PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Çilingir Sofrası







Av.Fırat Bayındır
07-04-2006, 20:16:27
akşaam saat 18 suları, telefondaki ses " gece Amanos'dayız sen de gel". Erken gitmişim biraz, bizden kimsecikler yok ama keman, ud ve darbuka musikiye "enginde yavaş yavaş" başlamış, bir köşede bir avukat "Baba" ağabeyim ,yalnız

"Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam."

Çağırdı, oturdum,boğma rakı,salata, top sakalı gülen yüzü,kırlaşmış saçları...

Hoparlörden yükselen...

"Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."


Sami Hoca düştü aklıma, emekli öğretmen,müvekkilimiz İzmir'de.Emlak ve belediye işleri için verdiği boşa imzalı A4' leri doldurup bütün malını mülkünü elinden aldığı karısına karşı yürüttüğümüz davaları.Duruşmalardan sonra soluğu aldığımız "Veysel Çıkmazı" soluk benzi hatırımda, kulaklarımda sesi
"Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."
Prostat kanseri, bakıcısı -adı neydi unuttum- temiz yüzlü, utangaç,sevecen, ölene kadar başucunda,karşılıksız.Neden? Bilmem?Sevdi mi?Bilmem?Sevilmeyecek bir adam değildi ki.

Bizim ekipteki konuşmalar;
Sendikacılar,işçiler, yetki, işe iadeler, ağır konular,ağır abiler.
Benim kulağım ise yine saz ekibinde, "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı", ardından " Bir Tatlı Huzur Almaya Geldim Kalamıştan"

Otur ki sandalye hatırlasın
Sandalye olduğunu.
Masa da unutur masalığını,
Elini komasan üstüne
Bakışlarını ayırmaya gelmez,
Sürahi boşalır sonra suyundan.
Kadehim kadehim dediğin şey,
Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir.
Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini,
Çatalını dokundurmazsan.

Bana ne yetkiden, işe iadeden "Leyla bir özgecan" iken.

commodore1tr
12-04-2006, 10:05:59
Rakı güneş batmadan içilmez.
Rakı yalnız başına içilmez, duvara bakılarak içilmez, rakı keyif için
içilir, dertlenmek için içilmez, rakı sohbet için içilir.
Rakı sofrasında planlı,programlı ciddi işler konuşulmaz. Ne mi
konuşulur?
Geyik muhabbeti yapılır,memleket kurtarılır,futbol konuşulur,anılar
tazelenir,dedikodu yapılır.
Rakı, şakadan,nükteden,işletmeden anlamayan bayır turplarıyla da
içilmez.
Rakı gürültü ile içilmez.
Rakı çabuk içilmez, içip masadan kalkılmaz.
Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir.
Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon
kabuğukonmaz,
içilen kahve fincanının tabağında sigara söndürülmez.
Şarkılı,çalgılı yerlerde rakı içilmez.
Rakı ancak güzel bir alaturka fasılla gider.
Rakı kadehine önce rakı,sonra su,daha sonra da buz konur;
bu sırayı bozarsanız,anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem
de keyfi kaçar.
Rakıdan anlayanların, Anadolu bozkırından kopup İstanbul meyhanelerinde garsonluğa soyunanlara bunu anlatması gerekir.
Rakının ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardır, bir de "göz
mezesi" vardır ki....
Yahya Kemal, her akşam sofrasını "kuş sütü eksik" kurdurur, ama çoğuna el bile sürmezmiş...
Lakin sürsün,sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson,şaire
şimdiki deyimle "kıyak yapmış"sofraya kırmızı trup koymamış.....
Yahya Kemal gelmiş,oturmuş masaya, şöyle bakmış,garsonu çağırmış:
"-Nerede kırmızı trup?"
"-Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da..."
"-Ben sofraya konan herşeyi yemek zorunda değilim,onların bazıları
benim göz mezemdir!"
Rakı için çok şey söylenir,yazılır,ama Necip Mirkelamoğlu'nun
"Rakınamesi"
de unutulur gibi değildir.
"Nükte,cinas anlayan,ahengi bezme uyan,içip zırvalamayan,işte onadır
rakı".

ipekderya
17-04-2006, 17:35:12
Rakıyı Koy Kaseye
Güneşi Batır
Rokayi Uzat Bana
Gerisi Laftır
İçince Birer Duble
Hayat Bir Palavradır :D

Afiyet Olsun Fırat Abi , Afiyet Olsun Tan ;)

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
17-04-2006, 17:49:08
Ben de buna bayılıyorum, kısa ve öz...

Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik
Akşam olmuş,güneş batmış
İçmeyipte ne halt edeceksin

Orhan Veli Kanık

Av.Fırat Bayındır
18-04-2006, 16:10:02
aman kimler gelmiş, ipek hanım nerelerdeydiniz:)

ipekderya
18-04-2006, 16:40:15
İnzivaya Çekilmiştikkk efenimm, geldik ;)

ama Çok değişmiş site çözmeye uğraşıyorum [V]

Kaan'ı Bulmam lazım Acilen :D

Av.Fırat Bayındır
18-04-2006, 17:14:54
aaahhh ah ben de bir elime geçirebilsem onu...

microcosmos
19-04-2006, 07:55:49
"Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."

Şair bu şiiri yazarken trakya da yedek subay olarak askerliğini yapmaktaymış. abbas onun emir eri imiş. cahit sıtkı her gün sektirmeden içermiş. abbas bir gün dayanamamış, '' komtanım, yazıktır bari gündüzleri içme, akşam olsun ben senin sofranı kurarım, o zaman içersin'' demiş. bunun üzerine şair o gün içmemiş, akşamı beklemiş. akşam olunca da çilingir sofrası kurulmuş.

beşiktaş taki sevgili yanlış bilmiyorsam, aslında hiç olmamış bir sevgili. diyarbakır ın soylu ailelerinden birinin oğlu olan cahit sıtkı galatasaray lisesinde yatılı okumaktaymış. sevgilisi olmadığı için kendisinin yazdığı mektupları beşiktaştaki postaneden yine kendisine postalarmış.

ilk parağrafı cumhuriyet kitapta okumuştum, ikincisini edebiyat öğretmeni bir dostum anlatmıştı.

şiir bana hep kendi yedek subaylığım zamanında tekirdağlı bir askere ısmarladığım rakıyı midyat ın mistik havasını izlerken devirmemi hatırlatır.

ipekderya
19-04-2006, 08:01:19
ben bunu ilk defa duyuyorum , çok hoş bir yaşanmışlık
teşekkürler sayın microcosmos

microcosmos
25-04-2006, 14:22:51
rakı demişken, bu siteyi yeni keşfettim. haharetle tavsiye olunur.
http://www.denizce.com/raki.asp

bir iki dörtlük de hayyam dan;

Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.

Adam olduysan hesap ver kendine:
Getirdiğin ne? Götüreceğin ne?
Şarap içersem ölürüm diyorsun:
İçsen de öleceksin, içmesen de!

u kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!

Gökte bir öküz varmış, adı Pervin;
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin!

Hayyam.

cizgiemlak
27-04-2006, 11:49:20
Sayın Fırat Bayındır, Belen yaylasında rakı içemedim ama, bu şiiri orada okuduğumu düşünüyorum. sevgiler.

09.09.2003 tarihli KALECİK gazetesinde yayımlanan, Aslan Sütçü'ye ait şiir.

İçmesini bilene, zevk ü sefâdır rakı
İçmeyi bilmeyene, cevr ü cefâdır rakı.

Bir münasip miktarı, muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı, cana ezadır rakı.

Ne dert kaldı ne keder, içeni mesut eder
İçebilirsen eğer, rûha cilâdır rakı.

Ham ervahsan yanaşma, arifsen ondan şaşma
İç amma haddi aşma, ferahfezâdır rakı.

Yarattığı âhengi, ne saz verir ne çengi
Terbiyenin mihengi dense sezâdır rakı.

Ehl-i kemâl olana, zevkle bembâl olana
Sohbette tad bulana, yâr-ı vefâdır rakı.

Misten âlâ kokusu, ana sütü gibi su
Şu ki sözün doğrusu: Müstesnâ mâ#8217;dır rakı.

Dost bezminde sohbette, neşe-i muhabbette
Her mânevi lezzete, bir vasıtadır rakı.

Nükte cinas anlayan, âheng-i bezme uyan
İçip zırvalamayan, işte onadır rakı.

Eşşek içince zırlar, köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar... insanlaradır rakı.

Âdâbı erkânı var, zamanı mekânı var
Kimin ki iz#8217;anı var, ona şifâdır rakı.

