<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.Mustafa Mıhcı</title>
		<link>https://www.hukuki.net/blog.php?209668-Av-Mustafa-Mihci</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Sat, 04 Apr 2026 02:06:44 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.Mustafa Mıhcı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/blog.php?209668-Av-Mustafa-Mihci</link>
		</image>
		<item>
			<title>İş Sözleşmesini Fesih Haricinde Sona Erdiren Durumlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?190-is-Sozlesmesini-Fesih-Haricinde-Sona-Erdiren-Durumlar</link>
			<pubDate>Thu, 07 May 2020 14:49:36 GMT</pubDate>
			<description>*1.	Tarafların Anlaşması* 
 
İş sözleşmesi tarafları sözleşmeyi anlaşarak her zaman sona erdirebilirler. Kanunda yazılılık koşulu aranmadığı için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>1.	Tarafların Anlaşması</b><br />
<br />
İş sözleşmesi tarafları sözleşmeyi anlaşarak her zaman sona erdirebilirler. Kanunda yazılılık koşulu aranmadığı için ikale sözleşmesi yazılı olabileceği gibi sözlü de yapılabilir. Bu husustaki iradenin açık veya örtülü olması mümkündür. <br />
<br />
İkale sözleşmesinde taraflar sözleşmenin derhal veya belirli bir süre sonra sona ereceği hususunda anlaşabilirler. İşçi iş güvencesi kapsamında dahi olsa <a href="https://mihci.av.tr/ikale-sozlesmesi/" target="_blank">ikale sözleşmesiyle iş sözleşmesinin sona erdirilmesinde</a> işverenin geçerli sebebe dayanmasına gerek yoktur. Bittabi bu halde işçi, işe iade davası açamaz. <br />
<br />
İkale teklifinin işverenden gelmesi halinde ikale sözleşmesinin geçerli olabilmesi için Yargıtay işçiye ‘makul yarar’ sağlanmadıkça sözleşmeyi geçersiz saymaktadır. Buna göre, ikale teklifi işverenden gelmiş ve işçinin yasal tazminatlarına ilaveten ek bir menfaat sağlanmamışsa iş sözleşmesinin ikale ile sona erdiğinden söz edilemez. <br />
<br />
İkale sözleşmesinin makul yarar içermemesi ya da sözleşmenin irade fesadı nedeniyle geçersiz olması halinde iş sözleşmesinin feshinin işveren feshi olarak kabul edilmesi gerekeceği açıktır.<br />
<br />
<b>2.	Ölüm<br />
<br />
2.1	İşçinin Ölümü</b><br />
İş sözleşmesi işçinin ölüm ile sona erer. Mirasçıların veya işverenin ayrıca fesih bildiriminde bulunmasına ihtiyaç yoktur. İşçinin ölümü kanundan doğan bir sona erme nedenidir. İşçinin ölüm sonrası işçinin hayattaki eşine ve reşit olmayan alt soyuna, bu kişilerden biri yok ise, bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlamak üzere bir aylık, hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre sürmüşse, işveren işçinin iki aylık ücreti tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür. Ölüm bir kıdem tazminatı alma nedenidir.<br />
<br />
<b>2.2	İşverenin Ölümü</b><br />
İşverenin ölümü kural olarak iş sözleşmesini sona erdirmez. Sözleşmeden doğan hak ve borçlar muris işverenin mirasçılarına geçer. Ancak sözleşme işverenin ağırlıklı olarak kişiliği dikkate alınarak kurulmuş ise, işverenin ölümü ile sona erer.<br />
<br />
<b>3.	Belirli Sürenin Bitimi</b><br />
İş Kanunu’nda ifade edildiği üzere, belirli süreli iş sözleşmesi, belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılan bir sözleşmedir. Belirli süreli iş sözleşmesi aksi kararlaştırılmadıkça, sürenin dolması ile kendiliğinden sona erer.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?190-is-Sozlesmesini-Fesih-Haricinde-Sona-Erdiren-Durumlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hırsızlık Suçu Nedir? Nasıl Oluşur?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?189-Hirsizlik-Sucu-Nedir-Nasil-Olusur</link>
			<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 12:48:06 GMT</pubDate>
			<description>5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde ilk olarak hırsızlık suçu düzenlenmiştir. 141 maddede suç tipi söyle açıklanmıştır;...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde ilk olarak hırsızlık suçu düzenlenmiştir. 141 maddede suç tipi söyle açıklanmıştır; zilyedinin (taşınır eşyayı hakimiyeti altında bulunduranın) rızası olmadan bir taşınırı, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimse hırsızlık suçunun faili sayılır.<br />
<br />
Hırsızlık suçunun konusunu taşınır mallar oluşturur. Bunun yanında konu olan malın ekonomik değerinin bulunuyor olması da gerekmektedir.<br />
<br />
141. maddedeki hırsızlık suçunun temel hali 6763 sayılı kanunla gelen düzenleme ile uzlaşma kapsamına dahil edilmiştir. Bu noktada soruşturma ve kovuşturmaya devam edilebilmesi adına şüpheli ve mağdurun anlaşamamış olması gerekmektedir.<br />
<br />
<b>Nitelikli Hırsızlık Nedir?</b><br />
<br />
Ceza kanunun 142. maddesinde iki fıkra halinde daha ağır cezayı gerektiren haller sıralanmıştır. Bu durumlar;<br />
<br />
•	a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,<br />
•	b) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,<br />
•	c) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,<br />
•	d) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,<br />
İşlenmesi halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur denilmektedir. Ayrıca ikinci fıkradaki halleri de söyle sıralayabiliriz;<br />
•	a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,<br />
•	b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,<br />
•	c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak,<br />
•	d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,<br />
•	e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,<br />
•	f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,<br />
•	g) (…) büyük veya küçük baş hayvan hakkında,<br />
•	h) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,<br />
<br />
İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen şekilde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır denilmektedir.<br />
<br />
Kanun koyucu hırsızlık suçunun, sıvı veya gaz halindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde verilecek ceza beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiştir. Bahsedilen eylemin bir örgüt çerçevesinde yapılması durumunda cezanın yarı oranında artırılacağını ve buna ek olarak on bin güne kadar adli para cezasına hükmedileceğini görüyoruz.<br />
<br />
Son olarak hırsızlık suçu sonucunda kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması durumunda verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılacaktır.<br />
 <br />
<b>Hırsızlık Suçunun Şikayete Tabi Olan Suçlara Etkisi</b><br />
<br />
Kanunda cezai sorumluluk gerektiren “<a href="https://mihci.av.tr/konut-dokunulmazliginin-ihlali/" target="_blank">konut dokunulmazlığının ihlali</a>” ve “<a href="https://mihci.av.tr/mala-zarar-verme-sucu/" target="_blank">mala zarar verme suçu</a>” suçları kural olarak şikayete tabi olan suç tipleridir. Bu konuda savcılığın re’sen soruşturma yapması mümkün değildir. <br />
<br />
