu kazanılmış hak olgusu gereği, esas kabul edilmesi gerekmekte iken, Vergi İdaresi aksi tutumla vergi/ceza ihbarnameleri düzenlemektedir.<br />
Vergi Dairesi tarafından, yeni alınan araç, ikinci alınan rapordan sonra iktisap edildiğinden, ilk önce alınan ve %90 engellilik oranını havi ve SÜREKLİ ibaresi açıkça yazılı olan rapor, araç alımında kullanılamaz denilerek, yararlanılan ÖTV, KDV ve 6 yıllık MTV vergileri bir kat vergi zıyaı cezalı ve faizi ile geri istenmektedir. Bunun insafla, vicdanla, hukukla bağdaşır yanı yoktur. Eğer bir iyileşme durumu söz konusu olsaydı, bu ayrı bir durum olurdu ki ortada fiili olarak bir iyileşme durumu, engelin ortadan kalkması durumu bulunmamaktadır.<br />
Bu konudaki uygulama hatalarının acilen düzeltilmesi ve engelli bireylere yapılan bu haksızlığın sonlandırılması gerekmektedir.<br />
Av. İsmail Arslan&amp;YMM Niyazi Özkök- 2018 Kayseri</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?138-Engelli-bireylerden-arac-alimlarinda-sonradan-tahsil-edilmek-istenen-oTV-sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gündeme dair</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?137-Gundeme-dair</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2018 09:01:15 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sayın Meslektaşım Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek" O der ki: 
"Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sayın Meslektaşım Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek&quot; O der ki:<br />
&quot;Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden habersiz. Koşturmamış terlememiş. Dizini kanatmamış. Hiç futbol oynamamış. Adrenalinden beyni dönmemiş. Sonra çekmiş sırtına bir hakem elbisesi. Abileri var ya abileri. Göğsüne de bir fifa kokartı. Oh. Yok öyle yağma. Futboldan anlamayan adam hakemlik yapamaz kardeşim. Öyle kartla formayla olmaz o işler. İşte böyle rezil olursun...&quot; Bendeniz de derim ki:<br />
<br />
Hukukta da böyle. Ticaret yapmamıştan Ticaret Mahkemesi Hakimi, bekardan aile mahkemesi hakimi olmaz. Suç ve suçluya dair sokak mahalle görgüsü, entelektüel birikimi olmayandan da ceza mahkemesi hakimi olarak doğru yargı beklemek kuruntudur.<br />
<br />
Beyaz Saray demiş ki: &quot;Türkiye ile her türlü terörizme karşı ortak mücadele yollarını genişletmeyi görüşüyoruz.&quot; Bu açıklamaya Türkiye'nin tepkisi İncirlik'teki tüm askeri teçhizata (atom bombaları dahil) el koyma şeklinde olmalı kanımca ve dünyaya da: Biz de Beyaz Saray'a katılıyor ve gereğini yapıyoruz açıklaması yapılmalı.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?137-Gundeme-dair</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Muhtarlık Sistemi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?136-Muhtarlik-Sistemi</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jan 2018 07:26:44 GMT</pubDate>
			<description>Muhtarlık Sistemi 
 
Devlet kurgumuz sil baştan değişmeli. Bürokratlar çalışamıyor mevcut yapıda. Yapı, gel beni suistimal et diye bangır bangır...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Muhtarlık Sistemi<br />
<br />
Devlet kurgumuz sil baştan değişmeli. Bürokratlar çalışamıyor mevcut yapıda. Yapı, gel beni suistimal et diye bangır bangır feryat halinde. Cumhurbaşkanı'nın muhtarlara ilgisi ve onlardan beklentisi bu zaviyeden bakınca hikayeden değil. Mahallelere hakim olan devlete da hakim olur. Yeni devlet yapısının temeli mahalli idareyi muhkem kılma odaklı olmalı.Tabii ki en önce muhtar, mahalleninin dertleri ile dertlenmeli, sıkıntılarına çare olmalı. Fert fert herkesle irtibatlı olmalı. Bu şekilde mahalle mahalle tüm ülke yeniden idari manada kurgulanınca, güvenlik ve geçim yoluna girebilir. Denetlenebilen, atanmış değil, seçilmiş idareci, yavşadığında başına geleceği de bilecektir, bilmelidir.<br />
<br />
Kürt-İslam Teali faaliyetleri<br />
<br />
Ahir zamanda hakiki İsevilerin İslamiyet ile omuz omuza vererek dünyaya hükmedeceklerine inanan geri zekalı müslümanlardan bir kesim mehdiyyuncu, İsa'nın yeryüzüne inerek göksel krallığın başına geçmesi için çalıştıklarına inanıyor ve amaçla her türlü dalavereyı da meşru görüyorlar.<br />
Bu aklı kıtlar o kadar çok ki henüz ne için çalıştıklarına bile vakıf olmayanlarla birlikte milyonlarcalar desem abartmam.<br />
Özellikle Kürt kökenli tarikat önderlerinin bir kısmı, bu hizmet için, kendilerine ahiret selameti için tabi olmuş müridanlarını sinsi biçimde hazırlıyorlar.<br />
Bunlar Kürt-İslam Teali andına sahip çıkan ve İsa'nın göksel krallığın başına geçmesi için büyük yahudi krallığı’nın kurulması gerektiğine iman etmiş dangalaklar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?136-Muhtarlik-Sistemi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Var mısın?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?135-Var-misin</link>
			<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 12:09:16 GMT</pubDate>
			<description>Var mısın? 
 
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Var mısın?<br />
<br />
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...<br />
<br />
Kafa işi<br />
<br />
Kısaca şöyle de diyebilirsiniz.<br />
Kafaya taktığını aldığında kafandan çıkıyor mu? Bu araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, sende almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu senin şişirme, üfürme, indirme, bindirme seanslarının türevi kesinlikle.<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzünü koru. Herkes gider bir sen kalırsın geride</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?135-Var-misin</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Toprak sizi kabul etmez ey yetkililer</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?134-Toprak-sizi-kabul-etmez-ey-yetkililer</link>
			<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 12:00:10 GMT</pubDate>
			<description>Tecavüze uğrayan çocuğun anüs deliği hem öne, hem arkaya doğru olmak üzere iki ayrı yönde yırtılmış. Bağırsaklar da yırtılmış ve dışkı ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Tecavüze uğrayan çocuğun anüs deliği hem öne, hem arkaya doğru olmak üzere iki ayrı yönde yırtılmış. Bağırsaklar da yırtılmış ve dışkı ile tecavüzcünün spermleri karın boşluğuna akarak tüm iç organları iltihaplandırmış. Saatler süren iki ayrı ameliyatla 60 küsur iç dikiş, 20 küsur dış dikiş atılarak çocuk ancak oturabilir hale getirilmiş. Dikişleri patlatmadan dışkılayabilsin diye yalnızca sıvı gıdalarla besleniyor ve dışkısının katılaşmasını engellemek için sürekli müshil veriliyor; dolayısı ile vücutta besin yetersizliği ve sıvı kaybı var. Ayrıca kendi dışkısının ve tecavüzcünün sperminin iç organlarda oluşturduğu iltihabın giderilmesi için kullanılan antibiyotikler yüzünden karaciğeri hasar görmüş. İdrar kesesi aşırı basınçtan tahriş olmuş, çocuk sürekli kan işiyor. Ağzı kapatılan çocuğun kendi çığlığının basıncından kulak zarı patlamış. Çocuk tanımadığı birini görünce; kolundaki serumları koparma pahasına, dikişlerini patlatma pahasına hastanedeki yatağından aşağı atlayıp yatağın altına saklanmaya çalışıyor.<br />
Ve yetkililer buna sadece &quot;ÇOCUK İSTİSMARI&quot; diyor...<br />
Bu &quot;istismar&quot; falan değildir. Bu düpedüz insanlık dışı, kasıtlı vahşettir.<br />
Kelimelerle oynayıp bu iğrençliği basitleştirmeyin !!! <br />
Ey o Meclis'te ve Saray'da oturanlar! <br />
Emin olun öldüğünüzde sırf bu yüzden bile toprak sizi kabul etmeyebilir.<br />
Ve ey sen Anadolu insanı!<br />
Henüz girmiş 13-14 yaşına, edalı işveli, köylü güzeli ile göbek attığın sürece, sen de…<br />
Bu konuda Kanunları  realiteye uygun hale getirmekten imtina ederken savunduğunuz argümanlar, hesap günü sizi kurtarmayacaktır ey Kanun Yapıcılar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?134-Toprak-sizi-kabul-etmez-ey-yetkililer</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sıfır Kilometre Araç Satın Alan Tüketicilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?133-Sifir-Kilometre-Arac-Satin-Alan-Tuketicilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Sun, 22 Oct 2017 19:37:37 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalede, sıfır kilometre araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan hatalar/arızalar sebebiyle başvurabilecekleri hukuki yollar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font size="4"><span style="font-family: Tahoma">Bu makalede, sıfır kilometre araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan hatalar/arızalar sebebiyle başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapmaya çalışacağız. Bu hata, sorun, arıza veya problemlere hukuk dilinde “ayıp” adını veriyoruz. <br />
<br />
Ayıp kavramı ile satılan malda ortaya çıkan ve alıcının o maldan tümüyle ya da gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve aksaklıklar gibi özürler ifade edilmek istenir (ZEVKLİLER Aydın / AYDOĞDU Murat, Tüketicinin Korunması Hukuku, B. 3, Ankara 2004, s. 104).<br />
<br />
“Ayıp” maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Maddi ayıp, malın, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımaması, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olmasıdır.<br />
<br />
Hukuki ayıp, satılan üzerinde, alıcının ondan yararlanmasını veya onun üzerinde tasarruf etmesini engelleyen (ARAL Fahrettin, AYRANCI Hasan, Sh. 121), malın değerini veya ondan beklenen faydayı etkileyen kamu hukukundan doğan sınırların bulunmasıdır. (KAHVECİ, Nalan, Sh.11).<br />
<br />
Ekonomik ayıp ise; alıcının maldan beklediği yararlanma ve kullanma olanağını azaltan ve ekonomik değerini düşüren ayıplardır. (ZEVKLİLER Aydın, AYDOĞDU Murat; Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara, 2004, Sh.356)<br />
<br />
Kanunda ayıpla ilgili olarak yapılan bir diğer ayrım da açık ayıp-gizli ayıp ayrımıdır. Ayıbın açık ya da gizli olmasının sonucu olarak tüketicinin, ayıbı satıcıya bildirme süresi ve malın ayıplı olmasından dolayı sahip olduğu hakları kullanmasına ilişkin zamanaşımı bakımından farklılık arz etmektedir.<br />
<br />
Açık ayıp, satın alınan malda teslim aldıktan sonra herhangi bir uzmanın yardımına gerek olmaksızın yapılacak basit bir muayene ile tespit edilebilen ayıplardır. Gizli ayıplar ise yapılacak bir muayene ile hemen tespit edilemez ve genelde malın (otomobilin) kullanılması ile ortaya çıkar.<br />
<br />
Öncelikle bir malın (otomobilin), tüketiciye teslimi anında, tüketici ve diğer taraf (genellikle satıcı) arasında kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması o malı ayıplı mal haline getirir. Fakat genel olarak, uygulamada, bu konuda (örnek ya da modele uygun olmaması) herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Nitekim bu ayıplar tüketici tarafından hemen fark edilir.<br />
<br />
Otomobilin, “objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması” deyiminden, ortalama bir tüketicinin her sıfır kilometre araçtan beklediği özelliklerin o araçta olmaması anlaşılmadır. Örneğin, sıfır kilometre satışı yapılan otomobillerin bazı bölümlerinin fabrika orijinal boyası dışında yeniden boyanıp bu işlem gizlenerek aracın o şekilde tüketiciye satıldığı görülmektedir. Genel olarak otomotiv sektöründe, tüm dünyada, firmadan firmaya değişmekle birlikte, seri imalat sırasında kaportanın yatay düzlemleri için 400-450 mikron, düşey düzlemleri için 300-350 mikron boya kalınlıkları orjinal fabrikasyon boya kalınlığında üst sınır olarak kabul edilmektedir. Bu sınırların üstünde bir boya kalınlığı söz konusu ise aracın ayıplı olduğunun kabulü gerekecektir.<br />
<br />
Örneğin, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/16684 E. 2017/7279 K. sayılı kararında şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Mahkemece, araç üzerinde yapılan keşif sonrası aldırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, bilirkişinin 29.12.2014 tarihinde hazırladığı raporunda“.. aracın boya kalınlığı ile ilgili olarak yapılan ölçümlerde, aracın boya kalınlıklarının motor kaputu haricindeki diğer bölgelerde 110 -140 mikron , motor kaputunun 220-260 mikron değerleri arasında olduğu, araçta motor kaputu boya kalınlığının seri üretim standartları dahilinde olmadığı, motor kaputunun boyanmasından kaynaklanan değer kaybının 1.250,00-1.500,00 TL arasında olduğu, araçta tespit edilen ayıp ve görülen hataların maldan yararlanamamayı sürekli kılmadığı, dava konusu araçta motor kaputunun boyanmasının aracı satın alan kişi tarafından tespit edilemeyen gizli ayıp niteliğinde olduğunu .. “belirtmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine elverişli değildir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere, davaya konu araç üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda, “… aracın boya kalınlığı ile ilgili olarak yapılan ölçümlerde, aracın boya kalınlıklarının motor kaputu haricindeki diğer bölgelerde 110 -140 mikron , motor kaputunun 220-260 mikron değerleri arasında olduğu” anlaşılmış ve mahkemece bu husus ayıp olarak nitelendirilmiş ise de, Yüksek Mahkeme, kararı, “ayıplı olduğu ileri sürülen motor kaputu kalınlık değerinin orijinal fabrikasyon boya kalınlığı değerleri arasında kalıp kalmadığının, fabrika orjinal boyası dışında aracın farklı bir boyaya maruz kaldığı ya da ikinci bir boyamanın yapılıp yapılmadığı ayrı ayrı belirlenmesi” gerekliliğinden bozmuştur. Özetle, sıfır kilometre satın alınan bir aracın, bazı bölgelerinin diğer bölgelere göre daha fazla boya kalınlığına sahip olması, tek başına, o aracın ayıplı olduğunu göstermez. Önemli olan, boya kalınlık değerinin orijinal fabrikasyon boya kalınlığı değerleri arasında kalıp kalmadığı, fabrika orjinal boyası dışında aracın farklı bir boyaya ya da ikinci bir boyamaya maruz kalıp kalmadığıdır. Boya kalınlığı ile ilgili ayıp iddialarına dayanan davalarda, bilirkişi heyeti içerisinde kimya mühendisinin de bulunması gerekmektedir.<br />
<br />
Hemen belirtmek gerekir ki, otomobildeki ayıp, boya konusunda olabileceği gibi hemen her konuda karşımıza çıkabilir. Örneğin, aracın, koltuklarının kumaşında, motorunda, şasesinde, bagajında, kaportasında ya da şanzımanında ortaya çıkabileceği gibi normal kullanımdakinden farklı olarak bazı garip ve rahatsız edici seslerin duyulması dahi ayıp niteliğindedir. Önemli olan ayıbın, kullanım hatası mı yoksa imalat kaynaklı mı olduğunun belirlenmesidir. Bu husus her somut olaya göre değişkenlik gösterecek olup, bilirkişi marifetiyle belirlenecektir.<br />
<br />
Araçlarda karşılaşılabilecek ayıp ve arızalara; aracın herhangi bir yerinden gelen garip bir ses, turboda meydana gelen bir arıza, yağ keçelerinde/hortumlarında kaçak, fazla yağ veya yakıt sarfiyatı, motordaki güç kaybı, rölantinin düzgün olmaması, kaportasında göçük veya dalgalanma olması vb. durumlar örnek verilebilir. İşte bu gibi durumların hepsi aracın ayıplı olduğunu gösterir.<br />
<br />
Malın ayıplı olması durumda tüketicinin seçimlik hakları, 6502 sayılı kanunun 11. maddesinde (4077 sayılı kanuna paralel biçimde) şu şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tüketici;<br />
<br />
bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme,<br />
<br />
malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi<br />
<br />
ayıp oranında bedel indirimi ya da<br />
<br />
ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir.<br />
<br />
SATICI, TÜKETİCİN TERCİH ETTİĞİ BU TALEBİ YERİNE GETİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.<br />
<br />
Tüketicinin talep edebileceği bu 4 seçimlik hakkın her biri hakkında açıklama yapmadan önce, “garanti süresi içerisinde araç arızalandığı takdirde onarım hakkının kullanılmasının şart olduğu yanılgısı” üzerinde durmamız gerekmektedir. GARANTİ SÜRESİ İÇERİSİNDE ARAÇTA BİR AYIPLA KARŞILAŞAN TÜKETİCİNİN ONARIM HAKKINI KULLANMASI ZORUNLU DEĞİLDİR. BUNUN BİR ZORUNLULUK OLDUĞU DÜŞÜNCESİ TAMAMEN HATALIDIR. İSTER OTOMOBİL, İSTER TELEFON, İSTER TENCERE TAVA OLSUN TÜKETİCİ, MALDA BİR AYIPLA KARŞILAŞINCA 4 SEÇİMLİK HAKTAN İSTEDİĞİNİ KULLANABİLİR. Yeter ki kullanmak istediği bu hak dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil etmesin. Fakat ne yazık ki ülkemizde, satıcılar, tüketicileri aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için tüketiciler de ayıplı (arızalı/kusurlu) malları ile ilgili olarak onarım hakkını kullanmak zorunda olduklarını düşünmekte ve kendilerini yetkili servisin insiyatifine tabi kılmaktadırlar.<br />
<br />
SEÇİMLİK HAKLAR KONUSUNDA AÇIKLAMALAR:<br />
<br />
“Ayıbın Önemi” Sorunu<br />
<br />
Yukarıda, satın aldığı araçta bir ayıpla karşılaşan tüketicinin kullanabileceği seçimlik haklarının neler olduğunu ifade etmiştik. Kural olarak tüketici, bu seçimlik haklardan dilediğini kullanabilir ise de, maldaki ayıbın önemsiz olduğu durumlarda bu haklardan sözleşmeden dönme ve ayıpsız misli ile değişim haklarını kullanmasına engel olabilir. Peki maldaki ayıbın önemli olup olmadığı nasıl anlaşılacaktır? Dürüst bir alıcı, araçtaki ayıbı bilseydi bu aracı satın almayacaktı veya daha ucuza satın alacaktı denilebiliyorsa ayıp önemli sayılır. Kolayca farkedilen ve çok düşük masraflar ile giderilebilen ayıplar önemsizdir. Örneğin, satın alınan aracın cam silecek lastiklerinin bulunmaması ayıbın önemsiz olduğunu gösterir. Nitekim bu ayıp kolay farkedilir ve düşük bir masrafla giderilebilir. Peki ayıp önemsiz ise, tüketici hiçbir hakkını kullanamaz mı? Elbette önemsiz ayıplarda dahi tüketici, seçimlik haklarından ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım hakları kullanılabilir.  <br />
<br />
1- “Sözleşmeden dönme” hakkı:<br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkı ile tüketici ile satıcı arasındaki “araç alım satım sözleşmesi” ortadan kalkmaktadır. Sözleşme ortadan kalktığına göre tarafların birbirlerine verdiklerinin (tüketicinin ödediği satış bedeli/satıcının teslim ettiği araç) dayanağı kalmaz. Dolayısıyla taraflar, daha önce verdiklerini geri isterler. Bu hak, sadece satıcıya karşı ileri sürülebilir zira tüketici ile ithalatçı veya üretici arasında sözleşmesel bir ilişki bulunmamaktadır.<br />
<br />
Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri, bu hakkını kullanmak isteyen tüketicilerin, dava açtıktan sonra araçlarını, kullanmaya devam edip edemeyecekleri yönündedir. Bu davalarda, tüketiciler, ödedikleri araç bedelini iade alana kadar aracı teslim etmek zorunda olmadıklarını bilmedirler. Nitekim satıcı da, tüketiciden aldığı satım bedelini kullanmaktadır.<br />
<br />
1.a- Mahkemece, satım bedelinin davacı tüketiciye ödenmesine karar verilmesi gerekirken, ayıplı otomobilin de satıcı davalıya iadesine karar verilmelidir.<br />
<br />
Aynı anda yerine getirme kuralı gereğince taraflar yükümlülüklerini (bedeli geri ödeme ve aracı iade etme) aynı anda yerine getirecektir.<br />
<br />
1.b- Faiz konusuna gelince, davaya konu araç tüketicinin kullanımında kaldığı sürece satım bedeline faiz işletilemez. Fakat tüketici, bazı durumlarda, aracı bayiye veya servise teslim ederek sözleşmeden dönüp bedel iadesini talep etmiş ve bu talebinde haklı bulunmuşsa, aracı, bayiye (veya servise) teslim ettiği günden kendisine ödeme yapılacağı güne kadar faiz talep edebilir. Aksi durumda faiz, ancak, aracın satıcıya teslim edileceği tarihten itibaren işleyecektir.<br />
<br />
Yargıtay, bir kararında, faiz konusuna şu şekilde açıklık getirmiştir:<br />
<br />
“Dava, ayıp nedeniyle tüketicinin açtığı seçimlik hakların kullanılması istemine ilişkindir. Dava konusu araç davacı tarafından halen kullanılmakta olup iade edilmediğine göre, birlikte ifa kuralları gereğince davacı ancak aracın davalıya iadesi tarihinden itibaren faiz talep edebilir.”<br />
<br />
Bir başka olayda Yargıtay; “Davacı, davalılardan D…Otomotivin distribütörlüğünü yaptığı .. plaka sayılı aracı diğer davalıdan satın aldığını, araçtaki yakıt sızıntısı ve motor blokunda oluşan arıza nedeniyle birden fazla kez servise götürdüğünü, aracın yenisi ile değiştirilmesi yönünde talepte bulunduğunu, ancak servis yetkililerinin değişik bahanelerle aracın yenisini vermekten kaçındıklarını, araçtaki arızanın imalattan kaynaklı ve gizli ayıplı olduğunu ileri sürerek, satış sözleşmesinin feshi ile aracın satış bedeli olan 64.523,63 TL’nin işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece,davanın kabulü ile dava konusu aracın satış bedeli 64.523,93 TL’nin davalılara teslim tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
…<br />
2-İncelenen dosya içeriğinden; dava konusu aracın yetkili servise en son 04.02.2013 tarihinde bırakıldığı ve davalı tüketiciye tesliminin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu tarih itibariyle faize hükmedilmesi gerekirken, infazda tereddüt oluşturacak şekilde kararda tarih belirlemesi yapılmayıp sadece “teslim tarihi” yazılarak faize hükmedilmiş olması isabetsiz ...” şeklinde karar vermiştir. (13. HD. 2015/39098 E. 2016/2844 K.)<br />
<br />
Görüldüğü üzere, tüketici, onarım hakkını kullanmasına rağmen, araç onarılamamış ve kendisine teslim edilememiş ise aracın bedeli veya misli ile değişimi talep edilebilir ve bu durumda faiz aracın, onarım için servise teslim edildiği itibaren işlemeye başlar.<br />
<br />
1.c- Uygulanacak faiz türü nedir? Aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren uygulanacak olan faiz türü reeskont avans faizidir. Yasal faizden daha yüksek oranlı bu faiz türünün uygulanması da tüketici lehine bir uygulamadır.<br />
<br />
2- “Ayıpsız misli ile değişim” hakkı:<br />
<br />
“Ayıpsız misli ile değişim” ifadesinden anlaşılması gereken, aynı aracın (aynı marka, model, donanım özelliklerinde) ayıpsız olanının tüketiciye verilmesini gerektirir.<br />
<br />
Ayıpsız misli ile değişim talep eden tüketici dava açtıktan sonra dahi aracı kullanmaya devam edebilir. Zira davalı da tüketicinin ödediği satış bedeli olan parayı kullanmaktadır. Az yukarıda belirtildiği gibi, tüketici, sözleşmeden dönme hakkını kullandığında da, satıcı, satış bedelini iade etmedikçe aracı iade yükümlülüğü altında değildi.<br />
<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığım koşullara uygun bir dava sonucunda verilen mahkeme kararı (aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi) icra dairesine sunulduğunda satıcının elinde çoğu zaman olduğu gibi davaya konu bir aracın ayıpsız misli bulunmayabilir. Örneğin dava konusu araç F. F. Marka 2014 model olup dava 2017 yılında sonuçlandığında, satıcının elinde 2014 model kullanılmamış bir araç bulunması çok zordur.<br />
<br />
Bu durumda icra müdürlüğü, borsa veya ticaret odası gibi yerlerden sorarak bu aracın değerini belirleyecektir. Örneğin “0” (sıfır) kilometre araç fiyatı bayide 150.000-TL ise aynı motor ve donanıma sahip ayıpsız “3” yaşındaki modelinin değeri 140-145.000-TL olacaktır. Önemle belirtmek gerekir ki aranan değer, aracın ikinci el (kullanılmış) değeri değildir. Bir yanda otomobil bayisinde satışa sunulan “0” (sıfır) kilometre 2017 model bir araç diğer yanda yine aynı bayide satışa sunulan “3” yaşında (2014 model), “0” (sıfır) kilometre bir araç olduğunu düşünelim. Belirlenmeye çalışılan değer, işte bu “3” yaşındaki aracın değeridir. Söz konusu aracın o güne kadar tüketici tarafından kullanılmasının veya yaptığı on binlerce kilometrenin de hiçbir önemi yoktur. Borsa veya ticaret odasından sorularak belirlenecek bu değere icra mahkemesinde itiraz mümkündür. İcra mahkemesince, bilirkişi incelemesi yaptırılarak aracın değeri belirlenecektir.<br />
<br />
İşte bu şekilde araç değeri belirlendikten sonra tüketici aracı karşı tarafa iade edecek karşı taraf da belirlenen bedeli tüketiciye iade edecektir.<br />
<br />
Kaza vb. sebeplerden dolayı araçta meydana gelen değer kaybı sorunu:<br />
<br />
Ayıplı araç tüketicinin kullanımında iken, tüketici bu araçla kazaya karışmış olabilir. Kaza veya başka bir sebepten, araçta meydana gelecek değer kaybının tespiti ile bu değerin tüketici tarafından satıcıya ödenmesi gerekir.<br />
<br />
Yargıtay bu konuda, “Kaza nedeniyle araçta değer kaybı meydana geldiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, mahkemece davacının yaptığı kazalar nedeniyle araçta oluşan değer kaybı araç konusunda uzman bir bilirkişi yada bilirkişi kurulundan alınacak raporla belirlenerek belirlenen bu bedelin ödenmesi şartı ile misli ile değişim kararı verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup …” şeklinde karar vermiştir.<br />
<br />
3- Bedel indirimi hakkı:<br />
<br />
Tüketici dilerse, malın ayıplı olması halinde, ayıp oranında ödediği satış bedelinden indirim yapılmasını talep edebilir. Bedelde yapılacak indirim, nisbi metot yöntemi ile bulunacaktır. Örneğin tüketici 100.000-TL.ye satın aldığı araçta bir ayıpla karşılaşınca, bilirkişi, malın ayıplı değerini 90.000-TL, ayıpsız değerini ise 105.000-TL olarak belirlemiş olsun.<br />
<br />
O halde tüketiciye ödenecek indirim bedeli = 100.000 – (100.000×90.000/105.000) = 14.285-TL olacaktır.<br />
<br />
Eğer bilirkişi, genelde uygulamada olduğu gibi malın ayıpsız değerini satım bedeli ile aynı (100.000-TL) olarak belirler ise bu kez tüketiciye ödenmesi gereken tutar = 100.000-90.000 = 10.000-TL olacaktır.<br />
<br />
4- “Onarım” hakkı:<br />
<br />
Yukarıda anlatıldığı üzere, malda bir ayıpla karşılaşan tüketici, 4 seçimlik hakkından ücretsiz onarım hakkını da kullanmak isteyebilir. TEKRAR BELİRTMEK GEREKİR Kİ, TÜKETİCİ, 4 HAKTAN DİLEDİĞİNİ KULLANMAKTA SERBESTTİR. ONARIM HAKKI BUNLARDAN SADECE BİRİDİR. ARAÇTA BİR ARIZA İLE KARŞILAŞAN TÜKETİCİ SERVİSE DAHİ UĞRAMAKSIZIN DAVA YOLUNA GİDEBİLİR.<br />
<br />
Onarım hakkı konusunda açıklama yapmadan önce, Garanti Belgesi Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinin incelenmesinde yarar vardır.<br />
<br />
Yönetmeliğin “Ücretsiz onarım isteme hakkı” başlıklı 8. maddesi:<br />
<br />
“(1) Tüketicinin, Kanunun 11 inci maddesinde yer alan seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını seçmesi durumunda satıcı; işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin malın onarımını yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür.<br />
<br />
(2)Tüketici, ücretsiz onarım hakkını üretici veya ithalatçıya karşı da kullanabilir… şeklindedir.<br />
<br />
“Tüketicinin diğer hakları” başlıklı 9. maddesi:<br />
<br />
“(1) Tüketicinin, ücretsiz onarım hakkını kullanması halinde malın;<br />
<br />
a) Garanti süresi içinde tekrar arızalanması,<br />
<br />
b) Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
<br />
c) Tamirinin mümkün olmadığının, yetkili servis istasyonu, satıcı, üretici veya ithalatçı tarafından bir raporla belirlenmesi,<br />
<br />
durumlarında tüketici, malın bedel iadesini, ayıp oranında bedel indirimini veya imkan varsa malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini satıcıdan talep edebilir. Satıcı, tüketicinin talebini reddedemez. Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur<br />
<br />
(2)Malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.<br />
<br />
(3) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, satıcı, malın bedelinin tümünü veya bedelden yapılan indirim tutarını derhal tüketiciye iade etmek zorundadır.<br />
<br />
(4) Tüketicinin, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakkını seçmesi durumunda satıcı, üretici veya ithalatçının, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin kendilerine bildirilmesinden itibaren azami otuz iş günü içerisinde, bu talebi yerine getirmesi zorunludur.<br />
<br />
(5) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen raporun, arızanın bildirim tarihinden itibaren o mala ilişkin azami tamir süresi içerisinde düzenlenmesi zorunludur.”<br />
<br />
Yönetmeliğe göre, otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan maldır. Bu ifadeden, elinde garanti belgesi bulunmayan tüketicinin herhangi bir hak talep edemeyeceği anlaşılmamalıdır. Kendisine her nedense garanti belgesi verilmemiş bir tüketici de kanunda veya yönetmelikte öngörülen haklarını kullanabilir.<br />
<br />
Tüketicinin, ücretsiz onarım hakkını kullanması halinde malın; garanti süresi içinde tekrar arızalanması durumunda; malın bedel iadesini, ayıp oranında bedel indirimini veya imkan varsa malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep edebileceği kuşkusuzdur.<br />
<br />
Azami tamir süresi ise, binek otomobil ve kamyonetler için 30, motosiklet ve bisikletler için 20 iş günüdür. (İş günü; ulusal, resmî ve dini bayram günleri ile yılbaşı, 1 Mayıs ve pazar günleri dışındaki çalışma günleridir.)<br />
<br />
Diğer tüm mallar hakkında azami tamir süreleri için;<br />
<br />
<a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx…20sonras%C4%B1" target="_blank">http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx…20sonras%C4%B1</a> linkindeki “Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği”ni inceleyebilirsiniz.<br />
<br />
Tamir süresince tüketiciye ikame bir araç verilmeli midir?<br />
<br />
Bu sorunun cevabı, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliğinin 14/4 maddesinde şu şekilde açıklanmıştır:<br />
<br />
Malın garanti süresi içerisinde yetkili servis istasyonuna veya satıcıya tesliminden itibaren arızasının on iş günü içerisinde giderilememesi halinde, üretici veya ithalatçının; malın tamiri tamamlanıncaya kadar, benzer özelliklere sahip başka bir malı tüketicinin kullanımına tahsis etmesi zorunludur.<br />
<br />
Görüleceği üzere, aracın, tamir için yetkili servise bırakılmasından itibaren ilk on iş günü için, ikame araç tahsis etme zorunluluğu yoktur. Fakat tamirat, her zaman on iş günü içerisinde bitirilemez. Tamir süresi on iş gününü aşarsa, tüketiciye, benzer özelliklerde başka bir araç tahsis edilmelidir. Aksi halde tüketici, benzer özelliklere sahip bir araç kiralayabilir, bu aracın kiralama bedeline dair fatura ile üretici veya ithalatçıya karşı dava açabilir.<br />
<br />
Bu konuya ilişkin olmak üzere;<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/16114 E. 2016/17677 K. sayılı kararında, şöyle denilmiştir: &quot;Davacı, davalı … Otomotivden 18.01.2011 tarihinde … marka araç satın aldığını, iki yıl garantili olduğunu, 05.11.2012 tarihinde aracın motorunun arızalanması nedeniyle çekici ile aracın yetkili servise götürüldüğünü, azami tamir süresi geçmesine rağmen halen tamir edilerek aracın kendisine teslim edilmediğini, bu süre içindeki kullanması için bir araç tahsis edilmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davaya konu araç yerine aynı özellikte başka araçla değişimini veya bedel iadesi yapılmasını, araç kiralanması nedeniyle kira bedeli ile araç çekici bedelinin davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.<br />
Mahkemece, davalı şirketlerce davacı tüketiciye karşı ayıplı hizmet olduğunun kabülüne, davacının onarım hakkını tercih ettiği ve aracın ücretsiz olarak onarılması gerektiğinin tespitine, 36.108,00 TL araç kiralama bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
2-Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının araç kiralama bedeline ilişkin talebinin kısmen kabulüne, 36.108,00’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi, davacı tarafından mahkemeye sunulan 09.05.2014 tarihli 30.600,00 TL’lik (KDV ile birlikte 36.108,00 TL) 12.11.2012 – 09.05.2014 tarihli arasında oto kiralama bedeline ait faturayı dikkate alarak hesaplama yapmıştır. Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup 09.05.2014 tarihli faturanın dava açıldıktan sonraki tarihleri kapsadığı anlaşıldığından, bu faturaya esas alarak hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” denilmiştir.<br />
<br />
Esas itibariyle yukarıda belirttiğimiz 4 seçimlik haktan birini seçen tüketicinin, diğer seçimlik haklara başvurma olanağı kalmaz ise de, onarım hakkını tercih eden tüketicinin aracı, belirtilen azami tamir süresi içerisinde onarılamaz ise, diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Hatta ve hatta, azami tamir süresi geçtikten sonra onarılıp tüketiciye teslim edilen bir araç için tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanabileceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 2014/114 E. 2015/2023 K. sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir:<br />
<br />
“Dosya kapsamından davacının aracı davalılardan 01.04.2011 tarihinde satın aldığı, 04.04.2011 tarihinde tescil edilerek trafiğe çıktığı, 28.12.2011 tarihinde davalı yetkili servise başvurduğu, bu tarihli “onarım emrine” göre servise bırakılan aracın “kalorifer fanının çalışmadığının” belirtildiği, 10.02.2012 tarihli davalı şirket servis faturasına göre arızalı olan kaloriferin garanti kapsamında ONARIMININ YAPILDIĞI ve aynı tarihte TESLİM EDİLDİĞİ anlaşılmaktadır.<br />
Dosyada taraflarca dayanılan bu delillerden davacı/tüketicinin aracında oluşan arızayla ilgili olarak seçimlik haklarından “ücretsiz onarım” hakkını kullandığı ve satıcının yetkili servisi tarafından garanti kapsamında bu arızanın giderildiği, servis tarafından yapılan işlemler ve düzenlenen belgelere taraflarca her hangi bir itirazda bulunulmadığı ve aksini gösterir bir delil ve belgeye dayanılmadığı görülmektedir.<br />
Davacı/tüketicinin eldeki davada ise sözleşmeden dönülerek bedelin iadesini talep etmiş olduğu, buna göre yukarıda değinildiği gibi onarım hakkının kullanılmasından sonra 4077 sayılı Kanunun 4. maddesinde belirtilen diğer seçimlik haklardan birinin kullanılabilmesi için Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde belirtilen şartların değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Bu husus somut uyuşmazlık dikkate alınarak değerlendirildiğinde, dosya kapsamındaki yetkili servis onarım belgelerinden dava konusu araçta OLUŞAN ARIZANIN ONARIM SÜRESİNİN GARANTİ BELGESİ UYGULAMA ESASLARINA DAİR YÖNETMELİĞE EK GARANTİ BELGESİ İLE SATILMASI ZORUNLU OLAN ÜRÜNLER LİSTESİ’NDE BELİRTİLEN “AZAMİ TAMİR SÜRESİNİ AŞTIĞI” ANLAŞILMAKTADIR.<br />
BU NEDENLE … ARACIN YENİSİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTEME KOŞULLARI GERÇEKLEŞMİŞTİR.”<br />
<br />
Dava devam ederken, araç, bir başkasına satılabilir mi?<br />
<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız 4 seçimlik haktan, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönme hakkı kullanılacak olursa, dava sonunda, tüketicinin, aracını (satıcıya/üretici veya ithalatçıya) iade etmesi gündeme geleceğinden, bahsettiğimiz bu iki haktan birini kullanmak isteyen tüketicilerde, davanın devamı süresince aracın satılıp satılamayacağı sorusu akıllara gelmektedir. Sorunun cevabı basittir, tüketici, elbette davanın devamı sırasında, aracını bir başkasına satabilir. Bu durumda, ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönme hakkı, (ıslah yoluyla) bedelde indirim hakkına dönüştürülerek davaya devam olunacaktır. Başka bir deyişle, araçtaki ayıbın, ne miktarda bedel indirimi gerektireceği (bedel indirimi konusunda yaptığımız açıklamalar ile) belirlenecek ve bu miktar tüketiciye iade edilecektir.<br />
<br />
Bu durum, Yargıtay kararına şu şekilde konu olmuştur:<br />
“İçtihat Metni”<br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
KARAR<br />
Davacı, davalılardan … Otomotivden 21/07/2014 tarihinde 0 km olarak davaya konu ….marka aracı satın aldığını, teslim alınan aracın henüz bir ay dolmadan yağ basınç lambasının ikaz verdiğini, yetkili servise götürülen aracın fabrikasyon bir hata dolayısıyla kartel içindeki yağ pompasının civatalarının kartelin içine düştüğünün belirlendiğini ve pompanın yurtdışından temin edilerek değiştirildiğini, tekrar motordan ses gelmesi üzerine yetkili servise götürüldüğünü ve yağ pompasında yine arıza tespit edildiğini ileri sürerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini ve manevi tazminata karar verilmesini istemiş, davanın devamı sırasında yapılan ıslah ile aracı 25/12/2015 tarihinde üçüncü bir kişiye sattıklarını bildirerek, aracı üçüncü kişiye piyasa değerinin altında satmak durumunda kalmaları dolayısıyla ayıp nedeniyle doğan değer kaybının hesaplanarak davalılardan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, dava sırasında davacının aracı satması nedeniyle malik olma sıfatını kaybetmiş olduğundan davaya devam etmesinde hukuki yararının bulunmadığı kabul edilerek davacının husumet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Yukarıda açıklandığı şekilde tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Hal böyle iken mahkemece, davacının seçimlik hakkını ıslah ile değiştirdiği dikkate alınarak, işin esasına girilmek suretiyle sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (13. HD. 16/15810 E.-17923 K.)<br />
<br />
“Göçük problemi” olarak bilinen problemi yaşayan tüketiciler için emsal karar var mıdır?<br />
<br />
Ülkemizde de yüksek oranda satış yapmakta olan otomobil üreticisi bir marka hakkında, çeşitli platformlarda, bu markanın belirli bir modelinde “göçük ve dalgalanma” problemi olduğu ifade edilmektedir. Konuyla ilgili haberi <a href="https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/10/15/honda-turkiyeden-gocuk-aciklamasi" target="_blank">https://www.sabah.com.tr/ekonomi/201...cuk-aciklamasi</a> linkinde bulabilirsiniz.<br />
<br />
Bu şekilde ayıplı bir araç satın almış olan tüketiciler de elbette kendilerine tanınan seçimlik haklarını kullanabilirler.<br />
<br />
Örnek olması açısından, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/40982 E. 2016/11811 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir:<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
…Davacı ayıplı araç satın aldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. … Araç üzerinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda aracın sağ ve sol kapılarının üst profil çizgilerinin eşit olmadığı, kalite hatası olduğu ve toleransla izah edilemeyeceği, imal edilen aracın kalite açısından kusurlu olduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca Mahkemece, davacının seçimlik hakkı, gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken … oybirliğiyle karar verildi.”<br />
<br />
GARANTİ SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA ORTAYA ÇIKAN AYIPLAR İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR:<br />
<br />
Uygulamada karşımıza çıkan bir diğer mesele, garanti süresi geçtikten sonra ortaya çıkan ayıplar ile ilgili tüketicinin herhangi bir hak talep edemeyeceği yanılgısıdır. Garanti süresi geçtikten sonra ilk kez ortaya çıkan bir ayıp, eğer gizli ayıp niteliğinde ise bu tür ayıplarda da satıcının (üreticinin/ithalatçının) sorumluluğu devam eder ve tüketici yukarıda bahsettiğimiz 4 seçimlik haktan birisini talep etmekte özgürdür. Hatta ve hatta, araç ikinci el satın alınmış olsa bile, ikinci el satın alan tüketicinin dahi seçimlik haklara başvurması mümkündür.<br />
<br />
Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
“Dava konusu … … … plaka sayılı … marka 2006 model otomobilin, davalılardan … San. A.Ş.’in yetkili bayii durumundaki dava dışı N… Otomotiv Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 19.09.2005 tarihinde yine dava dışı Serkan’a satıldığı, davacının Kocaeli 5. Noterince düzenlenen 06.04.2007 tarihli “Kati Satış Sözleşmesi” ile dava konusu aracı dava dışı İsa’dan satın aldığı, bu satışa istinaden aracın davacı adına 12.04.2007 tarihinde trafik siciline kaydedildiği, … davacının dava konusu araçta meydana geldiğini ileri sürdüğü arızalarla ilgili olarak, 17.04.2007 ila 22.10.2007 arasındaki muhtelif tarihlerde Kocaeli ve Yalova’daki üç ayrı … yetkili servisine başvurduğu,<br />
<br />
… eldeki dava, davalılardan … tarafından üretilip, dava dışı yetkili bayi tarafından yine dava dışı bir kişiye satılan ve el değiştirmeler sonucunda davacının mülkiyetine geçip, adına trafiğe kaydedilen otomobildeki ayıplar nedeniyle, üreticinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlenen sorumluluklarına dayanılarak açılmıştır.<br />
<br />
Somut olay garanti kavramı yönünden irdelendiğinde:<br />
<br />
Dava konusu aracın garanti süresi konusunda yerel mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Dosyada Örneği bulunan “Garanti Şartları ( Tüketici )” başlıklı belgenin 1. maddesinde “Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve 2 yıl/100.000 km.’dir ( hangisi önce gerçekleşirse )” hükmü bulunmakta ise de; bu belgenin dava konusu araçla ilgili olup olmadığı belirli bulunmadığı gibi, belgede sözü edilen koşulların dava konusu araç yönünden gerçekleşmiş olup, olmadığı yönünde yapılmış bir inceleme ve araştırma da yoktur. Dahası Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2005 gün ve Esas: 2005/4-487, Karar: 2005/553 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ORTAYA ÇIKAN AYIP GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, GARANTİ SÜRESİNİN DOLMUŞ OLMASI SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ. Böylesi bir durumda, alıcı ( malik) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir...”<br />
<br />
GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE, GARANTİ SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA İLK KEZ ORTAYA ÇIKAN AYIP DAHİ GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, TÜKETİCİ SEÇİMLİK HAKLARINI KULLANABİLİR. HEMEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ, UYGULAMADA ARAÇLARDA ORTAYA ÇIKAN AYIPLARIN HEMEN HEPSİ GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDEDİR.<br />
<br />
Uygulamada ortaya çıkan sorunlara dair açıklamalar:<br />
<br />
Kural olarak tüketici, satın almış olduğu malda bir ayıpla karşılaşınca, seçimlik (bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme) haklarını kullanabilir. Bu seçimlik haklar tamamen tüketicinin tercihine bırakılmış haklar olup, karşı taraf firmanın uygulamalarına göre değişmez. Nitekim pratikte, tüketicinin hukuken tercih ettiği seçimlik hakkını kullanabileceği kullanabilecekleri durumlarda, bazı firmalarca,“böyle bir uygulamalarının olmadığı” belirtilmekle, tüketicileri kendi istedikleri yöne doğru yönlendirerek onları mağdur ettikleri bilinmektedir. Bu gibi durumlarda tüketicilerin yapması gereken, kendi tercih ettikleri seçimlik haklarını kullanmaktan ibarettir.<br />
<br />
Onarım hakkı kullanılmışsa başka bir hak talep edilemez mi?<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/10247 E. 2015/403 K. sayılı kararında;<br />
<br />
“Yine mahkemece davaya konu aracın garanti süresi içinde sık sık arızalandığı, meydana gelen bu arızaların üretim kaynaklı olduğu ifade edilerek davanın kabulüne karar verildiği belirtilmiş ise de, yargılama esnasında aldırılan ve hükmü dayanak yapıldığı anlaşılan bilirkişi heyet raporu içeriğinde de ifade edildiği üzere, davaya konu araçta garanti süresi içinde meydana gelen fren, balata sistemine ilişkin arızaların üretimden değil kullanımdan kaynaklandığı, davacının bu arızalar nedeni ile seçimlik hakkını “tamir” yönünde kullandığı, hali hazırda aracın sorunsuz olarak kullanıldığı buna göre TKHK’da tanımlanan seçimlik hakların ileri sürülme şartlarının da somut olayda bulunmadığı anlaşılmaktadır.”<br />
<br />
Görüldüğü üzere somut olayda tüketici, karşılaştığı tüm arızalar yönünden onarım hakkını kullanmış olup, araç sorunsuz olarak onarılıp kendisine teslim edildiyse, artık diğer seçimlik haklarını kullanamaz.<br />
<br />
Yine yüksek Mahkemece verilen bir başka kararda şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Açıklanan bu Kanun ve Yönetmelik hükümleri ışığında dava konusu olaya bakılacak olursa; davacı tarafından 08.07.2011 tarihinde satın alınan aracın 14.3.2012 tarihinde yetkili servisin iş emrinde; aracın altından motorundan yağ gelmesi şikayeti ile çekici ile servise geldiği, eksantirik mili zincir gerdiricisinin yağ sızdırdığı ve bu nedenle zincir gerdirici pul, conta, karter contası, yağ ve yağ filitresinin değiştirilmek koşuluyla garanti kapsamında sorunun giderildiği açıklanmıştır. Davacının delil listesine ekli olarak bildirdiği 15.3.2012 tarihli davalıya gönderilen e-postada; ” telefon görüşmememize istinaden garanti kapsamı altında aracımdaki arızanın Borusan oto tarafından giderilmesi süresince araçsız kalmamdan dolayı uğradığım ulaşımsızlık mağduriyetimin geçici benzer bir aracın acilen tahsis edilmesi ” talep edildiği anlaşılmaktadır. O halde e-posta içeriğinden davacının aracın tamirini talep ettiği ve bu nedenle diğer seçimlik haklarını talep edemeyeceğinin kabulü gerekir.” (13. Hukuk Dairesi 2015/33568 E. 2015/37787 K. )<br />
<br />
Fakat tekrar belirtmek gerekir ki, tüketici, karşılaştığı ayıplar karşısında öncelikle onarım hakkını kullanmak zorunda değildir. Yani tüketiciler, ilk önce onarım yoluna başvurmanın zorunlu olduğu, aracın onarımı gerçekleştirilemez ise diğer haklarını kullanabilecekleri gibi hatalı bir düşünce içerisine girmemelidir. Tüketici, 4 seçimlik haktan birisini dilediği gibi kullanabilir. Burada önemli olan, ayıbın niteliği ile kullanılmak istenen hak arasındaki dengedir. Aracın bir kaç bölgesindeki boya kalınlığı, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakkını kullanmayı bahşetmez ise de, örneğinin motorunun açılıp kapanması gibi önemli bir onarım gereken araçlarda tüketiciler, diledikleri haklarını kullanabilir. Burada hiçbir zaman tereddüt oluşmamalıdır.<br />
<br />
Günlük hayatta karşılaştığımız bir diğer soru da onarılan parçanın ayrı bir garanti süresi yaratıp yaratmayacağına ilişkindir. Hemen belirtmek gerekir ki satın alındıktan 20 ay sonra arızalanan bir parça yetkili servis tarafından onarılıp tamir edildi veya yenisi ile değiştirildiyse, bu parçanın dahi garanti süresi kalan garanti süresi (4 ay) kadardır. Bununla birlikte aracın tamirinde geçen süreler, tamir süreleri garanti süresine eklenir. <br />
<br />
Yetkili servisler:<br />
<br />
6502 s. TKHK.nun “Satış sonrası hizmetler” başlıklı 58. maddesine göre, üretici veya ithalatçılar, ürettikleri veya ithal ettikleri mallar için Bakanlıkça belirlenen kullanım ömrü süresince, satış sonrası bakım ve onarım hizmetlerini sağlamak zorundadır. Bir malın yetkili servis istasyonlarındaki tamir süresi, yönetmelikle belirlenen azami süreyi geçemez.<br />
<br />
Yetkili servisin yaptığı kusurlu iş ve işlemlerden dolayı yasa gereğince üretici veya ithalatçı sorumludur. Dikkat edilecek olursa satıcı, yetkili servisin kusurlu iş ve işlemlerinden dolayı sorumlu değildir.<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/5054 E. 2016/14055 K. sayılı kararında, <br />
<br />
“Davacı, 17.12.2010 tarihinde satın aldığı 2011 model aracın bir süre sonra yağ lambasının yanıp sönmeye başlaması üzerine yetkili servise başvurduğunu, hasarın garanti kapsamında olmadığı söylenerek bedeli karşılığında motor sistemi yenilerek tamiratın yapıldığını, … Sulh Hukuk Mahkemesi’ nin 2001/426 D.İş. sayılı dosyasında tespit yaptırdığını, tespit raporuna göre hasarın üretimden ve servis işçiliğinden kaynaklandığını, tamirden sonrada aracı yağ eksiltmeye devam ettiğini, aracın ayıplı olduğunu ve bu ayıbın üretimden kaynaklandığını ileri sürerek öncelikle aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine bunun mümkün olmaması halinde araç bedeli olan 45.845.63.TL, onarım için harcanan 7.453.00.TL’, onarım süresinde araç kiralama ücreti olan 2.708.10.TL ile extra garanti ücreti olan 500.00.TL’ nın satım ve ödeme tarihlerinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
..Dava konusu aracın 4077 sayılı Yasa’ nın 4. maddesi kapsamında gizli ayıplı olduğu açıkça belirtilmesine, yetkili servisin yaptığı kusurlu iş ve işlemlerden dolayı yasa gereğince davalıların da sorumlu olmasına rağmen tüketici olan davacının dava tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Yasanın 4. maddesinde kendisine tanınan seçimlik haklardan ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönerek bedel iadesini taleplerinden hangisini seçtiği net olarak sorularak kullanım sırasında meydana gelen hasarlardan davacının sorumlu olduğu da göz önünde bulundurularak davacının bu yöndeki talebi ile ilgili lehine hüküm kurulması gerekirken bu talebinin de ayıbın üretimden kaynaklı olmadığı tamirden kaynaklı olduğu gerekçesi ile tümden reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, … davacının karar düzeltme talebinin kabulüne… karar verildi” denilmiştir.<br />
<br />
OBJEKTİF İYİNİYET KURALLARI:<br />
<br />
Tüketici, sözleşmeden dönme veya değişim haklarını kullanırken objektif iyiniyet kuralları içerisinde hareket etmek zorundadır. Objektif iyiniyet kuralları içerisinde hareket etme zorunluluğu, 6502 sayılı Kanun ile getirilen ve aşağıda izah etmeye çalışacağımız üzere oldukça önemli bir düzenleme olup, bu haklarını kullanmak isteyen tüketicilerin önünde bir engel olabilir.<br />
<br />
“Objektif iyiniyet kuralları” ifadesinden ne anlaşılmalıdır? 6502 s. TKHK.nun ilk ve en önemli amacı, “kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, hususları düzenlemektir.” (TKHK.m.1) Dolayısıyla kanunun ilk amacının, tüketici çıkarlarını gözetmek olduğu aşikardır fakat bu tüketici çıkarını gözetme arzusu karşısında karşı tarafın (satıcı/üretici/ithalatçı) çıkarları hiçe sayılamaz.<br />
<br />
2011 yılı içerisinde yaklaşık 50.000-TL ye sıfır kilometre olarak satın alınan ve araç tüketicinin eline geçmeden önce, aracın bir bölümünde yapılan boyama işleminin (ayıp) araçta 1.500 TL. tutarında değer kaybına neden olacağı anlaşılan bir davada, Tüketici Mahkemesince, bedel iadesine karar verilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/653 E. 2017/1085 K. sayılı kararında, “…kanun tarafından korunan tüketicinin yanında, mahkemece kurulacak hükmün, sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerektiğine” vurgu yapılarak, “ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tesbit edilmesi zorunludur.”denilmiş ve Tüketici Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br />
<br />
Özetle, 4077 sayılı kanun dönemindeki özgürlüğün aksine, 6502 sayılı kanun döneminde, araçta bulunan bir ayıp dolayısıyla, tüketicinin seçimlik haklarından istediğini mutlak olarak kullanabileceği düşünülmemelidir. Tüketicinin istediği seçimlik hakkı kullanabilmesinde önemli olan, araçtaki ayıbın, aracın sürekli kullanımına, araçtan beklenen sürekli faydaya etkisinin olup olmadığı, aracın ayıplı ve ayıpsız değerleri arasındaki farkın ne kadar olduğudur. Yargıtay kararına konu olayda olduğu gibi, yaklaşık 50.000-TL değerindeki bir araçta bulunan ayıbın, araçta meydana getirdiği değer kaybının, araç bedeline oranla çok düşük (1.500-TL) bir miktar olması durumunda tüketicinin, diğer seçimlik hakları olan bedel indirimi ve ücretsiz onarım haklarını kullanması objektif iyiniyet kurallarının gereğidir. Şüphesiz ki, araçtaki ayıbın ne kadar değer kaybına neden olacağı otomotiv konusunda uzaman bilirkişi marifetiyle anlaşılacaktır.<br />
<br />
Yine tüketici açısından olumsuz bir örnek olarak, boya kalınlığı sebebiyle ayıplı olduğu anlaşılan bir araçla ilgili, Yargıtay 13. HD.nin 2017 yılında verdiği bir kararda, şöyle denilmiştir.<br />
<br />
“Hükme esas alınan bilirkişi incelemesinde, aracın dava tarihindeki değerinin 107.000 TL olduğu, araçtaki ayıbın ise 9.000 ila 10.000 TL arasında bir değer kaybına yol açacağı bildirilmiştir. Hal böyle olunca mahkemece, davacının seçimlik haklarından aracın misliyle değiştirilmesi hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirilerek aşırı bir dengesizliğe neden olacağı araçtaki ayıp nedeniyle seçimlik hakkından bedel indirim uygulanmasının uygun olacağı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde aracın misli ile iadesine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”<br />
<br />
Görüldüğü üzere Yüksek Mahkeme, aracın değerinin yaklaşık onda birine denk gelen bir değer kaybı yaratacak ayıbın dahi, aracın değiştirilmesini gerektirmeyeceğini düşünmüştür. Tabi araçta meydana gelecek değer eksilmesinin talep edilebileceğinde kuşku yoktur.<br />
<br />
Yargıtayın bu emsal niteliğindeki yeni kararı karşısında, artık, özellikle boya kalınlığı sebebiyle ayıplı olduğu ileri sürülen araçlarla ilgili davalarda bedel iadesi veya misli ile değişim taleplerinin ileri sürülmesi kanımızca zaman kaybı niteliğindedir. Bu gibi durumlarda tüketicilerin yapması gereken, araçta meydana gelen değer kaybının ödenmesinin istenmesinden ibarettir. Nitekim boya kalınlığı sebebiyle oluşacak değer kaybının araç değerinin yüzde onunu aşması pek mümkün değildir.<br />
<br />
Zamanaşımı konusunda açıklamalar:<br />
<br />
Tüketicilerin, mevzuat gereğince 2 yıllık garanti süresine (sözleşmeyle daha uzun bir süre kararlaştırılabilir) sahip olan binek otomobiller için bu süreden sonra ortaya çıkan ayıplarla (arızalar/hatalar/sorunlar) ilgili hiçbir haklarının olmadığı düşüncesi tamamen hatalıdır. Başka bir deyişle, ortaya çıkan ayıp, satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz. Bu gibi durumlarda garanti süresinin sona ermiş olması, tüketici açısından hiçbir sorun teşkil etmeyeceği gibi, başvurulacak yollarda da hiçbir değişiklik yaratmaz.<br />
<br />
Şimdi yer vereceğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında -ki mahkemeler açısından bağlayıcı niteliktedir- aynen şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Davacı tarafça satın alınan dava konusu araç, 18.06.2005 tarihinde davacıya teslim edilmiş, beş yıl süreyle kullanılan aracın davacı tarafça satılmak istenilmesi nedeniyle 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonunda, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. … ayıp nispetinde bedelin tenzili (indirilmesi ve aradaki farkın tüketiciye ödenmesi) yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmaktadır.” (Yargıtay Hukuk Genel K. 2015/2692 E. 2015/2487 K.)<br />
<br />
Görüldüğü üzere tüketici, sıfır kilometre satın aldığı aracı tam 5 yıl kullanmış daha sonra satmak istediğinde ise aracın bazı bölümlerinde boya kalınlıkları fark etmiştir. Açtığı dava sonunda, aracın satım bedelinden indirim hakkı elde etmiştir. Bu karar, satın aldıkları araçta garanti süresi sona ermiş tüm tüketiciler açısından emsal niteliktedir!<br />
<br />
Benzer şekilde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince verilen bir karar şu şekildedir:<br />
<br />
“Davacı, 30.06.2009 tarihinde…. marka aracı …TL bedelle davalı … Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.’den satın aldığını, davalı … Otomotiv Servis ve Ticaret A.Ş.’nin aracın ithalatçısı olduğunu, aracı satın aldıktan bir süre sonra 14.06.2011 tarihinde araçta motor arızası meydana geldiğini ve motorun bütünüyle bayiye ait serviste değiştirildiğini, 15.07.2013 tarihinde aracın arıza gösterge panelindeki motor arıza lambasının yanması nedeni ile aracı yine davalı bayiye ait servise götürdüğünü, 29.04.2013 tarihinde yağ değişimi yapılmış olmasına rağmen aracın motorunun yağ eksiltme problemi ortaya çıktığını ve serviste yağ takviyesi yapılması suretiyle tamamlandığını, 10.07.2013 tarihinde aracın merkezi elektronik arızası nedeniyle aracı tekrar servise götürdüğünü, servisin araç motorunun önceki değişen motorda olduğu üzere piston ve sekmanlarında sorun olması nedeni ile yeniden değişmesi gerektiği bilgisi verildiğini, araçta iki kez motor değiştirilme ihtiyacının belirmesi ve sık sık motor arızası vermesi karşısında bu arızaların araçtaki gizli ayıptan kaynaklandığını düşündüğünü, aracın halen serviste olduğunu, … 9. Noterliği’nin 18.07.2013 tarih ve 23917 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile her iki davalıdan aracın yenisi ile değişimini yahut bedel iadesini talep ettiğini ve olumlu bir cevap alamadığını belirterek, araçtaki gizli ayıp nedeni ile araç için ödemiş olduğu 56.785,99-TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline ve aracın iadesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalılar, zamanaşımı itirazı ile davanın reddini dilemişlerdir.<br />
Mahkemece, zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.<br />
1-Davacı eldeki dava ile satın aldığı araçta iki kez motor değiştirilme ihtiyacının ortaya çıkması ve aracın sık sık motor arızası vermesi karşısında bu arızaların araçtaki gizli ayıptan kaynaklandığını ileri sürerek ödediği satış bedelinin iadesini istemiştir. Mahkemece zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de, dava tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde ayıbın gizli ya da açık olması halleri için ayrı başvuru süreleri getirildiği, ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halinde ise ilgililerin zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı açıkça ifade edilmiş olup, somut olayda; dava konusu aracın motorunun tamamen değiştirilmesine rağmen arızaların giderilmeyip devam ettiği iddia edildiğine göre, burada davalıların ağır kusurundan söz edileceği, bu nedenle de zaman aşımının işlemeyeceği anlaşıldığından, mahkemece esasa girilip hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”  (2015/17970 E. 2017/7585 K.)<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2015/39822 E. 2017/3937 K. sayılı kararında ise, SATIN ALDIKTAN 4 YIL 8 AY SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR AYIPLA İLGİLİ OLARAK TÜKETİCİNİN AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞİM TALEP EDEBİLECEĞİ konusunda şu ifadeler kullanılmıştır.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, 06/03/2008 tarihinde davalılardan … Oto Servis ve Ticaret A.Ş.’den 2008 model … marka otomobili 124,806 TL bedel ile satın aldığını, aracı satın aldıktan yaklaşık 4 yıl 8 ay sonra 17/11/2012 tarihinde seyir halindeyken aracın ekranında sarı bir uyarı ışığı yanmasıyla birlikte aracın motorunun aniden durup fren ve direksiyon sisteminin devre dışı kaldığını, bunun üzerine aracın davalı … Oto Servisine çekildiğini, servisçe yapılan incelemede aracın motorunun değiştirilmesinin gerektiği ve bu değişimin maliyetinin 37,000 TL olarak belirtildiğini, bunun üzerine aracın tarafından … Otomotive götürüldüğünü ve burada da araçta motor kilitlenmesi olduğu, komple motor değişiminin gerektiğinin belirtildiğini, toplam 38.407,45 TL bedel karşılığı aracın motorunun değişim işlemi yapıldığını, bunun üzerine, davalılara noter aracılığı ile 16/01/2013 tarihinde ihtarname çekerek zararını ve aracın yenisi ile değiştirilmesini istediğini, ancak olumlu bir sonuç alamadığını, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek araç için yapmış olduğu 38.407,45 TL masraf ile 30.000 TL manevi tazminatın tahsiline ve aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı … A.Ş. dava konusu aracın satıldığı tarihteki ithalatçısı şirket olmadığını, ayıp ihbarının yasal süresi içerisinde yapılmadığını, gizli ayıp iddialarını kabul etmediklerini,araçta üretim hatasından kaynaklanan arıza bulunmadığını savunarak öncelikle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini dilemiştir.<br />
Davalı … A.Ş, davacının davasını araçta ayıp bulunduğu iddiasıyla açtığını, ancak malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlü olduğunu,davacı tarafın dava konusu aracı satın aldığı 06/03/2008 tarihinden itibaren yasal süre ve şekle uygun olarak şirkete herhangi bir ayıp ihbarında bulunmadığını, ayıp ihbar süresine uyulmamakla seçimlik haklarını ve talep hakkını kaybettiğini, araçta ayıp olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; 38.407,45 TL nin 26/01/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı tarafından dava konusu 34 ZS 2066 plakalı aracın davalılara iadesi ile davalılar tarafından dava konusu 34 ZS 2066 plakalı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, manevi tazminat talebinin koşulları bulunmadığından reddine, karar verilmiş , hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Davalı … oto servis ve Tic. A.Ş. nin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.<br />
2-Davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. nin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; davaya konu araç 06/03/2008 tarihinde satın alınmıştır. Davalı bu tarihte ithalatçı şirket olmadığını, şirket ana sözleşmesinin tescil tarihinin 21.10.2009 olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece ticaret sicil müdürlüğünü müzekkere yazılarak davalı şirketin kuruluş ve tescil tarihi sorulmuş, ticaret sicil müdürlüğünce şirketin ana sözleşmesinin tescil tarihinin 21.10.2009 tarihi olduğu bildirilmiştir. Mahkemece, davalının taraf sıfatına ilişkin savunmaları üzerinde durulmadan, ilgili yerlerden kayıtlar ve belgeler getirtilmeden aracın satış tarihi itibariyle şirketin kurulup kurulmadığı, ithalatçı şirket olup olmadığı araştırılmadan hüküm tesis edilmiştir. Buna göre mahkemece, önce davalının husumete ilişkin savunmaları hususunda değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.<br />
3-Bozma nedenine göre davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. nin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, davalı … oto servis ve Tic. A.Ş. nin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. yararına BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, aşağıda dökümü yazılı 1.967,70 TL. kalan harcın davalı … A.Ş’den alınmasına, peşin alınan 11.150,00 TL harcın davalı … A.Ş’ye iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
Seçimlik haklar kime karşı ileri sürülecektir?<br />
<br />
Tüketici, yukarıda sayılan 4 seçimlik haktan istediğini satıcıya karşı kullanabilir. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları ise üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Yani tüketici, “bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme” ve “ayıp oranında indirim” haklarını sadece satıcıya karşı kullanabilecekken, diğer hakları olan “malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi” ve “ücretsiz onarım isteme” haklarını hem satıcıdan, hem de üretici veya imalatçıdan talep edebilir.<br />
<br />
AYIPLI ARAÇ SATIŞINDAN DOĞAN DAVALARDA VERİLEN EMSAL NİTELİĞİNDEKİ YARGITAY KARARLARINDAN ÖRNEKLER:<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/21397 E. 2017/3640 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)<br />
<br />
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, 08/12/2011 tarihinde davalı …Otomotiv Şirketinden … model … marka bir araç satın aldığını ve araç karşılığı davalı şirkete 52.389,16 TL ödediğini, 13/06/2012 tarihinde dava konusu aracın 10.000 km bakımının yapılması için davalı firmaya ait servise götürdüğünü, serviste gerekli bakımlar yapıldığını, bu hususu sormama rağmen yetkililerce bu tür sıfır araçların bir miktar yağ yakmasının normal olduğunun söylendiğini, aracın 20.000 km ve 30.000 km bakımları sırasında da yağ yaktığını, 21/08/2013 tarihinde şikayeti üzerine araca ücretsiz yağ eklendiğini, dava konusu araca sürekli yağ eklendiğini, … Noterliğinin 25/11/2014 tarih ve 16381 sayılı ihtarnamesi ile davalı şirkete seçimlik haklarından ücret iadesini talep ettiğini bildirdiğini, davalı taraftan herhangi bir dönüş yapılmadığını belirterek üretim hatası ile gizli ayıplı mal niteliği taşıyan araç için ödenmiş olan 52.389,16 TL bedelin yasal faizi ile birlikte davalı şirketten iadesini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı, öncelikle davanın zamanaşımından reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Dava, ayıplı ürünün iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.<br />
Tüm dosya kapsamına göre, aracın yağ yaktığı ve araca yağ eklemesi yapıldığı taraflar arasında ihtilafsızdır.<br />
<br />
Sözleşmenin kurulduğu tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK’nun 13/3. maddesinde; ”Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. 4077 sayılı TKHK’nun 4/2. maddesine göre “…. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.” Bu yasal düzenlemeyle tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
<br />
Öte yandan, 14/6/2003 tarihli ve 25138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde; “Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;<br />
<br />
a)Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması,<br />
<br />
b)Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
<br />
c)Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi, durumlarında, tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.”<br />
<br />
Bu düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davacı, eldeki dava ile garanti süresi içinde kalmak kaydıyla 1 yıl içinde aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması nedeniyle aracın satış bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir. Davacının aracın yağ eksiltmesi ve yağ lambası yanması şikayeti ile garanti süresi olan 08.12.2011-08.12.2013 tarihleri içinde kalmak kaydıyla 1 yıllık süre içinde 23.10.2012, 06.02.2013, 02.07.2013, 21.08.2013 tarihlerinde servise gittiği ve aynı arızanın ikiden fazla tekrarlandığı sabittir.<br />
<br />
Mahkemece iki yıllık garanti süresinin aşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
Oysaki Yönetmelikte belirtilen, garanti süresi içinde kalmak kaydıyla 1 yıllık süre içerisinde aynı arızanın ikiden fazla meydana geldiği ve düzenlenen iş emirlerinde sabit olup, bu durumda davacı yasada düzenlenen seçimlik haklarından istediğini kullanabilir. Bu talebi reddedilemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Sözü edilen yasal düzenlemelere göre tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
Davacı eldeki davada sözleşmeden dönerek ayıplı ürünün fatura satış bedelinin tahsilini istemekte olup mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.<br />
<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/30630 E. 2017/5113 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
<br />
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, …plakalı Kanuni … dört tekerlekli motosikleti 08/03/2012 tarihinde, 8.375,00 TL bedelle davalı … A.Ş.’den satın aldığını, aracı teslim alıp kullanmaya başladıktan bir süre sonra arızalarla karşılaştığını, 08/07/2013 tarihinde aracın seyir halindeyken vitesin boşa düşmesi şikayeti ile … Motorlu Araçlar San. Ve Tic. A.Ş.’ye müracaat ettiğini, servis tarafından “araçta vites pedal ve kol ayarı yapıldı.” şeklinde işlem yapıldığını, 01/08/2013 tarihinde vites geçişleri şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından “Şanzuman vites sabitleyici pimi çıkmış, takıldığı” şeklinde işlem yapıldığını, 13/08/2013 tarihinde vites geçişleri olmuyor şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından “Vites sabitleyici pimi tarafımızca vidalı yapıldı.” şeklinde işlem yapıldığını, 09/10/2013 tarihinde motor düzensiz çalışıyor ve vites geçiş problemi var şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından sadece motor düzensiz çalışıyor şeklinde servis kabul formu düzenlendiğini, yine vites geçişi işlemi ile alakalı olarak işlem yapıldığını, servis formuna, “Debriyajın ayarsız olduğu tespit edlidiği ve debriyaj ayarı yapılmıştır.” şeklinde işlem yapıldığının yazdığını, yapılan işlemlere rağmen araçtaki problemlerin devam etmesi nedeniyle aracı kullanamadığını, araçtaki ayıp ve arızaların tespiti için … 3. Tüketici mahkemesinin 2013/15 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti isteminde bulunduğunu, bu dosyada verilen bilirkişi raporunda; araçtaki sorunun şanzımandan kaynaklandığı ve şanzımanda üretim hatası olduğu, aracın aypılı olduğu ve ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunun tespiti yapıldığını, araçtaki arızanın üretim hatasından kaynaklanması, ayıbın gizli nitelikte olması ve araçtan faydalanamaması nedeniyle araç bedelinin iadesi ile delil tespiti harç ve giderlerinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı … Motorlu Araçlar Üretim San. Ve Dış. Tic. A.Ş. davanın reddini dilemiştir.<br />
Diğer davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.<br />
Mahkemece Davanın Kısmen Kabulü ile, Davacı tüketicinin davaya konu… plakalı kanuni ATV tipi motorsiktelin bedelinin iadesine yönelik talebinin reddine, davalı … şirketin bulunan söz konusu motorsikletin davacı tüketiciye iadesine, Davacı tüketicinin tespit masrafı talebinin kabulü ile, 550,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tüketiciye verilmesine, karar verilmiş, hüküm davacı … davalılarca temyiz edilmiştir.<br />
<br />
1-Dava, ayıplı ürünün iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.<br />
Tüm dosya kapsamına göre, motorsikletin şanzımanından kaynaklı vites geçişlerinde sıkıntı olduğu, arızanın kullanıcı kaynaklı olmayıp üretim hatası olduğu taraflar arasında ihtilafsızdır.<br />
<br />
Sözleşmenin kurulduğu tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK’nun 13/3. maddesinde; ”Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, … süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı,bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. 4077 sayılı TKHK’nun 4/2. maddesine göre, “… Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.” Bu yasal düzenlemeyle tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir.<br />
<br />
Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
<br />
Öte yandan, 14/6/2003 tarihli ve 25138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan … Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde; ” Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;<br />
<br />
Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen … süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen … süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması,<br />
Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi,<br />
durumlarında, tüketici, malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.”<br />
<br />
Bu düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davacı, eldeki dava ile aynı arızanın … süresi içinde 1 yıllık sürede 4 defa meydana geldiği ve halen devam etmesi nedeniyle aracın satış bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece Davalı … Motorlu Araçlar Üretim San. Ve Dış. Tic. A.Ş’ye dava konusu motorsikletin teslim edildiği ve dava açıldıktan sonra onarım sağlandığı, dava açtıktan sonra motosikleti satın aldığı davalı şirketine teslim etmekle seçimlik hakkını tamirden yana kullandığı değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
<br />
Oysaki Yönetmelikte belirtilen … süresi içinde 1 yıl içerisinde aynı arızanın 4 defa meydana geldiği sabit olup, bu durumda davacı yasada düzenlenen seçimlik haklarından istediğini kullanabilir. Bu talebi reddedilemez. Tüketicinin, bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Sözü edilen yasal düzenlemelere göre tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür. Davacı eldeki davada sözleşmeden dönerek ayıplı ürünün fatura satış bedelinin tahsilini istemekte olup, dava konusu aracın satış bedelinin davacının talebi doğrultusunda iadesine karar verilmesi gerekir.<br />
<br />
Hal böyle olunca Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/23389 E. 2016/5126 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
<br />
DAVA TÜRÜ : Şikayet<br />
<br />
KARAR:<br />
<br />
Borçlu vekili; dayanak ilamda ayıplı otonun ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verildiğini, … Ticaret ve Sanayi Odası’nca 2012 model … marka … model aracıın sıfır km değerinin 43.320,00 TL tespit edildiğini, alacaklının değiştirilmesine karar verilen ayıplı aracı 34.579,02 TL’ye satın aldığını bu nedenle ticaret odasınca tespit edilen miktarın haksız zenginleşmeye yol açacağını belirterek ticaret odasının belirlediği miktar üzerinden gönderilen bakiye borç muhtırasının iptalini talep etmiştir.<br />
<br />
Mahkemece yaptırılan incelemede bilirkişi piyasada 2012 model sıfır araç bulunmadığından aynı marka model ve teknik donanımdaki düşük kilometreli emsal araçlarla kıyaslama yaparak … marka 2012 model Dizel …sıfır kilometredeki bir aracın değerinin 37.000,00 TL olacağını bildirmiş rapor doğrultusunda şikayetin kabulüne karar verilmiş, hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
İİK.nun 24.maddesi taşınır teslimine ilişkin ilamların icrasını düzenlemekte olup, 24/4.madde hükmü taşınırın borçlu yedinde olmaması halini düzenlemektedir. Buna göre taşınırın borçlunun yedinde bulunmaması halinde, taşınır malın değeri, ilamda yazılı değilse veya çekişmeli ise, icra müdürü tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur. İİK.nun 24/5. madde hükmüne göre ise hükmolunan taşınırın değeri, borsa veya ticaret odalarından, olmayan yerlerde icra müdürü tarafından seçilecek bilirkişiden sorulup alınacak cevaba göre tayin edilir.<br />
<br />
O halde mahkemece yapılacak iş; İİK.nun 24/5.maddesi hükmünce ilamda belirtilen 2012 model aracın donanımında 0 km ayıpsız misli, bugün üretilse değerinin ne olacağı hususunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken … Marka 2012 model 2.el araçlarla kıyaslama yapan hatalı bilirkişi raporu ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.”<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu 2009/4-246 E., 2009/297 K.<br />
<br />
AYIPLI MALIN DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
Taraflar arasındaki “ayıplı malın değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2.Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.10.2006 gün ve 2005/921-2006/2088 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 10.04.2008 gün ve 2007/8375-2008/4912 sayılı ilamı ile;<br />
<br />
“…1 -Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.<br />
<br />
2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince; davacı, davalının üreticisi olduğu otomobili, üçüncü kişiden satın aldığını, satın alma tarihinden kısa bir süre sonra aracın motor yakıt kumanda ve elektronik beyin ünitesinde arızaların ortaya çıktığını, aracın defalarca dayalı şirketin servisine götürülmesine rağmen bu ayıpların giderilmediğini belirterek aracın yenisi ile değiştirilmesini istemiştir.<br />
<br />
Davalı ise; araçta üretim hatasının bulunmadığını, aracın kumanda cihazının yeniden programlandığını, motor ve şanzıman beyni ile debriyaj setinin değiştirildiğini ve böylece araçtaki tüm arızaların onarılarak davacının şikayetlerinin giderilmiş olduğunu savunmuştur.<br />
<br />
Yargılama sırasında alınan bilirkişi kurul raporunda: “…araçta başlangıçtan itibaren motor kontrol ünitesi ve şanzıman kontrol ünitesinde problem yaşandığı, bu amaçla motor ecu’ suna iki kez program yüklendiği, hem motor kontrol ünitesinin beni de şanzıman ünitesinin değiştirildiği, aracın motor arızası, çekiş ve stop etme gibi sebeplerle üç kez servise girdiği, arızaların aynı nitelikli olduğu ve aynı arızaların üç kez tekrar ettiği, meydana gelen arızaların kullanımdan kaynaklanmayan elektronik kontrol ünitesindeki imalat, montaj ya da tasarım hatasından kaynaklanabilecek arızalar olduğu dolayısı ile ayıplı olduğu, ancak aracın yapılan incelemesinde, söz konusu arızaların onarılmış olduğunun ve araçta hali hazırda arıza olmadığının anlaşıldığı bu nedenle de mevcut haliyle aracın kullanılması sırasında sürekli olarak yararlanmayı engelleyecek bir durumun bulunmadığı… yönünde görüş bildirilmiştir.<br />
<br />
Davacı bu bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve dava açıldıktan sonra da aynı arızaların devam ettiğini, en azından değer kaybının da hesaplanması gerektiğini beyan etmiştir.<br />
<br />
Mahkemece, “…dava konusu aracın garanti kapsamı süresince aynı tür arızadan üç kez tekrarlamış olduğu, arızaların her ne kadar dayalı servisi tarafından giderilmiş olduğu bilirkişi raporunda belirtilmekte ise de davacı tüketici aynı tür arızayı ikiden fazla yapan araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı…” gerekçesi ile ayıplı olan bu aracın davalıya iadesi ile aynı model ve tipteki bir aracın davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br />
<br />
Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Tüm dosya kapsamına göre: dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilmiş ve böylece araç, orijinal halini kaybetmiştir. Bu durum araçta değer kaybına neden olabilir. Şu durumda mahkemece, söz konusu arızaların giderilmesi amacıyla yapılan onarımlar ve parça değişikliklerinin aracın değerinde azalmaya neden olup olmadığının araştırılması ve bu yönde uzman bilirkişilerden rapor alınması, üretim hatasının giderilmesi amacıyla yapılan parça değişimlerinin aracın değerinde azalmaya neden olduğunun saptanması halinde ise çoğun içinde az da olacağı kuralı gereği değer kaybı nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeden eksik inceleme ile aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; davalının diğer temyiz itirazlarının ise ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
<br />
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili<br />
<br />
HUKUK GENEL KURULU KARARI<br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
<br />
Dava, tüketici tarafından ithalatçı firma aleyhine açılmış olup; ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemlidir.<br />
<br />
Davacı dava dilekçesinde; aracı kullanmaya başladığından bir süre sonra elektronik aksamında sık sık ve çok çeşitli biçimlerde arızaların meydana geldiğini, bunun üzerine yapılan işlemlere ilişkin belgeleri istediğinde aracın daha “0 km” ” de iken ve kendisine tesliminden evvel “ECU’yu tekrar programlayınız” notuyla tamir edildiğini, imalat hatalı çıktığı halde normal satış fiyatı üzerinden ve sağlammış gibi satılıp teslim edildiğini anladığını; arızaların tekrarlaması ve belgelerin istenmesiyle durumun ortaya çıktığını, yetkili servis tarafından ünitede malzeme arızası olduğu atlanarak, sadece elektronik programlama yapılıp, arızalı aracın trafiğe çıkarıldığını; trafikte arızaların devam etmesi, kaza korkusu vs endişeleri nedeniyle aracın imalat ayıplı olduğunu, arızalarda yanlış işlemler yapıldığını ve araç değişikliği talebinde bulunduğunu, Noter vasıtasıyla davalı şirkete ihtaren bildirdiği halde, davalı şirketin de bilgi ve kabulünde olan arızalar nedeniyle bu talebi kabul etmediğini; aracın tamirinden sonra dava ve talep haklarını saklı tutarak ve tamir edilmiş aracı kabul etmediğini belirterek aracı teslim aldığını, ifadeyle dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesine, yaşamış olduğu sıkıntı nedeni ile 5.000,00- YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece; aracın değiştirilmesi isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş; davalı tarafın temyizi üzerine Özel Dairece dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğunun anlaşıldığı; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip,araç, orijinal halini kaybettiğinden, bu durumun araçta değer kaybına neden olabileceği, bunun belirlenmesi ile tazminata hükmedilmesi, gereğine işaretle karar bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.<br />
<br />
Manevi tazminatın reddine ilişkin karar bozma dışı kalıp, kesinleşmekle; uyuşmazlık sadece ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemi, noktasındadır.<br />
<br />
Dava konusu, O… C…. marka 1.3 D. Enjoy E… tipi 2004 model özel otomobildir.<br />
<br />
Aracın alım-satımına ilişkin olarak davacı ile dava dışı yetkili satıcı E…. A.Ş. arasında 28.08.2004 tarihli sözleşme düzenlenmiş; araç 02.09.2004 tarihinde davacı adına tescil edilmiştir. Ancak, dosyadaki belgelerden, aracın davacıya tescil tarihinden sonra 10.09.2004 tarihinde fiilen teslim edildiği, anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Araçta meydana gelen arızaların üretimden kaynaklandığı, aracın satışından sonra davacıya teslim edilmeden dahi bu arıza fark edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışıldığı, ancak her defasında yenilendiği, böylece, tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi unsurlarının gerçekleştiği de, uyuşmazlık konusu değildir. Arızaların davanın devamı sırasında tekrarlanması nedeniyle yargılama aşamasında dahi aracın onarıldığı belirgindir.<br />
<br />
Diğer taraftan, davacı tarafından davalıya gönderilen 22.04.2005 tarihli ihtarla “yetkili servislere başvurduğu halde sorununun çözümlenemediği, ilgilenilmesi” davalının olumsuz cevabı üzerine 05.05.2005 tarihli ihtarname ile de “aracın yenisi ile değiştirilmesi” istenmiştir. Bu istem davalı yanca kabul edilmeyerek, cevaben servis hizmeti vermeye hazır oldukları bildirilmiş; bunun üzerine eldeki dava açılmıştır.<br />
<br />
Kısacası; “0 km” ” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızasının bulunduğu, buna karşın tüketiciye teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği; davacının aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin davalı yanca kabul edilmeyerek dava aşamasına gelindiği, dosya kapsamıyla sabit olduğu gibi, Yerel Mahkemenin ve Özel Dairenin de kabulündedir.<br />
<br />
Direnme Yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araçta meydana gelen ve üretimden kaynaklandığı belirlenen arızaların “maldan yararlanmamayı sürekli kılmasının söz konusu olup olmadığı ve buna bağlı olarak;  “malın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi” koşullarının bulunup bulunmadığı; aksi halde bu arızaların değer düşüklüğüne yol açıp açmadığının tespiti ile sadece değer düşüklüğünden kaynaklanan tazminata mı hükmedilmesi gerektiği, noktalarında toplanmaktadır.<br />
<br />
Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:<br />
<br />
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesinde; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.<br />
<br />
Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.<br />
<br />
İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı …<br />
<br />
…ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.<br />
<br />
Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. …<br />
<br />
….Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.”<br />
<br />
” Denilmekte; Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13.maddesinde ise;  “İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.<br />
<br />
Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yer alan hususlara aykırı kullanmasından kaynaklanan arızalar, iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır.<br />
<br />
Bakanlık, hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami süreleri Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilânla görevlidir.” hükmü yer almaktadır.<br />
<br />
Diğer taraftan, 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;  “Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;…<br />
<br />
…Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması…<br />
<br />
….durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.<br />
<br />
Satıcı, tüketicinin bu Yönetmeliğin 13 ve 14. maddelerinde belirlenen taleplerini reddedemez. Tüketicinin bu taleplerine karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi bulunmaktadır.<br />
<br />
Görüldüğü üzere; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.<br />
<br />
Tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı veya onunla birlikte sorumlu olan imalatçı,ihracatçı vs maddede sayılan sorumlular tüketicinin tercihine konu bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayii, acente, imalatçı üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14.maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı Kanunun 4.maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.<br />
<br />
Şu halde tüketici, doğrudan ücretsiz değiştirme hakkını kullanabilir. Zira, burada seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği kuralının yasal bir istisnası söz konusudur.<br />
<br />
Öte yandan, sınai mallarında (eldeki örnekte otomobilde) her satıcı yetkili servisleri eliyle satış sonrası hizmet vermek zorundadır. Yetkili servise yapılan başvuru tarihinden itibaren yapılan yapılmayan işlemler satıcının ve onunla birlikte sorumluluğu olanların sorumluluğundadır. Tüketicinin servise başvurusu üzerine aracın üretim hatasından kaynaklanan ayıbı satıcı/üretici/ithalatçı firma nezdinde tespit edilmiş; ancak bir işlem yapılmamışsa bundan tüketici değil, satıcı ve onunla birlikte sorumluluğu bulunanlar sorumludur.<br />
<br />
Tüketicinin dava açana kadar hatta dava açtıktan sonra aracı kullanması satıcıyı ve onunla birlikte sorumlu olanları yasal sorumluluktan kurtarmaz.<br />
<br />
Tüketici sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre malın yenisi gelene kadar elindekini iade yükümlülüğünde de değildir. Satıcı/ithalatçı firma yetkili servisine yapılan başvuru üzerine, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.<br />
<br />
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:<br />
<br />
Somut olayda; “0 km” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızası olduğu halde tüketiciye satılıp, teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği gibi, tüketicinin araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı, daha baştan değişiklik talebi iletilmesine karşın, yasal zorunluluğa rağmen davalı yanın bu istemi yerine getirmediği, tüketicinin bu şekilde aracı değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa kullanmaya zorlanamayacağı, belirgindir.<br />
<br />
Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Yerel Mahkemenin, aynı hususlara dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.<br />
<br />
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı (1.421,55) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/10084 E. 2017/1227 K.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, davalılardan … tarafından ithal edilen 2012 model 0 km … S60 marka aracı, diğer davalı …’den satın aldığını, aracın 18.12.2012 tarihinde teslim edildiğini, aracın 1,5 yıl kadar sorunsuz kullanıldığını, ancak bu tarihten sonra meydana gelen aynı ve farklı arızalar nedeniyle aracı bir çok kez servise götürdüğünü, aracın şanzımanının yenisi ile değiştirildiğini, bu değişim işinin ihtirazi kayıt ile kabul edildiğini, araçta imalattan kaynaklanan gizli ayıp bulunduğunu ileri sürerek, aracın yenisi ile değiştirilmesine, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile araçtaki parça değişimi ve tamirat nedeniyle uğranılan 1.000,00 TL değer kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalılar; davacının iddialarının doğru olmadığını, davanın haksız ve yersiz açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br />
Mahkemece, bozma üzerine, davacının terditli talebinin birici bölüm yönünden kabulü ile taraflar arasında satışa konu otomobilin gizli ayplı olması nedeniyle davalılara iadesi ile aynı teknik özellikler aksesuar donanımı ile misli ile birlikte değiştirilmesine, birlikte ifa kuralının icra iflas kanunun 24. Maddesi hükmü gereğince ifa sırasında gözetilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Davacı, eldeki dava ile davalı …’den satın aldığı aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek aracın değiştirilmesine, olmadığı takdirde araçtaki parça değişimi ve tamirat nedeniyle uğranılan değer kaybının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddini istemiş; Mahkemece, davanın kabulü ile otomobilin ayıplı olması nedeniyle davalılara iadesi ile aynı teknik özellikler ve aksesuar donanım ile misliyle birlikte değiştirilmesine karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Dairemizin 2015/43999-22610 E. ve K. sayılı ve 30/06/2015 tarihli ilamı ile bilirkişi raporunda davaya konu aksaklığın niteliği, ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise açık ayıplı mı gizli ayıplı mı olduğunun belirtilmediği ve yeniden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada önceki bilirkişiden ek rapor alınarak dava konusu aracın ayıplı olduğuna ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; hükme esas alınan ek raporda aracın ayıplı olduğu yönünde görüş bildirilmiş olmakla beraber bu sonuca ne şekilde ulaşıldığına ilişkin bilimsel bir tespite yer verilmediği gibi bozma ilamında belirtilen hususları da karşılamadığından hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir. O halde Mahkemece, üniversitelerin otomotiv anabilim dalında uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi heyetinden yukarıda belirtilen eksiklikleri tamamlayan, davalıların rapora itirazlarını karşılayan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekir. … 02/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Müvekkil tüketicinin 2. el olarak satın almış olduğu araç satışından doğan tüketici vekili olarak yer aldığımız bir davada verilen kararın tümü, firmaların rekabet haklarına saygı ilkesi gereği bir takım bölümleri gizlenerek aşağıya aktarılmıştır:<br />
<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
<br />
T.C.<br />
İZMİR<br />
8. TÜKETİCİ MAHKEMESİ<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
<br />
ESAS NO : 2015/…<br />
KARAR NO : 2016/…<br />
<br />
HAKİM : … 29…<br />
KATİP : … 18….<br />
<br />
DAVACI : …<br />
VEKİLİ : Av. ORHAN AKA – … İZMİR<br />
DAVALI : … LTD ŞTİ<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
DAVALI : … AŞ<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
İHBAR OLUNAN : … OTOMOTİV – …<br />
DAVA : Ayıp Nedeniyle Misliyle Değiştirme<br />
DAVA TARİHİ : 09/11/2015<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2016<br />
KARAR YAZIM TARİHİ :02/12/2016<br />
Mahkememizde görülmekte bulunan Ayıp Nedeniyle Misliyle Değiştirme davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonucunda;<br />
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br />
İDDİA :<br />
Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin müvekkilinin dava dışı şahıstan davaya konu … … marka … 2012 Model Dizel Manuel Hatchback … şase ve … motor numaralı otomobili 10/07/2014 tarihinde satın aldığını, gerek garanti süresi içerisinde, gerek garanti süresinden önce ve gerek garanti süresinden sonra otomobilde tekrar eden ve üretimden kaynaklanan ayıplar bulunduğunu, yetkili servis tarafından bu ayıpların giderilemediğini, bu sebeplerle dava konusu otomobili üreten davalı .. Şirketi ile bu otomobili dava dışı kişiye satan diğer davalı …Şirketinin otomobili misli ile değiştirmelerine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
CEVAP :<br />
Davalı .. vekili cevabında, dava konusu otomilde imalattan kaynaklanan ayıp bulunmadığını, mevcut olan ayıpların kullanıcı hatasından olduğunun kabulu gerektiğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı … vekili cevabında, talebin zamanaşımına uğradığını otomobildeki ayıpların imalat kaynaklı olmadığını, kullanıcı hatasından ortaya çıktığını bu yüzden haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
İhbar olunan … usulüne uygun tebligatlar yapılmış ancak cevap verilmemiştir.<br />
DAVA : Ayıp Nedeniyle Malın Misliyle Değiştirmesi Talebine ilişkindir.<br />
DELİLLER :<br />
Taraflarca ibraz ve talepleri üzerine celp edilen deliler, bu meyanda araç satış sözleşmesi, otomobil ile ilgili yetkili servislerce düzenlenen servis kayıtları, ekspertiz raporu, aracın çekildiğine dari belgeler, ruhsat belgeleri, İzmir 7. Tüketici Mahkemesinin 2015/… D.İş sayılı dosyası ile bu dosyadaki makine mühendisi bilirkişinin raporu ve tüm deliller incelenerek dosya içerisine konulmuştur.<br />
Mahkememizce dava konusu otomobil bilirkişi marifetiyle keşfen incelenmiş, keşfe katılan uzman bilirkişi dosya kapsamını da inceleyerek verdiği rapor ve ek raporunda dava konusu otomobilin … tarihinde … isimli kişi tarafından davalı … şirketinden satın alındığını, bilahare 10/07/2014 tarihinde bu şahıs tarafından davacıya satıldığını, dosya içindeki servis kayıtlarına göre 2 yıllık garanti süresi içerisinde 31/05/2012 tarihinde ön camın değiştirildiğini, 16/12/2013 tarihinde enjektör temizliği yapıldığını, 21/12/2013 tarihinde ”aracı en yakın zaman servise götür” uyarısı vermesi üzerine turbo şarjın, motor kontrol modulünün ve turbo ara soğutucu contasının değiştirildiğini, 26/12/2013 tarihinde ”100-120 km arası hızlarda alt taraftan uğultu şeklinde ses geliyor” şikayeti üzerine araçta mekanik veya elektronik bir problem gözlemlenmediği şeklinde servis fişi düzenlendiğini, 04/02/2014 tarihinde aracın Tur Assist Firmasınca Ege Mod Otomotive çekildiğini, 04/02/2014 tarihinde ”araç gaz yemiyor en yakın zamanda servise götür, uyarısı veriyor” şikayeti ile yapılan başvuru üzerine ücretsiz kapatma işçiliği, eksoz sıcaklık sensörünün yerine takıldığını, önden çekişli ara mil contasının değiştirildiğini, ön difransiyel taşıyıcı kapağı contasının değiştirildiğini, şanzuman yağı, şanzuman alt conta, aks keçisinin değiştirildiğini, kontrol yapıldığını, ses duyulmadığının tespit edildiğini, 07/02/2014 tarihinde ”aracın altından yağ damlası var 100-120 km hız arasında uğultu sesi geliyor, kalkışta vibrasyon şeklinde uğultu sesi var (yokuş kalkış desteği devrede kalıyormuş gibi)” şikayeti ile başvuruda bulunduğunu, serviste önden çekişli ara mil contasının değiştirildiğini, ön difransiyel taşıyıcı kapağı contasının değiştirildiğini, şanzuman yağı, şanzuman alt conta, aks keçisinin değiştirildiğini, anormal bir ses duyulmadığının tespit edildiği şeklinde servis fişi düzenlendiğini, garanti süresi dolduktan sonra 26/04/2014 tarihinde Tur Assit firmasınca …Yetkili Servisi … Otomotive çekildiğini, frenlerin tutmamasından yakınıldığını, servisçe garanti süresinin bitmesi nedeniyle ücret alınacağının bildirildiğini, aracın bir tamirci de geçici bir çözüm ile tamir ettirildiğini, daha sonra aynı arızanın tekrar ortaya çıktığını ve başka bir tamirci tarafından vakum popmasının değiştirildiğini, 09/07/2014 tarihinde yetkili servisce sağ ön koltuk airbag soketinin onarıldığı, ön porye rulmanlarının hafif ses yapmasının giderildiğini, sol sis farının kurutulduğunu, 11/09/2015 tarihinde … firmasının raporuna göre sağ ön şase uç kısmında bükülme, motor kaputu ve sağ ön çamurlukta sökülme ve takılma, turbo intercoler borularında yağ kaçığı, göğüslük sağ kısmında deformasyon görülerek motor kaputu, ön tampon, sağ ön çamurluk, sağ ön kapı ve sağ marşbiyelin boyalı olduğunun tespit edildiğini, yapılan bu tespitler ışığında yaptığı değerlendirmede yedek parça değişimi ve onarıma rağmen servisle arızanını giderilemediğini, arızanın imalattan kaynaklanan gizli ayıp olduğunu, kullanıcı hatası bulunmadığını, öte yandan dava aşamasına davacı tarafça yapılan küçük kazalar nedeniyle araçta toplam 1.500,00 TL değer kaybı oluştuğunu, hukuki takdirin mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir.<br />
GEREKÇE – DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Yukarıda kısaca izah edildiği gibi dava konusu davalılardan… şirketinin ürettiği, … … marka … Model Dizel Manuel Hatcback … şase ve … motor numaralı otomobilin … tarihinde ”0” km olarak diğer davalı … Şirketi tarafından dava dışı … satıldığı, bu kişi tarafından da … tarihinde davacıya satıldığı, garanti süresi içerisinde otomobilin (ayrıntıları mahkememizce dinlenen uzman bilirkişinin raporu ile bununla paralellik arz eden tespit bilirkişisinin raporunda belirtildiği gibi) birçok kere arızalandığı, yetkili serviste garanti kapsamında ücretsiz tamir gördüğü, ancak arızaların giderilemediği, tekrar ettiği, bu ayıpların üretimden kaynaklı gizli ayıplar oldukları (kullanıcıdan kaynaklı ayıplar olmadıkları) keza garanti süresinin bitiminden sonrada benzer veya farklı arızalar/ ayıplar ortaya çıktığı, imalattan kaynaklı bu gizli ayıpların aracın satın alınması aşamalarında kullanıcı tarafından fark edilmesinin mümkün olmadığı, tüketicinin araçtan beklediği faydanın sağlanamamasının süreklilik arz ettiği göz önünde tutulduğunda, 4077 Sayılı TKHK’nun 4 ve 13/3 Maddeleri, 6502 Sayılı Kanunun 11ve 56/3 Maddeleri göz önüne alındığında davacı tüketicinin ücretsiz onarım hakkını kullanmış olsada otomobilin garanti süresi içeresinde tekrar arızalanması, tamamen tamir edilemememesi ve tüketicinin otomobilden beklediği faydayı sağlayamamasının süreklilik arz etmesi durumları karşısında davacı tüketicinin diğer seçimlik hakkını (otomobilin misli ile değiştirilmesini) talep etme hakkının ortaya çıktığı ve kabulü gerektiği, bunun için de dava konusu otomobilin ve kendi kusuru ile oluşan 2.250,00 TL değer kaybının davalılara iadesi şartı ile otomobilin mislinin (üretici ve satıcı olan) davalılarca davacıya verilmesi gerektiği kanaatine varılarak (ve dava değeri /07/2014 tarihli noter satış sözleşemesinde ki 53.000-TL değere, 2.250,00 TL değer kaybı eklenmek suretiyle tespit edilerek) davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.<br />
Her ne kadar davalılardan … vekili talebin zamanaşımına uğradığını bu nedenle davanın reddi gerektiğini ileri sürmüş ise de 4077 Sayılı TKHK’nun 4/4 Maddesi ve 6502 Sayılı TKHK’nun 12/1 Maddesindeki 2 yıllık zamanaşımı süresinin dava açma süresi değil malın tüketiciye tesliminden itibaren ayıpların ortaya çıkması süresi olup, otomobil ilk alıcıya 11/02/2012 tarihinde satılmış olup (bilirkişi raporlarında ayrıntılı şekillerde belirtilen gizli ayıplar) bu tarihten 11/02/2014 tarihine kadar (yani garanti süresi içerisinde) ortaya çıktığından ve davacı halefiyet gereği dava açtığından davanın zamanaşımına uğramadığı kanaatine varılarak bu talebi kabul edilmemiştir.<br />
HÜKÜM :Yukarıdaki gerekçelerle;<br />
Davanın KABULÜ ile,<br />
Dava konusu otomobilin ve 2.250,00 TL değer kaybı bedelinin davacı tarafca davalı tarafa iadesine ve otomobilin ayıpsız mislinin davalılar tarafından davacıya verilmesine, <br />
29,20 TL başvurma harcı ile 2.903,17 TL karar ve ilam harcının davalılardan müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,<br />
Davacı tarafça mahkememizdeki dava dolayısıyla harcanan 199,00 TL tebligat ve posta gideri, 400,00 TL bilirkişi ücreti ve 195,40 TL keşif harcı olmak üzere toplam 794,00 TL yargılama gideri ile tespit dosyası nedeniyle harcanan 195,40 TL tespit keşif harcı, 250,00 TL tespit bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 445,40 TL olmak üzere her iki yargılama gideri toplamı 1.239,80 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br />
Artan veya kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,<br />
İlişkin taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere eş düzeyde başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. …/12/2016<br />
Katip 18…. E-İMZA Hakim 29… E-İMZA</span></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?133-Sifir-Kilometre-Arac-Satin-Alan-Tuketicilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fetö davaları AİHM tazminatları hk</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?132-Feto-davalari-AiHM-tazminatlari-hk</link>
			<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 13:09:07 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İzmir Milletvekili Zeynep Altıok'un soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, AİHM'e yapılan başvurular ve kararlara ilişkin bilgi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İzmir Milletvekili Zeynep Altıok'un soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, AİHM'e yapılan başvurular ve kararlara ilişkin bilgi verdi. Buna göre Türkiye aleyhine AİHM'e; 2006'da 2328, 2007'de 2828, 2008'de 3706, 2009'da 4474, 2010'da 5821, 2011'de 8668, 2012'de 9098, 2013'te 3505, 2014'te 1584, 2015'te 2212, 2016 yılında ise 8308 başvuru oldu. AİHM Türkiye aleyhine açılan davalarda 2012'de 117, 2013'te 118, 2014'te 94, 2015'te 79 ve 2016'da 77 ihlal kararı verdi.<br />
<br />
Adalet Bakanı Gül'ün yanıtına göre; Türkiye; 2004'te 22 milyon 227 bin 431.00 TL, 2005'te 16 milyon 218 bin 875.48 TL, 2006'da 13 milyon 847 bin 145.88 TL, 2007'de 26 milyon 221 bin 833.85 TL, 2008'de 10 milyon 391 bin 440.84 TL, 2009'da 11 milyon 662 bin 799.72 TL, 2010'da 33 milyon 99 bin 333.12 TL, 2011'de 37 milyon 137 bin 69.80 TL, 2012'de 14 milyon TL, 2013'te 18 milyon TL, 2014'te 20 milyon TL, 2015'te 7.5 milyon TL ve 2016'da 28 milyon TL tazminata mahkum oldu. Bu verilere göre 2004-2016 yılları arasında Türkiye 258 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi.<br />
<br />
Haber bu, bendenize göre bunlar iyi gün rakamları, yarın elebaşılarına özellıkle dokunulmayan fetö yargılamaları bağlamında belki bu rakamı üçe beşe, ona katlayan tazminatlar ödenmek durumunda kalınacak. Bylok kararlarının hepsi AİHM’ne taşınabilir nitelik arz ediyor. Bu gariban milletin parasına yazıktır. Tazminatları yargılamaları yönlendirenler ödesinler.<br />
<br />
Mesela sanık diyor ki ben evet bylok yükledim haberleşmek için, hatta bağış da yaptım, ama ben bir terör örgütü mensubu değilim. Bunların hak yolda oldukları kanaati ile bunları yaptım. Siz bu kişiyi bylokla, kurban parası ile yargılar cezalandırırsanız bu karar bir yerden illa ki döner ve AİHM’ni beklemeye gerek yok, somut anlamda terör şebekesinin içinde olduğu tespit edilemeyenlere dair bizim kendi hukukumuzda, vicdanlarımızda bir karar vermemiz daha önemli. Sadece haberleşme programı yüklemek ve kurban parası vs. vermekle insanları terörist, vatan haini ilan etmek vicdanlarınızı sızlatmıyorsa, diyecek söz yok demektir ki en tepedekilere kandırılabilme hakkı tanınıp, bu insanların kandırılmış olmalarını reddetmek de ayrı bir garabetlik olarak kaydedilmeli tabii ki.<br />
<br />
MİT'in bylok ile ilgili “ByLock programını kullandığı tespit edilen eski personellerden FETÖ ile irtibatlı/iltisaklı olmakla birlikte, örgüt mensubu olduklarına dair yeterli kanaat oluşmadığından haklarında suç duyurusunda bulunulmamış olup, haklarında düzenlenen soruşturma raporlarının onaylı birer örneği ve anılanların açık kimlik, irtibat ve adres bilgileri Başsavcılığınızca yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere ilişikte gönderilmektedir.” tespiti de bir not olarak kaydedilmelidir.<br />
Bir de FETÖ davalarında etkin pişmanlık beklentisi garabeti var.<br />
Sanık diyor ki: “ Ben bu yapıya dini ve milli duygularım sebebi ile destek verdim. Bunların amacının devleti ele geçirmek ve ihanet olduğunu hiç düşünmedim. Böyle bir gaye içinde olmam asla mümkün olmaz.” Siz ise diyorsunuz ki; “Sen gel  etkin pişmanlık hükümlerinden faydalan.” Bu tarafta ben suçsuzum diyen biri var yahu.<br />
Burada Devlete düşen şudur; Acil olarak, bu şekilde samimi hissiyat ile bu yapı ile bir şekilde iltisağı bulunan  tüm yuttaşlara iade i itibar sağlanmalı ve hainler ile bu insanlar ayrıştırılmalıdır. İhanet içinde olmayanların uğradıkları her türlü zarar ziyan ayrıca telafi edilmelidir. Bu insanları, ailelerini Devletimin kaybetme lüksü olamaz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?132-Feto-davalari-AiHM-tazminatlari-hk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazı saptamalarım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?131-Bazi-saptamalarim</link>
			<pubDate>Mon, 25 Sep 2017 11:00:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Doğu ve Güneydoğu'daki Şeyhlerden bir Kürt devleti kurulma çabalarına dair en ufak bir karşı çıkış açıklaması gelmemesini manidar buluyorum....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Doğu ve Güneydoğu'daki Şeyhlerden bir Kürt devleti kurulma çabalarına dair en ufak bir karşı çıkış açıklaması gelmemesini manidar buluyorum. Kürt-İslam Teali örgütü acaba hala faal mi? Suriye ve Irak'ta bulunanlar açık açık destekliyor ve hatta bu yolda pkk gibi örgütlerle işbirliği yapmayı bile caiz görüyorlar da Türkiye'dekilerden hiç alakamiz yok açıklaması gelmemesi yahu neler oluyor dedirtiyor insana.<br />
<br />
Dahası dün İngiliz'in kurduğu bu Kürt-İslam örgütü yarın bir mehdi atasa 10000lerce Türk evladının aynen Fetö'de olduğu gibi saf dini duygularla tabi oldukları o şeyhlere itaat ile kendi milletlerine karşı savaş açmalarını ne engelleyecek. İşin tuhaf tarafı da: Tüm bu gayretlerin büyük İsrail devletinin kurulması için sarf ediliyor olmasıdır.<br />
<br />
**<br />
Karizmatik lidere bel bağlayarak kurtarılmayı bekleyen milletlerin sırtına ya kurtarıcıları, ya da kurtarıcılarından onları kurtaranları biner. <br />
Millet olmak orman gibi olmayı gerektirir. Yani fert fert herkes akil olur ve her fert yekdiğeri için en iyiye çalışır. Komşusu iyi olan kendi iyiliğini sağlama almış demektir. Komşu rahatsız ise salah imkansızdır.<br />
**<br />
Yurtdışında bir ülkede çocuk yetimhaneden aile yanına veriliyor. Son işlem mahkemede yapılacak. Hakime hanım pamuk prenses kostümü giyiyor. Onlarda bu çocuğu iyi hissettirmek için yapılan bu işin ülkemizde yansıması şudur. Koca hakime bak, hokkabaz olmuş.<br />
İşte bu yüzden olmuyor bizde ne olmuyorsa...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?131-Bazi-saptamalarim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazı tespitlerim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?130-Bazi-tespitlerim</link>
			<pubDate>Sat, 16 Sep 2017 08:22:54 GMT</pubDate>
			<description>Fetö davalarında cezalar gelmeye başladı malum. 6 yıl civarı örgüt üyeliği genelde de, bu insanların çoluk çocukları, eşlerı neden cezalandırılıyor...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fetö davalarında cezalar gelmeye başladı malum. 6 yıl civarı örgüt üyeliği genelde de, bu insanların çoluk çocukları, eşlerı neden cezalandırılıyor soran var mı? Nasıl mı cezalandırılıyorlar? Ne yiyip ne içiyorlar, okulları, kiraları, sosyal hayatları, hastaları ne oluyor, devlet bunlara bir mekanizma geliştirecek mi, ya da bunları gözden çıkardı mı? <br />
<br />
Suç da ceza da şahsidir ve genel anlamda cezaevinde olanların bakmakla yükümlü olduklarına dair insani bir tedbir Devletin sorumluluğudur ve bu sadece fetö için değil, genel olarak böyle olmalıdır. Aksi zulümdür kanaatindeyim.<br />
+++<br />
Kimseden karşılıksız bir şey almayın, özellikle iş hayatınız da hediye adı altında dahi, tarafsızlığınıza gölge düşmesin. (Gülriz Uygur)<br />
Bir böyleleri var, bir de ne bulsa üstüne atlayanlar. Bu niye senin, benim olmalıcılar da ayrı bir cumhuriyet...<br />
+++<br />
87'de Kayseri İHL son sınıf öğrencisi iken İstanbul Üniversitesi Felsefe öğrencisi bir ağabey ile tanışmış ve uzun soluklu, içeriği dolu sohbetler yapmıştık. O zamanlar böyle idi, sınıf arkadaşlarım da dolu idi. Müzakereyi muhakemeyi seviyor idik. Şimdi gördüğüm öğrenciler ise bomboşlar. Muhakeme korktukları bir alan. Onları görünce sonralar için ciddi anlamda kaygılanıyorum. Tez anti tez sentez eğer öcü geliyorsa, kaygınızı doruğa taşıyabilirsiniz. Düşünce sorgu ağır geliyor ise, insan tarafta sıkıntı büyük demektir. Biri gelip sırtınıza binip dehleyene kadar hareket etmeme meyli çoktan sizi sarmış ise, o sıfattan da azat olmuşunuzdur ki varlığınız varlıklarına hediye olsun demektir bu.<br />
+++<br />
Bendeniz 3 yıl önce sağ taraftan geçirdiğim felç sonrası sürekli bir kasılma ile yaşamaya başladım. Araştırınca gördüm ki bu kasılma beyinciğin vücudu koruma refleksiymiş. Yani akıllım kendince benim hareket etmem ayağa kalkıp yürümem halinde düşüp bir yerlerimi kırabileceğim, kendime zarar vereceğim terbiyesi ile hareket edememem için önlem alıyormuş olmayan aklıyla. Çözüm beyinde hasar görmemiş hücrelerin kontrolü ele geçirmesinde imiş. Bunun için egzersizlerle beyne sürekli yapabiliyorum sinyali göndermek gerekiyormuş. Nitekim şükürler olsun yürüdükçe hareket kabiliyetim artti. <br />
Kıssadan hisse<br />
Beyinciğinizle değil beyninizle hayatı kucaklayın. Vaz geçerseniz, vaz geçilirsiniz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?130-Bazi-tespitlerim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cumhurbaşkanı asla okumamalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?129-Cumhurbaskani-asla-okumamali</link>
			<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 13:53:34 GMT</pubDate>
			<description>Cumhurbaşkanı asla okumamalı  
 