Aslan Sütçü#8217;nüz der ki: had bilmezsen eğer ki
Öyle rüsvâ eder ki, başa belâdır rakı.

Aslan Sütçü

Cemal Gören

Av.Fırat Bayındır
23-05-2006, 23:28:09
1950'lerin başında bir gece Beyoğlu meyhanelerinden birine, elinde bir
ney muhafazası taşıyan, 25-30 yaşlarında, iyi giyimli bir genç girer.
Şöyle bir etrafı kolaçan ettikten sonra, boş bulduğu bir masaya ilişip,
havalı bir el hareketi ile garsonu çağırır;
-Şişşşt, bakar mısın buraya.
Garson seyirtir hemen masaya doğru;
-Buyrun beyim?
-Bir Fahrettin Kerim bana. Biraz buz, az da badem.
Fahrettin Kerim,o zamanların İstanbul valisinin adı ile anılan minik rakı
şişesi. Büyüklerim bilir, hani "mini mini valimiz, ne olacak halimiz"
sözleriyle anılan.
-Başüstüne beyim.
Sipariş gelmeden daha, mekanın sahibi gelir masaya;
-Delikanlı,bakar mısınız?
Delikanlı afili bir bakış atar;
-Buyurun?
-O masadan kalkmanızı rica edecektim, Şu arkadaki masaya
alsak sizi.
-Ne münasebet efendim, boştu masa ben geldiğimde.
-Üstadın masasıdır bu, buraya gelen herkes bilir, kimse oturmaz!
-Ne üstadı imiş bu?
Patronun gözü masadaki neye ilişir ve gözüyle işaret eder;
-Üstad Neyzen Tevfik, tanıyor olmalısınız.
-Tanımam ben benden başka üstad, bu aleti benden iyi üfleyecek benim
üstad diyeceğim adam.
Patron sinirlenmeye başlar, iki de fedai hareketlenir masaya doğru.
Tam o sırada, az önce meyhaneye girip tartışanların haberi olmadan duruma
şahit olan Neyzen Tevfik el eder patrona "bırak kalsın" anlamında. Ne de
olsa son demleridir artık hayatının, durulmuştur artık gençlik ateşi.
Yavaşça ilişir arkadaki boş masaya, bir Fahrettin Kerim de o söyler, az
da badem.
Delikanlı ikinci şişeyi de bitirdikten sonra, neyi çıkartır
muhafazasından, dudaklarına götürür.
Patron artık dayanamaz acele seyirtir masaya;
-Delikanlı
ayıp yahu,üstadın yanında.. Herşeyin bir edebi, usulü var yahu!
Arka masadan kısık bir ses duyulur;
-Şşşşt bırak efendi, tamamdır.
Patron üstada hürmetten, geri geri çekilir karanlığa doğru, delikanlı
başlar bir taksim üflemeye. Herkes bırakır çatalı, bıçağı, kadehi; kulak
kesilir. Ustadır delikanlı hakikaten. Ustadır da, çok tizden girmiştir,
hem caka satma merakı, hem de içkinin tesiri ile. Tıkanır kalır..
Tam fısıltılar başlamışken, ilahî bir ney sesi duyulur üstadın
masasından, delikanlının çıkamadığı perdeden almış, devam etmektedir.
Şaşırır delikanlı, hem zordur o perdeye çıkmak, hem de alıcı gözle
baktığı halde, ney görememiştir üstadın elinde o ana kadar.
Arkasına döner, bakar. Gördüğü de yeter ona, toparlanmaya başlar
alelacele, kıpkırmızı bir suratla.
Üstadın elinde ney değil, boş bir Fahrettin Kerim şişesi vardır, ona
üflemektedir ney yerine.

Reha Ersavcı

Av.Fırat Bayındır
12-07-2006, 20:36:33
Efkarlanırım


Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kâzım'ın" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım.
.

SOL ELİM

Sarhoş oldum da
Seni hatırladım yine;
Sol elim,
Acemi elim,
Zavallı elim!

Orhan Veli Kanık

Av.Fırat Bayındır
12-07-2006, 20:39:37
Mademki Vakit Akşam


Mademki vakit akşam,
Madem ne evim barkım,
Ne de bir tek âşinam,
Açılsın gizli sofram,
Gelsin kadehte rakım,
Dostum, neşem ve şarkım!
Mademki vakit akşam!
.
Cahit Sıtkı Tarancı

Av.Fırat Bayındır
12-07-2006, 20:47:29
Nice bağlar bozuldu

Kaç bin sakalım ezildi

Birkaç yürek kanadı

Birkaç nabız çizildi

Senin için

Namussuz

Ne sulu ne susuz



Sen benim canımı mesken mi tuttun?

Canımın cücüğünü yaktın kuruttun

Yıktın mümkünümü çarelerimi



Ulan rakı ulan namussuz

Ne sulu ne susuz



Durup dururken kanıyorum

Kendi nefesimden utanıyorum

Bir kibrit çaksalar yanıyorum



Ulan rakı ulan namussuz

Ne sulu ne susuz



Bedri Rahmi de bu kadarla kalmaz, birkaç rakı efsanesi anlatır:



"Rivayet olunur kim; bundan 50 yıl önce Çorum'da arslan yapılı, fukara babası, bir delikanlı varmış, oldum olası rakıyı susuz içermiş. 24 saatin yirmisini içmeden edemezmiş. Bir de sevgilisi varmış, güzelliği yedi düvele nam salmış. Güzel bakmış ki, rakı katmış önüne sevgilisini sürüp gider. İçkiyi böylesine içen daha kaç yıl kocalık eder? Danışmadığı yaşlı kalmamış. En sonunda doksanına kadar içen iri kıyım kocamış çınarlardan biri buyurmuş.

'Kasaptan beş dakika önce kesilmiş koyun ciğerini alacaksın. Rakı sofrasını kuranda yalvaracaksın. Yiğidim rakını yarı yarıya su koyup içeceksin, sözümü dinlemezsen genç yaşta göçüp gideceksin', deyip, taze ciğerlerden bir parçasını susuz rakı bardağına attı. Susuz rakıyı emen elma boyundaki ciğer, birden ceviz kadar ufaldı, buruştu, küstü. Sonra hiç vakit geçirmeden yarı yarıya su koyduğu rakı bardağına aynı boyda bir ciğer parçası attı. Sulu rakıdaki ciğer küçülmeden, küsmeden, buruşmadan olduğu gibi kalakaldı.



Rivayet olunur kim; o gün bugün fukara babası pehlivan ağzına susuz rakı koymadı ve sevgilisinin dizinin dibinden ayrılmadı.



Ama sen yine kulak asma

Öylesine kalleştir bu yosma

Ulan rakı, ulan namussuz

Ne sulu ne susuz.



Rivayet olunur kim, ana südüne doyamayan kimi bebeler duvarın kirecini yalarmış, nar tomurcuğu dudaklar üstünde badana beyazı kalsiyumun ta kendisiymiş. Kireci yalamayan bebeler kalsiyum kıtlığından kemik veremi olurlarmış. Susayan bebeler bir damla nem için cam yalar, testi yalar, olmayacak şeyleri emermiş. Bizim rakıya yönelişimizle, beş aylık sabinin kireç yalaması aynı şey mi?



Rivayet olunur kim; bir gün ömründe ağzına bir damla içki değdirmemiş çobana efendisi ağzına kadar dolu bir bardak sade rakı vermiş, bir yudumda devirmesini şart koşmuş. Ağzı, burnu, nefes borusu ateş alev yanan zavallı çoban, boş bardağı yerine koyarken:



'Ağam bu zıkkımı devlet zoruyla mı içersiniz?' diye sormuş.



Evet yirmi yıldır, her zaman sorar dururum kendi kendime. Nasıl başladım bu zıkkıma? İlk kadehler yüzde yüz 'dostlar alışverişte görsün', ilk kadehler yüzde yüz gösteriş, fiyaka, çalım. Daha sonraları bir tek dayanak: sevişmenin uzaması, kadın. Ama yekûn hanesinde ağır basan kahrolası fiyaka, kahrolası çalım.



Canına yandığımın işi! Bir çocukluk suçunu canımızla ödeyelim.



Ulan rakı ulan namussuz

Ne sulu ne susuz



Başlangıçta ben süvariydim, sen küheylan. Sonunda sen süvari oldun ben küheylan.



Dilediğin yere sürdün beni

Tam bel kemiğimden kırdın beni.

Ulan rakı ulan namussuz

Ne sulu ne susuz

Sen benim canımı mesken mi tuttun?

