<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Musa Yıldırım Kaya</title>
		<link>https://www.hukuki.net/blog.php?141452-Musa-Yildirim-Kaya</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 08:34:17 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>https://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs - Musa Yıldırım Kaya</title>
			<link>https://www.hukuki.net/blog.php?141452-Musa-Yildirim-Kaya</link>
		</image>
		<item>
			<title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuruya Genel Bir Bakış]]></title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?29-Anayasa-Mahkemesi-ne-Bireysel-Basvuruya-Genel-Bir-Bakis</link>
			<pubDate>Sat, 19 Jan 2013 01:17:39 GMT</pubDate>
			<description>*GİRİŞ* 
 
  Yıllar boyunca insanların sadece insan olmasından dolayı bazı haklara sahip oldukları ve bu hakların korunması  gerektiği savunulmuştur....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><b>GİRİŞ</b><br />
<br />
  Yıllar boyunca insanların sadece insan olmasından dolayı bazı haklara sahip oldukları ve bu hakların korunması  gerektiği savunulmuştur. Doğal hukuk(lex naturalis) da denen bu görüşe göre; hukuk zaten dogada ve insan doğasında vardir, önemli olan onu bulup çıkartmaktır.<br />
<br />
   Ancak 1950'lere kadar, devletlerin vatandaşlarına nasıl bir muamele göstereceği uluslararası alanda konu teşkil etmiyordu. İkinci Dünya Savaşı sonra bazı olumlu gelişmeler oldu. Bunlardan ilki, 1949'da kurulan, Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla kurulmuş  Avrupa Konseyi'ydi. Bu Konsey'e bağlı olarak çalışan Avrupa İnsan hakları mahkemesi ise 1959 yılında faaliyete geçmiştir. Diğer bir gelişme ise; Soğuk Savaş döneminde Batı Avrupa ülkelerini birleştirilmesi amacıyla kurulmuş Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'ydu. 1951'de imzalan Paris andlaşmasıyla Avrupa demokrasisinin temelleri atılmıştır. Bu örgüt uluslararası prensiplere göre kurulmuş ilk örgüttür. Böylece,<br />
insan haklarının global olarak korunmasına ilişkin uluslararası kuruluşlar faaliyete geçmiştir. Ancak  bundan sonra, yasama'nın yani parlementoların denetlenme ihtiyacı hasıl olmuştır. Böylece yasama organının işlemlerinin üstün norm olan anayasaya uygunluğunun bağımsız bir organ tarafından denetlenmesi fikri kabul görmüş ve anayasa yargısı ortaya çıkmıştır. (1)<br />
<br />
  Ülkemizde Anayasa Yargısı, 1961 Anayasası ile sistemimize girmiştir. 1982 Anayasası'nda da varlığını sürdürmüştür; ancak zaman içinde bazı değişikliklere uğramıştır. Bunlardan en önemlisi ise 23 Eylül 2012'den itibaren kabul edeceği 'bireysel başvuru' hakkına ilişkindir. Aşağıda bu yeni kurum ve hukukumuza etkisi detaylı olarak incelenecektir.<br />
<br />
<br />
 <b>1-) AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ:</b> 4 Kasım 1950'de İnsan Hakları Bildirisinde bulunan hakları topluca güvence altına almak için Avrupa Konseyi üyelerinin üzerinde anlaştıkları metindir. Türkiye 18 Mayıs 1954’te 6366 Sayılı Kanun'la sözleşmeyi onaylamış, 28 Ocak 1987’de de bireysel başvuru hakkını tanımıştır. Mahkemenin zorunlu yargı yetkisini ise 28 Ocak 1990’da kabul etmiştir.(2)<br />
<br />
Sözleşmenin 52.maddesi, üye devletlere sözleşme hükümlerinin kendi iç hukuklarında fiilen nasıl uygulanmasını sağladıkları konusunda açıklama yapma yükümlülüğü getirmiştir. Sözleşmenin 55.maddesi, sözleşmenin yorum ve uygulamaları hakkındaki uyuşmazlıklarda, üye devletlerin kendi aralarında ikili anlaşma yapabilmelerini sınırlamaktadır. Zaman içinde sözleşmede değişiklik yapan veya maddi kurallar, haklar tanıyan, ek protokoller üye devletlerin imzasına açılmıştır. Protokollerin maddi ve usul kurallarının, sözleşmenin ayrılmaz parçası olduğu, sözleşmenin bütün hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir, (l. ek protokol m.5 vd.) Türkiye, yargı yetkisini tanıyan beyanında, bazı çekincelerini bildirmiştir. Buna göre, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, askeri personelin hukuki statüsü ve disiplin sistemiyle ilgili konularda, demokratik toplum kavramının T.C. Anayasasında’ki ilkelere uygun yorumlanması gibi çekinceler sunmuştur. Bakanlar Kurulunun 1992 yılındaki kararıyla, söz konusu çekincelerini kaldırdığını Konseye bildirmiştir(3)<br />
<br />
<b>2-) 1982 ANAYASASI ve ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER</b><br />
<br />
Anayasa'da milletlerarası andlaşmaların iç hukuka etkisi 90. maddede düzenlenmiştir. Buna göre 'Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.' Maddenin 4. fıkrasında uluslararası sözleşmelere birinci fıkradaki hükümlerin uygulanacağı, 5. fıkrada ise; uluslararası sözleşmelerin kanun hükmünde olduğunu ve 2004'te eklenen ek cümleye göre, bunlara karşı Anayasa'ya aykırılık itirazında bulunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Maddenin devamında ise usülüne göre yürürlüğe girmiş uluslarası andlaşmalar ile mevzuatta bir çatışma olduğu zaman temel hak ve özgürlüklere ilişkin konularda, uluslarası sözleşme hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bunun sebebi ise ülkelerin uluslararası sözleşmeleri imzalarken taraf devletlere sözleşme hükümlerinin iç hukuka uygun getirme taahhüdleridir. Bir kanunu veya Anayasa'yı değiştirme yetkisine sadece yasama organı olan TBMM sahiptir; ancak bu ona uluslararası sözleşmeyi değiştirme yetkisini vermez. Sözleşmeleri imzalarken taraf devletler, Anayasa dahil tüm mevzuatı sözleşme esaslarına göre düzenlenmeyi taahhüd eder. <br />
<br />
Türkiye, AİHS'ni imzalayarak Anayasa veya kanunlardan dolayı bir hak ihlali olursa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargılama yetkisini kabul etmiştir. Dolayısıyla, Anayasa ve diğer mevzuat Avrupa  İnsan Hakları sözleşmesinin temel hak ve özgürlüklerine ilişkin kıstaslarına ve ek protokolleriyle uyum içinde olmak zorundadır. Aksi halde AİHM'de mahkum olma ihtimali doğacaktır. Ayrıca sadece vatandaşların değil, devletler arasında da bir hak ihlali olursa AİHM yetkili olacaktır.(4) <br />
<br />
Anayasamız 90/5'te uluslararası sözleşemelere kanun hükmünü vermekle birlikte, temel hak ve özgürlüklerde bir farklılık olursa sözleşme hükümlerinin uygulanacağını da belirterek, kanundan da güçlü bir hale getirmiştir. Sonuç olarak sözleşme hükümleri Anayasa tarafınadan, Anayasa hükümlerinden daha üst normdadır. Dolayısıyla en üst normda Sözleşme hükümleri vardır gibi bir görüşü de savunmak mümkündür.(5)<br />