Meşrutiyet Meclisi’nde Ahmed Ağa adında bir Malatya mebusu varmış. O zat İttihat ve Terakki Partisinden milletvekili...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cumhurbaşkanı asla okumamalı <br />
<br />
Meşrutiyet Meclisi’nde Ahmed Ağa adında bir Malatya mebusu varmış. O zat İttihat ve Terakki Partisinden milletvekili seçildiği halde Meclis’te yemin merasimi dışında hiçbir söz söylemiş değilmiş. Talat Paşa, O’nun gizli bir muhalif olabileceğini düşüncesiyle hasbihalde bulunmak üzere meclisin kafeteryasında Onunla bir görüşme teklifinde bulunmuş. Burada kendisine:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Ahmed Ağa,” demiş. “Senin ağzını açıp bir şey söylediğin yoktur. Memleket meseleleri hakkında elbet senin de düşüncelerin vardır. Bunları öğrenmek isterim.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ahmed Ağa, itiraz yollu olarak<br />
<br />
 <br />
<br />
”Paşa!” demiş. “Ben çobanım. Memlekette çift çubuk, sürü sahibi bir ağayım. Memleket meselelerinden bir şey anlamam.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Talat Paşa itirazla:<br />
<br />
“Hayır! Sen memleket meseleleri hakkında fikir sahibi olmasaydın bizim arkadaşlarımız oradan seni namzed gösterip seçtirmezlerdi. Bak görüyorsun biz devlette suiistimalleri önleyemiyoruz. En güvendiğimiz adamların iş başına gelince şahsi menfaat peşinde koştuklarını görüyoruz. Bunu önlemenin çaresi nedir?”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ahmed Ağa bir şey söylemek mecburiyetinde olduğunu anlayarak:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bak paşa hazretleri. Bunu önlemenin bir çaresi vardır. Ama sana söylesem, bunu yapamazsın”demiş. Talat Paşa’nın ısrarı üzerine de:<br />
<br />
 <br />
<br />
“O zaman ben yaşadığım hadiselerden elde ettiğim bir tecrübeyi size nakledeyim. Takdir sizindir” diyerek şunları söylemiş:<br />
<br />
 <br />
<br />
“-Ben hayata çoban olarak başladım. Yıllarca çalışıp çırpınarak büyük bir koyun sürüsü meydana getirdim. Nihayet, gördüğünüz gibi yaşlandım. Bütün işleri çocuklarıma devrederek işten çekildim. Aradan iki üç gün geçti. Çocuklarım yanıma gelerek:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Baba. Sen hiç kurda koyun kaptırır mıydın?” diye sordular.<br />
<br />
 <br />
<br />
“Hayır” dedim. Zira bizim sürü dağın yamacında mahfuz bir yerde gecelerdi. Onlar her gece kurda bir iki koyun kaptırdıklarını söylediler. Kendilerine:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Sürüde değişiklik yaptınız mı?” diye sordum. Dediler ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Sen tecrübeli bir insansın. Bu sürüyü dört zağarla(çoban köpeği) koruyordun. Biz bunu kafi görmeyerek dört yeni zağar daha aldık. Buna rağmen her akşam bir veya iki koyunu kurda kaptırıyoruz.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu aldığınız yeni zağarları gece boyunca gözetleyin. Bakalım ne göreceksiniz.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ertesi gün gelip anlattılar;<br />
<br />
 <br />
<br />
Gece yarısına doğru vadiye bir kurt gelip ulumaya başlamış. Yeni zağarlardan biri sürüdeki yerini terk ederek vadiye inmiş. O dişi bir kurtmuş. Bizim zağar onunla oynaşmaya başlamış. Kurtlar iki taneymiş. Erkeği, o zağarın boş bıraktığı kısımdan sürüye saldırarak bir koyun yakalayıp vadiye götürmüş. Dişi kurtla işini bitiren bizim zağar yerine dönmüş.<br />
<br />
Bu durumu öğrenince onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu zağarla kurt, daha evvel bulundukları bir sürüde bu işi yapmakta olmalıdırlar. Onun kafasına sıkıp öldürün”<br />
<br />
 <br />
<br />
Böyle de yaptılar. Fakat ertesi gün yeni zağarlardan bir diğerinin aynı işi yaptığını görmüşler. Bunu öğrenince dedim ki:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Yeni aldığınız zağarların hepsinin kafasına sıkın ve gözetlemeye devam edin.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Bunu da yaptılar. Fakat yine de kurda koyun kaptırmaktan kurtulamadılar. O zaman anladım ki, geldiği yerde bu işi yapan yeni zağarlar bizimkilere de bu işi öğretmişler, onlara da bu hastalığı bulaştırmışlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bizim zağarların da bu işi öğrendiği anlaşılıyor. Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış yeni zağar bulun. Bunlar bizimkilerle bir araya gelmeden, bizimkilerin hepsini öldürün ve sürüyü onlara teslim edin. Bu suretle kurda koyun kaptırmaktan kurtulduk. Zannımca, memleket idaresinin de bir sürü idaresinden farkı yoktur. Ben yaşadığım bu tecrübeden bunu anladım. Takdir sizindir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu olayı hayretle dinleyen Talat Paşa Ona demiş ki<br />
<br />
 <br />
<br />
“Benim merak edip seni konuşturduğum gibi, Padişah da seninle görüşmek isterse bu bana anlattığın hikayeyi sakın Ona anlatma!..”<br />
<br />
***<br />
<br />
Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış zağar bulmak çok mu zor?<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu hikayeyi sakın Cumhurbaşkanına anlatmayın!..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?129-Cumhurbaskani-asla-okumamali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fetö davalarında gelinen son nokta</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?128-Feto-davalarinda-gelinen-son-nokta</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 07:14:52 GMT</pubDate>
			<description>Fetö davalarında gelinen son nokta 
 
Bugün internet haber sitelerine göz atarken okuduğum “kurban bağışı yapanlar listesi ele geçti” haberi üzerine,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fetö davalarında gelinen son nokta<br />
<br />
Bugün internet haber sitelerine göz atarken okuduğum “kurban bağışı yapanlar listesi ele geçti” haberi üzerine, “artık yeter” demek zorunda kaldım.<br />
Fetö daha şu an bilinen yönleri ile tanınmaz iken, binlerce insan tamamen manevi duygularla, bu yapının bir çok faaliyetine destek verdi. Kimi haberleşmek için kendine önerilen programları cep telefonlarına yükledi, kimi de himmet, kurban adı altında inandığı, emin bildiği bu yapıya maddi destek verdi.<br />
Bugün gelinen noktada, Fetö davalarında önemli bir saptama yanlışı kaynaklı ciddi yargılama hataları söz konusu. En başta haberleşme programı kullanımı bazlı tespitler ile terör örgütü üyeliği suçlamasının hukuken ayağı topaldır. Nice bu yapıya bir şekilde dahil olmuş; ama tepe yöneticilerin asıl gayelerinden habersiz oluşları ve terör ile ilgisizlikleri ortada yüz binlerce insanın durumu malum iken, bu durumu, suçlu sayısını artırma ile,  asıl suçluların aralarda kaynayarak ceza almalarını engelleme taktiği olarak görmek de mümkündür.<br />
Bu davalarda adalet algısı zarar görmektedir. Terör ve ihanet ile suçlanan insanların çoğunun gerçeği, tipik bir aldatılma durumudur ki, yargıya 250.000 civarı dosya gelmesi beklentisi de dikkate alınacak olur ise, bu durumda asıl faillerin cezasız kalma ihtimalleri artmaktadır. <br />
Ne alaka 250.000 kişi bir araya gelmiş de Devleti yıkacaklarmış. Hakikatte taş çatlasa 1.500-2.000 kişinin ihaneti ile kurgulanan bu hadiseyi, içinden çıkılmaz duruma getirerek, asıl hainlere dokunulmasını zorlaştırıcı bir yargı sürecine sebep olmak da, bu ihanetin bir parçası olabilir mi diye sormak yanlış mı olur.<br />
Bu kadar dava dosyası belli bazı avukatlara ödenen yüklü paralar ve mahkemeleri oyalayarak milli servete ve enerjiye zarar ile ve bu insanların yakınlarının Devlet adaletine güvensizlik duygusunu kabartmak yönleri ile de yorumlanmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?128-Feto-davalarinda-gelinen-son-nokta</guid>
		</item>
		<item>
			<title>STK denetimi şart</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?127-STK-denetimi-sart</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 12:38:30 GMT</pubDate>
			<description>STK denetimi şart 
 
Sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi ve faaliyet alanlarının genişlemesi takdire şayan olur, ama bağımsız denetime tabi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">STK denetimi şart<br />
<br />
Sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi ve faaliyet alanlarının genişlemesi takdire şayan olur, ama bağımsız denetime tabi olmaları kaydıyla.<br />
Özellikle öğrencilere yönelik çalışma yapan vakıf, dernek, kurumsal veya değil, tüm cemaat ve cemiyet faaliyetleri istisnasız şekilde sıkı denetim altında olmalı ve bu denetim bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılmalıdır.<br />
<br />
İtaat<br />
<br />
İtaat isteyen, itaate zorlayan, itaati kutsayan alçakların eğlencesi olmaya en yatkın millet, maalesef bizim millettir. Fert olmayı başaramayan insanların, yönlendirildikleri, topluca hareket ettikleri yapılara kendilerini attıklarını görüyoruz. Halbuki fert olamadan asla ideal topluluk olunamaz. Aksi düşünce emeli için insanları kullanmayı mübah görenlerin bakışıdır. <br />
Ham ve kaba kişiliklerin kendilerine kıymet verildiğini sandıkları yapılanmaları kutsayarak itaatleri, fert olma olgusu genel kabul olmadan, sürekli hakim algı olacaktır.<br />
Din tabanlı yapılar bu rezilliğin en bariz gözlemlendiği yapılardır, bu farkındalığa rağmen müşterisi en fazla olan da yine bu yapılardır. Zira buralarda itaati yücelten argümanlar için dipsiz bir kaynak vardır. Allah adı ile şahsına çağıranları tanıyıp uzak durabilmek için tek yöntem yeterlidir. Fert olmaya mani olunup, kişiden bir beklentiye girilmesi kafidir. Bu varsa bir hinlik kesin vardır.<br />
<br />
Ateş çemberi<br />
<br />
Para ve mevki sahiplerine ihtimam alaka ve ama para ve mevkisi olmayana paçavra muamelesi yapma dinin en kınadığı iken, en çok dindarlarda bu hasletlerin ayyuka çıkmasının en sağlam açıklamasını, vaazlarında tevazu ve merhametten bahsedenlerin, bu bahisler ile onlara muhabbet besleyen insanları, emelleri için ateşe yuvarlamalarında bulacaksınız.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?127-STK-denetimi-sart</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz Sonrası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?126-15-Temmuz-Sonrasi</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 11:56:58 GMT</pubDate>
			<description>Cemaat, klik ve tarikatlardan devlette yapılanma temayülüne girenlerin tehlike potansiyellerini erken teşhis ederek tedbir almak, devletin beka...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cemaat, klik ve tarikatlardan devlette yapılanma temayülüne girenlerin tehlike potansiyellerini erken teşhis ederek tedbir almak, devletin beka mevzusudur. <br />
<br />
Devlet bürokratik yapılanması eğer bu güne kadar geldiği şekilde, yarın da devam edecekse, bu devletten bir beklenti içinde olmak saflıktır.<br />
<br />
Arpalık mantığı terk edilmeli, liyâkat her kademede her şartta esas olmalı. Devlette hiç bir klik grup cemaat yapılanmasına müsaade edilmemeli.<br />
Olmayacaksa bu, devletin kapısına kilidi hemen vurmak, bunlarlı bir devletten hayırlıdır.<br />
<br />
Fetö, evanjelist hristiyanların dünyaya hakim olması amacına hizmeti dini bilmişlerin organizasyonudur.<br />
<br />
Evanjelistlere göre İsa'nın göksel krallığını kurması için kıyamet savaşının Suriye'de çıkması lazım. Bunun olabilmeli için bu yapılanma Amerikalı evanjelistler tarafından Türkiye'de kurgulandı ve desteklendi. Lakin 15 Temmuz planlarında yoktu. Bunlar bu olsun diye çalışmaya devam edeceklerdir. Yöneticilere daha büyük yükler var artık.<br />
<br />
İlkokullarda mantık, hukuk dersleri zorunlu ders olarak okutulmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?126-15-Temmuz-Sonrasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayyım Atanan Şirketlerin Alacaklılar Karşısındaki Durumu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?125-Kayyim-Atanan-sirketlerin-Alacaklilar-Karsisindaki-Durumu</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 08:25:50 GMT</pubDate>
			<description>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. Maddesinde, hâkim veya mahkeme kararıyla, şirket işlerinin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="4">Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. Maddesinde, hâkim veya mahkeme kararıyla, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanabileceği bu atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtileceği, kayyım tayinine ilişkin kararın ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunacağı ifade edilmektedir.<br />
<br />
CMK’nun bu hükmü, hakkında soruşturma veya dava bulunan “gerçek” şahısların bir şirkette ortaklık payı bulunması halinde, işlediği iddia olunan suçun şirket faaliyeti içerisinde işlendiği hususunda şüphe var ise uygulama alanı bulur. Diğer bir deyişle şüpheli veya sanığın, herhangi bir şirkette ortaklığının bulunması her suç açısından o şirkete kayyım atanmasını gerektirmez. İşlediği iddia olunan suçun şirket faaliyeti çerçevesinde işlenmesi gerekir. Örneğin adam öldürme suçundan şüpheli bir kişi hakkında bir şirkette ortaklığı var gerekçesiyle o şirkete kayyım atanması mümkün değildir. <br />
<br />
<b>Peki, bu şekilde atanmış bir kayyım vasıtasıyla iş veya işlemleri yönetilen veya denetlenen şirketlerden alacaklı olanlar ne yapacaktır?</b><br />
<br />
Ticaret şirketleri (limited, anonim gibi) tüzel kişiliklerdir. Bu şirketlerin yönetim veya denetim organına kayyım atanmış olması bu tüzel kişilerden alacaklı olanların durumunda bir değişiklik yaratmaz. Kendisine kayyım tayin edilen şirket, dava ehliyetine (davacı ya da davalı/alacaklı ya da borçlu olma sıfatına) sahiptir. <b>Diğer bir deyişle, kendisine kayyım atanmış şirketlere karşı icra takibi yapılabileceği gibi dava da açılabilir.</b> Nasıl ki bir şirket, yönetim kurulu ile temsil ediliyor (kurul kararı ile karar alıyor) ise, kendisine kayyım tayin edilen şirket de, kayyım tarafından temsil edilir. Yönetim veya denetim organına veya her ikisine birden kayyım atanmasındaki mantık, şirket faaliyetlerinin iddia olunan suçta araç olarak kullanılmaya devam edilmesinin önüne geçmek ve bu hususta tedbir almaktır. <br />
<br />
Vatandaşlar arasında kuşku uyandıran husus, CMK’nun “Bu madde uyarınca <b><u>atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları,</u></b> 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.” şeklindeki 133/5 maddesidir. <br />
<br />
Fakat bu fıkrada bahsedilen, atanan kayyımların, yukarıda bahsedildiği üzere, kendilerine, hakim veya mahkeme kararıyla yüklenen görevleriyle ilgili yine kendi yaptıkları hatalı iş ve işlemlerinden dolayı açılacak davaların o kayyım aleyhine değil de devlet aleyhine açılacağı hususudur. Bu düzenleme, kesinlikle o şirketten alacaklı olanların durumu ile ilgili değildir. Bahsedilen şey kayyımın görevini gereği gibi yerine getirmemesi halinde açılacak tazminat davasının kayyım aleyhine değil de devlet aleyhine açılacağıdır. Benzer hüküm 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da bulunmaktadır. Buna göre, göreviyle ilgili bir fiil icra ederken başkalarına zarar veren devlet memuru aleyhine açılacak dava da o memur aleyhine değil devlet aleyhine açılır. <br />
<br />
<b>Sonuç olarak, normal koşullarda, kendi belirlediği kişiler ile kararlar alan şirketlere, bir suç şüphesinin varlığı ile adli birimlerce kayyım atanması, o şirketten alacaklı olanların başvuracakları hukuki yollarda bir değişiklik yaratmayacağı gibi bu yollara başvurmalarına da bir engel teşkil etmez. </b></font></span><br />
<br />
<i><b><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılabilir.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?125-Kayyim-Atanan-sirketlerin-Alacaklilar-Karsisindaki-Durumu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hakaret Suçu ve Yüksek Mahkeme kararlarına göre irdelenmesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?124-Hakaret-Sucu-ve-Yuksek-Mahkeme-kararlarina-gore-irdelenmesi</link>
			<pubDate>Tue, 23 May 2017 18:26:54 GMT</pubDate>
			<description>Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. Maddesi: 
 
“(1) Bir kimseye *onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek* nitelikte *somut bir fiil*...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3">Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. Maddesi:<br />
<br />
<i>“(1) Bir kimseye <b>onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek</b> nitelikte <b>somut bir fiil</b> veya <b>olgu</b> isnat eden veya <b>sövmek </b>suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun <b>gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi</b> için fiilin en az üç kişiyle <b>ihtilat </b>ederek işlenmesi gerekir. <br />
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. <br />
(3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. <br />
(4) Hakaretin <b>alenen </b>işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. <br />
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”</i> şeklindedir.<br />
<br />
Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.<br />
<br />
<b>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre,</b> öncelikle, ifadelerin, bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.<br />
<br />
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.<br />
<br />
Hakaret suçunun <b>mağduru</b>, ancak ve ancak bir <b>gerçek kişi</b> olabilir. Tüzel kişi olan şirketler aleyhine bu suç işlenemez. Bir başka deyişle<b> tüzel kişi (örneğin bir şirket) bu suçun mağduru olamaz.</b> Eğer ki, tüzel kişi şirket ile herhangi bir gerçek kişi arasında <b>aidiyet ilişkisi</b> kurularak onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek bir fiil veya olgu isnat edilir ise o halde aidiyet ilişkisi kurulan gerçek kişi mağdur konumunda olacaktır. Örneğin, “şerefsiz, utanmaz … AŞ” şeklindeki ifade, hakaret suçunu oluşturmaz ise de, şerefsiz … AŞ ve onun sahibi Ahmet” şeklindeki sözler, örnekteki müşteki Ahmet’e karşı hakaret suçunu oluşturur.<br />
<br />
Bu konuda olmak üzere Yargıtay 18. Ceza Dairesince incelenen bir olayda şu ifadelere yer verilmiştir: <i>“…gerçek kişilere yöneltildiğinde hakaret suçunu oluşturabileceği, herhangi bir gerçek kişiyle arasında aidiyet ilişkisi kurulmadan tüzel kişiye söylenen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği gözetilmeden…” </i><br />
<br />
Ayrıca, Yüksek Yargıtay, her olayın kendine özgü gelişiminin dikkatle değerlendirilmesini gerekli görmektedir. Örneğin, mahkeme, bir kararında; “<b>gerici yobazlar</b>” şeklindeki sözlerin, mağdurun, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle <b>hakaret suçunu oluşturmayacağını</b> belirtirken, bir başka kararında, doktor olan müştekiye <b>&quot;burada siz ne işe yarıyorsunuz, bana ilaç vermek zorundasınız, terbiyesiz, saygısız&quot; </b>şeklinde söylenen sözlerin, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı kabul edilse bile, bu sözlerin, sanığın, <b>elindeki kağıtları buruşturup müştekinin suratına fırlatması eylemi ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde hakaret suçunu oluşturduğu</b> ifade edilmiştir. <br />
<br />
Bunun yanı sıra, Yargıtay’ın aynı dairesi tarafından verilen bir kararda ise, diş hekimi olarak görev yapmakta olan müştekiye karşı <b>“ahlaksız kadın, sen kimsin, kendini ne zannediyorsun, oraya bizim sayemizde geldin”</b> şeklindeki sözlerin <b>hakaret suçunu oluşturmayacağı, bu sözlerin kaba söz ve ağır eleştiri boyutunda kaldığı belirtilmiştir. </b><br />
<br />
Yargıtay kararlarından, <b>hakaret suçunu <u>oluşturmayacağı </u>kanaatine varılan bazı örneklere</b> aşağıda yer verilmiştir:<br />
<b>“yarın hakkınızda internet sitesi yaptırıp dolandırıcılığınızı anlatacağım ve hakkınızda savcılığa suç duyurusunda bulunacağım” </b>şeklindeki sözler<br />
<br />
Sanığın, polis memurlarına söylediği<b> “hepiniz şebekesiniz, hakim, polis, savcı hepiniz aynısınız, savcıya mı güveniyorsunuz lan” </b>şeklindeki ifadeler,<br />
<br />
<b>&quot;sen kimsin lan, beni polis aracına bindiremezsin&quot;</b> sözleri ve<br />
<br />
<b><br />
“dışarı çık lan adam mısın”</b> şeklindeki sözler...<br />
<br />
Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak <b>gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir</b>. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. Yani<b> failin kastı ihtilata da yönelmelidir.</b> İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir.<br />
<br />
<b>Aleniyet</b>, hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Maddenin 4. Fıkrasında, hakaret suçunun alenen işlenmesinin cezada artırıma neden olacağı düzenlenmiştir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir.<br />
<br />
Yargıtay 18. Ceza Dairesi bir kararında, hakaret suçunun <b>facebook isimli internet sitesinde işlenmesi ile aleniyet unsurunun gerçekleştiğini ifade etmiştir. Karara konu olayda sanık, hakaret teşkil eden yazılarını<u> başkalarının da görebileceği </u>bir yere </b>yazmış idi. Bunun yanı sıra failin, müştekinin şahsi telefonuna sms göndererek hakaret etmesinde ise aleniyet unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Nitekim bu durumda, hakaret teşkil eden fiili başkalarının görmesi ancak hakarete maruz kalan müştekinin iradesi ile gerçekleşebilir.</font></span><br />
<br />
<br />
<i><span style="font-family: Arial Black"><font size="2">Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</font></span></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?124-Hakaret-Sucu-ve-Yuksek-Mahkeme-kararlarina-gore-irdelenmesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Boşanma Davalarında Manevi Tazminat</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?123-Bosanma-Davalarinda-Manevi-Tazminat</link>
			<pubDate>Sun, 21 May 2017 21:09:12 GMT</pubDate>
			<description>Türk Medeni Kanunu’nun, boşanmada manevi tazminatı düzenleyen 174/2 maddesi: “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3"><br />
<br />
Türk Medeni Kanunu’nun, boşanmada manevi tazminatı düzenleyen 174/2 maddesi: “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” şeklindedir.<br />
<br />
Madde metninden anlaşılacağı üzere, boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilmesi için<b> tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olması yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde de olması gerekir. </b>Diğer bir deyişle, eşit kusurlu eş yararına maddi veya manevi tazminata hükmedilemeyeceği gibi, daha az kusurlu olsa bile kişilik hakları saldırıya uğramamış eşin de manevi tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır. <br />
<br />
Kişilik hakkı, bir şahsın kişiliğine bağlı, fiziki, manevi ve fikri varlığı üzerinde kişi olma sıfatıyla sahip bulunduğu kişisel değerler üzerindeki mutlak haktır. Bu hak, çeşitli kişisel değerlerden oluşan bir bütünlük arz eder. Kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini oluşturan maddi ve manevi değerleri kapsar. Kişinin özel yaşamı, beden bütünlüğü, şeref, haysiyeti, onuru, saygınlığı, sağlığı, özel yaşamının gizliliği, resmi adı, eseri, sözü, ekonomik hareket serbestliği ve özgür olma hakkı bu değerlerdendir.<br />
<br />
Eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle yaşaması, diğerine beddua etmesi, cinsel ilişkinin kurulamaması, diğer eşin hastalığı ile ilgilenilmemesi, diğer eşe iftirada bulunulması, kadının kocası tarafından kürtaja zorlanması, diğer eşin sadakatsizlikle suçlanması, her ne sebeple olsun diğer eşe şiddet uygulanması, eşlerden birinin diğer eşi evden uzaklaştırması, diğer eş veya çocuklarıyla ilgilenmemesi, eşlerden birinin evi terk etmesi, diğer eşin yakınları ile görüşmesinin engellenmesi, dava dilekçesinde diğer eşe hakaret edilmesi gibi bir çok sebep manevi tazminata hükmedilmesini gerektirebilir. <br />
<br />
Bunun yanı sıra, <b>eşlerden birinin evi ile ilgilenmemek şeklindeki kusuru, boşanma kararı verilmesi için yeterli olabilir ise de,  manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için yeterli değildir. </b>Yukarıda da belirtildiği gibi manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusurlu davranışın diğer eşin  kişilik haklarına saldırı sayılabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br />
<br />
Affedilen veya en azından hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanmaya neden olamayacağı gibi bu olaylar sebebiyle manevi tazminata da hükmedilemez.  <br />
<br />
Örneğin, Yüksek Yargıtay’ın, bir kararında şöyle denilmiştir;<br />
<br />
<i>“…Mahkemece, davalı erkeğin <b>eşine fiziki şiddet uyguladığı</b> ve <b>hakaret ettiği</b> gerekçesiyle tamamen kusurlu bulunarak davacı kadının boşanma davası kabul edilmiş ise de; toplanan delillerden; erkeğin <b>2010 yılında eşine şiddet uyguladığı,</b> mahkumiyetine karar verildiği, <u><b>bu eyleminden sonra</b></u><b> evliliğin devam ettiği anlaşılmaktadır.</b> Davalı erkeğin bu eyleminin d<b>avacı kadın tarafından affedildiği, en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulü gerekir. </b>Davalı erkeğe atfı kabil başka bir kusurun varlığı ise ispat edilememiştir. Davacı kadının tanıklarının beyanları davacı kadından duyuma dayalıdır.<b> Son olayda eşine hakaret eden davacı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurludur</b>… <b><u>davalı kadın lehine manevi tazminat takdir edilmesi doğru olmayıp</u></b> bozmayı gerektirmiştir.”</i> (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/17889 E-13836 K. sayılı kararı)<br />
<br />
Görüleceği üzere yüksek Mahkemece verilen kararın gerekçesinde, <b>affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olayların daha sonra boşanma nedeni olamayacağı açıkça ifade edilerek, bu tür olaylar sebebiyle manevi tazminata da hükmedilemeyeceği </b>vurgulanmıştır. <br />
<br />
 Son olarak, boşanmada <b>manevi tazminatın amacı</b>, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. <b>Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır. </b>Hakimin, manevi tazminat miktarını tayin ederken göz önünde bulundurması gereken bu veriler, <b>ölçülülük </b>ilkesi ile açıklanabilir. <b>Nitekim manevi tazminat, bir zenginleşme aracı değildir.</b> </font></span><br />
<span style="font-family: Arial Black"><font size="2"><i><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></font></span></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?123-Bosanma-Davalarinda-Manevi-Tazminat</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Askeri casusluk davası mağdurlarının manevi tazminat hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?122-Askeri-casusluk-davasi-magdurlarinin-manevi-tazminat-hakki</link>
			<pubDate>Wed, 10 May 2017 13:36:15 GMT</pubDate>
			<description>İşbu makale, İzmir’de görülen ve kamuoyunda *“Askeri Casusluk” davası olarak bilinen davada mağdur/müşteki sıfatıyla yer alan kişiler hakkında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3"><br />
<br />
İşbu makale, İzmir’de görülen ve kamuoyunda <b>“Askeri Casusluk” davası olarak bilinen davada mağdur/müşteki sıfatıyla yer alan kişiler hakkında tutulan <b>fişleme kayıtlarının hiçbir önlem alınmaksızın iddianamede açıkça yer alması sebebiyle</b> talep edilebilecek <b>manevi tazminat</b> ile ilgilidir. </b><br />
<br />
2010 yılında bir ihbar maili üzerine başlatılan soruşturmada, 49'u muvazzaf asker 93 şüphelinin tutuklanmasına karar verilmiş, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Kişisel verilerin kaydedilmesi, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” vb. suçlamalar ile 49'u muvazzaf asker 357 sanık hakkında 2 yıl ile ömür boyu hapis arasında değişen cezalar istenmiş idi. İddianamede adı geçen 831 mağdurdan, aralarında devlet memuru, asker ve MİT mensubunun da bulunduğu çok sayıda kişinin suç örgütü tarafından fişlendiği iddia edildi. Ne yazık ki, sanıklar tarafından oluşturulduğu iddia edilen bu isimler hakkındaki <b>fişleme kayıtları iddianamede açıkça yer alarak kamunun bilgisine ulaştı.</b> <b>06.01.2013 tarihli iddianamede, mağdurların siyasi görüşlerinden, cinsel tercihlerine, ebeveynlerinin ne iş yaptığına, kimin neye/kime karşı zaafı bulunduğuna, hangi tür belgeleri temin ettiğine/edebileceğine kadar birçok bilgi yer almaktadır. </b> İzmir 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde Nisan 2013'te görülmeye başlanan dava, süreçte özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin düzenleme ardından İzmir 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Yargılama sırasında bilirkişi heyeti, delillerin gerçek olmadığına dair rapor düzenlemiş ve mahkemece 3 yıl süren yargılama ardından 26 Şubat 2016'da<b> tüm sanıkların beraatine karar verilmiş idi.</b> Beraat kararı Yargıtay tarafından da onandı. Böylelikle, işbu davada yargılanan tüm sanıklar beraat etmiş ve beraat kararı Ekim 2016’da onanarak kesinleşmiş oldu. <br />
<br />
Ceza Muhakamesi Kanunu’nun, “Tazminat istemi” başlıklı, 141. Maddesine 18.06.2014 tarihinde eklenen 3. fıkra şu şekildedir:<br />
<br />
<b><i>“… suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları … açılabilir.”</i></b><br />
<br />
Eklenen bu fıkra ile, soruşturma ve kovuşturma işlemleri nedeniyle tazminat davası açmak mümkün hale gelmiştir.<br />
<br />
Askeri Casusluk davasına dair iddianamede, “sanık” olarak yargılananların, mağdurlar hakkında tuttukları iddia olunan fişleme kayıtlarına, gereği yok iken ve hiçbir önlem alınmaksızın açıkça yer verilmesinin de tazminat nedeni oluşturacağı, <b>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2015/13049 E. ve 2015/17584 K. Sayılı kararında</b> şu şekilde açıklanmıştır.  <br />
<b><i><br />
“… açıklamalar ışığında davacının talebi incelendiğinde, gerçekliği konusunda hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve bir değer yargısında bulunulmaksızın, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacı hakkında tutulan fişleme kayıtlarının açıkça gösterilmesi suretiyle zarara uğradığı iddiasının, … tazminat nedeni oluşturacağı anlaşılmakla”…</i></b><br />
<br />
Anayasanın 20. maddesindeki <i><b>&quot; Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz&quot;</b></i> şeklindeki hüküm, Medeni Kanun’daki <i><b>“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”</b></i> hükmü ve Türk Borçlar Kanunu’ndaki; <b><i>“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.”</i></b> hükmü ve yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin <b><i>&quot;Özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8. maddesindeki; &quot;Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.&quot;</i></b> hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; iddianame düzenlemekle görevli ve yetkili Cumhuriyet savcılarının da, zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketle özenli davranması, kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan, haberleşme içerikleri, kişiler arasındaki konuşmalar, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerle ilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde aynen yer vermelerinin gerekli olup olmadığını değerlendirerek hareket etmeleri gerektiği söylenebilir.<br />
<br />
<b>Az yukarıda bahsedilen Yargıtay emsal kararında da, bu gereklilikten bahsedilerek, mağdurlar hakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızın CMK’nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirdiği, oluşan manevi zararın da tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerektiği belirtilmiştir.</b><br />
<br />
<b><u>Bahsi geçen Yargıtay kararı, oybirliği ile alınmış bir karar olup, 831 mağdur açısından da emsal niteliği taşımaktadır. </u></b><br />
<br />
</font></span><br />
<br />
<i><span style="font-family: Arial"><span style="font-family: Arial Narrow"><b><span style="font-family: Arial Black">Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</span></b></span></span></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?122-Askeri-casusluk-davasi-magdurlarinin-manevi-tazminat-hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İkinci El Araç Satın Alan Kişilerin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Hükümlerinden Faydalanması ve Tüketici Sıfatıyla Kendisine Tanınan Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?121-ikinci-El-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Tuketicinin-Korunmasi-Hakkinda-Kanun-Hukumlerinden-Faydalanmasi-ve-Tuketici-Sifatiyla-Kendisine-Taninan-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 08 May 2017 13:19:25 GMT</pubDate>
			<description>İşbu makalede, özellikle, ikinci el otomobil satın almış ve araçta bir ayıp ile karşılaşmış kişilerin, aracı satın aldığı kişiden değil de, aracı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font size="4"><font size="3"><font size="4"><span style="font-family: Century Gothic"><br />
<br />
İşbu makalede, özellikle, ikinci el otomobil satın almış ve araçta bir ayıp ile karşılaşmış kişilerin, aracı satın aldığı kişiden değil de, aracı sıfır kilometre olarak satışa sunan satıcıdan (veya bu aracın ithalatçısı veya imalatçısı veya üreticisinden) talep edebileceği hakları üzerinde durulacaktır. <br />
<br />
<b>Tüketici-Satıcı (ve üretici, imalatçı) kavramları:</b><br />
28.05.2014 tarihinden itibaren yürürlükte bulunan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a (TKHK) göre “<b>tüketici</b>” ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, “<b>satıcı</b>” ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden, “<b>imalatçı</b>” mal veya hizmetleri ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını ticari veya mesleki amaçlarla ithal ederek satım, kira, finansal kiralama veya benzeri bir yolla piyasaya süren ve son olarak “<b>üretici</b>” ise tüketiciye sunulmuş olan mal ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine markasını, unvanını veya herhangi bir ayırt edici işaretini koyarak kendisini üretici olarak gösteren gerçek veya tüzel kişiyi  ifade eder.<br />
<br />
0 (sıfır) kilometre araç alım satım işinde, genelde, taraflardan biri “<b>tüketici</b>” (araç satın alan kişi) diğeri ise “<b>satıcı</b>” (otomobil bayii, galerici) olup, az yukarıda belirtilen tanımlara uyan bu iki taraf arasında kurulan -ikinci el araç alım satımı da dahil- her türlü sözleşme ve hukuki işlem <b>tüketici işlemi</b>dir. Bu sözleşme dolayısıyla ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara ise TKHK hükümlerinin uygulanacağına kuşku yoktur. <br />
<br />
Örneğin, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, Kasım 2016 tarihinde verdiği bir kararında, şöyle demiştir:      <br />
&quot;<i>Somut olayda, müvekkilinin ....plakalı 2007 model....marka jeep'i beğendiğini ve satın almaya karar verdiğini, <b><u>galeri </u>sektöründe faaliyet gösteren satıcı</b> .... Turizm. Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti ile .... 44. Noterliğinde 09/09/2008 tarihinde... yevmiye numaralı sözleşme akdedildiğini, sözleşmede araç bedeli olarak belirlenen 72.000,00.-TL'nin müvekkili tarafından davalı tarafa ödendiğini  ileri sürerek, 125.000,00.-TL maddi ve 20.000,00.- TL manevi tazminatın davalıdan tahisline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
<b>Davalının, satıcı yani ticari ve mesleki anlamda profesyonel mal ya da hizmet satan kişi tanımına uyduğu, davacının da tüketici olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülerek, sonuçlandırılması gerekmektedir. </b>&quot;</i><br />
<br />
<br />
Bunun yanı sıra, <b>bir kimse (alıcı), bu aracı, yukarıdaki tanımaya uymayan bir satıcıdan (sıradan bir vatandaş) satın almış olabilir. </b>Örneğin internette yer alan bir ilan sayesinde satıcı ile görüşme sağlayıp, aralarında araç alım satım sözleşmesi kurulan taraflardan alıcının da <b>(aracı ikinci el satın alan kişinin)</b> aşağıda ele alacağım bazı şartlar altında, aracı ilk kez trafiğe çıkacak şekilde satmış olan satıcı (örneğin otomobil bayii) ve üretici (örneğin bu otomobili üreten şirket) ve ithalatçı (örneğin bu otomobili yurtdışından ithal eden şirket) aleyhine TKHK hükümlerinden yararlanabileceği yani <b>aracı 0 (sıfır) kilometre satın alan kişi gibi tüketiciye tanınmış haklardan yararlanabileceği pek bilinmemektedir. </b><br />
<br />
Başka bir ifade ile, bir malın, örneğin otomobilin, ikinci el olarak satın alınmasının söz konusu olduğu hallerde, satıcının “TKHK hükümleri anlamında satıcı” niteliğini taşımaması (sıradan herhangi bir kişi olması), son alıcı sıfatıyla o malı satın alan gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatı taşımasına engel değildir. Dolayısıyla, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un aradığı anlamda 'tüketici' niteliğinde bulunan <b>bir kişi, malı ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan, dolayısıyla TKHK anlamında 'satıcı' (otomobil bayii, galerici) olarak kabul edilemeyecek durumda bulunan bir kişiden satın almış dahi olsa, üretici ve/veya satıcıya (otomobil bayii, galerici) karşı kanundan kaynaklanan haklarını ileri sürme ve kullanma olanağına sahiptir. </b>Nasıl ki aracı 0 (sıfır) kilometre satın alan kişinin, otomobil bayiine karşı sahip olduğu hakları vardır, bu haklar aracı 2. el satın alan kişi için de aynen geçerlidir. Bu durum özetle, <b>&quot;garantinin kişiyi değil aracı takip edeceği&quot; kuralı ile açıklanmaya çalışabilir ise de garanti süresinin sona ermesi de bazı durumlarda sonuca etkili değildir.</b><br />
<br />
İnternet üzerinde yapabileceğiniz bazı araştırmalarda ikinci el araç satın alan kişinin, hiçbir surette Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre hak talep edemeyeceğini belirten bir takım makale veya haberler ile karşılaşırsınız. Bu niteliğe haiz makale veya haberler, aracı satın aldığınız kişiyle aranızdaki ilişki açısından geçerli ise de aranızda sözleşme ilişkisi bulunmayan yani herhangi bir şekilde hukuki bir işlem gerçekleştirmediğiniz üretici, imalatçı veya satıcının ayıptan dolayı size karşı olan sorumluluğu TKHK hükümlerine tabidir.<br />
<br />
<b>Aracı satın aldığınız satıcıya karşı yöneltilebilecek talepler açısından ise, <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu" target="_blank">http://www.hukuki.net/entry.php?119-...an-Sorumlulugu</a> linkinde yer alan makalemi incelemenizi tavsiye ederim. </b><br />
<br />
Özetle, aracı satın aldığınız ve TKHK hükümlerine göre satıcı sıfatı taşımayan kişi (araç alım satım işini meslek haline getirmemiş sıradan bir vatandaş) ile sizin (alıcı) aranızdaki ilişki Türk Borçlar Kanunu hükümlerine, bu aracın üreticisi, imalatçısı veya 0 (sıfır) kilometre satışını yapan kişiler ile aranızdaki ilişki ise Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre çözülür.<br />
<br />
<b>2. el alınan araçlarda, <u>garanti süresinin dolup dolmaması</u> araçtaki ayıpların, gizli veya açık ayıp olup olmadığına göre önem arz eder.</b><br />
<br />
Tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımayan mallar ayıplı maldır. Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.<br />
<br />
<b>Gizli ayıp – açık ayıp ayrımına gelince,</b><br />
<br />
Açık ayıplar, satılan malda gözle görülebilen ve makul düzeyde bir insanın yapabileceği basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Örneğin; otomobilin aynasının olmaması, boyasında büyükçe bir çizik, kazıntı izi olması gibi. Gizli ayıplar ise basit muayene ile tespit edilemeyen ve malın kullanılması ile ortaya çıkan ayıplardır. Örneğin; otomobilin elektronik aksamının arızalı olması, bir veya birden çok parçasının boyalı olması gibi. <br />
<br />
<br />
&quot;<i><b>Ortaya çıkan ayıp gizli ayıp niteliğinde ise, garanti süresinin dolmuş olması bu aracın üreticisi, imalatçısı veya 0 (sıfır) kilometre satışını yapan kişinin sorumluluğu ortadan kaldırmaz. </b>Böylesi bir durumda, alıcı (araç sahibi, malik) 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir.&quot;</i> (Bkz. YARGITAY HGK E. 2009/13-542 K. 2009/551 sayılı kararı)<br />
<br />
Açık ayıplarda ise, garanti süresinin dolmuş olması, alıcının 6502 sayılı Yasa hükümlerine göre hak talebinde bulunmasını engeller. Açık ayıplar ile ilgili olarak daha fazla açıklama yapmayacağız.<br />
<br />
Ayıbın gizli mi yoksa açık ayıp mı olduğu, genellikle, bir bakışta anlaşılabilecek bir husus ise de, Yargıtay kararlarında, aracın ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise açık mı yoksa gizli ayıplı mı olduğu konusunda, konusunda uzman (örneğin üniversitelerin otomotiv anabilim dalında görevli) <b>bilirkişiden rapor alınması</b> gerektiği belirtilmektedir. <br />
<br />
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından bir örnek üzerinde ilerlemek daha uygun olacaktır. Örneğin, internette, ikinci el  araç ilanı gördünüz ve aracı beğenerek (aracın ilk sahibinden veya sonraki sahiplerinden) satın aldınız. Satın aldıktan sonra kullanmaya başladığınızda araçtan anormal bir ses gelmekte olduğunu duyduysanız, bu ses, kullanım ile ortaya çıkan (gizli) ayıp niteliğinde olup garanti süresinin dolmuş olması sorumluluğu ortadan kaldırmayacağından, bu ayıp dolayısıyla aracın “0” (sıfır) kilometre satışını yapmış olan otomobil bayiine başvurabilirsiniz. Böylesi bir başvurunun sizden önceki araç  sahibi tarafından yapılmış olup olması önemli değildir. <br />
<br />
<b>Zamanaşımı </b>konusuna gelince, <br />
<br />
Mevzuat hükümlerine göre, yukarıda da izah etmeye çalıştığım ayıba karşı sorumlu tutulanların ayıplı maldan sorumluluğu ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren<b> iki yıllık zamanaşımına</b> tabidir. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.<br />
<br />
Satıcının kusuru veya hilesi, zamanaşımı süresi içerisinde ortaya çıkan ayıbın tamir edilmesi amacıyla kendisine başvurulduğunda bu ayıbı giderip gideremediği, gideremiyor ise ayıbı gizlemeye çalışıp çalışmadığına göre değerlendirilecektir. Örneğin, araç, 0 (sıfır) kilometre satın alındıktan 1,5 yıl sonra ortaya çıkan ayıbın giderilmesi için servise başvuran alıcıya (veya ikinci el satın alan kişiye) araçta bir ayıp olmadığı söylenmiş olabileceği gibi bazen de ortaya çıkan ayıp, uygun bir şekilde onarılmadığı halde onarılmış gibi gösterilebilir. İşte bu gibi durumlarda, satıcının kusuru veya hilesinden bahsedilir ki bu durumda zamanaşımı söz konusu olmaz. Daha net bir ifade ile, araç satın alındıktan 1,5 yıl sonra, ortaya çıkan ayıp için servise başvurulduğunda, bu ayıbın giderildiği belirtilerek araç tüketiciye teslim edildikten 3-4 yıl sonra bile bu ayıp kendisini tekrar gösterecek olursa satıcının kusuru veya hilesi var kabul edilecek, satıcının zamanaşımı savunması değer görmeyecektir. <br />
<br />
Konuyla ilgili olmak üzere, Yargıtay 13. HD'nin bir kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
<i>“2-Davacının, 4.5.2006 tarihinde davalı G… Otomotiv Ltd. Şti.’nden satın aldığı araçta üretim hatası bulunduğu ve gizli ayıplı olduğu, dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Ancak mahkemece, davalı G… Otomotiv Ltd. Şti.’nin süresinde zamanaşımı definde bulunduğu gerekçesiyle, bu davalı hakkındaki davanın, <b>zamanaşımı </b>nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dava konusu araç, 9.12.2006 ile 25.4.2008 tarihleri arasında <b>aynı arıza</b> nedeniyle (çekiş düşüklüğü) beş kez yetkili servise götürülmüştür. Dosyadaki deliller karşısında araçta üretim hatası bulunup bunun gizli ayıp olduğunda kuşku yoktur. Yetkili servis istasyonları, arıza ve ayıbı doğru ve tam teşhis edebilecek, en kısa sürede ve tam anlamıyla giderebilecek elemanları bulundurmak zorundadır. <br />
Deneme yanılma ile aracı tamire çalışan ve parça değişikliği yoluna giden servis çalışanlarının serviste bulundurulmasının sonuçlarının tüketiciye mâl edilmesi düşünülemez. <b>Servisin tüketiciyi sonuç alınamayan tamirlerle oyalaması ve arızanın belli periyotlar ile tekrarlaması karşısında, davada zamanaşımının varlığından söz edilemez</b>. Mahkemece, davalı G… Otomotiv Limited Şirketi açısından davanın asası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde zamanaşımından davanın reddi, usul ve yasaya aykırıdır.” </i><br />
<br />
Malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde haklarınız nelerdir:[/B]<br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 11. maddesinde; <br />
<br />
<i>“(1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici; a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek <b>sözleşmeden dönme, </b>b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında <b>satış bedelinden indirim</b> isteme, c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın <b>ücretsiz onarılmasını isteme</b>, ç) İmkân varsa, satılanın <b>ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme</b>, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür…”</i> denilmiştir. <br />
<br />
Belirtmek gerekir ki bu haklar, sadece aracı ikinci el satın alan kişi değil pek tabii aracı sıfır kilometre satın alan kişi açısından da söz konusudur. <br />
<br />
Yukarıda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştığım ve kanun metninden de anlaşılması gereken <b>tüketici, aracı o (sıfır) kilometre satın almış kişi olabileceği gibi, ikinci el satın almış kişi de olabilir. Aracın ikinci el satın alınmış olması satıcının (üreticinin veya imalatçının) sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. </b><br />
<br />
Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
<i>“Dava konusu ... ... ... plaka sayılı ... marka 2006 model otomobilin, davalılardan ... San. A.Ş.'in yetkili bayii durumundaki dava dışı N... Otomotiv Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 19.09.2005 tarihinde yine dava dışı Serkan'a satıldığı, davacının Kocaeli 5. Noterince düzenlenen 06.04.2007 tarihli &quot;Kati Satış Sözleşmesi&quot; ile dava konusu aracı dava dışı İsa'dan satın aldığı, bu satışa istinaden aracın davacı adına 12.04.2007 tarihinde trafik siciline kaydedildiği, … davacının dava konusu araçta meydana geldiğini ileri sürdüğü arızalarla ilgili olarak, 17.04.2007 ila 22.10.2007 arasındaki muhtelif tarihlerde Kocaeli ve Yalova'daki üç ayrı ... yetkili servisine başvurduğu, …<br />
 Kocaeli Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti Başkanlığı'nca verilen 22.10.2007 gün ve 20/25 sayılı kararın hüküm fıkrasında, &quot;Tüketici Canatan'ın 2. el ... aracının direksiyon kilitlenmesi ve klimadan koku gelmesi hakkındaki şikayeti görüşülmüş olup, araç bir yıl içinde 6'dan fazla servise gittiğinden ve garanti süresi dolmadığından...&quot; şeklindeki gerekçeyle ve 14.06.2003 tarih ve 25138 sayılı R.G.'de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik'in 14/a maddesindeki hükme dayalı olarak &quot;...Tüketicinin değişim talebinde haklılığına, ilgili firmanın aracı ayıpsız bir yenisiyle değiştirmesine...&quot; karar verildiği, akabinde eldeki davanın açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. <br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, maddi olgunun ve davanın açıklanan içeriğine göre, davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır. <br />
<br />
Yukarıda belirtildiği üzere, eldeki dava tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmek üzere asliye hukuk mahkemesinde açılmış; dava dilekçesinde hem üretici firma hem de davacının aracı satın almasına aracılık ettiği belirtilen otomobil galericisi davalı olarak gösterilmiş; iddia ve talep de, açıkça 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a ve ilgili yönetmelik hükümlerine dayandırılmıştır. Başka bir ifadeyle, eldeki dava, davalılardan ... tarafından üretilip, dava dışı yetkili bayi tarafından yine dava dışı bir kişiye satılan ve el değiştirmeler sonucunda davacının mülkiyetine geçip, adına trafiğe kaydedilen otomobildeki ayıplar nedeniyle, üreticinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da düzenlenen sorumluluklarına dayanılarak açılmıştır. <br />
…<br />
Davalılardan ... San. A.Ş.'in davaya konu aracı ürettiği çekişmesiz ve bu nedenle de 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un metni yukarıda bulunan 3/e maddesi anlamında 'üretici' niteliğinde bulunduğu açıktır. <br />
<br />
DAVACININ, AYNI MADDENİN ( 1 ) BENDİ ANLAMINDA 'TÜKETİCİ' OLARAK KABUL EDİLİP, EDİLEMEYECEĞİNE GELİNCE; önemle belirtilmelidir ki; anılan hükmün, bir gerçek veya tüzel kişinin tüketici olarak kabul edilebilmesi için aradığı tek koşul, onun bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinmiş, kullanmış veya yararlanmış olmasıdır. Somut olaydaki gibi, bir malın satın alınmasının söz konusu olduğu hallerde, malın alıcı tarafından daha sonra başkasına ve hatta onun tarafından da başkalarına satılmış olması, dahası son satıcının metni yukarıda bulunan ( f ) bendi anlamında satıcı niteliğini taşımaması, garanti süresi dolmuş olmadıkça, son alıcı sıfatıyla o malın maliki olan gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatı taşımasına engel değildir. Başka bir ifadeyle; kanunun aradığı anlamda 'tüketici' niteliğinde bulunan bir kişi, malı ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan, dolayısıyla kanun anlamında 'satıcı' olarak kabul edilemeyecek durumda bulunan bir kişiden satın almış dahi olsa, malın garanti süresi içerisinde üreticiye karşı kanundan kaynaklanan haklarını ileri sürme ve kullanma olanağına sahiptir. Otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan bir maldır ve garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmaz; satın alan tüketici de sağlanan garantiden yararlanabilir. <br />
<br />
Somut olayda, davacının dava konusu aracı ticari veya mesleki bir amaçla edinmediği çekişmesiz ve bu nedenle de yukarıda belirtilen kanun hükümleri çerçevesinde -garantiye ilişkin koşulların mevcut bulunması halinde- tüketici olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. <br />
<br />
Somut olay garanti kavramı yönünden irdelendiğinde: <br />
<br />
Dava konusu aracın garanti süresi konusunda yerel mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Dosyada Örneği bulunan &quot;Garanti Şartları ( Tüketici )&quot; başlıklı belgenin 1. maddesinde &quot;Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve 2 yıl/100.000 km.'dir ( hangisi önce gerçekleşirse )&quot; hükmü bulunmakta ise de; bu belgenin dava konusu araçla ilgili olup olmadığı belirli bulunmadığı gibi, belgede sözü edilen koşulların dava konusu araç yönünden gerçekleşmiş olup, olmadığı yönünde yapılmış bir inceleme ve araştırma da yoktur. Dahası Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.2005 gün ve Esas: 2005/4-487, Karar: 2005/553 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ORTAYA ÇIKAN AYIP GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, GARANTİ SÜRESİNİN DOLMUŞ OLMASI SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ. Böylesi bir durumda, alıcı ( malik) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir. <br />
<br />
…Hal böyle olunca; yerel mahkemece, öncelikle, d<b>ava konusu araçta var olduğu davacı tarafça ileri sürülen ayıpların garanti süresi içerisinde ortaya çıkmış olup, olmadıklarının yöntemince araştırılıp, saptanması; bunların garanti süresi içerisinde ortaya çıktıklarının saptanması halinde davaya bakma görevinin kendisine ait olduğunun benimsenmesi; eğer bu ayıplar garanti süresinin dolmasından sonra ortaya çıkmış iseler, bu kez, gizli ayıp niteliğinde olup olmadıklarının yine yöntemince ve bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi,</b> gizli ayıp niteliğinde olmaları halinde de yine görevin benimsenmesi ve davaya devam olunması, aksi takdirde şimdiki gibi görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve gerek kanuna ve gerekse atıf yapılan Yargıtay kararlarına uygun olmayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı, özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerle ve açıklanan bu ek gerekçeyle bozulmalıdır.”<br />
</i><br />
<br />
Yukarıda, tüketicinin, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme haklarına sahip olduğu belirtmiştik. Tekrar belirtmek gerekir ki bu haklar aracı sıfır kilometre satın alan ve başka bir kişiye satmamış olan kişi tarafından da pek tabii kullanılabilir. <br />
	<br />
<b>Sözleşmeden dönme hakkı, sözleşme bedelinin tüketiciye iade edilmesini, satış bedelinden indirim isteme hakkı yapılacak bilirkişi incelemesi ile aracın değer kaybının sorumlulardan tahsilini, ücretsiz onarılmasını isteme hakkı, aracın ücretsiz onarılmasını, ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkı ise, aracın ayıpsız yenisi ile değiştirilmesini gerektirir.</b><br />
<br />
Tüketici <b>onarım hakkını</b> kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, <b>diğer seçimlik haklarını</b> (dönme, bedelde indirim, ayıpsız misli ile değiştirilmesini isteme) kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
	<br />
Diğer tüm hakların nasıl uygulanacağı anlaşılabilir ise de burada,<b> uygulamaktan çekinilen bir diğer hak olan satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkı ve sonuçlarından bahsedeceğiz. </b> Bir çok kişi, aracı ikinci el satın aldığı için, otomobil bayiinden aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep edemeyeceğini düşünse de bu düşünce tamamen hatalıdır.<br />
<br />
Ayıpsız misli ile değişim talep eden tüketicinin, davaya kadar, hatta <b>dava açtıktan sonra aracı kullanmış olması, satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçıyı yasal sorumluluktan kurtarmaz.</b> Zira; tüketici, baştan beri sözleşmeyi ayakta tutarak malın ayıpsız bir yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre, ayıpsız yeni mal kendisine teslim edilinceye kadar, elindekini iade yükümlülüğü altında değildir; iade yükümlülüğü ancak, tüketicinin, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde gündeme gelebilecek bir olgudur.<br />
	<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığım koşullara uygun bir dava sonucunda verilen mahkeme kararı (aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi) icra dairesine sunulduğunda satıcının elinde çoğu zaman olduğu gibi davaya konu karardaki gibi bir araç bulunmayabilir. Bu durumda icra müdürlüğü, borsa veya ticaret odası gibi yerlerden sorarak bu <b>aracın güncel değerini</b> belirleyecektir. Örneğin 0 (sıfır) kilometre araç fiyatı 150.000-TL ise aynı aracın ayıpsız 3 yaşındaki modelinin değeri yaklaşık 120-130.000-TL olacaktır.<b> Önemle belirtmek gerekir ki aranan değer, aracın ikinci el (kullanılmış) değeri değildir.</b> Bir yanda otomobil bayiinde satışa sunulan “0” (sıfır) kilometre 2017 model bir araç diğer yanda yine aynı bayiide satışa sunulan 3 yaşında “0” (sıfır) kilometre bir araç olduğunu düşünün. Belirlenmeye çalışılan değer işte bu 3 yaşındaki aracın değeridir.  Söz konusu aracın o güne kadar kullanılmasının da hiçbir önemi yoktur. Anlatılan şekilde belirlenecek bu değere icra mahkemesinde itiraz mümkün olup mahkemenin vereceği karar kesindir. <br />
<br />
İşte bu şekilde araç değeri belirlendikten sonra tüketici (aracı ikinci el veya sıfır kilometre satın alan kişi) aracı karşı tarafa iade edecek karşı taraf da belirlenen bedeli tüketiciye iade edecektir. <br />
<br />
Tarafların edimi aynı anda gerçekleştirilmesi gereken edimler olup, davalar sonuçlanıp kesinleşinceye kadar tüketicinin aracı iade etme zorunluluğu söz konusu değildir. Süreç içerisinde yaşanacak olası kaza vb. durumlarda aracın değer kaybının bilirkişi tarafından belirlenerek tüketiciye ödenmesi gereken bedelden düşülmelidir. </span><br />
<i><b><span style="font-family: Arial"><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</span></b></i></font></font></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?121-ikinci-El-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Tuketicinin-Korunmasi-Hakkinda-Kanun-Hukumlerinden-Faydalanmasi-ve-Tuketici-Sifatiyla-Kendisine-Taninan-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtelenmiş Ötekilerin Ötelenmiş Hayatları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?120-itelenmis-otekilerin-otelenmis-Hayatlari</link>
			<pubDate>Thu, 04 May 2017 14:17:24 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır.<br />
Algılara müdahaleler ben merkezli olunca -hep banacılık- anlaşmazlıklar büyüyor. Egoist eğilim, ötekine varlığınca varlık hakkı vermeme ve onu aidiyete alma, sahiplenme ile biliniyor.<br />
Farklı olanı, kabullendiği daireden -uymadığınca- dışa 'itelemek'... 'İteleme' sonucu, itelenen, haliyle 'iteleyenin' yanında olamıyor.<br />
Ötekini itelememek!<br />
Bu bir feraset, arifanelik ve olgunluk işi...<br />
İnsanın dibinin değil, tepesinin vasfı...<br />
Birinde bu tahammülü görmediğinizde kendinize eziyet etmenize gerek yok. Beri durun ve dayayın bacağınızı bizzat siz varlığınızı ondan iteleyin.<br />
Kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayanları, yaşam sahası dışına iteleyenlerin azgınlığı yeryüzünde kan akıtıyor. Tüm kan bundan akıyor diyemem; ama en çok bundandır.<br />
Farklı farklıyız. Müştereklerimiz de var. Müştereklerde genişlikler varken, diğerinin alanına zıplamak hangi kelime ile ifade edilmeli karar veremedim; ama yakışmıyor.<br />
Hırs oluşuyor, haset körükleniyor ve nifak başlıyor...<br />
İtelendikçe kinlenmek, ötelendikçe nefret duymak, iğrenmek, ötekileştikçe yabancı düşmek hep bundan...<br />
İtelenen, kakılan, eziyet gören insanlar başkalarının onların varlıklarını hoş görmemelerinin onlarda oluşturduğu baskıya yönelik çaresizlik ve tepkiyi, o baskının kaynağına kin tutarak ve fırsat bulduğunda öç alarak gösterirler.<br />
Bazen bu kendilerine yönelik şiddete ve bazen de kişi bazlı ve daha çok topluluk halinde yok edişlere kadar işi götürür.<br />
Kızıl ile yeşil, fahişe ile rahibe, dinsiz ile dindar, fakir ile zengin, çirkin ile güzel v.s v.s…<br />
Biri birine öteki ve yabancı ya, dünya döndükçe anarşi bitmez.<br />
Üç vakitlik ömür bin eziyet.<br />
Esasen Cami müdavimi ile meyhaneci aynı hayatın tüketicisidir.<br />
Birbirini tüketmek ile geçen ömür ziyandır.<br />
Jorge Luis Borges, seksen beş yaşında bir şeyler karalamış. Şimdi ne yapılabilir ise yapılmalı... Yaşam an an kısalıyor hepimize. Yarınlara ertelediğimiz nice şeyler adına:<br />
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,<br />
İkincisinde daha çok hata yapardım<br />
Yeniden başlayabilseydim<br />
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım<br />
Ve sonbahar bitene kadar<br />
Yürürdüm çıplak ayaklarla<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder,<br />
Güneşin tadına varır,<br />
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.<br />
Ama işte seksen beşindeyim<br />
Ve biliyorum ölüyorum.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?120-itelenmis-otekilerin-otelenmis-Hayatlari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İkinci El Araç Satışında Satıcının Ayıptan Sorumluluğu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu</link>
			<pubDate>Mon, 01 May 2017 19:40:11 GMT</pubDate>
			<description>İkinci el araç satışları, beraberinde, alıcı ve satıcıya bir takım yükümlülükler getirmektedir. 
 
