PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : İdari para cezasına itiraz







Av.Özcan Mehmetalioğlu
06-01-2004, 10:51:33
Ana sayfadaki idari para cezasına itiraz dilekçesi Sulh Ceza Mah. hitaben yazılı olduğundan dolayı GÖREV yönünden yanıltıcı olabilir. Anayasa Mahkemesinin 1 Şubat 2001 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak 1 Ağustos 2001 tarihinde yürürlüğe giren 1996/72-1997/51 sayılı ve 15.5.1997 günlü kararıyla 3194 sayılı İmar Kanununun 42. maddesinin 5.fıkrası iptal edildiğinden söz konusu davanın İDARE MAHKEMESİNDE açılması gerekmektedir.

Av.Feyz Pazarbaşı
07-01-2004, 12:54:53
Üstadım tamamen haklısınız. Sulh ceza mahkemeleri de bu yönden davaları reddediyorlar. İlgili dilekçeyi düzeltip tekrar yükleyeceğiz.
Saygılarımla.

http://www.hukuki.net

sedat256
18-10-2006, 16:34:59
Av. arkadaşlar bana acele idari para cezasına itiraz dilekçe örneği gerekli, elinde olan vara bana mail olarak gönderebilirmi lütfen

Av.Mehmet Taylan Karakum
20-10-2006, 12:37:03
Sayın sedat256;

Ancak bir avukat arkadaşımıza başvurarak böyle bir dilekçeye kavuşabilirsiniz. Hariçten edineceğiniz veriler, olayınızda size yardımcı olamayacaktır.

Harun Gür
15-12-2006, 22:27:06
Tabi ilk mesajdan sonra görev yönünden yetkinin Kabahatler Kanunu ile yine değişerek tekrar Sulh Ceza Mahkemeleri'ne geçtiğini, sonra Kabahatler Kanunu'nun bazı maddelerinin iptali ile (6 aylık süre bu ay bitiyor) görevli mahkemelerin tekrar İdare Mahkemeleri olduğunu belirtmekte fayda var.

Yarına ne olur ?!! Bekleyip görelim...

Av.Fırat Bayındır
15-12-2006, 22:55:42
İdari Para Cezası lafı duymak istemiyorum, ...'a sardı artık bu iş

http://www.galeriturk.net/getimg/guzelgrubum_6b.jpg

Harun Gür
17-01-2007, 00:58:50
Son iletide yarına ne olur bilinmez demiştim ama, mevcut kararlar da akıl hoplatır cinsinden...

İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarının İş Mahkemeleri'nde görülmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

Çok yakın bir zamanda verilmiş bir kararı bir tanıdık vasıtasıyla dinledim. Türk mahkemelerinin vermiş olduğu tüm kararlarda boynumuz kıldan ince ve bu kararlara saygımız sonsuz olmakla birlikte, karar kesinleştiğine göre bunu eleştirmek de vatandaş olarak hakkımız diye düşünüyorum.

İŞKUR tarafından verilen (sakat-eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu ile ilgili) bir idari para cezasına işveren itiraz eder. Zira ceza, 2004 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmış ve halen yürürlükte olan bir Yönetmelik uyarınca "5188 kapsamında Özel Güvenlik Görevlilerinin hesaplamada toplam sayıya dahil edilmeyecekleri ile ilgilidir. Buçuktan tama iblağ ve Özel Güvenlik görevlileri de toplama katıldığında gerçekten 1 kişilik bir eksiklik sözkonusu olmaktadır. İdari para cezası da bu eksikliğe istinaden verilmiştir.

Geçmiş Yargıtay kararlarında vurgulanan kasıt unsurunun bulunmadığı ancak daha da önemlisi halen yürürlükte bulunan Yönetmelik uyarınca 5188 kapsamındaki Özel Güvenlik Görevlilerinin toplam sayııya dahil edilmemeleri halinde herhangibir eksiklik de bulunmadığı dava dilekçesinde açıklıkla belirtilir.