<br />
Danıştay ise, sözleşmelerin iç hukukta yasa üstü konumda olduklarını, yürütme ve yargı organlarının bağlayıcı nitelikte olduğunu savunmaktadır. (6)<br />
<br />
Anayasa Mahkemesi de uluslararası sözleşmelerin Anayasa karşısındaki özel konumunu kabul etmiştir. (7)<br />
<br />
Sözleşme hükümleri iç hukukta usûlüne uygun olarak yürürülüğe girdiğinde, artık sözleşmeden önce yürürlükte olan iç hukuk kuralları zımnen değişmiş veya iç hukuk kuralına istisna getirilmiş sayılır. Ayrıca iç hukukta bir değişiklik yapmaya gerek bulunmamaktadır. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra, AİHS'ne olan yükümlülükten dolayı, Sözleşmeye aykırı yasalar da yapılamayacaktır. Ancak sözleşmeye aykırı hükümler içeren yeni yasaların yapılması halinde, bu tür yasaların sözleşmeye aykırılığını denetleyecek bir mekanizma da yoktur. Böyle bir durumda, yasa ile Sözleşme arasında çelişki olduğunu tespit eden hakim, Anayasa hükmü uyarınca, sözleşme hükümlerini dikkate almalıdır.<br />
<br />
<br />
<b>3-ULUSAL MAHKEMELER VE AİHM ARASINDAKİ İLİŞKİ<br />
</b><br />
AİHM'si, ulusal mahkemelerin üstünde temyiz mercii nitelisinde olmadığından, ulusal mahkemelerin kararlarını bozmak, değiştirmek yetkisine sahip değildir. Ancak ulusal mahkeme kararlarının veya idari makamların kararlarının sözleşmeye uygunluğunu denetlemekte aykırılık varsa bunu tesbit etmekle görevlidir. Mahkeme’nin yargı yetkisi; AİHS madde 32'de şöyle belirtilmiştir. ''Mahkeme’nin yargı yetkisi, 33, 34, 46 ve 47. maddelerde belirlenen koşullar uyarınca kendisine sunulan, bu Sözleşme’nin ve Protokollerinin yorumu ve uygulanmasına ilişkin tüm sorunları kapsar. Mahkeme’ninyetkili olup olmadığı hakkında ihtilaf durumunda, kararı Mahkeme verir.'' (8)<br />
<br />
Anayasa Mahkemesi'nin görevi 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Yürüyüşü ve İşleyişi Hakkındaki Kanunun 3. maddesinin (a) fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre; Anayasa Mahkemesi'nin görevi;''Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde veya hükümlerinin şekil ve esas bakımından, Anayasa değişikliklerinin ise, sadece şekil açısından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmaktır.''<br />
<br />
AİHM'si de, üye devletlerin AİHS'ne uygun bir yargı sistemini kurup kurmadığı, eğer bir hak ihlali varsa bunu tespitini görev edinmiştir. Anayasa'da dahil bütün iç kural ve kurumlarıyla beraber üye devlet AİHM'nin sözleşmeye uygunluk denetimine tabidir. Hatta Anayasa Mahkemesinin kararlarının da sözleşmeye uygunluğunu denetleme görevi vardır. (9) AİHM'si bir anlamda insan hakları alanında özel uzman mahkeme niteliğindedir, insan haklarıyla ilgili uyuşmazlıklarda ulusal mahkemelerin AİHM'nin yorumlarını, içtihatlarını esas almalıdırlar. Aksi taktirde ülkemiz aleyhine tazminat kararları çıkma ihtimali artmaktadır.<br />
<br />
Dolayısıyla ulusal mahkeme veya idari makam, uyguladığı kanun veya anayasa hükmü, sözleşmeye aykırı olduğunda iç hukuk kuralları yerine sözleşme hükümlerini uygulamalıdır. Anayasamızın 90. maddesinin 5. fıkrasında da bununla ilgili düzenleme yapılmış, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir konuda iç hukukumuzla, uluslararası sözleşmeler arasında bir çatışma olursa, uluslararası sözleşme metinlerin uygulanacağı düzenlenmiştir.<br />
<br />
AİHM'si, sözleşmenin ihlalini tesbit ettiğinde üye devleti mahkum ederek, gerektiğinde tazminata karar vermektedir. İhlal genellikle uygulamadan kaynaklanmakla beraber, bizzat kanuni mevzuatın kendisinden de kaynaklanabilmektedir. Örneğin; uzun tutukluluk süreleri, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, savunma hakkının elinden alınması, şahitlerin dinlenilmemesi, karşı delillerin araştırılmaması, duruşmanın aleniliği gibi hak mahrumiyetlerinde sözleşmeye taraf devlet mahkum edilebilir. Aslında bu hak ihlalleri iç hukukumuza da aykırıdır; kamu personelinin görevini ihmal veya kötüye kullanması sonucu ortaya çıkmaktadır. <br />
<br />
<br />
Uygulamadan kaynaklanan hak ihlali hallerinin tekrarlanmaması idari tedbirlerle mümkün olabilmektedir. Ancak ihlal doğrudan kanunun uygulanmasından kaynaklanıyorsa AİHM'si her ne kadar ''kanun değişikliğini tavsiye'' kararı olamasa da sözleşme hükümlerine uygun bir mevzuat taahhüd ettikleri için, yani''ihlalin tekrarlanmaması yükümlülüğünden'' dolayı zorunlu olarak kanuni değişiklik gerektirmektedir. Aksi halde devlet sürekli mahkum olmaya, vatandaşlar da hak ihlallerine maruz kalma durumdadır. <br />
<br />
AİHM' ne başvurabilmek için, iç hukuk yollarının tüketilmiş olması aranmış, mağduriyetinin iç hukuk yoluyla tazmin edilmesi amaçlanmıştır. Asıl olan ulusal mahkemelerin yargılamasıdır ve gerçekten bir hak ihlali varsa bunun iç hukukta çözümlenmesi amaçlanmalıdır. Ancak iç hukuk kuralları, uygulamadan kaynaklanan ihlali gideremez ve tazmin edemezse AİHM yolu açıktır.<br />
<br />
İç hukuk yolları tüketilirken, yasaların öngördüğü usule ve süreye ilişkin kurallara da uygun hareket edilmelidir. Eğer iç hukuk yollarını tüketmek için yaptiğiniz başvurular, süre, görev veya usul yönünden reddedilmiş olursa, Mahkeme başvuruyu reddecektir.<br />
<br />
Ayrıca, AİHS 35. maddesinin 1. fıkrasında başvuru koşulları başlığı altında, başvurusu süresini hak düşürücü bir süreye bağlamış ve iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süreye bağlamıştır. Bu süre geçtikten sonra yapılan başvurular reddedilecektir.<br />
<br />
