PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Uyarma ve kınama cezasında yargı yolu







Av.Ali Sinkay
13-11-2005, 04:28:30
Burada sorulan sorular karşısında kısa kısa olarak size verilen disiplin cezaları hakkında aydınlatıcı bilgiler vermek isterim.

YARGI YOLU SORUNU
İlk sorunumuz Uyarma ve kınama cezalarında yargı yolu açık mı kapalı mı?İdare kendisine verilen bu yetkinin sınırsız ve mahkeme yolu da kapalı olduğu için sorumsuz olduğunu düşünüp keyfi cezalar verebilir.Ancak uyarma ve kınama cezalarında aşağıdaki hallerde yargı yoluna gidilebilecektir.

1-Şekil eksikliği.

Disiplin cezalarında çeşitli şekil şartları vardır.Bu şekil şartları bazen uyarma ve kınama cezasını hukuken geçersiz hale getirir.Bu durumda yargı yolu kapalı olursa kişinin bir kaybı olacaktır.Şekil eksikliği yönünden aklıma gelenleri burada sayacağım.

a) Savunmayı alan amir ile cezayı veren amir aynı kişi olamaz.

b)Bir suça iki ceza verilemez (örneğin kanundan dolayı uyarma cezası verilmişse, ek olarak yönetmelikle ek ödemenin kesilmesi gibi bir ceza verilemez)

c)Ceza kanundan değil de yönetmelikten doğmuşsa yargı yolu açıktır.

d)uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulmasında olaydan bir ay geçtikten sonra soruşturma başlamışsa ceza verilemez.Verilirse yargı yolu açıktır.

e) Devlet memurluğundan çıkarmada soruşturma süresi 6 aydır.

f) Bağlı bulunduğunuz sendika tarafından önceden kurumunuza bildirilen temsilci ceza kurulunda olmalıdır.Olmaması o cezanın şekil yönünden eksikliğidir.

g) uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarında disiplin soruşturması tamamlandıktan sonra disiplin kurulu 15 gün içinde karar almak zorundadır.Kademe ilerlemesinin durdurulmasında ise disiplin kuruluna 15 gün içinde gönderilir.Kurulda 30 gün içinde karar almak zorundadır.Devlet memurluğundan çıkarmada bu süre yüksek disiplin kuruluna gönderilmesinden sonra 6 aydır.

h)Sicil dosyası incelemesi yeni çıkan bilgi edinme yasası ile mümkün hale gelmiştir.Savunma hakkınız vardır ve bunu bir vekille de kullanabilirsiniz.Savunmanız alınmadan disiplin cezası verilemez.7 gün içerisinde savunma yapmazsanız bu hakkınızdan vazgeçilmiş sayılır.Savunma yapmadığınız için ceza verilemez.

ı) son olarak bu gibi durumlardda yargı yoluna gidebileceğiniz gibi tüm cezalarda 7 gün içinde üst kurula itiraz da edebilirsiniz.7 gün içinde itiraz edilmeyen kararlar idarece kesinleşir.aylıktan çıkarma, kademe ilerlemesinin durdurulması ve memurluktan çıkarma cezalarında da her şekilde idari yargı yolu açıktır.

yyln
13-11-2005, 11:02:10
Sn: alisinkay,
Konu ile ilgili vermiş olduğunuz bilgiler, şüphesiz bir çok kişi içi faydalı olacaktır. Ancak, her olayın kendi içinde çözümlenmesinin daha uygun olacağını düşündüğümden, açıklamalarınıza ek olarak şunların da göz önünde bulundurulması uygun olabilir.

1-Savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğine dair hüküm bulunmasına rağmen;

<b id="quote">quote:</b id="quote"><table border="0" id="quote"><tr id="quote"><td class="quote" id="quote">ONUNCU DAİRE 1986 1326 1984 2529 29/05/1986
657 sayılı YASAYA GÖRE, ALEYHİNE YARGI YOLUNA BAŞVURULMASI OLANAKSIZ BULUNAN KINAMA CEZASININ, SAVUNMA ALINMADAN, VERİLMESİ HALİNDE DE YARGI DENETİMİNE TABİ TUTULAMAYACAĞI HK</td id="quote"></tr id="quote"></table id="quote">
2-657 sayılı yasaya göre uyarma ve kınama cezasına karşı yargı yoluna gidilemeyecek olmasına rağmen;

<b id="quote">quote:</b id="quote"><table border="0" id="quote"><tr id="quote"><td class="quote" id="quote">
SEKİZİNCİ DAİRE 1997 4048 1997 1535 18/12/1
UYARMA VE KINAMA CEZALARINA KARŞI İDARİ YARGI YOLUNA BAŞVURULAMAYACAĞINA İLİŞKİN KISITLAMA YASA İLE KONULABİLECEĞİNDEN, 4792 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KURUMU YASASINDA DA KINAMA CEZASINA KARŞI İDARİ YARGI YOLUNUN KAPALI OLDUĞUNA İLİŞKİN BİR HÜKÜM BULUNMADIĞINDAN, DİSİPLİN CEZASININ İNCELENMESİ VE ESASI HAKKINDA KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ HK. </td id="quote"></tr id="quote"></table id="quote">
Şeklinde yargı kararları vardır.
Dolayısıyla konu, basit gibi görünen, fakat işin içine girildikçe, her olaya uygulanabilecek bir şamblonu olmadığı anlaşılan özellikler taşımaktadır.
Bu konunun karışıklığını açıklamak için, Yüce Yargıtay'da uzun yıllar memur suçlarına bakan dairede görev yapan bir üyenin, " bunca yıl görev yaptım, kimin memur olduğunu, kimin memur olmadığını öğrenemedim" dediği söylenir...
Selamlar...

.

Av.Ali Sinkay
13-11-2005, 14:33:14
Sayın Yyln,
Çok güzel birbiri ile çelişiyor gibi görünen örnekler vermişsiniz.Benim de zaten amacım bir şablon aluşturmak değil.Kamuda çalışan arkadaşlarımızın genel bilgi olan uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu kapalıdır, bilgisinin aslında her zaman gerçeği yansıtmadığını göstermek ve haklarını arayabilmelerine yardımcı olmak.

Örneğin son değişen yasa ile disiplin kurulunda sendika temsilcisinin bulunması, şu ana kadar yargıya intikal etmiş böyle bir olay yok.Ancak kanunun emredici hümü olan bu düzenlemeye aykırı bir ceza verilmesi halinde ağır şekil eksikliği olacağı kanaatindeyim.

Ve bildiğiniz gibi ağır şekil eksikliği olan tüm disiplin cezaları ve yönetmeliklerle belirlenmiş tüm disiplin cezalarında yargı yolu açık.

Özellikle pek çok kamu kuruluşunda ek ödeme adı altında ödeme verilmesi ve aynı zamanda yönetmelikle uyarma ve kınama cezalarında bu ek ödemenin kesilmesi kamuda çalışan arkadaşlarımızı mağdur etmektedir.Bu durumlarda yargı yolunun açık olmadığını düşünüp hiçbir şey yapılmazsa adalet sağlanamayacağı için bu genel ama doğası gereği her özelde farklılık gösteren hukuki sorunların karmaşasını normal vatandaşımızın gözünde biraz olsun gidermeye çalıştım

Mutlaka her kanun maddesi farklı yorumlanabildiği gibi bunları okuyan vatandaşlar kesin kural gibi düşünmemeli buradan bir fikir alıp kendi olayının özünü bir avukata danışmalıdır.

Av.Ali Sinkay
13-11-2005, 15:01:58
Daha açıklayıcı olması açısından yukardkai her madenin gerekçesini vermeye çalışacağım (bulabildiğim ölçüde) malesef kaynaklarım evimde değil.

b - ve c maddeleri: Ağağıda da görüldüğü gibi kanunsuz bir ceza verilebilir.Ancak yönetmeliğe göre verilen veya kanunun yprrumlanması ile verilen bu cezalar da yargı yolu açıktır diye düşünüyorum.Aşağıdaki yazı bir makaleden alıntıdır.

Disiplin Hukuku Açısından Kanunilik ilkesi
Disiplin Hukukunda da muhtelif fiil ve hareketler tarif edilmiş ve bu fiil ve hareketlerin işlenmesi durumunda karşılığında gösterilen disiplin cezalarının verilmesi gerekmektedir.Bir başka ifadeyle kanunilik ilkesi disiplin rejiminde de kullanılmalıdır.Fakat bu konuda bazı yazarlar tarafından idarenin tüzük, yönetmelik gibi düzenleyici işlemlerin de maddi bakımdan bir tür kanun olduğu zikredilerek idarenin bu işlemlerle suç yaratabileceği iddia edilmiş; uygulamada idarenin düzenleyici işlemlerle suç yaratabiliyor olması ; böyle bir yetkisi bulunmadığı zaman idarenin işini yapamayacağı ,ihtiyaçların mahalli olduğu , parlamentonun bunu her zaman her vakit iyi değerlendiremeyeceği ; kanun yapmanın uzun sürdüğü , parlamentonun yavaş çalıştığı , oysa idarenin sorunlara hızla müdahale edip çözümler bulmak zorunda olduğu , gerekçe olarak ileri sürülmüştür.35
Bizce disiplin cezası vermesini gerektirecek eylemlerin ve bunlara uygulanacak disiplin cezalarının, bu eylemler ortaya çıkmadan önce hukuksal bir dayanağının(kanunun) bulunması diğer bir ifadeyle kanunda gösterilmesi , eylemlerin ve karşılığı disiplin cezaların kanunda açıkça belirtilmesi gerekir.36 Bu durum Anayasamızda yer alan #8220;kanuni idare#8221; ilkesinin doğal bir sonucudur.Gerçekten Anayasamızın gerek başlangıç hükümlerinde ve gerekse genel esaslar kısmındaki ikinci,altıncı,sekizinci ve on birinci maddelerinde yürütme ve idarenin hukuka ve kanunlara bağlılığı zikredilmiştir.
Kanuni idare ilkesi , idarenin davranışlarına kanunun ve ona eşit hukuk kurallarının egemen olması demektir37.
Kanunun idari davranışlara egemen olması , bunların bütünün kanun tarafından düzenlenmesi gerektiği anlamına gelmez. Aksi takdirde idare çok güç işleyen bir müessese durumuna düşer , ve varoluş gayesi olan kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması aksar.Bu sebeple kanunun idaredeki düzenleme alanı idare edilenler yada idare açısından özgüven ve istikrar isteyen konulara ilişkin olmalıdır. Başka bir ifadeyle özel güven ve istikrar gerektirmeyen konular , kanunun verdiği yetki çerçevesinde idarenin düzenleyici işlemlere konu olabilir.38
Disiplin Hukukumuzda kanunilik ilkesine temel teşkil eden Anayasamızın 128inci maddesinin üçüncü fıkrasında #8220;Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri atanmaları , görev ve yetkileri , hakları ve yükümlülükleri , aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir#8221; denilmiştir.Bu durumda memurların özlük haklarını etkileyecek nitelikte olan disiplin suç ve cezaları ile bu cezaların verilmesi ve uygulanmasına ilişkin düzenlemelerin kanunla yapılması esastır.
Ancak disiplin rejimimizde suçlar tek tek tarif edilmeyip #8220;memur vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak#8221;39gibi genel ibareler kullanılmıştır.Bu nedenle suç ve cezaların kanuniliği meselesi DMK açısından incelendiğinde ,ceza hukukundaki gibi net değildir.
Ayrıca 657 sayılı Kanunun 125inci maddesinin dördüncü fıkrası suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle çelişen bir başka düzenlemedir.Gerçekten anılan fıkra şöyledir #8220;Yukarda sayılan ve disiplin cezası verilmesi gereken fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.#8221;Böylece sözü geçen ilke ile çelişen , bu kural ile kıyasa izin verilmiş40, açıkça kanunda gösterilmeyen bir fiil ve hal #8220;nitelik ve ağırlık itibariyle#8221; kanunda yer alan eylemlere benziyor ise memura yine de ceza verilmesine olanak sağlanmıştır.

d, e, g,h, ı bildiğiniz üzere 657 sayılı devlet memurları kanununda geçmektedir.

f

Yönetmelik madde 1 paragraf 2

Karar Sayısı: 2005/9138

Ekli #8220;Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik#8221;in yürürlüğe konulması; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı#8217;nın 2/6/2005 tarihli ve 846 sayılı yazısı üzerine, 657 sayılı DevletMemurları Kanununun 134 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu#8217;nca 4/7/2005 tarihinde kararlaştırılmıştır.

#8220;Hakkında disiplin soruşturması yürütülen Devlet memurunun üyesi olduğu sendikanın temsilcisi de bu maddede belirtilen disiplin ve yüksek disiplin kurullarında yer alır. Her bir disiplin ve yüksek disiplin kurulunda görevlendirilen temsilci ilgili sendika tarafından önceden bildirilir. Bu şekilde üyesi çift sayıya ulaşan kurullarda oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın kararına itibar edilir.#8221;

Av.Ali Sinkay
19-11-2005, 14:32:55
T.C.
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU

Esas No:2001/427
Karar No:2004/448

Temyiz İsteminde Bulunan ( Davacı): ...
Karşı Taraf (Davalı): Maliye Bakanlığı
Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Tuncay Dündar'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Zehra Birden'in Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp, Danıştay Onbirinci Dairesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

İstemin Özeti: Danıştay Onbirinci Dairesinin 20.3.2001 günlü, E:2000/10057, K:2001/529 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay idari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Dava, Arapgir Malmüdürlüğü görevini vekaleten yürüten davacının Gelir İdaresi Geliştirme Fonundan Yapılacak Ek Ücret Ödemesine İlişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin olumsuz sicil alanlara bir yıl süreyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125. maddesine göre cezalandırılanlardan, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara üç ay, aylıktan kesme cezası alanlara altı ay süreyle, kademe ilerlemesinin durdurulması cezası olanlara, kademe ilerlemesinin durdurulması süresince ek ücret ödemesi yapılmayacağı yolundaki (c) fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.

Danıştay Onbirinci Dairesinin 20.3.2001 günlü, E:2000/10057, K:2001/929 sayılı kararıyla; her ne kadar, anılan fıkranın tamamının iptali istemiyle dava açılmış ise de; davacıya aldığı kınama cezası nedeniyle üç ay süre ile ek ücret ödemesi yapılmadığının anlaşıldığı, bu nedenle, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun idari işlem hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabileceği yolundaki 2. maddesi hükmü karşısında davacının sözkonusu Esasların 4. maddesi (c) fıkrasının kınama cezası ile ilgili kısmı dışındaki hükmünün iptalini istemesinde menfaati bulunmadığı, Gelir İdaresi Geliştirme Fonundan Yapılacak Ek Ücret Ödemesine İlişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin (c) fıkrasında yer alan ve kınama cezası alanlara üç ay süre ile ek ücret ödemesi yapılamayacağına ilişkin düzenlemenin iptali istemi hakkında ise, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa 3418 sayılı Kanunun 32. maddesiyle eklenen Ek 13. maddenin 1. bendinde Vergi Kanunlarının uygulanması, gelir idaresinin çağdaş bir yapıya kavuşturulması, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Merkez ve Taşra Teşkilatının geliştirilmesi, modernleştirilmesi ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı personelinin daha etkin ve verimli çalışmasını sağlamak gayesiyle T.C. Ziraat Bankası nezdinde Gelir idaresi Geliştirme Fonu kurulduğunun belirtildiği, aynı maddenin 3. bendinin (b) fıkrasında da, Maliye ve Gümrük Bakanlığı personeline görevleri nedeniyle ve daha verimli çalışmasını sağlamak gayesiyle yapılacak ek ödemeler ile vergi uygulamasında görevli gelir idaresi personeline, vergi incelemesinde görevli personele ve Fonun kullanılmasına ilişkin hizmetlerde görevlendirilen personele fazla mesai ve yolluk ödenmesinde kullanılacağının hükme bağlandığı, 3418 sayılı Yasa ile Maliye ve Gümrük Bakanlığı Personeline, Gelir İdaresi Geliştirme Fonundan yapılacak ücret ödemelerine ilişkin yetkinin Bakanlar Kurulu'na verildiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan 6.8.1988 gün ve 88/13207 sayılı Kararnamenin 1/1. maddesinin 2. paragrafında, kınama cezası alanlara altı ay süreyle ek ücret ödemesi yapıiamayağı hükmüne yer verildiği, 26.12.1993 gün ve 3946 sayılı Kanunun 2. maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ek 13. maddesi değiştirilerek yapılacak ek ödemelerin farklı miktarları ve ödemeye ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanı tarafından tespit edileceğinin hükme bağlandığı 1.7.1998 tarihinde yürürlüğe giren Gelir İdaresini Geliştirme Fonundan Yapılacak Ek Ücret ödemesine İlişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin (c) fıkrasında, olumsuz sicil alanlara bir yıl süreyle, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125. maddesine göre cezalandırılanlardan, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara üç ay, aylıktan kesme cezası alanlara altı ay süreyle, kademe ilerlemesi durdurulması cezası alanlara, kademe ilerlemesinin durdurulması sürecinde ek ücret ödemesi yapılamayacağının belirtildiği, bu itibarla, anılan düzenlemelere göre personele yapılan ödemelerin genel bütçeden yapılan maaş ödemelerinin eklentisi niteliğinde olmadığı, ek ödemelerin amacının verimli ve etkin çalışmayı teşvik etmek ve sağlamak olduğu sonucuna varıldığı öte yandan, disiplin cezaları, kamu hizmetlerinin yürütülmesi ve kamu yararının devamlılığının sağlanması amacıyla kamu görevleri için görev, yetki ve sorumlulukları bakımından yasal olarak düzenlenmiş yaptırımlar olduğu, disiplin cezalarının kamu hizmetlerinin en iyi şekilde yürütülmesi, kamu yararının devamlılığı bakımından gerekli görüldüğü, bu hizmetleri yürüten kamu görevlilerinin görev anlayışları, yetkileri ve sorumlulukları kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırıldığı, bu sınırlar dışına çıkanların ise disiplin cezalan ile cezalandırılmalarının öngörüldüğü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 124. maddesinde, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin devlet memurları olarak emrettiği ödevleri yurt içinde ve yurt dışında yerine getirmeyenlere, uyulmasını zorunlu kıldığı hususları yapmayanlara, yasakladığı işleri yapanlara durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre, 125. maddede sıralanan disiplin cezalarından birinin verileceği hükmünün yer aldığı, anılan 125. maddede ise disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller sayılarak maddenin (B) bendinde de kınama cezasının düzenlendiği, buna göre disiplin cezalarıyla getirilen müeyyidelerle sağlanmak istenen amacın, gelir idaresini geliştirme fonundan yapılan ek ödemelerle güdülen amaç gibi, kamu personelinin daha etkin ve verimli çalışmasını sağlayarak kamu hizmetinin rasyonel şekilde yerine getirilmesi olması nedeniyle dava konusu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın, Gelir idaresinin Fonundan Yapılacak Ek Ücret Ödemesine İlişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin, (c) fıkrasında kınama cezası ile ilgili hükmü dışındaki kısmının ehliyet yönünden reddine, kınama cezası alanlara üç ay süreyle ek ödeme yapılmayacağına ilişkin kısmının ise esastan reddine karar verilmiştir.