Sulh Ceza Mahkemesi itirazı gerekçe göstermeksizin redddeder. Üst Mahkeme olarak Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz edilir.

Bundan sonrası anlatıldığı kadarıyla gerçekten film gibi geldi bana , doğru mudur yanlış mıdır bilmiyorum.

Yanlış bilmiyorsam üst mahkeme kabul veya red demeli...

Karar : Adı geçen Yönetmelik, İş Kanunu 30. maddesini daraltamayacağından alt mahkemenin kararında isabetsizlik görülmemiştir.

Şimdi bana anlatılan bu karar sonrası "Her adliyeye bir TBMM" diye slogan atsam bu işten canı yananların yüreğine bir parça su serpilir mi?

Av.Onur Tunga
17-01-2007, 17:08:24
Sayın Gür,

10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30'uncu maddesinde özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğu, 101'inci maddesinde ise özürlü ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğuna aykırılığın yaptırımı düzenlenmiştir.

26 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'da ise 4857 sayılı Kanunun 30'uncu maddesine bir istisna getirilmemiştir.

5188 sayılı Kanununa dayanılarak ve Kanunun uygulanmasına yönelik usul ve esasları düzenlemek üzere 7 Ekim 2004 tarihinde yayımlanan Yönetmeliğin, dayandığı Kanunun tanımadığı bir istisnayı yaratması mümkün değildir. Yönetmelikler dayandıkları Kanunun uygulanmasını kolaylaştırmak için yayımlanırlar ve sadece dayandıkları Kanunun getirdiği düzenlemelere ilişkin yol gösterirler. Bu nedenle, bir yönetmeliği bağlı olduğu Kanunun düzenlemediği bir hususta norm yaratması yani düzenleme yapması mümkün değildir.

Kaldı ki, Yönetmeliğin 47'nci maddesinde yer alan, "Özel güvenlik birimlerinde ve özel güvenlik şirketlerinde, 10/6/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi gereğince çalıştırılacak sakat ve eski hükümlü sayısının belirlenmesinde özel güvenlik görevlileri hesaba dahil edilmez." şeklindeki hükmün, sadece güvenlik birimi veya güvenlik şirketi ile ilgili olduğu düşüncesindeyim.

Yani, bir güvenlik şirketinde toplam 60 işçi çalışmakta ve fakat bunlardan 49 adedi "özel güvenlik görevlisi" olarak istihdam edilmekte ise, o şirketin 4857 sayılı Kanunun 30'uncu maddesi uyarınca sakat ve eski hükümlü işçi çalıştırmakla yükümlü olmayacaktır. Yönetmeliğin dayalı olduğu Kanunun düzenlediği alan dikkate alındığında, istisnanın güvenlik birim ve şirketlerine tanındığı anlaşılmaktadır.

Bu nedenle üst Mahkemenin itirazı özetle "reddetmesi" bence doğru olmuştur.

Selamlar.

Harun Gür
17-01-2007, 17:38:11
Sn. Tunga,

Duyduğum kararın tam olarak böyle olup olmadığını kesin olarak bilmiyorum. Bunu mesajımda da belirtmiştim. Ancak karar aynen böyle ise, sizin yorumlarınıza katılmam da mümkün değil...


Mesajınızda "Kaldı ki, Yönetmeliğin 47'nci maddesinde yer alan, "Özel güvenlik birimlerinde ve özel güvenlik şirketlerinde, 10/6/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi gereğince çalıştırılacak sakat ve eski hükümlü sayısının belirlenmesinde özel güvenlik görevlileri hesaba dahil edilmez." şeklindeki hükmün, sadece güvenlik birimi veya güvenlik şirketi ile ilgili olduğu düşüncesindeyim." demişsiniz.