Ancak bu iki suç tipinin hırsızlık yapma amacıyla meydana geldiği sabit olduğunda kanun koyucu artık şikayet şartının yerine getirilmesine gerek kalmadığını belirtmektedir. Şikayet de bulunulmasa da soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkün hale gelmiştir.<br />
<br />
<b>Hırsızlık Suçunun Gece Vakti İşlenmesi</b><br />
<br />
TCK 143. Maddesinde cezayı ağırlaştıran bir neden olarak suçun gece vakti işlenmesi düzenlenmiştir. Bu varsayımda verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.<br />
<br />
<b>Daha Az Cezayı Gerektiren Nitelikli Haller</b><br />
<br />
Hırsızlık suçunun;<br />
<br />
a)  Paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde,<br />
b)  Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla, işlenmesi durumunda, şikayet üzerine, iki aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına karar verilir.<br />
<br />
Bu düzenlemede dikkat çeken iki nokta vardır. İlki şikayet şartının aranıyor olması diğeri ise yaptırımda seçimlik durumun varlığıdır.<br />
<br />
<b>Kullanma Hırsızlığı Nedir?</b><br />
<br />
Burada failin suç işlemedeki amacında bir değişiklik söz konusudur. Fail, zilyetten malı-iradesi dışında-  bir süre kullanmak ve sonrasında geri vermek amacıyla almaktadır. Suçun cezalandırılabilmesi için mağdurun şikayeti aranmaktadır. <br />
<br />
Kullanma hırsızlığında verilecek ceza hırsızlık suçuna göre yarı oranında azaltılır. Failin malı bir süre kullanmaktaki amacı suç işlemek ise  Ceza Kanunun 146. maddesi uygulama alanı bulmaz.<br />
<br />
<b>Hırsızlıkta Zorunluluk Hali</b><br />
<br />
Hırsızlık suçunun, ağır ve acil bir ihtiyacı gidermek için işlenmesi halinde verilecek cezada indirime gidilebilir ve hatta ceza vermekten de vazgeçilebilir. Kanuni düzenlemede birçok nokta ucu açık bırakılmıştır. <br />
<br />
Mesela ihtiyacın ağır ve acil olup olmadığının değerlendirilmesi hakimin takdirine bırakılmıştır. Kanun maddesinde de dendiği gibi somut olayın içerisinde zorunluluk halinin mevcut olup olmadığı değerlendirilecektir.<br />
<br />
<b>Etkin Pişmanlık</b><br />
<br />
Fail, hırsızlık suçu nedeniyle mağdurun uğradığı zararı aynen geri verirse veya tazmin ederse verilecek cezada indirime gidilebilir. Burada failin pişmanlık sonucu zararı ne zaman giderdiği önem arz etmektedir. <br />
<br />
Eğer zarar soruşturma aşamasında giderilmiş ise cezada indirim 2/3 oranında gerçekleşir. Kovuşturma aşamasına gelindiğinde zarar giderilmiş olursa cezada yarı oranında indirim yapılabilecektir.<br />
<br />
<b>Hırsızlık Suçu Yargıtay Kararları</b><br />
<br />
•	T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ (E. 2014/6403 K. 2016/7096 T. 8.12.2016) Özet: Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün incelenmesinde; 5237 S.K.nın 50. maddesinin 6.fıkrasında yer alan &quot;yaptırımın&quot; ibaresinin &quot;tedbirin&quot; olarak değiştirilmesi, keza 5739 S.K. 5. maddesiyle 5275 S.K. 106. maddesinin 4. ve 9. fıkralarının değiştirilmesi ve aynı Yasa maddesinin 10.fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olduğu hususları dikkate alındığında, infazı kısıtlar şekilde, kısa süreli hapis cezasından seçenek yaptırım olarak çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu cezanın hapse çevrileceğine hükmolunması hatalıdır.<br />
•	T.C. YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ ( E. 2016/5948 K. 2017/1350 T. 8.2.2017 ) Özet: 5237 Sayılı TCK'nın 141. maddesinde tanımı yapılan hırsızlık suçu da uzlaşma kapsamına alındığı anlaşılmakta ise de; hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde eylemin nitelikli hırsızlık suçuna dönüşeceği ve uzlaşma kapsamı dışına çıkacağı gözetilmesi gerekir.<br />
•	T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ ( E. 2008/10849 K. 2009/4485 T. 3.3.2009) Özet: Hırsızlık suçuna konu aracın, saat 23.00 ile 05.30 saatleri arası bir zaman diliminde çalındığının oluşa uygun kabul edilmiş olmasına, güneşinde 05.30'da doğduğunun anlaşılmasına göre, suçun gündüz sayılan bir saatte de işlenmiş olma olasılığının bulunması karşısında; suçun geceden sayılan zamanda işlendiğine ilişkin kanıtların neler olduğunun denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanıp tartışılmadan, artırım yapılması hukuka aykırıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?189-Hirsizlik-Sucu-Nedir-Nasil-Olusur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ortaklığın Giderilmesi Davası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?188-Ortakligin-Giderilmesi-Davasi</link>
			<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 15:51:24 GMT</pubDate>
			<description>Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde tescilli taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan davalara ortaklığın giderilmesi veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde tescilli taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan davalara ortaklığın giderilmesi veya eski adıyla izale-i şuyu davası denmektedir. <br />
<br />
Esasen bu konu prosedürü çok olan detaylı bir konudur. İzalei şuyu davası ile ilgili detaylar <a href="https://mihci.av.tr/izalei-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/izalei-suyu-orta...ilmesi-davasi/</a> linkinde ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Buradaki yazı forum için konunun özetlenmiş ve basitleştirilmiş halidir.<br />
<br />
Konuya girmeden önce paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetinin ne olduğuna değinmek gerekir.<br />
<br />
Elbirliği mülkiyeti, aralarında kişisel bir ilişki, bir ortaklık bağı bulunan kimselerin bu ortaklıkları sebebiyle bir mala birlikte malik(sahip) olmaları durumudur. Ortakların mal üzerinde tasarrufta bulunabilecekleri payları yoktur, sadece hakları ve yükümlülükleri vardır. Elbirliği mülkiyeti, bir hukuki olaydan (ölümle terekenin dağılımı) veya bir hukuki işlemden (mal ortaklığı-aile malları ortaklığı- adi ortaklık) doğar.<br />
<br />
Buna karşılık paylı mülkiyet ise birden çok kişinin irade özgürlükleri sonucu bir mala paydaş olmaları, bir mahkeme ilamı, kanun hükmünce veya bir idari işlemle meydana gelebilir. Elbirliği mülkiyetindekinin aksine, burada paydaşların mal üzerinde tasarrufta bulunabilecekleri payları vardır.<br />
<br />
İzale-i şuyu davası Medeni Kanun'un 699. maddesinde şu şekilde yer alır;<br />
<br />
&quot; Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.<br />
Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.<br />
<br />
Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.&quot;<br />
<br />
Kanunda da belirtildiği üzere davaya konu taşınmaz hakkında paydaşlar/ortaklar tarafından belirlenmiş geçerli bir paylaşma isteminin varlığı halinde bütün paydaşların rızası ile paylaşma yapılabilir. Bahsedilen paylaşma taşınmazın bölüştürülmesi veya satıp bedelinin dağıtılması şeklinde olabilir. Şayet tüm paydaşların rızası alınamaz ise, paylaşmayı isteyen taraf bunun mahkeme eliyle yapılması için dava açabilir. <br />
