<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.İsmail Arslan</title>
		<link>https://www.hukuki.net/blog.php?162406-Av-ismail-Arslan</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 07:53:23 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Av.İsmail Arslan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/blog.php?162406-Av-ismail-Arslan</link>
		</image>
		<item>
			<title>Hatırlatma</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?196-Hatirlatma</link>
			<pubDate>Fri, 07 Oct 2022 12:36:42 GMT</pubDate>
			<description>“Sürücünün trafik kazasında çarparak yaraladığı hayvanı tedavi ettirmesi hâlinde, veteriner hekim tarafından yapılan tedavi masrafları; sigorta...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">“Sürücünün trafik kazasında çarparak yaraladığı hayvanı tedavi ettirmesi hâlinde, veteriner hekim tarafından yapılan tedavi masrafları; sigorta şirketi tarafından karşılanır.”<br />
Sigorta Tahkim Komisyonu, Karar: 2022/92279, Tarih: 22.04.2022 Sayılı Hakem Kararı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?196-Hatirlatma</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Genel af hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?195-Genel-af-hakkinda</link>
			<pubDate>Wed, 05 Oct 2022 10:27:36 GMT</pubDate>
			<description>Cumhuriyetin yüzüncü yılında bir af çıkmalı kanımca, ama bu af, kişilere karşı işlenen suçları kapsamamalı, sadece devlete karşı işlenen suçları dair...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cumhuriyetin yüzüncü yılında bir af çıkmalı kanımca, ama bu af, kişilere karşı işlenen suçları kapsamamalı, sadece devlete karşı işlenen suçları dair olmalıdır. Özellikle kandırılan, hamakat sebebi ile, cana kast etmemiş terör örgütü iltisaklıları, topluma kazandırmak makul olacaktır.<br />
<br />
Kişilere karşı işlenen suçları devlet affedemez. Bu devletin var oluş gayesine aykırıdır. Devlet, devlete karşı işlenen suçları ancak affedebilir.<br />
<br />
Bunlar da sınırlı olmalıdır. Devlete, Cumhurbaşkanı'na hakaret gibi suçlar, affı düşünülebilir suçlar olabilir ancak. Vergi kaçıranlar, kamu malına zarar verenler değil. <br />
*<br />
Kader mahkumu safsatası<br />
<br />
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık.<br />
<br />
Adalete inancı ortadan kaldırmak, yargıyı itibarsızlaştırmak için uydurulmuş bir söylem. <br />
<br />
Dahası halt işleyenin vebalini Allah'a yükleme kastı da var bu deyişte.<br />
<br />
İşin aslı ise herkes kendi elleri ile işlediklerinin karşılığını görür, yoktur öyle kader mahkumu diye bir hurafe.<br />
*<br />
Tamam, Batı, değerlerini dizi ve filmleri ile dünyaya pazarladı da, ne oluyor bizimkilere, aldatma, aile içi sapkın ilişkiler, ahlaksızlık maceraları kurgulu dizileri hem ülke insanına, hem de bizi sevenlere izletme gayretinde, Batıya tur atma sevdalarının aslı ne ola ki?<br />
<br />
Para değil mi?<br />
<br />
Tutuyor bu senaryolar çünkü. Ama seni tutan olmayacak ey sureti güzel, sıfatı bozuk!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?195-Genel-af-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şu ana kadar paylaştığım en anlamlı yazıdır</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?192-su-ana-kadar-paylastigim-en-anlamli-yazidir</link>
			<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 08:30:31 GMT</pubDate>
			<description>Bugün köşemde şimdiye kadar yayımladığım en anlamlı yazı diyebileceğim bir iktibası sizlerle paylaşmak istedim. İstirhamım ise, bunu çoluk...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bugün köşemde şimdiye kadar yayımladığım en anlamlı yazı diyebileceğim bir iktibası sizlerle paylaşmak istedim. İstirhamım ise, bunu çoluk çocuğunuzla da paylaşmanızdır ki okuyunca, gönülden yapacaksınız bunu zaten.<br />
Hikaye 1936 yılında Denizli'nin Acıpayam ilçesinde görevli öğretmenlerin pikniğe gitmeleriyle başlıyor.<br />
Öğretmenler piknik yaparken keçilerini otlatan küçük bir çoban çocukla karşılaşır. Çobanı yanlarına davet edip çay ikram ederler ve ismini sorarlar.<br />
Küçük çoban ürkek bir sesle cevap verir: Hüseyin...<br />
Hüseyin’e öğretmenler yanlarındaki gazeteyi verip okumasını isterler. O tarihlerde okuma yazma bilenlerin sayısı o kadar azdır ki... Okuma öğrenenlerin diplomaları bizzat valiler tarafından imzalanır...<br />
Hüseyin okuma bilmediği için gazeteyi eline almayı kabul etmez...<br />
Öğretmenler bu kez yaşını ve neden okula gitmediğini sorar...<br />
12 diye cevap verir ve ekler: 3 yaşımda annemi kaybettim, 11'imde de babamı...<br />
Hüseyin ile süre sohbet eden öğretmenler, çocuğun aslında çok zeki olduğunun farkına varırlar. Mutlaka okuması gerektiğini tembih ederler... Hüseyin, karşılaştığı öğretmenlerin verdiği destek ve heyecanla Denizli’de parasız yatılı okumaya başlar. Bir süre sonra katıldığı bir matematik yarışmasında Hüseyin’e bir kitap hediye edilir. Hüseyin kitabı bir gecede bitirir.<br />
Ertesi gün Fen Bilgisi öğretmenine gider, &quot;Bu kitapta eksiklik var” der... Öğretmen şaşırır. Çünkü Hüseyin’in bahsettiği eksiklik, Görecelilik Teorisi hakkındadır. Söz konusu teorinin önemli bir parçasının kitapta olmadığını fark etmiştir Hüseyin. Fen öğretmeni konuyu İTÜ'nde kendi hocası olan rahmetli fizik profesörü Nusret Kürkçüoğlu’na mektup yazarak iletir. Nusret hocadan şu yanıt gelir: “Hüseyin liseyi bitirince İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gelsin”<br />
Ve Hüseyin mezun olunca İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği'ne gider. Denizlili öksüz ve yetim çoban Hüseyin, orada da birtakım çalışmalar yapar ve çalışmalarını hocaları anlayamaz. Hocalarından biri, &quot;Bu çalışmalarını bilse bilse Amerika Boston'daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) görevli Prof. Dr. Morse bilir' deyip mektupla ona gönderir.<br />
Prof. Morse’dan da şöyle bir cevap gelir: “Hüseyin’in bu yaptığını 5 sene önce bir grup buldu, ama bunu Hüseyin’in tek başına bulması olağanüstü bir şey. Biz Hüseyin’in tüm masraflarını karşılayacağız, Amerika’ya gelsin”<br />
Yıl 1952... Hüseyin yüksek elektrik mühendisi olmuştur. Anne baba yok. Köyünün insanları son derece fakir. Bir gazete kampanya yapar ve toplanan parayla Hüseyin Amerika'ya giden bir gemiye bindirilir. Hüseyin, MIT’te Prof Morse’un karşısına geçer. Morse, Hüseyin’in tez hocası olacak ama Hüseyin’in İngilizcesi de iyi değil. Anlayamıyor pek Morse’un dediklerini. Hocasına “Write on the blackboard” der. Prof. Morse da Hüseyin’in tez konusu olacak konuyu tahtaya yazar ve Hüseyin de bunu defterine geçirip üniversiteden ayrılır. MIT’te genelde tez konuları 5 senede, 9 senede bitirilebiliyor olmasına rağmen Hüseyin çalışmasını 3 ay sonra bitirip hocasının karşısına çıkar. Morse birkaç gün sonra tezi inceleyip Hüseyin’i çağırır. “Senin tezin bitti. Ancak burası MIT. Biz burada böyle hemen doktora diploması veremeyiz. Sen git istediğin dersleri al, 2 sene sonra gel” der.<br />
Hüseyin 2 sene sonra doktorasını alıp bu kez Princeton Üniversitesi'ne gider. Orada ünlü fizikçi Albert Einstein ile birlikte çalışır.<br />
Birkaç yıl sonra Boston’a geri dönüp icatları destekleyen bir firmada çalışmaya başlar. Burada bilgisayarlar ile konuşmanın onlara talimat vermeye yönelik projeler yürütür. Sesle kumanda edilen bilgisayarı ilk defa 1960’ların başında Hüseyin Yılmaz yapar.<br />
1958 yılında, çalışmalarını yakından takip ettiği Albert Einstein’in kendisi kadar ünlü fonksiyon teorisinde eksikler tespit eder ve bunu bir mektupla kendisine bildirir. Ancak mektup ulaşmadan Einstein ölür.<br />
Yılmaz, bu hatayı ünlü bir bilim dergisinde yayımlayınca akademik dünyada adeta kıyamet kopar. Bilim dünyası ikiye bölür ve Einstein’in kuramına karşı Yılmaz kütle çekim kuramı da literatüre girer. 27 Ocak 2013'te ise ABD'de vefat eder.<br />
Bugün dünyada çok popüler olarak kullanınan Siri, Google Now, Cortana gibi bütün programlardaki sesli komut sistemin mucidi Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz'dır... (İktibas)<br />
Her şeyden o kadar çok doluyuz ki biraz azalsak farkındalığımız artacak. Mailis Nalars</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?192-su-ana-kadar-paylastigim-en-anlamli-yazidir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vergi indirimi belgesi ile emekli olanların yaşadığı hukuksuzluklar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?186-Vergi-indirimi-belgesi-ile-emekli-olanlarin-yasadigi-hukuksuzluklar</link>
			<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 08:32:13 GMT</pubDate>
			<description>SGK son zamanlarda belgesinde herhangi bir sahtecilik ve emeklilik işleminde bir usulsüzlük bulunmayan ve süresiz olarak düzenlenmiş vergi indirim...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">SGK son zamanlarda belgesinde herhangi bir sahtecilik ve emeklilik işleminde bir usulsüzlük bulunmayan ve süresiz olarak düzenlenmiş vergi indirim belgesi ile şartları sağlayarak emekli olan yurttaşları kontrol muayenesine çağırmakta olup, çağrıya icabet etmeyenlerin veya icabet ile, rapor oranları düşenlerin yaşlılık maaşlarını kesmektedir. <br />
<br />
30 Mart 2013 tarihli 28603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’te Kazanılmış haklar alt başlığında<br />
<br />
“MADDE 18 –(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce; özürlüler için düzenlenmiş sağlık kurulu raporlarıyla belirlenmiş olan özür oranları, çalışma gücü kayıp oranları, vücut iş görme gücü kaybı oranları, tüm vücut fonksiyon kaybı oranları geçerli olup bu oranlara dayanılarak sağlanmış sosyal destek ve yardım hizmetlerinin sürdürülebilmesi için yeniden özürlü sağlık kurulu raporu düzenlenmez.<br />
<br />
(2) Ancak, süreli verilen raporlar ile ilgili olarak hastaneye yeniden sevk işlemi uyarınca veya herhangi bir sebeple yeni bir rapor istenmesi durumunda, özür oranları, bu Yönetmelik hükümlerine göre yeniden belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.<br />
<br />
 Engelli vergi indirimi ile emeklilikte belli oranda engeli olan  sigortalı, prim ödeme ve emeklilik yaşı konusunda bir özel imtiyaz ile emekli olmaktadır, malulen emeklilik ise çalışma vasfını kaybeden % 60 ve üzeri engele sahip sigortalıların emekliliği ile ilgilidir ve malulen emekli olanlar, emekli olduktan sonra çalışır iseler, yaşlılık aylıkları durdurulur, vergi indirimi ile emeklilikte böyle bir durum söz konusu değildir.<br />
	<br />
SGK’nın vergi indirimi ile emekli olanlara dair kontrol muayenesine çağırma ile ilgili bir düzenlemesi bulunmayıp, Kurum mevzuatı gereği bu kontrolleri ancak malulen emekli olanlardan talep edebilir. Kurum, iki ayrı müessese olan farklı emeklilik durumlarını cem ederek hukuka aykırı bir işlem yapmaktadır.<br />
Kanun maddesi malulen emekli olanlara dair bir yükümlülüğü ortaya koymakla birlikte, engelli vergi indirimi ile emekli olanları kapsamamaktadır. Kanun ile ortaya konulmayan hak ihlaline sebep olucu bir düzenlemenin, iç genelge ile düzenlenerek uygulanması da hukuk devleti olma ilkesine tenakuz oluşturmaktadır. İşin vahim tarafı bu ihlalin yargı tarafından da makul görülmesi olmuştur.<br />
<br />
Engelli vergi indirimi ile emeklilikte belli oranda engeli olan sigortalı, prim ödeme ve emeklilik yaşı konusunda bir özel imtiyaz ile emekli olmaktadır. Malulen emeklilik ise çalışma vasfını kaybeden % 60 ve üzeri engele sahip sigortalıların emekliliği ile ilgilidir ve malulen emekli olanlar, emekli olduktan sonra çalışır iseler, yaşlılık aylıkları durdurulmaktadır.<br />
<br />
Engelli vergi indirimi ile emeklilikte böyle bir durum söz konusu değildir.<br />
<br />
SGK’nın Engelli vergi indirimi ile emekli olanlara dair kontrol muayenesine çağırma ile ilgili bir düzenlemesi bulunmamaktadır.<br />
Kurum ancak malulen emekli olanlardan mevzuatı ve hukukun gereği olarak bu kontrolleri talep edebilir.<br />
Kurum, iki ayrı müessese olan dayanak ve işlemleri, şartları farklı emeklilik durumlarını cem ederek hukuka aykırı bir işlem yapmaktadır.<br />
<br />
Nitekim mezkur Kanun maddesi aşağıdadır:<br />
Madde 94- Kurum yürütülen soruşturma kapsamıyla sınırlı olmak üzere;<br />
a) Sağlık hizmeti alan genel sağlık sigortalısından veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerden, sağlık hizmetinin gerçekten alınıp alınmadığını,<br />
b) Sigortalının, isteğe bağlı sigortalının veya bunların hak sahiplerinin malûllük, iş göremezlik raporlarında belirtilen rahatsızlıklarının mevcut olup olmadığını,<br />
tespit amacıyla kontrol muayenesi ve tetkik yaptırılmasını talep edebilir.<br />
Malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar, malûllük durumlarında artma veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç olduğunu ileri sürerek aylık ve gelirlerinde değişiklik yapılmasını isteyebilecekleri gibi; Kurum da harp malûlleri ve vazife malûlleri hariç, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış sigortalılar ile aylık veya gelir bağlanan ve çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocukların kontrol muayenesine tâbi tutulmasını talep edebilir.<br />
Kurumca yaptırılan kontrol muayenesinde veya sigortalının isteği üzerine ya da işe alıştırma sonunda yapılan muayenesinde yeniden tespit edilecek malûllük durumuna göre, malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri, yeni malûllük durumuna esas tutulan raporun tarihini takip eden ödeme dönemi başından başlanarak artırılır, azaltılır veya kesilir.<br />
Çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocuklara bağlanmış bulunan gelir ve aylıklar, kontrol muayenesi sonunda tespit edilecek malûllük durumuna göre, rapor tarihinden sonraki ödeme dönemi başından itibaren kesilir.<br />
Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten sonraki ödeme dönemi başına kadar kabul edilebilir bir özürü olmadığı halde kontrol muayenesini yaptırmayan sigortalının malûllük aylığı veya sürekli iş göremezlik geliri ile çalışma gücünün en az % 60'ını yitiren malûl çocukların kendilerine bağlanmış olan gelir veya aylığı, kontrol muayenesi için belirtilen tarihten sonraki ödeme dönemi başından itibaren kesilir.<br />
Ancak, kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten başlayarak üç ay içinde yaptıran ve malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının veya aylık ya da gelir bağlanmış olan malûl çocuğun kesilen aylık veya geliri, kesildiği tarihten başlanarak yeniden bağlanır.<br />
Kontrol muayenesini Kurumun yazılı bildiriminde belirtilen tarihten üç ay geçtikten sonra yaptıran ve malûllük veya sürekli iş göremezlik halinin devam ettiği tespit edilen sigortalının malûllük aylığı veya yeni sürekli iş göremezlik derecesine göre hesaplanacak geliri, gelir veya aylık bağlanan çalışamayacak durumda malûl çocukların ise almakta oldukları gelir veya aylık, rapor tarihinden sonraki ay başından başlanarak yeniden bağlanır.<br />
Sosya Güvenlik Kurumu, vergi indirimi ile emekli olanları malulen emekli olarak algılıyor ve bu sebeple maluliyetinin devamı tespit olunanlar için yaşlılık aylığını yeniden bağlıyır ki, bu hatalı tespit ve yaklaşımın hak kayıplarına sebep olduğu ortada olup, Kurumun bir an önce bu yanlışından dönmesi isabetli olacaktır. Olmazsa yargı, bu hukuksuzluğa mani olmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?186-Vergi-indirimi-belgesi-ile-emekli-olanlarin-yasadigi-hukuksuzluklar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tedbir önerileri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?185-Tedbir-onerileri</link>
			<pubDate>Sat, 21 Mar 2020 15:31:42 GMT</pubDate>
			<description>Sokağa çıkma yasağı çözüm değil, bilakis büyük çıkmazlara vesile olur. Çözüm kronik hasta ve yaşlıları bir müddet izoledir. Bu virüs tüm dünyaya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sokağa çıkma yasağı çözüm değil, bilakis büyük çıkmazlara vesile olur. Çözüm kronik hasta ve yaşlıları bir müddet izoledir. Bu virüs tüm dünyaya yayılacak, kaçarı yok, ama bağışıklığı zayıfları korumak mümkün ve halkı immü sistemi güçlendirmeye yönelik ürünlerin kullanımına yönlendirmek bir devlet politikası olmalıdır.<br />
Parklar hacı dede hacı nine kaynıyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu işi engelleyebilir hükümet. 65 yaş üstü sokağa çıkma yasağı gerekiyor. Çıkana vasi atanması veya emekli maaşının kesilmesi desinler yeterli.<br />
Hazreti Adem aleyhisselamdan bu yana gelen tüm Peygamberlerin şeriatlarında insanlığa ortak mesajları hayat (can), nesil (nesep, ırz), akıl, mal ve dinin korunması olup, Allah'tan gayrına eyvallah etmemek ve Ona layığı vechiyle, istediğince ibadet etmesi ve sadece iyi insan olarak yaşamaktan başka da bir vazifesi yoktur insanın.<br />
Bu noktada Peygamberlerin ortak mesajları ile, bu mesajları tebliğ ettikleri kültürlerin alışkanlık ve yaşama biçimlerini tefrik edememenin ceremesini akledememe ayıbı ile tüm inanırlar tarih boyu çekmişlerdir ve bu ayrım yapılamadıkça da çekmeye devam edeceklerdir.<br />
Şu umreden geldiğinde, alındığı karantinadan kaçmaya çalışırken yakalanınca, polise, bende virüs varsa, size de bulaşsın diyerek tüküren şahıs, eğer cennete gidecekse, adalet, ona mahsus olarak, cennette tek kişilik cehennem öngörür.<br />
Dünyada bu denli yayılan bir virüs er geç herkese buluşabilir, mesele, olabildiğince bulaşmayı tehir edebilmek, özellikle yaşlı ve kronik rahatsızlığı olanlara ki bir aşı, veya tedavi geliştirilecek olursa, en basit mantıkla zaman kazanılmış olur.<br />
Bu mevzunun özü bu.<br />
Vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmak ise esaslı korunma unsuru ki bu da oksijeni bol alkalisi yüksek su, dengeli ve sağlıklı beslenme, kaliteli uyku, iyi işleyen bir bağırsak yapısı ile mümkündür. En önemlisi ise moral ve ağız tadı.<br />
Şimdi herkes hayata asılsın ki kimsenin bu dünyada kazık çaktığı bir hayatı hiç olmadı ve olmayacak da malum.<br />
Son 20 yılda muhafazakarlık arttıkça din azaldı. Öyle ki;<br />
Evvel zaman fakir iken sonradan zenginlemiş, namazında niyazında, kadın, içki ile asla işi olmaz ve sorsan harama hiç yanaşmaz, an itibarıyla 7 nesil sonrasına yetecek memaliğin sahibi, Allah'ın verdikçe verdiği insanlar peydahladı, işçisine 2000 lira ücret veren ve ama itibar için çeşitli kurum ve kuruluşlara aylık 100.000 lira dağıtan...<br />
Derseniz, nereden biliyorsun kalbini mi yardın baktın &quot;itibar&quot; için verdiğini? Derim ki:<br />
İşçisine 2000 lira verirken, değil 100.000, trilyon lira verse, bunun bir kuruşu sadaka olarak kabul edilecek ise mizanda, ben bu dini anlamamışım demektir.<br />
Bir de muhafazakar kesimde kamuda sakal serbest olsun kampanyaları görüyorum, istedikleri sakal değil, İran Farisilerinin tercih ettikleri bir model. Dini mahiyette sakalın keyfiyeti fıkıh kitaplarında belli. Lakin o sakalı tercih eden muhafazakarlar yok. Bendeniz de bu Farisilerin sakal modelini sevmiyorum ve sünnette varit olan sakalı ise nefsani bahanelerim ile bırakamadığım için sinek kaydı traş oluyorum. Kamuda giyim kuşam bir standart içinde olacaksa, asla İran Farisi tarzı olmamalı. Batı olmasın diyenler İran örfünü İslam diye yutturmaya kalkmamalı.<br />
100 milyarlık bütçe değil, bir kaç milyon lira ayırarak, Türkiye'de kendilerine ulaşan, modern tıbbın tedavide aciz kaldığı vakalara derman vesilesi olmuş amatör çalışan bitki bilimcileri koordine ederek, ciddi bir ar-ge çalışması ile virüs ve kanser bazlı sıkıntılara çözüm geliştirse devlet, tüm ekonomik problemleri son bulabilir ve dünyada düzeni değiştirebilir.<br />
Mümkün mü ama?<br />
Değil.<br />
Neden?<br />
Değil de ondan.<br />
Sırf bendeniz bile üç isim tanıyorum ki, binlerce hastaya derman vesilesi terkipler geliştirdiler. Ama maalesef, mümkün değil.<br />
Şu İngiliz aklına, varlığını teslim eden şövalyeler, evet, sözüm size, az da olsa kafanız çalışıyorsa, yolunuzdan dönersiniz.<br />
Virüse dair ülkelerinde tedbir almayarak, sürü bağışıklığını savunan dangalaklar, sonradan tedbire başvurdular ve bu arada ölen öldü ve ölme seviyesini yükselttiler.<br />
Evet, vücut bir şekilde kendi bağışıklığını geliştirecek, lakin zayıf, yaşlı ve hastaların ölmesi gerekmiyordu bunun için. Onları, virüsten sakındırarak da sürü bağışıklığını güçlendirmek mümkündü ki yarın bir gün bir aşı veya tedavi geliştirildiğinde ölenleri geri getirmek söz konusu olmayacak tabii ki.<br />
Ve bu İngiliz hayranları ülke yönetimine talipler.<br />
Allah milletimize feraset nasip eylesin. Amin</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?185-Tedbir-onerileri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>engellilerin yaşadığı sorunlara çözüm önerisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?181-engellilerin-yasadigi-sorunlara-cozum-onerisi</link>
			<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 08:29:42 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bu aralar engellilerin üye oldukları sanal plaktformlarda konuşular konuların kahır ekseri şunlar: 'Ne zaman maaşım kesilecek kaygım ne zaman...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu aralar engellilerin üye oldukları sanal plaktformlarda konuşular konuların kahır ekseri şunlar: 'Ne zaman maaşım kesilecek kaygım ne zaman bitecek, kontrol muayenesinde oranım düşerse maaşımı keserler mi?' <br />
Türkiye'de hiçbir iktidar döneminde engelli bireyler bu kadar tedirgin edilmemişlerdi. Bir türlü rayına oturtulamayan engellilik kriterleri ve raporlama mantığı sebebiyle yaşatılan problemlere siyasilerin kulakları tıkalı olsa da, bendeniz çözümü yazayım yine de:<br />
Engellilik kriterleri, her bir alan için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Maaş alma kriteri ile vergi bağışıklığından faydalanarak araç alma kriteri aynı rapor oranlaması ile belirlenmemeli. Gerçek durum doğru tespitlerle ortaya konulmalı ve reel durum ne ise, onunla orantılı uygulama ortaya konulmalıdır. Engelli birey vardır, tek başına hayatını idame edemez, engelli birey vardır çalışabilir durumdadır, ikisine de % şu kadar engeli var tarzı bir tespitleme mantığı ile raporlama yapılmaktadır ki bu yanlış ve hatalıdır. <br />
Misallendirmek gerekirse, araç kullanamaz durumda olmasına rağmen, sırf o oran kağıtta yazılı rakama tekabül etmiyor diye vergi bağışıklığından yararlanamayan binlerce engelli var. Suistimaller bahane edilerek, hayatları zaten zor olan engellilere yeni problemler ihdas edilmemeli, suistimalin kaynağı olan liyakatsız atamalar, görevlendirmeler engellenmeli, ayakları yere basan düzgün bir mevzuat oluşturulmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?181-engellilerin-yasadigi-sorunlara-cozum-onerisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?180-Engellilerden-haksiz-alinan-oTV-ve-getirdigi-sorunlar</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 08:25:56 GMT</pubDate>
			<description>Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar 
 
Vergi İdaresi bırakınız Yasayı, bizzat kendi çıkardığı tabi olduğu Tebliğ’e uymayarak hukuka...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Engellilerden haksız alınan ÖTV ve getirdiği sorunlar<br />
<br />
Vergi İdaresi bırakınız Yasayı, bizzat kendi çıkardığı tabi olduğu Tebliğ’e uymayarak hukuka aykırı bir vergi tarh ediyor.<br />
<br />
Müvekkil, vergi idaresi memuruna soruyor: Yaptığınız tarhiyat ve kestiğiniz cezalara dair yargı, onanmış kararlarla iptal hükmü veriyorken, ısrarla, davaları kaybettiğinizi bilip dururken, neden bu ihbarnameleri göndermeye devam ediyorsunuz? Cevap şu: Dava açmayanlardan yapılan tahsilat ortada ve açılan dava sayısı önemsiz iken, neden göndermeyelim. <br />
<br />
Mevzu şu: Engelli yurttaş usulüne uygun %90 ve üzeri oranlı sürekli kayıtlı rapor alıyor ve bu raporla ÖTV bağışıklığından yararlanarak araç alıyor. Vergi idaresi aylar, yıllar sonra, e ama sen sonradan başka bir rapor almışsın ve o raporda engel oranın düşmüş, öde şu vergileri diyor. Halbuki Tebliğ diyor ki:<br />
<br />
18/04/2015 tarih 29330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’nin II-C-1.5. Ortak Hususlar Bölümünde;<br />
<br />
 “Engellilere, engelli sağlık kurulu raporu verilmesine dair ilgili mevzuatın değişmesi halinde, değişiklik tarihinden önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş olan engelli sağlık kurulu raporları ÖTV istisnası uygulamasında geçerlidir. Ancak, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış sağlık kurulu raporlarına dayanılarak bu istisna kapsamında işlem tesis edilmez.<br />
<br />
Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır. Malul veya engelli tarafından geçerli raporun ibraz edilmediğinin tespiti ve ibraz edilmeyen en son tarihli raporun da ilgili istisna uygulamasında aranılan mahiyette olmaması durumunda, ziyaa uğratılan vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte malul veya engelliden aranır.<br />
<br />
Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın; belirli süre içinde geçerli olduğunun belirtilmesi halinde, raporun süresinin bitimine altı aydan az bir süre kalmaması kaydıyla, bu süre içinde, ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.<br />
<br />
Süreli raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılması halinde, raporun süre bitiminde ÖTV istisnasının devamı için yeni rapor ibrazı aranmaz.” hükümleri yer almaktadır. Yukarıdaki paragrafı uygularken, aşağıdaki paragrafı sarfı nazar ediyorlar.<br />
<br />
Evet, benzer nitelikte açtığımız davaları kazandık, tarhiyat ve cezalar iptal edildi ve kararlar onandı; ama ısrarla devam ediliyor. Durumu çok açık şekilde izah ettiğimiz Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı, mesela tarhiyatları iptal etti; ama konu Maliye idaresinde ilgili herkese izah edilmesine rağmen, bir yazı ile durumu düzeltmek yerine, diğer şehirlerde benzer durumda olanlara devam ediyor. İdarede mantık bu olabilir mi, lütfen, vicdanla düşünün: Haksızız; ama dava açmayanlardan gelen para da yabana atılası değil. İşlerimiz neden rast gitmiyor diye oturup boş yere sormasın üst idareciler kendilerine. Cevap; Ah ile tahsil olunan haram paranın, Hazine’ye karışmasıdır.<br />
--<br />
Soruluyor peki biz ödedik. Geri alabilmek mümkün mü deniliyor. Yöntem şu: Vergi dairesine vergi hatası bağlamında başvurup talebin reddini mahkemeye taşıma imkanı var. Zor bir yol; ama vergi hatası bağlamında denenebilir ve belki İdare haksız aldığı parayı iade etmeyi düşünerek, Hazine’yi haramdan temizlemeye niyet edebilir davasız mavasız.<br />
-- <br />
Ey Avukat, ne diye uyandırıyorsun, bak kazanıyormuşsun ne güzel işte davaları. Al vekalet ücretini işine bak sen mi dediniz. Bendeniz de %81 engelli bir avukatım ve avukat ünvanımdan önce bu milletin bir ferdiyim. Ne milletimin hazinesine haram para girsin, ne de hukuka aykırı işi sebebiyle idare milletimin hazinesinden bana para ödesin. Herkes işinin hakkını versin. Önüne baksın derim.<br />
<br />
Ek yazı: <br />
<br />
Müvekkil adayı İzmir'den aradı, bir gazi ve ortopedik engelli. İlk aldığı rapor ile ÖTV bağışıklığından faydalanarak araç alıyor. Oranı %90 altında. Araç otomatik kendisi kullanabiliyor. Sonra başka bir rapor alması gerekiyor, oran psikolojik sorunları düzeldiği için düşüyor, ama ortopedik engel devam ediyor. Vergi idaresi öde şu vergileri diyor. Gazinin ne güzel işte psikolojik engeli düzelmiş demiyor, yeni psikolojik sorunlar ihdas ediyor. Gazi'ye uzlaşmaya başvur demişler, o da herhalde durumumu görüyorlar, bir yanlış yapmazlar kanaati ile uzlaşma günü belirlenmesini talep etmis. Orada olan şu oluyor, parantez içi söyleyeyim, cezaları azaltıyorlar, vergiyi alıyorlar. Dedim ben de, gir uzlaşma toplantısına ve uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağı imzala, hemen akabinde davanı açalım. Senden bir kuruş bile alamazlar davayı kazanınca. Bir Gaziye bu eziyeti reva gör. Sonra da hak, hukuk, adalet, öyle mi?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?180-Engellilerden-haksiz-alinan-oTV-ve-getirdigi-sorunlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Süzme Tenkitçi Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?179-Suzme-Tenkitci-Yaziti</link>
			<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 08:18:59 GMT</pubDate>
			<description>Bizim sadece tek bir takıntımız bizimle ilintili tüm yaşamları perişan etmeye yetiyor: Dediğimce olsun, ben ne dersem o olsun... Mailis Nalars...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bizim sadece tek bir takıntımız bizimle ilintili tüm yaşamları perişan etmeye yetiyor: Dediğimce olsun, ben ne dersem o olsun... Mailis Nalars Sarpust Yazıtları mö 3421<br />
--<br />
Süzme Tenkitçi Yazıtı<br />
<br />
Bir üretimi yoktur orada burada bulduğu belli kıymet taşıyan emek verilmiş didinilmiş şeyleri okur ve bir iki cümleyle hepsinin göbeğine imzasını şettirir!<br />
Birinin söz söyleyebilmesi için bir sözün üstüne, nitelik ve niceliğini de bilmek gerekir kimsin söz sahibi? <br />
Düşünen mi ya da düşünenden nemalanan bir soytarı mı?<br />
Yok yani varsa bir sözün sözüm üstüne tabi ki bilmek isterim ama gerdan kırmadan yanaş ki sen hafif de olsan sözün ağır olsun <br />
<br />
Tenkitçilerin çoğunun sorunu mevzu hakkında bir fikri olmayışıdır. O an okurken donanır, kafası çalışır, aklına gelen ilk şeyi de bilir bilmez paylaşır <br />
<br />
X hakkında biri doğru bulmadığın bir şey mi dedi?<br />
Yaz sen de kendi doğrunu bak bakalım yazdıkların başka birilerinin eğrisi mi doğrusu mu? <br />
Sen dış kapının mandalı olmada uzmansın da biri sana kapak olunca takken önüne düşecek mi bilelim?<br />
<br />
<br />
Sanal dünyanın en mongol tarafı bu, herkes ulema, herkes filozof, oturup üç cümle kurmayı beceremeyen niceler, donanımsız, varlıksız, ama cüretli ve pervasız ömürler harcanmış fikirleri şeylerinin keyfine örselemedeler<br />
<br />
Tenkit, banka gibidir; başkasının sermayesine ihtiyaç duyar, sözün mü var? Söyle...<br />
<br />
Sözünün başkaya sermayeliği bakalım canını mı sıkar, canına can mı katar<br />
<br />
Yanlış anlaşılmasın geliştirici verimli katkı demiyorum<br />
<br />
Daha okurken birinci kelimesinden belli olan süzme salaklığı kastediyorum.<br />
<br />
Bilgisayar oyununda maçı kazanırsın Ronaldinyo olursun, Emre de, ama reelde topa ayağın değse iki büklüm yeri öpersin<br />
<br />
Bunun gibidir bilinçsiz tenkit<br />
<br />
Sözde şişirir havası o an iyidir ama sen konuşmaya başlayınca keseden pıss diye indiriverir...<br />
Mailis Nalars<br />
-- <br />
İnsan ve Dünya... <br />
Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra Pazar sabahı kalktığında, bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için, eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.<br />
Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü:<br />
-Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez...<br />
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz” dedi.<br />
Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi:<br />
- Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı. İnsanı düzelttiğim zaman, dünya kendiliğinden düzelmişti. (alıntı)</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?179-Suzme-Tenkitci-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz Mesajı Alındı mı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?178-15-Temmuz-Mesaji-Alindi-mi</link>
			<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 11:09:47 GMT</pubDate>
			<description>15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur: 
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur:<br />
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine bağlı olanları, tabiiyetlerini kapı önüne bırakmadan içeri girme şansları olmadığına inandıramıyor ve iradesi güdümlüleri bir yerlere yerleştiriyor ise bu hadisenin tekrarı ve daha acı boyutlusu kesindir. <br />
Liyakattan daha sağlam ölçüt aranmamalı ve devleti, emeline kullanacaklara asla fırsat verilmemelidir.<br />
Kim ki devletin imkanları ile kendine, civarına, tabiiyetine imkan devşirme gayretine girdi, onun ve fayda sağladığı her neresi ve kim ise tüm mal varlıklarına el konulması ilk yaptırım olmalı ve kimseye bu hususta ayrıcalık tanımmamalıdır.<br />
-- <br />
Devlette görev alabilmenin çok basit bir kriteri olmalı, liyakat.<br />
Liyakat da yapacağı iş ile ilgili eğitimini almış ve sahih bir nosyon sahibi olmak kadar kolay bir ölçüte tabidir. Hukuk eğitimi almamış, hukuk nosyonu olmayan birini falan mensubiyetten sağlam referesi var diye kürsüye oturtmak cinayet olduğu gibi, sağlam bir hukuk nosyonu edinmiş birini filan yerden referesi yok diye, hak ettiği kürsüden mahrum etmek de zulümdür. <br />
Adalet kolay tesis edilebilir, ama adil kalabilmek hiç kolay değildir.<br />
--<br />
İlkeye kıymet vermeyi değil lidere teslimiyeti ta'lim eden bir din algısını bu gençliğe dayattıkça devletin temellerine patlayıcı yerleştirdiğini idrak edemeyenler mi devletin bekasına çalışıyor olacaklar?<br />
Hayal görürsünüz ancak.<br />
Tahkik ile taçlanmış iman ve bu imanın gereği ahlaki donanım, Kur'an'ı güzel nağmelerle seslendirme öğretilerek elde edilecek vasıflar değildir, ancak O Kur'an'ın anlaşılması, mesajları üzerinde derin tefekkür ile kazanımı mümkün kıymetlerdir.<br />
Müslüman dünyasının acil bir hedef düzeltme vakti çoktan gelmiş, hatta geçmektedir.<br />
Kişilere onlara ait olmayan vasıfları ne kadar giydirmeye çalışsanız da sırıtır o vasıflar beşaretin üstünde, uymaz ne ederseniz edin.<br />
-- <br />
ABD, Türkiye'nin yükselişini göz yummaz. Büyük Yahudi Krallığı'nı kurma ideali için görevli olduklarına iman etmiş idarecilerin kendi halkını bile gözden çıkardığı bu devlet, Ortadoğu'yu istediği kıvama getirmeden de durmayacaktır. Bu minvalde Türkiye'nin ABD ile tüm köprüleri atması ve Türki devletleri başta olmak üzere, bölgedeki tüm devletlerle sıkı ilişkiler kurmaya gayret etmesi, bunun için de gerekli siyasal müdahaleleri bizzat yaparak, kendi halkına ihanet içindeki nice ülke yönetimini yıkması şarttır. <br />
Kısaca ya büyük hamle yapmak zorundayız, ya da itaat ederek üç günlük ömrü bize uygun gördükleri topraklarda, arzularınca heba etmeye mahkumuz. Emin olun tüm dünya Ortadoğu'da oynanan oyunun farkında, doğru iletişim ve liderlik ile dünyanın yörüngesini değiştirmek de mümkün. Sadece ahlaki ilkeleri gözetmek ve ciddi iman yeterli başarı için.<br />
--<br />
Hükümdarın Yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... Yüz binlerce tanrısı oldu var ettiği tarihi boyunca. Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını. Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
<br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı?<br />
<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının?<br />
<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler. Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye. O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden; ya biz?<br />
<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapınırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
Düşmez başımıza inancıyla üstelik ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz.<br />
<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her var edilmiş tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı, tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?178-15-Temmuz-Mesaji-Alindi-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zarardan Dönen Kardadır</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?177-Zarardan-Donen-Kardadir</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 13:34:00 GMT</pubDate>
			<description>Zararın neresinden dönülürse dönülsün, dönme anından itibaren dönen kardadır. 
-- 
Desinler demesinler diye değil, hak hak olduğu için haktan yana...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Zararın neresinden dönülürse dönülsün, dönme anından itibaren dönen kardadır.<br />
--<br />
Desinler demesinler diye değil, hak hak olduğu için haktan yana olmak er kişi işidir. Er de erdir, erkeği dişisi olmaz. Mailis Nalars<br />
--<br />
Zorunlu arabuluculuktan ihtiyari arabuluculuğa geçilmesi ve arabulucuya başvurulmasının dava şartı olma kuralından geri adım atılması, özellikle idari davalar için bu müessesenin adının asla anılmaması, arabuluculuğun hakim savcı avukat gibi ayrı bir sıfat olması ve bu iş ile iştigal etmeyi tercih eden hukukçunun başka bir iş ile ilgilenmesinin kısıtlanması kurumun geleceği ve hukuk sistematiğimizde başarılı bir uygulama olarak yer alabilmesi için adalet adına fikrimce zaruridir.<br />
-- <br />
Şu sıcaklarda şifa bulma niyeti ile bir kişi sadece az miktar su içerek kendini tedavi ettiğini düşünürken kan şekerinin 50ye düştüğünü paylaşmış ki bir tarz intihar bu ve alternatif tıp gölgeliği altında özellikle sanal dünyada buna benzer saçma sapan uygulamalar yayılmaya çalışılıyor. Bünye neye ne kadarına dayanabilir bilmeden kan idrar tahlilerinden habersiz çaresizliğin düşürdüğü kuyularda çürümeme adına doktor kontrolü ve önerisi olmadan bu gibi alternatif uygulamalardan uzak kalmamanın bilerek ölümü seçme ile eşanlamlı olduğunu düşündüğümü paylaşmak istedim.<br />
-- <br />
Dava diyorlar ya, bendenizdeki direkt çağrışım şu oluyor: Bu güne kadar ocular, bucular bu memleketin varlıklarını götürdü, artık bizimkilerde sıra. Muhafazakar burjuvalar var olsun, yolları açık olsun. <br />
Evet dava tam aksini ifade ediyor olsa da realitede dava maalesef sadece bundan ibaret ve sair ne var ise boya badana.<br />
Surda bir gedik açılmıştı ve sonra sur komple yıkıldı. İhale akıncıları akıyor şimdi dört bir yandan.<br />
Yanılıyor muyum?<br />
Çıkarsınlar etik yasayı. Nedir etik yasa? Bir mevki makam ünvan sahip olanların kendilerine ve civarlarına, kendilerinden olanlara, makamın, ünvanın gücünü kullanarak imkan sağlanmasının engellenmesi.<br />
Bu olmadıkça her dava lafı sadece teneke gürültüsüdür kulağıma.<br />
-- <br />
Bu günden tezi yok devletteki vazife ve yetkisi kaynaklı olarak, kamuyu bilerek isteyerek zarara uğratan her memurun, verdiği zarara dair en önce mal varlığı ile sorumlu tutulması yönünde yasal düzenleme yapılmalı ve siyasi nüfuza ile kendine veya çevresine fayda sağlayan her siyasi de ağır müeyyidelere tabi tutulmadır ki bendenizin beka meselesi bundan ibarettir. Ahiretini kaybedecek birinin Asya kadar devleti olsa ne fayda ona bu dünyada.<br />
Varsanız varsınız demektir, yoksanız zaten hiç var olmamışınız demektir.<br />
-- <br />
Evet benim bir sıkıntım var devletle ve o da yönetim mekanizmalarının kişiye güven odaklı kurgulanması, ilke odaklı mekanizmanın oturtulamaması kökenlidir. <br />
İnsan beşerdir, şaşar, kayar, düşer, halt işler. Devlette her mevki bir insanın sağlamlığına emanet edilemeyecek kadar kıymetlidir. Mevki ilkeleri temsil etmeli ve ilkeler idareye hakim kılınmalıdır. Mevkinin gücü ile şahsen güçlenenin ocağına incir ağacı dikmeyen her düzen düzenlerin düzenidir.<br />
-- <br />
Dünyanın en aşağılık işi<br />
 <br />
Devlette bir makam kapıp, cemaat, parti, ideoloji, klik, mezhep, meşrep, ırk, tarikat v.s. v.s. bilumum cılığını culuğunu devlet kapısından içeri adımını atarken dışarıda bırakmayıp, makamında yandaşına, adamına, dostuna, hocasına, liderine, önderine hizmet eden, fikrinden dininden olmayanı iplemeyen her kim var ise tümünün suratına ağzına kadar dolu büyük bir kova tükürük boca ediyorum.<br />
<br />
Tabi ki insan bir fikre inanca sahip olabilir; ama devlet ise mesele, orada inancını ideolojisini emeline kullananlar, yandaşından gayrını gözü görmeyen holigan tarafçı, talimat ile oturup kalkanlardır Şarkta bizi hep çukurlarda zillette bırakanlar..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?177-Zarardan-Donen-Kardadir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devlet Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?176-Devlet-Teorisi</link>
			<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 13:21:47 GMT</pubDate>
			<description>Devlet Teorisi 
 
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Devlet Teorisi<br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri haliyle ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı peşkeş çektik. gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
-- <br />
Bazı dostlarım şu etik yasa çıkışımla ilgili olarak &quot;mümkün değil, bu memlekette siyasete girenlerin tek hedefi bu yolla güçlenmek civarına imkan sağlamak&quot; diyorlar ki durum bu ise, herkes kendi fetösünü kurmuş demektir. Eğer çıkar odaklı mekanizma ıslah edilemez ise, ha İngiliz, ha Rus, ha Amerika, ha İran fark etmez amacı milleti sömürmek olanların hepsi aynı kategoridedir ve bendeniz samimi insanların var olduğuna ve bu rezalete mani olmak için çalışacaklarına inanıyorum.<br />
<br />
Son seçimlerden sonra da etik yasa çıkmaz ise, bunun bendeki anlamı şudur: Benden adalet için beklentiye girmeyin, benim diğerlerinden tek farkım bu milletin beklentilerini herkesten daha profesyonel şekilde imkana tahvil etmek oldu.<br />
<br />
Etik yasadan kastım şudur:<br />
<br />
Hiç kimsenin mevki ve makamının gücünü ne kendisi ne de civarı için kullanamayacağı düzenlemeler. <br />
Bu olmadan Ali gider Veli gelir ve millet, hizmetine talip olanlara hizmet eder sadece.<br />
-- <br />
Sudan ve sair ülkelerde tarım işine girmemize gerek yok ve ülkemde arazisini ekip dikmeyenlerden bedeli mukabili alınacak tarlaları ihya etmeye mesleğimi yapmayı terk adına talip olacağımı ifade ediyor ve bendeniz gibi binlerce yurttaş olacağını da düşünüyorum. Bu topraklarda suni gübre, ilaç kullanılmaz ve ata tohumlarına dönülürse ne ekersek ilaç olacaktır zira. Bu toprakları ihya etmek hem hayattır hem de ibadettir kanaatimce. Gerçi şimdiye kadar kullanılan kimyasaldan toprağı arındırmak zaman alacaktır, ama olsun imkansız değil sonuçta.<br />
-- <br />
Devletin sera işine girmesinin başka bir açıdan bakılınca anlamı şöyle:<br />
'Devlet tarımı hayvancılığı desteklemeli' tavsiyesini, partililere, yandaş götürücülere yeni cukka sahaları oluşturmak olarak yorumlamanın tezahürü de olabilir ki yarın o götürücüler destek kredileri ile dolar alıp seraları kapatırlar.<br />
Peki devlet ne yapar: Destek verir kontrol eder ürünün satışına öncülük eder o kadar.<br />
-- <br />
Yönetim mekanizmalarında kişisel tercihlerin ortadan kaldırılması ve tamamen ilkelerin, ortak aklın hakim olması söz konusu olmadan Ali olmazsa Velinin kulu olmaya mahkumdur vatandaş</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?176-Devlet-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?175-Arabuluculuk-avukatlik-uzlastiricilik-mevzusuna-dair-onerim</link>
			<pubDate>Wed, 27 Mar 2019 11:21:03 GMT</pubDate>
			<description>Basit şekilde şu arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim şudur: Hukuk müessesesi içerisinde, özellikle kültürümüzde uzlaşmak da,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Basit şekilde şu arabuluculuk avukatlık uzlaştırıcılık mevzusuna dair önerim şudur: Hukuk müessesesi içerisinde, özellikle kültürümüzde uzlaşmak da, ara bulmak da vardır, lakin bir hak müdafii kanaatimce ara bulmamalı, bir uzlaştırıcı da müdafii olmamalıdır. Haksızlığa uğramış birinin hakkını müdafaa etmek ile, gel şu noktada sizi uzlaştırayım demek ayrı mevzulardır. Hukuk nosyonu sahibi olunması ön şartı ile bu kurumlarda görevlendirilecekler, sadece hangi alanı tercih etti iseler, o alanda çalışmalıdırlar. Bir avukat hem arabulucu hem avukat olarak mekanizmada bulunamamalı kanımca. <br />
Ayrıca uzlaştırma ve ara bulma, hak gasbına da sebep olmamalı. Gel sen şu şu haklarından vaz geç, işini 1 günde halledelimcilik esasen zulümdür.<br />
-- <br />
Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve doğradı insanlığı. <br />
Dürüstler dürtmez ve dürtülmezler. Sınav yapacağım diye sevdiklerini şebek etmezler. <br />
Altı ayda yapar, bir anda yıkarım. Psikopat puzzle uzmanı<br />
Dinini, ideolojisini şehveti için kullanan, fikrini hazza gömmüş ve üstüne üç beş gram gözyaşı dökmüştür. <br />
Tilki yaşamak için tetiktedir, gözleri gelincik arar; gelincik ölmemek için tetiktedir, gözleri tilki arar. Uluca sözler s.878<br />
Öfke, acı, aşk, yoğun mutluluk kan rengindedir. Ağlayanların gözlerine bak. Sorunlu sözler s. 32<br />
Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba? Kuşku psikopatı<br />
Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz.<br />
Ben senden razı, sen de benden razıysan; mutluluktur budur.<br />
Gizemdir insanı esir eden gayrına... Halbuki insan kendi gizeminin farkına varsa esaretin boş karnını tepikleyecek. <br />
<br />
Sevmeyenin sevilmesi sevginin fahişeliğidir. Bedeli illa ki ödenecektir. Kır faresi İtlaf Hatıraları s.23<br />
<br />
Yaşam bulmayan her kaide, ancak kaidesizlik ve karmaşa ile karışık inançsızlıklara gebedir . Zortlak'ın günlüğü s.21<br />
<br />
Ne görüntü yakalamışsa osun sen başkası için. Seni, seninle değil, gördüğü ve algıladığınca bilir muhatap. Unutkan filozof<br />
<br />
Aşk renksizdir ve gözü kördür; sevdiğinin rengine bürünür, gözüyle görür. Yazılmamış kitap s.1<br />
<br />
Bir gün hepimiz bir yerlerde yenileceğiz. Sırtıgüneşgörmemişpehlivan<br />
<br />
Övülerek varılabilen, genelde sövülerek terk ediliyor. Doğal olmak, şişirmelerin büyüsüne kapılmamak, meziyetlerince yaşam alanı bulmak... Aslolan bu. Obez fare bakıcısı<br />
<br />
Mikroskop ile leke arayanların gözüne teleskop dayamak saçmalık. Bitli bilge<br />
<br />
İnsana güven, insana sevgi, insana inanç... Bunlar azalınca; ya da yok olunca yalnızlığı hayvanlarla paylaşma dürtüsü ve haliyle kedi, köpek, kuş besleme oranı artıyor... Sosyamatik hücre<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi...Mecbur muyum senin eşeğini sürmeye ben, benim öküzümü gütmeye sen... Git işine herkes kendi yaylasına. Beceriksiz dağcı<br />
<br />
Kendinde olmayan meziyet ile övünen, avcılık yapan gün gelir sövülür, av olur. Zerzevatçı<br />
<br />
Bir ton cümle içinde üç gram fikir olmaz mı? Olmazsa olmuyor... Boş filozof<br />
<br />
Ondan ne bekliyorsan kendi adına sen, sen de onu yap ona. İlahi baba<br />
<br />
Sen içini ne ile doldurursan, senden akacak olan da sadece odur. İlahi baba'nın abisi<br />
<br />
Sana sen olmanı engelliyor ya bütün fitne hep bundan... İlahi baba'nın amcası<br />
<br />
Dolunayda uluyan kurtların sesi aya ulaşmaz. Bitli bilge<br />
<br />
Psikopat 'aşkı' için kendini ince ince keserken 'aşkı' istediğini vermezse, onu kabaca öldürür. Avlak savcı<br />
<br />
Bulup kaybettiklerinden koleksiyon yapanlar kaybolduklarında, koleksiyonlarındaki son parça tamamlanır. Koleksiyon koleksiyoncusu</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?175-Arabuluculuk-avukatlik-uzlastiricilik-mevzusuna-dair-onerim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hukukun Alnının Ortasına Çakmak!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?174-Hukukun-Alninin-Ortasina-cakmak!</link>
			<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 08:15:03 GMT</pubDate>
			<description>Hukukun alnının ortasına çakıldığında ellerine sağlık denilen bir memlekette adalet saraylarının görkemi, zulmü perdelemeye yetersiz kalır. 25li...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hukukun alnının ortasına çakıldığında ellerine sağlık denilen bir memlekette adalet saraylarının görkemi, zulmü perdelemeye yetersiz kalır. 25li yaşlarda gençleri hüküm makamına yerleştirmenin adı, ama canım onun referesi sağlam oluyorsa, işte hukukun alnının ortasına çakmak bu olmuş oluyor. En az 5 yıl avukatlık tecrübesi olmayanı ne hakim ne de savcı olarak atamamak ve refereyi değil liyakatı esas almak mümkün olmadıkça da kürsülerden adaletin tecellisini beklemek ancak ardniyetlilik ile şerh olunur. Yargı tez antitez sentez saç ayakları üzerine kuruludur. Avukatı yargıdan sıyırma temayülü de iyiniyet taşımamaktadır.<br />
-- <br />
Hukuku, endüstrisi kafası ile yorumlayan girişimciler, temeli sağlam, maaş karşılığı çalışan borçlusunun borcunu sıfırlamasını asla arzu etmezler.<br />
Dünyada 10.000 TL (alacağın) yatırımın, 10 yıl sonra 100.000 TL olmasının garanti olduğu tek türedi endüstri hukuk endüstrisidir.<br />
Bundan işte kandil simidi gibi caddede kart dağıtmaları ve dahi arabulucu uzlaştırıcı ocu bucu sektöre ha bire yeni ünvanlarla oyuncular sokmaları.<br />
--<br />
Yargı, elcağızının eseri. Eserin adaleti tesis edecek ise, yüreciğin pişman olmayacak, gam etme. Etmeyecek ve &quot;ah vahın fayda vermediği o gün, elbet gelecek&quot; inancın var ise, ellerini yıka ve geç bu sevdadan. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları<br />
--<br />
Vergi yargılamasında mahkeme heyeti teşekkül edilirken heyette en az 1 veya 2 YMM bulunması kuralı getirilmeli ve avukatların da YMM’ler ile birlikte çalışabilmeleri için yasal engeller ortadan kaldırılmalıdır.<br />
-- <br />
Hukuk fakültesine matematik, Türkçe, sosyoloji, mantık ve felsefe derslerinden oluşan 2 yıllık bir eğitim sonrasında başlanabilmeli ve fakülte 6 yıl olmalı. Son 2 yıl pratik olmalı. Toplam 8 yıllık eğitim sonrası avukatlık sınavı ile en az 5 yıl (ideali 10) fiili avukatlık sonrası hakim ya da savcı olunabilmeli.<br />
Bu biraz düzene sokar adalet mekanizmasını.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?174-Hukukun-Alninin-Ortasina-cakmak!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Huzur Elindekindedir Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?173-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</link>
			<pubDate>Thu, 07 Mar 2019 06:32:07 GMT</pubDate>
			<description>Bir dağ gördüm,  
Çabaladım,  
Yoruldum terledim;  
Ama,  
Erdim zirvesine.  
 
A a o da ne;  
Ufukta bir dağ daha.  
 