Davacı, dava konusu işlemin yasal dayanağının olmadığını, tek bir fiilden birden fazla ceza verildiğini belirterek kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.
Kararın, dava konusu Esasların 4. maddesinin (c) fıkrasının kınama cezası ile ilgili kısmı dışındaki hükmünün iptalini istemesinde davacının menfaatinin bulunmadığına ilişkin kısmında hukuk ve usule aykırılık bulunmamaktadır.

Dava konusu Esasların 4. maddesinin (c) fıkrası yönünden ise;
26.12.1993 günlü, 3946 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 213 sayılı Vergi Usul Kanununun Ek 13. maddesinde Maliye Bakanlığı Personel Gelir idaresi Geliştirme Fonundan yapılacak ek ödemeye ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı tarafından tespit edileceğini hükme bağlamıştır.
Bu hükümle personelin verimli çalışmasının sağlanması ve böylece kurumun üstlendiği kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi amaçlanmıştır. Yasanın anılan hükmüne dayanılarak Kurum personeline aylıkla birlikte verilen ek ödemeler genel nitelikte olup, bu ödeme sadece belli bir başarı veya performans gösterenlere değil aynı konumda olan personele, unvanları ve çalıştıkların yerin özelliği ile işin niteliği gözönüne alınarak farklı oranlarda ödenmektedir.


657 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde işlenilen eyleme yine Yasada öngörülen disiplin cezası verilmesi esası getirilmiştir. Bu cezalar arasında aylıktan kesme cezası da bulunmaktadır.

1.7.1998 tarihinde yürürlüğe giren, Gelir İdaresini Geliştirme Fonundan Yapılacak Ek Ücret Ödemesine ilişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin (c) bendinde "Olumsuz sicil alanlara bir yıl süreyle, 657 sayılı Devlet Memurlara Kanunu'nun 125 nci maddesine göre cezalandırılanlardan, uyarma cezası alanlara bir ay, kınama cezası alanlara üç ay, aylıktan kesme cezası alanlara altı ay süreyle, kademe ilerlemişinin durdurulması cezası alanlara kademe ilerlemesinin durdurulması süresince ek ücret ödemesi yapılmaz" düzenlemesine yer verilmiştir.

Bu düzenlemeyle herhangi bir disiplin cezası alanlara ayrıca bir de aylıktan kesme cezası niteliği taşıyan şekilde belli bir süre ek ödemeden yararlandırmama yoluna gidilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Zira disiplin cezasına konu eylemler için uygulanacak yaptırım mevzuatta belirlenmiş olup, idari düzenlemeyle disiplin cezasının yanında aynı eylemden dolayı bir de gelir mahrumiyetine yol açacak biçimde düzenleme getirilmesine olanak tanıyan bir yetki davalı idarelere tanınmamıştır.

Bu durumda; dava konusu işlem ile dayanağı düzenlemede hukuka uygunluk bulunmamakta olup; davanın reddine ilişkin temyize konu kararın bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle Danıştay Onbirinci Dairesinin 20.3.2001 günlü, E:2000/10057, K:2001/529 sayılı kararının; davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, Gelir idaresini Geliştirme Fonundan Yapılacak Ek Ücret Ödemesine İlişkin Usul ve Esasların 4. maddesinin (c) fıkrasının kınama cezası alanlara ilişkin kısmının BOZULMASINA, 1.4.2004 günü oyçokluğu ile karar verildi.

Av.Ali Sinkay
19-11-2005, 14:36:19
T.C.
DANIŞTAY
ONİKİNCİ DAİRE
Esas No :2004/4643
Karar No : 2005/313

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): Ali Akiş
Vekili : Av.Bayram Nüzket, Peker Mah. Belediye Cad.64/1 MANİSA
Karşı Taraf : Salihli Kaymakamlığı
İstedin Özeti: Manisa İdare Mahkemesinin 24.9.2004 günlü, E:2004/451, K:2OÖ4/862 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen İncelenerek bozulması İsteminden ibarettir.
Savunmanın özeti: Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Safiye Coşkun

Düşüncesi : İdare Mahkemesince verilen Karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından anılan kararın onanması gerektiği düşünülmüştür.

Danıştay Savası: Erkan Cantekin

Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen İncelenerek, bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir,

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onikinci Dairesince Işın gereği düşünüldü:

Öğretmen olarak görev yapan davacı, 11.12.2003 tarihinde özürsüz olarak bir gün göreve gelmediğinden bahisle 657 sayılı Yasa'nın 125/C-b maddesi uyarınca 1/30 oranında aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali ve aylıktan kesilen miktarın kesinti tarihinden itibaren yasal faizi ile iadesi istemiyle dava açmıştır,

Manisa idare 'Mahkemesinin 24.9.2004 günlü, E:2004/451, K:2004/862 sayılı kararıyla; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin C/b bendinde; "özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek" fiilinin aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayıldığı, dosyasının incelenmesinden davacının üyesi bulunduğu sendika ve bu sendikanın bağlı olduğu konfederasyon kararı uyarınca 11.12.2003 tarihinde bir gün süre ile göreve gelmediğinin anlaşıldığı, hukuken geçerli sayılabilecek bir özrü olmaksızın iş saatleri içinde göreve gelmeyen davacının aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasında Türkiye'nin de imzaladığı Avrupa İnsan Hakları ve Temel özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile diğer İlgili milletlerarası sözleşmelere ve 4688 sayılı Kanunun 18. maddesi ile 657 sayılı Yasa'nın 125/C-b maddesine aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı, Anayasa ve diğer mevzuat hükümleri, ve uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alman sendikal hakların kullanılması niteliğindeki eylemin disiplin cezasını gerektirmediğini öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını İstemektedir.

657 sayılı Yasanın 125/C-b maddesinde, özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek fiili aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.

Olayda, davacının üyesi bulunduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan, üretimden gelen güçlerini kullanma çağırışına uyarak 11.12.2003 tarihinde göreve gelmediği anlaşılmış olup, davacının sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği dolayısıyla 657 sayılı Yasanın 125/C-b maddesi anlamında özürsüz olarak göreve gelmemek fiilinin sübuta ermediği görülmüştür.

Bu durumda, disiplin suçu teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacı hakkında tesis olunan işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dâvanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacı temyiz talebinin kabulü ile Manisa İdare Mahkemesince verilen 24.9.2004 günlü, E;2004/4515 K:2004/862 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen nedenler gözetilmek suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, 9.2.2005 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi,


Başkan Üye Üye Üye Üye
Gülsen Sabriye Yücel Kenan Zeynep
YENİŞEHİRLİ KÖPRÜLÜ IRMAK ATASOY KAVLAK
(X)



(X)KARŞI OY

Öğretmen olan davacının üyesi olduğu sendikanın yetkili kurullarınca alınan karara .uyarak yapılan eyleme katılmak için 11.12.2003 tarihinde göreve gelmemesi nedeniyle maaş kesimi cezasıyla cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle bozma yolundaki çoğunluk kararına karşıyım.

Üye
Kenan ATASOY

AÖ/11.2.2005

nuriye06
19-11-2005, 21:55:33
açıklamalarınızda inceleme veya inceleme soruşturması diye adlandırılan işlem hakkında bilgi verebilirmisiniz.
örnek: disiplin soruşturmasına konu olan olay öğrenildiğinde (şikayet dilekçesi ile öğreniliyor) ;Genel Müdür şikayet dilekçesi üzerine : teftiş kurulu başkanına; İNCELENSİN diye bir not yazıyor. 5 ay inceleme sürüyor! 5 ay dan sonra disiplin soruşturması oluru alınıyor. bu durumda inceleme veya inceleme soruşturması; 1 ay içinde başlaması gereken disiplin soruşturmasını başlatmış oluyormu? yapılacak inceleme veya disiplin soruşturması için olur alınması şartmı? bu gibi soruları özel olmayan, 657 nin genel kuralları çerçevesinde cevaplarmısınız?

Av.Ali Sinkay
20-11-2005, 00:25:37
Madde 127 açıkca bu fiillerin öğrenildiği tarihten itibaren dediği için şikayetin yapıldığı anı öğrenme olarak kabul etmek gerekir.Eğer ceza devlet memurluğundan çıkarmayı gerektirmeyecek bir ceza ise zamanaaşımına uğramıştır.

Savunma hakkı:

Madde 130 - Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası ve-
rilemez.
Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak
üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmıyan me-
mur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Zamanaşımı:

Madde 127 - (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.)
Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında,
bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;
a) Uyarma, kınama,aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması ceza-
larında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren
nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi
zamanaşımına uğrar.

Av.Ali Sinkay
20-11-2005, 00:28:30
<b id="quote">quote:</b id="quote"><table border="0" id="quote"><tr id="quote"><td class="quote" id="quote">Madde 127 açıkca bu fiillerin öğrenildiği tarihten itibaren dediği için şikayetin yapıldığı anı öğrenme olarak kabul etmek gerekir.Eğer ceza devlet memurluğundan çıkarmayı gerektirmeyecek bir ceza ise zamanaaşımına uğramıştır.Ayrıca yukarıda sayın yyln'ın da ifade ettiği gibi her konu kendine hastır.Buradaki bilgiler sadece genel bilgiler olup kişileri yönlendirmekten ziyade fikir verme amaçlıdır.

Savunma hakkı:

Madde 130 - Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası ve-
rilemez.
Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak
üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmıyan me-
mur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Zamanaşımı:

Madde 127 - (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.)
Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında,
bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;
a) Uyarma, kınama,aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması ceza-
larında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren
nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi
zamanaşımına uğrar.

<div align="right">Ekleyen: alisinkay*-*20/11/2005*:* 00:25:37</div id="right">
</td id="quote"></tr id="quote"></table id="quote">

yyln
21-11-2005, 20:42:23
Sn: nuriye06'nın sorusu ve Sn: alisinkay'ın cevabı göz önünde bulundurulduğunda, şu hususların da bilinmesinde yarar olabilir.

1-Şikayet dilekçesinde, kim, ne zaman, nerede ne gibi bir suç işlediği açıkça belirtilmiş ise, şikayet dilekçesinin yetkili makam'a ulaştığı tarih, fiil ve failin öğrenildiği tarih olarak kabul edilir. Dolayısıyla, alisinkay'ın açıklamış bulunduğu zamanaşımının bu kapsamda değerlendirilmesi uygun olur.
2-Şikayet dilekçesinde, yukarıda beliritilen hususlar açıkça belirtilmemiş ise, önce konunun incelenmesi, inceleme sonucunda soruşturmaya değer bir husus tespit edilirse, konunun soruşturulması düşünülebilir ki, bu durum asılsız şikayet dilekçeleri ile memurun haksız yere zan altında bırakılmasının önlenmesi ve çalışma huzurunun bozulmaması açısından da yararlıdır. İnceleme sonucunda, bir suç emaresine rastlanılmış ise, bu durum yetkili makam'a bildirildiğinde, artık fiil ve fail öğrenilmiş olur ve memurluktan çıkarma suçlarında 6 ay, diğer suçlarda bir ay içinde soruşturma kararının verilmesi gerekir. Eğer, fiil ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bu süre içinde soruşturma açılmamış ise, olayda zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekir.
3-Bu bilgiler çerçevesinde nuriye06'nın sorusu göz önünde bulundurulduğunda, şikayet dilekçesi üzerine inceleme yapıldıktan sonra, inceleme sonucunu öğrenen yetkili makam'ın bir ve altı aylık sürler içinde soruşturma kararı vermiş ise, olayda zamanaşımından söz edilemez.
4-Soruşturma için yetkili makam tarafından mutlaka soruşturma kararı verilmesi gerekir.

nuriye06
22-11-2005, 00:18:22
sn yyln ben bu sitede yeniyim. isim ve kurum bildirmeden konuyu size yazabilirim sizde burada uygun bir şekilde açıklarsınız. kurallarıda okumadım. eğer arzu ederseniz olayı mailinize tam yazabilirim.benim mail ncam0662@yahoo.com.tr

nuriye06
22-11-2005, 00:23:13
önce buradan göndermeye çalışmıştım error verdi. yeniden deniyorum.

sn yyln ben bu sitede yeniyim. isim ve kurum bildirmeden konuyu size yazabilirim sizde burada uygun bir şekilde açıklarsınız. kurallarıda okumadım. eğer arzu ederseniz olayı mailinize tam yazabilirim.benim mail ncam0662@yahoo.com.tr

yyln
22-11-2005, 07:36:53
Sn: nuriye06,
Konu ile ilgili merak ettiklerinizi ve görüşlerinizi buraya yazmanız, forum kuralları, konuyu diğer kişilerin de anlaması ve farklı görüşlerin de açıklanabilmesi açısından daha uygun olur. Selamlar...

omercelikkol
19-12-2005, 21:53:48
arkadaşlar artık uyarı ve kınama cezalarına karşıda idare mahkemesine dava açılabiliyor. anayasanın 90 ıncı maddesine 2004 yılında yapılan eklemeden dolayı bu konuda ankara 5. idare mahkemesinin kararı var.

darkshaman
25-07-2006, 08:14:23
merhaba,
aranıza yeni katıldım.katılma sebebim şu anda yaşadığım dönem.bana da yardımcı olmanızı rica ediyorum.15.03.2006 tarihinde Konak İlçe Milli Eğitim M.lüğüne Rıza Özmenoğlu İlköğretim Okulu ile ilgili olarak bir şikayet dilekçesi vermiştim.Okul ile ilgili şikayet dilekçemin örneği ekdedir.(ek 1)

Bu dilekçeme Konak İlçe Milli Eğitim M.lüğü tarafından hiçbir cevap verilmedi,hatta dilekçemi kaybettiler.

Bunun üzerine 20.04.2006 tarihinde konu ile ilgili Konak İlçe Milli Eğitimim M.lüğüne (EK 2),İl Milli Eğitim M.lüğüne (EK 3)ve Cumhuriyet Savcılığına (EK 4) ayrı ayrı dağıtım yaparak dilekçe verdim.Verdiğim dilekçeler de ektedir.

Geçen hafta içinde Konak İlçe Milli Eğitim M.lüğü#8217;nden 20.04.2006 Tarihinde verdiğim dilekçemin ekinede koyduğum kaybolan 15.03.2006 tarihli dilekçemin örneğine istinaden okul için açtıkları incelemenin sonucu geldi.İddialarım subuta ermediğinden işlem yapmaya gerek olmadığı yazıyordu.

21.07.2006 tarihinde de Kaymakamlıkdan, Cumhuriyet Savcılığına verdiğim dilekçemin cevabı geldi.İddialar subuta ermediğinden işlem yapmaya gerek görülmemiş.

İtiraz hakkımın olduğu da yazıyor.

Ben işleyişi anlayamadım,nasıl iddialarım ispatlanamadı,anlayamadım.

İtiraz hakkımı kullanmak istiyorum.Ama bence ispatlanamaması imkansız olan bir konuna yanıldığıma göre yardım almam gerektiğine inanıyorum.

Nasıl oluyor anlamıyorum.

Sizden ricam ne yapabilirim,bu sonucu nasıl değiştirebilirim?Hatta yetmez tazminat hakkımda doğarmı?