47. madde aynen öyle ve bu maddede belirtilen "özel güvenlik birimi"; 5188 sayılı yasa ile Kurum ve Kuruluşların kendi bünyelerinde oluşturdukları (Kanuni zorunluluktur, aksi takdirde büyük idari para cezalarına maruz kalırlar) , oluşturulması büyük bürokrasi isteyen , izni Valilikler bünyesinde oluşturulmuş Özel Güvenlik Komisyonu kararı sonrası verilen, istihdam edilen personelin eğitim ve sonrasında İçişleri Bakanlığı tarafından açılan sınavda başarılı olmaları gereken, teorik sınav yanında, silahlı Özel Güvenlilik Görevlisi olacaklar için tabanca atışlarında da başarılı olmaları beklenen vs. vs. Kanun'da ve Yönetmelik'te detayları anlatılan bir birim... Bu nedenle dışarıdan alınan Özel Güvenlik hizmetinden farklı bir konu, işletmeler bu personeli bizzat istihdam ediyorlar.

Konunun tartıştığımız ve eleştirdiğimiz tarafı bir Yönetmelik'in Kanunu daraltıp daraltmaması değil. Belirttiğiniz gibi bir Yönetmelik'in Kanun'un hükümlerinde daraltma getirmemesi gerekir. Böyle daraltıcı bir etki varsa izlenecek yol bellidir. Benim kararı eleştirmeme neden, eğer Resmi Gazete'de yayınlanmış ve yürürlükte olan bir Yönetmelik Kanun'u daraltıcı etkiye sahipse, bu Yönetmelik yine aynı yollardan geçerek iptal edilir. İptal kararı yine Resmi Gazete'de yayınlanır, vatandaş da bunu bilir.

Yürürlükte olan, Resmi Gazete'de yayınlanmış bir Yönetmelik'in Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi gibi bir durum bizim hukuk sistemimizde mevcut mudur? Ağır Ceza Mahkemesi kanun koyucu mudur ki, bir kararı ile Resmi Gazete'de yayınlanmış, yürürlükte olan bir Yönetmelik'i yok hükmünde sayacak bir karara imza atabilsin.

Umarım karar gerçekten böyleyse, kararı eleştirme nedenimi izah edebilmişimdir.

Selamlar,

Av.Onur Tunga
17-01-2007, 18:04:27
Sayın Gür,

"Yazılı normlar, Anayasa, Milletlerarası Andlaşmalar, Kanun, Kanun Hükmünde Kararname, Tüzük ve Yönetmeliklerdir. Normlar hiyerarşisinin zirvesini Anayasa, alt basamağını ise Yönetmelik oluşturmaktadır...

Anayasa'da kanun çıkarma yetkisi yasama organına verilmiştir. Yasama organı Anayasa çerçevesinde konu ile sınırlı olmaksızın kanun çıkarabilir. Bir başka deyimle kanun, Yasama Organı tarafından yapılan bağımsız bir hukuksal düzenlemedir. Buna karşılık yönetmelik, kanunu açıklayan, kanunun uygulanmasını sağlayan ve kanunu tamamlayan bir idari tasarruftur. Yönetmelikle kanun arasında organik bağ mevcut olup, yönetmelik kanuna bağımlıdır. Bu sebeple öncelikle üstün norm olan kanunun, kanuna aykırı olmayan hallerde ise yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerekir. Bir başka anlatımla; kanunla yönetmeliğin çatışması halinde üstün norm durumunda bulunan kanuna değer verilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi zorunludur. Öğretide bazı hukukçular yönetmeliklerin kanuna aykırı olmasının adli yargıda incelenemeyeceği, bu gibi hallerde ilgili tarafa idari yargıya başvurarak yönetmeliğin iptalini sağlamak üzere önel verilmesi ve bunun bekletici sorun yapılması gerektiği konusunda görüş bildirmektedirler. Gerek Anayasa'da ve gerekse kanunlarımızda yönetmelikle kanunun çatışması halinde bunun bekletici sorun sayılması gerektiği hususunda bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, adli yargı içinde ceza ve hukuk ayırımı yapılarak sonuca varılması da isabetli değildir. Yorum yaparken yargı yolunu bir bütün olarak kabul zorunludur. Yargıtay'ın süregelen uygulamalarında ayırım yapılmaksızın yönetmeliğin kanuna aykırı olması halinde, kanuna değer verilerek uyuşmazlıkların çözümlenmesi ilkesi benimsenmiştir. Yönetmeliğin kanuna bağımlı olması açıklanan şekilde yorum ve uygulama yapılmasını gerektirmektedir." (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.3.1996 tarihli kararından)