Durdum, düşündüm</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir dağ gördüm, <br />
Çabaladım, <br />
Yoruldum terledim; <br />
Ama, <br />
Erdim zirvesine. <br />
<br />
A a o da ne; <br />
Ufukta bir dağ daha. <br />
<br />
Durdum, düşündüm <br />
Bu hikayeyi, <br />
Bir yerden hatırladım. <br />
<br />
Kaldım dağımın bahar kokan, <br />
Yeşil yamacında, <br />
Öteleri seyretmelere <br />
Daldım. <br />
Ufku gördüm, <br />
Alabildiğince. <br />
<br />
Yüzüm güldü, içim açıldı. <br />
Havasını içime çektim, <br />
Dağımın ve sonra, <br />
Baktım, baktım ufka. <br />
Baktıkça gördüm <br />
Ve gördükçe <br />
Anladım. <br />
<br />
Sonraki dağa ulaşma isteği, <br />
Bana, <br />
Bayat bir huzursuzluk vermiş, <br />
Aslında. <br />
<br />
Hem ne var sahi, <br />
O dağın da ardında, <br />
Yeni bir dağ daha.<br />
<br />
Al işte dağ sana! <br />
<br />
Ulaşmak uğruna, <br />
Gücümün tükendiği, <br />
Soluğumun kesildiği, <br />
Dağımın bayırında, <br />
Çömeldim, <br />
Ellerim şakaklarımda.<br />
<br />
Sonra doya doya, <br />
<br />
Özlediğim, <br />
İstediğim, <br />
Hırslandığım <br />
Ve ulaştığım <br />
Dağımda, <br />
<br />
Koştum, <br />
Yoruldum, <br />
Acıktım, <br />
Susadım, <br />
<br />
Sırtüstü uzandım çimenine, <br />
Dinlendim, <br />
Pınarından içtim, <br />
Mantarını yedim <br />
<br />
Ve yine kalktım yerimden, <br />
<br />
Hopladım, <br />
Zıpladım, <br />
Tepindim, <br />
Tepikledim <br />
Huzursuzluğu. <br />
<br />
Ufuktaki o dağa, <br />
Gitmesem de, <br />
Gittiğimde <br />
Ne olacaksa, <br />
O oldu bu dağda. <br />
<br />
Ve aslında, <br />
Ne aslındası... <br />
<br />
Ben o dağa da, <br />
Gittim. <br />
Gittim arkadaş, <br />
Gittim. <br />
<br />
Mailis Nalars Huzur Elindekindedir Yazıtı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?173-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı sistemindan ayrılmak isteyen çiftçilerimizin takip etmesi gereken yol</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?172-ciftci-Mallari-Koruma-Baskanligi-sistemindan-ayrilmak-isteyen-ciftcilerimizin-takip-etmesi-gereken-yol</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 13:17:04 GMT</pubDate>
			<description>4081 Sayılı Koruma Kanunu’na göre kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlıkları, arazilerin denetimini yapmakta olup, arazileri ekenlerden yüksek...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">4081 Sayılı Koruma Kanunu’na göre kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlıkları, arazilerin denetimini yapmakta olup, arazileri ekenlerden yüksek koruma bedelleri talep etmektedirler. Amacı çiftçilerin ürünlerini korumak olan sistemde Çiftçi Mallarını Koruma Başkanlığı, korucusuz görevini yerine getirmekte güçlük çekmekte ve çiftçiler mağdur olmaktadır.<br />
<br />
	4081 sayılı Kanun’un eski 34/1 maddesine istinaden tarlalarında ekilen ürünlerini korumak isteyen ve gerekli  tedbirlerini kendi alacak çiftçilerin bu sistemden çıkmalarına izin verilmemekte, İlçelerde kurulan Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı tarafından çiftçiler sistemden çıkartılmamaktadır.<br />
	Lakin 19/04/2018 tarihli değişiklik ile, Kanun kapsamındaki koruma hizmetlerininin isteğe bağlı olması düzenlemesi getirilmiş olup, yeni metinde Sisteme üye olup, çıkmak isteyen üyelerin ayrılma talebini engelleyen herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.<br />
	Madde 34 – (Değişik birinci fıkra: 19/4/2018-7139/1 md.) Bu kanun kapsamındaki koruma hizmetleri, hizmet alanların isteğine bağlı olarak alınır. Kamu kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişilere ait tarımsal işletmelerin kendi koruma tedbirlerini almaları durumunda, bu işletmelerden koruma ücreti alınmaz ve bu işletmelere koruma sandığından herhangi bir tazminat ödenmez.<br />
<br />
	Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı’ndan çıkmak için müracaat eden bir çok çiftçiye sistemden çıkmalarına red yanıtı verilmektedir ki red yanıtı alan çiftçilerimizin bağlı bulundukları kaymakamlıklara başvurmaları ve işlemin iptali ve ayrılma taleplerinin kabulünü talep etme, bu talep reddedilir ise, dava açma hakları bulunmakta olup, profesyonel bir hukuk desteği alarak dava açan çiftçiler lehine yargı, sistemden çıkmak isteyenlerin taleplerinin reddi işlemlerini iptal eden kararlar vermektedir. <br />
	Konunun başka bir boyutunda ise, kaymakamlık çiftçinin ayrılma talebini kabul etse de, Çiftçi Malları Koruma Başkanlığı bu işlemin iptali için dava açabilmekte olup, bu gibi durumlarda da açılan davaya çiftçinin müdahil olması isabetli olmaktadır. Zira yargı bu gibi durumlarda da çiftçi lehine kararlar vermektedir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?172-ciftci-Mallari-Koruma-Baskanligi-sistemindan-ayrilmak-isteyen-ciftcilerimizin-takip-etmesi-gereken-yol</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Müteveffanın Borcunun Mirasçı Adına Borcu Ferdileştirmeden Tahsil İçin Ödeme Emri Gönderilmesi Sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?171-Muteveffanin-Borcunun-Mirasci-Adina-Borcu-Ferdilestirmeden-Tahsil-icin-odeme-Emri-Gonderilmesi-Sorunu</link>
			<pubDate>Fri, 22 Feb 2019 07:14:13 GMT</pubDate>
			<description>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. Maddesinde mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmış,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. Maddesinde mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu düşen gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmış, 12. Maddesinde ölüm halinde mükelleflerin ödevlerinin, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçeceği, ancak mirasçılardan herbiri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olacakları düzenlenmiş, 377. maddesinin 1.fıkrasında ise mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenler, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır.<br />
<br />
Vefat eden muris adına düzenlenen ve eşine/çocuklarına tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamelerini duyuyoruz. Murisin kişiliği, öldüğü tarihte sona ermiş bulunduğu için, bu tarihten sonra haklara sahip olması, borçlu kılınması ve temsili hukuken mümkün değildir. Kişiliğin sona ermesinden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi, muris adına tarhiyat yapılamayacağı gibi, yapılan tarhiyatlar da hukuki bir sonuç doğurmayacaktır. Bu bağlamda; ölen kişinin mirasçıları adına tarh işlemi yapılması gerekirken, muris adına yapılan tarh işleminin devamı addedilerek, yani varisler adına hisseleri nispetinde ihbarname düzenlenerek, tarh ve tahakkuk işlemi yapılmadan mirasçı adına ödeme emri düzenlenmesi hukuka uyar değildir.<br />
<br />
Bir vergi borcunun doğması için öncelikle bir vergi beyannamesi ile veya tebliğ edilen ve dava konusu edilmeyen bir vergi/ceza ihbarnamesi ile verginin tahakkuk ettirilmiş olması ve daha sonra da usulüne uygun olarak ödeme emri ile tebliğ edilmesi gerekmekte olup, 5 yıl içerisinde tebliğ edilmeyen vergi borcu zamanaşımına uğramış sayılır.<br />
<br />
“Devletin egemenlik hakkına dayanarak vergi koyma yetkisi olan vergilendirme yetkisi, sınırsız değildir. Devletin vergilendirme yetkisini kullanma sınırlarından biri de zamandır. Kanunda belirtilen sürenin dolmasıyla birlikte, devletin vergi alacağı ile mükellefin vergi borcu sona ermektedir. Zamanaşımı kuralının başladığı ve zamanaşımını kesecek herhangi bir işlemin yapılmadığı dava konusu vergiler her halukarda ödeme emrinin tebliğ edildiği tarih itibarı ile zamanaşımına uğramış ve cebri tahsil kabiliyetini yitirmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Kanun hükümleri ve Danıştay Kararları ile borç ferdileştirilmeden tebliğ edilen ödeme emrindeki vergi borçlarının terkin edilmesi hukukun gereğidir.<br />
<br />
Somut bir olayda ödeme emri ile muttali olunan vergi borçlarının, Müteveffanın 2011-2012 tarihleri vergilerine ait olup, 213 sayılı Vergi Usul Kanun’un 114. Maddesinde tanımlanan tarh zamanaşımına uğramış olduğundan dava konusu edilerek mahkeme kararı ile idarenin hukuka uygun davranmasını sağlamıştır.<br />
<br />
V.U.K. Madde 114<br />
<br />
Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.<br />
<br />
Şu kadar ki, vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması, zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren kaldığı yerden işlemeye devam eder. Ancak işlemeyen süre her hâl ve takdirde bir yıldan fazla olamaz.<br />
<br />
Müteveffanın ölümünden hemen sonra alınan takdir komisyonu kararı, hukuka aykırı olarak, müteveffanın eşine tebliğ edilerek, sanki böylece hukuki süreç tekemmül etmişçesine,, onunla ilişiği kurulmayan ve tarhiyatı yapılmayan borca dair ödeme emri gönderilmesinin hukuka uyar olmadığı açıktır.<br />
<br />
Hem böyle bir borcun bulunmaması ve hem de var deniliyorsa da bu borcun zaman aşımına uğramış olması sebebiyle bu gibi ödeme emirleri açıkça hukuka aykırı olup, dava konusu edilip, iptal edilmeleri gerekir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?171-Muteveffanin-Borcunun-Mirasci-Adina-Borcu-Ferdilestirmeden-Tahsil-icin-odeme-Emri-Gonderilmesi-Sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türk Hukuk Dünyası için Bazı Öneriler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?170-Turk-Hukuk-Dunyasi-icin-Bazi-oneriler</link>
			<pubDate>Sun, 17 Feb 2019 18:32:53 GMT</pubDate>
			<description>Gelinen son noktada açık öğretime de hukuk koysunlar, nasıl olsa hukuk nosyonu akademik anlamda umrunda değil kimsenin, ama meslek için şaibesiz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Gelinen son noktada açık öğretime de hukuk koysunlar, nasıl olsa hukuk nosyonu akademik anlamda umrunda değil kimsenin, ama meslek için şaibesiz referanssız sınav, branşlaşma ve 2 yıl nitelikli staj şart olsun (staj süresince asgari 2500 TL maaş ve sosyal güvence olmalı) denilse yeridir şu an. Arabulucu ve uzlaştırıcı avukatlık yapamasın ve avukat da uzlaştırıcı, arabulucu olamasın. Hakim ve savcı yardımcılığı kadroları ihdas edilsin, en az 5 yıl, ideali 10 yıl avukatlık yapmayanların hakim savcı olması engellensin. Adalet mekanizmasının yarınları için bu düzenlemeler uygun olur fikrimce.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?170-Turk-Hukuk-Dunyasi-icin-Bazi-oneriler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalet Üzerine</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?169-Adalet-uzerine</link>
			<pubDate>Wed, 13 Feb 2019 08:35:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İzmir Barosundan Meslektaşım sayın Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek " O der ki: 
"Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İzmir Barosundan Meslektaşım sayın Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek &quot; O der ki:<br />
&quot;Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden habersiz. Koşturmamış terlememiş. Dizini kanatmamış. Hiç futbol oynamamış. Adrenalinden beyni dönmemiş. Sonra çekmiş sırtına bir hakem elbisesi. Abileri var ya abileri. Göğsüne de bir fifa kokartı. Oh. Yok öyle yağma. Futboldan anlamayan adam hakemlik yapamaz kardeşim. Öyle kartla formayla olmaz o işler. İşte böyle rezil olursun...&quot; Bendeniz de derim ki:<br />
<br />
Hukukta da böyle. Ticaret yapmamıştan ticaret mahkemesi hakimi, bekardan aile mahkemesi hakimi olmaz. Suç ve suçluya dair sokak mahalle görgüsü, entelektüel birikimi olmayandan da ceza mahkemesi hakimi olarak doğru yargı beklemek kuruntudur.<br />
<br />
Hele hele siyasete menfaatini gözeterek, emellerine ulaşmak için bulaşandan da millet hayrına bir şey beklemek ahmaklıktır. <br />
<br />
Nasıl mani olunur derseniz, siyasetten, makamdan sonra variyet sahibi olanların mallarına el konup, insan içine çıkamaz hale getirecek müeyyideler ortaya konulur ise, bayağı bayağı suistimali engellemek mümkün olabilir fikrimce.<br />
-- <br />
&quot;Suç ve ceza şahsidir&quot; Müslüman Türk insanının bu aralar kahır ekserisinde bu ilke yok hükmünde. <br />
Bu millet ne çekti ise toptancılıklan çekti.<br />
Kör itaat, koyu tarafgirlik... dipsiz sevgi veya nefret.<br />
Şerefsizin biri Kur 'an kursunda bir melanetlik yapar, tüm kurslar zan altına girer.<br />
İtin teki, cemaat ve cemiyet varlığını kullanarak hainlik yapar, tüm cemaat ve cemiyetler artık zan altındadır.<br />
Tamamen güdü kafası.<br />
Buna hayır, insanlığa evet.<br />
--<br />
“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl <br />
<br />
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz memleket.” Nizam ul Mülk (Nizam-ül mülk’ün idare teorisinde “adalet” olmazsa olmaz bir şart olarak takdim edilir.)<br />
<br />
“Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır.” Nizam ul Mülk<br />
<br />
İngiliz Kralı 8. Henry’nin Başyargıcı olan Thomas MORE Utopıa adlı eserinde “Bir devletin gelişmesi de, yıkılması da o devleti yönetenlerin ve hâkimlerin elindedir.”<br />
<br />
“İyiler giderler, güzel âdetleri kalır. Kötülerden geriye ise zulüm (adaletsizlik) ve kötülük kalır.” Mevlana Celâlettin-i Rumî<br />
<br />
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?169-Adalet-uzerine</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Korku ve Devlet Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?168-Korku-ve-Devlet-Teorisi</link>
			<pubDate>Mon, 07 Jan 2019 08:53:47 GMT</pubDate>
			<description>Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri haliyle ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.' Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. Arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı peşkeş çektik. gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
<br />
Hükümdarın yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. <br />
Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. <br />
Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... <br />
Yüz binlerce tanrısı oldu tarihi boyunca. <br />
Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını.<br />
Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. <br />
Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler.<br />
Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye<br />
O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden<br />
Ya biz<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapanırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
düşmez başımıza inancıyla üstelik<br />
ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her yaratılmış tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı<br />
Tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.<br />
--<br />
Sinan Kocaoğlu Hoca'dan da bir iktibas yapalım.<br />
<br />
1. Çok lafa gerek yok. Eğitim ile suç ya da çalışkanlık ve zeka ile suç olguları arasındaki korelasyonu ispat için yüzlerce bilimsel ve aklı delil var ama şimdilik sadece bu tespit yeter.<br />
2. Düzgün bir sistemde ortaokul mezunu olamayacak kişileri popülist politikalar ile hukuk fakültesine sokarsan, bir de sınavsız mınavsız avukat, ya da taban puanı kalkmış şekli sınavlarla hakim/savcı ya da akademisyen yaparsan sorun çözme melekesi gelişmemiş kişiler meseleleri tabanca, silah ve yumruk ile çözer. <br />
3. Bakmayın bazı kişilerin üzerlerindeki cüppelere, taşıdıkları ünvanlara ya da oturdukları makamlara! Şeklen üniversite mezunu ama aslında ortaokul öğrencisinin bilgisine ve dünya görüşüne sahip, beyni ve ruhu yontulmamış kişilerdir bu kimileri... Ortaokul mezunu gene irfan sahibi olup kendini bilebilir, bunlar hak etmeden edindikleri meslek, iş, unvan ve makamlarla şişkin egoları ile kendilerini de bil(e)mezler.<br />
4. Yeri gelmişken ekleyeyim. Avukatlık mesleğinin son 20 senedeki lüks ve gösteriş hastalığı da aynı sorun kaynaklıdır. <br />
5. Aslında avukatlık eskiden bir daktilo ve hukuk kitapları yani bilgi ile en alâ şekilde icra edilen kamu güvenine mazhar bir meslek iken; bugün olmaz ise olmazı ilim ve hukuk nosyonu değil de hiper lüks büro ve canti marka araba olan bir iş haline gelmesinin nedeni de bu Homo Conconus cahil kafasının mesleği ve baroları getirdiği noktadır.<br />
6. Hep dediğim gibi bunlar daha iyi günlerimiz! <br />
Hüzünle, <br />
S. S. K.<br />
Not: Hukuk nosyonu için kriminoloji, viktimoloji, suç sosyoloji temel bilgisine sahip olmak şarttır. Eğitimle suç ve suçluluk olguları oldukça alakalı şeyler yani arkadaşlar.<br />
Not2: Tıp fakülteleri de aynı durumda ama Allah'tan TUS vs uzmanlık sistemi daha çok bozulmadı. Eee, can tatlı ne de olsa! Adaletin bozulmasının ülkede tam etkisi belki 30 senede belli olur ama tıbbın bozulması hastaneden gasilhaneye düsen ölümlerle hemen kendini belli eder. O yüzden pratisyenlik banalize edilse de TUSa daha dokunulmadı bence. Hani çok bildiğim bir konu değil ama uzaktan gözlemle bana öyle geliyor o konu da...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?168-Korku-ve-Devlet-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli yurttaşa araç alımında ötv tahakkuku</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?166-Engelli-yurttasa-arac-aliminda-otv-tahakkuku</link>
			<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 07:50:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['%90 engel raporu ile ötv muafiyetli araç alan dovn sendromlu engelliden sen daha sonra yeni rapor almışın, oran %85e düşmüş öde şu ötv'ni diyen...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'%90 engel raporu ile ötv muafiyetli araç alan dovn sendromlu engelliden sen daha sonra yeni rapor almışın, oran %85e düşmüş öde şu ötv'ni diyen sistemin zulmünü maalesef ancak dava yolu ile engelleyebiliyoruz' demiştim ya, vergi dairesi sen gel 25000 ödeme 8000 liraya bu defteri kapatalım demiş ve çocuğun babası ya davayı kaybeder ve hepsini ödemek zorunda kalırsam korkusu ile vergi dairesinin teklifini kabul etmiş. Çünkü bendeniz bir avukat olarak kesin kazanırsın dememişim. Diyemem çünkü bizde aynı hadisede farklı kararlar çok olabiliyor ve %100 haklı da olsak davamızda kesin kazanırız diyemiyoruz avukatlar olarak. Benzer 10dan fazla davayı kazandığımızı söylesem de garanti vermiyorum diye 8000e razı olan engelli babasının vebali bendeniz de olmasa gerek. Bu hurda sistemi koruyan kollayanlar da olsa gerek, ne dersiniz?<br />
Diyorlar ki, bu engelli vergi istisnasını suistimal edenler var. E iyi de bu suistimali engelleme görevi de devletin. Bendeniz birçok engelli için davalar açtım ki bırakınız araba kullanmayı tek başlarına sokağa bile çıkma durumları yok ve bunlara sonra aldıkları raporda oran düştü diye vergi tahakkuku yapıyor sistem. Hepsini iptal ettirdik şükür de bir de böyleleri var ya davayı kaybeder ve hepsini ödemek zorunda kalırsak diye ölümü göstererek sıtmaya razı etmesi bir devlete yakışmıyor.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?166-Engelli-yurttasa-arac-aliminda-otv-tahakkuku</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Örgüt üyeliği suçunda ceza infazı sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?162-orgut-uyeligi-sucunda-ceza-infazi-sorunu</link>
			<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 11:18:39 GMT</pubDate>
			<description>Bizzat Devlet Başkanı tarafından yapılan tasnifleme ile: “ibadetle meşgul alt tabaka” olarak, örgüt üyeliği gerekçesi ile ceza almış olanların infaz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bizzat Devlet Başkanı tarafından yapılan tasnifleme ile: “ibadetle meşgul alt tabaka” olarak, örgüt üyeliği gerekçesi ile ceza almış olanların infaz durumları ile ilgili bir değerlendirme yapılmalıdır.<br />
Uygulamada karşılaşılan tereddütler karşısında, İnfaz Kanunundaki aşağıdaki düzenlemesini kaleme alan bir akademisyen olarak Profesör İzzet Özgenç &quot;İnfaz Kanununda, örgüt üyeliğinden mahkumiyet haline özgü olarak koşullu salıverilme için infaz kurumunda çekilmesi gereken süre bakımından bir hükme yer verilmemiştir (m. 107, f. 4). Bu, bilinçli bir tercihtir&quot; dedi.<br />
Özgenç, &quot;Uygulamada karşılaşılan tereddütler karşısında, İnfaz Kanununun söz konusu düzenlemesini kaleme alan bir akademisyen olarak bu açıklamayı kamuyla paylaşmayı kendim için bir görev addetmiş bulunmaktayım&quot; diye de devam etti.<br />
İnfaz Kanununun 107/4 fıkrası şu şekildedir:<br />
&quot;(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkümiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahküm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.&quot;<br />
Türk ceza hukuku sistemi, alelıtlak örgüt üyeliğinden cezalandırılmaya müsait düzenleme içermemektedir.<br />
Türk ceza hukuku sisteminde, örgüt üyesi olmak dolayısıyla mahkumiyet için,<br />
a) örgütün faaliyeti çerçevesinde veya örgütün korkutucu gücünden yararlanılarak (&quot;örgüt adına&quot;) bir SUÇ işlemesi,<br />
ya da<br />
b) örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bu özelliğini BİLEREK ve İSTEYEREK YARDIM etmesi,<br />
gerekmektedir.<br />
TCK ve TMK düzenlemeleri, bu fiiller olmadan örgüt üyeliğinden mahkumiyete asla izin vermemektedir.<br />
Bu nedenledir ki, İnfaz Kanununda, örgüt üyeliğinden mahkumiyet haline özgü olarak koşullu salıverilme için infaz kurumunda çekilmesi gereken süre bakımından bir hükme yer verilmemiştir (m. 107, f. 4). Bu, bilinçli bir tercihtir.”<br />
Bu açıklama ve kanun maddelerinden anlaşılması gereken husus şudur ki, infazı (yatarı) belirlenmeyen cezalarda, hapis cezaları hukuka uyar bir durum değildir ve suça bulaşmamış örgüt üyelerinin, sadece üye olarak belirlenmiş olmaları mahkumiyetlerinin cezaevlerinde hapis ile infaz edilmesine bir gerekçe olmamalı, rehabilitasyon maksatlı daha farklı cezaların öngörülmesi gerekmektedir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?162-orgut-uyeligi-sucunda-ceza-infazi-sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdare, yargıya baskı anlamına gelecek tasarruflar yapmamalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?161-idare-yargiya-baski-anlamina-gelecek-tasarruflar-yapmamali</link>
			<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 08:10:34 GMT</pubDate>
			<description>Sayın Cumhurbaşkanının idari yargı kararlarına yönelik tenkitlerini son derece yanlış ve tehlikeli buluyorum. İdarî yargı hakimleri zaten sürekli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sayın Cumhurbaşkanının idari yargı kararlarına yönelik tenkitlerini son derece yanlış ve tehlikeli buluyorum. İdarî yargı hakimleri zaten sürekli diken üstünde ve yargılama faaliyetinde onlara idari merciden gelen her türlü baskı ve yönlendirici algı, idarenin haksız iş ve işlemlerine karşı dava yoluna başvuranları zor duruma sokacaktır. Devlet hata yapmaz, her yaptığının bir hikmeti vardırcılık gibi sakat bir bakışı empoze edecek şekilde müdahaleler, idari yargıyı gereksiz görmeye sevk edecektir. Halbuki idarenin her türlü iş ve işlemine karşı yargı yolu sonuna kadar açıktır ve daima açık kalmalıdır. <br />
Niye böyle yazıyorum: İdarî yargıda halihazırda yürüyen davalarımda hakimlerin bu baskı sebebiyle haksız hükümler vermesinden endişe ediyorum. Benim Cumhurbaşkanınım bir avukat olarak hak tecelli etsin diye gayret gösteren bendenizi tedirgin edici açıklamalar yapamamalı. Söyleyecek ne gibi bir sözü var ise bunları yargı esnasında kürsünün önünde söylemeli ve hükme de rıza göstermeli. Aksi halde malum rektör gibiler çoğalacaktır.<br />
Örnek bir davam: Tıbbi Cihaz reklam ve satış yönetmeliği diye bir düzenleme var, kısaca diyor ki, yetki belgeleri ve izinleri tam da olsa benim belirlediğim bakkalda manavda bile satılabilen şu on kalem ürün harici hiçbir ürünü, internet ortamında tanıtıp satamazsın. Yani tekerlekli sandalye tansiyon ölçer gibi ürünleri, elin Çinlisi yurtdışından Türkiye'ye tanıtıp satabilir; ama yetkili bir Türk müteşebbis yapamaz. Şimdi ben bu saçma uygulamayı dava konusu ettim. Hakimler, devlet ne diyorsa doğru diyordur diye, bu aptal ve reel olmayan yasağı uygun görür iseler, hakkaniyet ve adalet zarar görmez mi?<br />
-- <br />
Ötv muafiyetinden yararlanarak araç alalım diye engel raporu almıştım oran %82 olunca özel tertibatlı araç olması gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bugün Sağlık İl Müdürlüğüne rapor itirazı için gittim. Dedim ben özel tertibatlı araç da kullanamam. Dediler ki, ikinci bir rapor için sizi başka bir yetkili hastaneye yönlendiririz ve oradan gelen oran farklı olursa hakem hastaneye gidersiniz. O orana da itirazınız olursa dava yoluna gidersiniz. Mahkeme adli tıbba yönlendirir sizi.<br />
Yahu devlet, senden bir numara olmaz bre dedim ayrıldım oradan.<br />
İlla vergisini öde al aracını diyorlar kısaca da, ne mantıkla engellilere vergi bağışıklığını yasaya koyuyorlar anlamak mümkün değil. Zira bendeniz bırakın araba kullanmayı, bu halimle ulaşım için otobüse bile binemiyorum. Sevsinlen senin engel tespit kriterlerini. Ben senden iş göremezlik raporu istemiyorum ve bana maaş bağla da demiyorum. Araç kullanamayacağıma dair bir tespit istediğim altı üstü.<br />
Daha çok yolu var devletin de, benim ömrüm yetmez Allahu alem.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?161-idare-yargiya-baski-anlamina-gelecek-tasarruflar-yapmamali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadının Toplum Yaşamındaki Yeri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?160-Kadinin-Toplum-Yasamindaki-Yeri</link>
			<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 13:37:05 GMT</pubDate>
			<description>Kadının toplum yaşamında yeri… 
 
Toplumun malum ki sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kadının toplum yaşamında yeri…<br />
<br />
Toplumun malum ki sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet dairelerinde, özel kurum ve kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında kısaca her yerde yönetim erkinde çok ciddi bir erkek egemenliğini fark ediyoruz.<br />
<br />
Nutuk zamanları kadın hakları daima dilimizdedir; fakat bu realiteyi örtmeye dair, dilimiz de oldukça mahirleşmiştir.<br />
<br />
Gerekçelerimiz, sosyolojik tahlillerimiz, dini sebeplerimiz derken, bu adaletsizliğin vebalini bile kadına attığımız olur. Onları ‘haklarına sahip çıkmamak’; ya da ‘daha ne istiyorsunuz’ ile ayıplarız.<br />
<br />
Kadınlar, partilerde yok denecek kadar az; ya da etkisiz elamandırlar…<br />
Kulüplerde, derneklerde esameleri dahi okunmaz…<br />
Valilik, kaymakamlık, başkanlık vb. yöneticilikler söz konusu ise ‘şekil bir a’ biçiminde ancak sergilik birkaç isim söz konusudur.<br />
<br />
Uzatmadan, kadınlar idari maslahatta ‘yoklar’ kısaca… Kadını toplumda yönetici olarak göremiyoruz. Bu milletin yarısı kadın ise, millet bunu istemiyor demek doğru olmaz. Erkeklerin, veya sinmiş, ezilmiş, silinmiş, baskılanmış, pusmuş kadınların, kadını başta görmeyi istemiyor olmaları tespiti daha gerçekçi olur.<br />
Kanaatini beğendiklerimizce dini argümanlar yorumlanırken bakarız, kadın zayıflatılır; siyasi ve felsefi mülahazalarda kadına ‘beceremez, yapamaz, gücü yetmez’ damgası basılır. Hani bir kişiye kırk gün deli deseniz deli olur hesabı, bir mazlum portreyi erkek egemen ellerde inşa’ etmiş olmanın vebalinden de asla rahatsızlık duymayız.<br />
<br />
Kadından ne olur ne olmaz tarzı bir soru insana yakışıyor mu?<br />
<br />
Kadını sahiplenen erkeklerin kültürlerinin keyfine onu bazen öldürmeleri, bazen evlerde hapsetmeleri, bazen ağır işçilik ile muhatap kılmaları bilinmese, ona çok kıymet verildiğinden, yere göğe sığdırılmadığından söz edeceğim de böylesi bir yalana ahmaklıkta zirve yapmış biri bile inanmaz.<br />
<br />
Kadına itaatten başka yol yoktur…<br />
O, kocasının telkininin kahyasıdır…<br />
Akşam yemeğini bir yapmaya görsün mesela…<br />
Çocuklar, bulaşık, çamaşır kadından sorulur…<br />
Bir program yapıldığında onlara teberrüken yer ayrılır; erkekler o programın asli muhatabıdır zaten…<br />
<br />
Abisi, kız arkadaşı ile gezer tozar, kız kardeşini bir erkek ile görünce de sopayı basar; olmadı öldürür…<br />
<br />
Kadın yaptığı zaman fahişe, erkek yaptığında hovarda olur sıfatı…<br />
<br />
Kadından milletvekili mi olurmuş?<br />
Hem kadın kim, fabrika yönetmek kim?<br />
<br />
Bu coğrafyada binlerce yıl önce anaerkil aile yapılanması hakimdi. Sonra ataerkil yapı ipi aldı eline, güdüyor tebasını keyfince… Kavramda bile erkek egemenliğini fark edersiniz. (Bakınız ataerkil erkeğe nispet edilmiştir)<br />
<br />
Güdülmek, güdücülerin varlığının eseri değildir; güdülmeye talipler güdücüleri ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Şu topraklarda bu kadar dernek var. Kaçının başkanı kadın?<br />
Okul müdürü kaç kadın tanıyorsunuz?<br />
Kaç gazetenin yazı işleri müdürü, yöneticisi kadın?<br />
Ya televizyonların?<br />
<br />
Bir ilde kaç İl Meclis Üyesi kadın var? Belediye encümeni kaç kadın biliyorsunuz? Kaç daire başkanı, müdür var?<br />
Kaç hakim var? Kaç hastane yöneticisi, kaç vakıf sahibi?<br />
‘Bu işler birden olmuyor, zaman içinde kadına hakkı veriliyor. Bu bir süreçtir’ denildiğinde bakıyorsunuz bu cümleleri sarf edenler yine erkekler…<br />
<br />
Kadın hakkını yazanlar da erkekler…<br />
Kadına hak dağıtanlar da erkekler…<br />
Şimdi bunları böyle yazdım ya; vardır altında bir Çapanoğlu değil mi?<br />
Yaranıyor, şirinlik yapıyorumdur.<br />
Laf olsun torba dolsundur hesabım!<br />
Suratın buruştu ise, özür dilerim sevgili okuyucu…<br />
Dişlerini sıktın, canın sıkıldı ise de özür dilerim…<br />
Yazmak, sadece nalına vurma işi değildir; bazen mıhına da vurmak gerekir…<br />
Kadın değil esasında mesele; bir insan tanımı meselesi</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?160-Kadinin-Toplum-Yasamindaki-Yeri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli avukatın devlet ile yaşadığı algı problemi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?159-Engelli-avukatin-devlet-ile-yasadigi-algi-problemi</link>
			<pubDate>Sat, 03 Nov 2018 08:46:52 GMT</pubDate>
			<description>Bendeniz 5 yıl önce geçirdiğim felçten bu yana fiili şekilde avukat olarak çalışmaya devam ediyorum. Ulaşım en ciddi sorunum; zira araç...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bendeniz 5 yıl önce geçirdiğim felçten bu yana fiili şekilde avukat olarak çalışmaya devam ediyorum. Ulaşım en ciddi sorunum; zira araç kullanamıyorum ve toplu taşıma araçlarından da engel durumum gereği faydalanamıyorum. Devletimiz bendenizin durumunda olanların ulaşım sorununa katkı adına araç alımlarında vergi muafiyeti imkanı tanımış. Lakin mevzuat metnine engel oranı % 90 altı olanlar için aracın özel tertibatlı olması ve engelli tarafından kullanılması halinde, yukarı olanlar için ise başkaca bir şart aramaksızın 3. derece yakınlarına kadar aracı kullandırma ile bu haktan yararlanabilme imkanı ifade edilmiş.<br />
Bendeniz de Ötv muafiyetinden yararlanarak araç alalım, aracı eşim kullansın diye engel raporu almıştım oran %82 olunca özel tertibatlı araç olması gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bugün Sağlık İl Müdürlüğüne rapor itirazı için gittim. Dedim, ben özel tertibatlı araç da kullanamam. Dediler ki, ikinci bir rapor için sizi başka bir yetkili hastaneye yönlendiririz ve oradan geler oran farklı olursa hakem hastaneye gidersiniz. O orana da itirazınız varsa dava yoluna gidersiniz. Mahkeme adli tıbba yönlendirir sizi.<br />
Yahu devletim, senden bir numara olmaz bre dedim ayrıldım oradan. Zira benim sorunum özür oranı meselesi değil, araç kullanamama meselesi.<br />
İlla vergisini öde al aracını diyorlar kısaca da, ne mantıkla engellilere vergi bağışıklığını yasaya koyuyorlar anlamak mümkün değil. Zira bendeniz bırakın araba kullanmayı, bu halimle ulaşım için otobüse bile binemiyorum. Sevsinler senin engel tespit kriterlerini. Ben senden iş göremezlik raporu istemiyorum ve bana maaş bağla da demiyorum. Araç kullanamayacağıma dair bir tespit istediğim altı üstü.<br />
Daha çok yolu var devletin de, benim ömrüm yetmez Allahu alem.<br />
Yasa Koyucu esasen bu haktan yararlanabilmek için engellinin işgöremezlik raporu almasını istemiyor aslında, sadece araç kullanamaz raporu olsa olay tamam ama mevzuatı hazırlarken yapılan özensizlik, mantık sakatlıklarına sebep olmuş. Bir kişi engelli ise dibine kadar engellidir ya da değildir mantığı olamaz. Ben araç kullanamıyorum ama avukatlık yapabiliyorum. Olmaz işte o an kafaları nerede ise, gayelerinden çok farklı bir düzenleme yapmaları sebebiyle ma'dur ededuruyorlar engellileri.<br />
Daha yakın tarihte de, engelli bireylerin aldıkları ilk rapordan sonra, ikinci raporda engel oranları düştü ise, ödemedikleri vergileri onlardan alırım kafasını yargıya taşımıştık ve yargı davamızı haklı buldu, yapılan tarhiyatları iptal etti. Bu işler için ultra zeka gerekmiyor, amaca uygun düzenleme yapılması yeterli; lakin kafa insana hizmet odaklı değilse, yapılacak fazla da bir şey olamıyor maalesef.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?159-Engelli-avukatin-devlet-ile-yasadigi-algi-problemi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kuvvetler ayrılığı tarihe mi karışacak?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?158-Kuvvetler-ayriligi-tarihe-mi-karisacak</link>
			<pubDate>Fri, 02 Nov 2018 11:18:19 GMT</pubDate>
			<description>Bugün yayımlanan son Kanuna göre Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Başkanlığı da artık cumhurbaşkanına ait. 
Cumhurbaşkanlığı hükümet...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bugün yayımlanan son Kanuna göre Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı Başkanlığı da artık cumhurbaşkanına ait.<br />
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin idare algısı sanırım, başında Türk ibaresi bulunan tüm kurum ve kuruluşların başına cumhurbaşkanının geçmesi esaslı olacak.<br />
Dolayısıyla özellikle barolar birliği, tabipler birliği vb. kuruluşların ünvanlarındaki Türk ibaresi de kaldırılacak.<br />
Sonraki adım da Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay'ın da bu düzenlemeden nasibini alması olamaz mı ve son olarak Meclis.<br />
Bu diktatörlük müdür derseniz, hayır değildir derim. Zira seçimle belirlenen bir cumhurbaşkanı söz konusu, ama tek adamlık değil mi derseniz, evet tek adamlıktır.<br />
Doğru mudur peki?<br />
Asla değildir. Eğer bu millette makam emanet edecek nitelikte vatandaş bulunamıyor ise, bu mümkündür ancak. Lakin mevzu bu olamaz kanımca.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?158-Kuvvetler-ayriligi-tarihe-mi-karisacak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kahrolsun Avukatlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?157-Kahrolsun-Avukatlar</link>
			<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 09:18:48 GMT</pubDate>
			<description>Adalet bir ilkedir, duruştur, tercihtir, kim onunla vasıflanırsa kıymetlenir, ancak hiç kimse adalete bir artı katamaz. Adaletin şahsında tecelli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Adalet bir ilkedir, duruştur, tercihtir, kim onunla vasıflanırsa kıymetlenir, ancak hiç kimse adalete bir artı katamaz. Adaletin şahsında tecelli ettiğine inanılan herkes esasen adaletin sağladığı imtiyazdan faydalanmaktadır. Bu saygınlık kişinin şahsiyetinin bir değerinden değil, adaletin kıymetindendir. Bununla kanmak ve kandırmak da kolaydır, düşmek ve yükselmek de öylece.<br />
-- <br />
Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.<br />
-- <br />
Okumaktan, yeni bir şeyleri dağarcığına katmaktan, tahkikten, muhakemeden zevk almayanlar asla hukuk eğitimine yönelmesinler, zira hasbelkader mezun olmayı başarabilseler dahi, ahirinde seçecekleri mesleklerde hem kendilerine, hem de ilişikli olacakları her hayata zulmedeceklerdir.<br />
Bizim eğitim öğretim mevzumuzun en ciddi handikapı ağız tadını en başta ciddiye almama temayülü ile, maddiyatı imar her sorunu çözerci yaklaşımı öğrencilere dayatmasıdır.<br />
--<br />
Baro seçimlerinde Reis'in gönlünde kim varsa oyum onadır deyicilere bir öngörümü paylaşayım, Reis iktidar barosu kurma niyetinde. Malum, Barolar Birliği ünvanının önünden Türkiye ifadesini kaldırmak gerekir çıkışı ile bu niyetini izhar etmişti. Yakında avukatlık kanunu değişikliği gündeme geldiğinde bu tespitimi hatırlayınız diye paylaşmak istedim. 2 veya 3 ayrı baro kurgulanabilir ve uzlaştırıcılar arabulucular da kendi yapılarını oluştururlarlar. Zamanla avukat arabulucu olamaz, arabulucu avukat olamaza evrilir mevzu.<br />
Mevzunun esasta özü, avukatın hakkı ortaya koymadaki etkin rolü. Bu budur diye iddia edene hayır değildir diyerek bir de bunu ispatladıği zaman avukat, ne yapmış oluyor: Muktedirin karizmasını çiziyor ve hesaplarını bozuyor. Öyleyse kahrolsun avukatlar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?157-Kahrolsun-Avukatlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatlar için 17 altın kural</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?156-Avukatlar-icin-17-altin-kural</link>
			<pubDate>Mon, 15 Oct 2018 11:48:18 GMT</pubDate>
			<description>Prof.Dr.Ernest E.HİRŞ  
Pratik Hukukta Metot adlı eserinde avukatlar için 17 altın kuraldan bahseder. 
 
1. OLAY: Herhangi bir hukuki uyuşmazlık veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Prof.Dr.Ernest E.HİRŞ <br />
Pratik Hukukta Metot adlı eserinde avukatlar için 17 altın kuraldan bahseder.<br />
<br />
1. OLAY: Herhangi bir hukuki uyuşmazlık veya sorunun çözümlenmesinde iki husus önemlidir;<br />
a-)Hukuk problemini keşfedebilmek.<br />
b-)Sorulan soruya inandırıcı ve mantıÄ·li cevap vermek.<br />
(OLAYI SAPTAYIP KENDİNİZE MAL EDİNİZ!)<br />
<br />
2. SORU :Sorulan soruları hukuki bir tarzda tespit etmektir.<br />
(SORUNUN ÖZÜNÜ TAHLİL EDEREK,SORULARIN ÖZÜNÜ SAPTAYINIZ!<br />
İNCELEMEYE SORUDAN HAREKET EDEREK BAŞLAYINIZ!<br />
NE SIFATLA CEVAP VERECEĞİNİZİ KESTİRMEDEN İŞE GİRİŞMEYİNİZ!)<br />
<br />
3. HUKUK DÜZENİ: Bir olayı zaman ve yer itibariyle belli bir hukuk düzenine bağlamak ve bu hukuk düzeninde,yürürlükte olan kurallara göre incelemek gerekir.<br />
(KARAR VERMEDEN OLAYA UYGULANACAK HUKUKU ZAMAN VE YER BAKIMINDAN ARAŞTIRINIZ!)<br />
<br />
4. NİTELEME:Olay bize sade olarak anlatılmış olsa bile,her açıdan incelenip tahlil edilmeli,diğer bir söyleyişle hukuk diline çevrilmelidir.<br />
(TALEP HAKKINI VE BU HAKKIN DAYANDIĞI ESASLARI TAHLİL ETMEDEN NİTELEMEYE GİRİŞMEYİNİZ!<br />
<br />
5. DAVANIN TÜRÜ:Her hukukçu ileri sürülen iddialar ile vakıa arasında hukuken bağlantı kurarak,davanın dayandığı hukuki ilişkiyi kendi kendine bulmaya çalışmalıdır.Böyle yapmazsa tarafların görüş tarzlarının etkisi altında kalarak,haklıya haksızlık etmiş olur.Haksızı da haklı çıkarmış olur.<br />
(İDDİA VE SAVUNMANIN DAYANABİLECEĞİ HUKUKİ İLİŞKİYİ SAPTAYINIZ!)<br />
<br />
6. İDDIA VE SAVUNMANIN DAYANAĞI OLAN HUKUK İLİŞKİSİ: Bir hukuki uyuşmazlık karşısında en uygun veya en uyguna yakın hukuki ilişki bulunana kadar veya bulunamayacağı kesinleşene kadar aranmalı ve hukuki ilişkilendirilmedir.<br />
(İDDİAYA DAYANAK OLAN HUKUKİ İLİŞKİ VAKIADAN HEMEN ANLAŞILMIYORSA,BUNU SİSTEMATİK BİR BİÇİMDE ARAYARAK SAPTAMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
7. ŞEMA: Bir dağcı gibi,hedefimize gideceğini sandığımız tüm yolları harmanlayıp en uygun olanı şekille belirterek sonuca varmaya çalışmalıyız.<br />
(ŞEMA YAPMADAN HÜKMÜNÜZÜ VERMEYİNİZ!)<br />
<br />
8. HUKUKİ İLİŞKİNİN KANUNİ UNSURLARI:Hukukî uyuşmazlık için yaptığımız teşhisin mutlaka ilmi ve kazai ictihatlarin yardımıyla kontrol etmeliyiz.<br />
(MİLLETİN KARAKUŞÎ HÜKÜMLERDEN BIKTIĞINI,EN ÖNEMSİZ KARARIN BİLE BİLGİ İSTEDİĞİNİ UNUTMAYINIZ!<br />
TAHMİN ETTİĞİNİZ HUKUK İLİŞKİSİNİN KANUNÎ KOŞULLARINI BİR KEZ DE BİLİME DAYANARAK,KONTROL EDİNİZ!)<br />
<br />
9. YASANIN OLAYA UYGULANMASI:Soyut olan hukuk kavramlarını ve hukuk kurallarını,somut olan hayat olaylarına,canlı vakıalara uygulamak yani olayı hukuk açısından incelemek zorundayız.<br />
(OLAYI AYDINLATMADAN HÜKMÜNÜZÜ VERMEYİNİZ!)<br />
<br />
10. OLAYA UYABİLEN ÇEŞİTLİ HUKUK İLİŞKİLERİNİN ÇÖZÜMLENMESİ:Vakıada müphem görünen noktaları aydınlattıktan sonra,olayın ve talep hakkının,koşullarını teorik olarak saptadığımız hukuk ilişkisine uyup uymadığına artık karar vermeliyiz.<br />
(TALEP HAKKINI AYNI ZAMANDA MÜMKÜN MERTEBE ÇEŞİTLİ HUKUK İLİŞKİLERİNE DAYANDIRMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
11. SINIFLANDIRMA;<br />
(DAVANIN KOŞULLARI İLE DAVANIN DAYANAĞINI,DAVANIN AÇILMASINA ENGEL OLAN İPTİDAÎ ITIRAZLAR VE DEF'İLERİ BİRBİRİNDEN AYIRT ETMEYE DİKKAT EDİNİZ!<br />
İPTİDAİ İTİRAZLARI ÇÖZÜMLEDİKTEN SONRA DAVANIN SEBEBİNİ VE DAYANAĞINI İNCELEYİNİZ VE ANCAK BUNDAN SONRA DEF'İLERE GEÇİNİZ!<br />
DAVAYA SEBEBİYET VEREN OLAYIN BİRDEN ÇOK VAKIADAN OLUŞABİLECEĞİNİ UNUTMAYINIZ!)<br />
<br />
12. PROBLEM ÇÖZÜMÜNÜN DIŞ BİÇİMİ: Uyuşmazlığın çözümlenmesinde incelenen hususların düzenli bir biçimde sınıflandırılışı,verilecek karar üzerinde son derece etkilidir.<br />
(UYUŞMAZLIĞI TAM OLARAK AÇIKLAYINIZ,FAKAT KISA KESİNİZ.DIŞ GÖRÜNÜŞE DE ÖNEM VERİNİZ!)<br />
<br />
13. ÇALIŞMA PLANI: Bu konuda üç nokta önemlidir.<br />
a.Fikirler arasında mantıklı sırlama.<br />
b.Konu dışına çıkmamak.<br />
c. Üslûp<br />
(YAZIYA BAŞLAMADAN PLANINI HAZIRLAYINIZ!)<br />
<br />
14. BİLİMSEL KANIT VE YORUM:Hukuktaki kural;&quot;Bir talep,hukuki bir muhakeme ile,belli bir kuralın zaruri sonucu olarak kabul edilebildiği taktirde haklı sayılır.<br />
(FİKİRLER ARASINDAKİ SIRALAMAYA EN BÜYÜK ÖNEMİ VERİNİZ!<br />
<br />
15. HİTABET VE HAZIR CEVAPLIK:Çok konuşmak başka açıdan çok zararlı olabilir.çünkü düşüncesizce söylenen her söz karşı taraftaki hasım için bir fırsat yaratabilir.Belki de &quot;gaf&quot; yapmanıza sebeb olabilir.<br />
(DURUŞMALARDA AZ VE ÖLÇÜLÜ KONUŞUNUZ! <br />
HAZIRCEVAP OLMAYA ÇALIŞINIZ!)<br />
<br />
16. DURUŞMALAR:Duruşmaya iyi hazırlanan bir avukat çok kısa olarak maddi vakıanın esasını anlattıktan sonra,hukuki sorunun can alıcı noktalarının izahına hemen geçmelidir.<br />
(DURUŞMALARDA AYRINTILARI BİR TARAFA BIRAKARAK,SADE CAN ALICI NOKTALARI KISACA AÇIKLAMAKLA YETİNİNİZ!)<br />
<br />
17. ÜSLUPTA AÇIKLIK VE OBJEKTİKLİK:Hukukçu kelimeleri tartmasını,onlara en isabetli anlamı vermesini ve sözcükleri yerinde kullanmasını bilmelidir.<br />
Canlı bir varlık olan dil de,daimi bir istihale içindedir.Ömrünü geçirmiş yitirmiş kelimeler atılır,yerine yenileri seçilir.Burda da parolamız anlaşılabilirlik olmalıdır.<br />
(FİKRİNİZİ AÇIK OLARAK ANLATINIZ! <br />
ÜSLUBUNUZ HERKESİN FAKAT ÖZELLİKLE HALKIN BİLE ANLAYABILECEĞİ BİR ÜSLUP OLMALI.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?156-Avukatlar-icin-17-altin-kural</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kader mahkumu safsatası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?154-Kader-mahkumu-safsatasi</link>
			<pubDate>Mon, 01 Oct 2018 08:12:58 GMT</pubDate>
			<description>Kader mahkumu safsatası 
 
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kader mahkumu safsatası<br />
<br />
Suç işleyenin esasta mazlum olduğuna, işlediği suçu elinde olmayan sebeplerle işlediğine atfen uydurulmuş bir saçmalık.<br />
Adalete inancı ortadan kaldırmak, yargıyı itibarsızlaştırmak için uydurulmuş bir söylem <br />
Dahası halt işleyenin vebalini Allah'a yükleme kastı da var bu deyişte.<br />
İşin aslı ise herkes kendi elleri ile işlediklerinin karşılığını görür, yoktur öyle kader mahkumu diye bir hurafe. <br />
-- <br />
Kitaplarda bir satırlarda yazılan, bir de satır aralarında anlatılan vardır ki satır aralarını okuyabilmektir aslolan. Bu da ancak muhakeme yetisi ile mümkündür. <br />
--<br />
Bir devletin, besicinin süt ineklerini maliyet sorunu sebebi ile satmak zorunda kalmasına fırsat vermesi bir ayıp, ama o ineğin et olarak görülerek kesilmesine izin vermesi daha büyük bir ayıptır.<br />
--<br />
Avukat dediğimiz kişi, hukuk dünyasında görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.<br />
--<br />
En tepeden en dibe bütün kurumlarımızın temel problemi denetim, medeni ahlak ve liyakata mesafeliliktir. Bağımsız bir denetim zorunluluktan da olsa medeni ahlakı kabule sevk eder. Ahlak ise liyakat sahiplerinin mütemmim cüz'üdür. Toplumumuzu ileri götürecek tek yol, denetlenebilir, ahlaki temelleri saglam, liyakat esaslı müesseseleri hayata geçirebilmektir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?154-Kader-mahkumu-safsatasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devletin dini adalettir</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?153-Devletin-dini-adalettir</link>
			<pubDate>Thu, 30 Aug 2018 06:52:52 GMT</pubDate>
			<description>Memlekette çok acil hukukun üstünlüğünü esas alacak yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin uygulanabildiği zemin oluşturma çabasına girilmesi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Memlekette çok acil hukukun üstünlüğünü esas alacak yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin uygulanabildiği zemin oluşturma çabasına girilmesi gerekiyor.<br />
Çok görkemli mahkemeler değil, adil kararlara imza atacak hakimler acil ihtiyaç ve çözüm çok basit aslında.<br />
Belli bir tecrübe sahibi avukatlardan görevlendirmek gerekiyor hakimleri, 22 yaşında okulu yeni bitirmişlerden değil. İdari yargıda da liyakatlı nice hukuk nosyonu sahibi bürokrat; veya yeminli mali müşavirleri de istihdam etmek hakim açığına çözüm olacaktır.<br />
Çok hukuk fakültesi açmak değil, nitelikli eğitim verilmesi ve okul bitirmek de değil, hukuk nosyonu önemli.<br />
Hukukta liyakat harici her türlü referans sisteminden vazgeçilmeli ve alt yapısı sağlam mevzuat düzenlemelerine ağırlık verilmelidir. Araya hain sızmasın diye refefans olmaz, güvenlik soruşturmasını doğru yapmak olur.<br />
Zira devletin dini adalettir.<br />
-- <br />
Af yine gündemde lakin devletin affedebileceği tek suç kamu görevlilerinin şahıslarına yönelik hakaret suçu gibi suçlar olabilir. Devlet başkanına hakaret gibi. Devlet kişilerin hakkına giren hiç bir suçu affedemez. Hakkı yoktur. Vergi de bu bahistedir, kul hakkıdır sonuçta. Devletin var oluş gayesi vatandaşlarının hukukunu gözetmek ise bu budur.<br />
Vatandaş, devlete cezalandırma hakkını devrederken suçluların gereken cezayı görecekleri kanaati ile bunu yaptı, eğer devlet suçluyu affedecek ise ihkak ı hak engellenemez.<br />
İhkak ı hak, kişinin hakkını kendisinin alması yasağı denebilir. Mesela borcunu tahsil edemedin, hukuki çarelere başvuracaksın, devlet senin yerine zorla ondan alıp sana teslim edecek; ya da canına kastedene cezayı sen değil, devlet kesecek gibi.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?153-Devletin-dini-adalettir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cüppeyi razı etmek</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?152-Cuppeyi-razi-etmek</link>
			<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 08:25:18 GMT</pubDate>
			<description>Bir fırıncı var zamanın birinde. Birini okuduğu kitaplarından dolayı gıyabında çok sevmiş. onu anlatıp duruyor her yerde. 
 
Bir gün sabah vakti...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir fırıncı var zamanın birinde. Birini okuduğu kitaplarından dolayı gıyabında çok sevmiş. onu anlatıp duruyor her yerde.<br />
<br />
Bir gün sabah vakti fırını açtığında kapıda bir ihtiyar belirmiş ve : Allah rızası için bana bir ekmek versene, demiş.<br />
<br />
Amca, bekle ekmekler çıksın bir tane vereyim demiş.<br />
<br />
Adam: hayır hemen bir tane yapsana Allah rızası için, çok açım, deyince:<br />
<br />
Olmaz öyle! Bekleyeceksin, demiş Fırıncı…<br />
<br />
Adam sırtını dönmüş gidiyor. Komşu esnaf içeri girmiş:<br />
<br />
Hani senin bize anlatıp durduğun adam vardı ya? Bu o işte!<br />
<br />
Fırıncı ihtiyarın peşinden koşmuş: Dur ne olur. Ben seni çok seviyorum. Seni razı etmek için ne dilersen yaparım, affet beni, demiş.<br />
<br />
İhtiyar: Öyle mi? Beni razı etmek için her şeyi yapabilirsin ha! demiş ve eklemiş:<br />
<br />
Peki, o halde akşam benim için bir ziyafet ver, tüm eşini dostunu çağır, demiş. Fırıncı:<br />
<br />
Şeref bilirim. Tabi ki demiş ve ziyafet hazırlıklarına başlamış. Uzatmayalım akşam olmuş herkes orada. İhtiyar ayağa kalkmış ve:<br />
<br />
Ey insanlar! Yürüyen bir cehennemlik görmek isteyen bu adama baksın! demiş. Herkes şaşkın, ihtiyar devam etmiş:<br />
<br />
Bu adam, Allah rızası için bana bir ekmek vermedi; ama beni razı etmek için hepinizi doyurdu….<br />
<br />
Hikayenin mesajı: <br />
<br />
Civarınıza bakın! Cübbeniz sırtınızda olmasa, tanımasalar vasıflarınız ile sizi, muamele nasıl, cübbeli iken nasıl?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?152-Cuppeyi-razi-etmek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Iş bankasinin değerli genel müdürüne bir açik mektup</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?151-Is-bankasinin-degerli-genel-mudurune-bir-acik-mektup</link>
			<pubDate>Wed, 15 Aug 2018 08:00:08 GMT</pubDate>
			<description>Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel Hoca faiz haramdir onermesini ve döviz krizi meselesini birlikte yorumlamış. Matematik ve iktisat bilmediği gibi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel Hoca faiz haramdir onermesini ve döviz krizi meselesini birlikte yorumlamış. Matematik ve iktisat bilmediği gibi entelektüel meraktan da ıdeolojik seçicilik dışında yani meşrebine göre Kemalist, Sosyalist veya Siyasal Islamcı dogmalar dışında okuma yapmaktan pek nasip almamış yurdum hukukculari olarak okuyalim, anlamaya calisalim, okutalim... Yrd.Doç. Sinan Kocaoğlu<br />
<br />
&quot;İŞ BANKASININ DEĞERLİ GENEL MÜDÜRÜNE BİR AÇIK MEKTUP<br />
<br />
İş Bankası sahip olduğu ya da en büyük hissedarı olduğu bankacılık dışı şirketlerle birlikte Türkiye'nin en büyük ÖZEL SEKTÖR kuruluşudur. Bu bankanın genel müdürü sıradan biri değildir. Olamaz. Bu nedenle şu anki genel müdürün aşağıdaki beyanatı beni derinden şaşırttı ve üzdü.<br />
<br />
Diyor ki, dolarla, avroyla geliri olmayan kişinin dövizle işi olmamalıdır. Ayşe teyzenin dövizle ne işi var.<br />
<br />
İş Bankası Atatürk'ün Türkiye'de özel sektör aracılığıyla iktisadi kalkıkrmayı sağlamak için sermayesinin büyük bir bölümünü kendi sağlayarak kurduğu bir bankadır. Banka çalışanlar ve emekliler sandığının en büyük hissedarı olduğu, bankanın personeli iken yöneticisi haline geldiği bir yönetim sistemi ile dünyada benzeri muhtemelen olmayan bir firma yapısına sahiptir. Atatürk, bankanın karlarının bir kısmının Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumuna ödenmesini ve bunun CHP'nin Banka yönetim kuruluna birkaç yönetici ataması yoluyla denetlenmesini vasiyet etmesi ile de çarpıcı bir özelliğe sahiptir. Banka'nın &quot;Sandık&quot; dışında yöneticilerden hesap soracak bir hissedarlar kurulu yoktur. CHP temsilcileri bankanın yönetilmesi işine karışmaz, paralarını alır ve karar defterlerini imzalarlar. Bankanın üst yönetim yapısı, Genel Müdür dahil tamamen bankanın personeli içinden yukarı doğru yükselmekte olan kadroların belirlediği bir yapıdır. Bunun iyi yönetimi açısından bir güçlülük mü yoksa bir zaafiyet mi oluşturduğu incelenmesi önemli bir iktisadi tarih ve işletmecilik meselesidir.<br />
<br />
Bu girişi niye yaptım. Çünkü şu anki sayın Genel Müdürün yukarıdaki ifadesi, nezaket içinde ona hatırlatılması gereken bazı temel yanlışları işaret eder.<br />
<br />
Devletler 20'inci yüzyıldan itibaren altın para sistemini terk etmiş, basılması kendi tekellerinde olan ve dolaşımını denetledikleri banknota dayanan para sistemleri ile var olmuşlardır. <br />
<br />
İktisada giriş derslerinde, özellikle makro iktisada giriş derslerindeki ciddi kitapların başlangıç konularından biri &quot;para nedir? Para ne işe yarar? Para politikasının araçları ve sonuçları nelerdir? meselesidir. Ben burda bir giriş kitabı bahsi yazmayacağım. Sadece sayın genel müdüre paranın temel işlevlerinden birinin &quot;satın alma gücü&quot;nün, yani &quot;değer&quot;inin zaman dilimleri üstünde taşınması olduğunu hatırlatmakla yetineceğim. Diyelim ki devlet bir kamu okulunda öğretmenlik yapan &quot;Ayşe Teyze&quot;ye bu ay 3000 TL maaş ödedi. Ayşe teyzenin maaşına ilaveten 1500 TLyi de onun adına Emekli Sandığına yatırdı. Şimdi Ayşe teyzenin önünde emekli sandığına yatırılan paranın bundan 20 yıl sonra değerini, yani bugünkü satın alma gücünü koruyup korumayacağı meselesi vardır. Ayrıca eğer Ayşe teyze 3000 liralık maaşının 500 lirasını da emekli sandığı projesini takviye etmek için harcamayıp tasarruf ederse, bu 500 lirayı nasıl geleceğe taşıyacağı meselesini de çözmek zorundadır. Parayı yastık altanı koyabilir. Eğer enflasyon varsa, parasının satın alma gücü zaman içinde azalır ve yirmi yıl sonra sıfıra yakın bir seviyeye düşebilir. Ya da bankaya götürüp belirli bir faizle tasarruf mevduat hesabına yatırabilir. <br />
<br />
Bankanın asıl sorumluluğu ve hikmeti vücudu belirli tarihlerde belirli satın alma gücü olan paralarının kendisine emanet edenlerin bu satın alma güçlerinin zaman dilimleri arasında değer kaybetmeden taşınmasını sağlamaktır. Bankanın hizmetinin odağında önce parasını kendisine emanet etmiş olan Ayşe Teyze vardır. Banka Ayşe Teyzelerden topladığı parayı kredi olarak dağıtır. Buradaki temel sorumluluğu da Ayşe Teyzenin parasını kredi olarak verirken bu kredinin geri döndüğünde satın alma gücünü kaybetmemiş olmasını sağlamaktır. Bunun içindir ki iyi bir &quot;banka&quot; piyasada oynanmakta olan &quot;saadet zincirleri&quot; oyunlarına katılmaz. katılamaz. Sürdürülemez oyunlardan uzak durur.<br />
<br />
Ayşe teyzenin 500 lirasının ve emekli sandığında birikmekte olan kesintilerinin zaman dilimleri üstünde satın alma gücünün erimesinin en büyük sebebi devletlerin yanlış iktisat politikaları, para ve maliye politikaları, yanlış siyasi ve askeri politikalarıdır.<br />
<br />
Bunun içindir ki tarih-i kadimden beri insanlar &quot;altın&quot; almışlar, yastıklarının altında ya da boyunlarında geleceklerindeki harcama güçlerinin değerini koruyarak bu altınları saklamışlardır.<br />
<br />
Benim çocukluğumdan beri 1980'lere kadar Türkiye'de vatandaşların döviz satın almaları yasaktı. Ben 1970'lerde SBF'de asistanken, Cambridge'de öğrenciliğimde Heffers kitap evinde açılmış kredili hesabı kullanır kitap getirdimdi. Gelen kitapların faturasını Ulustaki Merkez Bankasına götürür, ilgili ofiste Merkez Bankası'nın İngiltere de iş yaptığı bir bankanın ödeyeceği adıma yazılmış çeki alır Heffers'a gönderirdim. Yurt dışına seyahat özel izne bağlı idi. Demokrat Parti'nin ciddi döviz sıkıntısı döneminde tedavi için yurt dışına giderken döviz alabilmek için Başbakan'ın imzası gerekirdi.<br />
<br />
İnsanların tasarruflarına ve hiper enflasyon döneminde geçinmek için ellerine geçen ücretlerine en büyük zararı yanlış para maliye ve genel politika izleyen hükümetler olmuştur.<br />
1980'en öncesinde resmi döviz kurları yanında bir de &quot;kara borsa&quot; denilen, yanlış şekilde kara borsa denilen gizli piyasa kurları vardı. Resmi kurun TL'nin gerçek değerinden nasıl saptığını altının TL fiyatına bakarak anlardık. Altın kaçak macak gelir ve piyasada lira ya da takı olarak gramı altının dünya fiyatı çarpı dövizin gizli serbest piyasa değeri ile belirlenirdi.<br />
<br />
Sayın Genel Müdür, Ayşe Teyze'nin dövizle işi kendini korumaktır. Ayşe Teyzenin döviz almasını yasaklarsanız gider altın alır. Siz herhalde geliri altınla olmayan insanların altınla ilişkisi olmamalıdır demiyeceksiniz değil mi?<br />
<br />
Yanlış iktisat politikalarının izlendiği uzun dönemlerde tasarruflarını bankalara emanet eden milyonlarca insan sistemin kazğını yemiş, tasarruflarının satın alma gücü erimiştir. Bu Türkiye'de olmuştur. Bankaların verdiği ve aldığı nominal faizlerin tek başına hiçbir anlamı yoktur. Nominal faizlere değer biçebilmek işini bir ex ante (sürecin öncesinde) bir de ex post (sürecin sonunda) olarak ele almamız gerekir. Sayın Genel Müdür çeşitli kanallardaki konuşmalarınızda hiç ama hiç değenmediğiniz halbuki cari (sizin öğrencilik dönemlerinizde okutulmayan) döviz kurunun oluşumunu açıklayan iktisadi analizlerin temel kategorisi, iktisadi aktörlerin, yurttaşlar ve şirketlerin ve iktisat teorisi bilen ve kullanan siyaset kurumunun (varsa eğer) hesaplamalarındaki temel değişkenlerden biri mesela 12 ay sonraki expected exchange rate yani beklenilen döviz kuru ve beklenilen enflasyon oranı ve beklenilen o tarihteki sözleşmelerde uygulanacak faiz haddidir. Yani Beklentiler çok önemlidir. Ve gelecekle ilgili beklentileri analize katmayan bir söylem çağdaş iktisatçılık olamaz.<br />
<br />
Türkiye umarım hepimizin canını sıkan bu krizden en az hasarla çıkar. Ben siyasetçi değilim. kendi ülkemin, ekonomimin, toplumumun felaketine yol açacak hiç bir süreçten beğenmediğim bir iktidardan kurtulurum diye, zevk alamam. Bu noktada anlaşıyoruz sayın genel müdürüm.<br />
<br />
Bir son temel yanlışınızı daha size hatırlatmak isterim, saygı ile. Faizi kanser tedavisi için yapılan ve zehirleyici kemo terapiye benzettiniz. Yanlış. Faiz prekapitalist toplumlarda, dara düşen fakirle onun muhtaçlığından yararlanacak tefeci arasındaki borç alma borç verme işleminin fiyatı değildir sadece. Faiz, yatırımın başlanması ile ürünün üretilmesinin başlaması arasında yıllarca süreler olan modern ekonomilerde zamanın fiyatıdır. Diyelim ki elimizde 1 milyar TL'niz var. Bunu 5 yıl sonra satılabilir ürün verecek A projesini ya da 10 yıl sonra ürün verecek B projesi için kullanabileceksiniz. Hangisinin daha kazançlı olacağını hesap edebilmeniz ve karşılaştırabilmeniz için zamana fiyat biçiyor olmanız gerekir. Zaman bir üretim faktörüdür. Faiz bu üritim faktörünün yani zamanın fiyatıdır. Bu mesele bilmem belki duymuşsunuzdur, Avusturya iktisatçılık okulunun ustaları tarafından, Böhm Bawerk falan filan gibi enine boyuna işlenmiş, Fisher gibi önemli Amerikan iktisatçıları tarafından da neo-klasik iktisadi analize taşınmıştır. <br />
<br />
Velhasıl kelam başımı duvarlara mı vursam, ağlasam mı, yoksa müzik mi dinlesem bilemiyorum. kalan ömrümü bildiğim bir disiplinin biriktirdiğim tecrübesini paylaşmadan geçirirsem bencillik yaparım diye düşünüyorum. Öteki taraftan savcılar FB u mace book u takip ediyorlar. Bunu şimdi piyasa istikrarını bozan bir yazı gibi ele alıp beni bu sıcakta ifade vermeye çağırırlarsa, ben Marmaris ya da Mugla ya da başka bir yere gidinceye kadar ölürüm. Yani sussam bir türlü. Yazsam bir türlü. Arabesk bir şarkı için güzel bir güfte başlangıcı.<br />
<br />
Sayın Genel Müdürümüze ve bütün arkadaşlarıma arz ederim, efendim.<br />
<br />
Kulunuz YST.&quot;<br />
Prof. Dr. Yahya Sezai Tezel  Kişisel Facebook sayfası paylaşımı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?151-Is-bankasinin-degerli-genel-mudurune-bir-acik-mektup</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devletin Dini Adalettir</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?150-Devletin-Dini-Adalettir</link>
			<pubDate>Tue, 07 Aug 2018 10:46:25 GMT</pubDate>
			<description>Adalet Bakanımız her yıl 5.000 hakim savcı alacağız. Kasım ayında yeni mezunların bilgileri taze iken alım düşünüyoruz açıklaması yapmış. İyi hoş...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Adalet Bakanımız her yıl 5.000 hakim savcı alacağız. Kasım ayında yeni mezunların bilgileri taze iken alım düşünüyoruz açıklaması yapmış. İyi hoş demiş de her zaman diyorum. Adalet hukuk bir nosyon işi. Okuldan yeni mezun 22 yaşındaki genci, direkt kürsüye çıkarınca sıkıntıyı çoğaltıyorsunuz yargıda. En az 3 5 ideali 7 yıl avukatlık tecrübesi olmayana kürsü emanet edilmemeli. Pişirmeden yaktığınız bu gençler, adaleti de yakıyorlar sonuçta. Özellikle parti cemaat cemiyet referans sistemini tamamen kaldırarak, dupduru liyakat tercihlemesi ile görevlendirmelerin yapılması da hayati bir mevzu. Okuldan yeni mezun gençleri öncelikle hakim savcı yardımcısı olarak görevlendirmek de düşünülebilir tabii ki. Adalet devletin dinidir ve bunu en iyi bilmesi gereken de haliyle Adalet Bakanıdır.<br />
<br />
Doların yükseldiği falan yok, lira değer kaybediyor. Yakın bir tarihten bu yana %40 kadar değer kaybeden TL, cari açığımız bu kadar yüksekken ve ekonomimiz bu kadar dışardan para girişine muhtaçken, üstelik sanayiye değil, betona kaynaklar bu pervasızlıkla aktarılmaya devam ediliyorken, daha da değer kaybetmeye devam edecektir. Türkiye'yi günü kurtarma, hısım, yandaşları ihya etme, makyajlarla hastalık lekelerini kapatma politikaları ile daha fazla götürme imkanı da kalmamıştır. Devletler nasıl iflas ederin tarihteki örneklerinden en şaşaalısı bizim tarihimizde var iken, üç kuruşluk yaptırımlara bile ciddi reaksiyon gösteren bu ekonomi, yakın zamanda hepimizi toza bulayabilir, bir ciddi önlem alınmaz ve feraset ile davranılmazsa.<br />
<br />
Türkiye hala her türlü motoru üretebilecek bir sanayiye sahip değilken, kaynaklarını kanala, havaalanına oraya buraya har vurup harman savurur biçimde dağıtıyorsa, kimse bana idarecilerimizin çok da yerli ve milli düşündüğünü söylemesin. Bugün atak helikopterinin ve tankımızın bile motoru hala yerli değilken, hangi feraset ile başka yatırımları uygun görebiliyorlar, anlayabilmiş değilim.<br />
Ayrıca tüm düşmanlara korku salacak, caydırıcılık oluşturacak orta ve uzun menzilli füze yapmadan da kimse savunma sanayisinden bir beklentiye girmemeli.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?150-Devletin-Dini-Adalettir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece:</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?149-Sadelestirmeye-ihtiyacimiz-var-sadece</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 10:53:17 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece: 
 