Bunların en başında *satıcının ayıptan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İkinci el araç satışları, beraberinde, alıcı ve satıcıya bir takım yükümlülükler getirmektedir.<br />
<br />
Bunların en başında <b>satıcının ayıptan sorumluluğu</b> gelmektedir.<br />
<br />
Öncelikle ayıbın tanımına bakalım:<br />
<br />
&quot;Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan,*kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.&quot;*(TBK. m. 219)<br />
<br />
Satıcı, ister bir şirket olsun, isterse bir şahıs; ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan (otomobil bayi, galerici) kişilerden değilse, ayıptan sorumluluk, Borçlar Hukuku hükümleri çerçevesinde incelenmesi gereken bir husustur. Türk Borçlar Kanununa <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
<b>Örneğin, internette veya sokakta dolaşırken görüp beğendiğiniz ve araç sahibinin, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan bir kişi (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) olmadığı durumlarda satıcının ayıptan sorumluluğu Borçlar Hukuku'nun konusunu oluşturur. </b>Eğer satıcı, ticari veya mesleki amaçlarla araç satım işini meslek haline getirmiş birisi ise (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) araç satışından doğan uyuşmazlıklara Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Hükümleri uygulanacaktır. Nitekim bu durumda alıcı, &quot;tüketici&quot; sıfatına haiz olur.<br />
<br />
Biz, bu makalemizde, satıcının, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) kişilerden olmadığı durumlarda, satın alınan araçtaki ayıplardan ve bu ayıplar dolayısıyla alıcıların başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapacağız.<br />
<br />
Bazı durumlarda araç, alım-satım işini meslek haline getirmemiş bir kişi (sıradan vatandaş) tarafından satılmak istenip de, satışı devredilmeden galeriye teslim edilmiş ve galerici tarafından ilana çıkarılmış olabilir. Eğer siz de bu şekilde bir araç satın aldıysanız makaleyi incelemeye devam edebilirsiniz. Eğer*yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs. kişilerin üzerine kayıtlı bir araç satın aldıysanız*aradığınız soruların cevabını bu makalemizde bulamayabilirsiniz.<br />
<br />
<b>AYIP NEDİR?</b><br />
<br />
Şimdi, ilk olarak “ayıp” kavramı üzerinde duralım:<br />
<br />
Araçlarda görülebilecek ayıplara örnek olarak; aracın sigorta kayıtlarında pert veya hasar kaydının bulunması, bazı parçalarının boyalı/değişmiş olması, şasesinde doğrultma olması, sunroofun çalışmıyor olması, kapılarının kilitlenmiyor olması, kilometre sayacı ile oynanmış olması, şanzımanında arıza olması vs. durumlarda araçta ayıp mevcut demektir. Elbette ayıp burada sayamayacağımız başkaca örneklerde de söz konusu olabilir. Ayıp deyiminden anlaşılması gereken arıza, kusurdur. Alıcı tarafından bilinseydi, aracın daha düşük bedelle satın alınması gerektiği söylenebilen her durumda ayıp mevcut demektir.<br />
<br />
İkinci el araç satın alan bir çok kişi, araçta karşılaştığı arızalardan dolayı satıcının sorumlu olmadığını düşünür. Bu konuda verilmiş onlarca mahkeme kararı olmasına rağmen, satıcının sorumluluğu konusunda ikna olmak istemezler. Araç satın aldıktan sonra bir sorunla karşılaşan alıcılar, durumu satıcıya izah ettiklerinde, satıcının &quot;imzayı attın, bitti!&quot; veya &quot;ben sana satarken sorun yoktu&quot; gibi ifadeleri karşısında kendilerini çaresiz hissederler. Oysa ki, satıcı, ayıba karşı sorumludur.<br />
<br />
Fakat her ayıp dolayısıyla satıcının sorumluluğu bulunduğu söylenemez. Bir takım ayıplar (örneğin, satım anında alıcı tarafından bilinen ayıplar) ya satıcının sorumluluğunu gündeme getirmez ya da bu ayıpların uygun şekilde ileri sürülmemesi halinde satıcının sorumluluğuna başvurmak mümkün olmaz.<br />
<br />
<b>ALICI TARAFINDAN BİLİNEN AYIPLAR:</b><br />
<br />
Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Örneğin satıcı, alıcıya, araçta 3 parçanın boyalı olduğunu bildirmiş olabilir, bildirdiği bu ayıplardan dolayı sorumluluğu bulunmamaktadır. Fakat araçtaki ayıpların alıcıya bildirildiğinin ispat yükü satıcıdadır. Örneğin, aracın internette yer alan ilanında, 3 parçasının boyalı olduğu belirtilmiş, alıcı da satıcı ile bu ilan vasıtasıyla buluşup bir araya gelerek aracı satın almış ise, artık, bu boyalı parçalardan haberinin olmadığını ileri süremez ne var ki 3 parçasının boyalı olduğu belirtilmesine rağmen 4 veya daha fazla parçada boya var ise alıcı elbette, kanunun, kendisine tanıdığı ve aşağıda ele alacağımız haklarını kullanabilecektir.<br />
<br />
<b>NOTER SATIŞ SÖZLEŞMESİNDEKİ KAYITLAR:</b><br />
<br />
Birçok kişi, noter satış sözleşmesindeki, satışa konu aracın &quot;<b>mevcut haliyle görerek ve beğenerek alındığına&quot; dair kayıtlar karşısında satıcıya dava açamayacaklarını düşünür. Bu kayıtlar, ancak, gözle görülebilir (açık) ayıplar açısından bağlayıcıdır.</b> Örneğin satış anında aracın camında çatlak varsa veya bir lastiği yıpranmışsa bu (duyu organlarıyla yapılan basit kontrolle anlaşılabilen)*ayıplar dolayısıyla satıcıya dava açmak mümkün olmaz. Fakat araçtaki boya, kaporta veya motor ile ilgili tüm (gizli) ayıplar noterde düzenlenen araç satış sözleşmesindeki kayıtlardan etkilenmeksizin dava konusu yapılabilir. Çünkü bu tür ayıplar gözle görülmezler.<br />
<br />
<b>ARACIN GEÇMİŞ DÖNEM SERVİS KAYITLARI:</b><br />
<br />
ARAÇ SATIN ALAN KİŞİLER, ARACIN SERVİS KAYITLARINI İNCELEMEMEKTE, BU KAYITLAR DOLAYISIYLA SATICIYA KARŞI DAVA AÇAMAYACAKLARINI DÜŞÜNMEKTEDİRLER. Başka bir ifade ile, satın almış olduğunuz araç, siz satın almadan önce, size satan kişi veya ondan önceki sahibi tarafından, ayıplar(arızalar, sorunlar) dolayısıyla servise götürülmüş olabilir. <b>Eğer ki bu servis kayıtlarına yansıyan ayıplar,* aracın daha düşük bedelle satılmasını gerektirir nitelikte ise, alıcı, bu ekonomik değer düşüklüğüne sebep olan ayıpların kendisine bildirilmediğinden bahisle aracı satan kişiye karşı dava açabilir.</b> Elbette bu ayıpların da aracın daha düşük bedelle satılmasını gerektirir nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin, aracın eski maliki, aracı size satmadan önce, araçta mevcut bir şanzıman veya motor arızası sebebiyle yetkili servise başvurmuş ve aracın şanzımanını veya aracın motoru gibi esaslı parçalarını değiştirmiş veya tamiratını sağlamış ise (yani bu sorun servis tarafından giderilmiş dahi olsa), araçta bir değer kaybı meydana gelmiş olur. Eğer satıcı, böyle bir şeyden bahsetmeyip aracı size satmış ise, alıcı olarak sizler, satıcıya karşı bu değer kaybını talep edebilirsiniz. Hemen belirtmek gerekir ki, aracın eski maliki (size satan kişi) de eğer şartları mevcutsa, bu değer kaybını, aracın önceki sahibinden (ve hatta sıfır kilometre satışını yapan yerden) talep edebilir.<br />
<br />
<b>EKSPERTİZ İNCELEMESİ ZORUNLU MUDUR?</b><br />
<br />
Bizlere ulaşan bir diğer soru, araç alım satımı esnasında ekspertiz incelemesi yaptırmanın zorunlu olup olmadığıdır. ARAÇ SATIN ALACAK KİŞİLERİN, EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMA ZORUNLULUĞU YOKTUR. Önemli olan, satıcının, ayıpları bildirmesidir. Eğer satıcı araçtaki ayıpları alıcıya bildirmemiş ise, alıcının ekspertiz incelemesi yaptırıp yaptırmaması hiçbir önem arz etmez. Ekspertiz incelemesi yaptırılsa idi ortaya çıkacak olan ayıplarda satıcının sorumluluğu devam eder. Ekspertiz incelemesi yaptırılmasına rağmen o anda ortaya çıkmamış ve daha sonra anlaşılan ayıplarda da ekspertiz firması ile satıcının ayrı ayrı sorumlulukları bulunur.<br />
<br />
Bununla birlikte, genelde olduğu gibi, alıcı, aracı satın almadan önce ekspertiz incelemesi yaptırmış ise, bu ekspertiz raporunda belirtilen ayıpların (arızaların veya kaporta sorunlarının) bilinmediğini ileri süremez. Ekspertiz raporunda belirtilmeyen ayıplar açısından dava hakkı devam eder.<br />
<br />
<b>AÇIK AYIPLAR AÇISINDAN GÖZDEN GEÇİRME VE SATICIYA BİLDİRME:</b><br />
<br />
“Alıcı, gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.”<br />
<br />
Görüleceği üzere kanun metninde &quot;gözden geçirmek” ve, “uygun bir süre” deyimlerinden ne anlaşılması gerektiği, “bildirim”in ne şekilde yapılacağı hususları net bir şekilde düzenlenmemiş olup, bu muğlak ifadeler uygulamada bazı sorunlara yol açmaktadır.<br />
<br />
Öncelikle, gözden geçirme hususunun ve bildirim külfetinin ne şekilde yerine getirileceği, ayıpların açık veya gizli olup olmadıklarına göre değişmektedir.<br />
<br />
Her ne kadar ülkemizde, 2. el araç satışlarında, ekspertiz incelemesi sıkça başvurulan bir yöntem ise de, yukarıda ifade edildiği üzere, aracın ayıplarını öğrenmek maksadıyla ekspere götürülmesi bir şart değildir. Alıcı, satın alacağı aracı uzman bir kişiye kontrol ettirmek yükümlülüğü altında bulunmamaktadır, aksine satıcı, aracın kusurlarını anlatmak zorundadır. Aslına bakılırsa alıcının hiçbir kaydı inceleme yükümlülüğü de yoktur. Alıcının, araç satın almadan önce, aracın,*Trafik kayıtlarını,* Sigorta*kayıtlarını,*TRAMER*kayıtlarını inceleme ve bir takım kurumlara (Sigorta Bilgi Gözetim Merkezi gibi) SMS göndererek*bilgi edinme yükümlülüğünün olmadığı bilinmelidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, &quot;gözden geçirmek&quot; deyiminden, makul düzeyde herhangi bir kişinin, araç üzerinde duyu organlarıyla yaptığı kontrol anlaşılmalıdır.*Alıcının gözden geçirme külfeti sadece açık ayıplarda söz konusudur. (örneğin aracın camında çatlak varsa)<br />
<br />
Kanun da zaten, açık ayıplar açısından gözden geçirme hususunu düzenlemiştir. Alıcının, gizli ayıpları gözden geçirme mecburiyeti hiçbir zaman bulunmamaktadır. Gizli ayıplar, genelde, ekspertiz incelemesi ile ortaya çıkar ve duyu organları ile yapılan kontrolde anlaşılmazlar.*Örneğin aracın bazı parçalarının boyalı veya değişmiş olduğu ancak eksper veya kaporta konusunda uzman bir ustanın incelemesi ile anlaşılabilir. Ancak böylesi bir inceleme ile anlaşılabilen ayıplar gizli ayıptır.*<br />
<br />
Alıcı yapacağı olağan bir kontrol ile araçta bir ayıp görmüş ise (camının çatlak olması gibi) bunu “uygun sürede” satıcıya bildirmelidir. Önemli olan, -sonradan dahi öğrenilmiş olsa- ayıbın, vakit geçirmeksizin satıcıya bildirilmesidir.<br />
<br />
Sonradan görülen bu ayıbın bildirilmemesi halinde, araç, ayıpları ile birlikte kabul edilmiş sayılır ve aşağıda anlatmaya çalışacağımız seçimlik hakların kullanılması mümkün olmaz.<br />
<br />
Kanun metni incelendiğinde, “bildirim”in ne şekilde yapılacağı konusunda da net bir ifade yer almadığı görülmektedir. Bildirimin noter aracılığı ile ihtarname göndererek veya iadeli taahhütlü mektup ile yapılması ispat kolaylığı açısından yararlıdır fakat ayıp bildirimi her şekilde (mail, faks, telgraf, telefon) yapılabilir. Unutulmamalıdır ki ayıpların satıcıya ihbar edildiğini ispat etmek (bunu kanıtlamak) alıcının yükümlülüğündedir.<br />
<br />
<b>SATICI, AYIPLARIN VARLIĞINI BİLMESE DAHİ SORUMLUDUR:</b><br />
<br />
Tarafımıza en çok yöneltilen soru, aracı satan kişinin bu ayıplardan haberi olmadığını söylediğinde ne yapılacağı sorusudur. Birçok alıcı, beğenerek yahut da satıcıya kanarak veya güvenerek satın aldığı araçta daha sonradan ortaya çıkan ayıpları öğrendiğinde, aracı kendisine satan kişiye karşı hukuki yollara başvurmakta çekinmekte, satıcının, böyle bir ayıbı kendisinin de bilmediği savunması karşısında sonuç alamayacağını düşünmektedir.**Bu düşünce tamamen hatalıdır, nitekim SATICI, AYIPLARIN VARLIĞINI BİLMESE DAHİ ALICIYA KARŞI SORUMLUDUR. Onun (satıcının) da, aracın kendisinden önceki sahibine müracaat hakkı elbette bulunmaktadır. Samimi bir satıcının yapması gereken de zaten; alıcı tarafından kendisine dava açıldığında bu ayıpları bilmediğini iddia ediyorsa o davayı, aracı kendisine satan önceki satıcıya ihbar etmek, koşulları var ise bu zararını önceki sahibinden karşılamaktır. Aksi halde her satıcının “Ben de bilmiyordum” savunması karşısında yapılacak bir şey kalmaz, mağdur olan kişilerin yasa ile kendilerine tanınmış bu haklarını kullanmaları engellenmiş olurdu. Araçtaki ayıpların alıcıya bildirildiği konusunda ispat yükü satıcının üzerindedir.*<br />
<br />
Örneğin; emsal bir dosya ile ilgili olarak, mahkemece tartışılan olayda, araç, &quot;A&quot; isimli kişi tarafından kullanıldığı 2010 yılında meydana gelen bir kaza ile hurda haline gelmiş, &quot;B&quot; tarafından 2012 yılında satın alınmış ve aynı araç 2015 yılında &quot;C&quot; ye satılmıştır. C, B'ye karşı dava açtığında, B, bu olaydan haberi olmadığını ve kendisinden önceki sahibi zamanında gerçekleştiğini savunmuştur. Fakat yüksek Mahkeme tarafından, B'nin ayıplı araç satışından sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Çünkü satıcı ayıpların varlığını bilmese dahi sorumludur.*<br />
<br />
<b>SATICININ SEBEP OLMADIĞI AYIPLAR:</b><br />
<br />
Ayıplı araç satın almış alıcılardaki bir başka düşünce, araçtaki ayıplara satıcının sebep olup olmamasına göre haklarının değişebileceği veya haklarını kullanamayabilecekleri düşüncesidir. Bu düşünce de hatalıdır. Başka bir ifade ile, satıcı, araçtaki ayıplara kendisi sebebiyet vermemiş olsa bile alıcıya karşı sorumludur.<br />
<br />
Bu konuda olmak üzere, bir Yüksek Mahkeme kararında, satıcının kendisinin sebep olmadığı ayıplardan dahi alıcıya karşı sorumlu olduğu ifade edilmiştir.<br />
<br />
<b>AĞIR VEYA TAM HASARLI VEYA PERT KAYITLI ARAÇLARIN DURUMU:</b><br />
<br />
Satın alınan araçta, daha önceki bir döneme ait pert (pert-total) kaydının bulunuyor olması da aracı ayıplı hale getirir. Böyle bir araç satın alan alıcı da diğer ayıp durumlarında olduğu gibi aşağıda ele aldığımız seçimlik haklardan dilediğini kullanabilir.<br />
<br />
<b>KİLOMETRE SAYACINA MÜDAHALE EDİLMİŞ ARAÇLARIN DURUMU:</b><br />
<br />
Uygulamada en çok karşılaşılan ayıplardan biri de satın alınan aracın önceki maliklerince kilometre sayacında işlem yapılarak, gerçekte çok daha* fazla mesafe kat etmiş bir aracın daha az mesafe kat etmiş gibi gösterilerek satılmasıdır.* Bu konudaki detaylı bilgilere*<a href="https://www.akahukuk.com.tr/2018/04/14/kilometre-sayaci-dusurulmus-arac-satin-alan-kisilerin-haklari/" target="_blank">Kilometre Sayacı Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları</a> başlıklı makalemizden ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
BÖYLE BİR DURUM İLE KARŞILAŞAN ALICILARDA BELİREN İLK DÜŞÜNCE, ARACI KENDİSİNE SATAN KİŞİNİN DEĞİL DE ONDAN ÖNCEKİLER TARAFINDAN BÖYLE BİR İŞLEM YAPILMIŞ İSE AÇILACAK DAVANIN KAZANILAMAYACAĞI DÜŞÜNCESİDİR. BU DÜŞÜNCE TAMAMEN HATALIDIR. ARACIN, HANGİ MALİK ELİNDE OLURSA OLSUN, KİLOMETRE SAYACI İLE OYNANMIŞ İSE, SON ALICI, SON SATICIYA KARŞI AÇACAĞI DAVAYI KAZANACAKTIR. Bu husus zaten kanunda düzenlenmiş olup, az yukarıda detayları ile anlatılmıştır.*<br />
<br />
Örneğin, aracın ilk sahibi &quot;A&quot; ikinci sahibi &quot;B&quot; üçüncü sahibi &quot;C&quot; olsun. A, aracı sıfır kilometre olarak satın almış ve 100 bin kilometreye gelince aracın kilometre sayacını 40 bine düşürmüş ve aracı B'ye satmıştır. B, aracın kilometre sayacına müdahale etmeden 120 bin kilometreye kadar kullandıktan sonra aracı C'ye sattığında, C, bir süre sonra, aracın, muayene/servis kayıtları gibi kayıtlarını incelediğinde, kendisinden önceki A veya B tarafından, aracın kilometresinin düşürülmüş olduğunu anlarsa, aracı kendisine satan B'ye karşı dava açabilir. İşte bu durumda, B, aracın kilometre sayacına kendisinin müdahale etmediğini veya böyle bir durumdan haberi olmadığını savunamaz. Çünkü B, ayıpların varlığını bilmese dahi sorumludur.* B de arzu ederse A'ya karşı dava açabilir.<br />
<br />
Bu durum, Yüksek Mahkemenin bir kararında şu şekilde belirtilmiştir:<br />
<br />
“Davacı, davalılardan ...'den noterde yapılan satış sözleşmesi ile 16.05.2012 tarihinde 2. el bir araç satın aldığını, aracın kendisine 135.339 km olarak satıldığını ancak satın aldıktan bir süre sonra aracın 2010 yılında 204.227 km de iken işlem gördüğünün ortaya çıktığını ...*karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.<br />
<br />
... davalı kendisinin de ayıptan haberi olmadığını savunmaktadır. Açıklanan ilkeler doğrultusunda ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince davacı uğradığı zararları davalı ...' den isteyebilir…”<br />
<br />
<b>Görüleceği üzere, olayda, satıcı, mahkemeye, tam da alıcıların dava açmaktan çekindikleri şekilde bir savunma sunmuş, BÖYLE BİR İŞLEMDEN KENDİSİNİN DE HABERİ OLMADIĞINI ifade etmiştir. Fakat yüksek Mahkeme, bu savunmanın değerli olmadığına karar vermiştir. Böyle bir durumla karşılaşan alıcıların, satıcıya dava açmaktan çekinmemeleri gerekmektedir.</b><br />
<br />
Yine, satıcının, ayıptan kendisinin de haberi olmadığını savunduğu bir dava sonunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu şu şekilde karar vermiştir:<br />
<br />
&quot;Somut olaya gelince; davaya konu aracın 23.12.2007 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde hurda haline geldiği ve sonrasında onarıldığı,*Ahmet'in*aracı 06.11.2008 tarihli araç satım sözleşmesiyle Ceyhun'dan satın aldığı ve 24.05.2010 tarihli araç satım sözleşmesiyle Mehmet'e sattığı uyuşmazlık konusu değildir. İspat yükü üzerinde olan Ahmet, satış öncesi aracın ayıplı olduğu konusunda Mehmet'i bilgilendirdiğini veya Mehmet'in bu hususu bildiğini ispatlayamamıştır. Kaldı ki lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumlu olur.&quot;<br />
<br />
Bu olayda hurda haline gelen bir araç, Ceyhun tarafından Aralık 2007 tarihinde onarılmış ve Kasım 2008 tarihinde Ahmet'e satılmış, Ahmet de bu aracı Mayıs 2010 tarihinde Mehmet'e satmıştır. <b>Mehmet, aracı satın aldıktan sonra yaptığı araştırmada aracın 2007 yılında hurda haline geldiğini öğrenmiş ve aracı kendisine satan Ahmet'e karşı dava açmıştır. Yargıtay da bu davada Mehmet'i haklı bulmuştur. Dikkat edilmesi gereken husus şudur; Ahmet'in bu hasarın kendisinden önce oluştuğunu ispat etmesi dahi yetmez. Önemli olan tüm ayıpların alıcı Mehmet'e bildirilip bildirilmediğidir.</b> Böyle bir dava ile karşılaşan Ahmet, kendisinden önceki ayıpları gerçekten bilmiyorsa o da Ceyhun'a karşı talepte bulunabilir.<br />
<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu kararı, ikinci el satın aldıkları araçlarda ayıpla karşılaşan kişilerin hiçbir çekinceleri olmadan aracı kendilerine satan kişilere karşı açacakları davada haklı bulunacaklarını göstermektedir!<br />
<br />
<b>ARACIN PİYASA DEĞERİNDEN DÜŞÜK BİR BEDELLE SATIN ALINMIŞ OLMASI, ARAÇTAKİ AYIPLARIN BİLİNDİĞİ ŞEKLİNDE YORUMLANAMAZ:</b><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, satıcı ayıpların varlığını alıcıya bildirdiğini veya alıcının bu ayıpların varlığını bildiğini iddia ediyor ise bu iddiasını ispat ile mükelleftir. Uygulamada, alıcının ayıpları bildiğinin*ARACIN PİYASA DEĞERİNDEN DÜŞÜK SATILDIĞI SAVUNMASI ile ispatlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Yüksek Mahkeme ise, bir kararında, aracın piyasa değerinden düşük satın alınmasının, ayıpların alıcı tarafından bilindiği konusunda bir karine teşkil etmeyeceğini bir başka anlatımla araçtaki ayıpların -salt piyasa değerinden daha düşük bir bedel ile satın alındı diye- alıcı tarafından bilindiğinin kabul edilemeyeceğini belirtmiş, bu ayıpların alıcı tarafından bilindiğinin satıcı tarafından açık ve net bir biçimde ispat edilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır.<br />
<br />
Bu konuda belirtmemiz gereken bir diğer husus da şudur; sözleşmeden dönmek isteyen alıcı, araç için ödediği bedeli iade alacağından aracın piyasa değerinin önemi bulunmamakta ise de, diğer seçimlik hakkı olan “ayıp nedeniyle bedelde indirim” talep ettiği durumlarda aracın &quot;ayıpsız&quot; halinin piyasa değeri önem arz edecektir.*Fakat ne olursa olsun, alıcının, bu ayıplı aracı piyasa değerinden düşük satın almış olması ayıpları bildiği ve bu sebeple düşük fiyata satın aldığı şeklinde yorumlanamaz.*<br />
<br />
<b>ARACIN SATILMIŞ OLMASI DEĞER KAYBINI TALEP HAKKINI ENGELLEMEZ:</b><br />
<br />
Uygulamada karşımıza çıkan bir diğer mesele, ayıplı bir araç satın almış kişilerin, bu aracı sattıktan sonra, aracı kendisine satan (eski) satıcıdan bir hak talep edip edemeyecekleri konusundadır. Başka bir anlatımla, ayıplı araç A tarafından B'ye, B tarafından da C'ye satıldıktan sonra, B, A'ya karşı talepte bulunabilir. Hatta ve hatta, söz konusu araç, A'dan 50.000-TL bedelle satın alınmış ve C'ye 55.000-TL bedelle satılmış olsa dahi, B tarafından A'ya karşı dava açılabilir.<br />
<br />
<b>SATICI, ARACINI, GALERİCİYE TESLİM ETMİŞ İSE:</b><br />
<br />
Yukarıda, araç alım satım işini meslek haline getirmemiş sıradan bir vatandaştan satın alınan araçlar için, uyuşmazlığın, Borçlar Hukuku'nun konusunu oluşturduğunu ifade etmiştik. Bazen de, satılık araç, daha hızlı sürede veya daha kolay satmak gibi amaçlarla galericiye teslim edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda galerici, bu aracın satışına aracılık etmekte olup, genelde satış fiyatından pay/komisyon alır.<br />
<br />
Eğer alıcı, aracını, satıcı üzerine kayıtlı olup da galericilik faaliyeti yapmakta olan bir kişinin ilanı üzerine satın almışsa, burada galerici ile satıcının sorumluluklarını ayrı ayrı incelemek gerekir. HEMEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ, BÖYLE BİR DURUMDA ALICI, TÜKETİCİ SIFATINA HAİZ OLUR VE HAKLARI DAHA GENİŞTİR.<br />
<br />
Galericinin sorumluluğu:* Galerici, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal<br />
sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişi olduğundan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereği &quot;satıcı&quot; konumundadır.<br />
<br />
Ayıplı mal satışında, galericinin sorumluluğu 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 8 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.<br />
<br />
Yukarıda bahsettiğimiz tüm durumlarda araçta ayıp mevcut demek olup, satıcı adına hareket eden galericinin &quot;Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edileceği&quot; cihetiyle öncelikle bir sorumluluğu söz konusu olur.<br />
<br />
Galerici karşısında tüketici konumunda bulunan alıcının seçimlik hakları şu şekildedir:<br />
TKHK. MADDE 11- (1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici (alıcı);<br />
a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,<br />
b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,<br />
c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını<br />
isteme,<br />
ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme,<br />
seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
(3) Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek<br />
olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir.<br />
Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.<br />
(5) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu*bedelin tümü veya bedelden yapılan indirim tutarı derhâl tüketiciye iade edilir.<br />
(6) Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar, tüketicinin seçtiği hakkı yerine getiren<br />
tarafça karşılanır. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu*hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.<br />
<br />
Zamanaşımı<br />
MADDE 12- (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı<br />
maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık*zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır.<br />
(2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan*sorumluluğu bir yıldan*az olamaz.<br />
(3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.<br />
<br />
Örneğin, ayıp, galerici tarafından bilindiği halde, araç bu ayıplı haliyle satılmışsa, galerici zamanaşımı hükümlerinden yararlanamaz.<br />
<br />
Satıcının sorumluluğu: Aracın kayıt sahibi satıcı ise,* Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince sorumludur.<br />
<br />
Özet olarak, satılık aracın, galericiye teslim edildiği bu gibi durumlarda, hem satıcının hem de galericinin sorumluluğuna başvurmak mümkün olup, davanın özel görevli mahkeme olan Tüketici Mahkemesinde açılması gerekir.<br />
<br />
<b>ALICININ SEÇİMLİK HAKLARI:</b><br />
<br />
Araçta ayıp bulunduğu ve bu ayıplar dolayısıyla satıcının sorumlu olduğu durumlarda alıcı, şu seçimlik haklardan birini kullanabilir:<br />
<br />
1.Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.<br />
<br />
2.Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.<br />
<br />
3.Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.<br />
<br />
4.İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme<br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkının kullanılması halinde, satıcının satım bedelini iade etmesi borcu ve alıcının ise aracı, satıcıya teslim etmesi borcu doğmaktadır. Fakat alıcının, bedeli iade almadan aracı teslim etmesi söz konusu olmayacak, bedeli iade almadan aracı teslim etmek ister ise bu teslim tarihinden itibaren faize hak kazanması gündeme gelecektir. Aracın, anlatılan şekilde bedeli iade alınana kadar alıcı tarafından kullanılmasında mahzur yoktur.<br />
<br />
Ayıp oranında satış bedelinde indirim*hakkının kullanılması, satım tarihinde aracın ayıpsız hali ile ayıplı halinin piyasa değerlerinin karşılaştırılması, bu oranın satım bedeline uyarlanması, neticesinde elde edilecek değer ile satım değeri arasındaki farkın alıcıya ödenmesini gerektirir. Örneğin ayıpsız piyasa değeri 50.000-TL, ayıplı piyasa değeri 40.000-TL olan bir araç, 48.000-TL ye satın alınmış olsun. 48.000/50.000x40.000=38.400-TL. Ayıp oranında bedelde indirim yapılması gereken tutar: 48.000-38.400=9.600-TL. Yani satıcının, ayıplı araç satışı ile ilgili alıcıya ödemesi gereken tutar 9.600-TL’dir. Bu hesaplama bilirkişi tarafından yapılacaktır.<br />
<br />
Satılanın ücretsiz onarılmasını isteme ve satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakları konusunda, uygulamada birden çok sorunun doğumuna yol açtığından, burada açıklama yapmayacağız.<br />
<br />
<b>FAİZ KONUSUNDA AÇIKLAMALAR:</b><br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkı kullanılarak araç bedelinin tahsilinin talep edildiği durumlarda faiz, aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren işler. Yani 01.01.2016 tarihinde satın alınan bir araç hakkında açılan dava 01.01.2017 tarihinde sona erdiyse, araç bedelinin satıcıya ödendiği 01.01.2016 tarihinden itibaren değil, ancak dava sonunda aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren faiz işler. Çünkü alıcı, araç için ödediği bedeli geri alana kadar aracı teslim etmek zorunda olmadığından aracı kullanmaya devam etmiş olabilir ve bu durumda faiz talep edemez.<br />
<br />
Bununla birlikte bazı durumlarda, satın alınan araçta ortaya çıkan ayıp, aracı kullanılmaz hale getirmiş olabilir. İşte araç kullanılmaz bir haldeyse ancak o zaman faiz dava veya aracın kullanılamaz hale geldiği tarihinden işlemeye başlar.<br />
<br />
Satıcı, alım satım işini meslek haline getirmiş bir kişi değilse işleyecek faiz türü yasal faizdir. Yasal faiz oranı bugün itibariyle yıllık yüzde 9'dur.<br />
<br />
<b>DAVA SIRASINDA ARAÇ SATILABİLİR Mİ?</b><br />
<br />
Tarafımıza yöneltilen sorulardan biri de, dava açtıktan sonra, aracın satılıp satılamayacağıdır. Satış bedelinde indirim hakkının talep edildiği durumlarda, aracın üçüncü kişiye satılması mümkündür. Önemli olan, davanın tarihinde aracın maliki olmaktır. Dava sırasında aracın satılması davanın görülmesine engel olmaz.<br />
<br />
<b>NEDEN DAVA AÇMALISINIZ?</b><br />
<br />
Yukarıda, satıcının, ayıpları kendisi gerçekleştirmemiş veya ayıpların varlığını bilmese dahi sorumlu olacağını anlatmıştık. İşte, satın aldığınız araçta bir ayıpla karşılaştıysanız, aracı size satan kişiye durumu anlatmanıza rağmen sonuç alamıyorsanız yapmanız gereken şey satıcıya karşı dava açmaktır. Eğer siz ayıplar dolayısıyla satıcıya dava açmazsanız, aracı daha sonra satmaya karar verdiğinizde öğrendiğiniz ayıpları yeni alıcıya bildirmek zorundasınız. Eğer bu ayıpları yeni alıcıya bildirmeden aracı satacak olursanız, bu yeni alıcı da sizlere karşı yukarıda bahsettiğimiz tüm haklarını kullanabilir. Böyle bir davada satıcı konumunda olacak sizler de ayıpların varlığından haberdar olmadığınızı veya ayıpların sizin tarafınızdan gerçekleştirilmediğini ileri süremezsiniz.*<br />
<br />
*** Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, İzmir merkezli bir hukuk bürosu olmamıza rağmen, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için web sitemiz üzerinden <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">bize ulaşabilirsiniz</a> bölümünü kullanabilirsiniz.<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Neden olmuyor?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?118-Neden-olmuyor</link>
			<pubDate>Mon, 01 May 2017 12:09:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Binlerce yıldır bazılarının bazılarını baskı altına alma çabası hiç eksilmemiştir. Birileri birilerine 'sen beceremiyorsun yaşamayı, al sana yaşam!'...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Binlerce yıldır bazılarının bazılarını baskı altına alma çabası hiç eksilmemiştir. Birileri birilerine 'sen beceremiyorsun yaşamayı, al sana yaşam!' demiş ve hep o yaşamın ona iyi geldiği iddia edilmiştir.<br />
<br />
Hayvan topluluklarındaki sürü mantığı... Biri veya bir kaçı güder, gerisi güdücülerin keyfine sermaye...<br />
<br />
İşin özünde aslında biraz da din kökenli emir ve tavsiyelerin işi yönlendirmesi yadsınmaz bir gerçekliktir.<br />
<br />
Hani  muharref Tevrat'ta yazar ya: ' Onları köle yap! Öldür! Yoluna engel ne varsa yok et!' tarzı şeyler...<br />
<br />
Benzeri  İncil'de de vardır: Vahiy kitabında, mektuplarda buna benzer yaklaşımlar görürsünüz. Haçlı seferlerinin dayanak noktaları...<br />
<br />
İslam'da ise nasıldır mevzu, onu size bırakıyorum. O, bambaşka, etüdleri öyle bir iki kelimeye asla sığmaz... Kur'an'da insan eli değmiş bir tahrife inanmak mümkün değil; ama sonrasındaki yorumlarla tahrifin alası esirgenmemiş. Bu da doğal bir şey, sonuçta muhatap insan... Musa'nın ümmeti nasıl insan ise, İsa'nın ki; böylece hep... İnsana bulaşan ne iflah olmuş ki...<br />
 <br />
Öte yanda komünizma, faşizma v.s onlar da aslında hep böyledir...<br />
<br />
Topluluk yaşamı öngören her oluşum, bazı kuralları 'bu senin lehinedir' yargısı ile topluluğun üyelerine dayatmıştır.<br />
<br />
Problem şu: Karşıt veya benzer her oluşum yekdiğerinin yaşamını tanzim ile kendini yükümlü saymışken, kendisine reva görünen beğenmediği uygulamayı asla kendi baskınlığı cihetinden algılamamıştır.<br />
<br />
Yani: Başı kapalının 'başını aç' diye diretene uygun görülen 'zorba' yakıştırması' başı açık olana 'kapat' diyene kendi tarafından asla yakıştırılmamıştır.<br />
<br />
Tabi ki de -mevzu İslam olunca- yakıştırılmıyor. Herkes 'bunu ben demiyorum! Allah diyor' ile meseleden sıyrılıyor; ama hakikat öyle mi acaba? Yani gerçekten de Allah istedi diye mi?  <br />
<br />
Filanca, zevki uğruna, falanca dini için derken gerilim ve mutsuz yaşamlar...<br />
<br />
Fırsat eline geçen yapıyor yapacağını...<br />
<br />
Ortada zemin ve zaman diye bir şey var mı peki!?<br />
<br />
Aklıma hep gelir:<br />
<br />
Hazreti Ömer radıyallahu anh, kıtlık günlerinde el kesme cezasını neden uygulamadı? diye...<br />
<br />
Gerekçeler aslında çok basit ve net:<br />
<br />
Kıtlık var, aç kalmış, çalıyor ve bir Kur'an emri uygulanmıyor!<br />
<br />
Ama Kur'an, adam mecburiyetten çalıyorsa, elini kesemezsin demiyor! Hırsız şu şu durumlarda affedilir de demiyor!<br />
<br />
Peygamber aleyhisselam: 'Kızım Fatıma da olsa keserim' diyor...<br />
<br />
Bu yorum nasıl uygunlaştırıldı o halde?<br />
<br />
Çok basit!<br />
<br />
Zaruret kavramı ile ilişiklendirildi. Herkesin de aklı yattı.<br />
<br />
Yaşadığımız topraklarda aklına mukayyed olanlar ya akıllarını fezada gezmelere çıkarmışlar; ya da akıllarını sipariş ile törpülemiş, kılıflamış, mahpese almışlar olunca, ne menem bir halt bu zeka diyesim geliyor, durup dururken...<br />
<br />
Kes kafayı, işine bak...<br />
<br />
Kes sesini, süpür kırıntılarını fikrin...<br />
<br />
Bunlar nereden çıktı şimdi?<br />
<br />
Çevreme, yaşananlara, yaşadığım yaşama bakıyorum da; 1400 yıl önceki zemini bile kaybetmişiz demek zorunda kalıyorum. Kaba, posa bir şey olmuş din diye sunumlanan... Gelişme bir tarafa, kütükleştirmişler...<br />
<br />
Şimdilerde ne yaşam levazımlarında arzu edilen bir iyileştirme var ve ne de kurallarda o zaman kurgulanan esneklikler...<br />
<br />
İnsanlar akın akın İslam'a girmiyor! Girenler İslam ilgisinden uzaklaşıyor ve bunun da adı, 'Din böyledir zaten' oluyor! 'İnsanlar akledemiyor canım, kafaları çalışmıyor, kurtuluşun nerede olduğunu bilemiyorlar' oluyor ya da... Acaba diyorum bugünki yaşam levazımları o zamanda olsaydı, nasıl bir islam yaşanırdı? Bugünün bilen zümresi o gün neye müstehak görülürdü ya da...<br />
<br />
Sokağımız, vitrinimiz, yeme içme alışkanlıklarımız, flörtlerimiz, cinselliğimiz, medyamız, internetimiz, hastanemiz, uzayımız, tezgahımız, teknoloji ve hayat standartlarımızla bir metropolde neşve bulsaydı islam...<br />
<br />
Nasıl bir islam ile yüzgöz olurduk?<br />
<br />
'Zamanın değişmesiyle dinin hükümleri değişmez' denilir ya, zamanın içinde küçük bir devrede bir kıtlıkta bile dinin hükmü yine dinden aldığı güç ile değiştirilirken söylenmez mi bu söz bir de...  <br />
<br />
Dinin hükmünü değiştiren kim? Öyle bir şey yok ki aslında. Olay hükmün yorumunda kafayı 1400 yıl önceye gömmek meselesi mesele... Halbuki din 'kemale erdiğinden' 30 sene bile geçmeden değiştiren değiştirmişti gereklilikten!<br />
<br />
'Teravih kılmada gevşediler' diye 20 rekat toplu kılınması uygulamasıyla veya Kur'an'da varken müellefetulkulub'u yok sayan Ömer'de düğümlendi bütün mesele sanki...<br />
<br />
Kadın erkek yanyana dolmuşta, okulda, çarşıda, nette, işte tıklım tıklım yaşayacak ve yasak zemini aynı kalacak?<br />
<br />
Buyrun İran İslam Cumhuriyeti! En becerebilse o becerirdi -ki zahirde bütün güç kuvvet ellerinde.- Becerebiliyorlar mı? Sokakta yarım örtünen, evinde parti verdiğinde bunun mu adı samimi dürüst insanların beldesi İslam cumhuriyeti!<br />
<br />
Ya da Arabistan Krallığı! Kabe'nin hemen yanındaki otelde çarşafının altından bütün hatları ortada cilveli kızlara dondurma ikram eden yakışıklı gençler, acaba cep telefon numaralarını aldıkları kızlarla ne planlamış olabilirler!?<br />
<br />
Bir sapma var; ama bu sapmayı sapanda aramayın...<br />
<br />
Sapmayı kesmeyen, sapmaya çare olamayan neyse onda arayın! Sakın bunu da dinde bilmeyin. O yorumculara nazar edin...<br />
<br />
Meclisteki kayıt sistemi gibi olsaymış acaba Peygamber'den sadır olan sözlerin zabt durumu, zayıf uydurma sahih hadis ile ömrü geçer miydi o insanların? Bunun yerine danışan, ortamının gerektirdiği kültürü yaşayan Peygamber'in peygamberlik tavrının idrakına kafa yormak olsaydı bilenlerin işleri ve bu genel geçer olsaydı, acaba şu sakatlıklar yaşanır mıydı?<br />
<br />
Çözüm bulamayınca alıyor eline kara kaplı kitabı; 'bu budur!' diyor hoca... O o değil halbuki! İnsanlar sindiremiyor ve yaşayamıyor! Diyen de öylece üstelik... Misal: Kendi evinde gelinleri damatları yer içer, eğlence, latife keyf tamam; ama biri bunun hükmünü sorsa: 'Hayır! Asla olmaz... Fitne olur' der... Ticarette büyüyecek olanlara mani olacak fetvalar verir; ama kendi iyali ticarette büyüdükçe büyür...<br />
<br />
Söze gelince 'para pul mevki mühim değil!' der. Peki, kabul ettik, ama sağı solu fındık kıran zengin veya makam sahibi ile doludur. Onlara şirin ve müsamahalıdır.  Doktor, öğretmen olmasını istemez kızlarının, eşini kadın doktora götürmeye araştırma yapar. Hatta birlikte giderler, o kadın doktorun esprilerine karşılık verir iştahla...<br />
<br />
Ciplerde, yazlıklarda sefa yapar, bir eli yağda bir eli balda, insanlara sabır tevazu v.s öğütleri aktarır. Onların şuurlarını evirip çevirmek güzel; ama işte uymuyor elbise bedene... O insanlar ve de sen biraz dışına çıksan baksan komedi hakikaten...<br />
<br />
Sanki yok saymalar...<br />
<br />
Var olandan kopuk koskoca bir sanal dünya... Hem de yaşamın göbeğinde!<br />
<br />
Bunlar cemiyette çok yaşanıyor, ben en zayıf halkadan bahsettim. Sui misal emsal olmaz; ama işte böyle... Yaşam bulamıyor anlatılan... Benim sıkıntım, neden sorusu ile ilgili... Bunun için vaktim elverdiğince yazacağım. Kafam dolu, gözlem ve değerlendirmelerim var ve anlatmam lazım kendimi kendime...<br />
<br />
İnsanlar mutsuz! En imanlı sandıklarınız bile mutsuz!  Yaşam bulamayan bir din insanı hasta eder, çünkü insanın kökü psikolojidir ve psikoloji bütün vücudu yönetir.<br />
<br />
Bakın ne söyleyeyim:<br />
<br />
Üç vakte kalmaz bilim sese ulaşacak!  Malum hiçbir ses yok olmuyor... Fezada gezişip duruyor sesler. Ayıklanıp bulunup bilinip tespit edildiğinde  cümleler 'Bu şeytan icadı! Vurun kellelerini densizlerin' diyeceklere sermaye mermaye de kalmayacak...<br />
<br />
'Yahu arkadaş amma da yazıyorsun be! sapla saman bu kadar da birbirine karıştırılmaz ki! sus bir!?' <br />
<br />
Saman dayata dayata önümüze hayvan ettiniz bizi! Asıl sen kes sesini. Konuşmak istiyorum. Susmazsam ne olacak hem!?<br />
<br />
'Geçmiş senin gibilerin kellesi ayrı vücudu ayrı gömüldüğü mekanlarla dolu! Yum gözünü, kapat beynini, tıka kulağını, çek elini klavyeden, derin derin 'huuu' de... Haddini bil, kırarım bir yerlerini....' <br />
<br />
Valla doğru! Aynen de öyle oluyor aslında ve kırmazlarsa da seni öyle bir mimliyorlar ki sana selam bile vermek haram oluyor! Adını çıkarıyorlar sekize, sıkıyorsa indirsin alem yediye!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?118-Neden-olmuyor</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Doğu bati ufkunda yaşam perspektifi mütalaalari</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?117-Dogu-bati-ufkunda-yasam-perspektifi-mutalaalari</link>
			<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 14:50:38 GMT</pubDate>
			<description>İnsan maksadı için yaşar,  
 
insan yaşamak için yaşar,  
 
insan maksadına insanca yaşayarak ulaşmak için yaşar.  
 
Üç perspektif sunuyorum.  
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsan maksadı için yaşar, <br />
<br />
insan yaşamak için yaşar, <br />
<br />
insan maksadına insanca yaşayarak ulaşmak için yaşar. <br />
<br />
Üç perspektif sunuyorum. <br />
<br />
Batı (Avrupa) yaşam tarzında enteresan bazı nüanslar var. <br />
<br />
Bir filmde izlemiştim. Bunların derebeyleri bir nikah haberi alır almaz, ilk geceyi gelin kızla geçirmek için kıza el koyar ve ertesi gün kocasına teslim ederlermiş!<br />
<br />
Bunlar, bununla yaşamışlar! Bu hale yüzyıllarca baş eğmişler. İnsanlar meydanlarda yakılmış, derileri yüzülmüş. Büyük bir istibdat var tarihlerinde.<br />
<br />
Dolayısıyla -kültürlerince- özgürlüğün ne demek olduğunu, insan şerefinin haysiyetinin, tercihleme hakkının ehemmiyetini, yaşama hakkını, eşitliği büyük bedeller vererek dnalarına işlemişler. <br />
<br />
Mesela daha 60-70 sene önce, o topraklarda 20 milyon insan savaştı. Birbirlerinin ülkelerini işgal ettiler. Milyonlarca karşılıklı can aldılar. İşkenceler, onur kırmalar, zulümler... Müthiş bir kan davası başlamalıydı. Kin ve öfke asla bitmemeliydi. Efsanelere, ağıtlara konu olmalı olanlar ve asırlar sürecek intikam planları yapılmalıydı bizim şark kurgumuz gereği; ama iş öyle olmadı! <br />
<br />
Bunlar savaşı bitirir bitirmez, birleştiler! <br />
<br />
O birbirlerinin karısına kızına tecavüz edenler, mallarına canlarına göz dikenler, Avrupa Birliği çatısı altında anında yekvücud oldular! <br />
<br />
Birbirlerinin binalarını onardılar. Birbirlerinin yaşamını kolaylaştırmak için olağanüstü gayrete girdiler. <br />
<br />
Bu size enteresan geliyor mu? <br />
<br />
Bendenize geliyor! <br />
<br />
Bizde 700 sene önce Yavuz, Alevileri katletmiş ya, Aleviler halen onun kinini güderler mesela! <br />
<br />
Safevilerle savaşmışız ya, halen İran'ı burnumuza tutmayız, onlar da bizi! <br />
<br />
Çinlilerle 1500 sene önce çarpışmışız, halen Çinlilere soğuğuzdur! <br />
<br />
Mısır'dan aldık ya zor kullanarak hilafeti, halen Araplar bize kızgındır! <br />
<br />
Kerbela bizde dinmez nefrete vesile olmuştur, Sıffin, Cemel vakası mesela... <br />
<br />
Biz Ermenilere, Ermeniler bize oldukça soğuktur.<br />
<br />
Bitiremiyoruz meselelerimizi! Bitmiyor!<br />
<br />
Mimlediğimiz ömür boylu mimlidir! Bize tabi olmayan bizden değildir. Biz her nesilde yeniden kurgularız dünyayı. Öncede tufan olmuş, yel gelmiş umrumuza gelmez. Her nesil her yaşam sil baştan yeniden öğrenmeli, taraf olmalı, kinse kin, bağlılıksa bağlılık, sevgiyse sevgi, inşa' edilmeli bizde... <br />
<br />
Biz günü/yaşamı/dünyayı her doğumda yeniden keşfederiz! Her ölümde sonlanırız! <br />
<br />
Enteresan geliyor, onların 40 senede, 40 sene önceyi tarihe gömmeleri ve birbirlerine soluk olmaları, can olmaları! <br />
<br />
Şark, maksadı için yaşıyor, <br />
<br />
garb, yaşamak için yaşıyor. <br />
<br />
Peki islam nasıl yaşamamızı bize öngörüyor? <br />
<br />
Maksat için insana yakışır cinsten yaşamak! Bir şeyi atladınız ama; Şark'a hakim olan İslam değil mi? Nasıl olur da Şark, maksadı için yaşar derken, insana yakışır cinsindeni ondan uzak tutarsınız? Derseniz. <br />
<br />
Bu kadar basit değil galiba;<br />
<br />
sonra konuşalım bunu.<br />
<br />
Şimdi düşünelim sadece.<br />
<br />
Yani aslında ortada bir din kökenli birliktelik falan var da sanılmasın. Dinlerine en az sadık insanlar yine batıda yaşıyor görünürde. Doğru analiz, ortak menfaat ile izah edilebilir. menfaat birlikteliği birleşmelerinin özü.<br />
<br />
Ama iyi de onların menfaatinden bizim menfaatimiz daha mı az insansı, ya da maksatlarımız daha mı değersiz ki, yaşama alanlarını genişletmek, makul hayat standartları için didinen bu insanlardan fersah fersah ötede bir anlayış ile, üstelik din tam aksini va'z ederken, hayatı birbirimize zehir etme planları ile yüz göz oluruz?<br />
<br />
Biri çıksa dese ki: 'Gavur kadar olamadınız!' Ne diyeceğiz ona:<br />
<br />
Höst! mü?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?117-Dogu-bati-ufkunda-yasam-perspektifi-mutalaalari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Satır aralarını okumak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?116-Satir-aralarini-okumak</link>
			<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 12:13:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Kitapta iki satırın arasında görülmeyen bir satır daha vardır. Onu hoca okur ve aktarır. O, okunmadıkça satırlarda olan kamilen anlaşılmaz. O,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Kitapta iki satırın arasında görülmeyen bir satır daha vardır. Onu hoca okur ve aktarır. O, okunmadıkça satırlarda olan kamilen anlaşılmaz. O, okunabilir olana kadar da hocaya ihtiyaç vardır.' dedi bir hocamız...<br />
Hocada takılmamak ve bir an önce hocayı da aşmak gerek ile cümle devam edebilirdi kanaatindeyim. Okurken eserin etkisi zaten hissedilir. O etkinin üstüne başka birinin etkisi okuyucuyu etki manyağı yapabiliyor. Tarafgirlik, holigan kapılganlık makul olmayan düzeylere hep bu nedenle çıkıyor. Öz kısırlaşıp, söz çoğalıyor ise bundandır.<br />
Tecrübeden menkul tespiti paylaşmak ayrı, tespiti dinleştirip pazarlamak ayrıdır. Öyle ki hocasını tanrı ittihaz edip, şuurunu bantlayarak bu etkinin nevri döndüren sihri ile bir tarz tapınma ayinleri düzenleyenler bile yok değil...<br />
Satır aralarını okuyabilmek için (yani sadrı açabilmek için) lazım olanı edinmedikçe satırlardakine mahkumiyet ve satırları berraklaştıracak hocaya ihtiyacın devam edeceği de hakikattir. Bu ihtiyaç, kimine çukur kimine de zirve kılavuzluğu yapanları elbette çoğaltacaktır.<br />
Bir gayrete girelim.<br />
İdrak duru değil; kirli; fakat şu antreman önemli. Şimdi:<br />
80 yaşında bir ateistin, batıda ağzı açık onu hayranlık ile dinleyen bir küçüğe: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dediği anda, 20.000 km doğuda zamandaşı olan 80 yaşında bir sûfi de önünde diz çökmüş gence benzer cümleleri farklı bir dilde kuruyor ise kirli idrak ayraçları kullanamaz, algı açıklığı için hoca ister.<br />
Bu konuşmalardan habersiz aralarında 40.000 km mesafe olan iki ayrı beldede Lisa ve Şuha bebeklerine aynı anda meme veriyorlar ise ve o bebeklerden biri büyüyünce devletin başkanını öldürecek, diğeri ise devletine başkan olacaksa çok saf bakabilmek lazım, bakınca da görebilmek…<br />
Bir Kızılderili, dedesinin beyazlarla olan savaşlarını ballandıra ballandıra sümüklü çocuklarına anlatırken, o anda Çinde kardeşinin tabağına açlıktan 'o yemesin ben yiyeyim derdi ile' tüküren Cheong Yong unutulmasın ki Kızılderilileri ömrü boyunca hiç duymayacaktır.<br />
Dört nesil önce 65 yıl yaşayan Mahir Ağa’nın etoburluğu hakkında yakılan türkü hala okunurken dördüncü kuşaktan torunu Seyfi’nin vejeteryanların idolü olmasının hikmeti satırlarda sadece hafif bir gülümseme vesilesidir<br />
Sevdiği adamla evlenemeyen Dilruba, Hakan'dan beş kız yapmış ve Hakan'ın kızları Dilruba’nın sevdiği adamın oğulları ile evlenmiş iseler bunu yazan kağıt, misalimizde ancak görsel bellektir.<br />
‘Bir yerde herkes Hint kumaşı tüccarı ise ve bu kumaştan da bolca varsa, o yerde patiskaya paha biçilmez.’ cümlesi satırdan zıplamaya çalışan bir görüntü arz ediyor ise ‘geçmişini, bu günün sırtına vuranların geleceği hamallıkla geçer’ cümlesi de gayet iyi anlaşılabilir.<br />
Son olarak ‘kendi filminin esas oğlanı, filminde her onunla ilintili yaşamın figüranı haline geliyorsa bu, hocasını aşamadığından/hocasından kopamadığındandır.' tespiti satırda boğulmamak için sadra genişlemek lazımın şerhidir; vesselam…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?116-Satir-aralarini-okumak</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neden "evet"]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?115-Neden-quot-evetquot</link>
			<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 06:53:20 GMT</pubDate>
			<description>Rahmetli Özal bir röportajında diyor ki: 
“Avrupalılar satın aldıkları adamlarla Osmanlı’yı içten yıktılar, böylece Türkiye’yi hem Arap dünyası’ndan,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Rahmetli Özal bir röportajında diyor ki:<br />
“Avrupalılar satın aldıkları adamlarla Osmanlı’yı içten yıktılar, böylece Türkiye’yi hem Arap dünyası’ndan, hem de Hindistan’daki Müslüman aleminden kopardılar. “İngilizler, bu yolla iki şeye kavuştular: Ortadoğu’daki petrol sahasını kontrol altına aldılar ve İslam Halifesi’nin etki alanındaki bir türlü hakim olamadıkları Hindistan’a hilafeti kaldırarak hakim oldular” <br />
  <br />
Özal, Osmanlı’nın çöküşüne neden olan İttihat ve Terakki ile bugünkü CHP yöneticileri arasındaki paralelliğe de dikkat çekiyor ve diyor ki: “CHP’lilerin büyük dedeleri Mithat Paşa ve ‘Kinim dinimdir’ diyen Ispartalı Hüseyin Avni Paşa ekibidir.<br />
 <br />
Dedeleri ise Jön Türkler ve 600 yıllık Osmanlı devletini 6 yılda yıkmayı becerebilen 3’lü çete: Yüzbaşılıktan paşalığa yükselen Enver, posta memurluğundan paşa olan Talat ve malum Cemal paşalar... Halifeye saygıyı dini bir vecibe sayan Hint Müslümanlarını bir türlü kontrol edemeyen İngilizler, Osmanlı’dan sonra kurulacak yeni devlete bir şartla izin verdiler: 5 yıl içerisinde hilafeti kaldırmak... Ve 1924 yılında hilafet kalktı, Müslümanlar başsız kaldı. Şimdi Hristiyanların Papa’sı var, Müslümanlar ise darmadağın. Bunun sonucu, İngilizler, Hindistan ve petrol havzalarını rahatlıkla kontrol ederken, halife Vahdettin Han’ın dünya Müslümanlarından son isteği Anadolu’da başlattığı direniş için dua istemek oldu.<br />
 <br />
Hindistan Müslümanlarından dua dışında bir şey istenmediği halde bu direnişe destek için tonlarca altın gönderildi. Ancak bu altınlara CHP’liler el koydu ve bir kısmıyla da malum İş Bankası’nı kurdular.”<br />
 <br />
İngilizlerin Atatürk’ü mecbur kılarak kurdurdukları ve sonrasında İnönü tarafından sahip çıkılıp, benimsenen bürokratik kanun devlet sisteminin ortadan kaldırılabilmesi ve bize özgü bir yönetim sistemini inşa edebilmek için ilk defa bir ışık belirmiştir.<br />
 <br />
Bu vesayetin sonlanması için “evet”<br />
Bu köhne ve kokuşmuş, yönetememe odaklı mekanizmanın iptal edilebilmesi için “evet”<br />
Toy ve kağanlık sistemine yol açabilmek için &quot;evet&quot;<br />
Başka bir gerekçeye lüzum yok.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?115-Neden-quot-evetquot</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Huzur Elindekindedir Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?114-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</link>
			<pubDate>Sat, 18 Feb 2017 08:49:30 GMT</pubDate>
			<description>Bir dağ gördüm,  
Çabaladım,  
Yoruldum terledim;  
Ama,  
Erdim zirvesine.  
 
A a o da ne;  
Ufukta bir dağ daha.  
 
Durdum, düşündüm</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir dağ gördüm, <br />
Çabaladım, <br />
Yoruldum terledim; <br />
Ama, <br />
Erdim zirvesine. <br />
<br />
A a o da ne; <br />
Ufukta bir dağ daha. <br />
<br />
Durdum, düşündüm <br />
Bu hikayeyi, <br />
Bir yerden hatırladım. <br />
<br />
Kaldım dağımın bahar kokan, <br />
Yeşil yamacında, <br />
Öteleri seyretmelere <br />
Daldım. <br />
Ufku gördüm, <br />
Alabildiğince. <br />
<br />
Yüzüm güldü, içim açıldı. <br />
Havasını içime çektim, <br />
Dağımın ve sonra, <br />
Baktım, baktım ufka. <br />
Baktıkça gördüm <br />
Ve gördükçe <br />
Anladım. <br />
<br />
Sonraki dağa ulaşma isteği, <br />
Bana, <br />
Bayat bir huzursuzluk vermiş, <br />
Aslında. <br />
<br />
Hem ne var sahi, <br />
O dağın da ardında, <br />
Yeni bir dağ daha.<br />
<br />
Al işte dağ sana! <br />
<br />
Ulaşmak uğruna, <br />
Gücümün tükendiği, <br />
Soluğumun kesildiği, <br />
Dağımın bayırında, <br />
Çömeldim, <br />
Ellerim şakaklarımda.<br />
<br />
Sonra doya doya, <br />
<br />
Özlediğim, <br />
İstediğim, <br />
Hırslandığım <br />
Ve ulaştığım <br />
Dağımda, <br />
<br />
Koştum, <br />
Yoruldum, <br />
Acıktım, <br />
Susadım, <br />
<br />
Sırtüstü uzandım çimenine, <br />
Dinlendim, <br />
Pınarından içtim, <br />
Mantarını yedim <br />
<br />
Ve yine kalktım yerimden, <br />
<br />
Hopladım, <br />
Zıpladım, <br />
Tepindim, <br />
Tepikledim <br />
Huzursuzluğu. <br />
<br />
Ufuktaki o dağa, <br />
Gitmesem de, <br />
Gittiğimde <br />
Ne olacaksa, <br />
O oldu bu dağda. <br />
<br />
Ve aslında, <br />
Ne aslındası… <br />
<br />
Ben o dağa da, <br />
Gittim. <br />
Gittim arkadaş, <br />
Gittim. <br />
<br />
Mailis Nalars Huzur Elindekindedir Yazıtı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?114-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars’tan sorunlu sözler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?113-Mailis-Nalars’tan-sorunlu-sozler</link>
			<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:08:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki tekir'e ikram eden insan...  
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki tekir'e ikram eden insan... <br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve doğradı insanlığı. <br />
Dürüstler dürtmez ve dürtülmezler. Sınav yapacağım diye sevdiklerini şebek etmezler. <br />
Altı ayda yapar, bir anda yıkarım. Psikopat puzzle uzmanı<br />
Dinini, ideolojisini şehveti için kullanan, fikrini hazza gömmüş ve üstüne üç beş gram gözyaşı dökmüştür. <br />
Tilki yaşamak için tetiktedir, gözleri gelincik arar; gelincik ölmemek için tetiktedir, gözleri tilki arar. Uluca sözler s.878<br />
Öfke, acı, aşk, yoğun mutluluk kan rengindedir. Ağlayanların gözlerine bak. Sorunlu sözler s. 32<br />
Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba? Kuşku psikopatı<br />
Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz. <br />
Ben senden razı, sen de benden razıysan; mutluluktur budur. <br />
Gizemdir insanı esir eden gayrına... Halbuki insan kendi gizeminin farkına varsa esaretin boş karnını tepikleyecek. <br />
<br />
Sevmeyenin sevilmesi sevginin fahişeliğidir. Bedeli illa ki ödenecektir. Kır faresi itlaf hatıraları s.23<br />
<br />
Yaşam bulmayan her kaide, ancak kaidesizlik ve karmaşa ile karışık inançsızlıklara gebedir . Zortlak'ın günlüğü s.21<br />
<br />
Ne görüntü yakalamışsa osun sen başkası için. Seni, seninle değil, gördüğü ve algıladığınca bilir muhatap. Unutkan filozof<br />
<br />
Aşk renksizdir ve gözü kördür; sevdiğinin rengine bürünür, gözüyle görür. Yazılmamış kitap s.1<br />
<br />
Bir gün hepimiz bir yerlerde yenileceğiz. Sırtıgüneşgörmemişpehlivan<br />
<br />
Övülerek varılabilen, genelde sövülerek terk ediliyor. Doğal olmak, şişirmelerin büyüsüne kapılmamak, meziyetlerince yaşam alanı bulmak... Aslolan bu. Obez fare bakıcısı<br />
<br />
Mikroskop ile leke arayanların gözüne teleskop dayamak saçmalık. Bitli bilge<br />
<br />
İnsana güven, insana sevgi, insana inanç... Bunlar azalınca; ya da yok olunca yalnızlığı hayvanlarla paylaşma dürtüsü ve haliyle kedi, köpek, kuş besleme oranı artıyor... Sosyamatik hücre<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi...Mecbur muyum senin eşeğini sürmeye ben, benim öküzümü gütmeye sen... Git işine herkes kendi yaylasına. Beceriksiz dağcı<br />
<br />
Kendinde olmayan meziyet ile övünen, avcılık yapan gün gelir sövülür, av olur. Zerzevatçı<br />
<br />
Bir ton cümle içinde üç gram fikir olmaz mı? Olmazsa olmuyor... Boş filozof<br />
<br />
Ondan ne bekliyorsan kendi adına sen, sen de onu yap ona. İlahi baba<br />
<br />
Sen içini ne ile doldurursan, senden akacak olan da sadece odur. İlahi baba'nın abisi<br />
<br />
Sana sen olmanı engelliyor ya bütün fitne hep bundan... İlahi baba'nın amcası<br />
<br />
Dolunayda uluyan kurtların sesi aya ulaşmaz. Bitli bilge<br />
<br />
Psikopat 'aşkı' için kendini ince ince keserken 'aşkı' istediğini vermezse, onu kabaca öldürür. Avlak savcı<br />
<br />
Bulup kaybettiklerinden koleksiyon yapanlar kaybolduklarında, koleksiyonlarındaki son parça tamamlanır. Koleksiyon koleksiyoncusu</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?113-Mailis-Nalars’tan-sorunlu-sozler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pelesenk</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?112-Pelesenk</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 07:21:41 GMT</pubDate>
			<description>Başkalarının iyi-kötü algılarını sahiplendik hep ve arınmamızı istediler sürekli. Asıl kötülüğü böyle ettik kendimize. Bizi kendimizden sıyıranlar,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Başkalarının iyi-kötü algılarını sahiplendik hep ve arınmamızı istediler sürekli. Asıl kötülüğü böyle ettik kendimize. Bizi kendimizden sıyıranlar, kendilerini giydirdiler bize.  Teknoloji, duygu katliamı yaptı. Şimdi her şey mutasyon, her duygu tekno ve duygunun kimyası bozuldu.  Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba?  Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz Katırların anırmaları, alamadığını kepaze eden ’aşık’ların böğürmelerinden hoştur. Aldığında aldığını ve verileni ona arzusunca vereni değersizleştirenin sıfatı domuzdur. Onda olduğun anlar kadar varsan, aidiyet ve sahipliğinde tutmak içinse uğraşı, o böğürdüğünde, frekans değiştir. Can’ın cam gibi çizilir ve çatırdar. Plüral takılmaya devam dünya. Sürü sürü ’güt beni’leri gütmeyenlerin aklını sevsinler. Biri aşk’a bir anlam yüklüyor, milyarlar peşinden yaşamı dipliyor. Başka biri merhamet’i tarifliyor, aynı... Daha başkası nefret diyor, demesiyle sazan mevsimi.. Bir kelime söyle, içi -sence değil- birince doldurulmamış olsun Dürüst dürtmez ve dürtülmez. Sınamak için sevdiğini şebek etmez. İçini boşaltamadığın ve yanında huzur bulamadığın, kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatma. ’Aşırı sevgi maraz doğurur’un açılımı budur. Sen onu değil, kendini sevmişsin. Onda seni görmediğin bir an, düşmanlık yaparsın. Ünvansızın kalite ve sağlam sözünü, kalitesiz marka mala gözlerini pörtleterek harcayanın adamlıkla ne işi olabilir? Ünvanla sözü değerlendirenleri futbol takımı kurmaya; ya da kurulmuşların meddahçılığına, tabiiyetine davet ederim. Cümleyi yazana değil, cümleye bakmak gerekli. İsmini çerçevelettikleriniz geçti gitti, sözleri ise baki kaldı. Ey isme methiye düzenler! Siz ne büyük bir tezatın ibibiklerisiniz?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?112-Pelesenk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çocuğa cinsel istismar mevzusunun en başı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?111-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</link>
			<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 07:18:26 GMT</pubDate>
			<description>Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı olduğunu, yapanların ağır cezalara muhatap olmaları gerektiğini söyleyen Anadolu insanının ciddi bir silkelenmeye ve kendine çeki düzen vermeye ihtiyacı vardır.<br />
Öyle ya, Devlet radyo ve televizyonlarında halen iştahla seslendirilen ve dinleyenlerinin karşılıklı göbek attıkları bu gibi türküler, kültürde eğer kabul görüyor ise, çocuklara yönelik cinsel saldırıları hangi eğitim sistemi ile engelleyecek ve hangi ceza hukuku ile bu melanetin kökünü kazıyacaksınız. <br />
Öncelikle kadını ve çocuğu, cinsel meta olarak görme algısına sebep olan ne kadar iğrenç deyiş, söz ve yazı var ise, hepsini tamamen dilimizden ve satırlarımızdan silmeliyiz. Televizyonlarda buna çanak tutan tüm dizi ve filmleri lanetlemeli ve gözlerimizi kulaklarımızı böylesi pislikten korumalıyız. En önce de “Göster yavrum pipini” boşboğazlığını terk etmeli ve aile içi eğitimde çocuklara ciddi anlamda sahip çıkmalı ve onları insan olma erdeminde yetkinleştirmeye gayret etmeliyiz.<br />
Biz, sapıklıkla, sapkınlıkla savaşırken Devletimiz de armut toplamamalı, üzerine düşenleri yapmalı, tabii ki. Var olmasının sebebi zaten, sadece bu değil midir. Vatandaşının huzuru ve selameti.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?111-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?110-ogrenci-Evi-Olgusu-Yasal-Mevzuata-Tasinmali</link>
			<pubDate>Wed, 28 Dec 2016 12:13:03 GMT</pubDate>
			<description>Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı 
 
Bu yazı 4 yıl önce yayımlandı. O zaman fetö bu işlerin piri idi; şimdi o yok, ama ketö, cetö, sitö...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı<br />
<br />
Bu yazı 4 yıl önce yayımlandı. O zaman fetö bu işlerin piri idi; şimdi o yok, ama ketö, cetö, sitö pusuda…<br />
<br />
Kayseri bazında aktaracağım; fakat konu tüm Türkiye’de kronik bir arıza haline gelmiş durumda. Türkiye’de malum farklı farklı gelir sınıfında insanlar var. Kimi asgari ücret ile geçinmek zorunda ve kimi de asgari ücreti bir gecede yemek masasında bırakabilecek kudrette. Burada bir ah vah konusu değil konum. Lakin, eğer farklı gelir sınıfına mensup insanların çocukları öğrenci olarak aynı standarda sahip yurtlarda ve evlerde ikamet etsinler diyorsanız, siz hangi gezegenin mahallesinde yaşıyorsunuz diye sorarlar. <br />
<br />
Kayseri’de binlerce öğrenci, ona Devlet Yurdu çıkmadığı için okulunu bırakıp memleketine mi döndü? Hayır! Bilakis imkanının elverdiği biçimde başını sokacak bir eve veya yurda yerleşti. Bunlardan kimisi yaşam standardı yüksek evlerde kalıyor ve kimisi de normal bir ailenin asla kalmayacağı gayrı sıhhi evlerde okuma mücadelesi vermekteler. <br />
<br />
Diyorum ki; resmiyeti tescilli kurumlara, vakıflara, öğrenci evi açma imkanı verilsin. Neden mevzuatta öğrenci yurdu var da öğrenci evi olgusu yok? Yetkilimiz diyor ki: Bir yurt belli bir standart taşımalı. Odası şu kadar, lavabosu bu kadar metrekare olmalı. Tavan yüksekliği şusu busu şöyle şöyle olmalı ki gönül huzuru ile biz öğrenci barınması için oraya ruhsat verebilelim. Görünürde ne kadar da makul ve samimi bir arzu. Lakin o standartlarda ticari bir yurdun fiyatı aylık 500-600 TL. <br />
<br />
Gerçi işin içinde bir vakıf veya cemaat var ise o zaman rakam 300-400 TL.’ye düşüyor. İşin sosyal etütleri ayrı konu ve ülke olarak da yaşadık ceremeleri. Yurt ortamı belli. Kim kiminle kalacak bir seçme şansı yok, odalar 4-6 kişilik; ayakta kalmak için mücadeleci olma ya da ezik bir profil sergileme zorunluluğu var. Gencin derdinin okumak olmaktan çıkıp başka niyetlere kolayca taşınabileceği alanlar… <br />
Asıl vurgu noktası ise; öğrenci evi de olsun dendiğinde, bunun mevzuatta yeri yok. Öğrenci evleri Devlet’e makul gelmiyor. Fakat mesela sırf Kayseri’de en az 3.000 öğrenci evi var ise ne olacak? Bu realite kafa kuma gömülünce yok mu olacak? <br />
<br />
Bu öğrenciler hangi standartta, nasıl evlerde ikamet ediyor, kimin umurunda? Ne yer ne içerler? Nasıl bir yaşamları var? Devlet’e kapağı atamayan Devlet’in kütüğünden düşüyor mu? <br />
Bu evleri kimler hangi maksatlar ile açıyor? Bu evlerde kalan kimler hangi şartlarda nelerden taviz vermek zorunda kalıyor? <br />
Mevzuat dedikleri kara kaplı kitap ne der ise o olmuyor efendiler! Mevzuata sığmayan bir gerçeklik var. Yaşanan bir hakikat var. <br />
Dört öğrenci bir araya geldiğinde adamın 300 lira etmez evini, onlar sırf öğrenci oldukları için 600 liraya tutmak zorunda kalıyorlar ise bu sorun Devlet’i en dibinden en tepesine kadar ilgilendirmelidir. Bodrum katta, nemli, sığınak bozması evlerde daha ucuz olduğu için normalde kimsenin para verip tutmayacağı bir barınak bozmasını 350 lira verip tutan öğrencinin âhı emin olun Arş’ı titretir ve o şehre asla sekine inmez! <br />
<br />
Bir tertip olsun, düzen olsun, kontrol olsun… <br />
Kurumlara öğrenci evi açma ve işletme hakkı verin. Bu evleri kim olduğu, derdinin ne olduğu belli olmayan, adı kaydı namı olmayan yapılanmaların işletmesine fırsat verilmesin. Çok net söylüyorum. Bir yapı ki beş öğrenciyi barındırdığı bir ev açıyor. Her öğrenciden adam başı 300 lira ev aidatı adı altında para topluyor, sonra Organize’ye çıkıyor ve ‘öğrenci evim var, yardım edin’ diyerek oradan da sadece o ev için aylık iki bin lira topluyor ise, bu yapının var olmasının vebali asla sadece o yapıya ait değildir. Devlet’in sorumluluğu es geçilemez. <br />
<br />
Öğrenciyi ticari rant ağacı görme kültürü diye bir şey oluştu. Hoş, öğrenci de bu kültürün kendi ayağını kendince kurdu. Artık sadece bir kuruma gitmiyor burs için. On kuruma gidiyor. Kaç burs aldı bahtına! <br />
Sivil Toplum Kuruluşları öğrenci bursları konusunda ortak bir bilgi ağı kullanmalılar. Öğrenci evleri farklı standartlar gözetilerek resmiyete taşınmalı ve işletme hakkı, denetim, kurumun kontrolüne verilmeli.<br />
 <br />
Burada söz uzar, duyarlılık ise asıl olan…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?110-ogrenci-Evi-Olgusu-Yasal-Mevzuata-Tasinmali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars dedi ki</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?109-Mailis-Nalars-dedi-ki</link>
			<pubDate>Thu, 15 Dec 2016 12:15:31 GMT</pubDate>
			<description>Serbest piyasa ekonomisine bir kural yazdım oğul: Herkesin bulunmaz Hint kumaşı olduğu bir yerde, Hint kumaşının metresi üç kuruş etmez ve adi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Serbest piyasa ekonomisine bir kural yazdım oğul: Herkesin bulunmaz Hint kumaşı olduğu bir yerde, Hint kumaşının metresi üç kuruş etmez ve adi patiskaya paha biçilmez.<br />
İnsan denen cins, maksadını unuttuğu kuralın maskarası olma uzmanıdır. <br />
Sizi benden başkası kurtaramaz diyenlerden kurtulmak için anasının ağladığı bir geçmişi var insan neslinin.<br />
Şu insan var ya şu insan! Ortalık altın sikke kaynasa kaybettiği bakır mangırın sesine kulak kabartır.<br />
Sahibi olduğunun sevgilisi olamazsın.<br />
Medeniyeti inkişaf halindeki her toplumda tanzimatlar bir tazminat sebebidir.<br />
Katırların anırmaları, alamadığını kepaze eden ’aşşık’ların böğürmelerinden hoştur. Aldığında da aldığını ve aldığını ona arzusunca vereni değersizleştirenin sıfatı ise domuzdur.<br />
Bizi bizden sıyıranlar kendilerini giydirdiler bize...<br />
Hukuk kuralı soyut olabilir; ama adalet somut olmak zorundadır.<br />
O Neden Gitti? <br />
O neden gitti biliyorsun değil mi?<br />
İki kişi olamadınız,<br />
İstedin ki o sen olsun,<br />
Sen ne dersen o olsun.<br />
Var mı öyle üç kuruşa beş köfte dostum?<br />
İnsan keser olmayacak, kendine yontan<br />
Rende olmayacak hep veren,<br />
Bıçkı olacak bir veren bir alan...<br />
Aşkı anlatırken kitaplar <br />
’o sen olacak sen o’ derler<br />
Yalan hikayat ederler.<br />
Çekil bir geriye de bak,<br />
Hep sen ’o sen olsun’ derdindesindir, <br />
Canın ne çekiyorsa o an o. <br />
<br />
Sen melankoli istiyorsan, <br />
o melul melul dolana. <br />
Çılgınlıksa arzun kucağına atlaya. <br />
Biraz uzaklaşması gerekiyorsa toz ola. <br />
Çağırdığında yanıbaşında dura.<br />
O an ne hissediyorsan onu vere sana.<br />
Sonra bunun adının aşk olduğunu yutmayınca o, <br />
Biraz canını yakasın, ağzına biber süresin. <br />
E tabi eziyetine katlana ses çıkarmaya...<br />
Buldun köle, tepe tepe kullan<br />
Gidince, tepe taklak yuvarlan<br />
Sahibi olmak istediğinin sevgilisi olamazsın.<br />
Sevgiline o olma hakkı vermedikçe<br />
Sen onda olamazsın<br />
Yaşam işlerinde bu böyle<br />
İşine gelirse...<br />
Ve bazen de<br />
Sen onda sende onun olduğu kadar olamamışsındır<br />
Bu senin eksikliğinden değildir, <br />
Onun tavrının, algı ve yaşama anlayışının <br />
ondaki gereğidir. <br />
Takma kafana, illa biri vardır bir yerlerde<br />
Sana göre.<br />
Biri gitmişse<br />
Gidenin peşinde<br />
Ölesiye yorulmak<br />
Yeniye umudun celladıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?109-Mailis-Nalars-dedi-ki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kafa İşi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?108-Kafa-isi</link>
			<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 11:33:14 GMT</pubDate>
			<description>Var mısın? 
 