Kural olarak, AİHM başvuruların kabulü için iç hukuk yollarının tüketilmesini bekler. Çünkü üye devletlerin iç hukukuna saygı duyulması gerekmektedir. Zaten asıl olan da, 'mülkilik ilkesi' gereğince devletin yargılamayı kendisinin yapmasıdır. Ancak bazı istisnai durumlarda iç hukukunun tüketilmesi yolunu beklememektedir. Örneğin; iç hukuk yolunun yetersiz olması durumunda, AİHM iç hukuk yolunun tüketilmesini beklemeksizin davaya bakabilmektedir. Günümüzden örnek verecek olursak Azerbaycan'dan gelen başvurularda, AİHM iç hukuk yollarının tüketilmesini aramamaktadır, çünkü ''etkin bir yargılama'' olmadığını düşünmektedir. Bizde ise 1987-2002 tarihleri arasında ilan edilen güneydoğu bölgesindeki olağanüstü hal zamanında AİHM'e başvurular artmıştı. Bu dönemde daha çok işkence, köy yakma gibi iddialar, iç hukuk yolları tüketilmeden AİHM'e başvuruluyordu. Lobilerin de faaliyetleriyle AiHM bu davalardan bir kısmını, ülke içinde etkin ve adil yargılanma yapılmadığını düşündüğünden doğrudan kabul ediyordu. Örneğin; TEKİN-TÜRKİYE DAVASI olarak bilinen 52/1997/836/1042 dosya numaralı  9 Haziran 1998 tarihli kararda, davacı Tekin'e karşı yapıldığı iddia edilen işkence olayında, iç hukuk yollarının etkin olmaması, olayımızda savcının ihbarı değerlendirmemesi ve örtbas etmesi dolayısıyla, AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kabul edilmiş ve hükümet tarafından yapılan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı yeterli bulunmamıştır.(10)<br />
<br />
AYDIN-TÜRKİYE DAVASI  diye bilinen 25 Eylül 1997'de, 57/1996/676/866 dosya numaralı davada ise iç hukuk yollarının tüketilmediği için davanın reddine karar verilmiştir.(11)<br />
<br />
<b>4- ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU</b><br />
<br />
7.5.2010 günlü, 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla kabul edilmesiyle hukuk sistemimize girmiş yeni bir hak arama yolu olan bireysel başvuru hakkı, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş ve başvuruları almaya başlamıştır.<br />
<br />
Bireysel başvuru şartları, Anayasa148/3'e göre tıpkı AiHM başvuruları gibi kamu gücünün temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir hakkın ihlalinin sebep olduğu durumlarda, diğer hak arama yolları(olağan kanun yolları) tüketildikten sonra başvuralacak bir kurumdur. Yine 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinde de başvuru şartları zikredilmiştir. 46. maddede ise, sadece ihmal veya eylemden doğrudan zarar kişinin başvuru hakkına sahip olacağını, kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuruda bulunamayacağını ve bununla bağlantılı olarak özel hukuk tüzel kişilerinin  sadece tüzel kişinin haklarının ihlali sözkonusu olduğunda başvuru hakkına sahip olacağı belirtilmiştir. Son fıkrada ise, sadece Türk vatandaşlarının bireysel başvuruda bulunabileceğini öngörmüştür. Ancak bu yabancılara bireysel başvuru yolunun tamamen kapandığı anlamına gelmemektedir. Konu aşağıda detaylı olarak incelenecektir.<br />
<br />
6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki kanun, bireysel başvuruyu bir süre sınırına tabi tutmakta ve 47. maddenin 5. fıkrasında, olağan kanun yollarının tüketilmesinden veya olağan kanun yolu öngörülmemişle ihlalin kalktığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılması gerektiğini öngörmüştür. Ancak mazeret durumda bunu kanıtlayarak, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvuru yapılabilmektedir.<br />
<br />
Böylece, belirli bir süre zarfında temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir hak ihlali olduğunda, bunun tespiti ve tazmini için artık AİHM'e değil, Anayasa Mahkemesi'ne başvurular yapılacaktır. Böylece AİHM'nde çok fazla mahkumiyet kararı alan Türkiye, tazminattan kurtulmak ve AİHM'deki dosyaları eritmek için, sorunu ülke içinde çözmeyi planlamaktadır. Bireysel başvuru, sadece ülkemizde değil dünyada 40'tan fazla ülkede uygulanmaktadır.  <br />
<br />
<br />
Bu ülkelerde bakıldığında, AİHM'nde aleyhlerine açılmış çok az sayıda dava görülmekte ve çok az mahkumiyet kararı çıkmaktadır.(12)<br />
<br />
<b>5-)BİREYSEL BAŞVURUNUN KAPSAMI</b><br />
<br />
Anayasa'da, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiyenin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edilmesi durumunda bu kurumdan yararlanabilme ihtimali doğar.(13) Bu ihlal kamu gücü tarafından aktif veya pasif olabilir. Ancak bu işlemler, bireyler bakımından bağlayıcı ve kamu gücü tarafından yapılan işlemler olmalıdır. Bağlayıcı nitelikte olmayan işlemler, örneğin; görüşler, yorumlar, öneri, raporlar gibi bağlayıcılığı olmayan işlemler bireysel başvurunun konusunu oluşturamaz. <br />
<br />
Yukarıda sayılan haklar dışında kalan mahrumiyetler, bireysel başvurunun konusuna girmemektedir. Örneğin, ev sahibinin kiracısını haksız yere evden tahliye etmesinin bireysel başvuru kapsamında olduğu söylenemez ancak, kiracının bu tahliye için dava açmasına karşın mahkemenin savunma yapmasına izin vermemesi veya kanuni haklarını kullanmasını engellemesi durumunda 'adil yargılanma hakkı'nın ihlalinden söz edilebilecek ve bireysel başvurunun konusu olabilecektir.<br />
<br />
Örnek kabilinden bireysel başvurunun konusu olan haklar şunlardır; özel hayatın gizliliği, mülkiyet hakkı, eğitim ve öğretim hakkı, adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, yaşam hakkı, din ve vicdan hürriyeti, seçme ve seçilme hakkı, eşitlik ve etkili başvuru hakkı, seyahat özgürlüğü.. gibi Anayasamız da da sayılmış hak ve özgürlüklerdir.<br />
<br />
Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar ise 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'nun 45. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere;''<br />
Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.''Ancak 46. maddenin son fıkrasında ''Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz. '' diyerek ''herkes'' kavramını daraltmaktadır. Yani sadece Türk vatandaşlarının sahip olduğu haklar için yabancılar bireysel başvuruda bulunamaz; ancak diğer hak ve özgürlüklerin ihlali durumunda bireysel başvuru yapabilmektedirler.<br />
<br />
6216 Sayılı Kanunun 46. maddesinin 1.fıkrasında, sadece ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem veya eylem ya da ihmalden dolayı hakkı doğrudan etkilenenlerin başvuru yapabileceğini, 2. fıkrada ise tüzel kişilerin bireysel başvuru hakkını düzenlemiştir. Buna göre; kamu tüzel kişileri bireysel başvuruda bulunamaz, özel hukuk tüzel kişileri ise sadece tüzel kişiliğe ait hakların ihlali söz konusu olduğunda bireysel başvuruda bulunabileceği öngörülmüştür. Hak ihlalinin temelinde bulunduğu iddia edilen işlemin başvuru anında mevcut olması, yani güncel olması gerekmektedir. Yani 16 yaşında bir vatandaş seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bir başvuruda bulunursa bu hak ''güncel'' olmadığı için reddedilecektir.<br />
<br />
<br />