<br />
Taşınırlar ve taşınmazlara yönelik açılan ortaklığın giderilmesi davalarında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesidir.<br />
<br />
Ortaklığın giderilmesi davası, davacıların dışında kalan diğer tüm paydaşlar aleyhine açılır.<br />
<br />
İştirak halindeki mallar için tasfiye memuru da bu davayı açma hakkına sahiptir.<br />
<br />
Eğer yargılama süresince paydaşların herhangi biri payını bir başkasına satarsa, payı devralan yeni paydaş da davaya taraf olur.<br />
Taşınmaz hakkında tapu kaydında ipotek veya haciz bulunması bu davanın açılmasına engel olmaz, sonuç olarak taşınmaz bu kısıtlamalar ile satılır.<br />
<br />
Taraflarca kararlaştırılan ve geçerli olan taksim sözleşmesinin varlığı halinde ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.<br />
Davanın açılması ile hâkim öncelikle malın ve hakların aynen bölüştürülmesine imkân olup olmadığına bakar. Aynen bölüştürülmeye imkân var ise bu şekilde karar verilir ancak aynen bölünme imkansız ise o zaman hâkim satışa karar verip, satış bedelinin her bir paydaşa payı oranında dağıtılmasını sağlar.<br />
<br />
Ortaklığın giderilmesi davasında, önemli ve bir o kadar zor olan konu taraf tespitidir. Çünkü uygulamada da yaşanan sorunlardan biri de paydaşların birbirlerini tanımamalarıdır. Hangi paydaşın sağ hangi paydaşın ölü olduğu, ölenlerin ise mirasçılarının kimler olduğu bilinmez. Paydaşlar hakkındaki bu bilinmezlik ve karışıklık ancak tapu kaydı ile giderilebilir. Bahsedilen kişiler davalı olarak gösterilmemişler ise onların da davaya dâhil edilmesi gerekir. <br />
<br />
İki taraflı bir hukuki işlem olması ve taraflar için aynı sonucu doğurması sebebiyle, ortaklığın giderilmesi davasında her paydaş kendi hissesi oranında yargılama giderinden sorumlu tutulur. <br />
<br />
İzale-i şuyu davası, özellikle miras ortaklığından kaynaklanan miras paylaşımında büyük önem arz eder. Yazının başında da belirtildiği üzere miras ortaklığı paylı mülkiyet türlerinden elbirliği mülkiyeti içinde yer alır. Miras ortaklığını diğer ortaklıklardan ayıran özellik ise, bölünmüş payın olmaması ve bunun sonucu olarak ortakların eşya üzerinde hep birlikte sahip oldukları tek ve bölünmez bir mülkiyet hakkının bulunmasıdır. <br />
<br />
Dolayısıyla söz konusu miras ortaklığının dayandığı elbirliği mülkiyeti sonlandırılmadan, mal ve haklarda kendi başına tasarrufta bulunulamaz. Bu sebeple öncelikle miras ortaklığının giderilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<b>ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ DAVASININ AÇILAMAYACAĞI HALLER:</b><br />
<br />
<ul><li style="">Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlara yönelik ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li><li style="">Bu dava, sadece taşınmazın tamamına yönelik açılabilir. Belirli bir pay için ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li><li style="">Sürekli bir amaca yönelik tahsis edilen paylı mülkiyetin varlığı halinde, tahsisin devam ettiği süre boyunca bu dava açılamaz. Buna ek olarak bahsedilen tahsis, TMK’nın ilgili maddesi uyarınca azami 10 yıl olabilir.</li><li style="">TMK m.698/f:son uyarınca uygun olmayan zamanda ortaklığın giderilmesi talebi mümkün değildir. Bu hüküm paylı mülkiyette paydaşın tasarruf yetkisine getirilmiş emredici nitelikte bir kısıtlamadır.  Amaç; hakkın kötüye kullanımının engellenmesidir.</li><li style="">Hakkında kamulaştırma kararı verilmiş taşınmazlarda, buna ilişkin kararın ilgili kişilere tebliğ edilmesinden sonra devir ve temlik mümkün olmayacağından dolayı, bahsedilen taşınmaza yönelik ortaklığın giderilesi talep edilemez.</li><li style="">Kamu mallarına karşı bu dava açılamaz.</li><li style="">Tapuda, ortakların iradeleri ile şuyuun idame mükellefiyeti ya da kooperatifler tarafından yapılan binalar hakkında devrin imkânsızlığına dair bir hüküm konulmuş ise, bu durumda ortaklığın giderilmesi davası açılamaz.</li></ul></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?188-Ortakligin-Giderilmesi-Davasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Coronavirüs Nedeniyle Fırsatçılara Karşı Hukuki Yollar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?184-Coronavirus-Nedeniyle-Firsatcilara-Karsi-Hukuki-Yollar</link>
			<pubDate>Wed, 18 Mar 2020 14:21:52 GMT</pubDate>
			<description>Herkesin malumu olduğu üzere kolonya, maske vs. gibi dezenfektan etkisi olan ürünler şuan bazı satıcılar tarafından normale göre çok yüksek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Herkesin malumu olduğu üzere kolonya, maske vs. gibi dezenfektan etkisi olan ürünler şuan bazı satıcılar tarafından normale göre çok yüksek fiyatlarla satılıyor. Corona virüsünün etkisi düşünüldüğü zaman tüketiciler bu ürünlere çekinmeden normalin 10 katı fiyatı ödüyor. Peki bu durum yasal mı, bunu yapan kötü niyetli satıcılara karşı hukuken izlenebilecek bir yol var mı? Yazımızda bu soruları ceza hukuku, borçlar hukuku ve tüketici hukuku gibi alakalı hukuk dalları ile değerlendirerek cevaplandıracağız.<br />
<br />
Şuan için aslında ülkemizde panik ortamı oluşmuş değil, vaka olarak da dünyanın genel durumuna göre çok öndeyiz. Gene de ileriyi düşünerek endişelenen insanlar, gereğinden fazla ürün alarak stok yapabiliyor. Bu durumu fırsat bilen kişiler de fiyatları artırıyor. Bunu yaparken serbest piyasa, liberal ekonomi gibi argümanları ileri sürüyorlar. <br />
<br />
Aşağıda toplumsal problemleri fırsat bilip fahiş fiyat uygulayan kişilerin; cezai sorumluluklarını, hukuki sorumluluklarını, bu kişilere karşı izlenmesi gereken yolları, yaptırımların ne olacağını vs. konunun bilinmesi gereken noktalarını izah etmeye çalıştık. Önemli bir konu olduğu için yazımızı dikkatlice okuyunuz.<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><b><font size="3">Fiyatların Belirlenmesinde Sınır Var mı?</font></b></div><br />
Esasen bir ürünün ne kadara satılacağına ilişkin, istisnai durumlar dışında, sınırlama getirmek mümkün değildir. Ancak bir ürünün satış bedeli, gerek Türk Borçlar Kanunu, gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerek Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde yer alan genel hükümlere aykırılık teşkil edemez. Örneğin haksız şart niteliğindeki bir belirleme, gabin (alıcının zorda kalmışlığından yararlanma) vs. ilkelere aykırı belirlenen fiyatlar, satıcının sorumluluğunu doğurur. <br />
<br />
Biz de yazımızda corona virüsü nedeniyle ortaya çıkan panik durumundan yararlanan satıcıların bazı dezenfektan ürünlerinin fiyatını artırmasının hukuki zemininden bahsedeceğiz. Fırsatçılık yaparak bu fiyatları artıranların temelde iki sorumluluğundan bahsedeceğiz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
<br />
•	İlk olarak Türk Ceza Kanunu madde 237 kapsamında fiyatları etkileme suçundan cezai sorumluluk<br />
•	İkinci olarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında idari para cezası ve ticari faaliyetlerin durdurulması sorumluluğu<br />