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Var mısın?<br />
<br />
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...<br />
<br />
Kafa işi<br />
<br />
Kısaca şöyle de diyebilirsiniz.<br />
Kafaya taktığını aldığında kafandan çıkıyor mu? Bu araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, sende almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu senin şişirme, üfürme, indirme, bindirme seanslarının türevi kesinlikle.<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzünü koru. Herkes gider bir sen kalırsın geride</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?108-Kafa-isi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamak seninle, sence, senli</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?107-Yasamak-seninle-sence-senli</link>
			<pubDate>Tue, 01 Nov 2016 07:54:23 GMT</pubDate>
			<description>Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği anlarında zayıflığını fark eder.<br />
<br />
İşte insanın kendini idrakında önemli bir yol ayrımıdır o anlar... <br />
<br />
Güçsüzlüğün güce galebe çalması insanın kötü olduğunu düşündüğü tarafıyla barışması ve onu kabullenmesi ile mümkün.<br />
<br />
Barışmak ve dengelemek...<br />
<br />
Geçinebilmek...<br />
<br />
Günahı da sevabı da abartmamak, kuyulara hapsetmemek kendini, akmak...<br />
<br />
Akan her şeyle beraber akmak, yolunca, debisince...<br />
<br />
Zevk ve acı asla sürekli değildir.<br />
<br />
Her şeyi yerince yaşamak…<br />
<br />
İnsanız..<br />
<br />
Acizliklerimizi, noksanlıklarımızı çok iyi biliyoruz aslında; ama geçinemiyoruz kendimizle. Bu olmayınca civarla geçinmek de mümkün olmuyor. <br />
<br />
Bir barış imzalamak lazım... Kötü bensem ve iyi de; ikisinin kavgası benden götürüyorsa ve yok olan tükenen ben oluyorsam, olması gerekeni yapmak gerekiyor.<br />
<br />
O, bu, şu hayatımızı çalamamalı. Bizim vermek istemediğimiz hiçbir şeyi, hiç kimse bizden, hile, hurda, sihir, söz ile alamamalı...<br />
Ve vermek istediklerimize de kimse mani olamamalı... <br />
<br />
Kendine kıymet vermek egoizim değildir, başkaların kıymet biçmesine hayatı oynamak ahmaklıktır. Sana ait olmayan meziyet seni yüceltmez. Sana ait olmayan meziyeti sende dillendiren, aslında kendini, sana yücelttiriyordur. <br />
<br />
Peki başkalarının hayatına yaşamak zorunda isen; ya da başkalarınca, buradan bir çıkış var mı?<br />
<br />
Çare ne? Nasıl kendini yaşayacaksın?<br />
<br />
Aciz isen ve elinden başka bir şey gelmiyorsa; bölünerek...<br />
<br />
Gerekiyorsa bine bölünerek...<br />
<br />
Kaça bölünmek gerekiyor ise, o kadara bölünerek…<br />
<br />
Ve kaçını kiminle ne şekilde paylaşacağını sen tayin edebilmelisin.<br />
Güç budur ve güçlü kendine ait yaşamı yaşayabilendir. <br />
<br />
Nasıl mı bölüneceğim? <br />
<br />
Cevabını bildiğin bir soru bu. Yaşamak istiyorsan hodri meydan...<br />
<br />
İp uçları hep vardı. İçinde kaç kişi var ve neden sadece biri baskın eleman?<br />
<br />
Yaşam, yaşama aç yaşanmaz.<br />
<br />
Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam, yaşamınıza bela olmaya başladı ise, sorun sizin kuyu mantığınızda, yaşamda değil…<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman, düne göre daha da eskimen demektir.<br />
Kuş değilsin. Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta.<br />
<br />
İkisini aynı anda yaşa ki, yaşından erken yaşlanmayasın.<br />
İçi geçmek<br />
<br />
 <br />
Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz...<br />
<br />
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor.<br />
<br />
Dün zayıf bırakıldıkları için horlanarak, hak ve özgürlüklerinden mahrum edilen &quot;bu ülkede biz de varız&quot; diyenler, bugün kuvvet bulup nüfus sahibi olduklarında &quot;biz ve diğerleri&quot; yaklaşımı ile kendilerinden olmayanları zayıflatarak yaşama biçimlerini yok sayıp, itibarsızlaştırma peşinde iseler, yarın sadece bir rövanştan ibaret olacaktır.<br />
<br />
Birini tanımanın en kestirme yolu, onun başkasına dair değerlendirmelerini takip etmektir. <br />
Kişi vasfederken, vasfını ortaya koyar. <br />
Zekasını, görgüsünü, idrakını, sıfatlarını... <br />
Sövdüğünde örneğin korku ve retlerini görürsünüz, övgüsünde umut ve beğenilerini... Esasta o anlattığında, kimliğinin deşifresindedir. <br />
Anlatır... <br />
Anlattıkça o, biri hakkında konuştuğundan emindir. <br />
Dinleyici idrak ehli ise, kimi tanıdığından.<br />
<br />
Bir de ağzınla kuş tutsan, hak hukuk adalet kavramlarının dibinden kum çıkarsan razı edemeyeceğin, ideolojinin, etnisitenin, mezhebinin batağından asla çıkma niyeti ve meyli olmayan bir kitle var ki, onlara sen cenneti yaşatsan dünyada, sana ilk fırsatta cehennemi yaşatmaya ahd etmişlerdir. <br />
<br />
Böylesinin kuvvetlendiğinde ilk işi kafanı koparmaktır. Böylesi odur ki, sen &quot;hak&quot; desen onu &quot;gak&quot; olarak anlaması imanındandır.<br />
<br />
Bir de bunlar var ve bunları kör değilim, görüyorum tabi ki..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?107-Yasamak-seninle-sence-senli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ölümsüz Hatalar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?106-olumsuz-Hatalar</link>
			<pubDate>Thu, 20 Oct 2016 11:37:16 GMT</pubDate>
			<description>Hata ölmez bizim köyde  
Ya mumyası kurulur balçıklayarak 
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak 
Hata ölmedikçe,  
Öldürülmedikçe 
Bu hep böyle 
Bazen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hata ölmez bizim köyde <br />
Ya mumyası kurulur balçıklayarak<br />
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak<br />
Hata ölmedikçe, <br />
Öldürülmedikçe<br />
Bu hep böyle<br />
Bazen hata ne diye düşünüyorum <br />
Toplum düzeni ilgili olanlar <br />
Hak hukuk kavramları<br />
Kırgınlıklar <br />
Kırıklıklar<br />
Hüzün ve bir avuç kuru üzüm<br />
Ve uzunca bir liste hazırlasam mesela <br />
Ya da milyonlarca lekeyi <br />
Yan yana nokta nokta sıralasam <br />
Ortaya çıkan görüntü<br />
Yani gördüğüm şu<br />
İnsan sıfatında var olan<br />
Karmaşık dağınık mükemmeliyetin<br />
Muntazam yaşam formu<br />
Bazen insanın en büyük sevapları <br />
Sınır tanımaz hatalarının yanında<br />
Zerre bile etmeyebiliyor kazanımlar adına<br />
Hatasından düştü bilinenin <br />
Aslında hata  basamaklarından<br />
Yücesine tırmandığı vaki olabiliyor<br />
Hatalardan korkanlar<br />
Hata yapmamaya programlılar<br />
Affedemeyenler varlıklarını<br />
Ben nasıl yaptım <br />
Keşke yapmasaydım diyenler<br />
Hey sizler<br />
Çürüyorsunuz diri diri<br />
Hele içinizden biri var ki<br />
Kılına zarar gelse<br />
Aort damarım sızlar<br />
Çürümesin varlığımız<br />
Olmaz mı<br />
Pişmanlık hata ilişikli olmamalı<br />
Dnamıza tükürmemiz kökenli belki</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?106-olumsuz-Hatalar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tarafçıl İbikli Bir Kuştur</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?105-Tarafcil-ibikli-Bir-Kustur</link>
			<pubDate>Thu, 06 Oct 2016 12:01:09 GMT</pubDate>
			<description>Cemaatçilik, particilik, mezhepçilik, tarikatçılık, kısaca tarafgirlik ’baş nerede topyekün teba orada’ mantalitesi şahsiyet sahibi insanlar için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cemaatçilik, particilik, mezhepçilik, tarikatçılık, kısaca tarafgirlik ’baş nerede topyekün teba orada’ mantalitesi şahsiyet sahibi insanlar için kepazeliktir. Bu olgunun sağı solu ortası olmaz. <br />
<br />
100 doğrusu olan birinin 3 yanlışını 100 doğrusunun hatırına doğru kabul etmemeliyiz ve onu, Galatasaray karşısında Fenerbahçe kötü oynadığında ’olsun benim takımım, sonuna kadar ardındayım. Hata mata yok, fıstık gibi oynadı’ diyen fanatik taraftar misali ölesiye savunmamalıyız. 3 yanlışa yanlış deyince 97 doğru lekelenmez. Çoğu doğru olan da kirlenmez.Hatasızlık beklentisi kirden sakınmak adına lağıma düşmektir. Hatasızlık hastalığı insan için en sıkıntılı çıbandır. Kusursuz hatasız biri beklentisi nedeniyledir insanın insanı gütmesi. Birine olduğundan fazla giydirme hasletidir insanı insana köle kılan. Herkes annesinden doğarken kıçına şaplak yemiştir. İnsanı tanrılaştırdığınızda Tanrı’ya karşı sorumlu olursunuz.<br />
<br />
’Onun sürübaşı kaka, benimki sütten çıkmış akkaşık amca’<br />
’Benim sürüm güzel, sizin sürü işe yaramaz’<br />
’Sürün beni’<br />
’Güdün’<br />
’Mee’<br />
’Möö’<br />
<br />
Bazen sağ adına, bazen sol...<br />
Bazen Tanrıyı önüme yeşillik koyun, bazen Marks’ı<br />
ve bazen adı Liberalizm olsun davanın, bazen Turan<br />
<br />
Oynamama hakkımı kullansam, ’vay hain vay’cı sayın ve vurdurun kaldırımlarda afyonculara, boylu boyuna devirin beni.<br />
<br />
Sürü değiliz. İnsanda sürü rengi sırıtıyor. Bir insanın her sözü doğru olmaz. Peygamberler bile günde en az yüz defa ’hata ettim, affet’ dermiş. Sokaklarda yürürken bakın çevrenize. Hep aynı tip insanlar... <br />
Lütfen yani! Yağlı kuyruklu koyunlara döndük. Sağ olmazsa sol, din olmazsa dinsizlik... Bu ne ahmaklık? Dinsizin her şeyi hatalı olamayacağı gibi dindarın da her şeyi doğru olamaz. Bu durum insan tabiatına aykırı. <br />
<br />
Taraf mı tutacaksın? Kendi tarafını tut. Vicdanını... Birilerinin doğrusu doğrun olduğunda; ya da eğrisi eğrin, içi sende dolmuyorsa kavramların, kalben ve aklen benimsememişsen, kara kaşına kara gözüne, havasına civasına tav olduğun için bu böyleyse hiç kusura bakma arkadaş: Sürüsün, sürüm sürüm sürünesin. Haltınla hakkınla barış... Yaşa.<br />
<br />
Yazı başlığının anlamı şu: Horoz, tavukla birleşeceğinde onun üstüne çıkar ve ibiğini gagasında sıkıştırır. Kontrolü horoza veren tavuk kıpraşamaz!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?105-Tarafcil-ibikli-Bir-Kustur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çeşitli Görüşler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?104-cesitli-Gorusler</link>
			<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 10:57:25 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İdam Cezası 
 
"İdam cezası olmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İdam Cezası<br />
<br />
&quot;İdam cezası olmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz gaz alma durumu doğrusu. Üstelik suç çeşidi çoğaltılıp, ceza artırılınca suç ve suçluda azalma olmaz. Bu, insanlık tarihinde milyonlarca defa test edilmiş bir iki kere iki dört hadisesidir.<br />
<br />
Bilakis ceza kabarınca suç, yeraltına sızar ve ikiyüzlü, kurnaz, içten pazarlıkçı tipler klonlanır.<br />
<br />
Üstelik suç yollarına parke döşemiş devletlerin suça ceza kesmeleri aymazlık ve densizliktir.<br />
<br />
Bundan daha densizce bir şey söylenecek ise, o da şudur ki,<br />
<br />
&quot;Henüz girmiş on üç on dört yaşına, edalı işveli köylü güzeli&quot; türküsüne akşamları DEVLETİN TELEVİZYONU TRT'de alkış tutanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğa yönelik eğilimleri lanetlerler!<br />
<br />
Hata<br />
<br />
&quot;Hata ve ayıbına, acizlik ve zayıflığına ihtimal vermediğimizden vebadan kaçar gibi kaçmak lazım. Zira o, tarihin en kadim hilesi ile bizi insanüstü olduğuna inandırmıştır ki, ilk fırsatta tepenmize binmesi kaçınılmazdır.&quot;<br />
<br />
Çözülme<br />
<br />
Görev yaptığı resmi kurumun kapısından girdiği anda din, ideoloji, ırk, hısımlık, dostluk, yandaşlık, karşıtlık adına, iş esnasında zihni ve fiili çelici her ne var ise topuna birden kapı önünde el sallayamamak ve onları içeri alma çürüklüğü bir facia.<br />
<br />
Dindar diyorsun bakıyorsun bu var.<br />
<br />
Ocu bucu şucu fark etmiyor ucundan kıyısından ortasından bulaşıyor bir biçimde...<br />
<br />
Bunu çözmedikçe çözüm çözüm çözüleceğiz.<br />
<br />
Kaliteli Hayat<br />
<br />
Kaliteli bir hayat için şu kelimeleri azalta azalta yok etmemiz gerekiyor: &quot;Ama, fakat, lakin, şu kadar ki, ne var ki, gerçi, ancak&quot;<br />
<br />
Korku İktidarı<br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.'<br />
<br />
Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı altına verdik. Gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
<br />
Temelsiz Muhakeme<br />
<br />
O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel ağzından maddi gerçek diye püskürtür tüm hakkaniyet özlemlilerinin tepesine...<br />
<br />
Önce veri olacak.<br />
O veri ayıklanacak, saflaştırılacak, anlaşılabilirleştirilecek...<br />
<br />
Sonra muhakeme.<br />
<br />
&quot;Ne oluyor bu dindarlara?&quot; &quot;Bu mu din?&quot; &quot;Bu ölümler, öldürmeler, kafa kol kesmeler&quot; sorularının cevabı burada.<br />
<br />
1400 yıl önce kaşık vardı da, kaşığı kullanmayan &quot;tu kaka&quot; ilan eden bir peygamber mi vardı?<br />
Beton vardı da &quot;şeytan icadı&quot; muamelesi mi gördü?<br />
Bilişim, teknoloji vardı da felsefesi mi yoktu?<br />
İletişim aygıtları vardı da sırtını dönüp, güvercinler mi tercih etti ya da?<br />
<br />
Daha önemlisi, 70 milyon birlikte yaşanan bir ülke mi vardı?<br />
<br />
1400 yıl önceye ait bir coğrafi bölgenin yaşam alışkanlıklarını, o coğrafi bölgenin örfünü, giysisini, kapkacağını, helasını 1400 yıl sonra &quot;din budur&quot; diye yazar çizer sunumlarsan, at izi it izine karışır!<br />
<br />
1400 yıl önceden 1400 yıl önce de mevzu iman idi. İman da insan doğanların, insan kalmalarına yönelik bir telkinden ibaretti.<br />
<br />
Dünyanın en saçma görüşü, nato kafa, teslimiyetçi bir kafanın sorgusuz itaatinden daha değerlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?104-cesitli-Gorusler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çekiştirmeye gelmeyen şeyler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?103-cekistirmeye-gelmeyen-seyler</link>
			<pubDate>Wed, 31 Aug 2016 10:46:59 GMT</pubDate>
			<description>Çekiştirmeye gelmeyen şeyler vardır. 
Sündürmeye kalktığınızda kopan şeyler... 
Sabır güzeldir; ama metrelik sabrı kilometre sündüremezsiniz....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çekiştirmeye gelmeyen şeyler vardır.<br />
Sündürmeye kalktığınızda kopan şeyler...<br />
Sabır güzeldir; ama metrelik sabrı kilometre sündüremezsiniz.<br />
Birlikte olmak güzeldir; ama birliği kaybetmek değildir.<br />
Birlikte olduğunla 'oflamaya püflemeye' başlamışsan eğer, ya çıkacaksın o halden; ya da gömüleceksin yalnızlığına...<br />
Ağız tadını kaybettiğinde hormonların seni geldiğin yere çekiştirmeye başlarlar.<br />
Toprağa...<br />
Yaşama sevinci diyorlar ağız tadına.<br />
Olmayınca o, 'yaşama bu fazla geldi' derler onlar ve bir anda ihtiyarlamaya başlarsın. Ayakta tutmaya değil, göçertmeye başlamışlardır çünkü.<br />
Saçlar dökülür, beyazlar, cilt buruşur filan. Bunlar zahir alametler... İçerde ise feci şeyler olur.<br />
Hep bu hormonlar...<br />
İyi geçinin onlarla.<br />
Süründürürler ve işleri güçleri duygu avcılığıdır. Hangi halini yakaladılarsa onun için çalışırlar.<br />
Ölene kadar yaşamaya mahkum insanlık, özgürlük türküleri ile eğleniyor bu kelepçeli şakşaklıkta...<br />
Evet böyledir yaşam...<br />
Sizin pencereden ne görünüyorsa emin olun yan penceredeki manzara da üç aşağı beş yukarı odur.<br />
<br />
Kanmak isteyen kanar. <br />
Kanatana kan bulunur.<br />
Yaşamak isteyene yaşam...<br />
<br />
Kıyıları vardır yaşamın, ortaları, derinleri...<br />
Şehvet, şöhret, servet ve hepsinin zirvesi enaniyet/ego...<br />
Hisseli harikalar kumpanyası malzemeleri..<br />
Onlarlı olmaz, onlarsız olmaz...<br />
Silkelendim, kurtuldum dediğin yerde ısırır seni üçkağıdın kralı...<br />
Sevginin hahahalısına inancınıza derhal neşter vurun. <br />
Farkedemiyor musunuz hala! Aptal mısınız siz?<br />
Seni istediği gibi görmeyen, seni civarından uzaklaştırıyorsa,<br />
anla ki, o seni sevmiyor!<br />
O sadece kendinin hayranı...<br />
Kendindeki seni istiyor yaşamına.<br />
Sen de bunu yaparsın zaman zaman.<br />
İnkara lüzum yok; bu işin doğasında bu var.<br />
Müşterekler çok zaman yeterlidir.<br />
Sadece yaşamının uçlarını fark etmen gerekiyor.<br />
Uçlara geldikçe ufkun çoğalır, görürsün.<br />
Silkelenip sıyrılman lazım darlıktan; yoksa<br />
ağız tadı arama!<br />
Çünkü ben'ini ucuna varmadan büyütenin ayağına batan diken beynini kanatır!<br />
Kendiniz gibi olanları aramaya devam edin!<br />
Var onlar bir yerlerde<br />
Onlar da sizi aramadalar...<br />
Ruhlar bazen sürtünür gezişirken birbirine...<br />
İşte o zaman,<br />
sadece farketmek yetmez, hamle de yapmak gerekir.<br />
Ağlarsan bulursun yalnızlığında<br />
Gezersen de bulursun seyranında...<br />
Ama illa ki bulursun...<br />
Sabır sabahına doğum olduğunda samimiyet bebişlerinin ınga'ları kulaklarda senfoni olur...<br />
Sen inancını kaybetme!<br />
Gelecek sana!<br />
Bugün; ya da varsa yaşanacak zamanın, sonra...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?103-cekistirmeye-gelmeyen-seyler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdeolojik Zırvalıklar Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?102-ideolojik-Zirvaliklar-Yaziti</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2016 13:22:29 GMT</pubDate>
			<description>Bak çok bilmiş, şimdi  
bir zamana ve fikre  
ve bir coğrafyaya bağlı yaşamlar  
ve o yaşamlarda kafana göre  
at koşturmalar devri bitti.  
Sistem...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bak çok bilmiş, şimdi <br />
bir zamana ve fikre <br />
ve bir coğrafyaya bağlı yaşamlar <br />
ve o yaşamlarda kafana göre <br />
at koşturmalar devri bitti. <br />
Sistem göçtü, göçmekle kalmadı <br />
üstüne on kere de format yedi. <br />
<br />
Elinin altında iki tuş darbesi ile <br />
dünyanın bir ucuna <br />
kumandaya dokunmanla <br />
uzay atlamalarındasın <br />
ve sen hala dedenin kağnısının sevdasında <br />
araba lastikleri yakmada, <br />
'geçmiş zamanlarımda' <br />
edebiyatı parçalamalardasın <br />
<br />
Bir atalet ve örümcek kökçülüğü <br />
beynini avuçlamış <br />
salmıyor ötene seni <br />
kurtulamıyorsun <br />
<br />
Ve belki de bu halden <br />
gayet memnun ve razısın <br />
<br />
Kendi dibinde kalakalmış <br />
iki yanı kapalı batak sörfçülüğü <br />
seninkisi ve üstüne bir de <br />
ideoloji zırvalıklarındasın <br />
<br />
Dün yaşadığın ilkellik dünde kaldı <br />
yok bugün düne ait bir vahşi numara <br />
ama sen dünü aynana dövme yapmışın <br />
her baktığında geçmişin yansımasında suratına <br />
pusunu silmek gelmiyor aklına aynanın <br />
ya da işine... <br />
<br />
Öfken kabarıyor ve yumrukların sıkılıyor <br />
önüne kim çıksa <br />
kafasını uçurma seanslarındasın <br />
<br />
Malzeme kalmayacak tabi sonra sana <br />
anına ve önüne baksan <br />
geçmişten yüzünü geleceğine çevirsen <br />
yılgın halin, kinin ve perişanlığınının <br />
suratına tükürmen adına... <br />
<br />
Hoş bu senin yaşamın <br />
keyfine bak <br />
canın nasıl çekiyorsa <br />
öyle yaşa <br />
<br />
Pazar hepimizin <br />
can senin <br />
<br />
ama <br />
<br />
can pazarıma bomba atma! <br />
Canımdan bezdirme <br />
burnumdan getirme <br />
<br />
Herkes senin gibi tek bakış <br />
sürekli gerçeklikten kaçış <br />
sürünmeye diplerde <br />
mahzenlerde içmeye mecbur değil <br />
<br />
Bu berdoşluğumla üstelik <br />
sırık misali çırılçıplak dikelip <br />
yalanları bas bas bağıracağım <br />
kendimle beraber hepinizi de <br />
yakacağım diyorsun <br />
<br />
Çünkü senin umudun yok <br />
geleceğe inancın <br />
insana saygın yok <br />
varın yokun tek varlığın <br />
ve varlığınca var olanların <br />
<br />
Tebessüm ve diri bir sevdaya <br />
mecalin kalmamış <br />
solmuşun çölünde <br />
<br />
Hey koca serseri <br />
enayi gördüklerinin realitesi <br />
ötesinde artık hayalinin <br />
<br />
Bunu da unutma <br />
<br />
Geleceğini geçmişince yaşamakla <br />
beynini saçma sapan <br />
köhneliklerle doldurmakla <br />
kendine kıymış olabilirsin; lakin <br />
başka kimseye gücünün yetemeyeceği <br />
bir zamanda yaşıyorsun <br />
<br />
Geçmiş olsun... <br />
<br />
Zaman artık dünden hızlı akıyor <br />
bir fikir bir gün sonraya bile <br />
tazeliğini koruyamıyor <br />
durağan yaşamların laklakçılığı <br />
ne mideye ne de beyne yaramıyor <br />
<br />
Gerçekçi bakış <br />
sadece şu <br />
<br />
dünün öldü <br />
bugününse <br />
yaşlanıyor <br />
<br />
yarını doğuracak olan <br />
şu anın ölüyor <br />
tam da şu an <br />
an an <br />
<br />
uyan <br />
<br />
ideolojik zırvalıklar yazıtı<br />
 <br />
Mailis Nalars</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?102-ideolojik-Zirvaliklar-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Anayasa hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?101-Anayasa-hakkinda</link>
			<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 13:08:14 GMT</pubDate>
			<description>Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı… 
 
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. <br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
Örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?101-Anayasa-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aşağılamak büyütür mü?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?100-Asagilamak-buyutur-mu</link>
			<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 15:08:00 GMT</pubDate>
			<description>Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir. Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir. Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her insan da değer yüklüdür. Kimi kıymetini har vurup harcar; kimi de zalim nefsine muhalefet eder, masum ruhunu donatır.<br />
<br />
Altında gördüğünü hırpalama, tahkir etme, hafife alma v.b. kalbi arızaların tümü kibir aymazlığının yansımalarıdır. Öyle ya! Kendini varlığın merkezine almanın tezahürü değil midir; işçisi Bekir’in hakkını ona vermeyip, evdeki Tekir’e ikram edebilmek?<br />
<br />
Kibri konuşuyoruz, şeytanı tepetaklak edeni…<br />
<br />
Farklı perspektif bakanı, ‘anlamama, fark edememe, yanlış görme’ ile itham ederken, onu içeriden bir yerlerinden rahatsız edecek üslup kullanmak, ‘yol alamama’nın sebebi olabilir mi?<br />
<br />
Tahkir, kibrin mahsulü cüsseli bir kalbî hastalık alametidir. Belli bir sıfatı olsa da, özel bir kalıbı yoktur.  Halbuki çok kesin bir hakikat var: Aşağılamak asla yüceltmiyor, yaklaşmıyor aşağılanan ve özde yanaşma zemini yok oluyor; nefret çoğaltmaya yarıyor.<br />
<br />
İnsanların birbirlerine tevazu şefkat ve merhamet ile muamele etmeleri gerekliliğini önceleyen, gavuru, gavurluğu aşağılıyor diye, O’nun dinine tabi olduğunu iddia eden kulların ibadet aşkıyla birbirlerini tahkiri, yok sayması, küçüğü büyütmesi, adaletsizliği ciddi bir çelişkidir.<br />
<br />
'Neden böyle?' diye sorguladığım zaman temelde bir tarz tanrı olma hevesi ile izah etmeye mecbur kaldığım olmuyor değil. –Haşa- İlahi yetkinliğin mührü elinde, hüküm iki dudağının arasında, canı çektiğini cennete, huyunu beğenmediğini cehenneme sokanları aşağıladığım algısı oluşur kaygım olmasa bir odaya kapatarak ellerine zilli def verip, kendi başlarına çalıp söylemelerinin, insan arasına karışmamalarının kendileri için en zararsız tavır olduğunu söyleyebilirdim. Hesabın olduğuna inanan her insan sözünde ve fiilinde ehli temkin olmalı.<br />
<br />
Kimsenin aklı ve algısı bir değildir. Bir olmaya mecbur da değildir. <br />
<br />
Muhatabını ilerde bilmeden tahkir etmek istemeyen, onu kendinden aşağı seçmemeli. Kendinden yukarı da seçmemesi isabetli olur; zira bu sefer o, onu tahkir edebilir. <br />
<br />
İçini boşaltamadığı ve yanında huzur bulamadığına etmediği kıymeti yüklemek doğru değil, kişi kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatmamalı. <br />
<br />
İnsan olmayı hazmetmek gerekiyor. <br />
<br />
Kul olması hükmü Rabb'ine vermesini gerektirirken, zatına taparcasına bağlıları artırmada ve gayrı hakkında hakim sıfatlı olmada kimi gayretli görürseniz bu sözün muhatabını odur. <br />
<br />
Hata yapmak, kaymak, şaşırmak, acze düşmek, başarısız olmak tamamen insanidir. Hatanın, yanlışın en çirkini bile insana özgüdür. 'Hatasız kul olmaz' 'Beşer, şaşar' tabirleri bunun için vardır. <br />
<br />
Yanlışa tahammül, yanlıştan tiksintiyle beraber olmalı. Doğruda ısrar, doğrudan şaşıldığında şaşkınlığa düşürtmemeli.<br />
<br />
Ölene kadar yaşamaya madem mecburuz. O halde geçim ehli olmamız gerektiğini vurgulamak isterim. Hatayı abartmamak, doğru olanı da. Mükemmeliyetçilikten uzak, insana özgü yaşamak bu kısaca; haltıyla, hatırıyla, hakkıyla; yasayacağı son deme kadar. Ötesi bunalım ve hafakan türetir.<br />
<br />
Unutulmamalı ki; kim bu dünyada kime ne ile muamele ediyorsa, diğer tarafta göreceği sadece buradaki muamelesinin mislidir. Örten örtülür, af eden af edilir, verene verilir, aşağılayan aşağılanır, sakınandan sakınılır…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?100-Asagilamak-buyutur-mu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ölümsüz hatalar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?99-olumsuz-hatalar</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 12:01:29 GMT</pubDate>
			<description>Hata ölmez bizim köyde  
Ya mumyası kurulur balçıklayarak 
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak 
Hata ölmedikçe,  
Öldürülmedikçe 
Bu hep böyle 
Bazen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hata ölmez bizim köyde <br />
Ya mumyası kurulur balçıklayarak<br />
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak<br />
Hata ölmedikçe, <br />
Öldürülmedikçe<br />
Bu hep böyle<br />
Bazen hata ne diye düşünüyorum <br />
Toplum düzeni ilgili olanlar <br />
Hak hukuk kavramları<br />
Kırgınlıklar <br />
Kırıklıklar<br />
Hüzün ve bir avuç kuru üzüm<br />
Ve uzunca bir liste hazırlasam mesela <br />
Ya da milyonlarca lekeyi <br />
Yan yana nokta nokta sıralasam <br />
Ortaya çıkan görüntü<br />
Yani gördüğüm şu<br />
İnsan sıfatında var olan<br />
Karmaşık dağınık mükemmeliyetin<br />
Muntazam yaşam formu<br />
Bazen insanın en büyük sevapları <br />
Sınır tanımaz hatalarının yanında<br />
Zerre bile etmeyebiliyor kazanımlar adına<br />
Hatasından düştü bilinenin <br />
Aslında hata  basamaklarından<br />
Yücesine tırmandığı vaki olabiliyor<br />
Hatalardan korkanlar<br />
Hata yapmamaya programlılar<br />
Affedemeyenler varlıklarını<br />
Ben nasıl yaptım <br />
Keşke yapmasaydım diyenler<br />
Hey sizler<br />
Çürüyorsunuz diri diri<br />
Hele içinizden biri var ki<br />
Kılına zarar gelse<br />
Aort damarım sızlar<br />
Çürümesin varlığımız<br />
Olmaz mı<br />
Pişmanlık hata ilişikli olmamalı<br />
Dnamıza tükürmemiz kökenli belki</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?99-olumsuz-hatalar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dinde Jakoben Eğilim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?98-Dinde-Jakoben-Egilim</link>
			<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 11:17:45 GMT</pubDate>
			<description>Dinler, kurallarına müntesiblerinin uymasını ve müntesibi olmayanların da kaidelerine göre yaşamasını talep etmektedir tarzı bir tarif yapılsa ve bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Dinler, kurallarına müntesiblerinin uymasını ve müntesibi olmayanların da kaidelerine göre yaşamasını talep etmektedir tarzı bir tarif yapılsa ve bu tarif doğrultusunda biri çıksa ve: 'Dinlerde jakoben bir eğilim vardır' dese, ona ne denilmeli? <br />
<br />
Jakoben tavır beşeri nizamlar söz konusu olunca savunulması kaka, din mevzu olunca bir tarz gereklilik mi demeliyiz? <br />
<br />
Din boyutunun daha içerisinden bir yerlerden bakılsa ve bu sefer de denilse ki: <br />
<br />
Mezhebim, Meşrebim, Cemaatim... Gelmezsen yanılgıdasın! Hatalısın! Yanlışsın!... <br />
<br />
İfade bu şekilde olmasa da, gelmeyene veya gelmişin emele aykırı vaziyetinde ona vebalı muamelesi yapılsa faraza!.. <br />
<br />
Filan filan işi işleyenler dile dolansa, kınansa, engellense, yapma hürriyetinden mahrum bırakılsa, uygulayıcı, hükmedici, doz ayarlayıcı, kamçı tutucu insan olunca Allah adına insanın neyi ne ile ölçtüğünün ölçütü nasıl ayar tutacak? <br />
<br />
Kim? Ne adına, kimi? Hakkı tutturmak, ne ile? Boş laf! Yok bu işin ayar ölçütü yaşam içinde. Belki saf bir güven ve teslim sadece. Burada da bu güven ile özgüvenin cellatlığı söz konusu olur mu olmaz mı kumarı var harbisinden ayrıca.<br />
<br />
Aynı dinin içinde: <br />
<br />
Öldürmesi onu, ona emredilmişken 'yüzüme tükürdü!' diye müşrik savaşçıyı öldürmeyen ne menem bir mantıkla tebessümle anılır? <br />
<br />
Davası görülmüş ve hükmü kesinleşmiş kadın taşlanırken canının yangısıyla kaçarken, işi bitirme adına peşini bırakmayıp onu öldürenlere, 'keşke bıraksaydınız ya' demek ne oluyor, özde neyi talim ediyor? <br />
<br />
Hırsıza uygulanan şer'î emri kuraklık ve kıtlıkta uygulamayan, rafa kaldıran 'Allah'ın hükmüyle hükmetmeme ile' ne yapmış oluyor, bize ne anlatıyor?<br />
<br />
Ötesi 'ceza' aslında dinde neyi ifade ediyor? <br />
<br />
Neden o zahide kadın 'bir kediye merhametsizlik etti' diye cehennemi boyluyor?<br />
<br />
Neden o adam 'susamış köpeğe su verdi' diye cenneti hak ediyor?<br />
<br />
İnsana merhamet kediye köpeğe merhametten kıymetsiz mi de insanlar hem yaşamlarında hem yaşam sonralarında lekelenip, kıtır kıtır doğranıyor!?<br />
<br />
Merhamet ise kavramımız 'yüzüne tüküren'in bir an önce katledilmesi de merhamet değil miydi hani, ictimaiyat gereği... Öyle ya, tükürdüğüne niye tükürdü ki o!? <br />
<br />
Ne kadar sefil bir idrakımız var.<br />
<br />
Daha daha ötesinde yaşama hakkının falanca filancada yok sayılması ve bazen de zıddına bunca korunması kimin kafasını karıştırdı, kimin adaletini pekiştirdi? <br />
<br />
Neler oluyor?<br />
<br />
Laf üretme mekanizmaları -makinalı tüfek gibi işlemeye başlasa da, namlu şişmiş, boşa kelime tüketimi çabası bu!<br />
<br />
Ölüm ve yaşamı iki dudak arasına yetkileyen bir din anlayışı ve o anlayışın onursal kadıları! O'nun adına sürekli bir yargıçlık ve ferman vermek...<br />
<br />
Turan Dursun'a bakarsan 'Din bu', bizim gördüğümüz ise bu değil. Bu, kulluktan bıkmışların topaç oyunu aslında...<br />
<br />
Kedi köpeğin yaşama hakkını müdafaa eden ve merhameti öngören bir din ve o dinin mensublarının -Allah adına- insanların kafasını keserek, ya da insanları cemiyetten keserek canını, yaşama hakkını almaya o din var olduğundan bu yana devam edilmesi... <br />
<br />
O dinin kıymetli mensupları da yine O'nun adına zaman zaman katledilmiş üstelik! <br />
<br />
Hüseyinleri, Hallacları, İmam Azamları, İbn Teymiyeleri, türlü türlü meşrepler adına hep bir kılıf ile Allah adına katletmişler veya susturmuşlar! <br />
<br />
Zıtlaştıkları yerde ise en sofular birbirlerinin kanını dökmekten çekinmemişler, Allah adına! Hepsi kendini dine dayandırıp, haklılığını ifade etmiş üstelik. 'Haksızlık yaptım' diyen yok...<br />
<br />
Uygulamalar ve uygulayıcılar! <br />
<br />
Bugün güç elinde olmadığı için niceler de sinesinde gizlediği bir kin ile o öldürme gününü beklemiyor mu? <br />
<br />
'Elimde olsa onu bin parçaya bölerdim' duygusu nereden besleniyor acaba? <br />
<br />
Sen sapıksın! Sen cahilsin! Sen ölmelisin! Sen büyüksün! Sen şusun, sen busuncular! <br />
<br />
Hükmedenler, hükmü uygulayanlar! <br />
<br />
Dinin kendisi en büyük imtihan... <br />
<br />
La ilahe illallah <br />
<br />
Allah'tan başka yargıç yoktur! <br />
<br />
Ama Allah adına yargılamak mı? <br />
<br />
O herkesin bir şekilde birileri için dozajı ve kapsama alanı farklı sorgusuz doğal hakkı! <br />
<br />
Jakobenlik mi? <br />
<br />
Beşerî nizamsan sen, 'tu kaka!'<br />
<br />
Dinse olay, farz be farz!<br />
<br />
Hiç Müslümandan jakoben olur mu? <br />
<br />
Bal gibi olur!<br />
<br />
Dünyanın en jakobenleri top bin'i at gözlüğü ile de ilesiz de bize aittir!<br />
<br />
Ne biçim yazıyorsun sen!?<br />
<br />
Seni gidi kafir seni! <br />
<br />
Tiz boynu vurula!...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?98-Dinde-Jakoben-Egilim</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fetö'nün amaci]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?97-Feto-nun-amaci</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jul 2016 09:27:43 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Fethullah Gülen'i ve yapılanmasını anlamak için Bediüzzaman Said Nursi'ye bakmak gerekiyor. 
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin akidesi Eş'ari'dir. Eş'ari...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fethullah Gülen'i ve yapılanmasını anlamak için Bediüzzaman Said Nursi'ye bakmak gerekiyor.<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi'nin akidesi Eş'ari'dir. Eş'ari akidesinde geniş işlenmiş bir fetret devri algısı vardır. Ayrıntısını merak eden, akaid kitaplarından öğrenebilir. Özellikle söyleyeceğim şu:<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası isimli kitabında,<br />
&quot;Çünkü ahir zamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye'ye bir lakaytlık perdesi gelmiş ve madem ahir zamanda hazreti İsa'nın din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet ile omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazret-i İsa'ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.&quot; demektedir.<br />
<br />
Eğer bu cümlede bir imla bozukluğu veya hatalı dizilim yok ise, İslamiyete inananlar ile hazreti İsa'nın hakiki dinine inananlar, Bediüzzaman'a göre ayrı iki gruptur ve hükmedecek olan da İslamiyet ile omuz omuza gelecek Hazreti İsa'nın hakiki dinidir.  Üstelik fetret devrinde karanlıkta kalan ahir zaman hristiyanlarının mazlumları da bir paye sahibidirler.<br />
<br />
Bu yorumsuz aktarım diyalog v.s mevzularına dair açılım olsun. Fethullah Gülen yapılanmasının yahudi ve hristiyanlar ile özellikli alakası bir izaha buradan kavuşur kanaatindeyim...<br />
<br />
Hristiyan mezhepleri içinde, bugün Amerika'ya da hakim olan Evangelistlerin temel gayesi, Armegedon savaşına hazırlık yapmak ve bu savaş ile göksel krallığını kuracak İsa'nın yeryüzüne gelişine hizmet etmektir. Bu maksatla Suriye'de olacağına inandıkları bu savaş için hazırlık yapıyorlar ve yukarıyı yeniden okuyunuz.<br />
<br />
Bu amaç için Cıa ve Mossad'ın birlikte çalıştığını da son söz olarak söylemek gerekiyor.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?97-Feto-nun-amaci</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tutku Tanrısı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?96-Tutku-Tanrisi</link>
			<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 13:05:20 GMT</pubDate>
			<description>Çayır çimenin tanrısı koyun, koyunun tanrısı çoban, çobanın ağa, ağanınki düzen, düzeninki çayır çimen... Anonim insan sözü aday adayı...  
 
*...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çayır çimenin tanrısı koyun, koyunun tanrısı çoban, çobanın ağa, ağanınki düzen, düzeninki çayır çimen... Anonim insan sözü aday adayı... <br />
<br />
*<br />
Çoban koyunları en taze otlara götürür. En mineralli sulardan sular onları. Düşmanlarına karşı korur ve uçurumlarda zayi etmez. Sürüyü kollar, ağırlar. Koyunların bakımlarını yapar. Yavruladıklarında sarar, sarmalar, eziyet çektirmez. Yelden, tufandan sakındırır...<br />
<br />
Niye yapar bunları? Koyunları çok mu seviyordur? İçindeki hayvan sevgisinin coşkusu mudur bu özenli bakımın nedeni? Ya da bir koyunun ulaşabileceği en ideal kilo ve et lezzetimi midir amaç?<br />
<br />
Dışardan baktığımızda çobanın kuzuyu yüzünde sıcak gülümsemeyle sevmesi içimizi titretir, seviniriz. Şefkatimiz kabarır. Sürüden ayrılan koyunun peşinden seyirtmesini gördüğümüzde ’ aferin çobana’ der, gururlandırırız onu. Koyunları dağların yamacındaki kekik tarlalarına götürmesini, şifalı, kokulu otlarla beslemesini gördüğümüzde yaşama sevincimiz çoğalır.<br />
<br />
Şuurumuza dolan lezzetli et hissinin gözlerimizdeki şimşirik şimşeği midir bu; içimizdeki hayvan sevgisinin taşması mı?<br />
<br />
Oğlan kızı sever! Kı zı se ver.. Adını sayım sayım sayıklar! Peşinde pervanedir, yapmadığı kur, girmediği kılık kalmaz sevgilisi için de, niye!? Sevgiliye beğeni, sevgilinin methi, ona duyulan sevgi, onun için midir? Erişilmek istenen, yüksek arzu duyulan şeyi elde etme adına içerden bir dürtü müdür bu?<br />
<br />
Hani okumasaydınız çoban koyun ilişkisini anında kapılırdınız da, geçti sizden artık o saftiriklikler... Hapı yuttunuz... Sevgi denince bir ürperti ve kaşıntı sahibisiniz artık.<br />
<br />
Ortada bir üçkağıt var! İşin eğri yanı da var, düz tarafı da... Bir hile var. Bir inkar... Bir açık zuhurunun şiddetinden gaib sır! Kuma gömülmüş kafa, açıkta bir kıç var!<br />
<br />
İşçisini kollayan patron<br />
müridini hoplatan şeyh<br />
halkını okşayan politikacı<br />
öğrencisini teşvik eden hoca<br />
karısını şımartan koca<br />
yazısını okunası yazan yazar<br />
okuduğunu alkışlayan okur<br />
tanrıyı seven kul<br />
şeytandan korkan muhlis bu üçkağıdın neresinde? Ne kadarı ne kadarına bulaşmış?<br />
<br />
Soğuk kış günü, kuzuyu koynunda ısıtan çobanda merhamet yok diyemeyiz; ama kuzu üç vakte kalmaz, kombine yolcusudur ve akıbeti için koyundadır çoban... Sır koyunda mı? Gütmede mi, ya da güdülmede? Koynundaki koyunda mı? Çoban eti mi sevmişti güderken, güttüğünü mü? Kızı mı seviyor, kendini mi?<br />
<br />
Başka versiyonu: Allah’a mı inanıyoruz, tapınma güdümüzü tatmin için yarattığımız bir tanrıya mı? Zihnimizin oluşturduğu tanrıya Allah dediğimizde o, O mu oluyor? Onun O olmadığını nasıl biliriz ve Allah, bizim tapındığımız değilse, bu tapınma kime oluyor? Allah sevap günah tanrısı mı? Sevap ya da günah mı bizim tanrımız? Buradan yol var cevaplara... Koy sepete bu sözleri ve devam edelim yolumuza...<br />
<br />
Not: Evet, tapınma hissi ve gereği fiiller bir güdüdür! Ya Ona tapınırız; ya da O olmayan her şey bu tapınmaya araç olabilir. Güdümüzü bazen biz güderiz, bazen de güderler.<br />
<br />
’Tanrı tanımam’ diyenler ’tanrı tanırım’ diyenlerden daha samimilerdir eğer ’tanırımcılar’ın tapındığı Allah değilse. Şu bir gerçek ki Allah’a tapınılmadıktan sonra, ota, göğe, insana, nefse, ruha, şeytana, kendine, var ettiğine, tanrın saydığına; kısaca kime, neye ve nasıl taparsan tap, hepsi aynı kaynaktan çıkma...<br />
<br />
Mailis Nalars Kutsallığı Kirlenmiş Yazıtlar MÖ: 3420</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?96-Tutku-Tanrisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hükümdarın Yuları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?95-Hukumdarin-Yulari</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jul 2016 12:14:12 GMT</pubDate>
			<description>Hükümdarın Yuları 
 
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hükümdarın Yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... Yüz binlerce tanrısı oldu var ettiği tarihi boyunca. Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını. Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
<br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı?<br />
<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının?<br />
<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler. Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye. O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden; ya biz?<br />
<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapanırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
Düşmez başımıza inancıyla üstelik ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz.<br />
<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her var edilmiş tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı, tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?95-Hukumdarin-Yulari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni anayasa hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?94-Yeni-anayasa-hakkinda</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 16:02:04 GMT</pubDate>
			<description>Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip götürebilirsiniz.<br />
<br />
Son zamanlarda kadınların burnunda gördüğüm hızma, bu bilgiye vakıf olmam sebebiyle beni üzüntüye düşürüyor. Nedir yani estetik kaygısı filan denirken bambaşka bir mesaj mı veriliyor gibi bir niyetim de asla yok!<br />
<br />
Fakat beni asıl üzen husus ayrıntıya boğulmuş bir Anayasa. Her şeyi içine alma gayretinde, bahsetmediği konu kalmasın telaşında hazırlanacak bir Anayasa…<br />
<br />
Ayrıntısı zirve yapmış metinler yıpranmaya mahkumdur; çünkü yaşam akışkandır ve olaylar, yaşam şartlarına göre değişkenlik arz eder.<br />
<br />
Bakınız dil bile kendini yeniliyor, örfen 30-40 yıl gibi kısa bir sürede neler neler değişti. Abartmış saymayın, dünya şu 50 yılda neredeyse 500 yıl yaşlandı. Teknolojinin, bilimin hızına yetişmenin mümkün olmadığı zamanlarda yaşıyoruz ve bu gerçeklikte birileri çıkıyor, her olayı kucaklayacak, her olguyu izah edecek, her soruna parmak basacak bir anayasa derdinde çırpınıp duruyor.<br />
<br />
Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Peki şu yukarıdaki sözler neydi? Sen onu izah et bakalım derseniz…<br />
<br />
Hayvanların en hassas, acıya duyarlı yeri burnudur. Burnuna taktığınız küçücük bir halka ile bir hayvanı elinizde oyuncak edebilirsiniz.<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. Bunu unutmayalım ve devam edelim:<br />
<br />
Zaman içinde o halka ne kadar da başka bir anlama kaymış, farkında mısınız? Süs olmuş ve estetik için malzeme kabul edilmiş…<br />
<br />
Değerler böyle olmamalı…<br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
Örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...<br />
<br />
Uzatmamalı, utandırmamalı…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?94-Yeni-anayasa-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çocuğa cinsel istismar mevzusunun en başı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?93-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 08:57:58 GMT</pubDate>
			<description>Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı olduğunu, yapanların ağır cezalara muhatap olmaları gerektiğini söyleyen Anadolu insanının ciddi bir silkelenmeye ve kendine çeki düzen vermeye ihtiyacı vardır.<br />
Öyle ya, Devlet radyo ve televizyonlarında halen iştahla seslendirilen ve dinleyenlerinin karşılıklı göbek attıkları bu gibi türküler, kültürde eğer kabul görüyor ise, çocuklara yönelik cinsel saldırıları hangi eğitim sistemi ile engelleyecek ve hangi ceza hukuku ile bu melanetin kökünü kazıyacaksınız.  <br />
 Öncelikle kadını ve çocuğu, cinsel meta olarak görme algısına sebep olan ne kadar iğrenç deyiş, söz ve yazı var ise, hepsini tamamen dilimizden ve satırlarımızdan silmeliyiz. Televizyonlarda buna çanak tutan tüm dizi ve filmleri lanetlemeli ve gözlerimizi kulaklarımızı böylesi pislikten korumalıyız. En önce de “Göster yavrum pipini” boşboğazlığını terk etmeli ve aile içi eğitimde çocuklara ciddi anlamda sahip çıkmalı ve onları insan olma erdeminde yetkinleştirmeye gayret etmeliyiz.<br />
Biz, sapıklıkla, sapkınlıkla savaşırken Devletimiz de armut toplamamalı, üzerine düşenleri yapmalı, tabii ki. Var olmasının sebebi zaten, sadece bu değil midir. Vatandaşının huzuru ve selameti.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?93-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kırmızı Işık Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?92-Kirmizi-Isik-Teorisi</link>
			<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 14:22:30 GMT</pubDate>
			<description>Türkiye neden suç cenneti? 
 
 
İnsanların Kırmızı ışıkta geçmesini önleyemiyorsanız yaşadığınız 
ülkenin bir suç cennetine dönüşmesini de...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Türkiye neden suç cenneti?<br />
<br />
<br />
İnsanların Kırmızı ışıkta geçmesini önleyemiyorsanız yaşadığınız<br />
ülkenin bir suç cennetine dönüşmesini de önleyemezsiniz.<br />
<br />
Nasıl mı? Yakından görelim.<br />
<br />
             Kırmızı ışık bir sembol,kurallara uymayı belirleyen bir<br />
sembol. Aslolon şudur: Bir ülkede devlet tarafından konulan kurallar<br />
rahatlıkla ihlal edilebiliyorsa o ülkede suç işlemek alelade bir<br />
alışkanlık ve üstün bir davranış haline gelir. Zira sarsılan devlet<br />
otoritesidir akabinde dejenere olan bilinçaltımızdaki kurallara saygı<br />
duygusudur... Otoritesini koruyamadığınız devletin hiçbir fonksiyonunu<br />
da koruyamazsınız. Güvenlik ve kanunlar buna dahildir.<br />
<br />
KIRIK CAMLAR TEORİSİ<br />
<br />
&quot;Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın&quot; sorusuna New York'un efsane<br />
Belediye Başkanı Giuliani'nin cevabı şöyle olmuştu..<br />
<br />
&quot;Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından bir tanesi kırıldığında,<br />
o camı hemen tamir ettirmezseniz, kısa sürede, yoldan  geçen herkes<br />
eline bir taş alıp, binanın tüm camlarını kırar. Benım yaptığım şey<br />
ilk cam kırıldığında onu hemen tamir ettirmek oldu. Bir elektrik<br />
direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp<br />
bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya<br />
bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan<br />
çöp torbasını kaldırttım.&quot;<br />
<br />
Çünkü siz bunu yapmadığınızda  insanlar o bölgede düzeni sağlayan bir<br />
otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyorlar. Ardından<br />
daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği<br />
bir mahalleye dönüşüyor.<br />
<br />
Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş.<br />
Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak<br />
kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola<br />
atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.<br />
<br />
Kırık Cam Teorisi&quot; ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da<br />
yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmişti.<br />
<br />
Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek<br />
yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model<br />
otomobil bıraktı.<br />
<br />
Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Olup bitenleri gizli<br />
kamerayla izledi.<br />
<br />
Bronx'taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine<br />
ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.<br />
<br />
Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, sağlam kalan otomobilin yanına<br />
gidip çekiçle kelebek camını kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki<br />
çevredeki insanlar (yani zengin beyazlar) da olaya dahil oldular.<br />
<br />
Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale geldi. &quot;Demek ki&quot;<br />
diyordu Zimbardo, &quot;İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk<br />
çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı<br />
engelleyemeyiz<br />
<br />
SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR<br />
<br />
            Kırmızı ışıkta geçilmesini önleyemiyorsanız küçük suçlara<br />
mani olamazsınız. Küçük suçlara mani olamazsanız, büyük suçları<br />
engelleyemezsiniz.. Sonuçta ülkeniz sanıkların suç işlemekten endişe<br />
duymadığı bir suç cennetine dönüşür. Bunun akabinde suçlularla<br />
mücadelede yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına<br />
gelen lehe kanunlar çıkararak adalet denklemindeki erozyonu<br />
hızlandırır.<br />
<br />
          Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım.<br />
Sürekli HAGB kararları verdiğimiz sanıkların bir çoğu yeniden suç<br />
işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu? Hatta bu olay yargıçların<br />
şuuraltındaki adli dejeneresyon algısı nedeniyle sanığın kişiliğine<br />
bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB uygulanması bir hakmış gibi<br />
algılanır ve onuncu kez HAGB kararı vermek alışkanlık halini alır.<br />
<br />
Buna karşın mağdur ise adalete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun<br />
eğmek zorunda kalmıştır. Artık önünde iki seçenek vardır. Ya<br />
intikamını kendisi almalı yahut ateşi içine gömmelidir.<br />
<br />
           Sanık, ise hukuk sistemini test ettiği ilk eylemden büyük<br />
bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının<br />
idraki ile yeni suçlar için yola koyulmuştur.  İşlediği her suç<br />
kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile de topluma<br />
yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır..<br />
<br />
Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.<br />
<br />
               Bu yüzden diyoruz ki devlet yani kamu otoritesi bir<br />
kural koymuşsa onun takibini dört koldan yapmak zorundadır.  Bundan<br />
daha önemlisi devlet, koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu<br />
görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır. Takibin takibini<br />
yapmazsınız devlet muz cumhuriyetine döner.   Okulda, iş yerinde,<br />
sokakta, yolda veya deniz kenarında… İnsanlar kamu otoritesinin kendi<br />
koyduğu kuralları büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı<br />
ve bunu şuuraltına adeta kazımalıdır. Şuuraltına yerleşen bu algı<br />
insanların karakteri olur ve kurullara saygı bilinci gelişir. Olması<br />
gereken de budur zaten.<br />
<br />
                Bu sayede insanlar en küçük sorunlarda dahi kanunları<br />
ihlali etmeyi ve suç işlemeyi değil hukuk önünde hesaplaşmayı ilke<br />
edinirler. Ancak tatbik edilen cezaların mağdurlar için tatmin edici<br />
bir nitelik arz etmesi şartıyla…<br />
<br />
Unutmayın… Küçük hataları görmezden gelmişseniz bilin ki daha<br />
büyükleri yoldadır.<br />
<br />
Necati Dastan<br />
Hakim<br />
<br />
Bu yazı hukukmedeniyeti.org sitesinden iktibas edilmiştir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?92-Kirmizi-Isik-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinde son durum</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?91-Tarim-arazilerinin-miras-yoluyla-bolunmesinde-son-durum</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jan 2016 23:05:29 GMT</pubDate>
			<description>5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 15.05.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 15.05.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte mirasa konu tarım arazilerinin paylaşımındaki sistem önemli ölçüde değişmiştir. Değişiklikten önce miras kalan tarım arazilerinin miras payı oranında paylaştırılması söz konusuydu ancak bu uygulama ile tarım arazilerinin parçalanması sonucu verimli kullanımı zorlaşmakta ve maliyeti arttırmaktaydı. Bu kanundan sonra en çok sorulan hukuki sorular şunlardır: <a href="http://www.mirasdavasi.net/mirasa-konu-tarlalarin-yeni-sisteme-gore-hukuki-durumu/" target="_blank">Yazının devamı</a></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Kazım Üstün</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?91-Tarim-arazilerinin-miras-yoluyla-bolunmesinde-son-durum</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hey Gidinin İnsanı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?90-Hey-Gidinin-insani</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 14:27:15 GMT</pubDate>
			<description>Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için çalışmayan, varlığını varlığınca almış ve varlığını varlığında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için çalışmayan, varlığını varlığınca almış ve varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona uydurmasyon film çevirme ihtiyacı duymadığın, onu rahatsız eder diye sözünü tavrını çekinmediğin, hatta onunla ve onda rahatsızlık kelimesini poşetleyip uzaya fırlattığın biri...<br />
Aslında herkesin böylesi biri hep civarındadır; ama hayal ettiğinin içini boşaltıp dışına sürdüğü sertleştirici ile onu dik tutmaya çalıştığı içindir ki, yalan gerçeğin yerini dolduruyor yaşamlarda. Ufacık bir ağırlık bindiğinde tepenin toprağa yapışması bundandır.<br />
Şefkate aşırı susuzluğumuza/muhtaçlığımıza rağmen bize gaddarlık yapanların zulümleri solumuza papatya, sağımıza orkide kokusu gibi bundandır geliyor ve cerahatımızın üzerine sürülen mis kokusu bundandır burnumuzu sızlatmıyor. Civarımızda soluk alamayanların bir yudum nefes için bize attıkları göbecikler ve şaklabanlıkları görmemize mani olan da budur.<br />
Civarımızdaki niceler aynı torna tezgahı ürünü…<br />
Göbek üstadı...<br />
Yapay, sahte ve hayal alemi mumya ustaları... Kokuyor insan… Ve insanın yaşadığı her mekan…<br />
Kendine şans vermelisin; gerçek her zaman gerçektir...<br />
Yapay ve sahte hayaller asla kesmeyecektir.<br />
Sen neysen senin dibindekinde de üç aşağı beş yukarı olan odur. Kim daha fazla dürüstse o, kendini kendine kendince yaşar; başka değil...<br />
Onlarca yazı okudunuz. Şartlanma, güdüleme, yönlendirme v.s v.s... Dışınızdaki dünyaya dair ilginç ve keyif verici bilgilerin sizdeki yansımaları en derinlere gömdüğünüz tahlilsiz bırakılmış yığınımsı anılardan başka değil.<br />
Örf gütmüş, prensip, ideoloji gütmüş, güden güdene yaşayıp ölmüş öncedekiler de zaten.<br />
Tercihinizse şu yaşama biçimi; niye bu kabulsüzlüğünüz? Öfkeniz kime? Neden rahat değilsiniz? Nerede ağız tadınız?<br />
Mecburiyetten aldatılıyor, birilerinin çizdiği yoldan adımlıyorsunuz. İnancınız var mı kendinize?<br />
Yapamazsınız özgün ve özgür iradenizle iki dakika tek başınıza. Birileri yaşamınızı didiklemeli ve siz de burnunuzu sürekli başka yaşamlara sokmalısınız. Yazgınıza yakıştırdığınız bu değil mi ve doğrusu bu yoğun kabulsüzlükte başka ne olabilir ki?<br />
Arıyorsunuz aralarda içeriden insan olmanızın fazlalığı ile bir bilmediğinizi bilirden geldiğinizi, lakin bilmiyorsunuz, gördüğünüz suretlerde de sizde olandan farklı bir şey yok.<br />
Çünkü barışık değilsiniz ve değiller. İyi ve kötü tasniflemelerinizin hepsi bir yerlerin size ’bu budur’u. İçselleyemediğiniz ne varsa üzerinizde iğreti elbise misalince. <br />
Herkesin yaptığından farklı yapan; ama yaptığının farkında olup, sizin sapıkça dediğiniz işi iradesiyle yapıverip, yaptığından razı kişi, emin olun kendini bir halt sanıp da hiçbir halt olmayan, iradesi onun bunun güdümündeki sürünün küçük cücüğü bir robot et yığınından daha insancıl ve saygıdeğerdir.<br />
Yaşayamadığınız bir damla huzur...<br />
Olmak isteyip de olamadığınızı hissettiğinizi bulma ümidi. En yıkıcı ve acılı kavgalarınızda bile.<br />
Tek derdiniz bu.<br />
Söyleyemezsiniz ama…<br />
Başkalarca libaslanmış ahlak, örf, stil filan derken önünüze konan teleskoplardan kurtulup size ait saf gözlerinizle kirpik mesabenizdeki anı, anın size ait olanını yakalamanız ne mümkün. <br />
Bu nedendendir başkalardaki hafif mutluluk ayaklanmalarını bile bastırma telaşınız.<br />
Sizin dünyanızda sen onu etkilerken o seni etkiliyor. Bunu sen, o, yapmazsanız başka bir yerler, bir biçimde bunu size illa yapıyor. Etkiliyor etkicibaşıları ve tepiniyorlar üzerinizde.<br />
Etki balçığında ürperti duymanız gereken masum dokunuşlar tarihe karıştı, artık en sert hamle bile tüy dokunuşu geliyor size.<br />
Güveniniz her etkiyle kırılmakta ki bu da size celladınızın bonusu...<br />
Ne diyeyim bilemedim, hayırlı olsun sürülüğünüz mü; ya da iyi gömülmeler mi dilemeliyim?<br />
Not: sadece bir cinse ait yazılmıştır. Üzerine almaması gerekenlerin üzerine almaları kural dışıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?90-Hey-Gidinin-insani</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çelik</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?89-celik</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2016 12:15:50 GMT</pubDate>
			<description>Bazen tekdüzeleşir yaşam. Hep aynı hep aynı moduna gireriz. Ağız tadı azalır ve hatta tamamen kaybolur. Plastik bir yaşamda her türlü aksiyon...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen tekdüzeleşir yaşam. Hep aynı hep aynı moduna gireriz. Ağız tadı azalır ve hatta tamamen kaybolur. Plastik bir yaşamda her türlü aksiyon anlamsızlaşıverir.<br />
<br />
Zevk bizim özsuyumuzdur. Olmadığında acı bile acıtmaz canımızı. Bu hal, yaşamın dönemsel akışında gayet olağan bir durumdur.<br />
<br />
Bendeniz kendi adıma böylesi zamanlarımda şöyle yapıyorum:<br />
<br />
Salıveririyorum öteye...<br />
<br />
Biliyorum çünkü, sel ve yel götürür. dirensem de, yığılsam da... Sel ve yel işini yapar ve işlerini muhteşem yaparlar; yeter ki bir sabite bağlı olmayayım.<br />
<br />
O anı/anları yaşamanın sonrama olumlu olumsuz etkilerini bilir ve önceme takılmamaya çalışırım. Çalışırım demem bir idman içinde olduğum anlamına gelmeli. Gücümce ve hırsımca yani...<br />
<br />
Sabit, öncedir. Öncede olanlar...<br />
<br />
Çoğumuz geçmişine bağını abartır ve geçmişin ağırlığı taşıyamayacağı bir yük oluverir ona. güç kesilince insan ceset misalidir. Kolunu kıpırdatmaya mecali olmayana bas tekmeyi hesabı, en başta hormonları terk eder gemisini.<br />
<br />
Yaşamda arzu her şeydir. Arzuyu diriyken gömdüğünüzde, taşıyıcı beden de peşinden gömülür, aslına döner. Onun elementlere bölünme arzusu bastırır yaşama arzunuzu.<br />
<br />
Ve taşıyıcı bir kere inişe geçtiğinde özüne doğru 'yok, vaz geçtim, istiyorum' çok bir mana ifade etmez; burgusu çalışmaya başlamışsa en sert çeliğin özüne kadar yolu var demektir. Başarmış bile olsanız ilerleyişini, en azından ya parça koparmış; ya da rendelemiştir çeliğinizi...<br />
<br />
Çelik, biziz. Kor demirin suya bulanmış hali...<br />
<br />
Her yaşamın debisi, yatağı farklıdır. Yolu farklı, uzunluğu, derinliği farklı... Ama hepsi sulu ateş taşır.<br />
<br />
Ateşinizi söndürmeyin, suyunuz ateşlenip hasta olduğunda salıverin...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?89-celik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?88-Olan-Bitenin-Sosyal-Boyutu-Konusmak</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jan 2016 15:41:24 GMT</pubDate>
			<description>Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak 
 
Herkes meselenin siyasi  ve ekonomik boyutları hakkında yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Peki bu mevzunun sosyal...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak<br />
<br />
Herkes meselenin siyasi  ve ekonomik boyutları hakkında yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Peki bu mevzunun sosyal boyutları şu konuşulanlardan daha mı az önemli?<br />
Bu milletin kalbinde ilme, ilim adamına, dine, din adamına, düşünceye ve düşünce adamına bir hürmet ve iştiyak her devirde vardı.<br />
Nice insanlar bu milletin gönlünü hep din, ilim ve fikir ile fethetmişlerdi.<br />
Ya şimdi ne olacak?<br />
35 yıl din ve fikir ile nice insanın kalbini kazanmış bir zatın liderliğindeki bir hareket, siyasi mülahazalar ve gavurun hesabına işler ile bu milletin kalbindeki sevgi kıstaslarını bir anda yok ediverdi. <br />
Şimdi bu millet “Allah, Peygamber, Kitap” ile piyasaya çıkan, önüne geçen  ve ahir sözü, evvel fiilini tutmayan, ama bu sıfatlar ile tanınmış bilinmiş, sevilmiş bu insanları bağrına nasıl basacak?<br />
Asıl büyük yolsuzluk ve çapsızlık bu milletin kalbine düşürülen fitnedir. “İlim yanıltmaz” diye bilirdi bu millet. İlim ehline daima hürmet gösterir idi. İlim, fikir, iz’an ile vasıfladığı bir zatın, gavurdan ummadığı bir zararı ona vermesini nasıl hazmedecek?<br />
Gavurdan ummaz; zira gavurun gavurluğuna daima tetiktedir. Ondan gelen her  söz ve harekete şerbetlidir. Müthiş bir dikkat ve firaset ile gardını alır.<br />
Ya kendinden bildiği, güvendiği, inandığı bir müslümanın, hem de vasıflı bir müslümanın gavurun yapamayacağını ona yapmaya kalkışması?<br />
Cebini talan etmesi?<br />
Tüm maddi manevi variyetini heder etmeye teşebbüsü?<br />
Güvenini mızraklaması?<br />
İnancını zehirlemesi?<br />
Bunların cemiyet hayatındaki etkileri nasıl olacak?<br />
“Canım ne olacak? Gördük işte. Hiçbir şey olmaz. Yine alime, mütefekkire meylimiz devam eder, bu da unutulur gider” mi diyorsunuz?<br />
Aldanıyorsunuz!<br />
Zira virüsün azgını girdi vücuda. Artık içeride sürekli çalışıp duracak.  Bazı insanlar kendilerini, özlerini gizleyerek var olmak zorunda kalacak. Neye inanıyor ise onu değil, senin inanmanı istediği şeyi sana söyleyecek.<br />
“Güven” ölçütü, fitneye tosladı.<br />
Üstelik daha bu bir başlangıç.<br />
Bu saatten sonra sosyal doku tamiri mümkün olmayacak biçimde bozulmuştur.<br />
Radikalleşti. Uç oldu. Bunun sosyal hayata illa ki ciddi bir tesiri olacak.<br />
Mevlana’nın anlattığı bir vezir hikayesi vardır. Hristiyanların arasına yahudi vezir, hristiyanlığı bozmak için tam imanlı bir hristiyan gibi girer ve güven/iman silahlarını kullanarak tüm hristiyanları birbirine düşürür.<br />
Türkiye topraklarında müslümanlar arasında bu güne kadar hiç tartışılmayan bir mevzu artık tartışmaya açılmıştır:<br />
Din ile muktedir olmak!<br />
Dinin sırtına binip, dini emeline dehlemek!<br />
Dinden nemalanmak!<br />
Din ile ukba derdi!<br />
Bunlar zaten hep vardı; ama “estağfirullah” denirdi bir müslümana nisbet ile duyulunca…<br />
Artık Köylü Mehmet Efendi bile “hacı, hoca, alim, önder” lafını duyunca kaşını çatacak ve tüyleri dikelecek bu saatten sonra.<br />
Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık bir şekilde telafi edilebilir.<br />
Sosyal hayata sirayet edecek şu tahribat ise doğrusu yüz yıl geçse telafi edilemeyecek bir zarar vermiştir.<br />
Hocanın kasedi çıksa iyiydi! “Estağfirullah” derdi. “Beşer, şaşar” der, geçer giderdik. Böyle devasa bir organizasyon kabiliyetine ulaşmış bir yapının kanaat önderinin müslümanların umumunun tasvip etmeyeceği/etmediği bir operasyonel taktik ile  müslümanların zararına bir  faaliyete girişmiş olması iman ve sosyal hayat bağlamında kaygılanılmayacak bir husus değil…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?88-Olan-Bitenin-Sosyal-Boyutu-Konusmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Din konusunda sorunun kökü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?87-Din-konusunda-sorunun-koku</link>
			<pubDate>Mon, 04 Jan 2016 10:51:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şunu kesin bir dille söylemek gerekiyor. Türkiye'de İslam olarak yansıtılan; ama Anadolu'da yaşam bulmamış ne varsa, hep problemli olmuştur. 
 