Ayrıca, temel haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes ilk önce  bu alanda görevli olan adli ve idari makamlarda hakkını aramalı, bu kurumlarda bir çözüm bulunamaması durumunda iddiasını Anayasa Mahkemesinin huzuruna taşımalıdır.(14) Örneğin, bir kamu görevlisinin haklardan birini ihlal etmesi durumunda önce idari amirinin sonra cumhuriyet savcısının soruşturma yapması ve yerel mahkemelerde yargılamanın yapılmasından sonra hala hak ihlali ortadan kalkmadıysa bireysel başvuru yolu tercih edilebilir. Dolayısıyla bireysel başvuru ikincil bir hak arama yoludur. Ancak hak arama süresi geçirilerek kesinleşmiş olan kararlar için başvuru yapılamaz.<br />
<br />
Bireysel Başvurunun usulü, kabul edilebilirlik şartları incelenmesi; 6216  sayılı kanunun 47,48,49 ve 50. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.51.maddede ise; başvuru hakkının açıkça kötüye kullandığı durumlarda, yargılama giderleri ve 2000 TL'den az olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedileceği öngörülmüştür.<br />
<br />
<br />
Bireysel başvuru, bir başvuru formuyla yapılır. Formda başvuruya esas teşkil eden işlemleri özet olarak anlatılmalıdır. Başvuru, kanunda ve içtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne veya yerel mahkemeler aracılığıyla veya yurtdışındaki temsilcilikler aracılığıyla yapıabilir ve harca tabidir. Ayrıca adli yardım kurumu bireysel başvuru için de mevcuttur. Başvuru dilekçesinde yazılması gereken bilgiler, 6216 sayılı kanunun 47. maddesinin 3. ve 4. fıkrasında detaylı şekilde belirtilmiştir. <br />
<br />
Bireysel başvuru hakkını kullanma bir hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre, başvuru yolları tüketildikten sonra veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır. Haklı bir mazeret nedeniyle başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde ve mazeretlerini belirten delillerle başvuru yapabilirler. Mahkeme önce mazereti değerlendirecek ve eğer yeterli görürse esasa geçecek, yeterli görmezse başvuruyu reddecektir.<br />
<br />
<b>6-)BİREYSEL BAŞVURUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ</b><br />
<br />
Bireysel başvular öncelikle Anaysa Mahkemesinde kurulan Komisyonlarca kabul edilebilirlik incelemesinden geçecektir. Kabul edilen bireysel başvurular esas inceleme yapılmak üzere bölümlere havale edilir. Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma yapma,bilirkişi atama, keşif yapma ve belge isteme yetkisine sahiptir. Örneğin, başvurucunun başvuru formuna hak ihlaline dayanak gösterdiği belgelerin resmi bir kurumda olması ve başvurucunun bunu temin etmeye çalışması ancak başaramaması durumunda bu kurumlar hak ihlaline dayanak teşkil eden belgeleri ilgili kurum veya kuruluşlardan bilgi veya belgeleri talep edebilir. (15)<br />
<br />
Mahkeme, başvuruyu dosya incelemesi yapmakla birlikte, duruşma yapılmasını da isteyebilir. Mahkeme esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere re'sen veya talep üzerine karar verebilir, tedbire karar verilmesi durumunda en geç 6 ay içinde esas hakkında karar verilmelidir, aksi taktirde tedbir kendiliğinden kalkar. (16)<br />
<br />
Esas hakkında incelemede, başvuru yapan kişinin gerçekten bir hakkının ihlal edilip edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekene hükmedilir; ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.(17)<br />
Eğer ihlal mahkeme tarafından yapılmışsa dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkeme gönderilir. ''Yani Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin yerine geçerek bir karar veremez.'' Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar olmayan hallerde başvuran lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.(18)<br />
<br />
<b><br />
7-)BİREYSEL BAŞVURU SÜRESİ</b><br />
<br />
Yukarıda da belirtildiği üzere başvuru hak düşürücü süreye bağlanmıştır. Buna göre;başvuru yolları tüketildikten sonra veya başvuru yolu yoksa ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde  başvuru yapılmalıdır. Bu sürenin başlangıcı ise kesinleşmiş kararın kişiye tebliğ veya tefhim tarihidir. <br />
<br />
Ancak başvurular 6216 sayılı kanunun Geçiş hükümlerinin geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında belirtildiği üzere; 23 eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak işlemler değerlendirmeye alınacaktır. 23 eylül 2012'den önce kesinleşen hak ihlalleri için yapılan başvurular, zaman yönünden yetksizlik nedeniyle reddedilecektir. <br />
<br />
<b><br />
SONUÇ</b><br />
<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AİHS'de tanımlandığı üzere ikincil derecede bir mahkmedir. Asıl olan ulusal yargılamadır. Keza, AİHM'e başvuru ve AYM'ye başvuru birbirinden farklıdır. AİHM'e başvuru, AİHS'e taraf olmanın bir yükümlülüğü iken, Bireysel Başvuru bir iç hukuk yolu haline gelmiştir. Ancak bireysel başvuru yolunun açılması, AİHM'e başvurulamayacağı anlamına gelmez. Ancak AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesini aradığından ve bireysel başvuru da bir iç hukuk yolu haline geldiğinden AİHM'e yapılan başvuru muhtemelen reddedilecektir. Bireysel başvuru yeni bir kurum olduğundan ve henüz etkin şekilde işlemediğinden bunu öngörmek henüz mümkün değildir. Önümüzdeki birkaç sene AİHM, ülkemizdeki bireysel başvurunun etkin bir yargılama yolu olduğunu kabul ederse, bireysel başvuru hakkı kullanılmadan doğrudan AİHM'e yapılan başvuruları reddebilecektir. Eğer, etkin bir yargılama olduğunu kabul etmezse, geçmişte de olduğu gibi, iç hukuk yollarının tüketilmesini beklemeyecek ve gelen başvurularda kendiliğinden yetkili olduğunu kabul edecek ve davaya bakabilecektir.(19) <br />
<br />
<br />
Dolayısıyla bu kurumun devamlılığı için, AİHM içtihatları hakimlerce güncel olarak takipe edilmeli ve içtihatlara uygun kararlar verilmelidir. Böylece hem insan haklarına aykırı hüküm tesis edilmesinden hem de sözleşmeyle yargı yetkisini tanıdığımız AİHM'sinin mahkumiyetlerinden kurtulmuş oluruz.<br />
<br />
<b><br />
Hazırlayan: Musa Yıldırım KAYA</b><br />
<u>Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.</u><br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<u>KAYNAKÇA</u><br />
1)Bozkurt, Özcan, Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, 2011<br />
2)wikipedia.org<br />
3)Prof. Dr. M. S. Gemalmaz, Kabuledilebilirlik kararları, İstanbul, Beta yayınları, s 149<br />
4-)AİHS madde 33.<br />