"Anayasa, mahkemelere, kanunlara aykırı gördükleri tüzük ve yönetmelik hükümlerini bir tarafa iterek bunun yerine kanun hükümlerini uygulama yetkisini tanımıştır. İdarenin düzenlemiş olduğu tüzük ve yönetmeliğin belli bir davada -kanuna aykırı görüldüğü için- uygulanmaması demek, o tüzük ve yönetmeliğin iptali anlamına gelmez. Anayasa hükümleri gereğince adli mahkemeler tüzük ve yönetmelik hükümlerinin kanuna ve hukuka uygun olup olmadığını incelemekle, idari yargı yerinin görev alanına girmiş ve kendi sınırını da aşmış olmazlar.

Yargıtay'ın kanuna aykırı tüzük ve yönetmelikler konusundaki uygulaması da değişmez biçimde ve devamlı olarak bu yolda olmuştur." (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 23.12.1976 tarihli kararından)

"Güvenlik şirketleri'ne muafiyet... Resmi Gazete'nin 07.10.2004 günkü nüshasında, 'Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik' yayınlandı. Bu yönetmeliğin aşağıdaki 47 inci maddesi gereğince, güvenlik şirketlerinde sakat (özürlü) ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırıldı." (Ali Tezel, Akşam, 22.11.2004)

Selamlar.

Harun Gür
17-01-2007, 19:39:22
Sn. Tunga,

Öncelikle konuya ışık tutucu yanıtllarınız ve örnek kararlar için teşekkür ederim.

Sizin de bildiğiniz gibi; kararlarından örnekler verdiğiniz Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun görev ve yetkisi “Hukuk Genel Kurulu'nun benzer olaylarda birbirine aykırı biçimde verdiği kararları ile Ceza Genel Kurulu'nun yine benzer olaylarda birbirine aykırı olarak verdiği kararları veya Hukuk Genel Kurulu ile Ceza Genel Kurulu; Hukuk Genel Kurulu ile bir Hukuk Dairesi; Hukuk Genel Kurulu ile bir Ceza Dairesi; Ceza Genel Kurulu ile bir Hukuk Dairesi veya bir Hukuk Dairesi ile bir Ceza Dairesi arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını gidermek ve içtihatları birleştirmektir”. Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun verdiği kararlara “içtihadı birleştirme kararı” denir. Bu kararlar Resmi Gazete'de yayımlanırlar ve Yargıtay Daireleri'ni ve Adliye Mahkemeleri'ni bağlarlar.

Şimdi bizim örneğimize dönersek;

Ortada Resmi Gazete'de yayınlanmış ve halen yürürlükte olan bir Yönetmelik var. Vatandaş Ahmet Resmi Gazete'ye abone, bunun için bir abonelik bedeli de ödüyor. Tek amacı yasalara, hukuk sistemine aykırı hareket etmemek... Resmi Gazete'de Yönetmeliği okuyor, "iyi böyle bir hakkım varmış" diyor ve iç huzuruyla uygulamasını Yönetmelik doğrultusunda yapıyor.