Canımın cücüğünü yaktın kuruttun

Yıktın mümkünümü, çarelerimi

Yâr gelse saramaz yârelerimi

Kimimiz sevmek için içiyoruz, kimimiz sevilmek için

Kimimiz susmak için içiyoruz, kimimiz konuşmak için

Kimimiz ağlamak için içiyoruz, kimimiz gülmek için

Kimimiz yavaş yavaş yaşamak için içiyoruz, kimimiz

Yavaş yavaş ölmek için.

Av.Fırat Bayındır
12-07-2006, 20:51:48
İçiyorsam susuz rakıyı

Hem de bir dikişte görüyorsam dibini

Vardır, bir Nazım-ı Hikmet'i

Av.Fırat Bayındır
12-07-2006, 20:58:13
ÇİLİNGİR SOFRASI

Bu zıkkımın yanında
Arnavut ciğeri ister, bir.
Çiroz salatası ister, iki.
Cacık ister, üç.

Adalet, müsavat, hürriyet demeye
Sadece yürek ister.

METİN ELOĞLU

Harun Gür
11-09-2006, 10:01:15
Çünkü takunyalılar öyle zanneder ama, aslında "içki" değildir rakı.
Yurt sevgisidir örneğin. İki tek attın mı "n'olacak bu memleketin
hali?" diye endişelenmezsin aksi olsa...
Tıp bazen çaresizdir, o ilaçtır.
Gurbete bile iyi gelir.

Kontörsüz muhabbettir.
Büst gibi oturan adamın bile çenesini açar, gülümsetir. Kahkahadır.
Hatıraları kaydeden hard disk'tir.

Botoks'tur bir nevi.
En kaknemi bile bir başka görünür gözüne.
Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır... İçilir, güzelleşilir.

Herkesin gençlik hatası olabilir. Bira içersin.
Sonradan para kazanıp tenise başlayınca, şarap içmeyi matah
zannedersin. Amerika'da TIR şoförlerinin içtiği viskinin dublesine
Etiler'de TIR parası ödersin, ayrı... Ama kürkçü dükkânıdır.
Döner dolaşır, gelirsin...

Orhan Gencebay'dır.
Entel barlarda, sosyete kulüplerinde dinlemeye utanırsın... Ama hepimiz

biliriz ki, ezbere bilirsin... İstediğin kadar ağız burun kıvır, altın
plağı hep o alır...
Tatlıses'tir.
Realite'dir.

Çocuktur, ağlarsın. Hele beyaz "p"eynir ile "k"avun olursa sağında
solunda. Örgüttür. PRK...
Ama bölücü değil, birleştirici... Türk'ü de içer, Kürt'ü de, Laz'ı
da...
Sor bak, Ermeni'si de, Rum'u da, Yahudi'si de...

AB'cidir.
Çünkü Rum öyle bir meze yapar ki, helali hoş olsun, Kıbrıs'ı veresin
gelir...

Madem yasaklayacaksın rakıyı...
Neden balık avlıyorsun o zaman?
Şerbetle mi yiyeceksin lüferi?
Ne anlamı var deniz börülcesinin, rokanın, radikanın, cibezin... İnek
miyiz biz? Yoksa Şakşuka'yı şarkı mı zannediyorsun sen?

Yanlış şiir okuyorsun, hapse giriyorsun...
Oku bak ne diyor dünya güzeli Orhan Veli...
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam...

Yılmaz Özdil

Av.Onur Tunga
17-10-2007, 15:21:48
Bana mail yoluyla geldi, paylaşayım istedim... Canım da çekti doğrusu...

Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli...

Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır. Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir.

Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır.

Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür.

İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınırki akciğerler de nasibini alsın...

Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz.

Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır.

Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz. İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez.

Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama) buz konur. Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar.

Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuş olur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır.

İçmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favori zeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller.

Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalım hoşgeldiniz vs. falan diye... Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır. Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir.

Rakı şalgam suyuyla içilmez!...

Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için...

Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez.

Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz.

Bağıra çağıra, böğüre öğüre konuşulmaz. Sakin olmak, efendi takılmak gerek...

Rakı bardağı boş beklemez. Evet, masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır...

Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (ki, büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz. Ev sahibi olsa bile...

Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir.

Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir, bunu farkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp gitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz.

Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetik hanımefendiler olsa dahi) olmaz.

Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği, hususi nihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi, akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir.

Rakı yanlız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir.

Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir. Yani hem anlatır hem dinler. Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, rakı sofrası saygın bir cemiyettir. Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hem de diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır.

Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir, aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır, yanlıştır...

En büyük mezesi muhabbettir... Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi, "bu güneş niye hep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefi konular da olabilir.

Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzer anasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir.

ayfer0607
17-10-2007, 15:40:41
Bari rakı içmenin kuralları olmasaydı da millet şööle gönlünce içip keyfini çıkarsaydı. İllaki de şu kişi servis edecek, şu konuşulacak, bu müzik dinlenecek denilince uğuru tadı kaçmaz mı? "Bana kalırsa da buzsuz rakı mı içilir?" diyen çıkmaz mı? Niye fasıl, ud, keman? Şart mıdır? Televizyonda sinema izlerken içilemez mi? İçersek eve tebligat gelir mi? Hapis cezası var mıdır paraya da dönüştürülebilir mi? :) N'olcak bu memleketin hali?

Erdoğan Kırcalı
17-10-2007, 17:09:10
Dünya Rakı Günü

" Aralık ayının ikinci Cumartesi günü Dünya Rakı Günü olarak kutlanır ..."

Rakı severler birbirlerine hediye verir .

Gidip de başkalarına "Dünya Rakı Günü diye bir şey mi var?"diye sormayın ,
çok ayıplarlar .

Balığı bol, mevsimi soğuk, geceleri uzun ve harflerinden "rakı" yazılabilen yegâne ay olan Aralık ayının ikinci Cumartesi'si Dünya Rakı Günü olarak kutlanır .

Bir kayda rastlanmamakla beraber Bekri Mustafa'nın da Aralık ayının ikinci Cumartesi gecesi doğduğu rivayet edilir.

Bu özel gün aynı zamanda yılbaşının şenlikli bir provasıdır.
"Dünya Rakı Günü, Türkiye ve Dünya sathına yayılmış,tüm rakı severler tarafından 2006'dan beri coşkuyla kutlanır."

Yıllar sonra tarihler böyle yazdığında, "Ben ilk günden beri kutluyorum" deme şansınız olsun .

" RAKININ da muhabbeti olur mu?" diyenler çıkabilir .

O meyhanelerde gördüğünüz rakı masaları aslında muhabbet,sohbet masasıdır ,

Bektaşi der ki :

"Rakı ağızdan değil, kulaktan içilir .Biz ona içki değil, dem deriz !"

RAKININ kitabını yazan Deniz Gürsoy, rakının nasıl içileceğini değil "Rakının nasıl içilmeyeceğini" yazmıştır. (Oğlak Yayıncılık)

Oturursun masaya, garson bir şişe rakı getirir,Mezeleri sıralar, kadehini doldurur, içersin !

HAYIR, rakı öyle içilmez ...

Rakının nasıl içileceğini, ya da nasıl içilmeyeceğini bilelim ..

Rakı güneş batmadan içilmez .

Rakı yalnız başına içilmez ,

Duvara bakılarak içilmez ,

Rakı keyif için içilir ,Dertlenmek için içilmez ,

Rakı sohbet için içilir .

Rakı, şakadan, nükteden, işletmeden anlamayan bayır turplarıyla içilmez .

Rakı gürültüyle içilmez .

Rakı çabuk içilmez, içip masadan kalkılmaz .

Rakı sofrasında fazla yemek yenmez, mezelerle yetinilir .

Rakı sofrasında sigara küllüğüne zeytin çekirdeği,sıkılmış limon kabuğu konmaz ,

Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da buz konur;
bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar .

RAKI'NIN ana mezeleri dışında, ekstra mezeleri de vardır,bir de "göz mezesi" vardır ki....tahmin ettiğiniz değil, bakın o nedir?

Yahya Kemal, her akşam sofrasını "kuş sütü eksik"kurdurur,ama çoğuna el bile sürmezmiş ...

Lakin sürsün, sürmesin hepsi hesaba yazıldığı için şef garson, "kıyak yapmış", sofraya kırmızı turp koymamış.. .

Yahya Kemal gelmiş, oturmuş masaya söyle bakmış garsonu çağırmış :

"Nerede kırmızı turp? "

"Efendim dikkat ettim yemiyorsunuz da.. ."

