PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Reported BAY Can & Approved BAY Kılıç







Harun Gür
13-11-2008, 17:02:52
"Bir Anayasa değiştirildiği zaman değiştirilemez maddelerine dokunmak kaçınılmaz olacaktır. Değiştirilemezlik gerekçesiyle güler yüzlü bir Frankoculuk'u korumaya devam edecek miyiz? Hukuksal normlar için değişmezlik iddiası totaliter anlayışın ürünüdür."

"Bu konuyu Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümünde tartışmaya açmak isterdim, ancak bu konuda ne kadar cesaretli olabilirim, o konuda biraz endişeliyim. Ama görüyorum ki hem Vakfın (Alman Vakfı) hem de Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi' nin cesaretle tespit ettikleri konunun ne kadar önemli ve Türkiye açısından ne kadar hayati bir değere sahip olduğunu anlamak mümkündür."



Konunun akademik çerçevede tartışılmasına saygı duyarız, hele işin içinde Alman Vakıfları olunca tartışmalar tadından yenmez olur.

Almanya’da da kapsamlı bir Anayasa değişikliği gündemde şimdilerde...

Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilemez ilkeleri var mıdır acaba? 1949’dan bu yana bu değiştirilemez ilkeler değişmiş midir ki?

İster misiniz şimdi Almanlar, bizim BAY’ ların bu tamamen akademik konuşmalarından feyz alıp, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilemez ilkelerini değiştirip, güleryüzlü Frankoculuktan vazgeçsinler?

Mesela, “değişiklik yapılırken değiştirilemez ilkelere dokunmak kaçınılmazdır” veya “halkın çoğunluğu istiyor” gerekçesini öne sürüp, değiştirilemez ilkelerinden biri olan Cumhuriyet ‘i 4. Reich ile değiştirsinler?

Bu olursa; cumhuriyet, demokrasi, federalizm, hukuk devleti ve sosyal devlet temellerine oturmuş Federal Almanya Cumhuriyeti’ne ne desek, uygun olur sizce?

Ben söyleyeyim :

BAY BAY...

gunesizmir
13-11-2008, 17:50:04
Yazıyı okuyun ca başlıkla bir bakınca oldukça manidar ince bir yollama var sanki.Ancak anayasa da yapılacak değişimin anayasa mahkemesin de görevli kişilere direk indirgemek hakkaniyetle bağdaşmaz gibime geliyor.Zira yasaların T.B.M.M since yapıldığı bilinmektedir.Anayasa ya aykırı bir kanun ise anayasa mahkemesin ce kendisine tanınan yetki ile gereken incelemeyi yapacaktır.Ayrıca şuan ki alman anayasasının alman milletinin hür iradesi ile seçilen meclisi değil müttefik kuvvetler ce hazırlandığıda bilinmektedir aynı şey japonya anayasası hazırlanırkende oldu.Burada sapla saman karıştırılmaktadır.Bizim millet ce ızdırap duyuduğumuz ve kafaların karışmasına sebep olan başka konuda bilgi kirliliğidir.Atatürkün yaptığı işler ve güzellikler elbetteki inkar edilemez edenin de aklın dan zoru vardır.Örnek verilen almanya tarihsel kültürel vs leri bizlerden tamamen oluş gelişim yönünden tamamen farklıdır.Cumhuriyet ilanın dan sonra (atatürk dönemi hariç) başımıza gelenler bu ülkeyi sömürürken bankalar hortumlanırken susuz köylere hamam yaptıranların bu günlere gelinmesin de hiç bir rolü yok mudur?Yalnış yapan milletin refahını huzurunu parasını çalan çırpan kim olursa olsun karşı gelinmeli geeken yapılmalı.Ben den ziya de biz demeyi ne zaman başarırsak o zaman herşey bir başka güzel olacaktır.Ülkemiz de tartışma kültürü de yok adaletli objektiflik dejenere olmuş durum da.sevelim sevmeyelim ama devlet erkanına devlet işi yapana devlet erkanlığından dolayı saygı duyulmalı.Devlet adamlığı her kişinin yapamıyacağı kadar yüksek zor ve mesuliyet içeren görevdir.Seçimle gelen başa getirenler yine başk bir seçimle baştan gidebilir bu halkın irdesidir halkın iradesini yok saymak olmaz.Seçimlerde sıfırı bulan yada seçimlerde çok ciddi oy kaybı olupta bunu zafer diye lanse etmekte ne kadar etik ve ahlaki avrupada ciddi oy kaybı na uğrayan parti başkanı istifa eder bizde hala etmeyen ve etmeyenler de var.Milletcek kendimiz e çeki düzen vermemiz gerekir.Adalet ise herkez için huzursa herkez için güzellik se herkez için olmalı.Saygılarımla.

Harun Gür
13-11-2008, 20:56:33
Sapla saman karışmamaktadır Sn. günesizmir...

Her ülkenin kurucu ilkeleri ve bir kurucu felsefesi vardır. Ne Almanya, ne Japonya, ne de başka bir ülke bu kurucu felsefeyi tartışmaya açmaz bile, hele sözde sivil toplum örgütü görünümlü yabancıların önünde bunu hiç yapmaz...

