<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.Orhan AKA</title>
		<link>https://www.hukuki.net/blog.php?180509-Av-Orhan-AKA</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Sat, 18 Apr 2026 14:43:59 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.Orhan AKA</title>
			<link>https://www.hukuki.net/blog.php?180509-Av-Orhan-AKA</link>
		</image>
		<item>
			<title>Ekspertiz Hizmetinden Doğan Tazminat Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?194-Ekspertiz-Hizmetinden-Dogan-Tazminat-Hakki</link>
			<pubDate>Thu, 24 Feb 2022 13:10:24 GMT</pubDate>
			<description>Bilindiği üzere, 2. el araç satın almadan önce yaptırılan ekspertiz incelemesinin amacı, alıcının, satın almaya niyetlendiği aracın kusurlarını,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bilindiği üzere, 2. el araç satın almadan önce yaptırılan ekspertiz incelemesinin amacı, alıcının, satın almaya niyetlendiği aracın kusurlarını, arızalarını görmesini, aracın hasar kayıtları ile gerçek kilometre bilgisini öğrenmesini sağlamaktır. Fakat her zaman bu ekspertiz hizmeti sonrası düzenlenen ekspertiz raporu gerçeği yansıtmayabilir. İşte bu gibi durumlarda, bu ekspertiz raporuna güvenerek aracı satın alan kişilerin zararının ne şekilde karşılanacağı hususu gündeme gelmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki bu kişiler, zararlarını satıcıdan da talep edebilirler. Satıcının sorumluğu açısından geniş açıklamalar için 2. (İkinci) El Araç Satışında Satıcının Ayıptan Sorumluluğu başlıklı makalemizi inceleyebilirsiniz. Burada ise ekspertiz raporunu düzenleyen firmanın sorumluluğu hakkında açıklama yapacağız.*<br />
<br />
Ekspertiz Firmasının Sorumluluğu<br />
<br />
Ekspertiz firmasının verdiği ekspertiz hizmetinin ayıplı olup olmadığı, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a göre, şu şekilde değerlendirilir:<br />
<br />
&quot;(1) Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.<br />
(2) Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.&quot;<br />
<br />
AYIPLI EKSPERTİZ HİZMETİ NEDİR?<br />
<br />
Şimdi, ilk olarak “ayıp” kavramı üzerinde duralım:<br />
<br />
İkinci el araçlarda görülebilecek ayıplara örnek olarak; aracın sigorta kayıtlarında pert veya hasar kaydının bulunması, bazı parçalarının boyalı/değişmiş olması, şasesinde doğrultma olması, sunroofun çalışmıyor olması, kapılarının kilitlenmiyor olması, kilometre sayacı ile oynanmış olması, yağ yakıyor olması, şanzımanında/motorunda arıza olması, hava yastıklarının açılmış/işlemli olması vs. durumlarda araçta ayıp mevcut demektir. Elbette ayıp burada sayamayacağımız başkaca şekilde de söz konusu olabilir. Ayıp deyiminden anlaşılması gereken arıza, kusurdur. Alıcı tarafından bilinseydi, aracın daha düşük bedelle satın alınacağı veya hiç satın alınmayacağı söylenebilen her durumda ayıp mevcut demektir. Ekspertiz firmasının araçta mevcut olduğu halde göremediği bu tür kusurlar onun ayıplı hizmet verdiğini gösterir.<br />
<br />
Ekspertiz firması, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Eğer ekspertiz hizmeti ayıplıysa, aracı satın almaya niyetlenen tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini ekspertiz firmasına karşı kullanmakta serbesttir. Ekspertiz firması, aracı satın almaya niyetlenen tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar ekspertiz firması tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.<br />
<br />
İşte, ikinci el aracı, firmanın verdiği ekspertiz raporuna güvenerek satın alan ve daha sonra bu raporun gerçeğe aykırı olduğunu öğrenen kişilerin en etkili korunma yöntemi, kendilerine tanınan tazminat hakkıdır.<br />
<br />
Bu tazminat hususuna değinmeden önce, kanunun zamanaşımı müessesesi ile ilgili ifadelerine de bakalım:<br />
<br />
&quot;Zamanaşımı&quot;<br />
MADDE 16- (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.<br />
(2) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.<br />
<br />
NOTER SATIŞ SÖZLEŞMESİNDEKİ KAYITLAR:<br />
<br />
Birçok kişi, noter satış sözleşmesindeki, satışa konu ikinci el aracın &quot;mevcut haliyle görerek ve beğenerek alındığına&quot; dair kayıtlar karşısında ekspertiz firmasına dava açamayacaklarını düşünür. Bu kayıtlar, ancak, gözle görülebilir (açık) ayıplar açısından bağlayıcıdır. Örneğin satış anında aracın camında çatlak varsa veya bir lastiği yıpranmışsa bu (duyu organlarıyla yapılan basit kontrolle anlaşılabilen) ayıplar dolayısıyla ekspertiz firmasına dava açmak mümkün olmaz. Fakat araçtaki boya, kaporta veya motor ile ilgili tüm (gizli) ayıplar noterde düzenlenen araç satış sözleşmesindeki kayıtlardan etkilenmeksizin dava konusu yapılabilir. Çünkü bu tür ayıplar gözle görülmezler. Zaten alıcılar da bu gözle görünmeyen kusurların tespiti amacıyla ekspertiz hizmeti almak isterler. İşte alıcıların gözle göremediği fakat ekspertiz firmasının görmesi/tespit etmesi gereken bu kusurlar firma tarafından görülememişse dava konusu edilebilirler.<br />
<br />
İKİNCİ EL ARAÇ SATIN ALIRKEN EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMAK ZORUNLU MUDUR?<br />
<br />
Bizlere ulaşan bir diğer soru, ikinci el araç alım satımı esnasında ekspertiz incelemesi yaptırmanın zorunlu olup olmadığıdır. ARAÇ SATIN ALACAK KİŞİLERİN, EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMA ZORUNLULUĞU YOKTUR. Önemli olan, satıcının, ayıpları alıcıya bildirmesidir. Eğer satıcı araçtaki ayıpları alıcıya bildirmemiş ise, alıcının ekspertiz incelemesi yaptırıp yaptırmaması hiçbir önem arz etmez. Ekspertiz incelemesi yaptırılsa idi ortaya çıkacak olan ayıplarda satıcının sorumluluğu devam eder. Ekspertiz incelemesi yaptırılmasına rağmen ekspertiz tarafından ortaya çıkarılamamış ve daha sonra anlaşılan ayıplarda da ekspertiz firması ile satıcının birlikte sorumlulukları bulunur.<br />
<br />
AYIPLI EKSPERTİZ HİZMETİ SEBEBİYLE TÜKETİCİNİN TAZMİNAT HAKKI:<br />
<br />
Tazminat, bir zararının giderilmesine ilişkin olduğuna göre, ekspertiz şirketinin sorumluluğu, tüketicinin bu aracı satın alması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesi noktasında olacaktır.<br />
<br />
Örneğin araç, herhangi bir kusurunun olmadığına dair ekspertiz raporuna güvenilerek satın alınmış fakat daha sonra şanzımanında sorun olduğu tespit edilmiştir. Herhangi bir sorunu olmayan aracın piyasa değeri 100 bin TL olsun, şanzımanındaki sorunu ile birlikte bu aracın rayiç değeri ise 90 bin TL olsun. Tüketici, bu aracı, pazarlık sonucu, 95 bin TL bedel ile satıcıdan satın almış ise, bu durumda tazminat hakkı şu formüle göre hesaplanır:<br />
<br />
Tazminat miktarı = Satış Bedeli - (Satış bedeli x Aracın arızalı değeri / Aracın arızasız değeri)<br />
<br />
Örneğimize uyarlayacak olursak;<br />
<br />
Tazminat miktarı = 95000 - (95000x90000/100000) = 9500-TL.<br />
<br />
Yani, tüketicinin, bu ayıplı hizmet sebebiyle, ekspertiz firmasından talep edebileceği tazminat miktarı 9500-TL.dir.<br />
<br />
YARGITAY KARARLARI<br />
<br />
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021 yılının Kasım ayında verdiği kararda şu ifadeler kullanılmıştır:<br />
<br />
&quot;İçtihat Metni&quot;<br />
<br />
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ<br />
<br />
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı ve davalılardan ... Otomotiv Oto Ekspertizlik A.Ş. tarafından temyiz edilmesi üzerine...<br />
Y A R G I T A Y K A R A R I<br />
Davacı; davalı ...’a ait*otomobili, herhangi bir arıza olmadığı yönünde verdiği bilgi ve diğer davalıdan aldığı ekspertiz raporuna güvenerek satın aldığını, daha sonra aracı götürdüğü yetkili serviste yapılan kontroller neticesinde, araçta 9.000 TL tamir masrafı ile giderilebilecek nitelikte kusurlar olduğunun ortaya çıktığını iddia ederek; aracın tamir masrafları için 10.000 TL, aracın orjinal ve kusursuz çıkmamasına bağlı olarak ortaya çıkan değer kaybı nedeniyle 10.000TL olmak üzere toplam 20.000 TL’nin davalı ...’tan; ekspertiz incelemesine rağmen söylenmeyen kusurlar nedeniyle tamir masrafı 7.000 TL, aracın orjinal ve kusursuz çıkmamasına bağlı olarak aracın değer kaybı nedeniyle 10.000 TL olmak üzere toplam 17.000 TL’nin diğer davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı şirket (ekspertiz hizmetini veren şirket); davacının bahsettiği hususların tespiti için motor muhafaza sacının sökülerek inceleme yapılması gerektiğini, oysa firmanın herhangi bir sökme takma işlemi yapmadan dijital ciharlarla ve görsel inceleme ile kontrol yaptığını, bakım ve onarım noktası olmadığını, davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli olmadığı gibi, satıcının ayıptan sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu teşkil etmediği de gözetilmemiştir.<br />
Buna göre mahkemece; davalı ...’ın satış anında araçta bulunan*ayıplardan, davalı şirketin ise inceleme tarihinde araçta mevcut olmasına rağmen aracın sözleşme kapsamında yapılan incelemesi sırasında tespit edilmesi gerekip tespit edilmeyen*ayıplar*nedeniyle sorumlu olduğu gözetilerek, sorumlu oldukları tazminat tutarları tespit edilip, davacı ve davalı şirketin önceki rapora yönelik de itirazları da karşılandıktan sonra ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporunun esas alınması ve davalı ...'ın kanundan doğan ayıptan sorumluluğunun yanlış değerlendirilmesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş... /11/2021 tarihinde karar verildi.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu makalemizde anlatılan veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke geneline yayılan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz: <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">www.akahukuk.com.tr</a> <br />
<br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?194-Ekspertiz-Hizmetinden-Dogan-Tazminat-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kilometresi Düşürülmüş Araç Alan Kişilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?193-Kilometresi-Dusurulmus-Arac-Alan-Kisilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 21 Feb 2022 13:43:06 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri: "Kilometresi Düşürülmüş Araç Aldım Ne Yapmalıyım?" sorusudur. 
 
Bu makalemizde, "kilometresi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri: &quot;Kilometresi Düşürülmüş Araç Aldım Ne Yapmalıyım?&quot; sorusudur.<br />
<br />
Bu makalemizde, &quot;<i>kilometresi düşürülmüş araç aldım ne yapmalıyım?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade edip paramı geri alabilir miyim?&quot; &quot;kilometreyi kimin düşürdüğünü bilmiyorum bu sorun olur mu?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş bu aracı başkasına satabilir miyim?&quot; &quot;kilometre düşürmek suç mudur?&quot; &quot;kilometre düşürmek suç mudur?&quot; &quot;kilometresi düşürülmüş aracı, bilmeden başkasına sattım ne yapmalıyım?&quot;</i> gibi soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.<br />
<br />
<b>1- Kilometresi düşürülmüş araç aldım ne yapmalıyım?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş araç almış kişilerin karşılaştıkları bu problem karşısında bir çözüme ulaşmak amacıyla yapacakları ilk iş durumu karşı tarafa (satıcıya) bildirmek olmalıdır. Bu çözüm tarzı, hem masrafsızdır, hem de karşıdakinin tutumuna göre çok kısa bir süre içerisinde sizi sonuca ulaştırabilir.<br />
<br />
AKA HUKUK olarak, müvekkillerimizin sorunlarını en kısa sürede ve en etkili biçimde çözmek amacıyla hareket ettiğimizi iddia ettiğimize göre, bu şekilde bir problemle karşılaşan kişilere ilk önerimiz, durumu satıcıya bildirmeleri oluyor.<br />
<br />
<b>1.1.- Aracın kilometresinin düşürüldüğünü satıcıya bildirdim fakat olumlu bir cevap alamadım ne yapmalıyım?</b><br />
AKA Hukuk olarak biz, işte bu aşamada sizin haklarınızı kullanabilmeniz açısından sürece dahil olabiliriz. Tarafımıza çıkaracağınız vekaletname ile satıcıya ihtarname gönderebilir, doğrudan dava açabilir veya hakem heyetlerine başvuruda bulunabiliriz.<br />
<br />
<b>1.2- Hukuki süreci avukat ile takip etmek zorunda mıyım?</b><br />
Elbette hiçbir kişi, davasını veya başkaca hukuki sorunlarını bir avukat ile takip etmek zorunda değildir. Avukat, hukukun karmaşık yapısı karşısında müvekkilinin haklarını, öncelikle doğru biçimde, en kısa sürede, en etkili yöntemlerle çözüme ulaştırmak amacıyla hareket eder. Avukat ile takip edilmeyen işlerde, davayı görevsiz ve yetkisiz mahkemelerde, eksik veya yanlış taleplerle açarsanız bu yanlışların bir daha geri dönüşü olmayabilir. Bir hukuki sürecin avukatla takip edilmesi işte bu gibi sorunların çözümünde oldukça önem arz eder.<br />
<br />
Eğer siz, yine de davanızı kendiniz takip etmek isterseniz, 2. el bu aracı, alım satım işini meslek haline getirmemiş kişilerden aldıysanız davanızı Asliye Hukuk Mahkemelerinde, yok eğer bu işi meslek haline getirmiş (örneğin galerici) veya sürekli bu işi yapan bir şirketten (örneğin otomobil bayi) satın aldıysanız bu durumda Tüketici Mahkemelerinde dava açabilirsiniz.<br />
<br />
<b>2- Kilometreyi kimin düşürdüğünü bilmiyorum, bu sorun olur mu?</b><br />
<br />
Kilometreyi kimin düşürdüğü ancak şu durumda etkilidir: Eğer aracı satın alma tarihinizin üzerinden 2 yıl geçtiyse, açılacak davanın, satıcının ileri süreceği zamanaşımı savunmasıyla riske girme durumu vardır. İşte, satın aldığınız tarihten itibaren 2 yıldan daha fazla zaman geçtiği durumlarda, aracın kilometresinin kim tarafından düşürüldüğü önemlidir. Daha basit bir anlatımla A isimli kişi, ikinci el bir aracı, B isimli kişiden, 01.12.2016 tarihinde satın almış ise, 01.12.2018 tarihine kadar B'ye karşı dava açtığında zamanaşımı savunması önem görmez. Nitekim satıcının ayıptan sorumluluğu 2 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu durumda kilometreyi kimin (B'nin mi yoksa daha önceki sahiplerininin mi) düşürdüğünün de önemi yoktur. Fakat satış tarihi üzerinden 2 yıllık süre geçmiş ise, bu durumda davayı kazanabilmek için ya kilometreyi B'nin düşürdüğünü ya da B'nin bu kilometre düşürme olayını bilip de A'dan gizlediğini ispat etmek gerekir.<br />
<br />
<b>3- Kilometreyi kimin düşürdüğünü tespit ettim, bu kişiye mi yoksa aracı satana mı dava açılır?</b><br />
<br />
Bilmeden kilometresi düşürülmüş araç satın alan kişilerin bir diğer sorusu, davanın kime karşı açılacağı ile ilgili olmaktadır. Dava, her durumda aracı size satan kişiye karşı açılır, bu durumun istisnası yoktur.<br />
<br />
<b>4- Aracı satın aldığım kişiye karşı dava açmak istemiyorum. Ne yapabilirim?</b><br />
<br />
Her ikinci el aracı, illa ki tanımadığımız kişilerden satın almıyoruz. Bazen de kilometresiyle oynanmış bu araçları, dostumuzdan veya akrabalarımızdan satın alırız. Bu durumda işte bu kişiye karşı dava açmak istemiyorsanız, aracı satın aldığınız kişi, kendisinden önceki sahibine dava açmalıdır.<br />
<br />
<b>5- Kilometreyi düşürmek suç değil midir? </b><br />
<br />
Kilometre sayacına müdahale etmek suçtur. Eğer siz aracın sahiplik kayıtlarının, muayene kayıtlarının, servis kayıtlarının incelenmesi ile kilometre sayacına müdahale eden kişiyi tespit edebiliyorsanız, bu durumda bu kişinin dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasını da sağlayabilirsiniz. Fakat yine belirtmek gerekir ki eğer satımın üzerinden 2 yıl geçmediyse kilometreyi kimin düşürdüğünün açılacak hukuk davasında hiçbir önemi yoktur. Kilometreyi kimin düşürdüğü sadece ceza yargılamasını ilgilendirir.<br />
<br />
<b>6- Dava ne kadar sürede sonuçlanır?</b><br />
<br />
Davanın, ilk derece mahkemesi tarafından karara çıkması, durumun karışıklığına delillerin toplanmasına, mahkemenin iş yüküne göre değişkenlik göstermekle birlikte yaklaşık 9 ay ile 1 yıl arasında sürmektedir. Adalet Bakanlığının 2015 yılı verilerine göre, Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülen bir davada ortalama 282 günde, Tüketici Mahkemelerinde görülen bir davada ise ortalama 239 günde karar verilmektedir.<br />
<br />
<b>7- Dava süresince aracı kullanabilir miyim?</b><br />
<br />
Elbette dava süresince aracı kullanabilir veya satmak isterseniz satabilirsiniz.<br />
<br />
<b>8- Dava sonunda, kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade edip paramı geri alabilir miyim?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş araç satın alan kişilerin ne gibi haklara sahip olduğu Kilometresi Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları isimli makalemizde detaylı bir şekilde anlatılmıştı. Elbette bu hakların içinde, aracı satıcıya iade edip satış bedelini geri alma hakkı da bulunmaktadır. Bunun yanı sıra diğer zararlarınızı da (noter masrafı, yol masrafı gibi) tazmin edebilirsiniz. <br />
<br />
Tabii bu durumda da, aracın gerçek satış bedeli ile noterde yazılı satış bedelinin aynı olup olmadığı, aynı değilse bu hususun ispatı açısından neler yapılabileceği gibi sorunların çözümü gerekmektedir. <br />
<br />
<b>9- Dava sonunda, kilometresi düşürülmüş aracı satıcıya iade etmeden sadece zararımı karşılamasını istiyorum, mümkün müdür?</b><br />
<br />
Elbette, kilometre sayacı ile oynanmış araç satın alan alıcıların haklarının içinde, aracı satıcıya iade etmeden, satış bedelinde indirim talep etme hakkı da bulunmaktadır. Dolayısıyla araç sizde kalmaya devam edip sadece bedelinde indirim talebi ile dava açabilirsiniz.  <br />
<br />
Bu durumda da, aracın gerçek satış bedeli ile noterde yazılı satış bedelinin aynı olup olmadığı, aynı değilse bu hususun ispatı açısından neler yapılabileceği gibi sorunların çözümü gerekecektir.<br />
<br />
<b>10- Kilometresi düşürülmüş aracı başkasına nasıl satabilirim?</b><br />
<br />
Bu şekilde kilometresi düşürülmüş araç satın alıcıların bir başka sorusu da, kilometresi düşürülmüş bu aracı başkasına satıp satamayacakları ile ilgilidir. Elbette bu araçlar da (her ne kadar ayıplı da olsalar) başkasına satılabilir. Fakat bu durumun yeni alıcıya usulüne uygun şekilde bildirilmemesi halinde ona karşı sorumluluk söz konusu olacaktır.<br />
<br />
<b>11- Kilometresi düşürülmüş aracı, bilmeden başkasına sattım, ne yapabilir miyim?</b><br />
<br />
Tarafımıza ulaşan bir diğer soru, kilometresi düşürüldüğünü bilmeden satın alınan bir aracın yine bilmeden başkasına satılmış olması ile ilgili. Bilmeden kilometresi düşürülmüş araç satan bu kişiler, aracı satan alan alıcının taleplerini (bedel iadesi veya bedelde indirim) karşılamak durumundadırlar. Bunu rızalarıyla yapacak olurlarsa dava stresinden, yargılama giderlerinden, karşı taraf kendisini bir avukatla temsil edecek olursa onun vekalet ücretini ödemekten kurtulurlar.<br />
<br />
<b>11.1- Kilometreyi ben düşürmedim, davayı kaybeder miyim? </b><br />
Kilometreyi siz düşürmemiş olsanız bile, satıcıya karşı sorumlu olan siz olduğunuza göre, usulüne uygun şekilde açılmış ve ispatlanmış davayı kaybedersiniz.<br />
<br />
<b>11.2- Aracı sattığım kişi ile anlaştım şimdi ne olacak?</b><br />
Aracı sattığınız kişi ile anlaşmanız, ya bir miktar para ödemek ya da aracı geri alıp satış bedelini iade etmek şeklinde olacaktır. İster bir miktar para ödeyerek anlaşın isterseniz aracı geri alıp satış bedelini iade ederek anlaşın daha sonrasında aracı satın aldığınız kişiye karşı dava açmanız gerekir.<br />
<br />
<b>12- Kilometresi düşürülmüş araç davaları ile ilgili emsal kararlar var mıdır?</b><br />
<br />
Elbette, bu konuda emsal mahkeme kararları bulunmaktadır. <br />
<br />
<b>13- Dava ile uğraşmak istemiyorum, bu aracı elimden nasıl çıkarabilirim?</b><br />
<br />
Kilometresini sizin düşürmediğiniz bir aracı, bu durumunu söylemeden satacak olursanız, piyasa fiyatından daha düşük bir fiyata dahi satsanız aracın yeni sahibi size karşı 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde dilediği zaman dava açabilir. Aracın, piyasa değerinden düşük satılması, sizi sorumluluktan kurtarmaz. Örneğin kilometresi düşürülmemiş (orijinal kilometredeki) emsallerinin piyasa fiyatı 100.000-TL olan, kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz bir aracı 90.000-TL'ye dahi satacak olsanız alıcı size bu aracı iade etmek için usulüne uygun şekilde bir dava açtığında bu davayı kaybedeceksiniz.<br />
<br />
&quot;Zaten düşük fiyata sattım, alıcının bir zararı yok&quot; düşüncesi:<br />
Bu düşünce tamamen hatalıdır. Yukarıdaki örnekte olduğu üzere, kilometresi düşürülmemiş (orijinal kilometredeki) emsallerinin piyasa fiyatı 100.000-TL olan, kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya bildirmediğiniz bir aracı 90.000-TL'ye sattığınızda, alıcının 2 tür dava açma hakkı olduğunu ifade etmiştik. Aslında alıcılar başkaca taleplerde de bulunabilirler ama konuyu dağıtmamak açısından bu taleplere değinmeyeceğiz.<br />
<br />
<b>a) Eğer alıcı, bu aracın satış bedelinde indirim yapılmasını talep ederse:</b><br />
<br />
Alıcının bedelde indirim talebi ile açtığı davada dosya bilirkişiye gönderilecek. Bilirkişi, bu aracın, ayıplı (kilometresi düşürülmüş) ve ayıpsız (kilometresi düşürülmemiş) değerlerini ayrı ayrı belirleyecektir. Kolay olması açısından, bilirkişi, bu değerleri, tam da örnekte olduğu gibi 90.000-TL ve 100.000-TL olarak belirlemiş olsun. Bu durumda bu araç yüzde 10 düşük bir fiyata satılması gereken bir araçtır. Dolayısıyla 90.000-TL'nin yüzde 10'u olan 9.000-TL bedelde indirim miktarıdır ve bu miktarı alıcıya ödemeniz gerekir.<br />
<br />
Tabi bu sadece, alıcıya ödemeniz gereken bedelde indirim miktarı. Başka neler ödeyeceksiniz? <br />
<br />
Yargılama giderleri (yaklaşık 1.000-TL), karşı taraf kendisini avukatla temsil ettirmişse onun vekalet ücreti (2018 yılı için Asliye Hukuk Mahkemelerinde 2.180-TL, Tüketici Mahkemelerinde 1.090-TL) daha ödeme yapmanız gerekecektir.<br />
<br />
Özetle kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya söylemeden, piyasa fiyatının dahi altında sattığınız bu araç için yaklaşık 11.000-TL zarara uğrayabilirsiniz. <br />
<br />
<b>b) Eğer alıcı, bu aracı geri vererek satış bedelini iade almak isterse:</b><br />
<br />
90.000-TL'yi alıcıya geri ödeyeceksiniz. Başka neler ödeyeceksiniz? <br />
<br />
Yargılama giderleri (yaklaşık 1.000-TL), karşı taraf kendisini avukatla temsil ettirmişse onun vekalet ücreti (9.950-TL) daha ödeme yapmanız gerekecektir.<br />
<br />
Özetle kilometresinin düşürüldüğünü bildiğiniz fakat alıcıya söylemeden, piyasa fiyatının dahi altında sattığınız bu araç için yine yaklaşık 11.000-TL zarara uğrayabilirsiniz. <br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için <a href="https://www.akahukuk.com.tr/kilometresi-dusurulmus-arac-aldim-ne-yapmaliyim/" target="_blank">internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz</a>.   <br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?193-Kilometresi-Dusurulmus-Arac-Alan-Kisilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Dönme Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki</link>
			<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 08:26:52 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları, <b>konut satışından dönme hakkı</b> konularında tüketicilere açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesi: <i>&quot;Tüketicinin, konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmeyi&quot;</i> ifade eder. <b>Tüketicinin, gerekçe belirtmeksizin bu konut satışından dönme hakkı vardır.</b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri, halk arasında, &quot;<b>maketten satış</b>&quot;, &quot;<b>projeden satış</b>&quot; gibi kavramlarla ifade edilir.<br />
<br />
Bir tüketici, henüz kat mülkiyeti kurulmamış fakat ileride kurulacağı ve kendisine devredileceği ifade edilen bir taşınmazı, henüz tapuda devir yapılmadan önce, kısmi ödeme veya tamamen ödeme yaparak satın alıyorsa, satıcı ile arasındaki bu sözleşme ön ödemeli konut satış sözleşmesidir.<br />
<br />
<b>1- Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri kurulmadan önce tüketiciye bazı bilgilerin verilmesi gerekir: </b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satışına dair sözleşme kurulmadan en az bir gün önce, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir şekilde ön bilgilendirme formu düzenlenerek tüketiciye verilmesi zorunludur. Bu formda,<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgiler,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak peşin ve taksitli toplam satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Varsa faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran,</li><li style="">Tüketicinin cayma ve sözleşmeden dönme hakkına ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi,</li><li style="">Verilecek teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Yönetim planına uygun olarak genel giderlere katılıma ilişkin bilgiler yer almalıdır.</li></ul><br />
<br />
Yukarıda yer alan bilgileri içeren ön bilgilendirme formuna ek olarak tüketiciye, bağımsız bölüm planı, vaziyet planı, kat planı ve mahal listesi verilir. Bu madde kapsamında ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcıya aittir.<br />
<br />
Uygulamada bu form, genelde ön ödemeli konut satış sözleşmesi ile aynı günde fakat bir veya bir kaç gün öncesinin tarihi yazılmak suretiyle tüketiciye verilmektedir.<br />
<br />
<b>2- Ön ödemeli konut satış sözleşmesi nasıl kurulur?</b><br />
&quot;Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, kat irtifakı devrinin tüketici lehine tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte yapılacak yazılı bir sözleşme şeklinde veya noterliklerde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi ile kurulur.&quot;<br />
<br />
O halde;<br />
<br />
<ul><li style="">Kat irtifakı tüketici lehine tapuda tescil edilecek ve yazılı bir sözleşme yapılacak veya</li><li style="">Noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulacak.</li></ul><br />
<br />
<b>Her iki durumda da ön ödemeli konut satışına dair sözleşme geçerlidir.</b><br />
<br />
Uygulamada genelde ikinci yol tercih edilmektedir. Yani tüketici, ileride üzerine devralacağı bir taşınmaz için satıcıya önceden ödeme yapar ve noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulur. Bu durumda tapu müdürlüğünde herhangi bir işlem yapılmaz.<br />
<br />
<b>Yukarıda belirttiğimiz iki durum haricinde yapılan ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersizdir. </b><br />
<br />
<b>3- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin bir diğer şartı: &quot;Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz&quot;<br />
</b><br />
<br />
Uygulamada bazen, henüz taşınmaza ilişkin yapı ruhsatı alınmaksızın tüketiciler ile ön ödemeli konut satışı yapıldığı görülmektedir. Bu durumda da sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olacaktır.<br />
<br />
<b>4- Ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersiz ise ne olacak?</b><br />
<br />
Her geçersiz sözleşmede olduğu gibi, ön ödemeli konut satış sözleşmesi de geçersiz ise taraflar (tüketici-satıcı) birbirlerine verdiklerini geri alırlar. Dolayısıyla <b>geçersiz sözleşme akdeden tüketiciler, satıcıya ödedikleri satış bedelini (kısmen ödeme yapmışlarsa ödedikleri kısmı) satıcıdan geri alabilirler.</b><br />
<br />
<b>5- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin geçersizliğini sadece tüketici ileri sürebilir:</b><br />
<br />
Taraflar, yukarıda belirttiğimiz durumlara uygun olarak sözleşme düzenlemediyse bu sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersizliği iddiası ancak ve ancak tüketici tarafından ileri sürülebilir. <i><b>&quot;Satıcı, sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.&quot;</b></i><br />
<br />
Daha basit bir ifade ile tarafların yaptıkları sözleşme geçersiz ise tüketici bu geçersiz sözleşme gereği satıcıya ödediği bedelleri geri alabilir veya satıcıyı sözleşmeye konu taşınmazı teslime zorlayabilir iken, satıcı, bu sözleşmenin geçersizliğinden bahisle tüketiciye taşınmazı teslim etmekten kaçınamaz. <b>Satıcı, geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge (senet gibi) vermesini de isteyemez.</b> <br />
<br />
<b>6- Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin içeriğinde neler bulunmalıdır?</b><br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yapılması, aşağıdaki bilgileri içeren bir örneğinin tüketiciye verilmesi zorunludur:<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Tüketicinin adı, soyadı, açık adresi, telefon numarası ve varsa diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Sözleşmenin düzenlendiği tarih,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak satış fiyatı, varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak toplam taksitli satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz oranı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Tüketicinin temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ön ödeme tutarı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ödeme planı ve ödemelerin yapılacağı banka ve hesap bilgileri (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Cayma hakkının kullanılma şartları, süresi ve usulüne ilişkin bilgiler,</li><li style=""><b>Sözleşmeden dönme hakkının kullanılma şartları, süresi, usulü ile tazminata ilişkin bilgiler,</b></li><li style="">Cayma ve <b>sözleşmeden dönme bildirimlerinin yapılacağı açık adres bilgileri,</b></li><li style="">Verilen teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi ve şekli,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Konutun ortak giderlerine ilişkin bilgiler,</li><li style="">Tüketicilerin uyuşmazlık konusundaki başvurularını tüketici mahkemesine veya tüketici hakem heyetine yapabileceklerine dair bilgi.</li></ul><br />
<br />
<br />
<b>7- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkı:</b><br />
<br />
Ön ödemeli konut satışında sözleşmeden dönme hakkını anlatmadan önce, eğer, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren <b>henüz 14 günlük süre dahi geçmemiş ise <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki" target="_blank">Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Cayma Hakkı</a> isimli makalemizi inceleyebilirsiniz.</b><br />
<b>Eğer sözleşmenin imza tarihinden itibaren 14 günlük süre geçmiş ise tüketici cayma hakkını değil sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
Dönme hakkı konusunda, 11 Mart 2017 tarihinde, Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapıldığından, bu tarihe göre ikili bir ayrım yapmak gerekecektir.<br />
<br />
<b>7.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkı: </b><br />
<br />
<b>&quot;Devir veya teslim tarihine kadar </b>tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır.&quot;<br />
<br />
Tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalanmış ise, tüketici, devir veya teslim tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeden bu konut satışından dönme hakkına sahiptir. <br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse, tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 01 Mart 2017 tarihinde imzalanmış ve sözleşmede konutun 30 ay sonra teslim edeceği düzenlenmiş ise tüketici, sözleşme tarihinden itibaren 30 ay sonraya kadar yani 01 Eylül 2019 tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
<b>7.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkı: </b><br />
<br />
&quot;Konut satışına dair sözleşme tarihinden itibaren <b>yirmi dört aya kadar</b> herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır.&quot;<br />
<br />
Tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 11 Mart 2017 tarihinden sonra imzalanmış ise, tüketici, 24 aya kadar herhangi bir gerekçe göstermeden bu konut satışından dönme hakkına sahiptir. <br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse, tüketici ile satıcı arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesi, 01 Nisan 2017 tarihinde imzalanmış ve sözleşmede konutun 30 ay sonra teslim edeceği düzenlenmiş ise tüketici, sözleşme tarihinden itibaren 24 ay sonraya kadar yani 01 Nisan 2019 tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir.</b><br />
<br />
Görüldüğü üzere tüketici, satıcı ile arasındaki ön ödemeli konut satış sözleşmesini, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalamış ise, konutun kendisine devir ve teslim tarihine kadar; bu tarihten sonra imzalamış ise sözleşme tarihinden itibaren 24 ay içinde, her iki durumda da herhangi bir gerekçe göstermeksizin, bu konut satışından dönme hakkını kullanabilir.<br />
<br />
<b>Bu ne anlama gelir?</b><br />
<br />
<b>Tüketici, satıcı ile aralarında yapmış oldukları ön ödemeli konut satış sözleşmesi tarihinden itibaren yukarıda yer verdiğim sürelere dikkat etmek kaydıyla, hiçbir açıklama yapmaksızın, hiçbir gerekçe bildirmeksizin, konut satışından dönme hakkını kullanabilir. <u>Konut satışından bu şekilde gerekçe göstermeksizin dönme hakkı yalnızca tüketiciye tanınmıştır.</u> Satıcı gerekçe göstermeksizin sözleşmeden dönemez. </b><br />
<br />
<b>8- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkı nasıl kullanılır?<br />
</b><br />
Tüketici, ön ödemeli konut satış sözleşmesini imzaladıktan sonra, eğer bu sözleşme ile bağlı olmamak (ilerideki ödemeleri yapmamak ve konutu teslim almamak) istiyorsa dönme hakkını kullandığını yukarıda belirttiğim süreler içerisinde <b>satıcıya noter aracılığı ile bildirmelidir. </b>Konut satışından dönme hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir, aynı süre içerisinde satıcıya ulaşmaması önem arz etmez.<br />
<br />
<b>9- Ön ödemeli konut satışından dönme hakkını kullandıktan sonra tüketicinin ödediği bedel kendisine iade edilmelidir.</b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinde, Ön Ödemeli Konut Satışları Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapıldığından, bu tarihe göre ikili bir ayrım yapmak gerekecektir.<br />
<br />
<b>9.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan sözleşmelerde: </b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinden önce imzalanan sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; ön ödemeli konut satışı nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme bedelinin yüzde 2'si kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir. Örneğin tüketici, 300.000-TL'ye satışı konusunda anlaşılan bir taşınmaza dair ön ödemeli konut satış sözleşmesinden döndüğü tarihe kadar satış bedelinin 100.000-TL'lik kısmını ödemiş ise sözleşmeden döndüğünde satıcı sözleşme bedelinin yüzde ikisi (6.000-TL) kadar tazminat ödenmesini isteyebilir. Bu durumda tüketiciye 94.000-TL kalacaktır.<br />
<br />
<b>9.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan sözleşmelerde: </b><br />
<br />
11 Mart 2017 tarihinden sonra imzalanan sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; ön ödemeli konut satışı nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme tarihinden itibaren ilk üç ay için sözleşme bedelinin yüzde 2, 3-6 ay arası için yüzde 4, 6-12 ay arası için yüzde 6 ve 12-24 ay arası için de yüzde 8 kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir. Örneğin tüketici, 300.000-TL'ye satışı konusunda anlaşılan bir taşınmaza dair ön ödemeli konut satış sözleşmesi kapsamında 100.000-TL ödeme yapmış ve bu sözleşmeden ilk 3 ay içerisinde dönüyorsa, satıcıya, 2.000-TL; 3 ay geçtikten fakat 6 ay geçmeden önce dönüyorsa 4.000-TL;  6 ay geçtikten fakat 12 ay geçmeden önce dönüyorsa 6.000-TL; 12 ay geçtikten fakat 24 ay geçmeden önce dönüyorsa 8.000-TL tazminat ödemek durumunda kalır.<br />
<br />
<b>10- Konut bedelinin bir kısmı banka kredisi ile karşılanmış ise konut satışından dönme hakkı nasıl kullanılır?</b><br />
<br />
Tüketici, konut bedelinin bir kısmı veya tamamı için, bankadan konut kredisi kullanmış olabilir. Eğer tüketici ön ödemeli konut satış sözleşmesinden dönme hakkını kullanacak ise, <b>burada çok dikkat edilmesi gereken bir durum vardır.</b><br />
<b><br />
Her konut kredisi bağlı kredi değildir! </b>Başka bir ifade ile tüketicilerin, konut edinmek amacıyla kullandıkları her konut kredisi bağlı kredi sayılmaz. Örneğin tüketicinin, satıcının talimatı veya yönlendirmesi olmaksızın, tamamen kendisinin bulup kullandığı kredi, bağlı kredi değildir. Bu konuda Bağlı Kredi (Taşıt/Konut) Sözleşmeleri isimli makalemi incelemenizi tavsiye ederim.<br />
<br />
<b>10.1- 11 Mart 2017 tarihinden <u>önce </u>imzalanan sözleşmelerde:</b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılandığı ön ödemeli konut satışlarında tüketici, dönme hakkını kullanmış ise tüketicinin banka kredisi ile satıcıya ödediği satış bedeli, satıcı tarafından dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç <b><u>90 gün içinde</u></b> yalnızca üçüncü fıkrada belirtilen masraf ve tazminat tutarı düşülerek ilgili konut finansmanı kuruluşuna (genelde bankaya) iade edilir.<br />
<b><br />
10.2- 11 Mart 2017 tarihinden <u>sonra </u>imzalanan sözleşmelerde:</b><br />
<br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılandığı ön ödemeli konut satışlarında tüketici, dönme hakkını kullanmış ise tüketicinin banka kredisi ile satıcıya ödediği satış bedeli, satıcı tarafından dönme bildiriminin kendisine ulaştığı tarihten itibaren en geç <b><u>180 gün içinde</u></b> yalnızca üçüncü fıkrada belirtilen masraf ve tazminat tutarı düşülerek ilgili konut finansmanı kuruluşuna (genelde bankaya) iade edilir.<br />
<br />
Konut finansmanı kuruluşu söz konusu tutarı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 37 nci maddesine uygun olarak tüketiciye derhal geri ödemekle yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un &quot;Erken ödeme&quot; başlıklı 37. maddesi şu şekildedir:<br />
<i>&quot;(1) Tüketici, vadesi gelmemiş bir veya birden çok taksit ödemesinde bulunabileceği gibi, konut finansmanı borcunun tamamını erken ödeyebilir. Bu hâllerde, konut finansmanı kuruluşu, erken ödenen miktara göre gerekli tüm faiz ve diğer maliyet unsurlarına ilişkin indirim yapmakla yükümlüdür.<br />
(2) Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi hâlinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla<br />
ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda, konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilebilir. Erken ödeme tazminatı gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı kuruluşuna erken ödenen tutarın kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde yüzde birini, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise yüzde ikisini geçemez. Oranların değişken olarak belirlenmesi hâlinde tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilemez.&quot;</i><br />
<br />
<b>Örnek vermek gerekirse,</b> tüketici, satıcı ile, bir konutun 300.000-TL bedel ile satışı konusunda, 11 Mart 2017 tarihinden önce imzalamış olduğu ön ödemeli konut satış sözleşmesindeki bu bedelin 100.000-TL'lik kısmını nakit, 200.000-TL'lik kısmını ise bankadan kullandığı konut kredisi ile satıcıya ödemiş olsun. Tüketici, devir veya teslim tarihine kadar herhangi bir gerekçe göstermeden, bu konut satışından dönme hakkına sahip olduğuna göre 11 Mart 2019 tarihine kadar sözleşmeden döndüğünde satıcıya nakit olarak ödemiş olduğu 100.000-TL'nin %2'sini (2.000-TL) satıcıya ödemek durumunda kalacaktır. Bu durumda satıcıdan 98.000-TL, bankadan ise o güne kadarki kredi ödemelerinin tamamını talep edebilir. Geri kalan kredi borcu ise erken ödeme hükümlerine tabi olarak (kalan vadesi otuz altı ayı aşmayan kredilerde kalan tutarın yüzde 1'i, kalan vadesi otuz altı ayı aşan kredilerde ise kalan tutarın yüzde 2'si tüketiciden alınarak) sona erer.<br />
<br />
<b>Fakat durum her zaman böyle olmaz. Bankalar genelde, bu kredi bağlı kredi dahi olsa tüketiciden ödeme yapmasını bekler. Bu durumda bankanın haksız bir ödeme talebi söz konusudur ve bankaya karşı hukuki sürecin başlatılması gerekir.</b><br />
<br />
<b>11- Banka (veya başkaca konut finansmanı kuruluşu) tüketicinin dönme hakkını kullandığını nasıl bilecek?</b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılanması durumunda, tüketicinin dönme hakkını kullandığı satıcı tarafından ilgili konut finansmanı kuruluşuna derhal bildirilir. Dolayısıyla bu bildirim yükümlülüğü tüketiciye değil satıcıya yüklenmiştir.<br />
<br />
<b>12- Satıcı veya banka dönme hakkını kullanan tüketiciye, ödediği bedeli geri vermiyorsa ne yapılabilir? </b><br />
Tüketici konut satışından dönme hakkını kullanmasına rağmen, satıcı ödenen bedeli ve var ise senetleri geri vermiyorsa satıcıya karşı, banka da eğer tüketicinin o güne kadar yaptığı ödemeleri iade etmiyorsa bankaya karşı icra takibi yapılabilir veya dava yoluna gidilebilir.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için &quot;<a href="https://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">internet sitemiz</a>&quot; üzerinden bize ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
<b><i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Cayma Hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki</link>
			<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 13:58:05 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalemizde ön ödemeli konut satışının ne şekilde gerçekleştirileceği, konut satışının geçerli olup olmadığı, konut satışlarında tüketici hakları, konut satışından cayma hakkı konularında tüketicilere açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesi: &quot;Tüketicinin, konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşmeyi&quot; ifade eder. Tüketicinin, gerekçe belirtmeksizin bu konut satışından cayma hakkı vardır.<br />
<br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri, halk arasında, &quot;<b>maketten satış</b>&quot;, &quot;<b>projeden satış</b>&quot; gibi kavramlarla ifade edilir.<br />
<br />
Bir tüketici, henüz kat mülkiyeti kurulmamış fakat ileride kurulacağı ve kendisine devredileceği ifade edilen bir taşınmazı, henüz tapuda devir yapılmadan önce, kısmi ödeme veya tamamen ödeme yaparak satın alıyorsa, satıcı ile arasındaki bu sözleşme ön ödemeli konut satış sözleşmesidir.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri kurulmadan önce tüketiciye bazı bilgilerin verilmesi gerekir: </b><br />
Ön ödemeli konut satışına dair sözleşme kurulmadan en az bir gün önce, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir şekilde ön bilgilendirme formu düzenlenerek tüketiciye verilmesi zorunludur. Bu formda,<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgiler,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak peşin ve taksitli toplam satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Varsa faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran,</li><li style="">Tüketicinin cayma ve sözleşmeden dönme hakkına ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi,</li><li style="">Verilecek teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Yönetim planına uygun olarak genel giderlere katılıma ilişkin bilgiler yer almalıdır.</li></ul><br />
<br />
Yukarıda yer alan bilgileri içeren ön bilgilendirme formuna ek olarak tüketiciye, bağımsız bölüm planı, vaziyet planı, kat planı ve mahal listesi verilir. <br />
<br />
Bu madde kapsamında ön bilgilendirme yapıldığına ilişkin ispat yükü satıcıya aittir.<br />
<br />
Uygulamada bu form, genelde ön ödemeli konut satış sözleşmesi ile aynı günde fakat bir veya bir kaç gün öncesinin tarihi yazılmak suretiyle tüketiciye verilmektedir.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi nasıl kurulur?</b><br />
&quot;Ön ödemeli konut satış sözleşmesi, kat irtifakı devrinin tüketici lehine tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte yapılacak yazılı bir sözleşme şeklinde veya noterliklerde düzenleme şeklinde yapılan satış vaadi sözleşmesi ile kurulur.&quot;<br />
<br />
O halde;<br />
<br />
<ul><li style="">Kat irtifakı tüketici lehine tapuda tescil edilecek ve yazılı bir sözleşme yapılacak veya</li><li style="">Noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulacak.</li></ul><br />
<br />
Her iki durumda da ön ödemeli konut satışına dair sözleşme geçerlidir.<br />
<br />
Uygulamada genelde ikinci yol tercih edilmektedir. Yani tüketici, ileride üzerine devralacağı bir taşınmaz için satıcıya önceden ödeme yapar ve noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi kurulur. Bu durumda tapu müdürlüğünde herhangi bir işlem yapılmaz.<br />
<br />
<b>Yukarıda belirttiğimiz iki durum haricinde yapılan ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersizdir. </b><br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin bir diğer şartı: &quot;Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz&quot;</b><br />
<br />
<b>Uygulamada bazen, henüz taşınmaza ilişkin yapı ruhsatı alınmaksızın tüketiciler ile ön ödemeli konut satışı yapıldığı görülmektedir. Bu durumda da sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olacaktır.</b><br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satış sözleşmesi geçersiz ise ne olacak?</u></b><br />
Her geçersiz sözleşmede olduğu gibi, ön ödemeli konut satış sözleşmesi de geçersiz ise taraflar (tüketici-satıcı) birbirlerine verdiklerini geri alırlar. Dolayısıyla <b>geçersiz sözleşme akdeden tüketiciler, satıcıya ödedikleri satış bedelini (kısmen ödeme yapmışlarsa ödedikleri kısmı) satıcıdan geri alabilirler.</b><br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin geçersizliğini sadece tüketici ileri sürebilir:</b><br />
Taraflar, yukarıda belirttiğimiz durumlara uygun olarak sözleşme düzenlemediyse bu sözleşme geçersizdir. Sözleşmenin geçersizliği iddiası ancak ve ancak tüketici tarafından ileri sürülebilir. &quot;Satıcı, sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.&quot;<br />
<br />
Daha basit bir ifade ile tarafların yaptıkları sözleşme geçersiz ise tüketici bu geçersiz sözleşme gereği satıcıya ödediği bedelleri geri alabilir veya satıcıyı sözleşmeye konu taşınmazı teslime zorlayabilir iken, satıcı, bu sözleşmenin geçersizliğinden bahisle tüketiciye taşınmazı teslim etmekten kaçınamaz. Satıcı, geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini de isteyemez.<br />
<br />
<b>Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin içeriğinde neler bulunmalıdır?</b><br />
Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin, en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde yapılması, aşağıdaki bilgileri içeren bir örneğinin tüketiciye verilmesi zorunludur:<br />
<br />
<ul><li style="">Satıcının adı veya unvanı, açık adresi, telefon numarası ve varsa MERSİS numarası ile diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Tüketicinin adı, soyadı, açık adresi, telefon numarası ve varsa diğer iletişim bilgileri,</li><li style="">Sözleşmenin düzenlendiği tarih,</li><li style="">Sözleşme konusu konuta ilişkin bağımsız bölümün yer aldığı ada, parsel, blok, konum, kat ve benzeri temel nitelik bilgileri ile Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğine göre belirlenen bağımsız bölüm net ve brüt alanları,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak satış fiyatı, varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi,</li><li style="">Konutun tüm vergiler dâhil Türk Lirası olarak toplam taksitli satış fiyatı; varsa teslim ve diğer masraflara ilişkin bilgi (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Faiz miktarı ve faizin hesaplandığı yıllık oran ve sözleşmede belirlenen faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faiz oranı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Tüketicinin temerrüde düşmesinin hukuki sonuçları (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ön ödeme tutarı (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Ödeme planı ve ödemelerin yapılacağı banka ve hesap bilgileri (Peşin ödemede bulunulan ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde aranmaz)</li><li style="">Cayma hakkının kullanılma şartları, süresi ve usulüne ilişkin bilgiler,</li><li style="">Sözleşmeden dönme hakkının kullanılma şartları, süresi, usulü ile tazminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Cayma ve sözleşmeden dönme bildirimlerinin yapılacağı açık adres bilgileri,</li><li style="">Verilen teminata ilişkin bilgiler,</li><li style="">Konutun teslim tarihi ve şekli,</li><li style="">Yapı ruhsatının alınış tarihi,</li><li style="">Konutun ortak giderlerine ilişkin bilgiler,</li><li style="">Tüketicilerin uyuşmazlık konusundaki başvurularını tüketici mahkemesine veya tüketici hakem heyetine yapabileceklerine dair bilgi.</li></ul><br />
<br />
<br />
<u><b>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı:</b></u><br />
<br />
<b>&quot;Tüketici, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 14 (on dört) gün içinde, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin konut satışından cayma hakkına sahiptir.&quot;</b><br />
<br />
Eğer, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 14 günlük süre geçmiş ise <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?167-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Donme-Hakki" target="_blank">Tüketicinin Ön Ödemeli Konut Satışından Dönme Hakkı</a> isimli makalemizi inceleyebilirsiniz. Sözleşmenin imza tarihinden itibaren 14 günlük süre geçmemiş ise, bu makaleyi okumaya devam edebilirsiniz.<br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı ne anlama gelir?</u></b><br />
<br />
Tüketici, satıcı ile aralarında yapmış oldukları ön ödemeli konut satış sözleşmesi tarihinden itibaren 14 gün içinde, hiçbir açıklama yapmaksızın, hiçbir gerekçe bildirmeksizin, konut satışından cayma hakkını kullanabilir. Konut satışından bu şekilde cayma hakkı yalnızca tüketiciye tanınmıştır. Satıcı gerekçe göstermeksizin sözleşmeden cayamaz. <br />
<br />
<b><u>Ön ödemeli konut satışından cayma hakkı nasıl kullanılır?</u></b><br />
<br />
Tüketici, ön ödemeli konut satış sözleşmesini imzaladıktan sonra, eğer bu sözleşme ile bağlı olmamak (ilerideki ödemeleri yapmamak ve konutu teslim almamak) istiyorsa cayma hakkını kullandığını bu 14 günlük süre içerisinde satıcıya noter aracılığı ile bildirmelidir. Konut satışından cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir, aynı süre içerisinde satıcıya ulaşmaması önem arz etmez.<br />
<br />
<b><u>Konut bedelinin bir kısmı banka kredisi ile karşılanmış ise konut satışından cayma hakkı nasıl kullanılır?</u></b><br />
<br />
Tüketici, konut bedelinin bir kısmı veya tamamı için, bankadan konut kredisi kullanmış olabilir. Eğer tüketici ön ödemeli konut satış sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren 14 günlük süre içerisinde bu konut satışından cayma hakkını kullanacak ise, burada çok dikkat edilmesi gereken bir durum vardır.<br />
<br />
Her konut kredisi bağlı kredi değildir! Başka bir ifade ile tüketicilerin, konut edinmek amacıyla kullandıkları her konut kredisi bağlı kredi sayılmaz. Örneğin tüketicinin, satıcının talimatı veya yönlendirmesi olmaksızın, tamamen kendisinin bulup kullandığı kredi bağlı kredi değildir. Bu konuda Bağlı Kredi (Taşıt/Konut) Sözleşmeleri isimli makalemi incelemenizi tavsiye ederim.<br />
<br />
Zaten bir konut kredi sözleşmesi bağlı kredi ise, ön ödemeli konut satışındaki cayma süresi (sözleşme tarihinden itibaren 14 gün) sonunda yürürlüğe girer. Başka bir ifade ile, bir konut satın alma amacıyla hareket eden tüketici, ön ödemeli konut satışına dair sözleşme ile birlikte, kredi için aynı tarihte (genelde banka ile) sözleşme imzalamış dahi olsa, bu bağlı kredi, imza tarihinden itibaren 14 günlük sürenin sonunda yürürlüğe girecektir. Dolayısıyla, tüketiciler, ön ödemeli konut satışına dair sözleşmeden cayma hakkını kullandıklarında, bağlı kredi sözleşmesi henüz yürürlüğe girmemiş durumdadır. Dolayısıyla bankaya da herhangi bir ödeme yapmaları gerekmez. Fakat durum her zaman böyle olmaz. Bankalar genelde, bu kredi bağlı kredi dahi olsa tüketiciden ödeme yapmasını bekler. Bu durumda bankanın haksız bir ödeme talebi söz konusudur ve bankaya karşı hukuki sürecin başlatılması gerekir.<br />
<br />
<b>Tüketici, süresi içerisinde, ön ödemeli konut satışından cayma hakkını kullanmış ise, konut finansmanı kuruluşu (genelde banka) bu süre için veya başkaca sebepler ile, tüketiciden faiz, komisyon, yasal yükümlülük ve benzeri isimler altında hiçbir masraf talep edemez.</b><br />
<br />
<b><u>Banka (veya başkaca konut finansmanı kuruluşu) tüketicinin cayma hakkını kullandığını nasıl bilecek?</u></b><br />
Konut bedelinin bir kısmının bağlı kredi ile karşılanması durumunda, tüketicinin dönme hakkını kullandığı satıcı tarafından ilgili konut finansmanı kuruluşuna derhal bildirilir. Dolayısıyla bu bildirim yükümlülüğü tüketiciye değil satıcıya yüklenmiştir.<br />
<br />
<b><u>Konut satışından cayma hakkını kullanan tüketici kısmen veya tamamen ödediği bedeli geri alabilir mi?</u></b><br />
Konut satışından cayma hakkının kullanılması durumunda, tüketiciye iade edilmesi gereken tutar ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge cayma bildiriminin satıcıya ulaştığı tarihten itibaren en geç on dört gün içinde tüketiciye geri verilir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere satıcı, tüketicinin ödediği satış bedelini ve tüketiciyi borç altına sokan her türlü belgeyi (genelde senet) tüketicinin noter aracılığı ile kendisine yönelttiği cayma bildiriminden itibaren on dört gün içinde tüketiciye geri vermek zorundadır.<br />
<br />
<b><u>Satıcı, cayma hakkını kullanan tüketiciye, ödediği bedeli geri vermiyorsa ne yapılabilir? </u></b><br />
Tüketici konut satışından cayma hakkını kullanmasına rağmen, satıcı ödenen bedeli ve var ise senetleri geri vermiyorsa satıcıya karşı icra takibi yapılabilir veya dava yoluna gidilebilir.<br />
<br />
<br />
<b>Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, ülke genelinde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için &quot;<a href="https://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">internet sitemiz</a>&quot; üzerinden bize ulaşabilirsiniz. </b><br />
<br />
<b><i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?165-Tuketicinin-on-odemeli-Konut-Satisindan-Cayma-Hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vefat Eden Kişinin Kredi Borcunun Sigorta Şirketi Tarafından Karşılanması</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?163-Vefat-Eden-Kisinin-Kredi-Borcunun-Sigorta-sirketi-Tarafindan-Karsilanmasi</link>
			<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 15:46:50 GMT</pubDate>
			<description>Bankalar, uygulamalarına göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle konut kredisi, taşıt kredisi, tarım kredisi gibi yüksek bedelli kredi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bankalar, uygulamalarına göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle konut kredisi, taşıt kredisi, tarım kredisi gibi yüksek bedelli kredi kullandırılacağı zaman tüketicilerden, hayat sigortası yaptırmalarını istemektedir.<br />
<br />
Burada, tüketici, banka ve sigorta şirketi arasında üçlü bir ilişki mevcuttur.<br />
<br />
Banka, hayat sigortası yapmış olması kaydıyla tüketiciye kredi kullandırmakta, sigorta şirketi ise primi tahsil etmek kaydıyla tüketicinin yaşamının sona ermesi riski karşısında bankaya olan kredi borcunu ödemeyi garanti etmektedir.<br />
<br />
 Hayat sigortalarında; hayatı üzerine sigorta sözleşmesi yaptıran kişiye &quot;sigortalı&quot;, prim ödemek suretiyle sigortalının menfaatini sigortacı nezdinde sigortalayan kişiye &quot;sigorta ettiren&quot; ve sigorta sözleşmesine taraf olmamakla beraber lehine sigorta sözleşmesi yapılan ve rizikonun gerçekleşmesi halinde kural olarak sigorta tazminatını sigortacıdan isteme hakkına sahip olana da &quot;lehdar&quot; denir.<br />
<br />
<b>Bizim konumuz, kredi (konut, taşıt, tarım gibi hangi kredi olursa olsun) kullanmak isterken, bu kredinin kullandırım koşullarından biri olarak, tüketicilerden, zorunlu olarak yaptırması istenen hayat sigortalarıdır.</b> Dolayısıyla burada, “sigortalı” ile “sigorta ettiren” aynı kişidir. Nitekim sigorta şirketine prim ödeyen kişi ile hayatı üzerine sigorta sözleşmesi yapılan kişi aynıdır. Lehtar ise genelde bankadır. Dolayısıyla, kural olarak, ölüm gerçekleştiğinde, sigorta tazminatını, sigorta şirketinden isteme hakkına sahip olan da bankadır.<br />
<br />
Hayat sigortası yaptırarak kredi kullanan bir tüketicinin, bankaya olan kredi borcu devam ettiği süre içerisinde vefat etmesi durumunda karşımıza birtakım sorunlar çıkmaktadır.<br />
<br />
<b>Bunlardan ilki, kredi borcunun geri kalanından kimin (mirasçıların mı yoksa sigorta şirketinin mi) sorumlu olacağı noktasındadır.</b><br />
<br />
Bilindiği üzere, murisin (vefat edenin) hak ve borçları, mirası reddetmeyen mirasçılarına intikal etmektedir. Örneğin, muris (vefat eden kişi) sağlığında konut satın almak için bankadan 60 ay vade ile kredi kullanmış, kredi borcunun 12 aylık taksidini sağlığında ödemiş ve fakat 13. taksidi ödemeden vefat etmiş, mirasçılar da kanun gereği kendilerine intikal eden mirası reddetmemiş iseler, kalan 48 aylık kredi borcundan dolayı bankaya karşı sorumlu olurlar.<br />
<br />
<b>Peki geri kalan 48 aylık taksit, mirasçılar tarafından mı yoksa murisin bu krediyi kullanırken yapmış olduğu hayat sigortası gereğince sigorta şirketi tarafından mı ödenecektir?</b><br />
<br />
Sigorta ettiren (yani kredi kullanan kişi), sigorta sözleşmenin yapılması sırasında (genelde kredi kulandırım tarihi ile aynı tarihte) bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.<br />
<br />
Önemli husus nedir? Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen her husus önemli değildir. Bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen bu hususların “önemli” sayılabilmesi için, sözleşmenin (sigorta sözleşmesininin) yapılmamasını veya değişik (daha fazla prim ödenmesi gibi) şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir.<br />
<br />
Görüleceği üzere, sigorta ettiren (aynı zamanda kredi kullanan) kişi, geçmişte yaşadığı bir kalp rahatsızlığını, sigortacıya (sigorta şirketine veya bankaya) bildirmemiş olabilir. Peki bu kalp rahatsızlığı sözleşmenin yapılmaması veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirir mi? Eğer murisin ölümü, geçmişte yaşadığı bu kalp rahatsızlığının devamı nitelikteki bir rahatsızlıkla sona ermiş ise, özünde ölüm riskini teminat alan bu sigorta sözleşmesinin yapılmaması gerektiği söylenebilir. Fakat ölüm, her zaman geçmişte yaşanan bir rahatsızlıktan ileri gelmez, kişi, geçmişte bir kalp rahatsızlığı yaşamış dahi olsa, kanser sebebiyle ölmüş olabilir. Bu gibi durumlarda sigorta sözleşmesinin yapılmaması gerektiği söylenemez ancak değişik şartlarda (daha fazla prim ödenerek veya daha kısa süreli teminat sağlanarak) yapılması gerektiği söylenebilir.<br />
<br />
<b>Bilindiği üzere, kredi kullanılırken yapılan sigorta işlemlerinde, sigorta ettiren (aynı zamanda krediyi kullanan) kişiden bir form doldurması istenmektedir.</b> Bu formda, sigorta yaptıracak kişiden, daha önce geçirdiği hastalıklar, rahatsızlıklar, hali hazırda bir hastalığının olup olmadığı gibi sorulara yanıt vermesi beklenir. İşte sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan bu hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır. Bir diğer anlatımla, yazılı veya sözlü olarak sorulan bu sorulara, sigorta ettiren, eksik veya yanlış cevap vermiş ise önemli hususlarda sigortacıyı bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal etmiş sayılır. Bu ihlal, kasten (bilerek gizleme) veya ihmalen (bilmeden gizleme) yapılmış olabilir.<br />
<br />
Sigortacı tarafından sorulan soruların aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılacağı kanun gereği olduğundan, bu formlarda en ufak rahatsızlıklar için bile sorular bulunur veya bu tür rahatsızlıkların yazılabilmesi için tüketicilere boş bir alan bırakılır. <b>Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene (kredi kullanan tüketiciye) hiçbir sorumluluk yüklenemez. </b>Başka bir ifade ile, sigortacı, sigorta ettiren (aynı zamanda kredi kullanan) kişiye soruların yer aldığı bir liste verdiğinde, bu listede yer almayan bir soru ile ilgili olarak, kredi borcunu ödemeyi reddedemez. Bunun da bir istisnası sigorta ettirenin önemli bir hususu kötüniyetle saklama halidir. <b>Örneğin sigortacı, sigorta ettirene, hali hazırda “kanser” tedavisi görüp görmediğini sormuş, sigorta ettiren kişi, henüz 3 gün önce yendiği kanser hastalığını sigortta ettirene bildirmemiş ve poliçe süresi içerisinde bu kanser tekrar nüksederek vefat etmiş ise, burada sigorta ettiren kişinin bu hastalığı kötüniyetli olarak gizlemesi söz konusu olur.</b> Bu da önemli bir hususun sigortacıdan gizlenmesi anlamına gelir.<br />
<br />
Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan bu hususların, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılacağını yukarıda ifade etmiştik. Bazen kredi kullanan kişi, önemli bir rahatsızlığını önemsiz görerek veya önemli görmesine rağmen başkaca nedenler ile bu tür bilgilere bu formda yer vermemiş veya kasten gizlemiş olabilir. <b>Bu soruların sözleşmenin yapımında etkisi olup olmadığı veya sözleşmenin daha değişik (sigorta ettiren/tüketici açısından daha ağır) şartlarda yapılmasını gerektirip gerektirmediği ise Adli Tıp Kurumu’nun vereceği rapora göre belirlenecektir.</b><br />
<br />
Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş ise, sigortacı, bildirim yükümlülüğünün ihlal edilmiş olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 15 günlük süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Uygulamada bu husus kendini şu şekilde göstermektedir. Kredi borcu miras yoluyla kendilerine geçen mirasçılar, murisin (vefat eden kişinin) öldüğünü ve kredi borcunun da sigorta sözleşmesi gereği teminat altına alındığını ifade ederek sigorta şirketlerine başvururlar. Bu gibi durumlarda sigorta şirketleri, mirasçılardan, murisin ölüm sebebini gösteren raporu talep ederler. Bu raporu alan sigorta şirketi, hakkı olduğunu düşünerek veya kötüniyetle, kendileri için önemli olan bir hususun vefat eden kişi tarafından bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğundan bahisle bankaya ödeme yapmaktan kaçınabilirler.<br />
<br />
Eğer kişi, sigorta poliçesinin düzenlenmesi sırasında bir veya birden fazla hastalığa sahip olup da bu hastalıklarını sigorta şirketinden gizlemiş (bu konularda sorulan sorulara cevap vermemiş veya yanlış cevap vermiş) ve <b>bu hastalıkları ile ölümü arasında illiyet bağı (bağlantı/ilişki)</b> var ise mirasçıların hak talep etmesi mümkün olmaz. <b>Burada en önemli husus şudur, bazı durumlarda kişi, birtakım hastalıklara sahip olsa da bu hastalıklarının farkında olmayabilir. Kişinin, hastalığa sahip olduğunu bilerek (kasten) gizlemesi ile bu hastalığa sahip olduğunu bilmemesi (ihmalen) arasında büyük fark vardır.</b><br />
<br />
Örneğin bir tüketici, konut kredisi kullanmak talebiyle, bir bankaya, 01.09.2018 tarihinde başvurmuş, banka, konut kredisi kullanabilmesi için hayat sigortası yaptırması gerektiğini ifade ederek, hangi hastalıklarının var olduğu ile ilgili soruları içeren bir listeyi doldurmasını istemiştir. Kredi kullanmak isteyen bu tüketici, kredi kullanmak için bankaya başvurduğu o tarihte kanser hastası olduğunu bilmediğinden, bu soruya cevap vermemiş veya kanser hastası olmadığını belirten bir cevap vermiştir. Kredi borcunun ilk birkaç taksidi tüketici tarafından ödenmiş, bu kişi, 25.11.2018 tarihinde vefat etmiş ve raporda, ölümün “kanser” sebebiyle olduğu yazılmıştır. Yapılan yargılama sırasında, kişinin, 01.09.2018 tarihinden çok daha önceden (1 yıldan beri) kanser hastası olduğu ortaya çıkmış ve kişinin bu hastalığı ile ilgili herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmadığı da anlaşılmıştır. Bu durumda tüketicinin (sigorta ettirenin) kasten değil fakat ihmali ile beyan yükümlülüğünü ihlal etmesi söz konusudur. <b>Bu ihlal, tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır.<br />
</b><br />
Aynı örnek üzerinden devam edecek olursak, sigorta ettirenin (yani kredi kullanırken sigorta sözleşmesi yapan kişinin) kusuru kast derecesinde ise (yani 01.09.2018 tarihinden önceki bir tarihte kanser teşhisi konmuş ise) <b>beyan yükümlülüğünün ihlali (bu hastalık gizlenmiş ise) ile gerçekleşen riziko (ölüm) arasında bağlantı varsa (kişi, bu kanser sebebiyle ölmüşse), sigortacının kredi borcunu ödemesi söz konusu olmaz. </b> Peki bağlantı yoksa (yani kişi kanser olduğunu biliyor bu hususu da sigortacıdan gizlemiş ve fakat ölüm başka bir sebebe dayalı ise) bu durumda sigortacı, ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder. Ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oran ise bu husustaki bilirkişi incelemesi ile belirlenecektir. Örnek verecek olursak, sigortacı, sigorta ettirenin “kanser hastası olduğunu bilmeden” 500-TL prim karşılığında, vefatı halinde kredi borcunu ödemeyi üstlenmiş ise, aynı sigorta sözleşmesini kaç TL prim karşılığında yapacak idiyse (örneğin 1000-TL) bu her iki primin birbirine oranına (1/2) göre kredi borcunu ödemek zorunda kalır. Bu örnekte kalan kredi borcu 40.000-TL ise sigortacı yalnızca 20.000-TL ödeme yapacak geri kalan borç ölenin mirasçıları tarafından ödenmeye devam edecektir.<br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, İzmir merkezli bir hukuk bürosu olmamıza rağmen, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için, internet sitemiz üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">http://www.akahukuk.com.tr</a> <br />
<br />
<b>Emsal Yargıtay kararları:<br />
</b><br />
1- ... Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. <br />
6102 sayılı TTK'nun 1490. maddesi uyarınca, sigorta ettiren kişinin, kendisinin veya başkasının hayatını (o kişi lehine) sigorta ettirmesi mümkün olup; TTK'nun 1493/7. maddesinde ise &quot;sigortacıdan edimi istem ve tahsil yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça, lehtara aittir&quot; denilmek suretiyle, hayat sigortalarında sigorta bedelini talep ve tahsil hakkının poliçe lehtarı olduğu açıkça kabul edilmiştir. Sigorta poliçesinden doğan teminatı talep hakkına sahip olan kişi poliçe lehtarı olduğundan, tazminat talebine ilişkin davada da aktif dava ehliyetine sahip olan kişi lehtar olacak; lehtar dışındaki kişilerin poliçeden doğan tazminatı talep hakkı bulunmayacak; Dairemiz'in yerleşik içtihatları gereği, 3. kişiler ancak lehtarın kayıtsız şartsız muvafakat vermesi halinde davada aktif dava ehliyetine sahip olabilecektir. <br />
Somut olayda; davaya konu hayat sigorta poliçesinde, dava dışı banka şubesinin &quot;dain-i mürtehin ve dönülemez şekilde lehtar&quot; olduğu kayıtlı olup, davacıların sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için dain-i mürtehinin bu konuda açık muvafakatının alınması gerektiği gözetilerek bu hususta araştırma yapılması için Dairemiz'ce dosya mahkemesine geri çevrilmiştir. Mahkemece, ilgili bankaya yazılan müzekkereye, bankalarının rehinli alacağının ve mürtehin kaydının devam ettiği, davacılar tarafından yapılmış ödeme bulunmadığı için tazminatın bankaları lehine hüküm altına alınması şartıyla davaya muvafakatlerinin olduğu şeklinde cevap verildiği görülmüştür. Bu durumda, dava dışı dain-i mürtehin ve lehtar banka tarafından, davacıların açtığı davaya kayıtsız şartsız muvafakat verildiğinden ve davacıların dava açma hakkı olduğundan bahsedilemez. Ancak Dairemiz'in yerleşik uygulamaları ile, murisleri sigortalının ölümü nedeniyle, poliçeden doğan vefat teminatını talep eden davacıların, dain-i mürtehin ve lehtar bankaya kredi borcunu ödedikleri durumda, ödedikleri bedel kadar dava açma haklarının bulunduğu kabul edilmektedir. Davacılar tarafından 9 aylık kredi taksitinin, dava dışı bankaya ödendiği, sunulan ödeme dekontları ile sabittir.<br />
Açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre; davaya konu hayat sigorta poliçesinde dain-i mürtehin ve lehtar kaydı olan dava dışı banka şubesinin davaya kayıtsız şartsız muvafakat vermediği ve bankanın davada taraf olmadığı, davada taraf olmayan kişi leh ya da aleyhine hüküm kurulamayacağı hususları dikkate alınmak suretiyle; davacıların, en fazla murisin ölümünden sonra bankaya ödedikleri bedel oranında dava açma konusunda ehliyetleri olduğu dikkate alınarak hüküm tesisi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.<br />
Kabule göre ise; poliçe tanzim tarihi itibariyle davacılar murisine konulmuş kanser teşhisi bulunmadığından, sağlık durumuna ilişkin beyan yükümlülüğüne aykırılığın sözkonusu olmadığı kabul edilerek zarar teminat kapsamında kabul edilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde düzenlenen, sigorta sözleşmesinin kurulması sırasında doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü gereği, sigorta ettirenin sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. Davacılar murisinin mide ve karaciğerindeki tümörlere ilişkin biyopsi ve teknik görüntüleme de dahil tetkiklerinin, 29.08.2012- 06.09.2012 tarihleri arasında sürdüğü dosya kapsamı ile sabit olup, ciddi tetkikler sürerken poliçenin satın alındığı ve &quot;bilinen tüm önemli hususlar&quot; kavramına bu durumun dahil olduğu gözetilerek, murisin mide ve karaciğerindeki kanser ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığına ilişkin rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yönde inceleme ve değerlendirme yapılmayışı da doğru değildir. <br />
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 16/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. <br />
<br />
2- Davacı vekili; müvekkilinin babası...'nun 22.11.2011 tarihinde vefat ettiğini, ölmeden önce 13.09.2010 tarihinde 120 ay vadeli konut kredisi kullandığını, kullanılan kredinin Finans Emeklilik ve Hayat Sigortası A.Ş. tarafından sigortalandığını, murisin ölümü ile geride tek mirasçı olarak oğlu ....'nun kaldığını, murisin ölümünün sigorta şirketine ihbar edildiğini ancak, sigorta şirketi tarafından murisin sağlık beyanı formunda mevcut hastalığını beyan etmediği ve bu hastalığından vefat ettiği belirtilerek herhangi bir ödeme yapılmayacağının bildirildiğini, fazlaya dair haklar da saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL alacağın reeskont faizi ile birlikte, müvekkilinin babası tarafından ve kendisi tarafından ödenen kredi taksitlerine istinaden şimdilik 5.000,00 TL'nin reeskont faizi le davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, sigortalının ölmeden önce ölümüne neden olan kronik hepatit tanısı ile KC Kistik hastalığının olduğunun tespit edildiğini, bu sebeple müvekkili şirketin sigorta ettiren Finansbank A.Ş'ye gönderdiği 23.01.2012 tarihli yazı ile uzun süreli kredi grup hayat sigortası başvuru ve sağlık beyan formunda hastalığını beyan etmediği, etmiş olsa idi sigorta kapsamına alınamayacağı yahut başvurusunun ret edileceği gerekçesi ile vefat sebebiyle herhangi bir tazminat ödenmesinin mümkün olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının babası murisin ölümünün hepatocellüler carsinom hastalığı sonucu olduğu, ölümüne neden olan hastalığın tanısının sözleşme tarihinden 9 ay sonra konulduğu, bu sebeple ölüm ile matbu sözleşmedeki hastalıklar arasında illiyet bağı olmadığını, davacının murisin sigorta sözleşmesi kurulurken, kendisine sigorta öncesi beyan yükümlülüğünün çerçevesinde sorulan sorularda hastalıkla ilgili bir husus olmadığını, sözleşme sırasında ortaya çıkan hastalığı da murisin bilme imkanı olmadığını, dolayısıyla geçerli sigorta sözleşmesine binaen davalının davacıya sigorta sözleşmesinden doğan tazminatı ödemekle yükümlü olduğundan bahisle 15.000,00 TL'nin 23.01.2012 tarihinden 35.433,00 TL'nin ıslah tarihi 22.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br />
<br />
1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı sigorta şirketi vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.<br />
<br />
2-)Davacıların murisi .... ile davalı sigorta şirketi arasında konut kredisi sözleşmesi kapsamında hayat sigorta poliçesi tanzim edildiği iddiasıyla eldeki dava açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, poliçe tanzim tarihinde Hepatit B olan sigortalının bu durumu müvekkilinden saklaması sebebiyle tazminatla sorumlu olmayacaklarını ileri sürmektedir.<br />
<br />
Dosya içeriğinden, davacıların murisine Hepatit B tanısı 31.03.2010 tarihinde konulduğu, poliçenin ise 20.09.2010 tarihinde düzenlendiği, 22.11.2011 tarihinde ise sigortalının hepatocellüler carsinoma hastalığından öldüğü anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece alınan bilirkişi raporunda Adli Tıp Uzmanı, hastalığın öneminin tıp eğitimi almamış bir insanın kavramasının beklenmeyeceği, bu hastalığın normal seyrinde gelişimi halinde, kronik hepatit B hastalığının hepatocellüler carsinoma dönüşümünün 20-30 yıl sürebileceği gibi bu riskin %0,5 ila 3 gibi düşük ihtimal dahilinde belirtilmiştir. Bu halde sigortalının hastalığını davalı sigorta şirketinden kasten sakladığı ispat edilmemiştir. Öte yandan, sigorta sözleşmeleri karşılıklı güven esasına dayanan ve beyana göre düzenlenen sözleşmelerdir. Hayat sigortası yapılması sırasında geçirilen veya teşhis edilen bir hastalık var ise bunun bildirilmesi iyi niyetin gereğidir. T.T.K.'nın 1290.maddesi ve 6102 Sayılı T.T.K'nın 1435 vd. maddeleri ise sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında ise teminatın indirilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgulara göre bu hastalık belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
<br />
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte belirtilen nedenlerle, davalı sigorta vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 30/01/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
<br />
3- Davacılar vekili, müvekillerinin murisi ...'in davalı ... Bankasının Yozgat Şubesinden 08.11.2010 tarihinde 100.000,00 TL bedelli tarım kredisi adı altında kredi kullandığını, müvekkillerinin murisine 22427133-0 poliçe numarası ile hayat sigortası düzenlendiği ve yapılan sigortanın murisin kullanmış olduğu kredinin tamamını kapsadığını, davalı banka tarafından 2010- 2011- 2012- 2013- 2014-2015 yılları boyunca hayat sigortası yapıldığını ve sigorta primlerinin ödendiğini, müvekkilleri murisinin 26.09.2015 tarihinde hayatını kaybettiğini, davalı sigorta şirketine başvurulmasına rağmen vefat tazminatının <br />
ödenmediğini belirterek, murislerinin sigortalılığının tespitini, murisin kredi borcunun ödenmesini, sigorta sonucu ödenecek tazminattan kalan meblağın bulunması halinde miras payları oranında kendilerine ödenmesini, murisin vefatından sonra davalı sigorta şirketince ödenmesi gerekirken müvekkillerinden diğer davalı bankaca tahsil edilen bedellerin bulunması halinde ise, fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak şimdilik 100,00 TL'nin ticari faiziyle birlikte tahsiliyle müvekkillerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hayat sigortası sözleşmesinden kaynaklandığını, Davacılar, tacir olmadığını Davanın 6502 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığını, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu belirterek davanın görevsizlik nedeniyle reddine, kararın kesinleşmesiyle ve talep halinde dosyanın görevli Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br />
... Bölge Adliye Mahkemesince, davanın 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı yasadan sonra (05.10.2016 tarihinde)açılmış olmasına göre, 6502 sayılı yasanın 73/1. maddesindeki düzenlemede belirtildiği üzere, murisin tüketici konumunda olup davalı sigorta şirketi ile aralarında akdedilen sigorta sözleşmesinin bir tüketici işlemi olmasından dolayı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince davalı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı ...Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
İlk derece mahkemesince verilen karara yönelik olarak davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.<br />
<br />