Ayrıca anlayamadığım noktaları yazdığım iki ayrı yazım daha var.Onuda okumanızı rica ederek ekliyorum.(EK 5)deki Konak i,lçe milli eğitim m.lüğünün okul ile ilgili inceleme sonucuna istinaden.(EK 6) ise Kaymakamlıkdan gelen cevaba istinaden.

acil yardıma ihtiyacım var.selamlar



http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: EK 1.doc (uploaded/darkshaman/EK 1.doc) ( 21504byte )


http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: EK 2.doc (uploaded/darkshaman/EK 2.doc) ( 14592byte )


http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: EK 3.doc (uploaded/darkshaman/EK 3.doc) ( 14592byte )


http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: EK 4.doc (uploaded/darkshaman/EK 4.doc) ( 14592byte )


http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: ek 5.doc (uploaded/darkshaman/ek 5.doc) ( 25088byte )


http://www.hukuki.net/images/icon_word.gif Döküman: EK 6.doc (uploaded/darkshaman/EK 6.doc) ( 15104byte )

bedrisevin
15-08-2006, 11:00:54
"b)Bir suça iki ceza verilemez (örneğin kanundan dolayı uyarma cezası verilmişse, ek olarak yönetmelikle ek ödemenin kesilmesi gibi bir ceza verilemez)" ibaresinin dayanağını öğrenebilirmiyim


<b id="quote">quote:</b id="quote"><table border="0" id="quote"><tr id="quote"><td class="quote" id="quote">Burada sorulan sorular karşısında kısa kısa olarak size verilen disiplin cezaları hakkında aydınlatıcı bilgiler vermek isterim.

YARGI YOLU SORUNU
İlk sorunumuz Uyarma ve kınama cezalarında yargı yolu açık mı kapalı mı?İdare kendisine verilen bu yetkinin sınırsız ve mahkeme yolu da kapalı olduğu için sorumsuz olduğunu düşünüp keyfi cezalar verebilir.Ancak uyarma ve kınama cezalarında aşağıdaki hallerde yargı yoluna gidilebilecektir.

1-Şekil eksikliği.

Disiplin cezalarında çeşitli şekil şartları vardır.Bu şekil şartları bazen uyarma ve kınama cezasını hukuken geçersiz hale getirir.Bu durumda yargı yolu kapalı olursa kişinin bir kaybı olacaktır.Şekil eksikliği yönünden aklıma gelenleri burada sayacağım.

a) Savunmayı alan amir ile cezayı veren amir aynı kişi olamaz.

b)Bir suça iki ceza verilemez (örneğin kanundan dolayı uyarma cezası verilmişse, ek olarak yönetmelikle ek ödemenin kesilmesi gibi bir ceza verilemez)

c)Ceza kanundan değil de yönetmelikten doğmuşsa yargı yolu açıktır.

d)uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulmasında olaydan bir ay geçtikten sonra soruşturma başlamışsa ceza verilemez.Verilirse yargı yolu açıktır.

e) Devlet memurluğundan çıkarmada soruşturma süresi 6 aydır.

f) Bağlı bulunduğunuz sendika tarafından önceden kurumunuza bildirilen temsilci ceza kurulunda olmalıdır.Olmaması o cezanın şekil yönünden eksikliğidir.

g) uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarında disiplin soruşturması tamamlandıktan sonra disiplin kurulu 15 gün içinde karar almak zorundadır.Kademe ilerlemesinin durdurulmasında ise disiplin kuruluna 15 gün içinde gönderilir.Kurulda 30 gün içinde karar almak zorundadır.Devlet memurluğundan çıkarmada bu süre yüksek disiplin kuruluna gönderilmesinden sonra 6 aydır.

h)Sicil dosyası incelemesi yeni çıkan bilgi edinme yasası ile mümkün hale gelmiştir.Savunma hakkınız vardır ve bunu bir vekille de kullanabilirsiniz.Savunmanız alınmadan disiplin cezası verilemez.7 gün içerisinde savunma yapmazsanız bu hakkınızdan vazgeçilmiş sayılır.Savunma yapmadığınız için ceza verilemez.

ı) son olarak bu gibi durumlardda yargı yoluna gidebileceğiniz gibi tüm cezalarda 7 gün içinde üst kurula itiraz da edebilirsiniz.7 gün içinde itiraz edilmeyen kararlar idarece kesinleşir.aylıktan çıkarma, kademe ilerlemesinin durdurulması ve memurluktan çıkarma cezalarında da her şekilde idari yargı yolu açıktır.


<div align="right">Ekleyen: alisinkay*-*13/11/2005*:* 04:28:30</div id="right">
</td id="quote"></tr id="quote"></table id="quote">

Av.Ali Sinkay
15-08-2006, 19:56:20
Bir suça iki ayrı ceza verilmesi Hukukun Temel İlkesine aykırıdır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 2001/427 E. ve 2004/448 K. Numaralı dosyasında; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesine göre disiplin cezası alanlara ayrıca birde belli bir süre ek ödemeden yararlandırılmama yoluna gidilmesinde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır denilerek bir suça iki ceza verilemeyeceği ilkesi benimsenmiştir.

mesmuk
20-09-2006, 21:39:58
hiç ceza ve soruşturmam yok ama daire amiri son üç yılın sicillerini84-74-71 olaralk vermiş.bu benim yurt dışına görevli olarak engellenmem demektir.bunun için sicilin iptali yada amirin taraflı sicil vermesinden dolayı dava açarsam nolur?

abcd_efe
11-01-2007, 23:22:43
uyarma ve kınama cezalarına herkes dava açarsa farklı idare mahkemesi ve danıştaykararları çıkacak dolayısıyla içtihat kararına gidilecek ve kesin bir karar çıkacak ve o uygulanmak zorunda kalınacaktır. dava açın.

abcd_efe
11-01-2007, 23:22:43
uyarma ve kınama cezalarına herkes dava açarsa farklı idare mahkemesi ve danıştaykararları çıkacak dolayısıyla içtihat kararına gidilecek ve kesin bir karar çıkacak ve o uygulanmak zorunda kalınacaktır. dava açın.

ekremiyican
08-03-2007, 10:49:23
sn.alisinkay 657 sayıla Dev.Memurları kanuna göre;UYARMA VE KINAMA CEZALARI "RE'SEN(VALİ,KAYMAKAM VEYA BİRİM MÜDÜR'Ü" tarafından verilir bunda yargı yolu kapalı ancak,kim vermiş ise bu cezayı o makama itiraz(7) gün icerisinde yapılır,tahikat neticesin de verilmiş ise normal itiraz prosüdür uygulanır.

klmakn
20-03-2007, 15:45:00
merhaba
yeni forum nerden açılır bulamadım bu nedenle sorumu buraya sormayı uygun gördüm...dilerim yanlış yapmadım
sorum şudur.
memur disiplin cezası alıyor.aynı suçu bi daha işliyor..bi daha işliyor ve bi daha işliyor...diyelimki aynı suçu değişik zamanlarda en az 8-10 kez tekrarlıyor..disiplin suçu açısından bu memurun sonu ne olacaktır..
saygılarımla

klmakn
06-05-2007, 04:27:41
Uyarma ve kınama cezalarınıda yapılan anayasa değişikliği ile yargıya taşınabileceğine dair idare mahkemesinin verdiği karar..
saygılarımla..
T.C.
A N K A R A
5. İDARE MAHKEMESİ

Esas No: 2003-1796
Karar No: 2004-1212

DAVACI :

DAVALI :Milli Eğitim Bakanlığı-ANKARA

DAVANIN ÖZETİ :Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Matematik öğretmeni olarak görev yapmakta iken düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarındaki görüşlerinden dolayı 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-a maddesi uyarınca “kınama” cezası ile cezalandırılan davacı; usul ve zamanaşımı hükümlerine aykırı olarak verilen kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmadığını, cezanın gerekçesini oluşturan suçlama ile buna ilişkin bildirimlerin savunma hakkını ortadan kaldırabilecek ölçüde genel, soyut, belirsiz ve dayanaksız olduğunu, soruşturulmaya başlanıldığının kendisine açık ve yazılı olarak bildirilmesi zorunluluğuna uyulmaması suretiyle savunma hakkının engellendiğini, soruşturmayı açan ve cezayı veren makamın aynı olması nedeniyle yok hükmünde olduğu ileri sürülerek “kınama” cezasına ilişkin 20.08.2003 günlü ve 4666/73034 sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ :657 sayılı Kanunun 135. maddesi hükmüne göre davacı hakkında verilen cezaya karşı itiraz edilebileceği, dava açma olanağı bulunmayan disiplin cezasına karşı açılan davanın öncelikle incelenmeksizin reddi gerektiği, esas yönünden ise; halen Ankara ilinde öğretmen olarak görev yapan davacının daha önce Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulu öğretmeni iken hakkında Bakanlık Müfettişlerince düzenlenen 16.06.2003 gün ve 8847/33, 34, 27 sayılı soruşturma raporunda; düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarında bir çok hatalarını tespit ettiği eğitim araçları için eğitim ve öğrenim açısından uygun olduğu yönünde görüş bildirmek suretiyle ilgili öğretim araçlarının öğretim kurumlarına tavsiye edilmesine sebep vermesi nedeniyle idari yönden teklifi ile birlikte disiplin yönünden de 657 sayılı Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca kınama cezası ile cezalandırılması önerisi doğrultusunda verilen cezanın yasal olduğu iddiasıyla davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.


TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Ankara 5. İdare Mahkemesi’nce işin gereği görüşüldü;

Dava, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulunda görev yapmakta iken düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarındaki görüşlerinden dolayı davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-a maddesi uyarınca “kınama “ cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 20.08.2003 günlü ve 4666/73034 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

T.C. Anayasasının 129/3. maddesinde; uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağı belirtilmiştir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 135. maddesinde; disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itirazın varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabileceği; aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet Memurluğundan çıkarma cezalarına kaşı idari yargı yoluna başvurabileceği,136/3. maddesinde de;itiraz edilmeyen kararlar ile itiraz üzerine verilen kararların kesin olup, bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvurulamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Davacının da aralarında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı görevlileri hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen 16.06.2003 günlü ve 8847/33, 34, 27 sayılı rapor doğrultusunda, davacıdan savunmasının istenilmesi, disiplin cezasının verilmesi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre yürütülmüştür.

Buna göre, uyuşmazlığın esasına girmeden önce Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun yukarıda yer alan hükümlerini adil yargılanma hakkı, hak arama özgürlüğü ve Anayasanın 90. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anayasanın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün temelini oluşturur. Önemi nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı geciktiren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.

Adil yargılanma hakkı, temel insan haklarından biri olması dolayısıyla 1948 yılında dünya devletlerince kabul edilen ve bir başlangıç teşkil eden İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde tanınmış ve uygulanabilir evrensel bir ilke olarak kendine yer bulmuştur. 1948’den bu yana uluslararası bir gelenek haline gelmiş olan bu hak, takip eden yıllarda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerle yaygınlık kazanmıştır.

Çeşitli sözleşmelerle zamanla ayrıntılı düzenlemelere gidilen bağlılığı artan bu hak, ulusal alanlarda da etkisini göstermiş ve devletlerin bu yapı içinde muhakemenin ulusal yasalara uygun olup olmadığı, ulusal yasaların uluslararası adil yargılanma güvenceleriyle uyumlu olup olmadığı ve yasaların uygulanma biçiminin uluslararası standartlara aykırılık taşıyıp taşımadığı noktalarında yasaların uluslararası uzlaşmaya uyumlaştırma çabalarını getirmiştir.

Türkiye’de de adil yargılanma hakkının içerdiği pek çok ilke ve hak, Anayasa’nın 36, 38, 125, 138 ve 142. maddesinde yer almasına rağmen, 2001 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle kavram olarak 36. maddede yer verilmek suretiyle Anayasa’nın bir parçası haline getirilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’de idarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimi dışında tutulmasının adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Hakansson ve Sturesson-İsveç” davası ile ilgili olarak; uyuşmazlık konusunun sadece hükümet tarafından karara bağlanmasının, ne olağan mahkemeler ne idare mahkemeleri ne de 6. madde açısından mahkeme olarak kabul edilebilecek bir kurul tarafından hukukiliğin denetiminin mümkün olmamasının mahkemeye başvurma hakkının ihlali olduğu, “Pudos-İsveç” davasında da; başvurucunun taşımacılık ruhsatının Bölge İdare Kurulu tarafında iptal edilmesi sonrasında, son itiraz mercii ve bu uyuşmazlığı karara bağlayan makam olan İletişim ve Ulaştırma Bakanlığının kararına karşı bir mahkemeye veya mahkeme olarak kabul edilebilecek herhangi bir kurula başvurma imkanının olmamasının, ihlal olduğuna karar vermiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzer şekilde “Zander-İsveç” davasında da; başvurucunun arazisinin bitişiğinde yer alan ve çöplük olarak kullanılan arazi nedeniyle içme suyunun kirlendiği iddiasıyla çöp boşaltan şirketin ruhsatının yenilenmesi ve faaliyetlerinin genişletilmesine yönelik olarak ilkin Ruhsat Kuruluna başvurmuş ve bu Kurulun ret kararına karşı da hükümete yaptığı itirazın reddine karşı yargı denetimi tanınmadığı için adil yargılanma hakkına aykırılık olduğu belirtilmiştir.

Özetle, tarafsızlığı ve bağımsızlığından kuşku duyulmayacak şekilde oluşturulmuş bir mahkemeye başvuru olanağının tanınmadığı bir idari rejimin adil yargılanmaya uygun olmadığı ilkesinin kabul edildiği görülmektedir.

Disiplin cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmasının adil yargılanma hakkına aykırılığı ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra “hak arama özgürlüğü” ve Anayasa’nın 90. maddesinde yapılan değişiklikle uyumlu olup olmadığı ortaya konulmalıdır.Anayasa’nın 90. maddesinin, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” biçimindeki son fıkrasına “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” cümlesinin eklenmesi nedeniyle “hak arama özgürlüğü” açısından bu konunun değerlendirilmesi gerekmektedir.Uluslararası Sözleşmelerin Türk hukukundaki yerini doğrudan doğruya düzenleyen hüküm Anayasa’nın 90. maddesinin yukarıda yer verilen son fıkrasıdır.Bu hükümle birlikte,Anayasanın 15, 16, 42 ve 92. maddelerinde de uluslararası hukuka, dolayısıyla uluslararası sözleşmelere göndermede bulunulmuştur.Bu nedenle, öncelikle uluslararası sözleşmelerin Türk hukukundaki yeri belirlenmelidir.

Anayasanın 15. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin kullanımı konusunda alınacak tedbirlerin uluslararası hukuk karşısındaki konumu,16. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin yabancılar için kullanımlarının uluslararası sözleşmeler karşısındaki yeri, 92. maddesinde de,savaş ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisinde uluslararası sözleşmelerle ilgili atıflar bulunmaktadır.

Anayasanın yukarıda yer verilen hükümleri ile uluslararası hukuk kuralları,dolayısıyla sözleşmeler ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.Bu maddelerde belirtilen konulara ilişkin kurallar getiren sözleşme hükümlerini garanti altına alarak bunlara anayasal bir değer yüklenmiştir.

Uluslararası sözleşmeler konusunda yukarıda yer aldığı üzere, özel hükümler getiren maddeler ile birlikte, genel olarak sözleşmelerin Türk hukukundaki hiyerarşik yerini 90. madde düzenlemiştir.Fıkranın birinci cümlesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Uluslararası sözleşmenin kanun hükmünde olması nedeniyle Türk Hukuk düzeninde doğrudan hüküm doğurucudur. Fıkranın ikinci cümlesine göre, andlaşmalar hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamayacaktır. Buna göre, uluslararası sözleşmelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülememesi uluslararası hukukun üstünlüğünün teyidi olduğu, uluslararası sözleşmeler ile Anayasa arasında bir uyuşmazlık olması durumunda uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü doktrinde de kabul görmüştür.

Kaldı ki;Anayasanın 129/3. maddesinde yer alan “uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağına” ilişkin düzenlemeden de, uyarma ve kınama cezalarına karşı mahkemeye başvurma hakkını tanıyan iç hukuk kurallarının da Anayasa’ya aykırı olmadığının da yasa koyucu tarafından amaçlandığının anlaşılması gerekir.

Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta geçerliliği ve Anayasa’da önceden de yer alan düzenlemeler ile ilgili bu açıklamalardan sonra son Anayasa değişiklikleri ile yeni oluşan hukuksal durum ve iç hukuk kurallarına etkisi üzerinde değerlendirmede bulunulması şarttır. 2001 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleri öncesinde hazırlanan 37 maddelik Anayasa değişiklikleri paketinde onaylanmış uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri konusunda yer alan “kanunlar ile milletlerarası antlaşmaların çatışması halinde milletlerarası anlaşmalar esas alınır” şeklindeki düzenlemeden son anda vazgeçilmiştir.Anayasanın 90. maddesinde yapılması düşünülen bu değişiklik yukarıda yer verilen haliyle 22.05.2004 günlü ve 25449 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

5170 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile yapılan değişikliğin Anayasa Komisyonu’nda yapılan görüşmeler neticesinde gerekçesi; “uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın hallinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir.” şeklindedir.