<br />
Bu iki sorumluluğun ayrıntılarına değinmeden önce, satıcıların genel savunması olan serbest piyasa meselesine değinmek istiyoruz.<br />
<br />
Fiyatların Artırılmasında Serbest Piyasa Bahanesi Mümkün mü?<br />
<br />
Artık dünyanın birçok yerinde liberal ekonomik düzen anlayışı hakim. Bu nedenle kamu otoritesinin doğrudan fiyatlara müdahalesi kural olarak mümkün değil. <br />
<br />
Bunun Türk Borçlar Kanunundaki karşılığı sözleşme serbestisidir. Yani kural olarak taraflar sözleşmeye istediği hükmü koyar, istediği fiyatta anlaşabilir ve kimse bir sözleşme yapmaya zorlanamaz. <br />
<br />
Ancak bunun istisnaları vardır ki bunlardan birisi de tüketiciyi korumaya yönelik alınan önlemlerdir. Belirttiğimiz üzere tüketicinin korunması ilkesi kapsamında bu genel nitelikli sözleşme serbestisi bahanesi öne sürülemez. Aşağıda belirteceğimiz üzere cezai ve hukuki sorumluluk doğar.<br />
<br />
<b><div style="text-align: center;"><font size="3">Fiyatlardaki Fahiş Artırım Suç mu?</font></div></b><br />
<br />
Türk Ceza Kanunu madde 237 düzenlemesinde fiyatları etkileme suçu düzenleniyor. Buna göre ‘besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yaymak yahut benzer hileli yollara başvurmak’ şeklinde belirtilen fiil TCK 237 anlamında suç teşkil eder. <br />
<br />
Bunun için öngörülen temel ceza 3 ay ile 2 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Bu fiil sonucunda besin veya malların fiyatlarının artıp eksilmesi ise cezanın &#8531; oranında artırılacağı anlamına gelir.<br />
<br />
Fiyatların kriz ortamında bu şekilde fırsatçılık yapılarak artırılması TCK 237 anlamında suç teşkil eder mi tartışılır. Bu biraz da somut olayın özelliklerine bağlı bir konu. <br />
<br />
Ancak belirtmemiz gerekir ki Ticaret Bakanlığının yaptığı açıklama, bu fahiş fiyat artırımı uygulamasından ötürü TCK 237’ye dayanarak cezai süreç başlatılacağı yönünde. <br />
<br />
<font size="3"><b><div style="text-align: center;">Fiyatların Artırılması Haksız Ticari Uygulama mıdır?</div></b></font><br />
<br />
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu madde 62 düzenlemesinde haksız ticari uygulamalar yer alıyor. Ayrıca Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği madde 28 ve devamında yer alan düzenlemelerde bu durum ayrıntıları ile hüküme bağlanıyor. <br />
<br />
Buna göre fiyatların fırsattan istifade ederek aşırı artırılması ve haksız ticari uygulama arasındaki ilişkiyi şu şekilde izah edebiliriz:<br />
<br />
Tüketiciye yönelik bir ticari uygulamanın; mesleki özenin gereklerine aykırı olması, hitap ettiği ortalama tüketici grubunun ortalama üyelerinin mal veya hizmete ilişkin ekonomik alışkanlığını aşırı ölçüde bozması yahut bu ihtimali ortaya çıkarması durumunda haksız ticari uygulamanın varlığından bahsedebiliriz. <br />
<br />
Haksız ticari uygulamalar her iki mevzuat düzenlemesinde de yasaklanmıştır. Bir ticari işlemin haksız ticari uygulama olduğunu iddia eden kişi bunu ispatlamak zorundadır. <br />
<br />
Esasen kolonya, maske vs. Ürünlerin fiyatlarının aşırı ölçüde artırılması da bu anlamda haksız ticari uygulamadır ve bunlara müdahale edilebilir.<br />
<br />
Bunun için yönetmelikte bir ölçüt getiriliyor. Buna göre madde 28/2’de ortalama bir tüketicinin normal şartlarda bilinçli olarak yapmayacağı bir satın alma işlemini gerçekleştirmesi durumunda, tüketicinin ekonomik davranış biçiminin bozulduğu kabul edilir. <br />
<br />
Yani aslında 20 TL’lik bir kolonyaya normal şartlarda kimse 120 TL vermez ama eğer tüketici buna rağmen satın almak zorunda kalmışsa bu kapsamda haksız ticari uygulamadan bahsedebiliriz. Yani kimse serbest piyasa savunusunda bulunamaz bu konuda.<br />
<br />
<font size="3"><b><div style="text-align: center;">Fiyat Artırımının Yaptırımı Nedir?</div></b></font><br />
<br />
Aşırı fiyat artırımının yukarıda bahsettiğimiz şekilde iki temel hukuka aykırılığı bulunuyor. Birisi TCK anlamında suç, diğeri ise TKHK kapsamında yasaklanan davranıştır. <br />
<br />
TCK anlamında suçun yaptırımı hapis cezasıdır. Yukarıda bundan bahsettik. Somut olayın özelliklerine göre 3 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası söz konusu olabilir.<br />
<br />
Peki haksız ticari uygulamanın yaptırımı ne olacak? Asıl meselemiz bu. Burada Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun madde 63 düzenlemesine bakmamız gerekiyor. <br />
<br />
Reklam Kurulu adında bir kuruluş, reklamlarda yer alan aykırılıkları incelediği gibi haksız ticari uygulamaları da inceliyor. Bu işlemlere karşı tüketiciyi korumaya yönelik faaliyet gösteriyor. <br />
<br />
Maddede kurula adli para cezası verme ve 3 aya kadar faaliyeti durdurma yetkisi veriliyor. Dolayısıyla aşırı fiyat artırımında bulunan kişilere karşı hem adli para cezası hükmü verilebilir hem de faaliyetleri durdurulabilir. <br />
<br />
Bu yaptırımların uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Reklam Kurulu Yönetmeliğinde yer almaktadır ancak idari para cezasının miktarına ilişkin net bir düzenleme söz konusu değildir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapılır.<br />
<br />
<b><div style="text-align: center;"><font size="3">Fırsatçılık Yapanlar Nereye Şikayet Edilir?</font></div></b><br />
<br />
TCK anlamında fiyatları etkileme suçu ancak savcılık tarafından soruşturulabilir. Dolayısıyla bununla ilgili şikayet suçun işlendiği yerde bulunan savcılığı yapılmak zorundadır.<br />
<br />
Haksız ticari uygulamaların incelenmesi ise yukarıda belirttiğimiz üzere Reklam Kurulunun görevidir. Bununla ilgili Reklam Kuruluna başvuru prosedürü takip edilmelidir. Bu başvurunun yazılı veya elektronik ortamda yapılması mümkündür.<br />
<br />
Ayrıca bu durum gündem olduğundan beri bazı hükümet politikaları gereği VİMER 189 hattı bu tarz durumların ihbarı için özgülenmiş durumda. Tabi Ticaret Bakanlığının Tüketici Hattı olan alo 175 hattı da genel olarak bu durumları inceleyen kanallardan birisidir. <br />
<br />
Tabii ki bunlar başlı başına hukuki yollar değildir. En nihayetinde tüm başvurular, yukarıda bahsettiğimiz iki yol olan suç soruşturması ve Reklam Kurulu başvurusuna dönüşmek durumunda. Tabi ilgili Bakanlıkların genel denetleme yetkisine giren halleri hariç tutabiliriz.<br />
<br />
<b>Mıhcı Hukuk Bürosu</b><br />
<a href="https://mihci.av.tr/" target="_blank">https://mihci.av.tr/</a></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?184-Coronavirus-Nedeniyle-Firsatcilara-Karsi-Hukuki-Yollar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türkiye Suç İstatistikleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?183-Turkiye-Suc-istatistikleri</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jan 2020 21:15:00 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Türkiye'deki işlenen suçlara dair bazı istatistikleri Mıhcı Hukuk Bürosu (https://mihci.av.tr/) editörleri derledi. 