5-)Yılmaz Bedrettin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Başvuru Koşulları, turkhukuksitesi.com/makale_677.htm <br />
6-)Örnek karar için bkz: B.Yaltı, Vergi Yükümlüsünün Hakları, Eylül 2006, 19 dn. 73<br />
7-)İ. Kaboğlu, Özgürlükler Hukuku, İnsan Haklarının Hukuksal Yapısı Üzerine Bir Deneme, İstanbul,1996 syf. 123.<br />
8-)echr.coe.int<br />
9-)Yılmaz Bedrettin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine Başvuru Koşulları, turkhukuksitesi.com/makale_677.htm <br />
10-)[<a href="http://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/52_1997_836_1042.pdf]" target="_blank">http://www.yargitay.gov.tr/aihm/uplo..._836_1042.pdf]</a><br />
11-) [<a href="http://www.yargitay.gov.tr/aihm/upload/57_1996_676_866.pdf]" target="_blank">http://www.yargitay.gov.tr/aihm/uplo...6_676_866.pdf]</a><br />
12)66 soruda Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru, Ekinci Hüseyin, Sağlam Musa, 2012<br />
13)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45/1<br />
14-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45/2<br />
15-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.49<br />
16-6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.49/3<br />
17-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50/1<br />
18-)6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.50/2<br />
19-)AİHS m.32/2</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?29-Anayasa-Mahkemesi-ne-Bireysel-Basvuruya-Genel-Bir-Bakis</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Kardeşlerarası Şiddetin Hukuki ve Sosyolojik Açıdan Değerlendirilmesi</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?20-Kardeslerarasi-siddetin-Hukuki-ve-Sosyolojik-Acidan-Degerlendirilmesi</link>
			<pubDate>Sat, 14 Jul 2012 22:45:30 GMT</pubDate>
			<description>Şiddet, dünyanın her yerinde yaşanmakta ve insan haklarını ihlali olarak değerlendirilmektedir.  Kadın ve çocuklara yönelik şiddet, ataerkil...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Şiddet, dünyanın her yerinde yaşanmakta ve insan haklarını ihlali olarak değerlendirilmektedir.  Kadın ve çocuklara yönelik şiddet, ataerkil toplumlardaki aile içi hiyerarşik yapılardan kaynaklanmakta ve bunlarla desteklenmektedir.  Ancak bu yapılar ve değerler toplumun diğer özel koşullarına ekonomik, tarihsel ve kültürel özelliklerine göre farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Şiddet kurbanı olan kadın ve çocuklar aynı ruhsal ve bedensel sorunlar yaşamakta, kimi zamanda sakatlanmakta hatta ölmektedirler.<br />
<br />
          Kardeş, çocukların sosyal ve ruhi açıdan dengeli yaşamalarını sağlar. Ancak, kardeşler arasında çeşitli nedenlerden dolayı kardeşine karşı şiddet kullanma eğiliminde bulunabilirler. Ancak şiddet tek bir nedene indirgenemez. Çocuğun çevresindeki okul, aile vb toplumsal yapılar şiddetin ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Bu nedenlerin başında kıskançlık gelmektedir. Genelde büyük olan çocuk, küçük kardeşini kıskanır. Bunun nedeni, ailesinin ona göstermiş olduğu sevgiyi paylaşmak istememesidir. Bu gibi sebeplerden dolayı kardeşler arasında kıskançlık olabilir ancak bu doğaldır. <br />
<br />
          Bir başka neden de çocukların izlediği çizgi film, sinema veya bilgisayar oyunlarındaki şiddet içeriğidir. Çocuklar küçük yaşta bu filmleri izlediği için sorgulamadan orada gördüklerini doğru sayıp uygulamaya geçebilmekte ve çevresindekilere zarar verebilmektedir. Aileler bu yüzden çocuklarının ne izlediklerini denetlemeleri gerekmektedir.<br />
<br />
          Diğer bir neden ise, çocukların şiddet kullanan anne ve babalarına özenmeleridir. Çocuğun, çocukluk döneminde ailede şiddetin doğal karşılandığını algılaması, ileriki yaşamında da bu davranışları sürdürmesine neden olabilir. Evde kadına uygulanan şiddet, çocukların ruh sağlığını da olumsuz etkilemekte ve ileride çeşitli sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Babanın anneye uyguladığı şiddete özenen çocuk kardeşine şiddet uygulayabilir. Aile içinde anne, baba ve kardeşler arasında sorunların çözümünde kaba kuvvet kullanılıyorsa, güçlü olan zayıf olanı ezmeye gidiyorsa, çocuk da bunu örnek alacaktır. Çocuklar özgürdür, meraklıdır fakat mantığı yoktur, her isteğinin yerine getirilmesini ister, eğer gerçekleştirilmezse şiddete yönelir.<br />
<br />
         Çocuklar arasında rekabet yaratılması da ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Kardeşlerden biri başarılıyken diğeri başarızsa ve ailesi ona kardeşi gibi başarılı olmadığı için baskı yapıyorsa kardeşler arasında rekabet oluşacaktır. Bu da kardeşlerin birbirinden nefret etmesi ve hatta ileride birbirlerine karşı şiddet kullanmalarına yol açabilmektedir. <br />
<br />
         Cinsiyet de kardeşler arası şiddette rol oynayan etkenlerdir.  Bu kız çocuklarında genelde kıyafet kavgası, erkek çocuklarında ise fiziki güce dayanan fiziksel konularda ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çocuklardan birinin daha çok dışarıda zaman geçirmesi, geç yatması kardeşler arasında rekabet veya gerginliğe sebep olabilir.<br />
<br />
         Çocuğun yaşadığı sosyolojik ortam da çocuğu şiddete yöneltebilir. Örneğin, yaşadığı mahallede insanlar sürekli birbirine karşı şiddet kullanıyorsa, çocuk da bir süre sonra bu hareketleri benimseyecek ve çevresindeki insalara karşı şiddet kullanmaya başlayacaktır. Ayrıca çevrenin örf ve adetleri gereği çocuklar şiddete yöneltilmektedir. Ülkemizde en çok yaşanan üzücü olaylardan birisi de, kardeşlerin ''töre'' yüzünden öldürülmesidir. Çocuklar ''töre'' bahanesiyle azmettirilmekte ve kardeşlerine karşı şiddet uygulamaya yöneltilmektedir. Ne yazık ki bu şiddet genellikle ölümle sonuçlanmaktadır.<br />
<br />
         Şiddetin bir çeşidi de ''mobbing''dir. Mobbing'in kelime anlamı; saldırma, sataşma ve hücum etmedir. Günümüzde mobbing, iş yerinde uygulanan ruhsal taciz anlamında kullanılmaktadır. Ancak  mobbing'in sadece iş yerinde değil, evde de uygulanması mümkündür. Bir kardeşin diğer kardeşe mobbing uygulaması mümkündür. Bunun sebebi yukarıda da belirttiğimiz gibi çeşitli sebepleri olabilir.<br />
<br />
        Çocuklara yönelik şiddet ile ilgili ulusal mevzuatımızda düzenlemeler mevcuttur.<br />
<br />