Yasa koyucu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklar demek suretiyle yargı yetkisini Türk milleti adına kullanan “adli, idari ve askeri yargı” yerleri ile birlikte yasama ve yürütme organının da yeni kural çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini belirtmiştir. Yargı yetkisini kullanan mahkemelerin yetkilerinin kullanımı ile ilgili düzenlemeler Anayasa’nın 9. ve 138. maddelerinde yer almaktadır. Anayasanın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı, 138. maddesinde de, yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarını, Anayasa, yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerini, hiçbir organ, makam, merci ve kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceklerini ve genelge gönderemeyeceklerini, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağını kesin bir dille kurala bağlamaktadır.

Anayasanın 138. maddesinde yer alan “hukuka” uygun karar vermenin iç hukuk yanında uluslararası hukuk da dahil olarak anlamak gerekir. Ulusal üstü hukuk herhangi bir şekilde ulusal hukuka dahil olmuşsa yargı yetkisini kullanan hakimlerin bunu göz önünde bulundurması zorunludur.

Yeni metinde yer alan “temel hak ve özgürlüklerin” iç hukukta yer alan temel hak ve özgürlüklerle sınırlı olmaması gerekir. Usulüne uygun yürürlüğe giren tüm uluslararası sözleşmelerde yer alan temel hak ve özgürlüklerin kapsam içinde bulunduğu anlaşılmaktadır.Uluslararası insan hakları hukukunun anlaşma, sözleşme, şart, pakt gibi belgelerce tanıdığı ve güvenceye aldığı tüm insan hakları bu güvence altındadır.

klmakn
06-05-2007, 04:28:49
karakter sayısı fazla olduğundan kararın devamı aşağıya alınmak zorunda kalınmıştır...
kararın devamı şöyledir:

Yapılan bu açıklamalar ışığında Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye tarafından da kabul edilerek onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin ilgili hükümlerinin Anayasamızda ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun disipline ilişkin hükümler içeren maddelerindeki “uyarma ve kınama" cezalarına ilişkin kuralların aynı konuda farklı düzenlemeler içerip içermediğinin belirlenmesi gerekmektedir.

Türkiye tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalanan ve 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM’de onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi 4868 sayılı Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun 18 Haziran 2003 günlü ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmasıyla yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin Başlangıç bölümünde; “bu sözleşmeye taraf devletlerin Birleşmiş Milletler Şartı’nda ilan edilen prensiplere göre insanlık ailesinin bütün üyelerinin doğuştan sahip oldukları insanlık onurunu ve eşit ve vazgeçilmez haklarını tanımanın yeryüzündeki özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğunu dikkate alarak, bu hakların insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onurundan türediğini kabul ederek, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ne uygun bir biçimde korkudan ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü kullanabilen özgür insan idealinin ekonomik ve sosyal ve kültürel hakları ile birlikte kişisel ve siyasal haklarını da kullanabildiği şartların yaratılması halinde gerçekleşebileceğini kabul ederek Birleşmiş Milletler Şartı’na göre devletlerin insan haklarına ve özgürlüklerine her yerde saygı gösterilmesini sağlama ve bu haklara ve özgürlüklere uygun davranma yükümlülüğünü dikkate alarak, içinde yaşadıkları topluma ve diğer bireylere karşı ödevleri bulunan bireylerin, bu sözleşmede tanınmış olan hakları ilerletme ve bu haklara uyulmasını sağlamak için çaba gösterme sorumluluğu bulunduğunun farkında olarak, aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır” hükmüne yer verilmiştir.

Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin III. Bölümünde yer alan “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 14. maddesinde ise; herkesin mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşit oldukları, herkesin hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.

Sözleşmenin yukarıda yer verilen maddesi ile “hak arama özgürlüğü” güvenceye alınmıştır.Temel insan haklarından olan bu hakkın kullanılabilmesi için hiçbir kısıtlamaya tabi olmaması gerekir.Mahkemeye başvurma hakkını engelleyen tüm yasaklamaların Sözleşme’ye de aykırı olacağı tartışmasızdır. Adil yargılanma hakkının tam ve koşulsuz gerçekleşmesi ve mahkemeye başvurma hakkının güvenceye alınması konularında sınırsız hükümler içermesi nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası kurallara göre ileri durumda bulunan Sözleşmenin kısıtlayıcı hükümler içeren kurallara göre öncelikli kabul edilerek uyuşmazlıkların çözümünde uygulanması çağdaş hukuk anlayışının doğal bir sonucudur.

Buna göre, hak arama özgürlüğüne yönelik temel hükümler içeren ve uluslararası ölçekli insan hakları hukukunun kaynağı olan ve Türkiye tarafından da imzalanarak yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesinin “adil yargılanma hakkı” başlıklı 14. maddesinin mahkemeye başvurma hakkının hiçbir şekilde kısıtlanmamasını öngören hükümleri ile “uyarma” ve “kınama” cezalarına karşı yargı yolunu kapayan iç hukuk düzenlemelerinin aynı konu hakkında farklı hükümler içermesi nedeniyle, Anayasa’nın 90. maddesinde yargı organlarını da bağlayıcı şekilde yapılan değişiklik sonrasında oluşan son hukuki durum karşısında, BM Siyasi ve Medeni Haklar Uluslar arası Sözleşmesinin 14/1. maddesinin bu uyuşmazlıkta esas alınması gereken hukuk kuralı olduğu sonucuna varılmıştır.

Buna göre, “uyarma” ve “kınama” cezalarına karşı yargı yolunu kapayan iç hukuk kuralları yerine, “adil yargılanma hakkı”, “hak arama özgürlüğü” ve “mahkemeye başvurma hakkı” ilkeleri doğrultusunda dava açılması gerektiğini kurala bağlayan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 14. maddesinin uyuşmazlıkta esas alınması suretiyle davacıya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca verilen “kınama” cezasına karşı dava açılabileceği kanaatiyle davanın esas yönünden çözümlenmesi yapılacaktır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunun “Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller” başlıklı 125/B-a fıkrasında; verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde,görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kusurlu davranmanın kınama cezasını gerektirdiği hüküm altına alınmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden, “Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yayın ve Kültür Dairesi bünyesinde oluşturulan Eğitim Araçlarının İnceleme ve Rapor Değerlendirme Komisyonunda” görev yapan bir kısım kamu görevlisinin eylem ve işlemleriyle ilgili olarak yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 16.6.2003 günlü, 8847/33, 34, 27 sayılı soruşturma raporunda, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yayın ve Kültür Dairesi Bünyesinde oluşturulan eğitim araçlarını inceleme ve rapor değerlendirme komisyonlarında görev yapan ve kadroları Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Eğitim Araştırmaları Merkezi ve ASO Müdürlüğünde bulunan, aralarında davacının da bulunduğu öğretmenlerin inceledikleri eğitim araçları için, bu araçlarda önemli hatalar tespit etmelerine ve bu hataları raporlarında belirtmelerine rağmen “uygun bulunmuştur” yönünde görüş belirtmek suretiyle, eğitim araçlarının hatalı olarak okul ve kurumlara girmesine neden oldukları, eğitim araçlarını incelerken Eğitim Araçları İnceleme Yönetmeliği hükümlerine uymadıkları, kendilerine verilen görevleri iyi, doğru ve itina ile yapmadıkları ve bu eylemin 657 sayılı Yasanın 125 (B-a) maddesindeki disiplin suçunu oluşturduğu” sonucuna varılarak disiplin yönünden anılan madde uyarınca kınama cezasıyla cezalandırılmaları, idari yönden ise inceledikleri eğitim araçlarında birçok hata tespit etmelerine rağmen “uygun bulunmuştur” şeklinde rapor tanzim ettikleri, bu davranışları ile kurumun yıpratılmasına neden oldukları, bu nedenle Eğitim Araştırmaları Merkezi ve ASO öğretmenliğinden alınarak Ankara İli içerisindeki okullarda öğretmen olarak görevlendirilmelerinin önerildiği, izleyen süreçte de belirtilen görüş doğrultusunda atama işlemi ile birlikte davacı hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca dava konusu “kınama” cezasının verildiği anlaşılmaktadır.
Davacının imzasının bulunduğu inceleme raporlarında, incelenen eğitim aracındaki eksiklikler açık olarak yazılmış, değerlendirme kısmında ise şekil ve muhteva yönünden uygun bulunduğu belirtilmiş, dolayısıyla inceleme ve değerlendirme raporları, bu konuda asıl kararı verecek olanların nesnel bir değerlendirme yapabilmelerine olanak verecek şekilde hazırlanmıştır. Öte yandan, Yönetmeliğin bu gibi bir değerlendirmeye imkan tanımadığı belirtilmiş ise de, idarenin günlük ve gelişen ihtiyaçları dikkate alınarak uzun bir süredir devam ettirilen uygulamanın kamu görevlileri tarafından usul kabul edilerek aynı yönde işlem yapılması da idari faaliyetin doğal akışına uygundur. Nitekim anılan soruşturma sonucunda yönetmelik ve genel uygulamadan kaynaklanan aksaklıklar tespit edilerek bu yönde yönetmelik değişikliğine gidilmiştir.

Bu durumda; davacının görevini, görev mahallinde oluşmuş olan usullere uygun olarak yerine getirdiği ve hizmetin yürütülmesiyle ilgili genel aksaklıklar var ise, görevi itibariyle bu durumda sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşıldığından; aksi yöndeki değerlendirmeye dayanılarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca verilen cezada hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan 31.910.000 lira yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta avansının istemi halinde davacıya iadesine, 29.06.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


BAŞKAN ÜYE ÜYE
Hayrettin ÖZDEMİR Mustafa GENÇ M. Önder TEKİN

ekremiyican
06-05-2007, 11:08:45
Sn.Alisinkay,Re'sen olsun,savunma naticesi olsun (Uyarma ve kınama cezalarına)
yargı yolu kapalıdır.Ancak,hangi Amir veya disiplin kurulu cezayı vermiş ise oraya itiraz etme hakkı vardır.

klmakn
06-05-2007, 11:25:13
sayın ekremyican...
bi önceki mesajımda verdiğim kararı okudunuzmu baştan sona...
saygılarımla

ormancisemiz
07-05-2007, 17:52:37
işyerine gitmemek ten uyarı veya kınama cezası alırmıyım sucum cumartesi pazar işyerine gitmemek orman muhafaza memuruyum seminerim oldugu için gec kaldım mazeretim kabul edil medi ne yapmam gerekliii. teşekürler

willy
11-05-2007, 16:04:36
sormak istediğim bir konu var. 4.sınıf üniversite öğrencisiyim. hocayı bulamadığım bir zaman hocanın imza atması gereken kağıda ben imza attım ve farkedildi. imza attığım kağıt öğrenci not karnesiydi. başka bir resmiyeti yoktu not değeri olark da önemsizdi. hakkımda soruşturma açıldı önceden hiç böle bir şey yok ilk soruşturma. ne olacağı konusunda bana fikir verebilir misniz?

yamtar_yamtar
21-11-2007, 11:55:07
Arkadaslar burada disiplin cezaları hakkında bilgi vermektesiniz. Bana da aşağıda izah edeceğim konu hakkında bilgi verebilirseniz cok memnun olurum.




--------------------------------------------------------------------------------

İdarenin 657 DMK 125/C'ye göre vermiş olduğu brüt maaşın 1/4'ü oranında maaş kesim cezası neticesinde, memurun brüt maaşını hangi kalemler oluşturacatır? İdare Memurun maaşında hangi kalemlerden kesinti yapabilecektir? Bu konuda sanıyorum herhangi bir açıklık yok. Konu ile ilgili elinde herhangi bir karar-görüş vs. olan arkadaşlarımın konu ile ilgili yardımlarını bekliyorum. ilginiz için şimdiden teşekkür ederim...

Kantaroncu
21-11-2007, 12:37:15
Arkadaslar burada disiplin cezaları hakkında bilgi vermektesiniz. Bana da aşağıda izah edeceğim konu hakkında bilgi verebilirseniz cok memnun olurum.




--------------------------------------------------------------------------------

İdarenin 657 DMK 125/C'ye göre vermiş olduğu brüt maaşın 1/4'ü oranında maaş kesim cezası neticesinde, memurun brüt maaşını hangi kalemler oluşturacatır? İdare Memurun maaşında hangi kalemlerden kesinti yapabilecektir? Bu konuda sanıyorum herhangi bir açıklık yok. Konu ile ilgili elinde herhangi bir karar-görüş vs. olan arkadaşlarımın konu ile ilgili yardımlarını bekliyorum. ilginiz için şimdiden teşekkür ederim...

1/8'den daha ağır Aylıktan Kesme cezası yoktur... Verilmişse, yasaya açık aykırılık oluşturur...

Madde metni:
125/C - Aylıktan kesme : Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti
yapılmasıdır.

yamtar_yamtar
21-11-2007, 23:23:05
1/8'den daha ağır Aylıktan Kesme cezası yoktur... Verilmişse, yasaya açık aykırılık oluşturur...

Madde metni:
125/C - Aylıktan kesme : Memurun, brüt aylığından 1/30 - 1/8 arasında kesinti
yapılmasıdır.




özür dilerim,soru yanlıs olmus. 1/8 oranında olarak aynen soruyu tekrarlıyorum.

anayurt
21-01-2008, 19:09:35
Merhabalar
Bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Dekanlık, yapılan soruşturma gereği 2 ocak 2008 tarihinde tarafıma Kınama cezası verdi. 8 ocak 2008 tarinde rektörlüğe cezaya itiraz ettiğime dair dilekçemi verdim. Eğer rektörlük cezayı kaldırmaz ise idari yargıya ne zaman gitmem gerekmektedir. Dekanlığın bana cezayı tebliğ ettiği günden itibaren mi, yoksa Rektörlüğün itiraz dilekçeme cevabından sonramı.
selamlar

önder71
10-04-2008, 19:33:56
1-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), disiplin cezasına mahkûm edilen memura kararın iptali amacıyla dava açma hakkı tanımadığı gerekçesiyle Türkiye'yi tazminata mahkûm etti. Kararda, disiplin cezalarına karşı yargı yolunun açık olmamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "etkili başvuru hakkı" maddesinin ihlali anlamına geldiği vurgulandı. (Memurlar.net)

2-Uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yoluna başvurulup başvurulamayacağına ilişkin olarak idare mahkemeleri ve Danıştay olumlu görüş bildirirken Anayasa Mahkemesi olumsuz görüş bildirdi. Anayasa Mahkemesinin 19 Şubat 2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'yi bu nedenden dolayı tazminata mahkûm eden kararı karşısında oldukça ilginç durmaktadır.

Özetme memurlar açısından daha doğrusunu 657 sayılı yasaya tabi olanlar açısından yasama kısıntısı halen geçerli. Ama yinide dava açıp iç hukuk yollarını tüketip AİHM sine başvurmak sanırım açık olan tek kapı.
saygılar
Önder özlem

kartograf
27-04-2008, 20:17:33
Bilgi Vermek Amacıyla şunları yazayım:

Müvekkile uyarı cezası verilmiş. Müvekkilin disiplin soruşturmasını aday memur yapmış.

Aday memurun displin soruşturma yetkisi yoktur diye savunmamıza rağmen mahkeme bu konuda bir gerekçe göstermeden davayı reddeti temyiz edeceğiz.

Sizce aday memur displin soruşturması yapabilir mi?

Kantaroncu
08-05-2008, 16:42:08
Bilgi Vermek Amacıyla şunları yazayım:

Müvekkile uyarı cezası verilmiş. Müvekkilin disiplin soruşturmasını aday memur yapmış.

Aday memurun displin soruşturma yetkisi yoktur diye savunmamıza rağmen mahkeme bu konuda bir gerekçe göstermeden davayı reddeti temyiz edeceğiz.

Sizce aday memur displin soruşturması yapabilir mi?

Soruşturma yapacak memurun, soruşturulacak memurdan üst, hiç olmazsa denk konumda olması gerekir.

Uyarma ve Kınama cezaları yargı kısıtlamasına tabi olduğundan davanız incelenmeksizin ret edilmiştir muhtemelen... Temyizden sonra karar düzeltme ve arkasından AİHM... Yol uzun gurbet ırak... İç hukuk yolları tükenip AİHM'e varıncaya kadar 5 yıllık süre zaten dolacak ve söz konusu ceza kendiliğinden ortadan kalkacaktır...

AİHM ücret-i vekalet de vermiyor ki, oradan birşeyler koparsanız... Sonunda dostane çözüm adı altında, 500 Euro tazminat teklif ederler, sulh olursunuz...

Bu durumda en etkili tazmin yeniden yargılama ise de, 5 yıl sonunda ceza kendiliğinden ortadan kalkacağı için, İdare Mahkemesi, ortada kesin ve yürütülmekte olan bir işlem olmadığından davayı yine incelenmeksizin ret edecektir, muhtemelen...

Kolay gele...

Kantaroncu
08-05-2008, 16:50:03
Soruşturmacının memurluk derecesi ile ilgili karar....