 
*Türkiye’de Genel Olarak Suç...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Türkiye'deki işlenen suçlara dair bazı istatistikleri <a href="https://mihci.av.tr/" target="_blank">Mıhcı Hukuk Bürosu</a> editörleri derledi.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Genel Olarak Suç ve Suçla Mücadele</b><br />
<br />
Suç, toplum tarafından kınanan davranışların hukuk dünyasındaki yaptırıma bağlanmış görünümüdür. Yaptırım ise ahlaki olmayan fiile karşı ahlaki yaptırım olarak tanımlanabilmektedir. Hukuk sistemlerinde yaptırımlar farklı görünümlere sahip olabilir. Örneğin ortaçağda bedeni cezalar bugün ortadan kalkmış ve yerini hürriyeti bağlayıcı cezalara bırakmıştır.<br />
<br />
Türkiye’de suçla mücadele etmek için ceza kanunları uygulamaya geçirilmiştir. Bugün mevcut olan kanunumuz, 5237 Sayılı 2005 yılında kabul edilmiş Türk Ceza Yasasıdır. Türk ceza yasasında yer alan her fiil, suç olarak kabul edilmekte ve adli işleme tabi tutulmaktadır. Suç ve ceza hukukunun en ciddi görünümü Türk Ceza Kanunu olsa da farklı kanunlarda çeşitli hükümlerle bazı fiillere suç vasfı kazandırılmıştır.<br />
<br />
Türk Ceza Yasası fail lehine hazırlanmış ve suçluyla değil, suçla mücadeleyi hedef almış bir kanundur. Dolayısıyla kanunumuzun amacı, intikam duygularını tatmin etmekten ziyade, mağdurun da haklarını gözeterek suçluyu topluma kazandırmaktır. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi kanun felsefesini belirten ilkelerdir.<br />
<br />
Türk ceza hukukunun adil olabilmesi için 3 ayaklı bir yargılama faaliyeti öngörülmüştür. Yargılama faaliyetini ayakta tutan 3 unsur; hakim, savcı ve sanık(avukat)dan ibarettir. Dolayısıyla ceza avukatı adaletin tesis edilmesinde önemli bir yere sahiptir. Unutulmaması gerekir ki, ceza avukatı adaletin suçlu yönünden tesis edilmesine hizmet etmektedir. Yoksa ceza avukatının suçluyu savunduğu gibi bir kanı son derece yanlıştır.<br />
<br />
Türk Ceza Kanununda suçlar, koruduğu hukuki değere göre sınıflandırılmıştır. Malvarlığına karşı suçlar, vücut bütünlüğüne karşı suçlar, topluma karşı suçlar bunlara örnektir. Bu yazımızda suçlara dair son yıllardaki istatistikleri inceleyeceğiz.<br />
	<br />
<b>Türkiye’de Suç İstatistikleri</b><br />
<br />
Suç istatistiklerini çeşitli yönlerden tasnif etmek mümkündür. Öncelikle TÜİK verileri ışığında hangi suçun ne oranda işlendiği konusuna değinmek istiyoruz. Aşağıdaki veriler TÜİK ve Adalet Bakanlığı suç işleme grafiğine göre çıkarılmış sonuçlardan oluşmaktadır.<br />
<br />
Türkiye’de 2018 yılında TCK’ya dayalı olarak, 7.505.499 adet ceza soruşturması açılmıştır. Bu soruşturmalar sonucunda 2.494.149 farklı suçtan kamu davası açılmıştır. Kamu davalarının %27,4’ü  malvarlığına karşı işlenen suçlar dolayısıyla, %16,6 vücut dokunulmazlığına karşı işlenen suçlar nedeniyle, %15,3’ü  hürriyete karşı suçlar dolayısıyla, %11,2’si şerefe karşı suçlar dolayısıyla açılmıştır. TCK dan ayrı olarak özel kanunlarda düzenlenen suçlar dolayısıyla, 300 binden fazla fiil hakkında kamu davası açılmıştır. <br />
<br />
Kamu davası açılan en çok suç ise kasten yaralama fiiliyle işlenmiştir. 2018 yılı verilerine göre 426.115 fiil hakkında kamu davası açılmıştır. Bunu takip eden en çok işlenen suç ise 327.752 fiil hakkında kamu davası açılan hakaret suçudur.<br />
<br />
Bunlarla birlikte 2018 yılında Anayasal düzene ve anayasal düzenin işleyişine karşı suçlar dolayısıyla açılan davaların oranı ise %6’dır. 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz Darbe girişimi nedeniyle anayasal düzene ve anayasal düzenin işleyişine karşı suçlarda büyük bir artış yaşanmıştır. Tüik verilerine göre 2015’te söz konusu alanda açılan dava sayısı 14.120 olarak belirlenmiştir. 2016 yılında söz konusu suç nedeniyle açılan dava sayısı 3 katına çıkmış 47.522 kişi hakkında yargılama yapılmıştır. 2018 yılında ise ilgili suçla alakalı olarak 90.197 kişi yargılanmıştır. Anlaşılmaktadır ki 2016 yılında yaşanan hain darbe girişiminin etkileri uzun yıllar sürecektir.<br />
<br />
Türkiye’de çarpıcı bir diğer gerçeklik ise 2018 yılında erişkin nüfusun %6’sının sanık olarak kamu davasında yargılanıyor olduğudur. Her yıl ortalama 2 milyon kişinin sanık sıfatı kazandığı ise bir başka gerçekliktir. Açılan kamu davasıyla birlikte ele alındığında, sanıkların ortalama 2 farklı suç işlediğidir. Değinilmesi gereken bir diğer konu ise 2018’de sanık sıfatı kazanan 1.796.502 kişinin erkek, 221.304 kişinin kadın olduğudur.<br />
<br />
Kamu davası sonucu verilen mahkumiyet kararlarını mahkemenin türüne göre ise şu şekilde sınıflandırmak mümkündür. 2018 yılındaki verilere göre: asliye ceza mahkemelerinde 1.327.111 kişi, ağır ceza mahkemelerinde 459.897 kişi, çocuk ceza mahkemelerinde 36.692, çocuk ağır ceza mahkemelerinde 3.375 kişi hüküm giymiştir.<br />
<br />
Suça sürüklenen çocuk, suç isnat edilen kimselerin 18 yaşını tamamlamamış olmaları halinde kazandıkları sıfattır. Suça sürüklenen çocuk deyimiyle, çocuk ilgili suçun faili olsa bile, toplumun veya başka dış etkenlerin çocuğu suça ittiği anlatılmak istenmektedir. 2018 yılındaki TÜİK suç istatistiklerine göre, 1 yıl içerisinde 127.649 çocuk hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir. 2014 yılında ise hakkında mahkumiyet kararı verilen suça sürüklenen çocuk sayısı, 194.418 olarak saptanmıştır. Ülkemizde son 4 yılda suça sürüklenen çocuk sayısında gözle görülür bir azalma kaydedilmiştir. Nüfus artış hızıyla birlikte değerlendirildiğine umut verici sonuçlar elde edilmektedir.<br />
<br />
Türkiye’nin bir başka realitesi ise faili meçhul suçlardır. Türkiye’de 2018 yılındaki verilere göre 4.235.783 farklı soruşturmanın faili belirsizdir. Faili belirlenemeyen suçlar hakkında ceza davası açılması mümkün değildir. 2018 yılı sonuna dek faili meçhul suçların yalnızca 8.113 tanesinin faili tespit edilip ceza davası açılabilmiştir.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Savcılık ve Ceza Yargısı</b><br />
<br />
Ceza yargılamasının 3 unsurunun var olduğunu biraz önce açıklamıştık. Ancak ceza yargılamasının unsurlarından iddia makamı olan savcının önemli bir konumu vardır. Bu nedenle savcılık konusunda detaylı bir şekilde değinilmesi gerektiğini düşünüyoruz.<br />
<br />
Toplumumuzda ‘savcı’ şeklinde tabir edilen görevlinin kanuni ismi ‘Cumhuriyet Savcısı’ dır. Cumhuriyet savcısı olarak adlandırılma sebebi, savcıların cumhuriyeti koruyucu görevliler olduğu düşüncesidir.<br />