Dinin yegane gayesinin uluhiyeti sadece Allah'a tahsis ile, iyi bir insan olmayı ve bunun için de sahih...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sadeleştirmeye ihtiyacımız var sadece:<br />
<br />
Dinin yegane gayesinin uluhiyeti sadece Allah'a tahsis ile, iyi bir insan olmayı ve bunun için de sahih ahlak sahibi olunmasını talim ettiği gibi.<br />
Devletin sadece yatay ve dikey eşitliğe ihtimam ile, adaleti tesis etmekle yükümlü bir organizasyon olduğu gibi.<br />
Hukukun sadece zulmü engelleme ile yükümlü olduğu gibi.<br />
Zulmün gayrın hakkına tecavüz olduğu gibi.<br />
Anayasanın insan hak ve hürriyetlerine saygılı değil, insan hak ve hürriyetlerine dayalı bir nizamı tesis ile yükümlülüğünün asıl olduğu gibi.<br />
<br />
Devlet kadrolarına adam yerleştirmekte gayretli olan tüm yapılar kesinlikle artniyetlidirler. Hangi argümanı kullandıklarının bir önemi yok, önemli olan devlete sızma niyetlerinin var olmasıdır ve bunu göre bile buna göz yuman ve hatta işlerini kolaylaştıran her mevki makam ünvan sahibi de ya bizzat hain, ya da çıkarı için şahsiyetini satmış müflistir.<br />
Devletin dini adalettir ve tek ölçeği de liyakattır.<br />
<br />
İktidarın hocaları neden fakir fukaraya şükrü öğütlerler, zengine infakı talim etmenlerin cevabı:<br />
Fakirin Allah'tan gayrı dayanağı yoktur. O, kendine iyi yaşam sunması için çalışmaya mecbur olan, vazifesinde ihanete düşerse, onu suçlamak yerine, Allah'a topu atar ve kendi noksanlığı sebebiyle bu durumu yaşadığına inanması daha kolaydır. Variyetli ise, ziyan yaşarsa, muktediri sorumlu tutar ve ona kafa tutar. İmkanları genişlemezse hatta ona ceza dahi kesebilir.<br />
Bu yüzden variyet sahibinin imkanlarının genişletilmesi ve fukaraya şükür talimi muktedirin kolayına ve işine gelendir.<br />
Bu dünyanın kendi zamanında yok olacağına inanan ve bu yok oluşa damgasını vurmak isteyen fanatik bazı sapkınların proje piyonları olmak ya da onları tarihe gömmek sizlerin ellerinizde ey insanlık!<br />
Falanın deccalı filanın mehdisi ve falanın mehdisi filanın deccali iken tüm dünya bu fanatiklerin hamlelerine kilitlenmiş sonunu beklemede olmamalı. <br />
Dünyayı fanatiklerin cirit alanı haline getiren de onlara koşulsuz itaat eden sessiz yığınlar maalesef. Kişilere onlarda olmayan meziyetleri yükleyerek onları baş belası haline getiren yığınlar akıllarını başlarına devşirmezlerse onların göz dönmüşlüklerine kurban edileceklerdir.<br />
Olması gereken, kişi bazlı değil ilke odaklı siyaseti hayata geçirebilmek. Aksi halde onun mehdisi bunun deccalini öpmek için dünyayı kan gölüne çevirecek.<br />
<br />
Hukuk nosyonu için 4 yıllık lisans eğitiminin dahi asla yeterli olmadığını, hukuk sosyolojisi ve felsefesi alanlarında ciddi yoğunlaşmak, en azından tüm hukuk derslerine aşinalık ve uzun mesleki tecrübe ile belli sahalarda uzmanlaşmak gerektiği açık iken, 4 yıllık herhangi bir lisans eğitimi alanlara idari hakimlik gibi tam anlamıyla hakikatli hukuk nosyonu gerektiren bir alanda istihdam imkanı sağlanması projesi kesinlikle fetö kafası işidir. Uygulayıcı fetöcü olmayabilir, ama liyakatsız, tek vasfi koşulsuz itaat olacak hakimleri adalet mekanizmasına yerleştirme kafasını başka bir ifade ile vasıflamak dogru değildir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?149-Sadelestirmeye-ihtiyacimiz-var-sadece</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz mesajını devlet aldı mı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?148-15-Temmuz-mesajini-devlet-aldi-mi</link>
			<pubDate>Mon, 16 Jul 2018 07:19:48 GMT</pubDate>
			<description>15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur: 
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">15 Temmuzun mesajını devletin alıp almadığının en önemli göstergesi sadece şudur:<br />
Devlete memur alırken, iradesi cemiyetine, tarikatına, önderine bağlı olanları, tabiiyetlerini kapı önüne bırakmadan içeri girme şansları olmadığına inandıramıyor ve iradesi güdümlüleri bir yerlere yerleştiriyor ise bu hadisenin tekrarı ve daha acı boyutlusu kesindir. <br />
Liyakattan daha sağlam ölçüt aranmamalı ve devleti, emeline kullanacaklara asla fırsat verilmemelidir.<br />
Kim ki devletin imkanları ile kendine, civarına, tabiiyetine imkan devşirme gayretine girdi, onun ve fayda sağladığı her neresi ve kim ise tüm mal varlıklarına el konulması ilk yaptırım olmalı ve kimseye bu hususta ayrıcalık tanınmamalıdır.<br />
<br />
15 Temmuz hakkında bir yorumda bunun bir münafık kalkışması olduğu değerlendirmesini okuyunca yazmak zorunda kaldım: Bu kalkışma kör iman kalkışmasıdır, münafıklık değil. Önderlerine iman eden, ama Allah'a bu imanı kendilerinden esirgeyenlerin teşebbüsü. Öyle ya Allah'a iman edilmiş olsa, Onun dini bilinse, din kardeşine silah doğrultabilir miydi bu şebelekler. Amaca ulaşmak için her türlü numara caiz diyebilirler miydi. Bugün fetö yarın başka isimle bu sapkınlık her zamar ortaya çıkabilir. Müslüman kanmamak için dinini doğru şekilde dört dörtlük sahih kaynaklardan öğrenmek zorundadır.<br />
Bir lider ki itaati şahsına istiyor ve kendine yapılan tazim hareket ve sözlerini reddetmiyor ise onun civarında bulunmak, ona hizmet etmek adiliktir.<br />
<br />
Fetö, evanjelist hristiyanların dünyaya hakim olması amacına hizmeti, dini bilmişlerin organizasyonudur. Evanjelistlere göre İsa'nın göksel krallığını kurması için kıyamet savaşının Suriye'de çıkması lazım. Bunun olabilmeli için bu yapılanma Amerika tarafından Türkiye'de kurgulandı ve desteklendi. Lakin 15 Temmuz planlarında yoktu. Bunlar bu olsun diye çalışmaya devam edeceklerdir. Yöneticilere daha büyük yükler var artık.<br />
Ahir zamanda hristiyanların din i hakikisi ile islamiyet omuz omuza vererek dünyaya hükmedeceklerdir akidesine inanarak Evangelistlerin büyük yahudi krallığını kurma ideallerine hizmet etmeyi islama hizmet olarak gören fetönün eylem planlarını belirleyen hocalarının okuyup inandıkları bu itikad, özellikle doğu medreselerinde yaygın halde okutulup taraftar bulmaya devam etmektedir. <br />
<br />
Ey Devletim! Sen ısrarla tarikat ve cemaatleri kadrolarına yerleştirmeme ile meşgul olsan, kendine sırf bu tedbirinle en sağlam savunmayı yapmış olursun ve belli bir maddi güce sahip tüm cemaat ve cemiyet varlıklarının bağımsız denetime tabi tutulması ile niyeti bozanın tepesine binme imkanına kavuşursun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?148-15-Temmuz-mesajini-devlet-aldi-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Biraz da Eleştiri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?147-Biraz-da-Elestiri</link>
			<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 08:53:03 GMT</pubDate>
			<description>Soma davasında açıklanan karar, madenci aileleri tarafından protesto edildi. Aileler, mahkeme heyetine: Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı yine aynı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Soma davasında açıklanan karar, madenci aileleri tarafından protesto edildi. Aileler, mahkeme heyetine: Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı yine aynı kararları verir miydiniz ifadeleri ile çıkıştılar.<br />
Başka bir husus da muhalefet partilerinin ve iktidara muhalefeti ile tanınan bir çok simanın takip ettiği davada iktidara yakın sivil toplum örgütlerinin olmaması soru işaretlerine sebep oldu. <br />
Yargı madem bağımsız, o salonda evlatları ölmüş anne babaların yanında destek için neden iktidar yanlısı kişi ve kurumlar yoktu sorularına, muhataplarından cevap bekleniyor ve ölen yüzlerce canın anne babalarının eş ve evlatlarının yüreğini soğutmayan kararları eleştirip eleştirmeyecekleri merakla izleniyor.<br />
Bir avukat arkadaşın konuya bakışı:  İsterseniz komplo teorisi deyin ama, Adnan Oktar'a yapılan operasyonun ve Soma davasının karar celsesinin aynı güne denk getirilmesinin ve gizli yürütülen bir operasyona dair her türlü bilginin medyaya servis edilmesinin; Soma davasında verilecek kararın gündemi meşgul etmesinin önüne geçmek için yapıldığını düşünüyorum. Şu an herkes Adnan Oktar'ı konuşuyor, Soma davası unutturuluyor resmen.<br />
**<br />
Yeni sistem adalet işlerinde gayet hızlı çıktı helal olsun. Hakim olmak için veterinerlik, ilahiyat veya herhangi bir 4 yıllık lisans eğitimi artık yeterli ya KHK ile. Sonraki KHK ile de baro başkanları mühendisler arasından seçilir hükmü ihdas edilirse daha bir inandırıcı olur adaletin gözetilmesi adına. Hatta Adalet bakanı olma şartı olarak gıda mühendisi olma özel şartı da çok isabetli olurdu.<br />
İdari hakim olmak için artık hukuk fakültesi mezunu olma şartı yok. Tüm lisans mezunları hakim olabiliyor. İyi hoş da hukuk nosyonu için bırakın hukuk mezunu olmayı en az 5 yıl avukatlık tecrübesi gerekir diyen bir hukukçu olarak derim ki: Tamam adliyelerde hakim sıkıntısı sizi bir çözüm bulmaya sevk ediyor, lakin dün fetöde yaşanan, bu aceleciliğiniz sebebiyle farklı şekilde yine yaşanır. Adliyede liyakat esas olmalı ve parti pırtı cemaat vakıf referansı ile buralara asla çaycı bile alınmamalı. Bu ne akıl tutulması bilemiyorum, bir hatayı başka bir hata ile düzeltme fikri sakattır.<br />
**<br />
<br />
Yanlış olduğunu düşündüğüm bir hususa dair fikir beyan etmem yanlışı yapana dair hissiyatımı ifade etmez. Sevdiğim yanlış yaptığında onu sevdiğim için yanlış bende doğru oluyorsa, veya sevmediğim doğru yaptığında onu sevmediğim için o doğru bende yanlış muamelesi görüyor ise bu benim adam olamadığımın göstergesidir. Mailis Nalars Sarpust Yazıtları</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?147-Biraz-da-Elestiri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?146-Cinsel-suclara-ceza-uygulamasina-dair-degerlendirmeler</link>
			<pubDate>Mon, 02 Jul 2018 08:13:37 GMT</pubDate>
			<description>Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler 
 
tecavüz ve katl birine, suçunun karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cinsel suçlara ceza uygulamasına dair değerlendirmeler<br />
<br />
tecavüz ve katl birine, suçunun karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır?<br />
<br />
Mevcut hukuk sistemimizde ödetici adalet sistematiği gereği bu suça hapis cezası uygun bulunuyor ki, zamanımızda maalesef benzer suçlar bu bakış tarzı gereği katlanarak artmaktadır.<br />
<br />
Halbuki böylesi suçlarda faile, bu dünyada yaptığının karşılığını ödetebilecek bir müeyyide söz konusu değildir. Ancak günümüzde yargı sistemi uygun cezayı takdir edemediği için, bu ceza koğuş infazı suretiyle tecelli etmektedir. Lakin bu suçlar, günümüz ceza hukukunda insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıfla ilişkili olmalıdır. Bu suçları önlemek ve toplum vicdanını rahatlatmak için önleyici hukuk sistematiği gözetilerek bu suçların failine ibreti alem yaptırımı uygulanması gerekir.<br />
<br />
Konuya bu zaviyeden bakıldığında esasen hapis cezası da idam cezası da irtikap edilen cürümün karşılığı bir ceza olamaz. Ancak toplum dengesi ve suçu önleme gayesi ile bir müeyyide öngörülecek ise , bu ceza mutlaka idam olmalıdır.<br />
<br />
İslam hukukunda yer alan kısas da bu gibi suçlara karşı müeyyide anlamında uygun olmayacaktır. Tecavüze uğrayan ve öldürülen çocuğu için, babaya teklif edilecek parayı, onun, diğer çocuklarının geleceğini düşünerek kabulü dahi ilahi adaleti rencide edecektir. Bu suçlar işlendikleri anda, kişilere karşı işlenen suçlar olma vasfından, çıkmışlar ve insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıfla ilişkili olmalıdır.<br />
<br />
İbreti alem için teşhir edilerek idam ve tabii ki suç ve suçlunun hiçbir karanlık nokta bırakılmaksızın aydınlatılacağı, tüm çıplaklığı ile gerçeğin ortaya konulacağı bir yargılama olmaksızın suçsuz bir insanı öldürmek de unutulmamadır ki tüm insanlığı öldürmek gibidir.<br />
<br />
Bu coğrafyada Cumhuriyet öncesi ceza uygulamasında konunun değerlendirilmesine örneklik açısından bir iki pasaj aktaralım: Ebussud Efendi “mesele: Zeyd, Hindin evine girip, cebr ile tasarruf eylemek isteyip, Hind Zeydi ahar tarikle def’e kadir olmamakla, balta ile vurup mecruh eyleyip, Zeyd o cerahetten fevt olsa, Hinde ne lazım olur?<br />
<br />
El cevap: Gaza etmiş olur” Başkasının canına, malına ve ırzına yapılacak saldırı da bu kapsamda görülmüştür. Bunun için, namusa saldıran kişiyi ölüm pahasına olsa dahi defetmek gerekir. Hatta, Udeh, erkeğe tecavüze imkan vermeyi, bir başka deyişle imkanı varken karşı koymamayı haram olarak nitelendirir.  Bir kadına tecavüze girişeni gören kişinin de, kadını kurtarabilmek için, öldürerek de olsa saldırganı def etmesi gerekir ki başka çare bulamazsa öldürmesi farzdır. Muttalip Yılmaz, İslam Hukukunda Zaruret Hali, 2. Baskı, 2008, Ankara, s. 237-238 - Düzdağ, a.g.e., s. 1<br />
II. Bayezid Kanunnamesi’nde, zina suçu aynı Fatih Kanunnamesinde olduğu gibi düzenlenmiştir. Ancak II. Bayezid Kanunnamesinde ırza geçenin “tenasül uzvunun kesilmesi” öngörülmüştür. Yavuz Sultan Selim Kanunnamesi’nde, “bir kimse başka birinin karısını veya kızını öpse, yahut yolda peşine takılıp laf atsa, mahkeme tarafından sopa atılma cezasına çarptırıldıktan gayri, her iki sopa başına bir akçe ceza alınır. Keza, birinin cariyesine laf atan ve zorla öpen de aynı ceza ile cezalandırılır. Eğer bir kadın veya bir kız, bana filan kimse zorla tecavüz etti dese, o kimse de bunu inkar etse o zaman şahit dinletilir. Tanık, kızın veya kadının yalan söylediğini ve sanığa iftira ettiklerini ispatlarsa o zaman kadın veya kız sopa cezası ile cezalandırılır. Ve hem de sopa başına bir akçe ceza alınır.<br />
<br />
Bir kimse, bir kadının arkasına düşse veya evine girip saçını tutsa, yahut külodunu ve elbisesini çıkarmaya çalışsa ve bu durum mahkemece tespit edildiği takdirde adam hapis cezası alır. &quot;<br />
<br />
Esasen bu aralar gündeme getirilen cinsel suçlarda hadım cezası söylemi de yanlıştır. Konu cinsel organ ile işlenen suça yönelik organı cezalandırma ile değil, o organı o suça bulaştıranı cezalandırma bağlamında değerlendirilmelidir. Nitekim nice suç çeşidinde suçlu sapkın duygularını tatmin için alet edavat dahi kullanmakta ve mağdurun vücuduna yabancı cisim sokmaktadır. En münasip ceza suçun karşılığı ceza ne olmalı muhakemesi ile değil, bu tarz suçlara nasıl mani olunabilir muhakemesi ile ortaya konulmalıdır. Zira cinsel suçlara dünyada karşılığı cezayı tasavvur etmek insan idrakının fevkindedir. Bendenizin önerisi sahih bir yargılama ile suçu sübut bulunan cinsel suça bulaşmış olanların en hafifinden tecrid ile suç vahşetinin ağırlığına mütenasip kademeli ceza uygulaması makul olandır ki bu zaviyeden değerlendirilecek olursa hadım ve idam da söz konusu edilebilir.<br />
<br />
Son olarak ülkemizde idam cezası ile ilgili düzenleme yapılması mümkün olabilir mi zaviyesinden bakalım: Uluslararası antlaşmalar, hukukumuza göre anayasamızın da üstünde normlar olarak kabul edilir, dolayısıyla AB müktesebatı gereği tarafı olduğumuz bu antlaşmalardan çekilmedikçe, idam cezasını hukukumuza getiremeyiz. Yani öyle bazılarının sandığı gibi bir KHK ile olacak işler değildir ve malum şu an cumhur ittifakı Mecliste anayasayı değiştirecek oy çoğunluğuna da sahip değildir. En iyi ihtimal toplumsal beklentileri de gözeterek özellikle cinsel suçlarda bir ceza düzenlemesi yapılması mümkündür ki, mevzu ceza hukukuna varana kadar pek çok düzenlemenin yapılması gereken bir alandır. Zira coğrafyamızda “henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı işveli köylü güzeli” türküleri halen büyük bir beğeni ile dinlenilebilmekte ve hatta 15 yaşında şarkı söyleyen kız çocuklarının giyim kuşamları,ahlak ve hayat biçimleri, gençler arasında moda olmaktadır. Bu minvalde yapılacak en son düzenleme yargı alanında olmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?146-Cinsel-suclara-ceza-uygulamasina-dair-degerlendirmeler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Önleyici adalet mi ödetici adalet mi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?145-onleyici-adalet-mi-odetici-adalet-mi</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jun 2018 12:30:30 GMT</pubDate>
			<description>3 4 veya 18 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ederek öldüren birine, yaptığının karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır? 
 
Mevcut...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">3 4 veya 18 yaşındaki bir çocuğa tecavüz ederek öldüren birine, yaptığının karşılığı cezayı bu dünyada ödetebilecek bir yaptırım var mıdır?<br />
<br />
Mevcut hukuk sistemimizde ödetici adalet sistematiği gereği bu suça hapis cezası uygun bulunuyor ki, zamanımızda maalesef benzer suçlar bu bakış tarzı gereği katlanacak artmaktadır. <br />
Halbuki böylesi suçlarda faile, bu dünyada yaptığının karşılığını ödetebilecek bir müeyyide söz konusu değildir. Faile ancak bu suçları önlemek ve toplum vicdanını rahatlatmak için önleyici hukuk sistematiği gözetilerek yaptırım uygulanması mümkün olabilir.<br />
Konuya bu zaviyeden bakıldığında esasen hapis cezası da idam cezası da yapılan menhiyatın karşılığı bir ceza olamaz. Ancak toplum dengesi ve suçu önleme gayesi ile bir müeyyide öngörülecek ise en azından idam söz konusu olmalıdır.<br />
İslam hukukunda yer alan kısas da bu gibi suçlara karşı müeyyide anlamında  uygun olmayacaktır. Tecavüze uğrayan ve öldürülen çocuğu için, babaya teklif edilecek parayı, onun, diğer çocuklarının geleceğini düşünerek kabulü dahi ilahi adaleti zedeleyecektir. Bu suçlar, kişilere karşı işlenen suçlar olma vasfından, işlendikleri anda çıkmışlar ve insanlığa karşı işlenmiş suç vasfını kazanmışlardır ki ceza i müeyyide de bu vasıf ilişikli olmalıdır.<br />
Geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde teşhir edilerek idam ve tabii ki suç ve suçlunun hiçbir karanlık nokta bırakılmaksızın aydınlatılacağı, tüm çıplaklığı ile gerçeğin ortaya konulacağı bir yargılama şartı ile, suçsuz bir insanı öldürmek de unutulmamadır ki tüm insanlığı öldürmek gibidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?145-onleyici-adalet-mi-odetici-adalet-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hak mevzusu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?143-Hak-mevzusu</link>
			<pubDate>Mon, 07 May 2018 13:40:28 GMT</pubDate>
			<description>Her avukat meslektaşım gibi bendeniz de vekalet sunacağım davalarda önce müvekkilimin davasında haklı olup olmadığının ilk muhasebesini vicdanımda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Her avukat meslektaşım gibi bendeniz de vekalet sunacağım davalarda önce müvekkilimin davasında haklı olup olmadığının ilk muhasebesini vicdanımda yapıyor ve kötü niyetli birinin davasını asla almıyorum. Allah haksızlıktan yana olmaktan muhafaza buyursun.<br />
Adaletin tecellisinden gayrı bir niyet ve gayrete bizi alet etmesin. Amin.<br />
Avukat sadece adaletin tecellisinden taraftır. Bu mesleği itibarsızlaştırma gayretlerinin altında adaletin tecelli etmesinden endişelenerek, haksız iken haklı çıkma arzusu içinde olanların ardniyetli ruh hallerinden başka bir izah yoktur.<br />
<br />
Mesela vergi hukuku diyelim, bu alanda haksızlık net olarak ortadadır görmek isteyene esasen. Vekil etmek isteyenin vergi kaçırma kastına vakıf olursam davasını almıyorum ve haksız tahsil edilmiş verginin de iadesi için tüm gayretimi sarf ediyorum. Tüm vatandaşlara haram bulaşması söz konusu çünkü.<br />
---<br />
Onun da yanlış yapabileceğini Cebrail söylese inanmayacakgillerin &quot;Cebrail parti kursa oy vermem&quot; diyengillerden dingillikte ne farkları olur<br />
-- <br />
Nasıl bir gençliğe imza attınız ey siyasiler!<br />
13,20 yaş arası binlerce genç, oynadığı diziden tanınan ve yazdığı pornoğrafik kitabı imzalayan aktörün kitap fuarındaki standında izdihama sebep oluyorlar.<br />
Beri yanda düşünce ve araştırma tecrübe ve maya ürünü kitaplara teveccüh göstermiyor bu gençler.<br />
Alın başınıza çalın o makamlarınızı!<br />
--<br />
Allah'ın bu topraklara bahşettiği zenginliği tarumar ederek, mesela buğdayda daha çok taneli diye dnası değiştirilmiş olanı tercih ederek, özü şifa olan buralara mahsus olanı yok eden kafa, bu yaptığının bedelini dış ülkelerden kanser ilacı alarak ödüyor ki bu daha başlangıç. Önümüzdeki 20 30 yılda kanser vakaları başa çıkılmaz ölçüde artacak diyor işin ehli olanlar. Siz şehir hastaneleri açmak ile övünmeden önce geçen yüzyılın tohumunu geri getirin. Hastalıklara mani olmak ile övünün ey sorumlular.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?143-Hak-mevzusu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Damga Vergisi Üretimi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?140-Bir-Damga-Vergisi-uretimi</link>
			<pubDate>Tue, 13 Mar 2018 09:06:31 GMT</pubDate>
			<description>Bir Damga Vergisi Üretimi 
 
Yurtdışından pamuk alımları sırasında Gümrük Müdürlüğü’ne sunulan ve yurtdışındaki ihracatçı firma tarafından, bu firma...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir Damga Vergisi Üretimi<br />
<br />
Yurtdışından pamuk alımları sırasında Gümrük Müdürlüğü’ne sunulan ve yurtdışındaki ihracatçı firma tarafından, bu firma ile ürünün imalatçısı arasında düzenlenmiş bulunan menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin, ilgili Gümrük Müdürlüğü’nce Şirket tarafından imzalanmış bir sözleşme addedilerek, ithalat işlemlerinin tamamlanması için “contrat” için damga vergisi ödenmesi zorunlu tutulmuş, aksi halde ithalat işlemlerinin yapılmayacağı belirtilmiştir. Gümrük İdaresi’nin bu tutumu sebebiyle ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için, aşağıdaki bölümlerde açıklandığı üzere bu “contrat” ile hiçbir ilişkisi olmayan gümrük beyannamesinin ithalat bedeli sözleşme bedeli kabul edilerek bulunan 4.750.725,73 TL. matrah üzerinden hesaplanan 45.038,88 TL. damga vergisi ihtirazı kayıtla beyan edilerek ödenmek zorunda kalınmış olup, Şirketin mükellefi olmadığı ve damga vergisinin konusuna girmeyen bir kağıt için ihtirazı kayıtla ödenen damga vergisinin iptali için açılan dava reddolunmuş olup, karar istinaf yargı yoluna taşınmıştır.<br />
<br />
İstinaf Konusu Karar	:<br />
<br />
Mahkeme kararında “Damga Vergisinin konusunu oluşturan her kâğıt, taraflara haklar yaratan veya borç ve yükümlülükler getiren, böylelikle tarafların hukuki durumunu belli eden veya ispat imkân sağlayan belgedir. Kâğıdın hükmünden yararlanılması; onun herhangi bir hukuki, ticari ya da benzer bir amaca bağlı olarak kullanılması sözleşmeyle öngörülen hak ve yükümlülüklere işlerlik kazandırılması   olarak tanımlanabilir. Yurtdışında düzenlenen kağıtlarda ise, Türkiye’de işlerlik kazandırılması sonucu vergiyi doğuran olay   gerçekleşmiş olmaktadır. Sözleşmede öngörülen hakların, borç ve yükümlülüklerin Türkiye’de doğması ve ifa edilmesi, Türkiye’de   muhasebe kaydına alınması, sözleşmenin damga vergisine tabi olması için yeterlidir.<br />
Davacı şirketin taraf olmadığı,Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı ile bir İsviçre firması olan satıcı firma arasında imzalanan sözleşmenin hükümlerinden  söz konusu sözleşmelerin tarih ve sayısını muhtevi  belgeyi  Gümrük Müdürlüğü’ne ibraz ederek  söz  konusu   malların   menşeilerini   anılan sözleşmeler  ve  belge  ile  ispat ettiğinden, sözleşmelerin hükümlerinden Türkiye'de faydalanılmış olma şartı gerçekleşmiş olduğu, davacı şirketin söz  konusu sözleşmelerle ilgili  damga vergisi tahakkuklarının makbuz mukabili yapılan damga vergisi takip defter kayıtlarında tuttuğu anlaşılmakla; damga vergisi tahakkuku işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” yargısı ile dava reddolunmuştur.<br />
 <br />
İstinaf Talebi Sebepleri		:<br />
<br />
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olduğu; yabancı memleketlerle Türkiye`deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların, Türkiye`de resmi dairelere ibraz edildiği, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütüldüğü veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalanıldığı takdirde vergiye tabi tutulacağı, <br />
3üncü maddesinde ise damga vergisi mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu, Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların Damga Vergisini kişilerin ödeyeceği, Yabancı memleketlerle Türkiye`deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların vergisini, Türkiye`de bu kağıtları resmi dairelere ibraz eden, üzerlerinde devir veya ciro işlemleri yapanlar veya herhangi bir suretle hükümlerinden faydalananların ödeyeceği, ancak bunlardan ticari veya mütedavil kağıt mahiyetinde bulunanların vergisini, bunları en evvel satan veya kabul veya başka suretle kullanan kişilerin ödeyeceği” belirtilmiştir.<br />
Mahkeme, Kararında; davanın reddedilme gerekçesini, Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı ile İsviçre menşeili firma arasında imzalanan sözleşmenin tarih ve sayısını muhtevi belgeyi Gümrük Müdürlüğü’ne ibraz ederek  söz  konusu malların menşeilerini anılan sözleşmeler  ve  belge  ile  ispat ederek sözleşme hükümlerinden Türkiye'de faydalandığımız gerekçesine bağlamıştır.<br />
 <br />
İstinafa konu davanın hadise bölümünde belirtildiği üzere Şirket tarafından yurtdışından yapılacak ithalatlara ilişkin belgeler arasında yer alan menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin Gümrük Müdürlüğü’nce Şirketimizin taraf olduğu bir sözleşme olarak değerlendirilerek bu sözleşmelerden damga vergisi ödenmesi istenmesi üzerine, bu belgede geçen contrat’ın Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı’nın dahili kural ve düzenlemeleri uyarınca, sözleşme referanslarının taşıma belgelerinde (menşe şahadetnamesinde) belirtilmesini istemesi üzerine ihracatçı firma tarafından düzenlenen menşe şahadetnamesine yazıldığına dair ihracatçı firma beyanının Gümrük İdaresi’nce kabul görmemesi ve tarafı olmadığımız, içeriğini ve tutarını bilmediğimiz bir belgeden damga vergisi ödenmeden ithalat işlemlerimize izin verilmemesi sebebiyle ihtirazi kayıtla verilen damga vergisi beyanı üzerine dava açılmıştır. <br />
<br />
Şirketçe, ilgili Gümrük Müdürlüğü’ne herhangi bir sözleşme ibraz edilmiş değildir. İstinaf konusu davanın açılmak zorunda kalınması sebebiyle Mahkemeye Türkçe tercümesi ibraz edilen kâğıt ise, bir sözleşme olmayıp, yurtdışındaki ihracatçı firma ile Türkmenistan Tarım ve Su Ekonomisi Bakanlığı arasında düzenlenmiş sözleşmelerin listesini ihtiva eden, Bakanlığın dahili kural ve düzenlemeleri uyarınca, sözleşme referanslarının taşıma belgelerinde (menşe şahadetnamesinde) belirtilmesini istediğini” ifade eden bir beyandır. Bu beyanda, Gümrük Müdürlüğü’nün söz konusu menşe şahadetnamesinde geçen “contrat” ifadesinin Şirketimizle yurtdışındaki ihracatçı şirket arasında düzenlenmiş bir belge olarak değerlendirerek damga vergisi ödenmesinin istenmesi üzerine, sözleşmenin tarafı olmadığımızı ispat edebilmek amacıyla ihracatçı firmadan alınarak gümrük müdürlüğüne verilmiştir. Dolayısıyla bu beyan söz konusu malların menşeini ispat etmek için kullanılmamış, Gümrük Müdürlüğü’nün damga vergisi ödenmesi gerektiğine dair talebinin yersiz olduğunu, sözleşmenin tarafı olmadığımızı, ihtiva ettiği tutarı bilmediğimizi, dolayısıyla da damga vergisinin ödenmesine gerek olmadığını ispat etmek amacıyla gümrüğe sunulmuştur. Bu belgenin ithalat işlemleri ile doğrudan ilgisi bulunmamakta olup, bu belge olmadan da ithalat işlemleri yapılabileceğinden, bu belgenin hükümlerinden yararlanmamız da söz konusu olmamaktadır. Mahkeme’nin “contrat”ın hükümlerinden yararlandığımız iddiası, zanni varsayıma dayanmakta olup, bu iddianın hukuka uygun olmadığı açıktır.<br />
<br />
Ayrıca bu zanni varsayımda Mahkeme, hükmünden yararlandığımızı iddia ettiği kâğıdın ihtiva ettiği tutarı dolayısıyla damga vergisi matrahının ve damga vergisi tutarının ne olması gerektiğini de göz ardı etmiştir. Bu zanni varsayım doğru olmamakla birlikte, bu kararın gereği olarak Mahkeme’den, hükmünden yararlandığımız kanaatine vardığı “contrat” ifadeli kâğıdın ihtiva ettiği tutarı ve ödenen damga vergisinin doğruluğunu da araştırması beklenirdi. Mahkeme bu görevini yapsaydı bahsedilen “contrat”ın fiziki olarak Şirketimizde bulunmadığını, dolayısıyla, bir tutar ihtiva edip etmediğini dahi bilmediğimiz bir kâğıt üzerinden Gümrük İdaresi’nin zorlaması ile ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için ithalat bedelleri damga vergisine esas tutar kabul edilerek damga vergisi ödenmek zorunda kalındığı görülebilecekti.  <br />
<br />
Ayrıca ihtilaf konusu olayda bir vergi tahakkuku yapılması gerekmektedir denilse dahi, bu verginin konusunu teşkil eden kâğıt, Gümrük İdaresi’ne sunulan menşe şahadetnamesidir ve Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) Sayılı Tabloya göre menşe şahadetnamesi için (17,80 TL) damga vergisi de haddizatında ödenmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla fiziki olarak Şirketimiz uhdesinde bulunmayan, tarafı olmadığımız, içeriğini ve ihtiva ettiği tutarı bilmediğimiz, resmi daireye ibraz etmediğimiz, üzerine devir veya ciro işlemleri yürütmediğimiz bir sözleşmenin hükümlerinden yararlanmamız da söz konusu değildir. Bu nedenle gümrükte ithalat işlemlerinin yapılabilmesi için ihtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen 45.038,88 TL. damga vergisi tahakkukunun iptal edilmesi ve haksız yere tahsil edilen damga vergilerinin iade edilmesi hukuka uyar olacaktır.<br />
<br />
SONUÇ			:<br />
 <br />
Yukarıda izah edilen nedenler ile, …. Vergi Mahkemesi’nin ……. sayılı kararının bozulması ve Nisan/2017 döneminde ihtirazi kayıtla beyan edilerek ödenen 45.038,88 TL. Damga Vergisinin iptal edilerek iade edilmesi hususunda istinafen karar verilmesi arz ve talep olunur.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?140-Bir-Damga-Vergisi-uretimi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Vergi matrahı hesaplamasında, Mahkeme kararı ile ödenen işçi tazminatları indirim konusu mudur?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?139-Vergi-matrahi-hesaplamasinda-Mahkeme-karari-ile-odenen-isci-tazminatlari-indirim-konusu-mudur</link>
			<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 14:30:12 GMT</pubDate>
			<description>5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin g bendinde: Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere, kurumun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin g bendinde: Sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere, kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddî ve manevî zarar tazminat giderlerinin indirim konusu edilemeyeceği hüküm altına alınmış olup, buradaki suç tabirinin Ceza Kanunu muhtevasındaki suç tanımı olduğu açıktır. Gelir Vergisi Kanunu 40/3. maddesinde ise: İşle ilgili olmak şartıyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar; ziyan ve tazminatların gider olarak indirilebileceği belirtilmiştir.  Kanun’da iş kazaları nedeniyle mahkeme kararı uyarınca ödenen tazminatların indirim konusu yapılamayacağına ilişkin açık bir ifadeye yer verilmediği gibi, “suçlarından” kelimesi ile “kusurlarından” kelimesi de asla aynı anlamda değerlendirilemez. <br />
<br />
	Borçlar Kanunu’na göre, istihdam edenlerin kusursuz mesuliyetini öngören hükümleri (BK md. 55) çerçevesinde sorumlulukları bulunmaktadır. Bu Kanun, işverenin şahsi kusurunun bulunduğu veya bulunmadığı hallerde, işçiler tarafından hizmetlerin ifası sırasında Kanun’a uygun veya aykırı fiiller sonucunda ortaya çıkarılan zararları hedef almaktadır. İşveren, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. İşveren zarar gören karşısındaki muhataplığı nedeniyle ödeyeceği zarar, ziyan ve tazminatları gider yazabilmelidir.<br />
<br />
	Kusursuz sorumluluk, Objektif sorumluluk ya da Sebep sorumluluğu, kusurlu sorumluluğun temel unsurları olan kusur ve hukuka aykırılığın bir koşul olmaktan çıktığı sorumluluk türünü ifade eden bir hukuk terimidir.<br />
<br />
	Bir kimsenin başka bir kişiye zarar vermesi ve bu zararla zarar verenin fiili arasında nedensellik bağının olması sorumluluk için yeterlidir. Bu itibarla, yasalarla kusur aranmaksızın sorumlu kabul edilen kimselerin eylemlerinden zarar gören kişiler, karşı tarafın olayda kusuru bulunduğunu ispat etmek zorunda olmadıkları gibi, kusursuz sorumlu sayılan kişi ya da kurum, olayda kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz. Sorumluluktan kurtulmak için fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin ortadan kalktığını ispat etmek gerekir. İlliyet bağının kopması zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusuru nedeniyle olabilir. Diğer yandan beklenmeyen haller ve olağanüstü olaylar, illiyet bağının kopması sonucunu doğurabilir.<br />
<br />
	Sebep sorumluluğu, ilke olarak zarara sebep olma düşüncesine dayanır. Burada sorumluluk, kusur yerine, kanunun öngördüğü belirli bir olguya bağlanmıştır.<br />
<br />
	Kanunda geçen “suç” ifadesi içine Türk Ceza Kanunu’na göre ceza gerektiren fiillerin dahil olduğu, eğer suç kavramı çok geniş yorumlanacak olursa, hiçbir tazminatın gider yazılmaması sonucu doğacağı ve bu sonucun ise isabetsiz olacağı açıktır.<br />
<br />
	Haksız fiil, borçlar hukuku alanında, hukuka aykırı bir suretle başkasına zarar veren her türlü fiildir. Suç ise, kanuni tarife uygun olan maddi bir fiil ile iradi olarak hukuka aykırılığın meydana getirilmesidir. Hukuka aykırı bir fiil kanun tarafından özel olarak tarif edilmiş ve bu fiile bir ceza da bağlanmışsa, o fiil suçtur, aksi halde haksız fiildir. Haksız fiil ile suç arasında nitelik bakımından değil, müeyyide bakımından fark görülmekte ve bu farkın başlıca sonucu da kanunda tarif edilmesine bağlanmaktadır. <br />
<br />
	Haksız fillerde sorumluluğun en önemli unsuru “kusur” dur. Kusur kasıt ve ihmal olarak başlıca iki türe ayrılır. Kasıtta bilerek ve isteyerek gerçekleştirilen fiilden, ihmalde ise, bu sonuç istenmemekle beraber, gerekli özen gösterilmemiş bulunduğu için oluşan fiil söz konusudur.<br />
<br />
	Her ne kadar haksız fiil ile suç arasında nitelik bakımından fark olmasa da, KVK’nunda yer alan “suç” ifadesini, Türk Ceza Kanunu’na veya diğer Kanunlara göre Devletçe hapis cezası veya para cezası ile cezalandırılması gereken fiil olarak anlamak lazımdır. <br />
<br />
	Buna göre suç teşebbüs sahibinin eylemlerinden kaynaklanıyor ise, ödenen tazminatın gider olarak kabul edilmesi mümkün olmaz. Buna karşılık İdarenin anlayışı haksız fiiller sebebiyle ödenen tazminatların da gider yazılamayacağı yönündedir. Yani gerek haksız fiiller neticesinde ödenen tazminatlar, gerekse Ceza Kanununda tarif edilen türden bir fiil neticesinde ödenen tazminatlar kazanç tespitinde gider olarak kabul edilmemektedir.<br />
<br />
	Sadece teşebbüs sahibi değil, işletmede çalışan personelin de kusurlu davranışları sebebiyle tazminat ödenmesi söz konusu olabilmektedir. İstihdam edilen kimse, işle ilgili kusurlu davranışından ötürü, bir kişi veya firmaya zarar vermiş olsa, bu zararın tamamı işverene yüklenebilir. Bunun yasal dayanağı olan Borçlar Kanunu’nun 55 nci maddesinde istihdam edenlerin mesuliyeti başlığı altında şu hüküm yer almaktadır.<br />
<br />
	“Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zararlardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vuku bulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamayacağını ispat ederse mes’ul olmaz.”<br />
<br />
	Vergi İdaresince kusursuz sorumluluk kapsamında yapılan ödemenin, suçtan doğan gider olarak yorumlanarak, indirim kapsamı dışında bırakılması hukuka uygun değildir. İşletme sahibi, Borçlar Kanunu’nun istihdam edenlerin kusursuz sorumluluğunu öngören hükümleri çerçevesinde sorumlu sayılarak ödemek zorunda kaldığı zarar ziyan ve tazminatları masraf yazabilmelidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?139-Vergi-matrahi-hesaplamasinda-Mahkeme-karari-ile-odenen-isci-tazminatlari-indirim-konusu-mudur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?138-Engelli-bireylerden-arac-alimlarinda-sonradan-tahsil-edilmek-istenen-oTV-sorunu</link>
			<pubDate>Tue, 13 Feb 2018 12:18:18 GMT</pubDate>
			<description>Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu 
 
Vergi İdaresi son zamanlarda engellilerin ÖTV istisnası ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Engelli bireylerden araç alımlarında sonradan tahsil edilmek istenen ÖTV sorunu<br />
<br />
Vergi İdaresi son zamanlarda engellilerin ÖTV istisnası ile aldıkları araçlara dair, sonradan alınan raporları gerekçe edinerek vergi tahakkukuna başlamıştır.<br />
İdare, vergi tahakkukunu %90 altında engellilik durumu olanlara dair tanınan istisnaya dayandırmış olsa da, konuyu düzenleyen Tebliğ’de de açıkça görüleceği üzere;<br />
 18.04.2015 tarih 29330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’nin II-C-1. 5. Ortak Hususlar Bölümünde;<br />
 “Engellilere, engelli sağlık kurulu raporu verilmesine dair ilgili mevzuatın değişmesi halinde, değişiklik tarihinden önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş olan engelli sağlık kurulu raporları ÖTV istisnası uygulamasında geçerlidir. Ancak, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten önce alınmış sağlık kurulu raporlarına dayanılarak bu istisna kapsamında işlem tesis edilmez.<br />
Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır. Malul veya engelli tarafından geçerli raporun ibraz edilmediğinin tespiti ve ibraz edilmeyen en son tarihli raporun da ilgili istisna uygulamasında aranılan mahiyette olmaması durumunda, ziyaa uğratılan vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte malul veya engelliden aranır.<br />
Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın; belirli süre içinde geçerli olduğunun belirtilmesi halinde, raporun süresinin bitimine altı aydan az bir süre kalmaması kaydıyla, bu süre içinde, ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.<br />
Süreli raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılması halinde, raporun süre bitiminde ÖTV istisnasının devamı için yeni rapor ibrazı aranmaz.” hükümleri yer almaktadır.<br />
Yukarıda özeti verilen Tebliğde Engelli Raporları ile ilgili iki parağraf bu konuya ilişkindir. <br />
İlk parağrafta “Malul veya engellinin, birden fazla engelli sağlık kurulu raporunun bulunması halinde, en son tarihli rapor bu uygulamada dikkate alınır.”<br />
Hemen takip eden parağrafta ise “Engelli sağlık kurulu raporunda, raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın;… ilk iktisabı yapılacak taşıtlar bakımından söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir. hükmü bulunmaktadır. Birinci parağraf genel hüküm mahiyetindedir. Ancak ikinci parağraf özel hüküm mahiyetinde olup “raporun süresiz olduğunun belirtilmesi halinde herhangi bir tarihle sınırlı olmaksızın ….söz konusu raporlara dayanılarak istisnadan yararlanılabilir.” hükmünü içerdiğinden istisnanın geçerliliği konusu şüpheden aridir.<br />
 Yani ilk alınan %90 engellilik raporu, süresiz bir rapor olduğundan, o raporun gerçek olmadığı ispatlanıncaya kadar, yukarıdaki Tebliğ hükmüne göre geçerlidir. <br />
Yukarıda düzenlenen mevzuat hükümlerine göre engelli bir vatandaş, usulüne uygun olarak hastaneden bir Rapor almışsa, engellilik oranı %90 ve üzeri olmak koşulunu taşıyorsa, tereddütsüz bir şekilde, engellilere tanınan vergi istisnasından yararlanmasında her hangi bir ihtilaf yoktur.<br />
Burada kanun vazıı, Anayasa’mızda belirtilen sosyal hukuk devleti olmanın gereği olarak, toplumda korunması geren engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak amacıyla son yıllarda artarak gelişen düzeyde çeşitli vergi teşvikleri ve maddi imkanlar getirmeyi amaç edinerek düzenlemeler yapmaktadır.<br />
Engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak maksatlı olarak öncelikle engelli bireylere sahip ailelerin hayatlarını kolaylaştırmayı hedeflemiştir. Zira kendi ailesi tarafından bakılmayan engellilerin terk edildiği yer devletin şefkat kucağından başka bir yer değildir. Bu durum ise devlete hem maddi hem de yeterince bakamamaktan kaynaklı manevi birçok külfet yüklemektedir. Zira hiçbir engelli bakımının, kendi ailesinin bakımından daha iyi olmayacağı açıktır.<br />
Bu kapsamda kanun koyucunun engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için getirdiği vergi teşviklerinde de bu konuyu esas almıştır. <br />
Ne yazık ki bazen mevzuat uygulayıcısı idareciler, kanunların ruhunu ve gerekçesini yanlış anlayarak veya vicdanlarının sesi yerine, konuları dar yorumlayarak, engelli bireylere hayatı bir kez daha zehir etme, hayatlarını karatma yoluna gitmektedirler.<br />
Engelli bireyin daha sonra başka bir nedenle (mahkemeden vasilikle ilgili karar alması gibi) rapor alması gerekmiş ve alınan bu raporda ise engellilik oranı, Sağlık Bakanlığı’nın engellilik oranı matematiksel hesaplamalarında yaptığı değişiklikle, bu raporda oran %85 olarak belirlenmiş ve bu rapor vasilik için yeterli olduğundan, herhangi bir itiraz yapılmamış ve bu Rapor başka bir amaçla alınmadığından, başka bir yerde de kullanılmamış ve aslında zihinsel engelli olan bireyde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, Sağlık Bakanlığı’nın raporlamada yaptığı matematiksel değerlendirmeden kaynaklı olan bu durum ile engelli bireyin hayatını adeta zehir etmek için vesile kılınmıştır..<br />
Aslında yapılan işlem Anayasa’mızın eşitlik ilkesine aykırıdır. Şöyle ki;<br />
Süresiz Engellilik Raporunda engellilik oranı %90 olan zihinsel engelli iki bireyden birisi hayatının daha sonraki bölümünde başka bir rapor almamış olsun. Bu engelli bireyin, her beş yılda bir sıfır araç alımında ve aracını 5 yılda bir yenilediğinde almış olduğu rapor süresiz olduğundan yukarıdaki tebliğ hükmüne göre istisnadan yararlanmasında ihtilaf yoktur.<br />
Ancak aynı durumda zihinsel engelli diğer bir bireyin,  vasisinin değişmesi gerekmiş (anne yada babadan birinin vefatı vs), yeni vasi atanması için mahkeme yeni rapor istemiştir. Sağlık Bakanlığının rapor değerlendirme şartlarındaki puanları değiştirmesinden kaynaklı olarak aynı kişiye %85 oranında engelli oranı vermesi durumunda, bu engellinin daha önce aldığı engellilik oranından kaynaklı vergi istisnası hakkının, bu yeni rapordan sonra kullanılamayacağını, şayet %90 oranlı rapor sürekli yazmasına rağmen araç yenilenirken kullanılırsa teşviklerin cezalı olarak geri alınmasını İdare talep ediyor. <br />
Yukarıda anlatılan örneklemelerde aynı durumda olan iki engelli bireyin farklı sonuçlara maruz kalması anlatılmıştır. Bu durum kanunun uygulamasında aynı durumdaki her bireyin aynı hak ve menfaatlere sahip olması gerektiğinden, buna aykırı uygulamalar eşitlik ilkesine aykırıdır.<br />
Vergi Dairesi de yukarıda açıklanan tebliği yanlış yorumlayarak ilk araç alımında ÖTV istisnasından yararlanan engelli bireylerin almış oldukları bütün raporları Sağlık Bakanlığı hastanelerinden talep ederek, daha önce %90 oranında raporu olduğu halde sonradan alınan bir rapordaki engellilik oranı %90’ın altında olan bireylerin daha önce yararlandığı vergi teşviklerini cezalı olarak faizi ile vergi/ceza ihbarnamesi düzenleyerek talep etmektedir<br />
İlk araç iktisaplarında Vergi Dairesi tarafından, engelli bireye, en son alınan %85 oranlı rapor geçerlidir denilerek, (Halbuki Tebliğde açıkça belirtildiği üzere araç iktisabında kullanılan %90 oranlı süresiz engelli raporu, hiçbir süre ile sınırlı olmaksızın istisnadan yararlanır hükmünü içeriyor iken) ÖTV tarhiyatına ilişkin vergi ve ceza ihbarnameleri düzenlenerek engelli bireyden talep edilmektedir<br />
30 Mart 2013 tarihli 28603 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, yürürlüğe giren Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik’te Kazanılmış haklar alt başlığında<br />
“MADDE 18 –(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce; özürlüler için düzenlenmiş sağlık kurulu raporlarıyla belirlenmiş olan özür oranları, çalışma gücü kayıp oranları, vücut iş görme gücü kaybı oranları, tüm vücut fonksiyon kaybı oranları geçerli olup bu oranlara dayanılarak sağlanmış sosyal destek ve yardım hizmetlerinin sürdürülebilmesi için yeniden özürlü sağlık kurulu raporu düzenlenmez.<br />
(2) Ancak, süreli verilen raporlar ile ilgili olarak hastaneye yeniden sevk işlemi uyarınca veya herhangi bir sebeple yeni bir rapor istenmesi durumunda, özür oranları, bu Yönetmelik hükümlerine göre yeniden belirlenir.” hükmüne yer verilmiş olup, bu Yönetmelik uyarınca da engelli bireyin % 90 engelli olduğu raporu kazanılmış hak olgusu gereği, esas kabul edilmesi gerekmekte iken, Vergi İdaresi aksi tutumla vergi/ceza ihbarnameleri düzenlemektedir.<br />
Vergi Dairesi tarafından, yeni alınan araç, ikinci alınan rapordan sonra iktisap edildiğinden, ilk önce alınan ve %90 engellilik oranını havi ve SÜREKLİ ibaresi açıkça yazılı olan rapor, araç alımında kullanılamaz denilerek, yararlanılan ÖTV, KDV ve 6 yıllık MTV vergileri bir kat vergi zıyaı cezalı ve faizi ile geri istenmektedir. Bunun insafla, vicdanla, hukukla bağdaşır yanı yoktur. Eğer bir iyileşme durumu söz konusu olsaydı, bu ayrı bir durum olurdu ki ortada fiili olarak bir iyileşme durumu, engelin ortadan kalkması durumu bulunmamaktadır.<br />
Bu konudaki uygulama hatalarının acilen düzeltilmesi ve engelli bireylere yapılan bu haksızlığın sonlandırılması gerekmektedir.<br />
Av. İsmail Arslan&amp;YMM Niyazi Özkök- 2018 Kayseri</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?138-Engelli-bireylerden-arac-alimlarinda-sonradan-tahsil-edilmek-istenen-oTV-sorunu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Gündeme dair</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?137-Gundeme-dair</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2018 09:01:15 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sayın Meslektaşım Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek" O der ki: 
"Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sayın Meslektaşım Şahin Küçüksüslü'nün paylaşımından esinlenerek&quot; O der ki:<br />
&quot;Haftanın yorumunu Erman Toroğlu yaptı. Bu çocuk futbolun f’sinden habersiz. Koşturmamış terlememiş. Dizini kanatmamış. Hiç futbol oynamamış. Adrenalinden beyni dönmemiş. Sonra çekmiş sırtına bir hakem elbisesi. Abileri var ya abileri. Göğsüne de bir fifa kokartı. Oh. Yok öyle yağma. Futboldan anlamayan adam hakemlik yapamaz kardeşim. Öyle kartla formayla olmaz o işler. İşte böyle rezil olursun...&quot; Bendeniz de derim ki:<br />
<br />
Hukukta da böyle. Ticaret yapmamıştan Ticaret Mahkemesi Hakimi, bekardan aile mahkemesi hakimi olmaz. Suç ve suçluya dair sokak mahalle görgüsü, entelektüel birikimi olmayandan da ceza mahkemesi hakimi olarak doğru yargı beklemek kuruntudur.<br />
<br />
Beyaz Saray demiş ki: &quot;Türkiye ile her türlü terörizme karşı ortak mücadele yollarını genişletmeyi görüşüyoruz.&quot; Bu açıklamaya Türkiye'nin tepkisi İncirlik'teki tüm askeri teçhizata (atom bombaları dahil) el koyma şeklinde olmalı kanımca ve dünyaya da: Biz de Beyaz Saray'a katılıyor ve gereğini yapıyoruz açıklaması yapılmalı.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?137-Gundeme-dair</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Muhtarlık Sistemi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?136-Muhtarlik-Sistemi</link>
			<pubDate>Wed, 17 Jan 2018 07:26:44 GMT</pubDate>
			<description>Muhtarlık Sistemi 
 
Devlet kurgumuz sil baştan değişmeli. Bürokratlar çalışamıyor mevcut yapıda. Yapı, gel beni suistimal et diye bangır bangır...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Muhtarlık Sistemi<br />
<br />
Devlet kurgumuz sil baştan değişmeli. Bürokratlar çalışamıyor mevcut yapıda. Yapı, gel beni suistimal et diye bangır bangır feryat halinde. Cumhurbaşkanı'nın muhtarlara ilgisi ve onlardan beklentisi bu zaviyeden bakınca hikayeden değil. Mahallelere hakim olan devlete da hakim olur. Yeni devlet yapısının temeli mahalli idareyi muhkem kılma odaklı olmalı.Tabii ki en önce muhtar, mahalleninin dertleri ile dertlenmeli, sıkıntılarına çare olmalı. Fert fert herkesle irtibatlı olmalı. Bu şekilde mahalle mahalle tüm ülke yeniden idari manada kurgulanınca, güvenlik ve geçim yoluna girebilir. Denetlenebilen, atanmış değil, seçilmiş idareci, yavşadığında başına geleceği de bilecektir, bilmelidir.<br />
<br />
Kürt-İslam Teali faaliyetleri<br />
<br />
Ahir zamanda hakiki İsevilerin İslamiyet ile omuz omuza vererek dünyaya hükmedeceklerine inanan geri zekalı müslümanlardan bir kesim mehdiyyuncu, İsa'nın yeryüzüne inerek göksel krallığın başına geçmesi için çalıştıklarına inanıyor ve amaçla her türlü dalavereyı da meşru görüyorlar.<br />
Bu aklı kıtlar o kadar çok ki henüz ne için çalıştıklarına bile vakıf olmayanlarla birlikte milyonlarcalar desem abartmam.<br />
Özellikle Kürt kökenli tarikat önderlerinin bir kısmı, bu hizmet için, kendilerine ahiret selameti için tabi olmuş müridanlarını sinsi biçimde hazırlıyorlar.<br />
Bunlar Kürt-İslam Teali andına sahip çıkan ve İsa'nın göksel krallığın başına geçmesi için büyük yahudi krallığı’nın kurulması gerektiğine iman etmiş dangalaklar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?136-Muhtarlik-Sistemi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Var mısın?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?135-Var-misin</link>
			<pubDate>Thu, 23 Nov 2017 12:09:16 GMT</pubDate>
			<description>Var mısın? 
 
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Var mısın?<br />
<br />
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...<br />
<br />
Kafa işi<br />
<br />
Kısaca şöyle de diyebilirsiniz.<br />
Kafaya taktığını aldığında kafandan çıkıyor mu? Bu araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, sende almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu senin şişirme, üfürme, indirme, bindirme seanslarının türevi kesinlikle.<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzünü koru. Herkes gider bir sen kalırsın geride</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?135-Var-misin</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Toprak sizi kabul etmez ey yetkililer</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?134-Toprak-sizi-kabul-etmez-ey-yetkililer</link>
			<pubDate>Tue, 24 Oct 2017 12:00:10 GMT</pubDate>
			<description>Tecavüze uğrayan çocuğun anüs deliği hem öne, hem arkaya doğru olmak üzere iki ayrı yönde yırtılmış. Bağırsaklar da yırtılmış ve dışkı ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Tecavüze uğrayan çocuğun anüs deliği hem öne, hem arkaya doğru olmak üzere iki ayrı yönde yırtılmış. Bağırsaklar da yırtılmış ve dışkı ile tecavüzcünün spermleri karın boşluğuna akarak tüm iç organları iltihaplandırmış. Saatler süren iki ayrı ameliyatla 60 küsur iç dikiş, 20 küsur dış dikiş atılarak çocuk ancak oturabilir hale getirilmiş. Dikişleri patlatmadan dışkılayabilsin diye yalnızca sıvı gıdalarla besleniyor ve dışkısının katılaşmasını engellemek için sürekli müshil veriliyor; dolayısı ile vücutta besin yetersizliği ve sıvı kaybı var. Ayrıca kendi dışkısının ve tecavüzcünün sperminin iç organlarda oluşturduğu iltihabın giderilmesi için kullanılan antibiyotikler yüzünden karaciğeri hasar görmüş. İdrar kesesi aşırı basınçtan tahriş olmuş, çocuk sürekli kan işiyor. Ağzı kapatılan çocuğun kendi çığlığının basıncından kulak zarı patlamış. Çocuk tanımadığı birini görünce; kolundaki serumları koparma pahasına, dikişlerini patlatma pahasına hastanedeki yatağından aşağı atlayıp yatağın altına saklanmaya çalışıyor.<br />
Ve yetkililer buna sadece &quot;ÇOCUK İSTİSMARI&quot; diyor...<br />
Bu &quot;istismar&quot; falan değildir. Bu düpedüz insanlık dışı, kasıtlı vahşettir.<br />
Kelimelerle oynayıp bu iğrençliği basitleştirmeyin !!! <br />
Ey o Meclis'te ve Saray'da oturanlar! <br />
Emin olun öldüğünüzde sırf bu yüzden bile toprak sizi kabul etmeyebilir.<br />
Ve ey sen Anadolu insanı!<br />
Henüz girmiş 13-14 yaşına, edalı işveli, köylü güzeli ile göbek attığın sürece, sen de…<br />
Bu konuda Kanunları  realiteye uygun hale getirmekten imtina ederken savunduğunuz argümanlar, hesap günü sizi kurtarmayacaktır ey Kanun Yapıcılar.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?134-Toprak-sizi-kabul-etmez-ey-yetkililer</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fetö davaları AİHM tazminatları hk</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?132-Feto-davalari-AiHM-tazminatlari-hk</link>
			<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 13:09:07 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İzmir Milletvekili Zeynep Altıok'un soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, AİHM'e yapılan başvurular ve kararlara ilişkin bilgi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İzmir Milletvekili Zeynep Altıok'un soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, AİHM'e yapılan başvurular ve kararlara ilişkin bilgi verdi. Buna göre Türkiye aleyhine AİHM'e; 2006'da 2328, 2007'de 2828, 2008'de 3706, 2009'da 4474, 2010'da 5821, 2011'de 8668, 2012'de 9098, 2013'te 3505, 2014'te 1584, 2015'te 2212, 2016 yılında ise 8308 başvuru oldu. AİHM Türkiye aleyhine açılan davalarda 2012'de 117, 2013'te 118, 2014'te 94, 2015'te 79 ve 2016'da 77 ihlal kararı verdi.<br />
<br />
Adalet Bakanı Gül'ün yanıtına göre; Türkiye; 2004'te 22 milyon 227 bin 431.00 TL, 2005'te 16 milyon 218 bin 875.48 TL, 2006'da 13 milyon 847 bin 145.88 TL, 2007'de 26 milyon 221 bin 833.85 TL, 2008'de 10 milyon 391 bin 440.84 TL, 2009'da 11 milyon 662 bin 799.72 TL, 2010'da 33 milyon 99 bin 333.12 TL, 2011'de 37 milyon 137 bin 69.80 TL, 2012'de 14 milyon TL, 2013'te 18 milyon TL, 2014'te 20 milyon TL, 2015'te 7.5 milyon TL ve 2016'da 28 milyon TL tazminata mahkum oldu. Bu verilere göre 2004-2016 yılları arasında Türkiye 258 milyon lira tazminat ödemeye mahkum edildi.<br />
<br />
Haber bu, bendenize göre bunlar iyi gün rakamları, yarın elebaşılarına özellıkle dokunulmayan fetö yargılamaları bağlamında belki bu rakamı üçe beşe, ona katlayan tazminatlar ödenmek durumunda kalınacak. Bylok kararlarının hepsi AİHM’ne taşınabilir nitelik arz ediyor. Bu gariban milletin parasına yazıktır. Tazminatları yargılamaları yönlendirenler ödesinler.<br />
<br />
Mesela sanık diyor ki ben evet bylok yükledim haberleşmek için, hatta bağış da yaptım, ama ben bir terör örgütü mensubu değilim. Bunların hak yolda oldukları kanaati ile bunları yaptım. Siz bu kişiyi bylokla, kurban parası ile yargılar cezalandırırsanız bu karar bir yerden illa ki döner ve AİHM’ni beklemeye gerek yok, somut anlamda terör şebekesinin içinde olduğu tespit edilemeyenlere dair bizim kendi hukukumuzda, vicdanlarımızda bir karar vermemiz daha önemli. Sadece haberleşme programı yüklemek ve kurban parası vs. vermekle insanları terörist, vatan haini ilan etmek vicdanlarınızı sızlatmıyorsa, diyecek söz yok demektir ki en tepedekilere kandırılabilme hakkı tanınıp, bu insanların kandırılmış olmalarını reddetmek de ayrı bir garabetlik olarak kaydedilmeli tabii ki.<br />
<br />
MİT'in bylok ile ilgili “ByLock programını kullandığı tespit edilen eski personellerden FETÖ ile irtibatlı/iltisaklı olmakla birlikte, örgüt mensubu olduklarına dair yeterli kanaat oluşmadığından haklarında suç duyurusunda bulunulmamış olup, haklarında düzenlenen soruşturma raporlarının onaylı birer örneği ve anılanların açık kimlik, irtibat ve adres bilgileri Başsavcılığınızca yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere ilişikte gönderilmektedir.” tespiti de bir not olarak kaydedilmelidir.<br />
Bir de FETÖ davalarında etkin pişmanlık beklentisi garabeti var.<br />
Sanık diyor ki: “ Ben bu yapıya dini ve milli duygularım sebebi ile destek verdim. Bunların amacının devleti ele geçirmek ve ihanet olduğunu hiç düşünmedim. Böyle bir gaye içinde olmam asla mümkün olmaz.” Siz ise diyorsunuz ki; “Sen gel  etkin pişmanlık hükümlerinden faydalan.” Bu tarafta ben suçsuzum diyen biri var yahu.<br />
Burada Devlete düşen şudur; Acil olarak, bu şekilde samimi hissiyat ile bu yapı ile bir şekilde iltisağı bulunan  tüm yuttaşlara iade i itibar sağlanmalı ve hainler ile bu insanlar ayrıştırılmalıdır. İhanet içinde olmayanların uğradıkları her türlü zarar ziyan ayrıca telafi edilmelidir. Bu insanları, ailelerini Devletimin kaybetme lüksü olamaz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?132-Feto-davalari-AiHM-tazminatlari-hk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazı saptamalarım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?131-Bazi-saptamalarim</link>
			<pubDate>Mon, 25 Sep 2017 11:00:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Doğu ve Güneydoğu'daki Şeyhlerden bir Kürt devleti kurulma çabalarına dair en ufak bir karşı çıkış açıklaması gelmemesini manidar buluyorum....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Doğu ve Güneydoğu'daki Şeyhlerden bir Kürt devleti kurulma çabalarına dair en ufak bir karşı çıkış açıklaması gelmemesini manidar buluyorum. Kürt-İslam Teali örgütü acaba hala faal mi? Suriye ve Irak'ta bulunanlar açık açık destekliyor ve hatta bu yolda pkk gibi örgütlerle işbirliği yapmayı bile caiz görüyorlar da Türkiye'dekilerden hiç alakamiz yok açıklaması gelmemesi yahu neler oluyor dedirtiyor insana.<br />
<br />
Dahası dün İngiliz'in kurduğu bu Kürt-İslam örgütü yarın bir mehdi atasa 10000lerce Türk evladının aynen Fetö'de olduğu gibi saf dini duygularla tabi oldukları o şeyhlere itaat ile kendi milletlerine karşı savaş açmalarını ne engelleyecek. İşin tuhaf tarafı da: Tüm bu gayretlerin büyük İsrail devletinin kurulması için sarf ediliyor olmasıdır.<br />
<br />
**<br />
Karizmatik lidere bel bağlayarak kurtarılmayı bekleyen milletlerin sırtına ya kurtarıcıları, ya da kurtarıcılarından onları kurtaranları biner. <br />
Millet olmak orman gibi olmayı gerektirir. Yani fert fert herkes akil olur ve her fert yekdiğeri için en iyiye çalışır. Komşusu iyi olan kendi iyiliğini sağlama almış demektir. Komşu rahatsız ise salah imkansızdır.<br />
**<br />
Yurtdışında bir ülkede çocuk yetimhaneden aile yanına veriliyor. Son işlem mahkemede yapılacak. Hakime hanım pamuk prenses kostümü giyiyor. Onlarda bu çocuğu iyi hissettirmek için yapılan bu işin ülkemizde yansıması şudur. Koca hakime bak, hokkabaz olmuş.<br />
İşte bu yüzden olmuyor bizde ne olmuyorsa...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?131-Bazi-saptamalarim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bazı tespitlerim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?130-Bazi-tespitlerim</link>
			<pubDate>Sat, 16 Sep 2017 08:22:54 GMT</pubDate>
			<description>Fetö davalarında cezalar gelmeye başladı malum. 6 yıl civarı örgüt üyeliği genelde de, bu insanların çoluk çocukları, eşlerı neden cezalandırılıyor...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fetö davalarında cezalar gelmeye başladı malum. 6 yıl civarı örgüt üyeliği genelde de, bu insanların çoluk çocukları, eşlerı neden cezalandırılıyor soran var mı? Nasıl mı cezalandırılıyorlar? Ne yiyip ne içiyorlar, okulları, kiraları, sosyal hayatları, hastaları ne oluyor, devlet bunlara bir mekanizma geliştirecek mi, ya da bunları gözden çıkardı mı? <br />
<br />
Suç da ceza da şahsidir ve genel anlamda cezaevinde olanların bakmakla yükümlü olduklarına dair insani bir tedbir Devletin sorumluluğudur ve bu sadece fetö için değil, genel olarak böyle olmalıdır. Aksi zulümdür kanaatindeyim.<br />
+++<br />
Kimseden karşılıksız bir şey almayın, özellikle iş hayatınız da hediye adı altında dahi, tarafsızlığınıza gölge düşmesin. (Gülriz Uygur)<br />
Bir böyleleri var, bir de ne bulsa üstüne atlayanlar. Bu niye senin, benim olmalıcılar da ayrı bir cumhuriyet...<br />
+++<br />
87'de Kayseri İHL son sınıf öğrencisi iken İstanbul Üniversitesi Felsefe öğrencisi bir ağabey ile tanışmış ve uzun soluklu, içeriği dolu sohbetler yapmıştık. O zamanlar böyle idi, sınıf arkadaşlarım da dolu idi. Müzakereyi muhakemeyi seviyor idik. Şimdi gördüğüm öğrenciler ise bomboşlar. Muhakeme korktukları bir alan. Onları görünce sonralar için ciddi anlamda kaygılanıyorum. Tez anti tez sentez eğer öcü geliyorsa, kaygınızı doruğa taşıyabilirsiniz. Düşünce sorgu ağır geliyor ise, insan tarafta sıkıntı büyük demektir. Biri gelip sırtınıza binip dehleyene kadar hareket etmeme meyli çoktan sizi sarmış ise, o sıfattan da azat olmuşunuzdur ki varlığınız varlıklarına hediye olsun demektir bu.<br />
+++<br />
Bendeniz 3 yıl önce sağ taraftan geçirdiğim felç sonrası sürekli bir kasılma ile yaşamaya başladım. Araştırınca gördüm ki bu kasılma beyinciğin vücudu koruma refleksiymiş. Yani akıllım kendince benim hareket etmem ayağa kalkıp yürümem halinde düşüp bir yerlerimi kırabileceğim, kendime zarar vereceğim terbiyesi ile hareket edememem için önlem alıyormuş olmayan aklıyla. Çözüm beyinde hasar görmemiş hücrelerin kontrolü ele geçirmesinde imiş. Bunun için egzersizlerle beyne sürekli yapabiliyorum sinyali göndermek gerekiyormuş. Nitekim şükürler olsun yürüdükçe hareket kabiliyetim artti. <br />
Kıssadan hisse<br />
Beyinciğinizle değil beyninizle hayatı kucaklayın. Vaz geçerseniz, vaz geçilirsiniz.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?130-Bazi-tespitlerim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Cumhurbaşkanı asla okumamalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?129-Cumhurbaskani-asla-okumamali</link>
			<pubDate>Fri, 25 Aug 2017 13:53:34 GMT</pubDate>
			<description>Cumhurbaşkanı asla okumamalı  
 