        Anayasa m.5'te  devletin temel amaçlarından ''kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak'', yine Anayasanın 10. maddesinde ''kadın erkek eşitliği'', Anayasa madde 12 de ise; '' herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir'' denilmiş, 17. maddede ise; ''herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücuduna dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz'' denilmiş ve insan haklarının önemi vurgulanmıştır <br />
 <br />
        5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeler ise, ''insanlığa karşı suçlar'' ve ''kişilere karşı suçlar'' başlıkları altında bireye verilen önem vurgulanmıştır. Ayrıca çocuğa ve daha çok kadına yönelik ''cinsel dokunulmazlığa yönelik suçlar''  kişilere karşı suçlar başlığı altında  düzenlenmiştir. Konumuzla alakalı birkaç maddeyi incelemekte fayda bulunmaktadır. <br />
<br />
         Bunlardan ilki TCK 82'de düzenlenen  kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinde sayılan hükümlerdir. TCK, ''d'' fıkrasında bu suçun üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesini, ''j'' fıkrasında ise töre saikiyle işlenmesini nitelikli hal olarak saymıştır. TCK m.86'da düzenlenen kasten yaralama suçunda da suçun ''kardeşe karşı'' işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır.<br />
Diğer bir düzenleme ise, TCK 96'da düzenlenen ''eziyet suçu''nda; ''çocuğa, beden veya ruh bakımından kendini koruyamayacak durumda bulunan kişiye'' karşı işlenmesi tipikliği oluşturacaktır. <br />
<br />
         TCK 102 ve devamında düzenlenen ''cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar'' başlığı da geniş bir koruma sağlamaktadır. 102. maddede düzenlenen cinsel saldırı suçunun, '' üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı'' işlenmesi nitelikli hal sayılmıştır.<br />
<br />
         Çocuğu cinsel yönden en geniş kapsamda koruyan 103. madde ise; suçun ''üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısımı, üvey baba...'' tarafından işlenmesi suçun nitelikli halini oluşturacağı düzenlenmiştir. Yine aynı suçun ''cebir veya tehdit'' yoluyla işlenmesi durumunda ceza arttırılacaktır.<br />
<br />
         TCK 105 madde ise Cinsel Taciz suçunu düzenlenmekte, bu suçun aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde cezanın arttırılacağını öngörmüştür.<br />
<br />
         Yine TCK 229 maddede düzenlenen düzenlenen dilencilik suçunun ''çocuklar'' aracılığıyla işlenmesi  durumunda tipikliğin oluşacağı, bu suçun üçüncü derece dahil kan hısımları tarafından işlenmesi halinde cezanın arttırılacağı öngörülmüştür.<br />
<br />
         Tedip hakkının sözlükteki anlamı; ''ana babalara tanınmış çocuğa öğüt vermek, ihtirada bulunmak''  olarak düzenlenmiştir. Ancak, geçmişte bu hak yanlış anlaşılamalara sebep olmuş ve bu hak kötüye kullanılarak, kanunun sağladığı hakkın sınırı aşılmıştır. TCK 232. madde ise bu hakkı sınırlamaktadır. Buna göre, ''aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse cezalandırılır'' denmekte ve hem anne baba hem de aile içinde varsa kardeş veya diğer aile fertleri bu fiilleri işlediği zaman cezanlandırılacaktır.<br />
<br />
<b><i>Musa Yıldırım KAYA</i></b><br />
<br />
Kaynakça<br />
<br />
<a href="http://seninle.com.tr/ruh-ve-beden/psikoloji/1299-kardesler-arasi-duygusal-savaslar.html" target="_blank">http://seninle.com.tr/ruh-ve-beden/p...-savaslar.html</a><br />
<br />
<a href="http://blog.milliyet.com.tr/siddetin-yeni-bir-bicimi--mobbing/Blog/?BlogNo=209467" target="_blank">http://blog.milliyet.com.tr/siddetin...?BlogNo=209467</a><br />
<br />
<a href="http://www.kadininstatusu.gov.tr/upload/mce/eski_site/Pdf/tbmmkom-bolum1.pdf" target="_blank">http://www.kadininstatusu.gov.tr/upl...kom-bolum1.pdf</a><br />
<br />
<a href="http://www.hukuki.net/hukuk_sozlugu.asp?start=1621" target="_blank">http://www.hukuki.net/hukuk_sozlugu.asp?start=1621</a><br />
<br />
<a href="http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/" target="_blank">http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/</a><br />
<br />
<a href="http://www.rshm.gov.tr/kres/kardes-kavgalari.pdf" target="_blank">http://www.rshm.gov.tr/kres/kardes-kavgalari.pdf</a><br />
<br />
<a href="http://www.aylinildenkockar.com/cizgi_filmlerin_cocugunuz_uzerindeki_psikolojik_etkileri.html" target="_blank">http://www.aylinildenkockar.com/cizg..._etkileri.html</a><br />
<br />
<a href="http://www.egitimbulteni.com/y-detay.php?YaziID=156" target="_blank">http://www.egitimbulteni.com/y-detay.php?YaziID=156</a><br />
<br />
<a href="http://www.saglikveguzellik.net/cocuklarda-siddet-egiliminin-nedenleri.html" target="_blank">http://www.saglikveguzellik.net/cocu...nedenleri.html</a><br />
<br />
<b>Not: Kaynak gösterilmek şartıyla alıntı yapılabilir</b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?20-Kardeslerarasi-siddetin-Hukuki-ve-Sosyolojik-Acidan-Degerlendirilmesi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Uluslararası Adalet Divanı ve BM Güvenlik Konseyi Arasındaki Yetki Çatışması</title>
			<link>https://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararasi-Adalet-Divani-ve-BM-Guvenlik-Konseyi-Arasindaki-Yetki-catismasi</link>
			<pubDate>Thu, 07 Jul 2011 21:35:17 GMT</pubDate>
			<description>Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya üst üste gelmesine bazen de çatışmasına neden olmaktadır. <br />
<br />
             Bunun en tipik örneği ise Uluslararası Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi arasındadır. Güvenlik Konseyi siyasal karar verirken, Adalet Divanı da yargısal karar verirken aynı konu üzerinde karar vermek zorunda kalabilirler. Bu durumda kararlar arasında örtüşme de olabilir, çatışma da olabilir. Örtüşme halinde bir sorun olmamasına rağmen çatışma halinde uluslararası hukukta ne olacağı tartışmalıdır.<br />
<br />