<br />
Teknik olarak Cumhuriyet Savcısının görevini incelemek gerekirse, kısa anlatımıyla, soruşturma açıp soruşturmayı yürütmektir. CMK ya göre herhangi bir şekilde, bir suçun işlendiğini öğrenen savcının derhal soruşturmaya başlaması gerekmektedir. Yapılacak soruşturma ile suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenen fiilin suç olup olmadığı konusunda bilgi ve belgelerin edinilmesi amaçlanır.<br />
<br />
Savcı yaptığı soruşturma neticesinde farklı kararlar verebilir. Şayet suçun oluştuğu yönünde makul kanaati var ise suçun konusuna göre soruşturma dosyasını ilgili mahkemeye gönderir. Teknik tabiriyle, kovuşturma aşamasına geçtiği ifade edilir. Suçun oluşmadığı veya delillerin yetersiz olduğu yönünde kanaati oluşursa, bu durumda soruşturma dosyasını mahkemeye göndermek yerine Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verir. Bu durumda üzerine suç atılı kişi sanık sıfatı kazanmaz ve üzerinde hiçbir hukuk sonuç doğmaz.<br />
<br />
Halk dilinde üzerine soruşturma açılmış kişiler hakkında dahi ‘suçlu’ deyimi kullanılmaktadır. Ancak belirtmek gerekir ki, söz konusu kullanım son derece yanlış ve yaralayıcı bir ifadedir. Hukuken bir kimsenin suçlu sayılabilmesi için kovuşturma aşaması sonucundan hakim tarafından kesin olarak mahkumiyet kararına maruz bırakılması gerekmektedir. Kişinin soruşturma aşamasındaki sıfatı, şüphelidir. Ancak kamu davasının açılmasıyla bu sıfatı sona erer ve sanık sıfatını kazanır. Kamu davasının sonuçlanmasıyla şayet kişi ceza alırsa ancak bu halde hükümlü olarak adlandırılmaktır. <br />
<br />
İddianame, savcının soruşturma sonucu elde ettiği deliller nedeniyle, suç işleme ihtimali yüksek şüpheli hakkında hazırladığı ve mahkemeye sunacağı belgedir. Soruşturmanın tamamlanmasıyla iddianamenin hazırlanması aynı safhaya denk gelmektedir.<br />
<br />
Türkiye’de ceza yargılaması sonucunda farklı kararlar verilebilir. Beraat ve mahkumiyet en yaygın olanlarıdır. Beraat halinde sanığın, üzerine atılı suçu işlemediği ve dolayısıyla aklandığı anlaşılmaktadır. Mahkumiyet halinde ise sanık çeşitli şekillerde yaptırımla karşılaşmaktadır. Hapis cezası, adli para cezası bunlardan bazılardır. Bunların dışında günümüzde kullanımı yaygınlaştırılan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkündür.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Cezaevlerinin Durumu </b><br />
<br />
Yazımızın devamında Tüik suç istatistikleri ışığında, cezaevlerine dair istatistiki bilgileri paylaşacağız.<br />
<br />
Türkiye’de 2013 yılındaki suç istatistiklerine göre 363 adet ceza infaz kurumu, 2017 yılında ise 386 adet ceza infaz kurumu bulunmaktaydı. Ceza infaz kurumlarının toplam yatak kapasitesi ise 2013 yılında 154.111 kişilik, 2017 yılında ise 208.330 kişi olarak tespit edilmiştir.<br />
<br />
2013 yılında cezaevlerinde toplam 144.098 kişi bulunmaktaydı. 2017 yılında ise yatak kapasitesinin üzerine çıkarak, 232.340 kişinin cezaevlerinde bulunduğu saptanmıştır. İlgili suç istatistiki verilerine göre, yaklaşık 25 bin kişilik fazlalık tespit edilmiş, bu 25 bin kişinin ise nasıl ve nerede yattığı kesin olarak bilinmemektedir. <br />
<br />
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısının 222.444 kişisini erkekler, 9.896 kişisini ise kadınlar oluşturmaktadır. Hükümlü olarak cezaevinde kalanların sayısı 153.079, tutuklu olarak kalanların sayısı 79.261 olarak belirlenmiştir. İfade etmek gerekir ki, 2013 yılı ile karşılaştırıldığına tutuklu sayısında da olağanüstü bir artış gerçekleşmiştir. 2013 yılında tutuklu olarak cezaevinde kalanların sayısı 28.108 idi. Yaşanan darbe girişimi tutuklu sayısını, bir anda 3 katına çıkarmıştır.<br />
<br />
Türkiye’de işlenen suçların istatistiklerine baktığımızda bir başka göze çarpan konu ise; suç işleme yaş aralığıdır. İfade etmek gerekir ki, suçun yaşı yoktur. 12 yaşından itibaren her yaşta insanın suçlu olarak cezaevine girdiği bilinmektedir. 2017 verilerine göre 12-14 yaş aralığında 1693 suça sürüklenen çocuk, cezaevinde bulunmaktadır. En çok suçlu sayısının bulunduğu yaş grubu ise 25-34 yaşlarıdır. Bununla birlikte 65 yaş ve üzeri 1133 kişinin cezaevlerinde bulunduğu tespit edilmiştir.<br />
<br />
Suç işleme potansiyelini arttıran en önemli etkenin şahısların eğitim durumu olduğu herkesçe bilinmektedir. TÜİK verilerine göre, yükseköğretim mezunu 9.857 kişi suçlu olarak cezaevlerinde bulunurken, lise mezunu 45.508 kişi, ilkokul mezunu 78.162 kişi cezaevlerinde bulunmaktadır. Yalnızca 2017 verilerine dayanılarak dahi, eğitimin ne kadar etkili ve önemli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Sonuç olarak, günümüzde cezaevlerinin yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<b>Türkiye’de Suç Oranlarının Yoğunlaştığı Bölgeler</b><br />
<br />
Türkiye’de suç oranlarının belirli nedenlerle bazı bölgelerde yoğunlaşıp bazı bölgelerde azaldığı görülmektedir. Coğrafi koşulların işlenen suçun niteliği üzerinde büyük etkisi olduğu kabul edilmelidir. Örnek vermek gerekirse, Şanlıurfa, Mardin, Hakkari, Trabzon, Şırnak, Artvin gibi sınır illerinde kaçakçılık suçlarının yoğunlaştığı görülmektedir.<br />
<br />
Bölge bazlı suç oranlarına baktığımızda ise genellikle %7-%9 aralığında sonuçlarla karşılaşmaktayız. 2018 yılı suç istatistiklerine göre, Marmara Bölgesinde %8,5, Ege Bölgesinde %9,5, Doğu Anadolu Bölgesinde %7,4, İç Anadolu Bölgesinde %9,2, Akdeniz Bölgesinde %9,5, Karadeniz Bölgesinde %7,3, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde %8,7 olarak saptanmıştır.<br />
<br />
<b>Sonuç</b><br />
<br />
Türkiye’de suç oranlarının, nüfus artışıyla paralel olarak ve yaşanan büyük toplumsal olaylar nedeniyle yıldan yıla arttığı görülmektedir. Örnek vermek gerekirse, terör olayları, siyasi krizler, darbe girişimleri, ekonomik buhran şiddet olaylarını ve suç oranlarını arttırmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki, kişiyi suç işlemeye iten şey yalnızca kendisi değildir. Bu anlamda, özellikle yargılaması tamamlanmamış insanları, suç işlediği gerekçesiyle farklı ithamlara hedef tutmak doğru değildir.<br />
<br />
Ülkemizde son yıllarda yaşanan toplumsal olaylar nedeniyle, ceza avukatının görevi son derece önem kazanmıştır. Zira yargı makamlarının iş yükü nedeniyle, yargılamalar uzamakta ve hatta yanlış kararlar çıkabilmektedir. Hatta öyle ki, yargılaması çoktan tamamlanmış, cezaevlerinde bulunan insanların yanlış yargılamayla mahkum edildiği anlaşılmaktadır. <br />
