PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Aşk var mı aşk?!!!







Harun Gür
07-02-2009, 22:58:22
acılara batmamış bir aşk söyle bana
yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle
bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
inan ki senden artık değil yurt sevgisi de
bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına
mutlu aşk yok ki dünyada
ama şu aşk ikimizin öyle de olsa

Aragon'un o güzelim şiirinden alıntılanan dizeler Cemal Süreya'nın özgün çevirisi ile yeniden aklıma geldi.

Yok düşündüğünüz gibi değil... Sevgili eşim ile ne tartıştık, ne de romantik bir an yaşadık da aklıma geldi bu dizeler. İnanmayacaksınız belki ama bir gazete haberi okudum, dizeler dilimden dökülüverdi hırçınca...

"Devlet Din İşleri açıklamış : Malezya'da Sevgililer Günü haram gün ilan edilmiş."

Türkiye, Malezya olur mu? diye soruyorduk bir ara. Bana sorarsanız beteri olur.

Sevgililerimiz; eş, çocuk, ana-baba, kardeş ve diğer yakınları geçelim, daha da genelleyelim. Bu ülkede insana, hayvana, doğaya sevgi kaldı mı acaba?

40-50 sene önce evet fakirdik (farkında değiliz ancak şimdi daha fakiriz-borç tahsil etmeye görsünler) ancak biz böyle miydik? Fakir ama onurlu genç yaftası nasıl çıktı boynumuzdan da, gazete ikinci sayfalarında türlü rezillikler diz boyu ve sıradan hale geldi?

Kimilerine göre bu ülke 40-50 sene öncesine göre, sayelerinde daha dindar?!!! Sosyoloji ve ekonomi öyle demiyor nedense. Aç açık, eğitimsiz ve sevgisiz bırakılan toplumlarda; bir de Dini, insanlar arası hoşgörü ve sevgi aracı değil, korku ve çıkar amacı haline getirdiğinizde başınıza gelecekler bellidir. Sevgi imparatorluğu yerine korku hükümdarlığının hüküm sürdüğü yerlerde kimi anasını keser, kimi kızını önce zehirleyip sonra boğar, kimi oğlunu 6 parçaya ayırır, kimi karısını yakar, kimi 14 yaşında kızı taciz eder. Vaka-i adiyeden sayılır böyle şeyler. Bunlar magazinleştirilmedikçe artık haber değerleri bile yoktur.

Hangi alanda olursa olsun, Radikalizmin girdiği yer yozlaşmaya, rezilleşmeye mahkumdur. İşte biz tam da bunu yaşıyoruz.

* "Ne gariptir ki toplum olarak, aklı yavaş olana değil de ayağı yavaş olana, yüreği kör olana değil de gözü kör olana acırız."

Mutlu aşkı var etmek elinizde, yeter ki sevin ve sevilecek, insana dair şeyler yapın, acıma duygunuz yanıltıcı olmasın. "Acılara batmamış bir aşk söyle bana" derken şair, nedense Malezya'yı değil, ülkemi düşündüm.

Sevgililer Günü'nüz şimdiden kutlu olsun...




*Halil Cibran'dan

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
09-02-2009, 21:29:25
"Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey..."

Ben de Sait Faik'in bu güzel sözleriyle kutluyorum Sevgililer Gününüzü. Ve ekliyorum; lütfen sevgimiz, sevdamız, aşkımız tek bir günle sınırlı kalmasın ki tüm değerlerimiz gibi sevgimizi, sevdamızı, aşkımızı da maddeleştirmiş, yozlaştırmış, paraya tahvil etmiş olmayalım. Yoksa, ne ülkemizi kurtarabiliriz ne de dünyamızı...

Yüreğinize sağlık Harun Bey...

monica
10-02-2009, 14:15:16
Sevgi Ana yüreğinde
Sevgi 20 yaşındaki Şehit'dimin Vatan toprağındaki kanında
Sevgi Orman'ın içinde
Sevgi kırçiceğinin kokusunda
Sevgi sevgilinin kollarında
Sevgi çöldeki susuzluğun kuruyan dudaklarında
Sevgi yavrunun sana bakan
Sevgi dolu bakışlarında
Sevgi Sevgiyi yaradanın
Büyüklüğünde Sevgi düşüncende
Sevgi sende.

denizasil
10-02-2009, 14:39:54
Aşk olmadan yaşanmazmış.Ama ben öldüğümden habersızım...

latifkuey
10-02-2009, 14:53:20
Harika bir yazı ve tartışmaya katkı.