Meşrutiyet Meclisi’nde Ahmed Ağa adında bir Malatya mebusu varmış. O zat İttihat ve Terakki Partisinden milletvekili...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cumhurbaşkanı asla okumamalı <br />
<br />
Meşrutiyet Meclisi’nde Ahmed Ağa adında bir Malatya mebusu varmış. O zat İttihat ve Terakki Partisinden milletvekili seçildiği halde Meclis’te yemin merasimi dışında hiçbir söz söylemiş değilmiş. Talat Paşa, O’nun gizli bir muhalif olabileceğini düşüncesiyle hasbihalde bulunmak üzere meclisin kafeteryasında Onunla bir görüşme teklifinde bulunmuş. Burada kendisine:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Ahmed Ağa,” demiş. “Senin ağzını açıp bir şey söylediğin yoktur. Memleket meseleleri hakkında elbet senin de düşüncelerin vardır. Bunları öğrenmek isterim.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ahmed Ağa, itiraz yollu olarak<br />
<br />
 <br />
<br />
”Paşa!” demiş. “Ben çobanım. Memlekette çift çubuk, sürü sahibi bir ağayım. Memleket meselelerinden bir şey anlamam.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Talat Paşa itirazla:<br />
<br />
“Hayır! Sen memleket meseleleri hakkında fikir sahibi olmasaydın bizim arkadaşlarımız oradan seni namzed gösterip seçtirmezlerdi. Bak görüyorsun biz devlette suiistimalleri önleyemiyoruz. En güvendiğimiz adamların iş başına gelince şahsi menfaat peşinde koştuklarını görüyoruz. Bunu önlemenin çaresi nedir?”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ahmed Ağa bir şey söylemek mecburiyetinde olduğunu anlayarak:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bak paşa hazretleri. Bunu önlemenin bir çaresi vardır. Ama sana söylesem, bunu yapamazsın”demiş. Talat Paşa’nın ısrarı üzerine de:<br />
<br />
 <br />
<br />
“O zaman ben yaşadığım hadiselerden elde ettiğim bir tecrübeyi size nakledeyim. Takdir sizindir” diyerek şunları söylemiş:<br />
<br />
 <br />
<br />
“-Ben hayata çoban olarak başladım. Yıllarca çalışıp çırpınarak büyük bir koyun sürüsü meydana getirdim. Nihayet, gördüğünüz gibi yaşlandım. Bütün işleri çocuklarıma devrederek işten çekildim. Aradan iki üç gün geçti. Çocuklarım yanıma gelerek:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Baba. Sen hiç kurda koyun kaptırır mıydın?” diye sordular.<br />
<br />
 <br />
<br />
“Hayır” dedim. Zira bizim sürü dağın yamacında mahfuz bir yerde gecelerdi. Onlar her gece kurda bir iki koyun kaptırdıklarını söylediler. Kendilerine:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Sürüde değişiklik yaptınız mı?” diye sordum. Dediler ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Sen tecrübeli bir insansın. Bu sürüyü dört zağarla(çoban köpeği) koruyordun. Biz bunu kafi görmeyerek dört yeni zağar daha aldık. Buna rağmen her akşam bir veya iki koyunu kurda kaptırıyoruz.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu aldığınız yeni zağarları gece boyunca gözetleyin. Bakalım ne göreceksiniz.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Ertesi gün gelip anlattılar;<br />
<br />
 <br />
<br />
Gece yarısına doğru vadiye bir kurt gelip ulumaya başlamış. Yeni zağarlardan biri sürüdeki yerini terk ederek vadiye inmiş. O dişi bir kurtmuş. Bizim zağar onunla oynaşmaya başlamış. Kurtlar iki taneymiş. Erkeği, o zağarın boş bıraktığı kısımdan sürüye saldırarak bir koyun yakalayıp vadiye götürmüş. Dişi kurtla işini bitiren bizim zağar yerine dönmüş.<br />
<br />
Bu durumu öğrenince onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bu zağarla kurt, daha evvel bulundukları bir sürüde bu işi yapmakta olmalıdırlar. Onun kafasına sıkıp öldürün”<br />
<br />
 <br />
<br />
Böyle de yaptılar. Fakat ertesi gün yeni zağarlardan bir diğerinin aynı işi yaptığını görmüşler. Bunu öğrenince dedim ki:<br />
<br />
 <br />
<br />
“Yeni aldığınız zağarların hepsinin kafasına sıkın ve gözetlemeye devam edin.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Bunu da yaptılar. Fakat yine de kurda koyun kaptırmaktan kurtulamadılar. O zaman anladım ki, geldiği yerde bu işi yapan yeni zağarlar bizimkilere de bu işi öğretmişler, onlara da bu hastalığı bulaştırmışlar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Onlara dedim ki;<br />
<br />
 <br />
<br />
“Bizim zağarların da bu işi öğrendiği anlaşılıyor. Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış yeni zağar bulun. Bunlar bizimkilerle bir araya gelmeden, bizimkilerin hepsini öldürün ve sürüyü onlara teslim edin. Bu suretle kurda koyun kaptırmaktan kurtulduk. Zannımca, memleket idaresinin de bir sürü idaresinden farkı yoktur. Ben yaşadığım bu tecrübeden bunu anladım. Takdir sizindir.”<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu olayı hayretle dinleyen Talat Paşa Ona demiş ki<br />
<br />
 <br />
<br />
“Benim merak edip seni konuşturduğum gibi, Padişah da seninle görüşmek isterse bu bana anlattığın hikayeyi sakın Ona anlatma!..”<br />
<br />
***<br />
<br />
Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış zağar bulmak çok mu zor?<br />
<br />
 <br />
<br />
Bu hikayeyi sakın Cumhurbaşkanına anlatmayın!..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?129-Cumhurbaskani-asla-okumamali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Fetö davalarında gelinen son nokta</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?128-Feto-davalarinda-gelinen-son-nokta</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 07:14:52 GMT</pubDate>
			<description>Fetö davalarında gelinen son nokta 
 
Bugün internet haber sitelerine göz atarken okuduğum “kurban bağışı yapanlar listesi ele geçti” haberi üzerine,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fetö davalarında gelinen son nokta<br />
<br />
Bugün internet haber sitelerine göz atarken okuduğum “kurban bağışı yapanlar listesi ele geçti” haberi üzerine, “artık yeter” demek zorunda kaldım.<br />
Fetö daha şu an bilinen yönleri ile tanınmaz iken, binlerce insan tamamen manevi duygularla, bu yapının bir çok faaliyetine destek verdi. Kimi haberleşmek için kendine önerilen programları cep telefonlarına yükledi, kimi de himmet, kurban adı altında inandığı, emin bildiği bu yapıya maddi destek verdi.<br />
Bugün gelinen noktada, Fetö davalarında önemli bir saptama yanlışı kaynaklı ciddi yargılama hataları söz konusu. En başta haberleşme programı kullanımı bazlı tespitler ile terör örgütü üyeliği suçlamasının hukuken ayağı topaldır. Nice bu yapıya bir şekilde dahil olmuş; ama tepe yöneticilerin asıl gayelerinden habersiz oluşları ve terör ile ilgisizlikleri ortada yüz binlerce insanın durumu malum iken, bu durumu, suçlu sayısını artırma ile,  asıl suçluların aralarda kaynayarak ceza almalarını engelleme taktiği olarak görmek de mümkündür.<br />
Bu davalarda adalet algısı zarar görmektedir. Terör ve ihanet ile suçlanan insanların çoğunun gerçeği, tipik bir aldatılma durumudur ki, yargıya 250.000 civarı dosya gelmesi beklentisi de dikkate alınacak olur ise, bu durumda asıl faillerin cezasız kalma ihtimalleri artmaktadır. <br />
Ne alaka 250.000 kişi bir araya gelmiş de Devleti yıkacaklarmış. Hakikatte taş çatlasa 1.500-2.000 kişinin ihaneti ile kurgulanan bu hadiseyi, içinden çıkılmaz duruma getirerek, asıl hainlere dokunulmasını zorlaştırıcı bir yargı sürecine sebep olmak da, bu ihanetin bir parçası olabilir mi diye sormak yanlış mı olur.<br />
Bu kadar dava dosyası belli bazı avukatlara ödenen yüklü paralar ve mahkemeleri oyalayarak milli servete ve enerjiye zarar ile ve bu insanların yakınlarının Devlet adaletine güvensizlik duygusunu kabartmak yönleri ile de yorumlanmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?128-Feto-davalarinda-gelinen-son-nokta</guid>
		</item>
		<item>
			<title>STK denetimi şart</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?127-STK-denetimi-sart</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 12:38:30 GMT</pubDate>
			<description>STK denetimi şart 
 
Sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi ve faaliyet alanlarının genişlemesi takdire şayan olur, ama bağımsız denetime tabi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">STK denetimi şart<br />
<br />
Sivil toplum kuruluşlarının güçlenmesi ve faaliyet alanlarının genişlemesi takdire şayan olur, ama bağımsız denetime tabi olmaları kaydıyla.<br />
Özellikle öğrencilere yönelik çalışma yapan vakıf, dernek, kurumsal veya değil, tüm cemaat ve cemiyet faaliyetleri istisnasız şekilde sıkı denetim altında olmalı ve bu denetim bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılmalıdır.<br />
<br />
İtaat<br />
<br />
İtaat isteyen, itaate zorlayan, itaati kutsayan alçakların eğlencesi olmaya en yatkın millet, maalesef bizim millettir. Fert olmayı başaramayan insanların, yönlendirildikleri, topluca hareket ettikleri yapılara kendilerini attıklarını görüyoruz. Halbuki fert olamadan asla ideal topluluk olunamaz. Aksi düşünce emeli için insanları kullanmayı mübah görenlerin bakışıdır. <br />
Ham ve kaba kişiliklerin kendilerine kıymet verildiğini sandıkları yapılanmaları kutsayarak itaatleri, fert olma olgusu genel kabul olmadan, sürekli hakim algı olacaktır.<br />
Din tabanlı yapılar bu rezilliğin en bariz gözlemlendiği yapılardır, bu farkındalığa rağmen müşterisi en fazla olan da yine bu yapılardır. Zira buralarda itaati yücelten argümanlar için dipsiz bir kaynak vardır. Allah adı ile şahsına çağıranları tanıyıp uzak durabilmek için tek yöntem yeterlidir. Fert olmaya mani olunup, kişiden bir beklentiye girilmesi kafidir. Bu varsa bir hinlik kesin vardır.<br />
<br />
Ateş çemberi<br />
<br />
Para ve mevki sahiplerine ihtimam alaka ve ama para ve mevkisi olmayana paçavra muamelesi yapma dinin en kınadığı iken, en çok dindarlarda bu hasletlerin ayyuka çıkmasının en sağlam açıklamasını, vaazlarında tevazu ve merhametten bahsedenlerin, bu bahisler ile onlara muhabbet besleyen insanları, emelleri için ateşe yuvarlamalarında bulacaksınız.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?127-STK-denetimi-sart</guid>
		</item>
		<item>
			<title>15 Temmuz Sonrası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?126-15-Temmuz-Sonrasi</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jul 2017 11:56:58 GMT</pubDate>
			<description>Cemaat, klik ve tarikatlardan devlette yapılanma temayülüne girenlerin tehlike potansiyellerini erken teşhis ederek tedbir almak, devletin beka...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cemaat, klik ve tarikatlardan devlette yapılanma temayülüne girenlerin tehlike potansiyellerini erken teşhis ederek tedbir almak, devletin beka mevzusudur. <br />
<br />
Devlet bürokratik yapılanması eğer bu güne kadar geldiği şekilde, yarın da devam edecekse, bu devletten bir beklenti içinde olmak saflıktır.<br />
<br />
Arpalık mantığı terk edilmeli, liyâkat her kademede her şartta esas olmalı. Devlette hiç bir klik grup cemaat yapılanmasına müsaade edilmemeli.<br />
Olmayacaksa bu, devletin kapısına kilidi hemen vurmak, bunlarlı bir devletten hayırlıdır.<br />
<br />
Fetö, evanjelist hristiyanların dünyaya hakim olması amacına hizmeti dini bilmişlerin organizasyonudur.<br />
<br />
Evanjelistlere göre İsa'nın göksel krallığını kurması için kıyamet savaşının Suriye'de çıkması lazım. Bunun olabilmeli için bu yapılanma Amerikalı evanjelistler tarafından Türkiye'de kurgulandı ve desteklendi. Lakin 15 Temmuz planlarında yoktu. Bunlar bu olsun diye çalışmaya devam edeceklerdir. Yöneticilere daha büyük yükler var artık.<br />
<br />
İlkokullarda mantık, hukuk dersleri zorunlu ders olarak okutulmalıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?126-15-Temmuz-Sonrasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtelenmiş Ötekilerin Ötelenmiş Hayatları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?120-itelenmis-otekilerin-otelenmis-Hayatlari</link>
			<pubDate>Thu, 04 May 2017 14:17:24 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Ötekiler'imiz var; bizim de onlarca 'ötekiler' olarak vasıflandığımız... Algı ve anlayışlarımıza uygun zeminlerdeyiz ki, bu karakteristik bir tavır.<br />
Algılara müdahaleler ben merkezli olunca -hep banacılık- anlaşmazlıklar büyüyor. Egoist eğilim, ötekine varlığınca varlık hakkı vermeme ve onu aidiyete alma, sahiplenme ile biliniyor.<br />
Farklı olanı, kabullendiği daireden -uymadığınca- dışa 'itelemek'... 'İteleme' sonucu, itelenen, haliyle 'iteleyenin' yanında olamıyor.<br />
Ötekini itelememek!<br />
Bu bir feraset, arifanelik ve olgunluk işi...<br />
İnsanın dibinin değil, tepesinin vasfı...<br />
Birinde bu tahammülü görmediğinizde kendinize eziyet etmenize gerek yok. Beri durun ve dayayın bacağınızı bizzat siz varlığınızı ondan iteleyin.<br />
Kendi gibi düşünmeyen ve yaşamayanları, yaşam sahası dışına iteleyenlerin azgınlığı yeryüzünde kan akıtıyor. Tüm kan bundan akıyor diyemem; ama en çok bundandır.<br />
Farklı farklıyız. Müştereklerimiz de var. Müştereklerde genişlikler varken, diğerinin alanına zıplamak hangi kelime ile ifade edilmeli karar veremedim; ama yakışmıyor.<br />
Hırs oluşuyor, haset körükleniyor ve nifak başlıyor...<br />
İtelendikçe kinlenmek, ötelendikçe nefret duymak, iğrenmek, ötekileştikçe yabancı düşmek hep bundan...<br />
İtelenen, kakılan, eziyet gören insanlar başkalarının onların varlıklarını hoş görmemelerinin onlarda oluşturduğu baskıya yönelik çaresizlik ve tepkiyi, o baskının kaynağına kin tutarak ve fırsat bulduğunda öç alarak gösterirler.<br />
Bazen bu kendilerine yönelik şiddete ve bazen de kişi bazlı ve daha çok topluluk halinde yok edişlere kadar işi götürür.<br />
Kızıl ile yeşil, fahişe ile rahibe, dinsiz ile dindar, fakir ile zengin, çirkin ile güzel v.s v.s…<br />
Biri birine öteki ve yabancı ya, dünya döndükçe anarşi bitmez.<br />
Üç vakitlik ömür bin eziyet.<br />
Esasen Cami müdavimi ile meyhaneci aynı hayatın tüketicisidir.<br />
Birbirini tüketmek ile geçen ömür ziyandır.<br />
Jorge Luis Borges, seksen beş yaşında bir şeyler karalamış. Şimdi ne yapılabilir ise yapılmalı... Yaşam an an kısalıyor hepimize. Yarınlara ertelediğimiz nice şeyler adına:<br />
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,<br />
İkincisinde daha çok hata yapardım<br />
Yeniden başlayabilseydim<br />
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım<br />
Ve sonbahar bitene kadar<br />
Yürürdüm çıplak ayaklarla<br />
Bilinmeyen yollar keşfeder,<br />
Güneşin tadına varır,<br />
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.<br />
Ama işte seksen beşindeyim<br />
Ve biliyorum ölüyorum.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?120-itelenmis-otekilerin-otelenmis-Hayatlari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Neden olmuyor?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?118-Neden-olmuyor</link>
			<pubDate>Mon, 01 May 2017 12:09:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Binlerce yıldır bazılarının bazılarını baskı altına alma çabası hiç eksilmemiştir. Birileri birilerine 'sen beceremiyorsun yaşamayı, al sana yaşam!'...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Binlerce yıldır bazılarının bazılarını baskı altına alma çabası hiç eksilmemiştir. Birileri birilerine 'sen beceremiyorsun yaşamayı, al sana yaşam!' demiş ve hep o yaşamın ona iyi geldiği iddia edilmiştir.<br />
<br />
Hayvan topluluklarındaki sürü mantığı... Biri veya bir kaçı güder, gerisi güdücülerin keyfine sermaye...<br />
<br />
İşin özünde aslında biraz da din kökenli emir ve tavsiyelerin işi yönlendirmesi yadsınmaz bir gerçekliktir.<br />
<br />
Hani  muharref Tevrat'ta yazar ya: ' Onları köle yap! Öldür! Yoluna engel ne varsa yok et!' tarzı şeyler...<br />
<br />
Benzeri  İncil'de de vardır: Vahiy kitabında, mektuplarda buna benzer yaklaşımlar görürsünüz. Haçlı seferlerinin dayanak noktaları...<br />
<br />
İslam'da ise nasıldır mevzu, onu size bırakıyorum. O, bambaşka, etüdleri öyle bir iki kelimeye asla sığmaz... Kur'an'da insan eli değmiş bir tahrife inanmak mümkün değil; ama sonrasındaki yorumlarla tahrifin alası esirgenmemiş. Bu da doğal bir şey, sonuçta muhatap insan... Musa'nın ümmeti nasıl insan ise, İsa'nın ki; böylece hep... İnsana bulaşan ne iflah olmuş ki...<br />
 <br />
Öte yanda komünizma, faşizma v.s onlar da aslında hep böyledir...<br />
<br />
Topluluk yaşamı öngören her oluşum, bazı kuralları 'bu senin lehinedir' yargısı ile topluluğun üyelerine dayatmıştır.<br />
<br />
Problem şu: Karşıt veya benzer her oluşum yekdiğerinin yaşamını tanzim ile kendini yükümlü saymışken, kendisine reva görünen beğenmediği uygulamayı asla kendi baskınlığı cihetinden algılamamıştır.<br />
<br />
Yani: Başı kapalının 'başını aç' diye diretene uygun görülen 'zorba' yakıştırması' başı açık olana 'kapat' diyene kendi tarafından asla yakıştırılmamıştır.<br />
<br />
Tabi ki de -mevzu İslam olunca- yakıştırılmıyor. Herkes 'bunu ben demiyorum! Allah diyor' ile meseleden sıyrılıyor; ama hakikat öyle mi acaba? Yani gerçekten de Allah istedi diye mi?  <br />
<br />
Filanca, zevki uğruna, falanca dini için derken gerilim ve mutsuz yaşamlar...<br />
<br />
Fırsat eline geçen yapıyor yapacağını...<br />
<br />
Ortada zemin ve zaman diye bir şey var mı peki!?<br />
<br />
Aklıma hep gelir:<br />
<br />
Hazreti Ömer radıyallahu anh, kıtlık günlerinde el kesme cezasını neden uygulamadı? diye...<br />
<br />
Gerekçeler aslında çok basit ve net:<br />
<br />
Kıtlık var, aç kalmış, çalıyor ve bir Kur'an emri uygulanmıyor!<br />
<br />
Ama Kur'an, adam mecburiyetten çalıyorsa, elini kesemezsin demiyor! Hırsız şu şu durumlarda affedilir de demiyor!<br />
<br />
Peygamber aleyhisselam: 'Kızım Fatıma da olsa keserim' diyor...<br />
<br />
Bu yorum nasıl uygunlaştırıldı o halde?<br />
<br />
Çok basit!<br />
<br />
Zaruret kavramı ile ilişiklendirildi. Herkesin de aklı yattı.<br />
<br />
Yaşadığımız topraklarda aklına mukayyed olanlar ya akıllarını fezada gezmelere çıkarmışlar; ya da akıllarını sipariş ile törpülemiş, kılıflamış, mahpese almışlar olunca, ne menem bir halt bu zeka diyesim geliyor, durup dururken...<br />
<br />
Kes kafayı, işine bak...<br />
<br />
Kes sesini, süpür kırıntılarını fikrin...<br />
<br />
Bunlar nereden çıktı şimdi?<br />
<br />
Çevreme, yaşananlara, yaşadığım yaşama bakıyorum da; 1400 yıl önceki zemini bile kaybetmişiz demek zorunda kalıyorum. Kaba, posa bir şey olmuş din diye sunumlanan... Gelişme bir tarafa, kütükleştirmişler...<br />
<br />
Şimdilerde ne yaşam levazımlarında arzu edilen bir iyileştirme var ve ne de kurallarda o zaman kurgulanan esneklikler...<br />
<br />
İnsanlar akın akın İslam'a girmiyor! Girenler İslam ilgisinden uzaklaşıyor ve bunun da adı, 'Din böyledir zaten' oluyor! 'İnsanlar akledemiyor canım, kafaları çalışmıyor, kurtuluşun nerede olduğunu bilemiyorlar' oluyor ya da... Acaba diyorum bugünki yaşam levazımları o zamanda olsaydı, nasıl bir islam yaşanırdı? Bugünün bilen zümresi o gün neye müstehak görülürdü ya da...<br />
<br />
Sokağımız, vitrinimiz, yeme içme alışkanlıklarımız, flörtlerimiz, cinselliğimiz, medyamız, internetimiz, hastanemiz, uzayımız, tezgahımız, teknoloji ve hayat standartlarımızla bir metropolde neşve bulsaydı islam...<br />
<br />
Nasıl bir islam ile yüzgöz olurduk?<br />
<br />
'Zamanın değişmesiyle dinin hükümleri değişmez' denilir ya, zamanın içinde küçük bir devrede bir kıtlıkta bile dinin hükmü yine dinden aldığı güç ile değiştirilirken söylenmez mi bu söz bir de...  <br />
<br />
Dinin hükmünü değiştiren kim? Öyle bir şey yok ki aslında. Olay hükmün yorumunda kafayı 1400 yıl önceye gömmek meselesi mesele... Halbuki din 'kemale erdiğinden' 30 sene bile geçmeden değiştiren değiştirmişti gereklilikten!<br />
<br />
'Teravih kılmada gevşediler' diye 20 rekat toplu kılınması uygulamasıyla veya Kur'an'da varken müellefetulkulub'u yok sayan Ömer'de düğümlendi bütün mesele sanki...<br />
<br />
Kadın erkek yanyana dolmuşta, okulda, çarşıda, nette, işte tıklım tıklım yaşayacak ve yasak zemini aynı kalacak?<br />
<br />
Buyrun İran İslam Cumhuriyeti! En becerebilse o becerirdi -ki zahirde bütün güç kuvvet ellerinde.- Becerebiliyorlar mı? Sokakta yarım örtünen, evinde parti verdiğinde bunun mu adı samimi dürüst insanların beldesi İslam cumhuriyeti!<br />
<br />
Ya da Arabistan Krallığı! Kabe'nin hemen yanındaki otelde çarşafının altından bütün hatları ortada cilveli kızlara dondurma ikram eden yakışıklı gençler, acaba cep telefon numaralarını aldıkları kızlarla ne planlamış olabilirler!?<br />
<br />
Bir sapma var; ama bu sapmayı sapanda aramayın...<br />
<br />
Sapmayı kesmeyen, sapmaya çare olamayan neyse onda arayın! Sakın bunu da dinde bilmeyin. O yorumculara nazar edin...<br />
<br />
Meclisteki kayıt sistemi gibi olsaymış acaba Peygamber'den sadır olan sözlerin zabt durumu, zayıf uydurma sahih hadis ile ömrü geçer miydi o insanların? Bunun yerine danışan, ortamının gerektirdiği kültürü yaşayan Peygamber'in peygamberlik tavrının idrakına kafa yormak olsaydı bilenlerin işleri ve bu genel geçer olsaydı, acaba şu sakatlıklar yaşanır mıydı?<br />
<br />
Çözüm bulamayınca alıyor eline kara kaplı kitabı; 'bu budur!' diyor hoca... O o değil halbuki! İnsanlar sindiremiyor ve yaşayamıyor! Diyen de öylece üstelik... Misal: Kendi evinde gelinleri damatları yer içer, eğlence, latife keyf tamam; ama biri bunun hükmünü sorsa: 'Hayır! Asla olmaz... Fitne olur' der... Ticarette büyüyecek olanlara mani olacak fetvalar verir; ama kendi iyali ticarette büyüdükçe büyür...<br />
<br />
Söze gelince 'para pul mevki mühim değil!' der. Peki, kabul ettik, ama sağı solu fındık kıran zengin veya makam sahibi ile doludur. Onlara şirin ve müsamahalıdır.  Doktor, öğretmen olmasını istemez kızlarının, eşini kadın doktora götürmeye araştırma yapar. Hatta birlikte giderler, o kadın doktorun esprilerine karşılık verir iştahla...<br />
<br />
Ciplerde, yazlıklarda sefa yapar, bir eli yağda bir eli balda, insanlara sabır tevazu v.s öğütleri aktarır. Onların şuurlarını evirip çevirmek güzel; ama işte uymuyor elbise bedene... O insanlar ve de sen biraz dışına çıksan baksan komedi hakikaten...<br />
<br />
Sanki yok saymalar...<br />
<br />
Var olandan kopuk koskoca bir sanal dünya... Hem de yaşamın göbeğinde!<br />
<br />
Bunlar cemiyette çok yaşanıyor, ben en zayıf halkadan bahsettim. Sui misal emsal olmaz; ama işte böyle... Yaşam bulamıyor anlatılan... Benim sıkıntım, neden sorusu ile ilgili... Bunun için vaktim elverdiğince yazacağım. Kafam dolu, gözlem ve değerlendirmelerim var ve anlatmam lazım kendimi kendime...<br />
<br />
İnsanlar mutsuz! En imanlı sandıklarınız bile mutsuz!  Yaşam bulamayan bir din insanı hasta eder, çünkü insanın kökü psikolojidir ve psikoloji bütün vücudu yönetir.<br />
<br />
Bakın ne söyleyeyim:<br />
<br />
Üç vakte kalmaz bilim sese ulaşacak!  Malum hiçbir ses yok olmuyor... Fezada gezişip duruyor sesler. Ayıklanıp bulunup bilinip tespit edildiğinde  cümleler 'Bu şeytan icadı! Vurun kellelerini densizlerin' diyeceklere sermaye mermaye de kalmayacak...<br />
<br />
'Yahu arkadaş amma da yazıyorsun be! sapla saman bu kadar da birbirine karıştırılmaz ki! sus bir!?' <br />
<br />
Saman dayata dayata önümüze hayvan ettiniz bizi! Asıl sen kes sesini. Konuşmak istiyorum. Susmazsam ne olacak hem!?<br />
<br />
'Geçmiş senin gibilerin kellesi ayrı vücudu ayrı gömüldüğü mekanlarla dolu! Yum gözünü, kapat beynini, tıka kulağını, çek elini klavyeden, derin derin 'huuu' de... Haddini bil, kırarım bir yerlerini....' <br />
<br />
Valla doğru! Aynen de öyle oluyor aslında ve kırmazlarsa da seni öyle bir mimliyorlar ki sana selam bile vermek haram oluyor! Adını çıkarıyorlar sekize, sıkıyorsa indirsin alem yediye!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?118-Neden-olmuyor</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Doğu bati ufkunda yaşam perspektifi mütalaalari</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?117-Dogu-bati-ufkunda-yasam-perspektifi-mutalaalari</link>
			<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 14:50:38 GMT</pubDate>
			<description>İnsan maksadı için yaşar,  
 
insan yaşamak için yaşar,  
 
insan maksadına insanca yaşayarak ulaşmak için yaşar.  
 
Üç perspektif sunuyorum.  
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsan maksadı için yaşar, <br />
<br />
insan yaşamak için yaşar, <br />
<br />
insan maksadına insanca yaşayarak ulaşmak için yaşar. <br />
<br />
Üç perspektif sunuyorum. <br />
<br />
Batı (Avrupa) yaşam tarzında enteresan bazı nüanslar var. <br />
<br />
Bir filmde izlemiştim. Bunların derebeyleri bir nikah haberi alır almaz, ilk geceyi gelin kızla geçirmek için kıza el koyar ve ertesi gün kocasına teslim ederlermiş!<br />
<br />
Bunlar, bununla yaşamışlar! Bu hale yüzyıllarca baş eğmişler. İnsanlar meydanlarda yakılmış, derileri yüzülmüş. Büyük bir istibdat var tarihlerinde.<br />
<br />
Dolayısıyla -kültürlerince- özgürlüğün ne demek olduğunu, insan şerefinin haysiyetinin, tercihleme hakkının ehemmiyetini, yaşama hakkını, eşitliği büyük bedeller vererek dnalarına işlemişler. <br />
<br />
Mesela daha 60-70 sene önce, o topraklarda 20 milyon insan savaştı. Birbirlerinin ülkelerini işgal ettiler. Milyonlarca karşılıklı can aldılar. İşkenceler, onur kırmalar, zulümler... Müthiş bir kan davası başlamalıydı. Kin ve öfke asla bitmemeliydi. Efsanelere, ağıtlara konu olmalı olanlar ve asırlar sürecek intikam planları yapılmalıydı bizim şark kurgumuz gereği; ama iş öyle olmadı! <br />
<br />
Bunlar savaşı bitirir bitirmez, birleştiler! <br />
<br />
O birbirlerinin karısına kızına tecavüz edenler, mallarına canlarına göz dikenler, Avrupa Birliği çatısı altında anında yekvücud oldular! <br />
<br />
Birbirlerinin binalarını onardılar. Birbirlerinin yaşamını kolaylaştırmak için olağanüstü gayrete girdiler. <br />
<br />
Bu size enteresan geliyor mu? <br />
<br />
Bendenize geliyor! <br />
<br />
Bizde 700 sene önce Yavuz, Alevileri katletmiş ya, Aleviler halen onun kinini güderler mesela! <br />
<br />
Safevilerle savaşmışız ya, halen İran'ı burnumuza tutmayız, onlar da bizi! <br />
<br />
Çinlilerle 1500 sene önce çarpışmışız, halen Çinlilere soğuğuzdur! <br />
<br />
Mısır'dan aldık ya zor kullanarak hilafeti, halen Araplar bize kızgındır! <br />
<br />
Kerbela bizde dinmez nefrete vesile olmuştur, Sıffin, Cemel vakası mesela... <br />
<br />
Biz Ermenilere, Ermeniler bize oldukça soğuktur.<br />
<br />
Bitiremiyoruz meselelerimizi! Bitmiyor!<br />
<br />
Mimlediğimiz ömür boylu mimlidir! Bize tabi olmayan bizden değildir. Biz her nesilde yeniden kurgularız dünyayı. Öncede tufan olmuş, yel gelmiş umrumuza gelmez. Her nesil her yaşam sil baştan yeniden öğrenmeli, taraf olmalı, kinse kin, bağlılıksa bağlılık, sevgiyse sevgi, inşa' edilmeli bizde... <br />
<br />
Biz günü/yaşamı/dünyayı her doğumda yeniden keşfederiz! Her ölümde sonlanırız! <br />
<br />
Enteresan geliyor, onların 40 senede, 40 sene önceyi tarihe gömmeleri ve birbirlerine soluk olmaları, can olmaları! <br />
<br />
Şark, maksadı için yaşıyor, <br />
<br />
garb, yaşamak için yaşıyor. <br />
<br />
Peki islam nasıl yaşamamızı bize öngörüyor? <br />
<br />
Maksat için insana yakışır cinsten yaşamak! Bir şeyi atladınız ama; Şark'a hakim olan İslam değil mi? Nasıl olur da Şark, maksadı için yaşar derken, insana yakışır cinsindeni ondan uzak tutarsınız? Derseniz. <br />
<br />
Bu kadar basit değil galiba;<br />
<br />
sonra konuşalım bunu.<br />
<br />
Şimdi düşünelim sadece.<br />
<br />
Yani aslında ortada bir din kökenli birliktelik falan var da sanılmasın. Dinlerine en az sadık insanlar yine batıda yaşıyor görünürde. Doğru analiz, ortak menfaat ile izah edilebilir. menfaat birlikteliği birleşmelerinin özü.<br />
<br />
Ama iyi de onların menfaatinden bizim menfaatimiz daha mı az insansı, ya da maksatlarımız daha mı değersiz ki, yaşama alanlarını genişletmek, makul hayat standartları için didinen bu insanlardan fersah fersah ötede bir anlayış ile, üstelik din tam aksini va'z ederken, hayatı birbirimize zehir etme planları ile yüz göz oluruz?<br />
<br />
Biri çıksa dese ki: 'Gavur kadar olamadınız!' Ne diyeceğiz ona:<br />
<br />
Höst! mü?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?117-Dogu-bati-ufkunda-yasam-perspektifi-mutalaalari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Satır aralarını okumak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?116-Satir-aralarini-okumak</link>
			<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 12:13:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Kitapta iki satırın arasında görülmeyen bir satır daha vardır. Onu hoca okur ve aktarır. O, okunmadıkça satırlarda olan kamilen anlaşılmaz. O,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Kitapta iki satırın arasında görülmeyen bir satır daha vardır. Onu hoca okur ve aktarır. O, okunmadıkça satırlarda olan kamilen anlaşılmaz. O, okunabilir olana kadar da hocaya ihtiyaç vardır.' dedi bir hocamız...<br />
Hocada takılmamak ve bir an önce hocayı da aşmak gerek ile cümle devam edebilirdi kanaatindeyim. Okurken eserin etkisi zaten hissedilir. O etkinin üstüne başka birinin etkisi okuyucuyu etki manyağı yapabiliyor. Tarafgirlik, holigan kapılganlık makul olmayan düzeylere hep bu nedenle çıkıyor. Öz kısırlaşıp, söz çoğalıyor ise bundandır.<br />
Tecrübeden menkul tespiti paylaşmak ayrı, tespiti dinleştirip pazarlamak ayrıdır. Öyle ki hocasını tanrı ittihaz edip, şuurunu bantlayarak bu etkinin nevri döndüren sihri ile bir tarz tapınma ayinleri düzenleyenler bile yok değil...<br />
Satır aralarını okuyabilmek için (yani sadrı açabilmek için) lazım olanı edinmedikçe satırlardakine mahkumiyet ve satırları berraklaştıracak hocaya ihtiyacın devam edeceği de hakikattir. Bu ihtiyaç, kimine çukur kimine de zirve kılavuzluğu yapanları elbette çoğaltacaktır.<br />
Bir gayrete girelim.<br />
İdrak duru değil; kirli; fakat şu antreman önemli. Şimdi:<br />
80 yaşında bir ateistin, batıda ağzı açık onu hayranlık ile dinleyen bir küçüğe: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dediği anda, 20.000 km doğuda zamandaşı olan 80 yaşında bir sûfi de önünde diz çökmüş gence benzer cümleleri farklı bir dilde kuruyor ise kirli idrak ayraçları kullanamaz, algı açıklığı için hoca ister.<br />
Bu konuşmalardan habersiz aralarında 40.000 km mesafe olan iki ayrı beldede Lisa ve Şuha bebeklerine aynı anda meme veriyorlar ise ve o bebeklerden biri büyüyünce devletin başkanını öldürecek, diğeri ise devletine başkan olacaksa çok saf bakabilmek lazım, bakınca da görebilmek…<br />
Bir Kızılderili, dedesinin beyazlarla olan savaşlarını ballandıra ballandıra sümüklü çocuklarına anlatırken, o anda Çinde kardeşinin tabağına açlıktan 'o yemesin ben yiyeyim derdi ile' tüküren Cheong Yong unutulmasın ki Kızılderilileri ömrü boyunca hiç duymayacaktır.<br />
Dört nesil önce 65 yıl yaşayan Mahir Ağa’nın etoburluğu hakkında yakılan türkü hala okunurken dördüncü kuşaktan torunu Seyfi’nin vejeteryanların idolü olmasının hikmeti satırlarda sadece hafif bir gülümseme vesilesidir<br />
Sevdiği adamla evlenemeyen Dilruba, Hakan'dan beş kız yapmış ve Hakan'ın kızları Dilruba’nın sevdiği adamın oğulları ile evlenmiş iseler bunu yazan kağıt, misalimizde ancak görsel bellektir.<br />
‘Bir yerde herkes Hint kumaşı tüccarı ise ve bu kumaştan da bolca varsa, o yerde patiskaya paha biçilmez.’ cümlesi satırdan zıplamaya çalışan bir görüntü arz ediyor ise ‘geçmişini, bu günün sırtına vuranların geleceği hamallıkla geçer’ cümlesi de gayet iyi anlaşılabilir.<br />
Son olarak ‘kendi filminin esas oğlanı, filminde her onunla ilintili yaşamın figüranı haline geliyorsa bu, hocasını aşamadığından/hocasından kopamadığındandır.' tespiti satırda boğulmamak için sadra genişlemek lazımın şerhidir; vesselam…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?116-Satir-aralarini-okumak</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Neden "evet"]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?115-Neden-quot-evetquot</link>
			<pubDate>Fri, 07 Apr 2017 06:53:20 GMT</pubDate>
			<description>Rahmetli Özal bir röportajında diyor ki: 
“Avrupalılar satın aldıkları adamlarla Osmanlı’yı içten yıktılar, böylece Türkiye’yi hem Arap dünyası’ndan,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Rahmetli Özal bir röportajında diyor ki:<br />
“Avrupalılar satın aldıkları adamlarla Osmanlı’yı içten yıktılar, böylece Türkiye’yi hem Arap dünyası’ndan, hem de Hindistan’daki Müslüman aleminden kopardılar. “İngilizler, bu yolla iki şeye kavuştular: Ortadoğu’daki petrol sahasını kontrol altına aldılar ve İslam Halifesi’nin etki alanındaki bir türlü hakim olamadıkları Hindistan’a hilafeti kaldırarak hakim oldular” <br />
  <br />
Özal, Osmanlı’nın çöküşüne neden olan İttihat ve Terakki ile bugünkü CHP yöneticileri arasındaki paralelliğe de dikkat çekiyor ve diyor ki: “CHP’lilerin büyük dedeleri Mithat Paşa ve ‘Kinim dinimdir’ diyen Ispartalı Hüseyin Avni Paşa ekibidir.<br />
 <br />
Dedeleri ise Jön Türkler ve 600 yıllık Osmanlı devletini 6 yılda yıkmayı becerebilen 3’lü çete: Yüzbaşılıktan paşalığa yükselen Enver, posta memurluğundan paşa olan Talat ve malum Cemal paşalar... Halifeye saygıyı dini bir vecibe sayan Hint Müslümanlarını bir türlü kontrol edemeyen İngilizler, Osmanlı’dan sonra kurulacak yeni devlete bir şartla izin verdiler: 5 yıl içerisinde hilafeti kaldırmak... Ve 1924 yılında hilafet kalktı, Müslümanlar başsız kaldı. Şimdi Hristiyanların Papa’sı var, Müslümanlar ise darmadağın. Bunun sonucu, İngilizler, Hindistan ve petrol havzalarını rahatlıkla kontrol ederken, halife Vahdettin Han’ın dünya Müslümanlarından son isteği Anadolu’da başlattığı direniş için dua istemek oldu.<br />
 <br />
Hindistan Müslümanlarından dua dışında bir şey istenmediği halde bu direnişe destek için tonlarca altın gönderildi. Ancak bu altınlara CHP’liler el koydu ve bir kısmıyla da malum İş Bankası’nı kurdular.”<br />
 <br />
İngilizlerin Atatürk’ü mecbur kılarak kurdurdukları ve sonrasında İnönü tarafından sahip çıkılıp, benimsenen bürokratik kanun devlet sisteminin ortadan kaldırılabilmesi ve bize özgü bir yönetim sistemini inşa edebilmek için ilk defa bir ışık belirmiştir.<br />
 <br />
Bu vesayetin sonlanması için “evet”<br />
Bu köhne ve kokuşmuş, yönetememe odaklı mekanizmanın iptal edilebilmesi için “evet”<br />
Toy ve kağanlık sistemine yol açabilmek için &quot;evet&quot;<br />
Başka bir gerekçeye lüzum yok.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?115-Neden-quot-evetquot</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Huzur Elindekindedir Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?114-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</link>
			<pubDate>Sat, 18 Feb 2017 08:49:30 GMT</pubDate>
			<description>Bir dağ gördüm,  
Çabaladım,  
Yoruldum terledim;  
Ama,  
Erdim zirvesine.  
 
A a o da ne;  
Ufukta bir dağ daha.  
 
Durdum, düşündüm</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir dağ gördüm, <br />
Çabaladım, <br />
Yoruldum terledim; <br />
Ama, <br />
Erdim zirvesine. <br />
<br />
A a o da ne; <br />
Ufukta bir dağ daha. <br />
<br />
Durdum, düşündüm <br />
Bu hikayeyi, <br />
Bir yerden hatırladım. <br />
<br />
Kaldım dağımın bahar kokan, <br />
Yeşil yamacında, <br />
Öteleri seyretmelere <br />
Daldım. <br />
Ufku gördüm, <br />
Alabildiğince. <br />
<br />
Yüzüm güldü, içim açıldı. <br />
Havasını içime çektim, <br />
Dağımın ve sonra, <br />
Baktım, baktım ufka. <br />
Baktıkça gördüm <br />
Ve gördükçe <br />
Anladım. <br />
<br />
Sonraki dağa ulaşma isteği, <br />
Bana, <br />
Bayat bir huzursuzluk vermiş, <br />
Aslında. <br />
<br />
Hem ne var sahi, <br />
O dağın da ardında, <br />
Yeni bir dağ daha.<br />
<br />
Al işte dağ sana! <br />
<br />
Ulaşmak uğruna, <br />
Gücümün tükendiği, <br />
Soluğumun kesildiği, <br />
Dağımın bayırında, <br />
Çömeldim, <br />
Ellerim şakaklarımda.<br />
<br />
Sonra doya doya, <br />
<br />
Özlediğim, <br />
İstediğim, <br />
Hırslandığım <br />
Ve ulaştığım <br />
Dağımda, <br />
<br />
Koştum, <br />
Yoruldum, <br />
Acıktım, <br />
Susadım, <br />
<br />
Sırtüstü uzandım çimenine, <br />
Dinlendim, <br />
Pınarından içtim, <br />
Mantarını yedim <br />
<br />
Ve yine kalktım yerimden, <br />
<br />
Hopladım, <br />
Zıpladım, <br />
Tepindim, <br />
Tepikledim <br />
Huzursuzluğu. <br />
<br />
Ufuktaki o dağa, <br />
Gitmesem de, <br />
Gittiğimde <br />
Ne olacaksa, <br />
O oldu bu dağda. <br />
<br />
Ve aslında, <br />
Ne aslındası… <br />
<br />
Ben o dağa da, <br />
Gittim. <br />
Gittim arkadaş, <br />
Gittim. <br />
<br />
Mailis Nalars Huzur Elindekindedir Yazıtı</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?114-Huzur-Elindekindedir-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars’tan sorunlu sözler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?113-Mailis-Nalars’tan-sorunlu-sozler</link>
			<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:08:33 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki tekir'e ikram eden insan...  
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki tekir'e ikram eden insan... <br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta oldu ve doğradı insanlığı. <br />
Dürüstler dürtmez ve dürtülmezler. Sınav yapacağım diye sevdiklerini şebek etmezler. <br />
Altı ayda yapar, bir anda yıkarım. Psikopat puzzle uzmanı<br />
Dinini, ideolojisini şehveti için kullanan, fikrini hazza gömmüş ve üstüne üç beş gram gözyaşı dökmüştür. <br />
Tilki yaşamak için tetiktedir, gözleri gelincik arar; gelincik ölmemek için tetiktedir, gözleri tilki arar. Uluca sözler s.878<br />
Öfke, acı, aşk, yoğun mutluluk kan rengindedir. Ağlayanların gözlerine bak. Sorunlu sözler s. 32<br />
Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba? Kuşku psikopatı<br />
Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz. <br />
Ben senden razı, sen de benden razıysan; mutluluktur budur. <br />
Gizemdir insanı esir eden gayrına... Halbuki insan kendi gizeminin farkına varsa esaretin boş karnını tepikleyecek. <br />
<br />
Sevmeyenin sevilmesi sevginin fahişeliğidir. Bedeli illa ki ödenecektir. Kır faresi itlaf hatıraları s.23<br />
<br />
Yaşam bulmayan her kaide, ancak kaidesizlik ve karmaşa ile karışık inançsızlıklara gebedir . Zortlak'ın günlüğü s.21<br />
<br />
Ne görüntü yakalamışsa osun sen başkası için. Seni, seninle değil, gördüğü ve algıladığınca bilir muhatap. Unutkan filozof<br />
<br />
Aşk renksizdir ve gözü kördür; sevdiğinin rengine bürünür, gözüyle görür. Yazılmamış kitap s.1<br />
<br />
Bir gün hepimiz bir yerlerde yenileceğiz. Sırtıgüneşgörmemişpehlivan<br />
<br />
Övülerek varılabilen, genelde sövülerek terk ediliyor. Doğal olmak, şişirmelerin büyüsüne kapılmamak, meziyetlerince yaşam alanı bulmak... Aslolan bu. Obez fare bakıcısı<br />
<br />
Mikroskop ile leke arayanların gözüne teleskop dayamak saçmalık. Bitli bilge<br />
<br />
İnsana güven, insana sevgi, insana inanç... Bunlar azalınca; ya da yok olunca yalnızlığı hayvanlarla paylaşma dürtüsü ve haliyle kedi, köpek, kuş besleme oranı artıyor... Sosyamatik hücre<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi...Mecbur muyum senin eşeğini sürmeye ben, benim öküzümü gütmeye sen... Git işine herkes kendi yaylasına. Beceriksiz dağcı<br />
<br />
Kendinde olmayan meziyet ile övünen, avcılık yapan gün gelir sövülür, av olur. Zerzevatçı<br />
<br />
Bir ton cümle içinde üç gram fikir olmaz mı? Olmazsa olmuyor... Boş filozof<br />
<br />
Ondan ne bekliyorsan kendi adına sen, sen de onu yap ona. İlahi baba<br />
<br />
Sen içini ne ile doldurursan, senden akacak olan da sadece odur. İlahi baba'nın abisi<br />
<br />
Sana sen olmanı engelliyor ya bütün fitne hep bundan... İlahi baba'nın amcası<br />
<br />
Dolunayda uluyan kurtların sesi aya ulaşmaz. Bitli bilge<br />
<br />
Psikopat 'aşkı' için kendini ince ince keserken 'aşkı' istediğini vermezse, onu kabaca öldürür. Avlak savcı<br />
<br />
Bulup kaybettiklerinden koleksiyon yapanlar kaybolduklarında, koleksiyonlarındaki son parça tamamlanır. Koleksiyon koleksiyoncusu</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?113-Mailis-Nalars’tan-sorunlu-sozler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pelesenk</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?112-Pelesenk</link>
			<pubDate>Fri, 27 Jan 2017 07:21:41 GMT</pubDate>
			<description>Başkalarının iyi-kötü algılarını sahiplendik hep ve arınmamızı istediler sürekli. Asıl kötülüğü böyle ettik kendimize. Bizi kendimizden sıyıranlar,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Başkalarının iyi-kötü algılarını sahiplendik hep ve arınmamızı istediler sürekli. Asıl kötülüğü böyle ettik kendimize. Bizi kendimizden sıyıranlar, kendilerini giydirdiler bize.  Teknoloji, duygu katliamı yaptı. Şimdi her şey mutasyon, her duygu tekno ve duygunun kimyası bozuldu.  Onun içinden geçenlerden haberin olsaydı, senin içinden geçenlere ne olurdu acaba?  Karşılık beklentili her eylemin pahası vardır. Pahalı eylemler ucuz malzemeden çıkmaz Katırların anırmaları, alamadığını kepaze eden ’aşık’ların böğürmelerinden hoştur. Aldığında aldığını ve verileni ona arzusunca vereni değersizleştirenin sıfatı domuzdur. Onda olduğun anlar kadar varsan, aidiyet ve sahipliğinde tutmak içinse uğraşı, o böğürdüğünde, frekans değiştir. Can’ın cam gibi çizilir ve çatırdar. Plüral takılmaya devam dünya. Sürü sürü ’güt beni’leri gütmeyenlerin aklını sevsinler. Biri aşk’a bir anlam yüklüyor, milyarlar peşinden yaşamı dipliyor. Başka biri merhamet’i tarifliyor, aynı... Daha başkası nefret diyor, demesiyle sazan mevsimi.. Bir kelime söyle, içi -sence değil- birince doldurulmamış olsun Dürüst dürtmez ve dürtülmez. Sınamak için sevdiğini şebek etmez. İçini boşaltamadığın ve yanında huzur bulamadığın, kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatma. ’Aşırı sevgi maraz doğurur’un açılımı budur. Sen onu değil, kendini sevmişsin. Onda seni görmediğin bir an, düşmanlık yaparsın. Ünvansızın kalite ve sağlam sözünü, kalitesiz marka mala gözlerini pörtleterek harcayanın adamlıkla ne işi olabilir? Ünvanla sözü değerlendirenleri futbol takımı kurmaya; ya da kurulmuşların meddahçılığına, tabiiyetine davet ederim. Cümleyi yazana değil, cümleye bakmak gerekli. İsmini çerçevelettikleriniz geçti gitti, sözleri ise baki kaldı. Ey isme methiye düzenler! Siz ne büyük bir tezatın ibibiklerisiniz?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?112-Pelesenk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çocuğa cinsel istismar mevzusunun en başı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?111-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</link>
			<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 07:18:26 GMT</pubDate>
			<description>Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı olduğunu, yapanların ağır cezalara muhatap olmaları gerektiğini söyleyen Anadolu insanının ciddi bir silkelenmeye ve kendine çeki düzen vermeye ihtiyacı vardır.<br />
Öyle ya, Devlet radyo ve televizyonlarında halen iştahla seslendirilen ve dinleyenlerinin karşılıklı göbek attıkları bu gibi türküler, kültürde eğer kabul görüyor ise, çocuklara yönelik cinsel saldırıları hangi eğitim sistemi ile engelleyecek ve hangi ceza hukuku ile bu melanetin kökünü kazıyacaksınız. <br />
Öncelikle kadını ve çocuğu, cinsel meta olarak görme algısına sebep olan ne kadar iğrenç deyiş, söz ve yazı var ise, hepsini tamamen dilimizden ve satırlarımızdan silmeliyiz. Televizyonlarda buna çanak tutan tüm dizi ve filmleri lanetlemeli ve gözlerimizi kulaklarımızı böylesi pislikten korumalıyız. En önce de “Göster yavrum pipini” boşboğazlığını terk etmeli ve aile içi eğitimde çocuklara ciddi anlamda sahip çıkmalı ve onları insan olma erdeminde yetkinleştirmeye gayret etmeliyiz.<br />
Biz, sapıklıkla, sapkınlıkla savaşırken Devletimiz de armut toplamamalı, üzerine düşenleri yapmalı, tabii ki. Var olmasının sebebi zaten, sadece bu değil midir. Vatandaşının huzuru ve selameti.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?111-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?110-ogrenci-Evi-Olgusu-Yasal-Mevzuata-Tasinmali</link>
			<pubDate>Wed, 28 Dec 2016 12:13:03 GMT</pubDate>
			<description>Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı 
 
Bu yazı 4 yıl önce yayımlandı. O zaman fetö bu işlerin piri idi; şimdi o yok, ama ketö, cetö, sitö...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Öğrenci Evi Olgusu Yasal Mevzuata Taşınmalı<br />
<br />
Bu yazı 4 yıl önce yayımlandı. O zaman fetö bu işlerin piri idi; şimdi o yok, ama ketö, cetö, sitö pusuda…<br />
<br />
Kayseri bazında aktaracağım; fakat konu tüm Türkiye’de kronik bir arıza haline gelmiş durumda. Türkiye’de malum farklı farklı gelir sınıfında insanlar var. Kimi asgari ücret ile geçinmek zorunda ve kimi de asgari ücreti bir gecede yemek masasında bırakabilecek kudrette. Burada bir ah vah konusu değil konum. Lakin, eğer farklı gelir sınıfına mensup insanların çocukları öğrenci olarak aynı standarda sahip yurtlarda ve evlerde ikamet etsinler diyorsanız, siz hangi gezegenin mahallesinde yaşıyorsunuz diye sorarlar. <br />
<br />
Kayseri’de binlerce öğrenci, ona Devlet Yurdu çıkmadığı için okulunu bırakıp memleketine mi döndü? Hayır! Bilakis imkanının elverdiği biçimde başını sokacak bir eve veya yurda yerleşti. Bunlardan kimisi yaşam standardı yüksek evlerde kalıyor ve kimisi de normal bir ailenin asla kalmayacağı gayrı sıhhi evlerde okuma mücadelesi vermekteler. <br />
<br />
Diyorum ki; resmiyeti tescilli kurumlara, vakıflara, öğrenci evi açma imkanı verilsin. Neden mevzuatta öğrenci yurdu var da öğrenci evi olgusu yok? Yetkilimiz diyor ki: Bir yurt belli bir standart taşımalı. Odası şu kadar, lavabosu bu kadar metrekare olmalı. Tavan yüksekliği şusu busu şöyle şöyle olmalı ki gönül huzuru ile biz öğrenci barınması için oraya ruhsat verebilelim. Görünürde ne kadar da makul ve samimi bir arzu. Lakin o standartlarda ticari bir yurdun fiyatı aylık 500-600 TL. <br />
<br />
Gerçi işin içinde bir vakıf veya cemaat var ise o zaman rakam 300-400 TL.’ye düşüyor. İşin sosyal etütleri ayrı konu ve ülke olarak da yaşadık ceremeleri. Yurt ortamı belli. Kim kiminle kalacak bir seçme şansı yok, odalar 4-6 kişilik; ayakta kalmak için mücadeleci olma ya da ezik bir profil sergileme zorunluluğu var. Gencin derdinin okumak olmaktan çıkıp başka niyetlere kolayca taşınabileceği alanlar… <br />
Asıl vurgu noktası ise; öğrenci evi de olsun dendiğinde, bunun mevzuatta yeri yok. Öğrenci evleri Devlet’e makul gelmiyor. Fakat mesela sırf Kayseri’de en az 3.000 öğrenci evi var ise ne olacak? Bu realite kafa kuma gömülünce yok mu olacak? <br />
<br />
Bu öğrenciler hangi standartta, nasıl evlerde ikamet ediyor, kimin umurunda? Ne yer ne içerler? Nasıl bir yaşamları var? Devlet’e kapağı atamayan Devlet’in kütüğünden düşüyor mu? <br />
Bu evleri kimler hangi maksatlar ile açıyor? Bu evlerde kalan kimler hangi şartlarda nelerden taviz vermek zorunda kalıyor? <br />
Mevzuat dedikleri kara kaplı kitap ne der ise o olmuyor efendiler! Mevzuata sığmayan bir gerçeklik var. Yaşanan bir hakikat var. <br />
Dört öğrenci bir araya geldiğinde adamın 300 lira etmez evini, onlar sırf öğrenci oldukları için 600 liraya tutmak zorunda kalıyorlar ise bu sorun Devlet’i en dibinden en tepesine kadar ilgilendirmelidir. Bodrum katta, nemli, sığınak bozması evlerde daha ucuz olduğu için normalde kimsenin para verip tutmayacağı bir barınak bozmasını 350 lira verip tutan öğrencinin âhı emin olun Arş’ı titretir ve o şehre asla sekine inmez! <br />
<br />
Bir tertip olsun, düzen olsun, kontrol olsun… <br />
Kurumlara öğrenci evi açma ve işletme hakkı verin. Bu evleri kim olduğu, derdinin ne olduğu belli olmayan, adı kaydı namı olmayan yapılanmaların işletmesine fırsat verilmesin. Çok net söylüyorum. Bir yapı ki beş öğrenciyi barındırdığı bir ev açıyor. Her öğrenciden adam başı 300 lira ev aidatı adı altında para topluyor, sonra Organize’ye çıkıyor ve ‘öğrenci evim var, yardım edin’ diyerek oradan da sadece o ev için aylık iki bin lira topluyor ise, bu yapının var olmasının vebali asla sadece o yapıya ait değildir. Devlet’in sorumluluğu es geçilemez. <br />
<br />
Öğrenciyi ticari rant ağacı görme kültürü diye bir şey oluştu. Hoş, öğrenci de bu kültürün kendi ayağını kendince kurdu. Artık sadece bir kuruma gitmiyor burs için. On kuruma gidiyor. Kaç burs aldı bahtına! <br />
Sivil Toplum Kuruluşları öğrenci bursları konusunda ortak bir bilgi ağı kullanmalılar. Öğrenci evleri farklı standartlar gözetilerek resmiyete taşınmalı ve işletme hakkı, denetim, kurumun kontrolüne verilmeli.<br />
 <br />
Burada söz uzar, duyarlılık ise asıl olan…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?110-ogrenci-Evi-Olgusu-Yasal-Mevzuata-Tasinmali</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars dedi ki</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?109-Mailis-Nalars-dedi-ki</link>
			<pubDate>Thu, 15 Dec 2016 12:15:31 GMT</pubDate>
			<description>Serbest piyasa ekonomisine bir kural yazdım oğul: Herkesin bulunmaz Hint kumaşı olduğu bir yerde, Hint kumaşının metresi üç kuruş etmez ve adi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Serbest piyasa ekonomisine bir kural yazdım oğul: Herkesin bulunmaz Hint kumaşı olduğu bir yerde, Hint kumaşının metresi üç kuruş etmez ve adi patiskaya paha biçilmez.<br />
İnsan denen cins, maksadını unuttuğu kuralın maskarası olma uzmanıdır. <br />
Sizi benden başkası kurtaramaz diyenlerden kurtulmak için anasının ağladığı bir geçmişi var insan neslinin.<br />
Şu insan var ya şu insan! Ortalık altın sikke kaynasa kaybettiği bakır mangırın sesine kulak kabartır.<br />
Sahibi olduğunun sevgilisi olamazsın.<br />
Medeniyeti inkişaf halindeki her toplumda tanzimatlar bir tazminat sebebidir.<br />
Katırların anırmaları, alamadığını kepaze eden ’aşşık’ların böğürmelerinden hoştur. Aldığında da aldığını ve aldığını ona arzusunca vereni değersizleştirenin sıfatı ise domuzdur.<br />
Bizi bizden sıyıranlar kendilerini giydirdiler bize...<br />
Hukuk kuralı soyut olabilir; ama adalet somut olmak zorundadır.<br />
O Neden Gitti? <br />
O neden gitti biliyorsun değil mi?<br />
İki kişi olamadınız,<br />
İstedin ki o sen olsun,<br />
Sen ne dersen o olsun.<br />
Var mı öyle üç kuruşa beş köfte dostum?<br />
İnsan keser olmayacak, kendine yontan<br />
Rende olmayacak hep veren,<br />
Bıçkı olacak bir veren bir alan...<br />
Aşkı anlatırken kitaplar <br />
’o sen olacak sen o’ derler<br />
Yalan hikayat ederler.<br />
Çekil bir geriye de bak,<br />
Hep sen ’o sen olsun’ derdindesindir, <br />
Canın ne çekiyorsa o an o. <br />
<br />
Sen melankoli istiyorsan, <br />
o melul melul dolana. <br />
Çılgınlıksa arzun kucağına atlaya. <br />
Biraz uzaklaşması gerekiyorsa toz ola. <br />
Çağırdığında yanıbaşında dura.<br />
O an ne hissediyorsan onu vere sana.<br />
Sonra bunun adının aşk olduğunu yutmayınca o, <br />
Biraz canını yakasın, ağzına biber süresin. <br />
E tabi eziyetine katlana ses çıkarmaya...<br />
Buldun köle, tepe tepe kullan<br />
Gidince, tepe taklak yuvarlan<br />
Sahibi olmak istediğinin sevgilisi olamazsın.<br />
Sevgiline o olma hakkı vermedikçe<br />
Sen onda olamazsın<br />
Yaşam işlerinde bu böyle<br />
İşine gelirse...<br />
Ve bazen de<br />
Sen onda sende onun olduğu kadar olamamışsındır<br />
Bu senin eksikliğinden değildir, <br />
Onun tavrının, algı ve yaşama anlayışının <br />
ondaki gereğidir. <br />
Takma kafana, illa biri vardır bir yerlerde<br />
Sana göre.<br />
Biri gitmişse<br />
Gidenin peşinde<br />
Ölesiye yorulmak<br />
Yeniye umudun celladıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?109-Mailis-Nalars-dedi-ki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kafa İşi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?108-Kafa-isi</link>
			<pubDate>Thu, 10 Nov 2016 11:33:14 GMT</pubDate>
			<description>Var mısın? 
 