Ama o da ne?!! aradan 1 ay geçmiyor, uygulama ile ilgili Devlet Dairesi'nden bir tebligat ve idari para cezası... "Aman etmeyin, tutmayın, bu Yönetmelik Resmi Gazete'de yayınlandı, uygulamanı böyle yapabilirsin diyor, ben de buna göre uygulama yaptım, şimdi benim ne kabahatim var" diyor, meramını anlatamayınca Resmi Gazete'ye de güvenerek kendini Mahkemeye atıyor.

Nihai karar mercii Ağır Ceza Mahkemesi diyor ki; "Adı geçen Yönetmelik, İş Kanunu 30. maddesini daraltamayacağından, senin uygulaman yanlıştır"

Bu kararın Türkçe meali "Vatandaş Ahmet, bana bak sen, sen Resmi Gazete'de yayınlanmış her şeyi gerçekten hukuk ve hak sanma, kendini hakim yerine koy, avukat yerine koy, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu yerine koy, hatta Anayasa Mahkemesi yerine koy, sen çalışkansın, sen zekisin ... Resmi Gazete'de her yazılana inanma, Yönetmelik'i yazan, Resmi Gazete'ye koyan işi bilmeyebilir, ama sen bu işi bilmek zorundasın, haaa bilmezsen al sana idari para cezası, paşa paşa öde... Senin ne işin var Mahkeme ile gelen cezayı peşin öde, şanslısın bugün Carrefour'da indirim var ama gidersen Mahkemeye indirim hakkın da yok üstüne de faiz koyarım bilmiş ol...."

Türkçe'm kıt olduğundan kararı ancak bu kadar meal edebiliyorum. Ancak bu durumun hakla, hukukla, adaletle ve en önemlisi ciddiyet ile bir bağlantısını da kuramıyorum. Bu kafayla gitmeye devam edersek, sanırım Sn. Bayındır'ın iletisindeki resimde yer alan kağıtlar temizliğe kifayetsiz kalacak.

Selamlar,

Av.Fırat Bayındır
17-01-2007, 21:10:02
Burada zaten uygulanması gereken yönetmelik 24.03.2004 tarihli "ÖZÜRLÜ, ESKİ HÜKÜMLÜ VE TERÖR MAĞDURU İSTİHDAMI HAKKINDA YÖNETMELİK " tir.
Bunun 4. maddesinde :
"Her yılın ocak ayı başından itibaren yürürlüğe girecek şekilde Bakanlar Kurulunca belirlenecek oranlarda özürlü ve eski hükümlü ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa 4131 sayılı Kanun ile eklenen Ek madde 1/(B) bendinde ve 4857 sayılı İş Kanununun 30 uncu maddesi gereğince istihdamı zorunlu olan terör mağduru işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde tam süreli olarak çalıştırmakla yükümlüdür.

Ancak, özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru kişilerin, Kurumdan kısmi süreli işlere yerleştirilmelerine yönelik talepleri var ise işyerlerinde kısmi süreli çalışma yapan işveren, kısmi süreli iş sözleşmesiyle de istihdam edebilir. Bu durumda olan kişilerin, iş taleplerinin Kurum aracılığıyla karşılanması gerekir.

Zorunlu çalıştırma yükümlülüğü, yukarıdaki koşullara uyulmak kaydıyla tam süreli işçi yerine kısmi süreli işçi ile karşılanmak istendiğinde, kısmi süreli işçi sayısı altıncı fıkrada belirtilen usul ile belirlenir.

Bu kapsamda çalıştırılacak işçilerin toplam oranı yüzde altıdır. Ancak özürlüler için belirlenecek oran toplam oranın yarısından az olamaz.

Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı toplam işçi sayısına göre hesaplanır. Bu kapsamda çalıştırılacak özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru işçi sayısının tespitinde belirsiz süreli iş sözleşmesine ve belirli süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan tüm işçiler esas alınır. Ancak, yer altı ve su altı işlerinde çalıştırılan işçiler özürlü işçi sayısının tespitinde dikkate alınmaz.