Dairesi Karar Yılı Karar No Esas Yılı Esas No Karar Tarihi
İDARİ DAVA DAİRELERİ 1986 18 1985 141 14/03/1986

KARAR METNİ
İLKÖĞRETİM MÜFETTİŞLERİNİN, DAHA YÜKSEK DERECELİ BİR ÖĞRETİM KADROSUN-
DAKİ LİSE MÜDÜR YARDIMCILARI HAKKINDA SORUŞTURMA YAPAMAYACAKLARI VE BU
SORUŞTURMA ESAS ALINARAK DİSİPLİN CEZASI VERİLEMEYECEĞİ HK.<
Lise Müdür Yardımcısı olan davacıya, 16 ay uzun süreli durdurma cezası
verilmesine ilişkin İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu kararının iptali
istemiyle açılan dava sonunda, ortaokul öğretmeni olan davacıya disip-
lin cezası verilmesine esas teşkil eden soruşturmayı, kanunen yetkili
kılmayan ilköğretim müfettişinin yapmış olmasının hukuka aykırı olduğu
gerekçesiyle işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararı,
Danıştay Onuncu Dairesince bozulmuş ise de; mahkeme bozmaya uymayarak
ilk kararında ısrar etmiştir.
Davalı idare bu kez bu kararın temyizen incelenerek bozulmasını iste-
mektedir.
İdare Mahkemesince verilen karar davacı lehine olup, uyuşmazlığı sürdü
ren ve temyiz isteminde bulunan davalı idare olduğu için, yayınlanan
3249 sayılı kanunun 4.maddesinin uyuşmazlığın esasına girmeye engel
teşkil etmediğine karar verilerek esasın incelenmesine geçildi.
Dava dosyasının incelenmesinden, lise öğretmeni ve Müdür Yardımcısı
olan davacının, 1980 yılında yapılan sınavlarda bazı öğrencilere yar-
dım etmiş olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma açıldığı, Vali tarafın
dan 5442 sayılı Kanunun 9.maddesine göre soruşturmacı olarak ilköğre-
tim müfettişinin görevlendirildiği ve soruşturma sonucu davacıya 16 ay
uzun süreli durdurma cezasının verildiği anlaşılmaktadır.
5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 9.maddesinin (d) fıkrasında Valile-
rin, Bakanlıkların il teşkilatında yer alan daire ve kurumların ayrı
ayrı denetimve teftişlerini yapabileceklerini veya memurları vasıtasıy
la yaptırabilecekleri belirtilmiş ise de; valilere tanınan bu yetkinin
hakkında soruşturma yapılacak memurun görevi, ünvanı, soruşturma yapı-
lan olayın ve mesleğin özellikle dikkate alınarak kullanılması zorunlu
dur. Vali tarafından görevlendirilen soruşturmacıların memurluk görev
ve derecelerinin, haklarında soruşturma yapacakları memurlardan üst ya
da hiç olmazsa aynı düzeyde olmasının idare hukuku ilkeleri bakımından
ve memuriyet güvencesi yönünden önem taşıyacağı kuşkusuzdur.
Gördüğü öğrenim, mesleki bilgisi, uzmanlaştığı alan ve 222 sayılı İlk-
öğretim ve Eğitim Kanunu ve İlköğretim Müfettişleri Yönetmeliği ile
verilen görev ve yetkileri nedeniyle ilöğretim müfettişleri daha yük-
sek dereceli bir öğretim kadrosundaki elemanlar hakkında soruşturma ya
pabilecek düzeyde bulunmadığından, ilköğretim müfettişinin lise müdür
yardımcısı olan davacı hakkında soruşturma yapması ve bu soruşturma
esas alınarak davacıya 16 ay uzun süreli durdurma cezası verilmesi iş-
leminde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, İdare
Mahkemesi kararının onanmasına karar verildi.
KARŞI OY
3.1.1986 gün ve 18977 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe gi-
ren, Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının
Affı Hakkında 3249 sayılı Kanunun 4.maddesinde, bu yasa kapsamına gi-
ren disiplin cezalarına karşı, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten iti-
baren 30 gün içinde dosyanın bulunduğu yargı merciine başvurup, davaya
devam etmek istediklerini bildirmeyenlerin davaları hakkında, davayı
gören mahkemece, karar temyiz edilmiş ise Danıştayca, "karar verilme-
sine yer olmadığına" karar verileceği açıkca belirtilmiştir.
Davalı idarenin İdare Mahkemesinin 1.5.1985 günlü ve 1985/183 sayılı
kararına karşı temyiz isteminde bulunduğu ve davacının da yukarıda sö-
zü edilen yasada belirtilen 30 günlük süre içinde, davaya devam etmek
istediği yolunda herhangi bir müracaatının bulunmadığı anlaşıldığın-
dan, 3249 sayılı yasanın 4.maddesi uyarınca temyiz istemi hakkında "ka
rar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekirken, dosyanın
esastan incelenmesi gerektiği yolundaki çoğunluk kararına karşıyız.
(BŞ/SE)

aydemirozkan40
26-05-2008, 12:39:47
TC.
ANKARA
5. İDARE MAHKEMESİ


ESAS NO:2006-935
KARAR NO: 2006-951


DAVACI: Mehmet Mutlu Hoşdere Cad No:78/8 Yukarı Ayrancı-ANKARA


DAVALI: Milli Eğitim Bakanlığı-ANKARA


DAVANIN ÖZETİ: Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Matematik öğretmeni olarak görev yapmakta iken düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarındaki görüşlerinden dolayı 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-a maddesi uyarınca 'kınama" cezası ile cezalandırılan davacı, usul ve zamanaşımı hükümlerine aykırı olarak verilen kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmadığını, cezanın gerekçesini oluşturan suçlama ile buna ilişkin bildirimlerin savunma hakkını ortadan kaldırabilecek ölçüde genel, soyut, belirsiz ve dayanaksız olduğunu, soruşturulmaya başlanıldığının kendisine açık ve yazılı olarak bildirilmesi zorunluluğuna uyulmaması suretiyle savunma hakkının engellendiğini, soruşturmayı açan ve cezayı veren makamın aynı olması nedeniyle yok hükmünde olduğu ileri sürülerek 'kınama" cezasına ilişkin 20.08 2003 günlü ve 4666/73034 sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.


SAVUNMANIN ÖZETİ: 657 sayılı Kanunun 135 maddesi hükmüne göre davacı hakkında verilen cezaya karşı itiraz edilebileceği, dava açma olanağı bulunmayan disiplin cezasına karşı açılan davanın öncelikle incelenmemizin reddi gerektiği, esas yönünden ise halen Ankara ilinde öğretmen olarak görev yapan davacının daha önce Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulu öğretmeni iken hakkında Bakanlık Müfettişlerince düzenlenen 16.06.2003 gün ve 8847/33. 34, 27 sayılı soruşturma raporunda; düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarında bir çok hatalarını tespit ettiği eğitim araçları için eğitim ve öğrenim açısından uygun olduğu yönünde görüş bildirmek suretiyle ilgili öğretim araçlarının öğretim kurumlarına tavsiye edilmesine sebep vermesi nedeniyle idari yönden teklifi ile birlikte disiplin yönünden de 657 sayılı Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca kınama cezası ile cezalandırılması önerisi doğrultusunda verilen cezanın yasal olduğu iddiasıyla davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.


TÜRK MİLLETİ ADINA


Karar veren Ankara 5 idare Mahkemesince verilen 29.06.2004 gün ve E:2003/1796 K:2OO4/1212 sayılı kararının Danıştay 12 Dairesinin 18.10.2005 gün ve E:2004/4584, K:2005/3520 sayılı kararıyla bozulması üzerine dosyadaki belgeler yeniden incelendikten sonra işin gereği görüşüldü.


Dava, Milli Eğilim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Eğitim Araştırmaları Merkezi ve Akşam Sanat Okulunda görev yapmakta iken düzenlediği inceleme ve değerlendirme raporlarındaki görüşlerinden dolayı davacının S57 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-a maddesi uyarınca 'kınama " cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 20.08.2003 günlü ve 4666/73034 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

T.C. Anayasasının 129/3. maddesinde; uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağı belirtilmiştir.


657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 135. maddesinde; disiplin amirleri tarafından verilen uyarma ve kınama cezalarına karşı itirazın varsa bir ust disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabileceği, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet Memurluğundan çıkarma cezalarına kaşı idari yargı yoluna başvurabileceği.136/3 maddesinde de.itiraz edilmeyen kararlar ile itiraz üzerine verilen kararların kesin olup.bu kararlar aleyhine idari yargı yoluna başvuaılamayacağı hükmüne yer verilmiştir.


Davacının da aralarında bulunduğu Milli Eğilim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı görevlileri hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen 16.06 2003 günlü ve 8847/33, 34. 27 sayılı rapor doğrultusunda, davacıdan savunmasının istenilmesi, disiplin cezasının verilmesi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine göre yürütülmüştür.


Buna göre, uyuşmazlığın esasına girmeden önce Anayasa ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun yukarıda yer alan hükümlerini adıl yargılanma hakkı, hak arama özgürlüğü ve Anayasanın 90 maddesinde yapılan değişiklikle birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.


Anayasanın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36 maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Sav ve savunma hakkı birbirini tamamlayan ve birbirinden ayrılması olanaksız niteliğiyle hak arama özgürlüğünün lemelını oluşturur. Ünemı nedeniyle hak arama özgürlüğü yalnız toplumsal barışı güçlendiren dayanaklardan biri değil aynı zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı ünleme uğraşının da aracıdır. Bu hakkın kullanılması, yerine getirilmesi olabildiğince kolaylaştırılmalı, olumlu ya da olumsuz sonuç almayı gecıklıren, güçleştiren engeller kaldırılmalıdır.


Adıl yargılanma hakkı, temel insan haklarından biri olması dolayısıyla 1948 yılında dünya devletlerince kabul edilen ve bir başlangıç teşkil eden İnsan Hakları Evrensel Bildirisinde tanınmış ve uygulanabilir evrensel bir ilke olarak kendine yer bulmuştur 1948den bu yana uluslararası bir gelenek haline gelmiş olan bu hak. takıp eden yıllarda Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve diğer sözleşmelerle yaygınlık kazanmıştır.


Çeşitli sözleşmelerle zamanla ayrıntılı düzenlemelere gidilen bağlılığı artan bu hak. ulusal alanlarda da etkisini göstermiş ve devletlerin bu yapı içinde muhakemenin ulusal yasalara uygun olup olmadığı, ulusal yasaların uluslararası adıl yargılanma güvenceleriyim uyumlu olup olmadığı ye yasaların uygulanma biçiminin uluslararası standartlara aykırılık taşıyıp taşımadığı noktalarında yasaların uluslararası uzlaşmaya uyum I aştırma çabalarını getirmiştir
Türkiye'de de adıl yargılanma hakkının içerdiği pek çok ilke ve hak. Anayasanın 36. 38, 125 138 VE 142. maddesinde yer almasına rağmen, 2001 yılında Anayasada yapılan değişiklikle kavram olarak 36 maddede yer verilmek suretiyle Anayasanın bir parçası haline getirilmiştir

Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi de idarenin eylem ve işlemlerinin yargı . denetimi dışında tutulmasının adıl yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmektedir.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakansson ve Sturessuıı-İsveç" davası ile ilgili olarak, uyuşmazlık konusunun sadece hükümet tarafından karara bağlanmasının, ne olağan mahkemeler ne idare mahkemeleri ne de 6. madde açısından mahkeme olarak kabul edilebilecek bir kurul tarafından hukukiliği denetiminin mümkün olmamasının mahkemeye başvurma hakkının ihlali olduğu, "Pudos-lsveç" davasında da, başvurucunun taşımacılık ruhsatının Bölge İdare Kurulu tarafında iptal edilmesi sonrasında, son itiraz mercii ve bu uyuşmazlığı karara bağlayan makam olan İletişim ve Ulaştırma Bakanlığının kararına karşı bir mahkemeye veya mahkeme olarak kabul edilebilecek herhangi bir kurula başvurma imkanının olmamasının hak ihlali olduğuna karar vermiştir


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi benzer şekilde "Zan d er-İsveç" davasında da; başvurucunun arazisinin bitişiğinde yer alan ve copluk olarak kullanılan arazi nedeniyle içme suyunun kirlendiği iddiasıyla çöp boşaltan sirkelin ruhsalının yenilenmesi ve faaliyetlerinin genişletilmesine yönelik olarak ilkin Ruhsat Kuruluna başvurmuş ve bu Kurulun ret kararma karşı da hükümete yaptığı itirazın reddine karşı yargı denetimi tanınmadığı için adıl yargılanma hakkına aykırılık olduğu belirtilmiştir.


Özetle, tarafsızlığı ve bağımsızlığından kuşku duyulmayacak şekilde oluşturulmuş bir mahkemeye başvuru olanağının tanınmadığı bir idari rejimin adil yargılanmaya uygun olmadığı ilkesinin kabul edildiği görülmektedir


Disiplin cezalarına karşı yargı yolunun kapalı olmasının adil yargılanma hakkına aykırılığı ile ilgili yapılan bu açıklamalardan sonra 'hak arama özgürlüğü1' ve Anayasanın 90 maddesinde yapılan değişiklikle uyumlu olup olmadığı ortaya konulmalıdır.Anayasanın 90. maddesinin, "usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz" biçimindeki son fıkrasına "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır " cümlesinin eklenmesi nedeniyle "hak arama özgürlüğü' açısından bu konunun değerlendirilmesi gerekmektedir.Uluslararası Sözleşmelerin Türk hukukundaki yerini doğrudan doğruya düzenleyen hüküm Anayasa'nın 90. maddesinin yukarıda yer verilen son fıkrasıdır.Bu hükümle birlikte.Anayasanın 15,16.42 ve 92. maddelerinde de uluslararası hukuka.dolayısıyla uluslararası sözleşmelere göndermede bulunulmuştur Bu nedenle, ön çelikle uluslararası sözleşmelerin Türk hukukundaki yen belirlenmelidir.


Anayasanın 15. maddesinde.temeI hak ve özgürlüklerin kullanımı konusunda alınacak tedbirlerin uluslararası hukuk Karşısındaki konumu,16 maddesinde.temel hak ve özgürlüklerin yabancılar için kullanımlarının uluslararası sözleşmeler karşısındaki yeri,92. maddesinde de,savaş ilanı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisinde uluslararası sözleşmelerle ilgili atıflar bulunmaktadır.


Anayasanın yukarıda yer verilen hükümleri ile uluslararası hukuk kuralları dolayısıyla sözleşmeler ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.Bu maddelerde belirtilen konulara ilişkin kurallar getiren sözleşme hükümlerini garanti altına alarak bunlara anayasal bir değer yüklenmiştir.

Uluslararası sözleşmeler konusunda yukarıda yer aldığı üzere, özel hükümler getiren maddeler ile birlikte.genel olarak s tizleşmeler in Türk hukukundaki hiyerarşik yerini 90 madde düzenlemiştir.Fıkranın birinci cümlesine göre,usulüne uygun yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir.Uluslararası sözleşmenin kanun hükmünde olması nedeniyle Türk Hukuk düzeninde doğrudan hüküm doğurucudur.Fıkranın ikinci cümlesine göre antlaşmalar hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamayacaktır.Buna göre.uluslararası sözleşmelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülememesi uluslararası hukukun üstünlüğünün teyidi olduğu, uluslararası sözleşmeler ile Anayasa arasında bir uyuşmazlık olması durumunda uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü doktrinde de kabul görmüştür.


Uluslararası sözleşmelerin iç hukukta geçerliliği ve Anayasa'da önceden de yer alan düzenlemeler ile ilgili bu açıklamalardan sonra son Anayasa değişiklikleri ile yeni oluşan hukuksal durum ve iç hukuk kurallarına etkisi üzerinde değerlendirmede bulunulması şarttır. 2001 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleri öncesinde hazırlanan 37 maddelik Anayasa değişiklikten paketinde onaylanmış uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yen ve değeri konusunda yer alan "kanunlar ile milletlerarası antlaşmaların çatışması halinde milletlerarası anlaşmalar esas alınır" şeklindeki düzenlemeden son anda vazgeçilmiştir. Ancak Anayasanın 90. maddesinde yapılması düşünülen bu değişiklik yukarıda yer verilen haliyle 22 05 2004 günlü ve 25449 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir


5170 sayılı Yasanın 7 maddesi ile yapılan değişikliğin Anayasa Komisyonu'nda yapılan görüşmeler neticesinde gerekçesi; "uygulamada usulüne göre yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak bir uyuşmazlığın halinde hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90 maddenin son fıkrasına hüküm eklenmektedir." şeklindedir.
Yasa koyucu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklar demek suretiyle yargı yetkisini Türk milleti adına kullanan 'adlı. idari ve askeri yargı" yerleri ite birlikte yasama ve yürütme organının da yeni kural çerçevesinde hareket etmeleri gerektiğini belirtmiştir.


Yargı yetkisini kullanan mahkemelerin yetkilerinin kullanımı ile ilgili düzenlemeler Anayasanın 9. ve 138. maddelerinde yer almaktadır. Anayasanın 9, maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı, 138. maddesinde de, yargıçların görevlerinde bağımsız olduklarını. Anayasa yasa ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerini, hiçbir organ, makam, merci ve kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremeyeceklerini ve genelge göndermeyeceklerin i, tavsiye ve telkinde bulunulmayacağını kesin bir dille kurala bağlanmaktadır


Anayasanın 138. maddesinde yer alan "hukuka" uygun karar vermenin iç hukuk yanında uluslararası hukuku da dahil olarak anlamak gerekir. Ulusalüstü hukuk herhangi bir şekilde ulusal hukukuna dahil olmuşsa yargı yetkisini kullanan hakimlerin bunu göz önünde bulundurması sorunludur


Yem metinde yer alan "temel hak ve özgürlüklerin" iç hukukta yer alan temel hak ve özgürlüklerle sınırlı olmaması gerekir Usulüne uygun yürürlüğe giren tüm uluslararası sözleşmelerde yer alan temel hak ve özgürlüklerin kapsam içinde bulunduğu anlaşılmakladır Uluslararası insan hakları hukukunun anlaşma, sözleşme, şart, pakt gibi belgelerce tanıdığı ve güvenceye aldığı tüm insan haklan bu güvence altındadır.