4- Davacılar vekili, müvekkiller murisi ...'nin dava dışı bankadan kullandığı kredi nedeni ile hayat sigortası sözleşmesi imzalandığını, sigortalının 13/04/2011 tarihinde vefat ettiğini belirterek davacılar ile davalı arasındaki çekişmenin giderilmesini, sigortalanan bedel ile bankaya ödenen ve yargılama sırasında ödenmeye devam edecek olan taksitlerin faizi ile ödenmesini talep etmiş, harca esas değeri 8.500,00 TL olarak göstermiştir. Davalı ... şirketi vekili, sigortalının sağlığına ilişkin konularda vekil eden şirkete yanlış bilgi verdiğini, sigortalının beyan ve ihbar mükellefiyeti bulunduğu halde, gerçeğe aykırı hileli beyanlarda şirketin poliçe yapmasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davanın kabulü ile davacılar ve davalı arasında, davacıların murisi ... tarafından dava dışı Halk Bankası... Şubesi nezdinde kullanılan kredi sebebi ile 28/12/2010 tarihinde akdedilen hayat sözleşmesi kapsamında sigortalının 13/04/2011 tarihinde vefatı ile rizikonun gerçekleşmesi <br />
nedeniyle sigorta teminatının davalı tarafça ödenmesi gerektiğinin tespiti ve bu şekilde muarazanın halli ile teminat altına alınan sigorta bedeli 15.000,00 TL'den sigorta lehtarı dava dışı bankanın bakiye alacak miktarı olan 8.348,11 TL'nin mahsubu ile kalan 6.651,89 TL'nin davalıdan tahsili ile vefat eden sigortalı mirasçıları olan davacılara ...Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/233 esas, 2011/189 karar sayılı veraset ilamında belirtilen miras hisseleri oranında dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 11,60 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 15.02.2018 gününde oybirliği ile karar verildi.<br />
<br />
5- Davacılar vekili, müvekillerinin murisinin 09.02.2014 tarihinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini, davalıya başvurduklarını, davalının poliçe düzenlenmeden önce varolan hipertansiyon rahatsızlığı nedeniyle ölümün gerçekleştiğini, murisin poliçe düzenlenirken doğru beyan yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek ödeme yapmadığını, murisin hipertansiyon hastası olmadığını, murisin dava dışı ... A.Ş'den çektiği kredi uyarınca davalı tarafından hayat sigortası ile sigortalandığını belirterek, poliçede yazılı vefat tazminatı olan 131.250,00 TL'nin muacceliyet tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı sigorta şirketi vekili, başvurunun reddini savunmuştuır.<br />
Hakem Heyetince, iddia, savunma ve toplanan delillere göre, murisin ölümünden iki yıl öncesinden beri hipertansiyon tedavisi gördüğü, hipertansiyon hastalığı tedavisinde kullanılan ilacı kullandığı, hipertansiyonun kalp krizinden ölümün en temel nedenlerinden biri olduğu, murisin başvuru formunda sigorta şirketine yüksek tansiyon da dahil hastalık var mı sorunlarına hayır cevabı verdiği, poliçe hükümlerine göre doğru beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği, teminat dışı olduğu gerekçesiyle başvuru ve talebin reddine karar verilmiş; karara, davacılar vekili tarafından itiraz edilmiş; İtiraz Hakem Heyetinin 30.10.2014 tarih, 2014/İHK 684 sayılı kararı ile itiraz başvurusunun reddine karar verilmiş, itirazın reddine dair karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava, kredili hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan vefat tazminatı istemine ilişkindir. Somut olayda, davacıların murisi... dava dışı dain mütrehin ... .... şubesinden 120 ay vadeli 125.000,00 TL kredi kullanmış; 35 taksit ödemesi yapıldıktan sonra 09.02.2014 tarihinde kalp krizi nedeniyle evde vefat etmiştir. Dosya kapsamına göre; davacıların dosyaya sunduğu ve murisin aile hekimi tarafından imzalanan 13.03.2014 tarihli yazıya göre muris ...'un 23.05.2013 tarihinden itibaren hipertansiyon tedavisi gördüğü belirtilmiştir. Dosyada mevcut ... kayıtları ve reçetelere göre murisin 2011-2013 yılarında yüksek tansiyon hastalığının tedavisinde kulllanılan... hapı kullandığı anlşılmaktadır. Davacıların murisi ..., kullandığı krediye ilişkin olarak davalı sigorta şirketi nezdinde 11.11.2013-2014 tarihleri arasında geçerli 1 yıl süreli kredili hayat sigortası poliçesi imzalamış, poliçede vefat tazminatı 131.250,00 TL olarak belirlenmiştir.<br />
Hakem heyetince her ne kadar murisin doğru beyan yükümlüğüne aykırı davrandığı, hipertansiyon vs gibi hastalıkların kendisinde bulunup bulunmadığı sorularına hayır cevabı verdiği ve hipertansiyon hastalığının kalp krizinden ölümün en temel nedeni olduğu gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de eksik inceleme ile karar verilemez. Şöyle ki sigorta tahkim heyetince, muriste ölümünden önce var olduğu anlaşılan hipertansiyon hastalığının kalp krizine neden olup olmayacağı, murisin kalp krizine bağlı olarak gerçekleşen ölümünün muriste var olan hiperstansiyon hastalığından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda Dr bilirkişiden rapor alınması, ondan sonra tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile verilen karar doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 09/02/2017 gününde Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.<br />
<br />
6- ...Mahkemece sigortalının poliçe düzenlenmeden önce mevcut olduğu tespit edilen hastalıklarını davalı sigorta şirketine bildirmemesi konusunda kasıtlı olup olmadığı, buna göre bu hastalıklarını beyan etseydi ödemesi gereken primin artıp artmayacağı, ne kadar prim ödediği konularında araştırma yapılarak TTK 1290.madde kapsamında proporsiyon hesabı yapılması gerekip gerekmediği tartışılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 26.2.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi. <br />
<br />
7- ... Davacılar vekili, davacılar murisinin kullandığı banka kredilerine teminat amacıyla, davalı tarafından dört ayrı .... sigorta poliçesi düzenlendiğini, murisin 23.09.2014 tarihinde ölümü üzerine davalıya vefat teminatlarının ödenmesi için başvurulduğunu, davalı tarafından 8.695,78 TL. kısmi ödeme yapıldığını, 10.01.2013 tarihli ve 12.000,00 TL. bedelli poliçeden doğan vefat teminatının ise murisin kanser hastalığını bildirmediği gerekçesiyle ödenmediğini, bakiye kredi taksitlerini davacıların ödemek zorunda kaldıklarını belirterek, belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.01.2013 tarihli poliçe nedeniyle 12.000,00 TL'nin ve önceki iki poliçede eksik ödenen bedellerin temerrüt tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 24.02.2016 tarihli artırım dilekçesiyle, taleplerini 19.304,22 TL'ye yükseltmiştir.<br />
Davalı vekili, poliçede dain-i mürtehin kaydı bulunan banka şubesinin tazminatı talep hakkı bulunduğundan, davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce teşhisi konulan kanser rahatsızlığını bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, davacıların taleplerinin bu nedenle reddinin hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile 19.304,22 TL'nin 19.11.2014 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, özellikle, davacılar murisi ile davalı arasında akdedilen sigorta poliçesinde verilen vefat teminatlarının yıllara göre azalacağı düzenlemesinin poliçede yer almamış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, ve aşağıda dökümü yazılı 988,67 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 19/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?163-Vefat-Eden-Kisinin-Kredi-Borcunun-Sigorta-sirketi-Tarafindan-Karsilanmasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Göçük Problemi Karşısında Tüketici Hakları ve Yapılması Gerekenler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?144-Gocuk-Problemi-Karsisinda-Tuketici-Haklari-ve-Yapilmasi-Gerekenler</link>
			<pubDate>Fri, 18 May 2018 21:15:26 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalede, sıfır kilometre veya ikinci el araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan *göçük ve/veya dalgalanma problemi *sebebiyle...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu makalede, sıfır kilometre veya ikinci el araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan <b>göçük ve/veya dalgalanma problemi </b>sebebiyle başvurabilecekleri ve hatta başvurmak zorunda olduklarını düşündüğümüz hukuki yollar hakkında açıklama yapmaya çalışacağız.<br />
<br />
Öncelikle bu göçük ve dalgalanma problemine hukuk dilinde &quot;ayıp&quot; adını veriyoruz. Makale içeriğindeki &quot;ayıp&quot; sözcüğünden anlaşılması gereken bu göçük ve/veya dalgalanma sorunudur.<br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) “Ayıplı mal” başlıklı 8. maddesinde, önceki kanuna paralel bir şekilde, şu ifadeler yer almaktadır:<br />
<i><br />
“(1) Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.<br />
<br />
(2) Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”</i><br />
<br />
“Ayıp” kavramı ile satılan malda ortaya çıkan ve alıcının o maldan tümüyle ya da gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve aksaklıklar gibi özürler ifade edilmek istenir (ZEVKLİLER Aydın / AYDOĞDU Murat, Tüketicinin Korunması Hukuku, B. 3, Ankara 2004, s. 104).<br />
<br />
Bu <b>göçük ve dalgalanma problemi de şüphesiz ki ayıp niteliğindedir.<br />
</b><br />
Önemli olan; ayıbın, kullanım hatası veya dış etken kaynaklı mı yoksa imalat kaynaklı mı olduğunun belirlenmesidir. Her ne kadar satıcı firma bu ayıbın dış etken kaynaklı olduğu yönünde ifadeler kullanmış ise de, bu ifadeler tüketiciyi bağlamaz. <b>Neredeyse aynı kasadaki tüm araçlarda aynı problemin varlığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu ayıbın dış etken kaynaklı olmadığı sabittir ve tartışmaya değmeyecek bir husustur.</b><br />
<b><br />
AYIPLI ARAÇLARDA TÜKETİCİNİN HAKLARI NELERDİR?</b><br />
<br />
Malın ayıplı olması durumda tüketicinin seçimlik hakları, 6502 sayılı kanunun 11. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tüketici;<br />
<br />
BEDEL İADESİNİ DE İÇEREN SÖZLEŞMEDEN DÖNME,<br />
<br />
MALIN AYIPSIZ MİSLİYLE DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
<br />
AYIP ORANINDA BEDEL İNDİRİMİ veya<br />
<br />
ÜCRETSİZ ONARIM İSTEME haklarına sahiptir.<br />
<br />
SATICI, TÜKETİCİN TERCİH ETTİĞİ BU TALEBİ YERİNE GETİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.<br />
<br />
<b>ORTAYA ÇIKAN GÖÇÜKLERDE ONARIM HAKKININ KULLANILMASI ŞART DEĞİLDİR:</b><br />
<br />
Tüketicinin talep edebileceği bu 4 seçimlik hakkın her biri hakkında açıklama yapmadan önce, “garanti süresi içerisinde araçta çıkan bu problem karşısında onarım hakkının kullanılmasının şart olduğu yanılgısı” üzerinde durmamız gerekmektedir.<br />
<br />
GARANTİ SÜRESİ İÇERİSİNDE ARAÇTA BİR AYIPLA KARŞILAŞAN TÜKETİCİNİN ONARIM HAKKINI KULLANMASI ZORUNLU DEĞİLDİR. Bunun bir zorunluluk olduğu düşüncesi tamamen hatalıdır. İster otomobil, ister telefon, ister tencere tava olsun tüketici, malda bir ayıpla karşılaşınca 4 seçimlik haktan istediğini kullanabilir. Yeter ki kullanmak istediği bu hakkın kullanılması hakkaniyet kurallarına aykırılık teşkil etmesin. (Hakkaniyet kuralları hakkında aşağıda açıklama yer almaktadır.)<br />
<br />
<b>Fakat ne yazık ki ülkemizde, satıcılar, tüketicileri aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için tüketiciler de ayıplı (kusurlu) malları ile ilgili olarak onarım hakkını kullanmak zorunda olduklarını düşünmekte ve kendilerini servislerin insiyatifine tabi kılmaktadırlar.</b><br />
<br />
<b><u>Malum markanın araçlarında görülen göçük problemi sebebiyle konu hakkında yargıya taşımız olduğumuz bir dosyaya makine yüksek mühendisi bilirkişi tarafından sunulan raporda özetle, göçüklerin dış etken veya kullanımdan kaynaklı olmadığı, sebebinin C sütununu oluşturan karoser parçasının iç yapısının destek noktalarının birleştirilmesi işleminin üstteki sac tarafından mukavim edilememesi ve sac kalınlığının bu tür çekmeler dikkate alınmaksızın ince seçilmesinden meydana geldiği bunun ise kabul edilebilir olmadığı ve bu ayıbın araçta 10.000-TL değer kaybı yaratacağı belirtilmiştir.</u></b><br />
 <br />
Bu rapor, bir müvekkilimizin, aracında karşılaştığı göçük problemi üzerine, mahkeme kanalıyla yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenmiş bilirkişi raporudur.<br />
<br />
Tüketici, göçük ayıplarında hangi haklarını kullanabilir? Onarım hakkını kullanmak zorunda mıdır?<br />
6502 s. TKHK.nun ilk ve en önemli amacı, “kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, hususları düzenlemektir.” (TKHK.m.1) Dolayısıyla kanunun ilk amacının, tüketici çıkarlarını gözetmek olduğu aşikardır fakat bu tüketici çıkarını gözetme arzusu karşısında karşı tarafın (satıcı/üretici/ithalatçı) çıkarları hiçe sayılamaz.<br />
<br />
2011 yılı içerisinde yaklaşık 50.000-TL ye sıfır kilometre olarak satın alınan ve araç tüketicinin eline geçmeden önce, aracın bir bölümünde yapılan boyama işleminin (ayıp) araçta 1.500 TL. tutarında değer kaybına neden olacağı anlaşılan bir davada, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/653 E. 2017/1085 K. sayılı kararında, “…kanun tarafından korunan tüketicinin yanında, mahkemece kurulacak hükmün, sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerektiğine” vurgu yapılarak, “ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tesbit edilmesi zorunludur.” denilmiştir.<br />
 <br />
<b>Dolayısıyla, tüketicinin seçimlik haklarından istediğini mutlak olarak kullanabileceği düşünülmemelidir. </b>Tüketicinin istediği seçimlik hakkı kullanabilmesinde önemli olan, araçtaki ayıbın, aracın sürekli kullanımına, araçtan beklenen sürekli faydaya etkisinin olup olmadığı, aracın ayıplı ve ayıpsız değerleri arasındaki farkın ne kadar olduğudur. Yargıtay kararına konu olayda olduğu gibi, yaklaşık 50.000-TL değerindeki bir araçta bulunan ayıbın, araçta meydana getirdiği değer kaybının, araç bedeline oranla çok düşük (1.500-TL yani yüzde 3) bir miktar olması durumunda tüketicinin, <b>diğer seçimlik hakları olan bedel indirimi ve ücretsiz onarım haklarını kullanması objektif iyiniyet (hakkaniyet) kurallarının gereğidir.</b><br />
 <br />
Şüphesiz ki, araçtaki ayıbın ne kadar değer kaybına neden olacağı otomotiv konusunda uzaman bilirkişi marifetiyle anlaşılacaktır. <b>Yukarıda bahsettiğimiz bilirkişi raporuna göre bu ayıbın araçta 10.000-TL değer kaybı yaratacağı belirtilmiştir.</b><br />
 <br />
<b>80-90 bin TL fiyat aralığında satılan araçlarda ortaya çıkan göçük probleminin aracında değerinde 10 bin TL civarında kayıp yaratacağı düşünüldüğünde, bu araçlar için değişim veya bedel iadesi taleplerinin objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğu söylenebilir.</b> Bu düşünce, ancak, araçtaki ayıpların, sadece estetik görüntüyü bozduğu durumlarda doğru kabul edilebilir. Eğer araçlardaki göçük probleminin, bilirkişi tarafından, aracın mukavemetini azaltacağı, yolcuların can ve mal güvenliğini tehdit edebileceği şeklinde görüş bildirilirse elbette bu durumda tüketici diğer seçimlik haklarını (sözleşmeden dönme yani bedel iadesi, aracın ayıpsız misli ile değişimi gibi) kullanabilir.<br />
<br />
<font size="4"><u><b>Tüketici onarım hakkını kullanmasına rağmen değer kaybını da talep edebilir!<br />
</b></u></font><br />
<br />
Göçük problemi karşısında tüketici, yukarıda sayılan seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını kullanacak olursa bunun yanı sıra ayıp nedeniyle aracındaki değer kaybını da talep edebilir. Bu husus, kanun metninde açıkça, şu şekilde belirtilmiştir:<br />
<i> <br />
&quot;...Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir...&quot;</i><br />
<br />
<b><font size="4">Tüketici, değer kaybı için mahkemeye başvurmak durumundadır.</font><br />
</b><br />
Elbette hiçbir kişinin, başına gelen bir olay karşısında, mahkeme veya diğer adli makamlara başvurma zorunluluğu yoktur. Fakat araçlarında göçük problemi ile karşılaşan tüketiciler, <b>araçlarını satacakları sırada, araçta mevcut bu ayıbı (onarım suretiyle giderilmiş dahi olsa) aracın yeni sahibine bildirmek zorundadır.<br />
 </b><br />
Bildirmezlerse ne olur?<br />
 <br />
<b>Araçlarda meydana gelen bu göçük (ve dalgalanma) probleminin, ister onarılsın ister onarılmasın aracın değerinde bir azalma meydana getirdiği kuşkusuzdur. Göçük problemi ile ilgili serviste yapılan işlemler servis kayıtlarına yansır ve aracı satın alacak kişinin satın alma iradesini olumsuz etkiler. Bu da aracın değerinin kaybına yol açar. İşte bu şekilde değer kaybetmiş araç satılırken alıcıya bu husus bildirilmelidir. Nitekim 2. el araç satışında satıcı, ayıplardan sorumludur.</b><br />
 <br />
Bu konuda olmak üzere Hukuk Genel Kurulu şu şekilde karar vermiştir:<br />
 <br />
&quot;... İspat yükü üzerinde olan davalı-satıcı, satış öncesi aracın ayıplı olduğu konusunda alıcıyı bilgilendirdiğini veya alıcının bu hususu bildiğini ispatlayamamıştır. Kaldı ki lüzumlu vasıflarda eksiklik seklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumlu olur.&quot;<br />
<br />
<b>Anlatılan bu sebepler ile, aracında göçük problemi ile karşılaşan tüketiciler, aracın onarımını sağlasın veya sağlamasın ileri bir tarihte araçlarını sattıklarında sorun yaşamak istemiyorlarsa, aracın sıfır kilometre satışını yapmış olan satıcıya karşı (bayi veya galerici) en azından değer kaybı talebi ile dava açmak zorundadır.</b><br />
Sıfır kilometre araç satışları hakkında detaylı bilgiler için: <a href="https://www.akahukuk.com.tr/2017/10/21/sifir-kilometre-arac-satin-alan-tuketicilerin-haklari/" target="_blank">Sıfır Kilometre Araç Satın Alan Tüketicilerin Hakları</a><br />
<br />
<i>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?144-Gocuk-Problemi-Karsisinda-Tuketici-Haklari-ve-Yapilmasi-Gerekenler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?142-Bagli-Kredi-Sozlesmeleri-ve-Kredi-Veren-Kurumun-Sorumlulugu</link>
			<pubDate>Wed, 02 May 2018 09:48:36 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*_ 
Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu_* 
 
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un “*Bağlı krediler*” başlıklı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b><u><br />
Bağlı Kredi Sözleşmeleri ve Kredi Veren Kurumun Sorumluluğu</u></b><br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un “<b>Bağlı krediler</b>” başlıklı 30. maddesi şu şekildedir:<br />
<br />
<i>1-Bağlı kredi sözleşmesi; tüketici kredisinin münhasıran belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşmenin finansmanı için verildiği ve bu iki sözleşmenin objektif açıdan ekonomik birlik oluşturduğu sözleşmedir.<br />
<br />
2-Ekonomik birliğin varlığı;<br />
<br />
a-Satıcı veya sağlayıcının tüketici için krediyi finanse ettiği,<br />
<br />
b-Üçüncü bir tarafça finanse edilmesi durumunda, kredi verenin kredi sözleşmesinin imzalanması veya hazırlanması ile ilgili olarak satıcı veya sağlayıcının hizmetlerinden yararlandığı,<br />
<br />
c-Belirli bir mal veya hizmetin verilmesinin kredi sözleşmesinde açıkça belirtildiği, durumlarından en az birinin varlığı hâlinde kabul edilir.<br />
<br />
3-Tüketicinin mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer.</i><br />
<br />
<b>Biz bu makalemizde sadece, tüketiciye mal sunan satıcılardan alınan mallara (sıfır veya ikinci el araç, konut, telefon, beyaz eşya vb.) ilişkin kullanılan krediler (taşıt kredisi, konut kredisi, ihtiyaç kredisi) konusunda açıklama yapacağız. </b>Tüketiciye bir mal satmak yerine hizmet sağlayan sağlayıcılar (görüşme hizmeti sağlayan operatörler, internet hizmeti sağlayıcıları gibi) ile yapılan sözleşmelerde kullanılan krediler makalemizin konusunu oluşturmamaktadır. <br />
<br />
Aslına bakılırsa, tüketicilerin, bir mal satın almak için kullandıkları her kredi (tüketici kredisi) bir sözleşmenin finansmanı içindir. <b>Örneğin; konut kredisi, konut satış sözleşmesinin, taşıt kredisi araç (taşıt) satış sözleşmesinin finansmanı için kullanılır. Bazen de tüketici bir eşya (cep telefonu, beyaz eşya, elektronik malzeme gibi) satın almak için kredi kullanabilir ve bu krediler de bu eşyaların satışı sözleşmesinin finansmanı içindir. İşte bu tüketici kredileri, yukarıda sayılan üç durumdan en az birinin varlığı halinde bağlı kredi halini alır.</b><br />
<br />
Tüketiciye kredi sağlayan kurum (genelde bir banka) ile tüketiciye satış yapan (genelde bir şirket) farklı kişilerdir. Tüketicinin bu farklı kişilerle yaptığı sözleşmelerin aralarında ekonomik bir birlik varsa, kullanılan kredi bağlı kredidir. Bu durumlarda, kredi sağlayan kurum (genelde bir banka) ile satış yapan satıcı arasında bir işbirliği bulunur. Kredi veren kurum, kendi imkanları ile müşteri (tüketici) edinmedeki zorluğu, satıcının bulduğu müşteri (tüketici/alıcı) ile giderirken, satıcı da tüketiciye ödeme konusunda kolaylık sağlayarak satış bedelini bir an önce tahsil eder.  Başka bir anlatımla, kredi kullandırıp para satmakta olan banka bu kazancı satıcı sayesinde elde ederken, satıcı da kredi kullanmaksızın satış bedelini ödemekte zorlanacak müşterisini kaybetmeden satış gerçekleştirir.<br />
<br />
<i>&quot;Bir başka deyişle bağlı krediler kural olarak <b>üç taraflı bir hukuki ilişki</b> kuran bir yapılanmayı ifade etmektedir. Söz konusu üç taraflı ilişkinin tarafları <b>tüketici, mal satıcısı/hizmet sağlayıcısı ve kredi veren</b>dir. Bu üç taraflı ilişkide kural olarak birbirinden hukuken bağımsız <b>en az iki sözleşme</b> bulunur. Bu sözleşmelerden ilki satıcı/sağlayıcı ile tüketici arasında kurulan mal/hizmet temini sözleşmesi (<b>konut satış sözleşmesi, araç satış sözleşmesi, telefon satış sözleşmesi</b>) iken, ikinci sözleşme, tüketicinin satıcı/ sağlayıcı ile kurduğu sözleşmeyi finanse etmek üzere krediyi veren ile kurduğu <b>kredi sözleşmesi</b>dir. Bu iki sözleşmenin yanı sıra bağlı tüketici kredileri kapsamında ortaya çıkan ilişkide <b>genelde satıcı/sağlayıcı ile kredi veren arasında yapılan bir “çerçeve sözleşme” kapsamında yer alan bu üç tarafın hepsi arasında bir ilişki bulunmaktadır ve kredi veren ile satıcı/sağlayıcı arasındaki ilişki nedeniyle tüketici belirli bir marka malı almaya ya da belirli bir kişiyle sözleşme yapmaya yönlendirilmektedir. Tüm bu hallerde bağlı kredi ilişkisi kapsamında kurulan bu kredi sözleşmesine “bağlı kredi sözleşmesi” adı verilmektedir.</b>&quot;</i> (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. 2015)<br />
<br />
<b>a) Satıcının tüketici için krediyi finanse ettiği durumlar:</b><br />
<br />
Herhangi bir malın satışını yapmakta olan satıcı (ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler: inşaat firmaları, otomobil bayileri, galericiler, otomotiv şirketleri, elektronik ürün satışı yapan firmalar vb.) bu kredi  sözleşmesini (taşıt veya konut veya ihtiyaç kredisi) finanse etmiş olabilir. Örneğin satıcı krediyi kendisi temin edip tüketiciye kullandırabilir.  Burada satıcı krediyi tüketiciye kendisi kullandırmakta ve satış bedelini bu şekilde tahsil etmektedir. Bu durumlarda kullandırılan kredi bağlı kredidir.<br />
<br />
<b>b) Üçüncü bir tarafça finanse edilmesi durumunda, kredi verenin kredi sözleşmesinin imzalanması veya hazırlanması ile ilgili olarak satıcı veya sağlayıcının hizmetlerinden yararlandığı durumlar</b><br />
<br />
Kredi, satıcının anlaştığı bir finans kurumu (genelde banka) aracılığı ile de sağlanabilir. Burada finans kurumu ile satıcı arasında önceden yapılmış bir anlaşma vardır. Bu anlaşma doğrultusunda o satıcıdan mal (konut, taşıt gibi) satın alan tüketiciye kredi kullandırılmaktadır. <br />
<br />
<b>c) Belirli bir malın kredi sözleşmesinde açıkça belirtildiği durumlar:</b><br />
<br />
Bazen de kredi sözleşmelerinde, satın alınacak mal belirtilmiş olabilir. Bu belirleme kredinin türüne göre farklılık arz eder. Örneğin konut kredisinde “… ada … parselde kayıtlı taşınmaz” taşıt kredilerinde “… plaka sayılı araç”, “… marka … model araç” gibi belirlemeler yer alıyorsa bu kredi bağlı kredidir. <br />
<br />
<b>TÜKETİCİ, KREDİYİ KENDİSİ BULUYORSA BAĞLI KREDİ SAYILMAZ.</b><br />
<br />
Kanun’un, 30/5 maddesi şu şekildedir: <i>“Kredi veren ile satıcı arasında belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşme olmaksızın, tüketicinin kendisi tarafından belirlenen malın veya hizmetin bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi suretiyle kullandırılan krediler bağlı kredi sayılmaz.”</i><br />
<br />
Bir kredide, “… plaka sayılı araç” şeklinde bir belirleme yer alıyor olsa da, kredi veren kurum ile satıcı arasında belirli bir malın tedarikine ilişkin bir sözleşme/anlaşma/irtibat olmaksızın, malın bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi suretiyle kullandırılan krediler bağlı kredi sayılmaz. <br />
<br />
Örneğin siz, beğendiğiniz bir aracı satın almak için kredi kullanmak istediğinizde, bu kredi size, satıcı tarafından sağlanmıyor veya satıcı sizi bir bankaya yönlendirmiyor ise, yani siz kredi kullanacağınız kurumu satıcıdan tamamen bağımsız bir şekilde kendiniz buluyor ve krediyi de bu şekilde kullanıyorsanız bu kredi bağlı kredi sayılmaz. <br />
<br />
Bu konuda olmak üzere, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015 yılında verdiği bir kararında şöyle demiştir: &quot;<i>... Davacının … satın almada kullanmak üzere davalı bankadan kredi kullandığı sabittir. Davacı ile davalı arasında yapılan kredi sözleşmesinde satın alınacak malın herhangi bir özelliği belirtilmediği gibi, satıcı ismi de belirtilmemiştir. Davalılar arasında bir sözleşme olmadığı gibi, broşürlerde de davalı bankanın adı hiç geçmemiştir. Öyle olunca bankanın davacıya kullandırdığı kredinin bağlı kredi niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır.&quot;</i><br />
<br />
Görüldüğü üzere, Yargıtay, satıcı firma ile banka arasındaki bir sözleşmenin dahi, kredinin bağlı kredi sayılması için yeterli olduğunu düşünmektedir. Buradaki kredi konut kredisi olabileceği gibi taşıt (sıfır kilometre veya ikinci el) kredisi de olabilir. <b>Kredi sözleşmesinde satın alınacak malın özelliği belirtilmemişse, satıcı ismi belirtilmemişse, satıcı ile banka arasında bir sözleşme yoksa, satıcının reklam/tanıtım/ilan gibi kullandığı şeylerde bankanın adı geçmiyorsa, daha açık bir ifadeyle tüketici, krediyi tamamen kendi imkanları ile sağlamışsa bu kredi, bağlı kredi sayılmaz. </b><br />
<br />
<b>BİR KREDİNİN BAĞLI KREDİ SAYILABİLMESİ İÇİN YARGITAY TARAFINDAN ARANAN KRİTERLER:</b><br />
<br />
Aşağıda, bir kredinin bağlı kredi sayılabilmesi için Yargıtay tarafından aranan kriterlere yer verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, birbirinden tamamen bağımsız olaylar sebebiyle verilmiş bu kararlarda aranan kriterlerin hepsinin sizin kullanmış olduğunuz kredide bulunması gerekmez. Bu kriterlerden biri dahi bir kredinin bağlı kredi sayılması için yeterli olabilir. <br />
<br />
1- <i><b>&quot;Davacı tüketicinin davalı yüklenici ile yapmış olduğu taşınmaz satış vaadi ve borçlanma sözleşmesinde ... taşınmaz satış bilgisi ve ödeme planında kullanılacak kredi miktarı, dosya masrafı, hayat sigortası bedeli ve taşınmaz bilgilerinin yazılı olup olmadığı&quot; </b></i>(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2013)<br />
<br />
2- <b><i>&quot;Yüklenici (satıcı) ile banka arasında tüketicilerin kredi talep etmesi halinde bankaya yönlendirileceği yönünde bir protokol bulunup bulunmadığı&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2013)<br />
<br />
3- <b><i>&quot;Davacının davalı bankadan kullandığı kredi sözleşmesine satıcı firmanın kefil olup olmadığı&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2014)<br />
<br />
4- <b><i>&quot;Davalı banka şubesi yetkililerinin çeşitli tutum ve davranışlarıyla kredinin bağlı krediymiş ve bankayla inşaat şirketi (otomobil bayi, galerici) arasında ilişki varmış intibağını uyandırdıkları&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2012)<br />
<br />
5- &quot;<b><i>Davalı şirket ile davalı banka arasında “Protokol” başlıklı ve 14.02.2011 tarihli sözleşme imzalandığı, davalı banka tarafından kredinin davalı şirket tarafından yapımı gerçekleştirilen ... Konutları projesi kapsamında ve belirli bir satıcı ile sözleşme yapılması koşuluyla kullandırılmış olduğu, geri ödeme planında da ... Konutları geri ödeme planı şeklinde açıklama bulunduğu, bir başka ifade ile bağlı kredi niteliğinde bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, davalı bankanın da kullandırdığı kredi miktarı ile sınırlı olarak sorumlu olduğu gözetilerek bu doğrultuda bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davalı banka için davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.&quot;</i></b> (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi. 2016)<br />
<br />
<br />
<b><u>BAĞLI KREDİNİN VARLIĞI HALİNDE BANKANIN SORUMLULUĞU:</u></b><br />
<br />
<b><i>“Bağlı kredinin varlığı halinde bankanın sorumluluğunu kredi miktarı ile sorumlu olduğu şeklinde anlamak gerekir.&quot;</i></b> (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. 2015)<br />
<br />
Kanun’un, 30/4 maddesi şu şekildedir:<br />
<br />
<i>“Bağlı kredilerde, mal veya hizmet hiç ya da gereği gibi teslim veya ifa edilmez ise satıcı, sağlayıcı ve kredi veren, tüketicinin satış sözleşmesinden dönme veya bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde müteselsilen sorumludur. Tüketicinin bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde bağlı kredi de bu oranda indirilir ve ödeme planı buna göre değiştirilir. Tüketicinin sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, o güne kadar yapmış olduğu ödemenin iadesi hususunda satıcı, sağlayıcı ve kredi veren müteselsilen sorumludur. Ancak, kredi verenin sorumluluğu; malın teslim veya hizmetin ifa edilmediği durumlarda satış sözleşmesinde veya bağlı kredi sözleşmesinde belirtilen malın teslim veya hizmetin ifa edilme tarihinden, malın teslim veya hizmetin ifa edildiği durumlarda malın teslim veya hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren, kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere bir yıldır.”</i><br />
<br />
Örneğin, satıcıdan 120.000-TL bedelle araç satın alınması ve bu bedelin 50.000-TL’lik kısmının finans kuruluşundan temin edilen bağlı kredi ile ödenmesi halinde, eğer bu araç ayıplı olup da tüketici sözleşmeden dönmek isterse, ödediği bedelin 50.000-TL’lik kısmını satıcıdan ve/veya finans kuruluşundan isteyebilir. Bakiye 70.000-TL’lik kısmını ise sadece satıcıdan isteyebilir. Banka, 50.000-TL’lik kısım için satıcı ile birlikte müteselsilen sorumludur. Yani tüketici, 50.000-TL’lik kısım için hem satıcı hem de bankaya karşı hukuki yollara başvurabilir. <br />
<br />
Bazen de tüketici, bedelde indirim hakkını kullanmak isteyebilir. Bu durumda bağlı kredi de bu oranda indirilir. Tüketicinin bedelde indirim hakkını kullandığı durumlarda hangi miktarda indirim yapılması gerektiği bilirkişi incelemesi ile anlaşılabilecek bir husustur. Yukarıdaki örnek üzerinden devam edecek olursa, yapılacak yargılama sonunda, 120.000-TL’lik bir araç için bedelde indirim yapılması gereken miktar 12.000-TL (%10) olarak bulunacak olursa, bağlı kredi de bu oranda (%10) indirilecek ve tüketici bankaya bu oran kadar az ödeme yapacaktır. Örneğin 50.000-TL’lik kredi için faizi ile birlikte 60.000-TL geri ödemede bulunması gereken tüketici, 60.000 değil de yüzde 10 eksiği olarak 54.000-TL geri ödemede bulunacaktır.<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.<br />
</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?142-Bagli-Kredi-Sozlesmeleri-ve-Kredi-Veren-Kurumun-Sorumlulugu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kilometre Sayacı Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?141-Kilometre-Sayaci-Dusurulmus-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 23 Apr 2018 11:18:21 GMT</pubDate>
			<description>İkinci el araç satışları, birden çok sorunu beraberinde getirmektedir. Alıcıların yaşadıkları mağduriyetlerden belki de en önemlisi *kilometre sayacı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İkinci el araç satışları, birden çok sorunu beraberinde getirmektedir. Alıcıların yaşadıkları mağduriyetlerden belki de en önemlisi <b>kilometre sayacı düşürülmüş bir araç</b> satın almaktır. Hukuk dilinde bu durum “<b>ayıp</b>” olarak nitelendirilir. Kilometre sayacını düşürmek aynı zamanda ceza kanunlarına göre &quot;<b>suç</b>&quot;tur.<br />
<br />
Bu makalemizde, işte bu şekilde ayıplı (kilometre sayacı düşürülmüş) araç satın almış kişilerin başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapacağız. Kilometre sayacının düşürülmesi ve başkaca ayıplar hakkında başvurulabilecek yollar açısından detaylı bilgiyi &quot;İkinci El Araç Satışında Satıcının Sorumluluğu&quot; başlıklı yazımızda bulabilirsiniz.<b> O makalemizde yer alan bilgiler kilometre sayacı düşürülmüş araç satın almış kişiler için de aynen geçerlidir.</b><br />
<br />
Herşeyden önce, <b>kilometre sayacının düşürülmesi işlemi, ister aracı size satan kişi, isterse ondan önceki sahibi tarafından yapılmış olsun, bu durum, zararı tazmin hakkınızı sadece zamanaşımı süresi açısından etkileyebilir.</b> Zamanaşımı süresi dolmuş olmadıkça, son satıcı kimse, alıcıya karşı sorumlu olan da odur. Zamanaşımı konusuna aşağıda değineceğiz.<br />
<br />
Örneğin, aracın ilk sahibi A, ikinci sahibi B, üçüncü sahibi C, dördüncü sahibi siz yani D olsun. Aracın ilk sahibi A, sıfır kilometre almış olduğu aracı 100 bin kilometreye kadar kullanmış ve B'ye satmıştır. Aracın 2. sahibi B, bu aracı 140 bin kilometreye kadar kullanmış daha sonra kilometre sayacını 60 bine düşürerek C'ye satmış olsun. Aracın 3. sahibi C de aynı aracı 80 bin kilometrede D'ye (yani size) satmış olsun. <b>Aracın 4. sahibi olan D (siz) aracı satın aldıktan bir süre sonra, bu aracın sizden önceki herhangi bir sahibi tarafından kilometresinin düşürülmüş olduğunu anladığınızda, aracı size satan C'ye karşı, uygun koşullarda açılacak davayı kazanırsınız.</b> Başka bir anlatımla aracın ilk sahibi veya 2. veya 3. sahibi kilometre sayacını düşürmüş ise bu araç ayıplı hale gelmiş olur ve sizin açınızdan, bu ayıbın kim tarafından gerçekleştirildiğinin önemi kalmaz. Çünkü aracı size satan 3. sahibi C, araçtaki ayıpların kendisi tarafından gerçekleştirilmediğini veya bu ayıpları kendisinin de bilmediğini ileri süremez. Bu savunmaları hukuk nezdinde geçersizdir ve değer görmez.*Yani C, kilometreyi kendisi düşürmemiş ve hatta bu kilometre düşürme işlemini bilmiyor olsa bile aracı size satan kişi o olduğu için size karşı sorumlu olan da odur. Kilometreyi kendisi düşürmemiş ise o da kendisinden önceki sahibine karşı, koşulları var ise dava açabilir.<br />
<br />
<b>DAVA AÇMA SÜRESİ NEDİR?</b><br />
<br />
Bu şekilde kilometresi düşürülmüş bir araç satın almış olan alıcıların, satıcıya karşı açacakları davada zamanaşımı süresi 2 yıldır. Yani kilometreyi düşüren kişi son satıcı değilse, davanın, satış tarihinden itibaren 2 yıllık süre içerisinde açılması gerekir.* Fakat aracın bu ayıbı, alıcıdan hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresi işlemez. Örneğin kilometre düşürme işlemini yapan kişi aracın son satıcısı ise bu kişi davanın zamanaşımına uğradığından bahisle savunma yapamaz. Fakat her zaman, kilometre düşüren kişinin kim olduğunu tespit etmek mümkün olmaz.<br />
<br />
<b>ÖNEMLİ NOT: ARACIN KİLOMETRE SAATİNİN (SAYACININ) NE ZAMAN DÜŞÜRÜLDÜĞÜNÜN HİÇBİR ÖNEMİ YOKTUR!</b><br />
<br />
Yukarıda belirttiğimiz süreler, aracı satın aldığınız tarihe göre belirlenir. Örneğin 1 Ocak 2018 tarihinde, sıradan bir vatandaştan satın almış olduğunuz araç ile ilgili olarak, (eğer kilometre düşürme işlemi bu satıcı tarafından gerçekleştirilmemişse) 1 Ocak 2020 tarihine kadar dava açabilirsiniz. Önemli olan aracı satın aldığınız tarihtir, kilometre sayacının ne zaman düşürüldüğünün önemi yoktur. Kilometre sayacı 2010 yılında dahi düşürülmüş olabilir.<br />
<br />
Yukarıda da ifade edildiği üzere, kilometre sayacına müdahale işlemi aracı size satan kişi (satıcı) tarafından yapılmış ise, davanız zamanaşımına uğramaz. Çünkü bu kişi ayıbı hile ile gizlemiştir.*Yani 3 yıl, 5 yıl hatta 10 yıl önce satın aldığınız bir araç için dava açabilirsiniz.<br />
<br />
<b>DAVA KİME KARŞI AÇILMALIDIR?</b><br />
<br />
Kilometresi düşürülmüş bir araç satın almış olan alıcılar, kilometreyi düşüren kişinin, aracı kendilerine satan son satıcı değil de ondan önceki bir satıcı olduğunu tespit etseler dahi (ki bu sadece zamanaşımı açısından etkilidir) dava, aracı kendilerine satan kişiye karşı açılır. Nitekim, talebin dayanağı, satım konusu malın (otomobilin) ayıbına karşı satıcının tekeffül hükümleridir. Eğer dava, satıcıya karşı değil de ondan önceki kişi veya kişilere karşı açılmış ise dava reddedilecek ve haklarınızı kullanmanız mümkün olamayabilecektir.<br />
<br />
<b>DAVA NE KADAR SÜREDE SONUÇLANIR?</b><br />
<br />
Davanın ilk derece mahkemesi tarafından karara bağlanması, mahkemeden mahkemeye değişiklik göstermekle birlikte, yaklaşık 1 yıl içerisinde olacaktır. İlamın infazı için kesinleşmesine gerek yoktur. Dava açıldıktan yaklaşık 1 yıl sonra mahkemece karar verildiğinde, kararda belirlenen alacak miktarı için icra takibine geçilebilir ve satıcıya karşı haciz işlemlerine başlanabilir.<br />
<br />
<b>ZARARIN DOĞMASI GEREKİR Mİ?<br />
</b><br />
Bu şekilde araç satın almış kişilerin dava açmaları için zarara uğramaları gerekmez. Örneğin bu şekildeki bir araç 40.000-TL'ye satın alınmış, geçen zaman içerisinde, araç piyasasının yükselmesi sebebiyle aracın değeri 44.000-TL'ye çıkmış hatta ayıplı bu hali de 42.000-TL olsun. Bu durumda, herhangi bir zararınız yokmuş ve hatta araçtan kar etmiş gibi görünebilirsiniz. Fakat araçtan elde edeceğiniz kardan (4.000-TL) bir kayıp (2.000-TL) yaşadığınıza göre bu durumda dahi bir zararınız vardır.<br />
<br />
<b>HANGİ HAKLARINIZ BULUNMAKTADIR?</b><br />
<br />
İster araç alım satım işini meslek haline getirmiş bir yerden (otomobil bayi, galerici vs.) isterse sıradan bir vatandaştan satın alınmış olsun, kilometre sayacı düşürülmüş bir araç satın alan alıcılar, satış bedelinin iadesini (sözleşmeden dönme) talep edebileceği gibi, satış bedelinde indirim de talep edebilir.<br />