" Ben sofraya konan her şeyi yemek zorunda değilim,onların bazıları benim göz mezemdir!" demiş ..

RAKI için çok şey söylenir, yazılır,ama Necip Mirkelamoğlu'nun "Rakınamesi" de unutulur gibi değildir ;

" Nükte, cinas anlayan, aheng-i bezme uyan, içip zırvalamayan;
işte onadır rakı ."

Harun Gür
17-10-2007, 17:54:08
Sn. ekırcalı, pası atmış ben de Rakıname'yi ekleyeyim dedim. Sağlığınıza...


RAKINAME
İçmesini bilene
Zevkü sefadır rakı
İçmeyi bilmeyene
Cevri cefadır rakı

Bir münasip miktarı
Muhabbet anahtarı
Kaçırırsan kantarı
Cana ezadır rakı

Eşşek içince zırlar
Köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar
İnsanlaradır rakı

Yarattığı ahengi
Ne saz verir ne çengi
Terbiyenin mihengi
Dense sezadır rakı

Nükte cinas anlayan
Aheng-I bezme uyan
İçip zırvalamayan
İşte onadır rakı

Adabı erkanı var
Zamanı mekanı var
Kimin ki iz'anı var
Ona şifadır rakı

Mirkelamoğlu der ki,
Had bilmezsen eğer ki,
Öyle rüsva eder ki,
Başa beladır rakı (dem)

Necip Mirkelamoğlu

Av.Fırat Bayındır
17-10-2007, 23:25:18
Ooof oofff, damarıma bastınız.

Rakı mütevazidir, zenginle zengin, yoksulla yoksul olur. Arada bir rakıyı rezil etmek için böyle çocukları kullanan edepsizler çıkabilir aldırmayın onlara.

http://tbn0.google.com/images?q=tbn:O3W6-d20nWLCWM:http://www.sanalradyo.com/resim/velet2.JPG

Rakıyı çekici kılan, alkol oranının yanısıra kokusudur. Bu dayanılmaz çekici koku anasondur.

http://ilef.ankara.edu.tr/reklam/gorsel/dosya/1163598689yeniraki.jpg


Dedik ya rakı mütevazidir zenginle zengin, yoksulla yoksul olur. Kuş sütünün eksik olduğu en muhteşem sofralarda da içilir,

http://www.endergelir.org/Foto/Rak%C4%B1.jpg

şekilde görüldüğü üzere. (gerçi o kıllı kollar o zarif el ile uyum sağlamamıştır ama ilk kadehten sonra o duygu da geçer aldırmayın siz.)

Deniz kenarında bir hurda teknenin dibinde, artık geçmek üzere olan sobanın başında, tuvalindeki renklerle bezenmiş henüz meşhur olmamış ressamın bekar evinde beyaz leblebi eşliğinde bile içilebilir.

Harun Gür
17-10-2007, 23:38:53
http://h1078086.serverkompetenz.net/...resim3xgm7.jpg (http://h1078086.serverkompetenz.net/070216/4s3_resim3xgm7.jpg):o

Av.Onur Tunga
18-10-2007, 15:57:39
Sevgili Rakıseverler;

İlla "Yeni Rakı" diyenlerden misiniz?

Yoksa, yeniliklere açık mısınız?

Erdoğan Kırcalı
18-10-2007, 18:02:38
Uzun zamandır Tekirdağ rakısından başka rakı,kargadan başka kuş tanımazdım.
Geçenlerde yaş üzüm rakısı ile tanıştım.Fena değildi.

Harun Gür
18-10-2007, 21:07:41
Reklam olmayacaksa Efe Yeşil gerçekten güzel. Ben Yeni Rakı'cıydım aslında ama sahibiyet değişiminden sonra, başımda Texas şapka, arabamın üstü açık ve önünde boynuz olması içime sinmiyor.

Önemli olan lezzet, her damağa ve her derde uygun rakı bulunur bizim memlekette...

Selamlar,

gecem1970
18-10-2007, 22:04:56
Eh ne diyelim afiyet olsun.

Hep özenmişimdir öyle ağzını yüzünü buruştura buruştura değil de hani ağzına aldığı yudumu yutmadan önce tadını tam anlamıyla almak için ağzında çevirip öyle içenlere.

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
18-10-2007, 22:19:11
Efe siyah kapakla (Başka ismi var mı bilmiyorum ama bir abim sayesinde tanıştım siyah kapaklıyla, enfes. Bu arada sadece 70 liği yani makbul olanı var.:)) tanışana kadar Efe, Tekirdağ tercihimdi.

Av.Onur Tunga
19-10-2007, 14:25:42
Nasıl bir şey acaba! Denesem ne olur?

Deneyin bence... Ama hakkını vererek, bira gibi değil...

skla
19-10-2007, 16:30:48
Şimdi bir meyhane buldum mezarlığın tam karşısında...
Beni ararsan,
Ya meyhanedeyim ya da...
Tam karşısında...

Erdoğan Kırcalı
19-10-2007, 16:35:18
Gelen bir mailden:

Her yıl RAKI ya katılan su miktarı ''600 ton''

Gelin SEK içelim kuraklığı önleyelim hemde kafamız daha cabuk guzel olsun..! !
Tekel ve Tema ile beraber yürüttüğümüz bu kampanya kapsamında hepinizin SEK RAKI iÇMEK konusunda yardımını bekliyoruz....
Kampanya sloganımız :Sek rakı içiyorum,hem kafam güzel,hem kürem...
Gelecek nesillere bir şans da siz verin...

Av.Onur Tunga
19-10-2007, 16:52:50
Rakı gibi...


ege kıyılarında
bir sahil kasabası..
ve bir sirtaki...
karşı sahilden
meltemin getirdiği...
kadehte de rakı hani...
işini bilen yosma gibi...
ve sen..
düşüvermesen apansız...
düşüncelerime
yudum yudum...
kadehteki rakı gibi...

Hasan Esat Heptunalı

rita
19-10-2007, 17:45:13
Atatürk Neyzen'in ününü duymuş olacak ki, çağırtmış köşküne sohbet etmişler, uzun uzun aşkla üflemiş neyzen.. ardından sormuş Atatürk..
- senin çok fazla içki içtiğini söylüyorlar, benim kadar içer misin ?
Neyzen düşünüyor, içkinin hududu olmaz.
- ne kadar içersiniz ?
- iki tane kiloluk rakı içerim.
Ata kelimelere basa basa şu sözleri söylemiştir, Neyzen'in gözünü korkutmak istemiştir.
- nasıl içersiniz ?
- canım ne isterse; susuz, mezesiz.
neyzen:
- ben de iki kiloluk içerim ama, öyle içmem.
Neyzen'in arzusu ile ortaya kocaman bir emaye kase geliyor, iki kiloluk rakıyı Neyzen kaseye boşaltıyor. başını sokup lıkır lıkır içecek zannediyorlar. fakat Neyzen'in isteği daha bitmemiştir, bir somun ekmek ve irice bir kaşık geliyor. Neyzen ekmeği lokma lokma koparıp kasedeki rakının içine bastırıyo. lokmalar rakıyı iyice çektikten sonra çalakaşık yanaşıyor.
yine anlatılanlara göre, ata:
- pes, pes, diye bağırarak ayağa fırlamış ve elleriyle yüzünü kapamış, ayrılırken de saygılarını sunmuştur
--------------------------------------------------------------------------
rivayete gore yine cok sarhos oldugu bir gece rastladigi gece bekcisine sorar:

-evladim Neyzen Tevfik'in barakasini ariyodum?
+ama..ama...Neyzen Tevfik sizsiniz?!?!
-sana Neyzen Tevfik'i soran kim bre deyyus, evini sordum evini
--------------------------------------------------------------------------
bir arkadaşı Neyzeni meyhaneden cıkarken görmüş sitem ederek üzüldügunu belirterek demiş;
vallahi Tevfik efendi seni meyhaneden cıkarken görmek beni son derece üzdü.
Neyzen Tevfik hemen cevap verir:
hemen geri döneyim öyleyse.
--------------------------------------------------------------------------
askerdeyken en büyük sikintisi içki yasagidir. bir gün tuvalette gizli gizli içki içerken komutan bunu yakalar ve :

-buldun mezeyi içersin tabii. der.

Neyzen Tevfik hayatinda cevap veremedigi tek lafin bu oldugunu söyler.
-------------------------------------------------------------------------
Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e içki içmeyi yasaklamış.. içmeye devam ettigi takdirde hayati tehlike doğacagını söylemiş.. ileri derecedeki samimiyetlerine dayanarak içki içmeyecegine dair bir de and içirmiş.. aradan zaman geçmiş, Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e bir yerde içki içerken rastlamış.. hemen hatırlatmış:

- "hani sen içki içmemek üzere and içmi$tin?"