Yapılan bu açıklamalar ışığında Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun temel belgelerinden olan ve Türkiye tarafından da kabul edilerek onaylanan Birleşmiş Milletler Siyası ve Medeni Haklar Sözleşmesinin ilgili hükümlerinin Anayasamızca ve 657 sayılı Devle! Memurları Kanununun disipline ilişkin hükümler içeren maddelerindeki" uyarma ve kınama cezalarına ilişkin kuralların aynı konuda farklı düzenlemeler içerip içermediğinin belirlenmesi gerekmektedir.


Türkiye tarafından 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalanan ve 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM'de onaylanan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi 4868 sayılı Medeni ve Si/asi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun 18 Haziran 2003 günlü ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmasıyla yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin Başlangıç bölümünde "bu sözleşmeye taraf devletlerin Birleşmiş Milletler Şartında ilan edilen prensiplere göre insanlık ailesinin bütün üyelerinin doğuştan sahip oldukları insanlık ?nurunu ve eşit ve vazgeçilmez haklarını tanımanın yeryüzündeki özgürlük adalet ve barışın temeli olduğunu dikkate alarak, bu hakların insanın doğuştan sahip olduğu insanlık onurundan türediğini kabul ederek, İnsan Haklan Evrensel Bildirisi'ne uygun bir biçimde korkudan ve yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü kullanabilen özgür insan idealinin ekonomik ve sosyal ve kültürel hakları ile birlikte kişisel ve siyasal haklarını da kullanabildiği şartların yaratılması halinde gerçekleşebileceğini kabul ederek Birleşmiş Milletler Şartı'na göre devletlerin insan haklarına ve özgürlüklerine her yerde saygı gösterilmesini sağlama ve bu haklara ve özgürlüklere uygun davranma yükümlülüğünü dikkate alarak, içinde yaşadıkları topluma ve diğer bireylere karşı ödevleri bulunan bireylerin, bu sözleşmede tanınmış olan hakları ilerletme ve bu haklara uyulmasını sağlamak için çaba gösterme sorumluluğu bulunduğunun farkında olarak, aşağıdaki hükümlerde anlaşmışlardır" hükmüne yer verilmiştir.


Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesinin III Bölümünde yer alan Adıl yargılanma hakkı" başlıklı 14. maddesinde ise. herkesin mahkemeler ve yargı yerleri önünde eşit oldukları, herkesin hakkındaki bir suç isnadının veya hak ve yükümlülükleri ile ilgili bir hukuki uyuşmazlığın karara bağlanmasında, hukuken kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahip oldukları belirtilmiştir.


Sözleşmenin yukarıda yer verilen maddesi ile "hak arama özgürlüğü" güvenceye alınmıştır Temel insan haklarından olan bu hakkın kullanılabilmesi için hiçbir kısıtlamaya tabı olmaması gerekir Mahkemeye başvurma hakkını engelleyen tüm yasaklamaların Sözleşmeye de aykırı olacağı tartışmasızdır Ad il yargılanma hakkının tam ve koşulsuz gerçekleşmesi ve mahkemeye başvurma hakkının güvenceye alınması konularında sınırsız hükümler içermesi nedeniyle birçok ulusal ve uluslararası kurallara göre ileri durumda bulunan Sözleşmenin


kısıtlayıcı hükümler içeren kurallara göre öncelikli kabul edilerek uyuşmazlıkların çözümünde uygulanması çağdaş hukuk anlayışının doğal bir sonucudur.
Buna göre, hak arama özgürlüğüne yönelik temel hükümler içeren ve uluslararası ölçekli insan hakları hukukunun kaynağı olan ve Türkiye tarafından da
imzalanarak yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 'adıl yargılanma hakkı" başlıklı 14 maddesinin mahkemeye başvurma hakkının hiçbir şekilde kısıtlanmamasını öngören hükümleri ile "uyarma" ve "kınama'1 cezalarına karşı yargı yolunu kapayan iç hukuk düzenlemelerinin aynı konu hakkında farklı hükümler içermesi nedeniyle, Anayasa'nın 90 maddesinde yargı organlarını da bağlayıcı şekilde yapılan değişiklik sonrasında oluşan son hukuki durum karşısında. BM Siyası ve Medeni Haklar Uluslar arası Sözleşmesinin 14/1. maddesinin bu uyuşmazlıkta esas alınması gereken hukuk kuralı olduğu sonucuna varılmıştır.


Buna göre, "uyarma" ve "kınama" cezalarına karşı yargı yolunu kapayan iç hukuk kuralları yerine, 'adıl yargılanma hakkı" "hak arama özgürlüğü" ve "mahkemeye başvurma hakkı" ilkeleri doğrultusunda dava açılması gerektiğini kurala bağlayan Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklat Uluslararası Sözleşmesinin 14. maddesinin uyuşmazlıkta esas alınması suretiyle davacıya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca verilen "kınama" cezasına karşı dava açılabileceği kanaatiyle davanın esas yönünden çözümlenmesi yapılacaktır.


657 sayılı Devlet Memurları Kanunun "Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller" başlıklı 125/B-a fıkrasında, verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde,görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kusurlu davranmanın kınama cezasını gerektirdiği hüküm altına alınmıştır.


Dava dosyasının incelenmesinden, "Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yayın ve Kültür Dairesi bünyesinde oluşturulan Eğitim Araçlarının İnceleme ve Rapor
Değerlendirme Komisyonunda" görev yapan bir kısım kamu görevlisinin eylem ve işlemleriyle ilgili olarak yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 16 6.2003 günlü 8847/33, 34. 27 sayılı soruşturma raporunda, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yayın ve Kültür Dairesi Bünyesinde oluşturulan eğitim araçlarını inceleme ve rapor değerlendirme komisyonlarında görev yapan ve kadroları Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Eğitim Araştırmaları Merkezi ve ASO Müdürlüğünde bulunan, aralarında davacının da bulunduğu öğretmenlerin inceledikleri eğitim araçları için. bu araçlarda önemli hatalar tespit etmelerine ve bu hataları raporlarında belirtmelerine rağmen "uygun bulunmuştur" yönünde görüş belirtmek suretiyle, eğitim araçlarının hatalı olarak okul ve kurumlara girmesine neden oldukları, eğitim araçlarını incelerken Eğitim Araçları İnceleme Yönetmeliği hükümlerine uymadıkları, kendilerine verilen görevleri iyi. doğru ve itina ile yapmadıkları ve bu eylemin 657 sayılı Yasanın 125 (B- a) maddesindeki disiplin suçunu oluşturduğu" sonucuna varılarak disiplin yönünden anılan madde uyarınca kınama cezasıyla cezalandırılmaları, idari yönden ise inceledikleri eğilim araçlarında birçok hata tespit etmelerine rağmen "uygun
bulunmuştur" şeklinde rapor tanzim ettikleri, bu davranışları ile kurumun yıpratılmasına neden oldukları, bu nedenle Eğitim Araştırmaları Merkezi ve ASO öğretmenliğinden alınarak Ankara İli içerisindeki okullarda öğretmen olarak görevlendirilmelerinin önerildiği, izleyen süreçle de belirtilen görüş doğrultusunda alama işlemi ile birlikle davacı hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca dava konusu "kınama" cezasının verildiği anlaşılmaktadır.


Davacının imzasının bulunduğu inceleme raporlarında, incelenen eğitim aracındaki eksiklikler açık olarak yazılmış, değerlendirme kısmında ise şekil ve muhteva yönünden uygun bulunduğu belirtilmiş, dolayısıyla inceleme ve değerlendirme raporları, bu konuda asıl kararı verecek olanların nesnel bir değerlendirme yapabilmelerine olanak verecek şekilde hazırlanmıştır Öte yandan, Yönetmeliğin bu gibi bir değerlendirmeye imkan tanımadığı belirtilmiş ise de, idarenin günlük ve gelişen ihtiyaçları dikkate alınarak uzun bir suredir devam ettirilen uygulamanın kamu görevlileri tarafından usul kabul edilerek aynı yönde işlem yapılması da idari faaliyetin doğal akışına uygundur. Nitekim anılan soruşturma sonucunda yönetmelik ve genel uygulamadan kaynaklanan aksaklıklar tespit edilerek bu yönde yönetmelik değişikliğine gidilmiştir.


Bu durumda; davacının görevini, görev mahallinde oluşmuş olan usullere uygun olarak yerine getirdiği ve hizmetin yürütülmesiyle ilgili genel aksaklıklar var ise. görevi itibariyle bu durumda sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşıldığından; aksi yöndeki değerlendirmeye dayanılarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/B-a maddesi uyarınca verilen cezada hukuka uyarlık bulunmamaktadır.


Açıklanan nedenlerle mahkememizin yukarıda anılan ilk kararında ısrar edilmesine, dava konusu işlemin İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan 31.91 YTL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, temyiz aşamasında davalı idarece yapılan temyiz posta giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta avansının istemi halinde davacıya iadesine, işbu karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 06.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi

BAŞKAN
Emine AKTEPE
27053

ÜYE
Seher KOLCU
32797

ÜYE
Mustafa GENÇ
33805

YARGILAMA GİDERLERİ

Başvurma Harcı 7,88 YTL
Karar Harcı 7,88 YTL
Posta Gideri 16,15
TOPLAM 31,91

ÖY 28.04 2006
ÖY 04.05.2006

celalozan
07-08-2008, 12:11:19
SAYIN YETKİLİLER ,
01/12/2005 YILINDA İŞLENİLMİŞ BİR SUÇ İÇİN 25/08/2007 TARİHİNDE SORUŞTURMA BAŞLATILIYOR VE BU SORUŞTURMA 28/07/2008 TARİHİNDE KINAMA CEZASI OLARAK SONUÇLANDIRILIYOR.
SORMAK İSTEDİĞİM SORU ŞU

Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve
Memurları Disiplin Yönetmeliği NİN 19. MADDESİ ŞU ŞEKİLDE

Zaman Aşımı
MADDE 19. Bu Yönetmelikte sayılan disiplin suçu niteliğindeki fiil ve halleri işleyenler hakkında bu fiil ve hallerin işlenildiğinin soruşturmaya yetkili amirlerce öğrenildiği tarihten itibaren;
a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zaman aşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zaman aşımına uğrar.
BU MADDEYE GÖRE CEZANIN VERİLİ TARİHİ SORUŞTURMAYA BAŞLADIĞI TARİHTEN İTİBAREN NEREDEYSE 1 YIL BU HUKUKİ Mİ? AYRICA SUÇUN İŞLENDİĞİ TARİHTEN İTİBAREN 3 YIL 4 AY SONRA CEZA VERİLİYOR BU HUKUKİ Mİ TEŞEKKÜR EDERİM

celalozan
08-08-2008, 18:16:49
konu ile ilgili olarak başaka bir başlı açtım konu kapanmıştır teşekkürler

sezanur
17-09-2008, 22:59:25
Arkadaşlar madem Konu Soruşturmadan Açılmış kendimle ilgili bir sey sorayım, Umarım yardımcı olursunuz.
Ben .... İcra müdürlüğünde Katip olarak calısıyorken Disiplin amirim olan kisi Adalet komisyonluğunu arayarak yada sifaen hakkımda asılsız iddialarda bulunmus, bunun neticesindede İcradan alınıp baska mahkemeye verildim, Bu sıradad sorusturma acıldı ama sonuçlamamıstı....
Arkadaslar sorum su.
1- Hakkımda Asılsız ihbar ve sikayette bululnan müdür, Sorusturma sonucunda disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar veren kisi.
2- sorusturma nedeniyle görev yerimin değistirilmesine neden olup ve değiştirildikten sonra Disiplin cezası verilmesine yer olmadığı kararı çeliski değilmidir.
3- Müdür hakkında Savcılığa sikayette bulunsam her hangi bir inceleme yada bir dava açılma durumu olurmu.??
Simdiden tesekkür ederim.

fesih
07-04-2009, 20:57:08
arkadaslar ne olur bana yardımcı olun oğretmen oldum ıptal edıldı benım oğretmenlığım meb kurulu tarafından ıptal edıldı..

ben gosterıye muhalefeten yanı basın acıklamasında ceza aldım....1 yıl 3 ay fakat cezam tecılı veya ertelı 5 yıl ıcınde sılıncek ....ama bılen arkadasım varsa ne olursununz bana yardımcı olun..bunu ıcın emsal kararlar varmı acaba cevrenızde..bu konuda yardımlarınızı beklıyorum..numaram 05065029859

twin588
07-04-2009, 22:25:36
eliniz kolunuz dert gormesin bayag bişeler yazmışınız

fesih
07-04-2009, 23:03:43
twin hocam acaba sız avukatmısınız benım yazıma yorum yapma ımkanınız varmı

okur123
09-04-2009, 14:23:34
İşin ciddiyetine bakarak, forumdan hareket etmek yerine mutlaka bir avukata gidip danışmanız ve yüz yüze görüşmenizde fayda var diyorum. Çünkü dosyanıza bakmamadan buradan yapılacak yorumlar veya sayın avukat üyelerin cevapları sizin için yeterli olmayacaktır.

fesih
13-04-2009, 13:08:06
hocam ben avukata danıstım ve mahkemeye basvurdum sızce ıdarı mahkeme bunu ne kadar surede karara bağlar..bır bılgınız var mı acaba..
hem hak kaybımı talep etım..ayrıca yurutmenın durdurmasınıda ıstedım..bana baska bır fıkır verme ımkanınz varmı acaba

okur123
13-04-2009, 16:42:50
hocam ben avukata danıstım ve mahkemeye basvurdum sızce ıdarı mahkeme bunu ne kadar surede karara bağlar..bır bılgınız var mı acaba..
hem hak kaybımı talep etım..ayrıca yurutmenın durdurmasınıda ıstedım..bana baska bır fıkır verme ımkanınz varmı acaba

İdare Mahkemesinde açılan davaların sonuçlanması Adli yargıdan daha hızlı olur ve genelde dosya üzerinden karar verilir. Sizin yürütmeyi durdurma isteminizi mahkeme idarenin savunmasınını aldıktan sonra görüşecektir. Bu da muhtemelen davayı açtığınızdan 3 veya 4 ay sonra olur. Karar ise 6-8 ay içerisinde verir. Tabi bunlar kesin süreler değil.

fesih
13-04-2009, 18:00:46
okur hocam ..cok tesekurler.ayrıca davayı kazanma durumum da hakında fıkrınız ney acaba..ayrıca ertelı fakat kesınlesmıs gosterıye muhalefeten ceza aldım bunun hakında ne dusunuyorsunuz..

Ömer Doğanlı
14-04-2009, 07:48:33
arkadaslar ne olur bana yardımcı olun oğretmen oldum ıptal edıldı benım oğretmenlığım meb kurulu tarafından ıptal edıldı..

ben gosterıye muhalefeten yanı basın acıklamasında ceza aldım....1 yıl 3 ay fakat cezam tecılı veya ertelı 5 yıl ıcınde sılıncek ....ama bılen arkadasım varsa ne olursununz bana yardımcı olun..bunu ıcın emsal kararlar varmı acaba cevrenızde..bu konuda yardımlarınızı beklıyorum..numaram 05065029859

Konu ile alakalı olarak bakanlığın öğretmenliğinizin iptal edildiğinin tarafınıza tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesine Yürütmenin Durdurulması talepli kararın iptali davası açmanız gerekir. Mahkeme talebiniz ile alakalı olarak ilgili idareden 30 gün içinde yazılı savunma vermesi talebinde bulunur. Tabii bu arada yazıların postada gitme ve gelme sürelerini de düşünmek gerekir. Dosyanızda kararın iptali doğrultusunda kuvvetli deliller varsa yani bir başka deyişle karar açıkça hukuka aykırı ise ve bunun yanında Mahkeme kararın uygulanması halinde ileride telafisi güç durumların meydana gelmesine kanaat getirirse yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Fakat yukarıda belirtilen 2 durum birarada gerçekleşmiyorsa böyle bir kararın çıkması hukuken imkansızdır. O zaman yürütmenin durdurulmasının reddi kararı çıkar ve mahkeme normal seyrinde devam eder. Dolayısıyla bu durumda karar süresi uzar. Yürütmenin durdurulması kararı daha kısa sürede çıkabilir. Siz yine de işlem dosyanızla evrakınızla bir avukata başvurun. Bizim anlatmaya çalıştığımız hususlar genel hukuk kurallarıdır. Başarılar dilerim.

fesih
14-04-2009, 12:19:56
hocam cok sağolun fıkırlerınız ıcın...ayrıca aldığım ceza cidi manada engel mi memurluğa..ben dava actım gecen persembe..meb sadece bana tebliğde soyle bır ıfade kulanmıs..kurulumuz tarafından memurluğa başlamanız uygun gorulmemıstır..denılmıs sadece...sızce kazanma durumum nasıl sızın fıkrınız ne yonde

selimduran
25-04-2009, 03:19:36
malesef hukukumuz biraz garabet

fesih
03-05-2009, 14:23:39
Kimlerin Devlet memuru olmayacağını belirleyen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. maddesi değişmiştir. 8 Şubat 2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 5728 Kanunun 317. maddesiyle bu değişiklik yapılmıştır.
MADDENİN YENİ HALİ;

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinin yeni hali şu şekildedir:

“5. Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.”