<br />
Sözleşmeden dönme*yani satış bedelinin iadesi hakkının kullanılması halinde, satıcının satım bedelini iade etmesi borcu ve alıcının ise aracı, satıcıya teslim etmesi borcu doğmaktadır. Fakat alıcının, bedeli iade almadan aracı teslim etmesi söz konusu olmayacak, bedeli iade almadan aracı teslim etmek ister ise bu teslim tarihinden itibaren faize hak kazanması gündeme gelecektir. Aracın, anlatılan şekilde bedeli iade alınana kadar alıcı tarafından kullanılmasında mahzur yoktur.<br />
<br />
Satış bedelinde indirim*hakkının kullanılması, satım tarihinde aracın ayıpsız hali ile ayıplı halinin piyasa değerlerinin karşılaştırılması, bu oranın satım bedeline uyarlanması, neticesinde elde edilecek değer ile satım değeri arasındaki farkın alıcıya ödenmesini gerektirir.<br />
<br />
<b>BEDELDE İNDİRİM MİKTARI NASIL HESAPLANIR?</b><br />
<br />
Bedelde indirim hesabında önemli olan ayıplı olan bu aracın satım tarihindeki ayıplı ve ayıpsız değeridir. Bunun için öncelikle, satış tarihinde, aracın ayıpsız (kilometresi düşürülmemiş, yani sizin gerçek olduğuna inanarak satın aldığınız kilometredeki aracın) değeri ve ayıplı*(kilometresi düşürülmüş aracın) değerinin ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.*<br />
<br />
Örnek üzerinden gidecek olursak, alıcı, bir aracı, 100.000 km.de olduğunu sanarak, 40.000-TL'ye satın almış olsun. Yapılan yargılama sırasında, aracın, kilometresinin düşürüldüğü tespit edilir, yani bu aracın ayıplı bir şekilde satıldığı anlaşılır ise, bilirkişinin yapacağı ilk iş, satım tarihinde, bu aracın, 100.000 km.deki değerini ve*kilometresi düşürüldüğü için ayıplı değerini ayrı ayrı belirlemektir. Bu belirleme, tarafların belirlediği satış fiyatından tamamen bağımsız yapılır. Yine örneğimize göre, bu aracın satım tarihindeki ayıpsız (100 bin km.deki) halinin değeri 45.000-TL, ayıplı (kilometresi düşürülmüş) halinin değeri ise 36.000-TL olsun. Eğer siz, bedelde indirim talebinde bulunduysanız, elde edeceğiniz miktar (40.000-36.000=) 4.000-TL değil, (40.000-(40.000x45.000/36.000))= 8.000-TL'dir.*<br />
<br />
Görüldüğü gibi bu örnekte araç, piyasa değerinin (45.000-40.000=) 5.000-TL ucuzuna alınmış olsa da, bedelde indirim yapılacağı durumlarda, piyasa fiyatından ucuza alınmış olmasının çok ufak (örneğimizde 1.000-TL) bir fark yaratacaktır. Eğer araç tam bedelinde (45.000-TL) satın alınmış olsa idi, o halde alıcı, (45.000-36.000=) 9.000-TL bedelde indirim talep edebilecekti.<br />
<br />
<b>KİLOMETRE SAYACINI DÜŞÜREN KİŞİNİN CEZALANDIRILMASINI DA SAĞLAYABİLİRSİNİZ:</b><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, kilometre sayacını düşürme işlemi aynı zamanda DOLANDIRICILIK SUÇUNU OLUŞTURUR. Dolandırıcılık şuçu takibi şikayete bağlı bir suç değildir. Kim işlemiş olursa olsun (ister aracı size satan kişi ister ondan önceki sahibi) bu eylem bir suçtur ve eylemi öğrenen Cumhuriyet savcısı, bu eylemi gerçekleştiren yani suç işleyen kişinin cezalandırılması için kamu davası açacaktır.<br />
<br />
Türk Ceza Kanunu'nun, konuyla ilgili hükümleri şu şekildedir:<br />
<br />
Dolandırıcılık Madde 157-<br />
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.<br />
<br />
NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;<br />
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,<br />
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,<br />
h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında;<br />
i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,<br />
işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.<br />
Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.<br />
<br />
Basit bir anlatımla, eğer kilometre düşürme işlemini gerçekleştiren kişi, bu aracı, internete verdiği bir ilanla satmış ise, cezası 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve suçtan elde edilen menfaatin iki katı kadar para cezasıdır.<br />
<br />
YARGITAY 15. Ceza Dairesi 2017/1324 E. 2017/10705 K. sayılı kararında;<br />
<br />
“... Grup Ticaret Limited Şirketinin yetkilisi olan sanığın, sahibinden.com isimli internet sitesine...plakalı Volkswagen marka aracın 68.000 km'de olduğunu belirten satış ilanı verdiği, alıcının ilanı görerek şirket yetkilisini aradığı ve aralarındaki anlaşma sonucu aracı satın aldığı ancak aracın yetkili servise götürülmesi ile, aracın kilometre saatinin değiştirildiğinin ve 200.617 kilometrede olduğunun tespit edildiği, bu suretle şirket yetkilisi sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-h maddelerinde belirtilen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu” belirtilmiştir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere bu olayda, kilometre saatini değiştiren kişi, araç alım satım işi yapan bir şirketin yetkilisidir. İ<b>STER BÖYLESİ BİR ŞİRKET YETKİLİSİ, İSTERSE SIRADAN VATANDAŞ OLSUN, KİLOMETRE SAATİNİ DÜŞÜREN KİŞİ DOLANDIRICILIK SUÇUNU İŞLEMİŞ OLUR.*</b><br />
<br />
Bir başka Yargıtay kararında; aracı satan sanıkların eylemlerini internet üzerinden alıcı ile bağlantı kurarak gerçekleştirmiş olmaları nedeniyle; eylemlerinin TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenen (bilişim sistemlerinin kullanılması sebebiyle) nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.<br />
<br />
İkinci el araç satışında satıcının sorumluluğu konusunda geniş açıklamalar için, linkte yer alan makalemizi inceleyebilirsiniz:*<a href="https://www.akahukuk.com.tr/2017/08/02/ikinci-el-arac-satisinda-saticinin-ayiptan-sorumlulugu/" target="_blank">https://www.akahukuk.com.tr/2017/08/...n-sorumlulugu/</a><br />
<br />
Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için web sitemiz üzerinden <a href="https://www.akahukuk.com.tr/bize-ulasin/" target="_blank">Bize Ulaşabilirsiniz.</a> <br />
<br />
<b>EMSAL YARGITAY KARARLARI:</b><br />
<b><br />
1)*Yargıtay 13.Hukuk Dairesi*/ 2017</b><br />
<br />
&quot;Davacı, ....04.2013 tarihinde davalıdan 26.000,00 TL bedelle 2004 model*... marka otomobil satın aldığını, aracı satın almadan önceki*kilometresinin 91.087 olduğunu, aracı satın alıp kullanmaya başladıktan bir kaç ay sonra aracının motorunun yağ yakmaya başladığını, aracın satın almadan önce araca katkı maddesi konularak sorunun giderildiğini öğrendiğini, aracı satın aldıktan sonra 04.10.2013 tarihinde*araç*fenni muayenesine götürüldüğünde aracın*kilometresinin 95.354 km olarak tespit edildiğini, fenni muayene istasyonundan 06.10.2011 tarihli*araç*muayene raporunun çıkartılması sonucu bu raporda*araç*kilometresinin 200.768 olarak görüldüğünü tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 7.000,00 TL'nin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
08.12.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile 23.410,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikten davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.<br />
<br />
Mahkemece,davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile 7.000,00 TL'nin ....04.2013 tarihinden itibaren, 16.400,00 TL'nin ıslah tarihi olan 08.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Davacı, davalıdan satın aldığı aracın motorunun rektefe edilmesiyle birlikte aracın*kilometresiyle oynanmaktan kaynaklanan*araç*bedel*kaybına ilişkin zararı istemiş, Mahkemece; 01.12.2014 havale tarihli Makine Mühendisinin hazırladığı*ikinci*ek rapor doğrultusunda, aracın*kilometresi ile oynanması sonucu 4.000,00 TL zarar oluşabileceği ve motorun revizyondan geçirilmesi gerektiği bu nedenle değiştirilmesi gereken parçalar ve işçilik bedelinin 19.410,00 TL olacağı yönündeki rapor doğrultusunda karar verdiği anlaşılmaktadır. Davacı aracın ayıplı hali ile ayıpsız bedeli arasındaki farkı isteyebilir. Bu halde; mahkemece*araç*üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri belirlenmek suretiyle taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine*elverişli rapor alınmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir.&quot;<br />
<br />
<b>2)*Yargıtay 13. Hukuk Dairesi / 2016</b><br />
<br />
&quot;Davacı, internet sitesinde davaya konu aracı gördüğünü, verilen ilanda aracın 54.700 km ve hasarsız olduğunun belirtildiğini, 27.12.2010 tarihinde 22.000,00 TL bedelle aracı satın aldığını, 04.01.2011 tarihinde aracı servise götürdüğünde aracın kilometresinin 137.864 olduğunu ve bazı parçalarının değiştiğini öğrendiğini ileri sürerek satış bedelinin iadesine bu mümkün olmaz ise yıpranmış araç satılması nedeniyle 4.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı, davacının aracı görüp beğenerek satın aldığını, servise götürerek incelettiğini, aracı muayene ettirme yükümlüğününün davacıya ait olduğunu, satın alındığı haliyle aracın satıldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 1.500,00 TL alacağın davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Türk Borçlar Kanununun 219-231 maddelerinde düzenlenen, ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Satım sözleşmesinde satıcının ayıba karşı tekeffül borcunu düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 219. Maddesinde, satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki yada ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcının bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir. Somut olayda, davacı, 27.12.2010 tarihinde satın aldığı aracının kilometresi ile oynanmış ve hasarlı olması nedeniyle ayıplı olduğunu iddia ederek satış bedelinin iadesi ya da ayıplı araç satılması nedeniyle 4.000,00 TL. nin davalıdan tahsili için eldeki davayı açmıştır. Davalı bedel iadesi şartlarının oluşmadığını savunmuştur.<br />
<br />
Mahkemece, dava konusu ayıbın sadece aracın km’sinin indirilmesinden kaynaklandığı, sözleşmeden dönme yerine semenin indirilmesinin hakkaniyete daha uygun olduğu ve buna göre davacının zararının 1.500,00 TL olduğu, davacının diğer taleplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle sözleşmeden dönerek bedelin iadesi talebininin reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
Alınan bilirkişi raporunda dava konusu aracın kilometresinin indirilmiş olması nedeniyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir. Satıcı ayıpların varlığını bilmese bile bundan davacıya karşı sorumludur. Davalı satıcının ayıba karşı tekeffül borcu bulunmaktadır. Dava konusu araç gizli ayıplı olarak satıldığı için davacının talebi doğrultusunda bedelin iadesi gerekir.&quot;*<br />
<br />
<b>3) Yargıtay 13. Hukuk Dairesi / 2016</b><br />
<br />
&quot;Davacı, internet sitesinde davaya konu aracı gördüğünü, verilen ilanda aracın 130.000 km olduğunun belirtildiğini, 15.08.2011 tarihinde 20.900,00 TL bedelle aracı satın aldığını, 22.09.2012 tarihinde aracı muayeneye götürdüğünde aracın kilometresinin 152.086 olduğunu ve bir önceki muayene tarihinde kilometresinin 178.309 olduğunu öğrendiğini ileri sürerek satış bedelinin iadesini istemiştir.<br />
Davalı, davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
...Satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir. Somut olayda, davacı, 15.08.2011 tarihinde satın aldığı aracının kilometresi ile oynanmış olması nedeniyle ayıplı olduğunu iddia ederek satış bedelinin iadesi için eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini savunmuştur. Alınan bilirkişi raporunda dava konusu aracın kilometresinin indirilmiş olması nedeniyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir.&quot;<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?141-Kilometre-Sayaci-Dusurulmus-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sıfır Kilometre Araç Satın Alan Tüketicilerin Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?133-Sifir-Kilometre-Arac-Satin-Alan-Tuketicilerin-Haklari</link>
			<pubDate>Sun, 22 Oct 2017 19:37:37 GMT</pubDate>
			<description>Bu makalede, sıfır kilometre araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan hatalar/arızalar sebebiyle başvurabilecekleri hukuki yollar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font size="4"><span style="font-family: Tahoma">Bu makalede, sıfır kilometre araç satın alan tüketicilerin, araçlarında ortaya çıkan hatalar/arızalar sebebiyle başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapmaya çalışacağız. Bu hata, sorun, arıza veya problemlere hukuk dilinde “ayıp” adını veriyoruz. <br />
<br />
Ayıp kavramı ile satılan malda ortaya çıkan ve alıcının o maldan tümüyle ya da gerektiği gibi yararlanmasını engelleyen eksiklikler ve aksaklıklar gibi özürler ifade edilmek istenir (ZEVKLİLER Aydın / AYDOĞDU Murat, Tüketicinin Korunması Hukuku, B. 3, Ankara 2004, s. 104).<br />
<br />
“Ayıp” maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir.<br />
<br />
Maddi ayıp, malın, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması, ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımaması, satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olmasıdır.<br />
<br />
Hukuki ayıp, satılan üzerinde, alıcının ondan yararlanmasını veya onun üzerinde tasarruf etmesini engelleyen (ARAL Fahrettin, AYRANCI Hasan, Sh. 121), malın değerini veya ondan beklenen faydayı etkileyen kamu hukukundan doğan sınırların bulunmasıdır. (KAHVECİ, Nalan, Sh.11).<br />
<br />
Ekonomik ayıp ise; alıcının maldan beklediği yararlanma ve kullanma olanağını azaltan ve ekonomik değerini düşüren ayıplardır. (ZEVKLİLER Aydın, AYDOĞDU Murat; Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara, 2004, Sh.356)<br />
<br />
Kanunda ayıpla ilgili olarak yapılan bir diğer ayrım da açık ayıp-gizli ayıp ayrımıdır. Ayıbın açık ya da gizli olmasının sonucu olarak tüketicinin, ayıbı satıcıya bildirme süresi ve malın ayıplı olmasından dolayı sahip olduğu hakları kullanmasına ilişkin zamanaşımı bakımından farklılık arz etmektedir.<br />
<br />
Açık ayıp, satın alınan malda teslim aldıktan sonra herhangi bir uzmanın yardımına gerek olmaksızın yapılacak basit bir muayene ile tespit edilebilen ayıplardır. Gizli ayıplar ise yapılacak bir muayene ile hemen tespit edilemez ve genelde malın (otomobilin) kullanılması ile ortaya çıkar.<br />
<br />
Öncelikle bir malın (otomobilin), tüketiciye teslimi anında, tüketici ve diğer taraf (genellikle satıcı) arasında kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması o malı ayıplı mal haline getirir. Fakat genel olarak, uygulamada, bu konuda (örnek ya da modele uygun olmaması) herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Nitekim bu ayıplar tüketici tarafından hemen fark edilir.<br />
<br />
Otomobilin, “objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması” deyiminden, ortalama bir tüketicinin her sıfır kilometre araçtan beklediği özelliklerin o araçta olmaması anlaşılmadır. Örneğin, sıfır kilometre satışı yapılan otomobillerin bazı bölümlerinin fabrika orijinal boyası dışında yeniden boyanıp bu işlem gizlenerek aracın o şekilde tüketiciye satıldığı görülmektedir. Genel olarak otomotiv sektöründe, tüm dünyada, firmadan firmaya değişmekle birlikte, seri imalat sırasında kaportanın yatay düzlemleri için 400-450 mikron, düşey düzlemleri için 300-350 mikron boya kalınlıkları orjinal fabrikasyon boya kalınlığında üst sınır olarak kabul edilmektedir. Bu sınırların üstünde bir boya kalınlığı söz konusu ise aracın ayıplı olduğunun kabulü gerekecektir.<br />
<br />
Örneğin, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/16684 E. 2017/7279 K. sayılı kararında şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Mahkemece, araç üzerinde yapılan keşif sonrası aldırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, bilirkişinin 29.12.2014 tarihinde hazırladığı raporunda“.. aracın boya kalınlığı ile ilgili olarak yapılan ölçümlerde, aracın boya kalınlıklarının motor kaputu haricindeki diğer bölgelerde 110 -140 mikron , motor kaputunun 220-260 mikron değerleri arasında olduğu, araçta motor kaputu boya kalınlığının seri üretim standartları dahilinde olmadığı, motor kaputunun boyanmasından kaynaklanan değer kaybının 1.250,00-1.500,00 TL arasında olduğu, araçta tespit edilen ayıp ve görülen hataların maldan yararlanamamayı sürekli kılmadığı, dava konusu araçta motor kaputunun boyanmasının aracı satın alan kişi tarafından tespit edilemeyen gizli ayıp niteliğinde olduğunu .. “belirtmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine elverişli değildir.<br />
<br />
Görüldüğü üzere, davaya konu araç üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda, “… aracın boya kalınlığı ile ilgili olarak yapılan ölçümlerde, aracın boya kalınlıklarının motor kaputu haricindeki diğer bölgelerde 110 -140 mikron , motor kaputunun 220-260 mikron değerleri arasında olduğu” anlaşılmış ve mahkemece bu husus ayıp olarak nitelendirilmiş ise de, Yüksek Mahkeme, kararı, “ayıplı olduğu ileri sürülen motor kaputu kalınlık değerinin orijinal fabrikasyon boya kalınlığı değerleri arasında kalıp kalmadığının, fabrika orjinal boyası dışında aracın farklı bir boyaya maruz kaldığı ya da ikinci bir boyamanın yapılıp yapılmadığı ayrı ayrı belirlenmesi” gerekliliğinden bozmuştur. Özetle, sıfır kilometre satın alınan bir aracın, bazı bölgelerinin diğer bölgelere göre daha fazla boya kalınlığına sahip olması, tek başına, o aracın ayıplı olduğunu göstermez. Önemli olan, boya kalınlık değerinin orijinal fabrikasyon boya kalınlığı değerleri arasında kalıp kalmadığı, fabrika orjinal boyası dışında aracın farklı bir boyaya ya da ikinci bir boyamaya maruz kalıp kalmadığıdır. Boya kalınlığı ile ilgili ayıp iddialarına dayanan davalarda, bilirkişi heyeti içerisinde kimya mühendisinin de bulunması gerekmektedir.<br />
<br />
Hemen belirtmek gerekir ki, otomobildeki ayıp, boya konusunda olabileceği gibi hemen her konuda karşımıza çıkabilir. Örneğin, aracın, koltuklarının kumaşında, motorunda, şasesinde, bagajında, kaportasında ya da şanzımanında ortaya çıkabileceği gibi normal kullanımdakinden farklı olarak bazı garip ve rahatsız edici seslerin duyulması dahi ayıp niteliğindedir. Önemli olan ayıbın, kullanım hatası mı yoksa imalat kaynaklı mı olduğunun belirlenmesidir. Bu husus her somut olaya göre değişkenlik gösterecek olup, bilirkişi marifetiyle belirlenecektir.<br />
<br />
Araçlarda karşılaşılabilecek ayıp ve arızalara; aracın herhangi bir yerinden gelen garip bir ses, turboda meydana gelen bir arıza, yağ keçelerinde/hortumlarında kaçak, fazla yağ veya yakıt sarfiyatı, motordaki güç kaybı, rölantinin düzgün olmaması, kaportasında göçük veya dalgalanma olması vb. durumlar örnek verilebilir. İşte bu gibi durumların hepsi aracın ayıplı olduğunu gösterir.<br />
<br />
Malın ayıplı olması durumda tüketicinin seçimlik hakları, 6502 sayılı kanunun 11. maddesinde (4077 sayılı kanuna paralel biçimde) şu şekilde düzenlenmiştir. Buna göre tüketici;<br />
<br />
bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme,<br />
<br />
malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi<br />
<br />
ayıp oranında bedel indirimi ya da<br />
<br />
ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir.<br />
<br />
SATICI, TÜKETİCİN TERCİH ETTİĞİ BU TALEBİ YERİNE GETİRMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.<br />
<br />
Tüketicinin talep edebileceği bu 4 seçimlik hakkın her biri hakkında açıklama yapmadan önce, “garanti süresi içerisinde araç arızalandığı takdirde onarım hakkının kullanılmasının şart olduğu yanılgısı” üzerinde durmamız gerekmektedir. GARANTİ SÜRESİ İÇERİSİNDE ARAÇTA BİR AYIPLA KARŞILAŞAN TÜKETİCİNİN ONARIM HAKKINI KULLANMASI ZORUNLU DEĞİLDİR. BUNUN BİR ZORUNLULUK OLDUĞU DÜŞÜNCESİ TAMAMEN HATALIDIR. İSTER OTOMOBİL, İSTER TELEFON, İSTER TENCERE TAVA OLSUN TÜKETİCİ, MALDA BİR AYIPLA KARŞILAŞINCA 4 SEÇİMLİK HAKTAN İSTEDİĞİNİ KULLANABİLİR. Yeter ki kullanmak istediği bu hak dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil etmesin. Fakat ne yazık ki ülkemizde, satıcılar, tüketicileri aydınlatma yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için tüketiciler de ayıplı (arızalı/kusurlu) malları ile ilgili olarak onarım hakkını kullanmak zorunda olduklarını düşünmekte ve kendilerini yetkili servisin insiyatifine tabi kılmaktadırlar.<br />
<br />
SEÇİMLİK HAKLAR KONUSUNDA AÇIKLAMALAR:<br />
<br />
“Ayıbın Önemi” Sorunu<br />
<br />
Yukarıda, satın aldığı araçta bir ayıpla karşılaşan tüketicinin kullanabileceği seçimlik haklarının neler olduğunu ifade etmiştik. Kural olarak tüketici, bu seçimlik haklardan dilediğini kullanabilir ise de, maldaki ayıbın önemsiz olduğu durumlarda bu haklardan sözleşmeden dönme ve ayıpsız misli ile değişim haklarını kullanmasına engel olabilir. Peki maldaki ayıbın önemli olup olmadığı nasıl anlaşılacaktır? Dürüst bir alıcı, araçtaki ayıbı bilseydi bu aracı satın almayacaktı veya daha ucuza satın alacaktı denilebiliyorsa ayıp önemli sayılır. Kolayca farkedilen ve çok düşük masraflar ile giderilebilen ayıplar önemsizdir. Örneğin, satın alınan aracın cam silecek lastiklerinin bulunmaması ayıbın önemsiz olduğunu gösterir. Nitekim bu ayıp kolay farkedilir ve düşük bir masrafla giderilebilir. Peki ayıp önemsiz ise, tüketici hiçbir hakkını kullanamaz mı? Elbette önemsiz ayıplarda dahi tüketici, seçimlik haklarından ayıp oranında bedel indirimi veya ücretsiz onarım hakları kullanılabilir.  <br />
<br />
1- “Sözleşmeden dönme” hakkı:<br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkı ile tüketici ile satıcı arasındaki “araç alım satım sözleşmesi” ortadan kalkmaktadır. Sözleşme ortadan kalktığına göre tarafların birbirlerine verdiklerinin (tüketicinin ödediği satış bedeli/satıcının teslim ettiği araç) dayanağı kalmaz. Dolayısıyla taraflar, daha önce verdiklerini geri isterler. Bu hak, sadece satıcıya karşı ileri sürülebilir zira tüketici ile ithalatçı veya üretici arasında sözleşmesel bir ilişki bulunmamaktadır.<br />
<br />
Tarafımıza en çok yöneltilen sorulardan biri, bu hakkını kullanmak isteyen tüketicilerin, dava açtıktan sonra araçlarını, kullanmaya devam edip edemeyecekleri yönündedir. Bu davalarda, tüketiciler, ödedikleri araç bedelini iade alana kadar aracı teslim etmek zorunda olmadıklarını bilmedirler. Nitekim satıcı da, tüketiciden aldığı satım bedelini kullanmaktadır.<br />
<br />
1.a- Mahkemece, satım bedelinin davacı tüketiciye ödenmesine karar verilmesi gerekirken, ayıplı otomobilin de satıcı davalıya iadesine karar verilmelidir.<br />
<br />
Aynı anda yerine getirme kuralı gereğince taraflar yükümlülüklerini (bedeli geri ödeme ve aracı iade etme) aynı anda yerine getirecektir.<br />
<br />
1.b- Faiz konusuna gelince, davaya konu araç tüketicinin kullanımında kaldığı sürece satım bedeline faiz işletilemez. Fakat tüketici, bazı durumlarda, aracı bayiye veya servise teslim ederek sözleşmeden dönüp bedel iadesini talep etmiş ve bu talebinde haklı bulunmuşsa, aracı, bayiye (veya servise) teslim ettiği günden kendisine ödeme yapılacağı güne kadar faiz talep edebilir. Aksi durumda faiz, ancak, aracın satıcıya teslim edileceği tarihten itibaren işleyecektir.<br />
<br />
Yargıtay, bir kararında, faiz konusuna şu şekilde açıklık getirmiştir:<br />
<br />
“Dava, ayıp nedeniyle tüketicinin açtığı seçimlik hakların kullanılması istemine ilişkindir. Dava konusu araç davacı tarafından halen kullanılmakta olup iade edilmediğine göre, birlikte ifa kuralları gereğince davacı ancak aracın davalıya iadesi tarihinden itibaren faiz talep edebilir.”<br />
<br />
Bir başka olayda Yargıtay; “Davacı, davalılardan D…Otomotivin distribütörlüğünü yaptığı .. plaka sayılı aracı diğer davalıdan satın aldığını, araçtaki yakıt sızıntısı ve motor blokunda oluşan arıza nedeniyle birden fazla kez servise götürdüğünü, aracın yenisi ile değiştirilmesi yönünde talepte bulunduğunu, ancak servis yetkililerinin değişik bahanelerle aracın yenisini vermekten kaçındıklarını, araçtaki arızanın imalattan kaynaklı ve gizli ayıplı olduğunu ileri sürerek, satış sözleşmesinin feshi ile aracın satış bedeli olan 64.523,63 TL’nin işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkemece,davanın kabulü ile dava konusu aracın satış bedeli 64.523,93 TL’nin davalılara teslim tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
…<br />
2-İncelenen dosya içeriğinden; dava konusu aracın yetkili servise en son 04.02.2013 tarihinde bırakıldığı ve davalı tüketiciye tesliminin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bu tarih itibariyle faize hükmedilmesi gerekirken, infazda tereddüt oluşturacak şekilde kararda tarih belirlemesi yapılmayıp sadece “teslim tarihi” yazılarak faize hükmedilmiş olması isabetsiz ...” şeklinde karar vermiştir. (13. HD. 2015/39098 E. 2016/2844 K.)<br />
<br />
Görüldüğü üzere, tüketici, onarım hakkını kullanmasına rağmen, araç onarılamamış ve kendisine teslim edilememiş ise aracın bedeli veya misli ile değişimi talep edilebilir ve bu durumda faiz aracın, onarım için servise teslim edildiği itibaren işlemeye başlar.<br />
<br />
1.c- Uygulanacak faiz türü nedir? Aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren uygulanacak olan faiz türü reeskont avans faizidir. Yasal faizden daha yüksek oranlı bu faiz türünün uygulanması da tüketici lehine bir uygulamadır.<br />
<br />
2- “Ayıpsız misli ile değişim” hakkı:<br />
<br />
“Ayıpsız misli ile değişim” ifadesinden anlaşılması gereken, aynı aracın (aynı marka, model, donanım özelliklerinde) ayıpsız olanının tüketiciye verilmesini gerektirir.<br />
<br />
Ayıpsız misli ile değişim talep eden tüketici dava açtıktan sonra dahi aracı kullanmaya devam edebilir. Zira davalı da tüketicinin ödediği satış bedeli olan parayı kullanmaktadır. Az yukarıda belirtildiği gibi, tüketici, sözleşmeden dönme hakkını kullandığında da, satıcı, satış bedelini iade etmedikçe aracı iade yükümlülüğü altında değildi.<br />
<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığım koşullara uygun bir dava sonucunda verilen mahkeme kararı (aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi) icra dairesine sunulduğunda satıcının elinde çoğu zaman olduğu gibi davaya konu bir aracın ayıpsız misli bulunmayabilir. Örneğin dava konusu araç F. F. Marka 2014 model olup dava 2017 yılında sonuçlandığında, satıcının elinde 2014 model kullanılmamış bir araç bulunması çok zordur.<br />
<br />
Bu durumda icra müdürlüğü, borsa veya ticaret odası gibi yerlerden sorarak bu aracın değerini belirleyecektir. Örneğin “0” (sıfır) kilometre araç fiyatı bayide 150.000-TL ise aynı motor ve donanıma sahip ayıpsız “3” yaşındaki modelinin değeri 140-145.000-TL olacaktır. Önemle belirtmek gerekir ki aranan değer, aracın ikinci el (kullanılmış) değeri değildir. Bir yanda otomobil bayisinde satışa sunulan “0” (sıfır) kilometre 2017 model bir araç diğer yanda yine aynı bayide satışa sunulan “3” yaşında (2014 model), “0” (sıfır) kilometre bir araç olduğunu düşünelim. Belirlenmeye çalışılan değer, işte bu “3” yaşındaki aracın değeridir. Söz konusu aracın o güne kadar tüketici tarafından kullanılmasının veya yaptığı on binlerce kilometrenin de hiçbir önemi yoktur. Borsa veya ticaret odasından sorularak belirlenecek bu değere icra mahkemesinde itiraz mümkündür. İcra mahkemesince, bilirkişi incelemesi yaptırılarak aracın değeri belirlenecektir.<br />
<br />
İşte bu şekilde araç değeri belirlendikten sonra tüketici aracı karşı tarafa iade edecek karşı taraf da belirlenen bedeli tüketiciye iade edecektir.<br />
<br />
Kaza vb. sebeplerden dolayı araçta meydana gelen değer kaybı sorunu:<br />
<br />
Ayıplı araç tüketicinin kullanımında iken, tüketici bu araçla kazaya karışmış olabilir. Kaza veya başka bir sebepten, araçta meydana gelecek değer kaybının tespiti ile bu değerin tüketici tarafından satıcıya ödenmesi gerekir.<br />
<br />
Yargıtay bu konuda, “Kaza nedeniyle araçta değer kaybı meydana geldiği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, mahkemece davacının yaptığı kazalar nedeniyle araçta oluşan değer kaybı araç konusunda uzman bir bilirkişi yada bilirkişi kurulundan alınacak raporla belirlenerek belirlenen bu bedelin ödenmesi şartı ile misli ile değişim kararı verilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup …” şeklinde karar vermiştir.<br />
<br />
3- Bedel indirimi hakkı:<br />
<br />
Tüketici dilerse, malın ayıplı olması halinde, ayıp oranında ödediği satış bedelinden indirim yapılmasını talep edebilir. Bedelde yapılacak indirim, nisbi metot yöntemi ile bulunacaktır. Örneğin tüketici 100.000-TL.ye satın aldığı araçta bir ayıpla karşılaşınca, bilirkişi, malın ayıplı değerini 90.000-TL, ayıpsız değerini ise 105.000-TL olarak belirlemiş olsun.<br />
<br />
O halde tüketiciye ödenecek indirim bedeli = 100.000 – (100.000×90.000/105.000) = 14.285-TL olacaktır.<br />
<br />
Eğer bilirkişi, genelde uygulamada olduğu gibi malın ayıpsız değerini satım bedeli ile aynı (100.000-TL) olarak belirler ise bu kez tüketiciye ödenmesi gereken tutar = 100.000-90.000 = 10.000-TL olacaktır.<br />
<br />
4- “Onarım” hakkı:<br />
<br />
Yukarıda anlatıldığı üzere, malda bir ayıpla karşılaşan tüketici, 4 seçimlik hakkından ücretsiz onarım hakkını da kullanmak isteyebilir. TEKRAR BELİRTMEK GEREKİR Kİ, TÜKETİCİ, 4 HAKTAN DİLEDİĞİNİ KULLANMAKTA SERBESTTİR. ONARIM HAKKI BUNLARDAN SADECE BİRİDİR. ARAÇTA BİR ARIZA İLE KARŞILAŞAN TÜKETİCİ SERVİSE DAHİ UĞRAMAKSIZIN DAVA YOLUNA GİDEBİLİR.<br />
<br />
Onarım hakkı konusunda açıklama yapmadan önce, Garanti Belgesi Yönetmeliği’nin ilgili maddelerinin incelenmesinde yarar vardır.<br />
<br />
Yönetmeliğin “Ücretsiz onarım isteme hakkı” başlıklı 8. maddesi:<br />
<br />
“(1) Tüketicinin, Kanunun 11 inci maddesinde yer alan seçimlik haklarından ücretsiz onarım hakkını seçmesi durumunda satıcı; işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin malın onarımını yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür.<br />
<br />
(2)Tüketici, ücretsiz onarım hakkını üretici veya ithalatçıya karşı da kullanabilir… şeklindedir.<br />
<br />
“Tüketicinin diğer hakları” başlıklı 9. maddesi:<br />
<br />
“(1) Tüketicinin, ücretsiz onarım hakkını kullanması halinde malın;<br />
<br />
a) Garanti süresi içinde tekrar arızalanması,<br />
<br />
b) Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
<br />
c) Tamirinin mümkün olmadığının, yetkili servis istasyonu, satıcı, üretici veya ithalatçı tarafından bir raporla belirlenmesi,<br />
<br />
durumlarında tüketici, malın bedel iadesini, ayıp oranında bedel indirimini veya imkan varsa malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini satıcıdan talep edebilir. Satıcı, tüketicinin talebini reddedemez. Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur<br />
<br />
(2)Malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması halinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.<br />
<br />
(3) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, satıcı, malın bedelinin tümünü veya bedelden yapılan indirim tutarını derhal tüketiciye iade etmek zorundadır.<br />
<br />
(4) Tüketicinin, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakkını seçmesi durumunda satıcı, üretici veya ithalatçının, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi talebinin kendilerine bildirilmesinden itibaren azami otuz iş günü içerisinde, bu talebi yerine getirmesi zorunludur.<br />
<br />
(5) Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen raporun, arızanın bildirim tarihinden itibaren o mala ilişkin azami tamir süresi içerisinde düzenlenmesi zorunludur.”<br />
<br />
Yönetmeliğe göre, otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan maldır. Bu ifadeden, elinde garanti belgesi bulunmayan tüketicinin herhangi bir hak talep edemeyeceği anlaşılmamalıdır. Kendisine her nedense garanti belgesi verilmemiş bir tüketici de kanunda veya yönetmelikte öngörülen haklarını kullanabilir.<br />
<br />
Tüketicinin, ücretsiz onarım hakkını kullanması halinde malın; garanti süresi içinde tekrar arızalanması durumunda; malın bedel iadesini, ayıp oranında bedel indirimini veya imkan varsa malın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep edebileceği kuşkusuzdur.<br />
<br />
Azami tamir süresi ise, binek otomobil ve kamyonetler için 30, motosiklet ve bisikletler için 20 iş günüdür. (İş günü; ulusal, resmî ve dini bayram günleri ile yılbaşı, 1 Mayıs ve pazar günleri dışındaki çalışma günleridir.)<br />
<br />
Diğer tüm mallar hakkında azami tamir süreleri için;<br />
<br />
<a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx…20sonras%C4%B1" target="_blank">http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx…20sonras%C4%B1</a> linkindeki “Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği”ni inceleyebilirsiniz.<br />
<br />
Tamir süresince tüketiciye ikame bir araç verilmeli midir?<br />
<br />
Bu sorunun cevabı, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliğinin 14/4 maddesinde şu şekilde açıklanmıştır:<br />
<br />
Malın garanti süresi içerisinde yetkili servis istasyonuna veya satıcıya tesliminden itibaren arızasının on iş günü içerisinde giderilememesi halinde, üretici veya ithalatçının; malın tamiri tamamlanıncaya kadar, benzer özelliklere sahip başka bir malı tüketicinin kullanımına tahsis etmesi zorunludur.<br />
<br />
Görüleceği üzere, aracın, tamir için yetkili servise bırakılmasından itibaren ilk on iş günü için, ikame araç tahsis etme zorunluluğu yoktur. Fakat tamirat, her zaman on iş günü içerisinde bitirilemez. Tamir süresi on iş gününü aşarsa, tüketiciye, benzer özelliklerde başka bir araç tahsis edilmelidir. Aksi halde tüketici, benzer özelliklere sahip bir araç kiralayabilir, bu aracın kiralama bedeline dair fatura ile üretici veya ithalatçıya karşı dava açabilir.<br />
<br />
Bu konuya ilişkin olmak üzere;<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/16114 E. 2016/17677 K. sayılı kararında, şöyle denilmiştir: &quot;Davacı, davalı … Otomotivden 18.01.2011 tarihinde … marka araç satın aldığını, iki yıl garantili olduğunu, 05.11.2012 tarihinde aracın motorunun arızalanması nedeniyle çekici ile aracın yetkili servise götürüldüğünü, azami tamir süresi geçmesine rağmen halen tamir edilerek aracın kendisine teslim edilmediğini, bu süre içindeki kullanması için bir araç tahsis edilmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla davaya konu araç yerine aynı özellikte başka araçla değişimini veya bedel iadesi yapılmasını, araç kiralanması nedeniyle kira bedeli ile araç çekici bedelinin davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.<br />
Mahkemece, davalı şirketlerce davacı tüketiciye karşı ayıplı hizmet olduğunun kabülüne, davacının onarım hakkını tercih ettiği ve aracın ücretsiz olarak onarılması gerektiğinin tespitine, 36.108,00 TL araç kiralama bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
2-Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının araç kiralama bedeline ilişkin talebinin kısmen kabulüne, 36.108,00’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi, davacı tarafından mahkemeye sunulan 09.05.2014 tarihli 30.600,00 TL’lik (KDV ile birlikte 36.108,00 TL) 12.11.2012 – 09.05.2014 tarihli arasında oto kiralama bedeline ait faturayı dikkate alarak hesaplama yapmıştır. Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup 09.05.2014 tarihli faturanın dava açıldıktan sonraki tarihleri kapsadığı anlaşıldığından, bu faturaya esas alarak hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” denilmiştir.<br />
<br />
Esas itibariyle yukarıda belirttiğimiz 4 seçimlik haktan birini seçen tüketicinin, diğer seçimlik haklara başvurma olanağı kalmaz ise de, onarım hakkını tercih eden tüketicinin aracı, belirtilen azami tamir süresi içerisinde onarılamaz ise, diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Hatta ve hatta, azami tamir süresi geçtikten sonra onarılıp tüketiciye teslim edilen bir araç için tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanabileceği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 2014/114 E. 2015/2023 K. sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir:<br />
<br />
“Dosya kapsamından davacının aracı davalılardan 01.04.2011 tarihinde satın aldığı, 04.04.2011 tarihinde tescil edilerek trafiğe çıktığı, 28.12.2011 tarihinde davalı yetkili servise başvurduğu, bu tarihli “onarım emrine” göre servise bırakılan aracın “kalorifer fanının çalışmadığının” belirtildiği, 10.02.2012 tarihli davalı şirket servis faturasına göre arızalı olan kaloriferin garanti kapsamında ONARIMININ YAPILDIĞI ve aynı tarihte TESLİM EDİLDİĞİ anlaşılmaktadır.<br />
Dosyada taraflarca dayanılan bu delillerden davacı/tüketicinin aracında oluşan arızayla ilgili olarak seçimlik haklarından “ücretsiz onarım” hakkını kullandığı ve satıcının yetkili servisi tarafından garanti kapsamında bu arızanın giderildiği, servis tarafından yapılan işlemler ve düzenlenen belgelere taraflarca her hangi bir itirazda bulunulmadığı ve aksini gösterir bir delil ve belgeye dayanılmadığı görülmektedir.<br />
Davacı/tüketicinin eldeki davada ise sözleşmeden dönülerek bedelin iadesini talep etmiş olduğu, buna göre yukarıda değinildiği gibi onarım hakkının kullanılmasından sonra 4077 sayılı Kanunun 4. maddesinde belirtilen diğer seçimlik haklardan birinin kullanılabilmesi için Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde belirtilen şartların değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Bu husus somut uyuşmazlık dikkate alınarak değerlendirildiğinde, dosya kapsamındaki yetkili servis onarım belgelerinden dava konusu araçta OLUŞAN ARIZANIN ONARIM SÜRESİNİN GARANTİ BELGESİ UYGULAMA ESASLARINA DAİR YÖNETMELİĞE EK GARANTİ BELGESİ İLE SATILMASI ZORUNLU OLAN ÜRÜNLER LİSTESİ’NDE BELİRTİLEN “AZAMİ TAMİR SÜRESİNİ AŞTIĞI” ANLAŞILMAKTADIR.<br />
BU NEDENLE … ARACIN YENİSİ İLE DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTEME KOŞULLARI GERÇEKLEŞMİŞTİR.”<br />
<br />
Dava devam ederken, araç, bir başkasına satılabilir mi?<br />