Neyzen şöyle cevap vermi$:

- "üstat, biz fakir adamız.. bulunca içki içeriz, bulmayınca and içeriz!..."
-----------------------------------------------------------------------
Neyzenin alkol tedavisi aldığı zamanlar..mazhar osman neyzene daha fazla içmemesini söylüyor..sonralarda bir gün
Mazhar Osman Neyzeni elinde büyük bir rakı şişesiyle görür ..der ki :

-Neyzen ben sana rakı içme demedim mi artık dök çabuk onu..
Neyzen :
-olmaz üstad bu şişedeki rakının yarısı Bekri nin der..
Mazhar osman : o zaman senin payını dök çabuk..
Neyzen yine olmaz der ve şunu söyler..
-şişenin altındaki yarısı benim payım...

....ALINTIDIR......

Av.Onur Tunga
01-02-2008, 21:50:55
http://www.uzmantv.com/uzman/yiyecek--icecek-danismani-vefa-zat

monica
02-02-2008, 00:50:19
Sayın Onur Tunga Teşekkürler Tam da hafta sonuna denk geldi. iyi geldi.

yld19sm
26-03-2008, 10:59:22
Sitenin bu bölümünü bu kadar geç ziyaret ettiğim için özür. Herkese afiyet olsun.

milo
31-08-2008, 22:10:52
http://img253.imageshack.us/img253/2663/image001kq7.jpg

milo
22-10-2008, 22:39:11
İçmezsem tehlikeli olurum Uğur Selim (Bulutlu) (http://www.buyukkeyif.com/viewProfile.jsp?userId=591) 14 Aralık 2005, Çarşamba 10:08
http://www.buyukkeyif.com/uploads/images/5000000000002695.gif (http://www.buyukkeyif.com/allSubCategories.jsp?catID=506)Musa Ağacık, Aydın Boysan'a kısa kısa soruyor, Aydın Boysan öz öz yanıtlıyor.
...
* 65 yıldır rakı içmekteki zorunuz?
- Ben arada bir bu mendeburu içmediğim zaman, bazı politikacıları dünya üzerinden kaldırma teşebbüsünde bulunurum.
* Çetin Altan, zaman zaman ‘şarap içemeyen toplumların düşünemediğinden’ şikayet eder. Sizin rakıyı şaraba, ve biraya tercih etmenizin nedeni var mı?
- Yok, bu yalandır. Alkol her türlü içkide aynı etkiyi yapar. Rakı benim nikahlı karımdır, ötekilerle de kaçamak yapıyorum..
* Rakıyla ilgili anılarınız var mı?
- Şimdi Avrupa’da çok sevgili sofra dostlarım vardı. Onlara 2 şişe rakı götürdüm. Hiç içmemişlerdi. Bi daldılar susuz rakıya. ‘Yapmayın, bu öyle içilmez’ dedim. Dinlemediler. Sonra hepsini ambulanslar götürdü..
* Siz hiç hastanelik oldunuz mu?
- Hayır. Hastanelik olmadım ama karımın hışmına uğradım.
* Eşiniz içmiyor mu?
- Ömründe bir kere içti, 40 sene önce. Ertesi sabah perişandı. Bana dedi ki, ‘Senin ne çektiğini şimdi anladım.’
* Peki sonra bi daha söylenmedi mi?
- Ayılır ayılmaz hemen ertesi gün söylenmeye başladı.. Hálá da söyleniyor..
* Bu arada rakıyı, şarabı büyük bir aşkla içen Bektaşilerle bir akrabalığınız var mı?
- Efendim Bektaşiler benim çok saydığım, sevdiğim insanlardır.
* Neden?
- Açık insanlardır, dürüst insanlardır..
* Bir büyük rakı devirebiliyor musunuz?
- O senin dediğin 50, 55 sene önceydi.. Artık doktorların izin verdiği kadar içiyorum O da bir küçük rakının yarısı.
* Aydınlarımız iyi ‘içemediklerinden’ gereğince özgürleşememiş olabilir mi?
- Olabilir, taassup yani kelleden içeriye yeni düşünce sokmamak veya yeni düşünceleri öğretmemek, insanlarda kafasızlığa yol açar. Ve bu nedenle de bu kafasızlık her türlü taassuba, dolayısıyla da bazı düşmanlıklara yolaçabilir. Düşman olmadan herşeyi önce sakin biçimde düşünmek gerekir..

(Musa Ağacık, Star, 29 Mayıs 2004)

Rakı masasında zürafa olsam Hayri Kırcalı (Haydari) (http://www.buyukkeyif.com/viewProfile.jsp?userId=831) 14 Aralık 2005, Çarşamba 14:56
http://www.buyukkeyif.com/uploads/images/5000000000002687.gif (http://www.buyukkeyif.com/allSubCategories.jsp?catID=775)Rakı dendiğinde akla gelen en güzel abilerden Aydın Boysan’ın rakıdan bahsetmeden bir muhabbeti bitirdiği hayal edilemez ama bana kalırsa rakı literatürüne kattığı güzel şeylerin başında bu rakı içen zürafa imgesi gelir. Üstad bir sohbetinde rakının boğazdan aşağı nasıl yuvarlanması gerektiğini anlattıktan sonra “Zürafa içse nasıl da içer ama” diye zürafayı kıskandığını ifade etmiştir. Yazdığı kitapların hepsinde de bu kıvamda hoşluklar vardır. Her rakıseverin kitaplığında “İstanbul Esintileri”, “Yaşama Sevinci”, “Yüzler ve Yürekler”, “Felekten Bir Gün”, “İstanbul’un Kuytu Köşeleri”, “Neşeye Şarkı”, “Nereye Gitti İstanbul?” gibi en az 3-5 tane Aydın Boysan kitabı bulunmalıdır.

Hesabıma göre Aydın Boysan 66 yıldır rakı içmektedir.

Aydın Boysan 17 Haziran 1921 doğumludur ve bugün 84 yaşındadır. Doğum gününü tüm rakıcılar kutlasın diye gün ve ay olarak da veriyoruz. Güzel Sanatlar Akademisi’nin mimarlık bölümünü bitirmiş, Mimarlar Odası’nın kuruluşunda bulunmuş, ilk genel sekreterliğini ve İstanbul Şube Başkanlığı’nı yürütmüştür. İTÜ’de dersler vermiş, birçok ödül kazanmış ve 1999’da mimarlıktan emekli olmuştur. 10 yıl Hürriyet’te 4 yıl da Akşam’da yazarlık yapmıştır. Emeklilikten sonra tüm vaktini muhabbete (yazmaya) ve rakıya ayırmıştır. Çiçek Pasajı’nın yeni tamamlanan restorasyonundan sonra pasaja resmi asılan büyüklerimizdendir.

Aydın Boysan rakıya genç yaşında başlamıştır ama diğer işlerinde acele etmemiştir. İlk kitabını 61 yaşında çıkarmış, yabancı dili ise 30 yaşında öğrenmiştir. Demlenmeyi bildiği için de ne yaptıysa güzel yapmıştır.

Yazarlığa başlaması da rakıyla ilgilidir. Erol Simavi, Hasan Pulur’dan Haldun Taner’i Hürriyet’te yazması için ikna etmesini istemiy. O aralar da Haldun Taner yurt dışındaymış. Hasan Pulur, “Eğer masada konuştuğu gibi yazarsa iyi yazar olur Aydın'dan” diye Aydın Boysan’ı önermiş. Böylece yazarlığa başlamış. Aydın Boysan ve Hasan Pulur meyhane arkadaşıdır.