MADDENİN ESKİ HALİ

Taksirli suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere, ağır hapis veyahut 6 aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak.

DÜZENLEMENİN TBMM MADDE GEREKÇESİ

Maddenin yetmişüçüncü fıkrasıyla, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendi değiştirilmiştir.

Devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak mahkûmiyet koşulu Türk Ceza Kanunu hükümleri dikkate alınarak yeniden belirlenmiştir.

Düzenlemede, Türk Ceza Kanununun suç karşılığı uygulanan yaptırım sistemi, mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına ilişkin güvenlik tedbirleri, suç karşılığı uygulanan cezalarda özellikle mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan aslî ceza – fer i ceza ayrımına yeni Türk Ceza Kanununda yer verilmemesi, Türk Ceza Kanununun özel hükümler kitabında yer alan bazı suçlara karşı uygulanan yaptırımların alt ve üst sınırları, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 104, 105, 106, 107 ve 108 inci maddesi hükümleri ile 5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun ilgili hükümleri dikkate alınmıştır.

AÇIKLAMALAR

1-Daha önce -ağır hapis veyahut 6 aydan fazla hapis- şeklinde yapılmış olan belirleme -kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına- şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişikliğe gör hapis cezalarındaki sınır 1 yıla yükseltilmiştir. Buna 8 ay hapis cezası alan bir kişi artık memur olabilecektir.

2-Önceki düzenlemede yer alan -istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık-, -ihtilas- gibi suçlar yeni düzenlemede yer almamıştır. Buna göre kullanım ve tüketim amaçlı kaçakçılık fiileri de memur olmaya artık engeldir. Maddedeki - inancı kötüye kullanma- ifadesi -inancı kötüye kullanma- olarak; -resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma- ifadesi ise -ihaleye fesat karıştırma- olarak değiştirilmiştir. Ayrıca -yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suç- ibaresine yeni hükümde yer verilmemiştir.

3- Önceki düzenlemede yer alan -Gibi- ifadesi madde metninin yeni halinde yer almamıştır. Bunun yerine suçlar tek tek sayılmıştır.

MADDE MADDE MEMURLUĞA ENGEL SUÇLAR

Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;

1- kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da

2- affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçları.

Bu suçlardan bir gün bile hapis cezası alınması halinde, bu ceza, paraya çevrilse, ertelense veya affa uğrasa bile memuriyete engel olacaktır.

Affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar nelerdir? Bu husus Türk Ceza Kanunun -Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar- başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlıktaki suçlar şu şekildedir:
- Madde 302: Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak,
- Madde 303: Düşmanla işbirliği yapmak,
- Madde 304: Devlete karşı savaşa tahrik,
- Madde 305: Temel millî yararlara karşı hareket
- Madde 306: Yabancı devlet aleyhine asker toplama
- Madde 307: Askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma
- Madde 308: Düşman devlete maddî ve malî yardım

Affa uğramış olsa bile Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar neledir? Bu husus Türk Ceza Kanunun Beşinci Bölümünde yer alan -Anayasal Düzene Ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar- başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlıktaki suçlar şu şekildedir:

- Madde 309: Anayasayı İhlâl,
- Madde 310: Cumhurbaşkanına Suikast Ve Fiilî Saldırı,
- Madde 311: Yasama Organına Karşı Suç,
- Madde 312: Hükûmete Karşı Suç,
- Madde 313: Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine Karşı Silâhlı İsyan,
- Madde 314: Silahlı Örgüt,
- Madde 315: Silah Sağlama,
- Madde 316: Suç İçin Anlaşma

Affa uğramış olsa bile milli savunmaya karşı suçlar nelerdir? Bu husus Türk Ceza Kanunun Altıncı Bölümünde yer alan -Millî Savunmaya Karşı Suçlar- Başlığı başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlıktaki suçlar şu şekildedir:

- Madde 317: Askerî Komutanlıkların Gasbı,
- Madde 318: Halkı Askerlikten Soğutma,
- Madde 319: Askerleri İtaatsizliğe Teşvik,
- Madde 320: Yabancı Hizmetine Asker Yazma, Yazılma,
- Madde 321: Savaş Zamanında Emirlere Uymama,
- Madde 322: Savaş Zamanında Yükümlülükler,
- Madde 323: Savaşta Yalan Haber Yayma,
- Madde 324: Seferberlikle İlgili Görevin İhmali,
- Madde 325: Düşmandan Unvan Ve Benzeri Payeler Kabulü

Affa uğramış olsa bile devlet sırlarına karşı suçlar ve Casusluk suçları nelerdir? Bu husus Türk Ceza Kanunun Yedinci Bölümünde yer alan -Devlet Sırlarına Karşı Suçlar Ve Casusluk- Başlığı başlığı altında düzenlenmiştir. Bu başlıktaki suçlar şu şekildedir:

- Madde 326: Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeler,
- Madde 327: Devletin Güvenliğine İlişkin Bilgileri Temin Etme,
- Madde 328: Siyasal Veya Askerî Casusluk,
- Madde 329: Devletin Güvenliğine Ve Siyasal Yararlarına İlişkin Bilgileri Açıklama,
- Madde 330: Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açıklama,
- Madde 331: Uluslararası Casusluk,
- Madde 332: Askerî Yasak Bölgelere Girme,
- Madde 333: Devlet Sırlarından Yararlanma, Devlet Hizmetlerinde Sadakatsizlik,
- Madde 334: Yasaklanan Bilgileri Temin,
- Madde 335: Yasaklanan Bilgilerin Casusluk Maksadıyla Temini,
- Madde 336: Yasaklanan Bilgileri Açıklama,
- Madde 337: Yasaklanan Bilgileri Siyasal Veya Askerî Casusluk Maksadıyla Açıklama,
- Madde 338: Taksir Sonucu Casusluk Fiillerinin İşlenmesi,
- Madde 339: Devlet Güvenliği İle İlgili Belgeleri Elinde Bulundurma



BU DUZENLEMEYE GORE BENIM DURUM DA NASIL BIR DURUM OLUSUR ACABA..KARAR ALEYHIME MI ..ACABA

fesih
05-05-2009, 22:34:46
benım davamın soyle bır detayı net anlatmakta fayda var..

1..aldıgım ceza 1 yıldan fazla..

2.2006 da basladıgı ıcın 2011 kadar cezam devam edecek..

3..cezam ertelı.

4.2008 de yasa degısıklıkgı oldu bundan sonrakı yanı sımdıkı durumda varmı bır emsal karar.

5.veya eskı danıstay kararı varmı bu yonde evrılebılecek..


sımdıden saygılar

fesih
23-05-2009, 00:03:29
ben 2002 de goz altına alındıktan sonra davabasladı..ve 2006 da ıse benım aleyhıme 1 yıl 3 ay ertelı olmak kaydıyla ceza cıktı..bu cezamın nedır .2911 sayılı basın acıklmasına muhalefet etmekten ceza aldım..goreve subta baslamam gerekırken baslatmadı mılı egıtım ..ben bunun uzerıne nısan 8 de ıdarı mahkmeye basvurdum ..fakat eskı yasadan yuzde 90 kazanma durumum varken yenı yanı 2008 dekı degısıklıkte ertelı mahkumıyetlerın durumu hakında memurluk kanununda bır acıklma yok...bu durum da ben veya avukatım nasıl bır yol ızlersekı haklı pozısyona gecerız..veya bu kanunun acıgı nerde acaba..
1..aldıgım ceza 1 yıldan fazla..

2.2006 da basladıgı ıcın 2011 kadar cezam devam edecek..

3..cezam ertelı.

4.2008 de yasa degısıklıkgı oldu bundan sonrakı yanı sımdıkı durumda varmı bır emsal karar.

5.veya eskı danıstay kararı varmı bu yonde evrılebılecek..

yardımlarınıza ıhtıyacım var...

fesih
01-06-2009, 22:12:02
kısa ve öz şu cevabı ıstıyorum..657 nın 48 maddesinde sayılan suclar dısında 1 yıldan fazla ertelı ceza aln bır vatandasın ..son yasa değişikliğiyle beraber mahkeme nasıl bır karar verırır acaba..cunku eskı yasada benım mahkümiyetim memurluğa engel deyilken son yasada bir açıklamanın yapımamıs olması..kanun boşluğumu oluyor siz degerli hukukçular ne dersiniz nasıl bır hukuksal acıklama yaparsınız..

davamın detayı da bu


benım davamın soyle bır detayı net anlatmakta fayda var..

1..aldıgım ceza 1 yıldan fazla..

2.2006 da basladıgı ıcın 2011 kadar cezam devam edecek..

3..cezam ertelı.

4.2008 de yasa degısıklıkgı oldu bundan sonrakı yanı sımdıkı durumda varmı bır emsal karar.

5.veya eskı danıstay kararı varmı bu yonde evrılebılecek..


sımdıden saygılar

fesih
05-06-2009, 23:45:41
2911 sayılı yasaya muhalefeten hocam

Madde 28- (Değişik madde: 23/01/2008-5728 S.K./422.mad)

Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

10 uncu madde gereğince verilecek bildirimde düzenleme kurulu üyesi olarak gösterilenlerden 9 uncu maddede belli edilen nitelikleri taşımayanlar, toplantı veya yürüyüşün yapılması hâlinde, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

11 ve 12 nci maddelerde yazılı görevleri yerine getirmeyen düzenleme kurulu üyeleri, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Güvenlik kuvvetlerine veya hükümet komiserine veya yardımcılarına veya hükümet komiseri tarafından toplantı veya yürüyüş safahatının teknik araç ve gereçlerle tespit için görevlendirilenlere bu görevlerini yaptıkları sırada cebir ve şiddet veya tehdit veya nüfuz ve müessir kuvvet sarfetmek suretiyle mani olanlar hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası hükmolunur.


1..aldıgım ceza 1 yıldan fazla..

2.2006 da basladıgı ıcın 2011 kadar cezam devam edecek..

3..cezam ertelı.

4.2008 de yasa degısıklıkgı oldu bundan sonrakı yanı sımdıkı durumda varmı bır emsal karar.

5.veya eskı danıstay kararı varmı bu yonde evrılebılecek..


6.temyız edemedim hocam ben

7.öğretmen olarak atandım fakat meb kurulu tarafından atamam ıptal edldı..ben de ıdarı mahkemeye basvurdum acaba son 2008 dekı memurlar kanunundakı degısıklığı baz aldığımız da benım ertelı cezam ve bu cezamda sayılı suclardan deyıl..bu durumda nasıl bır savunma yapmam lazım..

gercekten perısanım aılemın durumu perısan tek umudları bendım ben de perısan oldum boylelıkle ne olur yardımcı olun

almamazlumunahını
13-07-2009, 13:56:50
Yüksek öğretim kurumları yönetici, öğretim elemanı, memurları disiplin yönetmeliğinin 8. maddesinin g bendi gereğince izinsiz çalıştığı il sınırları dışına çıkmak suçundan kınama cezası aldım. 2 Öğretim üyesi beni il dışında gördüklerine dair ifade vermişler.Cezayı 2 gün önce tebellüğ ettiler, ben de bu hafta içi istifa edeceğim.


1. Tanıkların sözlü ifadesi kanıt olarak kullanılabilir mi?
2. Bu durumda, bir üst disiplin amirine mi yoksa idari mahkemeye mi başvurmalıyım?
3.İstifa ettikten sonra üst amire başvurma haklım saklı kalır mı?[/B]

erakman
04-08-2009, 11:04:35
Değerli site dostları;
Ben teknik hizmetler sınıfında çalışan 657'ye tabi bir mühendisim. İl Müdür Yardımcısı tarafından sınıfım ve ünvanımla ilgisi olmayan ve aslında o işi yapmak üzere birkaç memurun benim işyerimde çalışıyor olmasına rağmen, Kamu İhale Kanununun 22. maddesi gereğince döner sermaye evrak basım işinde görevlendirildiğimize dair, ben ve üç arkadaşımın isimlerini içeren bir görevlendirme oluru önümüze geldi. Olurda işin niteliği, süresi vs. bilgiler yoktu.
Arkadaşlarım tebellüğ ettiler, ben etmedim. Sekiz gün sonra aynı amirimin de onayı ile yıllık izine ayrıldım. Bir ay izin kullanıp geldim. Döndüğümde diğer arkadaşlar söz konusu işi yapmışlardı. Görevlendirmeyi imzalayan İl Müdür Yardımcısı, görevlendirme olurunun bana tebliğ edildiği günden 38 gün sonra savunmamı istedi. Savunmamı alan İl Müdür Yardımcısı, gerekçelerimi belirterek yazdığım savunmamı yetersiz bularak uyarma cezası verdi. Ertesi gün bu cezayı iptal talebiyle İl Müdürüne iitiraz ettim. İl Müdürü de haksız buldu ve cezayı onayladı(31.07.2009). Ben şu sebeplerden dolayı ceza uygulanamayacağını düşünmekteyim;
1- Sınıfımın dışındaki başka bir sınıfın görevini benim rızam olmadan yaptıramazlar. (657 s.k. 45. maddesi--- ayrıca devlet memurlarının geçici süreli görevlendirilmelerine ilişkin yönetmelik hükümleri)
2-Görevlendirme olurunu tebellüğ etmemekle bu görevi yapmayacağım demiş olmuyorum, neticede bana onlar yıllık izin verdiler ve ben iznimi bitirip işe başladığımda diğer görevli arkadaşların işi bitirdiklerini gördüm. İmzadan imtina etmemin suç olmayacağını düşünmekteyim.
3-Suçun tespit edilmesiyle savunmamın alınması arasında bir aydan fazla (38 gün) zaman geçtiği için ceza verme yetkisinin zaman aşımına uğradığını ileri sürmekteyim.
4-Görevlendirmeyi yapan ve dolayısıyla anlaşmazlıkta taraflardan biri haline gelen İl Müdür Yardımcısının bizzat soruşturma yapmasının uygun olmayacağını, tarafsız ve objektif düşünemeyeceğini dile getirmekteyim.
5-Savunmamı alan disiplin amirim tarafından bana uyarma cezası uygulanmıştır.
6-İl Müdürlüğümüzde döner sermaye sayman ve memurları ve satın alma memuru varken bu işi teknik hizmetler veya sağlık hizmetleri sınıfından olup başka şubelerde çalışan memurlara yaptırmak istemeleri uygun değildir.
7- Tarafıma uyarma cezası verildiğine ilişkin yazıda, itiraz hakkımın olup olmadığı, varsa hangi makama ve ne kadar süre içerisinde itiraz edebileceğimi belirtmemiş olmaları.
8- Disiplin soruşturması ve cezalandırılmama ilişkin yazışmaların, devlet memurları sicil yönetmeliğine aykırı olarak, gizlilik ilkesi ihlal edilerek alenen yapılmış olması.( Gizli kaşesi olmaksızın ve evrakın üzerinde savunma, disiplin cezası vb. ifadelerin üçüncü şahıslarca kolayca görülüp farkedilmesine özellikle imkan verecek şekilde dolaştırılmıştır).

Konu uzmanı arkadaşlardan rica ediyorum, lütfen bilgi ve tecrübelerinizi benimle paylaşınız.
Ayrıca aldığım uyarma cezası nedeniyle tarafıma ödenecek döner sermaye işletmesi üretime katkı priminde de %10 kesinti yapılacağı, yönetmelikte sabittir.
Bu durumda idare mahkemesinin davamı görüşmesi için hangi gerekçelerimi kullanabilirim?
Şimdiden teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

ulubey1980
04-08-2009, 11:26:14
647 devlet memurları kanunu - kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da

2- affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçları.

Bu suçlardan bir gün bile hapis cezası alınması halinde, bu ceza, paraya çevrilse, ertelense veya affa uğrasa bile memuriyete engel olacaktır.

ben bir mahkeme aynı iddeaname ile üç suçtan yargılanmaktayım....memurluktan çıkarılmak için her suç için aldığım cezaya mı bakılacak yoksa bu üç cezanın toplamına mı(örneğin tehdit 10 ay,hakaret 3 ay ve huzuru bozma 3 ay toplam 16 eder)

Erdoğan Kırcalı
09-11-2009, 14:52:14
Bir üstteki iletide cevap açık.1 yıldan fazla hapis cezası almış olmanız memur olmanıza engeldir.

seyduna-ramirez
26-12-2009, 15:07:33
-25 Kasım 2009 tarihinde ülke genlinde yapılan 1 günlük iş bırakma eylemi için de uyarı veya kınama verme noktasında soruşturma başlatılmayan yerlerde zaman aşımı bugün itibariyle geçerli olmuş mu oluyor.

tolg
19-02-2010, 21:38:13
Sn: alisinkay,
Konu ile ilgili vermiş olduğunuz bilgiler, şüphesiz bir çok kişi içi faydalı olacaktır. Ancak, her olayın kendi içinde çözümlenmesinin daha uygun olacağını düşündüğümden, açıklamalarınıza ek olarak şunların da göz önünde bulundurulması uygun olabilir.