<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız 4 seçimlik haktan, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönme hakkı kullanılacak olursa, dava sonunda, tüketicinin, aracını (satıcıya/üretici veya ithalatçıya) iade etmesi gündeme geleceğinden, bahsettiğimiz bu iki haktan birini kullanmak isteyen tüketicilerde, davanın devamı süresince aracın satılıp satılamayacağı sorusu akıllara gelmektedir. Sorunun cevabı basittir, tüketici, elbette davanın devamı sırasında, aracını bir başkasına satabilir. Bu durumda, ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönme hakkı, (ıslah yoluyla) bedelde indirim hakkına dönüştürülerek davaya devam olunacaktır. Başka bir deyişle, araçtaki ayıbın, ne miktarda bedel indirimi gerektireceği (bedel indirimi konusunda yaptığımız açıklamalar ile) belirlenecek ve bu miktar tüketiciye iade edilecektir.<br />
<br />
Bu durum, Yargıtay kararına şu şekilde konu olmuştur:<br />
“İçtihat Metni”<br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
KARAR<br />
Davacı, davalılardan … Otomotivden 21/07/2014 tarihinde 0 km olarak davaya konu ….marka aracı satın aldığını, teslim alınan aracın henüz bir ay dolmadan yağ basınç lambasının ikaz verdiğini, yetkili servise götürülen aracın fabrikasyon bir hata dolayısıyla kartel içindeki yağ pompasının civatalarının kartelin içine düştüğünün belirlendiğini ve pompanın yurtdışından temin edilerek değiştirildiğini, tekrar motordan ses gelmesi üzerine yetkili servise götürüldüğünü ve yağ pompasında yine arıza tespit edildiğini ileri sürerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini ve manevi tazminata karar verilmesini istemiş, davanın devamı sırasında yapılan ıslah ile aracı 25/12/2015 tarihinde üçüncü bir kişiye sattıklarını bildirerek, aracı üçüncü kişiye piyasa değerinin altında satmak durumunda kalmaları dolayısıyla ayıp nedeniyle doğan değer kaybının hesaplanarak davalılardan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, dava sırasında davacının aracı satması nedeniyle malik olma sıfatını kaybetmiş olduğundan davaya devam etmesinde hukuki yararının bulunmadığı kabul edilerek davacının husumet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Yukarıda açıklandığı şekilde tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Hal böyle iken mahkemece, davacının seçimlik hakkını ıslah ile değiştirdiği dikkate alınarak, işin esasına girilmek suretiyle sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.” (13. HD. 16/15810 E.-17923 K.)<br />
<br />
“Göçük problemi” olarak bilinen problemi yaşayan tüketiciler için emsal karar var mıdır?<br />
<br />
Ülkemizde de yüksek oranda satış yapmakta olan otomobil üreticisi bir marka hakkında, çeşitli platformlarda, bu markanın belirli bir modelinde “göçük ve dalgalanma” problemi olduğu ifade edilmektedir. Konuyla ilgili haberi <a href="https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/10/15/honda-turkiyeden-gocuk-aciklamasi" target="_blank">https://www.sabah.com.tr/ekonomi/201...cuk-aciklamasi</a> linkinde bulabilirsiniz.<br />
<br />
Bu şekilde ayıplı bir araç satın almış olan tüketiciler de elbette kendilerine tanınan seçimlik haklarını kullanabilirler.<br />
<br />
Örnek olması açısından, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/40982 E. 2016/11811 K. sayılı kararında şu ifadelere yer verilmiştir:<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
…Davacı ayıplı araç satın aldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. … Araç üzerinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunda aracın sağ ve sol kapılarının üst profil çizgilerinin eşit olmadığı, kalite hatası olduğu ve toleransla izah edilemeyeceği, imal edilen aracın kalite açısından kusurlu olduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca Mahkemece, davacının seçimlik hakkı, gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken … oybirliğiyle karar verildi.”<br />
<br />
GARANTİ SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA ORTAYA ÇIKAN AYIPLAR İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR:<br />
<br />
Uygulamada karşımıza çıkan bir diğer mesele, garanti süresi geçtikten sonra ortaya çıkan ayıplar ile ilgili tüketicinin herhangi bir hak talep edemeyeceği yanılgısıdır. Garanti süresi geçtikten sonra ilk kez ortaya çıkan bir ayıp, eğer gizli ayıp niteliğinde ise bu tür ayıplarda da satıcının (üreticinin/ithalatçının) sorumluluğu devam eder ve tüketici yukarıda bahsettiğimiz 4 seçimlik haktan birisini talep etmekte özgürdür. Hatta ve hatta, araç ikinci el satın alınmış olsa bile, ikinci el satın alan tüketicinin dahi seçimlik haklara başvurması mümkündür.<br />
<br />
Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
“Dava konusu … … … plaka sayılı … marka 2006 model otomobilin, davalılardan … San. A.Ş.’in yetkili bayii durumundaki dava dışı N… Otomotiv Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 19.09.2005 tarihinde yine dava dışı Serkan’a satıldığı, davacının Kocaeli 5. Noterince düzenlenen 06.04.2007 tarihli “Kati Satış Sözleşmesi” ile dava konusu aracı dava dışı İsa’dan satın aldığı, bu satışa istinaden aracın davacı adına 12.04.2007 tarihinde trafik siciline kaydedildiği, … davacının dava konusu araçta meydana geldiğini ileri sürdüğü arızalarla ilgili olarak, 17.04.2007 ila 22.10.2007 arasındaki muhtelif tarihlerde Kocaeli ve Yalova’daki üç ayrı … yetkili servisine başvurduğu,<br />
<br />
… eldeki dava, davalılardan … tarafından üretilip, dava dışı yetkili bayi tarafından yine dava dışı bir kişiye satılan ve el değiştirmeler sonucunda davacının mülkiyetine geçip, adına trafiğe kaydedilen otomobildeki ayıplar nedeniyle, üreticinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da düzenlenen sorumluluklarına dayanılarak açılmıştır.<br />
<br />
Somut olay garanti kavramı yönünden irdelendiğinde:<br />
<br />
Dava konusu aracın garanti süresi konusunda yerel mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Dosyada Örneği bulunan “Garanti Şartları ( Tüketici )” başlıklı belgenin 1. maddesinde “Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve 2 yıl/100.000 km.’dir ( hangisi önce gerçekleşirse )” hükmü bulunmakta ise de; bu belgenin dava konusu araçla ilgili olup olmadığı belirli bulunmadığı gibi, belgede sözü edilen koşulların dava konusu araç yönünden gerçekleşmiş olup, olmadığı yönünde yapılmış bir inceleme ve araştırma da yoktur. Dahası Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2005 gün ve Esas: 2005/4-487, Karar: 2005/553 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ORTAYA ÇIKAN AYIP GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, GARANTİ SÜRESİNİN DOLMUŞ OLMASI SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ. Böylesi bir durumda, alıcı ( malik) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir...”<br />
<br />
GÖRÜLDÜĞÜ ÜZERE, GARANTİ SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA İLK KEZ ORTAYA ÇIKAN AYIP DAHİ GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, TÜKETİCİ SEÇİMLİK HAKLARINI KULLANABİLİR. HEMEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ, UYGULAMADA ARAÇLARDA ORTAYA ÇIKAN AYIPLARIN HEMEN HEPSİ GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDEDİR.<br />
<br />
Uygulamada ortaya çıkan sorunlara dair açıklamalar:<br />
<br />
Kural olarak tüketici, satın almış olduğu malda bir ayıpla karşılaşınca, seçimlik (bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi, ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme) haklarını kullanabilir. Bu seçimlik haklar tamamen tüketicinin tercihine bırakılmış haklar olup, karşı taraf firmanın uygulamalarına göre değişmez. Nitekim pratikte, tüketicinin hukuken tercih ettiği seçimlik hakkını kullanabileceği kullanabilecekleri durumlarda, bazı firmalarca,“böyle bir uygulamalarının olmadığı” belirtilmekle, tüketicileri kendi istedikleri yöne doğru yönlendirerek onları mağdur ettikleri bilinmektedir. Bu gibi durumlarda tüketicilerin yapması gereken, kendi tercih ettikleri seçimlik haklarını kullanmaktan ibarettir.<br />
<br />
Onarım hakkı kullanılmışsa başka bir hak talep edilemez mi?<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/10247 E. 2015/403 K. sayılı kararında;<br />
<br />
“Yine mahkemece davaya konu aracın garanti süresi içinde sık sık arızalandığı, meydana gelen bu arızaların üretim kaynaklı olduğu ifade edilerek davanın kabulüne karar verildiği belirtilmiş ise de, yargılama esnasında aldırılan ve hükmü dayanak yapıldığı anlaşılan bilirkişi heyet raporu içeriğinde de ifade edildiği üzere, davaya konu araçta garanti süresi içinde meydana gelen fren, balata sistemine ilişkin arızaların üretimden değil kullanımdan kaynaklandığı, davacının bu arızalar nedeni ile seçimlik hakkını “tamir” yönünde kullandığı, hali hazırda aracın sorunsuz olarak kullanıldığı buna göre TKHK’da tanımlanan seçimlik hakların ileri sürülme şartlarının da somut olayda bulunmadığı anlaşılmaktadır.”<br />
<br />
Görüldüğü üzere somut olayda tüketici, karşılaştığı tüm arızalar yönünden onarım hakkını kullanmış olup, araç sorunsuz olarak onarılıp kendisine teslim edildiyse, artık diğer seçimlik haklarını kullanamaz.<br />
<br />
Yine yüksek Mahkemece verilen bir başka kararda şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Açıklanan bu Kanun ve Yönetmelik hükümleri ışığında dava konusu olaya bakılacak olursa; davacı tarafından 08.07.2011 tarihinde satın alınan aracın 14.3.2012 tarihinde yetkili servisin iş emrinde; aracın altından motorundan yağ gelmesi şikayeti ile çekici ile servise geldiği, eksantirik mili zincir gerdiricisinin yağ sızdırdığı ve bu nedenle zincir gerdirici pul, conta, karter contası, yağ ve yağ filitresinin değiştirilmek koşuluyla garanti kapsamında sorunun giderildiği açıklanmıştır. Davacının delil listesine ekli olarak bildirdiği 15.3.2012 tarihli davalıya gönderilen e-postada; ” telefon görüşmememize istinaden garanti kapsamı altında aracımdaki arızanın Borusan oto tarafından giderilmesi süresince araçsız kalmamdan dolayı uğradığım ulaşımsızlık mağduriyetimin geçici benzer bir aracın acilen tahsis edilmesi ” talep edildiği anlaşılmaktadır. O halde e-posta içeriğinden davacının aracın tamirini talep ettiği ve bu nedenle diğer seçimlik haklarını talep edemeyeceğinin kabulü gerekir.” (13. Hukuk Dairesi 2015/33568 E. 2015/37787 K. )<br />
<br />
Fakat tekrar belirtmek gerekir ki, tüketici, karşılaştığı ayıplar karşısında öncelikle onarım hakkını kullanmak zorunda değildir. Yani tüketiciler, ilk önce onarım yoluna başvurmanın zorunlu olduğu, aracın onarımı gerçekleştirilemez ise diğer haklarını kullanabilecekleri gibi hatalı bir düşünce içerisine girmemelidir. Tüketici, 4 seçimlik haktan birisini dilediği gibi kullanabilir. Burada önemli olan, ayıbın niteliği ile kullanılmak istenen hak arasındaki dengedir. Aracın bir kaç bölgesindeki boya kalınlığı, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakkını kullanmayı bahşetmez ise de, örneğinin motorunun açılıp kapanması gibi önemli bir onarım gereken araçlarda tüketiciler, diledikleri haklarını kullanabilir. Burada hiçbir zaman tereddüt oluşmamalıdır.<br />
<br />
Günlük hayatta karşılaştığımız bir diğer soru da onarılan parçanın ayrı bir garanti süresi yaratıp yaratmayacağına ilişkindir. Hemen belirtmek gerekir ki satın alındıktan 20 ay sonra arızalanan bir parça yetkili servis tarafından onarılıp tamir edildi veya yenisi ile değiştirildiyse, bu parçanın dahi garanti süresi kalan garanti süresi (4 ay) kadardır. Bununla birlikte aracın tamirinde geçen süreler, tamir süreleri garanti süresine eklenir. <br />
<br />
Yetkili servisler:<br />
<br />
6502 s. TKHK.nun “Satış sonrası hizmetler” başlıklı 58. maddesine göre, üretici veya ithalatçılar, ürettikleri veya ithal ettikleri mallar için Bakanlıkça belirlenen kullanım ömrü süresince, satış sonrası bakım ve onarım hizmetlerini sağlamak zorundadır. Bir malın yetkili servis istasyonlarındaki tamir süresi, yönetmelikle belirlenen azami süreyi geçemez.<br />
<br />
Yetkili servisin yaptığı kusurlu iş ve işlemlerden dolayı yasa gereğince üretici veya ithalatçı sorumludur. Dikkat edilecek olursa satıcı, yetkili servisin kusurlu iş ve işlemlerinden dolayı sorumlu değildir.<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/5054 E. 2016/14055 K. sayılı kararında, <br />
<br />
“Davacı, 17.12.2010 tarihinde satın aldığı 2011 model aracın bir süre sonra yağ lambasının yanıp sönmeye başlaması üzerine yetkili servise başvurduğunu, hasarın garanti kapsamında olmadığı söylenerek bedeli karşılığında motor sistemi yenilerek tamiratın yapıldığını, … Sulh Hukuk Mahkemesi’ nin 2001/426 D.İş. sayılı dosyasında tespit yaptırdığını, tespit raporuna göre hasarın üretimden ve servis işçiliğinden kaynaklandığını, tamirden sonrada aracı yağ eksiltmeye devam ettiğini, aracın ayıplı olduğunu ve bu ayıbın üretimden kaynaklandığını ileri sürerek öncelikle aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine bunun mümkün olmaması halinde araç bedeli olan 45.845.63.TL, onarım için harcanan 7.453.00.TL’, onarım süresinde araç kiralama ücreti olan 2.708.10.TL ile extra garanti ücreti olan 500.00.TL’ nın satım ve ödeme tarihlerinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
..Dava konusu aracın 4077 sayılı Yasa’ nın 4. maddesi kapsamında gizli ayıplı olduğu açıkça belirtilmesine, yetkili servisin yaptığı kusurlu iş ve işlemlerden dolayı yasa gereğince davalıların da sorumlu olmasına rağmen tüketici olan davacının dava tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Yasanın 4. maddesinde kendisine tanınan seçimlik haklardan ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya sözleşmeden dönerek bedel iadesini taleplerinden hangisini seçtiği net olarak sorularak kullanım sırasında meydana gelen hasarlardan davacının sorumlu olduğu da göz önünde bulundurularak davacının bu yöndeki talebi ile ilgili lehine hüküm kurulması gerekirken bu talebinin de ayıbın üretimden kaynaklı olmadığı tamirden kaynaklı olduğu gerekçesi ile tümden reddedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirken, zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, … davacının karar düzeltme talebinin kabulüne… karar verildi” denilmiştir.<br />
<br />
OBJEKTİF İYİNİYET KURALLARI:<br />
<br />
Tüketici, sözleşmeden dönme veya değişim haklarını kullanırken objektif iyiniyet kuralları içerisinde hareket etmek zorundadır. Objektif iyiniyet kuralları içerisinde hareket etme zorunluluğu, 6502 sayılı Kanun ile getirilen ve aşağıda izah etmeye çalışacağımız üzere oldukça önemli bir düzenleme olup, bu haklarını kullanmak isteyen tüketicilerin önünde bir engel olabilir.<br />
<br />
“Objektif iyiniyet kuralları” ifadesinden ne anlaşılmalıdır? 6502 s. TKHK.nun ilk ve en önemli amacı, “kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, hususları düzenlemektir.” (TKHK.m.1) Dolayısıyla kanunun ilk amacının, tüketici çıkarlarını gözetmek olduğu aşikardır fakat bu tüketici çıkarını gözetme arzusu karşısında karşı tarafın (satıcı/üretici/ithalatçı) çıkarları hiçe sayılamaz.<br />
<br />
2011 yılı içerisinde yaklaşık 50.000-TL ye sıfır kilometre olarak satın alınan ve araç tüketicinin eline geçmeden önce, aracın bir bölümünde yapılan boyama işleminin (ayıp) araçta 1.500 TL. tutarında değer kaybına neden olacağı anlaşılan bir davada, Tüketici Mahkemesince, bedel iadesine karar verilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/653 E. 2017/1085 K. sayılı kararında, “…kanun tarafından korunan tüketicinin yanında, mahkemece kurulacak hükmün, sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerektiğine” vurgu yapılarak, “ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tesbit edilmesi zorunludur.”denilmiş ve Tüketici Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br />
<br />
Özetle, 4077 sayılı kanun dönemindeki özgürlüğün aksine, 6502 sayılı kanun döneminde, araçta bulunan bir ayıp dolayısıyla, tüketicinin seçimlik haklarından istediğini mutlak olarak kullanabileceği düşünülmemelidir. Tüketicinin istediği seçimlik hakkı kullanabilmesinde önemli olan, araçtaki ayıbın, aracın sürekli kullanımına, araçtan beklenen sürekli faydaya etkisinin olup olmadığı, aracın ayıplı ve ayıpsız değerleri arasındaki farkın ne kadar olduğudur. Yargıtay kararına konu olayda olduğu gibi, yaklaşık 50.000-TL değerindeki bir araçta bulunan ayıbın, araçta meydana getirdiği değer kaybının, araç bedeline oranla çok düşük (1.500-TL) bir miktar olması durumunda tüketicinin, diğer seçimlik hakları olan bedel indirimi ve ücretsiz onarım haklarını kullanması objektif iyiniyet kurallarının gereğidir. Şüphesiz ki, araçtaki ayıbın ne kadar değer kaybına neden olacağı otomotiv konusunda uzaman bilirkişi marifetiyle anlaşılacaktır.<br />
<br />
Yine tüketici açısından olumsuz bir örnek olarak, boya kalınlığı sebebiyle ayıplı olduğu anlaşılan bir araçla ilgili, Yargıtay 13. HD.nin 2017 yılında verdiği bir kararda, şöyle denilmiştir.<br />
<br />
“Hükme esas alınan bilirkişi incelemesinde, aracın dava tarihindeki değerinin 107.000 TL olduğu, araçtaki ayıbın ise 9.000 ila 10.000 TL arasında bir değer kaybına yol açacağı bildirilmiştir. Hal böyle olunca mahkemece, davacının seçimlik haklarından aracın misliyle değiştirilmesi hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirilerek aşırı bir dengesizliğe neden olacağı araçtaki ayıp nedeniyle seçimlik hakkından bedel indirim uygulanmasının uygun olacağı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde aracın misli ile iadesine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”<br />
<br />
Görüldüğü üzere Yüksek Mahkeme, aracın değerinin yaklaşık onda birine denk gelen bir değer kaybı yaratacak ayıbın dahi, aracın değiştirilmesini gerektirmeyeceğini düşünmüştür. Tabi araçta meydana gelecek değer eksilmesinin talep edilebileceğinde kuşku yoktur.<br />
<br />
Yargıtayın bu emsal niteliğindeki yeni kararı karşısında, artık, özellikle boya kalınlığı sebebiyle ayıplı olduğu ileri sürülen araçlarla ilgili davalarda bedel iadesi veya misli ile değişim taleplerinin ileri sürülmesi kanımızca zaman kaybı niteliğindedir. Bu gibi durumlarda tüketicilerin yapması gereken, araçta meydana gelen değer kaybının ödenmesinin istenmesinden ibarettir. Nitekim boya kalınlığı sebebiyle oluşacak değer kaybının araç değerinin yüzde onunu aşması pek mümkün değildir.<br />
<br />
Zamanaşımı konusunda açıklamalar:<br />
<br />
Tüketicilerin, mevzuat gereğince 2 yıllık garanti süresine (sözleşmeyle daha uzun bir süre kararlaştırılabilir) sahip olan binek otomobiller için bu süreden sonra ortaya çıkan ayıplarla (arızalar/hatalar/sorunlar) ilgili hiçbir haklarının olmadığı düşüncesi tamamen hatalıdır. Başka bir deyişle, ortaya çıkan ayıp, satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz. Bu gibi durumlarda garanti süresinin sona ermiş olması, tüketici açısından hiçbir sorun teşkil etmeyeceği gibi, başvurulacak yollarda da hiçbir değişiklik yaratmaz.<br />
<br />
Şimdi yer vereceğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında -ki mahkemeler açısından bağlayıcı niteliktedir- aynen şöyle denilmiştir:<br />
<br />
“Davacı tarafça satın alınan dava konusu araç, 18.06.2005 tarihinde davacıya teslim edilmiş, beş yıl süreyle kullanılan aracın davacı tarafça satılmak istenilmesi nedeniyle 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonunda, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. … ayıp nispetinde bedelin tenzili (indirilmesi ve aradaki farkın tüketiciye ödenmesi) yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmaktadır.” (Yargıtay Hukuk Genel K. 2015/2692 E. 2015/2487 K.)<br />
<br />
Görüldüğü üzere tüketici, sıfır kilometre satın aldığı aracı tam 5 yıl kullanmış daha sonra satmak istediğinde ise aracın bazı bölümlerinde boya kalınlıkları fark etmiştir. Açtığı dava sonunda, aracın satım bedelinden indirim hakkı elde etmiştir. Bu karar, satın aldıkları araçta garanti süresi sona ermiş tüm tüketiciler açısından emsal niteliktedir!<br />
<br />
Benzer şekilde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince verilen bir karar şu şekildedir:<br />
<br />
“Davacı, 30.06.2009 tarihinde…. marka aracı …TL bedelle davalı … Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.’den satın aldığını, davalı … Otomotiv Servis ve Ticaret A.Ş.’nin aracın ithalatçısı olduğunu, aracı satın aldıktan bir süre sonra 14.06.2011 tarihinde araçta motor arızası meydana geldiğini ve motorun bütünüyle bayiye ait serviste değiştirildiğini, 15.07.2013 tarihinde aracın arıza gösterge panelindeki motor arıza lambasının yanması nedeni ile aracı yine davalı bayiye ait servise götürdüğünü, 29.04.2013 tarihinde yağ değişimi yapılmış olmasına rağmen aracın motorunun yağ eksiltme problemi ortaya çıktığını ve serviste yağ takviyesi yapılması suretiyle tamamlandığını, 10.07.2013 tarihinde aracın merkezi elektronik arızası nedeniyle aracı tekrar servise götürdüğünü, servisin araç motorunun önceki değişen motorda olduğu üzere piston ve sekmanlarında sorun olması nedeni ile yeniden değişmesi gerektiği bilgisi verildiğini, araçta iki kez motor değiştirilme ihtiyacının belirmesi ve sık sık motor arızası vermesi karşısında bu arızaların araçtaki gizli ayıptan kaynaklandığını düşündüğünü, aracın halen serviste olduğunu, … 9. Noterliği’nin 18.07.2013 tarih ve 23917 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile her iki davalıdan aracın yenisi ile değişimini yahut bedel iadesini talep ettiğini ve olumlu bir cevap alamadığını belirterek, araçtaki gizli ayıp nedeni ile araç için ödemiş olduğu 56.785,99-TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline ve aracın iadesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalılar, zamanaşımı itirazı ile davanın reddini dilemişlerdir.<br />
Mahkemece, zamanaşımı süresi dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.<br />
1-Davacı eldeki dava ile satın aldığı araçta iki kez motor değiştirilme ihtiyacının ortaya çıkması ve aracın sık sık motor arızası vermesi karşısında bu arızaların araçtaki gizli ayıptan kaynaklandığını ileri sürerek ödediği satış bedelinin iadesini istemiştir. Mahkemece zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de, dava tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde ayıbın gizli ya da açık olması halleri için ayrı başvuru süreleri getirildiği, ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halinde ise ilgililerin zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı açıkça ifade edilmiş olup, somut olayda; dava konusu aracın motorunun tamamen değiştirilmesine rağmen arızaların giderilmeyip devam ettiği iddia edildiğine göre, burada davalıların ağır kusurundan söz edileceği, bu nedenle de zaman aşımının işlemeyeceği anlaşıldığından, mahkemece esasa girilip hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.”  (2015/17970 E. 2017/7585 K.)<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2015/39822 E. 2017/3937 K. sayılı kararında ise, SATIN ALDIKTAN 4 YIL 8 AY SONRA ORTAYA ÇIKAN BİR AYIPLA İLGİLİ OLARAK TÜKETİCİNİN AYIPSIZ MİSLİ İLE DEĞİŞİM TALEP EDEBİLECEĞİ konusunda şu ifadeler kullanılmıştır.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, 06/03/2008 tarihinde davalılardan … Oto Servis ve Ticaret A.Ş.’den 2008 model … marka otomobili 124,806 TL bedel ile satın aldığını, aracı satın aldıktan yaklaşık 4 yıl 8 ay sonra 17/11/2012 tarihinde seyir halindeyken aracın ekranında sarı bir uyarı ışığı yanmasıyla birlikte aracın motorunun aniden durup fren ve direksiyon sisteminin devre dışı kaldığını, bunun üzerine aracın davalı … Oto Servisine çekildiğini, servisçe yapılan incelemede aracın motorunun değiştirilmesinin gerektiği ve bu değişimin maliyetinin 37,000 TL olarak belirtildiğini, bunun üzerine aracın tarafından … Otomotive götürüldüğünü ve burada da araçta motor kilitlenmesi olduğu, komple motor değişiminin gerektiğinin belirtildiğini, toplam 38.407,45 TL bedel karşılığı aracın motorunun değişim işlemi yapıldığını, bunun üzerine, davalılara noter aracılığı ile 16/01/2013 tarihinde ihtarname çekerek zararını ve aracın yenisi ile değiştirilmesini istediğini, ancak olumlu bir sonuç alamadığını, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek araç için yapmış olduğu 38.407,45 TL masraf ile 30.000 TL manevi tazminatın tahsiline ve aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalı … A.Ş. dava konusu aracın satıldığı tarihteki ithalatçısı şirket olmadığını, ayıp ihbarının yasal süresi içerisinde yapılmadığını, gizli ayıp iddialarını kabul etmediklerini,araçta üretim hatasından kaynaklanan arıza bulunmadığını savunarak öncelikle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini dilemiştir.<br />
Davalı … A.Ş, davacının davasını araçta ayıp bulunduğu iddiasıyla açtığını, ancak malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlü olduğunu,davacı tarafın dava konusu aracı satın aldığı 06/03/2008 tarihinden itibaren yasal süre ve şekle uygun olarak şirkete herhangi bir ayıp ihbarında bulunmadığını, ayıp ihbar süresine uyulmamakla seçimlik haklarını ve talep hakkını kaybettiğini, araçta ayıp olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; 38.407,45 TL nin 26/01/2013 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı tarafından dava konusu 34 ZS 2066 plakalı aracın davalılara iadesi ile davalılar tarafından dava konusu 34 ZS 2066 plakalı aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, manevi tazminat talebinin koşulları bulunmadığından reddine, karar verilmiş , hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Davalı … oto servis ve Tic. A.Ş. nin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.<br />
2-Davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. nin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; davaya konu araç 06/03/2008 tarihinde satın alınmıştır. Davalı bu tarihte ithalatçı şirket olmadığını, şirket ana sözleşmesinin tescil tarihinin 21.10.2009 olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece ticaret sicil müdürlüğünü müzekkere yazılarak davalı şirketin kuruluş ve tescil tarihi sorulmuş, ticaret sicil müdürlüğünce şirketin ana sözleşmesinin tescil tarihinin 21.10.2009 tarihi olduğu bildirilmiştir. Mahkemece, davalının taraf sıfatına ilişkin savunmaları üzerinde durulmadan, ilgili yerlerden kayıtlar ve belgeler getirtilmeden aracın satış tarihi itibariyle şirketin kurulup kurulmadığı, ithalatçı şirket olup olmadığı araştırılmadan hüküm tesis edilmiştir. Buna göre mahkemece, önce davalının husumete ilişkin savunmaları hususunda değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.<br />
3-Bozma nedenine göre davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. nin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.<br />
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, davalı … oto servis ve Tic. A.Ş. nin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı … Otomotiv Paz. ve Tic. A.Ş. yararına BOZULMASINA, 3. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, aşağıda dökümü yazılı 1.967,70 TL. kalan harcın davalı … A.Ş’den alınmasına, peşin alınan 11.150,00 TL harcın davalı … A.Ş’ye iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
Seçimlik haklar kime karşı ileri sürülecektir?<br />
<br />
Tüketici, yukarıda sayılan 4 seçimlik haktan istediğini satıcıya karşı kullanabilir. Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları ise üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Yani tüketici, “bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme” ve “ayıp oranında indirim” haklarını sadece satıcıya karşı kullanabilecekken, diğer hakları olan “malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi” ve “ücretsiz onarım isteme” haklarını hem satıcıdan, hem de üretici veya imalatçıdan talep edebilir.<br />
<br />
AYIPLI ARAÇ SATIŞINDAN DOĞAN DAVALARDA VERİLEN EMSAL NİTELİĞİNDEKİ YARGITAY KARARLARINDAN ÖRNEKLER:<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/21397 E. 2017/3640 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla)<br />
<br />
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, 08/12/2011 tarihinde davalı …Otomotiv Şirketinden … model … marka bir araç satın aldığını ve araç karşılığı davalı şirkete 52.389,16 TL ödediğini, 13/06/2012 tarihinde dava konusu aracın 10.000 km bakımının yapılması için davalı firmaya ait servise götürdüğünü, serviste gerekli bakımlar yapıldığını, bu hususu sormama rağmen yetkililerce bu tür sıfır araçların bir miktar yağ yakmasının normal olduğunun söylendiğini, aracın 20.000 km ve 30.000 km bakımları sırasında da yağ yaktığını, 21/08/2013 tarihinde şikayeti üzerine araca ücretsiz yağ eklendiğini, dava konusu araca sürekli yağ eklendiğini, … Noterliğinin 25/11/2014 tarih ve 16381 sayılı ihtarnamesi ile davalı şirkete seçimlik haklarından ücret iadesini talep ettiğini bildirdiğini, davalı taraftan herhangi bir dönüş yapılmadığını belirterek üretim hatası ile gizli ayıplı mal niteliği taşıyan araç için ödenmiş olan 52.389,16 TL bedelin yasal faizi ile birlikte davalı şirketten iadesini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı, öncelikle davanın zamanaşımından reddini dilemiştir.<br />
Mahkemece, davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Dava, ayıplı ürünün iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.<br />
Tüm dosya kapsamına göre, aracın yağ yaktığı ve araca yağ eklemesi yapıldığı taraflar arasında ihtilafsızdır.<br />
<br />
Sözleşmenin kurulduğu tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK’nun 13/3. maddesinde; ”Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. 4077 sayılı TKHK’nun 4/2. maddesine göre “…. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.” Bu yasal düzenlemeyle tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
<br />
Öte yandan, 14/6/2003 tarihli ve 25138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde; “Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;<br />
<br />
a)Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması,<br />
<br />
b)Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
<br />
c)Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi, durumlarında, tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.”<br />
<br />
Bu düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davacı, eldeki dava ile garanti süresi içinde kalmak kaydıyla 1 yıl içinde aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması nedeniyle aracın satış bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir. Davacının aracın yağ eksiltmesi ve yağ lambası yanması şikayeti ile garanti süresi olan 08.12.2011-08.12.2013 tarihleri içinde kalmak kaydıyla 1 yıllık süre içinde 23.10.2012, 06.02.2013, 02.07.2013, 21.08.2013 tarihlerinde servise gittiği ve aynı arızanın ikiden fazla tekrarlandığı sabittir.<br />
<br />
Mahkemece iki yıllık garanti süresinin aşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
Oysaki Yönetmelikte belirtilen, garanti süresi içinde kalmak kaydıyla 1 yıllık süre içerisinde aynı arızanın ikiden fazla meydana geldiği ve düzenlenen iş emirlerinde sabit olup, bu durumda davacı yasada düzenlenen seçimlik haklarından istediğini kullanabilir. Bu talebi reddedilemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Sözü edilen yasal düzenlemelere göre tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
Davacı eldeki davada sözleşmeden dönerek ayıplı ürünün fatura satış bedelinin tahsilini istemekte olup mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.<br />
<br />
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/30630 E. 2017/5113 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
<br />
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, …plakalı Kanuni … dört tekerlekli motosikleti 08/03/2012 tarihinde, 8.375,00 TL bedelle davalı … A.Ş.’den satın aldığını, aracı teslim alıp kullanmaya başladıktan bir süre sonra arızalarla karşılaştığını, 08/07/2013 tarihinde aracın seyir halindeyken vitesin boşa düşmesi şikayeti ile … Motorlu Araçlar San. Ve Tic. A.Ş.’ye müracaat ettiğini, servis tarafından “araçta vites pedal ve kol ayarı yapıldı.” şeklinde işlem yapıldığını, 01/08/2013 tarihinde vites geçişleri şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından “Şanzuman vites sabitleyici pimi çıkmış, takıldığı” şeklinde işlem yapıldığını, 13/08/2013 tarihinde vites geçişleri olmuyor şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından “Vites sabitleyici pimi tarafımızca vidalı yapıldı.” şeklinde işlem yapıldığını, 09/10/2013 tarihinde motor düzensiz çalışıyor ve vites geçiş problemi var şikayeti ile … A.Ş.’ne müracaat ettiğini, servis tarafından sadece motor düzensiz çalışıyor şeklinde servis kabul formu düzenlendiğini, yine vites geçişi işlemi ile alakalı olarak işlem yapıldığını, servis formuna, “Debriyajın ayarsız olduğu tespit edlidiği ve debriyaj ayarı yapılmıştır.” şeklinde işlem yapıldığının yazdığını, yapılan işlemlere rağmen araçtaki problemlerin devam etmesi nedeniyle aracı kullanamadığını, araçtaki ayıp ve arızaların tespiti için … 3. Tüketici mahkemesinin 2013/15 D. İş sayılı dosyası ile delil tespiti isteminde bulunduğunu, bu dosyada verilen bilirkişi raporunda; araçtaki sorunun şanzımandan kaynaklandığı ve şanzımanda üretim hatası olduğu, aracın aypılı olduğu ve ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunun tespiti yapıldığını, araçtaki arızanın üretim hatasından kaynaklanması, ayıbın gizli nitelikte olması ve araçtan faydalanamaması nedeniyle araç bedelinin iadesi ile delil tespiti harç ve giderlerinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
<br />
Davalı … Motorlu Araçlar Üretim San. Ve Dış. Tic. A.Ş. davanın reddini dilemiştir.<br />
Diğer davalı usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.<br />
Mahkemece Davanın Kısmen Kabulü ile, Davacı tüketicinin davaya konu… plakalı kanuni ATV tipi motorsiktelin bedelinin iadesine yönelik talebinin reddine, davalı … şirketin bulunan söz konusu motorsikletin davacı tüketiciye iadesine, Davacı tüketicinin tespit masrafı talebinin kabulü ile, 550,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tüketiciye verilmesine, karar verilmiş, hüküm davacı … davalılarca temyiz edilmiştir.<br />
<br />
1-Dava, ayıplı ürünün iadesi ve bedelinin tahsili istemine ilişkindir.<br />
Tüm dosya kapsamına göre, motorsikletin şanzımanından kaynaklı vites geçişlerinde sıkıntı olduğu, arızanın kullanıcı kaynaklı olmayıp üretim hatası olduğu taraflar arasında ihtilafsızdır.<br />
<br />
Sözleşmenin kurulduğu tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK’nun 13/3. maddesinde; ”Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, … süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı,bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur. 4077 sayılı TKHK’nun 4/2. maddesine göre, “… Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.” Bu yasal düzenlemeyle tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir.<br />
<br />
Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür.<br />
<br />
Öte yandan, 14/6/2003 tarihli ve 25138 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan … Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14. maddesinde; ” Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;<br />
<br />
Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen … süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen … süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanamamayı sürekli kılması,<br />
Tamiri için gereken azami sürenin aşılması,<br />
Firmanın servis istasyonunun, servis istasyonunun mevcut olmaması halinde sırasıyla satıcısı, bayii, acentesi, temsilciliği, ithalatçısı veya imalatçı-üreticisinden birisinin düzenleyeceği raporla arızanın tamirinin mümkün bulunmadığının belirlenmesi,<br />
durumlarında, tüketici, malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.”<br />
<br />
Bu düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; Davacı, eldeki dava ile aynı arızanın … süresi içinde 1 yıllık sürede 4 defa meydana geldiği ve halen devam etmesi nedeniyle aracın satış bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece Davalı … Motorlu Araçlar Üretim San. Ve Dış. Tic. A.Ş’ye dava konusu motorsikletin teslim edildiği ve dava açıldıktan sonra onarım sağlandığı, dava açtıktan sonra motosikleti satın aldığı davalı şirketine teslim etmekle seçimlik hakkını tamirden yana kullandığı değerlendirilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
<br />
Oysaki Yönetmelikte belirtilen … süresi içinde 1 yıl içerisinde aynı arızanın 4 defa meydana geldiği sabit olup, bu durumda davacı yasada düzenlenen seçimlik haklarından istediğini kullanabilir. Bu talebi reddedilemez. Tüketicinin, bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Sözü edilen yasal düzenlemelere göre tüketiciye ayıplı mal nedeniyle tanınan seçimlik haklarından birisi de ayıplı malın iadesi ve ödenen bedelin tahsilidir. Tüketici, yasayla kendisine tanınan dört seçimlik hakkından birini tercih etmekte özgürdür. Davacı eldeki davada sözleşmeden dönerek ayıplı ürünün fatura satış bedelinin tahsilini istemekte olup, dava konusu aracın satış bedelinin davacının talebi doğrultusunda iadesine karar verilmesi gerekir.<br />
<br />
Hal böyle olunca Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/23389 E. 2016/5126 K.<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
<br />
DAVA TÜRÜ : Şikayet<br />
<br />
KARAR:<br />
<br />
Borçlu vekili; dayanak ilamda ayıplı otonun ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verildiğini, … Ticaret ve Sanayi Odası’nca 2012 model … marka … model aracıın sıfır km değerinin 43.320,00 TL tespit edildiğini, alacaklının değiştirilmesine karar verilen ayıplı aracı 34.579,02 TL’ye satın aldığını bu nedenle ticaret odasınca tespit edilen miktarın haksız zenginleşmeye yol açacağını belirterek ticaret odasının belirlediği miktar üzerinden gönderilen bakiye borç muhtırasının iptalini talep etmiştir.<br />
<br />