Neden mizah yazdığını ise şöyle anlatıyor Aydın Boysan:
“Benim yazmaya mizahla başlamam tümüyle rastlantı sonucudur. Çünkü yazmaya başlattıkları sıra ben bazı derneklerde sürekli olarak mizah konuşmaları yapıyor ve bunları kağıda geçiriyordum. Öte yandan Aziz Nesin'in Çatalca Vakfı'ndaki ikinci binasını ben planladım; birinciyi de, haklısın, kendisi yapmıştı. O sıralarda birisi bana sormuştu, sen bu ileri yaşında mizah yazmaktan çekinmedin mi, rezil olmaktan korkmadın mı? diye... Aziz Nesin de o sofradaydı ve ben de, ‘Aziz Nesin mimariye bulaştıktan sonra ben mizahta ne bok yesem olur!’ dedim. Buna en çok Aziz Nesin gülmüştü...”
(Bedirhan Toprak ve Turhan Günay, 28 Ekim 1999, Cumhuriyet Kitap Eki)

Çok yaşa Aydın Boysan!


www.buyukkeyif.com sitesinden alıntıdır.

milo
22-10-2008, 22:48:05
Rakı nikáhlı karım diğerleriyle kaçamak yaparım
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/vimages/images/trs.gifhttp://webarsiv.hurriyet.com.tr/2005/06/04/displayimage/0,,196428,00.jpg
Ersin KALKAN
Nevizade’ye girdiğimizde yağmur başladı. Beş dakika sonra güneş gösterdi yüzünü. Güneş ışınlarının arasından yağmur zerrecikleri uçuşurken, minik minik gökkuşakları peydahlandı İstanbul ikindisine. Saat 16.00’da Saki Restaurant’ta buluşmak üzere sözleşmiştik. İlk gelen Fıstık Ahmet oldu.
10 dakika kadar sonra Aydın Boysan (84) gözüktü Kameriye Sokak’ın başından. Henüz sandalyeleri ısıtmamıştık ki Çiçek Arif çıkageldi. Masayı dörtlemiştik. Tamamdık. Arif Keskiner (67), nam-ı diğer Çiçek Arif lakabını 21 yıldır işlettiği Çiçek Bar’dan almıştı. Ahmet Tanrıverdi (61) ise yeşil göz renginden dolayı Fıstık’tı. Aydın Bey’le ben lakapsız da yaşayıp gidiyorduk bu dünyada. Masadaki üç adam da kitaplıydı. Ama ennnn kitaplı olan Aydın Boysan, tam tamına 29 kitap yazmış. En son kitabı ‘Ne Güzel Günlermiş’ daha yeni çıkmış. Bize de birer tane getirmiş yanında, imzalayıp hediye etti. Diğer ikisinin ikişer kitabı var. Arif Keskiner, Çiçek Gibi ile Yine mi Çiçek’i yazdı. Üçüncü kitabı yolda. Fıstık Ahmet Tanrıverdi’nin Zaman Satan Dükkan ile Hoşçakal Prinkipo kitapları yayınlandı. Devamı gelecekmiş. Ahmet Bey de yanında getirmiş kitaplarını, imzalayıp dağıttı masadakilere. Eh benim de şimdilik iki kitabım olduğuna göre aramızda kitapsız yoktu. İstanbul doğumlu Aydın Boysan mimarlığı 1999’da bıraktığında meslekte tam 54’üncü yılını tamamlamıştı. Ünlü ve çok ödüllü bir mimar. On yıl Hürriyet’te, üç yıl da Akşam’da yazılar yazdı. Arif Keskiner, Osmaniye’de doğmuş. 16 yaşında İstanbul’a gelmiş. Yayınevi müdürlüğü, kitapçılık, spor yazarlığı ve İsveç’te gazetecilik ve bulaşıkçılık yapmış. Türkiye’ye dönünce de fotoroman senaristliği ve yazarlığı. Otobüs, Kapıcılar Kralı, Selvi Boylum Al Yazmalım gibi önemli filmlerin prodüktörlüğünü de üstlenmiş. Daha sonra Sıraselviler’deki yazıhanesinde, herkesin Çiçek Bar ya da Arif’in Yeri dediği, tüm sinemacıların ve sanatçıların uğrak yeri olan Sinema Sevenler Derneği Lokali’ni açmış. Fıstık Ahmet, Büyükadalı. Tam 30 sene matbaacılık yapmış. Aynı zamanda da 27 yıldır meyhaneci. Garden 74, Nişantaşı, Arnavutköy ve Bostancı’da Barba meyhanesini çalıştırmış. Artık tanıştığımıza göre dolduralım kadehleri bu güzel akşam üstünü parlatmaya başlayalım.

Yazla henüz buluşamamış bir İstanbul akşamında, yine de sokak üzerindeki beyaz örtülü meyhane masasına henüz yerleşmiştik ki, Ahmet Tanrıverdi çantasından beyaz bir kutu içinde üç tane eski zaman kadehi çıkardı.

Şu anda kullandığımız limonata bardaklarından çok farklı bu kadehler. Boyu bugünkülerin üçte biri kadar, ağız kısmı zarif bir biçimde dışa doğru meyilli. Yarı beline kadar da dantel bir zarf içinde.

‘Nasıl oldu da limonata bardağı eski kadehlerin yerini aldı?’ diye sordum. Ahmet Tanrıverdi, ‘Ben rakıya başladığımda kadehler size getirdiklerimin aynısındandı. Limonata bardağı ise yeni yeni piyasaya çıkmıştı. Bu bardakların nereden çıktığını, eski kadehlerin yerini nasıl aldığını pek anlamış değilim’ dedi.

Arif Keskiner ‘Ben 1964’ün bir kırılma noktası olduğuna inanıyorum. Rumlar gittikten sonra her şey sanki ansızın değişti’ diye araya girdi. Ahmet Bey ona katıldı: ‘1964’te Yunan tebaalı İstanbullu Rumlar’a 72 saat içinde İstanbul’u terk etmeleri söylendi. Bu insanların arasında İstanbul’da lokantacılık, mezecilik, gıda ticareti, cam işçiliği, çeşitli el sanatları işinde çalışan ustalar vardı. 12 bin kişiydiler. Her şeylerini bırakıp terk ettiler ülkeyi. Birkaç gün içinde meyhaneler, çarşılar, konaklar boşaldı. Köklü rakı kültürünü de yanlarında götürdüler. Evet, tamam hatırlıyorum; 1964’ten sonra limonata bardaklarının saltanatı başladı, mezeler farklılaştı, İstanbul yavanlaştı...’

KAVUN MASADAN SÜRGÜNE GÖNDERİLMEK İSTENİYOR...

Garsonlardan biri masaya kavun servisi yapacakken Aydın Boysan, elini kaldırıp onu durduruyor: ‘Kavun rakının mezesi değildir!’ Ben, içimden ‘limonata bardağıyla rakı içmenin görgüsüzlük olduğunu öğrendik, şimdi de masadan kavunu sürgüne göndereceğiz herhalde’ diye geçiriyor ve cesaretimi toplayıp, ‘Ama ben kavun ve peynir olmadan rakı içemem’ diyorum, ürkekçe.

Aydın Bey, ‘Zıkkımlan o zaman ama bu işin de bir ilmi ve kimyası var’ diye azarlıyor beni. Sonra da anlatmaya koyuluyor: ‘Bir kere, tatlıyla içkiye başlamak yanlıştır. Tatlı hızla kana karışır. Yanında alkolü de beraber götürdüğünden kısa zamanda kelle olursun. Sofradaki kavuna mal bulmuş Mağribi gibi saldıranların diğerlerine oranla nasıl yaya kaldıklarını gördüm. Bakın size bir olay anlatayım. 1984’te Leningrad’a gittim. Henüz Sovyetler dağılmamıştı ve Petersburg’a Leningrad diyorlardı. Arkadaşlarla şöyle 1500 kişiyi alabilen büyük bir lokantaya gittik. Yanımızdaki masada da yaklaşık 20 kişilik bir aile oturuyor. Baş köşeye ailenin babası yerleşmiş. Babanın hemen yanında da bir semaver, mis gibi çay kokuları geliyor. Adamlar iki yudum votka içip ardından çayı dehliyorlar. Ben adama halli halli bakınca, bir işaret çakıp beni masasına davet etti. Yanındakilerden birini kaldırıp yer verdi. İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlara esir düştüğünde Almanca’yı iyi öğrenmiş. Sohbete başladık. Votka ve semaver ilişkisini sordum. ‘İyi gider ama çayın şekersiz olmasına dikkat edeceksin’ dedi. Denedim, fena değildi. Ayrılıp arkadaşlarımın yanına döndüm. Aradan beş altı saat geçti. Yine bir işaret çakıp, çağırdı beni. Artık tatlı faslı başlamıştı. Ayağım masanın altında yumuşak bir şeye dokundu. Baktım bir adam yatıyor. ‘Bu ne?’ dedim. Ailenin babası, ‘Orada sızan eşşek, çayı şekerli içmiş’ dedi.’ Ama biz kadim dostumuz kavunun masadan sürgün edilmesine karşı çıktık ve afiyetle gövdeye indirdik.

MEZEYLE RAKI AYNI KERVANDA YOLCULUK YAPAR

Arif Keskiner, ‘İçkiden önce biraz alt yapı gereklidir, diye iddia edilir’ diye girdi lafa. ‘Bu konuda farklı görüşler var’ dedi Aydın Boysan, ‘Bir Alman bana, başlamadan önce bin kalorilik bir şeyler yiyip 20 dakika sonra içkiye başlamak lazım demişti.’