İnkar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şunu kesin bir dille söylemek gerekiyor. Türkiye'de İslam olarak yansıtılan; ama Anadolu'da yaşam bulmamış ne varsa, hep problemli olmuştur.<br />
<br />
İnkar ededursunlar; ama şu millete dayatılan İslam portresinin insanlığa büyük zararı olacağından hiç şüphem yok. <br />
<br />
Son 40 yıldır tırmanan terör ve anlayışsızlığın mimarı, İslam sıfatlı, İslam dışı ithal fikirlerden beslenen anlayıştır.<br />
<br />
Anadolu insanı kadar İslamı net anlamış ve özümlemiş başka bir toplum bulma ihtimali yoktur. <br />
<br />
Hoca Ahmed Yesevi, Taptuk Emre, Edebali, Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi erenlerin mayaladığı Anadolu toprakları, İslamın en doğru yaşanıldığı zamanlara şahit olmuştur. Vesileleri ile, bu milletin iman, DNA'sına işlemiştir. Öyleki sarhoş narası atarken bile ' Allah ' der. Ama o sarhoş haliyle bile, yaratıcısını reddetmez. Kendisi saflığından! küfreder, başkasına küfrettirmez. <br />
<br />
Günahı da bilir, sevabı da. Halt yapmayı ve özür dilemeyi de!<br />
<br />
İstisnaları ayrı tutmakla beraber, Anadolu insanı, İslamı hayatının neresine koymasını gerektiğini her zaman bilmiştir. O, reel hayatında herşeyi dengelemiştir. İslamı Anadolu'lu gibi yaşamak tek çaredir. <br />
<br />
Bizi bozuyor Pakistan, İran, Vahhabi Arabistan, Mısır kökenli İslam anlayışları.<br />
<br />
Devlet isimlerini verme nedenim, oralardan sel halinde memleketimize akan sapkın anlayışlara, kurtarıcı gözüyle bakan Anadolu'lu, bilmeli ki bir zamanlar bütün bu devletlerin halkı, onun himayesinde veya desteğinde varlıklarını devam ettirmişlerdir. <br />
<br />
Kedi nankördür derler ya, aslı yok! <br />
<br />
Anadolu'lunun engin şefkatinin eseri, adalet ve ferah içinde yaşayan bu devletler içindeki bazı şer düşünce sahipleri maalesef, İslam'ı çaptan düşürmenin çaresinin, Anadolu'yu bozmakla mümkün olduğunu anlamışlar ve ihanet etmişlerdir, hem kendi halklarına, hem de İslam'a!<br />
<br />
Bunun önüne sed çekmek gerekiyor. Kim çekerse artık. Yoksa çekilmez bir hale gelecek işler. <br />
<br />
Şahsım adına sürekli bu mücadeledeyim. Karşı düşüncelerin hakaret, santaj, ölüm tehditlerini, bu çağrıyı yaptığım her an duyuyorum. Lakin memleketimin önünü, mazisinin doğrularına sahip çıkmaktan başka hiçbir şeyin açamayacağını biliyorum.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?87-Din-konusunda-sorunun-koku</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Afortizmasallarım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?86-Afortizmasallarim</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2015 10:38:31 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise ya peygamberdir; ya da şarlatan...<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?86-Afortizmasallarim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dağarciktan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?85-Dagarciktan</link>
			<pubDate>Wed, 28 Oct 2015 12:12:12 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
’Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu ’o’ onda hiç ’ol’mamış/olamamış demektir. Böylesi bir ’kendiniseverkendineöpergil’dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Bugün biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise şarlatandır.<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Gizliliği haiz savcılık soruşturma evraklarında yer alan bilgi ve belgelerin, gazetelerde ortaya saçılması, sağlıklı bir devlet işleyişinde olmaması gereken bir durumdur. Toplumu baskı altına alma, sindirme, bezdirmeden başka bir amaç ile izah edilemeyecek bu durumun derhal engellenmesi, hukuku öncelemiş bir devletin temel vazifesidir.<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?85-Dagarciktan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Son değişiklikler ve güncel kararlar işiğinda denetimli serbestlik ve infaz</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?84-Son-degisiklikler-ve-guncel-kararlar-isiginda-denetimli-serbestlik-ve-infaz</link>
			<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 16:07:14 GMT</pubDate>
			<description>*SON DEĞİŞİKLİKLER VE GÜNCEL KARARLAR IŞIĞINDA DENETİMLİ SERBESTLİK VE İNFAZ* 
 
CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN 
İNFAZI HAKKINDA KANUN 
Madde 105...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>SON DEĞİŞİKLİKLER VE GÜNCEL KARARLAR IŞIĞINDA DENETİMLİ SERBESTLİK VE İNFAZ</b><br />
<br />
CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN<br />
İNFAZI HAKKINDA KANUN<br />
Madde 105<br />
Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı<br />
	<br />
(Ek : 6291 - 5.4.2012 / m.1)(1) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla;<br />
<br />
a) Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren,<br />
<br />
b) Çocuk eğitimevinde toplam cezasının beşte birini tamamlayan,<br />
<br />
koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.<br />
<br />
(2) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarının oluşmasından itibaren en az altı aylık sürenin geçmiş olması durumunda, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler.<br />
<br />
(3) Yukarıdaki fıkralarda düzenlenen infaz usulünden;<br />
<br />
a) Sıfır-altı yaş grubunda çocuğu bulunan ve koşullu salıverilmesine iki yıl veya daha az süre kalan kadın hükümlüler,<br />
<br />
b) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, (Değişik ibare : 6462 - 25.4.2013 / m.1/65-b) “engellilik”, veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve koşullu salıverilmesine üç yıl veya daha az süre kalan hükümlüler,<br />
<br />
diğer şartları da taşımaları hâlinde yararlanabilirler. Ağır hastalık, sakatlık veya kocama hâli, Adlî Tıp Kurumundan alınan veya Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan bir raporla belgelendirilmelidir.<br />
<br />
(4) (Değişik : 6545 - 18.6.2014 / m.80) Adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle, cezası hapse çevrilen hükümlüler yukarıdaki fıkralardaki infaz usulünden yararlanamazlar.<br />
<br />
5) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezasının infazına karar verilen hükümlünün, koşullu salıverilme tarihine kadar;<br />
<br />
a) Kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılması,<br />
<br />
b) Bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulması,<br />
<br />
c) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemesi,<br />
<br />
d) Belirlenen programlara katılması,<br />
<br />
yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına, denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilir. Hükümlünün risk ve ihtiyaçları dikkate alınarak yükümlülükleri değiştirilebilir.<br />
<br />
(6) Hükümlünün;<br />
<br />
a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne üç gün içinde müracaat etmemesi,<br />
<br />
b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi,<br />
<br />
c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi, <br />
<br />
hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine, infaz hâkimi tarafından karar verilir.<br />
<br />
(7) Hükümlü hakkında;<br />
<br />
a) (Anayasa Mahkemesi'nin 23.5.2014 tarih ve 29008 sayılı R.G.'de yayımlanan, 9.4.2014 T., 2014/14 E. ve 2014/77 K. sayılı Kararı ile iptal edilmiştir.)<br />
<br />
b)(Anayasa Mahkemesi'nin 9.1.2014 tarih ve 28877 sayılı R.G.'de yayımlanan, 26.12.2013 T., 2013/133 E. ve 2013/169 K. sayılı Kararı ile iptal edilmiştir)<br />
<br />
c)(Anayasa Mahkemesi'nin 9.1.2014 tarih ve 28877 sayılı R.G.'de yayımlanan, 26.12.2013 T., 2013/133 E. ve 2013/169 K. sayılı Kararı ile iptal edilmiştir)<br />
<br />
(Madde 105/A'nın (7) numaralı fıkrasının son paragrafının birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesi'nin 23.5.2014 tarih ve 29008 sayılı R.G.'de yayımlanan, 9.4.2014 T., 2014/14 E. ve 2014/77 K. sayılı kararı ile; Madde 105/A'nın (7) numaralı fıkrasının son paragrafının ikinci cümlesi, Anayasa Mahkemesi'nin 23.5.2014 tarih ve 29008 sayılı R.G.'de yayımlanan, 9.4.2014 T., 2014/14 E. ve 2014/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir)<br />
<br />
(8) Denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesi gereken sürenin bitiminden itibaren iki gün geçmiş olmasına karşın müracaat etmeyenler ile kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292 nci ve 293 üncü maddelerinde yazılı hükümler uygulanır.<br />
<br />
(9) Yükümlülüklerin gereklerine ve denetim planına uygun davranan hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, 107 nci ve 108 inci maddeler uyarınca işlem yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilir.<br />
<br />
(10) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezaların infazına ilişkin esas ve usuller yönetmelikle düzenlenir.<br />
<br />
<br />
<b>DENETİMLİ SERBESTLİKTEN FAYDALANMA KOŞULLARI<br />
</b><br />
Hükümlünün infazı gereken 1 yıl yahut daha az cezasını denetimli serbestlik suretiyle infaz edilmek üzere salıverilmesi için;<br />
<br />
Hükümlü altı ay süreyle açık ceza infaz kurumunda olmalı yahut açık cezaevine ayrılma şartları oluşmuş olmalıdır. Kanunda açık cezaevinde iyi halli olarak 6 ay geçirmiş olma şartı mevcuttur. Ancak bu şart, 31.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6411 sayılı Kanunun 13. maddesi ile 31.12.2015 tarihine kadar ertelenmiştir. İnfaz Kanunu m.105/A'da öngörülen denetimli serbestlikten yararlanabilmek için altı ay açık cezaevinde kalmak veya açık cezaevine ayrılma hakkını kazanıp bu süreyi kapalı cezaevinde geçirmek yeterli olacaktır.<br />
<br />
MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.<br />
“(6) Açık kuruma ayrılma şartlarının varlığına rağmen, iradesi dışındaki bir nedenle açık kuruma ayrılamayan veya aynı nedenle kapalı kuruma geri gönderilen iyi halli hükümlüler, 5275 sayılı Kanunun 95 ve 105/A maddelerinin sağladığı izin ve denetimli serbestlik haklarından yararlandırılabilir.<br />
<br />
<b>KİMLER AÇIK CEZA İNFAZ KURUMUNA AYRILIR<br />
</b><br />
<br />
Yönetmeliğin 5. Maddesine göre;;<br />
a)	Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum olanların, b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum olanların, c) Adli para cezası hapis cezasına çevrilenlerin, ç) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık kurumlarda yerine getirilir.&quot; Bu itibarla bu durumda bulunanlar daha en başından itibaren açık cezaevine ayrılma şartına sahip demektir. Ancak Yönetmeliğin 5. Madddesi 1. Cümlesine göre; &quot;Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere&quot; denilmektedir. Buna göre bu türden suçlarda ceza miktarı 3 yılın altında olsa da açığa çıkma hakkını kazanamayacaktır ve açığa çıkma hakkı kazanamadığından cezasının infazına 1 yıl kala denetimli serbestlik suretiyle infazdan yararlanamaz. <br />
<br />
<br />
<b>ÇAĞRI ÜZERİNE TESLİM OLMAYAN HÜKÜMLÜNÜN DURUMU<br />
</b><br />
Üzerinde durulması gereken bir diğer husus, 5.madde kapsamındaki hükümlülerin, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kağıdının tebliği üzerine teslim olmadıklarında ne olacağı sorusudur. Çağrı üzerine teslim olan hükümlünün açık infaz kurumuna ayrılması gerektiği açıktır. Ancak kendisine verilen süre içinde teslim olmayan kişiyle ilgili C.Savcısı tarafından yakalama kararı çıkarılacaktır. Kolluk tarafından yakalanan hükümlünün hangi kuruma teslim edileceğiyle ilgili sorulara cevaben, yakalanan hükümlünün açık ceza infaz kurumuna teslim edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.<br />
<br />
<br />
<br />
<b>AÇIK CEZA İNFAZ KURUMUNA AYRILAMAYACAK HÜKÜMLÜLER<br />
</b><br />
<br />
“MADDE 8 – (1) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerden;<br />
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar,<br />
b) Haklarında ikinci defa tekerrür hükümleri uygulananlar,<br />
c) Haklarında iyi hal kararı verilse bile, 5275 sayılı Kanunun 44 üncü maddesinde sayılan eylemlerden dolayı toplam üç ve daha fazla hücreye koyma cezası alıp, son hücreye koyma cezasının kaldırılması üzerinden üç yıl geçmemiş olanlar,<br />
ç) Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, 6 ncı maddenin ikinci fıkrasının (c) ve (ç) bentleri dışında kalanlar,<br />
açık kurumlara ayrılamaz.<br />
(2) Ayrıca;<br />
a) Koşullu salıverilme kararı geri alınanların, geri alınan cezalarının tamamı,<br />
b) Denetimli serbestlik tedbirinin ihlali sonucunda, koşullu salıverilme tarihine kadar olan sürenin tamamı,<br />
c) Çocuk eğitimevleri hariç, kapalı kurumlardan firar edenler ile açık kurumlardan ikinci kez firar etmiş olanların, firar tarihinden önce kesinleşmiş olan cezaları ve koşullu salıverilme tarihine kadar kesinleşerek infazına başlanacak olan cezalarının tamamı,<br />
ç) 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gereğince verilen hapsen tazyik veya tazyik hapisleri dışında, diğer kanunlarda düzenlenen tazyik, disiplin veya zorlama hapislerinin tamamı,<br />
kapalı kurumlarda infaz edilir. Diğer cezalar, Yönetmelikte aranan koşulların bulunması halinde açık kurumlarda infaz edilebilir.<br />
(3) Kapalı kurumda hükümlü olup;<br />
a) İşlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı haklarında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesine göre tutuklama kararı verilenler,<br />
b) Yaş, sağlık durumu, bedensel veya zihinsel yetenekleri bakımından çalışma koşullarına uyum sağlayamayacakları idare ve gözlem kurulu kararıyla saptananlar,<br />
bu durumları devam ettiği sürece açık kurumlara ayrılamaz.”<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<b>TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇLARI VE TAZYİK HAPİSLERİ</b><br />
<br />
Taahhüdü ihlal suçlarında verilen kararlarda disiplin ve tazyik hapsinin bir &quot;hapis&quot; cezası olmadığı, ve denetimli serbestlik uygulanamayacağı yönünde CGK kararı mevcuttur. Niteliği ve cezası itibariyle ağır suçlardan hükümlü olanlar denetimli serbestlikten yararlandırıldığı halde, tazyik hapsi adı ile bilinen icra ve iflas suçlarından ceza alanların bu düzenlemelerden neden yararlandırılmadığını anlamak mümkün değildir. Denetimli serbestlik hakkındaki kanunda ve hatta; açık ceza infaz kurumu yönetmeliği düzenlemelerinde bu cezalar için istisna öngörülmediği halde, denetimli serbestlik açısından nedense bir ayrımcılığa tabi tutulmuştur.<br />
<br />
<b>ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL ETTİĞİ DENETİMLİ SERBESTLİK MADDELERİ</b><br />
<br />
5275 s. CGTK 105/A maddesi 7. Fıkrasına göre; &quot;Hükümlü hakkında;<br />
a) İşlediği iddia olunan başka bir suçtan dolayı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100 üncü maddesinde sayılan nedenlerle tutuklama kararı verilmesi,<br />
b) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlanmasından önce işlediği iddia olunan ve cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturmaya devam edilmesi,<br />
c) Denetimli serbestlik tedbiri uygulanmaya başlandıktan sonra işlediği iddia olunan ve cezasının alt sınırı bir yıl veya daha fazla olan kasıtlı bir suçtan dolayı soruşturma veya kovuşturma başlatılması,<br />
halinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, infaz hakimi tarafından, hükümlünün kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilir. Hükümlü hakkında soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı veya kovuşturma sonucunda beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi halinde, hükümlünün cezasının infazına denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak devam olunmasına infaz hakimi tarafından karar verilir.<br />
<br />
Kanun değişikliğinin ilk halinde bulunan 7. Maddenin 3 fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yerinde bir kararla, suçsuzluk karinesi ile bağdaşmadığından iptal edilmiştir.<br />
<br />
<b><i>DENETİMLİ SERBESTLİK 2 YIL MI OLUYOR</i></b><br />
<br />
Mevzuata göre denetimli serbestlik tedbiri, koşullu salıverilmesine 1 yıl ve daha az süre kalan iyi halli hükümlülere uygulanıyor. Cezalarının koşullu salıverilme tarihinden sonraki kısmını denetimli serbestlik tedbiri kapsamında cezaevi dışında geçirebiliyor. Değinmek gerekir ki;1 yıllık sürenin 2 yıl olması yönünde epey talep ve beklenti oluşmuş durumda. Bu durumla ilgili 2014 yılında TBMM’ye verilen bir kanun teklifi bulunmaktadır, halen komisyonda beklemektedir. İlgili kanun teklifini aşağıdaki linkte görebilirsiniz.<br />
<br />
<a href="http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-2320.pdf" target="_blank">http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-2320.pdf</a><br />
<br />
Avukat Özgür Eraslan<br />
İstanbul Barosu</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Özgür Eraslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?84-Son-degisiklikler-ve-guncel-kararlar-isiginda-denetimli-serbestlik-ve-infaz</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars Dedi ki</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?83-Mailis-Nalars-Dedi-ki</link>
			<pubDate>Wed, 07 Oct 2015 10:56:59 GMT</pubDate>
			<description>Mailis Nalars Dedi ki 
Beklentilere harcanan  
Koca bir yaşam 
 
Aşkların en dirisi 
Sözlerin en güzeli 
Yazının en derini 
Yemeğin en lezzetlisi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Mailis Nalars Dedi ki<br />
Beklentilere harcanan <br />
Koca bir yaşam<br />
<br />
Aşkların en dirisi<br />
Sözlerin en güzeli<br />
Yazının en derini<br />
Yemeğin en lezzetlisi<br />
Kızın en güzeli<br />
Oğlanın en filintası<br />
Hep aranan<br />
<br />
Yok ama bilmiyor muyuz sanki<br />
Doruklara kazık çakmak<br />
Ve sabit kalakalmak<br />
Ara ara olur böyle şeyler<br />
Bir an en zirve ve<br />
Bir an en çukurdayızdır<br />
Genelde de aralarda ıslık çalarız<br />
Budur zaten yaşamak<br />
<br />
Hep uç dediğinde <br />
Kanırttığında<br />
Orada bir dur<br />
Uç dedğin  zaman olur <br />
Çukur etkisi yaşatır<br />
Ötesi berisi derken<br />
Yaşam insanı kanatır<br />
<br />
O çok ender anların buhuru <br />
Burnumuzda bir halde<br />
Aralardakini yok saymak; <br />
Ya da aralara burun kıvırmak <br />
Yaşamı küspeleştiren<br />
İnsanı cüceleştirendir.<br />
<br />
Sakin yaşamak lazım ve barışık<br />
Balık tutmak gibi.<br />
Oltana mı geldi çek al<br />
Gelmedi mi bekle<br />
Yolu düşerse gelir<br />
Hem<br />
Uçarılığımız da efendiliğimiz de <br />
Bizim<br />
Deli de biziz, cesur da <br />
Ve korkak ürkek de<br />
Hepsi kendi yerinde ve <br />
Zaman zaman<br />
<br />
Bir gün Türk filmi aşk yaşayıp<br />
On yıl o aşkın türküsünü<br />
Dilimize doladığımızda<br />
Öyle zamanlarda<br />
Dolandığımızla kalırız<br />
<br />
Ufak tefek şeyleri de adamdan saymak lazım<br />
Onlara kıymet vermedikçe<br />
Beklenti katsayısı yükseliyor ve<br />
Yaşamda darallar çoğalıyor ki<br />
Sonrası cesetleşme evresi<br />
Yaşarken çürümek <br />
İstenmeyecek<br />
Belki tek şey olmalı<br />
<br />
Herşeyin en güzeli<br />
Sadesi<br />
Şu an böyle<br />
Yarın belki<br />
Bu da kesmez<br />
Bu herkesin kendi özne<br />
Ve özdeliğincelisi<br />
<br />
Mailis Nalars 2009</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?83-Mailis-Nalars-Dedi-ki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamın g noktasını zıplatmak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?81-Yasamin-g-noktasini-ziplatmak</link>
			<pubDate>Thu, 03 Sep 2015 13:48:44 GMT</pubDate>
			<description>Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba, bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız. 
 
Yaşam...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba, bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam yaşamınıza bela olmaya başladıysa, sorun kuyu mantığınızda, yaşamda değil.<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman düne göre daha da eskimen demektir.<br />
<br />
Kuş değilsin. Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta. İkisini aynı anda yaşa ki, yaşlanmayasın.<br />
<br />
Üç elma düştü gökten, üçü de çürüktü tepesinden, çöpe attım tabi<br />
<br />
Ayşe Kadın çöpten sümüklü yamalı yırtık ayakkabılı çocukları için üşenmedi eğildi çıkardı elmaları<br />
<br />
Kirden rengi kapanmış eteğinde sildi ve bir ısırık sesi<br />
<br />
O ses ne hoştu<br />
<br />
O ısırık zevkliydi.<br />
<br />
Çöpten alınan o elmadan alınan haz<br />
<br />
Yaşamın g noktasını zıplatandı.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?81-Yasamin-g-noktasini-ziplatmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Periscope kullanmaktan yargılanır mıyım?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?80-Periscope-kullanmaktan-yargilanir-miyim</link>
			<pubDate>Thu, 13 Aug 2015 22:08:27 GMT</pubDate>
			<description>Twitter kullanıcılarının internet üzerinden canlı yayın yapmasını sağlayan Periscope, kullanıcıların her anını takipçiler ile paylaşılmasını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Twitter kullanıcılarının internet üzerinden canlı yayın yapmasını sağlayan Periscope, kullanıcıların her anını takipçiler ile paylaşılmasını sağlamakta olup, canlı yayından sonra videonun kaydedilip indirilmesi imkanı tanımaktadır. Daha evvel canlı yayın uygulaması yapan Youtube, Live Stream, Meerkat’ın yanısıra; Twitter’ın aylık aktif kullanıcı sayısının 302 milyon olması ve uygulamadaki kullanım kolaylığı dolayısı ile pazara sonradan giren Periscope’un, rakiplerinin çok önüne geçeceği ve belki de internet üzerinden canlı yayın kavramı ile bütünleşeceği kanaatindeyiz.<br />
<br />
Bir kişiye ve yere bağlanarak anın içinde olmanın hedeflendiği uygulamanın, özellikle telif hakkı ihlali başta olmak üzere birçok hukuki sorunun ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Filtrelenmemiş yayının izleyici durumdaki kullanıcılara ulaşmasında anlık sansür uygulanmadığı üzere, maç yayını, konser, tiyatro, ders anlatımı gibi telif hakkı mevcut faaliyetlerin veyahut müstehcen içerikli verilerin doğrudan takipçilere aktarılması mümkündür. <br />
<br />
Bu hali ile telif hakkı mevcut yayınların FSEK m. 71 anlamında suç oluşturması kaçınılmazdır. FSEK m. 71'in 1 numaralı bendine göre ise, &quot;Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.&quot;<br />
<br />
FSEK Ek Madde 4'e göre; &quot;. Dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla servis bilgi içerik sağlayıcılar tarafından eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının ihlali halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlale konu eserler içerikten çıkarılır. . ihlalin devamı halinde bu defa, Cumhuriyet savcısına yapılan başvuru üzerine, üç gün içinde servis sağlayıcıdan ihlale devam eden bilgi içerik sağlayıcısına verilen hizmetin durdurulması istenir..&quot;<br />
<br />
Yine m.71/II'ye göre; Bu Kanunun ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında bahsi geçen fiilleri yetkisiz olarak işleyenler ile bu Kanunda tanınmış hakları ihlâl etmeye devam eden bilgi içerik sağlayıcılar hakkında, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.<br />
<br />
Belirtilen nedenlerle hak sahibi tarafından tüm alacak ve uğranılan her türlü zarara ilişkin tüm dava, şikayet, talep ve tazminat hakları saklı kalarak; TTK anlamında haksız rekabet, FSEK anlamında mali/manevi haklara tecavüz oluşturması ve bu hareketin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında ve FSEK m. 71'e göre suç olması nedeniyle cezai sorumluluğun olduğu aşikardır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Emrah Yavuzcan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?80-Periscope-kullanmaktan-yargilanir-miyim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Övgü ve sövgü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?79-ovgu-ve-sovgu</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2015 13:13:52 GMT</pubDate>
			<description>öven ve söven aynı kişi. 
övgü ve yergi aynı mahsül 
 
meziyetince sözü 
algısınca görgüsü 
sövdüğünü övüyor 
övdüğünü yerin dibine sokabiliyorsa 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">öven ve söven aynı kişi.<br />
övgü ve yergi aynı mahsül<br />
<br />
meziyetince sözü<br />
algısınca görgüsü<br />
sövdüğünü övüyor<br />
övdüğünü yerin dibine sokabiliyorsa<br />
<br />
böylesi bir bakıma kendini över,<br />
kendine söver...<br />
gördüğündeki mana<br />
yansıtır varını<br />
<br />
önemsemediğinizde<br />
üstüne düşmediğinizde<br />
siz sıyrılıyorsanız,<br />
o kafayı sıyırır,<br />
kötü niyetliyse...<br />
<br />
sağlam kişilik<br />
övgü ve sövgüye aldırış etmez<br />
etkilenmez<br />
<br />
toprak gibi<br />
kucağından dağıtır<br />
dağılanı kucaklar olmak<br />
iyi gelir öze<br />
<br />
söz havasız çıkmaz<br />
havada söz durmaz...<br />
<br />
övgü sövgü püf ile dağılır...<br />
<br />
ciddiye aldığı anda cildi bozulanlar<br />
toprağın altına yakışır...<br />
<br />
üstünde caka satmak ne üstüne vazife...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?79-ovgu-ve-sovgu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kafa kalp uyumu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?78-Kafa-kalp-uyumu</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2015 13:25:39 GMT</pubDate>
			<description>Bir insanın kafası ve kalbi aynı programa bağlı değilse, ya kalp ya da kafa zamanla vitesten atar. 
 
Kalbi merhameti, kafası zulmü öngören birinin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir insanın kafası ve kalbi aynı programa bağlı değilse, ya kalp ya da kafa zamanla vitesten atar.<br />
<br />
Kalbi merhameti, kafası zulmü öngören birinin fiili hem kendini hem civarını sıkıntıya sokacaktır.<br />
<br />
Vermeyi seven biri, verdiğinin tanrısı neden olur diye sorulursa; bundandır...<br />
<br />
Kafa ve kalp uyumu önemli...<br />
<br />
Referans noktalarının uyumu önemli...<br />
<br />
Ağız tadı önemli...<br />
<br />
Mutsuzluk bulaşıcıdır ve kanserden daha tehlikelidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?78-Kafa-kalp-uyumu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayıp Nota</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?77-Kayip-Nota</link>
			<pubDate>Thu, 07 May 2015 14:49:43 GMT</pubDate>
			<description>İki dudağının arasında... 
Olur; 
olmaz... 
Evet; 
hayır... 
Alt yapısında binlerce gözlem, tahlil, muhakeme olsa kaç yazar, olmasa ne? 
Bir sonuç...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İki dudağının arasında...<br />
Olur;<br />
olmaz...<br />
Evet;<br />
hayır...<br />
Alt yapısında binlerce gözlem, tahlil, muhakeme olsa kaç yazar, olmasa ne?<br />
Bir sonuç seninle ilişikli doğuyor...<br />
Yaşamının ve yaşamına monte nice yaşamın sonrası seninle şekilleniyor...<br />
Olur dersen bir türlü, olmaz dersen başka türlü bir akış...<br />
Sen belirliyorsun.<br />
Haklı haksızında değilim.<br />
Hem hak dediğin nedir ki?<br />
Bu anın haklılığını yarının haksızlığı olarak milyonlarca milyarlarca defa yaşayan bu dünyada hak mütalaaları ancak geyik muhabbeti.<br />
Nice kültürler nicesinin belini kırma sevdasında belinden oldu.<br />
Ve sonra sen asla tanrı değilsin; öyle mi?<br />
Kararı ile değişen her şeyi değiştirenin gücü adına....<br />
Komik oluyoruz.<br />
İman bu nedenle tuş oldu.<br />
Tanrı sıfatını emelinin hamalı yaptığın için melekût sana küs olmasın sakın!<br />
<br />
Ve sonra nasıl olsa,<br />
bir nokta konuluyor.<br />
<br />
Noktalı tanrı parçası.....<br />
<br />
Sonra bunca ihtişamlı varlığına rağmen yaşamaktan şikayet ediyorsun.<br />
<br />
Doğrusu sen sana yaşam engelisin. İstiyor; ama istediğinde başka bir şeyi yapıyorsun.<br />
<br />
Yapabilmek, bir küçük parmak hareketi, bir dağı kaldıran.<br />
<br />
Bir ses teli titreşimi; okyanuslara dalga kaldıracı etkisi yapan…<br />
<br />
Kır ve yanaş…<br />
<br />
Ya da nasıl olsa geçiyor zaman...<br />
<br />
Çürüyen ömürlerin malikleri, civarlarının hakimleri…<br />
<br />
Şu bir hata:<br />
<br />
Defolu hata algısı…<br />
<br />
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı...<br />
<br />
D.N.A.sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan bebek, dedesinin babasına doğru ve yanlış çizelgesini talim ile kavramaya mecbur tutuluyor.<br />
<br />
Hep bir etki var...<br />
<br />
Etkilenen de etkiliyor süreç içinde.<br />
<br />
Akıl deniyor süzgeç için; ama aklın mayası küf tutmuş.<br />
<br />
Hazır bir çizelge var malum...<br />
<br />
Belirlenmiş...<br />
<br />
Doğduğun yerin yaşayan hukuku ne diyorsa o...<br />
<br />
Bir zaman sonra ister istemez kaptırıp sende kendini en kadim savaşçısı bile oluyorsun o kültürün tezleri adına ölümler doğuracak kadar tutkuyla...<br />
<br />
Ve sonra sen, ağzınla istersen kuş tut,<br />
<br />
cevherinden tutmuşlar tuttuklarını.<br />
<br />
Ayıpları var; günahları, sevapları...<br />
<br />
Analarından babalarından asma halılık...<br />
<br />
Şu kıtanınki farklı bu zamanınki farklı ne yazar?<br />
<br />
Dayamışlar huniyi akıtıyorlar; yersen...<br />
<br />
Zamanın da akması var ve her nesile yeniden kör cehalet doldurur o...<br />
<br />
Şulelenmiş yaşam,<br />
<br />
ve ölü laleler,<br />
<br />
çürük kokan bir yasemin...<br />
<br />
Birileri öğretmese bütün tarih çöp kutusunda...<br />
<br />
Teknoloji, bilim, bütün felsefe ve ne varsa bilgi adına uydurulmuş...<br />
<br />
Ben böyle insanlığı, saza tel mi yaparım?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?77-Kayip-Nota</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nokta vuruŞlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?76-Nokta-vuruslar</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2015 14:31:27 GMT</pubDate>
			<description>Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar.<br />
<br />
Beyaz bir kağıtta siyah nokta dikkatimizi çekiyor ve tüm o beyaz satıh bir anda önemsizleşiyor ise bizde, insana bakışımızda problem var demektir.<br />
<br />
Bir çocuk bir yerlerde babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken başka bir yerde verilen kabarık harçlığa burun büker. Mutluluk esasen paranoyadır.<br />
<br />
Mikro adalet kökenli basiretsiz muhakemeler ile katli caiz görülen makro adaletin âhı, toplumu bin yıl geriye götürür.<br />
<br />
Kişi, kendine söylediğince etkili olabiliyor. Önce kendisi için olmalı öğüdü. Evet, her fikir işçiliği gerçekten değerli, fakat etkili değil.<br />
<br />
Bazı insan, bazı insandan niçin mi özeldir? Yakut da bir taştır; fakat taşlar içinde özel bir taştır.<br />
<br />
Cübbe, tanrısal yetkinlik özentisi ürünü devşirme anlamlar taşıyor ise; o cübbeler ne zaman yakılır, o zaman adalet parlar.<br />
<br />
Ne görüntü yakalanmışsa o, osun sen onun için. Aslında sen ne gördüğü sensin; ne de gördüğünden başkasısın... Herkes algısı kadar akleder.<br />
<br />
Şu bir gerçek ki, mana bizde satırların malı olmuş, sadrı genişlerin de anmaya lüzum hissetmediği..<br />
<br />
Biri, biri hakkında konuşurken aslında kendi korku, zaaf ve özlemlerini de deşifre eder. Dikkat kesilin, o, onda kendini vasfetmededir.<br />
<br />
Yaşam ise önce sınava sokar, sonra ders verir...<br />
<br />
O neden gitti? İstedin ki o, sen olsun; sen ne dersen o olsun. Canın çekince boynuna dolana, sıkılınca sen, toz ola! Aşk bildiğin kuru şehvet.<br />
<br />
Yıllarda yazarsın da anlarda okurlar seni…<br />
<br />
Bir anlam arıyor insan, çırpınarak; ya da bir anlam tüccarının heybesine malzeme oluveriyor. Yeri geliyor sadece bir kelime boyut atlatıyor; ya da çukura yolluyor.<br />
<br />
Bir örnek varsa yaşamda, o gibi olma uğraşı, o olunsun ya da olunmasın; olma meraklısı asla kendi olamayacaktır.<br />
<br />
Dostlarla iyi ortam paylaşmak ve düşmanları idare edebilmek zanaattir.<br />
<br />
İnsan hayatını yaşamalı, kendi gibilerle yaşamalı, kendi olarak yaşamalı. Başkaların hayatlarına atanmış yetkin özne olacağına kendi yaşamında esir yüklem ol.<br />
<br />
Yakınca cehennem kadarını göze alacak boyutta hırslı ve megaloman birine yanaşan muhakkak kavrulacaktır.<br />
<br />
Anlattığı, ’benimse’ dediği kıymetleri ona ait hayatında görmemiz mümkün olmayan niceler başkalarının hayatını, kabul ettiğini iddia ettiği değerler ile paramparça etmede uzmanlaşmışlardır.<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi... Mecbur muyum eşeğini sürmeye ben, mecbur musun öküzümü gütmeye sen?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?76-Nokta-vuruslar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatlık Mesleği Hk.</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?75-Avukatlik-Meslegi-Hk</link>
			<pubDate>Fri, 01 May 2015 08:50:11 GMT</pubDate>
			<description>Özel hastanede çalışan bir doktor, soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Özel hastanede çalışan bir doktor, soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın ellisini de sektirmeden bazı tahlillere yönlendiriyor ve doktor ücreti normalde 20-30 lira., o tahlillerin devlete maliyeti x tl ise bu kurguda bir anormallik muhakkak sezersiniz.<br />
<br />
Sonuçta doktora dua edilir, şifaya vesile olduğu için ve konu parelel evrende avukat olunca işin şekli şemali değişir.<br />
<br />
Acaba avukatların yapacakları teknik çalışmalar tarifeye dahil olmadan, avukat danışman ücretleri düşürülmeli ve her türlü hukuksal teknik analiz bedelleri de Devlet tarafından ödenmeli desem yukarıdaki anlatım mantığı ile ne çıkarılabilir bu deyişten?<br />
“Canım ne yapıyor da, taş attı kolu mu yoruldu” yaklaşımının bela başa geldiğinde ne kadar da saçma olduğunu sadece dert sahibi biliyor aslında.<br />
Kolay avukat olunmuyor. Hoş şimdi yüzlerce hukuk fakültesi sebil mezun veriyor görünse de, avukat olmak için okulu bitirmek yetmiyor. Hatta avukat ünvanını almak bile yetmiyor.<br />
Doğrusu hayatın içinde kesinlikle fakülte sonrası usta çırak ilişkisi bağlamında uzun bir süreç var; lakin mevzuat henüz bunu algılayamadı. Uzman avukatlık kavramı hukuk kurumları ile yasal olarak şimdilik tanışamadı. <br />
<br />
Realite, yaşam içinde ise böyle aslında. Hukuki çözüm derdi olan vatandaş, derdinin ağırlığı ve önemine göre konusunda uzman avukat arıyor. Eşin dostun yönlendirdiği, sorduğu soruşturduğu iş bitirir, muhakemesi, enerjisi yüksek avukat, kişilerin, kurumların gözdesi… Çok basit çözümü olan meselelerde bile en iyi savunma talep etmek tabi ki vatandaşın hakkı; fakat yukarıdaki örnek kurgu bu yazıdaki her cümlede aklınızın bir köşesinde olsun.<br />
<br />
Binlerce Hukuk Fakültesi mezunu yirmili yaşlarda genç, yirmi yıllık avukatlar ile mesleki anlamda denk tutulan bir mekanizma içindeler. Aslını sorsanız ne o yirmi yıllık avukatlar o yirmili yaşlardaki gençler ile kendilerini bir tutarlar; ne o yirmili yaşlardaki gençler kendilerini üstadları ile bir tutarlar ve ne de ağır kütleli hukuksal konularda çözüm arayışı peşinde olanlar iki grubu bir tutarlar. <br />
<br />
Saygınlık, tahlil ve çözüm gücündedir eyvallah; fakat bir de realite var… <br />
<br />
Realitede sakat bir eksiklik var. Tarifeleri belirlemek kolay; lakin tecrübeyi tarife sokuşturmak hiç de kolay değil.<br />
<br />
Devlet bir memuruna müdürlük makamı için bin türlü tecrübe ister. Bir ahçı mı lazım lokantaya? Tecrübe ister. Bir dersane hocasından istenir. Tıp Fakültesi mezununun dahiliye uzmanı olması için 4 yıl daha pratik tecrübe odaklı eğitim alması istenir; fakat konu hukuk olunca, stajı yeni bitirmiş olan ile yirmi yıllık avukat aynı statüdedir. <br />
<br />
Aynı statüde olmadığını tercih söz konusu olunca vatandaş bilir, muhataplar bilir de yasa bilmezden gelir! Bu bilmezden gelme yüzünden mesleğe yeni başlayan avukatlar ezilir, horlanır, itilir, kakılır; hatta aç kalır!<br />
<br />
Güvence sağlanmalı ve kademeli sistem oturtulmalı. 10 yılını doldurmuş bir avukata kesinlikle bazı imtiyazlar tanınmalı; ama mesleğe yeni başlayan için de ekonomik özgürlük ve vicdan rahatlığı adına sıkı düzenlemeler yapılmalı.<br />
<br />
Muhakame gücü, kabiliyeti ve tekniğinin haliyle herkeste dört dörtlük olması mümkün değildir ve avukatlık kavramı hukukta konum olarak çok önemlidir.<br />
<br />
Hastalığından çıplak göz ve muayene ile emin olduğunu tahlile yönlendiren doktorun da, basit bir hukuksal tedbir ile sorunu çözebilecekken müvekkilini olmadık maddi bedellere yönlendiren avukatın da tarzı ve tavrı genele şamil kılınamaz.<br />
<br />
Çok dikkat edilmeli.<br />
<br />
Kavramların itibarı, kendinden olmalı. Birisi övdü diye yücelmemeli, yerdi diye alçalmamalı. Kavrama tutunan da ayakta kalabilmek için kavramın itibarına zarar vermemelidir. Şahıs bazında, kavramı incitmek sıkıntı nedeni olacaktır.<br />
<br />
Ne sağlık, ne de hukuk endüstri değildir. Bireylerin Anayasal güvence ile belirlenmiş olmasaydı dahi en önemli hakları olarak tüm vicdanlarda ifade bulabilecek hak arama, eğitim ve sağlık haklarının rant kaygısına malzeme telakki edilmesi fikri bile çok ciddi ayıptır.<br />
<br />
Avukat dediğimiz kişi, hukuk dünyasında görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?75-Avukatlik-Meslegi-Hk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?74-Adalet</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2015 11:51:18 GMT</pubDate>
			<description>“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl  
 
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl <br />
<br />
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz memleket.” Nizam ul Mülk (Nizam-ül mülk’ün idare teorisinde “adalet” sine qua non ‘olmazsa olmaz’ bir şart olarak takdim edilir.)<br />
<br />
 “Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır.”  İngiliz Kralı 8. Henry’nin Başyargıcı olan Thomas MORE  Utopıa adlı eserinde “Bir devletin gelişmesi de, yıkılması da o devleti yönetenlerin ve hâkimlerin elindedir.”<br />
   <br />
“İyiler giderler, güzel âdetleri kalır. Kötülerden geriye ise zulüm (adaletsizlik) ve kötülük kalır.” Mevlana Celâlettin-i Rumî</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?74-Adalet</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalete Hakim Hakim mi?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?73-Adalete-Hakim-Hakim-mi</link>
			<pubDate>Sun, 26 Apr 2015 10:46:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?73-Adalete-Hakim-Hakim-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Temelsiz Muhakeme</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?71-Temelsiz-Muhakeme</link>
			<pubDate>Mon, 16 Jun 2014 19:11:56 GMT</pubDate>
			<description>O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel ağzından maddi gerçek diye püskürtür tüm hakkaniyet özlemlilerinin tepesine...<br />
<br />
Önce veri olacak.<br />
O veri ayıklanacak, saflaştırılacak, anlaşılabilirleştirilecek...<br />
<br />
Sonra muhakeme.<br />
<br />
&quot;Ne oluyor bu dindarlara?&quot; &quot;Bu mu din?&quot; &quot;Bu ölümler, öldürmeler, kafa kol kesmeler&quot; sorularının cevabı burada.<br />
<br />
1400 yıl önce kaşık vardı da, kaşığı kullanmayan &quot;tu kaka&quot; ilan eden bir peygamber mi vardı?<br />
Beton vardı da &quot;şeytan icadı&quot; muamelesi mi gördü?<br />
Bilişim, teknoloji vardı da felsefesi mi yoktu?<br />
İletişim aygıtları vardı da sırtını dönüp, güvercinler mi tercih etti ya da?<br />
<br />
Daha önemlisi, 70 milyon birlikte yaşanan bir ülke mi vardı?<br />
<br />
1400 yıl önceye ait bir coğrafi bölgenin yaşam alışkanlıklarını, o coğrafi bölgenin örfünü, giysisini, kapkacağını, helasını 1400 yıl sonra &quot;din budur&quot; diye yazar çizer sunumlarsan, at izi it izine karışır!<br />
<br />
1400 yıl önceden 1400 yıl önce de mevzu iman idi. İman da insan doğanların, insan kalmalarına yönelik bir telkinden ibaretti.<br />
<br />
Dünyanın en saçma görüşü, nato kafa, teslimiyetçi bir kafanın sorgusuz itaatinden daha değerlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?71-Temelsiz-Muhakeme</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hırs Haset Kardeşliği</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?70-Hirs-Haset-Kardesligi</link>
			<pubDate>Thu, 29 May 2014 21:49:35 GMT</pubDate>
			<description>İnsanın sadece cinsinin sahip olduğu ve onu sair canlı cinslerinden farklı kılan, nefret ettiği ve övündüğü, reddettiği ve sahiplendiği, onun ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsanın sadece cinsinin sahip olduğu ve onu sair canlı cinslerinden farklı kılan, nefret ettiği ve övündüğü, reddettiği ve sahiplendiği, onun ile onurlandığı ve aşağılandığı büyük bir defosu var. <br />
<br />
Doğrusu tüm dünyayı kan gölüne çevirmesinin ve üç kuruşluk hayatını hem kendine hem gayrına zehir etmesinin yegane sebebi de bu defodur. Defo olduğunu her fırsatta dillendirmesine rağmen tabiatı icabı asla vazgeçemediği bu defo,<br />
<br />
hırs ve haset duygusundan başkası değildir.<br />
<br />
Hırs ve haset ayrı kavramlar gibi algılanılmasına rağmen özü itibarıyla tek yumurta ikizleri gibi menşei aynı olan duygulardır. <br />
<br />
Fazlaya göz dikmek... Elde etme temayülü...<br />
<br />
&quot;Onda var, bende neden yok&quot;, &quot;ondaki de benim olmalı&quot;<br />
<br />
Variyetteki şişmanlık da cılızlık da sadece bundandır; tüm nifakın sebebi de budur.<br />
<br />
Felsefenin tafsilatlı tarifinde başarılı olduğu, lakin tahribatına mani olamadığı bu defo, kazındıkça daha gür biten kıl gibi, insan üredikçe, daha da güçlenmede ve nihayetinde er ya da geç insanı yok etmede insan tarihine kapak olma kabiliyetini haiz tek vasıftır.<br />
<br />
İnsan, nesli kesilen dinazorlar gibi, dış etkenler sebebi ile değil, özünde var olan hırs ve haset kazanında eriyip bitecek; bu net...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?70-Hirs-Haset-Kardesligi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Korku İktidarı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?69-Korku-iktidari</link>
			<pubDate>Wed, 28 May 2014 18:56:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*İdam Cezası* 
 
"İdam cezası olmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>İdam Cezası</b><br />
<br />
&quot;İdam cezası olmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz gaz alma durumu doğrusu. Üstelik suç çeşidi çoğaltılıp, ceza artırılınca suç ve suçluda azalma olmaz. Bu, insanlık tarihinde milyonlarca defa test edilmiş bir iki kere iki dört hadisesidir.<br />
<br />
Bilakis ceza kabarınca suç, yeraltına sızar ve ikiyüzlü, kurnaz, içten pazarlıkçı tipler klonlanır.<br />
<br />
Üstelik suç yollarına parke döşemiş devletlerin suça ceza kesmeleri aymazlık ve densizliktir.<br />
<br />
Bundan daha densizce bir şey söylenecek ise, o da şudur ki,<br />
<br />
&quot;Henüz girmiş on üç on dört yaşına, edalı işveli köylü güzeli&quot; türküsüne akşamları DEVLETİN TELEVİZYONU TRT'de alkış tutanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğa yönelik eğilimleri lanetlerler!<br />
<br />
<b>Hata</b><br />
<br />
&quot;Hata ve ayıbına, acizlik ve zayıflığına ihtimal vermediğimizden vebadan kaçar gibi kaçmak lazım. Zira o, tarihin en kadim hilesi ile bizi insanüstü olduğuna inandırmıştır ki, ilk fırsatta tepenmize binmesi kaçınılmazdır.&quot;<br />
<br />
<b>Çözülme</b><br />
<br />
Görev yaptığı resmi kurumun kapısından girdiği anda din, ideoloji, ırk, hısımlık, dostluk, yandaşlık, karşıtlık adına, iş esnasında zihni ve fiili çelici her ne var ise topuna birden kapı önünde el sallayamamak ve onları içeri alma çürüklüğü bir facia.<br />
<br />
Dindar diyorsun bakıyorsun bu var.<br />
<br />
Ocu bucu şucu fark etmiyor ucundan kıyısından ortasından bulaşıyor bir biçimde...<br />
<br />
Bunu çözmedikçe çözüm çözüm çözüleceğiz.<br />
<br />
<b>Kaliteli Hayat</b><br />
<br />
Kaliteli bir hayat için şu kelimeleri azalta azalta yok etmemiz gerekiyor: &quot;Ama, fakat, lakin, şu kadar ki, ne var ki, gerçi, ancak&quot;<br />
<br />
<b>Korku İktidarı</b><br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.'<br />
<br />
Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı altına verdik. Gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?69-Korku-iktidari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtaat Et!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?68-itaat-Et!</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2014 20:28:18 GMT</pubDate>
			<description>İtaat et! 
 
Karışma... 
Karıştırma... 
Kurcalamak yasak! 
 
Özellikle düşünme! 
Sakın ha! 
Düşünürsen, derhal kus! 
Kafatasını boşalt.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İtaat et!<br />
<br />
Karışma...<br />
Karıştırma...<br />
Kurcalamak yasak!<br />
<br />
Özellikle düşünme!<br />
Sakın ha!<br />
Düşünürsen, derhal kus!<br />
Kafatasını boşalt. <br />
<br />
İzle sadece!<br />
Dizi izle<br />
Futbol<br />
Manzara<br />
Olmadı boşluğu...<br />
<br />
Gösterdiğim kadarını ama!<br />
<br />
Alkış denince alkışla.<br />
Yuh da yuhala...<br />
<br />
Tüm bunların karşılığında<br />
saygı duyma, korkma, <br />
sevme hissini tatmin edeceğimi<br />
<br />
sanma sakın!<br />
<br />
Sadece <br />
doğum ile sana yapıştırılan<br />
insan yaftasından seni<br />
kurtaracağım!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?68-itaat-Et!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Elektriğe % 100 Zam yapılacak!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?67-Elektrige-100-Zam-yapilacak!</link>
			<pubDate>Thu, 15 May 2014 14:11:08 GMT</pubDate>
			<description>Hükümet, elektrik fiyatlarına % 100 zam yapacak! 
Hükümet istifa! 
 
Yok yok yapmayacak; ama yapması lazım. 
 
Neden mi? 
 
Termik santraller malum...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hükümet, elektrik fiyatlarına % 100 zam yapacak!<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
Yok yok yapmayacak; ama yapması lazım.<br />
<br />
Neden mi?<br />
<br />
Termik santraller malum kömür kullanarak elektrik üretiyorlar. Kömür ise belli bir maliyet ile çıkarılmalı ki, üretilen elektriğin satış bedeli, milleti galeyana getirmesin. Kömürün tonu 150-200 dolara mal olduğunda ucuz elektrik üretimi bu fiyatlar ile hayalden ibaret.<br />
<br />
Öyleyse ne yapılıyor?<br />
<br />
İşçinin gırtlağından, teknolojiden, iş güvenliğinden kesiliyor.<br />
<br />
Böylece fiyatı 28-30 dolara düşen kömür, elektrik üretimi için elverişli hale geliyor. Elektrik ücreti de % 100 zam görmüyor.<br />
<br />
Dünyada insanı, insan hayatını önceleyen, veya çıkarlarının gereğini yapan devletler pahalı kömürü elektrik üretimi için kullanmaktan vaz geçmeye başladılar. Yerin kilometrelerce altında çalışan insanlara sağlanması gereken güvenlik hem maliyeti etkiliyor, kar zarar hesabında madeni çıkarmak anlamsızlaşıyor, hem de ne kadar önlem alınırsa alınsın sonuçta insan yaşamı sürekli tehdit altında. İnsanı çıkarmak lazım bu işten ve bu da teknoloji ile mümkün. Sözün burasında işçi düşmanı bile olmak da cabası!<br />
<br />
Ne yaptılar peki?<br />
<br />
Nükleer enerjiye geçtiler. Birleşik Arap Emirlikleri'nden, Tayland’a, Almanya’dan Norveç’e, Ermenistan’dan, İran’a, İsrail’den Çin’e, Rusya’dan Hindistan’a, Amerika’dan, İngiltere’ye kadar onlarca ülke artık pahalı kömürü elektrik üretmek için kullanmıyor. <br />
<br />
Nükleer enerji güvenli mi?<br />
Bu soru tuzak soru.<br />
<br />
Dünya nüfusunun yarısından fazlasına sahip ülkelerin hemen hepsinde nükleer santral var. santral değil, santraller var üstelik.<br />
Kullanan ülkelerde yaşayanların ölüm korkusu, buradakilerden az da değil haliyle…<br />
<br />
Hoş, sen ülkende nükleer santral kurmasan bile, komşularında var. Onlarda pişen elbet sana da düşecektir kahır namına!<br />
<br />
Şu ölümlerin, olan bitenin özü:<br />
<br />
Bizimki gibi memleketlerde kömür üretiminin maliyeti aşağı çekilmeli ki enerji fiyatları düşsün. Düşsün ki elektrik zam görmesin.<br />
<br />
Elektriğe zam olur ise ne olacak?<br />
<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
E peki nükleer santrale geçelim?<br />
<br />
Nükleer santrale hayır!<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
Peki ne yapmak lazım?<br />
<br />
Ben bilmem, devlet baksın.<br />
<br />
Aslında doğru, devlet elektrik hizmetini bedava sunmalı; lakin gel gör ki devleti idareye yeltenenlere o makamlara çıkınca bir haller oluyor.<br />
<br />
Kimin eli kimin cebinde belli değil.<br />
Kim kimin türküsünü diline dolamış; o da…<br />
<br />
Mevzu kısaca bu…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?67-Elektrige-100-Zam-yapilacak!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Düğün Yemekleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?66-Dugun-Yemekleri</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2014 21:06:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Vakıf ve Eser* 
 
"Vakfın mülkiyeti Allah'ın, menfaati halkındır." 
 
"Mal sahibi mülk sahibi, 
Hani bunun ilk sahibi? 
 
Mal da yalan, mülk de...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Vakıf ve Eser</b><br />
<br />
&quot;Vakfın mülkiyeti Allah'ın, menfaati halkındır.&quot;<br />
<br />
&quot;Mal sahibi mülk sahibi,<br />
Hani bunun ilk sahibi?<br />
<br />
Mal da yalan, mülk de yalan,<br />
Var biraz da sen oyalan!&quot; Yunus Emre <br />
<br />
&quot;Eseri olmayanın yerinde yeller eser&quot; Konyalı Hadimi Efendi<br />
<br />
<b>Suç ve Ceza</b><br />
<br />
Suçu ceza ile önlemeye çalışmak çoğu zaman suça ortak olma ezikliğinin bir tezahürüdür.<br />
<br />
Örnek:<br />
<br />
Evli 3-4 çocuk babası bir işçiye 800-900 lira ücret ile bir ay geçin dediğinde, o, bu imkansızlığın pençesinde ve bir de metanetten ve iz'andan uzak bir anında eşinin &quot;komşunun şusu var, busu var, bize de al, almıyorsan şu ol bu ol&quot; demesine&quot; (bu asla bir mazeret olmamasına rağmen) aklını kaçırıp şiddet ile karşılık verdiğinde &quot;vay seni cani seni, al sana ceza&quot; diyen devletin bu adamın, ailenin yaşam koşullarını iyileştirmede kendini sorumsuz görmesi bu şiddete ortak olmaktır ve şiddet uygulamaktan daha ağır ayrı bir suç da bu suçun içinde saklıdır.<br />
<br />
<b>Düğün Yemekleri</b><br />
<br />
Kayseri'de o kadar yaygın değil. Konya'da ise dehşet yaygın bir hastalık vardır. Düğün yemeğini abartma işgüzarlığı... <br />
<br />
Garibanından tutun da en varlıklısına kadar herkesi içine çeken bir girdap. En masrafsızının 20 30 bin liradan aşağı mal olmadığı, bir yemek verme kültürü.<br />
<br />
Zavallı baba, üç beş yüz, bin iki bin kişiye standart menüsü olan o sofrayı kurmasa, kınayan kınayana... Topu topu bir öğün; lakin o yemeğin borcunu büyük bir gurur ile yıllarca öder o baba... İşte anane/töre buna kadirdir ve vicdan ise orada bir köşeye büzüştürülmüştür.<br />
<br />
Sen o 20-30 bin lirayı çocuğuna versen, o da iki eksiğini giderse; ya da düğün çorbası, etli pilav, bamya değil de bir çorba ile o vazifeyi yapsan, artan paranı sadece bir fakire, bir borçluya versen de bir açığını kapatsa, veya o fazlayı kimseye vermesen de çoluğun çocuğun ile yesen diyen din algısının, pek bir mü'min inanırı okusa bunu, burnundan soluyacaktır maazallah. En iyisi dememiş olayım.<br />
<br />
<b>Variyet de Beladır</b><br />
<br />
Bu cemiyette öyle variyet sahipleri vardır ki, en yakın akrabası, dostu, akranı, komşusu borç batağının içindedir, fakirdir, muhtaçtır da, onlara karşı &quot;oh olsun&quot; edasındadır ve sosyal yapıdaki konum, mevki ve itibarına Allah rızası sosu bulayarak, nice görkemli faaliyete de ihtişamlı destekler vermektedir. <br />
<br />
Maalesef en çok dinden bahsedenler de işte onlardır.<br />
<br />
<b>İyilik Simsarlığı</b><br />
<br />
Bazı insanlar vardır, ellerindeki büyük imkanlar olan ve bir iyilik yapmaya teşebbüs ederler. Bir müddet sonra bir uyduruk gerekçe ile vazgeçerler yaptıklarından.<br />
<br />
İşte bu insanların yaptıkları iyilik, yeryüzünün en ağır sonuçları olan kötülüktür. Kahır ile anılırlar her akla düştüklerinde...<br />
<br />
Bazı insanlar da vardır, kıt imkanları ile küçük güzellemeler yaparlar. Bir çukuru dolduramazlar; ama çukura bir kürek atarlar hesabı. Yaptıklarının da arkasından asla bakmazlar. <br />
<br />
Onlar ise ömrün her anında her akla düştüklerinde bir tebessüm ile yad edilirler.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?66-Dugun-Yemekleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ortaya Karışık</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?65-Ortaya-Karisik</link>
			<pubDate>Mon, 05 May 2014 18:28:35 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA["İdam, masaya yatırılmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı uygulama alanının olmadığı malum. Doğrusu cezanın bir caydırıcılığının olmadığı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">&quot;İdam, masaya yatırılmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı uygulama alanının olmadığı malum. Doğrusu cezanın bir caydırıcılığının olmadığı da milyonlarca kez test edilmiş, onaylanmıştır. Esas olanın temel kültür harcına dair sıkıntı noktalarının ele alınmasının daha ayakları yere oturur bir görüş olabileceği kanısındayım. En basitinden şarkı ve türkülerde on-onbeş yaş arası çocuklara yönelik cinsel eğilimlerin ifade edildiği bir gerçeklik iken, bunu sahiplenerek &quot;kültürümüz, örfümüz&quot; adı altında koruyan ve hatta TRT gibi devlet televizyon ve radyolarında hala bu türküleri yayımlayabilen bir HUKUK devletinde her söz ve kanaat boştur ve ikiyüzlülüktür.<br />
<br />
<br />
*<br />
<br />
Anayasal düzeni yıkmaya çalışmak gibi spesifik bir suç vardı ya; bunu en çok en dibindekiler yapar.<br />
<br />
Örneğin bir polisin, bir zanlıyı yere yatırıp, &quot;ulan bunu nasıl olsa iki günde salacaklardır, bari ben gereken dersi vereyim&quot; kafası ile, kafasına kafasına tekme atması, düpedüz anayasal düzeni yıkma teşebbüsüdür.<br />
<br />
Nasıl mı?<br />
<br />
Beğenmiyor, iptal ediyor devletinin hukukunu, cezayı kendi kesiyor!<br />
<br />
*<br />
<br />
Şehrin göbeğinde sokak içlerinde çarpışanları asla sevmedim. Bosna'da, Filistin'de, Afganistan'da, Çeçenistan'da ve Suriye'de...<br />
<br />
Dava ne olur ise olsun, sokakta vuruşmaya başlanıldığında tepesinde patlamayan bir bomba bir eve düşüyor. O ev yıkılıyor. O evin içinde beş çocuk ölüyor.<br />
<br />
Anadolu'da işgal edilmişti. Bu toprakların yiğitleri sokaklarda tutunmadılar. Sahaya çektiler düşmanlarını.<br />
<br />
Çünkü vicdan, can parçacıklarına gelecek zararı kaldırmaya güç yetiremez.<br />
<br />
*<br />
<br />
Evliya arayanlara tek adres göstereceğim!<br />
<br />
Organize sanayiileri!<br />
<br />
Sabah namazını kafadaş mevkidaşları ile eda etmek için son model arabası ile bağından şehre inen patronunun verdiği aylık 900 lira ile üç dört çocuğunu yetiştirmeye çalışıp o fabrikayı o patronun başına geçirmeyen işçi evliya değilse tüm evliyalık kurumu bir şaklabanlıktan ibarettir. <br />
<br />
*</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?65-Ortaya-Karisik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İçi Geçmek</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?64-ici-Gecmek</link>
			<pubDate>Tue, 29 Apr 2014 18:45:59 GMT</pubDate>
			<description>Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz... 
 
* 
 
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor. 
 
* 
 
Dün zayıf...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz...<br />
<br />
*<br />
<br />
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor.<br />
<br />
*<br />
<br />
Dün zayıf bırakıldıkları için horlanarak, hak ve özgürlüklerinden mahrum edilen &quot;bu ülkede biz de varız&quot; diyenler, bugün kuvvet bulup nüfus sahibi olduklarında &quot;biz ve diğerleri&quot; yaklaşımı ile kendilerinden olmayanları zayıflatarak yaşama biçimlerini yok sayıp, itibarsızlaştırma peşinde iseler, yarın sadece bir rövanştan ibaret olacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Birini tanımanın en kestirme yolu, onun başkasına dair değerlendirmelerini takip etmektir. <br />
Kişi vasfederken, vasfını ortaya koyar. <br />
Zekasını, görgüsünü, idrakını, sıfatlarını... <br />
Sövdüğünde örneğin korku ve retlerini görürsünüz, övgüsünde umut ve beğenilerini... Esasta o anlattığında, kimliğinin deşifresindedir. <br />
<br />
Anlatır... <br />
<br />
Anlattıkça o, biri hakkında konuştuğundan emindir. <br />
Dinleyici idrak ehli ise, kimi tanıdığından.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir de ağzınla kuş tutsan, hak hukuk adalet kavramlarının dibinden kum çıkarsan razı edemeyeceğin, ideolojinin, etnisitenin, mezhebinin batağından asla çıkma niyeti ve meyli olmayan bir kitle var ki, onlara sen cenneti yaşatsan dünyada, sana ilk fırsatta cehennemi yaşatmaya ahd etmişlerdir. <br />
<br />
Böylesinin kuvvetlendiğinde ilk işi kafanı koparmaktır. Böylesi odur ki, sen &quot;hak&quot; desen onu &quot;gak&quot; olarak anlaması imanındandır.<br />
<br />
Bir de bunlar var ve bunları kör değilim, görüyorum tabi ki...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?64-ici-Gecmek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mülkiyet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?63-Mulkiyet</link>
			<pubDate>Tue, 22 Apr 2014 20:36:24 GMT</pubDate>
			<description>*Kim Aptal?* 
 
İnsanın, tenkitçisine duyduğu hoşnutsuzluğu çiğliğinin, övgücüsüne rağbeti ise aptallığının eseridir. 
 
Olgunluk, tenkitçi ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Kim Aptal?</b><br />
<br />
İnsanın, tenkitçisine duyduğu hoşnutsuzluğu çiğliğinin, övgücüsüne rağbeti ise aptallığının eseridir.<br />
<br />
Olgunluk, tenkitçi ve övgücüye değil, tenkit ve övgünün içeriğine itibar etmektir.<br />
<br />
Övgü isabetli ise, hamd ile övülen hale devam; tenkit isabetli ise hatayı terk ve hali ıslah aslolandır.<br />
<br />
<b>At-Arpa</b><br />
<br />
Bir atın ancak yiyeceği arpayı aç gözlü farenin önüne koymak arpayı çürütür, fareyi öldürür.<br />
<br />
Lezzet, şerbeti kıvamınca ayarlamaktadır.<br />
<br />
Fazla şişen patladığında içi ortalığa saçılır, siperi olmayanın vay haline...<br />
<br />
<b>Mülkiyet</b><br />
<br />
Ruhlar kalite kalite...<br />
<br />
Bazı ruhlar emek çektiklerinin üzerine işemeyi hak bilir; bazıları da ter akıttıklarını mülk edinirler...<br />
<br />
Mülkiyet var oldukça insan doğal olmayan nedenlerden ölmeye devam edecektir.<br />
<br />
<b>Hata</b><br />
<br />
Hatasında yanında olmadığında, ya da içindeki öküzü pohpohlamadığında veya yanlış söz ve işinde sırtını sıvamadığın için, seni öküz niyetine kullanmaya niyetlenip, kağnısının boyunduruğunu boynuna geçiren ve sırtında kamçı şaklatanın adı anılınca dünyadaki tüm insanların ortak refleksi surat buruşukluğudur.<br />
<br />
<b>Bu Sevmek mi?</b><br />
<br />
İnsanın insanı sevmesi tabiidir; sevdiğinin ufak tefek hatalarını görmezden gelmesi de anlaşılabilir. Tabii olmayan, fahiş, çok açık hataları sırf sevmeden dolayı doğru kabul edip, hatalının, hatada olduğunu inkar etmektir. İnkardan da öte başkalara da ‘doğru budur’ diye dayatma saçmalığı vardır ki ki bu, insan erdeminin kalbinde dinamit patlatmaya eşdeğer dehşet bir suçtur!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?63-Mulkiyet</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Sınıflama Olarak  Muhafazakarlık</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?62-Bir-Siniflama-Olarak-Muhafazakarlik</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2014 19:22:31 GMT</pubDate>
			<description>Muhafazakar bildiğiniz gibi bir kelime değil. Aklınıza ilk gelen din bazlı bir şey... 
 
Ama değil... 
 
Tutucu anlamı. Bastığı yerden ayağını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Muhafazakar bildiğiniz gibi bir kelime değil. Aklınıza ilk gelen din bazlı bir şey...<br />
<br />
Ama değil...<br />
<br />
Tutucu anlamı. Bastığı yerden ayağını kaldırmazgil demek yani.<br />
<br />
Bir ateist bal gibi tutucudur en az bir mümin kadar...<br />
Bir vejetaryen örneğin, kralıdır muhafazakarlığın.<br />
Hali sabitleyen ve kımıldamayandır muhafazakar.<br />
Şunu tutuyorsa bunu tutmayanlar…<br />
Biri ile bozuksa civarı ile de bozuşanlar…<br />
Holiganlar…<br />
Meşrepçiler…<br />
Particiler…<br />
Israrcılar…<br />
Laikler…<br />
Komünistler…<br />
Türkü severler…<br />
Pop sevmezler…<br />
Bilumum izm sahipleri ve tabileri…<br />
Aynı tarz kitapları dönüp dönüp okuyanlar…<br />
Aynı yemekleri ısıtıp ısıtıp yiyenler…<br />
Sadakatsizliği yaşam biçimi haline getirenler muhafazakardır, en az sadakatte dirençliler kadar...<br />
İçkiye tutku ile bağlı olana neden muhafazakar değil dersiniz. Güneşe olan inancınız kadar inançla rahat rahat söyleyiniz o bir tutucudur.<br />
Uyuşturucu müptelası olanlar, semazenlerden farksızdır literatürde.<br />
Halini koruyanların hepsi,<br />
tavrından geçmeyenler,<br />
takılıp kalanlar,<br />
at gözlüklüler,<br />
ideoloji canavarları,<br />
aşıklar,<br />
kitap koltukçular,<br />
tavlacılar,<br />
futbolseverler,<br />
klasik müzikçiler,<br />
bilumum ci cü çi çüler muhafazakar ordusunun rütbeleri farklı askerleridir.<br />
<br />
Bir kavramı oyuncak ettirmeme adınaydı tüm kelam…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?62-Bir-Siniflama-Olarak-Muhafazakarlik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hakim, Adalete Hakim mi?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?61-Hakim-Adalete-Hakim-mi</link>
			<pubDate>Thu, 10 Apr 2014 11:05:05 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?61-Hakim-Adalete-Hakim-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pas tutmaz Yazılar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?60-Pas-tutmaz-Yazilar</link>
			<pubDate>Tue, 08 Apr 2014 17:54:09 GMT</pubDate>
			<description>Devlet dediğin, üzerine işeyen bebeğini kaldırıp duvara fırlatmayan anne şefkatince olmalı. Olmazları oldurtan sadece budur. 
 
* 
Ateist, oğluna...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Devlet dediğin, üzerine işeyen bebeğini kaldırıp duvara fırlatmayan anne şefkatince olmalı. Olmazları oldurtan sadece budur.<br />
<br />
*<br />
Ateist, oğluna dedi ki:<br />
<br />
Çocuğum!<br />
<br />
Her kafana yatmayanı, itibar ettiğinin dediğince demeyeni düşmanın belleme. Dünyaya böyle baktığın gün, aynaya bak. Göreceğin sadece senin senden daha azgın bir düşmanının olmadığı olacaktır. <br />
<br />
Bu lafı ateist etti ya, üç kelimesini okumak bile israf diyene, kitabını okumadığı Rabb'ine iman etmek pek bir kolaydır.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan denen cins, maksadını unuttuğu kuralın maskarası olma uzmanıdır.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan, sürü şeklinde yaptıklarına 'takım ruhu' tanımlaması ile zerafet katabilen tek canlı...<br />
<br />
*<br />
<br />
Hepimiz doğduğumuzda popomuza şaplak yedik, hakikat sadece bu.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?60-Pas-tutmaz-Yazilar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şikayet ve Hak Arama Özgürlüğü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?59-sikayet-ve-Hak-Arama-ozgurlugu</link>
			<pubDate>Fri, 04 Apr 2014 19:23:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şikayet hakkı, başka bir ifade ile hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında, 36. maddede; herkesin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şikayet hakkı, başka bir ifade ile hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında, 36. maddede; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şeklinde yer almıştır. Bu düzenleme ile kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. Kişi, bu güvence kapsamında gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar verene karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve yine bu kapsamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahip olmaktadır. <br />
<br />
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtilir ve 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.<br />
<br />
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı kayıt altına alınmış, Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde de saldırının müeyyidesi ortaya konmuştur. <br />
<br />
Görüldüğü gibi, Anayasa ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri açık bir şekilde teminat altına alınmıştır. <br />
<br />
Bir çok uyuşmazlıkta, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Problem, bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında oluşmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da anayasal ve yasal güvence altına alınmış bulunmaktadır.<br />
 <br />
Kişi, hakkını ararken, karşı tarafın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendi kuralları ile çatışması söz konusu olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülebilecektir. <br />
<br />
Doğrusu uyuşmazlıkların çözümünde, hak arama özgürlüğünün diğer tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı bir gerçektir. Başka bir ifade ile, kişinin istediği şekil ve şartta ve sadece başkasına zarar vermek için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, kişinin Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacağı açıktır. <br />
<br />
Bu hakkın hukuk tarafından korunabilmesi ve yerli yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli delillerin olması şart değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin, benzer tepki vermesinin uygun görüleceği; diğer bir anlatımla orta düzeydeki makul bir kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı öngörüldüğünde, bu çerçeve içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğünün sınırlarının aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılması isabetlidir.<br />
<br />
Not: Yargıtay Kararı uyarlamasıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?59-sikayet-ve-Hak-Arama-ozgurlugu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayalara Kazıdıklarımdan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?58-Kayalara-Kazidiklarimdan</link>
			<pubDate>Sat, 22 Mar 2014 09:26:57 GMT</pubDate>
			<description>* En büyük beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir. 
 
* Cehalet izâle edilebilir; ama izole edilemez. 
 
* Gayrındaki yaşamlara sarkmadan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">* En büyük beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir.<br />
<br />
* Cehalet izâle edilebilir; ama izole edilemez.<br />
<br />
* Gayrındaki yaşamlara sarkmadan yaşayabilmeyi başarabilen yaşam sahibi, yaşamının efendisidir. Zayıflığını başkaya yamayan ve başkasının tüfeğinden mermi sıkmada mahirleşmiş her yaşam ise emellerinin kölesi...<br />
<br />
* Birilerinin hayatlarına atanmış özne olmaktan ise kendi yaşamının yüklemi olması yeğdir insana.<br />
<br />
* Paslaşmaya programlıyız. Gereğini yapmayan zeka pas tutar...<br />
<br />
* Bir gram öfke, bir ton basireti gümletir; bir damla kibir, okyanus kadar tevazuyu kirletir.<br />
<br />
* İnsan doğmak nasip, insan olmak gayret, insan kalabilmek ise yürek ister.<br />
<br />
* Zorunda değilsiniz. Zorlamaya... Oluruna bırakmak, çoğu zaman olmazı olur kılar...<br />
<br />
* Sen inci olsan kaç yazar, bir çocuğun elinde bilye isen ve sen süzme pislik olsan kim bilebilir, paketin cafcaflı ise...<br />
<br />
* Herkes koku yayar; ama herkes herkesin kokusunu almaz.<br />
<br />
* Ölmek harcıalem, lakin yaşamak zordur yakışanca...<br />
<br />
* Rüya, bir bilinç işçiliğidir. Gün içinde ve gerisinde bir biçimde duyulan, görülen, hissedilen, dikkat çekmiş veya etkilemiş de etkilememiş muamelesi görmüş her ne var ise, uyku esnasında kazı, beton, kalıp, duvar, süpürme, yontma, kırma, eleme, elhasıl ince kaba işlemlerden geçer. Rüya anlatımı ile esasen kaygı ve korkular, beklentiler, umut edilenler, özlem ve arzular, zaaf ve defolar, sakatlıklar da tüm çıplaklığı ile teşhir edilir. Kimi, anlatıdaki hikayeye kulak kesilir dinler, kimi de kriptoya...<br />
<br />
* &quot;Gelen, gideni aratır&quot; Kadim zamanların bu sözü, haklılık adına her sınamadan alnının akı ile çıkmış bir saptama olmasına rağmen, tarihin en uzun süreli haklı; fakat itibar edilmeyen ata sözü olarak, belleklerde yerini almıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?58-Kayalara-Kazidiklarimdan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İcra Dosyamızda Borçlu Olan Şahsın Üçüncü Kişi İle Olan Alacak Davası Dosyası Üzerine Haciz Konulması Mümkün Müdür?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?57-icra-Dosyamizda-Borclu-Olan-sahsin-ucuncu-Kisi-ile-Olan-Alacak-Davasi-Dosyasi-uzerine-Haciz-Konulmasi-Mumkun-Mudur</link>
			<pubDate>Thu, 30 Jan 2014 11:43:28 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden Seyfullah Yıldırım)--- 
Merhabalar. Kambiyo senedine bağlı olarak hakkında icra takibi başlattığımız şahsın üçüncü bir kişi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="https://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>Seyfullah Yıldırım</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=500304#post500304" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="https://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">Merhabalar. Kambiyo senedine bağlı olarak hakkında icra takibi başlattığımız şahsın üçüncü bir kişi ile sürmekte olan bir alacak davası olduğunu öğrendik. Dava neticesinde icra dosyamızın borçlusunun lehine karar çıkması ihtimali göz önünde bulundurularak olası kazanımlarının haczini sağlamak için icra dosyamız üzerinden haciz işlemi tesis edebilir miyiz ?<br />
Teşekkürler.</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Seyfullah Yıldırım</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?57-icra-Dosyamizda-Borclu-Olan-sahsin-ucuncu-Kisi-ile-Olan-Alacak-Davasi-Dosyasi-uzerine-Haciz-Konulmasi-Mumkun-Mudur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hacimli Cümleler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?56-Hacimli-Cumleler</link>
			<pubDate>Thu, 12 Dec 2013 21:17:31 GMT</pubDate>
			<description>Kanunun, güçlünün hukukunu korumak için yapıldığı bir idari rejimde zayıf, az bir ücret karşılığı itaate mecbur bırakılır. 
 
Dün sana hafakanlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kanunun, güçlünün hukukunu korumak için yapıldığı bir idari rejimde zayıf, az bir ücret karşılığı itaate mecbur bırakılır.<br />
<br />
Dün sana hafakanlar yaşatan nice ağır elem geçti gitti bugün. Farkında değilsen ne farkın var farkına varmadıklarından?<br />
<br />
Yaşamı yaşama aç yaşadığımızdandır yaşayanların yaşamına göz dikmelerimiz...<br />
<br />
İnsan hak ve özgürlükleri Batıda acı çekilerek, oluk oluk kanlar akıtılarak, kanırta kanırta; Doğuda ise yalvarıp yakartıp lütuf ve ihsan ile elde edilmiştir.<br />
<br />
İsteyebilmek çok zordur; fakat verebilmek daha da zordur.<br />
<br />
Şu insan var ya şu insan! Ortalık altın sikke kaynasa kaybettiği bakır mangırın sesine kulak kabartır.<br />
<br />
Bu dünyadaki en ağır ceza itibarsızlaştırma cezasıdır. Kişinin öyle bir şeyini elinden alıyorsunuz ki, o olmayınca olan ne varsa kıymetsizleşiveriyor; hem kendi için, hem ilişikli yaşamlar için...<br />
<br />
Bize lazım olan biraz azalmak... Her şey için o kadar çok şeyimiz var ki...<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Bazen dolmuşa bindiğimizi fark ettiğimizde durağı çoktan kaçırmışızdır.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?56-Hacimli-Cumleler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Afortizmasallar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?55-Afortizmasallar</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jul 2013 20:59:23 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise ya peygamberdir; ya da şarlatan...<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Gizliliği haiz savcılık soruşturma evraklarında yer alan bilgi ve belgelerin, gazetelerde ortaya saçılması, sağlıklı bir devlet işleyişinde olmaması gereken bir durumdur. Toplumu baskı altına alma, sindirme, bezdirmeden başka bir amaç ile izah edilemeyecek bu durumun derhal engellenmesi, hukuku öncelemiş bir devletin temel vazifesidir.<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?55-Afortizmasallar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Yaşam</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?54-Yeni-Yasam</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jun 2013 21:05:37 GMT</pubDate>
			<description>İnsanlar bu yüzyılda da evleniyorlar; ama artık bir yastıkta kocamıyorlar. Hatta bir saat muhabbetten sonra duygusal yakınlaşma yaşadıkları bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsanlar bu yüzyılda da evleniyorlar; ama artık bir yastıkta kocamıyorlar. Hatta bir saat muhabbetten sonra duygusal yakınlaşma yaşadıkları bir başkasının yatağında bile ölebiliyorlar.<br />
<br />
Haftalık birlikteliklerin daha birinci günü partnerden sıkılıp ikinci gün, bilemedin yedinci, başından def edebiliyorlar.<br />
<br />
Karınlarını doyurabilmek için 12 saat çalışıyor; ama doyuramıyorlar. Karın etin sütün öğütüm fabrikası olmaktan çıkalı çok oldu, artık kültürler ve yaşam normlarını da öğütüyor.<br />
<br />
Dün küfrettiklerine bugün yanaşabiliyor, bugün taptıklarını yarın ayakları altına alabiliyorlar.<br />
<br />
İnsanın sizin daha çoğunu tespit edebileceğiniz yaşam algısındaki bu değişimler aslında son derece normal.<br />
<br />
İletiştikçe yabancılık kalkıyor. Kavradıkça fark etme oranı artıyor. Bir büyük ailenin sofrasında ve çok yakın akrabalar olduklarını görüyorlar ve D.N.A.’nın kökünde olan normalleşiyor, tüm inkarların belini kıra kıra…<br />
<br />
Yaşam tiyatrosunda erkek ve kadın figürleri anlamını çoğu yerde çoktan yitirdi. Bir zamanlar erkek yapınca olağan kadın yapınca problem olanlar o perspektifte artık nötrleniyor. <br />
<br />
Bu toprakların en eski kavimlerinin bazıları anaerkildi ve erkek bugünün kadınının standartındaydı o zamanlar. -yazıtlar böyle söylüyor-. Şimdilerde ise anasını da atasını da çuvallayıp çöpe atan ve yeni insan görgüsüne doğru adımlıyoruz usul usul...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?54-Yeni-Yasam</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Gençler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?53-Yeni-Gencler</link>
			<pubDate>Sat, 15 Jun 2013 07:33:47 GMT</pubDate>
			<description>Yeni bir gençlik var gözlemlediğim kadarı ile: 
 