İşyerinde kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar da varsa bunlar çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür ve ayrıca işyerindeki işçi sayısına ilave edilir. Bu hesaplama sonucunda bulunacak işçi sayısında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz. Yarım ve daha fazla olanlar tama dönüştürülür.

Özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırılması özel kanunla yasaklanmış işyerlerinde çalıştırılan işçiler, toplam işçi sayısının hesabında dikkate alınmaz.

Çalıştırılan özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru işçiler, toplam işçi sayısının hesabında dikkate alınmaz. "
şeklindeki düzenlemede özel güvenlik elemanları ile ilgili bir hüküm yoktur. 5188 sayılı K. uygulamasına dair yönetmelik 47. maddesi, özel güvenlik şirketlerindeki uygulama içindir ki gereksiz,anlamsız,lüzümsuz vs.dir, diğer işyerlerini kapsamaz.

Özetle mahkeme kararı hukuki dayanak itibariyle yanlış, sonuç olarak doğrudur.

Öte yandan siz de haklısınız, vatandaş olarak 47. madde başka türlü yorumlanamaz. O zaman yapacağınız iş, 5188 ile ilgili yönetmeliği düzenleyen ve uygulamasından sorumlu olan İçişleri Bakanlığına rücu edin, % 10000000000 davayı kaybedeceksiniz o zaman da allah AİHM yolunuzu açık etsin.

Av.Onur Tunga
17-01-2007, 21:23:15
Sayın Gür,

Yönetmeliğin, "Sakat ve Eski Hükümlü Çalıştırma" başlığını taşıyan 47'nci maddesinde, "Özel güvenlik birimlerinde ve özel güvenlik şirketlerinde, ... İş Kanununun 30 uncu maddesi gereğince çalıştırılacak sakat ve eski hükümlü sayısının belirlenmesinde özel güvenlik görevlileri hesaba dahil edilmez." hükmü yer almaktadır.

5188 sayılı Kanunda yer almayan bir konunun Yönetmelikle düzenlenmesinin yanlışlığını bir tarafa bırakacak olursak, söz konusu hükmün, özel güvenlik birimine sahip kurum veya kuruluşların çalıştırması gereken sakat ve eski hükümlü sayısının belirlenmesinde, özel güvenlik görevlilerinin hesaba dahil edilmeyeceği şeklinde anlaşılması kanaatimce mümkün değildir.

Bir başka deyişle, özel güvenlik birimine sahip bir şirket, Yönetmeliğin bu hükmüne dayanarak, İK.nın 30'uncu maddesi gereğince çalıştırması gereken sakat ve eski hükümlü sayısının tespitinde, oluşturduğu birimde çalışan özel güvenlik görevlilerini toplam işçi sayısına dahil etmiyorsa, bırakın İş Kanununu, Yönetmeliği de uygun hareket etmiyor demektir.

Bir kere, "özel güvenlik birimlerinde ve özel güvenlik şirketlerinde, çalıştırılacak sakat ve eski hükümlü sayısının belirlenmesinde..." ibaresi bize, bir zorunluluktan söz edildiğini göstermektedir. Yönetmelik peşinen, gerek özel güvenlik birimlerinde ve gerekse özel güvenlik şirketlerinde, İK.nın 30'uncu maddesi gereğince çalıştırılması zorunlu sakat ve eski hükümlü olduğunu kabul etmektedir. Ancak, özel güvenlik biriminde veya özel güvenlik şirketinde çalıştırılması gereken sakat ve eski hükümlü sayısı belirlenirken, özel güvenlik görevlileri hesaba dahil edilmeyecektir.

Diyeceksiniz ki, özel güvenlik biriminin tamamı zaten özel güvenlik elemanlarından oluşuyor. Haklısınız... Ama diğer yandan güvenlik şirketinde sadece özel güvenlik elemanları çalışmıyor olabilir. Muhasebecisi, çaycısı, temizlikçisi v.s. gibi elemenları da olabilir bir güvenlik şirketinin...