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Var mısın?<br />
<br />
Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...<br />
<br />
Kafa işi<br />
<br />
Kısaca şöyle de diyebilirsiniz.<br />
Kafaya taktığını aldığında kafandan çıkıyor mu? Bu araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, sende almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu senin şişirme, üfürme, indirme, bindirme seanslarının türevi kesinlikle.<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzünü koru. Herkes gider bir sen kalırsın geride</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?108-Kafa-isi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamak seninle, sence, senli</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?107-Yasamak-seninle-sence-senli</link>
			<pubDate>Tue, 01 Nov 2016 07:54:23 GMT</pubDate>
			<description>Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği anlarında zayıflığını fark eder.<br />
<br />
İşte insanın kendini idrakında önemli bir yol ayrımıdır o anlar... <br />
<br />
Güçsüzlüğün güce galebe çalması insanın kötü olduğunu düşündüğü tarafıyla barışması ve onu kabullenmesi ile mümkün.<br />
<br />
Barışmak ve dengelemek...<br />
<br />
Geçinebilmek...<br />
<br />
Günahı da sevabı da abartmamak, kuyulara hapsetmemek kendini, akmak...<br />
<br />
Akan her şeyle beraber akmak, yolunca, debisince...<br />
<br />
Zevk ve acı asla sürekli değildir.<br />
<br />
Her şeyi yerince yaşamak…<br />
<br />
İnsanız..<br />
<br />
Acizliklerimizi, noksanlıklarımızı çok iyi biliyoruz aslında; ama geçinemiyoruz kendimizle. Bu olmayınca civarla geçinmek de mümkün olmuyor. <br />
<br />
Bir barış imzalamak lazım... Kötü bensem ve iyi de; ikisinin kavgası benden götürüyorsa ve yok olan tükenen ben oluyorsam, olması gerekeni yapmak gerekiyor.<br />
<br />
O, bu, şu hayatımızı çalamamalı. Bizim vermek istemediğimiz hiçbir şeyi, hiç kimse bizden, hile, hurda, sihir, söz ile alamamalı...<br />
Ve vermek istediklerimize de kimse mani olamamalı... <br />
<br />
Kendine kıymet vermek egoizim değildir, başkaların kıymet biçmesine hayatı oynamak ahmaklıktır. Sana ait olmayan meziyet seni yüceltmez. Sana ait olmayan meziyeti sende dillendiren, aslında kendini, sana yücelttiriyordur. <br />
<br />
Peki başkalarının hayatına yaşamak zorunda isen; ya da başkalarınca, buradan bir çıkış var mı?<br />
<br />
Çare ne? Nasıl kendini yaşayacaksın?<br />
<br />
Aciz isen ve elinden başka bir şey gelmiyorsa; bölünerek...<br />
<br />
Gerekiyorsa bine bölünerek...<br />
<br />
Kaça bölünmek gerekiyor ise, o kadara bölünerek…<br />
<br />
Ve kaçını kiminle ne şekilde paylaşacağını sen tayin edebilmelisin.<br />
Güç budur ve güçlü kendine ait yaşamı yaşayabilendir. <br />
<br />
Nasıl mı bölüneceğim? <br />
<br />
Cevabını bildiğin bir soru bu. Yaşamak istiyorsan hodri meydan...<br />
<br />
İp uçları hep vardı. İçinde kaç kişi var ve neden sadece biri baskın eleman?<br />
<br />
Yaşam, yaşama aç yaşanmaz.<br />
<br />
Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam, yaşamınıza bela olmaya başladı ise, sorun sizin kuyu mantığınızda, yaşamda değil…<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman, düne göre daha da eskimen demektir.<br />
Kuş değilsin. Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta.<br />
<br />
İkisini aynı anda yaşa ki, yaşından erken yaşlanmayasın.<br />
İçi geçmek<br />
<br />
 <br />
Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz...<br />
<br />
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor.<br />
<br />
Dün zayıf bırakıldıkları için horlanarak, hak ve özgürlüklerinden mahrum edilen &quot;bu ülkede biz de varız&quot; diyenler, bugün kuvvet bulup nüfus sahibi olduklarında &quot;biz ve diğerleri&quot; yaklaşımı ile kendilerinden olmayanları zayıflatarak yaşama biçimlerini yok sayıp, itibarsızlaştırma peşinde iseler, yarın sadece bir rövanştan ibaret olacaktır.<br />
<br />
Birini tanımanın en kestirme yolu, onun başkasına dair değerlendirmelerini takip etmektir. <br />
Kişi vasfederken, vasfını ortaya koyar. <br />
Zekasını, görgüsünü, idrakını, sıfatlarını... <br />
Sövdüğünde örneğin korku ve retlerini görürsünüz, övgüsünde umut ve beğenilerini... Esasta o anlattığında, kimliğinin deşifresindedir. <br />
Anlatır... <br />
Anlattıkça o, biri hakkında konuştuğundan emindir. <br />
Dinleyici idrak ehli ise, kimi tanıdığından.<br />
<br />
Bir de ağzınla kuş tutsan, hak hukuk adalet kavramlarının dibinden kum çıkarsan razı edemeyeceğin, ideolojinin, etnisitenin, mezhebinin batağından asla çıkma niyeti ve meyli olmayan bir kitle var ki, onlara sen cenneti yaşatsan dünyada, sana ilk fırsatta cehennemi yaşatmaya ahd etmişlerdir. <br />
<br />
Böylesinin kuvvetlendiğinde ilk işi kafanı koparmaktır. Böylesi odur ki, sen &quot;hak&quot; desen onu &quot;gak&quot; olarak anlaması imanındandır.<br />
<br />
Bir de bunlar var ve bunları kör değilim, görüyorum tabi ki..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?107-Yasamak-seninle-sence-senli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ölümsüz Hatalar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?106-olumsuz-Hatalar</link>
			<pubDate>Thu, 20 Oct 2016 11:37:16 GMT</pubDate>
			<description>Hata ölmez bizim köyde  
Ya mumyası kurulur balçıklayarak 
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak 
Hata ölmedikçe,  
Öldürülmedikçe 
Bu hep böyle 
Bazen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hata ölmez bizim köyde <br />
Ya mumyası kurulur balçıklayarak<br />
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak<br />
Hata ölmedikçe, <br />
Öldürülmedikçe<br />
Bu hep böyle<br />
Bazen hata ne diye düşünüyorum <br />
Toplum düzeni ilgili olanlar <br />
Hak hukuk kavramları<br />
Kırgınlıklar <br />
Kırıklıklar<br />
Hüzün ve bir avuç kuru üzüm<br />
Ve uzunca bir liste hazırlasam mesela <br />
Ya da milyonlarca lekeyi <br />
Yan yana nokta nokta sıralasam <br />
Ortaya çıkan görüntü<br />
Yani gördüğüm şu<br />
İnsan sıfatında var olan<br />
Karmaşık dağınık mükemmeliyetin<br />
Muntazam yaşam formu<br />
Bazen insanın en büyük sevapları <br />
Sınır tanımaz hatalarının yanında<br />
Zerre bile etmeyebiliyor kazanımlar adına<br />
Hatasından düştü bilinenin <br />
Aslında hata  basamaklarından<br />
Yücesine tırmandığı vaki olabiliyor<br />
Hatalardan korkanlar<br />
Hata yapmamaya programlılar<br />
Affedemeyenler varlıklarını<br />
Ben nasıl yaptım <br />
Keşke yapmasaydım diyenler<br />
Hey sizler<br />
Çürüyorsunuz diri diri<br />
Hele içinizden biri var ki<br />
Kılına zarar gelse<br />
Aort damarım sızlar<br />
Çürümesin varlığımız<br />
Olmaz mı<br />
Pişmanlık hata ilişikli olmamalı<br />
Dnamıza tükürmemiz kökenli belki</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?106-olumsuz-Hatalar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tarafçıl İbikli Bir Kuştur</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?105-Tarafcil-ibikli-Bir-Kustur</link>
			<pubDate>Thu, 06 Oct 2016 12:01:09 GMT</pubDate>
			<description>Cemaatçilik, particilik, mezhepçilik, tarikatçılık, kısaca tarafgirlik ’baş nerede topyekün teba orada’ mantalitesi şahsiyet sahibi insanlar için...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Cemaatçilik, particilik, mezhepçilik, tarikatçılık, kısaca tarafgirlik ’baş nerede topyekün teba orada’ mantalitesi şahsiyet sahibi insanlar için kepazeliktir. Bu olgunun sağı solu ortası olmaz. <br />
<br />
100 doğrusu olan birinin 3 yanlışını 100 doğrusunun hatırına doğru kabul etmemeliyiz ve onu, Galatasaray karşısında Fenerbahçe kötü oynadığında ’olsun benim takımım, sonuna kadar ardındayım. Hata mata yok, fıstık gibi oynadı’ diyen fanatik taraftar misali ölesiye savunmamalıyız. 3 yanlışa yanlış deyince 97 doğru lekelenmez. Çoğu doğru olan da kirlenmez.Hatasızlık beklentisi kirden sakınmak adına lağıma düşmektir. Hatasızlık hastalığı insan için en sıkıntılı çıbandır. Kusursuz hatasız biri beklentisi nedeniyledir insanın insanı gütmesi. Birine olduğundan fazla giydirme hasletidir insanı insana köle kılan. Herkes annesinden doğarken kıçına şaplak yemiştir. İnsanı tanrılaştırdığınızda Tanrı’ya karşı sorumlu olursunuz.<br />
<br />
’Onun sürübaşı kaka, benimki sütten çıkmış akkaşık amca’<br />
’Benim sürüm güzel, sizin sürü işe yaramaz’<br />
’Sürün beni’<br />
’Güdün’<br />
’Mee’<br />
’Möö’<br />
<br />
Bazen sağ adına, bazen sol...<br />
Bazen Tanrıyı önüme yeşillik koyun, bazen Marks’ı<br />
ve bazen adı Liberalizm olsun davanın, bazen Turan<br />
<br />
Oynamama hakkımı kullansam, ’vay hain vay’cı sayın ve vurdurun kaldırımlarda afyonculara, boylu boyuna devirin beni.<br />
<br />
Sürü değiliz. İnsanda sürü rengi sırıtıyor. Bir insanın her sözü doğru olmaz. Peygamberler bile günde en az yüz defa ’hata ettim, affet’ dermiş. Sokaklarda yürürken bakın çevrenize. Hep aynı tip insanlar... <br />
Lütfen yani! Yağlı kuyruklu koyunlara döndük. Sağ olmazsa sol, din olmazsa dinsizlik... Bu ne ahmaklık? Dinsizin her şeyi hatalı olamayacağı gibi dindarın da her şeyi doğru olamaz. Bu durum insan tabiatına aykırı. <br />
<br />
Taraf mı tutacaksın? Kendi tarafını tut. Vicdanını... Birilerinin doğrusu doğrun olduğunda; ya da eğrisi eğrin, içi sende dolmuyorsa kavramların, kalben ve aklen benimsememişsen, kara kaşına kara gözüne, havasına civasına tav olduğun için bu böyleyse hiç kusura bakma arkadaş: Sürüsün, sürüm sürüm sürünesin. Haltınla hakkınla barış... Yaşa.<br />
<br />
Yazı başlığının anlamı şu: Horoz, tavukla birleşeceğinde onun üstüne çıkar ve ibiğini gagasında sıkıştırır. Kontrolü horoza veren tavuk kıpraşamaz!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?105-Tarafcil-ibikli-Bir-Kustur</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çeşitli Görüşler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?104-cesitli-Gorusler</link>
			<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 10:57:25 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İdam Cezası 
 
"İdam cezası olmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İdam Cezası<br />
<br />
&quot;İdam cezası olmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz gaz alma durumu doğrusu. Üstelik suç çeşidi çoğaltılıp, ceza artırılınca suç ve suçluda azalma olmaz. Bu, insanlık tarihinde milyonlarca defa test edilmiş bir iki kere iki dört hadisesidir.<br />
<br />
Bilakis ceza kabarınca suç, yeraltına sızar ve ikiyüzlü, kurnaz, içten pazarlıkçı tipler klonlanır.<br />
<br />
Üstelik suç yollarına parke döşemiş devletlerin suça ceza kesmeleri aymazlık ve densizliktir.<br />
<br />
Bundan daha densizce bir şey söylenecek ise, o da şudur ki,<br />
<br />
&quot;Henüz girmiş on üç on dört yaşına, edalı işveli köylü güzeli&quot; türküsüne akşamları DEVLETİN TELEVİZYONU TRT'de alkış tutanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğa yönelik eğilimleri lanetlerler!<br />
<br />
Hata<br />
<br />
&quot;Hata ve ayıbına, acizlik ve zayıflığına ihtimal vermediğimizden vebadan kaçar gibi kaçmak lazım. Zira o, tarihin en kadim hilesi ile bizi insanüstü olduğuna inandırmıştır ki, ilk fırsatta tepenmize binmesi kaçınılmazdır.&quot;<br />
<br />
Çözülme<br />
<br />
Görev yaptığı resmi kurumun kapısından girdiği anda din, ideoloji, ırk, hısımlık, dostluk, yandaşlık, karşıtlık adına, iş esnasında zihni ve fiili çelici her ne var ise topuna birden kapı önünde el sallayamamak ve onları içeri alma çürüklüğü bir facia.<br />
<br />
Dindar diyorsun bakıyorsun bu var.<br />
<br />
Ocu bucu şucu fark etmiyor ucundan kıyısından ortasından bulaşıyor bir biçimde...<br />
<br />
Bunu çözmedikçe çözüm çözüm çözüleceğiz.<br />
<br />
Kaliteli Hayat<br />
<br />
Kaliteli bir hayat için şu kelimeleri azalta azalta yok etmemiz gerekiyor: &quot;Ama, fakat, lakin, şu kadar ki, ne var ki, gerçi, ancak&quot;<br />
<br />
Korku İktidarı<br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.'<br />
<br />
Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı altına verdik. Gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.<br />
<br />
Temelsiz Muhakeme<br />
<br />
O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel ağzından maddi gerçek diye püskürtür tüm hakkaniyet özlemlilerinin tepesine...<br />
<br />
Önce veri olacak.<br />
O veri ayıklanacak, saflaştırılacak, anlaşılabilirleştirilecek...<br />
<br />
Sonra muhakeme.<br />
<br />
&quot;Ne oluyor bu dindarlara?&quot; &quot;Bu mu din?&quot; &quot;Bu ölümler, öldürmeler, kafa kol kesmeler&quot; sorularının cevabı burada.<br />
<br />
1400 yıl önce kaşık vardı da, kaşığı kullanmayan &quot;tu kaka&quot; ilan eden bir peygamber mi vardı?<br />
Beton vardı da &quot;şeytan icadı&quot; muamelesi mi gördü?<br />
Bilişim, teknoloji vardı da felsefesi mi yoktu?<br />
İletişim aygıtları vardı da sırtını dönüp, güvercinler mi tercih etti ya da?<br />
<br />
Daha önemlisi, 70 milyon birlikte yaşanan bir ülke mi vardı?<br />
<br />
1400 yıl önceye ait bir coğrafi bölgenin yaşam alışkanlıklarını, o coğrafi bölgenin örfünü, giysisini, kapkacağını, helasını 1400 yıl sonra &quot;din budur&quot; diye yazar çizer sunumlarsan, at izi it izine karışır!<br />
<br />
1400 yıl önceden 1400 yıl önce de mevzu iman idi. İman da insan doğanların, insan kalmalarına yönelik bir telkinden ibaretti.<br />
<br />
Dünyanın en saçma görüşü, nato kafa, teslimiyetçi bir kafanın sorgusuz itaatinden daha değerlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?104-cesitli-Gorusler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çekiştirmeye gelmeyen şeyler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?103-cekistirmeye-gelmeyen-seyler</link>
			<pubDate>Wed, 31 Aug 2016 10:46:59 GMT</pubDate>
			<description>Çekiştirmeye gelmeyen şeyler vardır. 
Sündürmeye kalktığınızda kopan şeyler... 
Sabır güzeldir; ama metrelik sabrı kilometre sündüremezsiniz....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çekiştirmeye gelmeyen şeyler vardır.<br />
Sündürmeye kalktığınızda kopan şeyler...<br />
Sabır güzeldir; ama metrelik sabrı kilometre sündüremezsiniz.<br />
Birlikte olmak güzeldir; ama birliği kaybetmek değildir.<br />
Birlikte olduğunla 'oflamaya püflemeye' başlamışsan eğer, ya çıkacaksın o halden; ya da gömüleceksin yalnızlığına...<br />
Ağız tadını kaybettiğinde hormonların seni geldiğin yere çekiştirmeye başlarlar.<br />
Toprağa...<br />
Yaşama sevinci diyorlar ağız tadına.<br />
Olmayınca o, 'yaşama bu fazla geldi' derler onlar ve bir anda ihtiyarlamaya başlarsın. Ayakta tutmaya değil, göçertmeye başlamışlardır çünkü.<br />
Saçlar dökülür, beyazlar, cilt buruşur filan. Bunlar zahir alametler... İçerde ise feci şeyler olur.<br />
Hep bu hormonlar...<br />
İyi geçinin onlarla.<br />
Süründürürler ve işleri güçleri duygu avcılığıdır. Hangi halini yakaladılarsa onun için çalışırlar.<br />
Ölene kadar yaşamaya mahkum insanlık, özgürlük türküleri ile eğleniyor bu kelepçeli şakşaklıkta...<br />
Evet böyledir yaşam...<br />
Sizin pencereden ne görünüyorsa emin olun yan penceredeki manzara da üç aşağı beş yukarı odur.<br />
<br />
Kanmak isteyen kanar. <br />
Kanatana kan bulunur.<br />
Yaşamak isteyene yaşam...<br />
<br />
Kıyıları vardır yaşamın, ortaları, derinleri...<br />
Şehvet, şöhret, servet ve hepsinin zirvesi enaniyet/ego...<br />
Hisseli harikalar kumpanyası malzemeleri..<br />
Onlarlı olmaz, onlarsız olmaz...<br />
Silkelendim, kurtuldum dediğin yerde ısırır seni üçkağıdın kralı...<br />
Sevginin hahahalısına inancınıza derhal neşter vurun. <br />
Farkedemiyor musunuz hala! Aptal mısınız siz?<br />
Seni istediği gibi görmeyen, seni civarından uzaklaştırıyorsa,<br />
anla ki, o seni sevmiyor!<br />
O sadece kendinin hayranı...<br />
Kendindeki seni istiyor yaşamına.<br />
Sen de bunu yaparsın zaman zaman.<br />
İnkara lüzum yok; bu işin doğasında bu var.<br />
Müşterekler çok zaman yeterlidir.<br />
Sadece yaşamının uçlarını fark etmen gerekiyor.<br />
Uçlara geldikçe ufkun çoğalır, görürsün.<br />
Silkelenip sıyrılman lazım darlıktan; yoksa<br />
ağız tadı arama!<br />
Çünkü ben'ini ucuna varmadan büyütenin ayağına batan diken beynini kanatır!<br />
Kendiniz gibi olanları aramaya devam edin!<br />
Var onlar bir yerlerde<br />
Onlar da sizi aramadalar...<br />
Ruhlar bazen sürtünür gezişirken birbirine...<br />
İşte o zaman,<br />
sadece farketmek yetmez, hamle de yapmak gerekir.<br />
Ağlarsan bulursun yalnızlığında<br />
Gezersen de bulursun seyranında...<br />
Ama illa ki bulursun...<br />
Sabır sabahına doğum olduğunda samimiyet bebişlerinin ınga'ları kulaklarda senfoni olur...<br />
Sen inancını kaybetme!<br />
Gelecek sana!<br />
Bugün; ya da varsa yaşanacak zamanın, sonra...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?103-cekistirmeye-gelmeyen-seyler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdeolojik Zırvalıklar Yazıtı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?102-ideolojik-Zirvaliklar-Yaziti</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2016 13:22:29 GMT</pubDate>
			<description>Bak çok bilmiş, şimdi  
bir zamana ve fikre  
ve bir coğrafyaya bağlı yaşamlar  
ve o yaşamlarda kafana göre  
at koşturmalar devri bitti.  
Sistem...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bak çok bilmiş, şimdi <br />
bir zamana ve fikre <br />
ve bir coğrafyaya bağlı yaşamlar <br />
ve o yaşamlarda kafana göre <br />
at koşturmalar devri bitti. <br />
Sistem göçtü, göçmekle kalmadı <br />
üstüne on kere de format yedi. <br />
<br />
Elinin altında iki tuş darbesi ile <br />
dünyanın bir ucuna <br />
kumandaya dokunmanla <br />
uzay atlamalarındasın <br />
ve sen hala dedenin kağnısının sevdasında <br />
araba lastikleri yakmada, <br />
'geçmiş zamanlarımda' <br />
edebiyatı parçalamalardasın <br />
<br />
Bir atalet ve örümcek kökçülüğü <br />
beynini avuçlamış <br />
salmıyor ötene seni <br />
kurtulamıyorsun <br />
<br />
Ve belki de bu halden <br />
gayet memnun ve razısın <br />
<br />
Kendi dibinde kalakalmış <br />
iki yanı kapalı batak sörfçülüğü <br />
seninkisi ve üstüne bir de <br />
ideoloji zırvalıklarındasın <br />
<br />
Dün yaşadığın ilkellik dünde kaldı <br />
yok bugün düne ait bir vahşi numara <br />
ama sen dünü aynana dövme yapmışın <br />
her baktığında geçmişin yansımasında suratına <br />
pusunu silmek gelmiyor aklına aynanın <br />
ya da işine... <br />
<br />
Öfken kabarıyor ve yumrukların sıkılıyor <br />
önüne kim çıksa <br />
kafasını uçurma seanslarındasın <br />
<br />
Malzeme kalmayacak tabi sonra sana <br />
anına ve önüne baksan <br />
geçmişten yüzünü geleceğine çevirsen <br />
yılgın halin, kinin ve perişanlığınının <br />
suratına tükürmen adına... <br />
<br />
Hoş bu senin yaşamın <br />
keyfine bak <br />
canın nasıl çekiyorsa <br />
öyle yaşa <br />
<br />
Pazar hepimizin <br />
can senin <br />
<br />
ama <br />
<br />
can pazarıma bomba atma! <br />
Canımdan bezdirme <br />
burnumdan getirme <br />
<br />
Herkes senin gibi tek bakış <br />
sürekli gerçeklikten kaçış <br />
sürünmeye diplerde <br />
mahzenlerde içmeye mecbur değil <br />
<br />
Bu berdoşluğumla üstelik <br />
sırık misali çırılçıplak dikelip <br />
yalanları bas bas bağıracağım <br />
kendimle beraber hepinizi de <br />
yakacağım diyorsun <br />
<br />
Çünkü senin umudun yok <br />
geleceğe inancın <br />
insana saygın yok <br />
varın yokun tek varlığın <br />
ve varlığınca var olanların <br />
<br />
Tebessüm ve diri bir sevdaya <br />
mecalin kalmamış <br />
solmuşun çölünde <br />
<br />
Hey koca serseri <br />
enayi gördüklerinin realitesi <br />
ötesinde artık hayalinin <br />
<br />
Bunu da unutma <br />
<br />
Geleceğini geçmişince yaşamakla <br />
beynini saçma sapan <br />
köhneliklerle doldurmakla <br />
kendine kıymış olabilirsin; lakin <br />
başka kimseye gücünün yetemeyeceği <br />
bir zamanda yaşıyorsun <br />
<br />
Geçmiş olsun... <br />
<br />
Zaman artık dünden hızlı akıyor <br />
bir fikir bir gün sonraya bile <br />
tazeliğini koruyamıyor <br />
durağan yaşamların laklakçılığı <br />
ne mideye ne de beyne yaramıyor <br />
<br />
Gerçekçi bakış <br />
sadece şu <br />
<br />
dünün öldü <br />
bugününse <br />
yaşlanıyor <br />
<br />
yarını doğuracak olan <br />
şu anın ölüyor <br />
tam da şu an <br />
an an <br />
<br />
uyan <br />
<br />
ideolojik zırvalıklar yazıtı<br />
 <br />
Mailis Nalars</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?102-ideolojik-Zirvaliklar-Yaziti</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Anayasa hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?101-Anayasa-hakkinda</link>
			<pubDate>Thu, 04 Aug 2016 13:08:14 GMT</pubDate>
			<description>Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı… 
 
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. <br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
Örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?101-Anayasa-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aşağılamak büyütür mü?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?100-Asagilamak-buyutur-mu</link>
			<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 15:08:00 GMT</pubDate>
			<description>Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir. Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Üstte hissetme vehminin tezahürü ve esasında bir hastalık olan aşağılama vasfı kibir kökenlidir. Hayatta hiçbir an değersiz olmadığı gibi esasen her insan da değer yüklüdür. Kimi kıymetini har vurup harcar; kimi de zalim nefsine muhalefet eder, masum ruhunu donatır.<br />
<br />
Altında gördüğünü hırpalama, tahkir etme, hafife alma v.b. kalbi arızaların tümü kibir aymazlığının yansımalarıdır. Öyle ya! Kendini varlığın merkezine almanın tezahürü değil midir; işçisi Bekir’in hakkını ona vermeyip, evdeki Tekir’e ikram edebilmek?<br />
<br />
Kibri konuşuyoruz, şeytanı tepetaklak edeni…<br />
<br />
Farklı perspektif bakanı, ‘anlamama, fark edememe, yanlış görme’ ile itham ederken, onu içeriden bir yerlerinden rahatsız edecek üslup kullanmak, ‘yol alamama’nın sebebi olabilir mi?<br />
<br />
Tahkir, kibrin mahsulü cüsseli bir kalbî hastalık alametidir. Belli bir sıfatı olsa da, özel bir kalıbı yoktur.  Halbuki çok kesin bir hakikat var: Aşağılamak asla yüceltmiyor, yaklaşmıyor aşağılanan ve özde yanaşma zemini yok oluyor; nefret çoğaltmaya yarıyor.<br />
<br />
İnsanların birbirlerine tevazu şefkat ve merhamet ile muamele etmeleri gerekliliğini önceleyen, gavuru, gavurluğu aşağılıyor diye, O’nun dinine tabi olduğunu iddia eden kulların ibadet aşkıyla birbirlerini tahkiri, yok sayması, küçüğü büyütmesi, adaletsizliği ciddi bir çelişkidir.<br />
<br />
'Neden böyle?' diye sorguladığım zaman temelde bir tarz tanrı olma hevesi ile izah etmeye mecbur kaldığım olmuyor değil. –Haşa- İlahi yetkinliğin mührü elinde, hüküm iki dudağının arasında, canı çektiğini cennete, huyunu beğenmediğini cehenneme sokanları aşağıladığım algısı oluşur kaygım olmasa bir odaya kapatarak ellerine zilli def verip, kendi başlarına çalıp söylemelerinin, insan arasına karışmamalarının kendileri için en zararsız tavır olduğunu söyleyebilirdim. Hesabın olduğuna inanan her insan sözünde ve fiilinde ehli temkin olmalı.<br />
<br />
Kimsenin aklı ve algısı bir değildir. Bir olmaya mecbur da değildir. <br />
<br />
Muhatabını ilerde bilmeden tahkir etmek istemeyen, onu kendinden aşağı seçmemeli. Kendinden yukarı da seçmemesi isabetli olur; zira bu sefer o, onu tahkir edebilir. <br />
<br />
İçini boşaltamadığı ve yanında huzur bulamadığına etmediği kıymeti yüklemek doğru değil, kişi kendini ondan sakındırdığına karşı, kendi kendini aldatmamalı. <br />
<br />
İnsan olmayı hazmetmek gerekiyor. <br />
<br />
Kul olması hükmü Rabb'ine vermesini gerektirirken, zatına taparcasına bağlıları artırmada ve gayrı hakkında hakim sıfatlı olmada kimi gayretli görürseniz bu sözün muhatabını odur. <br />
<br />
Hata yapmak, kaymak, şaşırmak, acze düşmek, başarısız olmak tamamen insanidir. Hatanın, yanlışın en çirkini bile insana özgüdür. 'Hatasız kul olmaz' 'Beşer, şaşar' tabirleri bunun için vardır. <br />
<br />
Yanlışa tahammül, yanlıştan tiksintiyle beraber olmalı. Doğruda ısrar, doğrudan şaşıldığında şaşkınlığa düşürtmemeli.<br />
<br />
Ölene kadar yaşamaya madem mecburuz. O halde geçim ehli olmamız gerektiğini vurgulamak isterim. Hatayı abartmamak, doğru olanı da. Mükemmeliyetçilikten uzak, insana özgü yaşamak bu kısaca; haltıyla, hatırıyla, hakkıyla; yasayacağı son deme kadar. Ötesi bunalım ve hafakan türetir.<br />
<br />
Unutulmamalı ki; kim bu dünyada kime ne ile muamele ediyorsa, diğer tarafta göreceği sadece buradaki muamelesinin mislidir. Örten örtülür, af eden af edilir, verene verilir, aşağılayan aşağılanır, sakınandan sakınılır…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?100-Asagilamak-buyutur-mu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ölümsüz hatalar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?99-olumsuz-hatalar</link>
			<pubDate>Tue, 26 Jul 2016 12:01:29 GMT</pubDate>
			<description>Hata ölmez bizim köyde  
Ya mumyası kurulur balçıklayarak 
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak 
Hata ölmedikçe,  
Öldürülmedikçe 
Bu hep böyle 
Bazen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hata ölmez bizim köyde <br />
Ya mumyası kurulur balçıklayarak<br />
Ya da turşusu tutulur avuçlayarak<br />
Hata ölmedikçe, <br />
Öldürülmedikçe<br />
Bu hep böyle<br />
Bazen hata ne diye düşünüyorum <br />
Toplum düzeni ilgili olanlar <br />
Hak hukuk kavramları<br />
Kırgınlıklar <br />
Kırıklıklar<br />
Hüzün ve bir avuç kuru üzüm<br />
Ve uzunca bir liste hazırlasam mesela <br />
Ya da milyonlarca lekeyi <br />
Yan yana nokta nokta sıralasam <br />
Ortaya çıkan görüntü<br />
Yani gördüğüm şu<br />
İnsan sıfatında var olan<br />
Karmaşık dağınık mükemmeliyetin<br />
Muntazam yaşam formu<br />
Bazen insanın en büyük sevapları <br />
Sınır tanımaz hatalarının yanında<br />
Zerre bile etmeyebiliyor kazanımlar adına<br />
Hatasından düştü bilinenin <br />
Aslında hata  basamaklarından<br />
Yücesine tırmandığı vaki olabiliyor<br />
Hatalardan korkanlar<br />
Hata yapmamaya programlılar<br />
Affedemeyenler varlıklarını<br />
Ben nasıl yaptım <br />
Keşke yapmasaydım diyenler<br />
Hey sizler<br />
Çürüyorsunuz diri diri<br />
Hele içinizden biri var ki<br />
Kılına zarar gelse<br />
Aort damarım sızlar<br />
Çürümesin varlığımız<br />
Olmaz mı<br />
Pişmanlık hata ilişikli olmamalı<br />
Dnamıza tükürmemiz kökenli belki</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?99-olumsuz-hatalar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dinde Jakoben Eğilim</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?98-Dinde-Jakoben-Egilim</link>
			<pubDate>Thu, 21 Jul 2016 11:17:45 GMT</pubDate>
			<description>Dinler, kurallarına müntesiblerinin uymasını ve müntesibi olmayanların da kaidelerine göre yaşamasını talep etmektedir tarzı bir tarif yapılsa ve bu...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Dinler, kurallarına müntesiblerinin uymasını ve müntesibi olmayanların da kaidelerine göre yaşamasını talep etmektedir tarzı bir tarif yapılsa ve bu tarif doğrultusunda biri çıksa ve: 'Dinlerde jakoben bir eğilim vardır' dese, ona ne denilmeli? <br />
<br />
Jakoben tavır beşeri nizamlar söz konusu olunca savunulması kaka, din mevzu olunca bir tarz gereklilik mi demeliyiz? <br />
<br />
Din boyutunun daha içerisinden bir yerlerden bakılsa ve bu sefer de denilse ki: <br />
<br />
Mezhebim, Meşrebim, Cemaatim... Gelmezsen yanılgıdasın! Hatalısın! Yanlışsın!... <br />
<br />
İfade bu şekilde olmasa da, gelmeyene veya gelmişin emele aykırı vaziyetinde ona vebalı muamelesi yapılsa faraza!.. <br />
<br />
Filan filan işi işleyenler dile dolansa, kınansa, engellense, yapma hürriyetinden mahrum bırakılsa, uygulayıcı, hükmedici, doz ayarlayıcı, kamçı tutucu insan olunca Allah adına insanın neyi ne ile ölçtüğünün ölçütü nasıl ayar tutacak? <br />
<br />
Kim? Ne adına, kimi? Hakkı tutturmak, ne ile? Boş laf! Yok bu işin ayar ölçütü yaşam içinde. Belki saf bir güven ve teslim sadece. Burada da bu güven ile özgüvenin cellatlığı söz konusu olur mu olmaz mı kumarı var harbisinden ayrıca.<br />
<br />
Aynı dinin içinde: <br />
<br />
Öldürmesi onu, ona emredilmişken 'yüzüme tükürdü!' diye müşrik savaşçıyı öldürmeyen ne menem bir mantıkla tebessümle anılır? <br />
<br />
Davası görülmüş ve hükmü kesinleşmiş kadın taşlanırken canının yangısıyla kaçarken, işi bitirme adına peşini bırakmayıp onu öldürenlere, 'keşke bıraksaydınız ya' demek ne oluyor, özde neyi talim ediyor? <br />
<br />
Hırsıza uygulanan şer'î emri kuraklık ve kıtlıkta uygulamayan, rafa kaldıran 'Allah'ın hükmüyle hükmetmeme ile' ne yapmış oluyor, bize ne anlatıyor?<br />
<br />
Ötesi 'ceza' aslında dinde neyi ifade ediyor? <br />
<br />
Neden o zahide kadın 'bir kediye merhametsizlik etti' diye cehennemi boyluyor?<br />
<br />
Neden o adam 'susamış köpeğe su verdi' diye cenneti hak ediyor?<br />
<br />
İnsana merhamet kediye köpeğe merhametten kıymetsiz mi de insanlar hem yaşamlarında hem yaşam sonralarında lekelenip, kıtır kıtır doğranıyor!?<br />
<br />
Merhamet ise kavramımız 'yüzüne tüküren'in bir an önce katledilmesi de merhamet değil miydi hani, ictimaiyat gereği... Öyle ya, tükürdüğüne niye tükürdü ki o!? <br />
<br />
Ne kadar sefil bir idrakımız var.<br />
<br />
Daha daha ötesinde yaşama hakkının falanca filancada yok sayılması ve bazen de zıddına bunca korunması kimin kafasını karıştırdı, kimin adaletini pekiştirdi? <br />
<br />
Neler oluyor?<br />
<br />
Laf üretme mekanizmaları -makinalı tüfek gibi işlemeye başlasa da, namlu şişmiş, boşa kelime tüketimi çabası bu!<br />
<br />
Ölüm ve yaşamı iki dudak arasına yetkileyen bir din anlayışı ve o anlayışın onursal kadıları! O'nun adına sürekli bir yargıçlık ve ferman vermek...<br />
<br />
Turan Dursun'a bakarsan 'Din bu', bizim gördüğümüz ise bu değil. Bu, kulluktan bıkmışların topaç oyunu aslında...<br />
<br />
Kedi köpeğin yaşama hakkını müdafaa eden ve merhameti öngören bir din ve o dinin mensublarının -Allah adına- insanların kafasını keserek, ya da insanları cemiyetten keserek canını, yaşama hakkını almaya o din var olduğundan bu yana devam edilmesi... <br />
<br />
O dinin kıymetli mensupları da yine O'nun adına zaman zaman katledilmiş üstelik! <br />
<br />
Hüseyinleri, Hallacları, İmam Azamları, İbn Teymiyeleri, türlü türlü meşrepler adına hep bir kılıf ile Allah adına katletmişler veya susturmuşlar! <br />
<br />
Zıtlaştıkları yerde ise en sofular birbirlerinin kanını dökmekten çekinmemişler, Allah adına! Hepsi kendini dine dayandırıp, haklılığını ifade etmiş üstelik. 'Haksızlık yaptım' diyen yok...<br />
<br />
Uygulamalar ve uygulayıcılar! <br />
<br />
Bugün güç elinde olmadığı için niceler de sinesinde gizlediği bir kin ile o öldürme gününü beklemiyor mu? <br />
<br />
'Elimde olsa onu bin parçaya bölerdim' duygusu nereden besleniyor acaba? <br />
<br />
Sen sapıksın! Sen cahilsin! Sen ölmelisin! Sen büyüksün! Sen şusun, sen busuncular! <br />
<br />
Hükmedenler, hükmü uygulayanlar! <br />
<br />
Dinin kendisi en büyük imtihan... <br />
<br />
La ilahe illallah <br />
<br />
Allah'tan başka yargıç yoktur! <br />
<br />
Ama Allah adına yargılamak mı? <br />
<br />
O herkesin bir şekilde birileri için dozajı ve kapsama alanı farklı sorgusuz doğal hakkı! <br />
<br />
Jakobenlik mi? <br />
<br />
Beşerî nizamsan sen, 'tu kaka!'<br />
<br />
Dinse olay, farz be farz!<br />
<br />
Hiç Müslümandan jakoben olur mu? <br />
<br />
Bal gibi olur!<br />
<br />
Dünyanın en jakobenleri top bin'i at gözlüğü ile de ilesiz de bize aittir!<br />
<br />
Ne biçim yazıyorsun sen!?<br />
<br />
Seni gidi kafir seni! <br />
<br />
Tiz boynu vurula!...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?98-Dinde-Jakoben-Egilim</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fetö'nün amaci]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?97-Feto-nun-amaci</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jul 2016 09:27:43 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Fethullah Gülen'i ve yapılanmasını anlamak için Bediüzzaman Said Nursi'ye bakmak gerekiyor. 
 
Bediüzzaman Said Nursi'nin akidesi Eş'ari'dir. Eş'ari...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fethullah Gülen'i ve yapılanmasını anlamak için Bediüzzaman Said Nursi'ye bakmak gerekiyor.<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi'nin akidesi Eş'ari'dir. Eş'ari akidesinde geniş işlenmiş bir fetret devri algısı vardır. Ayrıntısını merak eden, akaid kitaplarından öğrenebilir. Özellikle söyleyeceğim şu:<br />
<br />
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası isimli kitabında,<br />
&quot;Çünkü ahir zamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye'ye bir lakaytlık perdesi gelmiş ve madem ahir zamanda hazreti İsa'nın din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet ile omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazret-i İsa'ya mensup Hristiyanların mazlumlarının çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.&quot; demektedir.<br />
<br />
Eğer bu cümlede bir imla bozukluğu veya hatalı dizilim yok ise, İslamiyete inananlar ile hazreti İsa'nın hakiki dinine inananlar, Bediüzzaman'a göre ayrı iki gruptur ve hükmedecek olan da İslamiyet ile omuz omuza gelecek Hazreti İsa'nın hakiki dinidir.  Üstelik fetret devrinde karanlıkta kalan ahir zaman hristiyanlarının mazlumları da bir paye sahibidirler.<br />
<br />
Bu yorumsuz aktarım diyalog v.s mevzularına dair açılım olsun. Fethullah Gülen yapılanmasının yahudi ve hristiyanlar ile özellikli alakası bir izaha buradan kavuşur kanaatindeyim...<br />
<br />
Hristiyan mezhepleri içinde, bugün Amerika'ya da hakim olan Evangelistlerin temel gayesi, Armegedon savaşına hazırlık yapmak ve bu savaş ile göksel krallığını kuracak İsa'nın yeryüzüne gelişine hizmet etmektir. Bu maksatla Suriye'de olacağına inandıkları bu savaş için hazırlık yapıyorlar ve yukarıyı yeniden okuyunuz.<br />
<br />
Bu amaç için Cıa ve Mossad'ın birlikte çalıştığını da son söz olarak söylemek gerekiyor.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?97-Feto-nun-amaci</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tutku Tanrısı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?96-Tutku-Tanrisi</link>
			<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 13:05:20 GMT</pubDate>
			<description>Çayır çimenin tanrısı koyun, koyunun tanrısı çoban, çobanın ağa, ağanınki düzen, düzeninki çayır çimen... Anonim insan sözü aday adayı...  
 
*...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çayır çimenin tanrısı koyun, koyunun tanrısı çoban, çobanın ağa, ağanınki düzen, düzeninki çayır çimen... Anonim insan sözü aday adayı... <br />
<br />
*<br />
Çoban koyunları en taze otlara götürür. En mineralli sulardan sular onları. Düşmanlarına karşı korur ve uçurumlarda zayi etmez. Sürüyü kollar, ağırlar. Koyunların bakımlarını yapar. Yavruladıklarında sarar, sarmalar, eziyet çektirmez. Yelden, tufandan sakındırır...<br />
<br />
Niye yapar bunları? Koyunları çok mu seviyordur? İçindeki hayvan sevgisinin coşkusu mudur bu özenli bakımın nedeni? Ya da bir koyunun ulaşabileceği en ideal kilo ve et lezzetimi midir amaç?<br />
<br />
Dışardan baktığımızda çobanın kuzuyu yüzünde sıcak gülümsemeyle sevmesi içimizi titretir, seviniriz. Şefkatimiz kabarır. Sürüden ayrılan koyunun peşinden seyirtmesini gördüğümüzde ’ aferin çobana’ der, gururlandırırız onu. Koyunları dağların yamacındaki kekik tarlalarına götürmesini, şifalı, kokulu otlarla beslemesini gördüğümüzde yaşama sevincimiz çoğalır.<br />
<br />
Şuurumuza dolan lezzetli et hissinin gözlerimizdeki şimşirik şimşeği midir bu; içimizdeki hayvan sevgisinin taşması mı?<br />
<br />
Oğlan kızı sever! Kı zı se ver.. Adını sayım sayım sayıklar! Peşinde pervanedir, yapmadığı kur, girmediği kılık kalmaz sevgilisi için de, niye!? Sevgiliye beğeni, sevgilinin methi, ona duyulan sevgi, onun için midir? Erişilmek istenen, yüksek arzu duyulan şeyi elde etme adına içerden bir dürtü müdür bu?<br />
<br />
Hani okumasaydınız çoban koyun ilişkisini anında kapılırdınız da, geçti sizden artık o saftiriklikler... Hapı yuttunuz... Sevgi denince bir ürperti ve kaşıntı sahibisiniz artık.<br />
<br />
Ortada bir üçkağıt var! İşin eğri yanı da var, düz tarafı da... Bir hile var. Bir inkar... Bir açık zuhurunun şiddetinden gaib sır! Kuma gömülmüş kafa, açıkta bir kıç var!<br />
<br />
İşçisini kollayan patron<br />
müridini hoplatan şeyh<br />
halkını okşayan politikacı<br />
öğrencisini teşvik eden hoca<br />
karısını şımartan koca<br />
yazısını okunası yazan yazar<br />
okuduğunu alkışlayan okur<br />
tanrıyı seven kul<br />
şeytandan korkan muhlis bu üçkağıdın neresinde? Ne kadarı ne kadarına bulaşmış?<br />
<br />
Soğuk kış günü, kuzuyu koynunda ısıtan çobanda merhamet yok diyemeyiz; ama kuzu üç vakte kalmaz, kombine yolcusudur ve akıbeti için koyundadır çoban... Sır koyunda mı? Gütmede mi, ya da güdülmede? Koynundaki koyunda mı? Çoban eti mi sevmişti güderken, güttüğünü mü? Kızı mı seviyor, kendini mi?<br />
<br />
Başka versiyonu: Allah’a mı inanıyoruz, tapınma güdümüzü tatmin için yarattığımız bir tanrıya mı? Zihnimizin oluşturduğu tanrıya Allah dediğimizde o, O mu oluyor? Onun O olmadığını nasıl biliriz ve Allah, bizim tapındığımız değilse, bu tapınma kime oluyor? Allah sevap günah tanrısı mı? Sevap ya da günah mı bizim tanrımız? Buradan yol var cevaplara... Koy sepete bu sözleri ve devam edelim yolumuza...<br />
<br />
Not: Evet, tapınma hissi ve gereği fiiller bir güdüdür! Ya Ona tapınırız; ya da O olmayan her şey bu tapınmaya araç olabilir. Güdümüzü bazen biz güderiz, bazen de güderler.<br />
<br />
’Tanrı tanımam’ diyenler ’tanrı tanırım’ diyenlerden daha samimilerdir eğer ’tanırımcılar’ın tapındığı Allah değilse. Şu bir gerçek ki Allah’a tapınılmadıktan sonra, ota, göğe, insana, nefse, ruha, şeytana, kendine, var ettiğine, tanrın saydığına; kısaca kime, neye ve nasıl taparsan tap, hepsi aynı kaynaktan çıkma...<br />
<br />
Mailis Nalars Kutsallığı Kirlenmiş Yazıtlar MÖ: 3420</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?96-Tutku-Tanrisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hükümdarın Yuları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?95-Hukumdarin-Yulari</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jul 2016 12:14:12 GMT</pubDate>
			<description>Hükümdarın Yuları 
 
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hükümdarın Yuları<br />
<br />
Korku ve sevgisini yönlendirdiklerini ilah edinme sürecinde oldukça tecrübelidir insan. Yağmurun bereketiyle onu tanrısı kabullenen, şimşeğin korkusuyla secde etmeyi de ihmal etmedi. Güzeli sevdi rabbi bildi, kötüyü de... Yüz binlerce tanrısı oldu var ettiği tarihi boyunca. Anlayanlar da olmadı değil tanrılarının ilahı olduklarını. Onlar da kendilerini tanrı bilmenin kucağına saldılar cılız varlıklarını. Halbuki kudreti kendinden menkul olmayan hiç bir şey tanrı olamazdı. <br />
<br />
O halde neydi bu sahte tanrı saçmalığı?<br />
<br />
Varlığı içeride sorgulanan bir varlığın peşinde koşturanlar farkında değiller mi tapındıklarına değer kazandıran olduklarının?<br />
<br />
Bilirler; ama o bilinmez bildirmedikçe de bilemezlerle geçiştirildi ömürler boyunca ömürler. Ekmeği kara banıp yediğinde söylemişti Nasrettin Hoca beğenmedim diye. O cesurca, gülmeleri pahasına gerçeğini ifşa edebilmişlerden; ya biz?<br />
<br />
Kendimize ya da ürettiğimize tapanırken adını koymaktan kaçındığımız fiilin başımıza geçirdiği çuvalda delik açıp oradan seyrediyoruz tepemizde uçuşan kayaların aksiyonunu<br />
Düşmez başımıza inancıyla üstelik ve düştüğünde kafamıza kütleler beynimizi kaldırımlardan toplamaya üç beş balici sokak çocuğuna beş on kuruş veriyoruz.<br />
<br />
Birilerinin ona yüklediği ile anlam bulan her kelimenin yoruma muhtaçlığınca, her var edilmiş tanrı da son son övgü ve sövgünün kulu olmaya mahkumdur.<br />
<br />
Kula kulluk yapanların saltanatının adıysa var olmanın anlamı, tanrısını güden hükümdarın yuları tutanının elindedir her zaman.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?95-Hukumdarin-Yulari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni anayasa hakkında</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?94-Yeni-anayasa-hakkinda</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 16:02:04 GMT</pubDate>
			<description>Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip götürebilirsiniz.<br />
<br />
Son zamanlarda kadınların burnunda gördüğüm hızma, bu bilgiye vakıf olmam sebebiyle beni üzüntüye düşürüyor. Nedir yani estetik kaygısı filan denirken bambaşka bir mesaj mı veriliyor gibi bir niyetim de asla yok!<br />
<br />
Fakat beni asıl üzen husus ayrıntıya boğulmuş bir Anayasa. Her şeyi içine alma gayretinde, bahsetmediği konu kalmasın telaşında hazırlanacak bir Anayasa…<br />
<br />
Ayrıntısı zirve yapmış metinler yıpranmaya mahkumdur; çünkü yaşam akışkandır ve olaylar, yaşam şartlarına göre değişkenlik arz eder.<br />
<br />
Bakınız dil bile kendini yeniliyor, örfen 30-40 yıl gibi kısa bir sürede neler neler değişti. Abartmış saymayın, dünya şu 50 yılda neredeyse 500 yıl yaşlandı. Teknolojinin, bilimin hızına yetişmenin mümkün olmadığı zamanlarda yaşıyoruz ve bu gerçeklikte birileri çıkıyor, her olayı kucaklayacak, her olguyu izah edecek, her soruna parmak basacak bir anayasa derdinde çırpınıp duruyor.<br />
<br />
Anayasa dediğimiz adından da belli, ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Peki şu yukarıdaki sözler neydi? Sen onu izah et bakalım derseniz…<br />
<br />
Hayvanların en hassas, acıya duyarlı yeri burnudur. Burnuna taktığınız küçücük bir halka ile bir hayvanı elinizde oyuncak edebilirsiniz.<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. Bunu unutmayalım ve devam edelim:<br />
<br />
Zaman içinde o halka ne kadar da başka bir anlama kaymış, farkında mısınız? Süs olmuş ve estetik için malzeme kabul edilmiş…<br />
<br />
Değerler böyle olmamalı…<br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
Örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...<br />
<br />
Uzatmamalı, utandırmamalı…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?94-Yeni-anayasa-hakkinda</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çocuğa cinsel istismar mevzusunun en başı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?93-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</link>
			<pubDate>Tue, 23 Feb 2016 08:57:58 GMT</pubDate>
			<description>Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Henüz girmiş onüç ondört yaşına, edalı, işveli tarzı onlarca türkü ve şarkısı halen dillerinde terennümde iken, çocuğun cinsel istismarına karşı olduğunu, yapanların ağır cezalara muhatap olmaları gerektiğini söyleyen Anadolu insanının ciddi bir silkelenmeye ve kendine çeki düzen vermeye ihtiyacı vardır.<br />
Öyle ya, Devlet radyo ve televizyonlarında halen iştahla seslendirilen ve dinleyenlerinin karşılıklı göbek attıkları bu gibi türküler, kültürde eğer kabul görüyor ise, çocuklara yönelik cinsel saldırıları hangi eğitim sistemi ile engelleyecek ve hangi ceza hukuku ile bu melanetin kökünü kazıyacaksınız.  <br />
 Öncelikle kadını ve çocuğu, cinsel meta olarak görme algısına sebep olan ne kadar iğrenç deyiş, söz ve yazı var ise, hepsini tamamen dilimizden ve satırlarımızdan silmeliyiz. Televizyonlarda buna çanak tutan tüm dizi ve filmleri lanetlemeli ve gözlerimizi kulaklarımızı böylesi pislikten korumalıyız. En önce de “Göster yavrum pipini” boşboğazlığını terk etmeli ve aile içi eğitimde çocuklara ciddi anlamda sahip çıkmalı ve onları insan olma erdeminde yetkinleştirmeye gayret etmeliyiz.<br />
Biz, sapıklıkla, sapkınlıkla savaşırken Devletimiz de armut toplamamalı, üzerine düşenleri yapmalı, tabii ki. Var olmasının sebebi zaten, sadece bu değil midir. Vatandaşının huzuru ve selameti.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?93-cocuga-cinsel-istismar-mevzusunun-en-basi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kırmızı Işık Teorisi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?92-Kirmizi-Isik-Teorisi</link>
			<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 14:22:30 GMT</pubDate>
			<description>Türkiye neden suç cenneti? 
 
 
İnsanların Kırmızı ışıkta geçmesini önleyemiyorsanız yaşadığınız 
ülkenin bir suç cennetine dönüşmesini de...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Türkiye neden suç cenneti?<br />
<br />
<br />
İnsanların Kırmızı ışıkta geçmesini önleyemiyorsanız yaşadığınız<br />
ülkenin bir suç cennetine dönüşmesini de önleyemezsiniz.<br />
<br />
Nasıl mı? Yakından görelim.<br />
<br />
             Kırmızı ışık bir sembol,kurallara uymayı belirleyen bir<br />
sembol. Aslolon şudur: Bir ülkede devlet tarafından konulan kurallar<br />
rahatlıkla ihlal edilebiliyorsa o ülkede suç işlemek alelade bir<br />
alışkanlık ve üstün bir davranış haline gelir. Zira sarsılan devlet<br />
otoritesidir akabinde dejenere olan bilinçaltımızdaki kurallara saygı<br />
duygusudur... Otoritesini koruyamadığınız devletin hiçbir fonksiyonunu<br />
da koruyamazsınız. Güvenlik ve kanunlar buna dahildir.<br />
<br />
KIRIK CAMLAR TEORİSİ<br />
<br />
&quot;Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın&quot; sorusuna New York'un efsane<br />
Belediye Başkanı Giuliani'nin cevabı şöyle olmuştu..<br />
<br />
&quot;Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından bir tanesi kırıldığında,<br />
o camı hemen tamir ettirmezseniz, kısa sürede, yoldan  geçen herkes<br />
eline bir taş alıp, binanın tüm camlarını kırar. Benım yaptığım şey<br />
ilk cam kırıldığında onu hemen tamir ettirmek oldu. Bir elektrik<br />
direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp<br />
bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya<br />
bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan<br />
çöp torbasını kaldırttım.&quot;<br />
<br />
Çünkü siz bunu yapmadığınızda  insanlar o bölgede düzeni sağlayan bir<br />
otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyorlar. Ardından<br />
daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği<br />
bir mahalleye dönüşüyor.<br />
<br />
Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş.<br />
Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak<br />
kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola<br />
atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.<br />
<br />
Kırık Cam Teorisi&quot; ABD'li suç psikologu Philip Zimbardo'nun 1969'da<br />
yaptığı bir deneyden ilham alınarak geliştirilmişti.<br />
<br />
Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek<br />
yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model<br />
otomobil bıraktı.<br />
<br />
Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Olup bitenleri gizli<br />
kamerayla izledi.<br />
<br />
Bronx'taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine<br />
ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.<br />
<br />
Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi, sağlam kalan otomobilin yanına<br />
gidip çekiçle kelebek camını kırdılar. Daha ilk darbe indirilmişti ki<br />
çevredeki insanlar (yani zengin beyazlar) da olaya dahil oldular.<br />
<br />
Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale geldi. &quot;Demek ki&quot;<br />
diyordu Zimbardo, &quot;İlk camın kırılmasına, ya da çevreyi kirleten ilk<br />
çöpe, ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı<br />
engelleyemeyiz<br />
<br />
SUÇ CENNETİ NASIL OLUŞUR<br />
<br />
            Kırmızı ışıkta geçilmesini önleyemiyorsanız küçük suçlara<br />
mani olamazsınız. Küçük suçlara mani olamazsanız, büyük suçları<br />
engelleyemezsiniz.. Sonuçta ülkeniz sanıkların suç işlemekten endişe<br />
duymadığı bir suç cennetine dönüşür. Bunun akabinde suçlularla<br />
mücadelede yılgınlığa düşen kanun koyucu sanıklara taviz/af anlamına<br />
gelen lehe kanunlar çıkararak adalet denklemindeki erozyonu<br />
hızlandırır.<br />
<br />
          Küçük suçların görüldüğü ceza mahkemelerine bakalım.<br />
Sürekli HAGB kararları verdiğimiz sanıkların bir çoğu yeniden suç<br />
işleyerek mahkeme huzuruna gelmiyor mu? Hatta bu olay yargıçların<br />
şuuraltındaki adli dejeneresyon algısı nedeniyle sanığın kişiliğine<br />
bakılmaksızın tüm suçlar için HAGB uygulanması bir hakmış gibi<br />
algılanır ve onuncu kez HAGB kararı vermek alışkanlık halini alır.<br />
<br />
Buna karşın mağdur ise adalete olan güveni sarsılmış ve kaderine boyun<br />
eğmek zorunda kalmıştır. Artık önünde iki seçenek vardır. Ya<br />
intikamını kendisi almalı yahut ateşi içine gömmelidir.<br />
<br />
           Sanık, ise hukuk sistemini test ettiği ilk eylemden büyük<br />
bir zaferle çıkmış ve suç işlemenin korkulacak bir şey olmadığının<br />
idraki ile yeni suçlar için yola koyulmuştur.  İşlediği her suç<br />
kendine güven tazeletmiş ve bu statünün verdiği korku ile de topluma<br />
yönelik bir sindirme hareketine başlamıştır..<br />
<br />
Mafya ve çeteleşmenin yolunu açan işte bu tablodur.<br />
<br />
               Bu yüzden diyoruz ki devlet yani kamu otoritesi bir<br />
kural koymuşsa onun takibini dört koldan yapmak zorundadır.  Bundan<br />
daha önemlisi devlet, koyduğu kuralların takibini yapmayan kamu<br />
görevlisini takip etmekle işe başlamalıdır. Takibin takibini<br />
yapmazsınız devlet muz cumhuriyetine döner.   Okulda, iş yerinde,<br />
sokakta, yolda veya deniz kenarında… İnsanlar kamu otoritesinin kendi<br />
koyduğu kuralları büyük bir titizlikle takip ettiği kanaatine varmalı<br />
ve bunu şuuraltına adeta kazımalıdır. Şuuraltına yerleşen bu algı<br />
insanların karakteri olur ve kurullara saygı bilinci gelişir. Olması<br />
gereken de budur zaten.<br />
<br />
                Bu sayede insanlar en küçük sorunlarda dahi kanunları<br />
ihlali etmeyi ve suç işlemeyi değil hukuk önünde hesaplaşmayı ilke<br />
edinirler. Ancak tatbik edilen cezaların mağdurlar için tatmin edici<br />
bir nitelik arz etmesi şartıyla…<br />
<br />
Unutmayın… Küçük hataları görmezden gelmişseniz bilin ki daha<br />
büyükleri yoldadır.<br />
<br />
Necati Dastan<br />
Hakim<br />
<br />
Bu yazı hukukmedeniyeti.org sitesinden iktibas edilmiştir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?92-Kirmizi-Isik-Teorisi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hey Gidinin İnsanı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?90-Hey-Gidinin-insani</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2016 14:27:15 GMT</pubDate>
			<description>Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için çalışmayan, varlığını varlığınca almış ve varlığını varlığında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için çalışmayan, varlığını varlığınca almış ve varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona uydurmasyon film çevirme ihtiyacı duymadığın, onu rahatsız eder diye sözünü tavrını çekinmediğin, hatta onunla ve onda rahatsızlık kelimesini poşetleyip uzaya fırlattığın biri...<br />
Aslında herkesin böylesi biri hep civarındadır; ama hayal ettiğinin içini boşaltıp dışına sürdüğü sertleştirici ile onu dik tutmaya çalıştığı içindir ki, yalan gerçeğin yerini dolduruyor yaşamlarda. Ufacık bir ağırlık bindiğinde tepenin toprağa yapışması bundandır.<br />
Şefkate aşırı susuzluğumuza/muhtaçlığımıza rağmen bize gaddarlık yapanların zulümleri solumuza papatya, sağımıza orkide kokusu gibi bundandır geliyor ve cerahatımızın üzerine sürülen mis kokusu bundandır burnumuzu sızlatmıyor. Civarımızda soluk alamayanların bir yudum nefes için bize attıkları göbecikler ve şaklabanlıkları görmemize mani olan da budur.<br />
Civarımızdaki niceler aynı torna tezgahı ürünü…<br />
Göbek üstadı...<br />
Yapay, sahte ve hayal alemi mumya ustaları... Kokuyor insan… Ve insanın yaşadığı her mekan…<br />
Kendine şans vermelisin; gerçek her zaman gerçektir...<br />
Yapay ve sahte hayaller asla kesmeyecektir.<br />
Sen neysen senin dibindekinde de üç aşağı beş yukarı olan odur. Kim daha fazla dürüstse o, kendini kendine kendince yaşar; başka değil...<br />
Onlarca yazı okudunuz. Şartlanma, güdüleme, yönlendirme v.s v.s... Dışınızdaki dünyaya dair ilginç ve keyif verici bilgilerin sizdeki yansımaları en derinlere gömdüğünüz tahlilsiz bırakılmış yığınımsı anılardan başka değil.<br />
Örf gütmüş, prensip, ideoloji gütmüş, güden güdene yaşayıp ölmüş öncedekiler de zaten.<br />
Tercihinizse şu yaşama biçimi; niye bu kabulsüzlüğünüz? Öfkeniz kime? Neden rahat değilsiniz? Nerede ağız tadınız?<br />
Mecburiyetten aldatılıyor, birilerinin çizdiği yoldan adımlıyorsunuz. İnancınız var mı kendinize?<br />
Yapamazsınız özgün ve özgür iradenizle iki dakika tek başınıza. Birileri yaşamınızı didiklemeli ve siz de burnunuzu sürekli başka yaşamlara sokmalısınız. Yazgınıza yakıştırdığınız bu değil mi ve doğrusu bu yoğun kabulsüzlükte başka ne olabilir ki?<br />
Arıyorsunuz aralarda içeriden insan olmanızın fazlalığı ile bir bilmediğinizi bilirden geldiğinizi, lakin bilmiyorsunuz, gördüğünüz suretlerde de sizde olandan farklı bir şey yok.<br />
Çünkü barışık değilsiniz ve değiller. İyi ve kötü tasniflemelerinizin hepsi bir yerlerin size ’bu budur’u. İçselleyemediğiniz ne varsa üzerinizde iğreti elbise misalince. <br />
Herkesin yaptığından farklı yapan; ama yaptığının farkında olup, sizin sapıkça dediğiniz işi iradesiyle yapıverip, yaptığından razı kişi, emin olun kendini bir halt sanıp da hiçbir halt olmayan, iradesi onun bunun güdümündeki sürünün küçük cücüğü bir robot et yığınından daha insancıl ve saygıdeğerdir.<br />
Yaşayamadığınız bir damla huzur...<br />
Olmak isteyip de olamadığınızı hissettiğinizi bulma ümidi. En yıkıcı ve acılı kavgalarınızda bile.<br />
Tek derdiniz bu.<br />
Söyleyemezsiniz ama…<br />
Başkalarca libaslanmış ahlak, örf, stil filan derken önünüze konan teleskoplardan kurtulup size ait saf gözlerinizle kirpik mesabenizdeki anı, anın size ait olanını yakalamanız ne mümkün. <br />
Bu nedendendir başkalardaki hafif mutluluk ayaklanmalarını bile bastırma telaşınız.<br />
Sizin dünyanızda sen onu etkilerken o seni etkiliyor. Bunu sen, o, yapmazsanız başka bir yerler, bir biçimde bunu size illa yapıyor. Etkiliyor etkicibaşıları ve tepiniyorlar üzerinizde.<br />
Etki balçığında ürperti duymanız gereken masum dokunuşlar tarihe karıştı, artık en sert hamle bile tüy dokunuşu geliyor size.<br />
Güveniniz her etkiyle kırılmakta ki bu da size celladınızın bonusu...<br />
Ne diyeyim bilemedim, hayırlı olsun sürülüğünüz mü; ya da iyi gömülmeler mi dilemeliyim?<br />
Not: sadece bir cinse ait yazılmıştır. Üzerine almaması gerekenlerin üzerine almaları kural dışıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?90-Hey-Gidinin-insani</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Çelik</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?89-celik</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2016 12:15:50 GMT</pubDate>
			<description>Bazen tekdüzeleşir yaşam. Hep aynı hep aynı moduna gireriz. Ağız tadı azalır ve hatta tamamen kaybolur. Plastik bir yaşamda her türlü aksiyon...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen tekdüzeleşir yaşam. Hep aynı hep aynı moduna gireriz. Ağız tadı azalır ve hatta tamamen kaybolur. Plastik bir yaşamda her türlü aksiyon anlamsızlaşıverir.<br />
<br />
Zevk bizim özsuyumuzdur. Olmadığında acı bile acıtmaz canımızı. Bu hal, yaşamın dönemsel akışında gayet olağan bir durumdur.<br />
<br />
Bendeniz kendi adıma böylesi zamanlarımda şöyle yapıyorum:<br />
<br />
Salıveririyorum öteye...<br />
<br />
Biliyorum çünkü, sel ve yel götürür. dirensem de, yığılsam da... Sel ve yel işini yapar ve işlerini muhteşem yaparlar; yeter ki bir sabite bağlı olmayayım.<br />
<br />
O anı/anları yaşamanın sonrama olumlu olumsuz etkilerini bilir ve önceme takılmamaya çalışırım. Çalışırım demem bir idman içinde olduğum anlamına gelmeli. Gücümce ve hırsımca yani...<br />
<br />
Sabit, öncedir. Öncede olanlar...<br />
<br />
Çoğumuz geçmişine bağını abartır ve geçmişin ağırlığı taşıyamayacağı bir yük oluverir ona. güç kesilince insan ceset misalidir. Kolunu kıpırdatmaya mecali olmayana bas tekmeyi hesabı, en başta hormonları terk eder gemisini.<br />
<br />
Yaşamda arzu her şeydir. Arzuyu diriyken gömdüğünüzde, taşıyıcı beden de peşinden gömülür, aslına döner. Onun elementlere bölünme arzusu bastırır yaşama arzunuzu.<br />
<br />
Ve taşıyıcı bir kere inişe geçtiğinde özüne doğru 'yok, vaz geçtim, istiyorum' çok bir mana ifade etmez; burgusu çalışmaya başlamışsa en sert çeliğin özüne kadar yolu var demektir. Başarmış bile olsanız ilerleyişini, en azından ya parça koparmış; ya da rendelemiştir çeliğinizi...<br />
<br />
Çelik, biziz. Kor demirin suya bulanmış hali...<br />
<br />
Her yaşamın debisi, yatağı farklıdır. Yolu farklı, uzunluğu, derinliği farklı... Ama hepsi sulu ateş taşır.<br />
<br />
Ateşinizi söndürmeyin, suyunuz ateşlenip hasta olduğunda salıverin...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?89-celik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?88-Olan-Bitenin-Sosyal-Boyutu-Konusmak</link>
			<pubDate>Fri, 15 Jan 2016 15:41:24 GMT</pubDate>
			<description>Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak 
 
Herkes meselenin siyasi  ve ekonomik boyutları hakkında yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Peki bu mevzunun sosyal...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Olan Bitenin Sosyal Boyutu Konuşmak<br />
<br />
Herkes meselenin siyasi  ve ekonomik boyutları hakkında yazıyor, çiziyor, konuşuyor. Peki bu mevzunun sosyal boyutları şu konuşulanlardan daha mı az önemli?<br />
Bu milletin kalbinde ilme, ilim adamına, dine, din adamına, düşünceye ve düşünce adamına bir hürmet ve iştiyak her devirde vardı.<br />
Nice insanlar bu milletin gönlünü hep din, ilim ve fikir ile fethetmişlerdi.<br />
Ya şimdi ne olacak?<br />
35 yıl din ve fikir ile nice insanın kalbini kazanmış bir zatın liderliğindeki bir hareket, siyasi mülahazalar ve gavurun hesabına işler ile bu milletin kalbindeki sevgi kıstaslarını bir anda yok ediverdi. <br />
Şimdi bu millet “Allah, Peygamber, Kitap” ile piyasaya çıkan, önüne geçen  ve ahir sözü, evvel fiilini tutmayan, ama bu sıfatlar ile tanınmış bilinmiş, sevilmiş bu insanları bağrına nasıl basacak?<br />
Asıl büyük yolsuzluk ve çapsızlık bu milletin kalbine düşürülen fitnedir. “İlim yanıltmaz” diye bilirdi bu millet. İlim ehline daima hürmet gösterir idi. İlim, fikir, iz’an ile vasıfladığı bir zatın, gavurdan ummadığı bir zararı ona vermesini nasıl hazmedecek?<br />
Gavurdan ummaz; zira gavurun gavurluğuna daima tetiktedir. Ondan gelen her  söz ve harekete şerbetlidir. Müthiş bir dikkat ve firaset ile gardını alır.<br />
Ya kendinden bildiği, güvendiği, inandığı bir müslümanın, hem de vasıflı bir müslümanın gavurun yapamayacağını ona yapmaya kalkışması?<br />
Cebini talan etmesi?<br />
Tüm maddi manevi variyetini heder etmeye teşebbüsü?<br />
Güvenini mızraklaması?<br />
İnancını zehirlemesi?<br />
Bunların cemiyet hayatındaki etkileri nasıl olacak?<br />
“Canım ne olacak? Gördük işte. Hiçbir şey olmaz. Yine alime, mütefekkire meylimiz devam eder, bu da unutulur gider” mi diyorsunuz?<br />
Aldanıyorsunuz!<br />
Zira virüsün azgını girdi vücuda. Artık içeride sürekli çalışıp duracak.  Bazı insanlar kendilerini, özlerini gizleyerek var olmak zorunda kalacak. Neye inanıyor ise onu değil, senin inanmanı istediği şeyi sana söyleyecek.<br />
“Güven” ölçütü, fitneye tosladı.<br />
Üstelik daha bu bir başlangıç.<br />
Bu saatten sonra sosyal doku tamiri mümkün olmayacak biçimde bozulmuştur.<br />
Radikalleşti. Uç oldu. Bunun sosyal hayata illa ki ciddi bir tesiri olacak.<br />
Mevlana’nın anlattığı bir vezir hikayesi vardır. Hristiyanların arasına yahudi vezir, hristiyanlığı bozmak için tam imanlı bir hristiyan gibi girer ve güven/iman silahlarını kullanarak tüm hristiyanları birbirine düşürür.<br />
Türkiye topraklarında müslümanlar arasında bu güne kadar hiç tartışılmayan bir mevzu artık tartışmaya açılmıştır:<br />
Din ile muktedir olmak!<br />
Dinin sırtına binip, dini emeline dehlemek!<br />
Dinden nemalanmak!<br />
Din ile ukba derdi!<br />
Bunlar zaten hep vardı; ama “estağfirullah” denirdi bir müslümana nisbet ile duyulunca…<br />
Artık Köylü Mehmet Efendi bile “hacı, hoca, alim, önder” lafını duyunca kaşını çatacak ve tüyleri dikelecek bu saatten sonra.<br />
Siyasi ve ekonomik istikrarsızlık bir şekilde telafi edilebilir.<br />
Sosyal hayata sirayet edecek şu tahribat ise doğrusu yüz yıl geçse telafi edilemeyecek bir zarar vermiştir.<br />
Hocanın kasedi çıksa iyiydi! “Estağfirullah” derdi. “Beşer, şaşar” der, geçer giderdik. Böyle devasa bir organizasyon kabiliyetine ulaşmış bir yapının kanaat önderinin müslümanların umumunun tasvip etmeyeceği/etmediği bir operasyonel taktik ile  müslümanların zararına bir  faaliyete girişmiş olması iman ve sosyal hayat bağlamında kaygılanılmayacak bir husus değil…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?88-Olan-Bitenin-Sosyal-Boyutu-Konusmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Din konusunda sorunun kökü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?87-Din-konusunda-sorunun-koku</link>
			<pubDate>Mon, 04 Jan 2016 10:51:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şunu kesin bir dille söylemek gerekiyor. Türkiye'de İslam olarak yansıtılan; ama Anadolu'da yaşam bulmamış ne varsa, hep problemli olmuştur. 
 