Mahkemece yaptırılan incelemede bilirkişi piyasada 2012 model sıfır araç bulunmadığından aynı marka model ve teknik donanımdaki düşük kilometreli emsal araçlarla kıyaslama yaparak … marka 2012 model Dizel …sıfır kilometredeki bir aracın değerinin 37.000,00 TL olacağını bildirmiş rapor doğrultusunda şikayetin kabulüne karar verilmiş, hüküm alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
İİK.nun 24.maddesi taşınır teslimine ilişkin ilamların icrasını düzenlemekte olup, 24/4.madde hükmü taşınırın borçlu yedinde olmaması halini düzenlemektedir. Buna göre taşınırın borçlunun yedinde bulunmaması halinde, taşınır malın değeri, ilamda yazılı değilse veya çekişmeli ise, icra müdürü tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunur. İİK.nun 24/5. madde hükmüne göre ise hükmolunan taşınırın değeri, borsa veya ticaret odalarından, olmayan yerlerde icra müdürü tarafından seçilecek bilirkişiden sorulup alınacak cevaba göre tayin edilir.<br />
<br />
O halde mahkemece yapılacak iş; İİK.nun 24/5.maddesi hükmünce ilamda belirtilen 2012 model aracın donanımında 0 km ayıpsız misli, bugün üretilse değerinin ne olacağı hususunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken … Marka 2012 model 2.el araçlarla kıyaslama yapan hatalı bilirkişi raporu ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru değildir.”<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu 2009/4-246 E., 2009/297 K.<br />
<br />
AYIPLI MALIN DEĞİŞTİRİLMESİ<br />
<br />
“İçtihat Metni”<br />
<br />
Taraflar arasındaki “ayıplı malın değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 2.Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.10.2006 gün ve 2005/921-2006/2088 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 10.04.2008 gün ve 2007/8375-2008/4912 sayılı ilamı ile;<br />
<br />
“…1 -Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.<br />
<br />
2-Davalının diğer temyiz itirazına gelince; davacı, davalının üreticisi olduğu otomobili, üçüncü kişiden satın aldığını, satın alma tarihinden kısa bir süre sonra aracın motor yakıt kumanda ve elektronik beyin ünitesinde arızaların ortaya çıktığını, aracın defalarca dayalı şirketin servisine götürülmesine rağmen bu ayıpların giderilmediğini belirterek aracın yenisi ile değiştirilmesini istemiştir.<br />
<br />
Davalı ise; araçta üretim hatasının bulunmadığını, aracın kumanda cihazının yeniden programlandığını, motor ve şanzıman beyni ile debriyaj setinin değiştirildiğini ve böylece araçtaki tüm arızaların onarılarak davacının şikayetlerinin giderilmiş olduğunu savunmuştur.<br />
<br />
Yargılama sırasında alınan bilirkişi kurul raporunda: “…araçta başlangıçtan itibaren motor kontrol ünitesi ve şanzıman kontrol ünitesinde problem yaşandığı, bu amaçla motor ecu’ suna iki kez program yüklendiği, hem motor kontrol ünitesinin beni de şanzıman ünitesinin değiştirildiği, aracın motor arızası, çekiş ve stop etme gibi sebeplerle üç kez servise girdiği, arızaların aynı nitelikli olduğu ve aynı arızaların üç kez tekrar ettiği, meydana gelen arızaların kullanımdan kaynaklanmayan elektronik kontrol ünitesindeki imalat, montaj ya da tasarım hatasından kaynaklanabilecek arızalar olduğu dolayısı ile ayıplı olduğu, ancak aracın yapılan incelemesinde, söz konusu arızaların onarılmış olduğunun ve araçta hali hazırda arıza olmadığının anlaşıldığı bu nedenle de mevcut haliyle aracın kullanılması sırasında sürekli olarak yararlanmayı engelleyecek bir durumun bulunmadığı… yönünde görüş bildirilmiştir.<br />
<br />
Davacı bu bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve dava açıldıktan sonra da aynı arızaların devam ettiğini, en azından değer kaybının da hesaplanması gerektiğini beyan etmiştir.<br />
<br />
Mahkemece, “…dava konusu aracın garanti kapsamı süresince aynı tür arızadan üç kez tekrarlamış olduğu, arızaların her ne kadar dayalı servisi tarafından giderilmiş olduğu bilirkişi raporunda belirtilmekte ise de davacı tüketici aynı tür arızayı ikiden fazla yapan araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı…” gerekçesi ile ayıplı olan bu aracın davalıya iadesi ile aynı model ve tipteki bir aracın davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br />
<br />
Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.<br />
<br />
Tüm dosya kapsamına göre: dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilmiş ve böylece araç, orijinal halini kaybetmiştir. Bu durum araçta değer kaybına neden olabilir. Şu durumda mahkemece, söz konusu arızaların giderilmesi amacıyla yapılan onarımlar ve parça değişikliklerinin aracın değerinde azalmaya neden olup olmadığının araştırılması ve bu yönde uzman bilirkişilerden rapor alınması, üretim hatasının giderilmesi amacıyla yapılan parça değişimlerinin aracın değerinde azalmaya neden olduğunun saptanması halinde ise çoğun içinde az da olacağı kuralı gereği değer kaybı nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeden eksik inceleme ile aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; davalının diğer temyiz itirazlarının ise ilk bentte açıklanan nedenlerle reddine” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
<br />
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili<br />
<br />
HUKUK GENEL KURULU KARARI<br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
<br />
Dava, tüketici tarafından ithalatçı firma aleyhine açılmış olup; ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemlidir.<br />
<br />
Davacı dava dilekçesinde; aracı kullanmaya başladığından bir süre sonra elektronik aksamında sık sık ve çok çeşitli biçimlerde arızaların meydana geldiğini, bunun üzerine yapılan işlemlere ilişkin belgeleri istediğinde aracın daha “0 km” ” de iken ve kendisine tesliminden evvel “ECU’yu tekrar programlayınız” notuyla tamir edildiğini, imalat hatalı çıktığı halde normal satış fiyatı üzerinden ve sağlammış gibi satılıp teslim edildiğini anladığını; arızaların tekrarlaması ve belgelerin istenmesiyle durumun ortaya çıktığını, yetkili servis tarafından ünitede malzeme arızası olduğu atlanarak, sadece elektronik programlama yapılıp, arızalı aracın trafiğe çıkarıldığını; trafikte arızaların devam etmesi, kaza korkusu vs endişeleri nedeniyle aracın imalat ayıplı olduğunu, arızalarda yanlış işlemler yapıldığını ve araç değişikliği talebinde bulunduğunu, Noter vasıtasıyla davalı şirkete ihtaren bildirdiği halde, davalı şirketin de bilgi ve kabulünde olan arızalar nedeniyle bu talebi kabul etmediğini; aracın tamirinden sonra dava ve talep haklarını saklı tutarak ve tamir edilmiş aracı kabul etmediğini belirterek aracı teslim aldığını, ifadeyle dava konusu aracın yenisi ile değiştirilmesine, yaşamış olduğu sıkıntı nedeni ile 5.000,00- YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, karar verilmesini istemiştir.<br />
<br />
Mahkemece; aracın değiştirilmesi isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş; davalı tarafın temyizi üzerine Özel Dairece dava konusu araçta üretim hatası bulunduğu ve yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğunun anlaşıldığı; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip,araç, orijinal halini kaybettiğinden, bu durumun araçta değer kaybına neden olabileceği, bunun belirlenmesi ile tazminata hükmedilmesi, gereğine işaretle karar bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.<br />
<br />
Manevi tazminatın reddine ilişkin karar bozma dışı kalıp, kesinleşmekle; uyuşmazlık sadece ayıplı malın yenisi ile değiştirilmesi istemi, noktasındadır.<br />
<br />
Dava konusu, O… C…. marka 1.3 D. Enjoy E… tipi 2004 model özel otomobildir.<br />
<br />
Aracın alım-satımına ilişkin olarak davacı ile dava dışı yetkili satıcı E…. A.Ş. arasında 28.08.2004 tarihli sözleşme düzenlenmiş; araç 02.09.2004 tarihinde davacı adına tescil edilmiştir. Ancak, dosyadaki belgelerden, aracın davacıya tescil tarihinden sonra 10.09.2004 tarihinde fiilen teslim edildiği, anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Araçta meydana gelen arızaların üretimden kaynaklandığı, aracın satışından sonra davacıya teslim edilmeden dahi bu arıza fark edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışıldığı, ancak her defasında yenilendiği, böylece, tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi unsurlarının gerçekleştiği de, uyuşmazlık konusu değildir. Arızaların davanın devamı sırasında tekrarlanması nedeniyle yargılama aşamasında dahi aracın onarıldığı belirgindir.<br />
<br />
Diğer taraftan, davacı tarafından davalıya gönderilen 22.04.2005 tarihli ihtarla “yetkili servislere başvurduğu halde sorununun çözümlenemediği, ilgilenilmesi” davalının olumsuz cevabı üzerine 05.05.2005 tarihli ihtarname ile de “aracın yenisi ile değiştirilmesi” istenmiştir. Bu istem davalı yanca kabul edilmeyerek, cevaben servis hizmeti vermeye hazır oldukları bildirilmiş; bunun üzerine eldeki dava açılmıştır.<br />
<br />
Kısacası; “0 km” ” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızasının bulunduğu, buna karşın tüketiciye teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği; davacının aracın yenisi ile değiştirilmesi isteminin davalı yanca kabul edilmeyerek dava aşamasına gelindiği, dosya kapsamıyla sabit olduğu gibi, Yerel Mahkemenin ve Özel Dairenin de kabulündedir.<br />
<br />
Direnme Yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; araçta meydana gelen ve üretimden kaynaklandığı belirlenen arızaların “maldan yararlanmamayı sürekli kılmasının söz konusu olup olmadığı ve buna bağlı olarak;  “malın ücretsiz yenisi ile değiştirilmesi” koşullarının bulunup bulunmadığı; aksi halde bu arızaların değer düşüklüğüne yol açıp açmadığının tespiti ile sadece değer düşüklüğünden kaynaklanan tazminata mı hükmedilmesi gerektiği, noktalarında toplanmaktadır.<br />
<br />
Öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:<br />
<br />
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Ayıplı Mal” başlıklı 4. maddesinde; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilânlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.<br />
<br />
Tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde ayıbı satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm ve/veya yaralanmaya yol açan ve/veya kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hallerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.<br />
<br />
İmalatçı-üretici, satıcı, bayi, acente, ithalatçı …<br />
<br />
…ayıplı maldan ve tüketicinin bu maddede yer alan seçimlik haklarından dolayı müteselsilen sorumludur. Ayıplı malın neden olduğu zarardan dolayı birden fazla kimse sorumlu olduğu takdirde bunlar müteselsilen sorumludurlar. Satılan malın ayıplı olduğunun bilinmemesi bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.<br />
<br />
Bu madde ile ayıba karşı sorumlu tutulanlar, ayıba karşı daha uzun bir süre ile sorumluluk üstlenmemişlerse, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. …<br />
<br />
….Ayıplı malın neden olduğu her türlü zararlardan dolayı yapılacak talepler ise üç yıllık zamanaşımına tabidir. Bu talepler zarara sebep olan malın piyasaya sürüldüğü günden başlayarak on yıl sonra ortadan kalkar. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.”<br />
<br />
” Denilmekte; Aynı Kanunun 4822 sayılı Kanunla değişik “Garanti Belgesi” başlıklı 13.maddesinde ise;  “İmalatçı veya ithalatçılar ithal ettikleri veya ürettikleri sanayi malları için Bakanlıkça onaylı garanti belgesi düzenlemek zorundadır. Mala ilişkin faturanın tarih ve sayısını içeren garanti belgesinin tekemmül ettirilerek tüketiciye verilmesi sorumluluğu satıcı, bayi veya acenteye aittir. Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve asgari iki yıldır. Ancak, özelliği nedeniyle bazı malların garanti şartları, Bakanlıkça başka bir ölçü birimi ile belirlenebilir.<br />
<br />
Satıcı; garanti belgesi kapsamındaki malların, garanti süresi içerisinde arızalanması halinde malı işçilik masrafı, değiştirilen parça bedeli ya da başka herhangi bir ad altında hiçbir ücret talep etmeksizin tamir ile yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, 4 üncü maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Tüketicinin malı kullanım kılavuzunda yer alan hususlara aykırı kullanmasından kaynaklanan arızalar, iki ve üçüncü fıkra hükümleri kapsamı dışındadır.<br />
<br />
Bakanlık, hangi sanayi mallarının garanti belgesi ile satılmak zorunda bulunduğunu ve bu malların arızalarının tamiri için gereken azami süreleri Türk Standartları Enstitüsünün görüşünü alarak tespit ve ilânla görevlidir.” hükmü yer almaktadır.<br />
<br />
Diğer taraftan, 14.06.2003 gün ve 25138 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14/a maddesinde;  “Tüketicinin onarım hakkını kullanmasına rağmen malın;…<br />
<br />
…Tüketiciye teslim edildiği tarihten itibaren, belirlenen garanti süresi içinde kalmak kaydıyla, bir yıl içerisinde; aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanması veya farklı arızaların dörtten fazla meydana gelmesi veya belirlenen garanti süresi içerisinde farklı arızaların toplamının altıdan fazla olması unsurlarının yanı sıra, bu arızaların maldan yararlanmamayı sürekli kılması…<br />
<br />
….durumlarında tüketici malın ücretsiz değiştirilmesini, bedel iadesi veya ayıp oranında bedel indirimi talep edebilir.<br />
<br />
Satıcı, tüketicinin bu Yönetmeliğin 13 ve 14. maddelerinde belirlenen taleplerini reddedemez. Tüketicinin bu taleplerine karşı satıcı, bayii, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.” düzenlemesi bulunmaktadır.<br />
<br />
Görüldüğü üzere; ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal olarak kabul edilir.<br />
<br />
Tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı veya onunla birlikte sorumlu olan imalatçı,ihracatçı vs maddede sayılan sorumlular tüketicinin tercihine konu bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde 4. maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayii, acente, imalatçı üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
<br />
Tüketici onarım hakkını kullanmasına karşın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13. maddesi ve Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 14.maddesinde belirtilen şartların oluşması halinde, aynı Kanunun 4.maddesinde sayılan diğer seçimlik haklarından birini kullanabilecektir.<br />
<br />
Şu halde tüketici, doğrudan ücretsiz değiştirme hakkını kullanabilir. Zira, burada seçimlik hakkın kullanılmasından sonra değiştirilemeyeceği kuralının yasal bir istisnası söz konusudur.<br />
<br />
Öte yandan, sınai mallarında (eldeki örnekte otomobilde) her satıcı yetkili servisleri eliyle satış sonrası hizmet vermek zorundadır. Yetkili servise yapılan başvuru tarihinden itibaren yapılan yapılmayan işlemler satıcının ve onunla birlikte sorumluluğu olanların sorumluluğundadır. Tüketicinin servise başvurusu üzerine aracın üretim hatasından kaynaklanan ayıbı satıcı/üretici/ithalatçı firma nezdinde tespit edilmiş; ancak bir işlem yapılmamışsa bundan tüketici değil, satıcı ve onunla birlikte sorumluluğu bulunanlar sorumludur.<br />
<br />
Tüketicinin dava açana kadar hatta dava açtıktan sonra aracı kullanması satıcıyı ve onunla birlikte sorumlu olanları yasal sorumluluktan kurtarmaz.<br />
<br />
Tüketici sözleşmeyi ayakta tutarak malın yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre malın yenisi gelene kadar elindekini iade yükümlülüğünde de değildir. Satıcı/ithalatçı firma yetkili servisine yapılan başvuru üzerine, tüketicinin tercihine göre, sorunun çözümlenmesi ile yükümlüdür.<br />
<br />
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:<br />
<br />
Somut olayda; “0 km” de alınan aracın, tüketiciye tesliminden önce tespit edilerek program yüklemesi yoluyla giderilmeye çalışılan, üretim arızası olduğu halde tüketiciye satılıp, teslim edildiği; motor kontrol ve şanzıman kontrol ünitesinde yaşanan problemler nedeniyle motor ECU’suna iki kere program yüklendiği, program yüklemelerine ve bir çok kez tamir edilmesine karşın arızaların giderilememesi üzerine de, hem motor kontrol hem de şanzıman ünitelerinin tamamen değiştirildiği; yapılan onarımlar sonucu arızaların giderilmiş olduğu; ancak bu arızaların giderilmesi amacıyla aracın bir çok parçası değiştirilip, böylece aracın orijinal halini kaybettiği gibi, tüketicinin araca duyduğu güvenin sarsılması nedeniyle araçtan beklediği yararı sağlayamadığı, daha baştan değişiklik talebi iletilmesine karşın, yasal zorunluluğa rağmen davalı yanın bu istemi yerine getirmediği, tüketicinin bu şekilde aracı değer düşüklüğüne ilişkin zararı giderilerek de olsa kullanmaya zorlanamayacağı, belirgindir.<br />
<br />
Açıklanan tüm bu olgu ve yasal düzenlemeler, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dosyadaki tutanak ve kanıtlar karşısında; eldeki dava yönünden, aracın yenisi ile değiştirilmesini isteme koşulları gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Yerel Mahkemenin, aynı hususlara dayalı direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, onanmalıdır.<br />
<br />
S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı (1.421,55) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/10084 E. 2017/1227 K.<br />
<br />
KARAR<br />
<br />
Davacı, davalılardan … tarafından ithal edilen 2012 model 0 km … S60 marka aracı, diğer davalı …’den satın aldığını, aracın 18.12.2012 tarihinde teslim edildiğini, aracın 1,5 yıl kadar sorunsuz kullanıldığını, ancak bu tarihten sonra meydana gelen aynı ve farklı arızalar nedeniyle aracı bir çok kez servise götürdüğünü, aracın şanzımanının yenisi ile değiştirildiğini, bu değişim işinin ihtirazi kayıt ile kabul edildiğini, araçta imalattan kaynaklanan gizli ayıp bulunduğunu ileri sürerek, aracın yenisi ile değiştirilmesine, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile araçtaki parça değişimi ve tamirat nedeniyle uğranılan 1.000,00 TL değer kaybının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.<br />
Davalılar; davacının iddialarının doğru olmadığını, davanın haksız ve yersiz açıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br />
Mahkemece, bozma üzerine, davacının terditli talebinin birici bölüm yönünden kabulü ile taraflar arasında satışa konu otomobilin gizli ayplı olması nedeniyle davalılara iadesi ile aynı teknik özellikler aksesuar donanımı ile misli ile birlikte değiştirilmesine, birlikte ifa kuralının icra iflas kanunun 24. Maddesi hükmü gereğince ifa sırasında gözetilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.<br />
1-Davacı, eldeki dava ile davalı …’den satın aldığı aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek aracın değiştirilmesine, olmadığı takdirde araçtaki parça değişimi ve tamirat nedeniyle uğranılan değer kaybının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar davanın reddini istemiş; Mahkemece, davanın kabulü ile otomobilin ayıplı olması nedeniyle davalılara iadesi ile aynı teknik özellikler ve aksesuar donanım ile misliyle birlikte değiştirilmesine karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Dairemizin 2015/43999-22610 E. ve K. sayılı ve 30/06/2015 tarihli ilamı ile bilirkişi raporunda davaya konu aksaklığın niteliği, ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise açık ayıplı mı gizli ayıplı mı olduğunun belirtilmediği ve yeniden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada önceki bilirkişiden ek rapor alınarak dava konusu aracın ayıplı olduğuna ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; hükme esas alınan ek raporda aracın ayıplı olduğu yönünde görüş bildirilmiş olmakla beraber bu sonuca ne şekilde ulaşıldığına ilişkin bilimsel bir tespite yer verilmediği gibi bozma ilamında belirtilen hususları da karşılamadığından hüküm kurmaya ve denetime elverişli değildir. O halde Mahkemece, üniversitelerin otomotiv anabilim dalında uzman bilirkişilerden oluşacak bilirkişi heyetinden yukarıda belirtilen eksiklikleri tamamlayan, davalıların rapora itirazlarını karşılayan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekir. … 02/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
<br />
— 0 — 0 — 0 —<br />
<br />
Müvekkil tüketicinin 2. el olarak satın almış olduğu araç satışından doğan tüketici vekili olarak yer aldığımız bir davada verilen kararın tümü, firmaların rekabet haklarına saygı ilkesi gereği bir takım bölümleri gizlenerek aşağıya aktarılmıştır:<br />
<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
<br />
T.C.<br />
İZMİR<br />
8. TÜKETİCİ MAHKEMESİ<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
<br />
ESAS NO : 2015/…<br />
KARAR NO : 2016/…<br />
<br />
HAKİM : … 29…<br />
KATİP : … 18….<br />
<br />
DAVACI : …<br />
VEKİLİ : Av. ORHAN AKA – … İZMİR<br />
DAVALI : … LTD ŞTİ<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
DAVALI : … AŞ<br />
VEKİLİ : Av. …<br />
İHBAR OLUNAN : … OTOMOTİV – …<br />
DAVA : Ayıp Nedeniyle Misliyle Değiştirme<br />
DAVA TARİHİ : 09/11/2015<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2016<br />
KARAR YAZIM TARİHİ :02/12/2016<br />
Mahkememizde görülmekte bulunan Ayıp Nedeniyle Misliyle Değiştirme davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonucunda;<br />
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br />
İDDİA :<br />
Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin müvekkilinin dava dışı şahıstan davaya konu … … marka … 2012 Model Dizel Manuel Hatchback … şase ve … motor numaralı otomobili 10/07/2014 tarihinde satın aldığını, gerek garanti süresi içerisinde, gerek garanti süresinden önce ve gerek garanti süresinden sonra otomobilde tekrar eden ve üretimden kaynaklanan ayıplar bulunduğunu, yetkili servis tarafından bu ayıpların giderilemediğini, bu sebeplerle dava konusu otomobili üreten davalı .. Şirketi ile bu otomobili dava dışı kişiye satan diğer davalı …Şirketinin otomobili misli ile değiştirmelerine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
CEVAP :<br />
Davalı .. vekili cevabında, dava konusu otomilde imalattan kaynaklanan ayıp bulunmadığını, mevcut olan ayıpların kullanıcı hatasından olduğunun kabulu gerektiğini bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı … vekili cevabında, talebin zamanaşımına uğradığını otomobildeki ayıpların imalat kaynaklı olmadığını, kullanıcı hatasından ortaya çıktığını bu yüzden haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
İhbar olunan … usulüne uygun tebligatlar yapılmış ancak cevap verilmemiştir.<br />
DAVA : Ayıp Nedeniyle Malın Misliyle Değiştirmesi Talebine ilişkindir.<br />
DELİLLER :<br />
Taraflarca ibraz ve talepleri üzerine celp edilen deliler, bu meyanda araç satış sözleşmesi, otomobil ile ilgili yetkili servislerce düzenlenen servis kayıtları, ekspertiz raporu, aracın çekildiğine dari belgeler, ruhsat belgeleri, İzmir 7. Tüketici Mahkemesinin 2015/… D.İş sayılı dosyası ile bu dosyadaki makine mühendisi bilirkişinin raporu ve tüm deliller incelenerek dosya içerisine konulmuştur.<br />
Mahkememizce dava konusu otomobil bilirkişi marifetiyle keşfen incelenmiş, keşfe katılan uzman bilirkişi dosya kapsamını da inceleyerek verdiği rapor ve ek raporunda dava konusu otomobilin … tarihinde … isimli kişi tarafından davalı … şirketinden satın alındığını, bilahare 10/07/2014 tarihinde bu şahıs tarafından davacıya satıldığını, dosya içindeki servis kayıtlarına göre 2 yıllık garanti süresi içerisinde 31/05/2012 tarihinde ön camın değiştirildiğini, 16/12/2013 tarihinde enjektör temizliği yapıldığını, 21/12/2013 tarihinde ”aracı en yakın zaman servise götür” uyarısı vermesi üzerine turbo şarjın, motor kontrol modulünün ve turbo ara soğutucu contasının değiştirildiğini, 26/12/2013 tarihinde ”100-120 km arası hızlarda alt taraftan uğultu şeklinde ses geliyor” şikayeti üzerine araçta mekanik veya elektronik bir problem gözlemlenmediği şeklinde servis fişi düzenlendiğini, 04/02/2014 tarihinde aracın Tur Assist Firmasınca Ege Mod Otomotive çekildiğini, 04/02/2014 tarihinde ”araç gaz yemiyor en yakın zamanda servise götür, uyarısı veriyor” şikayeti ile yapılan başvuru üzerine ücretsiz kapatma işçiliği, eksoz sıcaklık sensörünün yerine takıldığını, önden çekişli ara mil contasının değiştirildiğini, ön difransiyel taşıyıcı kapağı contasının değiştirildiğini, şanzuman yağı, şanzuman alt conta, aks keçisinin değiştirildiğini, kontrol yapıldığını, ses duyulmadığının tespit edildiğini, 07/02/2014 tarihinde ”aracın altından yağ damlası var 100-120 km hız arasında uğultu sesi geliyor, kalkışta vibrasyon şeklinde uğultu sesi var (yokuş kalkış desteği devrede kalıyormuş gibi)” şikayeti ile başvuruda bulunduğunu, serviste önden çekişli ara mil contasının değiştirildiğini, ön difransiyel taşıyıcı kapağı contasının değiştirildiğini, şanzuman yağı, şanzuman alt conta, aks keçisinin değiştirildiğini, anormal bir ses duyulmadığının tespit edildiği şeklinde servis fişi düzenlendiğini, garanti süresi dolduktan sonra 26/04/2014 tarihinde Tur Assit firmasınca …Yetkili Servisi … Otomotive çekildiğini, frenlerin tutmamasından yakınıldığını, servisçe garanti süresinin bitmesi nedeniyle ücret alınacağının bildirildiğini, aracın bir tamirci de geçici bir çözüm ile tamir ettirildiğini, daha sonra aynı arızanın tekrar ortaya çıktığını ve başka bir tamirci tarafından vakum popmasının değiştirildiğini, 09/07/2014 tarihinde yetkili servisce sağ ön koltuk airbag soketinin onarıldığı, ön porye rulmanlarının hafif ses yapmasının giderildiğini, sol sis farının kurutulduğunu, 11/09/2015 tarihinde … firmasının raporuna göre sağ ön şase uç kısmında bükülme, motor kaputu ve sağ ön çamurlukta sökülme ve takılma, turbo intercoler borularında yağ kaçığı, göğüslük sağ kısmında deformasyon görülerek motor kaputu, ön tampon, sağ ön çamurluk, sağ ön kapı ve sağ marşbiyelin boyalı olduğunun tespit edildiğini, yapılan bu tespitler ışığında yaptığı değerlendirmede yedek parça değişimi ve onarıma rağmen servisle arızanını giderilemediğini, arızanın imalattan kaynaklanan gizli ayıp olduğunu, kullanıcı hatası bulunmadığını, öte yandan dava aşamasına davacı tarafça yapılan küçük kazalar nedeniyle araçta toplam 1.500,00 TL değer kaybı oluştuğunu, hukuki takdirin mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir.<br />
GEREKÇE – DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Yukarıda kısaca izah edildiği gibi dava konusu davalılardan… şirketinin ürettiği, … … marka … Model Dizel Manuel Hatcback … şase ve … motor numaralı otomobilin … tarihinde ”0” km olarak diğer davalı … Şirketi tarafından dava dışı … satıldığı, bu kişi tarafından da … tarihinde davacıya satıldığı, garanti süresi içerisinde otomobilin (ayrıntıları mahkememizce dinlenen uzman bilirkişinin raporu ile bununla paralellik arz eden tespit bilirkişisinin raporunda belirtildiği gibi) birçok kere arızalandığı, yetkili serviste garanti kapsamında ücretsiz tamir gördüğü, ancak arızaların giderilemediği, tekrar ettiği, bu ayıpların üretimden kaynaklı gizli ayıplar oldukları (kullanıcıdan kaynaklı ayıplar olmadıkları) keza garanti süresinin bitiminden sonrada benzer veya farklı arızalar/ ayıplar ortaya çıktığı, imalattan kaynaklı bu gizli ayıpların aracın satın alınması aşamalarında kullanıcı tarafından fark edilmesinin mümkün olmadığı, tüketicinin araçtan beklediği faydanın sağlanamamasının süreklilik arz ettiği göz önünde tutulduğunda, 4077 Sayılı TKHK’nun 4 ve 13/3 Maddeleri, 6502 Sayılı Kanunun 11ve 56/3 Maddeleri göz önüne alındığında davacı tüketicinin ücretsiz onarım hakkını kullanmış olsada otomobilin garanti süresi içeresinde tekrar arızalanması, tamamen tamir edilemememesi ve tüketicinin otomobilden beklediği faydayı sağlayamamasının süreklilik arz etmesi durumları karşısında davacı tüketicinin diğer seçimlik hakkını (otomobilin misli ile değiştirilmesini) talep etme hakkının ortaya çıktığı ve kabulü gerektiği, bunun için de dava konusu otomobilin ve kendi kusuru ile oluşan 2.250,00 TL değer kaybının davalılara iadesi şartı ile otomobilin mislinin (üretici ve satıcı olan) davalılarca davacıya verilmesi gerektiği kanaatine varılarak (ve dava değeri /07/2014 tarihli noter satış sözleşemesinde ki 53.000-TL değere, 2.250,00 TL değer kaybı eklenmek suretiyle tespit edilerek) davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.<br />
Her ne kadar davalılardan … vekili talebin zamanaşımına uğradığını bu nedenle davanın reddi gerektiğini ileri sürmüş ise de 4077 Sayılı TKHK’nun 4/4 Maddesi ve 6502 Sayılı TKHK’nun 12/1 Maddesindeki 2 yıllık zamanaşımı süresinin dava açma süresi değil malın tüketiciye tesliminden itibaren ayıpların ortaya çıkması süresi olup, otomobil ilk alıcıya 11/02/2012 tarihinde satılmış olup (bilirkişi raporlarında ayrıntılı şekillerde belirtilen gizli ayıplar) bu tarihten 11/02/2014 tarihine kadar (yani garanti süresi içerisinde) ortaya çıktığından ve davacı halefiyet gereği dava açtığından davanın zamanaşımına uğramadığı kanaatine varılarak bu talebi kabul edilmemiştir.<br />
HÜKÜM :Yukarıdaki gerekçelerle;<br />
Davanın KABULÜ ile,<br />
Dava konusu otomobilin ve 2.250,00 TL değer kaybı bedelinin davacı tarafca davalı tarafa iadesine ve otomobilin ayıpsız mislinin davalılar tarafından davacıya verilmesine, <br />
29,20 TL başvurma harcı ile 2.903,17 TL karar ve ilam harcının davalılardan müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,<br />
Davacı tarafça mahkememizdeki dava dolayısıyla harcanan 199,00 TL tebligat ve posta gideri, 400,00 TL bilirkişi ücreti ve 195,40 TL keşif harcı olmak üzere toplam 794,00 TL yargılama gideri ile tespit dosyası nedeniyle harcanan 195,40 TL tespit keşif harcı, 250,00 TL tespit bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 445,40 TL olmak üzere her iki yargılama gideri toplamı 1.239,80 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,<br />
Artan veya kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine,<br />
İlişkin taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere eş düzeyde başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. …/12/2016<br />
Katip 18…. E-İMZA Hakim 29… E-İMZA</span></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?133-Sifir-Kilometre-Arac-Satin-Alan-Tuketicilerin-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayyım Atanan Şirketlerin Alacaklılar Karşısındaki Durumu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?125-Kayyim-Atanan-sirketlerin-Alacaklilar-Karsisindaki-Durumu</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 08:25:50 GMT</pubDate>
			<description>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. Maddesinde, hâkim veya mahkeme kararıyla, şirket işlerinin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="4">Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. Maddesinde, hâkim veya mahkeme kararıyla, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanabileceği bu atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtileceği, kayyım tayinine ilişkin kararın ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunacağı ifade edilmektedir.<br />
<br />
CMK’nun bu hükmü, hakkında soruşturma veya dava bulunan “gerçek” şahısların bir şirkette ortaklık payı bulunması halinde, işlediği iddia olunan suçun şirket faaliyeti içerisinde işlendiği hususunda şüphe var ise uygulama alanı bulur. Diğer bir deyişle şüpheli veya sanığın, herhangi bir şirkette ortaklığının bulunması her suç açısından o şirkete kayyım atanmasını gerektirmez. İşlediği iddia olunan suçun şirket faaliyeti çerçevesinde işlenmesi gerekir. Örneğin adam öldürme suçundan şüpheli bir kişi hakkında bir şirkette ortaklığı var gerekçesiyle o şirkete kayyım atanması mümkün değildir. <br />
<br />
<b>Peki, bu şekilde atanmış bir kayyım vasıtasıyla iş veya işlemleri yönetilen veya denetlenen şirketlerden alacaklı olanlar ne yapacaktır?</b><br />
<br />
Ticaret şirketleri (limited, anonim gibi) tüzel kişiliklerdir. Bu şirketlerin yönetim veya denetim organına kayyım atanmış olması bu tüzel kişilerden alacaklı olanların durumunda bir değişiklik yaratmaz. Kendisine kayyım tayin edilen şirket, dava ehliyetine (davacı ya da davalı/alacaklı ya da borçlu olma sıfatına) sahiptir. <b>Diğer bir deyişle, kendisine kayyım atanmış şirketlere karşı icra takibi yapılabileceği gibi dava da açılabilir.</b> Nasıl ki bir şirket, yönetim kurulu ile temsil ediliyor (kurul kararı ile karar alıyor) ise, kendisine kayyım tayin edilen şirket de, kayyım tarafından temsil edilir. Yönetim veya denetim organına veya her ikisine birden kayyım atanmasındaki mantık, şirket faaliyetlerinin iddia olunan suçta araç olarak kullanılmaya devam edilmesinin önüne geçmek ve bu hususta tedbir almaktır. <br />
<br />
Vatandaşlar arasında kuşku uyandıran husus, CMK’nun “Bu madde uyarınca <b><u>atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları,</u></b> 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.” şeklindeki 133/5 maddesidir. <br />
<br />
Fakat bu fıkrada bahsedilen, atanan kayyımların, yukarıda bahsedildiği üzere, kendilerine, hakim veya mahkeme kararıyla yüklenen görevleriyle ilgili yine kendi yaptıkları hatalı iş ve işlemlerinden dolayı açılacak davaların o kayyım aleyhine değil de devlet aleyhine açılacağı hususudur. Bu düzenleme, kesinlikle o şirketten alacaklı olanların durumu ile ilgili değildir. Bahsedilen şey kayyımın görevini gereği gibi yerine getirmemesi halinde açılacak tazminat davasının kayyım aleyhine değil de devlet aleyhine açılacağıdır. Benzer hüküm 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da bulunmaktadır. Buna göre, göreviyle ilgili bir fiil icra ederken başkalarına zarar veren devlet memuru aleyhine açılacak dava da o memur aleyhine değil devlet aleyhine açılır. <br />
<br />
<b>Sonuç olarak, normal koşullarda, kendi belirlediği kişiler ile kararlar alan şirketlere, bir suç şüphesinin varlığı ile adli birimlerce kayyım atanması, o şirketten alacaklı olanların başvuracakları hukuki yollarda bir değişiklik yaratmayacağı gibi bu yollara başvurmalarına da bir engel teşkil etmez. </b></font></span><br />
<br />
<i><b><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılabilir.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?125-Kayyim-Atanan-sirketlerin-Alacaklilar-Karsisindaki-Durumu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hakaret Suçu ve Yüksek Mahkeme kararlarına göre irdelenmesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?124-Hakaret-Sucu-ve-Yuksek-Mahkeme-kararlarina-gore-irdelenmesi</link>
			<pubDate>Tue, 23 May 2017 18:26:54 GMT</pubDate>
			<description>Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. Maddesi: 
 
“(1) Bir kimseye *onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek* nitelikte *somut bir fiil*...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3">Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. Maddesi:<br />
<br />
<i>“(1) Bir kimseye <b>onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek</b> nitelikte <b>somut bir fiil</b> veya <b>olgu</b> isnat eden veya <b>sövmek </b>suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun <b>gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi</b> için fiilin en az üç kişiyle <b>ihtilat </b>ederek işlenmesi gerekir. <br />
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. <br />
(3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. <br />
(4) Hakaretin <b>alenen </b>işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. <br />
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”</i> şeklindedir.<br />
<br />
Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.<br />
<br />
<b>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre,</b> öncelikle, ifadelerin, bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.<br />
<br />
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.<br />
<br />
Hakaret suçunun <b>mağduru</b>, ancak ve ancak bir <b>gerçek kişi</b> olabilir. Tüzel kişi olan şirketler aleyhine bu suç işlenemez. Bir başka deyişle<b> tüzel kişi (örneğin bir şirket) bu suçun mağduru olamaz.</b> Eğer ki, tüzel kişi şirket ile herhangi bir gerçek kişi arasında <b>aidiyet ilişkisi</b> kurularak onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek bir fiil veya olgu isnat edilir ise o halde aidiyet ilişkisi kurulan gerçek kişi mağdur konumunda olacaktır. Örneğin, “şerefsiz, utanmaz … AŞ” şeklindeki ifade, hakaret suçunu oluşturmaz ise de, şerefsiz … AŞ ve onun sahibi Ahmet” şeklindeki sözler, örnekteki müşteki Ahmet’e karşı hakaret suçunu oluşturur.<br />
<br />
Bu konuda olmak üzere Yargıtay 18. Ceza Dairesince incelenen bir olayda şu ifadelere yer verilmiştir: <i>“…gerçek kişilere yöneltildiğinde hakaret suçunu oluşturabileceği, herhangi bir gerçek kişiyle arasında aidiyet ilişkisi kurulmadan tüzel kişiye söylenen sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği gözetilmeden…” </i><br />
<br />
Ayrıca, Yüksek Yargıtay, her olayın kendine özgü gelişiminin dikkatle değerlendirilmesini gerekli görmektedir. Örneğin, mahkeme, bir kararında; “<b>gerici yobazlar</b>” şeklindeki sözlerin, mağdurun, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle <b>hakaret suçunu oluşturmayacağını</b> belirtirken, bir başka kararında, doktor olan müştekiye <b>&quot;burada siz ne işe yarıyorsunuz, bana ilaç vermek zorundasınız, terbiyesiz, saygısız&quot; </b>şeklinde söylenen sözlerin, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı kabul edilse bile, bu sözlerin, sanığın, <b>elindeki kağıtları buruşturup müştekinin suratına fırlatması eylemi ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde hakaret suçunu oluşturduğu</b> ifade edilmiştir. <br />
<br />
Bunun yanı sıra, Yargıtay’ın aynı dairesi tarafından verilen bir kararda ise, diş hekimi olarak görev yapmakta olan müştekiye karşı <b>“ahlaksız kadın, sen kimsin, kendini ne zannediyorsun, oraya bizim sayemizde geldin”</b> şeklindeki sözlerin <b>hakaret suçunu oluşturmayacağı, bu sözlerin kaba söz ve ağır eleştiri boyutunda kaldığı belirtilmiştir. </b><br />
<br />