Kabul etmek gerekir ki, madde çok kötü yazılmış... Çok kötü yazılması bir tarafa İş Kanununa da aykırı yazılmış.... İş Kanununa aykırı olması da bir yana, bağlı olduğu 5188 sayılı Kanunda düzenlenmeyen bir konuyu düzenlemeye kalkmış...

Ancak tüm bunlara rağmen, sakat ve eski hükümlü çalıştırılmasını öngören İş Kanunu'nun 30'uncu maddesi karşısında, bir Yönetmelik hükmünün Kanuna aykırı bir şekilde yorumlanması doğru değildir. Genel kural, Yönetmeliklerin Kanuna aykırı olamayacaklarıdır. Bu nedenle bir Yönetmelik Kanuna aykırı ise, Kanun değil, Yönetmelik iptal edilir. Üstelik söz konusu Yönetmelik İş Kanununun değil, Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un uygulanmasına yol göstermek için yayımlanmıştır. Yani, düzenlediği alan İş Kanununun tamamen dışındadır.

Sonuç itibariyle, Yönetmeliğin tartıştığımız hükmü, hiçbir şekilde işverenlere çalıştırmakla yükümlü oldukları sakat ve eski hükümlü sayısının tespitinde, güvenlik biriminde çalışan elamanları hariç tutma yetkisi vermemektedir. Herşeye rağmen, hükmün bu şekilde anlaşılması mümkün değildir.

Selamlar.

Harun Gür
17-01-2007, 22:10:12
Sayın Baylar,

Duyduğum böyle bir kararı aklımda tartıyorum, ölçüyorum, biçiyorum bir yere koyamıyorum, adalet duygusu ile bağdaştıramıyorum.

Bir senaryo: Olmaz olmaz demeyin şu tartıştığımız karara göre olur, en azından bu karar doğru ise bu da olur...

"İş Kanunu 30. madde sakat-eski hükümlü-terör mağduru çalıştırma zorunluluğu getiriyor. 4857 Sayılı İş Kanunu Resmi Gazete'de yayımlanmış yürürlükte, vatandaş da bunu uyguluyor. Bir işyerine iş başvurusunda bulunan iki kişiden biri bu Kanun uyarınca eski hükümlüye öncelik verildiği ve kendisinin daha nitelikli ve işe uygun olmasına dayalı olarak işe alınması gerektiğini, böyle yapılmamasının Anayasa'nın eşitlik ilkesine uygun olmadığını iddia ederek ayrımcılıktan dava açıyor." Davayı da kazanıyor diyelim, zira Kanun'un lafzını değil, uygulamadaki mentaliteyi tartışıyoruz bu forumda

Gerekçe : İş Kanunu' nun 30. maddesi Anayasa'nın başta 10. ve ilgili.... maddelerine aykırı görüldüğünden tazminat talebi yerinde görülmüştür.

İşveren ödesin paşa paşa, zaten Kanunlar uygulanmamak içindir...?!!

Öyle mi sizce ?

ihsanates
02-11-2007, 02:15:30
Ben Özel bir güvenlik firmasında 5188 sayılı yasa kapsamında özel güvenlik yöneticisi olarak çalışmaktayım, bahsi geçen yasanın 19 ve 20. maddeleri adli ve idari cezalardan bahsetmektedir.
5188 sayılı yasada yöenetici bölümü özel güvenlik personellerinin sevk ve idaresi için yasal yetkili kişidir ibaresi mevcuttur.
Yasadan kaynaklanan idari para cezaları şahsımamı yoksa gerçek manada şirket müdürlerine (yönetim kurullarına) mi kesilmesi gerekmektedir.
Şuan devam eden mahkeme ve hazırlık aşamasında olan dosyalarım bulunmakta olup, bahsi geçen adli para cezalarını şahsıma rucu edilmek istenmektir.ayrıca farklı savcıların farklı uygulamaları söz konusudur.

Teşekkürler...