İnkar...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şunu kesin bir dille söylemek gerekiyor. Türkiye'de İslam olarak yansıtılan; ama Anadolu'da yaşam bulmamış ne varsa, hep problemli olmuştur.<br />
<br />
İnkar ededursunlar; ama şu millete dayatılan İslam portresinin insanlığa büyük zararı olacağından hiç şüphem yok. <br />
<br />
Son 40 yıldır tırmanan terör ve anlayışsızlığın mimarı, İslam sıfatlı, İslam dışı ithal fikirlerden beslenen anlayıştır.<br />
<br />
Anadolu insanı kadar İslamı net anlamış ve özümlemiş başka bir toplum bulma ihtimali yoktur. <br />
<br />
Hoca Ahmed Yesevi, Taptuk Emre, Edebali, Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi erenlerin mayaladığı Anadolu toprakları, İslamın en doğru yaşanıldığı zamanlara şahit olmuştur. Vesileleri ile, bu milletin iman, DNA'sına işlemiştir. Öyleki sarhoş narası atarken bile ' Allah ' der. Ama o sarhoş haliyle bile, yaratıcısını reddetmez. Kendisi saflığından! küfreder, başkasına küfrettirmez. <br />
<br />
Günahı da bilir, sevabı da. Halt yapmayı ve özür dilemeyi de!<br />
<br />
İstisnaları ayrı tutmakla beraber, Anadolu insanı, İslamı hayatının neresine koymasını gerektiğini her zaman bilmiştir. O, reel hayatında herşeyi dengelemiştir. İslamı Anadolu'lu gibi yaşamak tek çaredir. <br />
<br />
Bizi bozuyor Pakistan, İran, Vahhabi Arabistan, Mısır kökenli İslam anlayışları.<br />
<br />
Devlet isimlerini verme nedenim, oralardan sel halinde memleketimize akan sapkın anlayışlara, kurtarıcı gözüyle bakan Anadolu'lu, bilmeli ki bir zamanlar bütün bu devletlerin halkı, onun himayesinde veya desteğinde varlıklarını devam ettirmişlerdir. <br />
<br />
Kedi nankördür derler ya, aslı yok! <br />
<br />
Anadolu'lunun engin şefkatinin eseri, adalet ve ferah içinde yaşayan bu devletler içindeki bazı şer düşünce sahipleri maalesef, İslam'ı çaptan düşürmenin çaresinin, Anadolu'yu bozmakla mümkün olduğunu anlamışlar ve ihanet etmişlerdir, hem kendi halklarına, hem de İslam'a!<br />
<br />
Bunun önüne sed çekmek gerekiyor. Kim çekerse artık. Yoksa çekilmez bir hale gelecek işler. <br />
<br />
Şahsım adına sürekli bu mücadeledeyim. Karşı düşüncelerin hakaret, santaj, ölüm tehditlerini, bu çağrıyı yaptığım her an duyuyorum. Lakin memleketimin önünü, mazisinin doğrularına sahip çıkmaktan başka hiçbir şeyin açamayacağını biliyorum.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?87-Din-konusunda-sorunun-koku</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Afortizmasallarım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?86-Afortizmasallarim</link>
			<pubDate>Fri, 06 Nov 2015 10:38:31 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise ya peygamberdir; ya da şarlatan...<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?86-Afortizmasallarim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dağarciktan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?85-Dagarciktan</link>
			<pubDate>Wed, 28 Oct 2015 12:12:12 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
’Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu ’o’ onda hiç ’ol’mamış/olamamış demektir. Böylesi bir ’kendiniseverkendineöpergil’dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Bugün biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise şarlatandır.<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Gizliliği haiz savcılık soruşturma evraklarında yer alan bilgi ve belgelerin, gazetelerde ortaya saçılması, sağlıklı bir devlet işleyişinde olmaması gereken bir durumdur. Toplumu baskı altına alma, sindirme, bezdirmeden başka bir amaç ile izah edilemeyecek bu durumun derhal engellenmesi, hukuku öncelemiş bir devletin temel vazifesidir.<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?85-Dagarciktan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mailis Nalars Dedi ki</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?83-Mailis-Nalars-Dedi-ki</link>
			<pubDate>Wed, 07 Oct 2015 10:56:59 GMT</pubDate>
			<description>Mailis Nalars Dedi ki 
Beklentilere harcanan  
Koca bir yaşam 
 
Aşkların en dirisi 
Sözlerin en güzeli 
Yazının en derini 
Yemeğin en lezzetlisi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Mailis Nalars Dedi ki<br />
Beklentilere harcanan <br />
Koca bir yaşam<br />
<br />
Aşkların en dirisi<br />
Sözlerin en güzeli<br />
Yazının en derini<br />
Yemeğin en lezzetlisi<br />
Kızın en güzeli<br />
Oğlanın en filintası<br />
Hep aranan<br />
<br />
Yok ama bilmiyor muyuz sanki<br />
Doruklara kazık çakmak<br />
Ve sabit kalakalmak<br />
Ara ara olur böyle şeyler<br />
Bir an en zirve ve<br />
Bir an en çukurdayızdır<br />
Genelde de aralarda ıslık çalarız<br />
Budur zaten yaşamak<br />
<br />
Hep uç dediğinde <br />
Kanırttığında<br />
Orada bir dur<br />
Uç dedğin  zaman olur <br />
Çukur etkisi yaşatır<br />
Ötesi berisi derken<br />
Yaşam insanı kanatır<br />
<br />
O çok ender anların buhuru <br />
Burnumuzda bir halde<br />
Aralardakini yok saymak; <br />
Ya da aralara burun kıvırmak <br />
Yaşamı küspeleştiren<br />
İnsanı cüceleştirendir.<br />
<br />
Sakin yaşamak lazım ve barışık<br />
Balık tutmak gibi.<br />
Oltana mı geldi çek al<br />
Gelmedi mi bekle<br />
Yolu düşerse gelir<br />
Hem<br />
Uçarılığımız da efendiliğimiz de <br />
Bizim<br />
Deli de biziz, cesur da <br />
Ve korkak ürkek de<br />
Hepsi kendi yerinde ve <br />
Zaman zaman<br />
<br />
Bir gün Türk filmi aşk yaşayıp<br />
On yıl o aşkın türküsünü<br />
Dilimize doladığımızda<br />
Öyle zamanlarda<br />
Dolandığımızla kalırız<br />
<br />
Ufak tefek şeyleri de adamdan saymak lazım<br />
Onlara kıymet vermedikçe<br />
Beklenti katsayısı yükseliyor ve<br />
Yaşamda darallar çoğalıyor ki<br />
Sonrası cesetleşme evresi<br />
Yaşarken çürümek <br />
İstenmeyecek<br />
Belki tek şey olmalı<br />
<br />
Herşeyin en güzeli<br />
Sadesi<br />
Şu an böyle<br />
Yarın belki<br />
Bu da kesmez<br />
Bu herkesin kendi özne<br />
Ve özdeliğincelisi<br />
<br />
Mailis Nalars 2009</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?83-Mailis-Nalars-Dedi-ki</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamın g noktasını zıplatmak</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?81-Yasamin-g-noktasini-ziplatmak</link>
			<pubDate>Thu, 03 Sep 2015 13:48:44 GMT</pubDate>
			<description>Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba, bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız. 
 
Yaşam...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba, bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam yaşamınıza bela olmaya başladıysa, sorun kuyu mantığınızda, yaşamda değil.<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman düne göre daha da eskimen demektir.<br />
<br />
Kuş değilsin. Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta. İkisini aynı anda yaşa ki, yaşlanmayasın.<br />
<br />
Üç elma düştü gökten, üçü de çürüktü tepesinden, çöpe attım tabi<br />
<br />
Ayşe Kadın çöpten sümüklü yamalı yırtık ayakkabılı çocukları için üşenmedi eğildi çıkardı elmaları<br />
<br />
Kirden rengi kapanmış eteğinde sildi ve bir ısırık sesi<br />
<br />
O ses ne hoştu<br />
<br />
O ısırık zevkliydi.<br />
<br />
Çöpten alınan o elmadan alınan haz<br />
<br />
Yaşamın g noktasını zıplatandı.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?81-Yasamin-g-noktasini-ziplatmak</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Övgü ve sövgü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?79-ovgu-ve-sovgu</link>
			<pubDate>Tue, 16 Jun 2015 13:13:52 GMT</pubDate>
			<description>öven ve söven aynı kişi. 
övgü ve yergi aynı mahsül 
 
meziyetince sözü 
algısınca görgüsü 
sövdüğünü övüyor 
övdüğünü yerin dibine sokabiliyorsa 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">öven ve söven aynı kişi.<br />
övgü ve yergi aynı mahsül<br />
<br />
meziyetince sözü<br />
algısınca görgüsü<br />
sövdüğünü övüyor<br />
övdüğünü yerin dibine sokabiliyorsa<br />
<br />
böylesi bir bakıma kendini över,<br />
kendine söver...<br />
gördüğündeki mana<br />
yansıtır varını<br />
<br />
önemsemediğinizde<br />
üstüne düşmediğinizde<br />
siz sıyrılıyorsanız,<br />
o kafayı sıyırır,<br />
kötü niyetliyse...<br />
<br />
sağlam kişilik<br />
övgü ve sövgüye aldırış etmez<br />
etkilenmez<br />
<br />
toprak gibi<br />
kucağından dağıtır<br />
dağılanı kucaklar olmak<br />
iyi gelir öze<br />
<br />
söz havasız çıkmaz<br />
havada söz durmaz...<br />
<br />
övgü sövgü püf ile dağılır...<br />
<br />
ciddiye aldığı anda cildi bozulanlar<br />
toprağın altına yakışır...<br />
<br />
üstünde caka satmak ne üstüne vazife...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?79-ovgu-ve-sovgu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kafa kalp uyumu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?78-Kafa-kalp-uyumu</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2015 13:25:39 GMT</pubDate>
			<description>Bir insanın kafası ve kalbi aynı programa bağlı değilse, ya kalp ya da kafa zamanla vitesten atar. 
 
Kalbi merhameti, kafası zulmü öngören birinin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir insanın kafası ve kalbi aynı programa bağlı değilse, ya kalp ya da kafa zamanla vitesten atar.<br />
<br />
Kalbi merhameti, kafası zulmü öngören birinin fiili hem kendini hem civarını sıkıntıya sokacaktır.<br />
<br />
Vermeyi seven biri, verdiğinin tanrısı neden olur diye sorulursa; bundandır...<br />
<br />
Kafa ve kalp uyumu önemli...<br />
<br />
Referans noktalarının uyumu önemli...<br />
<br />
Ağız tadı önemli...<br />
<br />
Mutsuzluk bulaşıcıdır ve kanserden daha tehlikelidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?78-Kafa-kalp-uyumu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayıp Nota</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?77-Kayip-Nota</link>
			<pubDate>Thu, 07 May 2015 14:49:43 GMT</pubDate>
			<description>İki dudağının arasında... 
Olur; 
olmaz... 
Evet; 
hayır... 
Alt yapısında binlerce gözlem, tahlil, muhakeme olsa kaç yazar, olmasa ne? 
Bir sonuç...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İki dudağının arasında...<br />
Olur;<br />
olmaz...<br />
Evet;<br />
hayır...<br />
Alt yapısında binlerce gözlem, tahlil, muhakeme olsa kaç yazar, olmasa ne?<br />
Bir sonuç seninle ilişikli doğuyor...<br />
Yaşamının ve yaşamına monte nice yaşamın sonrası seninle şekilleniyor...<br />
Olur dersen bir türlü, olmaz dersen başka türlü bir akış...<br />
Sen belirliyorsun.<br />
Haklı haksızında değilim.<br />
Hem hak dediğin nedir ki?<br />
Bu anın haklılığını yarının haksızlığı olarak milyonlarca milyarlarca defa yaşayan bu dünyada hak mütalaaları ancak geyik muhabbeti.<br />
Nice kültürler nicesinin belini kırma sevdasında belinden oldu.<br />
Ve sonra sen asla tanrı değilsin; öyle mi?<br />
Kararı ile değişen her şeyi değiştirenin gücü adına....<br />
Komik oluyoruz.<br />
İman bu nedenle tuş oldu.<br />
Tanrı sıfatını emelinin hamalı yaptığın için melekût sana küs olmasın sakın!<br />
<br />
Ve sonra nasıl olsa,<br />
bir nokta konuluyor.<br />
<br />
Noktalı tanrı parçası.....<br />
<br />
Sonra bunca ihtişamlı varlığına rağmen yaşamaktan şikayet ediyorsun.<br />
<br />
Doğrusu sen sana yaşam engelisin. İstiyor; ama istediğinde başka bir şeyi yapıyorsun.<br />
<br />
Yapabilmek, bir küçük parmak hareketi, bir dağı kaldıran.<br />
<br />
Bir ses teli titreşimi; okyanuslara dalga kaldıracı etkisi yapan…<br />
<br />
Kır ve yanaş…<br />
<br />
Ya da nasıl olsa geçiyor zaman...<br />
<br />
Çürüyen ömürlerin malikleri, civarlarının hakimleri…<br />
<br />
Şu bir hata:<br />
<br />
Defolu hata algısı…<br />
<br />
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı...<br />
<br />
D.N.A.sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan bebek, dedesinin babasına doğru ve yanlış çizelgesini talim ile kavramaya mecbur tutuluyor.<br />
<br />
Hep bir etki var...<br />
<br />
Etkilenen de etkiliyor süreç içinde.<br />
<br />
Akıl deniyor süzgeç için; ama aklın mayası küf tutmuş.<br />
<br />
Hazır bir çizelge var malum...<br />
<br />
Belirlenmiş...<br />
<br />
Doğduğun yerin yaşayan hukuku ne diyorsa o...<br />
<br />
Bir zaman sonra ister istemez kaptırıp sende kendini en kadim savaşçısı bile oluyorsun o kültürün tezleri adına ölümler doğuracak kadar tutkuyla...<br />
<br />
Ve sonra sen, ağzınla istersen kuş tut,<br />
<br />
cevherinden tutmuşlar tuttuklarını.<br />
<br />
Ayıpları var; günahları, sevapları...<br />
<br />
Analarından babalarından asma halılık...<br />
<br />
Şu kıtanınki farklı bu zamanınki farklı ne yazar?<br />
<br />
Dayamışlar huniyi akıtıyorlar; yersen...<br />
<br />
Zamanın da akması var ve her nesile yeniden kör cehalet doldurur o...<br />
<br />
Şulelenmiş yaşam,<br />
<br />
ve ölü laleler,<br />
<br />
çürük kokan bir yasemin...<br />
<br />
Birileri öğretmese bütün tarih çöp kutusunda...<br />
<br />
Teknoloji, bilim, bütün felsefe ve ne varsa bilgi adına uydurulmuş...<br />
<br />
Ben böyle insanlığı, saza tel mi yaparım?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?77-Kayip-Nota</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nokta vuruŞlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?76-Nokta-vuruslar</link>
			<pubDate>Tue, 05 May 2015 14:31:27 GMT</pubDate>
			<description>Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar.<br />
<br />
Beyaz bir kağıtta siyah nokta dikkatimizi çekiyor ve tüm o beyaz satıh bir anda önemsizleşiyor ise bizde, insana bakışımızda problem var demektir.<br />
<br />
Bir çocuk bir yerlerde babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken başka bir yerde verilen kabarık harçlığa burun büker. Mutluluk esasen paranoyadır.<br />
<br />
Mikro adalet kökenli basiretsiz muhakemeler ile katli caiz görülen makro adaletin âhı, toplumu bin yıl geriye götürür.<br />
<br />
Kişi, kendine söylediğince etkili olabiliyor. Önce kendisi için olmalı öğüdü. Evet, her fikir işçiliği gerçekten değerli, fakat etkili değil.<br />
<br />
Bazı insan, bazı insandan niçin mi özeldir? Yakut da bir taştır; fakat taşlar içinde özel bir taştır.<br />
<br />
Cübbe, tanrısal yetkinlik özentisi ürünü devşirme anlamlar taşıyor ise; o cübbeler ne zaman yakılır, o zaman adalet parlar.<br />
<br />
Ne görüntü yakalanmışsa o, osun sen onun için. Aslında sen ne gördüğü sensin; ne de gördüğünden başkasısın... Herkes algısı kadar akleder.<br />
<br />
Şu bir gerçek ki, mana bizde satırların malı olmuş, sadrı genişlerin de anmaya lüzum hissetmediği..<br />
<br />
Biri, biri hakkında konuşurken aslında kendi korku, zaaf ve özlemlerini de deşifre eder. Dikkat kesilin, o, onda kendini vasfetmededir.<br />
<br />
Yaşam ise önce sınava sokar, sonra ders verir...<br />
<br />
O neden gitti? İstedin ki o, sen olsun; sen ne dersen o olsun. Canın çekince boynuna dolana, sıkılınca sen, toz ola! Aşk bildiğin kuru şehvet.<br />
<br />
Yıllarda yazarsın da anlarda okurlar seni…<br />
<br />
Bir anlam arıyor insan, çırpınarak; ya da bir anlam tüccarının heybesine malzeme oluveriyor. Yeri geliyor sadece bir kelime boyut atlatıyor; ya da çukura yolluyor.<br />
<br />
Bir örnek varsa yaşamda, o gibi olma uğraşı, o olunsun ya da olunmasın; olma meraklısı asla kendi olamayacaktır.<br />
<br />
Dostlarla iyi ortam paylaşmak ve düşmanları idare edebilmek zanaattir.<br />
<br />
İnsan hayatını yaşamalı, kendi gibilerle yaşamalı, kendi olarak yaşamalı. Başkaların hayatlarına atanmış yetkin özne olacağına kendi yaşamında esir yüklem ol.<br />
<br />
Yakınca cehennem kadarını göze alacak boyutta hırslı ve megaloman birine yanaşan muhakkak kavrulacaktır.<br />
<br />
Anlattığı, ’benimse’ dediği kıymetleri ona ait hayatında görmemiz mümkün olmayan niceler başkalarının hayatını, kabul ettiğini iddia ettiği değerler ile paramparça etmede uzmanlaşmışlardır.<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi... Mecbur muyum eşeğini sürmeye ben, mecbur musun öküzümü gütmeye sen?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?76-Nokta-vuruslar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatlık Mesleği Hk.</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?75-Avukatlik-Meslegi-Hk</link>
			<pubDate>Fri, 01 May 2015 08:50:11 GMT</pubDate>
			<description>Özel hastanede çalışan bir doktor, soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Özel hastanede çalışan bir doktor, soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın ellisini de sektirmeden bazı tahlillere yönlendiriyor ve doktor ücreti normalde 20-30 lira., o tahlillerin devlete maliyeti x tl ise bu kurguda bir anormallik muhakkak sezersiniz.<br />
<br />
Sonuçta doktora dua edilir, şifaya vesile olduğu için ve konu parelel evrende avukat olunca işin şekli şemali değişir.<br />
<br />
Acaba avukatların yapacakları teknik çalışmalar tarifeye dahil olmadan, avukat danışman ücretleri düşürülmeli ve her türlü hukuksal teknik analiz bedelleri de Devlet tarafından ödenmeli desem yukarıdaki anlatım mantığı ile ne çıkarılabilir bu deyişten?<br />
“Canım ne yapıyor da, taş attı kolu mu yoruldu” yaklaşımının bela başa geldiğinde ne kadar da saçma olduğunu sadece dert sahibi biliyor aslında.<br />
Kolay avukat olunmuyor. Hoş şimdi yüzlerce hukuk fakültesi sebil mezun veriyor görünse de, avukat olmak için okulu bitirmek yetmiyor. Hatta avukat ünvanını almak bile yetmiyor.<br />
Doğrusu hayatın içinde kesinlikle fakülte sonrası usta çırak ilişkisi bağlamında uzun bir süreç var; lakin mevzuat henüz bunu algılayamadı. Uzman avukatlık kavramı hukuk kurumları ile yasal olarak şimdilik tanışamadı. <br />
<br />
Realite, yaşam içinde ise böyle aslında. Hukuki çözüm derdi olan vatandaş, derdinin ağırlığı ve önemine göre konusunda uzman avukat arıyor. Eşin dostun yönlendirdiği, sorduğu soruşturduğu iş bitirir, muhakemesi, enerjisi yüksek avukat, kişilerin, kurumların gözdesi… Çok basit çözümü olan meselelerde bile en iyi savunma talep etmek tabi ki vatandaşın hakkı; fakat yukarıdaki örnek kurgu bu yazıdaki her cümlede aklınızın bir köşesinde olsun.<br />
<br />
Binlerce Hukuk Fakültesi mezunu yirmili yaşlarda genç, yirmi yıllık avukatlar ile mesleki anlamda denk tutulan bir mekanizma içindeler. Aslını sorsanız ne o yirmi yıllık avukatlar o yirmili yaşlardaki gençler ile kendilerini bir tutarlar; ne o yirmili yaşlardaki gençler kendilerini üstadları ile bir tutarlar ve ne de ağır kütleli hukuksal konularda çözüm arayışı peşinde olanlar iki grubu bir tutarlar. <br />
<br />
Saygınlık, tahlil ve çözüm gücündedir eyvallah; fakat bir de realite var… <br />
<br />
Realitede sakat bir eksiklik var. Tarifeleri belirlemek kolay; lakin tecrübeyi tarife sokuşturmak hiç de kolay değil.<br />
<br />
Devlet bir memuruna müdürlük makamı için bin türlü tecrübe ister. Bir ahçı mı lazım lokantaya? Tecrübe ister. Bir dersane hocasından istenir. Tıp Fakültesi mezununun dahiliye uzmanı olması için 4 yıl daha pratik tecrübe odaklı eğitim alması istenir; fakat konu hukuk olunca, stajı yeni bitirmiş olan ile yirmi yıllık avukat aynı statüdedir. <br />
<br />
Aynı statüde olmadığını tercih söz konusu olunca vatandaş bilir, muhataplar bilir de yasa bilmezden gelir! Bu bilmezden gelme yüzünden mesleğe yeni başlayan avukatlar ezilir, horlanır, itilir, kakılır; hatta aç kalır!<br />
<br />
Güvence sağlanmalı ve kademeli sistem oturtulmalı. 10 yılını doldurmuş bir avukata kesinlikle bazı imtiyazlar tanınmalı; ama mesleğe yeni başlayan için de ekonomik özgürlük ve vicdan rahatlığı adına sıkı düzenlemeler yapılmalı.<br />
<br />
Muhakame gücü, kabiliyeti ve tekniğinin haliyle herkeste dört dörtlük olması mümkün değildir ve avukatlık kavramı hukukta konum olarak çok önemlidir.<br />
<br />
Hastalığından çıplak göz ve muayene ile emin olduğunu tahlile yönlendiren doktorun da, basit bir hukuksal tedbir ile sorunu çözebilecekken müvekkilini olmadık maddi bedellere yönlendiren avukatın da tarzı ve tavrı genele şamil kılınamaz.<br />
<br />
Çok dikkat edilmeli.<br />
<br />
Kavramların itibarı, kendinden olmalı. Birisi övdü diye yücelmemeli, yerdi diye alçalmamalı. Kavrama tutunan da ayakta kalabilmek için kavramın itibarına zarar vermemelidir. Şahıs bazında, kavramı incitmek sıkıntı nedeni olacaktır.<br />
<br />
Ne sağlık, ne de hukuk endüstri değildir. Bireylerin Anayasal güvence ile belirlenmiş olmasaydı dahi en önemli hakları olarak tüm vicdanlarda ifade bulabilecek hak arama, eğitim ve sağlık haklarının rant kaygısına malzeme telakki edilmesi fikri bile çok ciddi ayıptır.<br />
<br />
Avukat dediğimiz kişi, hukuk dünyasında görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?75-Avukatlik-Meslegi-Hk</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?74-Adalet</link>
			<pubDate>Thu, 30 Apr 2015 11:51:18 GMT</pubDate>
			<description>“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl  
 
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">“Zulüm (adaletsizlik) devlete, nankörlük, nimete zeval (son) verir.” Nuşirevan-ı Adîl <br />
<br />
“Küfr ile belki amma zulm (adaletsizlik) ile paydâr kalmaz memleket.” Nizam ul Mülk (Nizam-ül mülk’ün idare teorisinde “adalet” sine qua non ‘olmazsa olmaz’ bir şart olarak takdim edilir.)<br />
<br />
 “Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır.”  İngiliz Kralı 8. Henry’nin Başyargıcı olan Thomas MORE  Utopıa adlı eserinde “Bir devletin gelişmesi de, yıkılması da o devleti yönetenlerin ve hâkimlerin elindedir.”<br />
   <br />
“İyiler giderler, güzel âdetleri kalır. Kötülerden geriye ise zulüm (adaletsizlik) ve kötülük kalır.” Mevlana Celâlettin-i Rumî</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?74-Adalet</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adalete Hakim Hakim mi?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?73-Adalete-Hakim-Hakim-mi</link>
			<pubDate>Sun, 26 Apr 2015 10:46:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?73-Adalete-Hakim-Hakim-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Temelsiz Muhakeme</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?71-Temelsiz-Muhakeme</link>
			<pubDate>Mon, 16 Jun 2014 19:11:56 GMT</pubDate>
			<description>O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">O bir muhakeme üstadı olsa, bir analitik canavarı ya da, dağarcığında veri olmaz ise olmaz olasıca aptallık ürünü heyulasını kalın bağırsak tünel ağzından maddi gerçek diye püskürtür tüm hakkaniyet özlemlilerinin tepesine...<br />
<br />
Önce veri olacak.<br />
O veri ayıklanacak, saflaştırılacak, anlaşılabilirleştirilecek...<br />
<br />
Sonra muhakeme.<br />
<br />
&quot;Ne oluyor bu dindarlara?&quot; &quot;Bu mu din?&quot; &quot;Bu ölümler, öldürmeler, kafa kol kesmeler&quot; sorularının cevabı burada.<br />
<br />
1400 yıl önce kaşık vardı da, kaşığı kullanmayan &quot;tu kaka&quot; ilan eden bir peygamber mi vardı?<br />
Beton vardı da &quot;şeytan icadı&quot; muamelesi mi gördü?<br />
Bilişim, teknoloji vardı da felsefesi mi yoktu?<br />
İletişim aygıtları vardı da sırtını dönüp, güvercinler mi tercih etti ya da?<br />
<br />
Daha önemlisi, 70 milyon birlikte yaşanan bir ülke mi vardı?<br />
<br />
1400 yıl önceye ait bir coğrafi bölgenin yaşam alışkanlıklarını, o coğrafi bölgenin örfünü, giysisini, kapkacağını, helasını 1400 yıl sonra &quot;din budur&quot; diye yazar çizer sunumlarsan, at izi it izine karışır!<br />
<br />
1400 yıl önceden 1400 yıl önce de mevzu iman idi. İman da insan doğanların, insan kalmalarına yönelik bir telkinden ibaretti.<br />
<br />
Dünyanın en saçma görüşü, nato kafa, teslimiyetçi bir kafanın sorgusuz itaatinden daha değerlidir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?71-Temelsiz-Muhakeme</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hırs Haset Kardeşliği</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?70-Hirs-Haset-Kardesligi</link>
			<pubDate>Thu, 29 May 2014 21:49:35 GMT</pubDate>
			<description>İnsanın sadece cinsinin sahip olduğu ve onu sair canlı cinslerinden farklı kılan, nefret ettiği ve övündüğü, reddettiği ve sahiplendiği, onun ile...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsanın sadece cinsinin sahip olduğu ve onu sair canlı cinslerinden farklı kılan, nefret ettiği ve övündüğü, reddettiği ve sahiplendiği, onun ile onurlandığı ve aşağılandığı büyük bir defosu var. <br />
<br />
Doğrusu tüm dünyayı kan gölüne çevirmesinin ve üç kuruşluk hayatını hem kendine hem gayrına zehir etmesinin yegane sebebi de bu defodur. Defo olduğunu her fırsatta dillendirmesine rağmen tabiatı icabı asla vazgeçemediği bu defo,<br />
<br />
hırs ve haset duygusundan başkası değildir.<br />
<br />
Hırs ve haset ayrı kavramlar gibi algılanılmasına rağmen özü itibarıyla tek yumurta ikizleri gibi menşei aynı olan duygulardır. <br />
<br />
Fazlaya göz dikmek... Elde etme temayülü...<br />
<br />
&quot;Onda var, bende neden yok&quot;, &quot;ondaki de benim olmalı&quot;<br />
<br />
Variyetteki şişmanlık da cılızlık da sadece bundandır; tüm nifakın sebebi de budur.<br />
<br />
Felsefenin tafsilatlı tarifinde başarılı olduğu, lakin tahribatına mani olamadığı bu defo, kazındıkça daha gür biten kıl gibi, insan üredikçe, daha da güçlenmede ve nihayetinde er ya da geç insanı yok etmede insan tarihine kapak olma kabiliyetini haiz tek vasıftır.<br />
<br />
İnsan, nesli kesilen dinazorlar gibi, dış etkenler sebebi ile değil, özünde var olan hırs ve haset kazanında eriyip bitecek; bu net...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?70-Hirs-Haset-Kardesligi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Korku İktidarı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?69-Korku-iktidari</link>
			<pubDate>Wed, 28 May 2014 18:56:39 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*İdam Cezası* 
 
"İdam cezası olmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>İdam Cezası</b><br />
<br />
&quot;İdam cezası olmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı Türk hukuk sistematiğinde uygulama alanının olamayacağı malum. Bir tarz gaz alma durumu doğrusu. Üstelik suç çeşidi çoğaltılıp, ceza artırılınca suç ve suçluda azalma olmaz. Bu, insanlık tarihinde milyonlarca defa test edilmiş bir iki kere iki dört hadisesidir.<br />
<br />
Bilakis ceza kabarınca suç, yeraltına sızar ve ikiyüzlü, kurnaz, içten pazarlıkçı tipler klonlanır.<br />
<br />
Üstelik suç yollarına parke döşemiş devletlerin suça ceza kesmeleri aymazlık ve densizliktir.<br />
<br />
Bundan daha densizce bir şey söylenecek ise, o da şudur ki,<br />
<br />
&quot;Henüz girmiş on üç on dört yaşına, edalı işveli köylü güzeli&quot; türküsüne akşamları DEVLETİN TELEVİZYONU TRT'de alkış tutanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğa yönelik eğilimleri lanetlerler!<br />
<br />
<b>Hata</b><br />
<br />
&quot;Hata ve ayıbına, acizlik ve zayıflığına ihtimal vermediğimizden vebadan kaçar gibi kaçmak lazım. Zira o, tarihin en kadim hilesi ile bizi insanüstü olduğuna inandırmıştır ki, ilk fırsatta tepenmize binmesi kaçınılmazdır.&quot;<br />
<br />
<b>Çözülme</b><br />
<br />
Görev yaptığı resmi kurumun kapısından girdiği anda din, ideoloji, ırk, hısımlık, dostluk, yandaşlık, karşıtlık adına, iş esnasında zihni ve fiili çelici her ne var ise topuna birden kapı önünde el sallayamamak ve onları içeri alma çürüklüğü bir facia.<br />
<br />
Dindar diyorsun bakıyorsun bu var.<br />
<br />
Ocu bucu şucu fark etmiyor ucundan kıyısından ortasından bulaşıyor bir biçimde...<br />
<br />
Bunu çözmedikçe çözüm çözüm çözüleceğiz.<br />
<br />
<b>Kaliteli Hayat</b><br />
<br />
Kaliteli bir hayat için şu kelimeleri azalta azalta yok etmemiz gerekiyor: &quot;Ama, fakat, lakin, şu kadar ki, ne var ki, gerçi, ancak&quot;<br />
<br />
<b>Korku İktidarı</b><br />
<br />
Önce korktuk komşunun tarlamızdaki üç kuruşluk arpayı çalması ihtimalinden. Enteresanı komşu da korkuyordu bizden; atı vardı, bir de ineği. Korkularımızdan yaşamlarımız çekilmez hale gelince dedikodusunu yapmaya başladık halimizin. Duydu uyanığın biri ve zıpladı üstüne kondu korkularımızın. Dedi ki: 'Kim kime saldırırsa canına okurum. Haksızlığa gelemem. Akıllı durun, birbirinizin atına arpasına göz dikmeyin. Fena yaparım.'<br />
<br />
Ondan, birbirimizden korktuğumuzdan daha fazla korktuk. arpa ekmeği yaptık, doyurduk onu. Atımızı altına verdik. Gezmelerde o vardı. Çoğaldıkça korkumuz, adına saygı dedik ve daha fazlasını verdik. Biz verdikçe, o hakkaniyetle korudu birbirimizden bizi. Biz korundukça birbirimizden, birbirimize veremediklerimizi o aldı bizden.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?69-Korku-iktidari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtaat Et!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?68-itaat-Et!</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2014 20:28:18 GMT</pubDate>
			<description>İtaat et! 
 
Karışma... 
Karıştırma... 
Kurcalamak yasak! 
 
Özellikle düşünme! 
Sakın ha! 
Düşünürsen, derhal kus! 
Kafatasını boşalt.</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İtaat et!<br />
<br />
Karışma...<br />
Karıştırma...<br />
Kurcalamak yasak!<br />
<br />
Özellikle düşünme!<br />
Sakın ha!<br />
Düşünürsen, derhal kus!<br />
Kafatasını boşalt. <br />
<br />
İzle sadece!<br />
Dizi izle<br />
Futbol<br />
Manzara<br />
Olmadı boşluğu...<br />
<br />
Gösterdiğim kadarını ama!<br />
<br />
Alkış denince alkışla.<br />
Yuh da yuhala...<br />
<br />
Tüm bunların karşılığında<br />
saygı duyma, korkma, <br />
sevme hissini tatmin edeceğimi<br />
<br />
sanma sakın!<br />
<br />
Sadece <br />
doğum ile sana yapıştırılan<br />
insan yaftasından seni<br />
kurtaracağım!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?68-itaat-Et!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Elektriğe % 100 Zam yapılacak!</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?67-Elektrige-100-Zam-yapilacak!</link>
			<pubDate>Thu, 15 May 2014 14:11:08 GMT</pubDate>
			<description>Hükümet, elektrik fiyatlarına % 100 zam yapacak! 
Hükümet istifa! 
 
Yok yok yapmayacak; ama yapması lazım. 
 
Neden mi? 
 
Termik santraller malum...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hükümet, elektrik fiyatlarına % 100 zam yapacak!<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
Yok yok yapmayacak; ama yapması lazım.<br />
<br />
Neden mi?<br />
<br />
Termik santraller malum kömür kullanarak elektrik üretiyorlar. Kömür ise belli bir maliyet ile çıkarılmalı ki, üretilen elektriğin satış bedeli, milleti galeyana getirmesin. Kömürün tonu 150-200 dolara mal olduğunda ucuz elektrik üretimi bu fiyatlar ile hayalden ibaret.<br />
<br />
Öyleyse ne yapılıyor?<br />
<br />
İşçinin gırtlağından, teknolojiden, iş güvenliğinden kesiliyor.<br />
<br />
Böylece fiyatı 28-30 dolara düşen kömür, elektrik üretimi için elverişli hale geliyor. Elektrik ücreti de % 100 zam görmüyor.<br />
<br />
Dünyada insanı, insan hayatını önceleyen, veya çıkarlarının gereğini yapan devletler pahalı kömürü elektrik üretimi için kullanmaktan vaz geçmeye başladılar. Yerin kilometrelerce altında çalışan insanlara sağlanması gereken güvenlik hem maliyeti etkiliyor, kar zarar hesabında madeni çıkarmak anlamsızlaşıyor, hem de ne kadar önlem alınırsa alınsın sonuçta insan yaşamı sürekli tehdit altında. İnsanı çıkarmak lazım bu işten ve bu da teknoloji ile mümkün. Sözün burasında işçi düşmanı bile olmak da cabası!<br />
<br />
Ne yaptılar peki?<br />
<br />
Nükleer enerjiye geçtiler. Birleşik Arap Emirlikleri'nden, Tayland’a, Almanya’dan Norveç’e, Ermenistan’dan, İran’a, İsrail’den Çin’e, Rusya’dan Hindistan’a, Amerika’dan, İngiltere’ye kadar onlarca ülke artık pahalı kömürü elektrik üretmek için kullanmıyor. <br />
<br />
Nükleer enerji güvenli mi?<br />
Bu soru tuzak soru.<br />
<br />
Dünya nüfusunun yarısından fazlasına sahip ülkelerin hemen hepsinde nükleer santral var. santral değil, santraller var üstelik.<br />
Kullanan ülkelerde yaşayanların ölüm korkusu, buradakilerden az da değil haliyle…<br />
<br />
Hoş, sen ülkende nükleer santral kurmasan bile, komşularında var. Onlarda pişen elbet sana da düşecektir kahır namına!<br />
<br />
Şu ölümlerin, olan bitenin özü:<br />
<br />
Bizimki gibi memleketlerde kömür üretiminin maliyeti aşağı çekilmeli ki enerji fiyatları düşsün. Düşsün ki elektrik zam görmesin.<br />
<br />
Elektriğe zam olur ise ne olacak?<br />
<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
E peki nükleer santrale geçelim?<br />
<br />
Nükleer santrale hayır!<br />
Hükümet istifa!<br />
<br />
Peki ne yapmak lazım?<br />
<br />
Ben bilmem, devlet baksın.<br />
<br />
Aslında doğru, devlet elektrik hizmetini bedava sunmalı; lakin gel gör ki devleti idareye yeltenenlere o makamlara çıkınca bir haller oluyor.<br />
<br />
Kimin eli kimin cebinde belli değil.<br />
Kim kimin türküsünü diline dolamış; o da…<br />
<br />
Mevzu kısaca bu…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?67-Elektrige-100-Zam-yapilacak!</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Düğün Yemekleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?66-Dugun-Yemekleri</link>
			<pubDate>Sun, 11 May 2014 21:06:04 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Vakıf ve Eser* 
 
"Vakfın mülkiyeti Allah'ın, menfaati halkındır." 
 
"Mal sahibi mülk sahibi, 
Hani bunun ilk sahibi? 
 
Mal da yalan, mülk de...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Vakıf ve Eser</b><br />
<br />
&quot;Vakfın mülkiyeti Allah'ın, menfaati halkındır.&quot;<br />
<br />
&quot;Mal sahibi mülk sahibi,<br />
Hani bunun ilk sahibi?<br />
<br />
Mal da yalan, mülk de yalan,<br />
Var biraz da sen oyalan!&quot; Yunus Emre <br />
<br />
&quot;Eseri olmayanın yerinde yeller eser&quot; Konyalı Hadimi Efendi<br />
<br />
<b>Suç ve Ceza</b><br />
<br />
Suçu ceza ile önlemeye çalışmak çoğu zaman suça ortak olma ezikliğinin bir tezahürüdür.<br />
<br />
Örnek:<br />
<br />
Evli 3-4 çocuk babası bir işçiye 800-900 lira ücret ile bir ay geçin dediğinde, o, bu imkansızlığın pençesinde ve bir de metanetten ve iz'andan uzak bir anında eşinin &quot;komşunun şusu var, busu var, bize de al, almıyorsan şu ol bu ol&quot; demesine&quot; (bu asla bir mazeret olmamasına rağmen) aklını kaçırıp şiddet ile karşılık verdiğinde &quot;vay seni cani seni, al sana ceza&quot; diyen devletin bu adamın, ailenin yaşam koşullarını iyileştirmede kendini sorumsuz görmesi bu şiddete ortak olmaktır ve şiddet uygulamaktan daha ağır ayrı bir suç da bu suçun içinde saklıdır.<br />
<br />
<b>Düğün Yemekleri</b><br />
<br />
Kayseri'de o kadar yaygın değil. Konya'da ise dehşet yaygın bir hastalık vardır. Düğün yemeğini abartma işgüzarlığı... <br />
<br />
Garibanından tutun da en varlıklısına kadar herkesi içine çeken bir girdap. En masrafsızının 20 30 bin liradan aşağı mal olmadığı, bir yemek verme kültürü.<br />
<br />
Zavallı baba, üç beş yüz, bin iki bin kişiye standart menüsü olan o sofrayı kurmasa, kınayan kınayana... Topu topu bir öğün; lakin o yemeğin borcunu büyük bir gurur ile yıllarca öder o baba... İşte anane/töre buna kadirdir ve vicdan ise orada bir köşeye büzüştürülmüştür.<br />
<br />
Sen o 20-30 bin lirayı çocuğuna versen, o da iki eksiğini giderse; ya da düğün çorbası, etli pilav, bamya değil de bir çorba ile o vazifeyi yapsan, artan paranı sadece bir fakire, bir borçluya versen de bir açığını kapatsa, veya o fazlayı kimseye vermesen de çoluğun çocuğun ile yesen diyen din algısının, pek bir mü'min inanırı okusa bunu, burnundan soluyacaktır maazallah. En iyisi dememiş olayım.<br />
<br />
<b>Variyet de Beladır</b><br />
<br />
Bu cemiyette öyle variyet sahipleri vardır ki, en yakın akrabası, dostu, akranı, komşusu borç batağının içindedir, fakirdir, muhtaçtır da, onlara karşı &quot;oh olsun&quot; edasındadır ve sosyal yapıdaki konum, mevki ve itibarına Allah rızası sosu bulayarak, nice görkemli faaliyete de ihtişamlı destekler vermektedir. <br />
<br />
Maalesef en çok dinden bahsedenler de işte onlardır.<br />
<br />
<b>İyilik Simsarlığı</b><br />
<br />
Bazı insanlar vardır, ellerindeki büyük imkanlar olan ve bir iyilik yapmaya teşebbüs ederler. Bir müddet sonra bir uyduruk gerekçe ile vazgeçerler yaptıklarından.<br />
<br />
İşte bu insanların yaptıkları iyilik, yeryüzünün en ağır sonuçları olan kötülüktür. Kahır ile anılırlar her akla düştüklerinde...<br />
<br />
Bazı insanlar da vardır, kıt imkanları ile küçük güzellemeler yaparlar. Bir çukuru dolduramazlar; ama çukura bir kürek atarlar hesabı. Yaptıklarının da arkasından asla bakmazlar. <br />
<br />
Onlar ise ömrün her anında her akla düştüklerinde bir tebessüm ile yad edilirler.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?66-Dugun-Yemekleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ortaya Karışık</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?65-Ortaya-Karisik</link>
			<pubDate>Mon, 05 May 2014 18:28:35 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA["İdam, masaya yatırılmalı" görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı uygulama alanının olmadığı malum. Doğrusu cezanın bir caydırıcılığının olmadığı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">&quot;İdam, masaya yatırılmalı&quot; görüşünün, imza edilen sözleşmeler icabı uygulama alanının olmadığı malum. Doğrusu cezanın bir caydırıcılığının olmadığı da milyonlarca kez test edilmiş, onaylanmıştır. Esas olanın temel kültür harcına dair sıkıntı noktalarının ele alınmasının daha ayakları yere oturur bir görüş olabileceği kanısındayım. En basitinden şarkı ve türkülerde on-onbeş yaş arası çocuklara yönelik cinsel eğilimlerin ifade edildiği bir gerçeklik iken, bunu sahiplenerek &quot;kültürümüz, örfümüz&quot; adı altında koruyan ve hatta TRT gibi devlet televizyon ve radyolarında hala bu türküleri yayımlayabilen bir HUKUK devletinde her söz ve kanaat boştur ve ikiyüzlülüktür.<br />
<br />
<br />
*<br />
<br />
Anayasal düzeni yıkmaya çalışmak gibi spesifik bir suç vardı ya; bunu en çok en dibindekiler yapar.<br />
<br />
Örneğin bir polisin, bir zanlıyı yere yatırıp, &quot;ulan bunu nasıl olsa iki günde salacaklardır, bari ben gereken dersi vereyim&quot; kafası ile, kafasına kafasına tekme atması, düpedüz anayasal düzeni yıkma teşebbüsüdür.<br />
<br />
Nasıl mı?<br />
<br />
Beğenmiyor, iptal ediyor devletinin hukukunu, cezayı kendi kesiyor!<br />
<br />
*<br />
<br />
Şehrin göbeğinde sokak içlerinde çarpışanları asla sevmedim. Bosna'da, Filistin'de, Afganistan'da, Çeçenistan'da ve Suriye'de...<br />
<br />
Dava ne olur ise olsun, sokakta vuruşmaya başlanıldığında tepesinde patlamayan bir bomba bir eve düşüyor. O ev yıkılıyor. O evin içinde beş çocuk ölüyor.<br />
<br />
Anadolu'da işgal edilmişti. Bu toprakların yiğitleri sokaklarda tutunmadılar. Sahaya çektiler düşmanlarını.<br />
<br />
Çünkü vicdan, can parçacıklarına gelecek zararı kaldırmaya güç yetiremez.<br />
<br />
*<br />
<br />
Evliya arayanlara tek adres göstereceğim!<br />
<br />
Organize sanayiileri!<br />
<br />
Sabah namazını kafadaş mevkidaşları ile eda etmek için son model arabası ile bağından şehre inen patronunun verdiği aylık 900 lira ile üç dört çocuğunu yetiştirmeye çalışıp o fabrikayı o patronun başına geçirmeyen işçi evliya değilse tüm evliyalık kurumu bir şaklabanlıktan ibarettir. <br />
<br />
*</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?65-Ortaya-Karisik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İçi Geçmek</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?64-ici-Gecmek</link>
			<pubDate>Tue, 29 Apr 2014 18:45:59 GMT</pubDate>
			<description>Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz... 
 
* 
 
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor. 
 
* 
 
Dün zayıf...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ne kadar geçmişse içimiz, o kadar iç geçiririz...<br />
<br />
*<br />
<br />
Huyuna huy banmadıkça, kim kimin hakkında ne diyor ise boş diyor.<br />
<br />
*<br />
<br />
Dün zayıf bırakıldıkları için horlanarak, hak ve özgürlüklerinden mahrum edilen &quot;bu ülkede biz de varız&quot; diyenler, bugün kuvvet bulup nüfus sahibi olduklarında &quot;biz ve diğerleri&quot; yaklaşımı ile kendilerinden olmayanları zayıflatarak yaşama biçimlerini yok sayıp, itibarsızlaştırma peşinde iseler, yarın sadece bir rövanştan ibaret olacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Birini tanımanın en kestirme yolu, onun başkasına dair değerlendirmelerini takip etmektir. <br />
Kişi vasfederken, vasfını ortaya koyar. <br />
Zekasını, görgüsünü, idrakını, sıfatlarını... <br />
Sövdüğünde örneğin korku ve retlerini görürsünüz, övgüsünde umut ve beğenilerini... Esasta o anlattığında, kimliğinin deşifresindedir. <br />
<br />
Anlatır... <br />
<br />
Anlattıkça o, biri hakkında konuştuğundan emindir. <br />
Dinleyici idrak ehli ise, kimi tanıdığından.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir de ağzınla kuş tutsan, hak hukuk adalet kavramlarının dibinden kum çıkarsan razı edemeyeceğin, ideolojinin, etnisitenin, mezhebinin batağından asla çıkma niyeti ve meyli olmayan bir kitle var ki, onlara sen cenneti yaşatsan dünyada, sana ilk fırsatta cehennemi yaşatmaya ahd etmişlerdir. <br />
<br />
Böylesinin kuvvetlendiğinde ilk işi kafanı koparmaktır. Böylesi odur ki, sen &quot;hak&quot; desen onu &quot;gak&quot; olarak anlaması imanındandır.<br />
<br />
Bir de bunlar var ve bunları kör değilim, görüyorum tabi ki...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?64-ici-Gecmek</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Mülkiyet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?63-Mulkiyet</link>
			<pubDate>Tue, 22 Apr 2014 20:36:24 GMT</pubDate>
			<description>*Kim Aptal?* 
 
İnsanın, tenkitçisine duyduğu hoşnutsuzluğu çiğliğinin, övgücüsüne rağbeti ise aptallığının eseridir. 
 
Olgunluk, tenkitçi ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>Kim Aptal?</b><br />
<br />
İnsanın, tenkitçisine duyduğu hoşnutsuzluğu çiğliğinin, övgücüsüne rağbeti ise aptallığının eseridir.<br />
<br />
Olgunluk, tenkitçi ve övgücüye değil, tenkit ve övgünün içeriğine itibar etmektir.<br />
<br />
Övgü isabetli ise, hamd ile övülen hale devam; tenkit isabetli ise hatayı terk ve hali ıslah aslolandır.<br />
<br />
<b>At-Arpa</b><br />
<br />
Bir atın ancak yiyeceği arpayı aç gözlü farenin önüne koymak arpayı çürütür, fareyi öldürür.<br />
<br />
Lezzet, şerbeti kıvamınca ayarlamaktadır.<br />
<br />
Fazla şişen patladığında içi ortalığa saçılır, siperi olmayanın vay haline...<br />
<br />
<b>Mülkiyet</b><br />
<br />
Ruhlar kalite kalite...<br />
<br />
Bazı ruhlar emek çektiklerinin üzerine işemeyi hak bilir; bazıları da ter akıttıklarını mülk edinirler...<br />
<br />
Mülkiyet var oldukça insan doğal olmayan nedenlerden ölmeye devam edecektir.<br />
<br />
<b>Hata</b><br />
<br />
Hatasında yanında olmadığında, ya da içindeki öküzü pohpohlamadığında veya yanlış söz ve işinde sırtını sıvamadığın için, seni öküz niyetine kullanmaya niyetlenip, kağnısının boyunduruğunu boynuna geçiren ve sırtında kamçı şaklatanın adı anılınca dünyadaki tüm insanların ortak refleksi surat buruşukluğudur.<br />
<br />
<b>Bu Sevmek mi?</b><br />
<br />
İnsanın insanı sevmesi tabiidir; sevdiğinin ufak tefek hatalarını görmezden gelmesi de anlaşılabilir. Tabii olmayan, fahiş, çok açık hataları sırf sevmeden dolayı doğru kabul edip, hatalının, hatada olduğunu inkar etmektir. İnkardan da öte başkalara da ‘doğru budur’ diye dayatma saçmalığı vardır ki ki bu, insan erdeminin kalbinde dinamit patlatmaya eşdeğer dehşet bir suçtur!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?63-Mulkiyet</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bir Sınıflama Olarak  Muhafazakarlık</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?62-Bir-Siniflama-Olarak-Muhafazakarlik</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2014 19:22:31 GMT</pubDate>
			<description>Muhafazakar bildiğiniz gibi bir kelime değil. Aklınıza ilk gelen din bazlı bir şey... 
 
Ama değil... 
 
Tutucu anlamı. Bastığı yerden ayağını...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Muhafazakar bildiğiniz gibi bir kelime değil. Aklınıza ilk gelen din bazlı bir şey...<br />
<br />
Ama değil...<br />
<br />
Tutucu anlamı. Bastığı yerden ayağını kaldırmazgil demek yani.<br />
<br />
Bir ateist bal gibi tutucudur en az bir mümin kadar...<br />
Bir vejetaryen örneğin, kralıdır muhafazakarlığın.<br />
Hali sabitleyen ve kımıldamayandır muhafazakar.<br />
Şunu tutuyorsa bunu tutmayanlar…<br />
Biri ile bozuksa civarı ile de bozuşanlar…<br />
Holiganlar…<br />
Meşrepçiler…<br />
Particiler…<br />
Israrcılar…<br />
Laikler…<br />
Komünistler…<br />
Türkü severler…<br />
Pop sevmezler…<br />
Bilumum izm sahipleri ve tabileri…<br />
Aynı tarz kitapları dönüp dönüp okuyanlar…<br />
Aynı yemekleri ısıtıp ısıtıp yiyenler…<br />
Sadakatsizliği yaşam biçimi haline getirenler muhafazakardır, en az sadakatte dirençliler kadar...<br />
İçkiye tutku ile bağlı olana neden muhafazakar değil dersiniz. Güneşe olan inancınız kadar inançla rahat rahat söyleyiniz o bir tutucudur.<br />
Uyuşturucu müptelası olanlar, semazenlerden farksızdır literatürde.<br />
Halini koruyanların hepsi,<br />
tavrından geçmeyenler,<br />
takılıp kalanlar,<br />
at gözlüklüler,<br />
ideoloji canavarları,<br />
aşıklar,<br />
kitap koltukçular,<br />
tavlacılar,<br />
futbolseverler,<br />
klasik müzikçiler,<br />
bilumum ci cü çi çüler muhafazakar ordusunun rütbeleri farklı askerleridir.<br />
<br />
Bir kavramı oyuncak ettirmeme adınaydı tüm kelam…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?62-Bir-Siniflama-Olarak-Muhafazakarlik</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hakim, Adalete Hakim mi?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?61-Hakim-Adalete-Hakim-mi</link>
			<pubDate>Thu, 10 Apr 2014 11:05:05 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hakimi, hükmün mütemmim cüz'ü; ya da hakkaniyetin turnusolü kabul eden muhakeme sistemleri, sonuçta özünde sadece bir insana bu kadar değer yüklemesi yapılmasının hakkaniyete hakaret olduğunu fark edemeyecek kadar sağduyu yoksunu oldukları için yanılgı içinde yanılgı üretmeyi otomatiğe bağlamışlardır.<br />
<br />
Hakim, adaletin kökü değildir.<br />
Hakim, adaleti tesis eden değildir.<br />
Hakim, adalet testisi de değildir.<br />
<br />
Hakim, doğrusu sadece diri adalet algısının aynası mesabesinde bir görünüm arz etmelidir.<br />
<br />
Yasanın, toplumun üç adım gerisinden geldiği coğrafyalarda, kürsüdekinin üç adım atlama uzmanı olmasını beklemek ve adaletin şahsında tecellisini ummak safdilliktir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?61-Hakim-Adalete-Hakim-mi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Pas tutmaz Yazılar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?60-Pas-tutmaz-Yazilar</link>
			<pubDate>Tue, 08 Apr 2014 17:54:09 GMT</pubDate>
			<description>Devlet dediğin, üzerine işeyen bebeğini kaldırıp duvara fırlatmayan anne şefkatince olmalı. Olmazları oldurtan sadece budur. 
 
* 
Ateist, oğluna...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Devlet dediğin, üzerine işeyen bebeğini kaldırıp duvara fırlatmayan anne şefkatince olmalı. Olmazları oldurtan sadece budur.<br />
<br />
*<br />
Ateist, oğluna dedi ki:<br />
<br />
Çocuğum!<br />
<br />
Her kafana yatmayanı, itibar ettiğinin dediğince demeyeni düşmanın belleme. Dünyaya böyle baktığın gün, aynaya bak. Göreceğin sadece senin senden daha azgın bir düşmanının olmadığı olacaktır. <br />
<br />
Bu lafı ateist etti ya, üç kelimesini okumak bile israf diyene, kitabını okumadığı Rabb'ine iman etmek pek bir kolaydır.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan denen cins, maksadını unuttuğu kuralın maskarası olma uzmanıdır.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan, sürü şeklinde yaptıklarına 'takım ruhu' tanımlaması ile zerafet katabilen tek canlı...<br />
<br />
*<br />
<br />
Hepimiz doğduğumuzda popomuza şaplak yedik, hakikat sadece bu.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?60-Pas-tutmaz-Yazilar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Şikayet ve Hak Arama Özgürlüğü</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?59-sikayet-ve-Hak-Arama-ozgurlugu</link>
			<pubDate>Fri, 04 Apr 2014 19:23:51 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şikayet hakkı, başka bir ifade ile hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında, 36. maddede; herkesin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şikayet hakkı, başka bir ifade ile hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında, 36. maddede; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şeklinde yer almıştır. Bu düzenleme ile kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. Kişi, bu güvence kapsamında gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar verene karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve yine bu kapsamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahip olmaktadır. <br />
<br />
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtilir ve 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.<br />
<br />
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı kayıt altına alınmış, Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde de saldırının müeyyidesi ortaya konmuştur. <br />
<br />
Görüldüğü gibi, Anayasa ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri açık bir şekilde teminat altına alınmıştır. <br />
<br />
Bir çok uyuşmazlıkta, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Problem, bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında oluşmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da anayasal ve yasal güvence altına alınmış bulunmaktadır.<br />
 <br />
Kişi, hakkını ararken, karşı tarafın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendi kuralları ile çatışması söz konusu olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülebilecektir. <br />
<br />
Doğrusu uyuşmazlıkların çözümünde, hak arama özgürlüğünün diğer tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı bir gerçektir. Başka bir ifade ile, kişinin istediği şekil ve şartta ve sadece başkasına zarar vermek için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, kişinin Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacağı açıktır. <br />
<br />
Bu hakkın hukuk tarafından korunabilmesi ve yerli yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli delillerin olması şart değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin, benzer tepki vermesinin uygun görüleceği; diğer bir anlatımla orta düzeydeki makul bir kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı öngörüldüğünde, bu çerçeve içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğünün sınırlarının aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılması isabetlidir.<br />
<br />
Not: Yargıtay Kararı uyarlamasıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?59-sikayet-ve-Hak-Arama-ozgurlugu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kayalara Kazıdıklarımdan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?58-Kayalara-Kazidiklarimdan</link>
			<pubDate>Sat, 22 Mar 2014 09:26:57 GMT</pubDate>
			<description>* En büyük beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir. 
 
* Cehalet izâle edilebilir; ama izole edilemez. 
 
* Gayrındaki yaşamlara sarkmadan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">* En büyük beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir.<br />
<br />
* Cehalet izâle edilebilir; ama izole edilemez.<br />
<br />
* Gayrındaki yaşamlara sarkmadan yaşayabilmeyi başarabilen yaşam sahibi, yaşamının efendisidir. Zayıflığını başkaya yamayan ve başkasının tüfeğinden mermi sıkmada mahirleşmiş her yaşam ise emellerinin kölesi...<br />
<br />
* Birilerinin hayatlarına atanmış özne olmaktan ise kendi yaşamının yüklemi olması yeğdir insana.<br />
<br />
* Paslaşmaya programlıyız. Gereğini yapmayan zeka pas tutar...<br />
<br />
* Bir gram öfke, bir ton basireti gümletir; bir damla kibir, okyanus kadar tevazuyu kirletir.<br />
<br />
* İnsan doğmak nasip, insan olmak gayret, insan kalabilmek ise yürek ister.<br />
<br />
* Zorunda değilsiniz. Zorlamaya... Oluruna bırakmak, çoğu zaman olmazı olur kılar...<br />
<br />
* Sen inci olsan kaç yazar, bir çocuğun elinde bilye isen ve sen süzme pislik olsan kim bilebilir, paketin cafcaflı ise...<br />
<br />
* Herkes koku yayar; ama herkes herkesin kokusunu almaz.<br />
<br />
* Ölmek harcıalem, lakin yaşamak zordur yakışanca...<br />
<br />
* Rüya, bir bilinç işçiliğidir. Gün içinde ve gerisinde bir biçimde duyulan, görülen, hissedilen, dikkat çekmiş veya etkilemiş de etkilememiş muamelesi görmüş her ne var ise, uyku esnasında kazı, beton, kalıp, duvar, süpürme, yontma, kırma, eleme, elhasıl ince kaba işlemlerden geçer. Rüya anlatımı ile esasen kaygı ve korkular, beklentiler, umut edilenler, özlem ve arzular, zaaf ve defolar, sakatlıklar da tüm çıplaklığı ile teşhir edilir. Kimi, anlatıdaki hikayeye kulak kesilir dinler, kimi de kriptoya...<br />
<br />
* &quot;Gelen, gideni aratır&quot; Kadim zamanların bu sözü, haklılık adına her sınamadan alnının akı ile çıkmış bir saptama olmasına rağmen, tarihin en uzun süreli haklı; fakat itibar edilmeyen ata sözü olarak, belleklerde yerini almıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?58-Kayalara-Kazidiklarimdan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hacimli Cümleler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?56-Hacimli-Cumleler</link>
			<pubDate>Thu, 12 Dec 2013 21:17:31 GMT</pubDate>
			<description>Kanunun, güçlünün hukukunu korumak için yapıldığı bir idari rejimde zayıf, az bir ücret karşılığı itaate mecbur bırakılır. 
 
Dün sana hafakanlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Kanunun, güçlünün hukukunu korumak için yapıldığı bir idari rejimde zayıf, az bir ücret karşılığı itaate mecbur bırakılır.<br />
<br />
Dün sana hafakanlar yaşatan nice ağır elem geçti gitti bugün. Farkında değilsen ne farkın var farkına varmadıklarından?<br />
<br />
Yaşamı yaşama aç yaşadığımızdandır yaşayanların yaşamına göz dikmelerimiz...<br />
<br />
İnsan hak ve özgürlükleri Batıda acı çekilerek, oluk oluk kanlar akıtılarak, kanırta kanırta; Doğuda ise yalvarıp yakartıp lütuf ve ihsan ile elde edilmiştir.<br />
<br />
İsteyebilmek çok zordur; fakat verebilmek daha da zordur.<br />
<br />
Şu insan var ya şu insan! Ortalık altın sikke kaynasa kaybettiği bakır mangırın sesine kulak kabartır.<br />
<br />
Bu dünyadaki en ağır ceza itibarsızlaştırma cezasıdır. Kişinin öyle bir şeyini elinden alıyorsunuz ki, o olmayınca olan ne varsa kıymetsizleşiveriyor; hem kendi için, hem ilişikli yaşamlar için...<br />
<br />
Bize lazım olan biraz azalmak... Her şey için o kadar çok şeyimiz var ki...<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Bazen dolmuşa bindiğimizi fark ettiğimizde durağı çoktan kaçırmışızdır.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?56-Hacimli-Cumleler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Afortizmasallar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?55-Afortizmasallar</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jul 2013 20:59:23 GMT</pubDate>
			<description>Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır. 
 