1-Savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğine dair hüküm bulunmasına rağmen;

2-657 sayılı yasaya göre uyarma ve kınama cezasına karşı yargı yoluna gidilemeyecek olmasına rağmen;

Şeklinde yargı kararları vardır.
Dolayısıyla konu, basit gibi görünen, fakat işin içine girildikçe, her olaya uygulanabilecek bir şamblonu olmadığı anlaşılan özellikler taşımaktadır.
Bu konunun karışıklığını açıklamak için, Yüce Yargıtay'da uzun yıllar memur suçlarına bakan dairede görev yapan bir üyenin, " bunca yıl görev yaptım, kimin memur olduğunu, kimin memur olmadığını öğrenemedim" dediği söylenir...
Selamlar...

.

Burada ilk bakışta kararlar farklı gibi gözükse de; ilk kararda, uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz hakkı varken bu hakkı kullanmayıp, dava açılmış olduğu için red kararı çıkmış. İtiraz hakkını kullanıp olumsuz cevap aldığında dava açsaydı o zaman konu iyice netleşirdi sanıyorum...

cenker
18-03-2010, 20:16:37
yeni anayasa paketinde her ikisinede yargı yolu açılcak..

muratakdir
18-08-2010, 02:35:10
Çalışmakta olduğum kurumda kurumun en yüksek amiri hakkında 657. sayılı DMK'nun 45. maddesine muhalefet ettiği için il müdürlüğüne şikayette bulundum ve şahsıma karşı küçük düşürücü ve baskıcı davranışları nedeni ile Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açtım. kurum amiri bu olaylardan sonra sudan sebeplerle hakkımda soruşturma açtı. soruşturmaya kurum içerisinde emri altında çalışan iki personeli muhakkik olarak tayin etti. Soruşturma sonucu tarafıma isnat edilen iki uydurma suçtan dolayı uyarı ve kınama cezaları verildi ve görev yerim idari teklif sonucu değiştirildi. görev yeri değişikliği işlemine karşı dava açtım. sayın hocalara sormak istediğim husumetli olunan kişinin, keyfi soruşturma açıp, emri altındaki kişilere istediğini yaptırarak tesisine neden olduğu uyarı, kınama ve görev yeri değişikliği işlemleri şekil olarak uygunmudur.

teach_657_82
02-11-2010, 19:02:55
Merhabalar...
Geçen yıl-z.katibi olarak çalışırken- savcı hafta sonu çalışacağımızı söylemişti. Ancak benim hafta sonu acil ve önemli bir işim olduğu için savcının telefonuna cevap vermemiştim. P.tesi günü işe gittiğimde ise durumu izah ettim, ancak gitmediğim hafta sonu için hakkımda tutanak tutmuştu. O tutanaktan dolayı uyarı cezası aldım ve daha önce de bir uyarı cezam vardı. İkinci cezaya istinaden beni sürdüler. Ayrıca sınıf öğretmenliği okuyorum. Sürgün nedeniyle okulum da öylece kaldı.
Hatalı olduğum iki nokta var : 1) Telefonuna cevap verip uygun dille mazeretimi söylemek( kabul edilmeyeceğinden emindim) 2) Hakkımda verilen uyarı cezasına zamanında itiraz etmemek( zamanında itiraz etsem bile itiraz mercii yine aleyhimde karar verecekti, çünkü birçok itirazda birbirleriyle anlaşmalı kararlar veriyorlar.)

Bu süre içerisinde yaptığım incelemelerde, nöbetçi olmadğı halde fazla çalıştırılacak personelin çalışacağı günden 10 gün önce yazılı tebliğ ile haberdar edilmesi gerektiğini öğrendim. (fazla çalışmaya ilişkin yönetmelikti galiba...) ancak iş işten geçmişti.

Fakat değişen 657 sayılıl kanun ile Uyarı cezasına karşın dava yolu açılmış bulunmakta. (mı?)
Bu durum beni bağlar mı? Dava açabilir miyim?
Teşekkürler....

Cenk-B
29-07-2012, 16:45:04
En son mesaj 2 yıl evvel yazılmış olduğu için güncel somut bir örnek olarak kendi vakamı kısaca anlatmak istiyorum.

Mayıs 2011'de idaremden Kınama Cezası aldım. Bu cezaya karşı yedi gün içinde Valilik İl Disiplin Kurulu'na itirazda bulundum. Temmuz 2011'de kurul itirazımı red edince İl İdare Mahkemesi'ne başvurdum. Eylül 2011 civarlarında başvurduğum mahkemenin sonucu Haziran 2012'de elime ulaştı. Ceza iptal oldu.

ersinmart
19-10-2012, 01:00:08
En son mesaj 2 yıl evvel yazılmış olduğu için güncel somut bir örnek olarak kendi vakamı kısaca anlatmak istiyorum.

Mayıs 2011'de idaremden Kınama Cezası aldım. Bu cezaya karşı yedi gün içinde Valilik İl Disiplin Kurulu'na itirazda bulundum. Temmuz 2011'de kurul itirazımı red edince İl İdare Mahkemesi'ne başvurdum. Eylül 2011 civarlarında başvurduğum mahkemenin sonucu Haziran 2012'de elime ulaştı. Ceza iptal oldu.
657-DMK-ESKİ HÜKÜM:
İtiraz:
Madde 135- (Değişik: 23.12.1972- KHK 2/1 md.; 12.5.1982- 2670/39 md.) Disiplin amirleri tarafından verilen
uyarma ve kınama cezalarına karşı itiraz, varsa bir üst disiplin amirine yoksa disiplin kurullarına yapılabilir.
Aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve Devlet memurluğundan çıkarma cezalarına karşı
idari yargı yoluna başvurulabilir.

İTİRAZ:
657-DMK- YENİ HÜKÜM
Madde 135- (Değişik madde: 13/02/2011-6111 S.K 113. mad.)

Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir.
İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.
İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını vermek zorundadır.
İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler.
Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna başvurulabilir.

Sayın Cenk-B; sizin zaten yasal olarak idare mahkemesine başvuru hakkınız varmış verdiğiniz sürelere bakılırsa. Çünkü bu hususta yasa değişikliği 6111 sayılı kanunla 25/02/2011 tarihinde yürürlüğe girdi ve uyarma kınama cezalarına yargı yolu açılarak koca bir kaotik durumdan kurtulunmuş oldu.

alper05
24-05-2013, 15:48:09
"b)Bir suça iki ceza verilemez (örneğin kanundan dolayı uyarma cezası verilmişse, ek olarak yönetmelikle ek ödemenin kesilmesi gibi bir ceza verilemez)" ibaresinin dayanağını öğrenebilirmiyim

efendim. ifede alınmadan disiplin cezası verilemez diyorsunuz... sorum şu... idari olarak göreve son veremede ifade olmaksızın neye göre göreve son verilir?

alper05
01-01-2014, 14:38:06
Sayın Yyln,
Çok güzel birbiri ile çelişiyor gibi görünen örnekler vermişsiniz.Benim de zaten amacım bir şablon aluşturmak değil.Kamuda çalışan arkadaşlarımızın genel bilgi olan uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yolu kapalıdır, bilgisinin aslında her zaman gerçeği yansıtmadığını göstermek ve haklarını arayabilmelerine yardımcı olmak.

Örneğin son değişen yasa ile disiplin kurulunda sendika temsilcisinin bulunması, şu ana kadar yargıya intikal etmiş böyle bir olay yok.Ancak kanunun emredici hümü olan bu düzenlemeye aykırı bir ceza verilmesi halinde ağır şekil eksikliği olacağı kanaatindeyim.

Ve bildiğiniz gibi ağır şekil eksikliği olan tüm disiplin cezaları ve yönetmeliklerle belirlenmiş tüm disiplin cezalarında yargı yolu açık.

Özellikle pek çok kamu kuruluşunda ek ödeme adı altında ödeme verilmesi ve aynı zamanda yönetmelikle uyarma ve kınama cezalarında bu ek ödemenin kesilmesi kamuda çalışan arkadaşlarımızı mağdur etmektedir.Bu durumlarda yargı yolunun açık olmadığını düşünüp hiçbir şey yapılmazsa adalet sağlanamayacağı için bu genel ama doğası gereği her özelde farklılık gösteren hukuki sorunların karmaşasını normal vatandaşımızın gözünde biraz olsun gidermeye çalıştım

Mutlaka her kanun maddesi farklı yorumlanabildiği gibi bunları okuyan vatandaşlar kesin kural gibi düşünmemeli buradan bir fikir alıp kendi olayının özünü bir avukata danışmalıdır.

SAYIN AVUKATIM

İDARİ KARAR İLE GÖREVE SON VERMEDE DE SENDİKA ÜYESİ OLMALI MIDIR?

İDARİ OLARAK GÖREVE SON VERİLİRKEN İFADE ya da suvunma alınmaksızın göreve son verilirmi?

verilir ise neye dayanılarak.. kanaatemi delilemi dayanılır..

ben imam hatibidim..

hakkımda bir işkayet dilekçesi akabinde bir müfettişin geldiğini duydum..
ifadem bazı gelişen olaylar neticesinde tamalanmadan soruşturmayı müfettiş tamamladı..

imzamı taşıyan iafadem yada savunmam olmaksızın görevime son verildi

" dmk. 98 b ve dmk 48 b" kurumların özel yönetmelikleri gereği" diyanet yönetmelik 5 b" ortak niteliği kaybettiğim gerekçesiyle.."

ortak nitelik.. ne ile kaybedilir.. şikayetçinin sadece beyanı ilemi...delil ile , kanıt ilemi?
delil yok kanıt yok..

verilen savcılık tarafından bir takipsizlik kararı var..

idari işlem ile disiplin işlemlerinim kuralları farklı mı?
saygı ve hürmetle

alper05
05-01-2014, 12:20:36
Sn: nuriye06'nın sorusu ve Sn: alisinkay'ın cevabı göz önünde bulundurulduğunda, şu hususların da bilinmesinde yarar olabilir.

1-Şikayet dilekçesinde, kim, ne zaman, nerede ne gibi bir suç işlediği açıkça belirtilmiş ise, şikayet dilekçesinin yetkili makam'a ulaştığı tarih, fiil ve failin öğrenildiği tarih olarak kabul edilir. Dolayısıyla, alisinkay'ın açıklamış bulunduğu zamanaşımının bu kapsamda değerlendirilmesi uygun olur.
2-Şikayet dilekçesinde, yukarıda beliritilen hususlar açıkça belirtilmemiş ise, önce konunun incelenmesi, inceleme sonucunda soruşturmaya değer bir husus tespit edilirse, konunun soruşturulması düşünülebilir ki, bu durum asılsız şikayet dilekçeleri ile memurun haksız yere zan altında bırakılmasının önlenmesi ve çalışma huzurunun bozulmaması açısından da yararlıdır. İnceleme sonucunda, bir suç emaresine rastlanılmış ise, bu durum yetkili makam'a bildirildiğinde, artık fiil ve fail öğrenilmiş olur ve memurluktan çıkarma suçlarında 6 ay, diğer suçlarda bir ay içinde soruşturma kararının verilmesi gerekir. Eğer, fiil ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bu süre içinde soruşturma açılmamış ise, olayda zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekir.
3-Bu bilgiler çerçevesinde nuriye06'nın sorusu göz önünde bulundurulduğunda, şikayet dilekçesi üzerine inceleme yapıldıktan sonra, inceleme sonucunu öğrenen yetkili makam'ın bir ve altı aylık sürler içinde soruşturma kararı vermiş ise, olayda zamanaşımından söz edilemez.
4-Soruşturma için yetkili makam tarafından mutlaka soruşturma kararı verilmesi gerekir.


idari soruşturma ile disiplin soruşturması farklımıdır... kuralları farklımıdır..

idari soruşturmada ifade olmadan göreve son verilirmi kanıt ve dilil olmaksızın..sadece şikayetçi beyanıyla..

- - - Updated - - -


Madde 127 açıkca bu fiillerin öğrenildiği tarihten itibaren dediği için şikayetin yapıldığı anı öğrenme olarak kabul etmek gerekir.Eğer ceza devlet memurluğundan çıkarmayı gerektirmeyecek bir ceza ise zamanaaşımına uğramıştır.

Savunma hakkı:

Madde 130 - Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası ve-
rilemez.
Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak
üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmıyan me-
mur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Zamanaşımı:

Madde 127 - (Değişik: 12/5/1982 - 2670/33 md.)
Bu Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve halleri işleyenler hakkında,
bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;
a) Uyarma, kınama,aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması ceza-
larında bir ay içinde disiplin soruşturmasına,
b) Memurluktan çıkarma cezasında altı ay içinde disiplin kovuşturmasına,
Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.
Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren
nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi
zamanaşımına uğrar.

madde 125 göre cevaplar var..

idari bir karar ile görevine son verilen için de geçelimi?

idari karar ile ifade alınmdan göreve son verile bilinir mi?

ifade olmadan göreve son vermenin şartları nelerdir..?
saygılarımla

alper05
06-01-2014, 20:52:10
Sn: alisinkay,
Konu ile ilgili vermiş olduğunuz bilgiler, şüphesiz bir çok kişi içi faydalı olacaktır. Ancak, her olayın kendi içinde çözümlenmesinin daha uygun olacağını düşündüğümden, açıklamalarınıza ek olarak şunların da göz önünde bulundurulması uygun olabilir.

1-Savunma alınmadan disiplin cezası verilemeyeceğine dair hüküm bulunmasına rağmen;

2-657 sayılı yasaya göre uyarma ve kınama cezasına karşı yargı yoluna gidilemeyecek olmasına rağmen;

Şeklinde yargı kararları vardır.
Dolayısıyla konu, basit gibi görünen, fakat işin içine girildikçe, her olaya uygulanabilecek bir şamblonu olmadığı anlaşılan özellikler taşımaktadır.
Bu konunun karışıklığını açıklamak için, Yüce Yargıtay'da uzun yıllar memur suçlarına bakan dairede görev yapan bir üyenin, " bunca yıl görev yaptım, kimin memur olduğunu, kimin memur olmadığını öğrenemedim" dediği söylenir...
Selamlar...

.


idari olarak göreve son vermede aynı disiplinde olduğu gibi

sendika üyesi bulunmalımıdir..

yine:

idari olarak göreve son vermede.. ifede alınmaksızın göreve son vermenin gerekçeleri neler olmalıdır..

hakkımda ki suçlama sadece şikayetçi beyanından başka bir delil yok..

imzamı taşıyan ne sözlü ,
ne de yazılı ifadem mevcut değil..

ama idare mahkemesi bunu dikkate bile almamışş.

rtukcu
24-03-2015, 17:21:00
banada soruşturma açıldı maaştan kesme cezası verildi sebep te güvenlik görevlisine ben asansör içinden küfür etmişim. asansöre bindikten sonra küfür etmişim yüzüne etmemişim ama güya şahit bulmuş. oysa kamera görüntüleri var ve böyle bir fiil görülmüyor. ayrıca kamera görüntülerin de olayın olduğu tarihten sonraki günlerde kendisine küfür ettğim görevli ile samimi davranışlar görünüyor öyleki kendisi çocuğunun hastalığı için benden yardım istiyor ve bende telefon veriyorum. sabahları kendisine kahvaltı yapsın diye kahvaltı malzemeleri veriyorum o derece samimi görüntüler var bunları izleyin desemde kayıtlar da ses olmadığı söylendi amirin adamı olduğu içinde maaştan kesme cezası verdiler bende bu konuyu yargıya taşımak istiyorum ve görevli hakkında iftira suç duyurusunda bulunmak istiyorum bir sonuç alabilirmiyim kendisi şahitinin olduğunu beyan etmiş diğer arkadaşlar teşekkürler

Hunter8299
30-04-2015, 00:04:11
Herkese Merhaba;

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yapmakta olan erkek kardeşim mazeret beyanında bulunmadan 10 günü aşkın süre görevine gitmemiştir.

Kurumun açmış olduğu soruşturma ve teftiş kurulunun aleyhinde hazırladığı rapor ile müstafi sayılması yönünde karara bağlanmıştır.

2 yılı aşkın süredir memuriyetine dönmek istemekte fakat tüm çabaları sonuçsuz kalmaktadır.

657 Devlet Memurları kanununa göre kendisine ait kazanılmış hak niteliğinde olan memuriyetine dönebilmek için nasıl bir yol izleyebilir ?

Teşekkür ederim.

- - - Updated - - -

Herkese Merhaba;

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yapmakta olan erkek kardeşim mazeret beyanında bulunmadan 10 günü aşkın süre görevine gitmemiştir.

Kurumun açmış olduğu soruşturma ve teftiş kurulunun aleyhinde hazırladığı rapor ile müstafi sayılması yönünde karara bağlanmıştır.

2 yılı aşkın süredir memuriyetine dönmek istemekte fakat tüm çabaları sonuçsuz kalmaktadır.

657 Devlet Memurları kanununa göre kendisine ait kazanılmış hak niteliğinde olan memuriyetine dönebilmek için nasıl bir yol izleyebilir ?

Teşekkür ederim.