Bu gençlik, değerler ile değer yargılarını ayrıştırmış, içini onun bunun doldurduğu kavramlara...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yeni bir gençlik var gözlemlediğim kadarı ile:<br />
<br />
Bu gençlik, değerler ile değer yargılarını ayrıştırmış, içini onun bunun doldurduğu kavramlara paçavra muamelesi yapan bir gençlik. <br />
<br />
Ne muhafazakarlık ne de karşıtlığına dair üretilmiş kavramları iplemeyen, kendine özgü terminolojisi olan yeni bir gençlik, bu gençlik. <br />
<br />
Örtülü, devrimciye sıkılan gazdan köpürüyor; devrimci örtülüye yapılan saldırıya tepki veriyor.<br />
<br />
İdeoloji cikletini sıcak asfaltta eğlence niyetine kullanan bu gençlik, muhafazakar terminolojiye zil takmış göbek attırıyor...<br />
<br />
Topyekün siyaset terminolojinin ruhuna fatiha okuyup, siyasilere helva dağıtan bu gençlik, kendini tanımayanları ise hiç tanımıyor.<br />
<br />
Toplum mühendisleri şapa oturdular. Nemalanmaya çalışanlar elbette olacak; fakat bu gençlik, kimseye varlığını ve duruşunu yedirtmeyecek görünüyor...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?53-Yeni-Gencler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yazıt Seçkileri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?52-Yazit-Seckileri</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jun 2013 19:44:46 GMT</pubDate>
			<description>Yeni nesil cin gibi... Taraf mantığından azat... Dini, ideolojileştirme gayretinde olanları da, ideolojiyi dinleştirmeye çalışanları da kaale...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yeni nesil cin gibi... Taraf mantığından azat... Dini, ideolojileştirme gayretinde olanları da, ideolojiyi dinleştirmeye çalışanları da kaale almıyor…<br />
<br />
Üzerine işeyen çocuğunu kaldırıp duvara fırlatmayan anne duyarlılığı, iktidarlar için muktedir olmanın amentü şartıdır.<br />
<br />
İki satır arasındaki boş bölümü okuyabilenlere sağduyulu deniyor, sadr okuyuculuğu yaparak, aklı kırk satır ya da kırk katıra mahkum edenlere değil…<br />
<br />
Herkes bir yere kadar hırs ve haset odaklı hissiyat ile, gayrını susturmak, ezmek, yok etmek isteyebilir. İçindeki hayvanı ehlileştirene ise insan deniyor!<br />
<br />
Medeniyeti inkişaf halinde olan cemiyetlerdeki her tanzimat, muhakkak bir tazminata sebep olmuştur.<br />
<br />
Her muktedir, muhalifini daima bezdirmiştir.<br />
<br />
Ders bitmeden ders çıkarmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Tek yönlü bakış, çürük muhakeme demektir.<br />
<br />
Hepimize biraz empati lazım... Gözümden sen, gözünden ben bakamadıkça gördüğümüz sadece fizik. Kimyaya vakıf olmayınca da tahlil oturmuyor.<br />
<br />
28 Şubatı hazırlayanlar, yok etmeye çalıştıkları siyasi algının nasıl güçleneceğini öngörebilselerdi, kıllarını bile kıpırdatmazlardı.<br />
<br />
Yazar, hem saptama budalası, hem de çıkarım fukarası ise, okuru eleştiri canavarı ve öğüt manyağı olur.<br />
<br />
Dün köyden, gecekondudan, yokluktan gelen niceler, bugün kavuştukları imkanların büyüsünde, gözleri kamaşmış halde sermayeye künde halindeler...<br />
<br />
Suç yollarına parke taşı döşeyen bir devletin suçluyu cezalandırma temayülü tam anlamıyla aymazlıktır.<br />
<br />
Kanundan, cezadan, polisten korktuğu için değil, vicdanı gereği haktan hukuktan ayrılmayanlar, insanlığın şöhretsiz, riyasız kahramanlarıdır.<br />
<br />
Yaylalarda çobanlık yapan, çiftci, okumamış, ömrünü ırgatlıkta tüketmiş nice insan, adalet anlamında kürsülere yayılmış hüküm sahibi bilmem kaç kişiyi cebinden çıkarır.<br />
<br />
Bir insan ki, kendinin Allah'ın insanlara nimeti olduğuna inanıyorsa, insanlığın başı yine belada demektir.<br />
<br />
En büyük defomuz, genetik hafıza örgümüzdeki ilmek kaçıkları. Çözülme başlayınca tutabilene aşk olsun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?52-Yazit-Seckileri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Her Bakan Görmez</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?51-Her-Bakan-Gormez</link>
			<pubDate>Wed, 15 May 2013 11:31:47 GMT</pubDate>
			<description>Üç boyutlu resimler var. İlk bakışta fark etmediğimiz; ama dikkatli şekilde küçük bir gayret ve bakış farklılığı ile baktığımızda ise derinde yeni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Üç boyutlu resimler var. İlk bakışta fark etmediğimiz; ama dikkatli şekilde küçük bir gayret ve bakış farklılığı ile baktığımızda ise derinde yeni bir boyutunu keşfettiğimiz resimler....<br />
<br />
O boyut o resimde hep vardı aslında...<br />
<br />
Her boyut ile bakabilen olmadıkça da neyi gördüğümüzü bilemiyoruz.<br />
<br />
Biz her boyut ile görmeyi başaramayabiliriz belki; ama o resimlerde olduğu gibi, göremediğimiz, görmediğimizi yok saymamıza sebep olmamalı...<br />
<br />
Sadece baktığımızca görüyoruz.<br />
<br />
Göremediğimizi idrak edebilsek bir de...<br />
<br />
İnkar hep burdan olmuyor mu?<br />
<br />
Görmediğimizi inkar...<br />
<br />
İdrak edemediğimizi yok sayma hasleti...<br />
<br />
O görsellere bakanlardan kimi, gizli ögeyi hemen görüyor, kimi uğraşıyor görüyor, kimi de hiçbir zaman göremiyor...<br />
<br />
Bu görmek veya görmemek, esasta bir kemalat veya noksanlık emaresi değil, tamamen perspektif ve dikkatli bakma işi...<br />
<br />
Göremeyen için bunun anlamı nedir?<br />
<br />
Orada bir şey yok!<br />
<br />
Göremeyenin 'yok' demesi, o orada var ise nedir?<br />
<br />
Hükümsüz!<br />
<br />
Çünkü var!<br />
<br />
Reddetmesi reddedilir ve ısrar ederse komik duruma düşer!<br />
<br />
İlk bakışta görünmeyen; ama derûnuna vakıf olununca fark edilen üç boyutlu resimlerden yola çıkarak tefekkür gerekiyor.<br />
<br />
Neyi tastamam görebiliyoruz da;<br />
'yargılıyor' ve<br />
'anladım' diyebiliyoruz...<br />
<br />
Koskoca Erciyes’in bile Develi tarafı bir türlü, Kayseri tarafı başka türlü…<br />
<br />
Ahmet, Mehmet için bir türlü, Mahmut için başka türlü…<br />
<br />
Dar bakışı ile tahlil ve muhakeme iddiacısı yargıçlığı terk ettiğince rahata erer…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?51-Her-Bakan-Gormez</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan İnsanın Kurdu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?50-insan-insanin-Kurdu</link>
			<pubDate>Thu, 25 Apr 2013 21:48:01 GMT</pubDate>
			<description>Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için uğraşmayan, varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona film çevirme ihtiyacı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için uğraşmayan, varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona film çevirme ihtiyacı duymadığın, 'rahatsız eder miyim' kaygısı ile sözünü tavrını çekinmediğin, hatta onda rahatsızlık kelimesini poşetleyip uzaya fırlattığın biri...<br />
<br />
Aslında herkesin böylesi biri hep civarındadır; ama hayal ettiğinin içini boşaltıp dışına sürdüğü sertleştirici ile onu dik tutmaya çalıştığı içindir ki, yalan gerçeğin yerini dolduruyor yaşamlarda. Ufacık bir ağırlık bindiğinde tepenin toprağa yapışması bundandır.<br />
<br />
Şefkate aşırı susuzluğumuza/muhtaçlığımıza rağmen bize gaddarlık yapanların zulümleri solumuza papatya, sağımıza orkide kokusu gibi bundandır geliyor ve cerahatımızın üzerine sürülen mis kokusu bundan dolayı burnumuzu sızlatmıyor. Civarımızda soluk alamayanların bir yudum nefes için yaptıkları şaklabanlıkların özünü görmemize mani olan da sadece budur.<br />
<br />
Civarımızdaki niceler aynı torna tezgahı ürünü…<br />
<br />
Göbek üstadı...<br />
<br />
Yapay, sahte ve hayal alemi mumya ustaları... Kokuyor insan… Ve insanın yaşadığı her mekan…<br />
<br />
Kendine şans vermelisin; gerçek her zaman gerçektir...<br />
<br />
Yapay ve sahte hayaller asla kesmeyecektir.<br />
<br />
Sen neysen senin dibindekinde de üç aşağı beş yukarı olan odur. Kim daha fazla dürüstse o, kendini kendine kendince yaşar; başka değil...<br />
<br />
Onlarca yazı okudunuz. Şartlanma, güdüleme, yönlendirme v.s v.s... Dışınızdaki dünyaya dair ilginç ve keyif verici bilgilerin sizdeki yansımaları, en derinlere gömdüğünüz tahlilsiz bırakılmış yığınımsı anılardan başka değil.<br />
<br />
Örf gütmüş, prensip, ideoloji gütmüş, güden güdene yaşayıp ölmüş öncedekiler de zaten.<br />
<br />
Tercihinizse şu yaşama biçimi; niye bu kabulsüzlüğünüz? Öfkeniz kime? Neden rahat değilsiniz? Nerede ağız tadınız?<br />
<br />
Mecburiyetten aldatılıyor, birilerinin çizdiği yoldan adımlıyorsunuz. İnancınız var mı kendinize?<br />
<br />
Yapamazsınız özgün ve özgür iradenizle iki dakika tek başınıza. Birileri yaşamınızı didiklemeli ve siz de burnunuzu sürekli başka yaşamlara sokmalısınız. Yazgınıza yakıştırdığınız bu değil mi ve doğrusu bu yoğun kabulsüzlükte başka ne olabilir ki?<br />
<br />
Arıyorsunuz aralarda içeriden insan olmanızın fazlalığı ile bir bilmediğinizi bilirden geldiğinizi, lakin bilmiyorsunuz, gördüğünüz suretlerde de sizde olandan farklı bir şey yok.<br />
<br />
Çünkü barışık değilsiniz ve değiller. İyi ve kötü tasniflemelerinizin hepsi bir yerlerin size ’bu budur’u. İçselleyemediğiniz ne varsa üzerinizde iğreti elbise misalince. <br />
<br />
Herkesin yaptığından farklı yapan; ama yaptığının farkında olup, sizin sapıkça dediğiniz işi iradesiyle yapıverip, yaptığından razı kişi, emin olun kendini bir halt sanıp da hiçbir halt olmayan, iradesi onun bunun güdümündeki sürünün küçük cücüğü bir robot et yığınından daha insancıl ve saygıdeğerdir.<br />
<br />
Yaşayamadığınız bir damla huzur...<br />
<br />
Olmak isteyip de olamadığınızı hissettiğinizi bulma ümidi. En yıkıcı ve acılı kavgalarınızda bile.<br />
<br />
Tek derdiniz bu.<br />
<br />
Söyleyemezsiniz ama…<br />
<br />
Başkalarca libaslanmış ahlak, örf, stil filan derken önünüze konan teleskoplardan kurtulup size ait saf gözlerinizle kirpik mesabenizdeki anı, anın size ait olanını yakalamanız ne mümkün. <br />
<br />
Bu nedendendir başkalardaki hafif mutluluk ayaklanmalarını bile bastırma telaşınız.<br />
<br />
Sizin dünyanızda sen onu etkilerken o seni etkiliyor. Bunu sen, o, yapmazsanız başka bir yerler, bir biçimde bunu size illa yapıyor. Etkiliyor etkicibaşıları ve tepiniyorlar üzerinizde.<br />
<br />
Etki balçığında ürperti duymanız gereken masum dokunuşlar tarihe karıştı, artık en sert hamle bile tüy dokunuşu geliyor size.<br />
<br />
Güveniniz her etkiyle kırılmakta ki bu da size celladınızın bonusu...<br />
<br />
Ne diyeyim bilemedim, hayırlı olsun sürülüğünüz mü; ya da iyi gömülmeler mi dilemeliyim?<br />
<br />
Not: Sadece bir cinse ait yazılmıştır. Üzerine almaması gerekenin üzerine alması yanlıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?50-insan-insanin-Kurdu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan Mühendislikleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?49-insan-Muhendislikleri</link>
			<pubDate>Wed, 17 Apr 2013 16:50:38 GMT</pubDate>
			<description>Onun ona ve onun gibilere ait bir küçük dünyası vardı ve birileri insan mühendisliği adına o dünyanın içine minik bir ekrandan milyonlarca ona ait...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Onun ona ve onun gibilere ait bir küçük dünyası vardı ve birileri insan mühendisliği adına o dünyanın içine minik bir ekrandan milyonlarca ona ait olmayan dünyayı bombardıman kalleşliğinde yağdırdılar. O, şimdi küçük dünyası ile yetinemiyor ve oradan dışarı da çıkamamanın bunaltısı ile kendi dünyasının ozon tabakasını çektiği oflar ile deldi.<br />
<br />
Her kız manken, her erkek jön gibi salınırken sokaklarda, mutluluğu tatminkar sabit; ya da yüksek gelirliliğin ev, araba, kariyer üçgeninde arayanlar için faşizmin daniskasının vahşeti 21. yüzyılın arenasında olacak sanırım.<br />
<br />
Tek tip doğ, tek tip ol, tek tip yaşa. Tek tip öl.<br />
<br />
*<br />
<br />
Aşkımız sanal, cesaretimiz de...<br />
İşin tuhafı artık heveslerimiz bile sanal...<br />
<br />
*<br />
<br />
Sevgi teklikte, tek yürek olmada değil. Teklik dedikleri bencillik. Hiç kimse bir başkası olmaz. Olsa olsa bir başkasınca olur. Aynı karından doğmuşlar bile aynı değilken, yaşamın yirmi otuz yıl sonrasında karşılaştığın birini dünyaların önüne koymanın tek bir anlamı var: İhtiyaç... Hormanların tüccarlığı. Duygu ithalat ve ihracat işleri.<br />
<br />
Her ticarette olduğu gibi arz talep dengesi olmalı. Bu kadar mekanik, evet. Beş dakika önce ’uğruna ölürüm’ dediğine bir falsosunda anında nefret hissetmenden anlamalı insan, bencil olduğunu ve bunun aslında çok doğal olduğunu. Anormal olan bunun inkar edilmesi ve buna maneviyat yüklemenilmesi.<br />
<br />
Gözünü kapatsan da adımların görmediğin yolda ilerler. Kimseye olamasa da insan, en azından kendine dürüst olmaya çalışmalı. Aldatmamalı kendini ki insanın kendinden başka öz sermayesi yok.<br />
 <br />
Onda olmayan sıfat ve vasıfları, sırf bir ihtiyaçtan ona giydirdiğin bir gün kendi olarak gözüne göründüğünde kaç milyon hücren aynı anda ölüyor, biliyor musun?<br />
<br />
Baktığınca değil gördüğünce kabullenmeli. Az olsun öz olsun senin olsun. Zamanı gelince de akışına bırakmak lazım, kasıp durmamalı ki kasılıp kalınmasın.<br />
<br />
Hiç bir şeyimiz değerli değil, değer vermedikten sonra biz ve insan kendini zavallılaştırdıkça değer kazanmaya çalışan bir varlık. Bir beklentisi var: Ona değer gördüğü kişiler ’iyisin’ , ’hoşsun’ desin. Bilse, değer gördükleri de aynı tezgahın yan dokumaları, belki kendi zavallılılığını onların aynasında seyreder.<br />
<br />
Sen iyiysen iyisin. Senin iyi olma ölçütün falan olmamalı. Falan kendini iyi hissetmek için sana iyi hissettirendir. Sen kötü olamazsın. Sana kötü diyenler kendi iyilikleri için seninle çelik çomak oynayanlardır. Şimdi bırak şu ideal insan ayaklarını da olduğun insan olarak yaşamdan ne koparabiliyorsun ona bak.<br />
<br />
Sanal sermaye gaz gibidir. Bir pohpoh ile gelen bir fıs ile çıkar. Bakide sen sana kalırsın. Bencillik bir ölçüde iyidir. Kendini iyi hissetmen için onu sanallaştırmamalısın. Olmadığın kadar iyi hissettiren senden çarpan gaspçıdır, olduğundan kötü hissettiren de öylece...<br />
<br />
Kim sana sen olarak muamele ediyor, ona bak derim; ama öylesi de tatsız tutsuz yemek gibi değil mi? İlgini çekmiyor. Çünkü formatın civarınca. Civarda ne gördüysen onu talep ediyorsun. İşte bu nedenle sürü sürü doğup yığın yığın gömülüyor zamane insanı. <br />
<br />
Bir farkın olsun istiyorsan kendini fark et, yeter.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?49-insan-Muhendislikleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yıldızlı Satırlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?48-Yildizli-Satirlar</link>
			<pubDate>Sun, 14 Apr 2013 21:16:00 GMT</pubDate>
			<description>Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar.<br />
<br />
*<br />
<br />
Beyaz bir kağıtta siyah nokta dikkatimizi çekiyor ve tüm o beyaz satıh bir anda önemsizleşiyor ise bizde, insana bakışımızda problem var demektir.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir çocuk bir yerlerde babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken başka bir yerde verilen kabarık harçlığa burun büker. Mutluluk esasen paranoyadır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Mikro adalet kökenli basiretsiz muhakemeler ile katli caiz görülen makro adaletin âhı, toplumu bin yıl geriye götürür.<br />
<br />
*<br />
<br />
Kişi, kendine söylediğince etkili olabiliyor. Önce kendisi için olmalı öğüdü. Evet, her fikir işçiliği gerçekten değerli, fakat etkili degil<br />
Bazı insan, bazı insandan niçin mi özeldir? Yakut da bir taştır; fakat taşlar içinde özel bir taştır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Cübbe, tanrısal yetkinlik özentisi ürünü devşirme anlamlar taşıyor ise; o cübbeler ne zaman yakılır, o zaman adalet parlar.<br />
<br />
*<br />
<br />
Ne görüntü yakalanmışsa o, osun sen onun için. Aslında sen ne gördüğü sensin; ne de gördüğünden başkasısın... Herkes algısı kadar akleder.<br />
<br />
*<br />
<br />
Şu bir gerçek ki, mana bizde satırların malı olmuş, sadrı genişlerin de anmaya lüzum hissetmediği..<br />
<br />
*<br />
<br />
Biri, biri hakkında konuşurken aslında kendi korku, zaaf ve özlemlerini de deşifre eder. Dikkat kesilin, o, onda kendini vasfetmededir.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yaşam ise önce sınava sokar, sonra ders verir...<br />
<br />
*<br />
<br />
O neden gitti? İstedin ki o, sen olsun; sen ne dersen o olsun. Canın çekince boynuna dolana, sıkılınca sen, toz ola! Aşk bildiğin kuru şehvet.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yıllarda yazarsın da anlarda okurlar seni…<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir anlam arıyor insan, çırpınarak; ya da bir anlam tüccarının heybesine malzeme oluveriyor. Yeri geliyor sadece bir kelime boyut atlatıyor; ya da çukura yolluyor.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir örnek varsa yaşamda, o gibi olma uğraşı, o olunsun ya da olunmasın; olma meraklısı asla kendi olamayacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Dostlarla iyi ortam paylaşmak ve düşmanları idare edebilmek zanaattir.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan hayatını yaşamalı, kendi gibilerle yaşamalı, kendi olarak yaşamalı. Başkaların hayatlarına atanmış yetkin özne olacağına kendi yaşamında esir yüklem ol.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yakınca cehennem kadarını göze alacak boyutta hırslı ve megaloman birine yanaşan muhakkak kavrulacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Anlattığı, ’benimse’ dediği kıymetleri ona ait hayatında görmemiz mümkün olmayan niceler başkalarının hayatını, kabul ettiğini iddia ettiği değerler ile paramparça etmede uzmanlaşmışlardır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi... Mecbur muyum eşeğini sürmeye ben, mecbur musun öküzümü gütmeye sen?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?48-Yildizli-Satirlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sessiz Sayha</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?47-Sessiz-Sayha</link>
			<pubDate>Sat, 06 Apr 2013 22:12:50 GMT</pubDate>
			<description>İktisatta bir markalı mal tüketicisi sınıflaması vardır. Örneğin: Sağlam kaliteli; ama meşhur marka olmayan ayakkabı 25 liradır da, o reklamı çok...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İktisatta bir markalı mal tüketicisi sınıflaması vardır. Örneğin: Sağlam kaliteli; ama meşhur marka olmayan ayakkabı 25 liradır da, o reklamı çok yapılan belli bir sınıfın tercih ettiği aynı ayarda markalı ayakkabıya 250 lira vererek sahip olur. Bunlara bir de isim takarlar söylemeyeyim, siz bulun.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bazen biri bir cümle söyler, o cümleyi bin filozof/şair/yazar -bütün birikimlerine rağmen- o söyleyene kadar söylememiş olurlar. Ünvansızın kalite ve sağlam sözünü, markasız kalite malı elinin tersi ile itenin halince umursamayanın, onu yok sayanın, ona burun kıvıranın adamlıkla ne işi olabilir? Unvan ile, isim ile söz değerlendirenlerin din/ideoloji/tarikat/cemaat meddahçılığı ile meşgul olmasını umarım; fikir adamlığı ile değil... <br />
<br />
Cümleyi yazana değil, cümleye bakmak kafidir. İsmini çerçevelettikleriniz öldü geçti gitti, sözleri baki kaldı. Ey isme methiye düzenler! Siz ne büyük bir tezatın mezatçılarısınız?<br />
<br />
*<br />
<br />
Hiç birimiz anamızın rahmine: ’Falan ırka mensup doğmak istiyorum’ dilekçesi ile düşmedik. Kürt,Türk, Ermeni, Laz, Çingene, İngiliz, Arap, Alman, Zenci her ne isek hepimiz özde ilk olarak insanız. Sonradan sonradan kimi insan insanlığını pekiştirir, insana özgü yaşar; kimi de kolani hayvanları gibi yaşar ve ve sonra her iki taife de ölüp toprağa karışır. <br />
<br />
En baba Türk ırkçısı öldüğünde çürüyen vücudu bir zaman sonra en baba Kürt ırkçısının vücudu oluverir.<br />
<br />
Irkıyla hava basanlar<br />
ölümle kırkılacaklarını<br />
ve her vücut sahibi gibi <br />
Önce şişip sonra<br />
tıslayacaklarını<br />
unutmamalılar.<br />
<br />
Kastım kısaca şu:<br />
<br />
Malazgirt’e gelenlerden değil de, oranın yerlisi olabilirdiniz. Bir Yunan da olabilirdiniz, tehcir edilen Ermeni de. Irak’ta, Afganistan’da da doğabilirdiniz.<br />
<br />
Sizin tayin etmediğiniz bir şeyle kendinize değer biçmeniz sizi sonuçta yüz buruşturulan bir yerlere götürür.<br />
<br />
Değer, ellerinizin kazandığıyladır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yaşamdaki sürtüşme genelde hak odaklıdır. Biri, hakkı görür alır, başka biri haksız bulur vermez. Kendi haklarımızın davasını güderken başkasının hakkı uğruna köle olmak ve başkasını hak bildiğimize köle kılmak daimi handikapımız.<br />
<br />
Kölelik modern zamanlarda şekil değiştirmiş görünse de eskilerden çok daha acımasızca hak kemirmeye devam ediyor. Hiç değişmeyen ise, sahip olma, aidiyete alma, ait olma olguları… Biri, birine ait olunca başka biri hakkında hak ihlali ile ithamlanabiliyor. Görünen o ki, aidiyetin kökünü kuruttuğumuzda hak ve hukuk ferahlayacak.<br />
<br />
Kölenin köle sıfatından haberi vardır, ama böylesinin durumu...<br />
<br />
Sayın lordum, buyrun önüm!<br />
Salyalar akar göz süzülürken...<br />
<br />
*<br />
<br />
Üç gün üst üste üstüne binseler, dördüncü gün, gün üstündekilere ışıldarken, sen gözleri pörtletmiş olursun. Azami iki gün binmelerine izin ver. Arada sırada da sen bin üstündekilerin üstüne ki binmenin inmenin bir kıymeti olsun.<br />
<br />
Dürüstlüğün ise değeri yoktur yalanlar kumpanyasında. Alay eder ve doğruna dil çıkarır leylek güdücüsü.<br />
<br />
Kafasına taktığını aldığında kafadançıkargiller vardır. Araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu şişirme üfürme indirme bindirme seanslarının türevi..<br />
<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzü korumak lazım; çünkü herkes gider bir sen kalırsın geride.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?47-Sessiz-Sayha</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatın Avukatı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?46-Avukatin-Avukati</link>
			<pubDate>Wed, 03 Apr 2013 22:02:08 GMT</pubDate>
			<description>Çoğu zaman sürüm meselesi olarak algılanıyor. 
 
Özel hastanede çalışan bir dahiliye doktoru soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çoğu zaman sürüm meselesi olarak algılanıyor.<br />
<br />
Özel hastanede çalışan bir dahiliye doktoru soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın ellisini de sektirmeden bazı tahlillere yönlendiriyor ve doktor ücreti normalde 20-30 tl., o tahlillerin devlete maliyeti x tl ise bu kurguda bir anormallik muhakkak sezersiniz.<br />
<br />
Lakin sonuçta doktora dua edilir şifaya vesile olduğu için ve konu parelel evrende avukat olunca...<br />
<br />
Acaba avukatların yapacakları teknik çalışmalar tarifeye dahil olmadan, avukat danışman ücretleri düşürülmeli ve her türlü hukuksal teknik analiz bedelleri de Devlet tarafından ödenmeli desem yukarıdaki anlatım mantığı ile ne çıkarılabilir bu deyişten?<br />
<br />
Doğrusu avukatlık için başvuru, hukuk fakültesi bittikten sonra kesinlikle sağlam bir sınava tabi olmalı ve uzman avukatlık kavramının hukuk kurumları ile yasal olarak tanışması için faaliyete geçilmeli. <br />
<br />
Realite, yaşam içinde böyle aslında. Hukuksal çözüm derdi olan vatandaş derdinin ağırlığı ve önemine göre konusunda uzman avukat arıyor. Eşin dostun yönlendirdiği, sorduğu soruşturduğu iş bitirir, muhakemesi, enerjisi yüksek avukat, kişilerin kurumların gözdesi… Çok basit çözümü olan meselelerde bile en iyi savunma talep etmek tabi ki vatandaşın hakkı; fakat yukarıdaki örnek kurgu bu yazıdaki her cümlede aklınızın bir köşesinde olsun.<br />
<br />
Binlerce Hukuk Fakültesi mezunu yirmili yaşlarda genç, yirmi yıllık avukatlar ile mesleki anlamda denk tutulan bir mekanizma içindeler. Aslını sorsanız ne o yirmi yıllık avukatlar o yirmili yaşlardaki gençler ile kendilerini bir tutarlar; ne de hukuksal konularda çözüm arayışı için tercihlemede avukat arayanlar iki grubu bir tutarlar. <br />
<br />
Saygınlık, tahlil ve çözüm gücündedir eyvallah; fakat bir de realite var… <br />
<br />
Realitede sakat bir eksiklik var. Tarifeleri belirlemek kolay; lakin insanları etiketlemek, vasıflamak hiç de kolay değil.<br />
<br />
Devlet bir memuruna müdürlük makamı için bin türlü tecrübe ister. Bir ahçı mı lazım lokantaya? Tecrübe ister. Bir dersane hocasından istenir. Tıp Fakültesi mezununun dahiliye uzmanı olması için 4 yıl daha pratik tecrübe odaklı eğitim alması istenir; fakat konu hukuk olunca, stajı yeni bitirmiş olan ile yirmi yıllık avukat, aynı statüdedir. <br />
<br />
Aynı statüde olmadığını tercih söz konusu olunca vatandaş bilir de yasa bilmezden gelir! Bu bilmezden gelme yüzünden mesleğe yeni başlayan avukatlar ezilir, horlanır, itilir, kakılır; hatta aç kalır!<br />
<br />
Güvence sağlanmalı ve kademeli sistem oturtulmalı. 10 yılını doldurmuş bir avukata kesinlikle bazı imtiyazlar tanınmalı; ama mesleğe yeni başlayan için de ekonomik özgürlük ve vicdan rahatlığı adına sıkı düzenlemeler yapılmalı.<br />
<br />
Muhakame gücü, kabiliyeti ve tekniğinin haliyle herkeste dört dörtlük olması mümkün değildir ve avukatlık kavramı hukukta mevki olarak çok önemlidir.<br />
<br />
Hastalığından çıplak göz ve muayene ile emin olduğunu tahlile yönlendiren doktorun da, basit bir hukuksal tedbir ile sorunu çözebilecekken müvekkilini olmadık maddi bedellere yönlendiren avukatın da tarzı ve tavrı genele şamil kılınamaz.<br />
<br />
Çok dikkat edilmeli.<br />
<br />
Kavramların itibarı, kendinden olmalı. Birisi övdü diye yücelmemeli, yerdi diye alçalmamalı. Kavrama tutunan da ayakta kalabilmek için kavramın itibarına zarar vermemelidir. Şahıs bazında, kavramı incitmek sıkıntı nedeni olacaktır.<br />
<br />
Ne sağlık, ne de hukuk endüstri değildir. Bireylerin Anayasal güvence ile belirlenmiş olmasaydı dahi en önemli hakları olarak tüm vicdanlarda ifade bulabilecek hak arama, eğitim ve sağlık haklarının rant kaygısına malzeme telakki edilmesi fikri bile çok ciddi ayıptır.<br />
<br />
Avukat dediğimiz, görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?46-Avukatin-Avukati</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Anayasa ve Halka Felsefesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?45-Yeni-Anayasa-ve-Halka-Felsefesi</link>
			<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 13:42:33 GMT</pubDate>
			<description>Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip götürebilirsiniz.<br />
<br />
Son zamanlarda kadınların burnunda gördüğüm hızma, bu bilgiye vakıf olmam sebebiyle beni üzüntüye düşürüyor. Nedir yani estetik kaygısı filan denirken bambaşka bir mesaj mı veriliyor gibi bir niyetim de asla yok!<br />
<br />
Fakat beni asıl üzen husus ayrıntıya boğulmuş bir Anayasa. Her şeyi içine alma gayretinde, bahsetmediği konu kalmasın telaşında hazırlanacak bir Anayasa…<br />
<br />
Ayrıntısı zirve yapmış metinler yıpranmaya mahkumdur; çünkü yaşam akışkandır ve olaylar, yaşam şartlarına göre değişkenlik arz eder.<br />
<br />
Bakınız dil bile kendini yeniliyor, örfen 30-40 yıl gibi kısa bir sürede neler neler değişti. Abartmış saymayın, dünya şu 50 yılda neredeyse 500 yıl yaşlandı. Teknolojinin, bilimin hızına yetişmenin mümkün olmadığı zamanlarda yaşıyoruz ve bu gerçeklikte birileri çıkıyor, her olayı kucaklayacak, her olguyu izah edecek, her soruna parmak basacak bir anayasa derdinde çırpınıp duruyor.<br />
<br />
Anayasa dediğimiz adından da belli ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Peki şu yukarıdaki sözler neydi? Sen onu izah et bakalım derseniz…<br />
<br />
Hayvanların en hassas, acıya duyarlı yeri burnudur. Burnuna taktığınız küçücük bir halka ile bir hayvanı elinizde oyuncak edebilirsiniz.<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. Bunu unutmayalım ve devam edelim:<br />
<br />
Zaman içinde o halka ne kadar da başka bir anlama kaymış, farkında mısınız? Süs olmuş ve estetik için malzeme kabul edilmiş…<br />
<br />
Değerler böyle olmamalı…<br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?45-Yeni-Anayasa-ve-Halka-Felsefesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Beyin Teklemesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?44-Beyin-Teklemesi</link>
			<pubDate>Wed, 20 Mar 2013 20:25:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bir tür beyin teklemesi durumu var; örnekleyeyim:  
 
Bazen, 'filanın çoğu vasıflarını beğeniyorsan, onun beğenmediğin vasıflarını da sineye...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir tür beyin teklemesi durumu var; örnekleyeyim: <br />
<br />
Bazen, 'filanın çoğu vasıflarını beğeniyorsan, onun beğenmediğin vasıflarını da sineye çekeceksin' ile kendini gösterir. 'Bir inanışın varsa, onu çepeçevre sarmalayacak, ona ait ne varsa kabul edeceksin' ile de ifade bulabilir. Aklına yatmamış mı? 'Olsun. Anlamamışındır sen. Doğrusunu senin yerine anlayanlar muhakkak vardır. Sen inanmana ve savunmana bak' algısı hakimdir.<br />
<br />
Mabetlerde direklerin üstüne isimler yazarlar. O isimlere alerjisi olanlar da kendi adamlarının isimlerini bir yerlere asarlar. Sonuçta ölmüş; ama devrinin kalabalık yaşamlı iyi bilinmişleri fikri ve inancı doğrultusunda yüceltilir. Yaşam sürdükleri zamanlarda bilinen onlara ait eksiler ölümleri ile birlikte azar azar azaltılır ve bir zaman gelir sütten çıkmış ak kaşıklarımız olarak tepemize kondurtulurlar.<br />
<br />
Yaşayanlardan da tutulanlar vardır, ismi ve karakteri perspektifli. 'O iyi adam. O, problemsiz. O doğru düşünüyor v.s' değerlendirmeleri ile... Ve tabi onun çok güzel kalçaları var ile de oluyor böylesi tutmalar. Bu tutulanların isimlerine leke olabilecek bir sözü biri der ise onun katli vaciptir. Ha Gezmiş, ha Özal; fark etmez. Aklına yatmayan bir hususu dile getirdiğinde 'Sen kimsin de ona laf söylüyorsun' faslı başlar.<br />
<br />
Takım tutuyorsun mesela, karşı takımın tutucularına maçta senin takım berbat da oynasa, kendi takımlarını savunma mecburiyeti yükler bu beyin teklemesi. Gözleri çok hoş olanın biçimsiz bir yerine göz yumdurtur ya da... İbiğinin güzel olması yeterlidir, dili kullanamıyor olmasının canı cehenneme. İsrafil Tatlıses, Oxford okumadı; ama olsun Oxford mezunları halt etmiştir onun yanında gibi ile de örneklenebilir.<br />
<br />
İnsanların insan olma ehliyetini onlardan alan, onları tanrılaştıran, onlara tapınmak için zemin ve fırsatlar üretenlerin var olduğu ortamlarda insan, kişilik tekamülüne devam edemez, tam o anda tekleme durumu söz konusudur.<br />
<br />
Bir insanın on sözü/tavrı doğru, bir sözü/tavrı hatalı ise hatasına binaen onu 'tu kaka' ilan edip on doğrusunu göremeyenin karakter tekamülünün hangi safhasında olduğunu bilim açıklıyor. Arama motorlarına yazın bulursunuz.<br />
<br />
Burnu pisliğe batmışın başkalarının gaytasına burnunu dayayıp kimyasal analize girişmesi özellikle tekamülün bu faslındakiler için en büyük meşgaledir. Bunlar tribünlerde karşı karşıya geçer ve birbirlerine giydirirler; daha olmadı karşı karşıya geçip birbirlerini öldürürler. Tarafgirlik diyorlar buna.<br />
<br />
Bazen haberlerde izlersiniz bunları. Bir kadını mesela yere yatırmışlardır; ya da bir sarhoşu, vicdanı uçuklatan biçimde feci döverler. Kimini de beline bomba sarmış ve pazar yerinde patlatmış görürsünüz kendini.<br />
<br />
Hep aynı yerde sorun vardır; beyin teklemiştir. O tekleme anında onları insandan sayma gafletine girmek de beyin teklemesidir.<br />
<br />
Olduğu gibi göremediğinde olmayan görüntüyü olduğunu sandığınca ömür boyu tefsir et dur. Bu bakış boş, bu yaşamın içi boş, yorumcu boş, yorumlanan boş… Bir şey ifade etmiyor; buradan bir kazanım söz konusu değil; ama çevren ve çevrendekilerin beyinlerinin içine dışkıyı elmas kıymetinde bırakıyorsun ya, o adamın asabını bozuyor.<br />
<br />
Bu bir absürt tavır bin reel sonuç doğuruyor. Ayıkla pirincin taşını, çıkar kuyudan taşı... Hadi bakalım.<br />
<br />
 ***<br />
<br />
Hüzün notalı özgürlük türküleri ile göbek atanın, kelepçeli şakşakçılığının ceremesini ruhu çeker.<br />
<br />
Kıyıları vardır yaşamın, ortaları, derinleri... Şehvet, şöhret, servet ve hepsinin zirvesi enaniyet/ego... Hisseli harikalar kumpanyası malzemeleri.. Onlarlı yaşam daraldır, onlarsız da daralır... Pencerenden ne görünüyorsa, yan penceredeki manzara da üç aşağı beş yukarı odur. Seni istediğince görmeyen civarından uzaklaştırıyorsa, o seni sevmiyor. O sadece kendinin hayranı... Kendindeki seni istiyor yaşamına.<br />
<br />
Ben'ini ucuna varmadan büyütenin ayağına batan diken beynini kanatır!<br />
<br />
Ruhlar bazen sürtünür gezişirken birbirine... İşte o zaman, sadece fark etmek yetmez, hamle yapmak da gerekir. Ağlarsan bulursun yalnızlığında... Gezersen de bulursun seyranında... Ama illa ki bulursun...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?44-Beyin-Teklemesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Keşke Felsefesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?43-Keske-Felsefesi</link>
			<pubDate>Mon, 11 Mar 2013 21:20:29 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Keşke' ikircikli bir kelime. Dışa yansıması berbat ve tiksinti verici.  
 
Pişmanlığın kıvırtması... içleminde üzüntü hissiyatı yoğun, fakat denge...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Keşke' ikircikli bir kelime. Dışa yansıması berbat ve tiksinti verici. <br />
<br />
Pişmanlığın kıvırtması... içleminde üzüntü hissiyatı yoğun, fakat denge adına, denge ayarını bozan bir işlevi var. Kompleks peydahlayan, güvensiz, sorunlu, sığıntı bir kişilik çağrıştırdıkları…<br />
<br />
Keşke yapsaydım…<br />
Keşke yapmasaydım…<br />
Keşke yapsaydı…<br />
Keşke yapmasaydı…<br />
<br />
İfade edilince bulantı verici bir ikiyüzlülük. Dışa yansıtıldığında, sinyal için kullanıldığında, teşhirin sırıttığı ve sıktığı anlar vardır, biri de bu.<br />
<br />
İnsan, iç işlerinde girift sorunlara kompleks çözümler bulmada ve kendini teraziye almada başarılı, dışa sıfatlamadığı her kendine ait olanı bir biçimde farklı yaşam biçimlerine uydurmaya yetenekli bir canlı. İçe nazarlar, geliştirici idmanlardır.<br />
<br />
Şunun için yazıyorum:<br />
<br />
Gördüğüm keşke sahiplerine bakış açım pek iç açıcı değil...<br />
<br />
Özgüvensizlikleri ve tutsaklığa alınma temayülleri canımı sıkıyor. Kendinizi oturttuğunuz yere tamam; ama her önünüze çıkan sizi körkütük kullanmak zorunda değil. Belki birilerinin kendine saygısı vardır, size olmasa bile.<br />
<br />
Ayıbını ve keşkesini paylaşan birine beni paylaşmam. O, muhakkak bir zaman, beni, biriyle keşke ve ayıp mevzusu edecektir. Yalama olmuş bir şey, kaçınamazsınız bundan.<br />
<br />
Bundan hoşlanmıyorum<br />
<br />
İnsan için kemâlât dağının zirvesindeki toprak aşağıdakinin aynı...<br />
<br />
Tek farkı aşağıdan yukarı seçilmiyor; yukarıdan aşağı...<br />
<br />
Yukarıda aşağının özlemi, aşağıdan yukarıya heves...<br />
<br />
Yaşam ise verildiği kadar var ve insan, tahterevallisinde oyun oynamakla geçiriyor ömrünü…<br />
<br />
Bu arada birilerinin yaşamını didikleyip, hükmederek geçen zaman da, yalnızlığın öfkeli sessizliğinde harcanan da son son bittiğinde, hamuruna seni kavuşturmada en çok en sevenlerin en en dediklerin seferber olacaklar...<br />
<br />
Senin işin bittikten sonra, ardından övgüler ve yergiler…<br />
<br />
Öveni övdürtecek, söveni sövdürtecek malzeme demek etki demektir.<br />
<br />
Etki birinde keyfe ya da kedere neden olmuşsa enaniyet demektir.<br />
<br />
Enaniyet ise kibrin rahmidir.<br />
<br />
Kalbinde zerre kadar kibir bulunanların canları cehenneme dendi.<br />
<br />
Kibrimiz fazlaca ve bu kibir  ile bizim yürüyebilme imkanımız yok. <br />
<br />
Dipsiz bir yaşamı yaşama fukarasıyız. Beceremiyoruz yaşamayı ve civarımızdaki yaşamlar gözümüze batıyor.<br />
<br />
Barışık olmak, haltın da sevabın da hakkını vermek lazım...<br />
<br />
Aksi halde öncekiler sonrakilerin sağlamasından başka bir şey değil...<br />
<br />
Gecenin bir vakti tek başınayken yapabildiğini, civarında birileri varken yapamaması, insanı itaat tavına getirir...  Artıktan aş çıkaranların derdi ile marjinalitenin göbeğini kaşıyanların derdi aynıdır. Ciltler dolusu sıfatın özünde bu küspelimsiliği daima fark edebilirsiniz...<br />
<br />
Geçmişi geleceğe  taşımak, geleceğin geçmiş olsunudur...<br />
<br />
Hakka değil, çıkar sevdasına öğüt verme ve  almayı terk ettiğimizde  pespaye öğüt, bunalıma girip kendini uçurumdan atacaktır diye umuyorum. O zamana kadar her öğüt işinden rant tahvil eden  işi  tıkırındanın tıkırtısı mideme dokunmaya devam edecek sanırım…<br />
<br />
Keşkelerinden duvar örenlerin harcı, öğüttür…<br />
<br />
Bu sebeptendir, öğütler esnemeye vesile oluyor…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?43-Keske-Felsefesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdam Cezası Tartışmalarının Düşündürdükleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?42-idam-Cezasi-Tartismalarinin-Dusundurdukleri</link>
			<pubDate>Wed, 06 Mar 2013 22:33:53 GMT</pubDate>
			<description>Şu üç çocuk mevzusunu biliyorsunuz. (üç beş yıl kadar oldu) 
 
Gerekçe edilerek yeniden idam olsun mu olmasın mı tartışması başladı. 
 
İdam olsun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şu üç çocuk mevzusunu biliyorsunuz. (üç beş yıl kadar oldu)<br />
<br />
Gerekçe edilerek yeniden idam olsun mu olmasın mı tartışması başladı.<br />
<br />
İdam olsun diyenler az değil; olmasın diyenler de.<br />
<br />
Bir araştırmacı, tezi için normal bir chat odasına giriyor. ’Adım Duygu, yaşım on’ diyor ve on dakika içinde kırk kişi ona seks teklif ediyor, bir kişi ise pardon diyor.<br />
<br />
<b>Suç yolu asfalt bir mekanizmada, suçluyu cezalandırmanın adı ekonomik kaygıdır, başka bir anlamı yok... </b><br />
<br />
Hukuk ne işe yarar diyoruz.<br />
<br />
Adaletin tesisi yuvarlak cevabımız; lakin bu cevap malum tatmin edici değil. Aslında adalet oturmamış bir kavram olduğundan (doğrusu yerleşik düzene müsait olmadığından) sallantılar daima olacaktır.<br />
<br />
Üç çocuğu cinsel istismarı sonrası öldüren bir adamı öldürmeliyiz deniyor. Beri yanda üç yüz çocuğu cinselliklerini bile yaşamadan öldürenlere kıl kıpırdamayabiliyor.<br />
<br />
Bunu böyle çözemeyeceğiz. Çünkü buradan bir paradoks oluşacak. Şöyle yapalım:<br />
<br />
Baskı ve ceza ile neyi halletmeye çalışıyorsak bunu baskı ve cezasız nasıl halledebiliriz, ona bakalım.<br />
<br />
Ahlaki değerlerden yeryüzünde yeterince katliamlar çıkmadı mı? <br />
<br />
Hırs ve hased var oldukça nifakın önünün kesilmesi nasıl mümkün olacak? <br />
<br />
Mikro kazanımlar uğruna makro kazanımlar heba edilebilir mi?<br />
<br />
Kitaplarda gayet şık duran cümleler yaşama geçirilmeye çalışılınca nasıl büyük veballere neden oluyor bunu tüm insanlık kaçlarca kere gördük yaşadık.<br />
<br />
Azaltmak bence büyük bir kazanım olacak. Kuralları, atasözlerini, değerleri, nazı, edayı, cilveyi, ağır abi ablalığı, ana babalığı, hastalıkları, hoca, üstadlığı...<br />
<br />
Barışmaktan yanayım. içten ve dıştan yutturulan bütün suniliklerden sıyrılmak kısaca. Kötü bilinenlerle iyi talim edilenlerin empatik sevişmeleri yaşamı yaşanılırlaştıracak diye düşünüyorum. <br />
<br />
O adam öldürdü, çünkü YAPAY hayvan. En temel D.N.A.sının direktiflerine giydirdiği değere gerisinden uydu, düzünden değil. DOĞAL hayvan olsaydı o yaştakinden cinsel beklentiye girmezdi. <br />
<br />
Sonuçta cinselliğin tabiatında üreme içgüdüsü var. Onu bozan çeliştiği yaşam. Onun katl ettiklerini sokağa salanlar ÜRETİLMİŞ insan D.N.A.sına yapıştılar. ’Bu devirde de insanlar arasında hayvan mı kaldı’ ile sorumlu olduklarını gevşek bir koruma ağı kurgusuna emanet ettiler. Çocuk kısmı zaten çocuk. Şekeri verene gülümser. Hayvanı da insanı da öyledir.<br />
<br />
Sorunun çözümü bence:<br />
<br />
Şimdilik biraz KÜLTÜREL insanlıktan taviz, biraz TABİAT HALİ hayvan tarafı geliştirmek... <br />
<br />
Doğaya zıt yaşam formatları her zaman doğal süreci deforme edecektir ve ediyor da... <br />
<br />
Eskiden kabile kabile yaşamlar revaçtaydı. Şimdi dünya son sürat bir bütünleşmeye doğru açılımlarda. İngiliz, Türk, Alman, Arap, Romen, Kürt, Tatar ayrıştırmaları eskilere nazaran bayağı azaldı. Bakmayınız hala gündem tutan ırksal, sınıfsal, siyasal baloncuklara. Hakikaten hepsinin birer balon olduğunu herkes az çok algıladı. Uygulamaya yansıması belki biraz zaman alacak; o kadar.<br />
<br />
Değerlerin bizi nereye getirdiğini de hep beraber gördük. Yapay kıymetlendirmeler hesabımıza gelse de tabiat bizi bir tsunami misali düzlüyor.<br />
<br />
Ben görmem belki; lakin hukukta da, ahlakta da bir tsunami vuracak ve dümdüz olacak her şekillendirilen.<br />
<br />
Sonrasında şekli bozuk kalması dileklerimle...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?42-idam-Cezasi-Tartismalarinin-Dusundurdukleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hüzün Sırları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?41-Huzun-Sirlari</link>
			<pubDate>Mon, 04 Mar 2013 10:50:51 GMT</pubDate>
			<description>Yaşamında ne varsa, yan yaşamda olan da sadece o. En uzak köşesine kadar tüm kainatta hep aynı mayadan var oldu, ne oldu ise… Ne, nasıl farklı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yaşamında ne varsa, yan yaşamda olan da sadece o. En uzak köşesine kadar tüm kainatta hep aynı mayadan var oldu, ne oldu ise… Ne, nasıl farklı olabilir ki?<br />
<br />
Bazen bir sel gelir üzerimize. İrili ufaklı kim ve ne varsa o selde sürüklenir. Çok güçlü kişiliklerin de, zayıflar gibi hayatta kalmak için sadece bir kütüğe tutunmaktan başka çaresinin olmadığı o zamanlarda, unutulmamalı, sarmaladığı kütüğün vesilesiyle soluk alıp vermededir her selzede…<br />
<br />
Yalan hüzün, insanı için için yiyip bitiren kurt gibidir. Neşe ise o hüznün ardından yaşam iksiri gibi gelir; fakat acaba öyle midir? Sanal hüzün yapıştığında ruha, yalnız kalmak genel tercihimiz ya, büyük hata...<br />
<br />
İnancımızca, geçer hüzün, biz bizeyken biz. Hatta geçtiğini de çoğu defa gözlemlemişizdir. Geçmesi doğaldır doğal olmasına da, atladığımız, o geçerken vazgeçtiklerimiz... Bizden gidenler... İmha ettiklerimiz ihyamız için… O kadar eksiliriz ki, bir sonraki hüzünde anlarız duygu iskeletimizin taşıma gücünü... <br />
<br />
İnsanın hormonları eğer hizmet ettikleri yaşamda, yaşama sevinci görmezler ise, yaşam sahibini bir an önce geldiği yere kavuşturmak için seferber olurlar. Yaşama, sele kapılanın kütüğe sımsıkı sarıldığı gibi sarılmışları ise, ayakta tutmakla vazifelidirler. <br />
<br />
Yalandan hüznü bir biçimde civarı kalabalıklaşarak atlatmak lazım. Yalnızlık, içerideki koca kalabalıkları başımıza yığmaktan başka bir şey değildir. İnsan, yalnızken tahlil gücünü şahsına özgüler ve bu tercihin getiri götürü hesabında olmaz. Böylesi zamanlarda götürü daima, getirinin beş on mislidir. <br />
<br />
Depresif hüzün uğradığında ’ben yalnızlığı seviyorum. Yalnızken çok iyiyim. En azından zararım varsa kendime’ciler, bunu bir daha düşünün derim. Ömrünüzde, yaşamanın sizi hoşnut edebileceği zamanlardan,  şiddetine göre üç beş ay, beş on yıl kaybettirecek bu haller bir tarz intihardır.<br />
<br />
Hormonların mezar kazarken çıkardıkları seslerden size hayır gelmez.<br />
Yaşam hepimiz için aynı ayarda akmaz; ama hepimize abanarak akar...<br />
Bizler o akış ile sürükleniriz; ama kimimiz nefes alıyor ve kimimiz ise su yutuyor şekilde…<br />
<br />
Bir anlam arıyoruz.<br />
Aranırken geçen zaman, bize aldırmıyor ama…<br />
<br />
Ey toz kondurmaz!<br />
Ey yanılmaz!<br />
Ey sarsılmaz!<br />
<br />
Hüzün iyi gelir.<br />
<br />
Fakat timsahsıların gözyaşında değildir o hüzün…<br />
<br />
Bir kuzunun başını okşayan kasabın merhamet algısında hiç değildir.<br />
İşçisinden çaldığı ile hayır hasenat peşine düşenin, semaya açtığı ele düşmez gerçek hüzün…<br />
<br />
Aldanan ve aldatanın arasında da aranmamalı…<br />
<br />
Yalan hüzün, kafa ve kalp uyumsuzluğunda biraz<br />
ve her neşede daima çokça vardır…<br />
<br />
Gerçek hüzün ise ‘ne yaptıklarını bilmiyorlar’ diyenin dediğindedir.<br />
<br />
Coşkulu yüreklerin çağıltısındadır.<br />
<br />
Bizi öteye taşıyacak hüzün, bu hüzündür ve selde de kütüğümüzdür.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?41-Huzun-Sirlari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamak Seninle, Sence, Senli</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?40-Yasamak-Seninle-Sence-Senli</link>
			<pubDate>Fri, 01 Mar 2013 20:33:34 GMT</pubDate>
			<description>Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak  istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak  istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği anlarında zayıflığını  fark eder.<br />
<br />
İşte insanın kendini idrakında önemli bir yol ayrımıdır o anlar... <br />
<br />
Güçsüzlüğün güce galebe çalması insanın kötü olduğunu düşündüğü tarafıyla barışması ve onu kabullenmesi ile mümkün.<br />
<br />
Barışmak ve dengelemek...<br />
<br />
Geçinebilmek...<br />
<br />
Günahı da sevabı da abartmamak, kuyulara hapsetmemek kendini, akmak...<br />
<br />
Akan her şeyle beraber akmak, yolunca, debisince...<br />
<br />
Zevk ve acı asla sürekli değildir.<br />
<br />
Her şeyi yerince yaşamak…<br />
<br />
İnsanız..<br />
<br />
Acizliklerimizi, noksanlıklarımızı çok iyi biliyoruz aslında; ama geçinemiyoruz kendimizle. Bu olmayınca civarla geçinmek de mümkün olmuyor. <br />
<br />
Bir barış imzalamak lazım... Kötü bensem ve iyi de; ikisinin kavgası benden götürüyorsa ve yok olan tükenen ben oluyorsam, olması gerekeni yapmak gerekiyor.<br />
<br />
O, bu, şu hayatımızı çalamamalı. Bizim vermek istemediğimiz hiçbir şeyi, hiç kimse bizden, hile, hurda, sihir, söz ile alamamalı...<br />
Ve vermek istediklerimize de kimse mani olamamalı... <br />
<br />
Kendine kıymet vermek egozim değildir, başkaların kıymet biçmesine hayatı oynamak ahmaklıktır. Sana ait olmayan meziyet seni yüceltmez. Sana ait olmayan meziyeti sende dillendiren, aslında kendini, sana yücelttiriyordur. <br />
<br />
Peki başkalarının hayatına yaşamak zorunda isen; ya da başkalarınca, buradan bir çıkış var mı?<br />
<br />
Çare ne? Nasıl kendini yaşayacaksın?<br />
<br />
Aciz isen ve elinden başka bir şey gelmiyorsa; bölünerek...<br />
<br />
Gerekiyorsa bine bölünerek...<br />
<br />
Kaça bölünmek gerekiyor ise, o kadara bölünerek…<br />
<br />
Ve kaçını kiminle ne şekilde paylaşacağını sen tayin edebilmelisin.<br />
Güç budur ve güçlü kendine ait yaşamı yaşayabilendir. <br />
<br />
Nasıl mı bölüneceğim? <br />
<br />
Cevabını bildiğin bir soru bu. Yaşamak istiyorsan hodri meydan...<br />
<br />
İp uçları hep vardı. İçinde kaç kişi var ve neden sadece biri baskın eleman?<br />
<br />
Yaşam, yaşama aç yaşanmaz.<br />
<br />
Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam, yaşamınıza bela olmaya başladı ise, sorun sizin kuyu mantığınızda, yaşamda değil…<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman, düne göre daha da eskimen demektir.<br />
Kuş değilsin.<br />
<br />
Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
<b>Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta.</b><br />
<br />
İkisini aynı anda yaşa ki, yaşından erken yaşlanmayasın.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?40-Yasamak-Seninle-Sence-Senli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kanımız Tatlı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?39-Kanimiz-Tatli</link>
			<pubDate>Mon, 25 Feb 2013 16:15:33 GMT</pubDate>
			<description>Ölümlerden yaşam emen ego manyağı üç beş şizofrenin oyuncağı koca koca insan sürüleri... 
 
Ultra trajikomik oyun ve eğlence faslının kör beyinli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ölümlerden yaşam emen ego manyağı üç beş şizofrenin oyuncağı koca koca insan sürüleri...<br />
<br />
Ultra trajikomik oyun ve eğlence faslının kör beyinli figüranları...<br />
<br />
Bir gün Kürt, başka bir gün Türk ve sonra Alevi, Sünni  markacılığı ile olsa olsa ancak birilerinin hesabına yaşayan, mühürlenmiş, sahibi belli mallar mesabesinde hayat süren yaşam fukaraları...<br />
<br />
Daha iyi koşullar bahanesiyle öldüren, ölüme onur sıfatını yakıştıran yüceler yücesi hasta beyinleri pohpohlayanlar var oldukça, yok ediciler daima var olacaklar...<br />
<br />
Şanlarına ölmeyi şeref bildiklerinizin en iyi bildikleri de budur. Varlıkları, varlığınızın eseridir.<br />
<br />
A.B.D., 52 devlet 70 ırktan oluşmuş bir yapılanma. 10.000’lerce kilometre öteden toplasan 10 devlet 20 ırk çıkmaz coğrafyaya bir hedefle geldi. Özgürlük ve demokrasi dedi. Petrol içti, kan işetti.<br />
<br />
Paslaşmayın, kamplaşın diyorlar şimdi…<br />
<br />
Haydi emir kulları! Ne duruyorsunuz?<br />
<br />
Yiyin birbirinizi... Parçalayın... Isırın... Boğun... Dökülün sokaklara, yok edin, öldürün!<br />
<br />
Kanayın bol bol!<br />
<br />
Birbirinize özgürlük sıvayın...<br />
<br />
Sizi birbirinize düşürenler sizi mısır patlağı tadında seyirdeler...<br />
<br />
Siz eriyince dondurmalarının üstüne sizi bulayacaklar…<br />
<br />
Kanınız o kadar tatlı ki…<br />
<br />
O kadar gözünüz dönmüş ki, göremiyorsunuz…<br />
<br />
Bu coğrafyada kabul edilemez ve telafisi çok zor uygulamalar ile bir zamanlar evet, insan onurunun üstünde tamtam dansları yapıldı. Sürgün Doğu dediler, mahrum bırakıldılar, zenci muamelesi gördüler, asimile gayretleri aralıksız sürdü; ama bunları kim neden neye hizmet ile yaptı konusuna doğru açıdan bakılmalı ve dersler alınmalı...<br />
<br />
Kullananlar, kullanılanlar iç içe... Suç ve suçlunun tespiti aslında ne kadar da anlamsız...<br />
<br />
Daha fazla yıpratma, olmadı yara sarma, özür dileme zamanı da değil üstelik... İnkar ve kabul safsata...<br />
<br />
Odaklanıp, sahip çıkmak lazım birbirimize...<br />
<br />
Çünkü; bir kava bakıyor...<br />
<br />
Bir kıvılcım için çabadalar...<br />
<br />
Otumuz kuru, ardımız açıkta...<br />
<br />
Bir saldayız hepimiz ve salın ortasında açılacak  bir delik hepimizi boğacak…<br />
<br />
Onlar tüm sinsilikleri ile yanaştılar...<br />
<br />
Bize lazım olan da, birbirimize yanaşmak olmalı...<br />
<br />
Çözüm için sarf edilen gayretleri görmezden gelmek, ya da daha kötüsü sabote etmek sala delik açmaya benzer.<br />
<br />
Ya bugün bu yara temizlenip bandajlanacak; ya da salın tahtalarını bağlayan ipler çözülecek…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?39-Kanimiz-Tatli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tuzsuz Aşım, Dertsiz Başım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?38-Tuzsuz-Asim-Dertsiz-Basim</link>
			<pubDate>Fri, 22 Feb 2013 20:44:34 GMT</pubDate>
			<description>Gözlemleyebildiğim kadarıyla imkan sahibi olanların, olmayanlara nazaran yaşam kaliteleri daha zayıf ve huzursuzlukları daha fazla.  
 
Tuhaf...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Gözlemleyebildiğim kadarıyla imkan sahibi olanların, olmayanlara nazaran yaşam kaliteleri daha zayıf ve huzursuzlukları daha fazla. <br />
<br />
Tuhaf gelebilir, fakat hakikat böyle... ‘Tuzsuz aşım dertsiz başım’ deyişi, aslında bu durumu ifade ediyor. Varlık çoğalıp, sorumluluk genişledikçe güç, huzura asit etkisi yapmakta...<br />
<br />
Geceleyin, kişinin yastığına şöyle rahat, kararlarından, kendinden emin, güven ile başını koyabilmesi attalara gittiğinde, kişiye bir hasbihal fena olmaz, kendine dair kendi ile…<br />
<br />
Bu coğrafyada yaşayan insanların en büyük problemi, kafaları ile kalplerinin aynı ölçütlere sahip olmamasıdır.<br />
<br />
Bir olayı değerlendirmede mihenk olarak kişinin kalbi Şark, kafası Batı tipi algıyı muhakeme levazımı edindiğinde, ortaya çıkan sonuç, ağız tadını illa ki bozacaktır.<br />
<br />
İnsanlığın ortak kabulü –evrensel- değer ve değer yargıları yoktur ve olmayacaktır. Din kabulü bile doğrusu evrensel değildir. Her kültürün, yaşama formunun kendine özgü bir algı ve kabulü vardır.<br />
<br />
Yaşama hakkını ele alalım: Japonya’da kocası tarafından aldatılmış bir kadın, şerefi adına intihar etmek ister ise geride çocuklarını bırakamaz, onun çocuklarını öldürmesi kültürünün bir gereğidir. Zira Japon kültüründe kadının ergenliğe ulaşmamış çocukları bir parçasıdır ve kadın kendini öldürmeye teşebbüs edecek ise, çocuklarını da öldürmelidir ki bir bütün olarak maddi dünyadan bağı kesilsin. <br />
Çocuklarını geride bırakır ise, toplum onu kötü ve iğrenç bir kişi olarak tanımlar. Şerefi için çocuklarını öldürmelidir.<br />
<br />
Bizim topraklarımızda da bu şeref denen mevzuya dair hala bazı bölgelerde revaçta olan ve töre olarak isimlendirilen kriterleri araştırdığınızda yaşama hakkına dair benzer tespitleriniz olacaktır. Bu misaller, yaşam hakkının evrensel olduğu görüşünün genel bir geçerliğinin olmadığını ifade için verildi.<br />
<br />
Din bile dediğimde bazı suratlar buruşmuş olabilir, buruşmasın. Mesela Hristiyanlık… Aynı metinleri baz alan inanırlar, birbirlerini o metinleri anlamamak ile suçlar ve kendi bakış tarzlarına sahip olmayanların küfür içinde olduklarını iddia ederler. 'Sen yanlış anlamışsın evrenselliği' derseniz; bu nasıl bir doğru anlamadır ki aynı kitaplara inandıklarını söyleyenler, Katolik, Ortadoks, Protestan vb. birçok kola ayrılır ve her biri diğerinin imanını kabul etmez, ibadetini beğenmez, ötesini hüsran görür!  İslam açısından da farklı mıdır görünen? Şii, Sünni vb... Neden böyledir peki?<br />
<br />
Aslında böyle olması doğaldır. Herkes algısının beslendiği kültür ve ferdi birikimi, terbiye ve eğitimi nispetince bir yol çiziyor kendine.<br />
<br />
Nefs/ego ile savaşmayı öngören ne kadar felsefi ekol var ise, bakıyorsunuz güç onun yed'ine geçtiğinde tüm sistematiğini yerle bir edebiliyor.<br />
<br />
İmkanlar çoğaldıkça ihtiyaçların çeşitlilik arz etmesi ve çoğaldıkça azalmak hep bundan… İktidar kuvvetlenip, hükmün ihtişamı genişledikçe bundan doğuyor huzursuzluk…<br />
<br />
İnsana tanrı vasfı ağır geliyor ve realitesine sığdıramıyor sınırsız tasarruf yetkinliğini; fakat güçten de, gücün kazanımlarından da vaz geçemiyor...<br />
<br />
Ağız tadının yok alması da bundandır…<br />
Evrensel kavramının içinin boşalması da…<br />
<br />
Her kuvvet sahibinin bir şekilde, yaşamı yönlendirmedeki tesiri sebebiyle nifakın ardı arkası kesilmiyor…<br />
<br />
Ve her hüküm ile biraz daha uzaklaşıyor insan, insan sıfatından...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?38-Tuzsuz-Asim-Dertsiz-Basim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kim Kimdir?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?37-Kim-Kimdir</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2013 19:21:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in pamuk yumağı babası, Rana'nın eski varyemez kocası... Ramazan'ın sevmediği amiri, Semra Hanım’ın beğenmediği memurudur... Yılmaz'ı tanımaz, Cihan ile arada selam sabah.<br />
<br />
Mehmet, Bakkal Rıza'nın ayaküstü muhabbet ettiği, Kerem’in ayda yılda bir buluştuğudur. Engin onu hiç sevmez, Kazım ise bayılır... Mustafa'ya borcu var, Yunus'tan alacağı... Nedim onu yanlış tanımış, Kemal ise her sözünü ferman bilmiştir. Yahya'ya haksızlık etmiş, Berna'nın kalbini kırmış, Yusuf'un büyük bir derdini halletmiştir...<br />
<br />
Roller ve kişiler değişse de sen, ne görüntü yakalamış ise başkası için osun. Muhatap seni, sen olarak değil, sunduğun kadar, gördüğü ve algıladığınca bilir.<br />
<br />
Olmadığı kişiyi oynayan bunu gayrına izletebilir; ama kendi o izletiden zevk almaz. <br />
<br />
Başkası yönünden ne görünürse görünsün; kişi, sonuçta her bir haliyle kendincedir.<br />
<br />
Zamanın bir dank sesi ve anı vardır. Hayatı an an yaşarız... Bazı an uzun sürer yaşamı kapsar, bazısı ise andan kısa zamandadır. Muhatap o an ne gördü ise sen onun için o kadarsındır. Esasında ne görünen sensin, ne de muhatabın gördüğü senden başkasıdır…<br />
<br />
İnsan ister ki dediği olsun, bildiğince olsun. Bilmez  bilmediğini… Birini bildiğince olmaya zorlamak, onu istemeyeceği biri haline getirir. Mesela: Namazda gözü olmayan birini birisi, parayı, işi, aşı, bursu, kursu koz ederek namaza zorlar ve o da Allah için değil, birinin rızası için o namazı kılar ise kimi, kime kul etmiş oldu bilmek lazım.<br />
<br />
‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ zor dava... Sen, sen olmak istersin de mahallen seni sana bırakmayabilir. Sen, başkası için fotoğrafını çektiği andaki kişisin. Gülümsedi isen o an, artık ağlaman vaki olamaz.  <br />
<br />
Seni sen olarak yaşamaya bırakmayanlar civarında çoğaldıkça ‘ya huyundan ya suyundan misali’ bir bakmışsın sen de öylelerden olmuşsun. Artık ferdi medeniyet algın terakki edene kadar bir ezer bir ezilirsin; terakki etmeden ölmek de cabası…<br />
<br />
İnsan, birilerince birilerinin hayatına atanan yetkin özne olacağına, kıymeti kendinden menkul birilerinin keyfi için kavrayamadığı yaşamlar yaşayacağına; fukara yaşamında esir yüklem olsa daha yeğdir. <br />
<br />
Kimsenin mezurası kendinden başka kimseyi ölçmeye yetmez; aksi sanılsa da, böylece...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?37-Kim-Kimdir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadın Haklarını Savunan Erkekler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?36-Kadin-Haklarini-Savunan-Erkekler</link>
			<pubDate>Fri, 15 Feb 2013 21:23:37 GMT</pubDate>
			<description>Toplumun malum, sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Toplumun malum, sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet dairelerinde, özel kurum ve kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında kısaca her yerde yönetim erkinde çok ciddi bir erkek egemenliğini fark ediyoruz.<br />
<br />
Nutuk zamanları kadın hakları daima dilimizdedir; fakat bu realiteyi örtmeye dair, dilimiz de oldukça mahirleşmiştir. Gerekçelerimiz, sosyolojik tahlillerimiz, dini sebeplerimiz derken, bu adaletsizliğin vebalini bile kadına attığımız olur. Onları ‘haklarına sahip çıkmamak’; ya da ‘daha ne istiyorsunuz’ ile ayıplarız.<br />
<br />
Kadınlar, partilerde yok denecek kadar az; ya da etkisiz elamandırlar…<br />
Kulüplerde, derneklerde esameleri dahi okunmaz…<br />
Valilik, kaymakamlık, başkanlık vb. yöneticilikler söz konusu ise  ‘şekil bir a’ biçiminde ancak sergilik birkaç isim söz konusudur.<br />
<br />
Kadın, idari maslahatta ‘yok’ kısaca… Kadını toplumda yönetici olarak göremiyoruz. Bu milletin yarısı kadın ise, millet bunu istemiyor demek doğru olmaz. Erkeklerin, veya sinmiş, ezilmiş, silinmiş, baskılanmış, pusmuş kadınların, kadını başta görmeyi istemiyor olmaları tespiti daha gerçekçi olur.<br />
<br />
Kadından ne olur ne olmaz tarzı bir soru insana yakışıyor mu?<br />
<br />
Kadını sahiplenen erkeklerin kültürlerinin keyfine onu bazen öldürmeleri, bazen evlerde hapsetmeleri, bazen ağır işçilik ile muhatap kılmaları bilinmese, ona çok kıymet verildiğinden, yere göğe sığdırılmadığından söz edeceğim de böylesi bir yalana ahmaklıkta zirve yapmış biri bile inanmaz.<br />
<br />
Kadına itaatten başka yol yoktur…<br />
O, kocasının telkininin kahyasıdır…<br />
Akşam yemeğini bir yapmaya görsün mesela…<br />
Çocuklar, bulaşık, çamaşır kadından sorulur…<br />
<br />
Abisi, kız arkadaşı ile gezer tozar, kız kardeşini bir erkek ile görünce de sopayı basar; olmadı öldürür…<br />
Kadın yaptığı zaman fahişe, erkek yaptığında hovarda olur sıfatı…<br />
<br />
Hem kadın kim, fabrika yönetmek kim!?<br />
<br />
Bu coğrafyada binlerce yıl önce anaerkil aile yapılanması hakimdi. Sonra ataerkil yapı ipi aldı eline, güdüyor tebasını keyfince… Kavramda bile erkek egemenliğini fark edersiniz. (Bakınız ataerkil erkeğe nispet edilmiştir)<br />
<br />
Güdülmek, güdücülerin varlığının eseri değildir; güdülmeye talipler güdücüleri ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Şu topraklarda bu kadar dernek var. Kaçının başkanı kadın?<br />
Okul müdürü kaç kadın tanıyorsunuz?<br />
Gazete yazı işleri yöneticileri kadın mı?<br />
Kaç televizyon ve radyonun yöneticisi, sahibi kadın?<br />
<br />
Bir ilde kaç İl Meclis Üyesi kadın var? Belediye encümeni kaç kadın biliyorsunuz? Kaç daire başkanı, müdür var?<br />
<br />
Kaç hakim var? Kaç hastane yöneticisi, kaç vakıf sahibi?<br />
<br />
‘Bu işler birden olmuyor, zaman içinde kadına hakkı veriliyor. Bu bir süreçtir’ denildiğinde bakıyorsunuz bu cümleleri sarf edenler yine erkekler…<br />
<br />
Kadın hakkını yazanlar da erkekler…<br />
<br />
Kadına hak dağıtanlar da erkekler…<br />
<br />
Suratın buruştu ise, özür dilerim sevgili okuyucu…<br />
Dişlerini sıktın, canın sıkıldı ise de özür dilerim…<br />
<br />
Kadın değil esasında mesele; bir insan tanımı meselesi…<br />
<br />
Ren geyiği topluluğuyuz işte, hiç insan minsan sayıklamalayım!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?36-Kadin-Haklarini-Savunan-Erkekler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsanız</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?34-insaniz</link>
			<pubDate>Sat, 09 Feb 2013 10:57:13 GMT</pubDate>
			<description>Doğru açıdan bakan herkese herkes çırılçıplaktır! 
  
Hiçbirimiz diğerimizden gayrı değiliz ve bir fazlalık, eksiklik aramak lüzumsuz.  
Ne tamamen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Doğru açıdan bakan herkese herkes çırılçıplaktır!<br />
 <br />
Hiçbirimiz diğerimizden gayrı değiliz ve bir fazlalık, eksiklik aramak lüzumsuz. <br />
Ne tamamen masumuz ne de suçlu... Sadece kullandığımız ve kullanıldığımız zeminler var ayrı ayrı.<br />
 <br />
Somalili çocuk annesinin eteğini şeker için çekiştirdiğinde, Alaska’daki yaşıtı, yağlı bir balık parçası için aynı şeyi yapıyordur; dudaklarını büzerek ve zırıldak bir ağlama tutturmuş halde...<br />
 <br />
Amerikalı espriye güler, Çinli de hasta olur. Vietnamlının canı yanar kurşundan ve İngiliz de uyur... Türk babanın kızının geleceği ile ilgili sıkıntısını Kazak baba da paylaşır.<br />
 <br />
Yaşarız zaman zaman, döngüden döngüye ve birbirimizi tekrar eder dururuz.<br />
 <br />
Biz aynı DNA’dan çoğalmış bir cinsiz... Dillerimiz farklı; ama kelimelerimiz aynıdır.<br />
 <br />
İnsanca’da buluşuruz.<br />
 <br />
Hazımsızlık ve kıskançlık genetiktir bizde ve çoğaldıkça azalmak da öylece…<br />
 <br />
Ölene kadar yaşamaya mecbur ve ölmeye ise asla hazır değilizdir.<br />
 <br />
Kişisel dünyamızın sınırlarına koku bırakmak veya yönetimine rızamız olanın sınırlarında zaman geçirmek gibi, hayvanlarla ortak yönlerimiz de vardır.<br />
 <br />
Vasıflarımız benzerdir. Soğuk görünümlüdür de, yanına aldığına komedyendir gibi. Havalıdır da, sokulmuşsa birine, onda süt dökmüş kedidir ya da...<br />
 <br />
Komplekslerimiz vardır... Eksimiz bilinsin istemeyiz. Sanki eksiltir bizi eksi. Dümen bile çeviririz fark edilmemesi için.<br />
 <br />
Biliriz kız güzelliği,  oğlan yakışıklılığı ile sergiler varını...<br />
 <br />
Koku budur.<br />
 <br />
Şefkatle okşarken şehvetlenebilen bir cinsiz; şehvette şefkati yaşayabildiğimiz gibi…<br />
<br />
Yetişemediğimiz yeri çene ve beden dili ile doldururuz. Bükemediğimiz bileği öper, öpemediğimiz yanağa hevesleniriz.<br />
 <br />
Taksit taksit yaşamayı beceremez, topyekun hibe ederiz varlığımızı peşkeşçilere!<br />
 <br />
Çocukken bilye, <br />
gençken birdirbir,<br />
orta yaşta elim sende,<br />
yaşlanınca körebe oynarız...<br />
 <br />
Biz insanız.<br />
 <br />
Yok hiçbirimizin diğerinden farkı... <br />
 <br />
Belki zemin ve zaman farklı; o kadar...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?34-insaniz</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nadirattan İfşaatlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?33-Nadirattan-ifsaatlar</link>
			<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 10:59:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Birinin vermek istemediği bir şeyi ondan zorlamadan almanın çeşitli yolları var. Gasp etmeye lüzum yok. 'Etik mi değil mi’yi sonra tartışırız.   
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Birinin vermek istemediği bir şeyi ondan zorlamadan almanın çeşitli yolları var. Gasp etmeye lüzum yok. 'Etik mi değil mi’yi sonra tartışırız.  <br />
<br />
Mesela:<br />
<br />
Onda olmayan meziyeti onda varcasına olgun bir sunumla ifade edersiniz. Suratsızın tekine 'çok manalı bakışlarınız var' demek ona bile başta inandırıcı gelmeyecek; ama ısrar ederseniz suratsız, pohpohunun devamı hatırına size bir ücret lütfedecektir. Böylesi tavırlara ve tavır sahiplerine özellikle siyasiler, güç sahipleri, varlıklılar ve güzellerin civarında çok rastlanır.<br />
<br />
Cimriden para koparmak zordur, fakat kendini bulunmaz Hint kumaşı ilan edenden 'alarak' değil 'vererek' koparırsın istediğini.<br />
<br />
Ahmak kendini akıllı sandığında bütün zırhlarını yere saçmış demektir. İnandırman lazım fikrini, fikri olduğuna. Sonra çorap söküğü gibi gelir devamı. Nasıl mı?<br />
<br />
'Hani geçen sen bana demiştin ya: Şu iş ne kadar mantıklı görünüyor diye. Ben o zaman pek kıymet vermemiştim; ama hakikaten yani üzerinde düşününce (şu şu gerekçelerle) ne kadar da makul ve akıl dolu olduğunu gördüm' tarzı...<br />
<br />
O dememiş miydi böyle bir şey? Merak etmeyin siz bunu ona nispet edip onu şişirdikçe o yelkenleri indirecektir. ‘Yıkama, yağmala, hile’ diyor bazısı ve iğrenç buluyor bunu. Ben de yapmam yaptırtmam; ama bununla burnundan kıl aldırmayandan kopardığınızda, 'ona bu reva mı değil mi'yi tartışmayı mantıksız buluyorum.<br />
<br />
Aslında iğrenç olan onun, onda olmayana 'sende var' denmesine gösterdiği makuliyettir.<br />
<br />
Daha derinine inersek; dünyanın 'ben çalıştım elde ettim'lik bir genel kazanç sistematiği yoktur. Tamamen sıra dışı bir kurgu gereği ne, kime ulaşacaksa ulaşıyor. Nice alıkların servet sahibi, nice çirkinlerin en güzelle olduğunu görüyorsunuz. Dediğimi algılamanız o kadar da zor değil. Bir umum denge var; lakin özellikle teknoloji ve yaşama standartları, duygu yoğunluğu kalabalıklaştıkça, bu da kendi rotasında ilerleyen farklı bir hal biçimi oluyor son zamanlarda.<br />
<br />
Bir şeylere öyle ya da böyle sahip olduktan sonra kendini, kendinde olmayan ile vasıflayandan onun rızası ile tırtıklamak adalete aykırı mı değil mi emin değilim. Kul adaletinde buna nitelikli dolandırıcılık deniliyor bazen; ama mesela: Tanrı vergisi bir güzelliği olana, -aslında malın teki olmasına rağmen; 'çok zekisin, şöyle güzel sesin var, harika rol yeteneğin var' diyerek yanaşandan o güzel, şüphelenmediğinde, revadır belki ona. Çünkü özde onun, ona bunları söyleten duyguyu fark etmemiş olması imkansız. Almak istiyor alıcı. Rol yeteneği filan umurunda değil, yakına girmek için manevralarda. Bunu bile bile onu civarında tutması, bir tarz tatmin musluğunun ayarının elinde olduğu fikri ve 'idare edebilirimli' mantık ile söylenenin hazzına varma niyeti. Sonra bununla ondan istenen alınınca da, kendini zavallı ve basit hissetme süreci haliyle kaçınılmaz.<br />
<br />
Bu bir ceza mı, ders mi, olması gereken mi; olduktan sonra pek bir önemi kalmıyor. Çünkü daha bir bileylenip 'bir daha asla' diyen o, ertesi gün bir benzeri hadisenin kucağındadır. Bir de işin kasma cephesi var ki; o sonra.<br />
<br />
Not: Yukarıda yazılanları tekrar okuduğumda geliştirmek istedim:<br />
<br />
Oğlan kızı ölesiye seviyormuş; öyle ki o olmasa yaşamında intihar bile edebilirmiş... Kız yüz vermeyince yılan gibi sokuveriyor oysa...<br />
<br />
Ben öleyim sen yaşa…<br />
Ben çalışayım sen ye…<br />
<br />
Bu bile değilken aşk, sevdiğini söylediğini, emeline ulaşamadığı anda yerden yere vuranların ağızlarına pelesenk ettikleri 'aşkım' kelimesinin canı Uranüs'e, nefsi Satürn'e ruhu Dikilitaş'a...<br />
<br />
Aslında gerçek aşkı sorgulamıyoruz. Ümitlenilen o... Bir ütopya, uzaktaki yıldız gibi. Var; ama ulaşmak yok!..<br />
<br />
Kabul etmeyince 'nasıl olmaz'ı beyin algılayamıyor ve savunma mekanizmaları işlemeye başlıyor. Genelde de en çok 'inkar' ve ' yönlendirme' devreye giriyor.<br />
<br />
Kişilik hakları, saygı kayboluveriyor en dillendirildiği zamanlarda üstelik...<br />
<br />
Düşünsenize 'istemiyorum' diyen biri var karşınızda ve siz bunu kabullenmiyorsunuz, dayatıyorsunuz, ondan 'vermeyi istemediğini' zorla alma yollarına sapıyorsunuz.<br />
<br />
'Tavlamak' Beklenti için ince işçilik... Şirin, tatlı görünmeler... İçte beslemediği duygularla hitap etmeler… Balon duygular üretmeler ya da...<br />
<br />
Tavladın peki, sonra?<br />
<br />
Pıs iniveriyor o büyük ihtiraslı tutkulu arzu ise; ya da değeri düşüyorsa sende aldığının bu bencillik ile… ‘Senden bir kazana kulp olmaz’ demek meselesi mesele...<br />
<br />
Piyangocu mantığı.<br />
<br />
Bu bakışta aşk yoktur, lakin faşisti, despotu çoktur. Maço’yu sevenle Maço aynı yolun yolcusudur. Romantikler de psikopattır, en azılı psikopatlar da en romantiklerdir aslında<br />
<br />
Bütün şifre:<br />
<br />
Elde edemedikçe istenen, kabul etmedikçe dayatılanın sonucu dopdolu bir şehvet ve hırs…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?33-Nadirattan-ifsaatlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kutsal Semboller</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?32-Kutsal-Semboller</link>
			<pubDate>Thu, 31 Jan 2013 23:48:35 GMT</pubDate>
			<description>Semboller, kutsal semboller… 
 
İnsanın tarihi ile başlayan bir yücelik, öndelik, öncelik ölçütü… 
 
Kral taç, bürokrat kravat takar; kabile reisi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Semboller, kutsal semboller…<br />
<br />
İnsanın tarihi ile başlayan bir yücelik, öndelik, öncelik ölçütü…<br />
<br />
Kral taç, bürokrat kravat takar; kabile reisi sopa taşır. Papa, hoca, hakim, savcı, avukat, rektör, dekan, öğretim üyesi cübbe giyer. Askerin, polisin üniforması, irili ufaklı apoleti vardır.<br />
<br />
Nedir olay? Ben ötekiyim! Diğerlerinden farklıyım! Öndeyim! Üstteyim! Özelim!...<br />
<br />
Hep bir ‘öndeki’ vardır. Geridekileri peşinde sürükleyen, yeri gelince güden, sopası ile yön veren…<br />
<br />
Peki, bu ötekileri anlamak mümkün. Kendilerini özel sayıyor ve gücü, otoriteyi kendilerine tahsis ediyorlar da bunları oralara taşıyan, oraların tütsülü havasının büyüsünde itaat ile boyun eğip ‘bin tepeme, güt beni’ diyen, konumuna, sürü olarak var olmaya, güdülmeye razı olmuşların hali nedir?<br />
<br />
Kişilik sahibi olmak meşakkatli iştir. Veballi davadır. Makam, insanı kıymetlendirmez; insanı insan olmak kıymetlendirir. Örnekleyelim: Bir hoca… Giyince cübbeyi cennet cehennemi tapuluyor ve cübbesine duyduğu güven ile vasfını beğenmediğini cehenneme, hoşuna gideni cennete yolluyor ise bu gücü aldığı cübbenin onu inandığı sonrasında savunacağını sandığında kocaman bir yanılgı da değil midir?<br />
<br />
Bir hakim… Mahkemede yüksek bir yere çıkıp sırtına cübbeyi çekince, aşağıda kalanlardan hakikaten farklı bir konuma mı geçiyor? Adalet, cübbe ve kürsünün sıfatı mı? Vicdan, ne kadar mütevazi olur, bilgelik ile donanmış ve kibirden arınmış olursa adalet kendini o nispette ifade etmez mi?<br />
<br />
Kim soktu insanların aklına mahkemelerde cübbe giymeyi, kürsülere çıkmayı? Kim, bu hakim, savcı, avukatlara cübbe giyme ritüelini, hangi sosyal ve kültürel değeri referans alarak akıllarına sokuşturdu?<br />
<br />
Nedir bu baş olmak, önce olmak, ötede  olmak, bir imtiyaz ile hemcinsinden sıyrılmak hamakati? İnsana 'yücelik isimli bir dağ var, ne yap et oraya tırman ve kal orada' masalını kim anlattı?<br />
<br />
Öğretim üyesi ki entelektüel duruşun, birikimin, bilginin tepe noktası olarak değerlendirilmeli iken; ne oluyor da kendini bir cübbe ile talebesinden farklı bir konumda telakki ediyor? Bir hocanın asla unutmaması gereken en önemli ilke, kendisinin ölene kadar öğrenci olduğunu bilmesi değil de nedir? Üstada değil, üstadiyete tav olmak değil mi aslolan?<br />
<br />
Baş olmak kişinin başına alacağı en büyük beladır? Tüm bir topluluğun sorunlarını çözmede, taşın altına elini sokma niyet ve gayreti… Kavmin efendisi kavmin hizmetçisiydi. Onu yukarılarda görmek isteyenlere, ona layüs’ellik isnad edenlere, saygı maygı adına şempanzelik yapanlara yerini yurdunu hatırlatması gereken o değil midir ki şaklabanlıklardan ferahlamak da neyin nesi oluyor?<br />
<br />
Bu makam, masa, oda, koltuk, kostüm, ünvan, aksesuar ritüel safsataları topluca insandaki tapınma güdüsünün eserleridir. Aklı başında kişiliği oturmuş hakikatli insanlar bu gibi sembollerin peşine kapılanlara iltifat etmez, yanlışlarını doğrultmaya çalışırlar diye düşünürken heyhat!... Makama yumuşak yerlerini yerleştirenler bakıyorsunuz o cübbeye, masaya, koltuğa aşık olmuş, orada olmayan diğerlerinden ötede, önde, farklı bir atmosferde bir hava solukluyormuş gibi en önce kendisi kendine bir yaşam normu oluşturuveriyor…<br />
<br />
Kelimeler düşüncelerimize araç... Kelimenin kutsanması düşüncenin zavallılığı olduğu gibi, makam odası tabiri, o odaların süslenmesi, şatafatlı olması, kişilerin farklı farklı kostümlere bürünüp vasıflarını -şekilde- şişirmeleri de kişiliklerinin zavallılığıdır.<br />
<br />
Devlet dairesinde görevli müdür ile odacısının kişilik noktasında altta üstte olma mihenkleri esasen var oluş kaynağına duydukları saygı odaklıdır. Bu nitelemede ne müdürlük, koltuğa oturanını saygın kılar, ne de odacılık kişiliği kıymetten düşürür.<br />
<br />
Hakim, kürsüden dolayı saygınlık ve dokunulmazlık kazanmaz; hükmü adalete uygun olduğu ve sorumluluğunu layıkıyla yerine getirdiği sürece ötelerdeki hesabı kendi adına kolaylaşır. Kendini ötelere taşıyıp, cübbesine bir yücelik yüklediği, hatasında ızdırap duymayıp, doğrusunu şahsına bir öndelik vasfı olarak telakki ettiği sürece de vebali artar ve hesabı çetinleşir.<br />
<br />
Öğretim üyesi, hayat boyu öğrenci olma onurundan hocalık vasfını öncelediği sürece ağız tadına ulaşamaz.<br />
<br />
İngilizlerin mahkemelerinde görürsünüz yargıçlar başlarına beyaz, şaşaalı bukleli gösterişli peruklar takarlar. Yani saçını değirmende ağartmamış, gün görmüş, basiretli firasetli kişiler olduklarını, farklı ve özel olduklarını bununla ifade etmek isterler; fakat ‘eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir; elmas çamura da bulansa elmastır’ fehvasınca ne cübbe ne peruk ve ne de en tepeye montelenmiş kürsü yamuk kişiliği yamukluktan kurtarmaz; aynen kaliteli insanı giydiği çulun kalitesizleştirmeyeceği gibi…<br />
<br />
Kutsallık sirayet eden bir olgu…<br />
<br />
Kişiye sirayet edince tanrı adına yön verenler kutsallaştırılır. Kişiden eşyaya sirayet edince de kişinin kullandığı eşya kutsallaştırılır. Halbuki kutsal olan tek şey esasta kutsal olmayanı kutsallıktan kurtarmaktır. Zira insana atfedilen kutsallık, insanı insanlığından eden, ren geyiği topluluğu haline getiren bir olgudur. En büyük boynuz kimde ise o önderdir ilkesi ren malum ki ren geyiklerinin ilkesidir!<br />
<br />
İnsana ise kişilik lazım... Kişi olmak demek tek olmadığını idrak etmek, vebal sahibi olmak, adil olmak, mütevazi olmak, mala, makam olgusuna kapılmamak, övgüye sövgüye kulağı tıkamak, vicdanı öncelemek demektir…<br />
<br />
Adaleti sarayların esaretinden kurtarmaya çalışmada kanını akıtmış şu insan evladı, adalet dağıtılan yere adalet sarayı der ise bu terslik tereslikten başka bir mefhum ile izah edilemez.<br />
<br />
‘Ye kürküm ye’ diyenin ruhu şad olsun. Kürk ile cübbe ile, unvan makam ile adam olunmuyor; adam olmak, adem olmaktan geçer…<br />
<br />
Sembolün anlamı, simgelediğini ifade iken, kendini simge ile mühürleyip, olmadığı olarak vasıflayanların tedaviye ihtiyacı vardır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?32-Kutsal-Semboller</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtibarsızlaştırma Cezası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?31-itibarsizlastirma-Cezasi</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jan 2013 23:18:32 GMT</pubDate>
			<description>Hukuk mühendisliği sakat iş… 
 