Olan biteni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bu coğrafyadaki en kabul görmüş, yaygın ve fiilen uygulanan ceza, ceza kanununda bulmanız mümkün olmayan itibarsızlaştırma cezasıdır.<br />
<br />
Olan biteni satırlardan okuyup, sadrlara (kalplere) nazar etmemek büyük bir hatadır. Satır yanıltabilir, sadr ise asla yanıltmaz.<br />
<br />
'Sevdiceğin’de görmeyi ummadığı bir şeye rast geldiğinde; ya da onda umduğunu bulamadığı bir anda, ondan uzaklaşan için doğrusu 'o' onda hiç 'ol'mamış/olamamış demektir. Böylesi bir 'kendiniseverkendineöpergil'dir.<br />
<br />
Bir kişinin karın bölgesine yağ pompalaması ve harcayamayacağından fazlasını biriktirmesi için binlerce insanın çalışmasının gerektiği dünya, daima kavga dünyası olacaktır.<br />
<br />
Daha çok insan bu dünyanın nimetlerinden faydalanması için değil; yukarıdaki zerzevatın keyfi için istihdam amaçlı çoğalma teşviki insanın kanına donduruyor.<br />
<br />
Bu dünyadaki iktidar savaşlarının aslı, iki yaşlı erkek ren geyiğinin birbirlerini incitmeden boynuz tokuşturarak tüm sürüyü korkutup, sürüye hakimiyet için kavgasından ibarettir.<br />
<br />
İtibar denen illet bir kavram var. İnsanlar itibarları için yaşıyorlar, özgürce ve insan olarak var olmalarından dolayı elde ettikleri haklarına göre değil...<br />
<br />
Şu, her sözünde dünyanın pisliğinden, iğrençliğinden, çivisinin çıkmasından, artık dikiş tutmayacağından, bu insanların adam olmayacağından söz eden kanaat önderlerini bir psikolog incelemesine tabi tutmak gerektiği kanısındayım. O değil de kendilerini geçtik, onlara inanan insanlara da daimi nefret aşılamaktan maada bir iş ile meşgul değiller.<br />
<br />
Topu topu sağlık ve esenlik ile yaşanacak zaman bilemediniz 30 senedir ve bazı imtiyazlı kudurganlar, ölümlerine kadar sürekli hariçlerindeki dünyaya yön verme ve tanzim derdi ile dertlenmişlik adı altında sadist zevklerini tatmin derdindedirler.<br />
<br />
Metropolde donanımlı evlerde yaşayan niceler, mezrada Ayşe kadının tezek ile ısındığı evindeki huzuru bulamıyor, iyi mi?<br />
<br />
Ağız tadını kaybeden birinin yediği de zehir, içtiği de...<br />
<br />
Biri, ben şimdi bunu söylemezsem insanlar yollarını şaşırırlar, onlara yardımcı olmak için önderlik derdindeyim diyor veya bunu ima ediyor ise ya peygamberdir; ya da şarlatan...<br />
<br />
Atmaca gözleri hedefinden ancak atmacayı hedefleyenler çevirebilir.<br />
<br />
Bir topluluğun başında uzun süre kalanların kişisel tercihlerine topluluğu uydurmasından tabii bir şey olamaz.<br />
<br />
Ağzını açıp ağabeyim, önderim, beyim, paşam ne diyecek diye bekleyenin ağzına bazen darı düşer bazen güvercin şeysi...<br />
<br />
Onsuz olmayacağını düşünene birinin onsuz da bal gibi olacağını söylemesi gerekiyor.<br />
<br />
Yaşamın kıyıları vardır ve kıyılarda kıyılanları...<br />
<br />
Gizliliği haiz savcılık soruşturma evraklarında yer alan bilgi ve belgelerin, gazetelerde ortaya saçılması, sağlıklı bir devlet işleyişinde olmaması gereken bir durumdur. Toplumu baskı altına alma, sindirme, bezdirmeden başka bir amaç ile izah edilemeyecek bu durumun derhal engellenmesi, hukuku öncelemiş bir devletin temel vazifesidir.<br />
<br />
Bin kişi savununca yanlışın doğru olduğu, bin kişinin yanlışını haykıran bir doğrucunun linç edildiği dünya köhnemiş bir dünyadır.<br />
<br />
Kuru bakan, kupkuru; sert ve kurak, vicdanları kilit yemiş insanların dünyasında merhamet yaygaradan ibaret sadece...<br />
<br />
Bir baltaya sap olamayacak niceler, saplara balta olup, doğradı insanlığı...<br />
<br />
Dünün mazlumu, muktedir olduğu bugünün yarınında zalim olarak anılmaktan sakınmalı...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?55-Afortizmasallar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Yaşam</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?54-Yeni-Yasam</link>
			<pubDate>Tue, 18 Jun 2013 21:05:37 GMT</pubDate>
			<description>İnsanlar bu yüzyılda da evleniyorlar; ama artık bir yastıkta kocamıyorlar. Hatta bir saat muhabbetten sonra duygusal yakınlaşma yaşadıkları bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İnsanlar bu yüzyılda da evleniyorlar; ama artık bir yastıkta kocamıyorlar. Hatta bir saat muhabbetten sonra duygusal yakınlaşma yaşadıkları bir başkasının yatağında bile ölebiliyorlar.<br />
<br />
Haftalık birlikteliklerin daha birinci günü partnerden sıkılıp ikinci gün, bilemedin yedinci, başından def edebiliyorlar.<br />
<br />
Karınlarını doyurabilmek için 12 saat çalışıyor; ama doyuramıyorlar. Karın etin sütün öğütüm fabrikası olmaktan çıkalı çok oldu, artık kültürler ve yaşam normlarını da öğütüyor.<br />
<br />
Dün küfrettiklerine bugün yanaşabiliyor, bugün taptıklarını yarın ayakları altına alabiliyorlar.<br />
<br />
İnsanın sizin daha çoğunu tespit edebileceğiniz yaşam algısındaki bu değişimler aslında son derece normal.<br />
<br />
İletiştikçe yabancılık kalkıyor. Kavradıkça fark etme oranı artıyor. Bir büyük ailenin sofrasında ve çok yakın akrabalar olduklarını görüyorlar ve D.N.A.’nın kökünde olan normalleşiyor, tüm inkarların belini kıra kıra…<br />
<br />
Yaşam tiyatrosunda erkek ve kadın figürleri anlamını çoğu yerde çoktan yitirdi. Bir zamanlar erkek yapınca olağan kadın yapınca problem olanlar o perspektifte artık nötrleniyor. <br />
<br />
Bu toprakların en eski kavimlerinin bazıları anaerkildi ve erkek bugünün kadınının standartındaydı o zamanlar. -yazıtlar böyle söylüyor-. Şimdilerde ise anasını da atasını da çuvallayıp çöpe atan ve yeni insan görgüsüne doğru adımlıyoruz usul usul...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?54-Yeni-Yasam</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Gençler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?53-Yeni-Gencler</link>
			<pubDate>Sat, 15 Jun 2013 07:33:47 GMT</pubDate>
			<description>Yeni bir gençlik var gözlemlediğim kadarı ile: 
 
Bu gençlik, değerler ile değer yargılarını ayrıştırmış, içini onun bunun doldurduğu kavramlara...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yeni bir gençlik var gözlemlediğim kadarı ile:<br />
<br />
Bu gençlik, değerler ile değer yargılarını ayrıştırmış, içini onun bunun doldurduğu kavramlara paçavra muamelesi yapan bir gençlik. <br />
<br />
Ne muhafazakarlık ne de karşıtlığına dair üretilmiş kavramları iplemeyen, kendine özgü terminolojisi olan yeni bir gençlik, bu gençlik. <br />
<br />
Örtülü, devrimciye sıkılan gazdan köpürüyor; devrimci örtülüye yapılan saldırıya tepki veriyor.<br />
<br />
İdeoloji cikletini sıcak asfaltta eğlence niyetine kullanan bu gençlik, muhafazakar terminolojiye zil takmış göbek attırıyor...<br />
<br />
Topyekün siyaset terminolojinin ruhuna fatiha okuyup, siyasilere helva dağıtan bu gençlik, kendini tanımayanları ise hiç tanımıyor.<br />
<br />
Toplum mühendisleri şapa oturdular. Nemalanmaya çalışanlar elbette olacak; fakat bu gençlik, kimseye varlığını ve duruşunu yedirtmeyecek görünüyor...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?53-Yeni-Gencler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yazıt Seçkileri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?52-Yazit-Seckileri</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jun 2013 19:44:46 GMT</pubDate>
			<description>Yeni nesil cin gibi... Taraf mantığından azat... Dini, ideolojileştirme gayretinde olanları da, ideolojiyi dinleştirmeye çalışanları da kaale...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yeni nesil cin gibi... Taraf mantığından azat... Dini, ideolojileştirme gayretinde olanları da, ideolojiyi dinleştirmeye çalışanları da kaale almıyor…<br />
<br />
Üzerine işeyen çocuğunu kaldırıp duvara fırlatmayan anne duyarlılığı, iktidarlar için muktedir olmanın amentü şartıdır.<br />
<br />
İki satır arasındaki boş bölümü okuyabilenlere sağduyulu deniyor, sadr okuyuculuğu yaparak, aklı kırk satır ya da kırk katıra mahkum edenlere değil…<br />
<br />
Herkes bir yere kadar hırs ve haset odaklı hissiyat ile, gayrını susturmak, ezmek, yok etmek isteyebilir. İçindeki hayvanı ehlileştirene ise insan deniyor!<br />
<br />
Medeniyeti inkişaf halinde olan cemiyetlerdeki her tanzimat, muhakkak bir tazminata sebep olmuştur.<br />
<br />
Her muktedir, muhalifini daima bezdirmiştir.<br />
<br />
Ders bitmeden ders çıkarmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Tek yönlü bakış, çürük muhakeme demektir.<br />
<br />
Hepimize biraz empati lazım... Gözümden sen, gözünden ben bakamadıkça gördüğümüz sadece fizik. Kimyaya vakıf olmayınca da tahlil oturmuyor.<br />
<br />
28 Şubatı hazırlayanlar, yok etmeye çalıştıkları siyasi algının nasıl güçleneceğini öngörebilselerdi, kıllarını bile kıpırdatmazlardı.<br />
<br />
Yazar, hem saptama budalası, hem de çıkarım fukarası ise, okuru eleştiri canavarı ve öğüt manyağı olur.<br />
<br />
Dün köyden, gecekondudan, yokluktan gelen niceler, bugün kavuştukları imkanların büyüsünde, gözleri kamaşmış halde sermayeye künde halindeler...<br />
<br />
Suç yollarına parke taşı döşeyen bir devletin suçluyu cezalandırma temayülü tam anlamıyla aymazlıktır.<br />
<br />
Kanundan, cezadan, polisten korktuğu için değil, vicdanı gereği haktan hukuktan ayrılmayanlar, insanlığın şöhretsiz, riyasız kahramanlarıdır.<br />
<br />
Yaylalarda çobanlık yapan, çiftci, okumamış, ömrünü ırgatlıkta tüketmiş nice insan, adalet anlamında kürsülere yayılmış hüküm sahibi bilmem kaç kişiyi cebinden çıkarır.<br />
<br />
Bir insan ki, kendinin Allah'ın insanlara nimeti olduğuna inanıyorsa, insanlığın başı yine belada demektir.<br />
<br />
En büyük defomuz, genetik hafıza örgümüzdeki ilmek kaçıkları. Çözülme başlayınca tutabilene aşk olsun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?52-Yazit-Seckileri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Her Bakan Görmez</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?51-Her-Bakan-Gormez</link>
			<pubDate>Wed, 15 May 2013 11:31:47 GMT</pubDate>
			<description>Üç boyutlu resimler var. İlk bakışta fark etmediğimiz; ama dikkatli şekilde küçük bir gayret ve bakış farklılığı ile baktığımızda ise derinde yeni...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Üç boyutlu resimler var. İlk bakışta fark etmediğimiz; ama dikkatli şekilde küçük bir gayret ve bakış farklılığı ile baktığımızda ise derinde yeni bir boyutunu keşfettiğimiz resimler....<br />
<br />
O boyut o resimde hep vardı aslında...<br />
<br />
Her boyut ile bakabilen olmadıkça da neyi gördüğümüzü bilemiyoruz.<br />
<br />
Biz her boyut ile görmeyi başaramayabiliriz belki; ama o resimlerde olduğu gibi, göremediğimiz, görmediğimizi yok saymamıza sebep olmamalı...<br />
<br />
Sadece baktığımızca görüyoruz.<br />
<br />
Göremediğimizi idrak edebilsek bir de...<br />
<br />
İnkar hep burdan olmuyor mu?<br />
<br />
Görmediğimizi inkar...<br />
<br />
İdrak edemediğimizi yok sayma hasleti...<br />
<br />
O görsellere bakanlardan kimi, gizli ögeyi hemen görüyor, kimi uğraşıyor görüyor, kimi de hiçbir zaman göremiyor...<br />
<br />
Bu görmek veya görmemek, esasta bir kemalat veya noksanlık emaresi değil, tamamen perspektif ve dikkatli bakma işi...<br />
<br />
Göremeyen için bunun anlamı nedir?<br />
<br />
Orada bir şey yok!<br />
<br />
Göremeyenin 'yok' demesi, o orada var ise nedir?<br />
<br />
Hükümsüz!<br />
<br />
Çünkü var!<br />
<br />
Reddetmesi reddedilir ve ısrar ederse komik duruma düşer!<br />
<br />
İlk bakışta görünmeyen; ama derûnuna vakıf olununca fark edilen üç boyutlu resimlerden yola çıkarak tefekkür gerekiyor.<br />
<br />
Neyi tastamam görebiliyoruz da;<br />
'yargılıyor' ve<br />
'anladım' diyebiliyoruz...<br />
<br />
Koskoca Erciyes’in bile Develi tarafı bir türlü, Kayseri tarafı başka türlü…<br />
<br />
Ahmet, Mehmet için bir türlü, Mahmut için başka türlü…<br />
<br />
Dar bakışı ile tahlil ve muhakeme iddiacısı yargıçlığı terk ettiğince rahata erer…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?51-Her-Bakan-Gormez</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan İnsanın Kurdu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?50-insan-insanin-Kurdu</link>
			<pubDate>Thu, 25 Apr 2013 21:48:01 GMT</pubDate>
			<description>Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için uğraşmayan, varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona film çevirme ihtiyacı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hani şöyle biri olsa seni sen olarak kabul etmiş, kendi gibi olman için uğraşmayan, varlığını varlığında özümleyebildiğin, ona film çevirme ihtiyacı duymadığın, 'rahatsız eder miyim' kaygısı ile sözünü tavrını çekinmediğin, hatta onda rahatsızlık kelimesini poşetleyip uzaya fırlattığın biri...<br />
<br />
Aslında herkesin böylesi biri hep civarındadır; ama hayal ettiğinin içini boşaltıp dışına sürdüğü sertleştirici ile onu dik tutmaya çalıştığı içindir ki, yalan gerçeğin yerini dolduruyor yaşamlarda. Ufacık bir ağırlık bindiğinde tepenin toprağa yapışması bundandır.<br />
<br />
Şefkate aşırı susuzluğumuza/muhtaçlığımıza rağmen bize gaddarlık yapanların zulümleri solumuza papatya, sağımıza orkide kokusu gibi bundandır geliyor ve cerahatımızın üzerine sürülen mis kokusu bundan dolayı burnumuzu sızlatmıyor. Civarımızda soluk alamayanların bir yudum nefes için yaptıkları şaklabanlıkların özünü görmemize mani olan da sadece budur.<br />
<br />
Civarımızdaki niceler aynı torna tezgahı ürünü…<br />
<br />
Göbek üstadı...<br />
<br />
Yapay, sahte ve hayal alemi mumya ustaları... Kokuyor insan… Ve insanın yaşadığı her mekan…<br />
<br />
Kendine şans vermelisin; gerçek her zaman gerçektir...<br />
<br />
Yapay ve sahte hayaller asla kesmeyecektir.<br />
<br />
Sen neysen senin dibindekinde de üç aşağı beş yukarı olan odur. Kim daha fazla dürüstse o, kendini kendine kendince yaşar; başka değil...<br />
<br />
Onlarca yazı okudunuz. Şartlanma, güdüleme, yönlendirme v.s v.s... Dışınızdaki dünyaya dair ilginç ve keyif verici bilgilerin sizdeki yansımaları, en derinlere gömdüğünüz tahlilsiz bırakılmış yığınımsı anılardan başka değil.<br />
<br />
Örf gütmüş, prensip, ideoloji gütmüş, güden güdene yaşayıp ölmüş öncedekiler de zaten.<br />
<br />
Tercihinizse şu yaşama biçimi; niye bu kabulsüzlüğünüz? Öfkeniz kime? Neden rahat değilsiniz? Nerede ağız tadınız?<br />
<br />
Mecburiyetten aldatılıyor, birilerinin çizdiği yoldan adımlıyorsunuz. İnancınız var mı kendinize?<br />
<br />
Yapamazsınız özgün ve özgür iradenizle iki dakika tek başınıza. Birileri yaşamınızı didiklemeli ve siz de burnunuzu sürekli başka yaşamlara sokmalısınız. Yazgınıza yakıştırdığınız bu değil mi ve doğrusu bu yoğun kabulsüzlükte başka ne olabilir ki?<br />
<br />
Arıyorsunuz aralarda içeriden insan olmanızın fazlalığı ile bir bilmediğinizi bilirden geldiğinizi, lakin bilmiyorsunuz, gördüğünüz suretlerde de sizde olandan farklı bir şey yok.<br />
<br />
Çünkü barışık değilsiniz ve değiller. İyi ve kötü tasniflemelerinizin hepsi bir yerlerin size ’bu budur’u. İçselleyemediğiniz ne varsa üzerinizde iğreti elbise misalince. <br />
<br />
Herkesin yaptığından farklı yapan; ama yaptığının farkında olup, sizin sapıkça dediğiniz işi iradesiyle yapıverip, yaptığından razı kişi, emin olun kendini bir halt sanıp da hiçbir halt olmayan, iradesi onun bunun güdümündeki sürünün küçük cücüğü bir robot et yığınından daha insancıl ve saygıdeğerdir.<br />
<br />
Yaşayamadığınız bir damla huzur...<br />
<br />
Olmak isteyip de olamadığınızı hissettiğinizi bulma ümidi. En yıkıcı ve acılı kavgalarınızda bile.<br />
<br />
Tek derdiniz bu.<br />
<br />
Söyleyemezsiniz ama…<br />
<br />
Başkalarca libaslanmış ahlak, örf, stil filan derken önünüze konan teleskoplardan kurtulup size ait saf gözlerinizle kirpik mesabenizdeki anı, anın size ait olanını yakalamanız ne mümkün. <br />
<br />
Bu nedendendir başkalardaki hafif mutluluk ayaklanmalarını bile bastırma telaşınız.<br />
<br />
Sizin dünyanızda sen onu etkilerken o seni etkiliyor. Bunu sen, o, yapmazsanız başka bir yerler, bir biçimde bunu size illa yapıyor. Etkiliyor etkicibaşıları ve tepiniyorlar üzerinizde.<br />
<br />
Etki balçığında ürperti duymanız gereken masum dokunuşlar tarihe karıştı, artık en sert hamle bile tüy dokunuşu geliyor size.<br />
<br />
Güveniniz her etkiyle kırılmakta ki bu da size celladınızın bonusu...<br />
<br />
Ne diyeyim bilemedim, hayırlı olsun sürülüğünüz mü; ya da iyi gömülmeler mi dilemeliyim?<br />
<br />
Not: Sadece bir cinse ait yazılmıştır. Üzerine almaması gerekenin üzerine alması yanlıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?50-insan-insanin-Kurdu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan Mühendislikleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?49-insan-Muhendislikleri</link>
			<pubDate>Wed, 17 Apr 2013 16:50:38 GMT</pubDate>
			<description>Onun ona ve onun gibilere ait bir küçük dünyası vardı ve birileri insan mühendisliği adına o dünyanın içine minik bir ekrandan milyonlarca ona ait...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Onun ona ve onun gibilere ait bir küçük dünyası vardı ve birileri insan mühendisliği adına o dünyanın içine minik bir ekrandan milyonlarca ona ait olmayan dünyayı bombardıman kalleşliğinde yağdırdılar. O, şimdi küçük dünyası ile yetinemiyor ve oradan dışarı da çıkamamanın bunaltısı ile kendi dünyasının ozon tabakasını çektiği oflar ile deldi.<br />
<br />
Her kız manken, her erkek jön gibi salınırken sokaklarda, mutluluğu tatminkar sabit; ya da yüksek gelirliliğin ev, araba, kariyer üçgeninde arayanlar için faşizmin daniskasının vahşeti 21. yüzyılın arenasında olacak sanırım.<br />
<br />
Tek tip doğ, tek tip ol, tek tip yaşa. Tek tip öl.<br />
<br />
*<br />
<br />
Aşkımız sanal, cesaretimiz de...<br />
İşin tuhafı artık heveslerimiz bile sanal...<br />
<br />
*<br />
<br />
Sevgi teklikte, tek yürek olmada değil. Teklik dedikleri bencillik. Hiç kimse bir başkası olmaz. Olsa olsa bir başkasınca olur. Aynı karından doğmuşlar bile aynı değilken, yaşamın yirmi otuz yıl sonrasında karşılaştığın birini dünyaların önüne koymanın tek bir anlamı var: İhtiyaç... Hormanların tüccarlığı. Duygu ithalat ve ihracat işleri.<br />
<br />
Her ticarette olduğu gibi arz talep dengesi olmalı. Bu kadar mekanik, evet. Beş dakika önce ’uğruna ölürüm’ dediğine bir falsosunda anında nefret hissetmenden anlamalı insan, bencil olduğunu ve bunun aslında çok doğal olduğunu. Anormal olan bunun inkar edilmesi ve buna maneviyat yüklemenilmesi.<br />
<br />
Gözünü kapatsan da adımların görmediğin yolda ilerler. Kimseye olamasa da insan, en azından kendine dürüst olmaya çalışmalı. Aldatmamalı kendini ki insanın kendinden başka öz sermayesi yok.<br />
 <br />
Onda olmayan sıfat ve vasıfları, sırf bir ihtiyaçtan ona giydirdiğin bir gün kendi olarak gözüne göründüğünde kaç milyon hücren aynı anda ölüyor, biliyor musun?<br />
<br />
Baktığınca değil gördüğünce kabullenmeli. Az olsun öz olsun senin olsun. Zamanı gelince de akışına bırakmak lazım, kasıp durmamalı ki kasılıp kalınmasın.<br />
<br />
Hiç bir şeyimiz değerli değil, değer vermedikten sonra biz ve insan kendini zavallılaştırdıkça değer kazanmaya çalışan bir varlık. Bir beklentisi var: Ona değer gördüğü kişiler ’iyisin’ , ’hoşsun’ desin. Bilse, değer gördükleri de aynı tezgahın yan dokumaları, belki kendi zavallılılığını onların aynasında seyreder.<br />
<br />
Sen iyiysen iyisin. Senin iyi olma ölçütün falan olmamalı. Falan kendini iyi hissetmek için sana iyi hissettirendir. Sen kötü olamazsın. Sana kötü diyenler kendi iyilikleri için seninle çelik çomak oynayanlardır. Şimdi bırak şu ideal insan ayaklarını da olduğun insan olarak yaşamdan ne koparabiliyorsun ona bak.<br />
<br />
Sanal sermaye gaz gibidir. Bir pohpoh ile gelen bir fıs ile çıkar. Bakide sen sana kalırsın. Bencillik bir ölçüde iyidir. Kendini iyi hissetmen için onu sanallaştırmamalısın. Olmadığın kadar iyi hissettiren senden çarpan gaspçıdır, olduğundan kötü hissettiren de öylece...<br />
<br />
Kim sana sen olarak muamele ediyor, ona bak derim; ama öylesi de tatsız tutsuz yemek gibi değil mi? İlgini çekmiyor. Çünkü formatın civarınca. Civarda ne gördüysen onu talep ediyorsun. İşte bu nedenle sürü sürü doğup yığın yığın gömülüyor zamane insanı. <br />
<br />
Bir farkın olsun istiyorsan kendini fark et, yeter.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?49-insan-Muhendislikleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yıldızlı Satırlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?48-Yildizli-Satirlar</link>
			<pubDate>Sun, 14 Apr 2013 21:16:00 GMT</pubDate>
			<description>Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Hormonlar bedende getir götür hamallarıdır. Yaşamdan tad alanı ayakta tutmaya, ağız tadını kaybedeni ise toprak altına yollamaya programlıdırlar.<br />
<br />
*<br />
<br />
Beyaz bir kağıtta siyah nokta dikkatimizi çekiyor ve tüm o beyaz satıh bir anda önemsizleşiyor ise bizde, insana bakışımızda problem var demektir.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir çocuk bir yerlerde babasının verdiği soğan cücüğü ile mutlu olurken başka bir yerde verilen kabarık harçlığa burun büker. Mutluluk esasen paranoyadır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Mikro adalet kökenli basiretsiz muhakemeler ile katli caiz görülen makro adaletin âhı, toplumu bin yıl geriye götürür.<br />
<br />
*<br />
<br />
Kişi, kendine söylediğince etkili olabiliyor. Önce kendisi için olmalı öğüdü. Evet, her fikir işçiliği gerçekten değerli, fakat etkili degil<br />
Bazı insan, bazı insandan niçin mi özeldir? Yakut da bir taştır; fakat taşlar içinde özel bir taştır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Cübbe, tanrısal yetkinlik özentisi ürünü devşirme anlamlar taşıyor ise; o cübbeler ne zaman yakılır, o zaman adalet parlar.<br />
<br />
*<br />
<br />
Ne görüntü yakalanmışsa o, osun sen onun için. Aslında sen ne gördüğü sensin; ne de gördüğünden başkasısın... Herkes algısı kadar akleder.<br />
<br />
*<br />
<br />
Şu bir gerçek ki, mana bizde satırların malı olmuş, sadrı genişlerin de anmaya lüzum hissetmediği..<br />
<br />
*<br />
<br />
Biri, biri hakkında konuşurken aslında kendi korku, zaaf ve özlemlerini de deşifre eder. Dikkat kesilin, o, onda kendini vasfetmededir.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yaşam ise önce sınava sokar, sonra ders verir...<br />
<br />
*<br />
<br />
O neden gitti? İstedin ki o, sen olsun; sen ne dersen o olsun. Canın çekince boynuna dolana, sıkılınca sen, toz ola! Aşk bildiğin kuru şehvet.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yıllarda yazarsın da anlarda okurlar seni…<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir anlam arıyor insan, çırpınarak; ya da bir anlam tüccarının heybesine malzeme oluveriyor. Yeri geliyor sadece bir kelime boyut atlatıyor; ya da çukura yolluyor.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bir örnek varsa yaşamda, o gibi olma uğraşı, o olunsun ya da olunmasın; olma meraklısı asla kendi olamayacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Dostlarla iyi ortam paylaşmak ve düşmanları idare edebilmek zanaattir.<br />
<br />
*<br />
<br />
İnsan hayatını yaşamalı, kendi gibilerle yaşamalı, kendi olarak yaşamalı. Başkaların hayatlarına atanmış yetkin özne olacağına kendi yaşamında esir yüklem ol.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yakınca cehennem kadarını göze alacak boyutta hırslı ve megaloman birine yanaşan muhakkak kavrulacaktır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Anlattığı, ’benimse’ dediği kıymetleri ona ait hayatında görmemiz mümkün olmayan niceler başkalarının hayatını, kabul ettiğini iddia ettiği değerler ile paramparça etmede uzmanlaşmışlardır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Ben böyle yaşıyorum, sen de öyle... Ben senin gibi düşünmüyorum, sen de onun gibi... Mecbur muyum eşeğini sürmeye ben, mecbur musun öküzümü gütmeye sen?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?48-Yildizli-Satirlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sessiz Sayha</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?47-Sessiz-Sayha</link>
			<pubDate>Sat, 06 Apr 2013 22:12:50 GMT</pubDate>
			<description>İktisatta bir markalı mal tüketicisi sınıflaması vardır. Örneğin: Sağlam kaliteli; ama meşhur marka olmayan ayakkabı 25 liradır da, o reklamı çok...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">İktisatta bir markalı mal tüketicisi sınıflaması vardır. Örneğin: Sağlam kaliteli; ama meşhur marka olmayan ayakkabı 25 liradır da, o reklamı çok yapılan belli bir sınıfın tercih ettiği aynı ayarda markalı ayakkabıya 250 lira vererek sahip olur. Bunlara bir de isim takarlar söylemeyeyim, siz bulun.<br />
<br />
*<br />
<br />
Bazen biri bir cümle söyler, o cümleyi bin filozof/şair/yazar -bütün birikimlerine rağmen- o söyleyene kadar söylememiş olurlar. Ünvansızın kalite ve sağlam sözünü, markasız kalite malı elinin tersi ile itenin halince umursamayanın, onu yok sayanın, ona burun kıvıranın adamlıkla ne işi olabilir? Unvan ile, isim ile söz değerlendirenlerin din/ideoloji/tarikat/cemaat meddahçılığı ile meşgul olmasını umarım; fikir adamlığı ile değil... <br />
<br />
Cümleyi yazana değil, cümleye bakmak kafidir. İsmini çerçevelettikleriniz öldü geçti gitti, sözleri baki kaldı. Ey isme methiye düzenler! Siz ne büyük bir tezatın mezatçılarısınız?<br />
<br />
*<br />
<br />
Hiç birimiz anamızın rahmine: ’Falan ırka mensup doğmak istiyorum’ dilekçesi ile düşmedik. Kürt,Türk, Ermeni, Laz, Çingene, İngiliz, Arap, Alman, Zenci her ne isek hepimiz özde ilk olarak insanız. Sonradan sonradan kimi insan insanlığını pekiştirir, insana özgü yaşar; kimi de kolani hayvanları gibi yaşar ve ve sonra her iki taife de ölüp toprağa karışır. <br />
<br />
En baba Türk ırkçısı öldüğünde çürüyen vücudu bir zaman sonra en baba Kürt ırkçısının vücudu oluverir.<br />
<br />
Irkıyla hava basanlar<br />
ölümle kırkılacaklarını<br />
ve her vücut sahibi gibi <br />
Önce şişip sonra<br />
tıslayacaklarını<br />
unutmamalılar.<br />
<br />
Kastım kısaca şu:<br />
<br />
Malazgirt’e gelenlerden değil de, oranın yerlisi olabilirdiniz. Bir Yunan da olabilirdiniz, tehcir edilen Ermeni de. Irak’ta, Afganistan’da da doğabilirdiniz.<br />
<br />
Sizin tayin etmediğiniz bir şeyle kendinize değer biçmeniz sizi sonuçta yüz buruşturulan bir yerlere götürür.<br />
<br />
Değer, ellerinizin kazandığıyladır.<br />
<br />
*<br />
<br />
Yaşamdaki sürtüşme genelde hak odaklıdır. Biri, hakkı görür alır, başka biri haksız bulur vermez. Kendi haklarımızın davasını güderken başkasının hakkı uğruna köle olmak ve başkasını hak bildiğimize köle kılmak daimi handikapımız.<br />
<br />
Kölelik modern zamanlarda şekil değiştirmiş görünse de eskilerden çok daha acımasızca hak kemirmeye devam ediyor. Hiç değişmeyen ise, sahip olma, aidiyete alma, ait olma olguları… Biri, birine ait olunca başka biri hakkında hak ihlali ile ithamlanabiliyor. Görünen o ki, aidiyetin kökünü kuruttuğumuzda hak ve hukuk ferahlayacak.<br />
<br />
Kölenin köle sıfatından haberi vardır, ama böylesinin durumu...<br />
<br />
Sayın lordum, buyrun önüm!<br />
Salyalar akar göz süzülürken...<br />
<br />
*<br />
<br />
Üç gün üst üste üstüne binseler, dördüncü gün, gün üstündekilere ışıldarken, sen gözleri pörtletmiş olursun. Azami iki gün binmelerine izin ver. Arada sırada da sen bin üstündekilerin üstüne ki binmenin inmenin bir kıymeti olsun.<br />
<br />
Dürüstlüğün ise değeri yoktur yalanlar kumpanyasında. Alay eder ve doğruna dil çıkarır leylek güdücüsü.<br />
<br />
Kafasına taktığını aldığında kafadançıkargiller vardır. Araba, iş, karşı cins; fark etmez, aldığında, almadan önceki değerinde kalamıyorsa o, bu şişirme üfürme indirme bindirme seanslarının türevi..<br />
<br />
Tatminsize dengesiz biçimde zarar verici bir virüs gibi etki ettiğinde ettiği, etmediğine de sokulması kaçınılmaz oluyor.<br />
<br />
Yanan canlardan canı yanmayanın yangınından korunmak çok zordur. Bu nedenle, yangını gördüğünde yüzü korumak lazım; çünkü herkes gider bir sen kalırsın geride.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?47-Sessiz-Sayha</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatın Avukatı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?46-Avukatin-Avukati</link>
			<pubDate>Wed, 03 Apr 2013 22:02:08 GMT</pubDate>
			<description>Çoğu zaman sürüm meselesi olarak algılanıyor. 
 
Özel hastanede çalışan bir dahiliye doktoru soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Çoğu zaman sürüm meselesi olarak algılanıyor.<br />
<br />
Özel hastanede çalışan bir dahiliye doktoru soğuk bir kış günü, gün içinde benzer şikayet ile gelen (öksürük, boğaz gıcıklanması, halsizlik vb) elli hastanın ellisini de sektirmeden bazı tahlillere yönlendiriyor ve doktor ücreti normalde 20-30 tl., o tahlillerin devlete maliyeti x tl ise bu kurguda bir anormallik muhakkak sezersiniz.<br />
<br />
Lakin sonuçta doktora dua edilir şifaya vesile olduğu için ve konu parelel evrende avukat olunca...<br />
<br />
Acaba avukatların yapacakları teknik çalışmalar tarifeye dahil olmadan, avukat danışman ücretleri düşürülmeli ve her türlü hukuksal teknik analiz bedelleri de Devlet tarafından ödenmeli desem yukarıdaki anlatım mantığı ile ne çıkarılabilir bu deyişten?<br />
<br />
Doğrusu avukatlık için başvuru, hukuk fakültesi bittikten sonra kesinlikle sağlam bir sınava tabi olmalı ve uzman avukatlık kavramının hukuk kurumları ile yasal olarak tanışması için faaliyete geçilmeli. <br />
<br />
Realite, yaşam içinde böyle aslında. Hukuksal çözüm derdi olan vatandaş derdinin ağırlığı ve önemine göre konusunda uzman avukat arıyor. Eşin dostun yönlendirdiği, sorduğu soruşturduğu iş bitirir, muhakemesi, enerjisi yüksek avukat, kişilerin kurumların gözdesi… Çok basit çözümü olan meselelerde bile en iyi savunma talep etmek tabi ki vatandaşın hakkı; fakat yukarıdaki örnek kurgu bu yazıdaki her cümlede aklınızın bir köşesinde olsun.<br />
<br />
Binlerce Hukuk Fakültesi mezunu yirmili yaşlarda genç, yirmi yıllık avukatlar ile mesleki anlamda denk tutulan bir mekanizma içindeler. Aslını sorsanız ne o yirmi yıllık avukatlar o yirmili yaşlardaki gençler ile kendilerini bir tutarlar; ne de hukuksal konularda çözüm arayışı için tercihlemede avukat arayanlar iki grubu bir tutarlar. <br />
<br />
Saygınlık, tahlil ve çözüm gücündedir eyvallah; fakat bir de realite var… <br />
<br />
Realitede sakat bir eksiklik var. Tarifeleri belirlemek kolay; lakin insanları etiketlemek, vasıflamak hiç de kolay değil.<br />
<br />
Devlet bir memuruna müdürlük makamı için bin türlü tecrübe ister. Bir ahçı mı lazım lokantaya? Tecrübe ister. Bir dersane hocasından istenir. Tıp Fakültesi mezununun dahiliye uzmanı olması için 4 yıl daha pratik tecrübe odaklı eğitim alması istenir; fakat konu hukuk olunca, stajı yeni bitirmiş olan ile yirmi yıllık avukat, aynı statüdedir. <br />
<br />
Aynı statüde olmadığını tercih söz konusu olunca vatandaş bilir de yasa bilmezden gelir! Bu bilmezden gelme yüzünden mesleğe yeni başlayan avukatlar ezilir, horlanır, itilir, kakılır; hatta aç kalır!<br />
<br />
Güvence sağlanmalı ve kademeli sistem oturtulmalı. 10 yılını doldurmuş bir avukata kesinlikle bazı imtiyazlar tanınmalı; ama mesleğe yeni başlayan için de ekonomik özgürlük ve vicdan rahatlığı adına sıkı düzenlemeler yapılmalı.<br />
<br />
Muhakame gücü, kabiliyeti ve tekniğinin haliyle herkeste dört dörtlük olması mümkün değildir ve avukatlık kavramı hukukta mevki olarak çok önemlidir.<br />
<br />
Hastalığından çıplak göz ve muayene ile emin olduğunu tahlile yönlendiren doktorun da, basit bir hukuksal tedbir ile sorunu çözebilecekken müvekkilini olmadık maddi bedellere yönlendiren avukatın da tarzı ve tavrı genele şamil kılınamaz.<br />
<br />
Çok dikkat edilmeli.<br />
<br />
Kavramların itibarı, kendinden olmalı. Birisi övdü diye yücelmemeli, yerdi diye alçalmamalı. Kavrama tutunan da ayakta kalabilmek için kavramın itibarına zarar vermemelidir. Şahıs bazında, kavramı incitmek sıkıntı nedeni olacaktır.<br />
<br />
Ne sağlık, ne de hukuk endüstri değildir. Bireylerin Anayasal güvence ile belirlenmiş olmasaydı dahi en önemli hakları olarak tüm vicdanlarda ifade bulabilecek hak arama, eğitim ve sağlık haklarının rant kaygısına malzeme telakki edilmesi fikri bile çok ciddi ayıptır.<br />
<br />
Avukat dediğimiz, görmediğimizi gören ve değerlendiren, çözemediğimizi çözen, teknik bilgi ile donanmış idrak demektir.<br />
<br />
Avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırılması, hak arama derdinde olanlar açısından bindikleri dalı kesmek, hakkı tayin etme makamında olanlar için de benzer muamelenin kısa bir zaman sonra başlarına geleceğini fark etmeleri gerekliliği ile tefsir edilmelidir.<br />
<br />
Hak, hakkından gelinecek en kolay ve hazmı en zor lokmadır!<br />
<br />
Hakkı gözeteni gözetmemek haksızlığın anahtarıdır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?46-Avukatin-Avukati</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yeni Anayasa ve Halka Felsefesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?45-Yeni-Anayasa-ve-Halka-Felsefesi</link>
			<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 13:42:33 GMT</pubDate>
			<description>Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Vücudun en hassas uzuvlarından biri burundur. Hayvanların burnuna halka takarsanız, halkadan geçireceğiniz ip ile onları dilediğiniz tarafa çekip götürebilirsiniz.<br />
<br />
Son zamanlarda kadınların burnunda gördüğüm hızma, bu bilgiye vakıf olmam sebebiyle beni üzüntüye düşürüyor. Nedir yani estetik kaygısı filan denirken bambaşka bir mesaj mı veriliyor gibi bir niyetim de asla yok!<br />
<br />
Fakat beni asıl üzen husus ayrıntıya boğulmuş bir Anayasa. Her şeyi içine alma gayretinde, bahsetmediği konu kalmasın telaşında hazırlanacak bir Anayasa…<br />
<br />
Ayrıntısı zirve yapmış metinler yıpranmaya mahkumdur; çünkü yaşam akışkandır ve olaylar, yaşam şartlarına göre değişkenlik arz eder.<br />
<br />
Bakınız dil bile kendini yeniliyor, örfen 30-40 yıl gibi kısa bir sürede neler neler değişti. Abartmış saymayın, dünya şu 50 yılda neredeyse 500 yıl yaşlandı. Teknolojinin, bilimin hızına yetişmenin mümkün olmadığı zamanlarda yaşıyoruz ve bu gerçeklikte birileri çıkıyor, her olayı kucaklayacak, her olguyu izah edecek, her soruna parmak basacak bir anayasa derdinde çırpınıp duruyor.<br />
<br />
Anayasa dediğimiz adından da belli ana olmalı, temel olmalı, kısa ve öz olmalı…<br />
<br />
Her şey onda olmamalı, sadece her sorunun anahtarı onda olmalı. Kazuistik yöntemlerle (her şeyin ayrıntı ile yazılıp çizildiği) yapılan yasa metinleri kısa ömürlüdür. <br />
<br />
Anayasa kazuistik yöntem ile yapılmamalı. Kıymetini zayi edecek uygulamalara muhatap olmamalı. Her yeni iktidar döneminde bir yerlerine dokunmanın vacip olduğu bir özellik arz etmemeli.<br />
<br />
Çerçeve metin olmalı ve kuşatıcılığı hale hale olmalı. Dokunması şart değil, rüzgarı tesir etmeli. Özü olmalı ve ilkelerden dem vurmalı. İlkel olmamalı…<br />
<br />
Peki şu yukarıdaki sözler neydi? Sen onu izah et bakalım derseniz…<br />
<br />
Hayvanların en hassas, acıya duyarlı yeri burnudur. Burnuna taktığınız küçücük bir halka ile bir hayvanı elinizde oyuncak edebilirsiniz.<br />
Milletlerin de en zayıf oldukları nokta, değerleridir. Değerler için ölür insanlar ve öldürürler. Bunu unutmayalım ve devam edelim:<br />
<br />
Zaman içinde o halka ne kadar da başka bir anlama kaymış, farkında mısınız? Süs olmuş ve estetik için malzeme kabul edilmiş…<br />
<br />
Değerler böyle olmamalı…<br />
<br />
Değerler, değer yargılarının altında ezdirilmemeli…<br />
<br />
örneğin dün töre saiki hafifletici nedendi; bugün ise ağırlaştırıcı…<br />
<br />
Dün falan için ölümü göze alanların bugün onu iplerde salladıkları gibi...<br />
<br />
Anayasa bir değerler manzumesi olmalı; değer yargılarının doldurulduğu metinler harabesi değil…<br />
<br />
Anayasa bu milletin değerleri ile değer yargılarını ayrıştıran bir vasfa sahip olsun kafidir...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?45-Yeni-Anayasa-ve-Halka-Felsefesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Beyin Teklemesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?44-Beyin-Teklemesi</link>
			<pubDate>Wed, 20 Mar 2013 20:25:58 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Bir tür beyin teklemesi durumu var; örnekleyeyim:  
 
Bazen, 'filanın çoğu vasıflarını beğeniyorsan, onun beğenmediğin vasıflarını da sineye...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir tür beyin teklemesi durumu var; örnekleyeyim: <br />
<br />
Bazen, 'filanın çoğu vasıflarını beğeniyorsan, onun beğenmediğin vasıflarını da sineye çekeceksin' ile kendini gösterir. 'Bir inanışın varsa, onu çepeçevre sarmalayacak, ona ait ne varsa kabul edeceksin' ile de ifade bulabilir. Aklına yatmamış mı? 'Olsun. Anlamamışındır sen. Doğrusunu senin yerine anlayanlar muhakkak vardır. Sen inanmana ve savunmana bak' algısı hakimdir.<br />
<br />
Mabetlerde direklerin üstüne isimler yazarlar. O isimlere alerjisi olanlar da kendi adamlarının isimlerini bir yerlere asarlar. Sonuçta ölmüş; ama devrinin kalabalık yaşamlı iyi bilinmişleri fikri ve inancı doğrultusunda yüceltilir. Yaşam sürdükleri zamanlarda bilinen onlara ait eksiler ölümleri ile birlikte azar azar azaltılır ve bir zaman gelir sütten çıkmış ak kaşıklarımız olarak tepemize kondurtulurlar.<br />
<br />
Yaşayanlardan da tutulanlar vardır, ismi ve karakteri perspektifli. 'O iyi adam. O, problemsiz. O doğru düşünüyor v.s' değerlendirmeleri ile... Ve tabi onun çok güzel kalçaları var ile de oluyor böylesi tutmalar. Bu tutulanların isimlerine leke olabilecek bir sözü biri der ise onun katli vaciptir. Ha Gezmiş, ha Özal; fark etmez. Aklına yatmayan bir hususu dile getirdiğinde 'Sen kimsin de ona laf söylüyorsun' faslı başlar.<br />
<br />
Takım tutuyorsun mesela, karşı takımın tutucularına maçta senin takım berbat da oynasa, kendi takımlarını savunma mecburiyeti yükler bu beyin teklemesi. Gözleri çok hoş olanın biçimsiz bir yerine göz yumdurtur ya da... İbiğinin güzel olması yeterlidir, dili kullanamıyor olmasının canı cehenneme. İsrafil Tatlıses, Oxford okumadı; ama olsun Oxford mezunları halt etmiştir onun yanında gibi ile de örneklenebilir.<br />
<br />
İnsanların insan olma ehliyetini onlardan alan, onları tanrılaştıran, onlara tapınmak için zemin ve fırsatlar üretenlerin var olduğu ortamlarda insan, kişilik tekamülüne devam edemez, tam o anda tekleme durumu söz konusudur.<br />
<br />
Bir insanın on sözü/tavrı doğru, bir sözü/tavrı hatalı ise hatasına binaen onu 'tu kaka' ilan edip on doğrusunu göremeyenin karakter tekamülünün hangi safhasında olduğunu bilim açıklıyor. Arama motorlarına yazın bulursunuz.<br />
<br />
Burnu pisliğe batmışın başkalarının gaytasına burnunu dayayıp kimyasal analize girişmesi özellikle tekamülün bu faslındakiler için en büyük meşgaledir. Bunlar tribünlerde karşı karşıya geçer ve birbirlerine giydirirler; daha olmadı karşı karşıya geçip birbirlerini öldürürler. Tarafgirlik diyorlar buna.<br />
<br />
Bazen haberlerde izlersiniz bunları. Bir kadını mesela yere yatırmışlardır; ya da bir sarhoşu, vicdanı uçuklatan biçimde feci döverler. Kimini de beline bomba sarmış ve pazar yerinde patlatmış görürsünüz kendini.<br />
<br />
Hep aynı yerde sorun vardır; beyin teklemiştir. O tekleme anında onları insandan sayma gafletine girmek de beyin teklemesidir.<br />
<br />
Olduğu gibi göremediğinde olmayan görüntüyü olduğunu sandığınca ömür boyu tefsir et dur. Bu bakış boş, bu yaşamın içi boş, yorumcu boş, yorumlanan boş… Bir şey ifade etmiyor; buradan bir kazanım söz konusu değil; ama çevren ve çevrendekilerin beyinlerinin içine dışkıyı elmas kıymetinde bırakıyorsun ya, o adamın asabını bozuyor.<br />
<br />
Bu bir absürt tavır bin reel sonuç doğuruyor. Ayıkla pirincin taşını, çıkar kuyudan taşı... Hadi bakalım.<br />
<br />
 ***<br />
<br />
Hüzün notalı özgürlük türküleri ile göbek atanın, kelepçeli şakşakçılığının ceremesini ruhu çeker.<br />
<br />
Kıyıları vardır yaşamın, ortaları, derinleri... Şehvet, şöhret, servet ve hepsinin zirvesi enaniyet/ego... Hisseli harikalar kumpanyası malzemeleri.. Onlarlı yaşam daraldır, onlarsız da daralır... Pencerenden ne görünüyorsa, yan penceredeki manzara da üç aşağı beş yukarı odur. Seni istediğince görmeyen civarından uzaklaştırıyorsa, o seni sevmiyor. O sadece kendinin hayranı... Kendindeki seni istiyor yaşamına.<br />
<br />
Ben'ini ucuna varmadan büyütenin ayağına batan diken beynini kanatır!<br />
<br />
Ruhlar bazen sürtünür gezişirken birbirine... İşte o zaman, sadece fark etmek yetmez, hamle yapmak da gerekir. Ağlarsan bulursun yalnızlığında... Gezersen de bulursun seyranında... Ama illa ki bulursun...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?44-Beyin-Teklemesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Keşke Felsefesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?43-Keske-Felsefesi</link>
			<pubDate>Mon, 11 Mar 2013 21:20:29 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA['Keşke' ikircikli bir kelime. Dışa yansıması berbat ve tiksinti verici.  
 
Pişmanlığın kıvırtması... içleminde üzüntü hissiyatı yoğun, fakat denge...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">'Keşke' ikircikli bir kelime. Dışa yansıması berbat ve tiksinti verici. <br />
<br />
Pişmanlığın kıvırtması... içleminde üzüntü hissiyatı yoğun, fakat denge adına, denge ayarını bozan bir işlevi var. Kompleks peydahlayan, güvensiz, sorunlu, sığıntı bir kişilik çağrıştırdıkları…<br />
<br />
Keşke yapsaydım…<br />
Keşke yapmasaydım…<br />
Keşke yapsaydı…<br />
Keşke yapmasaydı…<br />
<br />
İfade edilince bulantı verici bir ikiyüzlülük. Dışa yansıtıldığında, sinyal için kullanıldığında, teşhirin sırıttığı ve sıktığı anlar vardır, biri de bu.<br />
<br />
İnsan, iç işlerinde girift sorunlara kompleks çözümler bulmada ve kendini teraziye almada başarılı, dışa sıfatlamadığı her kendine ait olanı bir biçimde farklı yaşam biçimlerine uydurmaya yetenekli bir canlı. İçe nazarlar, geliştirici idmanlardır.<br />
<br />
Şunun için yazıyorum:<br />
<br />
Gördüğüm keşke sahiplerine bakış açım pek iç açıcı değil...<br />
<br />
Özgüvensizlikleri ve tutsaklığa alınma temayülleri canımı sıkıyor. Kendinizi oturttuğunuz yere tamam; ama her önünüze çıkan sizi körkütük kullanmak zorunda değil. Belki birilerinin kendine saygısı vardır, size olmasa bile.<br />
<br />
Ayıbını ve keşkesini paylaşan birine beni paylaşmam. O, muhakkak bir zaman, beni, biriyle keşke ve ayıp mevzusu edecektir. Yalama olmuş bir şey, kaçınamazsınız bundan.<br />
<br />
Bundan hoşlanmıyorum<br />
<br />
İnsan için kemâlât dağının zirvesindeki toprak aşağıdakinin aynı...<br />
<br />
Tek farkı aşağıdan yukarı seçilmiyor; yukarıdan aşağı...<br />
<br />
Yukarıda aşağının özlemi, aşağıdan yukarıya heves...<br />
<br />
Yaşam ise verildiği kadar var ve insan, tahterevallisinde oyun oynamakla geçiriyor ömrünü…<br />
<br />
Bu arada birilerinin yaşamını didikleyip, hükmederek geçen zaman da, yalnızlığın öfkeli sessizliğinde harcanan da son son bittiğinde, hamuruna seni kavuşturmada en çok en sevenlerin en en dediklerin seferber olacaklar...<br />
<br />
Senin işin bittikten sonra, ardından övgüler ve yergiler…<br />
<br />
Öveni övdürtecek, söveni sövdürtecek malzeme demek etki demektir.<br />
<br />
Etki birinde keyfe ya da kedere neden olmuşsa enaniyet demektir.<br />
<br />
Enaniyet ise kibrin rahmidir.<br />
<br />
Kalbinde zerre kadar kibir bulunanların canları cehenneme dendi.<br />
<br />
Kibrimiz fazlaca ve bu kibir  ile bizim yürüyebilme imkanımız yok. <br />
<br />
Dipsiz bir yaşamı yaşama fukarasıyız. Beceremiyoruz yaşamayı ve civarımızdaki yaşamlar gözümüze batıyor.<br />
<br />
Barışık olmak, haltın da sevabın da hakkını vermek lazım...<br />
<br />
Aksi halde öncekiler sonrakilerin sağlamasından başka bir şey değil...<br />
<br />
Gecenin bir vakti tek başınayken yapabildiğini, civarında birileri varken yapamaması, insanı itaat tavına getirir...  Artıktan aş çıkaranların derdi ile marjinalitenin göbeğini kaşıyanların derdi aynıdır. Ciltler dolusu sıfatın özünde bu küspelimsiliği daima fark edebilirsiniz...<br />
<br />
Geçmişi geleceğe  taşımak, geleceğin geçmiş olsunudur...<br />
<br />
Hakka değil, çıkar sevdasına öğüt verme ve  almayı terk ettiğimizde  pespaye öğüt, bunalıma girip kendini uçurumdan atacaktır diye umuyorum. O zamana kadar her öğüt işinden rant tahvil eden  işi  tıkırındanın tıkırtısı mideme dokunmaya devam edecek sanırım…<br />
<br />
Keşkelerinden duvar örenlerin harcı, öğüttür…<br />
<br />
Bu sebeptendir, öğütler esnemeye vesile oluyor…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?43-Keske-Felsefesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İdam Cezası Tartışmalarının Düşündürdükleri</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?42-idam-Cezasi-Tartismalarinin-Dusundurdukleri</link>
			<pubDate>Wed, 06 Mar 2013 22:33:53 GMT</pubDate>
			<description>Şu üç çocuk mevzusunu biliyorsunuz. (üç beş yıl kadar oldu) 
 
Gerekçe edilerek yeniden idam olsun mu olmasın mı tartışması başladı. 
 
İdam olsun...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şu üç çocuk mevzusunu biliyorsunuz. (üç beş yıl kadar oldu)<br />
<br />
Gerekçe edilerek yeniden idam olsun mu olmasın mı tartışması başladı.<br />
<br />
İdam olsun diyenler az değil; olmasın diyenler de.<br />
<br />
Bir araştırmacı, tezi için normal bir chat odasına giriyor. ’Adım Duygu, yaşım on’ diyor ve on dakika içinde kırk kişi ona seks teklif ediyor, bir kişi ise pardon diyor.<br />
<br />
<b>Suç yolu asfalt bir mekanizmada, suçluyu cezalandırmanın adı ekonomik kaygıdır, başka bir anlamı yok... </b><br />
<br />
Hukuk ne işe yarar diyoruz.<br />
<br />
Adaletin tesisi yuvarlak cevabımız; lakin bu cevap malum tatmin edici değil. Aslında adalet oturmamış bir kavram olduğundan (doğrusu yerleşik düzene müsait olmadığından) sallantılar daima olacaktır.<br />
<br />
Üç çocuğu cinsel istismarı sonrası öldüren bir adamı öldürmeliyiz deniyor. Beri yanda üç yüz çocuğu cinselliklerini bile yaşamadan öldürenlere kıl kıpırdamayabiliyor.<br />
<br />
Bunu böyle çözemeyeceğiz. Çünkü buradan bir paradoks oluşacak. Şöyle yapalım:<br />
<br />
Baskı ve ceza ile neyi halletmeye çalışıyorsak bunu baskı ve cezasız nasıl halledebiliriz, ona bakalım.<br />
<br />
Ahlaki değerlerden yeryüzünde yeterince katliamlar çıkmadı mı? <br />
<br />
Hırs ve hased var oldukça nifakın önünün kesilmesi nasıl mümkün olacak? <br />
<br />
Mikro kazanımlar uğruna makro kazanımlar heba edilebilir mi?<br />
<br />
Kitaplarda gayet şık duran cümleler yaşama geçirilmeye çalışılınca nasıl büyük veballere neden oluyor bunu tüm insanlık kaçlarca kere gördük yaşadık.<br />
<br />
Azaltmak bence büyük bir kazanım olacak. Kuralları, atasözlerini, değerleri, nazı, edayı, cilveyi, ağır abi ablalığı, ana babalığı, hastalıkları, hoca, üstadlığı...<br />
<br />
Barışmaktan yanayım. içten ve dıştan yutturulan bütün suniliklerden sıyrılmak kısaca. Kötü bilinenlerle iyi talim edilenlerin empatik sevişmeleri yaşamı yaşanılırlaştıracak diye düşünüyorum. <br />
<br />
O adam öldürdü, çünkü YAPAY hayvan. En temel D.N.A.sının direktiflerine giydirdiği değere gerisinden uydu, düzünden değil. DOĞAL hayvan olsaydı o yaştakinden cinsel beklentiye girmezdi. <br />
<br />
Sonuçta cinselliğin tabiatında üreme içgüdüsü var. Onu bozan çeliştiği yaşam. Onun katl ettiklerini sokağa salanlar ÜRETİLMİŞ insan D.N.A.sına yapıştılar. ’Bu devirde de insanlar arasında hayvan mı kaldı’ ile sorumlu olduklarını gevşek bir koruma ağı kurgusuna emanet ettiler. Çocuk kısmı zaten çocuk. Şekeri verene gülümser. Hayvanı da insanı da öyledir.<br />
<br />
Sorunun çözümü bence:<br />
<br />
Şimdilik biraz KÜLTÜREL insanlıktan taviz, biraz TABİAT HALİ hayvan tarafı geliştirmek... <br />
<br />
Doğaya zıt yaşam formatları her zaman doğal süreci deforme edecektir ve ediyor da... <br />
<br />
Eskiden kabile kabile yaşamlar revaçtaydı. Şimdi dünya son sürat bir bütünleşmeye doğru açılımlarda. İngiliz, Türk, Alman, Arap, Romen, Kürt, Tatar ayrıştırmaları eskilere nazaran bayağı azaldı. Bakmayınız hala gündem tutan ırksal, sınıfsal, siyasal baloncuklara. Hakikaten hepsinin birer balon olduğunu herkes az çok algıladı. Uygulamaya yansıması belki biraz zaman alacak; o kadar.<br />
<br />
Değerlerin bizi nereye getirdiğini de hep beraber gördük. Yapay kıymetlendirmeler hesabımıza gelse de tabiat bizi bir tsunami misali düzlüyor.<br />
<br />
Ben görmem belki; lakin hukukta da, ahlakta da bir tsunami vuracak ve dümdüz olacak her şekillendirilen.<br />
<br />
Sonrasında şekli bozuk kalması dileklerimle...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?42-idam-Cezasi-Tartismalarinin-Dusundurdukleri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hüzün Sırları</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?41-Huzun-Sirlari</link>
			<pubDate>Mon, 04 Mar 2013 10:50:51 GMT</pubDate>
			<description>Yaşamında ne varsa, yan yaşamda olan da sadece o. En uzak köşesine kadar tüm kainatta hep aynı mayadan var oldu, ne oldu ise… Ne, nasıl farklı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Yaşamında ne varsa, yan yaşamda olan da sadece o. En uzak köşesine kadar tüm kainatta hep aynı mayadan var oldu, ne oldu ise… Ne, nasıl farklı olabilir ki?<br />
<br />
Bazen bir sel gelir üzerimize. İrili ufaklı kim ve ne varsa o selde sürüklenir. Çok güçlü kişiliklerin de, zayıflar gibi hayatta kalmak için sadece bir kütüğe tutunmaktan başka çaresinin olmadığı o zamanlarda, unutulmamalı, sarmaladığı kütüğün vesilesiyle soluk alıp vermededir her selzede…<br />
<br />
Yalan hüzün, insanı için için yiyip bitiren kurt gibidir. Neşe ise o hüznün ardından yaşam iksiri gibi gelir; fakat acaba öyle midir? Sanal hüzün yapıştığında ruha, yalnız kalmak genel tercihimiz ya, büyük hata...<br />
<br />
İnancımızca, geçer hüzün, biz bizeyken biz. Hatta geçtiğini de çoğu defa gözlemlemişizdir. Geçmesi doğaldır doğal olmasına da, atladığımız, o geçerken vazgeçtiklerimiz... Bizden gidenler... İmha ettiklerimiz ihyamız için… O kadar eksiliriz ki, bir sonraki hüzünde anlarız duygu iskeletimizin taşıma gücünü... <br />
<br />
İnsanın hormonları eğer hizmet ettikleri yaşamda, yaşama sevinci görmezler ise, yaşam sahibini bir an önce geldiği yere kavuşturmak için seferber olurlar. Yaşama, sele kapılanın kütüğe sımsıkı sarıldığı gibi sarılmışları ise, ayakta tutmakla vazifelidirler. <br />
<br />
Yalandan hüznü bir biçimde civarı kalabalıklaşarak atlatmak lazım. Yalnızlık, içerideki koca kalabalıkları başımıza yığmaktan başka bir şey değildir. İnsan, yalnızken tahlil gücünü şahsına özgüler ve bu tercihin getiri götürü hesabında olmaz. Böylesi zamanlarda götürü daima, getirinin beş on mislidir. <br />
<br />
Depresif hüzün uğradığında ’ben yalnızlığı seviyorum. Yalnızken çok iyiyim. En azından zararım varsa kendime’ciler, bunu bir daha düşünün derim. Ömrünüzde, yaşamanın sizi hoşnut edebileceği zamanlardan,  şiddetine göre üç beş ay, beş on yıl kaybettirecek bu haller bir tarz intihardır.<br />
<br />
Hormonların mezar kazarken çıkardıkları seslerden size hayır gelmez.<br />
Yaşam hepimiz için aynı ayarda akmaz; ama hepimize abanarak akar...<br />
Bizler o akış ile sürükleniriz; ama kimimiz nefes alıyor ve kimimiz ise su yutuyor şekilde…<br />
<br />
Bir anlam arıyoruz.<br />
Aranırken geçen zaman, bize aldırmıyor ama…<br />
<br />
Ey toz kondurmaz!<br />
Ey yanılmaz!<br />
Ey sarsılmaz!<br />
<br />
Hüzün iyi gelir.<br />
<br />
Fakat timsahsıların gözyaşında değildir o hüzün…<br />
<br />
Bir kuzunun başını okşayan kasabın merhamet algısında hiç değildir.<br />
İşçisinden çaldığı ile hayır hasenat peşine düşenin, semaya açtığı ele düşmez gerçek hüzün…<br />
<br />
Aldanan ve aldatanın arasında da aranmamalı…<br />
<br />
Yalan hüzün, kafa ve kalp uyumsuzluğunda biraz<br />
ve her neşede daima çokça vardır…<br />
<br />
Gerçek hüzün ise ‘ne yaptıklarını bilmiyorlar’ diyenin dediğindedir.<br />
<br />
Coşkulu yüreklerin çağıltısındadır.<br />
<br />
Bizi öteye taşıyacak hüzün, bu hüzündür ve selde de kütüğümüzdür.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?41-Huzun-Sirlari</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaşamak Seninle, Sence, Senli</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?40-Yasamak-Seninle-Sence-Senli</link>
			<pubDate>Fri, 01 Mar 2013 20:33:34 GMT</pubDate>
			<description>Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak  istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bazen insan, her şeyin üstüne üstüne geldiği devirler yaşar. Hiçbir şey tam olarak  istediği gibi olmuyordur mesela; veya en güçlü hissettiği anlarında zayıflığını  fark eder.<br />
<br />
İşte insanın kendini idrakında önemli bir yol ayrımıdır o anlar... <br />
<br />
Güçsüzlüğün güce galebe çalması insanın kötü olduğunu düşündüğü tarafıyla barışması ve onu kabullenmesi ile mümkün.<br />
<br />
Barışmak ve dengelemek...<br />
<br />
Geçinebilmek...<br />
<br />
Günahı da sevabı da abartmamak, kuyulara hapsetmemek kendini, akmak...<br />
<br />
Akan her şeyle beraber akmak, yolunca, debisince...<br />
<br />
Zevk ve acı asla sürekli değildir.<br />
<br />
Her şeyi yerince yaşamak…<br />
<br />
İnsanız..<br />
<br />
Acizliklerimizi, noksanlıklarımızı çok iyi biliyoruz aslında; ama geçinemiyoruz kendimizle. Bu olmayınca civarla geçinmek de mümkün olmuyor. <br />
<br />
Bir barış imzalamak lazım... Kötü bensem ve iyi de; ikisinin kavgası benden götürüyorsa ve yok olan tükenen ben oluyorsam, olması gerekeni yapmak gerekiyor.<br />
<br />
O, bu, şu hayatımızı çalamamalı. Bizim vermek istemediğimiz hiçbir şeyi, hiç kimse bizden, hile, hurda, sihir, söz ile alamamalı...<br />
Ve vermek istediklerimize de kimse mani olamamalı... <br />
<br />
Kendine kıymet vermek egozim değildir, başkaların kıymet biçmesine hayatı oynamak ahmaklıktır. Sana ait olmayan meziyet seni yüceltmez. Sana ait olmayan meziyeti sende dillendiren, aslında kendini, sana yücelttiriyordur. <br />
<br />
Peki başkalarının hayatına yaşamak zorunda isen; ya da başkalarınca, buradan bir çıkış var mı?<br />
<br />
Çare ne? Nasıl kendini yaşayacaksın?<br />
<br />
Aciz isen ve elinden başka bir şey gelmiyorsa; bölünerek...<br />
<br />
Gerekiyorsa bine bölünerek...<br />
<br />
Kaça bölünmek gerekiyor ise, o kadara bölünerek…<br />
<br />
Ve kaçını kiminle ne şekilde paylaşacağını sen tayin edebilmelisin.<br />
Güç budur ve güçlü kendine ait yaşamı yaşayabilendir. <br />
<br />
Nasıl mı bölüneceğim? <br />
<br />
Cevabını bildiğin bir soru bu. Yaşamak istiyorsan hodri meydan...<br />
<br />
İp uçları hep vardı. İçinde kaç kişi var ve neden sadece biri baskın eleman?<br />
<br />
Yaşam, yaşama aç yaşanmaz.<br />
<br />
Kuyuya iki kova su koy, iki haftada bozulur. Su akmaya meyyaldir. Onu bir kaba bir kuyuya hapsettiğinizde başınıza bela alırsınız.<br />
<br />
Yaşam, yaşamınıza bela olmaya başladı ise, sorun sizin kuyu mantığınızda, yaşamda değil…<br />
<br />
Yeni bir güne uyanman, düne göre daha da eskimen demektir.<br />
Kuş değilsin.<br />
<br />
Uçmak için kanadın yok; ama kanatlara hakimiyetin var.<br />
<br />
<b>Ruh ve beden senkronize olduğunda süzülürsün yaşamda, aksi durumda büzülürsün yatakta.</b><br />
<br />
İkisini aynı anda yaşa ki, yaşından erken yaşlanmayasın.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?40-Yasamak-Seninle-Sence-Senli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kanımız Tatlı</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?39-Kanimiz-Tatli</link>
			<pubDate>Mon, 25 Feb 2013 16:15:33 GMT</pubDate>
			<description>Ölümlerden yaşam emen ego manyağı üç beş şizofrenin oyuncağı koca koca insan sürüleri... 
 
Ultra trajikomik oyun ve eğlence faslının kör beyinli...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ölümlerden yaşam emen ego manyağı üç beş şizofrenin oyuncağı koca koca insan sürüleri...<br />
<br />
Ultra trajikomik oyun ve eğlence faslının kör beyinli figüranları...<br />
<br />
Bir gün Kürt, başka bir gün Türk ve sonra Alevi, Sünni  markacılığı ile olsa olsa ancak birilerinin hesabına yaşayan, mühürlenmiş, sahibi belli mallar mesabesinde hayat süren yaşam fukaraları...<br />
<br />
Daha iyi koşullar bahanesiyle öldüren, ölüme onur sıfatını yakıştıran yüceler yücesi hasta beyinleri pohpohlayanlar var oldukça, yok ediciler daima var olacaklar...<br />
<br />
Şanlarına ölmeyi şeref bildiklerinizin en iyi bildikleri de budur. Varlıkları, varlığınızın eseridir.<br />
<br />
A.B.D., 52 devlet 70 ırktan oluşmuş bir yapılanma. 10.000’lerce kilometre öteden toplasan 10 devlet 20 ırk çıkmaz coğrafyaya bir hedefle geldi. Özgürlük ve demokrasi dedi. Petrol içti, kan işetti.<br />
<br />
Paslaşmayın, kamplaşın diyorlar şimdi…<br />
<br />
Haydi emir kulları! Ne duruyorsunuz?<br />
<br />
Yiyin birbirinizi... Parçalayın... Isırın... Boğun... Dökülün sokaklara, yok edin, öldürün!<br />
<br />
Kanayın bol bol!<br />
<br />
Birbirinize özgürlük sıvayın...<br />
<br />
Sizi birbirinize düşürenler sizi mısır patlağı tadında seyirdeler...<br />
<br />
Siz eriyince dondurmalarının üstüne sizi bulayacaklar…<br />
<br />
Kanınız o kadar tatlı ki…<br />
<br />
O kadar gözünüz dönmüş ki, göremiyorsunuz…<br />
<br />
Bu coğrafyada kabul edilemez ve telafisi çok zor uygulamalar ile bir zamanlar evet, insan onurunun üstünde tamtam dansları yapıldı. Sürgün Doğu dediler, mahrum bırakıldılar, zenci muamelesi gördüler, asimile gayretleri aralıksız sürdü; ama bunları kim neden neye hizmet ile yaptı konusuna doğru açıdan bakılmalı ve dersler alınmalı...<br />
<br />
Kullananlar, kullanılanlar iç içe... Suç ve suçlunun tespiti aslında ne kadar da anlamsız...<br />
<br />
Daha fazla yıpratma, olmadı yara sarma, özür dileme zamanı da değil üstelik... İnkar ve kabul safsata...<br />
<br />
Odaklanıp, sahip çıkmak lazım birbirimize...<br />
<br />
Çünkü; bir kava bakıyor...<br />
<br />
Bir kıvılcım için çabadalar...<br />
<br />
Otumuz kuru, ardımız açıkta...<br />
<br />
Bir saldayız hepimiz ve salın ortasında açılacak  bir delik hepimizi boğacak…<br />
<br />
Onlar tüm sinsilikleri ile yanaştılar...<br />
<br />
Bize lazım olan da, birbirimize yanaşmak olmalı...<br />
<br />
Çözüm için sarf edilen gayretleri görmezden gelmek, ya da daha kötüsü sabote etmek sala delik açmaya benzer.<br />
<br />
Ya bugün bu yara temizlenip bandajlanacak; ya da salın tahtalarını bağlayan ipler çözülecek…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?39-Kanimiz-Tatli</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Tuzsuz Aşım, Dertsiz Başım</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?38-Tuzsuz-Asim-Dertsiz-Basim</link>
			<pubDate>Fri, 22 Feb 2013 20:44:34 GMT</pubDate>
			<description>Gözlemleyebildiğim kadarıyla imkan sahibi olanların, olmayanlara nazaran yaşam kaliteleri daha zayıf ve huzursuzlukları daha fazla.  
 