Yargıtay kararlarından, <b>hakaret suçunu <u>oluşturmayacağı </u>kanaatine varılan bazı örneklere</b> aşağıda yer verilmiştir:<br />
<b>“yarın hakkınızda internet sitesi yaptırıp dolandırıcılığınızı anlatacağım ve hakkınızda savcılığa suç duyurusunda bulunacağım” </b>şeklindeki sözler<br />
<br />
Sanığın, polis memurlarına söylediği<b> “hepiniz şebekesiniz, hakim, polis, savcı hepiniz aynısınız, savcıya mı güveniyorsunuz lan” </b>şeklindeki ifadeler,<br />
<br />
<b>&quot;sen kimsin lan, beni polis aracına bindiremezsin&quot;</b> sözleri ve<br />
<br />
<b><br />
“dışarı çık lan adam mısın”</b> şeklindeki sözler...<br />
<br />
Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak <b>gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir</b>. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. Yani<b> failin kastı ihtilata da yönelmelidir.</b> İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir.<br />
<br />
<b>Aleniyet</b>, hakaret eyleminin herkesin duyabileceği, görebileceği ve sayısı belli olmayan birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olması anlamına gelmektedir. Maddenin 4. Fıkrasında, hakaret suçunun alenen işlenmesinin cezada artırıma neden olacağı düzenlenmiştir. Aleniyet nedeniyle artırım yapılmasının amaçlarından biri mağdurun onur ve şöhretinin, fiili başkalarının duyması veya duymasına açık olması nedeniyle daha fazla zarar görmesi diğeri ise hukuka aykırılık teşkil eden fiilin bizatihi aleni olarak icra edilmesidir.<br />
<br />
Yargıtay 18. Ceza Dairesi bir kararında, hakaret suçunun <b>facebook isimli internet sitesinde işlenmesi ile aleniyet unsurunun gerçekleştiğini ifade etmiştir. Karara konu olayda sanık, hakaret teşkil eden yazılarını<u> başkalarının da görebileceği </u>bir yere </b>yazmış idi. Bunun yanı sıra failin, müştekinin şahsi telefonuna sms göndererek hakaret etmesinde ise aleniyet unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Nitekim bu durumda, hakaret teşkil eden fiili başkalarının görmesi ancak hakarete maruz kalan müştekinin iradesi ile gerçekleşebilir.</font></span><br />
<br />
<br />
<i><span style="font-family: Arial Black"><font size="2">Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</font></span></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?124-Hakaret-Sucu-ve-Yuksek-Mahkeme-kararlarina-gore-irdelenmesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Boşanma Davalarında Manevi Tazminat</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?123-Bosanma-Davalarinda-Manevi-Tazminat</link>
			<pubDate>Sun, 21 May 2017 21:09:12 GMT</pubDate>
			<description>Türk Medeni Kanunu’nun, boşanmada manevi tazminatı düzenleyen 174/2 maddesi: “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3"><br />
<br />
Türk Medeni Kanunu’nun, boşanmada manevi tazminatı düzenleyen 174/2 maddesi: “Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.” şeklindedir.<br />
<br />
Madde metninden anlaşılacağı üzere, boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilmesi için<b> tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olması yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde de olması gerekir. </b>Diğer bir deyişle, eşit kusurlu eş yararına maddi veya manevi tazminata hükmedilemeyeceği gibi, daha az kusurlu olsa bile kişilik hakları saldırıya uğramamış eşin de manevi tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır. <br />
<br />
Kişilik hakkı, bir şahsın kişiliğine bağlı, fiziki, manevi ve fikri varlığı üzerinde kişi olma sıfatıyla sahip bulunduğu kişisel değerler üzerindeki mutlak haktır. Bu hak, çeşitli kişisel değerlerden oluşan bir bütünlük arz eder. Kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini oluşturan maddi ve manevi değerleri kapsar. Kişinin özel yaşamı, beden bütünlüğü, şeref, haysiyeti, onuru, saygınlığı, sağlığı, özel yaşamının gizliliği, resmi adı, eseri, sözü, ekonomik hareket serbestliği ve özgür olma hakkı bu değerlerdendir.<br />
<br />
Eşlerden birinin üçüncü bir kişiyle yaşaması, diğerine beddua etmesi, cinsel ilişkinin kurulamaması, diğer eşin hastalığı ile ilgilenilmemesi, diğer eşe iftirada bulunulması, kadının kocası tarafından kürtaja zorlanması, diğer eşin sadakatsizlikle suçlanması, her ne sebeple olsun diğer eşe şiddet uygulanması, eşlerden birinin diğer eşi evden uzaklaştırması, diğer eş veya çocuklarıyla ilgilenmemesi, eşlerden birinin evi terk etmesi, diğer eşin yakınları ile görüşmesinin engellenmesi, dava dilekçesinde diğer eşe hakaret edilmesi gibi bir çok sebep manevi tazminata hükmedilmesini gerektirebilir. <br />
<br />
Bunun yanı sıra, <b>eşlerden birinin evi ile ilgilenmemek şeklindeki kusuru, boşanma kararı verilmesi için yeterli olabilir ise de,  manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için yeterli değildir. </b>Yukarıda da belirtildiği gibi manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusurlu davranışın diğer eşin  kişilik haklarına saldırı sayılabilecek nitelikte olması gerekmektedir. <br />
<br />
Affedilen veya en azından hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanmaya neden olamayacağı gibi bu olaylar sebebiyle manevi tazminata da hükmedilemez.  <br />
<br />
Örneğin, Yüksek Yargıtay’ın, bir kararında şöyle denilmiştir;<br />
<br />
<i>“…Mahkemece, davalı erkeğin <b>eşine fiziki şiddet uyguladığı</b> ve <b>hakaret ettiği</b> gerekçesiyle tamamen kusurlu bulunarak davacı kadının boşanma davası kabul edilmiş ise de; toplanan delillerden; erkeğin <b>2010 yılında eşine şiddet uyguladığı,</b> mahkumiyetine karar verildiği, <u><b>bu eyleminden sonra</b></u><b> evliliğin devam ettiği anlaşılmaktadır.</b> Davalı erkeğin bu eyleminin d<b>avacı kadın tarafından affedildiği, en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulü gerekir. </b>Davalı erkeğe atfı kabil başka bir kusurun varlığı ise ispat edilememiştir. Davacı kadının tanıklarının beyanları davacı kadından duyuma dayalıdır.<b> Son olayda eşine hakaret eden davacı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurludur</b>… <b><u>davalı kadın lehine manevi tazminat takdir edilmesi doğru olmayıp</u></b> bozmayı gerektirmiştir.”</i> (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/17889 E-13836 K. sayılı kararı)<br />
<br />
Görüleceği üzere yüksek Mahkemece verilen kararın gerekçesinde, <b>affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olayların daha sonra boşanma nedeni olamayacağı açıkça ifade edilerek, bu tür olaylar sebebiyle manevi tazminata da hükmedilemeyeceği </b>vurgulanmıştır. <br />
<br />
 Son olarak, boşanmada <b>manevi tazminatın amacı</b>, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, bozulan ruhsal dengesini telafi etmek, manevi değerlerindeki eksilmeyi karşılamaktır. Onun için, kişilik haklarını ihlal eden fiille, tazminat miktarı arasında makul bir oranın bulunması gerekir. Bir tarafın zenginleşmesine yol açacak sonuçlar doğurur miktarda manevi tazminat takdiri, müesseseyi amacından saptırır. <b>Hakim, tazminat miktarını saptarken, bir yandan kişilik hakları zedelenen tarafın, ekonomik ve sosyal durumunu ve boşanmada kusuru bulunup bulunmadığını ve varsa kusur derecesini, fiilin ağırlığını; öbür yandan da, kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusur derecesini, ekonomik ve sosyal durumunu göz önünde bulundurmak zorundadır. </b>Hakimin, manevi tazminat miktarını tayin ederken göz önünde bulundurması gereken bu veriler, <b>ölçülülük </b>ilkesi ile açıklanabilir. <b>Nitekim manevi tazminat, bir zenginleşme aracı değildir.</b> </font></span><br />
<span style="font-family: Arial Black"><font size="2"><i><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</i></font></span></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?123-Bosanma-Davalarinda-Manevi-Tazminat</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Askeri casusluk davası mağdurlarının manevi tazminat hakkı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?122-Askeri-casusluk-davasi-magdurlarinin-manevi-tazminat-hakki</link>
			<pubDate>Wed, 10 May 2017 13:36:15 GMT</pubDate>
			<description>İşbu makale, İzmir’de görülen ve kamuoyunda *“Askeri Casusluk” davası olarak bilinen davada mağdur/müşteki sıfatıyla yer alan kişiler hakkında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><span style="font-family: Century Gothic"><font size="3"><br />
<br />
İşbu makale, İzmir’de görülen ve kamuoyunda <b>“Askeri Casusluk” davası olarak bilinen davada mağdur/müşteki sıfatıyla yer alan kişiler hakkında tutulan <b>fişleme kayıtlarının hiçbir önlem alınmaksızın iddianamede açıkça yer alması sebebiyle</b> talep edilebilecek <b>manevi tazminat</b> ile ilgilidir. </b><br />
<br />
2010 yılında bir ihbar maili üzerine başlatılan soruşturmada, 49'u muvazzaf asker 93 şüphelinin tutuklanmasına karar verilmiş, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, Kişisel verilerin kaydedilmesi, Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme” vb. suçlamalar ile 49'u muvazzaf asker 357 sanık hakkında 2 yıl ile ömür boyu hapis arasında değişen cezalar istenmiş idi. İddianamede adı geçen 831 mağdurdan, aralarında devlet memuru, asker ve MİT mensubunun da bulunduğu çok sayıda kişinin suç örgütü tarafından fişlendiği iddia edildi. Ne yazık ki, sanıklar tarafından oluşturulduğu iddia edilen bu isimler hakkındaki <b>fişleme kayıtları iddianamede açıkça yer alarak kamunun bilgisine ulaştı.</b> <b>06.01.2013 tarihli iddianamede, mağdurların siyasi görüşlerinden, cinsel tercihlerine, ebeveynlerinin ne iş yaptığına, kimin neye/kime karşı zaafı bulunduğuna, hangi tür belgeleri temin ettiğine/edebileceğine kadar birçok bilgi yer almaktadır. </b> İzmir 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde Nisan 2013'te görülmeye başlanan dava, süreçte özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin düzenleme ardından İzmir 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Yargılama sırasında bilirkişi heyeti, delillerin gerçek olmadığına dair rapor düzenlemiş ve mahkemece 3 yıl süren yargılama ardından 26 Şubat 2016'da<b> tüm sanıkların beraatine karar verilmiş idi.</b> Beraat kararı Yargıtay tarafından da onandı. Böylelikle, işbu davada yargılanan tüm sanıklar beraat etmiş ve beraat kararı Ekim 2016’da onanarak kesinleşmiş oldu. <br />
<br />
Ceza Muhakamesi Kanunu’nun, “Tazminat istemi” başlıklı, 141. Maddesine 18.06.2014 tarihinde eklenen 3. fıkra şu şekildedir:<br />
<br />
<b><i>“… suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları … açılabilir.”</i></b><br />
<br />
Eklenen bu fıkra ile, soruşturma ve kovuşturma işlemleri nedeniyle tazminat davası açmak mümkün hale gelmiştir.<br />
<br />
Askeri Casusluk davasına dair iddianamede, “sanık” olarak yargılananların, mağdurlar hakkında tuttukları iddia olunan fişleme kayıtlarına, gereği yok iken ve hiçbir önlem alınmaksızın açıkça yer verilmesinin de tazminat nedeni oluşturacağı, <b>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2015/13049 E. ve 2015/17584 K. Sayılı kararında</b> şu şekilde açıklanmıştır.  <br />
<b><i><br />
“… açıklamalar ışığında davacının talebi incelendiğinde, gerçekliği konusunda hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve bir değer yargısında bulunulmaksızın, iddianamede mağdur olarak gösterilen davacı hakkında tutulan fişleme kayıtlarının açıkça gösterilmesi suretiyle zarara uğradığı iddiasının, … tazminat nedeni oluşturacağı anlaşılmakla”…</i></b><br />
<br />
Anayasanın 20. maddesindeki <i><b>&quot; Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz&quot;</b></i> şeklindeki hüküm, Medeni Kanun’daki <i><b>“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”</b></i> hükmü ve Türk Borçlar Kanunu’ndaki; <b><i>“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.”</i></b> hükmü ve yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin <b><i>&quot;Özel hayatın ve aile hayatının korunması başlıklı 8. maddesindeki; &quot;Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.&quot;</i></b> hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; iddianame düzenlemekle görevli ve yetkili Cumhuriyet savcılarının da, zorunluluk ve gereklilik ilkelerine uygun hareketle özenli davranması, kişilerin gizli veya özel hayat alanına ait olan, haberleşme içerikleri, kişiler arasındaki konuşmalar, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerle ilgili bilgi ve belgelere iddianame içeriğinde aynen yer vermelerinin gerekli olup olmadığını değerlendirerek hareket etmeleri gerektiği söylenebilir.<br />
<br />
<b>Az yukarıda bahsedilen Yargıtay emsal kararında da, bu gereklilikten bahsedilerek, mağdurlar hakkında tutulan fişleme kayıtlarının iddianamede aynen yer alması, içeriğiyle ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaksızın ve değer yargısında bulunulmaksızın CMK’nın 141/3. fıkrası uyarınca tazminatı gerektirdiği, oluşan manevi zararın da tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerektiği belirtilmiştir.</b><br />
<br />
<b><u>Bahsi geçen Yargıtay kararı, oybirliği ile alınmış bir karar olup, 831 mağdur açısından da emsal niteliği taşımaktadır. </u></b><br />
<br />
</font></span><br />
<br />
<i><span style="font-family: Arial"><span style="font-family: Arial Narrow"><b><span style="font-family: Arial Black">Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</span></b></span></span></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?122-Askeri-casusluk-davasi-magdurlarinin-manevi-tazminat-hakki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İkinci El Araç Satın Alan Kişilerin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Hükümlerinden Faydalanması ve Tüketici Sıfatıyla Kendisine Tanınan Hakları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?121-ikinci-El-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Tuketicinin-Korunmasi-Hakkinda-Kanun-Hukumlerinden-Faydalanmasi-ve-Tuketici-Sifatiyla-Kendisine-Taninan-Haklari</link>
			<pubDate>Mon, 08 May 2017 13:19:25 GMT</pubDate>
			<description>İşbu makalede, özellikle, ikinci el otomobil satın almış ve araçta bir ayıp ile karşılaşmış kişilerin, aracı satın aldığı kişiden değil de, aracı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><font size="4"><font size="3"><font size="4"><span style="font-family: Century Gothic"><br />
<br />
İşbu makalede, özellikle, ikinci el otomobil satın almış ve araçta bir ayıp ile karşılaşmış kişilerin, aracı satın aldığı kişiden değil de, aracı sıfır kilometre olarak satışa sunan satıcıdan (veya bu aracın ithalatçısı veya imalatçısı veya üreticisinden) talep edebileceği hakları üzerinde durulacaktır. <br />
<br />
<b>Tüketici-Satıcı (ve üretici, imalatçı) kavramları:</b><br />
28.05.2014 tarihinden itibaren yürürlükte bulunan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a (TKHK) göre “<b>tüketici</b>” ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, “<b>satıcı</b>” ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden, “<b>imalatçı</b>” mal veya hizmetleri ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını ticari veya mesleki amaçlarla ithal ederek satım, kira, finansal kiralama veya benzeri bir yolla piyasaya süren ve son olarak “<b>üretici</b>” ise tüketiciye sunulmuş olan mal ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine markasını, unvanını veya herhangi bir ayırt edici işaretini koyarak kendisini üretici olarak gösteren gerçek veya tüzel kişiyi  ifade eder.<br />
<br />
0 (sıfır) kilometre araç alım satım işinde, genelde, taraflardan biri “<b>tüketici</b>” (araç satın alan kişi) diğeri ise “<b>satıcı</b>” (otomobil bayii, galerici) olup, az yukarıda belirtilen tanımlara uyan bu iki taraf arasında kurulan -ikinci el araç alım satımı da dahil- her türlü sözleşme ve hukuki işlem <b>tüketici işlemi</b>dir. Bu sözleşme dolayısıyla ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara ise TKHK hükümlerinin uygulanacağına kuşku yoktur. <br />
<br />
Örneğin, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, Kasım 2016 tarihinde verdiği bir kararında, şöyle demiştir:      <br />
&quot;<i>Somut olayda, müvekkilinin ....plakalı 2007 model....marka jeep'i beğendiğini ve satın almaya karar verdiğini, <b><u>galeri </u>sektöründe faaliyet gösteren satıcı</b> .... Turizm. Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti ile .... 44. Noterliğinde 09/09/2008 tarihinde... yevmiye numaralı sözleşme akdedildiğini, sözleşmede araç bedeli olarak belirlenen 72.000,00.-TL'nin müvekkili tarafından davalı tarafa ödendiğini  ileri sürerek, 125.000,00.-TL maddi ve 20.000,00.- TL manevi tazminatın davalıdan tahisline karar verilmesini talep etmiştir.<br />
<b>Davalının, satıcı yani ticari ve mesleki anlamda profesyonel mal ya da hizmet satan kişi tanımına uyduğu, davacının da tüketici olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülerek, sonuçlandırılması gerekmektedir. </b>&quot;</i><br />
<br />
<br />
Bunun yanı sıra, <b>bir kimse (alıcı), bu aracı, yukarıdaki tanımaya uymayan bir satıcıdan (sıradan bir vatandaş) satın almış olabilir. </b>Örneğin internette yer alan bir ilan sayesinde satıcı ile görüşme sağlayıp, aralarında araç alım satım sözleşmesi kurulan taraflardan alıcının da <b>(aracı ikinci el satın alan kişinin)</b> aşağıda ele alacağım bazı şartlar altında, aracı ilk kez trafiğe çıkacak şekilde satmış olan satıcı (örneğin otomobil bayii) ve üretici (örneğin bu otomobili üreten şirket) ve ithalatçı (örneğin bu otomobili yurtdışından ithal eden şirket) aleyhine TKHK hükümlerinden yararlanabileceği yani <b>aracı 0 (sıfır) kilometre satın alan kişi gibi tüketiciye tanınmış haklardan yararlanabileceği pek bilinmemektedir. </b><br />
<br />
Başka bir ifade ile, bir malın, örneğin otomobilin, ikinci el olarak satın alınmasının söz konusu olduğu hallerde, satıcının “TKHK hükümleri anlamında satıcı” niteliğini taşımaması (sıradan herhangi bir kişi olması), son alıcı sıfatıyla o malı satın alan gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatı taşımasına engel değildir. Dolayısıyla, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un aradığı anlamda 'tüketici' niteliğinde bulunan <b>bir kişi, malı ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan, dolayısıyla TKHK anlamında 'satıcı' (otomobil bayii, galerici) olarak kabul edilemeyecek durumda bulunan bir kişiden satın almış dahi olsa, üretici ve/veya satıcıya (otomobil bayii, galerici) karşı kanundan kaynaklanan haklarını ileri sürme ve kullanma olanağına sahiptir. </b>Nasıl ki aracı 0 (sıfır) kilometre satın alan kişinin, otomobil bayiine karşı sahip olduğu hakları vardır, bu haklar aracı 2. el satın alan kişi için de aynen geçerlidir. Bu durum özetle, <b>&quot;garantinin kişiyi değil aracı takip edeceği&quot; kuralı ile açıklanmaya çalışabilir ise de garanti süresinin sona ermesi de bazı durumlarda sonuca etkili değildir.</b><br />
<br />
İnternet üzerinde yapabileceğiniz bazı araştırmalarda ikinci el araç satın alan kişinin, hiçbir surette Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre hak talep edemeyeceğini belirten bir takım makale veya haberler ile karşılaşırsınız. Bu niteliğe haiz makale veya haberler, aracı satın aldığınız kişiyle aranızdaki ilişki açısından geçerli ise de aranızda sözleşme ilişkisi bulunmayan yani herhangi bir şekilde hukuki bir işlem gerçekleştirmediğiniz üretici, imalatçı veya satıcının ayıptan dolayı size karşı olan sorumluluğu TKHK hükümlerine tabidir.<br />
<br />
<b>Aracı satın aldığınız satıcıya karşı yöneltilebilecek talepler açısından ise, <a href="http://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu" target="_blank">http://www.hukuki.net/entry.php?119-...an-Sorumlulugu</a> linkinde yer alan makalemi incelemenizi tavsiye ederim. </b><br />
<br />
Özetle, aracı satın aldığınız ve TKHK hükümlerine göre satıcı sıfatı taşımayan kişi (araç alım satım işini meslek haline getirmemiş sıradan bir vatandaş) ile sizin (alıcı) aranızdaki ilişki Türk Borçlar Kanunu hükümlerine, bu aracın üreticisi, imalatçısı veya 0 (sıfır) kilometre satışını yapan kişiler ile aranızdaki ilişki ise Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine göre çözülür.<br />
<br />
<b>2. el alınan araçlarda, <u>garanti süresinin dolup dolmaması</u> araçtaki ayıpların, gizli veya açık ayıp olup olmadığına göre önem arz eder.</b><br />
<br />
Tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımayan mallar ayıplı maldır. Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.<br />
<br />
<b>Gizli ayıp – açık ayıp ayrımına gelince,</b><br />
<br />
Açık ayıplar, satılan malda gözle görülebilen ve makul düzeyde bir insanın yapabileceği basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Örneğin; otomobilin aynasının olmaması, boyasında büyükçe bir çizik, kazıntı izi olması gibi. Gizli ayıplar ise basit muayene ile tespit edilemeyen ve malın kullanılması ile ortaya çıkan ayıplardır. Örneğin; otomobilin elektronik aksamının arızalı olması, bir veya birden çok parçasının boyalı olması gibi. <br />
<br />
<br />
&quot;<i><b>Ortaya çıkan ayıp gizli ayıp niteliğinde ise, garanti süresinin dolmuş olması bu aracın üreticisi, imalatçısı veya 0 (sıfır) kilometre satışını yapan kişinin sorumluluğu ortadan kaldırmaz. </b>Böylesi bir durumda, alıcı (araç sahibi, malik) 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir.&quot;</i> (Bkz. YARGITAY HGK E. 2009/13-542 K. 2009/551 sayılı kararı)<br />
<br />
Açık ayıplarda ise, garanti süresinin dolmuş olması, alıcının 6502 sayılı Yasa hükümlerine göre hak talebinde bulunmasını engeller. Açık ayıplar ile ilgili olarak daha fazla açıklama yapmayacağız.<br />
<br />
Ayıbın gizli mi yoksa açık ayıp mı olduğu, genellikle, bir bakışta anlaşılabilecek bir husus ise de, Yargıtay kararlarında, aracın ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise açık mı yoksa gizli ayıplı mı olduğu konusunda, konusunda uzman (örneğin üniversitelerin otomotiv anabilim dalında görevli) <b>bilirkişiden rapor alınması</b> gerektiği belirtilmektedir. <br />
<br />
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi bakımından bir örnek üzerinde ilerlemek daha uygun olacaktır. Örneğin, internette, ikinci el  araç ilanı gördünüz ve aracı beğenerek (aracın ilk sahibinden veya sonraki sahiplerinden) satın aldınız. Satın aldıktan sonra kullanmaya başladığınızda araçtan anormal bir ses gelmekte olduğunu duyduysanız, bu ses, kullanım ile ortaya çıkan (gizli) ayıp niteliğinde olup garanti süresinin dolmuş olması sorumluluğu ortadan kaldırmayacağından, bu ayıp dolayısıyla aracın “0” (sıfır) kilometre satışını yapmış olan otomobil bayiine başvurabilirsiniz. Böylesi bir başvurunun sizden önceki araç  sahibi tarafından yapılmış olup olması önemli değildir. <br />
<br />
<b>Zamanaşımı </b>konusuna gelince, <br />
<br />
Mevzuat hükümlerine göre, yukarıda da izah etmeye çalıştığım ayıba karşı sorumlu tutulanların ayıplı maldan sorumluluğu ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslimi tarihinden itibaren<b> iki yıllık zamanaşımına</b> tabidir. Ancak, satılan malın ayıbı, tüketiciden satıcının ağır kusuru veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı süresinden yararlanılamaz.<br />
<br />
Satıcının kusuru veya hilesi, zamanaşımı süresi içerisinde ortaya çıkan ayıbın tamir edilmesi amacıyla kendisine başvurulduğunda bu ayıbı giderip gideremediği, gideremiyor ise ayıbı gizlemeye çalışıp çalışmadığına göre değerlendirilecektir. Örneğin, araç, 0 (sıfır) kilometre satın alındıktan 1,5 yıl sonra ortaya çıkan ayıbın giderilmesi için servise başvuran alıcıya (veya ikinci el satın alan kişiye) araçta bir ayıp olmadığı söylenmiş olabileceği gibi bazen de ortaya çıkan ayıp, uygun bir şekilde onarılmadığı halde onarılmış gibi gösterilebilir. İşte bu gibi durumlarda, satıcının kusuru veya hilesinden bahsedilir ki bu durumda zamanaşımı söz konusu olmaz. Daha net bir ifade ile, araç satın alındıktan 1,5 yıl sonra, ortaya çıkan ayıp için servise başvurulduğunda, bu ayıbın giderildiği belirtilerek araç tüketiciye teslim edildikten 3-4 yıl sonra bile bu ayıp kendisini tekrar gösterecek olursa satıcının kusuru veya hilesi var kabul edilecek, satıcının zamanaşımı savunması değer görmeyecektir. <br />
<br />
Konuyla ilgili olmak üzere, Yargıtay 13. HD'nin bir kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
<i>“2-Davacının, 4.5.2006 tarihinde davalı G… Otomotiv Ltd. Şti.’nden satın aldığı araçta üretim hatası bulunduğu ve gizli ayıplı olduğu, dosyadaki delillerden anlaşılmıştır. Ancak mahkemece, davalı G… Otomotiv Ltd. Şti.’nin süresinde zamanaşımı definde bulunduğu gerekçesiyle, bu davalı hakkındaki davanın, <b>zamanaşımı </b>nedeniyle reddine karar verilmiştir. Dava konusu araç, 9.12.2006 ile 25.4.2008 tarihleri arasında <b>aynı arıza</b> nedeniyle (çekiş düşüklüğü) beş kez yetkili servise götürülmüştür. Dosyadaki deliller karşısında araçta üretim hatası bulunup bunun gizli ayıp olduğunda kuşku yoktur. Yetkili servis istasyonları, arıza ve ayıbı doğru ve tam teşhis edebilecek, en kısa sürede ve tam anlamıyla giderebilecek elemanları bulundurmak zorundadır. <br />
Deneme yanılma ile aracı tamire çalışan ve parça değişikliği yoluna giden servis çalışanlarının serviste bulundurulmasının sonuçlarının tüketiciye mâl edilmesi düşünülemez. <b>Servisin tüketiciyi sonuç alınamayan tamirlerle oyalaması ve arızanın belli periyotlar ile tekrarlaması karşısında, davada zamanaşımının varlığından söz edilemez</b>. Mahkemece, davalı G… Otomotiv Limited Şirketi açısından davanın asası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde zamanaşımından davanın reddi, usul ve yasaya aykırıdır.” </i><br />
<br />
Malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde haklarınız nelerdir:[/B]<br />
<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 11. maddesinde; <br />
<br />
<i>“(1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici; a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek <b>sözleşmeden dönme, </b>b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında <b>satış bedelinden indirim</b> isteme, c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın <b>ücretsiz onarılmasını isteme</b>, ç) İmkân varsa, satılanın <b>ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme</b>, seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür…”</i> denilmiştir. <br />
<br />
Belirtmek gerekir ki bu haklar, sadece aracı ikinci el satın alan kişi değil pek tabii aracı sıfır kilometre satın alan kişi açısından da söz konusudur. <br />
<br />
Yukarıda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştığım ve kanun metninden de anlaşılması gereken <b>tüketici, aracı o (sıfır) kilometre satın almış kişi olabileceği gibi, ikinci el satın almış kişi de olabilir. Aracın ikinci el satın alınmış olması satıcının (üreticinin veya imalatçının) sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. </b><br />
<br />
Konuyla ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında şöyle denmiştir:<br />
<br />
<i>“Dava konusu ... ... ... plaka sayılı ... marka 2006 model otomobilin, davalılardan ... San. A.Ş.'in yetkili bayii durumundaki dava dışı N... Otomotiv Paz. San. ve Tic. A.Ş. tarafından 19.09.2005 tarihinde yine dava dışı Serkan'a satıldığı, davacının Kocaeli 5. Noterince düzenlenen 06.04.2007 tarihli &quot;Kati Satış Sözleşmesi&quot; ile dava konusu aracı dava dışı İsa'dan satın aldığı, bu satışa istinaden aracın davacı adına 12.04.2007 tarihinde trafik siciline kaydedildiği, … davacının dava konusu araçta meydana geldiğini ileri sürdüğü arızalarla ilgili olarak, 17.04.2007 ila 22.10.2007 arasındaki muhtelif tarihlerde Kocaeli ve Yalova'daki üç ayrı ... yetkili servisine başvurduğu, …<br />
 Kocaeli Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti Başkanlığı'nca verilen 22.10.2007 gün ve 20/25 sayılı kararın hüküm fıkrasında, &quot;Tüketici Canatan'ın 2. el ... aracının direksiyon kilitlenmesi ve klimadan koku gelmesi hakkındaki şikayeti görüşülmüş olup, araç bir yıl içinde 6'dan fazla servise gittiğinden ve garanti süresi dolmadığından...&quot; şeklindeki gerekçeyle ve 14.06.2003 tarih ve 25138 sayılı R.G.'de yayımlanan Garanti Belgesi Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik'in 14/a maddesindeki hükme dayalı olarak &quot;...Tüketicinin değişim talebinde haklılığına, ilgili firmanın aracı ayıpsız bir yenisiyle değiştirmesine...&quot; karar verildiği, akabinde eldeki davanın açıldığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. <br />
<br />
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, maddi olgunun ve davanın açıklanan içeriğine göre, davaya bakma görevinin tüketici mahkemesine ait olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır. <br />
<br />
Yukarıda belirtildiği üzere, eldeki dava tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmek üzere asliye hukuk mahkemesinde açılmış; dava dilekçesinde hem üretici firma hem de davacının aracı satın almasına aracılık ettiği belirtilen otomobil galericisi davalı olarak gösterilmiş; iddia ve talep de, açıkça 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a ve ilgili yönetmelik hükümlerine dayandırılmıştır. Başka bir ifadeyle, eldeki dava, davalılardan ... tarafından üretilip, dava dışı yetkili bayi tarafından yine dava dışı bir kişiye satılan ve el değiştirmeler sonucunda davacının mülkiyetine geçip, adına trafiğe kaydedilen otomobildeki ayıplar nedeniyle, üreticinin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da düzenlenen sorumluluklarına dayanılarak açılmıştır. <br />
…<br />
Davalılardan ... San. A.Ş.'in davaya konu aracı ürettiği çekişmesiz ve bu nedenle de 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un metni yukarıda bulunan 3/e maddesi anlamında 'üretici' niteliğinde bulunduğu açıktır. <br />
<br />
DAVACININ, AYNI MADDENİN ( 1 ) BENDİ ANLAMINDA 'TÜKETİCİ' OLARAK KABUL EDİLİP, EDİLEMEYECEĞİNE GELİNCE; önemle belirtilmelidir ki; anılan hükmün, bir gerçek veya tüzel kişinin tüketici olarak kabul edilebilmesi için aradığı tek koşul, onun bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinmiş, kullanmış veya yararlanmış olmasıdır. Somut olaydaki gibi, bir malın satın alınmasının söz konusu olduğu hallerde, malın alıcı tarafından daha sonra başkasına ve hatta onun tarafından da başkalarına satılmış olması, dahası son satıcının metni yukarıda bulunan ( f ) bendi anlamında satıcı niteliğini taşımaması, garanti süresi dolmuş olmadıkça, son alıcı sıfatıyla o malın maliki olan gerçek veya tüzel kişinin tüketici sıfatı taşımasına engel değildir. Başka bir ifadeyle; kanunun aradığı anlamda 'tüketici' niteliğinde bulunan bir kişi, malı ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişi niteliği taşımayan, dolayısıyla kanun anlamında 'satıcı' olarak kabul edilemeyecek durumda bulunan bir kişiden satın almış dahi olsa, malın garanti süresi içerisinde üreticiye karşı kanundan kaynaklanan haklarını ileri sürme ve kullanma olanağına sahiptir. Otomobil, garanti belgesi ile birlikte satılması zorunlu olan bir maldır ve garanti süresi içinde el değiştirmesi durumunda dahi garanti borcu ortadan kalkmaz; satın alan tüketici de sağlanan garantiden yararlanabilir. <br />
<br />
Somut olayda, davacının dava konusu aracı ticari veya mesleki bir amaçla edinmediği çekişmesiz ve bu nedenle de yukarıda belirtilen kanun hükümleri çerçevesinde -garantiye ilişkin koşulların mevcut bulunması halinde- tüketici olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. <br />
<br />
Somut olay garanti kavramı yönünden irdelendiğinde: <br />
<br />
Dava konusu aracın garanti süresi konusunda yerel mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Dosyada Örneği bulunan &quot;Garanti Şartları ( Tüketici )&quot; başlıklı belgenin 1. maddesinde &quot;Garanti süresi malın teslim tarihinden itibaren başlar ve 2 yıl/100.000 km.'dir ( hangisi önce gerçekleşirse )&quot; hükmü bulunmakta ise de; bu belgenin dava konusu araçla ilgili olup olmadığı belirli bulunmadığı gibi, belgede sözü edilen koşulların dava konusu araç yönünden gerçekleşmiş olup, olmadığı yönünde yapılmış bir inceleme ve araştırma da yoktur. Dahası Hukuk Genel Kurulu'nun 05.10.2005 gün ve Esas: 2005/4-487, Karar: 2005/553 sayılı kararında da belirtildiği üzere, ORTAYA ÇIKAN AYIP GİZLİ AYIP NİTELİĞİNDE İSE, GARANTİ SÜRESİNİN DOLMUŞ OLMASI SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ. Böylesi bir durumda, alıcı ( malik) 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunma olanağına sahiptir. <br />
<br />
…Hal böyle olunca; yerel mahkemece, öncelikle, d<b>ava konusu araçta var olduğu davacı tarafça ileri sürülen ayıpların garanti süresi içerisinde ortaya çıkmış olup, olmadıklarının yöntemince araştırılıp, saptanması; bunların garanti süresi içerisinde ortaya çıktıklarının saptanması halinde davaya bakma görevinin kendisine ait olduğunun benimsenmesi; eğer bu ayıplar garanti süresinin dolmasından sonra ortaya çıkmış iseler, bu kez, gizli ayıp niteliğinde olup olmadıklarının yine yöntemince ve bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi,</b> gizli ayıp niteliğinde olmaları halinde de yine görevin benimsenmesi ve davaya devam olunması, aksi takdirde şimdiki gibi görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile ve gerek kanuna ve gerekse atıf yapılan Yargıtay kararlarına uygun olmayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı, özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerle ve açıklanan bu ek gerekçeyle bozulmalıdır.”<br />
</i><br />
<br />
Yukarıda, tüketicinin, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme haklarına sahip olduğu belirtmiştik. Tekrar belirtmek gerekir ki bu haklar aracı sıfır kilometre satın alan ve başka bir kişiye satmamış olan kişi tarafından da pek tabii kullanılabilir. <br />
	<br />
<b>Sözleşmeden dönme hakkı, sözleşme bedelinin tüketiciye iade edilmesini, satış bedelinden indirim isteme hakkı yapılacak bilirkişi incelemesi ile aracın değer kaybının sorumlulardan tahsilini, ücretsiz onarılmasını isteme hakkı, aracın ücretsiz onarılmasını, ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkı ise, aracın ayıpsız yenisi ile değiştirilmesini gerektirir.</b><br />
<br />
Tüketici <b>onarım hakkını</b> kullanmışsa, garanti süresi içerisinde sık arızalanması nedeniyle maldan yararlanamamanın süreklilik arz etmesi veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde, <b>diğer seçimlik haklarını</b> (dönme, bedelde indirim, ayıpsız misli ile değiştirilmesini isteme) kullanabilir. Satıcı bu talebi reddedemez. Tüketicinin bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.<br />
	<br />
Diğer tüm hakların nasıl uygulanacağı anlaşılabilir ise de burada,<b> uygulamaktan çekinilen bir diğer hak olan satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkı ve sonuçlarından bahsedeceğiz. </b> Bir çok kişi, aracı ikinci el satın aldığı için, otomobil bayiinden aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep edemeyeceğini düşünse de bu düşünce tamamen hatalıdır.<br />
<br />
Ayıpsız misli ile değişim talep eden tüketicinin, davaya kadar, hatta <b>dava açtıktan sonra aracı kullanmış olması, satıcı, bayi, acente, imalatçı-üretici ve ithalatçıyı yasal sorumluluktan kurtarmaz.</b> Zira; tüketici, baştan beri sözleşmeyi ayakta tutarak malın ayıpsız bir yenisi ile değiştirilmesini istediğine göre, ayıpsız yeni mal kendisine teslim edilinceye kadar, elindekini iade yükümlülüğü altında değildir; iade yükümlülüğü ancak, tüketicinin, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme hakkını kullanması halinde gündeme gelebilecek bir olgudur.<br />
	<br />
Yukarıda izah etmeye çalıştığım koşullara uygun bir dava sonucunda verilen mahkeme kararı (aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi) icra dairesine sunulduğunda satıcının elinde çoğu zaman olduğu gibi davaya konu karardaki gibi bir araç bulunmayabilir. Bu durumda icra müdürlüğü, borsa veya ticaret odası gibi yerlerden sorarak bu <b>aracın güncel değerini</b> belirleyecektir. Örneğin 0 (sıfır) kilometre araç fiyatı 150.000-TL ise aynı aracın ayıpsız 3 yaşındaki modelinin değeri yaklaşık 120-130.000-TL olacaktır.<b> Önemle belirtmek gerekir ki aranan değer, aracın ikinci el (kullanılmış) değeri değildir.</b> Bir yanda otomobil bayiinde satışa sunulan “0” (sıfır) kilometre 2017 model bir araç diğer yanda yine aynı bayiide satışa sunulan 3 yaşında “0” (sıfır) kilometre bir araç olduğunu düşünün. Belirlenmeye çalışılan değer işte bu 3 yaşındaki aracın değeridir.  Söz konusu aracın o güne kadar kullanılmasının da hiçbir önemi yoktur. Anlatılan şekilde belirlenecek bu değere icra mahkemesinde itiraz mümkün olup mahkemenin vereceği karar kesindir. <br />
<br />
İşte bu şekilde araç değeri belirlendikten sonra tüketici (aracı ikinci el veya sıfır kilometre satın alan kişi) aracı karşı tarafa iade edecek karşı taraf da belirlenen bedeli tüketiciye iade edecektir. <br />
<br />
Tarafların edimi aynı anda gerçekleştirilmesi gereken edimler olup, davalar sonuçlanıp kesinleşinceye kadar tüketicinin aracı iade etme zorunluluğu söz konusu değildir. Süreç içerisinde yaşanacak olası kaza vb. durumlarda aracın değer kaybının bilirkişi tarafından belirlenerek tüketiciye ödenmesi gereken bedelden düşülmelidir. </span><br />
<i><b><span style="font-family: Arial"><br />
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</span></b></i></font></font></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?121-ikinci-El-Arac-Satin-Alan-Kisilerin-Tuketicinin-Korunmasi-Hakkinda-Kanun-Hukumlerinden-Faydalanmasi-ve-Tuketici-Sifatiyla-Kendisine-Taninan-Haklari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İkinci El Araç Satışında Satıcının Ayıptan Sorumluluğu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu</link>
			<pubDate>Mon, 01 May 2017 19:40:11 GMT</pubDate>
			<description>İkinci el araç satışları, beraberinde, alıcı ve satıcıya bir takım yükümlülükler getirmektedir. 