Deniz Baykal örneğini hatırlayınız. Benzer olaylar birçok kişinin de başına geldi. Misali eskilerden vermeme...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><i>Hukuk mühendisliği sakat iş…</i><br />
<br />
Deniz Baykal örneğini hatırlayınız. Benzer olaylar birçok kişinin de başına geldi. Misali eskilerden vermeme bakmayınız, bu mesele kişi bazlı bir mesele değil ve etkisi insanın medeniyet algısı terakki etmedikçe her zaman hissedilecektir.<br />
<br />
Ağzından çıkan her söze civarının ve uzak halkaların bile dikkat kesildiği bir kişinin özel yaşamından rızası harici gizlice yapılan bir video kaydı ile makamından çekilmeye zorlanması, mahalle baskısı korkutucuları ve baskı krallığı kara şovalyelerinin kendinden menkul ceza normu, hukuk açısından derin sosyolojik etüdler barındırıyor.<br />
<br />
Uygulanan rejim ve o rejimin kabul görmüş kanunu, yaptığına dair bir ceza öngörmüş müydü? Hayır. Bilakis zina suç olmaktan çıkarılmış ve sadece evliler arasında şikayete bağlı olarak boşanma nedeni addedilmişti.<br />
<br />
Eşi ondan boşandı mı? Hayır. Teşebbüsü bile olmadı.<br />
<br />
Mevcut hukuk nosyonuna göre kanunsuz suç ve ceza olur mu? Olmaz.<br />
<br />
Mevcut yasalara göre suçlu mu? Değil.<br />
<br />
Buna rağmen;<br />
<br />
bir insana verilebilecek en ağır cezalardan biri ona verildi mi? Evet.<br />
<br />
Ceza:<br />
<br />
<b>İtibarsızlaştırma...</b><br />
<br />
Bu ceza, topluluk halinde yaşayan insanlar için cinayetin cezasından hafif değildir ve reel bir uygulama olması, hatta Roma’ya kadar dayanmasına rağmen böylesi bir cezanın varlığı -ilkelliği ve düzeysizliğine, yahut yakıştırılamamaya istinaden olsa gerek- hukuk düzleminde ağıza bile alınmamıştır. Fakat malumunuz ki bu vardır ve çok etkili bir cezadır.<br />
<br />
Yasanın öngörmediği bir suç ve ceza muhakemesi dipdiri uygulama bulmaktadır ve -sözde- ilerici aydın hukukçuların, bu kadar ayan beyan bir hak ihlaline dair çıtları çıkmamıştır. En yüksek ses olsa olsa ’özel yaşam alanına girmeyin, bu onu ilgilendirir v.s’ söylemleri... <br />
<br />
Bu kişinin -hukukun koruyamadığı- kaybettiği itibarına dair ortada somut olarak ne var? Büyük bir hiç... <br />
<br />
Genelde Anayasada, özde kanunda var olmayan bir suç ve ceza algısı ile bir insanı toplum ve topluluk yaşamından linç ederek silme gayreti farklı ve yeni bir rejim ihdası çabası değil midir? Böyle algılanmasına ne mani vardır?<br />
<br />
Vurguladığım çok ciddi bir perspektif kaymasının tahlilidir. Hukuk farklı ahlak farklıdır ve bendeniz tam da buna işaret ediyorum. <b>Ahlak hukuk değildir. Adil olan, hukuktur.</b><br />
<br />
Örneğin evlenme ile ilgili toplumsal ahlak çok rahat değişebiliyor. Önceden görücü usulüyle evlenmek çok normal iken şu an çoğu insan buna yanaşmıyor; ya da Türk toplumunda anneye babaya yaşlılara düşkünlük vardır deriz; ama artık yaşlı ve hasta ebeveynlerle birlikte yaşamak çok revaçta değil. Kimse ’kaynanam gelirse başımın üstünde yeri var’ demiyor. Yani yaşam koşulları toplumsal ahlakı değiştirebiliyor. <br />
<br />
Toplumsal ahlak çok kaygan bir zemin. Değişken dinamikleri görünce bir anda kaybolur. Yine örneğin yoksulluk bizim sosyolojik gerçekliğimizde öyle etkilidir ki buradan doğacak ahlak da değişir, hukuk da... Yoksulluk ne kadar değişirse aile kurumu, akrabalık ilişkileri, namus kavramı da o nisbette değişebiliyor. Önceki Ceza Kanununda iffetli kadına tecavüz farklı, iffetsiz kadına tecavüz farklıydı. Şimdi ise toplumsal ahlak evrilmiş ve farklı bir noktaya gelmişizdir.<br />
<br />
<b>Kanun topluma şekil vermez. Kanun toplumun kölesi de değildir.</b><br />
<br />
Toplum kan istiyor diye kan davasını hukuka taşımaz. Toplum, ’evlenince kız temizlenir’ diyor diye hukuk, kadınları kurban edemez. Çünkü hukukla geleneğin amaçları farklıdır. Eğer öyle olsaydı gelenek her şeyi çözerdi. Hukuk adil olanı yapmalıdır. Gelenek ’kızların tecavüzcüsü ile evlendirilmesinden başka çare yoktur’ der, çünkü geleneğin elinde hukukun araçları yoktur. Hukuk örf ve adeti, geleneği yani sosyolojik gerçekliğin şekillendirdiği hukuk dışı toplumsal kuralları hesaba katarken ’bunun amacı ne der, bu adil mi, insan haklarına uygun mu, bu kime zarar verir, eşitliğe uygun mu’ bunlara bakar.<br />
<br />
Bunca sözün hülasası hukuk nezdinde Baykal ve onun şahsında benzeri toplum yaşamında sıklıkla görünen nice insan, geleneğin, ahlakın yargısı neticesi -hukukun değil- çok ağır bir cezaya duçar edilmiş mazlumlardır...<br />
<br />
Hiç tuhafınıza gitmesin. Bu da nereden çıktı da demeyin. Şahsi kin ve adavet hukuk ilkelerinde asla ölçek olamaz. Dün onun başına gelen, bugün bir başkasının başına gelebilir. Böylesi hukuken var olmayan bir suç ve ceza müeyyidesi ile karşılaşıldığında herkes yaşama sarılma noktasında güçlü olmayabiliyor. İntiharların, topluma küsmelerin altında çokça detay vardır; fakat aleni şekilde ortada olan bir şeyi görmemek de işte böylece mümkün olabiliyor.<br />
<br />
Neymiş? Hukukmuş!<br />
<br />
<b>İnsan yarattığı ve sonra tapındığı hukuku acıkınca helva niyetine yemede mahirleşmiş bir varlık...</b><br />
<br />
<b>Not:</b> Bu yazıda An.Ün. Hukuk Fak. Hukuk Sosyolojisi derslerinden de yararlanılmıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?31-itibarsizlastirma-Cezasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dipten Gelen Uğultu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?30-Dipten-Gelen-Ugultu</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jan 2013 07:20:37 GMT</pubDate>
			<description>Bir huni deliği, hacminden fazlasına izin vermiyor, depo ne kadar geniş olursa olsun. Bundan işte, altta ağzı açık bekleşenlerin çoğu damlayı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir huni deliği, hacminden fazlasına izin vermiyor, depo ne kadar geniş olursa olsun. Bundan işte, altta ağzı açık bekleşenlerin çoğu damlayı koklamadan toprak kente göçüyorlar.<br />
 <br />
Hala ufka nazarlardayım...<br />
 <br />
Ürettiği kültürün kulu olmanın utancını kanırtarak çıkaracakları gözlüyorum... Özlüyorum, özlemekten utanarak...<br />
 <br />
İfade etmeye çalıştıkça, algılanmasını istediği anlamdan uzaklaşan birine ne söyleyebilirsiniz ki?<br />
              <br />
Sessizlik dev bir sayhadır. duyana çığlığı gümbür gümbür kaplar her yeri. Şiddetinden duyamaz kimi de ve kimi ise o güçlü sesin fakir ve cılız bünyeden geldiğine inanamamanın boş vermişliğinde yuvarlanır gider.<br />
 <br />
Emin olun ruhların hacmi yoktur ve emin olun en kalıplısı bile dağılabilir.<br />
 <br />
Bir tını meselesi.<br />
 <br />
5 kilo kapasiteli birine 100 kilo kaldırmasını mı teklif etmek; önüne 1 kilo koyup 'sıkıyorsa kaldır' demek mi daha komik?<br />
 <br />
Yaşamlar böyle işte, komik...<br />
 <br />
Bir kaldırma kapasitesi vardır da, ortamı bir biçimde ortalama oranı hayatına standartlaştırmıştır.<br />
 <br />
Bakarsınız bünyesi zayıf, dolayısıyla kolay yorulan ve kondisyonu olmayan birini saatlerce ayakta dikerler. Ya da 'vurdu mu indirecek' tipte kalın görünümlü biri, kaba parmakları ile çorap örmektedir.<br />
 <br />
5 kilo kaldırmaya kapasitesi olmayanın 100 kilonun altına kendini sokmasının komikliği tartışılmaz; lakin anlaşılabilir. Gördüğüne meyil, civar yaşamlardan sızan leziz kokular... 500 liralık standarta sahip birinin 10.000 lira gerektiren yaşama gözünü dikmesi ve buna heveslenmesi de komik; ancak bir gerçek ve izaha argüman çok.<br />
 <br />
Hırs hasta eder ve kişiliği bozar... Yok edenler, çalanlar, zorbalık yapanlar sadece hırs ve hasedin kuludur.<br />
 <br />
Önce 10.000 lirayı elde edersin, sonra o standartı yaşamına kurgularsın. Onda var bende niye yok dedikçe bu haset olanın elindekini almaya, hileye ve bilinçli komplekse zorlar.<br />
 <br />
10.000 lira standartı olanın, 100'lüklerin yağmasından endişe ile 500'lük yaşaması ise anlaşılabilir.<br />
 <br />
Hoş, 10.000'i elde edene kadar kaç 500'lüğün dinini imanını gevrettiğini de anlayabilirsiniz.<br />
 <br />
Neden yazdım?<br />
 <br />
10 ayrı yaşamı tek yaşamda birleştirebilen birini, tek yaşamını bile yaşamakta zorlananların tacizi haset odaklıdır. Bir can yaşamazsan on canını da alırımcılık. 'Kedi uzanamadığı ciğere pis der' mantığınca kınamak, tükürmekten başka bir yol yok onlar için…<br />
 <br />
Bilmek unutmayı peşinlemek demektir; bazen tekrar lazım...<br />
 <br />
En güzel beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir. Mahiri o kadar çok ki...<br />
 <br />
'Becerme'den başka literatüründe kelime olmayanlar için de gayet anlaşılır bir izah...<br />
 <br />
Bir kedi miyavladığında kulağınıza fil sesi geldiği olur mu?<br />
Yağmur altında susuzluk çektiniz mi?<br />
Saygı duyduğunuz biri ile sohbet esnasında suratına 'hiç çekilmiyorsun' dediğiniz vaki midir?<br />
Artvin'den Söke'ye yürümeyi göze alır mısınız?<br />
Ortam uygun ve arzu dolusunuz, hiç işim olmaz dediniz mi?<br />
Patlıcandan elma tadı aldınız mı hiç?<br />
Zeki birine aptal taklidi yapmış olabilirsiniz, aptal birinin zeki taklidine kapıldığınız oldu mu?<br />
Çevrenizde komplekslerini kolye yapıp boynuna takarak övünçle eşine dostuna sergileyen insanlar var mı?<br />
 <br />
'Hayır'lar çoğunlukta ise sizden milyarlarcanın arz piyasasında yer kapladığını da bilmeniz gerekiyor ve asla özel olmadığınızı...<br />
 <br />
Bir seri üretim mamulü olduğunuzun farkındalığında bir yerlerde bir zaman egonuz dipleyecek ve sıradanlığınız tavan yapacaktır. Doğal sonuç, sonrasında zırt saldırı ve vırt savunma ile geçecek ömrünüz...<br />
 <br />
Bir mezarda eski ölü birinin kemiklerini kenara alıp cesedinizi yerine koydukları ana kadar paso yaşayacaksınız yaşamdan habersiz... <br />
 <br />
Diğerlerinin hatıraları ile avunduğunuz zıptırık ömrünüz bitince asla siz bir nesil sonra hatırlanmayacaksınız..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?30-Dipten-Gelen-Ugultu</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuruya Genel Bir Bakış]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?29-Anayasa-Mahkemesi-ne-Bireysel-Basvuruya-Genel-Bir-Bakis</link>
			<pubDate>Sat, 19 Jan 2013 01:17:39 GMT</pubDate>
			<description>*GİRİŞ* 
 
  Yıllar boyunca insanların sadece insan olmasından dolayı bazı haklara sahip oldukları ve bu hakların korunması  gerektiği savunulmuştur....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>GİRİŞ</b><br />
<br />
  Yıllar boyunca insanların sadece insan olmasından dolayı bazı haklara sahip oldukları ve bu hakların korunması  gerektiği savunulmuştur. Doğal hukuk(lex naturalis) da denen bu görüşe göre; hukuk zaten dogada ve insan doğasında vardir, önemli olan onu bulup çıkartmaktır.<br />
<br />
   Ancak 1950'lere kadar, devletlerin vatandaşlarına nasıl bir muamele göstereceği uluslararası alanda konu teşkil etmiyordu. İkinci Dünya Savaşı sonra bazı olumlu gelişmeler oldu. Bunlardan ilki, 1949'da kurulan, Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla kurulmuş  Avrupa Konseyi'ydi. Bu Konsey'e bağlı olarak çalışan Avrupa İnsan hakları mahkemesi ise 1959 yılında faaliyete geçmiştir. Diğer bir gelişme ise; Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupa ülkelerini birleştirilmesi amacıyla kurulmuş Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'ydu. 1951'de imzalan Paris andlaşmasıyla Avrupa demokrasisinin temelleri atılmıştır. Bu örgüt uluslararası prensiplere göre kurulmuş ilk örgüttür. Böylece,<br />
insan haklarının global olarak korunmasına ilişkin uluslararası kuruluşlar faaliyete geçmiştir. Ancak  bundan sonra, yasama'nın yani parlementoların denetlenme ihtiyacı hasıl olmuştır. Böylece yasama organının işlemlerinin üstün norm olan anayasaya uygunluğunun bağımsız bir organ tarafından denetlenmesi fikri kabul görmüş ve anayasa yargısı ortaya çıkmıştır. (1)<br />
<br />
  Ülkemizde Anayasa Yargısı, 1961 Anayasası ile sistemimize girmiştir. 1982 Anayasası'nda da varlığını sürdürmüştür; ancak zaman içinde bazı değişikliklere uğramıştır. Bunlardan en önemlisi ise 23 Eylül 2012'den itibaren kabul edeceği 'bireysel başvuru' hakkına ilişkindir. Aşağıda bu yeni kurum ve hukukumuza etkisi detaylı olarak incelenecektir.<br />
<br />
<br />
 <b>1-) AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ:</b> 4 Kasım 1950'de İnsan Hakları Bildirisinde bulunan hakları topluca güvence altına almak için Avrupa Konseyi üyelerinin üzerinde anlaştıkları metindir. Türkiye 18 Mayıs 1954’te 6366 Sayılı Kanun'la sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir.(2)<br />
<br />
Sözleşmenin 52.maddesi, üye devletlere sözleşme hükümlerinin kendi iç hukuklarında fiilen nasıl uygulanmasını sağladıkları konusunda açıklama yapma yükümlülüğü getirmiştir. Sözleşmenin 55.maddesi, sözleşmenin yorum ve uygulamaları hakkındaki uyuşmazlıklarda, üye devletlerin kendi aralarında ikili anlaşma yapabilmelerini sınırlamaktadır. Zaman içinde sözleşmede değişiklik yapan veya maddi kurallar, haklar tanıyan, ek protokoller üye devletlerin imzasına açılmıştır. Protokollerin maddi ve usul kurallarının, sözleşmenin ayrılmaz parçası olduğu, sözleşmenin bütün hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir, (l. ek protokol m.5 vd.) Türkiye, yargı yetkisini tanıyan beyanında, bazı çekincelerini bildirmiştir. Buna göre, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, askeri personelin hukuki statüsü ve disiplin sistemiyle ilgili konularda, demokratik toplum kavramının T.C. Anayasasında’ki ilkelere uygun yorumlanması gibi çekinceler sunmuştur. Bakanlar Kurulunun 1992 yılındaki kararıyla, söz konusu çekincelerini kaldırdığını Konseye bildirmiştir(3)<br />
<br />
<b>2-) 1982 ANAYASASI ve ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER</b><br />
<br />
Anayasa'da milletlerarası andlaşmaların iç hukuka etkisi 90. maddede düzenlenmiştir. Buna göre 'Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.' Maddenin 4. fıkrasında uluslararası sözleşmelere birinci fıkradaki hükümlerin uygulanacağı, 5. fıkrada ise; uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu ve 2004'te eklenen ek cümleye göre, bunlara karşı Anayasa'ya aykırılık itirazında bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin devamında ise usülüne göre yürürlüğe girmiş uluslarası andlaşmalar ile mevzuatta bir çatışma olduğu zaman temel hak ve özgürlüklere ilişkin konularda, uluslarası sözleşme hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bunun sebebi ise ülkelerin uluslararası sözleşmeleri imzalarken taraf devletlere sözleşme hükümlerinin iç hukuka uygun getirme taahhüdleridir. Bir kanunu veya Anayasa'yı değiştirme yetkisine sadece yasama organı olan TBMM sahiptir; ancak bu ona uluslararası sözleşmeyi değiştirme yetkisini vermez. Sözleşmeleri imzalarken taraf devletler, Anayasa dahil tüm mevzuatı sözleşme esaslarına göre düzenlenmeyi taahhüd eder. <br />
<br />
Türkiye, AİHS'ni imzalayarak Anayasa veya kanunlardan dolayı bir hak ihlali olursa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargılama yetkisini kabul etmiştir. Dolayısıyla, Anayasa ve diğer mevzuat Avrupa  İnsan Hakları sözleşmesinin temel hak ve özgürlüklerine ilişkin kıstaslarına ve ek protokolleriyle uyum içinde olmak zorundadır. Aksi halde AİHM'de mahkum olma ihtimali doğacaktır. Ayrıca sadece vatandaşların değil, devletler arasında da bir hak ihlali olursa AİHM yetkili olacaktır.(4) <br />
<br />
Anayasamız 90/5'te uluslararası sözleşemelere kanun hükmünü vermekle birlikte, temel hak ve özgürlüklerde bir farklılık olursa sözleşme hükümlerinin uygulanacağını da belirterek, kanundan da güçlü bir hale getirmiştir. Sonuç olarak sözleşme hükümleri Anayasa tarafınadan, Anayasa hükümlerinden daha üst normdadır. Dolayısıyla en üst normda Sözleşme hükümleri vardır gibi bir görüşü de savunmak mümkündür.(5)<br />
<br />
Danıştay ise, sözleşmelerin iç hukukta yasa üstü konumda olduklarını, yürütme ve yargı organlarının bağlayıcı nitelikte olduğunu savunmaktadır. (6)<br />
<br />
Anayasa Mahkemesi de uluslararası sözleşmelerin Anayasa karşısındaki özel konumunu kabul etmiştir. (7)<br />
<br />
Sözleşme hükümleri iç hukukta usûlüne uygun olarak yürürülüğe girdiğinde, artık sözleşmeden önce yürürlükte olan iç hukuk kuralları zımnen değişmiş veya iç hukuk kuralına istisna getirilmiş sayılır. Ayrıca iç hukukta bir değişiklik yapmaya gerek bulunmamaktadır. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, AİHS'ne olan yükümlülükten dolayı, Sözleşmeye aykırı yasalar da yapılamayacaktır. Ancak sözleşmeye aykırı hükümler içeren yeni yasaların yapılması halinde, bu tür yasaların sözleşmeye aykırılığını denetleyecek bir mekanizma da yoktur. Böyle bir durumda, yasa ile Sözleşme arasında çelişki olduğunu tespit eden hakim, Anayasa hükmü uyarınca, sözleşme hükümlerini dikkate almalıdır.<br />
<br />
<br />
<b>3-ULUSAL MAHKEMELER VE AİHM ARASINDAKİ İLİŞKİ<br />
</b><br />
AİHM'si, ulusal mahkemelerin üstünde temyiz mercii nitelisinde olmadığından, ulusal mahkemelerin kararlarını bozmak, değiştirmek yetkisine sahip değildir. Ancak ulusal mahkeme kararlarının veya idari makamların kararlarının sözleşmeye uygunluğunu denetlemekte aykırılık varsa bunu tesbit etmekle görevlidir. Mahkeme’nin yargı yetkisi; AİHS madde 32'de şöyle belirtilmiştir. ''Mahkeme’nin yargı yetkisi, 33, 34, 46 ve 47. maddelerde belirlenen koşullar uyarınca kendisine sunulan, bu Sözleşme’nin ve Protokollerinin yorumu ve uygulanmasına ilişkin tüm sorunları kapsar. Mahkeme’ninyetkili olup olmadığı hakkında ihtilaf durumunda, kararı Mahkeme verir.'' (8)<br />
<br />
Anayasa Mahkemesi'nin görevi 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Yürüyüşü ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 3. maddesinin (a) fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre; Anayasa Mahkemesi'nin görevi;''Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde veya hükümlerinin şekil ve esas bakımından, Anayasa değişikliklerinin ise, sadece şekil açısından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmaktır.''<br />
<br />
AİHM'si de, üye devletlerin AİHS'ne uygun bir yargı sistemini kurup kurmadığı, eğer bir hak ihlali varsa bunu tespitini görev edinmiştir. Anayasa'da dahil bütün iç kural ve kurumlarıyla beraber üye devlet AİHM'nin sözleşmeye uygunluk denetimine tabidir. Hatta Anayasa Mahkemesinin kararlarının da sözleşmeye uygunluğunu denetleme görevi vardır. (9) AİHM'si bir anlamda insan hakları alanında özel uzman mahkeme niteliğindedir, insan haklarıyla ilgili uyuşmazlıklarda ulusal mahkemelerin AİHM'nin yorumlarını, içtihatlarını esas almalıdırlar. Aksi taktirde ülkemiz aleyhine tazminat kararları çıkma ihtimali artmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla ulusal mahkeme veya idari makam, uyguladığı kanun veya anayasa hükmü, sözleşmeye aykırı olduğunda iç hukuk kuralları yerine sözleşme hükümlerini uygulamalıdır. Anayasamızın 90. maddesinin 5. fıkrasında da bununla ilgili düzenleme yapılmış, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir konuda iç hukukumuzla, uluslararası sözleşmeler arasında bir çatışma olursa, uluslararası sözleşme metinlerin uygulanacağı düzenlenmiştir.<br />
<br />
AİHM'si, sözleşmenin ihlalini tesbit ettiğinde üye devleti mahkum ederek, gerektiğinde tazminata karar vermektedir. İhlal genellikle uygulamadan kaynaklanmakla beraber, bizzat kanuni mevzuatın kendisinden de kaynaklanabilmektedir. Örneğin; uzun tutukluluk süreleri, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, savunma hakkının elinden alınması, şahitlerin dinlenilmemesi, karşı delillerin araştırılmaması, duruşmanın aleniliği gibi hak mahrumiyetlerinde sözleşmeye taraf devlet mahkum edilebilir. Aslında bu hak ihlalleri iç hukukumuza da aykırıdır; kamu personelinin görevini ihmal veya kötüye kullanması sonucu ortaya çıkmaktadır. <br />
<br />
<br />
Uygulamadan kaynaklanan hak ihlali hallerinin tekrarlanmaması idari tedbirlerle mümkün olabilmektedir. Ancak ihlal doğrudan kanunun uygulanmasından kaynaklanıyorsa AİHM'si her ne kadar ''kanun değişikliğini tavsiye'' kararı olamasa da sözleşme hükümlerine uygun bir mevzuat taahhüd ettikleri için, yani''ihlalin tekrarlanmaması yükümlülüğünden'' dolayı zorunlu olarak kanuni değişiklik gerektirmektedir. Aksi halde devlet sürekli mahkum olmaya, vatandaşlar da hak ihlallerine maruz kalma durumdadır. <br />
<br />
AİHM' ne başvurabilmek için, iç hukuk yollarının tüketilmiş olması aranmış, mağduriyetinin iç hukuk yoluyla tazmin edilmesi amaçlanmıştır. Asıl olan ulusal mahkemelerin yargılamasıdır ve gerçekten bir hak ihlali varsa bunun iç hukukta çözümlenmesi amaçlanmalıdır. Ancak iç hukuk kuralları, uygulamadan kaynaklanan ihlali gideremez ve tazmin edemezse AİHM yolu açıktır.<br />
<br />
İç hukuk yolları tüketilirken, yasaların öngördüğü usule ve süreye ilişkin kurallara da uygun hareket edilmelidir. Eğer iç hukuk yollarını tüketmek için yaptiğiniz başvurular, süre, görev veya usul yönünden reddedilmiş olursa, Mahkeme başvuruyu reddecektir.<br />
<br />
Ayrıca, AİHS 35. maddesinin 1. fıkrasında başvuru koşulları başlığı altında, başvurusu süresini hak düşürücü bir süreye bağlamış ve iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süreye bağlamıştır. Bu süre geçtikten sonra yapılan başvurular reddedilecektir.<br />
<br />
Kural olarak, AİHM başvuruların kabulü için iç hukuk yollarının tüketilmesini bekler. Çünkü üye devletlerin iç hukukuna saygı duyulması gerekmektedir. Zaten asıl olan da, 'mülkilik ilkesi' gereğince devletin yargılamayı kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı istisnai durumlarda iç hukukunun tüketilmesi yolunu beklememektedir. Örneğin; iç hukuk yolunun yetersiz olması durumunda, AİHM iç hukuk yolunun tüketilmesini beklemeksizin davaya bakabilmektedir. Günümüzden örnek verecek olursak Azerbaycan'dan gelen başvurularda, AİHM iç hukuk yollarının tüketilmesini aramamaktadır, çünkü ''etkin bir yargılama'' olmadığını düşünmektedir. Bizde ise 1987-2002 tarihleri arasında ilan edilen güneydoğu bölgesindeki olağanüstü hal zamanında AİHM'e başvurular artmıştı. Bu dönemde daha çok işkence, köy yakma gibi iddialar, iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM'e başvuruluyordu. Lobilerin de faaliyetleriyle AiHM bu davalardan bir kısmını, ülke içinde etkin ve adil yargılanma yapılmadığını düşündüğünden doğrudan kabul ediyordu. Örneğin; TEKİN-TÜRKİYE DAVASI olarak bilinen 52/1997/836/1042 dosya numaralı  9 Haziran 1998 tarihli kararda, davacı Tekin'e karşı yapıldığı iddia edilen işkence olayında, iç hukuk yollarının etkin olmaması, olayımızda savcının ihbarı değerlendirmemesi ve örtbas etmesi dolayısıyla, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kabul edilmiş ve hükümet tarafından yapılan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı yeterli bulunmamıştır.(10)<br />
<br />
AYDIN-TÜRKİYE DAVASI  diye bilinen 25 Eylül 1997'de, 57/1996/676/866 dosya numaralı davada ise iç hukuk yollarının tüketilmediği için davanın reddine karar verilmiştir.(11)<br />
<br />
<b>4- ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU</b><br />
<br />
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla kabul edilmesiyle hukuk sistemimize girmiş yeni bir hak arama yolu olan bireysel başvuru hakkı, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş ve başvuruları almaya başlamıştır.<br />
<br />
Bireysel başvuru şartları, Anayasa148/3'e göre tıpkı AiHM başvuruları gibi kamu gücünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir hakkın ihlalinin sebep olduğu durumlarda, diğer hak arama yolları(olağan kanun yolları) tüketildikten sonra başvuralacak bir kurumdur. Yine 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinde de başvuru şartları zikredilmiştir. 46. maddede ise, sadece ihmal veya eylemden doğrudan zarar kişinin başvuru hakkına sahip olacağını, kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuruda bulunamayacağını ve bununla bağlantılı olarak özel hukuk tüzel kişilerinin  sadece tüzel kişinin haklarının ihlali sözkonusu olduğunda başvuru hakkına sahip olacağı belirtilmiştir. Son fıkrada ise, sadece Türk vatandaşlarının bireysel başvuruda bulunabileceğini öngörmüştür. Ancak bu yabancılara bireysel başvuru yolunun tamamen kapandığı anlamına gelmemektedir. Konu aşağıda detaylı olarak incelenecektir.<br />
<br />
6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki kanun, bireysel başvuruyu bir süre sınırına tabi tutmakta ve 47. maddenin 5. fıkrasında, olağan kanun yollarının tüketilmesinden veya olağan kanun yolu öngörülmemişle ihlalin kalktığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılması gerektiğini öngörmüştür. Ancak mazeret durumda bunu kanıtlayarak, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvuru yapılabilmektedir.<br />
<br />
Böylece, belirli bir süre zarfında temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir hak ihlali olduğunda, bunun tespiti ve tazmini için artık AİHM'e değil, Anayasa Mahkemesi'ne başvurular yapılacaktır. Böylece AİHM'nde çok fazla mahkumiyet kararı alan Türkiye, tazminattan kurtulmak ve AİHM'deki dosyaları eritmek için, sorunu ülke içinde çözmeyi planlamaktadır. Bireysel başvuru, sadece ülkemizde değil dünyada 40'tan fazla ülkede uygulanmaktadır.  <br />
<br />
<br />
Bu ülkelerde bakıldığında, AİHM'nde aleyhlerine açılmış çok az sayıda dava görülmekte ve çok az mahkumiyet kararı çıkmaktadır.(12)<br />
<br />
<b>5-)BİREYSEL BAŞVURUNUN KAPSAMI</b><br />
<br />
Anayasa'da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiyenin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi durumunda bu kurumdan yararlanabilme ihtimali doğar.(13) Bu ihlal kamu gücü tarafından aktif veya pasif olabilir. Ancak bu işlemler, bireyler bakımından bağlayıcı ve kamu gücü tarafından yapılan işlemler olmalıdır. Bağlayıcı nitelikte olmayan işlemler, örneğin; görüşler, yorumlar, öneri, raporlar gibi bağlayıcılığı olmayan işlemler bireysel başvurunun konusunu oluşturamaz. <br />
<br />
Yukarıda sayılan haklar dışında kalan mahrumiyetler, bireysel başvurunun konusuna girmemektedir. Örneğin, ev sahibinin kiracısını haksız yere evden tahliye etmesinin bireysel başvuru kapsamında olduğu söylenemez ancak, kiracının bu tahliye için dava açmasına karşın mahkemenin savunma yapmasına izin vermemesi veya kanuni haklarını kullanmasını engellemesi durumunda 'adil yargılanma hakkı'nın ihlalinden söz edilebilecek ve bireysel başvurunun konusu olabilecektir.<br />
<br />
Örnek kabilinden bireysel başvurunun konusu olan haklar şunlardır; özel hayatın gizliliği, mülkiyet hakkı, eğitim ve öğretim hakkı, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, yaşam hakkı, din ve vicdan hürriyeti, seçme ve seçilme hakkı, eşitlik ve etkili başvuru hakkı, seyahat özgürlüğü.. gibi Anayasamız da da sayılmış hak ve özgürlüklerdir.<br />
<br />
Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar ise 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'nun 45. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere;''<br />
Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.''Ancak 46. maddenin son fıkrasında ''Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz. '' diyerek ''herkes'' kavramını daraltmaktadır. Yani sadece Türk vatandaşlarının sahip olduğu haklar için yabancılar bireysel başvuruda bulunamaz; ancak diğer hak ve özgürlüklerin ihlali durumunda bireysel başvuru yapabilmektedirler.<br />
<br />
6216 Sayılı Kanunun 46. maddesinin 1.fıkrasında, sadece ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem veya eylem ya da ihmalden dolayı hakkı doğrudan etkilenenlerin başvuru yapabileceğini, 2. fıkrada ise tüzel kişilerin bireysel başvuru hakkını düzenlemiştir. Buna göre; kamu tüzel kişileri bireysel başvuruda bulunamaz, özel hukuk tüzel kişileri ise sadece tüzel kişiliğe ait hakların ihlali söz konusu olduğunda bireysel başvuruda bulunabileceği öngörülmüştür. Hak ihlalinin temelinde bulunduğu iddia edilen işlemin başvuru anında mevcut olması, yani güncel olması gerekmektedir. Yani 16 yaşında bir vatandaş seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bir başvuruda bulunursa bu hak ''güncel'' olmadığı için reddedilecektir.<br />
<br />
<br />
Ayrıca, temel haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes ilk önce  bu alanda görevli olan adli ve idari makamlarda hakkını aramalı, bu kurumlarda bir çözüm bulunamaması durumunda iddiasını Anayasa Mahkemesinin huzuruna taşımalıdır.(14) Örneğin, bir kamu görevlisinin haklardan birini ihlal etmesi durumunda önce idari amirinin sonra cumhuriyet savcısının soruşturma yapması ve yerel mahkemelerde yargılamanın yapılmasından sonra hala hak ihlali ortadan kalkmadıysa bireysel başvuru yolu tercih edilebilir. Dolayısıyla bireysel başvuru ikincil bir hak arama yoludur. Ancak hak arama süresi geçirilerek kesinleşmiş olan kararlar için başvuru yapılamaz.<br />
<br />
Bireysel Başvurunun usulü, kabul edilebilirlik şartları incelenmesi; 6216  sayılı kanunun 47,48,49 ve 50. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.51.maddede ise; başvuru hakkının açıkça kötüye kullandığı durumlarda, yargılama giderleri ve 2000 TL'den az olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedileceği öngörülmüştür.<br />
<br />
<br />
Bireysel başvuru, bir başvuru formuyla yapılır. Formda başvuruya esas teşkil eden işlemleri özet olarak anlatılmalıdır. Başvuru, kanunda ve içtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne veya yerel mahkemeler aracılığıyla veya yurtdışındaki temsilcilikler aracılığıyla yapıabilir ve harca tabidir. Ayrıca adli yardım kurumu bireysel başvuru için de mevcuttur. Başvuru dilekçesinde yazılması gereken bilgiler, 6216 sayılı kanunun 47. maddesinin 3. ve 4. fıkrasında detaylı şekilde belirtilmiştir. <br />
<br />
Bireysel başvuru hakkını kullanma bir hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre, başvuru yolları tüketildikten sonra veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır. Haklı bir mazeret nedeniyle başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde ve mazeretlerini belirten delillerle başvuru yapabilirler. Mahkeme önce mazereti değerlendirecek ve eğer yeterli görürse esasa geçecek, yeterli görmezse başvuruyu reddecektir.<br />
<br />
<b>6-)BİREYSEL BAŞVURUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ</b><br />
<br />
Bireysel başvular öncelikle Anaysa Mahkemesinde kurulan Komisyonlarca kabul edilebilirlik incelemesinden geçecektir. Kabul edilen bireysel başvurular esas inceleme yapılmak üzere bölümlere havale edilir. Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma yapma,bilirkişi atama, keşif yapma ve belge isteme yetkisine sahiptir. Örneğin, başvurucunun başvuru formuna hak ihlaline dayanak gösterdiği belgelerin resmi bir kurumda olması ve başvurucunun bunu temin etmeye çalışması ancak başaramaması durumunda bu kurumlar hak ihlaline dayanak teşkil eden belgeleri ilgili kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belgeleri talep edebilir. (15)<br />
<br />
Mahkeme, başvuruyu dosya incelemesi yapmakla birlikte, duruşma yapılmasını da isteyebilir. Mahkeme esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere re'sen veya talep üzerine karar verebilir, tedbire karar verilmesi durumunda en geç 6 ay içinde esas hakkında karar verilmelidir, aksi taktirde tedbir kendiliğinden kalkar. (16)<br />
<br />
Esas hakkında incelemede, başvuru yapan kişinin gerçekten bir hakkının ihlal edilip edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekene hükmedilir; ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.(17)<br />
Eğer ihlal mahkeme tarafından yapılmışsa dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkeme gönderilir. ''Yani Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin yerine geçerek bir karar veremez.'' Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar olmayan hallerde başvuran lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.(18)<br />
<br />
<b><br />
7-)BİREYSEL BAŞVURU SÜRESİ</b><br />
<br />
Yukarıda da belirtildiği üzere başvuru hak düşürücü süreye bağlanmıştır. Buna göre;başvuru yolları tüketildikten sonra veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde  başvuru yapılmalıdır. Bu sürenin başlangıcı ise kesinleşmiş kararın kişiye tebliğ veya tefhim tarihidir. <br />
<br />
Ancak başvurular 6216 sayılı kanunun Geçiş hükümlerinin geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında belirtildiği üzere; 23 eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak işlemler değerlendirmeye alınacaktır. 23 eylül 2012'den önce kesinleşen hak ihlalleri için yapılan başvurular, zaman yönünden yetksizlik nedeniyle reddedilecektir. <br />
<br />
<b><br />
SONUÇ</b><br />
<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS'de tanımlandığı üzere ikincil derecede bir mahkmedir. Asıl olan ulusal yargılamadır. Keza, AİHM'e başvuru ve AYM'ye başvuru birbirinden farklıdır. AİHM'e başvuru, AİHS'e taraf olmanın bir yükümlülüğü iken, Bireysel Başvuru bir iç hukuk yolu haline gelmiştir. Ancak bireysel başvuru yolunun açılması, AİHM'e başvurulamayacağı anlamına gelmez. Ancak AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesini aradığından ve bireysel başvuru da bir iç hukuk yolu haline geldiğinden AİHM'e yapılan başvuru muhtemelen reddedilecektir. Bireysel başvuru yeni bir kurum olduğundan ve henüz etkin şekilde işlemediğinden bunu öngörmek henüz mümkün değildir. Önümüzdeki birkaç sene AİHM, ülkemizdeki bireysel başvurunun etkin bir yargılama yolu olduğunu kabul ederse, bireysel başvuru hakkı kullanılmadan doğrudan AİHM'e yapılan başvuruları reddebilecektir. Eğer, etkin bir yargılama olduğunu kabul etmezse, geçmişte de olduğu gibi, iç hukuk yollarının tüketilmesini beklemeyecek ve gelen başvurularda kendiliğinden yetkili olduğunu kabul edecek ve davaya bakabilecektir.(19) <br />
<br />
<br />
Dolayısıyla bu kurumun devamlılığı için, AİHM içtihatları hakimlerce güncel olarak takipe edilmeli ve içtihatlara uygun kararlar verilmelidir. Böylece hem insan haklarına aykırı hüküm tesis edilmesinden hem de sözleşmeyle yargı yetkisini tanıdığımız AİHM'sinin mahkumiyetlerinden kurtulmuş oluruz.<br />
<br />
<b><br />
Hazırlayan: Musa Yıldırım KAYA</b><br />
<u>Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.</u><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<u>KAYNAKÇA</u><br />
1)Bozkurt, Özcan, Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, 2011<br />
2)wikipedia.org<br />
3)Prof. Dr. M. S. Gemalmaz, Kabuledilebilirlik kararları, İstanbul, Beta yayınları, s 149<br />
4-)AİHS madde 33.<br />
5-)Yılmaz Bedrettin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Başvuru Koşulları, turkhukuksitesi.com/makale_677.htm <br />
6-)Örnek karar için bkz: B.Yaltı, Vergi Yükümlüsünün Hakları, Eylül 2006, 19 dn. 73<br />
7-)İ. Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku, İnsan Haklarının Hukuksal Yapısı Üzerine Bir Deneme, İstanbul,1996 syf. 123.<br />
8-)echr.coe.int<br />
9-)Yılmaz Bedrettin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Başvuru Koşulları, turkhukuksitesi.com/makale_677.htm <br />
10-)[<a href="http://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/52_1997_836_1042.pdf]" target="_blank">http://www.yargitay.gov.tr/aihm/uplo..._836_1042.pdf]</a><br />
11-) [<a href="http://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/57_1996_676_866.pdf]" target="_blank">http://www.yargitay.gov.tr/aihm/uplo...6_676_866.pdf]</a><br />
12)66 soruda Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, Ekinci Hüseyin, Sağlam Musa, 2012<br />
13)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45/1<br />
14-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45/2<br />
15-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.49<br />
16-6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.49/3<br />
17-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50/1<br />
18-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50/2<br />
19-)AİHS m.32/2</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?29-Anayasa-Mahkemesi-ne-Bireysel-Basvuruya-Genel-Bir-Bakis</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Var mısın?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?28-Var-misin</link>
			<pubDate>Fri, 12 Oct 2012 19:59:28 GMT</pubDate>
			<description>Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?28-Var-misin</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hata</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?27-Hata</link>
			<pubDate>Thu, 11 Oct 2012 19:03:30 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şu bir hata. 
 
Hata inancı... 
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı... 
 
D.N.A.'sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şu bir hata.<br />
<br />
Hata inancı...<br />
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı...<br />
<br />
D.N.A.'sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan bebek, dedesinin babasına doğru ve yanlış çizelgesini talim ile kavramaya mecbur tutuluyor.<br />
<br />
Hep bir etki var...<br />
Etkilenen de etkiliyor süreç içinde.<br />
Akıl deniyor süzgeç için; ama aklın mayası küf tutmuş.<br />
<br />
Hazır bir çizelge var malum...<br />
Belirlenmiş...<br />
<br />
Doğduğun yerin yaşayan hukuku ne diyorsa o...<br />
<br />
Bir zaman sonra ister istemez kaptırıp sende kendini en kadim savaşçısı bile oluyorsun o kültürün tezleri adına ölümler doğuracak kadar tutkuyla...<br />
<br />
Ve sonra sen, ağzınla istersen kuş tut,<br />
cevherinden tutmuşlar tuttuklarını.<br />
<br />
Ayıpları var; günahları, sevapları...<br />
Analarından babalarından asma halılık...<br />
<br />
Şu kıtanınki farklı bu zamanınki farklı ne yazar?<br />
Dayamışlar huniyi akıtıyorlar yersen...<br />
<br />
Zamanın da akması var ve her nesile yeniden kör cehalet doldurur o...<br />
<br />
Şulelenmiş yaşam<br />
ve ölü laleler<br />
çürük kokan bir yasemin<br />
<br />
<br />
Birileri öğretmese bütün tarih çöp kutusunda...<br />
Teknoloji, bilim, bütün felsefe ve din...<br />
<br />
Ben böyle insanlığı saza tel mi yaparım?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?27-Hata</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kazanı Kaynatınca...</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?26-Kazani-Kaynatinca</link>
			<pubDate>Wed, 03 Oct 2012 19:34:50 GMT</pubDate>
			<description>Fahişe diyorlar, orospu da... Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın’ diye tanımlıyor. Bazıları da ’para karşılığı bedenini kullandıran...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fahişe diyorlar, orospu da... Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın’ diye tanımlıyor. Bazıları da ’para karşılığı bedenini kullandıran kadın’ diyor.<br />
<br />
Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı’nın ’kadın’ olduğunu özellikle vurguluyor. Kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın göz kırpsa onunla olmak için tepişerek sıraya girecek erkeklere ise toz kondurmuyor. Sözlüğe halka halka diyelim ve devam edelim. Konu edeceğim şey başka.<br />
<br />
Karşılığında bir bedel ödüyorsun ve alıyorsun.<br />
<br />
Neyi alıyorsun?<br />
<br />
İstediğinin bir zaman kullanım hakkını. Sana tahsis ediliyor. Anlaştığınız süre içinde anlaştığınız şekilde oluyor. Sonra çekip gidiyorsun. Bir kez daha istersen, yine bedel ödemek durumundasın.<br />
<br />
Bu alış verişte kullanılan tanım, bedel maddi olduğunda (para, eşya, yemek, içki v.s) farklı, manevi olduğunda (eğlendirmek, hoş zaman geçirmek, iyi hissettirmek v.s) daha farklı oluyor.<br />
<br />
X lira bedel ile bir otel odasında üç dört saat kiralanan bir bedenin sahibi ’düşük ahlaklı, kolay elde edilen’ o, sonra x lirası ile dilerse çanta alıyor, dilerse karnını doyuruyor, dilerse makyajına saçına harcıyor, dilerse biri ile yiyor ve artık ne dilerse yapıyor... <br />
<br />
Tasarrufundadır aldığı, dilediğince kullanır.<br />
<br />
Bir şekilde tanışıp, x bedel söz konusu olmadan komiklik, karizma, şamata, tav ile biraz zaman geçirildiğinde ve bir yemek ısmarlandığı, bir buket çiçek, ya da bir hediye alındığında şovmenliği ile rahatlatıp etkilediğini aynı otele götürdüğünde ise olayın adı başka oluyor. Götürülenin ona alınan çantayı ve ısmarlanan yemeğin mekanını beğenmesi örftendir tabi.<br />
<br />
Bir de bu devamlılığa binmişse daha farklı artık... İlişki deniyor.<br />
<br />
Bedel maddi olunca farklı manevi olunca farklı anılıyor ya, böylesi bir üçkağıda sessiz kalmanın tahlili karakterleri sereserpe ortaya koyuyor... Her şekilde bir bedel ödenmekte ise, bedeller arasına nifak sokanlara da halka halka diyoruz...<br />
<br />
Değer yargılarının kökünün laçkalığının önemli alametlerinden birisi budur.<br />
<br />
Etki, ışığın suya değdiğindeki kırılma gibi açı sapmasına neden olmakta.<br />
<br />
İşin özü, etkilenenlerin cümlesi sürüdür. Taraflarınca kabul edilsin edilmesin çobanın deyneğinin ucunda yaşarlar ve yönlendirildikleri tarafa akarlar. İradesini sürüden yana koyanın düzülürken ağlaması makul olsa da normal değildir.<br />
<br />
Amiyane tabir ile...<br />
<br />
Kullandıran ile kullanan arasında iyi ve kötü tasnifi, kullanım için tayin edilen bedel niteliği ve niceliği esasta hiç bir şeye etken değildir. Buna rağmen bence -varsa bir- değer mantalitesi x karşılığı bedenini kiraya veren, karizmasına, şamatasına tav olduğuna bedenini kullandırandan daha kıymetli olmalıdır.<br />
<br />
Bir kaç etkili sohbetin ve bir kaç kuruşun karşılığı benzer bir geri dönüşe neden oluyorsa bunları birbirinden ayırıp birine tu kaka diğerine sempatik yaklaşımlı hasta beyinlilikten kurtulmak için derhal ’bir bedel ile’ bir psikologa terapi öneriyorum. Terapinin bedeli illa para olacak değil ve terapi veren özellikle psikolog olmalı da değil diyeyim de olayımız daha anlaşılır olsun.<br />
<br />
Etkinin olduğu her yer kaynar. Kazana düşen nereye denk gelirse...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?26-Kazani-Kaynatinca</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Baskı Basar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?25-Baski-Basar</link>
			<pubDate>Sat, 15 Sep 2012 19:10:23 GMT</pubDate>
			<description>En önce boşluk vardı, 
sonra varlık boşluğu baskıladı 
ve baskı sonra hep bastırdı. 
Basan bastığınca var oldu. 
 
İnsana sıçradı baskı. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">En önce boşluk vardı,<br />
sonra varlık boşluğu baskıladı<br />
ve baskı sonra hep bastırdı.<br />
Basan bastığınca var oldu.<br />
<br />
İnsana sıçradı baskı.<br />
<br />
Baskısından yaka silken basılan, baskıcısını alaşağı etmek için bastı. Basanı ezdi ve mahkeme, mahkeme kurdu; eski basan yeni basanca meydanlarda baş aşağı sallandırıldı. <br />
<br />
Duramadı baskıdan basarak kurtulan, o da bastı bir basılacak bulup. O baskıyı protesto eden taze basılanlar basıcılarını alaşağı etmek için ayaklandılar. Basan da basıldı. Basmaya kast edenini meydanlarda baş aşağı sallamadılar bu sefer, teşhir ettiler. Bu yeni baskıdan sıyrılma hareketleri de baskısız olmadı. Baskı burada daha sistemliydi. Baskı bastırılamıyor ve her bastırma girişiminde bir taraftan pörtlüyordu, basan namına ve bazen basılan...<br />
<br />
Baskı bitmeyecek. Baskı boru değil. Boru öttürgeçli höttürgeçtir. Civcivi sevmesek de sevimli olduğu gibi...<br />
<br />
Dün üniversitede porno çevirenler kınandı, kınayanları kınayanlar hor görüldü, baskı altına alındı; bugün ilahiyat hocası kınandı, kınayanları kınamayanlar da...<br />
<br />
Basanım, basanını basar.<br />
<br />
Basarsam sarsarım.<br />
<br />
Basanlar olacak basılanlar oldukça...<br />
<br />
Yatak odasında basılanların manşetten boy boy resmi basılacak.<br />
<br />
Basılacak ki para basılsın. ün, güç bas bas basur basur...<br />
<br />
Vicdanlara pamuk basılacaaak<br />
<br />
bas...<br />
<br />
Aper bas, kütle bas<br />
<br />
Baskı basmalı;<br />
çünkü<br />
baskının mayası bozuktur.<br />
<br />
Basan ve basılıp sonra her basan da nasibince...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?25-Baski-Basar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaratıların Dayanılmaz Hafifliği</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?24-Yaratilarin-Dayanilmaz-Hafifligi</link>
			<pubDate>Tue, 11 Sep 2012 21:21:19 GMT</pubDate>
			<description>mesaj manyağı millet 
dizilerde filmlerde  
magazin programlarında  
açık oturum, tartışma arenaları 
vaaz kürsileri 
kahvehane köşeleri 
gazete...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">mesaj manyağı millet<br />
dizilerde filmlerde <br />
magazin programlarında <br />
açık oturum, tartışma arenaları<br />
vaaz kürsileri<br />
kahvehane köşeleri<br />
gazete manşetleri<br />
tuvalet kapılarında mesajlar<br />
bak evladım<br />
iyi dinle dostum<br />
dikkat et kardeşim<br />
bu budur<br />
şu şudur<br />
elemtere fiş<br />
kem gözlere şiş<br />
hocası, abisi, bir bileni <br />
atanı tutanı sallayanı uçuranı <br />
hakimi avukatı <br />
tırışkadan zerzevatı <br />
kodumu oturtanı <br />
bu kadar çok <br />
ey bu milletin evlatları<br />
kendi halimde yazan çizen biriyim<br />
okuduklarında mesaj gördüğün ne varsa üfürükten teyyaredir<br />
çünkü her yaşam kendi formatının mimarıdır<br />
ve etki bazlı her dış müdahale <br />
başkalarının yaşamlarını yaşamlarına bir kasıt ile monte edenlerin bilinçli ya da bilinçsiz yaratılarıdır</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?24-Yaratilarin-Dayanilmaz-Hafifligi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?22-insan</link>
			<pubDate>Thu, 09 Aug 2012 22:01:31 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?22-insan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zaman Akarken</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?21-Zaman-Akarken</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jul 2012 20:52:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[80 yaşında bir ateist: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dedi, ağzı açık...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">80 yaşında bir ateist: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dedi, ağzı açık onu hayranlıkla dinleyen küçüğe. 3.000 km doğuda aynı anda 80 yaşında bir sûfi de benzer cümleleri kuruyordu farklı bir dilde önünde diz çökmüş gence...<br />
<br />
Bu konuşmalardan habersiz aralarında 3.000 km olan iki ayrı beldede Lisa ve Şuhsa aynı anda meme veriyorlardı bebeklerine. Bebeklerden biri devlet başkanını öldürecek, diğeri de devletine başkan olacaktı büyüyünce.<br />
<br />
Bir Kızılderili dedesinin beyazlarla olan savaşlarını ballandıra ballandıra sümüklü çocuklara anlatırken tam da o an Çin'de kardeşinin tabağına açlıktan tüküren Cheong Yong Kızılderilileri ömrü boyunca hiç duymayacaktı.<br />
<br />
Dört nesil önce 65 yıl yaşayan Mahir Ağa ne etoburdu, bilemezsiniz. Bir oturuşta bir kuzuyu tek başına yerdi. Dördüncü kuşaktan torunu Seyfi ise vejeteryanların kralıydı, midesine et asla girmedi.<br />
<br />
Sevdiği adamla evlenemeyen Margeret, Jan'dan beş kız yapmıştı. Jan'ın kızları Margeret'in sevdiği adamın oğulları ile evlendiler.<br />
<br />
Hepsi bir yana 5300 yıl önce ölen Buz çağı adamı Ötzi'ye en güçlü kahin söylese inanmazdı 5300 yıl sonra milletin maskarası olacağını...<br />
<br />
Zaman sonuna biraz ilerlesin şimdi...<br />
<br />
Bir balık pusulasız doğduğu yere gidiyor. Bir kunduz kusursuz bir mühendislik ile ev ve barikatlar inşa ediyor. Yarasalarda radarlar, elektrikli balıklar, Monark kelebeklerinin yolculuğu, penguenler v.s. v.s. müthiş donanımlar, teknoloji ile erişmemiz şu an için söz konusu olmayan nice gelişmiş savunma ve yön bulma mekanizmaları... Dudak uçurtan nice donanım, lakin yerinde saymaya mahkumluk; ya da sınırları dahilinde gelişmeye. Zira akletme melekesi problemli...<br />
<br />
İnsan bitki, böcek ve hayvanların çoğuna göre aslında bomboş doğuyor. Sonradan öğrenmesi gereken bir sürü bilgi ve düşe kalka tecrübeler, erişebildiğince teknoloji.<br />
<br />
Aslında insanın tabiat şartlarında anne rahminde iki yıl geçirmesi gerektiğini biliyor muydunuz? Sanırım bilmiyorsunuz. Bilmenizin bir faydası var mı?<br />
<br />
Belki soru bu: Faydası ne?<br />
<br />
Çözüm de bu soruda.<br />
<br />
İnsan meraklı bir canlı. Duyguları gelişmiş, karmaşık bir varlık. Bilgi, tecrübe, olgu benzeri önceki nesillere ait çoğu kazanımın yeni doğumlarda hafıza depolarında bulunmaması; ya da baskılanmış olması aslında onun yaşamı sorgulayabilir biçimdeki varlığında izah bulabilir.<br />
<br />
İnsan yol almaya meyilli bir canlı. Oluşturduğu bir doğa hali karşıtı kültür değer var. Bu değer doğaya parelel, doğanın da varlık bulduğu imkanları kullanarak yeni bir varlık sahası oluşturmaya yardımcı olmuş insanda. İnsan bunu işlemiş D.N.A.sına. Keşfi... Umudu... İrade ve akletmeyi...<br />
<br />
Kültür alanı olmasaydı sanırım şu an insan çoktan uzaydaydı. Dünya ona yetmemiş, kainata dağılmıştı. Bunu başarabilecek tek tür insan, zamandaşı canlılara göre.<br />
<br />
İnsan ise hırs ve hasedi, yani nifakı tercih etti ve kavgalar, savaşlar paylaşma oranı bazlı sekteye uğrattı doğal gelişimini. Akletti; ama yanlış akletti. Belki böylesi gerekliydi. Bu farklı bir tartışma. Bunu geçerek:<br />
<br />
Yirmi otuz yıl sonra düşünüyorum da geçen binlerce yılı telafi edebilecek atılımlar yine insanın eseri olacak. Ölen öldüğü ile kalacak ve geçmişteki en ünlü, en etkin en derin şahsiyetler hafızalarda anılmak istenmeyen anılar olarak yer alacaklar. O hırslar, o hasetler... Ölümler, mücadeleler... Acı acı gülümsenilecek hepsine.<br />
<br />
Çünkü insan ortak geçmişinde bulduğu, bildiği her şeyi beynine yükleyebileceği bir mekanizma ha icat etti, ha edecek durumda.<br />
<br />
Chipler geliyor. Element kökenli hafıza depoları. Haricen yerleştirilecek ve mühendislik, tıp, sanat, bilumum bilim v.s. ne varsa her şey bir anda sizde olacak. Herkese hepsini yaparlar mı bilemiyorum; ama herkese hitap edecek tarzda bir şeyler muhakkak olacak.<br />
<br />
Mp3lerini kulaklıkla dinlemeyeceksin mesela, beyninde çalacak. Hukuk okuyorsun ya, binlerce sayfa kanun... Bir sürü zaman gerek kalmayacak. Bir tık ile ne var ne yok sende olacak, gibi...<br />
<br />
Her yeni nesilde yeniden bulunmaya bilinmeye mahkum ne varsa hepsi ilk anda alınmış ve bütün toplam değer sonrakine olduğu gibi nakledilmiş hale gelecek.<br />
<br />
Bu durum, bildiğimiz hayal edebildiğimiz ne varsa hepsini topyekün kıymetsiz kılacak.<br />
<br />
Nifak nedenli kavgalar, ölümler, yokluk, kıtlık paylaşım sorunları, mülkiyet ve ceza mantaliteleri her şey değişecek ve doğa şartlarının elverdiği gerçekliklere kavuşulacak. Sun,i uydurma, kanser olmuş yaşam normlarımız topyekün atta...<br />
<br />
İşte bu, bunun ilk bilgisidir.<br />
<br />
Tüm varlık içinde ufacık bir yaşamın ısmarlama sahibi insanlığa hayırlı olsun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?21-Zaman-Akarken</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kardeşlerarası Şiddetin Hukuki ve Sosyolojik Açıdan Değerlendirilmesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?20-Kardeslerarasi-siddetin-Hukuki-ve-Sosyolojik-Acidan-Degerlendirilmesi</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jul 2012 22:45:30 GMT</pubDate>
			<description>Şiddet, dünyanın her yerinde yaşanmakta ve insan haklarını ihlali olarak değerlendirilmektedir.  Kadın ve çocuklara yönelik şiddet, ataerkil...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şiddet, dünyanın her yerinde yaşanmakta ve insan haklarını ihlali olarak değerlendirilmektedir.  Kadın ve çocuklara yönelik şiddet, ataerkil toplumlardaki aile içi hiyerarşik yapılardan kaynaklanmakta ve bunlarla desteklenmektedir.  Ancak bu yapılar ve değerler toplumun diğer özel koşullarına ekonomik, tarihsel ve kültürel özelliklerine göre farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Şiddet kurbanı olan kadın ve çocuklar aynı ruhsal ve bedensel sorunlar yaşamakta, kimi zamanda sakatlanmakta hatta ölmektedirler.<br />
<br />
          Kardeş, çocukların sosyal ve ruhi açıdan dengeli yaşamalarını sağlar. Ancak, kardeşler arasında çeşitli nedenlerden dolayı kardeşine karşı şiddet kullanma eğiliminde bulunabilirler. Ancak şiddet tek bir nedene indirgenemez. Çocuğun çevresindeki okul, aile vb toplumsal yapılar şiddetin ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Bu nedenlerin başında kıskançlık gelmektedir. Genelde büyük olan çocuk, küçük kardeşini kıskanır. Bunun nedeni, ailesinin ona göstermiş olduğu sevgiyi paylaşmak istememesidir. Bu gibi sebeplerden dolayı kardeşler arasında kıskançlık olabilir ancak bu doğaldır. <br />
<br />
          Bir başka neden de çocukların izlediği çizgi film, sinema veya bilgisayar oyunlarındaki şiddet içeriğidir. Çocuklar küçük yaşta bu filmleri izlediği için sorgulamadan orada gördüklerini doğru sayıp uygulamaya geçebilmekte ve çevresindekilere zarar verebilmektedir. Aileler bu yüzden çocuklarının ne izlediklerini denetlemeleri gerekmektedir.<br />
<br />
          Diğer bir neden ise, çocukların şiddet kullanan anne ve babalarına özenmeleridir. Çocuğun, çocukluk döneminde ailede şiddetin doğal karşılandığını algılaması, ileriki yaşamında da bu davranışları sürdürmesine neden olabilir. Evde kadına uygulanan şiddet, çocukların ruh sağlığını da olumsuz etkilemekte ve ileride çeşitli sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Babanın anneye uyguladığı şiddete özenen çocuk kardeşine şiddet uygulayabilir. Aile içinde anne, baba ve kardeşler arasında sorunların çözümünde kaba kuvvet kullanılıyorsa, güçlü olan zayıf olanı ezmeye gidiyorsa, çocuk da bunu örnek alacaktır. Çocuklar özgürdür, meraklıdır fakat mantığı yoktur, her isteğinin yerine getirilmesini ister, eğer gerçekleştirilmezse şiddete yönelir.<br />
<br />
         Çocuklar arasında rekabet yaratılması da ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Kardeşlerden biri başarılıyken diğeri başarızsa ve ailesi ona kardeşi gibi başarılı olmadığı için baskı yapıyorsa kardeşler arasında rekabet oluşacaktır. Bu da kardeşlerin birbirinden nefret etmesi ve hatta ileride birbirlerine karşı şiddet kullanmalarına yol açabilmektedir. <br />
<br />
         Cinsiyet de kardeşler arası şiddette rol oynayan etkenlerdir.  Bu kız çocuklarında genelde kıyafet kavgası, erkek çocuklarında ise fiziki güce dayanan fiziksel konularda ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çocuklardan birinin daha çok dışarıda zaman geçirmesi, geç yatması kardeşler arasında rekabet veya gerginliğe sebep olabilir.<br />
<br />
         Çocuğun yaşadığı sosyolojik ortam da çocuğu şiddete yöneltebilir. Örneğin, yaşadığı mahallede insanlar sürekli birbirine karşı şiddet kullanıyorsa, çocuk da bir süre sonra bu hareketleri benimseyecek ve çevresindeki insalara karşı şiddet kullanmaya başlayacaktır. Ayrıca çevrenin örf ve adetleri gereği çocuklar şiddete yöneltilmektedir. Ülkemizde en çok yaşanan üzücü olaylardan birisi de, kardeşlerin ''töre'' yüzünden öldürülmesidir. Çocuklar ''töre'' bahanesiyle azmettirilmekte ve kardeşlerine karşı şiddet uygulamaya yöneltilmektedir. Ne yazık ki bu şiddet genellikle ölümle sonuçlanmaktadır.<br />
<br />
         Şiddetin bir çeşidi de ''mobbing''dir. Mobbing'in kelime anlamı; saldırma, sataşma ve hücum etmedir. Günümüzde mobbing, iş yerinde uygulanan ruhsal taciz anlamında kullanılmaktadır. Ancak  mobbing'in sadece iş yerinde değil, evde de uygulanması mümkündür. Bir kardeşin diğer kardeşe mobbing uygulaması mümkündür. Bunun sebebi yukarıda da belirttiğimiz gibi çeşitli sebepleri olabilir.<br />
<br />
        Çocuklara yönelik şiddet ile ilgili ulusal mevzuatımızda düzenlemeler mevcuttur.<br />
<br />
        Anayasa m.5'te  devletin temel amaçlarından ''kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak'', yine Anayasanın 10. maddesinde ''kadın erkek eşitliği'', Anayasa madde 12 de ise; '' herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir'' denilmiş, 17. maddede ise; ''herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücuduna dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz'' denilmiş ve insan haklarının önemi vurgulanmıştır <br />
 <br />
        5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeler ise, ''insanlığa karşı suçlar'' ve ''kişilere karşı suçlar'' başlıkları altında bireye verilen önem vurgulanmıştır. Ayrıca çocuğa ve daha çok kadına yönelik ''cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlar''  kişilere karşı suçlar başlığı altında  düzenlenmiştir. Konumuzla alakalı birkaç maddeyi incelemekte fayda bulunmaktadır. <br />
<br />
         Bunlardan ilki TCK 82'de düzenlenen  kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinde sayılan hükümlerdir. TCK, ''d'' fıkrasında bu suçun üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesini, ''j'' fıkrasında ise töre saikiyle işlenmesini nitelikli hal olarak saymıştır. TCK m.86'da düzenlenen kasten yaralama suçunda da suçun ''kardeşe karşı'' işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır.<br />
Diğer bir düzenleme ise, TCK 96'da düzenlenen ''eziyet suçu''nda; ''çocuğa, beden veya ruh bakımından kendini koruyamayacak durumda bulunan kişiye'' karşı işlenmesi tipikliği oluşturacaktır. <br />
<br />
         TCK 102 ve devamında düzenlenen ''cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar'' başlığı da geniş bir koruma sağlamaktadır. 102. maddede düzenlenen cinsel saldırı suçunun, '' üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı'' işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır.<br />
<br />
         Çocuğu cinsel yönden en geniş kapsamda koruyan 103. madde ise; suçun ''üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısımı, üvey baba...'' tarafından işlenmesi suçun nitelikli halini oluşturacağı düzenlenmiştir. Yine aynı suçun ''cebir veya tehdit'' yoluyla işlenmesi durumunda ceza arttırılacaktır.<br />
<br />
         TCK 105 madde ise Cinsel Taciz suçunu düzenlenmekte, bu suçun aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde cezanın arttırılacağını öngörmüştür.<br />
<br />
         Yine TCK 229 maddede düzenlenen düzenlenen dilencilik suçunun ''çocuklar'' aracılığıyla işlenmesi  durumunda tipikliğin oluşacağı, bu suçun üçüncü derece dahil kan hısımları tarafından işlenmesi halinde cezanın arttırılacağı öngörülmüştür.<br />
<br />
         Tedip hakkının sözlükteki anlamı; ''ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak''  olarak düzenlenmiştir. Ancak, geçmişte bu hak yanlış anlaşılamalara sebep olmuş ve bu hak kötüye kullanılarak, kanunun sağladığı hakkın sınırı aşılmıştır. TCK 232. madde ise bu hakkı sınırlamaktadır. Buna göre, ''aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse cezalandırılır'' denmekte ve hem anne baba hem de aile içinde varsa kardeş veya diğer aile fertleri bu fiilleri işlediği zaman cezanlandırılacaktır.<br />
<br />
<b><i>Musa Yıldırım KAYA</i></b><br />
<br />
Kaynakça<br />
<br />
<a href="http://seninle.com.tr/ruh-ve-beden/psikoloji/1299-kardesler-arasi-duygusal-savaslar.html" target="_blank">http://seninle.com.tr/ruh-ve-beden/p...-savaslar.html</a><br />
<br />
<a href="http://blog.milliyet.com.tr/siddetin-yeni-bir-bicimi--mobbing/Blog/?BlogNo=209467" target="_blank">http://blog.milliyet.com.tr/siddetin...?BlogNo=209467</a><br />
<br />
<a href="http://www.kadininstatusu.gov.tr/upload/mce/eski_site/Pdf/tbmmkom-bolum1.pdf" target="_blank">http://www.kadininstatusu.gov.tr/upl...kom-bolum1.pdf</a><br />
<br />
<a href="http://www.hukuki.net/hukuk_sozlugu.asp?start=1621" target="_blank">http://www.hukuki.net/hukuk_sozlugu.asp?start=1621</a><br />
<br />
<a href="http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/" target="_blank">http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/</a><br />
<br />
<a href="http://www.rshm.gov.tr/kres/kardes-kavgalari.pdf" target="_blank">http://www.rshm.gov.tr/kres/kardes-kavgalari.pdf</a><br />
<br />
<a href="http://www.aylinildenkockar.com/cizgi_filmlerin_cocugunuz_uzerindeki_psikolojik_etkileri.html" target="_blank">http://www.aylinildenkockar.com/cizg..._etkileri.html</a><br />
<br />
<a href="http://www.egitimbulteni.com/y-detay.php?YaziID=156" target="_blank">http://www.egitimbulteni.com/y-detay.php?YaziID=156</a><br />
<br />
<a href="http://www.saglikveguzellik.net/cocuklarda-siddet-egiliminin-nedenleri.html" target="_blank">http://www.saglikveguzellik.net/cocu...nedenleri.html</a><br />
<br />
<b>Not: Kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir</b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?20-Kardeslerarasi-siddetin-Hukuki-ve-Sosyolojik-Acidan-Degerlendirilmesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aklın da Akıldan Arınmaya İhtiyacı Var</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?19-Aklin-da-Akildan-Arinmaya-ihtiyaci-Var</link>
			<pubDate>Mon, 09 Jul 2012 08:28:42 GMT</pubDate>
			<description>Ne hissediyorsun? 
 
Yaşamının efendisi mi, efendilerin kölesi mi? 
 
Bir yaşam var mı sahiden özgüründen diye soruyorsan, 
 
bence biraz var... 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ne hissediyorsun?<br />
<br />
Yaşamının efendisi mi, efendilerin kölesi mi?<br />
<br />
Bir yaşam var mı sahiden özgüründen diye soruyorsan,<br />
<br />
bence biraz var...<br />
<br />
Klişe meraklılarına bir etiket borcum vardı, yapıştırıyorum:<br />
<br />
<b>Gayrındaki yaşamlara sarkmayan her yaşam sahibi, yaşamının efendisi ve zayıflığını başkaya yamayan, başkada derman arayan her yaşam ise onun bunun kölesidir.</b><br />
<br />
On yapmaya gücü olmadığı için dokuzdan vaz geçenlerin dünyasında onlarlı her paylaşımda üçün birini alacağını bilmen gerekir blog sahibi...<br />
<br />
Sen sakındıkça üşüşmeleri, yapamamalarının şişkinliği...<br />
<br />
Korku çok güçlü ve merak da...<br />
<br />
Gözüne sokulan mertekleri yan yana koysaydın Uranüs platolarında süzülengillerden filo sahibi olurdun be adam.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?19-Aklin-da-Akildan-Arinmaya-ihtiyaci-Var</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aidiyet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?18-Aidiyet</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jun 2012 21:19:54 GMT</pubDate>
			<description>Sahibi olduğunun sevgilisi olamayanlara ithafen... 
 
Aidiyet... 
 
Zorlu kavram... 
 
Fark edilince birince bu, fark eden fark yaratır. 
 