<br />
Bu nedenle, ceza almanın sonuçları da göz önünde bulundurularak alanında uzman bir ceza avukatına başvurmanın gerekli olduğu kanaatindeyiz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?183-Turkiye-Suc-istatistikleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?182-Nufus-Kaydinin-Duzeltilmesi-Davasi</link>
			<pubDate>Mon, 23 Dec 2019 19:53:40 GMT</pubDate>
			<description>*1) Nüfus Kaydı Nedir?* 
	 
Nüfus kaydı, vatandaşların aile soyları üzerinden akrabalık bağlarının belirlenmesi amacıyla tutulan kayıtlardır. Nüfus...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>1) Nüfus Kaydı Nedir?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydı, vatandaşların aile soyları üzerinden akrabalık bağlarının belirlenmesi amacıyla tutulan kayıtlardır. Nüfus kaydı sayesinde, bireyler arasındaki hukuki ilişkiler kolaylaşmakta, kamu düzeninin sağlanması kolaylaşmıştır. Ancak günümüzde nüfus kayıtlarının kapsamı genişlemiştir. İkametgah adresleri ve pek çok şahsi durum nüfus kütüğünde kayıt altına alınmaya başlamıştır. Nüfus kayıtları içerdiği bilgiler nedeniyle vatandaşların ve devletin işini oldukça kolaylaştırmaktadır.<br />
<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası ise nüfus kayıtlarında yer alan hatalar dolayısıyla açılması gereken davalardandır.<br />
	<br />
Nüfus kaydında; isim, soyisim, TC kimlik numarası, baba adı, ana adı, doğum yeri, doğum tarihi, medeni hali, dini, ili, ilçesi, cilt numarası, mahallesi/köyü bilgileri yer almaktadır. Dolayısıyla kural olarak ilgili kayıtlar üzerinde yapılabilecek değişiklik için, Türk Medeni Kanununa göre mahkeme kararı alınması gerekmektedir. <br />
	<br />
Bu yazımızda, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davasının nasıl açılacağını, ne kadar süreceğini, ne kadar masrafı olacağını, hangi durumlarda açılabileceğini, dava açılması gereken durumları ve istisnalarını ve konu hakkındaki tüm detayları inceleyeceğiz. <br />
<br />
<b>2) Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Açılabilecek Durumlar</b><br />
	<br />
Nüfus kaydında; isim, soyisim, TC kimlik numarası, baba adı, ana adı, doğum yeri, doğum tarihi, medeni hali, dini, ili, ilçesi, cilt numarası, mahallesi/köyü bilgileri yer almaktadır. <br />
<br />
Söz konusu bilgilere ilişkin herhangi bir hata olması halinde yahut gerçeğe aykırı durumlar bulunması hallerinde, kural olarak, nüfus kaydının düzeltilmesi için dava açılabilmektedir.<br />
	<br />
Genel olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası örnekleri şu şekildedir:<br />
	<br />
<ul><li style="">Nüfus kaydının düzeltilmesi davası yaygın olarak, soybağı durumunun düzeltilmesi konusunda açılmaktadır. Kayıtlara göre kişinin anne veya baba gibi soybağı bilgilerinde gerçeğe aykırı bir durum olması durumunda bu durumun nüfus kaydının düzeltilmesi davası açılarak düzeltilmesi mümkündür.</li><li style="">Kişinin ismini değiştirmek istemek halinde isim değiştirme davası açarak; ismine yeni bir isim eklenmesi yahut tamamen değiştirmesi mümkündür. Ancak isim değişikliği için haklı sebebin varlığı aranmaktadır. İsim değiştirme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/isim-degistirme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/isim-degistirme-davasi/</a></li><li style="">Kişinin soyadını değiştirmek istemesi halinde de nüfus kaydının düzeltilmesi niteliğinde olan soyadı değiştirme davası açarak soyadını değiştirebilir.  Ancak bu davayı açabilmek için; değiştirilmesi istenen soyadının kanuna, adaba, ahlaka aykırılığı, küçük düşürücü olması veya imla hatası gibi durumlarının söz konusu olması gibi haklı nedeninin olması gerekmektedir. Soyadı değiştirme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/soyadi-degistirme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/soyadi-degistirme-davasi/</a></li><li style="">Nüfus kaydında cinsiyet hanesinin değiştirilmesi durumunun ortaya çıkması durumunda yine dava açılarak bu değişiklik yapılabilir. Ancak ilk olarak dava ile cinsiyet değişikliğine izin alınmalı, sonrasında gerekli tıbbi müdahaleler yapılmalı daha sonra sonrasında ise kaydın düzeltilmesi için dava açılmalıdır.</li><li style="">Kişinin doğum yerinde yanlışlık olması durumunda doğum yeri değiştirme davası açılabilir. Doğum yeri değiştirme hakkında : <a href="https://mihci.av.tr/dogum-yeri-degistirme/" target="_blank">https://mihci.av.tr/dogum-yeri-degistirme/</a></li><li style="">Kişinin doğum tarihinde yanlışlık olup yaşı da buna bağlı olarak farklı olması durumunda kişi yaş büyütme veya küçültme için yaş değiştirme davası açabilir. Hastane kayıtları yok ise kemik testi ve tanıklar ile durum ispat edilebilir. Yaş büyütme ve küçültme hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/yas-buyutme-ve-kucultme-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/yas-buyutme-ve-kucultme-davasi/</a></li><li style="">Gaiplik davası, ancak gaipliğine karar verilmesi gereken kişiler için açılabilir. Gaiplik, uzun süre haber alınamama yahut ölüm tehlikesi varlığıyla kaybolma hallerinde ölüm sonuçlarının doğmasına yarayan hukuki müessesedir. Gaiplik kararı ancak kendi lehine menfaat tesis edilecek kimselerce talep edilebilir. </li></ul><br />
<br />
Bunlara ek olarak bazı durumlarda, kişiler bir başkasına ait nüfus kayıtlarını kullanıyor olabilir. Örneğin merkezi otoritenin, teknolojinin, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmediği dönemlerde aileler, ölen çocuklarının nüfus cüzdanını sonradan doğan çocuğa bırakmaktaydılar. Bu yol, ulaşım olanakları gelişmeyen mecralarda sıkça tercih edilmekteydi ve bu sayede olası masraflardan kurtulunmaktaydı. Ancak günümüze gelindiğinde, ölmüş birisine ait kullanılan nüfus kayıt bilgilerinin sorunlar yarattığı görülmektedir. Bu kayıtlar da dava açılarak düzeltilebilmektedir.<br />
<br />
Nüfus kaydında yapılacak her türlü değişiklik için dava açılması zorunlu değildir. Örneğin, kadının, kocasının soyadı ile birlikte kendi soyadını da kullanmak istemesi durumunda dava yoluna gidilmeksizin basit usuli işlemlerle halledilebilecek durumlardır. Ancak değiştirilmesi için dava açılması gereken nüfus kayıtları hakkında, geçici olarak veya şerh şeklinde olsa dahi değişiklik yapılamaz; mahkeme kararı yapılacak değişiklik için yegane koşuldur.  <br />
<br />