 
Bunların en başında *satıcının ayıptan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İkinci el araç satışları, beraberinde, alıcı ve satıcıya bir takım yükümlülükler getirmektedir.<br />
<br />
Bunların en başında <b>satıcının ayıptan sorumluluğu</b> gelmektedir.<br />
<br />
Öncelikle ayıbın tanımına bakalım:<br />
<br />
&quot;Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan,*kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.&quot;*(TBK. m. 219)<br />
<br />
Satıcı, ister bir şirket olsun, isterse bir şahıs; ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan (otomobil bayi, galerici) kişilerden değilse, ayıptan sorumluluk, Borçlar Hukuku hükümleri çerçevesinde incelenmesi gereken bir husustur. Türk Borçlar Kanununa <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6098.pdf" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
<b>Örneğin, internette veya sokakta dolaşırken görüp beğendiğiniz ve araç sahibinin, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan bir kişi (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) olmadığı durumlarda satıcının ayıptan sorumluluğu Borçlar Hukuku'nun konusunu oluşturur. </b>Eğer satıcı, ticari veya mesleki amaçlarla araç satım işini meslek haline getirmiş birisi ise (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) araç satışından doğan uyuşmazlıklara Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Hükümleri uygulanacaktır. Nitekim bu durumda alıcı, &quot;tüketici&quot; sıfatına haiz olur.<br />
<br />
Biz, bu makalemizde, satıcının, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan (yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs.) kişilerden olmadığı durumlarda, satın alınan araçtaki ayıplardan ve bu ayıplar dolayısıyla alıcıların başvurabilecekleri hukuki yollar hakkında açıklama yapacağız.<br />
<br />
Bazı durumlarda araç, alım-satım işini meslek haline getirmemiş bir kişi (sıradan vatandaş) tarafından satılmak istenip de, satışı devredilmeden galeriye teslim edilmiş ve galerici tarafından ilana çıkarılmış olabilir. Eğer siz de bu şekilde bir araç satın aldıysanız makaleyi incelemeye devam edebilirsiniz. Eğer*yetkili satıcı, otomobil bayi, galerici vs. kişilerin üzerine kayıtlı bir araç satın aldıysanız*aradığınız soruların cevabını bu makalemizde bulamayabilirsiniz.<br />
<br />
<b>AYIP NEDİR?</b><br />
<br />
Şimdi, ilk olarak “ayıp” kavramı üzerinde duralım:<br />
<br />
Araçlarda görülebilecek ayıplara örnek olarak; aracın sigorta kayıtlarında pert veya hasar kaydının bulunması, bazı parçalarının boyalı/değişmiş olması, şasesinde doğrultma olması, sunroofun çalışmıyor olması, kapılarının kilitlenmiyor olması, kilometre sayacı ile oynanmış olması, şanzımanında arıza olması vs. durumlarda araçta ayıp mevcut demektir. Elbette ayıp burada sayamayacağımız başkaca örneklerde de söz konusu olabilir. Ayıp deyiminden anlaşılması gereken arıza, kusurdur. Alıcı tarafından bilinseydi, aracın daha düşük bedelle satın alınması gerektiği söylenebilen her durumda ayıp mevcut demektir.<br />
<br />
İkinci el araç satın alan bir çok kişi, araçta karşılaştığı arızalardan dolayı satıcının sorumlu olmadığını düşünür. Bu konuda verilmiş onlarca mahkeme kararı olmasına rağmen, satıcının sorumluluğu konusunda ikna olmak istemezler. Araç satın aldıktan sonra bir sorunla karşılaşan alıcılar, durumu satıcıya izah ettiklerinde, satıcının &quot;imzayı attın, bitti!&quot; veya &quot;ben sana satarken sorun yoktu&quot; gibi ifadeleri karşısında kendilerini çaresiz hissederler. Oysa ki, satıcı, ayıba karşı sorumludur.<br />
<br />
Fakat her ayıp dolayısıyla satıcının sorumluluğu bulunduğu söylenemez. Bir takım ayıplar (örneğin, satım anında alıcı tarafından bilinen ayıplar) ya satıcının sorumluluğunu gündeme getirmez ya da bu ayıpların uygun şekilde ileri sürülmemesi halinde satıcının sorumluluğuna başvurmak mümkün olmaz.<br />
<br />
<b>ALICI TARAFINDAN BİLİNEN AYIPLAR:</b><br />
<br />
Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Örneğin satıcı, alıcıya, araçta 3 parçanın boyalı olduğunu bildirmiş olabilir, bildirdiği bu ayıplardan dolayı sorumluluğu bulunmamaktadır. Fakat araçtaki ayıpların alıcıya bildirildiğinin ispat yükü satıcıdadır. Örneğin, aracın internette yer alan ilanında, 3 parçasının boyalı olduğu belirtilmiş, alıcı da satıcı ile bu ilan vasıtasıyla buluşup bir araya gelerek aracı satın almış ise, artık, bu boyalı parçalardan haberinin olmadığını ileri süremez ne var ki 3 parçasının boyalı olduğu belirtilmesine rağmen 4 veya daha fazla parçada boya var ise alıcı elbette, kanunun, kendisine tanıdığı ve aşağıda ele alacağımız haklarını kullanabilecektir.<br />
<br />
<b>NOTER SATIŞ SÖZLEŞMESİNDEKİ KAYITLAR:</b><br />
<br />
Birçok kişi, noter satış sözleşmesindeki, satışa konu aracın &quot;<b>mevcut haliyle görerek ve beğenerek alındığına&quot; dair kayıtlar karşısında satıcıya dava açamayacaklarını düşünür. Bu kayıtlar, ancak, gözle görülebilir (açık) ayıplar açısından bağlayıcıdır.</b> Örneğin satış anında aracın camında çatlak varsa veya bir lastiği yıpranmışsa bu (duyu organlarıyla yapılan basit kontrolle anlaşılabilen)*ayıplar dolayısıyla satıcıya dava açmak mümkün olmaz. Fakat araçtaki boya, kaporta veya motor ile ilgili tüm (gizli) ayıplar noterde düzenlenen araç satış sözleşmesindeki kayıtlardan etkilenmeksizin dava konusu yapılabilir. Çünkü bu tür ayıplar gözle görülmezler.<br />
<br />
<b>ARACIN GEÇMİŞ DÖNEM SERVİS KAYITLARI:</b><br />
<br />
ARAÇ SATIN ALAN KİŞİLER, ARACIN SERVİS KAYITLARINI İNCELEMEMEKTE, BU KAYITLAR DOLAYISIYLA SATICIYA KARŞI DAVA AÇAMAYACAKLARINI DÜŞÜNMEKTEDİRLER. Başka bir ifade ile, satın almış olduğunuz araç, siz satın almadan önce, size satan kişi veya ondan önceki sahibi tarafından, ayıplar(arızalar, sorunlar) dolayısıyla servise götürülmüş olabilir. <b>Eğer ki bu servis kayıtlarına yansıyan ayıplar,* aracın daha düşük bedelle satılmasını gerektirir nitelikte ise, alıcı, bu ekonomik değer düşüklüğüne sebep olan ayıpların kendisine bildirilmediğinden bahisle aracı satan kişiye karşı dava açabilir.</b> Elbette bu ayıpların da aracın daha düşük bedelle satılmasını gerektirir nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin, aracın eski maliki, aracı size satmadan önce, araçta mevcut bir şanzıman veya motor arızası sebebiyle yetkili servise başvurmuş ve aracın şanzımanını veya aracın motoru gibi esaslı parçalarını değiştirmiş veya tamiratını sağlamış ise (yani bu sorun servis tarafından giderilmiş dahi olsa), araçta bir değer kaybı meydana gelmiş olur. Eğer satıcı, böyle bir şeyden bahsetmeyip aracı size satmış ise, alıcı olarak sizler, satıcıya karşı bu değer kaybını talep edebilirsiniz. Hemen belirtmek gerekir ki, aracın eski maliki (size satan kişi) de eğer şartları mevcutsa, bu değer kaybını, aracın önceki sahibinden (ve hatta sıfır kilometre satışını yapan yerden) talep edebilir.<br />
<br />
<b>EKSPERTİZ İNCELEMESİ ZORUNLU MUDUR?</b><br />
<br />
Bizlere ulaşan bir diğer soru, araç alım satımı esnasında ekspertiz incelemesi yaptırmanın zorunlu olup olmadığıdır. ARAÇ SATIN ALACAK KİŞİLERİN, EKSPERTİZ İNCELEMESİ YAPTIRMA ZORUNLULUĞU YOKTUR. Önemli olan, satıcının, ayıpları bildirmesidir. Eğer satıcı araçtaki ayıpları alıcıya bildirmemiş ise, alıcının ekspertiz incelemesi yaptırıp yaptırmaması hiçbir önem arz etmez. Ekspertiz incelemesi yaptırılsa idi ortaya çıkacak olan ayıplarda satıcının sorumluluğu devam eder. Ekspertiz incelemesi yaptırılmasına rağmen o anda ortaya çıkmamış ve daha sonra anlaşılan ayıplarda da ekspertiz firması ile satıcının ayrı ayrı sorumlulukları bulunur.<br />
<br />
Bununla birlikte, genelde olduğu gibi, alıcı, aracı satın almadan önce ekspertiz incelemesi yaptırmış ise, bu ekspertiz raporunda belirtilen ayıpların (arızaların veya kaporta sorunlarının) bilinmediğini ileri süremez. Ekspertiz raporunda belirtilmeyen ayıplar açısından dava hakkı devam eder.<br />
<br />
<b>AÇIK AYIPLAR AÇISINDAN GÖZDEN GEÇİRME VE SATICIYA BİLDİRME:</b><br />
<br />
“Alıcı, gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.”<br />
<br />
Görüleceği üzere kanun metninde &quot;gözden geçirmek” ve, “uygun bir süre” deyimlerinden ne anlaşılması gerektiği, “bildirim”in ne şekilde yapılacağı hususları net bir şekilde düzenlenmemiş olup, bu muğlak ifadeler uygulamada bazı sorunlara yol açmaktadır.<br />
<br />
Öncelikle, gözden geçirme hususunun ve bildirim külfetinin ne şekilde yerine getirileceği, ayıpların açık veya gizli olup olmadıklarına göre değişmektedir.<br />
<br />
Her ne kadar ülkemizde, 2. el araç satışlarında, ekspertiz incelemesi sıkça başvurulan bir yöntem ise de, yukarıda ifade edildiği üzere, aracın ayıplarını öğrenmek maksadıyla ekspere götürülmesi bir şart değildir. Alıcı, satın alacağı aracı uzman bir kişiye kontrol ettirmek yükümlülüğü altında bulunmamaktadır, aksine satıcı, aracın kusurlarını anlatmak zorundadır. Aslına bakılırsa alıcının hiçbir kaydı inceleme yükümlülüğü de yoktur. Alıcının, araç satın almadan önce, aracın,*Trafik kayıtlarını,* Sigorta*kayıtlarını,*TRAMER*kayıtlarını inceleme ve bir takım kurumlara (Sigorta Bilgi Gözetim Merkezi gibi) SMS göndererek*bilgi edinme yükümlülüğünün olmadığı bilinmelidir.<br />
<br />
Bununla birlikte, &quot;gözden geçirmek&quot; deyiminden, makul düzeyde herhangi bir kişinin, araç üzerinde duyu organlarıyla yaptığı kontrol anlaşılmalıdır.*Alıcının gözden geçirme külfeti sadece açık ayıplarda söz konusudur. (örneğin aracın camında çatlak varsa)<br />
<br />
Kanun da zaten, açık ayıplar açısından gözden geçirme hususunu düzenlemiştir. Alıcının, gizli ayıpları gözden geçirme mecburiyeti hiçbir zaman bulunmamaktadır. Gizli ayıplar, genelde, ekspertiz incelemesi ile ortaya çıkar ve duyu organları ile yapılan kontrolde anlaşılmazlar.*Örneğin aracın bazı parçalarının boyalı veya değişmiş olduğu ancak eksper veya kaporta konusunda uzman bir ustanın incelemesi ile anlaşılabilir. Ancak böylesi bir inceleme ile anlaşılabilen ayıplar gizli ayıptır.*<br />
<br />
Alıcı yapacağı olağan bir kontrol ile araçta bir ayıp görmüş ise (camının çatlak olması gibi) bunu “uygun sürede” satıcıya bildirmelidir. Önemli olan, -sonradan dahi öğrenilmiş olsa- ayıbın, vakit geçirmeksizin satıcıya bildirilmesidir.<br />
<br />
Sonradan görülen bu ayıbın bildirilmemesi halinde, araç, ayıpları ile birlikte kabul edilmiş sayılır ve aşağıda anlatmaya çalışacağımız seçimlik hakların kullanılması mümkün olmaz.<br />
<br />
Kanun metni incelendiğinde, “bildirim”in ne şekilde yapılacağı konusunda da net bir ifade yer almadığı görülmektedir. Bildirimin noter aracılığı ile ihtarname göndererek veya iadeli taahhütlü mektup ile yapılması ispat kolaylığı açısından yararlıdır fakat ayıp bildirimi her şekilde (mail, faks, telgraf, telefon) yapılabilir. Unutulmamalıdır ki ayıpların satıcıya ihbar edildiğini ispat etmek (bunu kanıtlamak) alıcının yükümlülüğündedir.<br />
<br />
<b>SATICI, AYIPLARIN VARLIĞINI BİLMESE DAHİ SORUMLUDUR:</b><br />
<br />
Tarafımıza en çok yöneltilen soru, aracı satan kişinin bu ayıplardan haberi olmadığını söylediğinde ne yapılacağı sorusudur. Birçok alıcı, beğenerek yahut da satıcıya kanarak veya güvenerek satın aldığı araçta daha sonradan ortaya çıkan ayıpları öğrendiğinde, aracı kendisine satan kişiye karşı hukuki yollara başvurmakta çekinmekte, satıcının, böyle bir ayıbı kendisinin de bilmediği savunması karşısında sonuç alamayacağını düşünmektedir.**Bu düşünce tamamen hatalıdır, nitekim SATICI, AYIPLARIN VARLIĞINI BİLMESE DAHİ ALICIYA KARŞI SORUMLUDUR. Onun (satıcının) da, aracın kendisinden önceki sahibine müracaat hakkı elbette bulunmaktadır. Samimi bir satıcının yapması gereken de zaten; alıcı tarafından kendisine dava açıldığında bu ayıpları bilmediğini iddia ediyorsa o davayı, aracı kendisine satan önceki satıcıya ihbar etmek, koşulları var ise bu zararını önceki sahibinden karşılamaktır. Aksi halde her satıcının “Ben de bilmiyordum” savunması karşısında yapılacak bir şey kalmaz, mağdur olan kişilerin yasa ile kendilerine tanınmış bu haklarını kullanmaları engellenmiş olurdu. Araçtaki ayıpların alıcıya bildirildiği konusunda ispat yükü satıcının üzerindedir.*<br />
<br />
Örneğin; emsal bir dosya ile ilgili olarak, mahkemece tartışılan olayda, araç, &quot;A&quot; isimli kişi tarafından kullanıldığı 2010 yılında meydana gelen bir kaza ile hurda haline gelmiş, &quot;B&quot; tarafından 2012 yılında satın alınmış ve aynı araç 2015 yılında &quot;C&quot; ye satılmıştır. C, B'ye karşı dava açtığında, B, bu olaydan haberi olmadığını ve kendisinden önceki sahibi zamanında gerçekleştiğini savunmuştur. Fakat yüksek Mahkeme tarafından, B'nin ayıplı araç satışından sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Çünkü satıcı ayıpların varlığını bilmese dahi sorumludur.*<br />
<br />
<b>SATICININ SEBEP OLMADIĞI AYIPLAR:</b><br />
<br />
Ayıplı araç satın almış alıcılardaki bir başka düşünce, araçtaki ayıplara satıcının sebep olup olmamasına göre haklarının değişebileceği veya haklarını kullanamayabilecekleri düşüncesidir. Bu düşünce de hatalıdır. Başka bir ifade ile, satıcı, araçtaki ayıplara kendisi sebebiyet vermemiş olsa bile alıcıya karşı sorumludur.<br />
<br />
Bu konuda olmak üzere, bir Yüksek Mahkeme kararında, satıcının kendisinin sebep olmadığı ayıplardan dahi alıcıya karşı sorumlu olduğu ifade edilmiştir.<br />
<br />
<b>AĞIR VEYA TAM HASARLI VEYA PERT KAYITLI ARAÇLARIN DURUMU:</b><br />
<br />
Satın alınan araçta, daha önceki bir döneme ait pert (pert-total) kaydının bulunuyor olması da aracı ayıplı hale getirir. Böyle bir araç satın alan alıcı da diğer ayıp durumlarında olduğu gibi aşağıda ele aldığımız seçimlik haklardan dilediğini kullanabilir.<br />
<br />
<b>KİLOMETRE SAYACINA MÜDAHALE EDİLMİŞ ARAÇLARIN DURUMU:</b><br />
<br />
Uygulamada en çok karşılaşılan ayıplardan biri de satın alınan aracın önceki maliklerince kilometre sayacında işlem yapılarak, gerçekte çok daha* fazla mesafe kat etmiş bir aracın daha az mesafe kat etmiş gibi gösterilerek satılmasıdır.* Bu konudaki detaylı bilgilere*<a href="https://www.akahukuk.com.tr/2018/04/14/kilometre-sayaci-dusurulmus-arac-satin-alan-kisilerin-haklari/" target="_blank">Kilometre Sayacı Düşürülmüş Araç Satın Alan Kişilerin Hakları</a> başlıklı makalemizden ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
BÖYLE BİR DURUM İLE KARŞILAŞAN ALICILARDA BELİREN İLK DÜŞÜNCE, ARACI KENDİSİNE SATAN KİŞİNİN DEĞİL DE ONDAN ÖNCEKİLER TARAFINDAN BÖYLE BİR İŞLEM YAPILMIŞ İSE AÇILACAK DAVANIN KAZANILAMAYACAĞI DÜŞÜNCESİDİR. BU DÜŞÜNCE TAMAMEN HATALIDIR. ARACIN, HANGİ MALİK ELİNDE OLURSA OLSUN, KİLOMETRE SAYACI İLE OYNANMIŞ İSE, SON ALICI, SON SATICIYA KARŞI AÇACAĞI DAVAYI KAZANACAKTIR. Bu husus zaten kanunda düzenlenmiş olup, az yukarıda detayları ile anlatılmıştır.*<br />
<br />
Örneğin, aracın ilk sahibi &quot;A&quot; ikinci sahibi &quot;B&quot; üçüncü sahibi &quot;C&quot; olsun. A, aracı sıfır kilometre olarak satın almış ve 100 bin kilometreye gelince aracın kilometre sayacını 40 bine düşürmüş ve aracı B'ye satmıştır. B, aracın kilometre sayacına müdahale etmeden 120 bin kilometreye kadar kullandıktan sonra aracı C'ye sattığında, C, bir süre sonra, aracın, muayene/servis kayıtları gibi kayıtlarını incelediğinde, kendisinden önceki A veya B tarafından, aracın kilometresinin düşürülmüş olduğunu anlarsa, aracı kendisine satan B'ye karşı dava açabilir. İşte bu durumda, B, aracın kilometre sayacına kendisinin müdahale etmediğini veya böyle bir durumdan haberi olmadığını savunamaz. Çünkü B, ayıpların varlığını bilmese dahi sorumludur.* B de arzu ederse A'ya karşı dava açabilir.<br />
<br />
Bu durum, Yüksek Mahkemenin bir kararında şu şekilde belirtilmiştir:<br />
<br />
“Davacı, davalılardan ...'den noterde yapılan satış sözleşmesi ile 16.05.2012 tarihinde 2. el bir araç satın aldığını, aracın kendisine 135.339 km olarak satıldığını ancak satın aldıktan bir süre sonra aracın 2010 yılında 204.227 km de iken işlem gördüğünün ortaya çıktığını ...*karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.<br />
<br />
... davalı kendisinin de ayıptan haberi olmadığını savunmaktadır. Açıklanan ilkeler doğrultusunda ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince davacı uğradığı zararları davalı ...' den isteyebilir…”<br />
<br />
<b>Görüleceği üzere, olayda, satıcı, mahkemeye, tam da alıcıların dava açmaktan çekindikleri şekilde bir savunma sunmuş, BÖYLE BİR İŞLEMDEN KENDİSİNİN DE HABERİ OLMADIĞINI ifade etmiştir. Fakat yüksek Mahkeme, bu savunmanın değerli olmadığına karar vermiştir. Böyle bir durumla karşılaşan alıcıların, satıcıya dava açmaktan çekinmemeleri gerekmektedir.</b><br />
<br />
Yine, satıcının, ayıptan kendisinin de haberi olmadığını savunduğu bir dava sonunda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu şu şekilde karar vermiştir:<br />
<br />
&quot;Somut olaya gelince; davaya konu aracın 23.12.2007 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde hurda haline geldiği ve sonrasında onarıldığı,*Ahmet'in*aracı 06.11.2008 tarihli araç satım sözleşmesiyle Ceyhun'dan satın aldığı ve 24.05.2010 tarihli araç satım sözleşmesiyle Mehmet'e sattığı uyuşmazlık konusu değildir. İspat yükü üzerinde olan Ahmet, satış öncesi aracın ayıplı olduğu konusunda Mehmet'i bilgilendirdiğini veya Mehmet'in bu hususu bildiğini ispatlayamamıştır. Kaldı ki lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumlu olur.&quot;<br />
<br />
Bu olayda hurda haline gelen bir araç, Ceyhun tarafından Aralık 2007 tarihinde onarılmış ve Kasım 2008 tarihinde Ahmet'e satılmış, Ahmet de bu aracı Mayıs 2010 tarihinde Mehmet'e satmıştır. <b>Mehmet, aracı satın aldıktan sonra yaptığı araştırmada aracın 2007 yılında hurda haline geldiğini öğrenmiş ve aracı kendisine satan Ahmet'e karşı dava açmıştır. Yargıtay da bu davada Mehmet'i haklı bulmuştur. Dikkat edilmesi gereken husus şudur; Ahmet'in bu hasarın kendisinden önce oluştuğunu ispat etmesi dahi yetmez. Önemli olan tüm ayıpların alıcı Mehmet'e bildirilip bildirilmediğidir.</b> Böyle bir dava ile karşılaşan Ahmet, kendisinden önceki ayıpları gerçekten bilmiyorsa o da Ceyhun'a karşı talepte bulunabilir.<br />
<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu kararı, ikinci el satın aldıkları araçlarda ayıpla karşılaşan kişilerin hiçbir çekinceleri olmadan aracı kendilerine satan kişilere karşı açacakları davada haklı bulunacaklarını göstermektedir!<br />
<br />
<b>ARACIN PİYASA DEĞERİNDEN DÜŞÜK BİR BEDELLE SATIN ALINMIŞ OLMASI, ARAÇTAKİ AYIPLARIN BİLİNDİĞİ ŞEKLİNDE YORUMLANAMAZ:</b><br />
<br />
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, satıcı ayıpların varlığını alıcıya bildirdiğini veya alıcının bu ayıpların varlığını bildiğini iddia ediyor ise bu iddiasını ispat ile mükelleftir. Uygulamada, alıcının ayıpları bildiğinin*ARACIN PİYASA DEĞERİNDEN DÜŞÜK SATILDIĞI SAVUNMASI ile ispatlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Yüksek Mahkeme ise, bir kararında, aracın piyasa değerinden düşük satın alınmasının, ayıpların alıcı tarafından bilindiği konusunda bir karine teşkil etmeyeceğini bir başka anlatımla araçtaki ayıpların -salt piyasa değerinden daha düşük bir bedel ile satın alındı diye- alıcı tarafından bilindiğinin kabul edilemeyeceğini belirtmiş, bu ayıpların alıcı tarafından bilindiğinin satıcı tarafından açık ve net bir biçimde ispat edilmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır.<br />
<br />
Bu konuda belirtmemiz gereken bir diğer husus da şudur; sözleşmeden dönmek isteyen alıcı, araç için ödediği bedeli iade alacağından aracın piyasa değerinin önemi bulunmamakta ise de, diğer seçimlik hakkı olan “ayıp nedeniyle bedelde indirim” talep ettiği durumlarda aracın &quot;ayıpsız&quot; halinin piyasa değeri önem arz edecektir.*Fakat ne olursa olsun, alıcının, bu ayıplı aracı piyasa değerinden düşük satın almış olması ayıpları bildiği ve bu sebeple düşük fiyata satın aldığı şeklinde yorumlanamaz.*<br />
<br />
<b>ARACIN SATILMIŞ OLMASI DEĞER KAYBINI TALEP HAKKINI ENGELLEMEZ:</b><br />
<br />
Uygulamada karşımıza çıkan bir diğer mesele, ayıplı bir araç satın almış kişilerin, bu aracı sattıktan sonra, aracı kendisine satan (eski) satıcıdan bir hak talep edip edemeyecekleri konusundadır. Başka bir anlatımla, ayıplı araç A tarafından B'ye, B tarafından da C'ye satıldıktan sonra, B, A'ya karşı talepte bulunabilir. Hatta ve hatta, söz konusu araç, A'dan 50.000-TL bedelle satın alınmış ve C'ye 55.000-TL bedelle satılmış olsa dahi, B tarafından A'ya karşı dava açılabilir.<br />
<br />
<b>SATICI, ARACINI, GALERİCİYE TESLİM ETMİŞ İSE:</b><br />
<br />
Yukarıda, araç alım satım işini meslek haline getirmemiş sıradan bir vatandaştan satın alınan araçlar için, uyuşmazlığın, Borçlar Hukuku'nun konusunu oluşturduğunu ifade etmiştik. Bazen de, satılık araç, daha hızlı sürede veya daha kolay satmak gibi amaçlarla galericiye teslim edilmiş olabilir. Bu gibi durumlarda galerici, bu aracın satışına aracılık etmekte olup, genelde satış fiyatından pay/komisyon alır.<br />
<br />
Eğer alıcı, aracını, satıcı üzerine kayıtlı olup da galericilik faaliyeti yapmakta olan bir kişinin ilanı üzerine satın almışsa, burada galerici ile satıcının sorumluluklarını ayrı ayrı incelemek gerekir. HEMEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ, BÖYLE BİR DURUMDA ALICI, TÜKETİCİ SIFATINA HAİZ OLUR VE HAKLARI DAHA GENİŞTİR.<br />
<br />
Galericinin sorumluluğu:* Galerici, ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal<br />
sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişi olduğundan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereği &quot;satıcı&quot; konumundadır.<br />
<br />
Ayıplı mal satışında, galericinin sorumluluğu 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 8 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.<br />
<br />
Yukarıda bahsettiğimiz tüm durumlarda araçta ayıp mevcut demek olup, satıcı adına hareket eden galericinin &quot;Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edileceği&quot; cihetiyle öncelikle bir sorumluluğu söz konusu olur.<br />
<br />
Galerici karşısında tüketici konumunda bulunan alıcının seçimlik hakları şu şekildedir:<br />
TKHK. MADDE 11- (1) Malın ayıplı olduğunun anlaşılması durumunda tüketici (alıcı);<br />
a) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,<br />
b) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,<br />
c) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını<br />
isteme,<br />
ç) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme,<br />
seçimlik haklarından birini kullanabilir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
(3) Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek<br />
olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir.<br />
Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.<br />
(5) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu*bedelin tümü veya bedelden yapılan indirim tutarı derhâl tüketiciye iade edilir.<br />
(6) Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar, tüketicinin seçtiği hakkı yerine getiren<br />
tarafça karşılanır. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu*hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.<br />
<br />
Zamanaşımı<br />
MADDE 12- (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı<br />
maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık*zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır.<br />
(2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası saklı olmak üzere ikinci el satışlarda satıcının ayıplı maldan*sorumluluğu bir yıldan*az olamaz.<br />
(3) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.<br />
<br />
Örneğin, ayıp, galerici tarafından bilindiği halde, araç bu ayıplı haliyle satılmışsa, galerici zamanaşımı hükümlerinden yararlanamaz.<br />
<br />
Satıcının sorumluluğu: Aracın kayıt sahibi satıcı ise,* Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri gereğince sorumludur.<br />
<br />
Özet olarak, satılık aracın, galericiye teslim edildiği bu gibi durumlarda, hem satıcının hem de galericinin sorumluluğuna başvurmak mümkün olup, davanın özel görevli mahkeme olan Tüketici Mahkemesinde açılması gerekir.<br />
<br />
<b>ALICININ SEÇİMLİK HAKLARI:</b><br />
<br />
Araçta ayıp bulunduğu ve bu ayıplar dolayısıyla satıcının sorumlu olduğu durumlarda alıcı, şu seçimlik haklardan birini kullanabilir:<br />
<br />
1.Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.<br />
<br />
2.Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.<br />
<br />
3.Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.<br />
<br />
4.İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme<br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkının kullanılması halinde, satıcının satım bedelini iade etmesi borcu ve alıcının ise aracı, satıcıya teslim etmesi borcu doğmaktadır. Fakat alıcının, bedeli iade almadan aracı teslim etmesi söz konusu olmayacak, bedeli iade almadan aracı teslim etmek ister ise bu teslim tarihinden itibaren faize hak kazanması gündeme gelecektir. Aracın, anlatılan şekilde bedeli iade alınana kadar alıcı tarafından kullanılmasında mahzur yoktur.<br />
<br />
Ayıp oranında satış bedelinde indirim*hakkının kullanılması, satım tarihinde aracın ayıpsız hali ile ayıplı halinin piyasa değerlerinin karşılaştırılması, bu oranın satım bedeline uyarlanması, neticesinde elde edilecek değer ile satım değeri arasındaki farkın alıcıya ödenmesini gerektirir. Örneğin ayıpsız piyasa değeri 50.000-TL, ayıplı piyasa değeri 40.000-TL olan bir araç, 48.000-TL ye satın alınmış olsun. 48.000/50.000x40.000=38.400-TL. Ayıp oranında bedelde indirim yapılması gereken tutar: 48.000-38.400=9.600-TL. Yani satıcının, ayıplı araç satışı ile ilgili alıcıya ödemesi gereken tutar 9.600-TL’dir. Bu hesaplama bilirkişi tarafından yapılacaktır.<br />
<br />
Satılanın ücretsiz onarılmasını isteme ve satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakları konusunda, uygulamada birden çok sorunun doğumuna yol açtığından, burada açıklama yapmayacağız.<br />
<br />
<b>FAİZ KONUSUNDA AÇIKLAMALAR:</b><br />
<br />
Sözleşmeden dönme hakkı kullanılarak araç bedelinin tahsilinin talep edildiği durumlarda faiz, aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren işler. Yani 01.01.2016 tarihinde satın alınan bir araç hakkında açılan dava 01.01.2017 tarihinde sona erdiyse, araç bedelinin satıcıya ödendiği 01.01.2016 tarihinden itibaren değil, ancak dava sonunda aracın satıcıya teslim edildiği tarihten itibaren faiz işler. Çünkü alıcı, araç için ödediği bedeli geri alana kadar aracı teslim etmek zorunda olmadığından aracı kullanmaya devam etmiş olabilir ve bu durumda faiz talep edemez.<br />
<br />
Bununla birlikte bazı durumlarda, satın alınan araçta ortaya çıkan ayıp, aracı kullanılmaz hale getirmiş olabilir. İşte araç kullanılmaz bir haldeyse ancak o zaman faiz dava veya aracın kullanılamaz hale geldiği tarihinden işlemeye başlar.<br />
<br />
Satıcı, alım satım işini meslek haline getirmiş bir kişi değilse işleyecek faiz türü yasal faizdir. Yasal faiz oranı bugün itibariyle yıllık yüzde 9'dur.<br />
<br />
<b>DAVA SIRASINDA ARAÇ SATILABİLİR Mİ?</b><br />
<br />
Tarafımıza yöneltilen sorulardan biri de, dava açtıktan sonra, aracın satılıp satılamayacağıdır. Satış bedelinde indirim hakkının talep edildiği durumlarda, aracın üçüncü kişiye satılması mümkündür. Önemli olan, davanın tarihinde aracın maliki olmaktır. Dava sırasında aracın satılması davanın görülmesine engel olmaz.<br />
<br />
<b>NEDEN DAVA AÇMALISINIZ?</b><br />
<br />
Yukarıda, satıcının, ayıpları kendisi gerçekleştirmemiş veya ayıpların varlığını bilmese dahi sorumlu olacağını anlatmıştık. İşte, satın aldığınız araçta bir ayıpla karşılaştıysanız, aracı size satan kişiye durumu anlatmanıza rağmen sonuç alamıyorsanız yapmanız gereken şey satıcıya karşı dava açmaktır. Eğer siz ayıplar dolayısıyla satıcıya dava açmazsanız, aracı daha sonra satmaya karar verdiğinizde öğrendiğiniz ayıpları yeni alıcıya bildirmek zorundasınız. Eğer bu ayıpları yeni alıcıya bildirmeden aracı satacak olursanız, bu yeni alıcı da sizlere karşı yukarıda bahsettiğimiz tüm haklarını kullanabilir. Böyle bir davada satıcı konumunda olacak sizler de ayıpların varlığından haberdar olmadığınızı veya ayıpların sizin tarafınızdan gerçekleştirilmediğini ileri süremezsiniz.*<br />
<br />
*** Eğer sizler de, bu veya benzeri problemler yaşamaktaysanız, İzmir merkezli bir hukuk bürosu olmamıza rağmen, hemen her ilde bulunan çalışma arkadaşlarımız ile sizlere yardımcı olabiliriz. Bunun için web sitemiz üzerinden <a href="http://www.akahukuk.com.tr" target="_blank">bize ulaşabilirsiniz</a> bölümünü kullanabilirsiniz.<br />
<br />
<i><b>Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Alıntı yaptığınıza ilişkin link vermek suretiyle makalemizi paylaşabilirsiniz. Kaynak belirtmeksizin makalelerimizden alıntı yapılması durumunda yasal işlem başlatılmaktadır.</b></i></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Orhan AKA</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?119-ikinci-El-Arac-Satisinda-Saticinin-Ayiptan-Sorumlulugu</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