İnsan her şeyi elinde tutamaz hiçbir zaman ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini ve açtım derken kollarını bir haç olur. Gölgesi ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi. Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an.
Mutlu aşk yoktur.

Aragon’un mutlu aşk yoktur şiirinden alıntı yaptığım bit kıta. Şair bu şiiriyle acaba ne demek istiyor? Bu soruya kültür tarihçisi Rougemont şöyle cevap veriyor “mutlu aşkın yazılı tarihi yoktur.” Leyle ile Mecnun’dan tutunda Romeo ve Julyet’e kadar edebiyatta mutsuz aşk konu olarak haddinden fazla işlenmiştir. Bunun sebebini mutlu aşk yaşanmamıştır veya az yaşanmıştır diye görmek mümkündür.

Bireysel bir duygu olması nedeniyle Aşkın çok tarifi yapılmıştır. Örneğin aşk elma şekeridir yiyince çubuğu elinde kalır, aşk alışkanlıktır, aşk erotizmdir, aşk köleliktir yani aşık olanın kulluk yapmasıdır. Diğeri ise bende seni derken karşı tarafın köleliğini istediğini ve bundan hoşlandığını gösterir. “biz aynı zincire bağlanmış iki kürek mahkumuyduk” (Tolstoy) Tolstoy burada iki taraftan birinin bazen efendi bazen de köle olmayı kabullenmesini çok güzel ifade etmiş. Bu süreklilik arz eden kısır döngü tarafları adeta aynı zincire bağlar. Bana göre gerçek aşk bu zincirin kırılarak tarafların birbirine gönüllü kulluk etmesidir.

Aşka dair efsanelerde tarafların birbirine kavuşamaması esastır. Mutlu aşk kavuşmakla acaba sona mı eriyor? Masalların sonunda söylenen onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine diye bir söz vardır. Sanki burada kavuşmakla istenen sona varıldığı anlatılmak isteniyor, peki ya sonra! Mutsuz aşkın devam etme şansı mutlu aşka göre acaba daha mı çok.

İnsanlar ulaşılmaz olan tanrıya bile aşık olup ulaşmanın yolunun ölümle olacağına inanmışlardır. Bunu en güzel dillendirenler süfiler olmuştur. Onlara göre ölüm aşklarına (tanrıya) kavuşabilmenin tek yoludur. Gerçek hayattaki aşklar ise tanrı aşkının yansımasından başka bir şey değildir. Bu düşüncelerini selamlaşma ritueline yansıtmışlardır. Selam veren süfi “aşk ederim” alan ise “aşk aldım” der. Bu aşkta kula kulluk değil tanrıya kulluk et anlayışı hakimdir.

Tanrı aşkını kendine aşık olmak gibi düşünmüş olabileceği duygusuna kapıldığım Nietzche’den söz etmeden edemeyeceğim “çünkü tanrılarda çürüyorlar! Tanrı öldü! Tanrı ölü olarak kaldı! Ve onu öldürdük! Katillerin katili bizler kendimizi nasıl avutabiliriz? Dünyanın en kutsal olarak sakladığı şeyi bıçakladık: kim kanımızı silecek? Hangi suda temizlenebiliriz? Hangi günah ödetici şenlikleri, hangi kutsal oyunları bulmak zorundayız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için aşırı büyük değil mi? Ona layık olabilmek için kendimiz tanrı haline gelmek zorunda değimliyiz?” Bu sözler Nietzche’nin kendisine aşık olduğunun açıkça ifadesidir.

Şair Nazım Hikmet hapishaneden karısına yazdığı şu mısralarla bu durumu çok güzel ifade eder.
Şimdiye kadar olmadığım gibi aşığım sana
Bu, benim için yeni bir şey
Belki yaş meselesi
Gelip onu öldüreceksin diye korkuyorum adeta
İçimdeki bu muazzam mahluk yanlış bir bakışla devrilebilir
Her şeyden büyük olan insan tek kurşunla yıkılmıyor mu?
Korkuyorum
Ellerinden öperim

Şair cezaevine girmeden önce aşık olduğu karısından ayrı düşünce şimdiye kadar olmadığım gibi aşık oldum ifadesiyle ayrılığın aşkı yenilediğini mi ifade ediyor dersiniz?
Sevgi dolu saygılar .

Sarıseker
14-02-2009, 10:47:49
"Aşk, eşeğe bile dansettirir." Fransız atasözü

Filozofların tarih boyunca cevabını arayıp durduğu bu soruya, bir kez de benim cevap vermeye çalışmamdan doğal ne olabilr ki? Hem de mevsimlerden yaz ken... Yılın en az altı ayı aşka meyilli atalara sahip bir torun olarak, elbette ben de aşkın bir ucundan tutup, üzerine kelam edeceğim.