            Uluslararası Adalet Divanı; Birleşmiş Milletlerin temel yargı organıdır. Uluslararası Adalet Divanı, bağımsız olup hiçbir organın yetkisine tabi değildir. UAD; sadece devletlerarası problemlerle ilgilenen evrensel bir mahkemedir. Ayrıca Divan talep üzerine mütalaa da vermektedir. Mütalaalar yargı kararları gibi bağlayıcı olmamakla birlikte önemlidir. Ayrıca mütalaar bağlayıcı olmadığından dolayı, Divanın bu kararları yetki çatışmasına uygun değildir. Dolayısıyla Divan'ın sadece devletlerle ilgili ve bağlayıcı kararları sonucu yetki çatışması ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ise; BM andalaşmasına göre, uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde asıl yetkili organdır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı arasındaki temel sorun, her iki organın da aynı konu üzerinde bağlayıcı kararlar alabilmeleri ve kararların da birbirleriyle örtüşmemesi durumunda ortaya çıkar. Bunun nedeni ise BM mevzuatında yetki paylaşımının açıkça belirtilmemesidir. Bu yüzden Uluslararası Hukukta  hangi organın hangi yetkilerinin olduğuna dair tartışmalar devam etmektedir. <br />
<br />
            Güvenlik Konseyi; uluslararası hukuku tehdit eden her türlü olaya karşı kendiliğinden, devletlerin talebi üzerine veya diğer organların çağrısı üzerine karar alabilir. Burada Güvenlik Konseyi'ne konu bakımından çok geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. UAD'na da bir konu bakımından bir yetki sınırlaması getirilmediğinden ender de olsa bazen bu iki organ konu bakından sınırlanmadığı ve yetki paylaşımının yapılmadığından dolayı aynı konu için farklı kararlar verebilir.<br />
<br />
           Güvenlik Konseyi'nin tavsiye kararlarının bağlayıcılığı olmadığından eğer Divan'ın yargı kararı varsa, yargı kararlarına uymak zorunlu olduğundan Divan kararı uygulanır. Ancak Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararına karşılık, Divan'ın da bunun aksi bir yargı kararı varsa yetki çatışması ortaya çıkar.<br />
<br />
            Aslında Birleşmiş Milletler Şartı'nın 36. maddesi, organlar arasında çatışma olabileceğini kabul etmiş ve bu uyuşmazlığın önlenmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş bütün usülleri gözönünde tutacağını ve Konsey'in hukuki uyuşmazlıkları Divan'a sunması gerektiği belirtilmektedir:<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Şartı madde 36;<br />
1. Güvenlik Konseyi, 33. Madde'de belirtilen nitelikte bir uyuşmazlığın ya da benzeri bir durumun herhangi bir evresinde, uygun düzeltme yöntem ya da yollarını tavsiye edebilir. <br />
2. Güvenlik Konseyi, bu uyuşmazlığın çözülmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş olan tüm yöntemleri gözönünde tutacaktır. <br />
3. Güvenlik Konseyi bu Madde'de öngörülen tavsiyelerde bulunurken, genel kural olarak, hukuksal nitelikteki uyuşmazlıkların taraflarca Uluslararası Adalet Divanı Statüsü hükümlerine göre Divan'a sunulması gerektiğini de gözönünde tutacaktır. <br />
<br />
            Ancak Konsey bunu, Divan tarafından önceden verilmiş olası kararların gözönüne alınması biçiminde yorumlamaktadır. Tarihi yorum methodunu kullanarak şartı hazırlayanların kodifikasyon çalışmaları sırasında güttüğü amaca bakılmalıdır. Birleşmiş Milletler Şartının 36. maddesinin hazırlık çalışmaları ise Konsey'in yetksini sınırlandırmak olmadığını doğrulamaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi, olası bir yetki çatışmasını engellemek için Divan'ın görüşmekte olduğu konuyu gündeminden çıkarabilir; fakat böyle bir şey yapma zorunluluğu yoktur. Ayrıca Konsey, Divan'dan önce karar vermek için, Divanın henüz gündemine almadığı bir konuyu gündemine alabilir. Güvenlik Konseyi'nin bu yetkisi kötü niyetle kullanılmaya açıktır, zira yargı organları siyasi organlara karşı yavaş işlediğinden, Güvenlik Konseyi bir olaya önce müdahale ederek gündemine alacak ve böylece Divan'ı safdışı bırakabilecektir. Divan'ın ise böyle bir takdir yetkisi yoktur. Divan önüne gelen olayı siyasi bir denetim yapmadan görmek zorundadır. Divan; ancak ağır sebeplerin varlığı halinde mütalaa vermekten kaçınabilir.<br />
<br />
             Birleşmiş Milletler Şartı 36 maddesinin 3. fıkrasında Güvenlik Konseyi'nin uyuşmazlıkların barışcıl çözüm çabalarında hukuki sorunların  Divan'a götürmesi gerektiğini gözönüne alacağını belirtmiştir. Maddeden de anlaşılacağı üzere; ''gözönüne alacak'' derken Güvenlik Konseyi'nin böyle bir şey yapma zorunluluğunun olmadığını anlayabiliriz. Mayıs 1946'da Arnavutluk sahilinden geçen İngiliz mayın gemilerine açılan ateş sonucu açılan ''Corfu Boğazı'' davasında Güvenlik Konseyi BM Şartı 36/3'ü uygulamıştır.<br />
<br />
           ''Lockerbie'' davasında ise; ABD havayollarına ait bir Pan Am 103 tipi yolcu uçağının 1988 yılında havada patlamasıyla vuku bulan kaza sonucu bir çok Amerikan ve İngiliz vatandaşı hayatını kaybetmişti. ABD ve İngiltere bu olaydan iki Libya'lıyı sorumlu tutmuş ve yargılanmak üzere iade edilmelerini istemişti. Libya ise Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi'nin 18. maddesindeki  ''iade et veya yargıla'' maddesini iade etmeyerek yargılamak istemiş ve suçluları iade etmemişti. Bunun üzerine 1992 yılında Güvenlik Konseyi oybirliği ile aldığı bir kararda, Libya'nın ABD ve İngiltere'nin taleplerini yerine getirmesini; iki sanığı bu iki ülkeden birine teslim etmesi, ilgili tüm bilgileri ifşa etmesi ve uygun bir tazminat ödemesini istedi. Bu talepler Libya tarafından reddelince, ABD, İngiltere ve Fransa konuyu bir kez daha Güvenlik Konseyi'ne getirerek, teröristlerin İngiltere'ye ya da ABD'ye teslim etmediği gerekçesiyle Libya'ya karşı silah ambargosu, uçuş yasağı ve bazı diplomatik yaptırımlar öngören bir karar alınmasını sağladı. <br />
<br />
              Buna karşı Libya, 1992 yılında Uluslararası  Adalet Divan'ına başvurarak bu yaptırım kararının durdurulmasını istedi. Divan ise bu isteği BM Şartı'na göre bir devletin haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuran bir Güvenlik Konseyi kararına karşı, Uluslararası Adalet Divanı'nın ancak bu karara ''hukuki'' inceleme yapabilme yetkisinin olduğunu kabul etmişti. Buna göre esesa, yani kararın içeriğine ilişkin bir düzeltme veya inceleme yapılamazdı.<br />
<br />
           Divan, bu davada bir konu hakkında ilk önce Güvenlik Konseyi karar vermişse, bu karara Divan'ın uyması gerektiğini kabul etmiştir. Buna karşın ilk kararı Divan'ın vermesi durumunda -ki yargısal süreç yavaş işlediğinden bunun olma ihtimali azdır- Konsey Divan'ın almış olduğu karara uyacaktır. Çünkü; konsey kararları da  Divan kararları da Birleşmiş Milletler Şartı'na göre aynı hiyerarşik konumda yer almaktadır. Buradaki asıl ölçüt önce karar verenin kararının üstün tutulacağıdır. Oysa pratikte Güvenlik Konseyi kararları daha üstün niteliktedir. Divan'ın Lockerbie davasındaki kararı bunun kanıtıdır.<br />