Arif Keskiner, ‘Zaten bizim mezelerimiz bu iş için değil midir?’ diye itiraz etti: ‘Bizim rakı adabımızda öyle oturur oturmaz fondip yapmak yoktur. Rakılar koyulur kadehe, buharı üstündeyken şöyle bir hoşgeldin yudumu alınır ve meze faslına geçilir. Altyapı birlikte kurulur. Yani kervan yolda düzülür. Aç karnına içki içilmez bizim soframızda.’

Fıstık Ahmet aldı sözü: ‘İnsanın bir öğünde yiyebileceği miktar aslında avucunun içine sığacak kadardır. Ben bazı günler 60 çeşit meze yaparım. Küçük tabaklarda servis ederim. Porsiyon şeklinde sunmayı görgüsüzlük ve açgözlülük olarak düşünürüm. Az olacak, öz olacak, çok çeşit bulunacak, bir lezzet dalından diğerine konulacak.’

SALÇA GÖLÜNDE FASULYE TANELERİ YÜZMEZDİ

Aydın Boysan, ‘Ahmet doğru söylüyor’ dedi ve eski zaman Kumkapı’sına uzanarak meze-rakı ilişkisi üzerine şiirsel bir fasıl geçti: ‘Kumkapı eskiden çok değişikti. Bu güzel mekán henüz turistik olmamıştı. Saz heyetleri filan dolaşmazdı. Fasulye pilakisi çatalla yenince, tabak temizlenirdi. Şimdiki gibi salça gölünde fasulye taneleri yüzmezdi. Tabaktan bir kaşık pilaki alınca, başta beyaz peynir bütün mezeler al kanlara boyanmazdı. Cacık diye hıyar doğranmış ayran getirmezlerdi. Cacık da çatalla yenince tabak temizlenirdi. Kumkapı meyhanesi tabelalarına Anadolu akarsularının adları yazılmadan önce, Kumkapı’da balık tek tek pişirilip sunulur, dilimli balığın bile ne olduğu anlaşılırdı. Meze çeşidini meydandaki lakerdacının lezzetiyle, gezgin topikçinin tadıyla zenginleştirirdik. Lakerda has torikten, çiroz uskumrudandı. Rakı da su da sabah erkenden buzluğa konmuş olurdu. İkisine de buz atılmazdı. Ağıza gelen içki lezzetinin, her kadehin başında sonunda, buzların su salgılaması yüzünden değişmesine katlanmazdık.’

BÜYÜKADA’DA BÜYÜK RANDEVU

Anılar, rakı üzerine çeşitlemeler, atışmalar gırla giderken ‘En çok hangi içkiyi seversiniz?’ diye sordum. Çiçek Arif, ‘Ben hepsini severim. Ama şarapla rakı favorimdir. Son zamanlarda şaraba takılıyorum’ dedi. Fıstık Ahmet, ‘Rakı’ diye kestirip attı. Aydın Boysan, ‘Ben bütün içkileri severim ama rakı nikahlı karımdır, diğerleriyle kaçamak yaparım’ diyerek noktayı koydu.

Ama rakı masasında sohbete nokta konulacak gibi değildi. Tam üç hafta sonra bu kez Büyükada’da Prinkipo’da buluşmak için sözleştik.. Hem de ucu açık bir rakı masasında... Eh artık, orada da geceleriz.

Bildiklerimin yarısını kitaplardan, kalanıını meyhaneden topladım

Çiçek Arif, Fıstık Ahmet’e ‘Senin Prinkipo’yu ne zaman açıyorsun?’ diye sordu. ‘Benim meyhane Milli Eğitim’e bağlı’ dedi Ahmet Bey, ‘Okullar kapanınca açılır, okullar açılınca kapanır.’ ‘Milli Eğitim’e bağlıymış ama müfredatı ve tedrisatı farklıymış’ diyerek ben devreye girdim. Çiçek Arif, ‘Evet, bence de meyhanenin tedrisatı çok farklıdır. Ben, bildiklerimin yarısını kitaplardan öğrendiysem kalanını meyhaneden topladım’ diye bitirdi sözü.

BEYLER İZNİNİZLE MEYHANE CEKETİMİ GİYECEĞİM

‘66 yıllık rakıcılık hayatında bir gün olsun tek başıma içmedim’ diyen Aydın Boysan, masaya yerleştikten bir süre sonra çantasına elini attı ve ‘Beyler izninizle meyhane ceketimi giyeceğim’ dedi. Giydiği montla safari ceketi arasında bir farklı ceket: ‘Safari ceketine benziyor’ dedim. ‘Eh, meyhaneye gelmek, rakı sofrasına oturmak da safariye çıkmak kadar maceralarla dolu bir yolculuktur’ dedi.

milo
22-10-2008, 22:56:02
Aydin Boysan'dan rakı adâbı

Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli...
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır...
Bülent Ersoy öyle içiyor diye birdikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir...
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazlayayılması sağlanır...Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür...
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin birnefes alınırki akciğerler de nasibini alsın...
Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakıkadehleri masadan kalkmaz...
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz. Geyik muhabbetiyapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır...
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz...İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez...
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama)buz konur...Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hemkeyfi kaçar...
Rakıdan anlayanların,Antalya meyhanelerinde garsonluğasoyunanlara bunu anlatması gerekir...
İcmeye başlamadan önce aperatif birşeyler yenmelidir. Favorizeytinyağlılardır. Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak,alkolüngenzinize doğru gelmesini engeller...
Rakıya buz koymak yanlıştır. Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı orandaetkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar. İdeal karışım bozulmuşolur. En uygunu rakıya soğuk su koymaktır...
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur. Hadi bakalımhoşgeldiniz vs. falan diye...Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır...
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir...Rakı şalgam suyuyla içilmez!... (taslağa dahil değil)Mezesiz rakı içilmez. Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim vardiyorsanız gidin bira filan için...
Şişe numarasının önemi yoktur. Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denkgelmez...
Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz...Bağıra çağıra, Böğüre öğüre konuşulmaz... Sakin olmak, efendi takılmakgerek...
Önce kendine gel,
sonra meyhaneye
Kalender ol da gir
kalenderhaneye
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye
Rakı bardağı boş beklemez...
Evet masadan kalkarken bile dibinde birazbırakılır...Usul, adap bilen en genç kişinin saki olması adettendir, büyüklere (kibüyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz...
Ev sahibi olsabile...Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır, daha da içmekisteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir...Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir,bunufarkettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıpgitmelisiniz, ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayıterketmeyin... Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zorkalkılır, hoş karşılanmaz...
Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada sosyetikhanımefendiler olsa dahi) olmaz...Her nevi ızgara balık (çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği,hususinihavend ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi,akordeon, keman ve ud da uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlucl'si 70'dir...
Rakı yanlız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindiresindire) içilen bir içkidir...Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzelsohbetlere yönelir...Yani hem anlatır hem dinler... Böylece rakı sofrası en az iki kişininkatıldığı toplu bir eylem, karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratikbir forum, evrensel ve kişisel sorunların ortayagetirildiği, fikir alıp verilen, insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerekhesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır...Unutulmamalıdır ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir... Buraya katılan hembu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir hemde diğerlerine karşı saygılı olmak zorundadır...Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,aksiyapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadır,yanlıştır...En büyük mezesi muhabbettir...
Muhabbet konusu "bi kız vardı, 5 yıl sevdim,yüzüme bile bakmadı" gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,"bu güneş niyehep doğudan doğuyo batıdan batıyo?" gibi yarı-felsefikonular da olabilir...
Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmişsarımsaklı zeytinyaği süslemesi... Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakınınkendine has tatlı nefasetini dengeler, damarlarınızı büzeranasonla dost olur, buna misal olarak dağ lahanası turşusu verilebilir...
Yarasın.

milo
22-10-2008, 23:01:08
Aydın Boysan' dan cacık tarifi



Yoğurt bir tahta kaşıkla su katılmaksızın çevire çevire iyice karıştırılacak. Karıştırırken yüzde yedi oranında sızma zeytinyağı damla damla yoğurda katılacak. Öyle ki, yağ cacığın üstüne çıkmayıp, tümüyle yoğurda yedirilmiş olacak. Soyulmuş hıyarlar bir yanda dururken diş sarımsaklar bir havanda dövülüp ezilerek sübye kıvamına getirilecek. En önemli nokta, tuzlanan hıyarların asla yan tarafından doğranmaması. Bir elde tutulan hıyar sürekli döndürülürken, öteki eldeki keskin bıçak hıyarın uç tarafına eğimli biçimde girerek çentikler açacak. Öyle ki sürekli döndürülen hıyarda oluşan incecik, uzunca yongalar yoğurdun içine kendiliğinden düşecek. Ayrıca kırmızıbiber, az karabiber harmanlanıp cacığın üzerine serpilecek. Bu nefis karışım sofraya getirilmeden önce üç saat süreyle buzdolabında bekletilecek.