Tuhaf...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Gözlemleyebildiğim kadarıyla imkan sahibi olanların, olmayanlara nazaran yaşam kaliteleri daha zayıf ve huzursuzlukları daha fazla. <br />
<br />
Tuhaf gelebilir, fakat hakikat böyle... ‘Tuzsuz aşım dertsiz başım’ deyişi, aslında bu durumu ifade ediyor. Varlık çoğalıp, sorumluluk genişledikçe güç, huzura asit etkisi yapmakta...<br />
<br />
Geceleyin, kişinin yastığına şöyle rahat, kararlarından, kendinden emin, güven ile başını koyabilmesi attalara gittiğinde, kişiye bir hasbihal fena olmaz, kendine dair kendi ile…<br />
<br />
Bu coğrafyada yaşayan insanların en büyük problemi, kafaları ile kalplerinin aynı ölçütlere sahip olmamasıdır.<br />
<br />
Bir olayı değerlendirmede mihenk olarak kişinin kalbi Şark, kafası Batı tipi algıyı muhakeme levazımı edindiğinde, ortaya çıkan sonuç, ağız tadını illa ki bozacaktır.<br />
<br />
İnsanlığın ortak kabulü –evrensel- değer ve değer yargıları yoktur ve olmayacaktır. Din kabulü bile doğrusu evrensel değildir. Her kültürün, yaşama formunun kendine özgü bir algı ve kabulü vardır.<br />
<br />
Yaşama hakkını ele alalım: Japonya’da kocası tarafından aldatılmış bir kadın, şerefi adına intihar etmek ister ise geride çocuklarını bırakamaz, onun çocuklarını öldürmesi kültürünün bir gereğidir. Zira Japon kültüründe kadının ergenliğe ulaşmamış çocukları bir parçasıdır ve kadın kendini öldürmeye teşebbüs edecek ise, çocuklarını da öldürmelidir ki bir bütün olarak maddi dünyadan bağı kesilsin. <br />
Çocuklarını geride bırakır ise, toplum onu kötü ve iğrenç bir kişi olarak tanımlar. Şerefi için çocuklarını öldürmelidir.<br />
<br />
Bizim topraklarımızda da bu şeref denen mevzuya dair hala bazı bölgelerde revaçta olan ve töre olarak isimlendirilen kriterleri araştırdığınızda yaşama hakkına dair benzer tespitleriniz olacaktır. Bu misaller, yaşam hakkının evrensel olduğu görüşünün genel bir geçerliğinin olmadığını ifade için verildi.<br />
<br />
Din bile dediğimde bazı suratlar buruşmuş olabilir, buruşmasın. Mesela Hristiyanlık… Aynı metinleri baz alan inanırlar, birbirlerini o metinleri anlamamak ile suçlar ve kendi bakış tarzlarına sahip olmayanların küfür içinde olduklarını iddia ederler. 'Sen yanlış anlamışsın evrenselliği' derseniz; bu nasıl bir doğru anlamadır ki aynı kitaplara inandıklarını söyleyenler, Katolik, Ortadoks, Protestan vb. birçok kola ayrılır ve her biri diğerinin imanını kabul etmez, ibadetini beğenmez, ötesini hüsran görür!  İslam açısından da farklı mıdır görünen? Şii, Sünni vb... Neden böyledir peki?<br />
<br />
Aslında böyle olması doğaldır. Herkes algısının beslendiği kültür ve ferdi birikimi, terbiye ve eğitimi nispetince bir yol çiziyor kendine.<br />
<br />
Nefs/ego ile savaşmayı öngören ne kadar felsefi ekol var ise, bakıyorsunuz güç onun yed'ine geçtiğinde tüm sistematiğini yerle bir edebiliyor.<br />
<br />
İmkanlar çoğaldıkça ihtiyaçların çeşitlilik arz etmesi ve çoğaldıkça azalmak hep bundan… İktidar kuvvetlenip, hükmün ihtişamı genişledikçe bundan doğuyor huzursuzluk…<br />
<br />
İnsana tanrı vasfı ağır geliyor ve realitesine sığdıramıyor sınırsız tasarruf yetkinliğini; fakat güçten de, gücün kazanımlarından da vaz geçemiyor...<br />
<br />
Ağız tadının yok alması da bundandır…<br />
Evrensel kavramının içinin boşalması da…<br />
<br />
Her kuvvet sahibinin bir şekilde, yaşamı yönlendirmedeki tesiri sebebiyle nifakın ardı arkası kesilmiyor…<br />
<br />
Ve her hüküm ile biraz daha uzaklaşıyor insan, insan sıfatından...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?38-Tuzsuz-Asim-Dertsiz-Basim</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kim Kimdir?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?37-Kim-Kimdir</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2013 19:21:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Mehmet, Sabri'nin can dostu, Davut'un azılı düşmanıdır. Annesinin biricik kuzusu, babasının baş belası... Esra'nın soğuk ve ilgisiz eşi, Gülçin'in pamuk yumağı babası, Rana'nın eski varyemez kocası... Ramazan'ın sevmediği amiri, Semra Hanım’ın beğenmediği memurudur... Yılmaz'ı tanımaz, Cihan ile arada selam sabah.<br />
<br />
Mehmet, Bakkal Rıza'nın ayaküstü muhabbet ettiği, Kerem’in ayda yılda bir buluştuğudur. Engin onu hiç sevmez, Kazım ise bayılır... Mustafa'ya borcu var, Yunus'tan alacağı... Nedim onu yanlış tanımış, Kemal ise her sözünü ferman bilmiştir. Yahya'ya haksızlık etmiş, Berna'nın kalbini kırmış, Yusuf'un büyük bir derdini halletmiştir...<br />
<br />
Roller ve kişiler değişse de sen, ne görüntü yakalamış ise başkası için osun. Muhatap seni, sen olarak değil, sunduğun kadar, gördüğü ve algıladığınca bilir.<br />
<br />
Olmadığı kişiyi oynayan bunu gayrına izletebilir; ama kendi o izletiden zevk almaz. <br />
<br />
Başkası yönünden ne görünürse görünsün; kişi, sonuçta her bir haliyle kendincedir.<br />
<br />
Zamanın bir dank sesi ve anı vardır. Hayatı an an yaşarız... Bazı an uzun sürer yaşamı kapsar, bazısı ise andan kısa zamandadır. Muhatap o an ne gördü ise sen onun için o kadarsındır. Esasında ne görünen sensin, ne de muhatabın gördüğü senden başkasıdır…<br />
<br />
İnsan ister ki dediği olsun, bildiğince olsun. Bilmez  bilmediğini… Birini bildiğince olmaya zorlamak, onu istemeyeceği biri haline getirir. Mesela: Namazda gözü olmayan birini birisi, parayı, işi, aşı, bursu, kursu koz ederek namaza zorlar ve o da Allah için değil, birinin rızası için o namazı kılar ise kimi, kime kul etmiş oldu bilmek lazım.<br />
<br />
‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ zor dava... Sen, sen olmak istersin de mahallen seni sana bırakmayabilir. Sen, başkası için fotoğrafını çektiği andaki kişisin. Gülümsedi isen o an, artık ağlaman vaki olamaz.  <br />
<br />
Seni sen olarak yaşamaya bırakmayanlar civarında çoğaldıkça ‘ya huyundan ya suyundan misali’ bir bakmışsın sen de öylelerden olmuşsun. Artık ferdi medeniyet algın terakki edene kadar bir ezer bir ezilirsin; terakki etmeden ölmek de cabası…<br />
<br />
İnsan, birilerince birilerinin hayatına atanan yetkin özne olacağına, kıymeti kendinden menkul birilerinin keyfi için kavrayamadığı yaşamlar yaşayacağına; fukara yaşamında esir yüklem olsa daha yeğdir. <br />
<br />
Kimsenin mezurası kendinden başka kimseyi ölçmeye yetmez; aksi sanılsa da, böylece...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?37-Kim-Kimdir</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kadın Haklarını Savunan Erkekler</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?36-Kadin-Haklarini-Savunan-Erkekler</link>
			<pubDate>Fri, 15 Feb 2013 21:23:37 GMT</pubDate>
			<description>Toplumun malum, sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Toplumun malum, sadece yarısı erkek. Mecliste mesela, milletvekillerinin yarısının nüfus oranının tabii neticesi kadın olması gerekirken, devlet dairelerinde, özel kurum ve kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında kısaca her yerde yönetim erkinde çok ciddi bir erkek egemenliğini fark ediyoruz.<br />
<br />
Nutuk zamanları kadın hakları daima dilimizdedir; fakat bu realiteyi örtmeye dair, dilimiz de oldukça mahirleşmiştir. Gerekçelerimiz, sosyolojik tahlillerimiz, dini sebeplerimiz derken, bu adaletsizliğin vebalini bile kadına attığımız olur. Onları ‘haklarına sahip çıkmamak’; ya da ‘daha ne istiyorsunuz’ ile ayıplarız.<br />
<br />
Kadınlar, partilerde yok denecek kadar az; ya da etkisiz elamandırlar…<br />
Kulüplerde, derneklerde esameleri dahi okunmaz…<br />
Valilik, kaymakamlık, başkanlık vb. yöneticilikler söz konusu ise  ‘şekil bir a’ biçiminde ancak sergilik birkaç isim söz konusudur.<br />
<br />
Kadın, idari maslahatta ‘yok’ kısaca… Kadını toplumda yönetici olarak göremiyoruz. Bu milletin yarısı kadın ise, millet bunu istemiyor demek doğru olmaz. Erkeklerin, veya sinmiş, ezilmiş, silinmiş, baskılanmış, pusmuş kadınların, kadını başta görmeyi istemiyor olmaları tespiti daha gerçekçi olur.<br />
<br />
Kadından ne olur ne olmaz tarzı bir soru insana yakışıyor mu?<br />
<br />
Kadını sahiplenen erkeklerin kültürlerinin keyfine onu bazen öldürmeleri, bazen evlerde hapsetmeleri, bazen ağır işçilik ile muhatap kılmaları bilinmese, ona çok kıymet verildiğinden, yere göğe sığdırılmadığından söz edeceğim de böylesi bir yalana ahmaklıkta zirve yapmış biri bile inanmaz.<br />
<br />
Kadına itaatten başka yol yoktur…<br />
O, kocasının telkininin kahyasıdır…<br />
Akşam yemeğini bir yapmaya görsün mesela…<br />
Çocuklar, bulaşık, çamaşır kadından sorulur…<br />
<br />
Abisi, kız arkadaşı ile gezer tozar, kız kardeşini bir erkek ile görünce de sopayı basar; olmadı öldürür…<br />
Kadın yaptığı zaman fahişe, erkek yaptığında hovarda olur sıfatı…<br />
<br />
Hem kadın kim, fabrika yönetmek kim!?<br />
<br />
Bu coğrafyada binlerce yıl önce anaerkil aile yapılanması hakimdi. Sonra ataerkil yapı ipi aldı eline, güdüyor tebasını keyfince… Kavramda bile erkek egemenliğini fark edersiniz. (Bakınız ataerkil erkeğe nispet edilmiştir)<br />
<br />
Güdülmek, güdücülerin varlığının eseri değildir; güdülmeye talipler güdücüleri ortaya çıkarıyor.<br />
<br />
Şu topraklarda bu kadar dernek var. Kaçının başkanı kadın?<br />
Okul müdürü kaç kadın tanıyorsunuz?<br />
Gazete yazı işleri yöneticileri kadın mı?<br />
Kaç televizyon ve radyonun yöneticisi, sahibi kadın?<br />
<br />
Bir ilde kaç İl Meclis Üyesi kadın var? Belediye encümeni kaç kadın biliyorsunuz? Kaç daire başkanı, müdür var?<br />
<br />
Kaç hakim var? Kaç hastane yöneticisi, kaç vakıf sahibi?<br />
<br />
‘Bu işler birden olmuyor, zaman içinde kadına hakkı veriliyor. Bu bir süreçtir’ denildiğinde bakıyorsunuz bu cümleleri sarf edenler yine erkekler…<br />
<br />
Kadın hakkını yazanlar da erkekler…<br />
<br />
Kadına hak dağıtanlar da erkekler…<br />
<br />
Suratın buruştu ise, özür dilerim sevgili okuyucu…<br />
Dişlerini sıktın, canın sıkıldı ise de özür dilerim…<br />
<br />
Kadın değil esasında mesele; bir insan tanımı meselesi…<br />
<br />
Ren geyiği topluluğuyuz işte, hiç insan minsan sayıklamalayım!</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?36-Kadin-Haklarini-Savunan-Erkekler</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsanız</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?34-insaniz</link>
			<pubDate>Sat, 09 Feb 2013 10:57:13 GMT</pubDate>
			<description>Doğru açıdan bakan herkese herkes çırılçıplaktır! 
  
Hiçbirimiz diğerimizden gayrı değiliz ve bir fazlalık, eksiklik aramak lüzumsuz.  
Ne tamamen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Doğru açıdan bakan herkese herkes çırılçıplaktır!<br />
 <br />
Hiçbirimiz diğerimizden gayrı değiliz ve bir fazlalık, eksiklik aramak lüzumsuz. <br />
Ne tamamen masumuz ne de suçlu... Sadece kullandığımız ve kullanıldığımız zeminler var ayrı ayrı.<br />
 <br />
Somalili çocuk annesinin eteğini şeker için çekiştirdiğinde, Alaska’daki yaşıtı, yağlı bir balık parçası için aynı şeyi yapıyordur; dudaklarını büzerek ve zırıldak bir ağlama tutturmuş halde...<br />
 <br />
Amerikalı espriye güler, Çinli de hasta olur. Vietnamlının canı yanar kurşundan ve İngiliz de uyur... Türk babanın kızının geleceği ile ilgili sıkıntısını Kazak baba da paylaşır.<br />
 <br />
Yaşarız zaman zaman, döngüden döngüye ve birbirimizi tekrar eder dururuz.<br />
 <br />
Biz aynı DNA’dan çoğalmış bir cinsiz... Dillerimiz farklı; ama kelimelerimiz aynıdır.<br />
 <br />
İnsanca’da buluşuruz.<br />
 <br />
Hazımsızlık ve kıskançlık genetiktir bizde ve çoğaldıkça azalmak da öylece…<br />
 <br />
Ölene kadar yaşamaya mecbur ve ölmeye ise asla hazır değilizdir.<br />
 <br />
Kişisel dünyamızın sınırlarına koku bırakmak veya yönetimine rızamız olanın sınırlarında zaman geçirmek gibi, hayvanlarla ortak yönlerimiz de vardır.<br />
 <br />
Vasıflarımız benzerdir. Soğuk görünümlüdür de, yanına aldığına komedyendir gibi. Havalıdır da, sokulmuşsa birine, onda süt dökmüş kedidir ya da...<br />
 <br />
Komplekslerimiz vardır... Eksimiz bilinsin istemeyiz. Sanki eksiltir bizi eksi. Dümen bile çeviririz fark edilmemesi için.<br />
 <br />
Biliriz kız güzelliği,  oğlan yakışıklılığı ile sergiler varını...<br />
 <br />
Koku budur.<br />
 <br />
Şefkatle okşarken şehvetlenebilen bir cinsiz; şehvette şefkati yaşayabildiğimiz gibi…<br />
<br />
Yetişemediğimiz yeri çene ve beden dili ile doldururuz. Bükemediğimiz bileği öper, öpemediğimiz yanağa hevesleniriz.<br />
 <br />
Taksit taksit yaşamayı beceremez, topyekun hibe ederiz varlığımızı peşkeşçilere!<br />
 <br />
Çocukken bilye, <br />
gençken birdirbir,<br />
orta yaşta elim sende,<br />
yaşlanınca körebe oynarız...<br />
 <br />
Biz insanız.<br />
 <br />
Yok hiçbirimizin diğerinden farkı... <br />
 <br />
Belki zemin ve zaman farklı; o kadar...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?34-insaniz</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Nadirattan İfşaatlar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?33-Nadirattan-ifsaatlar</link>
			<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 10:59:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Birinin vermek istemediği bir şeyi ondan zorlamadan almanın çeşitli yolları var. Gasp etmeye lüzum yok. 'Etik mi değil mi’yi sonra tartışırız.   
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Birinin vermek istemediği bir şeyi ondan zorlamadan almanın çeşitli yolları var. Gasp etmeye lüzum yok. 'Etik mi değil mi’yi sonra tartışırız.  <br />
<br />
Mesela:<br />
<br />
Onda olmayan meziyeti onda varcasına olgun bir sunumla ifade edersiniz. Suratsızın tekine 'çok manalı bakışlarınız var' demek ona bile başta inandırıcı gelmeyecek; ama ısrar ederseniz suratsız, pohpohunun devamı hatırına size bir ücret lütfedecektir. Böylesi tavırlara ve tavır sahiplerine özellikle siyasiler, güç sahipleri, varlıklılar ve güzellerin civarında çok rastlanır.<br />
<br />
Cimriden para koparmak zordur, fakat kendini bulunmaz Hint kumaşı ilan edenden 'alarak' değil 'vererek' koparırsın istediğini.<br />
<br />
Ahmak kendini akıllı sandığında bütün zırhlarını yere saçmış demektir. İnandırman lazım fikrini, fikri olduğuna. Sonra çorap söküğü gibi gelir devamı. Nasıl mı?<br />
<br />
'Hani geçen sen bana demiştin ya: Şu iş ne kadar mantıklı görünüyor diye. Ben o zaman pek kıymet vermemiştim; ama hakikaten yani üzerinde düşününce (şu şu gerekçelerle) ne kadar da makul ve akıl dolu olduğunu gördüm' tarzı...<br />
<br />
O dememiş miydi böyle bir şey? Merak etmeyin siz bunu ona nispet edip onu şişirdikçe o yelkenleri indirecektir. ‘Yıkama, yağmala, hile’ diyor bazısı ve iğrenç buluyor bunu. Ben de yapmam yaptırtmam; ama bununla burnundan kıl aldırmayandan kopardığınızda, 'ona bu reva mı değil mi'yi tartışmayı mantıksız buluyorum.<br />
<br />
Aslında iğrenç olan onun, onda olmayana 'sende var' denmesine gösterdiği makuliyettir.<br />
<br />
Daha derinine inersek; dünyanın 'ben çalıştım elde ettim'lik bir genel kazanç sistematiği yoktur. Tamamen sıra dışı bir kurgu gereği ne, kime ulaşacaksa ulaşıyor. Nice alıkların servet sahibi, nice çirkinlerin en güzelle olduğunu görüyorsunuz. Dediğimi algılamanız o kadar da zor değil. Bir umum denge var; lakin özellikle teknoloji ve yaşama standartları, duygu yoğunluğu kalabalıklaştıkça, bu da kendi rotasında ilerleyen farklı bir hal biçimi oluyor son zamanlarda.<br />
<br />
Bir şeylere öyle ya da böyle sahip olduktan sonra kendini, kendinde olmayan ile vasıflayandan onun rızası ile tırtıklamak adalete aykırı mı değil mi emin değilim. Kul adaletinde buna nitelikli dolandırıcılık deniliyor bazen; ama mesela: Tanrı vergisi bir güzelliği olana, -aslında malın teki olmasına rağmen; 'çok zekisin, şöyle güzel sesin var, harika rol yeteneğin var' diyerek yanaşandan o güzel, şüphelenmediğinde, revadır belki ona. Çünkü özde onun, ona bunları söyleten duyguyu fark etmemiş olması imkansız. Almak istiyor alıcı. Rol yeteneği filan umurunda değil, yakına girmek için manevralarda. Bunu bile bile onu civarında tutması, bir tarz tatmin musluğunun ayarının elinde olduğu fikri ve 'idare edebilirimli' mantık ile söylenenin hazzına varma niyeti. Sonra bununla ondan istenen alınınca da, kendini zavallı ve basit hissetme süreci haliyle kaçınılmaz.<br />
<br />
Bu bir ceza mı, ders mi, olması gereken mi; olduktan sonra pek bir önemi kalmıyor. Çünkü daha bir bileylenip 'bir daha asla' diyen o, ertesi gün bir benzeri hadisenin kucağındadır. Bir de işin kasma cephesi var ki; o sonra.<br />
<br />
Not: Yukarıda yazılanları tekrar okuduğumda geliştirmek istedim:<br />
<br />
Oğlan kızı ölesiye seviyormuş; öyle ki o olmasa yaşamında intihar bile edebilirmiş... Kız yüz vermeyince yılan gibi sokuveriyor oysa...<br />
<br />
Ben öleyim sen yaşa…<br />
Ben çalışayım sen ye…<br />
<br />
Bu bile değilken aşk, sevdiğini söylediğini, emeline ulaşamadığı anda yerden yere vuranların ağızlarına pelesenk ettikleri 'aşkım' kelimesinin canı Uranüs'e, nefsi Satürn'e ruhu Dikilitaş'a...<br />
<br />
Aslında gerçek aşkı sorgulamıyoruz. Ümitlenilen o... Bir ütopya, uzaktaki yıldız gibi. Var; ama ulaşmak yok!..<br />
<br />
Kabul etmeyince 'nasıl olmaz'ı beyin algılayamıyor ve savunma mekanizmaları işlemeye başlıyor. Genelde de en çok 'inkar' ve ' yönlendirme' devreye giriyor.<br />
<br />
Kişilik hakları, saygı kayboluveriyor en dillendirildiği zamanlarda üstelik...<br />
<br />
Düşünsenize 'istemiyorum' diyen biri var karşınızda ve siz bunu kabullenmiyorsunuz, dayatıyorsunuz, ondan 'vermeyi istemediğini' zorla alma yollarına sapıyorsunuz.<br />
<br />
'Tavlamak' Beklenti için ince işçilik... Şirin, tatlı görünmeler... İçte beslemediği duygularla hitap etmeler… Balon duygular üretmeler ya da...<br />
<br />
Tavladın peki, sonra?<br />
<br />
Pıs iniveriyor o büyük ihtiraslı tutkulu arzu ise; ya da değeri düşüyorsa sende aldığının bu bencillik ile… ‘Senden bir kazana kulp olmaz’ demek meselesi mesele...<br />
<br />
Piyangocu mantığı.<br />
<br />
Bu bakışta aşk yoktur, lakin faşisti, despotu çoktur. Maço’yu sevenle Maço aynı yolun yolcusudur. Romantikler de psikopattır, en azılı psikopatlar da en romantiklerdir aslında<br />
<br />
Bütün şifre:<br />
<br />
Elde edemedikçe istenen, kabul etmedikçe dayatılanın sonucu dopdolu bir şehvet ve hırs…</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?33-Nadirattan-ifsaatlar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kutsal Semboller</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?32-Kutsal-Semboller</link>
			<pubDate>Thu, 31 Jan 2013 23:48:35 GMT</pubDate>
			<description>Semboller, kutsal semboller… 
 
İnsanın tarihi ile başlayan bir yücelik, öndelik, öncelik ölçütü… 
 
Kral taç, bürokrat kravat takar; kabile reisi...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Semboller, kutsal semboller…<br />
<br />
İnsanın tarihi ile başlayan bir yücelik, öndelik, öncelik ölçütü…<br />
<br />
Kral taç, bürokrat kravat takar; kabile reisi sopa taşır. Papa, hoca, hakim, savcı, avukat, rektör, dekan, öğretim üyesi cübbe giyer. Askerin, polisin üniforması, irili ufaklı apoleti vardır.<br />
<br />
Nedir olay? Ben ötekiyim! Diğerlerinden farklıyım! Öndeyim! Üstteyim! Özelim!...<br />
<br />
Hep bir ‘öndeki’ vardır. Geridekileri peşinde sürükleyen, yeri gelince güden, sopası ile yön veren…<br />
<br />
Peki, bu ötekileri anlamak mümkün. Kendilerini özel sayıyor ve gücü, otoriteyi kendilerine tahsis ediyorlar da bunları oralara taşıyan, oraların tütsülü havasının büyüsünde itaat ile boyun eğip ‘bin tepeme, güt beni’ diyen, konumuna, sürü olarak var olmaya, güdülmeye razı olmuşların hali nedir?<br />
<br />
Kişilik sahibi olmak meşakkatli iştir. Veballi davadır. Makam, insanı kıymetlendirmez; insanı insan olmak kıymetlendirir. Örnekleyelim: Bir hoca… Giyince cübbeyi cennet cehennemi tapuluyor ve cübbesine duyduğu güven ile vasfını beğenmediğini cehenneme, hoşuna gideni cennete yolluyor ise bu gücü aldığı cübbenin onu inandığı sonrasında savunacağını sandığında kocaman bir yanılgı da değil midir?<br />
<br />
Bir hakim… Mahkemede yüksek bir yere çıkıp sırtına cübbeyi çekince, aşağıda kalanlardan hakikaten farklı bir konuma mı geçiyor? Adalet, cübbe ve kürsünün sıfatı mı? Vicdan, ne kadar mütevazi olur, bilgelik ile donanmış ve kibirden arınmış olursa adalet kendini o nispette ifade etmez mi?<br />
<br />
Kim soktu insanların aklına mahkemelerde cübbe giymeyi, kürsülere çıkmayı? Kim, bu hakim, savcı, avukatlara cübbe giyme ritüelini, hangi sosyal ve kültürel değeri referans alarak akıllarına sokuşturdu?<br />
<br />
Nedir bu baş olmak, önce olmak, ötede  olmak, bir imtiyaz ile hemcinsinden sıyrılmak hamakati? İnsana 'yücelik isimli bir dağ var, ne yap et oraya tırman ve kal orada' masalını kim anlattı?<br />
<br />
Öğretim üyesi ki entelektüel duruşun, birikimin, bilginin tepe noktası olarak değerlendirilmeli iken; ne oluyor da kendini bir cübbe ile talebesinden farklı bir konumda telakki ediyor? Bir hocanın asla unutmaması gereken en önemli ilke, kendisinin ölene kadar öğrenci olduğunu bilmesi değil de nedir? Üstada değil, üstadiyete tav olmak değil mi aslolan?<br />
<br />
Baş olmak kişinin başına alacağı en büyük beladır? Tüm bir topluluğun sorunlarını çözmede, taşın altına elini sokma niyet ve gayreti… Kavmin efendisi kavmin hizmetçisiydi. Onu yukarılarda görmek isteyenlere, ona layüs’ellik isnad edenlere, saygı maygı adına şempanzelik yapanlara yerini yurdunu hatırlatması gereken o değil midir ki şaklabanlıklardan ferahlamak da neyin nesi oluyor?<br />
<br />
Bu makam, masa, oda, koltuk, kostüm, ünvan, aksesuar ritüel safsataları topluca insandaki tapınma güdüsünün eserleridir. Aklı başında kişiliği oturmuş hakikatli insanlar bu gibi sembollerin peşine kapılanlara iltifat etmez, yanlışlarını doğrultmaya çalışırlar diye düşünürken heyhat!... Makama yumuşak yerlerini yerleştirenler bakıyorsunuz o cübbeye, masaya, koltuğa aşık olmuş, orada olmayan diğerlerinden ötede, önde, farklı bir atmosferde bir hava solukluyormuş gibi en önce kendisi kendine bir yaşam normu oluşturuveriyor…<br />
<br />
Kelimeler düşüncelerimize araç... Kelimenin kutsanması düşüncenin zavallılığı olduğu gibi, makam odası tabiri, o odaların süslenmesi, şatafatlı olması, kişilerin farklı farklı kostümlere bürünüp vasıflarını -şekilde- şişirmeleri de kişiliklerinin zavallılığıdır.<br />
<br />
Devlet dairesinde görevli müdür ile odacısının kişilik noktasında altta üstte olma mihenkleri esasen var oluş kaynağına duydukları saygı odaklıdır. Bu nitelemede ne müdürlük, koltuğa oturanını saygın kılar, ne de odacılık kişiliği kıymetten düşürür.<br />
<br />
Hakim, kürsüden dolayı saygınlık ve dokunulmazlık kazanmaz; hükmü adalete uygun olduğu ve sorumluluğunu layıkıyla yerine getirdiği sürece ötelerdeki hesabı kendi adına kolaylaşır. Kendini ötelere taşıyıp, cübbesine bir yücelik yüklediği, hatasında ızdırap duymayıp, doğrusunu şahsına bir öndelik vasfı olarak telakki ettiği sürece de vebali artar ve hesabı çetinleşir.<br />
<br />
Öğretim üyesi, hayat boyu öğrenci olma onurundan hocalık vasfını öncelediği sürece ağız tadına ulaşamaz.<br />
<br />
İngilizlerin mahkemelerinde görürsünüz yargıçlar başlarına beyaz, şaşaalı bukleli gösterişli peruklar takarlar. Yani saçını değirmende ağartmamış, gün görmüş, basiretli firasetli kişiler olduklarını, farklı ve özel olduklarını bununla ifade etmek isterler; fakat ‘eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir; elmas çamura da bulansa elmastır’ fehvasınca ne cübbe ne peruk ve ne de en tepeye montelenmiş kürsü yamuk kişiliği yamukluktan kurtarmaz; aynen kaliteli insanı giydiği çulun kalitesizleştirmeyeceği gibi…<br />
<br />
Kutsallık sirayet eden bir olgu…<br />
<br />
Kişiye sirayet edince tanrı adına yön verenler kutsallaştırılır. Kişiden eşyaya sirayet edince de kişinin kullandığı eşya kutsallaştırılır. Halbuki kutsal olan tek şey esasta kutsal olmayanı kutsallıktan kurtarmaktır. Zira insana atfedilen kutsallık, insanı insanlığından eden, ren geyiği topluluğu haline getiren bir olgudur. En büyük boynuz kimde ise o önderdir ilkesi ren malum ki ren geyiklerinin ilkesidir!<br />
<br />
İnsana ise kişilik lazım... Kişi olmak demek tek olmadığını idrak etmek, vebal sahibi olmak, adil olmak, mütevazi olmak, mala, makam olgusuna kapılmamak, övgüye sövgüye kulağı tıkamak, vicdanı öncelemek demektir…<br />
<br />
Adaleti sarayların esaretinden kurtarmaya çalışmada kanını akıtmış şu insan evladı, adalet dağıtılan yere adalet sarayı der ise bu terslik tereslikten başka bir mefhum ile izah edilemez.<br />
<br />
‘Ye kürküm ye’ diyenin ruhu şad olsun. Kürk ile cübbe ile, unvan makam ile adam olunmuyor; adam olmak, adem olmaktan geçer…<br />
<br />
Sembolün anlamı, simgelediğini ifade iken, kendini simge ile mühürleyip, olmadığı olarak vasıflayanların tedaviye ihtiyacı vardır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?32-Kutsal-Semboller</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İtibarsızlaştırma Cezası</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?31-itibarsizlastirma-Cezasi</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jan 2013 23:18:32 GMT</pubDate>
			<description>Hukuk mühendisliği sakat iş… 
 
Deniz Baykal örneğini hatırlayınız. Benzer olaylar birçok kişinin de başına geldi. Misali eskilerden vermeme...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><i>Hukuk mühendisliği sakat iş…</i><br />
<br />
Deniz Baykal örneğini hatırlayınız. Benzer olaylar birçok kişinin de başına geldi. Misali eskilerden vermeme bakmayınız, bu mesele kişi bazlı bir mesele değil ve etkisi insanın medeniyet algısı terakki etmedikçe her zaman hissedilecektir.<br />
<br />
Ağzından çıkan her söze civarının ve uzak halkaların bile dikkat kesildiği bir kişinin özel yaşamından rızası harici gizlice yapılan bir video kaydı ile makamından çekilmeye zorlanması, mahalle baskısı korkutucuları ve baskı krallığı kara şovalyelerinin kendinden menkul ceza normu, hukuk açısından derin sosyolojik etüdler barındırıyor.<br />
<br />
Uygulanan rejim ve o rejimin kabul görmüş kanunu, yaptığına dair bir ceza öngörmüş müydü? Hayır. Bilakis zina suç olmaktan çıkarılmış ve sadece evliler arasında şikayete bağlı olarak boşanma nedeni addedilmişti.<br />
<br />
Eşi ondan boşandı mı? Hayır. Teşebbüsü bile olmadı.<br />
<br />
Mevcut hukuk nosyonuna göre kanunsuz suç ve ceza olur mu? Olmaz.<br />
<br />
Mevcut yasalara göre suçlu mu? Değil.<br />
<br />
Buna rağmen;<br />
<br />
bir insana verilebilecek en ağır cezalardan biri ona verildi mi? Evet.<br />
<br />
Ceza:<br />
<br />
<b>İtibarsızlaştırma...</b><br />
<br />
Bu ceza, topluluk halinde yaşayan insanlar için cinayetin cezasından hafif değildir ve reel bir uygulama olması, hatta Roma’ya kadar dayanmasına rağmen böylesi bir cezanın varlığı -ilkelliği ve düzeysizliğine, yahut yakıştırılamamaya istinaden olsa gerek- hukuk düzleminde ağıza bile alınmamıştır. Fakat malumunuz ki bu vardır ve çok etkili bir cezadır.<br />
<br />
Yasanın öngörmediği bir suç ve ceza muhakemesi dipdiri uygulama bulmaktadır ve -sözde- ilerici aydın hukukçuların, bu kadar ayan beyan bir hak ihlaline dair çıtları çıkmamıştır. En yüksek ses olsa olsa ’özel yaşam alanına girmeyin, bu onu ilgilendirir v.s’ söylemleri... <br />
<br />
Bu kişinin -hukukun koruyamadığı- kaybettiği itibarına dair ortada somut olarak ne var? Büyük bir hiç... <br />
<br />
Genelde Anayasada, özde kanunda var olmayan bir suç ve ceza algısı ile bir insanı toplum ve topluluk yaşamından linç ederek silme gayreti farklı ve yeni bir rejim ihdası çabası değil midir? Böyle algılanmasına ne mani vardır?<br />
<br />
Vurguladığım çok ciddi bir perspektif kaymasının tahlilidir. Hukuk farklı ahlak farklıdır ve bendeniz tam da buna işaret ediyorum. <b>Ahlak hukuk değildir. Adil olan, hukuktur.</b><br />
<br />
Örneğin evlenme ile ilgili toplumsal ahlak çok rahat değişebiliyor. Önceden görücü usulüyle evlenmek çok normal iken şu an çoğu insan buna yanaşmıyor; ya da Türk toplumunda anneye babaya yaşlılara düşkünlük vardır deriz; ama artık yaşlı ve hasta ebeveynlerle birlikte yaşamak çok revaçta değil. Kimse ’kaynanam gelirse başımın üstünde yeri var’ demiyor. Yani yaşam koşulları toplumsal ahlakı değiştirebiliyor. <br />
<br />
Toplumsal ahlak çok kaygan bir zemin. Değişken dinamikleri görünce bir anda kaybolur. Yine örneğin yoksulluk bizim sosyolojik gerçekliğimizde öyle etkilidir ki buradan doğacak ahlak da değişir, hukuk da... Yoksulluk ne kadar değişirse aile kurumu, akrabalık ilişkileri, namus kavramı da o nisbette değişebiliyor. Önceki Ceza Kanununda iffetli kadına tecavüz farklı, iffetsiz kadına tecavüz farklıydı. Şimdi ise toplumsal ahlak evrilmiş ve farklı bir noktaya gelmişizdir.<br />
<br />
<b>Kanun topluma şekil vermez. Kanun toplumun kölesi de değildir.</b><br />
<br />
Toplum kan istiyor diye kan davasını hukuka taşımaz. Toplum, ’evlenince kız temizlenir’ diyor diye hukuk, kadınları kurban edemez. Çünkü hukukla geleneğin amaçları farklıdır. Eğer öyle olsaydı gelenek her şeyi çözerdi. Hukuk adil olanı yapmalıdır. Gelenek ’kızların tecavüzcüsü ile evlendirilmesinden başka çare yoktur’ der, çünkü geleneğin elinde hukukun araçları yoktur. Hukuk örf ve adeti, geleneği yani sosyolojik gerçekliğin şekillendirdiği hukuk dışı toplumsal kuralları hesaba katarken ’bunun amacı ne der, bu adil mi, insan haklarına uygun mu, bu kime zarar verir, eşitliğe uygun mu’ bunlara bakar.<br />
<br />
Bunca sözün hülasası hukuk nezdinde Baykal ve onun şahsında benzeri toplum yaşamında sıklıkla görünen nice insan, geleneğin, ahlakın yargısı neticesi -hukukun değil- çok ağır bir cezaya duçar edilmiş mazlumlardır...<br />
<br />
Hiç tuhafınıza gitmesin. Bu da nereden çıktı da demeyin. Şahsi kin ve adavet hukuk ilkelerinde asla ölçek olamaz. Dün onun başına gelen, bugün bir başkasının başına gelebilir. Böylesi hukuken var olmayan bir suç ve ceza müeyyidesi ile karşılaşıldığında herkes yaşama sarılma noktasında güçlü olmayabiliyor. İntiharların, topluma küsmelerin altında çokça detay vardır; fakat aleni şekilde ortada olan bir şeyi görmemek de işte böylece mümkün olabiliyor.<br />
<br />
Neymiş? Hukukmuş!<br />
<br />
<b>İnsan yarattığı ve sonra tapındığı hukuku acıkınca helva niyetine yemede mahirleşmiş bir varlık...</b><br />
<br />
<b>Not:</b> Bu yazıda An.Ün. Hukuk Fak. Hukuk Sosyolojisi derslerinden de yararlanılmıştır.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?31-itibarsizlastirma-Cezasi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Dipten Gelen Uğultu</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?30-Dipten-Gelen-Ugultu</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jan 2013 07:20:37 GMT</pubDate>
			<description>Bir huni deliği, hacminden fazlasına izin vermiyor, depo ne kadar geniş olursa olsun. Bundan işte, altta ağzı açık bekleşenlerin çoğu damlayı...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Bir huni deliği, hacminden fazlasına izin vermiyor, depo ne kadar geniş olursa olsun. Bundan işte, altta ağzı açık bekleşenlerin çoğu damlayı koklamadan toprak kente göçüyorlar.<br />
 <br />
Hala ufka nazarlardayım...<br />
 <br />
Ürettiği kültürün kulu olmanın utancını kanırtarak çıkaracakları gözlüyorum... Özlüyorum, özlemekten utanarak...<br />
 <br />
İfade etmeye çalıştıkça, algılanmasını istediği anlamdan uzaklaşan birine ne söyleyebilirsiniz ki?<br />
              <br />
Sessizlik dev bir sayhadır. duyana çığlığı gümbür gümbür kaplar her yeri. Şiddetinden duyamaz kimi de ve kimi ise o güçlü sesin fakir ve cılız bünyeden geldiğine inanamamanın boş vermişliğinde yuvarlanır gider.<br />
 <br />
Emin olun ruhların hacmi yoktur ve emin olun en kalıplısı bile dağılabilir.<br />
 <br />
Bir tını meselesi.<br />
 <br />
5 kilo kapasiteli birine 100 kilo kaldırmasını mı teklif etmek; önüne 1 kilo koyup 'sıkıyorsa kaldır' demek mi daha komik?<br />
 <br />
Yaşamlar böyle işte, komik...<br />
 <br />
Bir kaldırma kapasitesi vardır da, ortamı bir biçimde ortalama oranı hayatına standartlaştırmıştır.<br />
 <br />
Bakarsınız bünyesi zayıf, dolayısıyla kolay yorulan ve kondisyonu olmayan birini saatlerce ayakta dikerler. Ya da 'vurdu mu indirecek' tipte kalın görünümlü biri, kaba parmakları ile çorap örmektedir.<br />
 <br />
5 kilo kaldırmaya kapasitesi olmayanın 100 kilonun altına kendini sokmasının komikliği tartışılmaz; lakin anlaşılabilir. Gördüğüne meyil, civar yaşamlardan sızan leziz kokular... 500 liralık standarta sahip birinin 10.000 lira gerektiren yaşama gözünü dikmesi ve buna heveslenmesi de komik; ancak bir gerçek ve izaha argüman çok.<br />
 <br />
Hırs hasta eder ve kişiliği bozar... Yok edenler, çalanlar, zorbalık yapanlar sadece hırs ve hasedin kuludur.<br />
 <br />
Önce 10.000 lirayı elde edersin, sonra o standartı yaşamına kurgularsın. Onda var bende niye yok dedikçe bu haset olanın elindekini almaya, hileye ve bilinçli komplekse zorlar.<br />
 <br />
10.000 lira standartı olanın, 100'lüklerin yağmasından endişe ile 500'lük yaşaması ise anlaşılabilir.<br />
 <br />
Hoş, 10.000'i elde edene kadar kaç 500'lüğün dinini imanını gevrettiğini de anlayabilirsiniz.<br />
 <br />
Neden yazdım?<br />
 <br />
10 ayrı yaşamı tek yaşamda birleştirebilen birini, tek yaşamını bile yaşamakta zorlananların tacizi haset odaklıdır. Bir can yaşamazsan on canını da alırımcılık. 'Kedi uzanamadığı ciğere pis der' mantığınca kınamak, tükürmekten başka bir yol yok onlar için…<br />
 <br />
Bilmek unutmayı peşinlemek demektir; bazen tekrar lazım...<br />
 <br />
En güzel beceri, beceriksizliği kamufle edebilmektir. Mahiri o kadar çok ki...<br />
 <br />
'Becerme'den başka literatüründe kelime olmayanlar için de gayet anlaşılır bir izah...<br />
 <br />
Bir kedi miyavladığında kulağınıza fil sesi geldiği olur mu?<br />
Yağmur altında susuzluk çektiniz mi?<br />
Saygı duyduğunuz biri ile sohbet esnasında suratına 'hiç çekilmiyorsun' dediğiniz vaki midir?<br />
Artvin'den Söke'ye yürümeyi göze alır mısınız?<br />
Ortam uygun ve arzu dolusunuz, hiç işim olmaz dediniz mi?<br />
Patlıcandan elma tadı aldınız mı hiç?<br />
Zeki birine aptal taklidi yapmış olabilirsiniz, aptal birinin zeki taklidine kapıldığınız oldu mu?<br />
Çevrenizde komplekslerini kolye yapıp boynuna takarak övünçle eşine dostuna sergileyen insanlar var mı?<br />
 <br />
'Hayır'lar çoğunlukta ise sizden milyarlarcanın arz piyasasında yer kapladığını da bilmeniz gerekiyor ve asla özel olmadığınızı...<br />
 <br />
Bir seri üretim mamulü olduğunuzun farkındalığında bir yerlerde bir zaman egonuz dipleyecek ve sıradanlığınız tavan yapacaktır. Doğal sonuç, sonrasında zırt saldırı ve vırt savunma ile geçecek ömrünüz...<br />
 <br />
Bir mezarda eski ölü birinin kemiklerini kenara alıp cesedinizi yerine koydukları ana kadar paso yaşayacaksınız yaşamdan habersiz... <br />
 <br />
Diğerlerinin hatıraları ile avunduğunuz zıptırık ömrünüz bitince asla siz bir nesil sonra hatırlanmayacaksınız..</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?30-Dipten-Gelen-Ugultu</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Var mısın?</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?28-Var-misin</link>
			<pubDate>Fri, 12 Oct 2012 19:59:28 GMT</pubDate>
			<description>Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan? 
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Geçmişini geleceğine taşıtanların öğretileri değil midir, özgürlüğün kanatlarını kırpan?<br />
Binlerce yıldır süren kan davaları, ihanet ve düşmanlıklar...<br />
Ölüm, işkence, zulüm... <br />
Yok et, eksilt, söndür, bitir...<br />
Ben yapamıyorsam sen de yapma, onunki de benim olmalı...<br />
<br />
Birileri itiraz ederse, vur kafasına topuzu, gebersin.<br />
<br />
O kızı ben sevdim sana yar etmem,<br />
şu toprağı ben alacağım,<br />
o ülke benim.<br />
<br />
Daha çok kanın var akacak be dünya...<br />
<br />
Hayvanların enteresan bir genetik hafızası var. Göç yolları hikayelerini bilirsiniz. İnsanın ise böyle bir hafızası yok. Her doğumla sil baştan. Ne öğretildi, gösterildi onunla yola devam. <br />
Önceki sonrakinin iteleyicisi olunca, sonraki de haliyle önündekine itildiğini iteliyor. <br />
<br />
Hataysa hata, kaç bin senedir aynı hikayeler.<br />
<br />
Sonra biri çıkıyor diyor ki: İnsan akıllı bir varlıktır. <br />
<br />
Elleriyle bindiği dalı kesenin garabetince işleri olana akıllı diyenin fikrinin ebesi güzel olsa gerek.<br />
<br />
Gir safa şimdi...<br />
<br />
Bu girmenin bir bedeli var lakin...<br />
<br />
Safa girdikten sonra kim kimin belini kırmış, gagasından kapmış, poposunu tekmelemişin analizi saf personeline düşmez.<br />
<br />
Başa dönelim:<br />
<br />
Geçmişi, geleceğinin sırtına binerse, an be an yükü artar insanın ve taşıyamayacağı an gelince yığılır kalır.<br />
<br />
Geçmiş, geleceğin semeridir. Üstüne biner yol alırsın.<br />
<br />
Bin yıllık kin olmaz. İnsan insanı ölümle sınamaz. Yere tüküren ile dişini fırçalamayan aynı değeri hiçe saymıştır. Var olmasını...<br />
<br />
Varlık ucuzladıkça, var olma adına yapılan ne varsa yoku şişirir.<br />
<br />
Ve yok olduğunda ona akarken sana zaman,<br />
ağlamak ah etmek manasızdır...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?28-Var-misin</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hata</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?27-Hata</link>
			<pubDate>Thu, 11 Oct 2012 19:03:30 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Şu bir hata. 
 
Hata inancı... 
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı... 
 
D.N.A.'sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şu bir hata.<br />
<br />
Hata inancı...<br />
Dayatıyor kültür, şu doğru, bu yanlış tarzı bir algıyı...<br />
<br />
D.N.A.'sında zerre miktar doğal bilgi nakli ile doğmayan bebek, dedesinin babasına doğru ve yanlış çizelgesini talim ile kavramaya mecbur tutuluyor.<br />
<br />
Hep bir etki var...<br />
Etkilenen de etkiliyor süreç içinde.<br />
Akıl deniyor süzgeç için; ama aklın mayası küf tutmuş.<br />
<br />
Hazır bir çizelge var malum...<br />
Belirlenmiş...<br />
<br />
Doğduğun yerin yaşayan hukuku ne diyorsa o...<br />
<br />
Bir zaman sonra ister istemez kaptırıp sende kendini en kadim savaşçısı bile oluyorsun o kültürün tezleri adına ölümler doğuracak kadar tutkuyla...<br />
<br />
Ve sonra sen, ağzınla istersen kuş tut,<br />
cevherinden tutmuşlar tuttuklarını.<br />
<br />
Ayıpları var; günahları, sevapları...<br />
Analarından babalarından asma halılık...<br />
<br />
Şu kıtanınki farklı bu zamanınki farklı ne yazar?<br />
Dayamışlar huniyi akıtıyorlar yersen...<br />
<br />
Zamanın da akması var ve her nesile yeniden kör cehalet doldurur o...<br />
<br />
Şulelenmiş yaşam<br />
ve ölü laleler<br />
çürük kokan bir yasemin<br />
<br />
<br />
Birileri öğretmese bütün tarih çöp kutusunda...<br />
Teknoloji, bilim, bütün felsefe ve din...<br />
<br />
Ben böyle insanlığı saza tel mi yaparım?</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?27-Hata</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kazanı Kaynatınca...</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?26-Kazani-Kaynatinca</link>
			<pubDate>Wed, 03 Oct 2012 19:34:50 GMT</pubDate>
			<description>Fahişe diyorlar, orospu da... Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın’ diye tanımlıyor. Bazıları da ’para karşılığı bedenini kullandıran...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Fahişe diyorlar, orospu da... Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın’ diye tanımlıyor. Bazıları da ’para karşılığı bedenini kullandıran kadın’ diyor.<br />
<br />
Sözlük, ’kolay elde edilen düşük ahlaklı’nın ’kadın’ olduğunu özellikle vurguluyor. Kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın göz kırpsa onunla olmak için tepişerek sıraya girecek erkeklere ise toz kondurmuyor. Sözlüğe halka halka diyelim ve devam edelim. Konu edeceğim şey başka.<br />
<br />
Karşılığında bir bedel ödüyorsun ve alıyorsun.<br />
<br />
Neyi alıyorsun?<br />
<br />
İstediğinin bir zaman kullanım hakkını. Sana tahsis ediliyor. Anlaştığınız süre içinde anlaştığınız şekilde oluyor. Sonra çekip gidiyorsun. Bir kez daha istersen, yine bedel ödemek durumundasın.<br />
<br />
Bu alış verişte kullanılan tanım, bedel maddi olduğunda (para, eşya, yemek, içki v.s) farklı, manevi olduğunda (eğlendirmek, hoş zaman geçirmek, iyi hissettirmek v.s) daha farklı oluyor.<br />
<br />
X lira bedel ile bir otel odasında üç dört saat kiralanan bir bedenin sahibi ’düşük ahlaklı, kolay elde edilen’ o, sonra x lirası ile dilerse çanta alıyor, dilerse karnını doyuruyor, dilerse makyajına saçına harcıyor, dilerse biri ile yiyor ve artık ne dilerse yapıyor... <br />
<br />
Tasarrufundadır aldığı, dilediğince kullanır.<br />
<br />
Bir şekilde tanışıp, x bedel söz konusu olmadan komiklik, karizma, şamata, tav ile biraz zaman geçirildiğinde ve bir yemek ısmarlandığı, bir buket çiçek, ya da bir hediye alındığında şovmenliği ile rahatlatıp etkilediğini aynı otele götürdüğünde ise olayın adı başka oluyor. Götürülenin ona alınan çantayı ve ısmarlanan yemeğin mekanını beğenmesi örftendir tabi.<br />
<br />
Bir de bu devamlılığa binmişse daha farklı artık... İlişki deniyor.<br />
<br />
Bedel maddi olunca farklı manevi olunca farklı anılıyor ya, böylesi bir üçkağıda sessiz kalmanın tahlili karakterleri sereserpe ortaya koyuyor... Her şekilde bir bedel ödenmekte ise, bedeller arasına nifak sokanlara da halka halka diyoruz...<br />
<br />
Değer yargılarının kökünün laçkalığının önemli alametlerinden birisi budur.<br />
<br />
Etki, ışığın suya değdiğindeki kırılma gibi açı sapmasına neden olmakta.<br />
<br />
İşin özü, etkilenenlerin cümlesi sürüdür. Taraflarınca kabul edilsin edilmesin çobanın deyneğinin ucunda yaşarlar ve yönlendirildikleri tarafa akarlar. İradesini sürüden yana koyanın düzülürken ağlaması makul olsa da normal değildir.<br />
<br />
Amiyane tabir ile...<br />
<br />
Kullandıran ile kullanan arasında iyi ve kötü tasnifi, kullanım için tayin edilen bedel niteliği ve niceliği esasta hiç bir şeye etken değildir. Buna rağmen bence -varsa bir- değer mantalitesi x karşılığı bedenini kiraya veren, karizmasına, şamatasına tav olduğuna bedenini kullandırandan daha kıymetli olmalıdır.<br />
<br />
Bir kaç etkili sohbetin ve bir kaç kuruşun karşılığı benzer bir geri dönüşe neden oluyorsa bunları birbirinden ayırıp birine tu kaka diğerine sempatik yaklaşımlı hasta beyinlilikten kurtulmak için derhal ’bir bedel ile’ bir psikologa terapi öneriyorum. Terapinin bedeli illa para olacak değil ve terapi veren özellikle psikolog olmalı da değil diyeyim de olayımız daha anlaşılır olsun.<br />
<br />
Etkinin olduğu her yer kaynar. Kazana düşen nereye denk gelirse...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?26-Kazani-Kaynatinca</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Baskı Basar</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?25-Baski-Basar</link>
			<pubDate>Sat, 15 Sep 2012 19:10:23 GMT</pubDate>
			<description>En önce boşluk vardı, 
sonra varlık boşluğu baskıladı 
ve baskı sonra hep bastırdı. 
Basan bastığınca var oldu. 
 
İnsana sıçradı baskı. 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">En önce boşluk vardı,<br />
sonra varlık boşluğu baskıladı<br />
ve baskı sonra hep bastırdı.<br />
Basan bastığınca var oldu.<br />
<br />
İnsana sıçradı baskı.<br />
<br />
Baskısından yaka silken basılan, baskıcısını alaşağı etmek için bastı. Basanı ezdi ve mahkeme, mahkeme kurdu; eski basan yeni basanca meydanlarda baş aşağı sallandırıldı. <br />
<br />
Duramadı baskıdan basarak kurtulan, o da bastı bir basılacak bulup. O baskıyı protesto eden taze basılanlar basıcılarını alaşağı etmek için ayaklandılar. Basan da basıldı. Basmaya kast edenini meydanlarda baş aşağı sallamadılar bu sefer, teşhir ettiler. Bu yeni baskıdan sıyrılma hareketleri de baskısız olmadı. Baskı burada daha sistemliydi. Baskı bastırılamıyor ve her bastırma girişiminde bir taraftan pörtlüyordu, basan namına ve bazen basılan...<br />
<br />
Baskı bitmeyecek. Baskı boru değil. Boru öttürgeçli höttürgeçtir. Civcivi sevmesek de sevimli olduğu gibi...<br />
<br />
Dün üniversitede porno çevirenler kınandı, kınayanları kınayanlar hor görüldü, baskı altına alındı; bugün ilahiyat hocası kınandı, kınayanları kınamayanlar da...<br />
<br />
Basanım, basanını basar.<br />
<br />
Basarsam sarsarım.<br />
<br />
Basanlar olacak basılanlar oldukça...<br />
<br />
Yatak odasında basılanların manşetten boy boy resmi basılacak.<br />
<br />
Basılacak ki para basılsın. ün, güç bas bas basur basur...<br />
<br />
Vicdanlara pamuk basılacaaak<br />
<br />
bas...<br />
<br />
Aper bas, kütle bas<br />
<br />
Baskı basmalı;<br />
çünkü<br />
baskının mayası bozuktur.<br />
<br />
Basan ve basılıp sonra her basan da nasibince...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?25-Baski-Basar</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Yaratıların Dayanılmaz Hafifliği</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?24-Yaratilarin-Dayanilmaz-Hafifligi</link>
			<pubDate>Tue, 11 Sep 2012 21:21:19 GMT</pubDate>
			<description>mesaj manyağı millet 
dizilerde filmlerde  
magazin programlarında  
açık oturum, tartışma arenaları 
vaaz kürsileri 
kahvehane köşeleri 
gazete...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">mesaj manyağı millet<br />
dizilerde filmlerde <br />
magazin programlarında <br />
açık oturum, tartışma arenaları<br />
vaaz kürsileri<br />
kahvehane köşeleri<br />
gazete manşetleri<br />
tuvalet kapılarında mesajlar<br />
bak evladım<br />
iyi dinle dostum<br />
dikkat et kardeşim<br />
bu budur<br />
şu şudur<br />
elemtere fiş<br />
kem gözlere şiş<br />
hocası, abisi, bir bileni <br />
atanı tutanı sallayanı uçuranı <br />
hakimi avukatı <br />
tırışkadan zerzevatı <br />
kodumu oturtanı <br />
bu kadar çok <br />
ey bu milletin evlatları<br />
kendi halimde yazan çizen biriyim<br />
okuduklarında mesaj gördüğün ne varsa üfürükten teyyaredir<br />
çünkü her yaşam kendi formatının mimarıdır<br />
ve etki bazlı her dış müdahale <br />
başkalarının yaşamlarını yaşamlarına bir kasıt ile monte edenlerin bilinçli ya da bilinçsiz yaratılarıdır</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?24-Yaratilarin-Dayanilmaz-Hafifligi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnsan</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?22-insan</link>
			<pubDate>Thu, 09 Aug 2012 22:01:31 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Nedim'in kafasına vurup ağzından aldığı lokmayı, evdeki Tekir'e ikram eden insan...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?22-insan</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Zaman Akarken</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?21-Zaman-Akarken</link>
			<pubDate>Mon, 30 Jul 2012 20:52:44 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[80 yaşında bir ateist: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dedi, ağzı açık...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">80 yaşında bir ateist: 'Evladım, cehalet büyük bir düşmandır. İnsan, bilgi ile donanmalı ve gerçeği zihnî gayreti ile bulmalıdır', dedi, ağzı açık onu hayranlıkla dinleyen küçüğe. 3.000 km doğuda aynı anda 80 yaşında bir sûfi de benzer cümleleri kuruyordu farklı bir dilde önünde diz çökmüş gence...<br />
<br />
Bu konuşmalardan habersiz aralarında 3.000 km olan iki ayrı beldede Lisa ve Şuhsa aynı anda meme veriyorlardı bebeklerine. Bebeklerden biri devlet başkanını öldürecek, diğeri de devletine başkan olacaktı büyüyünce.<br />
<br />
Bir Kızılderili dedesinin beyazlarla olan savaşlarını ballandıra ballandıra sümüklü çocuklara anlatırken tam da o an Çin'de kardeşinin tabağına açlıktan tüküren Cheong Yong Kızılderilileri ömrü boyunca hiç duymayacaktı.<br />
<br />
Dört nesil önce 65 yıl yaşayan Mahir Ağa ne etoburdu, bilemezsiniz. Bir oturuşta bir kuzuyu tek başına yerdi. Dördüncü kuşaktan torunu Seyfi ise vejeteryanların kralıydı, midesine et asla girmedi.<br />
<br />
Sevdiği adamla evlenemeyen Margeret, Jan'dan beş kız yapmıştı. Jan'ın kızları Margeret'in sevdiği adamın oğulları ile evlendiler.<br />
<br />
Hepsi bir yana 5300 yıl önce ölen Buz çağı adamı Ötzi'ye en güçlü kahin söylese inanmazdı 5300 yıl sonra milletin maskarası olacağını...<br />
<br />
Zaman sonuna biraz ilerlesin şimdi...<br />
<br />
Bir balık pusulasız doğduğu yere gidiyor. Bir kunduz kusursuz bir mühendislik ile ev ve barikatlar inşa ediyor. Yarasalarda radarlar, elektrikli balıklar, Monark kelebeklerinin yolculuğu, penguenler v.s. v.s. müthiş donanımlar, teknoloji ile erişmemiz şu an için söz konusu olmayan nice gelişmiş savunma ve yön bulma mekanizmaları... Dudak uçurtan nice donanım, lakin yerinde saymaya mahkumluk; ya da sınırları dahilinde gelişmeye. Zira akletme melekesi problemli...<br />
<br />
İnsan bitki, böcek ve hayvanların çoğuna göre aslında bomboş doğuyor. Sonradan öğrenmesi gereken bir sürü bilgi ve düşe kalka tecrübeler, erişebildiğince teknoloji.<br />
<br />
Aslında insanın tabiat şartlarında anne rahminde iki yıl geçirmesi gerektiğini biliyor muydunuz? Sanırım bilmiyorsunuz. Bilmenizin bir faydası var mı?<br />
<br />
Belki soru bu: Faydası ne?<br />
<br />
Çözüm de bu soruda.<br />
<br />
İnsan meraklı bir canlı. Duyguları gelişmiş, karmaşık bir varlık. Bilgi, tecrübe, olgu benzeri önceki nesillere ait çoğu kazanımın yeni doğumlarda hafıza depolarında bulunmaması; ya da baskılanmış olması aslında onun yaşamı sorgulayabilir biçimdeki varlığında izah bulabilir.<br />
<br />
İnsan yol almaya meyilli bir canlı. Oluşturduğu bir doğa hali karşıtı kültür değer var. Bu değer doğaya parelel, doğanın da varlık bulduğu imkanları kullanarak yeni bir varlık sahası oluşturmaya yardımcı olmuş insanda. İnsan bunu işlemiş D.N.A.sına. Keşfi... Umudu... İrade ve akletmeyi...<br />
<br />
Kültür alanı olmasaydı sanırım şu an insan çoktan uzaydaydı. Dünya ona yetmemiş, kainata dağılmıştı. Bunu başarabilecek tek tür insan, zamandaşı canlılara göre.<br />
<br />
İnsan ise hırs ve hasedi, yani nifakı tercih etti ve kavgalar, savaşlar paylaşma oranı bazlı sekteye uğrattı doğal gelişimini. Akletti; ama yanlış akletti. Belki böylesi gerekliydi. Bu farklı bir tartışma. Bunu geçerek:<br />
<br />
Yirmi otuz yıl sonra düşünüyorum da geçen binlerce yılı telafi edebilecek atılımlar yine insanın eseri olacak. Ölen öldüğü ile kalacak ve geçmişteki en ünlü, en etkin en derin şahsiyetler hafızalarda anılmak istenmeyen anılar olarak yer alacaklar. O hırslar, o hasetler... Ölümler, mücadeleler... Acı acı gülümsenilecek hepsine.<br />
<br />
Çünkü insan ortak geçmişinde bulduğu, bildiği her şeyi beynine yükleyebileceği bir mekanizma ha icat etti, ha edecek durumda.<br />
<br />
Chipler geliyor. Element kökenli hafıza depoları. Haricen yerleştirilecek ve mühendislik, tıp, sanat, bilumum bilim v.s. ne varsa her şey bir anda sizde olacak. Herkese hepsini yaparlar mı bilemiyorum; ama herkese hitap edecek tarzda bir şeyler muhakkak olacak.<br />
<br />
Mp3lerini kulaklıkla dinlemeyeceksin mesela, beyninde çalacak. Hukuk okuyorsun ya, binlerce sayfa kanun... Bir sürü zaman gerek kalmayacak. Bir tık ile ne var ne yok sende olacak, gibi...<br />
<br />
Her yeni nesilde yeniden bulunmaya bilinmeye mahkum ne varsa hepsi ilk anda alınmış ve bütün toplam değer sonrakine olduğu gibi nakledilmiş hale gelecek.<br />
<br />
Bu durum, bildiğimiz hayal edebildiğimiz ne varsa hepsini topyekün kıymetsiz kılacak.<br />
<br />
Nifak nedenli kavgalar, ölümler, yokluk, kıtlık paylaşım sorunları, mülkiyet ve ceza mantaliteleri her şey değişecek ve doğa şartlarının elverdiği gerçekliklere kavuşulacak. Sun,i uydurma, kanser olmuş yaşam normlarımız topyekün atta...<br />
<br />
İşte bu, bunun ilk bilgisidir.<br />
<br />
Tüm varlık içinde ufacık bir yaşamın ısmarlama sahibi insanlığa hayırlı olsun.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?21-Zaman-Akarken</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aklın da Akıldan Arınmaya İhtiyacı Var</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?19-Aklin-da-Akildan-Arinmaya-ihtiyaci-Var</link>
			<pubDate>Mon, 09 Jul 2012 08:28:42 GMT</pubDate>
			<description>Ne hissediyorsun? 
 
Yaşamının efendisi mi, efendilerin kölesi mi? 
 
Bir yaşam var mı sahiden özgüründen diye soruyorsan, 
 
bence biraz var... 
...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Ne hissediyorsun?<br />
<br />
Yaşamının efendisi mi, efendilerin kölesi mi?<br />
<br />
Bir yaşam var mı sahiden özgüründen diye soruyorsan,<br />
<br />
bence biraz var...<br />
<br />
Klişe meraklılarına bir etiket borcum vardı, yapıştırıyorum:<br />
<br />
<b>Gayrındaki yaşamlara sarkmayan her yaşam sahibi, yaşamının efendisi ve zayıflığını başkaya yamayan, başkada derman arayan her yaşam ise onun bunun kölesidir.</b><br />
<br />
On yapmaya gücü olmadığı için dokuzdan vaz geçenlerin dünyasında onlarlı her paylaşımda üçün birini alacağını bilmen gerekir blog sahibi...<br />
<br />
Sen sakındıkça üşüşmeleri, yapamamalarının şişkinliği...<br />
<br />
Korku çok güçlü ve merak da...<br />
<br />
Gözüne sokulan mertekleri yan yana koysaydın Uranüs platolarında süzülengillerden filo sahibi olurdun be adam.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?19-Aklin-da-Akildan-Arinmaya-ihtiyaci-Var</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aidiyet</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?18-Aidiyet</link>
			<pubDate>Wed, 13 Jun 2012 21:19:54 GMT</pubDate>
			<description>Sahibi olduğunun sevgilisi olamayanlara ithafen... 
 
Aidiyet... 
 
Zorlu kavram... 
 
Fark edilince birince bu, fark eden fark yaratır. 
 
İnsan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><i>Sahibi olduğunun sevgilisi olamayanlara ithafen...</i><br />
<br />
Aidiyet...<br />
<br />
Zorlu kavram...<br />
<br />
Fark edilince birince bu, fark eden fark yaratır.<br />
<br />
İnsan birine, bir şeye, bir yere ait hissettiğinde en korunmasızlardadır hissettiğine karşı...<br />
<br />
Kıymetli tarafından sömürülen yaşam, harcanan enerji ve tükenim...<br />
<br />
Asla öyle değil ardından yürür gölge gibi...<br />
<br />
Her sarılışta yeni bir ısırık.<br />
<br />
Afyonlu kezzap<br />
<br />
Çürüyen bir ömür...<br />
<br />
Ta ki...</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İsmail Arslan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?18-Aidiyet</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