"Ölümsüz aşk var mı?" sorusunu "VARDIR" diye cevaplayan bir kalem sahibine, okumalarım sırasında rastlamadığımı peşinen söylemeliyim. Vardır demek için epey kalem oynatan ve fakat eninde sonunda "YOKTUR" a gelen yazar sayısı da az değil hani. Doğrusu, ben daha klavyenin başına otururken bile, "yoktur" cevabı ile başlamış durumdayım. Bu yazı da, "yoktur"un gerekçelendirilmesinden ibaret zaten.

Bilim adamları ve düşünürler, aşka en fazla dört yıl ömür biçiyorlar; aşkın kimyasının ortalama üç yılda tükendiğini söylüyorlar. Bundan sonrasında ise, eğer çiftler hala ayrılmamışlarsa bunu, alışkanlık, dostluk, sevgi türünden duygularla açıklamaya çalışıyorlar. Esasen, ben de bu görüşe yatkınım. Aşk ya ayrılıkla bitiyor ki, bu onun ölümlü olduğunun en büyük kanıtı oluyor; ya da uzun yıllar sürdüğü sanılıyor ki aslında, ortalama üç yıldan sonrası daha çok bir dostluğa benziyor. Demek oluyor ki, yazımızın başlığına yerleşen soruya hepten olumsuz cevap vermemek için, sevginin o şefkatli kollarına sarılmamız gerekiyor. Böylelikle, dalgalı, fırtınalı bir aşktan sonra, geriye huzur veren, paylaşan bir sevgi kalıyorsa; bunu aşkın amacına ulaştığı şeklinde yorumlamakta yarar var. Eğer ayrılık kesin bir ayrılık ise ve geriye de ayrılmış olmaktan başka bir şey kalmıyorsa; o zaman "Aşk öldü, yaşasın yeni aşk!" demekten başka bir yol kalmıyor.

"Ölümsüz aşk yoktur" diyorsun ama "Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin var ya" diye soranları duyar gibiyim. Elbette var; ama ölümsüzlüklerini tamamen kavuşamamış olmalarına borçlular. Tarih içinde benzer masal ya da hikayeleri incelediğimizde görüyoruz ki; aşkın ölümsüz olması için ya kavuşamamış olmak gerekiyor ya da aşıklardan birinin ya da ikisinin birden ölmesi gerekiyor.

Bunun yanında "kavuştular ve ömür boyu mutlu oldular" diye biten birçok masal da saymak mümkün ama kuşkulu!.. Bir kere, bir zaman sonra aşkları bitmiş ve sevgi sayesinde de mutlu olmuş olabilirler. Dikkat ederseniz, bu masallar hiçbir zaman "ömürlerinin sonuna kadar birbirlerine aşık olarak yaşadılar ve mutlu oldular" diye bitmez. Büyük bir ihtimalle, bu masal ve hikayelerin yazarlarının canları aşktan çok yanmıştı ve böyle iddialı cümleleri kullanmamaya özen gösteriyorlardı.

Peki, aşkın bitmesi çok mu kötü bir durumdur? Tarihin çok uzun yılları boyunca filozofların aşkı bir tür delilik ya da hastalık olarak görmelerine bakacak olursak, hiç de kötü bir durum değildir ve hatta teşvik edilmesi gerektiği bile söylenebilir (Ben söylemiyorum, eleştiri oklarına hedef olmayı hiç istemem doğrusu)

Çok uzun yıllar boyunca, birlikte olabilme başarısını göstermiş çiftler için "onlarınki aşk değil alışkanlık (veya sevgi, dostluk vs) türünden küçümseyici sözlere ise hafif tonda kızdığımı söyleyebilirim. Sevginin, dostluğun, paylaşmanın nesi kötü anlayabilmiş değilim. Aşk görevini yerine getirmiş ve nöbeti sevgiye bırakmışsa, bunu küçümsemek niye?

Bana kalırsa en doğrusu, aşkı ve sevgiyi birbirine çok zıt kavramlar olarak düşünmeden ikisini de doyasıya yaşamak, hakkını vererek yaşamak. Şiir tadında yaşamak. Bakın, Novalis ne güzel söylemiş:
"Aşk dilsizdir, yalnızca şiir konuşturur onu."

Sarıseker
14-02-2009, 11:14:59
var var. aşk var. " aşk acı şaraptır kadehi dudaktır içersen ızdıraptır. göz yaşın silinmez kıymetin bilinmez sonun bil ayrılıktır." bu şarkı sözü herşeyi açıklıyor.