Av.Fırat Bayındır
28-07-2010, 19:50:58
akşaam saat 18 suları, telefondaki ses " gece Amanos'dayız sen de gel". Erken gitmişim biraz, bizden kimsecikler yok ama keman, ud ve darbuka musikiye "enginde yavaş yavaş" başlamış, bir köşede bir avukat "Baba" ağabeyim ,yalnız

"Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum

Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip musikiler alıyorum

Bir de rakı şişesinde balık olsam."

Çağırdı, oturdum,boğma rakı,salata, top sakalı gülen yüzü,kırlaşmış saçları...

Hoparlörden yükselen...

"Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."


Sami Hoca düştü aklıma, emekli öğretmen,müvekkilimiz İzmir'de.Emlak ve belediye işleri için verdiği boşa imzalı A4' leri doldurup bütün malını mülkünü elinden aldığı karısına karşı yürüttüğümüz davaları.Duruşmalardan sonra soluğu aldığımız "Veysel Çıkmazı" soluk benzi hatırımda, kulaklarımda sesi
"Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan."
Prostat kanseri, bakıcısı -adı neydi unuttum- temiz yüzlü, utangaç,sevecen, ölene kadar başucunda,karşılıksız.Neden? Bilmem?Sevdi mi?Bilmem?Sevilmeyecek bir adam değildi ki.

Bizim ekipteki konuşmalar;
Sendikacılar,işçiler, yetki, işe iadeler, ağır konular,ağır abiler.
Benim kulağım ise yine saz ekibinde, "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı", ardından " Bir Tatlı Huzur Almaya Geldim Kalamıştan"

Otur ki sandalye hatırlasın
Sandalye olduğunu.
Masa da unutur masalığını,
Elini komasan üstüne
Bakışlarını ayırmaya gelmez,
Sürahi boşalır sonra suyundan.
Kadehim kadehim dediğin şey,
Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir.
Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini,
Çatalını dokundurmazsan.

Bana ne yetkiden, işe iadeden "Leyla bir özgecan" iken.

Bu yazıma ilham veren sevgili ağabeyim Av. Necati Baba' yı dün son yolculuğuna uğurladık.

http://www.hataybarosu.org.tr/image/baba.jpg

bartelmi diaz
28-07-2010, 19:54:35
Yarimi görmek için gittim Kalamış'a
Kim kurban olmaz ki o göze o kaşa
Ama gel gör ki kaldığı otelin önünde
Badfigardlar benziyordu camışa:)))))))

herkes rakı içince farklı düşünebilir değil mi:)

monica
03-10-2010, 18:36:29
Yarimi görmek için gittim Kalamış'a
Kim kurban olmaz ki o göze o kaşa
Ama gel gör ki kaldığı otelin önünde
Badfigardlar benziyordu camışa:)))))))

herkes rakı içince farklı düşünebilir değil mi:)

Bazıları rakı içmedende farklı düşünebilirler..!
http://img198.imageshack.us/img198/2841/adszsnr.png
Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih'e bühtân bühtân üstüne
Rasih

monica
28-05-2011, 23:33:01
http://rakiansiklopedisi.buyukkeyif.com/header.jpg
İki yudum arası beş dakika
EHLİKEYFİN GÜNLÜĞÜ / Rakı Ansiklopedisi |

Âşık Veysel’e takılmışlar: “Veysel Baba yaşlanıyo. Eskiden bi böyük içerdi, şimdi bi güçük anca içebiliyo. Sivrialan’da da her gece içiyomuşsun, öyle mi?” 7 yaşında iki gözünü birden kaybetmiş olan Âşık Veysel esprinin kralını patlatmış: “İki gözüm kör olsun içmiyom...”

Âşık Veysel'e takılmışlar: “Veysel Baba yaşlanıyo. Eskiden bi böyük içerdi, şimdi bi güçük anca içebiliyo. Sivrialan'da da her gece içiyomuşsun, öyle mi?”

7 yaşında iki gözünü birden kaybetmiş olan Âşık Veysel esprinin kralını patlatmış: “İki gözüm kör olsun içmiyom...”

Bahriye'den yüzbaşı rütbesindeyken emekli olan Borazan Tevfik, “Bu kadar içmeseydin binbaşılıktan emekli olurdun” diyen dostlarına “Allah layığınızı versin, derdiniz bu mu? Ben rakıyı içtiğim zaman paşa oluyorum paşa” cevabını verirmiş göbeğini hoplata zıplata.

“Aylak Adam”ın, “Anayurt Oteli”nin yazarı Yusuf Atılgan, ilk yudumu boş mideye doğru yolcu ederken “Eh, boş eve hırsız gönderelim” dermiş.

Şair Edip Cansever “Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor” diye yazmıştır ama içkiliyken tek satır yazmama prensibi varmış.

Özdemir Asaf ise rakılanırken aldığı notları kocaman bir sepete atarmış; ayık kafayla ayıklamak ve şiir çıkarmak üzere.

Resim sanatımızın büyük ismi İbrahim Çallı tedbirli adammış. “Ya biterse?” diyerek meyhaneye giderken bile cebine bir şişe rakı koyarmış.

Harikulade polisiye romanlar yazmış olan (Murat Davman serisi) gazeteci Ümit Deniz saygıda kusur etmezmiş. Hilton'daki Lalezar Bar'da rakı servis edilirken ceketinin önünü ilikler, ilk yudumdan sonra açarmış.

Neyzen Tevfik “sınırtanımaz rakıcılar” ekolünün piri imiş. Hamamda kurnaya bir damacana rakı döküp içmişliğini, kesmeyince Sokrat Eczanesi'nden eter alıp devam ettiğini Salâh Birsel anlatıyor.

Safiye Ayla ise dost meclisini önemseyenlerden. Kemal Tahir'le oturup bir 49'luk, biraz meze eşliğinde sosyalizm filan konuşurlarmış.

Editörlüğünü Erdir Zat'ın yaptığı, üstat Vefa Zat başta olmak üzere rakı kültürünü çok iyi bilen isimlerin katkısıyla hazırlanan Rakı Ansiklopedisi'nden çıkardığım notlar bunlar.

Kitap okur gibi, çocukken Keşifler ve İcatlar Ansiklopedisi'ni, delikanlılık yıllarımda Hulki Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü'nü okuduğum gibi mutlu bir insan olarak okuyorum rakının büyük kitabını.
Oysa rakıcı sayılmam. Dışarı çıktığımda alkol alacaksam ilk tercihim değildir.
Yabancı memlekete giderken çantasına önce rakısını yerleştiren, rakısına mevsiminde meyve atarak içen gusto sahibi akşamcılar arasında adım geçmez haliyle.
Daha çok “ara sıra bazı bazı” kontenjanına girerim bu bahiste.
Ama kitabı elimden bırakamıyorum.
Birkaç ay içinde ikinci baskısı yapılan Rakı Ansiklopedisi'ni memleketin kafası güzel, esrik tarihini okur gibi okudum.
Çok hikâye öğrendim, bilgilerle donandım!
Kararında içmek, doğru düzgün içmek ayrı bir sanat.
Sorumluluklarınızın bilincinde, tadında içerseniz 2010 senesinde, 110 yaşındayken, 109 yaşında rakıyı bıraktıktan hemen sonra ölen Antakya, Yukarıdöver Köyü'nden Fıdda Nine gibi ömrünüze ömür katabilir.
Ama abartıp maskara olmak da var.
En iyisi Ahmet Rasim'in formülüne sadık kalmak galiba.
Rakıcılar not etsin...
Her yudum arası 5 dakika beklemek ve bir kadehi 6 ila 8 yudumda içmek gerek.
Kaba hesapla saatte 1 duble rakı hızıyla ilerliyoruz yani.
İçerseniz, dikkatli için, peyniri ihmal etmeyin, hız limitini aşmayın.
Şerefe.
http://www.buyukkeyif.com/index.jsp
(Rakı Ansiklopedisi, Overteam Yayınları)
Kanat Atkaya,
8 Mayıs 2011, Hürriyet