     <br />
              Divan'ın Lockerbie davasında Konsey kararlarını üstün görmesine karşın, Konsey kararları da emredici hukuk kurallarına; yani ''jus cogens''e aykırı olamaz. Eğer Divan'ın veya Konseyin jus cogens'e aykırı bir kararı varsa bu iki organdan biri diğerinin kararını gözden geçirmelidir. <br />
<br />
               Böylece Divan, Güvenlik Konseyi kararlarını Lockerbie davasındaki içtihadına göre denetleyebilir. Ancak bunun için Güvenlik Konseyi kararlarının jus cogens'e veye Birleşmiş Milletler Şartı'na aykırı bir karar alması gerekmektedir. Bu bakımdan Divan her zaman Güvenlik Konseyi kararlarını denetleyemez.<br />
<br />
               Birleşmiş Milletler Şartında Divan'ın açıkça Güvenlik Konseyi'nin kararlarını denetleme yetkisinin verilmemesi, bu denetimi engellemez. Çünkü; Şart'ta denetleyememe hakkında da bir hüküm olmadığından; kanunların açıkça yasaklamadığı durumlarda ''yasaklanmayan şey hukuka uygundur'' ilkesi gereğince denetim yapabilecektir. Ancak pratikte pek de mümkün görünmemektedir. Zira, Adalet Divan'ı hakimlerinin seçiminde Güvenlik Konseyi'nin de önemli bir etkisinin olduğu ve hakimlerin genellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkerinden, tarafsız olmaları gerekmesine rağmen pratikte bu ilkenin pek de uygulandığını savunmak güçtür.<br />
<br />
               Bundan dolayı Divan, daha önce Konsey tarafından ele alınmış bir soruna ilişkin olarak hukuka uygunluk denetimi yapabilir. Böyle bir durumda Divan, soruna ilişkin Konsey kararını değerlendirecek ve hukuka uygunluğunu yargısal yetkilerine dayanarak yapacaktır. Eğer Divan ve Konsey kararları arasında bir uyuşmazlık olursa ve Birleşmiş Milletler Şartı'nda konuya ilişkin açık bir hüküm yoksa, Divan kararının yargısal ve nihai karar olarak üstün sayılması gereklidir.<br />
<br />
              Olası bir yetki çatışmasının en belirgin örneklerinden biri Bosna ve Yugoslavya arasındaki sorundur. Bosna-Hersek 1993 yılında Uluslararası Adalet Divan'ına saldırı ve soykırım suçundan ötürü başvurmuştu; böylece meşru müdafaa hakkını kullanabilecekti. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1991 yılında Yugoslavya'ya karşı silah ambargosu kararı almıştı. Meşru müdafaa hakkının kullanılması için ise bu ambargonun kalkması gerekliydi. Ancak Divan, Konseyin 2 yıl önce almış olduğu karara aykırı bir akrar almak istememiş ve böylece yetki çatışmasını engellemek istemişti(!) <br />
<br />
             Ancak Divan, bu davada soykırım suçundan dolayı devletin değil, bireylerin işlediği soykırım suçunu kabul etmiş, ayrıca Yugoslavya'ya bireylerin bu fiillerini durdurma yükümlülüğüne sokmamıştır. Oysa Birleşmiş Milletler Şartı'na göre; devletler, soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması için sorumludur. Ancak Divan, yetki çatışmasını engellemek için(!) Konsey'in daha önce almış olduğu karara aykırı bir karar almaktan çekinmiştir.<br />
<br />
            Sonuç olarak Divan ve Güvenlik Konseyi kararları arasında bazen yetki çatışmaları ortaya çıkmaktadır. Uluslararası organlar ise bunu mevcut siyasi yapıya göre şekillendirmekte, kimi zaman Güvenlik Konseyi'nin kararlarını üstün tutmakta, kimi zaman da Divan kararlarını üstün tutmaktadır. Ancak Divan'ın yargısal, Konsey'in ise siyasi bir organ olması; uluslararası alanda da siyasi mekanizmanın iç hukuktakinin tersine yargısal işlemlerden üstün olmasını sağlamış bu nedenle de Güvenlik Konseyi kararlarının üstün olduğu görüşü daha baskın çıkmıştır. Kanaatimce bu yanlıştır. Zira siyasi kararlar çoğu zaman taraflı olabilmekte, haklıyla haksızı iyi ayırt edememektedir. Yargısal kararlar ise olayın hukuki boyutunu inceleyip; jus cogens'e, insan haklarına, BM Şartı'na ve diğer uluslararası sözleşmeleri esas alınarak karar verilir. Ancak yargısal organların da bu konuda bazen siyasi kararlar gibi 'yanlı' kararlar verdiği görülmektedir. <br />
<br />
            Bunun çözümü uluslararası mevzuattaki bu boşluğu doldurmak, Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı'nın yetkilerinin sınırlarını net olarak çizmekten geçer. Ancak, kanaatimce bu Güvenlik Konseyi üyelerinin zararına bir düzenleme olur. Öyle ki günümüzde Güvenlik Konseyi ile Adalet Divanı arasında çıkan bir yetki çatışması sonucu, genellikle Güvenlik Konseyi'nin kararları üstün tutulmaktadır. Güvenlik Konseyi ise menfaati bulunan konularda eğer üyeler arasında bir anlaşma sağlarsa bu konuya el atmakta ve Divan'ın karar almasını engellemektedir. Eğer böyle bir düzenleme yapılarak yetkilerin sınırları çizilirse Güvenlik Konseyi daha önce olduğu gibi her konuda yetkili ve etkin organ sayılamayacaktır. Bu, uluslararası  hukuku ve Birleşmiş Milletleri yönlendiren ülkelerin, özellikle de Güvenlik Konseyi üyelerinin işine gelmemekte ve bu düzenlemeyi yapmaktan çekinmektedirler. Zira bu onların zararına olan bir düzenlemedir.<br />
<br />
<br />
Kaynakça: <br />
<br />
Ünal, Şeref ; Uluslararası Hukuk, Ankara, 2005<br />
Sur, Melda ; Uluslararası Hukukun Esasları, İzmir, 2010<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Uluslararası  Hukuk, Ankara, 2010<br />
Göçer, Mahmut ; Uluslararası Adalet Divanı ile Güvenlik Konseyi Arasında Yetki Çatışması<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Bosna-Hersek Sorununda Uluslararası Yargının Rolü<br />
Kaya, İbrahim ; Terörle Mücadele ve Uluslarası Hukuk<br />
Aral, Berdal ; Soğuk Savaş Sonrasında Siyasallaşan Uluslararası Hukuk ve Başlıca Mağdurları<br />
<br />
<a href="http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf" target="_blank">www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf</a><br />
<a href="http://www.usakgundem.com/makale/6/uluslararası-anarşiye-giden-yol-uluslararası-hukuk-açısından-önleyici-meşru-müdafaa-hakkı.html" target="_blank">http://www.usakgundem.com/makale/6/u...faa-hakkı.html</a><br />
<br />
Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapabilirsiniz.<br />
<b>Musa Yıldırım Kaya </b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">https://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararasi-Adalet-Divani-ve-BM-Guvenlik-Konseyi-Arasindaki-Yetki-catismasi</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