1928 yılında yapılan harf devrimiyle, yazı harfleri ve rakamları değişmiştir. Bu nedenle bazı durumlarda hala tarihler miladi olarak değil, hicri takvime göre belirlenmiştir. Nüfus Hizmetleri Kanununa göre tarih güncellemeleri konusunda, nüfus müdürlüklerinin yetkisi bulunmaktadır. Yani hicri bir tarihin, miladi tarihe geçirilmesi için herhangi bir dava açmaya gerek duyulmamakta, bizzat nüfus müdürlüklerince yapılabilmektedir. Bu gibi durumlarda nüfus müdürlüğüne başvurmak yeterli olacaktır.<br />
<br />
Yazımızın devamını inceleyerek dava konusunda yeteri kadar bilgi edinebilirsiniz.<br />
<br />
<b>3) Nüfus Kaydını Düzeltme Davası </b><br />
<br />
<b>3.1)Kimler Dava Açabilir?</b><br />
<br />
Nüfus kaydını düzeltme davası ilgili ve nüfus kaydında hata olan herkes tarafından açılabilen davalardandır. Ancak diğer özel hukuk davalarından, kamu düzenini ilgilendirdiği gerekçesiyle, bazı yönleriyle ayrılmaktadır. Bu nedenle nüfus kaydını düzeltme davasını, yetkili Cumhuriyet Savcısı da açabilmektedir. Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan nüfus kaydını düzeltme davaları, kamu/ceza davası niteliğinde değildir. <br />
<br />
<b>3.2) Masraflar Nedir?</b><br />
	<br />
Davanın açılması için yatırılması gereken maktu harcın yanında işin niteliğine göre, bilirkişi, keşif gibi durumlarda inceleme yapılıp yapılmayacağına göre dava masrafları değişkenlik gösterebilmektedir. Örnek olarak yaş değiştirme davasında maktu harç, gider avansı varsa kemik testi ücreti gibi giderler olmaktadır.<br />
<br />
Buna ek olarak varsa anlaşılan avukatın avukatlık ücreti söz konusu olacaktır.<br />
<br />
<b>3.3) Kime Karşı Açılır?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası, nüfus müdürlüğüne karşı açılmaktadır. Bunun yanında uyuşmazlık olması durumunda, biyolojik anneye, resmiyetteki anneye de açılabilmektedir. Bir başka deyişle, aleyhine kayıt değiştirilecek kişiye karşı da açılabilir.<br />
<br />
<b>3.4) Yetkili/görevli Mahkeme Neresidir?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında davacının yerleşim yeri mahkemeleri yetkilidir. Ancak Cumhuriyet Savcısının dava açabilmesi için, davacının yerleşim yerinde yetkili olması gerekmektedir. Görevli mahkeme ise asliye hukuk mahkemesidir.<br />
<br />
<b>3.6) Nüfus Kütüğünün Düzeltilmesi Davası Ne Kadar Sürer?</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davası dilekçenin mahkemeye veriliş anından, hakimin nihai kararını açıkladığı ana kadar geçen süreci ifade etmektedir. Söz konusu süreç, somut durumun özelliklerine göre uzayıp kısalabilmektedir. <br />
<br />
Örneğin tanık dinletilmesi, ilgili kayıtların getirtilmesi, keşif gibi hususların varlığı halleri yargılamanın uzamasına sebebiyet verecektir. Ortalama bir nüfus kaydının düzeltilmesi davası 4-8 ay civarı sürmektedir.<br />
<br />
<b>3.7) Nüfus Kaydının Düzeltilmesinde Dikkat Edilmesi Gereken Diğer Hususlar</b><br />
	<br />
Nüfus kaydının düzeltilmesi davaları çoğu zaman basit davalar gibi görülmektedir. Ancak bazı nüfus kaydının düzeltilmesi davalarında açılan davanın esastan reddedilmesi halinde aynı konuda tekrar dava açılması mümkün olmayacaktır. <br />
<br />
Örneğin isim değişikliği için açılmış olan bir davanın esastan reddi halinde tekrar aynı nedene dayanarak isim değişikliği davası açmak mümkün olmayacaktır.	<br />
Önemle belirtilmesi gereken bir başka husus, nüfus kayıtlarının düzeltilme davalarının kamu düzenine ilişkin olmasının doğurduğu sonuçlardır. Buna göre, hakim nezdinde kesin kanaat uyandırmayan delillerle istenilen sonucun alınması mümkün olmayacaktır. <br />
	<br />
5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre genel müdürlük ve ilgili nüfus müdürlükleri, nüfus kaydının düzeltilmesi kararlarına karşı kanun yoluna gitmeye yetkilidir. <br />
<br />
<b>4) Soybağının Reddi ile Arasındaki Fark Nedir?</b><br />
<br />
Soybağının reddi ile nüfus kaydının düzeltilmesi davasının birbirinden farklı olmasına rağmen, günümüzde ikisi birbirine karıştırılabilmektedir. Soybağının reddi davası, babalık karinesinin aksinin ispat edilmesi amacıyla açılan davadır. Davanın sonucunda nüfus kayıtlarında yine değişiklik yapılmaktadır. Ancak usuli yönden nüfus kaydının düzeltilmesi davalarından farklıdır. <br />
	<br />
Babalık karinesi, evlilik devam ederken dünyaya gelen çocuklar veya evlilik bittikten sonra 300 gün içerisinde doğan çocukların soybağının tespitinde kullanılmaktadır. Ancak bazı hallerde, boşanan eş boşanmadan itibaren 300 gün içerisinde başka birisiyle evlenebilmektedir. Bu durumda soybağının reddi talepleri önem kazanmaktadır. 300 günlük bekleme süresi içerisinde doğan çocuk, boşanmadan önceki eşin soyuna bağlanacaktır. Bu durumun düzeltilmesi için açılması gereken dava nüfus kütüğünün düzeltilmesi davası değil, soybağının reddi davası olacaktır.<br />
<br />
<b>4.1 Babalık Karinesinin Aksini İspat</b><br />
	<br />
Karine, hukuk dünyasında, aksi ispatlanana kadar doğru olduğu kabul edilen olgular olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle ‘babalık karinesi’ aksine ispat her zaman farklı şekillerde mümkün olmaktadır. <br />
	<br />
Türk Medeni Kanununda yer alan düzenlemeye göre; <br />
•Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içerisinde doğan çocukların babası kural olarak kocadır. <br />
•Evlilik başladıktan itibaren 180 gün sonra veya evlilik bittikten sonra en fazla 300 gün içerisinde doğan çocuğun babası kocadır.<br />
	<br />
Söz konusu karinelerin aksini ispat etme yükümlülüğü davacının üzerindedir. Bu ispat ise çeşitli şekillerde yapılabilir. Bu konuda avukat desteği almadan davayı ilerletmek davacı aleyhine geri dönülmesi imkansız sonuçlar doğurabilecektir. Zira babalık davasının reddedilmesi halinde tekrar dava açmak mümkün değildir. <br />
<br />
Babalık davası hakkında: <a href="https://mihci.av.tr/babalik-davasi/" target="_blank">https://mihci.av.tr/babalik-davasi/</a><br />
<br />
<b>5) Sonuç</b><br />
	<br />
Nüfus kütüğünün düzeltilmesi davaları kamu düzenine ilişkin davalardır. Dolayısıyla hakimlerin hüküm tesis edebilmesi için kesin ispat gerekmektedir. Kesin ispat ise aksinin mümkün olmayacağı yönünde hakimde kesin kanaat uyandırılarak sağlanmaktadır. Bu anlamda kullanılan deliller, tanık beyanları ve dava dilekçesinin açıklama şekli son derece önemlidir. Bu nedenle bu konuda bir avukatla çalışmak önemlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mustafa Mıhcı</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?182-Nufus-Kaydinin-Duzeltilmesi-Davasi</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