İnsan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><i>Sahibi olduğunun sevgilisi olamayanlara ithafen...</i><br />
<br />
Aidiyet...<br />
<br />
Zorlu kavram...<br />
<br />
Fark edilince birince bu, fark eden fark yaratır.<br />
<br />
İnsan birine, bir şeye, bir yere ait hissettiğinde en korunmasızlardadır hissettiğine karşı...<br />
<br />
Kıymetli tarafından sömürülen yaşam, harcanan enerji ve tükenim...<br />
<br />
Asla öyle değil ardından yürür gölge gibi...<br />
<br />
Her sarılışta yeni bir ısırık.<br />
<br />
Afyonlu kezzap<br />
<br />
Çürüyen bir ömür...<br />
<br />
Ta ki...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?18-Aidiyet</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Uluslararası Adalet Divanı ve BM Güvenlik Konseyi Arasındaki Yetki Çatışması</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararasi-Adalet-Divani-ve-BM-Guvenlik-Konseyi-Arasindaki-Yetki-catismasi</link>
			<pubDate>Thu, 07 Jul 2011 21:35:17 GMT</pubDate>
			<description>Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya üst üste gelmesine bazen de çatışmasına neden olmaktadır. <br />
<br />
             Bunun en tipik örneği ise Uluslararası Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi arasındadır. Güvenlik Konseyi siyasal karar verirken, Adalet Divanı da yargısal karar verirken aynı konu üzerinde karar vermek zorunda kalabilirler. Bu durumda kararlar arasında örtüşme de olabilir, çatışma da olabilir. Örtüşme halinde bir sorun olmamasına rağmen çatışma halinde uluslararası hukukta ne olacağı tartışmalıdır.<br />
<br />
            Uluslararası Adalet Divanı; Birleşmiş Milletlerin temel yargı organıdır. Uluslararası Adalet Divanı, bağımsız olup hiçbir organın yetkisine tabi değildir. UAD; sadece devletlerarası problemlerle ilgilenen evrensel bir mahkemedir. Ayrıca Divan talep üzerine mütalaa da vermektedir. Mütalaalar yargı kararları gibi bağlayıcı olmamakla birlikte önemlidir. Ayrıca mütalaar bağlayıcı olmadığından dolayı, Divanın bu kararları yetki çatışmasına uygun değildir. Dolayısıyla Divan'ın sadece devletlerle ilgili ve bağlayıcı kararları sonucu yetki çatışması ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ise; BM andalaşmasına göre, uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde asıl yetkili organdır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı arasındaki temel sorun, her iki organın da aynı konu üzerinde bağlayıcı kararlar alabilmeleri ve kararların da birbirleriyle örtüşmemesi durumunda ortaya çıkar. Bunun nedeni ise BM mevzuatında yetki paylaşımının açıkça belirtilmemesidir. Bu yüzden Uluslararası Hukukta  hangi organın hangi yetkilerinin olduğuna dair tartışmalar devam etmektedir. <br />
<br />
            Güvenlik Konseyi; uluslararası hukuku tehdit eden her türlü olaya karşı kendiliğinden, devletlerin talebi üzerine veya diğer organların çağrısı üzerine karar alabilir. Burada Güvenlik Konseyi'ne konu bakımından çok geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. UAD'na da bir konu bakımından bir yetki sınırlaması getirilmediğinden ender de olsa bazen bu iki organ konu bakından sınırlanmadığı ve yetki paylaşımının yapılmadığından dolayı aynı konu için farklı kararlar verebilir.<br />
<br />
           Güvenlik Konseyi'nin tavsiye kararlarının bağlayıcılığı olmadığından eğer Divan'ın yargı kararı varsa, yargı kararlarına uymak zorunlu olduğundan Divan kararı uygulanır. Ancak Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararına karşılık, Divan'ın da bunun aksi bir yargı kararı varsa yetki çatışması ortaya çıkar.<br />
<br />
            Aslında Birleşmiş Milletler Şartı'nın 36. maddesi, organlar arasında çatışma olabileceğini kabul etmiş ve bu uyuşmazlığın önlenmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş bütün usülleri gözönünde tutacağını ve Konsey'in hukuki uyuşmazlıkları Divan'a sunması gerektiği belirtilmektedir:<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Şartı madde 36;<br />
1. Güvenlik Konseyi, 33. Madde'de belirtilen nitelikte bir uyuşmazlığın ya da benzeri bir durumun herhangi bir evresinde, uygun düzeltme yöntem ya da yollarını tavsiye edebilir. <br />
2. Güvenlik Konseyi, bu uyuşmazlığın çözülmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş olan tüm yöntemleri gözönünde tutacaktır. <br />
3. Güvenlik Konseyi bu Madde'de öngörülen tavsiyelerde bulunurken, genel kural olarak, hukuksal nitelikteki uyuşmazlıkların taraflarca Uluslararası Adalet Divanı Statüsü hükümlerine göre Divan'a sunulması gerektiğini de gözönünde tutacaktır. <br />
<br />
            Ancak Konsey bunu, Divan tarafından önceden verilmiş olası kararların gözönüne alınması biçiminde yorumlamaktadır. Tarihi yorum methodunu kullanarak şartı hazırlayanların kodifikasyon çalışmaları sırasında güttüğü amaca bakılmalıdır. Birleşmiş Milletler Şartının 36. maddesinin hazırlık çalışmaları ise Konsey'in yetksini sınırlandırmak olmadığını doğrulamaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi, olası bir yetki çatışmasını engellemek için Divan'ın görüşmekte olduğu konuyu gündeminden çıkarabilir; fakat böyle bir şey yapma zorunluluğu yoktur. Ayrıca Konsey, Divan'dan önce karar vermek için, Divanın henüz gündemine almadığı bir konuyu gündemine alabilir. Güvenlik Konseyi'nin bu yetkisi kötü niyetle kullanılmaya açıktır, zira yargı organları siyasi organlara karşı yavaş işlediğinden, Güvenlik Konseyi bir olaya önce müdahale ederek gündemine alacak ve böylece Divan'ı safdışı bırakabilecektir. Divan'ın ise böyle bir takdir yetkisi yoktur. Divan önüne gelen olayı siyasi bir denetim yapmadan görmek zorundadır. Divan; ancak ağır sebeplerin varlığı halinde mütalaa vermekten kaçınabilir.<br />
<br />
             Birleşmiş Milletler Şartı 36 maddesinin 3. fıkrasında Güvenlik Konseyi'nin uyuşmazlıkların barışcıl çözüm çabalarında hukuki sorunların  Divan'a götürmesi gerektiğini gözönüne alacağını belirtmiştir. Maddeden de anlaşılacağı üzere; ''gözönüne alacak'' derken Güvenlik Konseyi'nin böyle bir şey yapma zorunluluğunun olmadığını anlayabiliriz. Mayıs 1946'da Arnavutluk sahilinden geçen İngiliz mayın gemilerine açılan ateş sonucu açılan ''Corfu Boğazı'' davasında Güvenlik Konseyi BM Şartı 36/3'ü uygulamıştır.<br />
<br />
           ''Lockerbie'' davasında ise; ABD havayollarına ait bir Pan Am 103 tipi yolcu uçağının 1988 yılında havada patlamasıyla vuku bulan kaza sonucu bir çok Amerikan ve İngiliz vatandaşı hayatını kaybetmişti. ABD ve İngiltere bu olaydan iki Libya'lıyı sorumlu tutmuş ve yargılanmak üzere iade edilmelerini istemişti. Libya ise Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi'nin 18. maddesindeki  ''iade et veya yargıla'' maddesini iade etmeyerek yargılamak istemiş ve suçluları iade etmemişti. Bunun üzerine 1992 yılında Güvenlik Konseyi oybirliği ile aldığı bir kararda, Libya'nın ABD ve İngiltere'nin taleplerini yerine getirmesini; iki sanığı bu iki ülkeden birine teslim etmesi, ilgili tüm bilgileri ifşa etmesi ve uygun bir tazminat ödemesini istedi. Bu talepler Libya tarafından reddelince, ABD, İngiltere ve Fransa konuyu bir kez daha Güvenlik Konseyi'ne getirerek, teröristlerin İngiltere'ye ya da ABD'ye teslim etmediği gerekçesiyle Libya'ya karşı silah ambargosu, uçuş yasağı ve bazı diplomatik yaptırımlar öngören bir karar alınmasını sağladı. <br />
<br />
              Buna karşı Libya, 1992 yılında Uluslararası  Adalet Divan'ına başvurarak bu yaptırım kararının durdurulmasını istedi. Divan ise bu isteği BM Şartı'na göre bir devletin haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuran bir Güvenlik Konseyi kararına karşı, Uluslararası Adalet Divanı'nın ancak bu karara ''hukuki'' inceleme yapabilme yetkisinin olduğunu kabul etmişti. Buna göre esesa, yani kararın içeriğine ilişkin bir düzeltme veya inceleme yapılamazdı.<br />
<br />
           Divan, bu davada bir konu hakkında ilk önce Güvenlik Konseyi karar vermişse, bu karara Divan'ın uyması gerektiğini kabul etmiştir. Buna karşın ilk kararı Divan'ın vermesi durumunda -ki yargısal süreç yavaş işlediğinden bunun olma ihtimali azdır- Konsey Divan'ın almış olduğu karara uyacaktır. Çünkü; konsey kararları da  Divan kararları da Birleşmiş Milletler Şartı'na göre aynı hiyerarşik konumda yer almaktadır. Buradaki asıl ölçüt önce karar verenin kararının üstün tutulacağıdır. Oysa pratikte Güvenlik Konseyi kararları daha üstün niteliktedir. Divan'ın Lockerbie davasındaki kararı bunun kanıtıdır.<br />
     <br />
              Divan'ın Lockerbie davasında Konsey kararlarını üstün görmesine karşın, Konsey kararları da emredici hukuk kurallarına; yani ''jus cogens''e aykırı olamaz. Eğer Divan'ın veya Konseyin jus cogens'e aykırı bir kararı varsa bu iki organdan biri diğerinin kararını gözden geçirmelidir. <br />
<br />
               Böylece Divan, Güvenlik Konseyi kararlarını Lockerbie davasındaki içtihadına göre denetleyebilir. Ancak bunun için Güvenlik Konseyi kararlarının jus cogens'e veye Birleşmiş Milletler Şartı'na aykırı bir karar alması gerekmektedir. Bu bakımdan Divan her zaman Güvenlik Konseyi kararlarını denetleyemez.<br />
<br />
               Birleşmiş Milletler Şartında Divan'ın açıkça Güvenlik Konseyi'nin kararlarını denetleme yetkisinin verilmemesi, bu denetimi engellemez. Çünkü; Şart'ta denetleyememe hakkında da bir hüküm olmadığından; kanunların açıkça yasaklamadığı durumlarda ''yasaklanmayan şey hukuka uygundur'' ilkesi gereğince denetim yapabilecektir. Ancak pratikte pek de mümkün görünmemektedir. Zira, Adalet Divan'ı hakimlerinin seçiminde Güvenlik Konseyi'nin de önemli bir etkisinin olduğu ve hakimlerin genellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkerinden, tarafsız olmaları gerekmesine rağmen pratikte bu ilkenin pek de uygulandığını savunmak güçtür.<br />
<br />
               Bundan dolayı Divan, daha önce Konsey tarafından ele alınmış bir soruna ilişkin olarak hukuka uygunluk denetimi yapabilir. Böyle bir durumda Divan, soruna ilişkin Konsey kararını değerlendirecek ve hukuka uygunluğunu yargısal yetkilerine dayanarak yapacaktır. Eğer Divan ve Konsey kararları arasında bir uyuşmazlık olursa ve Birleşmiş Milletler Şartı'nda konuya ilişkin açık bir hüküm yoksa, Divan kararının yargısal ve nihai karar olarak üstün sayılması gereklidir.<br />
<br />
              Olası bir yetki çatışmasının en belirgin örneklerinden biri Bosna ve Yugoslavya arasındaki sorundur. Bosna-Hersek 1993 yılında Uluslararası Adalet Divan'ına saldırı ve soykırım suçundan ötürü başvurmuştu; böylece meşru müdafaa hakkını kullanabilecekti. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1991 yılında Yugoslavya'ya karşı silah ambargosu kararı almıştı. Meşru müdafaa hakkının kullanılması için ise bu ambargonun kalkması gerekliydi. Ancak Divan, Konseyin 2 yıl önce almış olduğu karara aykırı bir akrar almak istememiş ve böylece yetki çatışmasını engellemek istemişti(!) <br />
<br />
             Ancak Divan, bu davada soykırım suçundan dolayı devletin değil, bireylerin işlediği soykırım suçunu kabul etmiş, ayrıca Yugoslavya'ya bireylerin bu fiillerini durdurma yükümlülüğüne sokmamıştır. Oysa Birleşmiş Milletler Şartı'na göre; devletler, soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması için sorumludur. Ancak Divan, yetki çatışmasını engellemek için(!) Konsey'in daha önce almış olduğu karara aykırı bir karar almaktan çekinmiştir.<br />
<br />
            Sonuç olarak Divan ve Güvenlik Konseyi kararları arasında bazen yetki çatışmaları ortaya çıkmaktadır. Uluslararası organlar ise bunu mevcut siyasi yapıya göre şekillendirmekte, kimi zaman Güvenlik Konseyi'nin kararlarını üstün tutmakta, kimi zaman da Divan kararlarını üstün tutmaktadır. Ancak Divan'ın yargısal, Konsey'in ise siyasi bir organ olması; uluslararası alanda da siyasi mekanizmanın iç hukuktakinin tersine yargısal işlemlerden üstün olmasını sağlamış bu nedenle de Güvenlik Konseyi kararlarının üstün olduğu görüşü daha baskın çıkmıştır. Kanaatimce bu yanlıştır. Zira siyasi kararlar çoğu zaman taraflı olabilmekte, haklıyla haksızı iyi ayırt edememektedir. Yargısal kararlar ise olayın hukuki boyutunu inceleyip; jus cogens'e, insan haklarına, BM Şartı'na ve diğer uluslararası sözleşmeleri esas alınarak karar verilir. Ancak yargısal organların da bu konuda bazen siyasi kararlar gibi 'yanlı' kararlar verdiği görülmektedir. <br />
<br />
            Bunun çözümü uluslararası mevzuattaki bu boşluğu doldurmak, Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı'nın yetkilerinin sınırlarını net olarak çizmekten geçer. Ancak, kanaatimce bu Güvenlik Konseyi üyelerinin zararına bir düzenleme olur. Öyle ki günümüzde Güvenlik Konseyi ile Adalet Divanı arasında çıkan bir yetki çatışması sonucu, genellikle Güvenlik Konseyi'nin kararları üstün tutulmaktadır. Güvenlik Konseyi ise menfaati bulunan konularda eğer üyeler arasında bir anlaşma sağlarsa bu konuya el atmakta ve Divan'ın karar almasını engellemektedir. Eğer böyle bir düzenleme yapılarak yetkilerin sınırları çizilirse Güvenlik Konseyi daha önce olduğu gibi her konuda yetkili ve etkin organ sayılamayacaktır. Bu, uluslararası  hukuku ve Birleşmiş Milletleri yönlendiren ülkelerin, özellikle de Güvenlik Konseyi üyelerinin işine gelmemekte ve bu düzenlemeyi yapmaktan çekinmektedirler. Zira bu onların zararına olan bir düzenlemedir.<br />
<br />
<br />
Kaynakça: <br />
<br />
Ünal, Şeref ; Uluslararası Hukuk, Ankara, 2005<br />
Sur, Melda ; Uluslararası Hukukun Esasları, İzmir, 2010<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Uluslararası  Hukuk, Ankara, 2010<br />
Göçer, Mahmut ; Uluslararası Adalet Divanı ile Güvenlik Konseyi Arasında Yetki Çatışması<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Bosna-Hersek Sorununda Uluslararası Yargının Rolü<br />
Kaya, İbrahim ; Terörle Mücadele ve Uluslarası Hukuk<br />
Aral, Berdal ; Soğuk Savaş Sonrasında Siyasallaşan Uluslararası Hukuk ve Başlıca Mağdurları<br />
<br />
<a href="http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf" target="_blank">www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf</a><br />
<a href="http://www.usakgundem.com/makale/6/uluslararası-anarşiye-giden-yol-uluslararası-hukuk-açısından-önleyici-meşru-müdafaa-hakkı.html" target="_blank">http://www.usakgundem.com/makale/6/u...faa-hakkı.html</a><br />
<br />
Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapabilirsiniz.<br />
<b>Musa Yıldırım Kaya </b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararasi-Adalet-Divani-ve-BM-Guvenlik-Konseyi-Arasindaki-Yetki-catismasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatın şirket yöneticiliği</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?15-Avukatin-sirket-yoneticiligi</link>
			<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 15:25:04 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden Av.Derviş Akkuş)--- 
Avukatlık mesleği ile bağdaşan şirketlerde ortaklık yapılabilir.Lâkin,yetkili müdür olması mümkün...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="https://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>Av.Derviş Akkuş</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=402796#post402796" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="https://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">Avukatlık mesleği ile bağdaşan şirketlerde ortaklık yapılabilir.Lâkin,yetkili müdür olması mümkün değildir.Saygılarımla.</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Derviş Akkuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?15-Avukatin-sirket-yoneticiligi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnternet üzerinden 2. el satışlarda vergi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?11-internet-uzerinden-2-el-satislarda-vergi</link>
			<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 12:18:27 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden Av.Mehmet Toprak)--- 
Muhtelif eşyanını e-ticaret sitesi üzerinden satışı ile ilgili soruna değinmek istiyorum. 
Somut olayda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="https://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>Av.Mehmet Toprak</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=392611#post392611" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="https://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">Muhtelif eşyanını e-ticaret sitesi üzerinden satışı ile ilgili soruna değinmek istiyorum.<br />
Somut olayda vergi idaresinin araştırdığı husus, kazanç ve irad elde edilmesine yol açan faaliyetin ticari aaliyet sayılmasını gerektiren, devamlılık unsrunu taşıyıp taşımadığından ibarettir. <br />
Faaliyetin devamlılığından kasıt, daimilik olmayıp devamlılık niyetidir. <br />
Devamlılık niyetinin tespitinde, bir işyeri açmak, ilan ve reklam vermek, eleman çalıştırmak gibi dış göstergelerden yararlanılır. <br />
Ancak faaliyetin gayrı resmi surette yürütülmesi halinde, süreklilik kastının bulunup bulunmadığın tespiti için, faaliyetin ticari bir organizasyonu gerektirecek hacme sahip olup olmadığı araştırılır. Bu bağlamda bir takvm yılı içerisinde yapılan işlemlerin sayısı ve parasal büyüklüğü yani hacmi devamlılık kastının yani ticari bir organizasyonun varlığının göstergesi olarak kabul edilir. Bu durumda faaliyetin esnaf muaflığı kapsamına giren yani işyeri açmaksızın motorlu araç kullanmaksızın ufak tefek değeri düşük eşyalar olup olmadığı da önem taşıyacaktır.<br />
Alım satım faaliyetlerinin devamlılık unsurundan yoksun olması halinde ticari kazanç gelir türünün elde edildiğindne söz edilemez. Yine faaliyetin niteliğine göre diğer kazanç ve iratlar gelir türüne giren bir kazanç ve irad elde edilip edilmediği de araştırılır. <br />
Satış faaliyetini yapan kimse kendisine ait eşyalarını bir kereleğine elden çıkarıyor ise değer artış kazancı elde edildiği kabul edilecektir. Eşyaların alış fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark üzerinden vergilendirilmesi söz konusu olacaktır. Ancak eşyalar hediye gelmiş ise bu durumda değer artışından da söz edilemeyeceğindne vergilendirme söz konusu olmayacaktır. Bu halde ayrıca istisna tutarı ( 2009 yılı için 7.600 TL) üzerindeki kısım için beyanname verilecek istisnanın altında kalan kısım vergilendirilmeyeceğinden beyanna me de edilmeyecektir. Yine bu halde gelir vergisi ödnse dahi KDV ödenmesi gerekmeyecek, fatura kesilmesi de söz konusu olmayacaktr. Zira sürekllik taşıyan bir faaliyet söz konusu olmadığından satcının KDV mükellefiyeti de söz konusu olamayacaktır. <br />
Eğer somut olayda olduğu gibi başkasına ait eşyanın satışına aracılık söz konusu ise bu durumda arızi ticari faaliyet söz konusu olduğundan satışa aracılık eden kimse sadece aracılık nedeni ile elde ettiği bir komisyon geliri söz konusu ise bu kısım için arızi ticari kazanç elde etmiş sayılacaktır. Bu halde de istisna tutarı (2009 yılı için 17.900 TL) altında kalan tutar içingelir vergisi ödenmesi gerekmediğinden beyanname verilmeyecektir. İstisna tutarını aşan bir kazanç söz konusu ise o kısım için vegi beyannamesi verilecektir. Ancak bu halde dahi süreklilik unsuru taşına bir faaliyetten söz edilemeyeceğinden KDV mükellefiyeti söz konusu değildir. Mükellefin fiş fatura vb kesmek defter tutamak vb yükümlülükleri yoktur.<br />
Somut olaya döncek olur isek, olayımızda memur arkadaşımız sadece bir yıl, sadece bir defalağına bir arkadaşının eşyalarının satrışı işine aracılık etmiş. Somut olayda idarece satış sayısı ve kazanç ve iratların toplam tutarının yğksekliği dikkate alınarak  faaliyetin sürekli olduğu kannatine varıldığı anlaşılıyor. Bu durumda mükelelfin gerçek usulde gelir ve kdv mükelefiyeti açılması, buna ilişkin defter ve belge tasdik ettirmemek, vergi levhası tasdik ettirmemek alış ve satışlarında belge almamak, saklamamak, ibraz etmemek vb nedeni ile usulsüzlük - özel usulsüzlük cezaları yanında gelir ve kdv aslı ve vergi ziyaı cezalarına muhatap kalamsı söz konusu olacaktır. <br />
Bu noktada idarenin mükellef ile empati kurması gerekmektedir. Her ne kadar bir takvim yılı içerisinde birden fazla satış söz konusu ise de bu satışların aynı kişinin muhtelif eşyasının bir defada ancak farklı kimselere satılaı surei ile gerçekleştiği ortada. Mükellefin memur oluşu ve sonraki dönemlere herhangi bir faaliyette bulunmayışı bir arkadaşına yardım etmek niyeti ile hareket ettiği yani ticari faaliyetinde devamlıık katının bulunmadığını ortaya koymaktadır.<br />
Anlatılan dar kapsamlı bilgi kapsamında benim görüşüm bu yönde .  Kanımca memur arkadaşımız eğer kendisine sadece görüşmeye davet yazısı gelmiş ve henüz incelemeye başlama yazısı tebliğ edilmemiş ise  bir SMMMM ile iritbata geçerek, salt arkadaşının eşyalarının satışından kazandığı aracılık kazancı için pişmanlıkla arızi ticari kazanç satırını doldurmak sureti ile gelir vergisi beyannamesi vermeli. Tabi görüştüğü SMMM daha ayrıntılı ve basit bir çözüm bulacaktır.<br />
Saygılarımla.</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mehmet Toprak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?11-internet-uzerinden-2-el-satislarda-vergi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>LTD şirket Devri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?10-LTD-sirket-Devri</link>
			<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 11:30:54 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden abdulalim)--- 
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE,hisseleri devir ettiklerini , devir ettiklerinin tesbiti ile davalı adına tescil...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="https://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>abdulalim</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=382726#post382726" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="https://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE,hisseleri devir ettiklerini , devir ettiklerinin tesbiti ile davalı adına tescil ve ilana karar verilmesi/ veya devir işlemin tesbiti ile hükmen tesciline karar verilmesini vb  benzer taleblerle dava açılabilir ancak davanın  kabul edilme-<br />
si için, pay devri sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve imzaların noterden onaylanması gerekir(Tk 520/V) aksi halde geçerli olmaz(1) her iki taraf verdiklerini sebesiz zenginleşmeye göre geri alabilirler ,ayrıca pay devrinin ltd. şirketine bildirmek ve pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade eder pay defterine kaydedilmesi içinde 3/4 ortakların buna muvafakat etmiş olmaları ve bunlarda esas sermayenin 3/4 sahib olmaları gerekir ,(2)aksi taktirde açılan davalar red olunmakta.<br />
(1)11HD 2002/247-3983 29.04.2002;aynı yönde 11hd 2002/5608-16404 14.11.20028(www hukuk türk mevzuat içtihat bilgi bankası)<br />
(2)11HD 2007/1550 2008/2845 10.03.2008 ve diger kararlarıda bu yönde (www hukuk türk mevzuat içtihat bankası)</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mehmet Toprak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?10-LTD-sirket-Devri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>6000 sayılı yasa ve yararlanma şartları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?9-6000-sayili-yasa-ve-yararlanma-sartlari</link>
			<pubDate>Wed, 10 Nov 2010 09:59:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Öncelikle 30 Haziran 2010&#8242;da yürürlüğe giren 6000 sayılı kanunun amortisman ve personel giderlerini tazminat harici tutan maddelerini aşağıya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Öncelikle 30 Haziran 2010&#8242;da yürürlüğe giren 6000 sayılı kanunun amortisman ve personel giderlerini tazminat harici tutan maddelerini aşağıya alıntılamak istiyorum.<br />
.<br />
<div style="text-align: center;">ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU<br />
İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE<br />
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN<br />
Kanun No. 6000 Kabul Tarihi: 19/6/2010<br />
.</div><b>MADDE 11</b> &#8211; 30/5/1949 tarihli ve <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/932.html" target="_blank"><font color="#5c7a99"><b>5401 sayılı Askeri Öğrencilerden Başarı Gösteremiyenler Hakkında Kanunun</b> </font></a>3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan &#8220;öğrencilere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
MADDE 12 &#8211; 5401 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 3 &#8211;</b> Bu maddeyi ihdas eden <b>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten çıkarılanlardan</b> kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 3 üncü madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 15 &#8211; </b>27/7/1967 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun </font></a>18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi</b> aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.<br />
&#8220;a) Sağlık sebepleri dışında ilişikleri kesilenlere, personel ve amortisman giderleri hariç, Devlet tarafından yapılan masraflar, sarf tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için kanuni faizi ile birlikte hesaplanarak ödettirilir.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 17 &#8211;</b> <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Kanunun </font></a>68 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin</b> ikinci cümlesinde yer alan &#8220;kesilenlere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere&#8221;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 18 &#8211; <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Kanunun </font></a>115 inci maddesinin birinci fıkrasının </b>son cümlesinde yer alan &#8220;hesaplamada&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi ve bu cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.<br />
&#8220;İntibak eğitimi sırasında yapılan masraflar ödemeye dahil edilmez. Ayrıca, intibak eğitimi sırasında yapılan tedavi masrafları ile vefat edenlerin cenaze masrafları, Devlet tarafından karşılanır.&#8221;<br />
.<br />
<b>MADDE 19 &#8211; 926 sayılı Kanuna aşağıdaki ek geçici maddeler eklenmiştir.<br />
.<br />
EK GEÇİCİ MADDE 90 &#8211;</b> Bu maddeyi ihdas eden <b>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya ilişikleri kesilenlerden,</b> kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde <b>18 inci, 68 inci ve 115 inci maddelerin hükümlerinden yararlandırılır.&#8221;<br />
</b>.<br />
<b>MADDE 24 &#8211;</b> <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">2955 sayılı Kanunun (</font></a><b><a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu)</font></a> </b>45 inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan &#8220;ilişikleri kesilenlere,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
MADDE 25 &#8211; <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">2955 sayılı Kanuna (<b>Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu) </b></font></a>aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 10-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan ödemelerini tamamlamış olanlar ile borçlarını taksitlendirenler, yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 45 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 30</b> &#8211; 28/5/1988 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/765.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun </font></a>5 inci</b> maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan &#8220;ilişkileri kesilenlere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
MADDE 31 &#8211; 3466 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 5-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ilişikleri kesilenlerden, kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 5 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 35 &#8211;</b> 11/5/2000 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1120.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4566 sayılı Harp Okulları Kanununun </font></a>38 inci</b> maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;çıkarılanlara,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
<b>MADDE 36 &#8211;</b> <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1120.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4566 sayılı Kanuna <b>(Harp Okulları Kanunu)</b></font></a> aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
&#8220;<b>GEÇİCİ MADDE 3</b> &#8211; Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan ödemelerini tamamlamış olanlar ile borçlarını taksitlendirenler, yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 38 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 42 &#8211;</b> 11/4/2002 tarihli ve <b><a href="http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4752.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununun </font></a>31</b> inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;okuldan çıkarılanlara,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
MADDE 43 &#8211; <a href="http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4752.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4752 sayılı Kanuna </font></a>aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 3-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 31 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
.<br />
MADDE 46 &#8211; Bu Kanunun;<br />
a) 26 ncı maddesi 1/8/2010 tarihinde,<br />
b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,<br />
yürürlüğe girer.<br />
MADDE 47 &#8211; Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
.<br />
<font color="#ff0000"><b>**************************************************  ***************</b></font><br />
.<br />
<b>***Şu halde kanundan yararlanabilecek olanların mutlaka öğrenci iken başarısız olma, disiplin notunun düşmesi v.s. sebeplerle okuldan çıkarılmış olması ya da istifa etmiş olması şartı var. Mezun olup subay veya astsubaylığa nasbedildikten sonra her ne şekilde olursa olsun orduyla ilişiği kesilenleri bu kanun KAPSAMIYOR.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>***Borçlarını ödemiş, taksitlendirmiş, henüz hiçbir ödemede bulunmamış, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olan ve üstteki açıklamaya uyan herkes personel, amortisman ve intibak eğitimi masraflarının düşülmesini talep edebilecektir.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Kanun, personel, amortisman ve intibak eğitimine ait masrafların kimden / hangi merciden talep edileceğine ilişkin bir açıklama getirmemiştir. Kanaatimce öğrenci son ayrılmış olduğu okulun bağlı olduğu komutanlığa / komutanlık saymanlığına başvurmak durumunda. Bu başvurunun yanısıra yargılaması tamamlanmış, hakkında kesin hüküm bulunanlar için MSB&#8217;na da başvuru gerektiği düşüncesindeyim. Zira tazminata ilişkin tüm evrakları ve takibatları MSB&#8217;nın uhdesinde. Eğer yargılama henüz devam ediyorsa Mahkemeye verilecek dilekçenin yanısıra ilgili okul komutanlığına da başvuruyu zorunlu görüyorum.</b><br />
.<br />
<b>*** Kanunun yayım tarihi 30.06.2010 olmakla ve kanunun tanıdığı süre 3 ay olmakla başvuruların en geç 30 Eylül 2010 tarihinde idarenin elinde olacak şekilde yapılması gerekecektir.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Başvuru mutlaka yazılı olmalı. Başvuru tarihi ve başvurunun içeriği ispatlanabilir durumda olmalı. Noterlerin resmi kurumlara ihtarname, ihbarname çekme yasağı olduğundan ispat açısından elden yazılı olarak yapılması en uygun yöntem olacaktır. Başvuru dilekçesinin bir sureti yanımızda olduğu halde yapacağımız başvurularda, elimizdeki nüshaya evrak kayıt  tarih ve numarasını işletmeliyiz.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Ödemeleri devam eden yahut ödemelerini tamamlamış olanlar mutlaka amortisman, personel ve varsa intibak eğitimine ait giderlere işlemiş FAİZLERİN de düşürülmesini istemeliler.</b><br />
.<br />
<b>*** Yiyecek ve Barındırma giderleri içinde mevcut olup idarenin çoğunlukla içeriğini ibraz etmediği bu gider kalemlerinde gizli amortisman giderleri mevcut. Başvuru esnasında Yiyecek ve Barındırma giderlerinin ayrıntılı dökümünü talep etmek ve içeriklerinde bulunan amortismana tabi eşyaya ait maliyetlerin düşürülmesini istemek gerektiği kanısındayım.</b><br />
 <br />
<b>*** Süresi içinde başvuramamaş olanlar eğer ki borçlarının tamamını ödedilerse &quot;kanunların ani etkisi&quot; ilkesi gereği ve başvuru için tanınan sürenin hak düşürücü süre olması sebebiyle bu kanundan yararlanamayacaklar,</b><br />
 <br />
<b>*** Süresi içinde başvurmamış olup halen taksitlerini ödemeye devam edenlerin yürürlükteki kanundan yararlanabilecekleri kanaatindeyim.</b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İlknur Sezgin Temel</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?9-6000-sayili-yasa-ve-yararlanma-sartlari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İşe İade Davaları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?6-ise-iade-Davalari</link>
			<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 10:56:32 GMT</pubDate>
			<description>*İŞE İADE DAVALARI* 
 
 
*Yazan: Av. İlknur SEZGİN TEMEL* 
 
  
*GİRİŞ:* Bu çalışmamda işe iade davaları hakkında bilinmesi gereken pratik bilgileri,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div style="text-align: center;"><b><font color="#800080">İŞE İADE DAVALARI</font></b></div><br />
<br />
<div style="text-align: right;"><b>Yazan: Av. İlknur SEZGİN TEMEL</b></div><br />
 <br />
<b>GİRİŞ:</b> Bu çalışmamda işe iade davaları hakkında bilinmesi gereken pratik bilgileri, kısaca mevzuattaki düzenlemeleri ve en sık sorulan soruların yanıtlarını bulabilirsiniz. Açıklamaların anlaşılırlığını sağlamak amacıyla örnekleme yöntemi kullanılmıştır.<br />
 <br />
<b>I- </b><b>MEVZUATTAKİ DÜZENLEMELER</b><br />
 <br />
1- <b>GÖREVLİ MAHKEME:</b> Kuşkusuz İş Mahkemesidir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesidir. Örn: Ankara&#8217;nın Elmadağ ilçesinde işyeri olan bir işçi için görevli mahkeme İş Mahkemesi sıfatıyla Elmadağ Asliye Hukuk Mahkemesidir.<br />
 <br />
2- <b>YETKİLİ MAHKEME</b>: 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 5.maddesine göre işverenin ikametgahı sayılan yer mahkemesi (Ticaret Sicil Kaydının bulunduğu yer) veya işçinin işini yaptığı işyerinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili. Bu düzenlemeye aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Örn: Merkezi İstanbul&#8217;da olan bir işletmenin bünyesindeki fabrika Ankara&#8217;nın Kazan ilçesinde ise, fabrikadaki iş akdi geçerli bir sebep olmaksızın feshedilen işçi davasını İstanbul&#8217;daki iş mahkemelerinde açabileceği gibi, Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinde de açabilir.<br />
 <br />
<b>II- </b><b>İŞE İADE DAVASININ KOŞULLARI:</b><br />
 <br />
1- <b>İşyerinde 30 veya daha fazla işçi çalışıyor olmalı.</b> İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. Örn: Mağazalar zinciri bulunan bir işletmede her mağazadaki işçi sayısı otuzdan az olsa da, tüm mağazalardaki toplam işçi sayısı otuz veya daha fazla ise iş akdi geçerli bir sebep olmaksızın feshedilen işçi bu davayı açabilir. Uygulamada ne yazık ki otuz işçinin tespiti yukarıdaki örnek kadar basit olmuyor. İşverenlerin otuz işçinin altında kalabilmek için muvazaalı yan şirketler kurdukları bilinen bir gerçek. Hal böyle olunca otuz işçinin varlığının tespiti yargılama aşamasında fazlaca uğraştırıyor ve davaların uzamasına sebep oluyor. Aşağıda da değineceğim gibi, böyle bir davanın temyizi safhasında Yargıtay kararını kesin olarak vermek durumunda olduğu halde, otuz işçinin tespitine ilişkin araştırma yeterli görülmediğinde dosya mahkemesine iade edilebiliyor. Bu ise yargılamanın ve hükmün kesinleşmesinin en az bir yıl daha uzamasına sebebiyet verebiliyor.<br />
 <br />
2- <b>Davayı açacak olan işçi en az altı aydır o işyerinde çalışıyor olmalı.</b> Altı aylık kıdem, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. Örn: Kazan&#8217;daki fabrikada şantiye şefi olan işçi, fabrikada dört ay çalıştıktan sonra İstanbul&#8217;daki merkeze proje sorumlusu olarak getirilir ve iş akdi beş ay sonra feshedilirse altı aylık sürenin tespitinde her iki işyerindeki toplam kıdemi dikkate alınacaktır.<br />
 <br />
3- <b>İşçi ile işveren arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi bulunmalı.</b> İşverenlerin kıdem tazminatı ve iş güvencesi hükümlerini ekarte etmek kastıyla, objektif unsurları bulunmasa dahi süresi belirli iş sözleşmesi akdettikleri ve her yıl iş sözleşmelerini yine süresi belirli sözleşmeler olarak yeniledikleri bir Türkiye gerçeği. Bu sebeple sözleşmenin niteliğinin yargılama esnasında net bir şekilde ortaya konulabilmesi gerekmekte. Mevsimlik işçiler de, eğer ki belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışıyorlarsa bu davadan yararlanabilirler. İş akitleri, mevsim sonunda değil, iş akdi askıda iken işveren tarafından yeniden çağırılmadıkları / işe başlatılmadıkları bir sonraki mevsim başında feshedilmiş sayılır ve aşağıda açıklayacağım dava açma süresi de yeni mevsimde işe başlamadıkları günden itibaren başlar.<br />
 <br />
4- <b>İş akdi işveren tarafından feshedilmiş olmalı.</b> <b>İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.</b> İş akdi işçi tarafından feshedildi ise işçinin bu davadan yararlanma hakkı bulunmamakta. Bazen iş akdinin kimin tarafından feshedildiği çok net olarak ortaya konulamamaktadır. Böyle durumlarda da yine İş Hukuku hüküm ve prensipleri çerçevesinde olayı kendi içinde değerlendirmek gerekir.<br />
 <br />
5- <b>Fesih geçerli bir sebebe dayanmamalı.</b> Geçerli fesih sebepleri kanunda aşağıdaki gibi düzenlenmiştir;<br />
* İşçinin yeterliliği veya davranışları geçerli bir fesih sebebidir. Bu sebeple yapılan fesihlerde işçinin savunmasının alınması şarttır.<br />
* İşletmenin, işyerinin veya işin gerekleri sebebiyle iş akdinin feshi.<br />
 <br />
Üstteki sebeplerle yapılan fesihler geçerli fesih sebepleri olup bu sebeplerle iş akdi feshedilen işçinin işe iade davası açma koşulları oluşmamıştır. İşletmenin, işyerinin veya işin gerekleri sebepleriyle yapılan fesihlerde Yargıtay işçi çıkarmayı son çare olarak aramakta, bununla beraber işverenin yönetim hakkını da gözetmektedir. Örn: Türk yemekleri lokantalar zinciri olan işveren, konsepti değiştirip Çin Lokantasına geçmek istediğinde mutfaktaki çalışanların iş akitlerini geçerli bir sebeple (elbette tazminat ve işçilik haklarını ödeyerek) feshedebilir. İş akitleri sona erdirilen aşçılar işe iade davasında işverenin bu konsept değişikliğinin gerekip gerekmediğini mahkemeye taşısalar dahi Hakim işverenin yönetim hakkını bu hususta sorgulayamaz, &#8220;gerekmediği&#8221; konusunda hüküm veremez.<br />
 <br />
6- <b>İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri bu davadan yararlanamaz.</b> Davacı işçinin işyerindeki pozisyonunun yine bu hüküm çerçevesinde titizlikle incelenmesi gerekir. Örn: Bazı işletmelerde unvanı &#8220;Fabrika Müdürü&#8221; olduğu halde, işe işçi alıp çıkarma yetkisi bulunmayan İşveren vekilleri olabileceği gibi, tüm bu yetkiler Muhasebe Müdürü unvanı altında çalışan işçide toplanmış da olabilir. Bu sebeple özellikle idari kadrolardaki bir işçi söz konusuysa tüm yetkileri titizlikle araştırılmalı, gerekirse tanık anlatımlarına başvurulmalıdır.<br />
 <br />
<b>III- </b><b>FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ / İŞE İADE DAVASI</b><br />
İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde İşe İade Davası açabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme de götürülebilir.<br />
 <br />
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.<br />
 <br />
Her ne kadar İş K. 20. maddesi davanın seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılacağı ve Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay&#8217;ın bir ay içinde <b>kesin olarak</b> karar vereceğini düzenlenmişse de bu sürelere uyulmaması hali &#8211;ki genellikle mahkemelerin iş yükü sebebiyle uyma imkanı bulunmaz- davanın salahiyetini etkiler mahiyette değildir.<br />
 <br />
İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.<br />
 <br />
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Bu belirleme kaç aylık ücret karşılığı ödenecek tazminatı belirlemeye yönelik olup, hükümde işverenin ödeyeceği miktar bulunmaz.<br />
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesine hükmedilir ancak burada da ödenecek miktar bulunmaz, sadece kaç aylık ücret ve diğer hakların ödeneceği hüküm altına alınır.<br />
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret (İhbar tazminatı) ile kıdem tazminatı yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.<br />
İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.<br />
 <br />
<b>IV- </b><b>PRATİK OLARAK İŞE İADE DAVALARI</b><br />
 <br />
Bu bölümde adım adım işe iade davasının sürecini ve sonuçlarını soru cevap şeklinde anlatmaya çalışacağım;<br />
 <br />
- <b>İşe iade davasını / akdin geçerli bir sebep olmaksızın feshedildiğinin tespiti davasını ne zaman açabilirim?</b><br />
 <br />
İş akdi işveren tarafından geçerli bir sebep olmaksızın veya fesih sebebi gösterilmeksizin feshedilen işçi için bir aylık dava açma süresi fesih bildiriminin kendisine ulaştığı gün başlar. Örn: Sözleşme 6 Ağustos&#8217;ta feshedilmişse bir aylık dava açma süresi 6 Ağustos&#8217;ta başlar ve sonraki ayın aynı tarihli gününde mesai saati bitiminde son bulur. Bu örneğe göre işçi en geç 6 Eylül&#8217;de davasını açmış olmalıdır. Sonraki ayda aynı tarihi taşıyan bir gün mevcut değilse dava sonraki ayın son gününe kadar açılmış olmalı, son gün tatil gününe rastlıyorsa tatili takip eden ilk iş günü mesai saati bitimidir. (HUMK m.161) Örneğin 31 Ocak&#8217;ta iş akdi feshedilen işçi için dava açabileceği son gün 31 Şubat&#8217;ın mevcut olmaması sebebiyle 28 ya da 29 Şubat olacaktır.<br />
 <br />
- <b>Dava Dilekçesinin sonuç bölümünde neyi talep etmem gerekiyor?</b><br />
 <br />
İşçi dava dilekçesinde feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini taleple birlikte davanın kesinleşmesine kadar boşta geçen en fazla dört aylık ücreti ile işverenin süresi içinde işe başlatmaması hali için sekiz aya kadar iş güvencesi tazminatına karar verilmesini de talep edecektir.<br />
 <br />
- <b>İşveren maaşımı sigortaya düşük bildirmiş. Boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatında hangi ücretim dikkate alınacak?</b><br />
 <br />
Dava Feshin Geçersizliğinin Tespiti Davası olduğundan ücretinin bordroda gösterilenden ya da SGK&#8217;na bildirilenden farklı olduğu iddiasında olan işçinin bu iddiası davada dinlenilmez ve gerçek ücretinin araştırılması yapılmaz. İşverenin işe başlatmaması durumunda kaç aylık ücret tutarında tazminat ödeneceğine hüküm verilir ancak bunun miktarı kararda belirtilmez. Gerçek ücretin miktarı işverenin işe başlatmaması halinde açılacak eda / alacak davasının konusudur.<br />
 <br />
- <b>Mahkeme feshin geçersizliğine ve işe iademe karar verdiğinde işe iademi sağlamak için işverene ne zaman başvurmalıyım?</b><br />
 <br />
İşe iade davası kesinleşmediği sürece işverene başvuru yapılamaz. Kesinleşmeden yapılan başvuru geçersizdir. Taraflar duruşmada hazır bulunmuşlar ve karar yüzlerine karşı tefhim edilmişse dahi, İş K. M. 21&#8217;de genel usul hukukundan farklı bir düzenleme mevcut olup, kesinleşen kararın davacı işçiye tebliğinden itibaren sürenin başlayacağı düzenlenmiştir. 8 günlük temyiz süresi tefhim veya karar duruşmasında hazır bulunmayan taraf için kararın tebliği ile başlar. Süreyi uzatmak için davalı taraf genellikle karar duruşmasına gelmez. Tefhim veya tebliğden itibaren 8 gün içinde temyiz yoluna başvurulmuş olması kararın kesinleşmesini engeller. Eğer temyize başvurulmadıysa tefhim veya tebliğ tarihinden sekiz günlük sürenin sonunda karar kesinleşmiş olur. Bu kesinleşmenin davacıya tebliğinden itibaren on işgünü içinde davacı işçinin işverene işe iade için başvurması gerekir. Eğer karar temyiz edilmişse, -kural olarak Yargıtay&#8217;ın vereceği karar kesin olmak durumunda olduğundan- Yargıtay&#8217;ın onama kararının işçi veya vekille temsil edilmişse vekiline tebliği tarihinden itibaren on işgünü içinde işverene başvuru zorunludur.<br />
 <br />
- <b>İşe başvuru için on işgününü nasıl hesaplayacağım?</b><br />
 <br />
İşgünü hesabında cumartesi günleri çalışılıyor olsa dahi Cumartesi, Pazar, Resmi ve Dini bayram günleri ile genel tatil günleri hesaba katılmayacaktır. Örn: İşe İade Davasının 31 Aralık 2009 günü kesinleştiğini varsayalım, 1 Ocak 2010 genel tatil günü, 2 Ocak 2010 Cumartesi, 3 Ocak 2010 Pazar günlerine denk geldiğinden süre 4 Ocak 2010 Pazartesi günü işlemeye başlayacak, sonraki hafta tatilleri süreden sayılmayacak ve işçinin işe iade için işverene başvurabileceği son tarih 15 Ocak 2010 olacaktır. İşçinin tatil günleri içinde de işverene başvurması mümkündür.<br />
 <br />
- <b>İşverene işe iadem için nasıl / hangi yolla başvuracağım?</b><br />
 <br />
Başvurunun yazılı veya sözlü olarak yapılması mümkünse de, ispat açısından noter kanalıyla yapılacak bir bildirimin çok daha uygun olacağı kanaatindeyim.<br />
 <br />
- <b>İşveren noterden gönderdiğim işe iade talebimi aldığında beni en geç ne zaman işe başlatmak zorunda?</b><br />
 <br />
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki işe iade davasını kazanmış ve süresi içinde işverene başvurmuş olsanız ve kanunda işe başlatma zorunluluğundan bahsedilse dahi işverenin sizi işe başlatma zorunluluğu yok. Eğer başlatacaksa başvurunuzun onun eline ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde bunu gerçekleştirmeli.<br />
 <br />
- <b>İşveren beni bir ay içinde işe başlatmazsa İş Mahkemesinin &#8220;işe iade kararını&#8221; icraya koyarak dört aylık ücret ve 8 aylık ücretim tutarındaki iş güvencesi tazminatımı talep edebilir miyim?</b><br />
 <br />
<br />
Hayır. İş Mahkemesinin işe iadeyle birlikte ücret ve tazminat alacaklarına ilişkin verdiği karar tespit niteliğinde bir karar olduğundan bu karar ilamlı icraya konularak alacaklar talep edilemez. Alacaklarınızın tahsili için deneyebileceğiniz birkaç yol mevcuttur. İlamsız takip yoluyla kendi hesapladığınız tutarı icraya koyabilirsiniz, işveren buna itiraz edip takibi durdurursa İş Mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açabilirsiniz. Bir diğer yol direkt olarak İş Mahkemesinde alacak davası açmaktır. Özellikle şu durumlarda İş Mahkemesinde eda/alacak davası açılmasını zorunlu görüyorum:<br />
<ul><li style="">SGK&#8217;na bildirilen ücret ile gerçek ücretiniz arasında fark varsa,</li><li style="">İş akdinizin geçersiz bir sebeple feshedildiği tarihten sonra ayrıldığınız işyerinde sizinle aynı nitelikteki işçilerin ücretlerine zam yapılmışsa,</li><li style="">Yine iş akdinizin geçersiz bir sebeple feshedildiği tarihten sonra işyerinizde yeni bir Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yapıldıysa.</li><li style="">İşten ayrıldığınız tarihten sonra Asgari Ücrette artış olduysa</li><li style="">Kıdem ve ihbar tazminatı ve/veya başkaca işçi alacaklarınız varsa</li></ul>Hesaplanacak olan dört aylık boşta geçen süre ücreti, iş güvencesi tazminatı, almadıysanız ihbar ve kıdem tazminatlarınız son ücret üzerinden hesaplanmak durumunda olduğundan İş Mahkemesinde dava açmanız zorunludur.<br />
 <br />
- <b>Kararın kesinleşmesinden sonra on işgünü içinde işverene işe başlatması için başvurmazsam ne olur?</b><br />
 <br />
Kişi dava esnasında başka bir işe girmiş olabilir veya başka sebeplerle önceki işyerinde işe başlamak istemiyor olabilir. Böyle bir durumda işe başlatmak için işverene on işgünü içinde başvurulmazsa, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. Burada karıştırılmaması gereken husus, geçerli feshin aynı zamanda haklı fesih anlamına gelmediğidir. İşveren geçerli bir sebeple feshetmiş sayılsa dahi, bu fesih haklı bir fesih değilse ( İş Kanunu m. 25&#8217;deki durumlar söz konusu değilse) kıdem, ihbar ve diğer işçilik alacaklarını ödemekle yükümlüdür.<br />
 <br />
- <b>İşveren süresi içinde işe başlamam için beni davet ettiği halde işe başlamazsam herhangi bir hak talep edebilir miyim?</b><br />
 <br />
Mahkemenin işe iadeye ilişkin kararı kesinleştikten sonra işverenden işe iadesini isteyen işçi bu talebinde samimi olmalıdır. Salt bazı haklarını elde etmek için başvurmuş olmamalıdır. Yargıtay işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığının kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarını işçi talep edemez. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.<br />
 <br />
- <b>İşverenin işe başlamam için süresinde yaptığı davet üzerine ne kadar zamanda işe başlamam gerekir?</b><br />
 <br />
Bu konuda yasada bir açıklık bulunmamakla birlikte işçinin &#8220;makul bir sürede&#8221; işe başlaması gerekmekte. Bu makul süre Yargıtay&#8217;a göre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 gündür. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 56. maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması gerekmektedir.<br />
 <br />
- <b>İşe iade davam devam ederken işveren beni işe başlatırsa herhangi bir alacağım söz konusu olabilir mi?</b><br />
 <br />
Dava esnasında işveren işçiyi işe başlatırsa mahkemenin &#8220;İşe iade&#8221; ve &#8220;iş güvencesi tazminatına&#8221; ilişkin talepler konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerekirse de &#8220;boşta geçen süre ücreti ve diğer alacak haklarının&#8221; hüküm altına alınması gerekir.<br />
 <br />
- <b>Süresi içinde işverene başvurdum fakat işveren beni önceki çalıştığım işyerinden farklı bir işyerinde göreve başlatmak istiyor? Buna hakkı var mı, işe başlamalı mıyım?</b><br />
 <br />
Böyle bir durumda, eski işyerine davet edilmeyen işçinin bu davete icabet etmemesi mümkündür. İşçi kabul etmezse, bu işe iadeyi istemediği biçiminde yorumlanamaz. İşveren de geçerli bir davet yapmış sayılmaz.<br />
 <br />
- <b>İşveren beni işe başlatmazsa iş akdim ne zaman feshedilmiş sayılacak ve alacaklarım için faiz hangi tarihten itibaren işleyecek?</b><br />
 <br />
Böyle bir durumda iş akdi işverene işe başlatmak için tanınan bir aylık süre sonunda feshedilmiş olacaktır. Hal böyle olunca işe başlatmadığı tarihteki ücret esas alınacak olup, faiz de işe başlatmadığı tarihten itibaren hesaplanacaktır.<br />
 <br />
- <b>İşe başlatılmazsam Kıdem Tazminatım hangi ücret üzerinden hesaplanacak ve o tarihe kadar olan süre kıdemimden sayılacak mı?</b><br />
 <br />
İşe başlatmama durumunda iş akdi yukarıda da belirttiğim gibi başlatmama tarihinde feshedilmiş sayılacağından son giydirilmiş brüt ücret de başlatmama tarihindeki ücret olacaktır. Ancak kıdem tazminatına esas olacak kıdemin hesabında iş akdinin geçerli bir sebep olmaksızın feshedildiği tarih ile işe başlatılmadığı tarih arasındaki tüm günlerin kıdemden sayılması imkanı bulunmamaktadır. Yargıtay sadece boşta geçen süre ücretine hükmedilen zaman kadar kıdemin sayılacağını içtihat etmektedir. Örn: işe iade davasında işçi lehine 4 aylık boşta geçen süre ücretine hükmedilmişse, geçerli sebep olmaksızın yapılan fesih tarihinden sonraki sadece 4 ay kıdemden sayılabilecektir. Başka bir ifadeyle; İş akdi 01.01.2010 tarihinde feshedilen işçi için işe iade davasında 4 aylık boşta geçen süre ücretine hükmedilmiş ve işverenin işe başlatabileceği son tarih 01.10.2010 tarihi ise, 01.10.2010 tarihindeki brüt giydirilmiş ücret üzerinden hesaplama yapılacak ancak kıdeme esas süre 01.05.2010 tarihine kadar hesaplanacaktır.<br />
 <br />
- <b>İş akdim feshedilirken işveren ihbar tazminatımı ödediyse, işe yeniden başlamam halinde bu aldığım parayı iade etmek zorunda mıyım?</b><br />
 <br />
Evet, işveren iş akdini fesih önellerini peşin ödeyerek feshetmişse ve/veya kıdem tazminatı ödemesinde bulunmuşsa, işe iadesine karar verilen ve yeniden işe başlayan işçinin iş akdi baştan beri feshedilmemiş sayılacağından ve akdin feshine bağlı olan alacakları için alacak hakkı doğmamış olacağından bunları iadeyle yükümlüdür. İşveren boşta geçen süre ücretine ait borcunu ödemiş olduğu ihbar ve/veya kıdem tazminatından mahsup edebilir.<br />
 <br />
- <b>İşe iade edilmemem halinde ödenecek tazminattan gelir vergisi, damga vergisi gibi kesintiler yapılacak mı?</b><br />
 <br />
Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, işe iade edilmeme halinde işverenin ödemesi gereken tazminatın GVK 61, 94, 103 ve 104. Maddeleri çerçevesinde ücret olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu sebeple gelir vergisine tabi tutulması gerektiğini, ayrıca yapılan ödemelerden damga vergisinin kesilmesi gerektiğini beyan etmişse de açılan davalar mevcut olmakla henüz Danıştay&#8217;ca bu konuda verilmiş bir karar bulunmamaktadır.<br />
 <br />
<br />
<div style="text-align: center;">*************************************************</div><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<font color="#800080"><b>&quot;İşe İade Davaları başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. İlknur SEZGİN TEMEL'e ait olup makale, yazarı tarafından </b><a href="http://ilknurtemel.av.tr/makalelerim-2/ise-iade-davalari/" target="_blank"><b>http://ilknurtemel.av.tr/makalelerim-2/ise-iade-davalari/</b></a><b> adresinde yayınlanmıştır</b></font><br />
<font color="#800080"><b>Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.</b></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İlknur Sezgin Temel</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?6-ise-iade-Davalari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (cmk 134)</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?4-Bilgisayarlarda-bilgisayar-programlarinda-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-cmk-134</link>
			<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 18:59:07 GMT</pubDate>
			<description>Av. Emrah YAVUZCAN  
 
	Bir şahsi bilgisayarı incelediğimizde, o bilgisayarı kullanan kişinin özel verilerine ulaşmamız kuvvetle muhtemeldir....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Av. Emrah YAVUZCAN <br />
<br />
	Bir şahsi bilgisayarı incelediğimizde, o bilgisayarı kullanan kişinin özel verilerine ulaşmamız kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla şahsi bilgisayar, özel hayatın önemli bir unsuru niteliğindedir. Kullanıcının günlüğü, düşünceleri, fotoğrafları ve birçok özel verisinin depolandığı bu bilgisayar, işlenen bir suç ile ilgili önemli delilleri de tarafımıza sunabilir. Bilgisayarlar programları ve kütüklerinde arama, gizli verilerin ortaya çıkarılması saikıyla, kişinin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahalede bulunularak yapılacaktır. İşte bu noktada 1982 Anayasası&#8217;nın 20. maddesi önem arz etmektedir. &#8220;Özel hayatın gizliliği&#8221; başlıklı 20. madde aynen şöyledir:<br />
<br />
	&#8220;Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. <br />
<br />
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.&#8221;<br />
<br />
Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere ancak çok zorunlu hâllerde başvurmak ve kesin ihtiyaç ölçüsünde kısıtlama yapmak; bu yetkilerin ancak sonuncu bir çare olarak kullanılmasını benimsemek ve bunun koşullarının belirlenmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Bilgisayar vasıtasıyla işlenen suçlarda veyahut işlenen sair bir suç hakkında delile rastlanılması mümkün ise ilgili şahısların kullanmış olduğu ilgili bilgisayarları incelemek ve delilleri ortaya çıkarmak, yerinde bir davranıştır. Kanuni düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun birinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü bölümü olan arama ve elkoyma içerisinde yer alan &#8220;bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma&#8221; konusunda yapılmıştır. Kanun koyucunun bu düzenlemesi, gelişen teknolojinin ceza muhakemesine olan katkısından ibarettir.<br />
<br />
A. Ceza Muhakemesi Kanunu<br />
<br />
Konu hakkındaki temel taş olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 134. maddesi aynen şu şekildedir:<br />
<br />
&#8220;Madde 134 - (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.<br />
(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. <br />
<br />
(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.<br />
<br />
(4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.<br />
<br />
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.&#8221;<br />
<br />
Maddenin birinci fıkrası Anayasa ve Siber Suçlar Sözleşmesi&#8217;ne uygun yapılandırılmış olup, &#8220;başka bir delil elde etme imkanının bulunmaması&#8221; ön şart olarak düzenlenmiştir. Yalnızca soruşturma evresinde başvurulabilen bu tedbir ile başka türlü elde edilemeyen delil elde edilmiş olacaktır. Bu tedbire yalnızca soruşturma evresinde başvurulabileceği üzere, hakim veya mahkeme tarafından re&#8217;sen tedbirin uygulama alanı bulması mümkün olmayıp, Cumhuriyet savcısının istemi gerekmektedir. Özel hayata gizliliğe doğrudan müdahale edilen bu yönteme başvurulabilmesi, diğer tüm olanaklara başvurulmuş olması ve fakat son çare olarak bu yola başvurulmasının zorunlu olmasına bağlı olup, tedbirin konulmasına ancak hakim tarafından karar verilebilir. <br />
<br />
Maddenin ikinci fıkrası şifrenin çözülememesi durumunu açıklığa kavuşturmaktadır. İlgili fıkra uyarınca bilgisayarın kendisinde, programlarında, kütüklerinde veyahut işletim sisteminde şifreleme mevcut olup, bu şifrenin çözülememesi ve nihayetinde gizli olan verilerin incelenememesi durumunda fiziksel olarak bilgisayarın kendisine, harici belleklere veyahut sair araç ve gereçlere elkonulabileceği belirtilmiştir. Elkoyma işlemi geçici nitelikte olup, şifrelemenin çözümlenmesi ve kopyalamanın yapılmasının ardından bu tedbire son verilir. Kanun koyucu elkoyma işlemi bakımından süre limiti koymamış olup, gerekli işlemlerin yapılmasının ardından &#8220;gecikme olmaksızın&#8221; şeklindeki ibare ile durumu açıklığa kavuşturmuştur. Tüm bu işlemlerin de makul sürede yapılması gereği tartışmasızdır.<br />
<br />
Maddenin üçüncü fıkrasında elkoyma işlemi esnasında, sistemdeki verilerin tümünün yedeklemesinin yapılması gereği belirtilmiştir. Uygulamada gözlemlenen bariz hata, yedeklemenin elkoyma işlemi sırasında değil, elkoyma işlemi sonrasında yapılmasıdır. Adli inceleme için gerekli kopyaları alan adli bilişim uzmanının bu yedekleme işlemini nerede yapacağı yönünde bir teamül gelişmemiştir. Şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bu bilgisayarın parçaları dolayısıyla yedekleme esnasında her zaman laboratuar ortamı müsait olmayabilir. Fakat elkoyma işleminden sonra çıkartılacak bir yedek sağlıklı olmayacak ve soruşturma evresi için akıllarda soru işareti bırakabilecektir. Bu yüzden elkoyma esnasında derhal &#8220;kriptografik hash değeri&#8221;  hesaplanmalı ve manipülasyona izin verilmeyerek bu verilerin bütünlüğü korunmalıdır.<br />
Maddenin dördüncü fıkrasında, yedeklemesi yapılan sistemdeki verilerin bir kopyasının, istek üzerine şüpheli veya vekiline verileceği düzenlenmiş ise de &#8220;vekil&#8221; kelimesi ile kastedilen aslında &#8220;müdafi&#8221;dir. Kovuşturma evresinde olduğu gibi soruşturma evresinde de şüpheli veya sanığı savunan avukatın sıfatı &#8220;müdafi&#8221;dir. <br />
<br />
Beşinci fıkra, soruşturma esnasında sistemin tümünün yedeklenmesinin yerine, zaman kazanmak adına yalnızca esaslı noktaların kağıda dökülmesini düzenlemiştir. İstisnai bir durumu oluşturan bu yöntem yalnızca soruşturma ile ilgili olarak bilgisayar programlarında veyahut kütüklerinde bulunan çok önemli, nokta delillerin elde edilmesi halinde kullanılabilir. Bu esnada veri kayıplarının ve endişelerin önüne geçmek için verilerin &#8220;hash değeri&#8221; hesaplanarak yazdırılabilir. Kanaatimizce kağıt tasarrufunu sağlamak ve işlemi hızlandırmak için kağıt yerine CD veyahut sair bir taşınan bellek kullanılmalıdır. <br />
<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 134. maddesinin gerekçesi şöyledir:<br />
<br />
&#8220;MADDE 134 - Madde, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve geçici elkoyma konularını düzenlemektedir. Bireye ait kişisel bilgiler üzerindeki hak, temel insan haklarından olduğundan hakkın kısıtlanabilmesi için yasal düzenleme gerekeceği açıktır. <br />
<br />
Ancak bilgisayarlardaki kayıtların gerçeğin açığa çıkarılması yönünden, ceza davasında delil, iz, eser ve emare oluşturacağı ortadadır. Bu itibarla madde hem bu olanağı sağlamak ve hem de bireysel yararları saklı tutmak amacıyla bilgisayar program ve kütüklerinde arama yapılmasını aşağıdaki belirli koşullara tâbi kılmış bulunmaktadır;<br />
<br />
1. İki yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren cürümler hakkında yapılan soruşturmalarda bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve aygıta geçici olarak elkoyma yapılabilir. <br />
<br />
2. Bunun için, söz konusu işleme başvurulmasının zorunlu olması yani bunun bir &#8220;ultima ratio&#8221; çare oluşturması gereklidir. <br />
<br />
3. Bu husustaki kararın mutlaka hâkim tarafından ve gizli olarak verilmesi gerekir. Bu karar, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi tarafından gizli olarak verilecektir. <br />
<br />
4. Arama sonucu, suçla ilgili bilgi metin hâline getirilecektir. <br />
<br />
5. Bilgiler şifreye bağlanmış ise ve bu nedenle giriş yapılamıyorsa, çözümün yapılabilmesi için araç ve gereçlere, aygıta geçici olarak elkonulabilir. Çözümden hemen sonra bilgisayardaki bilgilere zarar vermeden aygıtın ilgilisine hemen geri verilmesi gerekir. <br />
<br />
Dikkat edilmelidir ki, bu maddenin amacı 107 nci maddeden farklıdır. 107 nci maddede bilgisayar işlemekte iken içeri girilmekte ve ilgilinin bundan haberi olmamaktadır. Bu maddede ise, durağan hâldeki aygıtta araştırma, arama yapılmaktadır. <br />
<br />
Maddenin öngördüğü geçici elkoyma işlemine itiraz edilebilecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
B. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği<br />
<br />
	25832 numaralı, 01.06.2005 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği&#8217;nin 17. maddesi &#8220;Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma&#8221; başlığını taşımakta olup, şu şekildedir:<br />
<br />
&#8220;Madde 17 - Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.<br />
<br />
Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması hâlinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. <br />
<br />
Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. Bu işlem, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları hakkında da uygulanır.<br />
<br />
İstemesi hâlinde, bu yedekten elektronik ortamda bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.<br />
<br />
Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan verilerin mahiyeti hakkında tutanak tanzim edilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır. Bu tutanağın bir sureti de ilgiliye verilir.&#8221;<br />
<br />
	Bu madde, 5271 sayılı CMK madde 134 ile paralellik taşımakla birlikte, &#8220;bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları&#8221; da kapsamıştır. Böylece kanunda kullanılan &#8220;şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütükleri&#8221; ibaresi genişletilmiştir. Fakat yeterli olmayan, eksik kalan düzenlemenin hafıza kartları, el bilgisayarları, cep telefonları, taşınır bellekler, yazıcı ve fakslar, modemler ve sair elektronik veri barındırıcılarını da kapsaması gerekirdi. Uygulamada &#8220;bilgisayar&#8221; dan anlaşılan ve çoğunlukla tek başına elkonulan bilgisayar kasası, yalnızca bilgisayarın bir birimi olup, tamamı değildir. Tek başına suç vasıtası sıfatını haiz olamayacak bilgisayar kasası yerine, bilgisayara ait tüm birimlerin incelenmesi veyahut zaruri durumda elkonulması gerekmektedir.<br />
<br />
C. Suç Eşyası Yönetmeliği<br />
<br />
	Yine 25832 numaralı, 01.06.2005 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Suç Eşyası Yönetmeliği&#8217;nin &#8220;Teslim alınmayacak suç eşyası&#8221; başlıklı 9. maddesi konuyla ilintili olup, şöyledir:<br />
<br />
&#8220;Madde 9 - Cumhuriyet başsavcılığı, adalet emanet dairesine tevdi edilen eşyadan, kıymetli maden veya taşlardan mamul, antika vesair vasıfları dolayısıyla fazla değerde bulunanların, memleket dahilinde tedavül etmeyen paralar ile emre veya hâmile yazılı kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden belgeler, hisse senetleri, tahviller ve aynen muhafazası gerekmeyen mütedavil paralara ait tutanakların, emanet dairesinde mevcut kasada iyi bir şekilde muhafazası için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla bankada kasa kiralamak zorunluluğu doğarsa, durum Adalet Bakanlığına bildirilir ve alınacak talimat dairesinde hareket edilir. Her iki hâlde de emanet memurluğunca kasaya giren ve çıkan eşya için giriş ve çıkış tarihlerini ve çıkış sebeplerini gösterir bir defter tutulur. Bu defter kasa içerisinde durur, kasa en az iki kişi tarafından açılır, kapanır. Bu göreve emanet memurundan başka kimin katılacağı Cumhuriyet başsavcılığınca tayin edilir. <br />
<br />
             Bilgisayar, bilgisayar kütükleri ve bu sisteme ilişkin verilerin asıl ya da kopyaları, ses ve görüntü kayıtlarının bulunduğu depolama aygıtları gibi eşya, bozulmalarını engelleyecek, nem, ısı, manyetik alan ve darbelerden korunmalarını sağlayacak uygun ortamda muhafaza edilir. <br />
<br />
             Diğer eşya, bu iş için tahsis olunan yerlerde türlerine ve yıllarına göre tasnif edilmiş şekilde muhafaza edilir. <br />
<br />
             Emanet dairesinde, soruşturma ve kovuşturma sonuna kadar saklanması sırasında bozulacak veya değerlerini açık bir şekilde kaybedecek olan yahut muhafazaları zor olması itibarıyla, emanet dairesinde saklanması mümkün olmayan eşya hakkında; özel düzenleme bulunmayan hâllerde, soruşturma evresinde sulh hâkiminden ve kovuşturma evresinde yargılamayı yapan mahkemeden; soruşturma veya kovuşturma sonu beklenmeksizin satılmalarına veya 16 ncı maddede yazılı mercilerden birine yahut uygun görülen başka bir mercie teslim edilmelerine karar verilmesi istenir. Bu kabilden eşya, verilecek karar doğrultusunda ve kararda gösterilen mercilere teslim edilir veya satılır. Satış ve tevdi için yapılan masraflar cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilen sanıktan alınmak üzere kovuşturma giderlerinden karşılanır. Eşyanın satılması hâlinde, satış bedeli, bu Yönetmeliğin tedavül eden paralar hakkındaki 12 nci maddesi hükümleri doğrultusunda emanet memurluğunca saklanır.&#8221;<br />
<br />
	Yapısı gereği sabit diskler ve diğer elektonik materyaller ısıya, neme ve sarsıntıya karşı hassastırlar. Bu madde ile elkonulan bilgisayar, bilgisayar kütükleri, bu sisteme ilişkin verilerin asıl ya da kopyalarının ve depolama aygıtları gibi eşyaların bozulmalarını engellemek için uygun ortamlarda muhafaza edileceği düzenlenmiştir. Emanet dairesi / deposunda saklanması mümkün olmayan eşyaların sulh hâkiminden, soruşturma sonu bekletilmeksizin satılmasına veyahut uygun görülen farklı bir mercie teslim edilmesine karar verilmesi talep edilir ve neticede verilen karar uygulanır.<br />
<br />
D. Siber Suçlar Sözleşmesi<br />
<br />
Avrupa Konseyi (AK) Suç Sorunları Yürütme Komitesi'ne bağlı (European Committee on Crime Problems) Siber Uzayda Suçlar Uzmanlar Grubu'nun (Committee of Experts on Crime in Cyber-space) 1997 yılında çalışmalarını başlattığı iş bu Siber Suç Sözleşmesi, 8 Kasım 2001'de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde onaylanmış ve 23 Kasım 2001'de Macaristan'da imzaya açılmıştı. Avrupa Konseyi ülkelerinin yanı sıra Kanada, Japonya, Güney Afrika ve Amerika&#8217;nın da imzaladığı bu metin , sözleşmeye taraf olan ülkelerin siber suçlara verdiği önemi gözler önüne sermektedir. Türkiye&#8217;nin henüz taraf olmadığı Siber Suçlar Sözleşmesi&#8217;nin &#8220;Saklanan bilgisayar verilerinin aranması ve bunlara el koyulması&#8221; şeklindeki 4. başlığı olan, şu şekilde düzenlenmiştir:<br />
<br />
Madde 19 - Saklanan bilgisayar verilerinin aranması ve bunlara el konulması<br />
<br />
1. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin kendi ulusal sınırları içinde aşağıdakileri arama ya da bunlara benzer şekilde erişim sağlama konusunda yetkili olabilmeleri için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır:<br />
<br />
a. Bir bilgisayar sistemi ya da bu sistemin parçası ve bunlarda saklanan bilgisayar verileri,<br />
b. Bilgisayar verilerinin saklandığı cihazları.<br />
<br />
2. Tarafların her biri, yetkili mercilerinin paragraf 1 (a) uyarınca belirli bir bilgisayar sisteminde ya da bu sistemin bir parçasında arama yapması ya da bunlara erişim sağlaması söz konusu olduğunda, ayrıca aranan verilerin kendi ulusal sınırları içindeki başka bir bilgisayar sisteminde ya da bu sistemin bir parçasında saklandığına dair gerekçeleri bulunduğunda, söz konusu mercilerin arama ya da erişim işlemlerini bu sistemi kapsayacak şekilde genişletebilmelerini sağlamak üzere gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır.<br />
<br />
3. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin kendi ulusal sınırları içinde paragraf 1 veya 2 uyarınca erişilen bilgisayar verilerine el koyma ya da bunları başka şekillerde koruma altına alınması konusunda yetkili olabilmeleri için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır. Bu işlemler arasında, aşağıdakilerin yapılabilmesine yönelik yetkilerin sağlanması bulunacaktır:<br />
<br />
a. Herhangi bir bilgisayar sistemine ya da bu sistemin bir parçasına veya bilgisayar verilerinin saklandığı cihazlara el konulması ya da bunların benzer şekilde koruma altına alınması;<br />
b. Bu bilgisayar verilerinin kopyalanıp alıkonulması;<br />
c. Söz konusu saklı bilgisayar verilerinin doğruluğunun muhafaza edilmesi;<br />
d. Erişilen bilgisayar sistemindeki söz konusu verilerin erişilemez kullanılamaz hale getirilmesi ya da silinmesi.<br />
<br />
4. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin ilgili bilgisayar sisteminin işleyişi hakkında ya da bu sistem içindeki bilgisayar verilerinin korunması için kullanılan önlemler hakkında bilgi sahibi olan herhangi bir kişiye, paragraf 1 ve 2'de belirtilen işlemlerin yapılabilmesi için gerekli bilgileri makul şekilde vermesi yönünde talimat vermesi için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır.<br />
<br />
5. İşbu maddede sözü geçen yetki ve usuller Madde 14 ve 15'e tabi olacaktır.<br />
<br />
	İş bu sözleşmeye taraf olan ülkelerin, bu normları kendi iç hukuklarına uyarlaması gerekmekte olup, sözleşmede bu husustan sıkça bahsedilmiştir.<br />
<br />
	Maddenin birinci fıkrasında yetkili mercilerin arama ya da erişim sağlama konusunda yetkili olabilmeleri için &#8220;bilgisayar sistemi, bilgisayar parçası ve bunlarda saklanan bilgisayar verileri&#8221; cümlesi ile yetinilmemiş olup, &#8220;bilgisayar verilerinin saklandığı cihazları&#8221; na yer verilmiş ve böylece CMK&#8217;da bahsetmiş olduğumuz eksiklik giderilmiştir. Bilgisayar belirli komutlara göre veri işleyen ve depolayan bir makine  olduğu üzere, tüm fiziksel parçaları kapsam dahilindedir. Sözleşmenin birinci maddesi daha genel bir tanım öngörmüş olup, makineye ait tüm fiziksel donanımı değil, bilgisayar verilerinin saklandığı cihazlardan bahsetmiştir. Daha doğru bir tanımla, uygulamada da kolaylık yaratılmış olup, tüm bilgisayarı külliyen aramak ve koşulları oluştuğunda elkoymak yerine, yalnızca HDD veyahut DVD&#8217;lere aynı işlem uygulanabilecektir. Maddenin ikinci fıkrası da bilgisayar sisteminin bağlı olduğu diğer sistemleri de kapsayarak, somut anlamı genişletmiştir.<br />
<br />
	Maddenin üçüncü fıkrası, söz konusu bilgisayar verilerine elkonulması, bu verilerin koruma altına alınması ve saklanmasını düzenlemiştir. Böylece taraf ülkelerin yasama yetkileri, maddede düzenlenen şekil ile düzenlenecektir.<br />
<br />
	Maddenin dördüncü fıkrasında &#8220;adli bilişim uzmanı&#8221; devreye girmiştir. Madde metnine konu edilen uzman kişiye, birinci ve ikinci fıkradaki işlemlerin yapılabilmesi için gerekli bilgileri makul şekilde vermesi için talimat verilmesi dolayısıyla gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekliliği belirtilmiştir. Ülkemizde bu husus kolluk kuvvetleri tarafından uygulanmakta olup, yeterli sayıda adli bilişim uzmanı bulunmamaktadır.<br />
<br />
	Maddenin son fıkrasında ise yetki ve usullerin aynı sözleşmenin 14. ve 15. maddelerine tabi olacağı belirtilmiştir.	<br />
<br />
E. Yargıtay Kararı<br />
<br />
	Konuyla ilgili T.C. Yargıtay 11.Ceza Dairesi&#8217;nin 16.04.2007 tarihli, E:  2005/6376, K: 2007/2551 nolu kararı  şu şekildedir:<br />
<br />
Bilgisayar sistemine zarar vermek suçundan sanık M.Ü&#8217;nün yapılan yargılaması sonunda: Beraatine dair Adana 5. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 25.11.2004 gün ve 2003/741 Esas, 2004/1570 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının onama isteyen 18.07.2005 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelerek gereği görüşüldü:<br />
<br />
Sanığın suç tarihinde kendi adına kayıtlı bilgisayar adresinden virüs göndererek katılan M.E.'in, yetkilisi olduğu E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'ndeki bilgisayarların sistemine zarar verdiğinin iddia olunması, sanığın ise &lt;kendisinin daha önce söz konusu şirkette satış ve pazarlama müdürü olarak çalıştığını, ancak bu şirketteki bilgisayarlara e-mail yoluyla virüs göndererek zarar vermediğini ve suçu kabul etmediğini&gt; savunması, katılanın, &lt;adı geçen şirketin sahibi ve genel müdürü olduğunu, olay tarihinden önce şirkette müdür ve tercüman olarak çalışan sanığın, kendisinin yol açtığı hesap açığını kapatmak için kendi e-mail numarasından virüs göndererek şirkete ait bilgisayarların sistemlerine zarar verdiğini ve şikayetçi olduğunu&gt; belirtmesi, tanık Ş. K.'ın, &lt;kızkardeşi olan sanığın daha önce söz konusu şirkette çalıştığını, daha sonra işinden ayrıldığını, şirkete ait bilgisayar sistemine zarar verdiğine dair bilgisinin olmadığını, sanık olan kızkardeşini isteyen katılanın evlenme isteği kabul edilmeyince annesini iteklediğini, bu olaylar nedeniyle karakola müracaat edildiğini,&gt; diğer tanık S. U.'ın, arkadaşı olan sanığın, üç kardeşin ortak olduğu E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nde pazarlama müdürü olarak görev yaptığı sırada, kriz nedeniyle ortaklardan ikisi tarafından işten çıkarıldığını, diğer ortak katılanın işe tekrar dönmesini istemesine rağmen, onun kabul etmediğini, bu nedenle iftira etmiş olabileceklerini, bilgisayara zarar verdiğini görmediğini beyan etmesi, Ç. Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Bilirkişi Yrd. Doç. Dr. B. M.'ın, 06.08.2004 günlü raporunda, &lt;dava dosyasının ekinde mevcut diskete, 21.03.2002 tarihinde şirket ana bilgisayarından bilirkişi bilgisayar teknisyeni İ. Ç. tarafından tespit edilerek kaydedilen ve içinde VBS/Haptime.gen@MM virüsünü barındıran 26 KB büyüklüğündeki SZSCS.HTM isimli dosyanın virüs içermesi nedeniyle disketin orijinalliğini bozmamak için kopyasını alıp söz konusu dosyanın kaynak kodu üzerinde yaptığını belirttiği incelemede, öncelikle bilirkişi İ.Ç.'ın 25.03.2002 tarihli raporunda dökümünü verdiği e- postanın yazıcı çıktısının 02.03.2002 tarihli olup bilirkişi tespitinden önce yazdırılmış olduğunu, söz konusu e-posta çıkışlı olmakla E..... İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'ne ait <a href="mailto:aedltd@m.com">aedltd@m.com</a> adresine 03.01.2002 tarihinde gönderildiğini, gönderenin &lt;m c&gt; olarak görüldüğünü, ancak &lt;Kimden&gt; alanına yazılan bu isim, adres defteri veri tabanından otomatik olarak alınarak buraya yazıldığını ve bu veri tabanını bilgisayarı kullananların el ile değiştirebilmelerinin mümkün olduğunu, kaynak kodu içinde yaptığı aramada, bilirkişi İ.Ç.'nin raporunda ve dava dosyasında muhtelif yerlerde sanığa ait olduğu söylenen <a href="mailto:mcde@y.de">mcde@y.de</a>, <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a>, <a href="mailto:mcde71@y.de">mcde71@y.de</a> e-posta adreslerinin hiçbirine rastlayamadığını, kişilere ücretsiz e-posta adresi veren sitelerden biri olan Y. internet sitesinin people.y.com arama sayfasında, M.Ç. kelimelerini aratarak <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a> e-posta adresinin olduğunu tespit ettiğini, bu e-posta adresinin adı ve soyadı alanlarına M.Ç. girilerek Almanya Y. ücretsiz e-posta adresi sağlayan servis sağlayıcısından alındığını, bu adresin kendisine ait olup olmadığının sanıktan, aynı adresle ilgili daha detaylı kimlik bilgisi için de, ancak y.de internet sitesi yöneticilerinden sorularak öğrenilebileceğini, ancak bu adresin izine virüslü SZSCS.HTM dosyasında rastlanılamadığını, bunun yerine sadece bir yerde &lt;Kimden&gt; alanında veri tabanından otomatik olarak alınarak yazılan &lt;m c&gt; bilgisine rastlanıldığını, söz konusu e-postada bulunan VBS/Haptime.gen@MM virüsü ile ilgili antivirüs firmalarından olan M. şirketinin sitesinden elde ettiği bilgilere göre bu virüsün, kendisini web sayfası dosyalarına ekleme, .DLL ve .EXE uzantılı sistem dosyalarını silme, web sayfaları halinde hazırlanmış e-postaların içinde kendisini otomatik olarak yayarak bulaştırma özelliklerine sahip bir virüs olduğu, Microsoft Outlook Express isimli e-posta programı kullanılarak gönderilen e-postalar aracılığıyla gizlice kendisini yaymaya çalıştığı, ayrıca, bulaştığı bilgisayarın çalıştığı tarihteki günün ve ayın toplamı 13 ise aktifleşerek sistemde bulunan, .DLL ve .EXE uzantılı sistem dosyalarını silerek sisteme zarar verdiğini, buna göre, e-posta ile gönderilen virüsün özelliğinden dolayı, hiçbir ekli dosyayı çalıştırmaya gerek kalmadan okunur okunmaz 03.01.2002 tarihinde bilgisayar sistemine bulaşmış olması gerektiğini, şirketinin ilk keşif istediği tarih olan 20.03.2002 tarihine kadar, 12.01.2002 Cumartesi, 11.02.2002 Pazartesi ve 10.03.2002 Pazar günleri virüsün çalışarak sistem dosyalarını sileceğini, sisteme ait olan dosyalar silindikçe de sistemin açılmasının zorlaşacağını ve bir süre sonra da hiç açılamaz hale geleceğini, virüs içeren bir e-posta veya e-postaların E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'nin bilgisayarlarına virüs bulaştırması sonucu doğacak zararın, şirketin gönderdiği e-postalar aracılığıyla başka adreslere virüs göndererek başka bilgisayarlara zarar vermesi ve kendi bilgisayarlarının sistem dosyalarını silerek çalışamaz duruma getirip iş ve zaman kaybına neden olması olduğunu, virüslü veya virüssüz bir e-postayı gönderen bilgisayarı bulmanın mümkün olduğunu, e-postayı gönderen bilgisayarın IP numarası, e-postayı gönderen sunucu bilgisayarın IP numarası, gönderici ve alıcı adreslerinin, e-posta almayı ve göndermeyi sağlayan e-postanın sunucu bilgisayarlarının tuttuğu günlük kayıtlarında saklandığını, servis sağlayıcı firmaların bir süre sonra bu kayıtların olduğu dosyaları silebildiğini, bu bilgilerin servis sağlayıcı firmalardan resmi yollarla istenilerek öğrenilebileceğini, bu davada 03.01.2002 tarihinde saat 16.19'da E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'nin <a href="mailto:aedltd@m.com">aedltd@m.com</a> e-posta adresine virüslü e-posta gönderilerek bilgisayar sistemlerine zarar verilmesinin söz konusu olduğunu, M. şirketinin günlük kayıtları mevcutsa gönderici e-posta adresini, e-postanın yazılıp yola çıkarıldığı ilk bilgisayarın IP numarasını ve IP numarasının sahibi servis sağlayıcı firmanın isminin bulanabileceğini, servis sağlayıcı firmadan da, günlük kayıtları mevcutsa verilen tarih ve saat için bu IP numarasının kullanıcısının öğrenilebileceğini, şayet e-postanın yola çıkarıldığı sistemin IP numarası M. şirketinden öğrenilemezse ve e-postayı gönderen adres <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a> olarak bulunursa Y. şirketinden, başka bir adres çıkarsa o e-posta adresini sağlayan servis sağlayıcıdan, bu adresi kullanan kişinin sistemde kayıtlı kimlik bilgileriyle, mevcutsa günlük kayıtlarından bu adres aracılığıyla e-posta gönderip almak için sisteme erişildiğindeki tarih ve saatler ile erişilen IP numaralarının öğrenilebileceğini ve bu kullanıcı telefonla bağlanan bir ev kullanıcısı ise bağlanılan telefon numarasından kimliğinin kolaylıkla bulunabileceğini, sonuç olarak, sanığın E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin bilgisayarlarına virüs gönderdiğinin kesin olmadığını, ancak virüs bulaştıran e-postanın gönderildiği kaynağın araştırılması gerektiğini, e-posta nedeniyle bulaşan virüsün bilgisayar sistemi bozarak iş ve zaman kaybına neden olduğunu, virüslü e-postayı gönderen bilgisayarın tespit edilmesinin, e-postanın yola çıkarıldığı bilgisayarın IP numarasının bulunmasıyla mümkün olabileceğini açıklaması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından; öncelikle e-posta yolu ile virüs göndererek sistemine zarar verilmiş bir bilgisayarda incelemenin, olayın hemen akabinde yapılması ya da inceleme yapılacak bilgisayarın veya bilgisayara ait veri içeren ünitelerin, olaydan sonra inceleme yapılana kadar hiç kullanılmaması gerektiği, incelenecek bilgisayarın diskine bazı bilgilerin yazılması, değişmesi veya silinebilmesini önlemek ve söz konusu diskin bütünlüğünü sağlamak için bilgisayarda virüslü dosya üzerinde inceleme yaparken ilk işlem olarak, söz konusu dosyanın birebir (sector-by-sector) yedeğinin alınması (yani incelemenin orijinal dosya üzerinde yapılmaması), daha sonra ikinci olarak alınan birebir yedeğin değiştirilip değiştirilmediğini tespite yarayacak zaman ve bütünlük kontrolü imkanı sağlayan değerin (hash) belirlenmesi, bir e-postanın kimden geldiğinin tespiti için de, ilk olarak e-postayı gönderen IP adresinin bulunması (örneğin; şikayetçiye gelen e-postanın seçeneklerinden e-posta üst bilgisinin belirlenmesi ve bu üst bilginin uzman kişiler tarafından incelenmesi veya şikayetçiye gelen e-postanın göndericisinin ya da alıcısının e-posta sunucusunun sahibi şirkete belirtilen tarih ve saatte bahse konu e-postanın hangi IP adresinden gönderildiğinin sorulması ile), daha sonra da bulunan IP adresinin belirtilen tarih ve saatte hangi abone tarafından kullanıldığının ve o abonenin açık adres ve kimlik bilgilerinin talep edilmesi, bulunan IP adresini kullanan abonenin sanıkla bağlantısının araştırılması gerektiği hususları da göz önüne alınarak, bilgisayardaki virüslü dosya veya dosyaların orijinallerinin korunup korunmadığı, birebir yedeklerinin alınıp alınmadığı hususlarının araştırılması, e-posta veya e-postaları gönderenin IP adresinin bilirkişi raporları doğrultusunda tespiti, bulunacak adresin sanıkla ilgisinin belirlenmesi, olay tarihinde katılan dışındaki diğer şirket ortakları ile Y.Ç.'nin tanık sıfatı ile dinlenmeleri ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde beraatine hükmolunması,<br />
<br />
Sonuç: Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Emrah Yavuzcan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?4-Bilgisayarlarda-bilgisayar-programlarinda-ve-kutuklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-cmk-134</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adminin blogundan ilk yazı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?1-Adminin-blogundan-ilk-yazi</link>
			<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 12:22:19 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sadece hukukçulara, özel üyelere ve hukuki net yönetim kuruluna tahsis edilecen "bloglar" bölümüne hoşgeldiniz. 
  
Bildiğiniz gibi blog kelimesinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sadece hukukçulara, özel üyelere ve hukuki net yönetim kuruluna tahsis edilecen &quot;bloglar&quot; bölümüne hoşgeldiniz.<br />
 <br />
Bildiğiniz gibi blog kelimesinin Türkçe'deki karşılığı &quot;Günlük&quot; olup, bloglar son 4-5 senedir internet dünyasına damgasını vurmuş, bireyler kişisel yazılarını ve düşüncelerini bloglarında yayınlamaya başlayarak internetin gelişiminde büyük rol oynamışlardır. <br />
 <br />
Blog yazmanın internetin gelişmesi dışındaki bazı faydalarını kritik edersek bloglar;<br />
 <br />
1- Bireysel haberciliği teşvik eder, <br />
2- Dış dünyaya karşı kayıtsız kalmamayı, <br />
3- Toplumsal duyarlılığı<br />
4- Olaylara karşı analiz yeteneğini<br />
5- Özgüveni <br />
6- Bilgiyi paylaşmayı öğrenmeyi<br />
 <br />
de ifade eder.<br />
 <br />
Web günlükleri, hukukçular açısından da yukarıdaki yararlarına ek olarak, yeni haberleri, yeni yorumları ve düşünce tarzlarını ve herşeyden önemlisi &quot;Olan hukuk&quot; ile &quot;Olması gereken hukuk&quot; arasındaki farkları ortaya koymaya yarar.<br />
Örneğin ben (hukuki.net admini) bu blogumda idam cezasının ilkelliği konusunda bir yazı yazdığımda, ona bir yorum ekleyerek empati yapan bir kişinin yorumu bu konuda &quot;olan&quot; ile &quot;olması gereken&quot; arasındaki muhakeme yeteneğini arttırır.<br />
 <br />
Bu husuta bir söyleşi:<br />

<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="326" data="//video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997">
	<param name="movie" value="//video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997" />
	<param name="wmode" value="opaque" />
	<!--[if IE 6]>
	<embed width="400" height="326" type="application/x-shockwave-flash" src="//video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997" />
	<![endif]--></object>
<br />
 <br />
Şu an için sitedeki görevlerimin aksamaması amacıyla bana ait bu özel blog yazımı kısa tutmak ve gerisini diğer BLOGCULARA bırakmayı yeğliyor, katılımda bulunanlara teşekkür ediyorum.<br />
Saygılarımla<br />
Hukuki.Net admin (Kimliği belirsiz biri)</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?1-Adminin-blogundan-ilk-yazi</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