Böyle abukluklar ancak bizim ülkede görülür. Bu, "devlet erkanına, devlet işi yapana, devlet erkanlığından dolayı saygı duyulmalı" dediğiniz kişiler tarafından yapılmaya kalkılınca daha da bir acıtıcı olur.

Almanya Anayasası'nın (basic law) 1949'da müttefiklerin baskısıyla yapıldığı doğrudur ancak 1990'da Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi sonrası bu anayasaya imkanları olmasına rağmen Almanlarca dokunulmamış ve o metin gerçek anlamda Anayasa (constitution) olarak kabul görmüştür.

Bir yanda savaş mağlubuyken önüne dayatılan Anayasayı (değiştirilemez ilkelerini) aradan geçen 40 seneden sonra imkanı olmasına rağmen değiştirmeyen Almanya, öte yanda kurtuluşunu, bağımsızlığını kanı ve canı pahasına sağlayan, savaş galibi Türkiye Cumhuriyeti ve onun Anayasası'nın kurucu ilkeleri, temel felsefesi...

Anayasa'nın değiştirilmesi ayrıdır, Anayasa'da kurucu felsefesinin değiştirilmesi daha başka bir şeydir.

Bu nedenle sapla samanı siz de birbirine karıştırmayın...

İşte bu nedenle, böyle abuklukları görünce ıssız bir ada'ya kaçmak istiyorum. Ama başlıkta unutmuşum, orada da yalnız kalamam ki, zira eküri bir voted BAY da var.

hilaldeniz
13-11-2008, 21:39:14
Bağcıyı dövmek (Oktay Eksi)


DEMOKRASİYE inanıyorsak elbet "başkalarını rahatsız eden düşüncelerin" de korkusuzca ifade edilme özgürlüğünü savunacağız.

Ankara’da düzenlenen ve "Anayasaların değiştirilemez hükümlerini" konu alan sempozyuma o nedenle hoşgörüyle bakmaya mecburuz.

Ama hoşgörümüzün "aptallık" gibi algılanmasına da izin vermeyiz.

O nedenle tartışmacılara soruyoruz:

Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinden hangisi, sizi niçin rahatsız ediyor?

Sempozyumda bir bilim adamımız, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hüküm olarak sadece "Cumhuriyeti korumanın" yeterli olduğu görüşünü savunmuş.

Yani diyor ki, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı" bir devlettir demesek de olur. "Atatürk milliyetçiliği" diye bildiğimiz, kimsenin etnik kökenine bakmayan, kendisini "Türk" olarak gören herkesi "Türk" sayan ve yasalar önünde tüm insanların "eşit" olduğunu kabul eden ilke, Anayasa’da olmasa da olur.

Keza diyor ki, Anayasa’nın başlangıç bölümünü yok sayarak "Bu Anayasa’nın Atatürk’ün (...) inkılap ve ilkeleri doğrultusunda" yorumlanması zorunluluğundan pekálá vazgeçebiliriz.

Bu görüşten anlaşılıyor ki, "laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya alet edilmesine" engel olmak için özel bir duyarlığa ihtiyaç yoktur.

Hadi "demokratik ve sosyal bir hukuk devleti" olarak kalmaya kararlı olduğumuzu da söylemekten vazgeçelim. Çünkü bilim adamı dostumuz öyle istiyor.

Peki Türkiye Cumhuriyeti’ni hálá medeni dünyanın bir parçası gibi gösteren en temel ilke olan "laikliği" korumaktan neden vazgeçelim?

Sempozyuma katılan bir kısım "sunucu"ların asıl derdi sırf "bilimsel bir görüş alışverişi" olsa, mesele yoktu. Oysa hepimiz biliyoruz ki, maksat "üzüm yemek" yani çağımızın Anayasa hukuku sorunlarını görüşmek ve bundan bilimsel sonuçlar üretmek değil, düpedüz "bağcıyı dövmek" yani "Atatürk’ün kurduğu ve ona inanan kuşakların gözlerinin nuru gibi korumaya çalıştıkları laik cumhuriyeti çürütme çabalarına bir de bu yönden katkıda bulunmak"tır.

Zaten bizi isyan ettiren de kendilerini laik cumhuriyete bağlı birer bilim adamı olarak görmeye alıştığımız isimlerin -dün de ifade ettiğimiz gibi- şimdi laik cumhuriyeti yıkmayı üstlenmiş "yıkım müteahhitleri" yanında yer alıyor olmalarıdır.

Yoksa örneğin Federal Almanya Anayasası’nın 1 ve 20’nci maddelerinin değiştirilemeyeceğini emreden 79’uncu maddesinin; Portekiz Anayasası’nın, "Ulusal bağımsızlık ve devletin bütünlüğü; devlet ile kilisenin birbirinden ayrı olması; Yargının bağımsızlığı ve egemenliğin birbirinden ayrı ve bağımsız erkler tarafından kullanılması" gibi ilkelere aykırı Anayasa değişikliği yapma yetkisinin kısıtlı olduğunu söyleyen 288’inci maddesi gibi hükümlerin öteki anayasalarda olduğunu onlar da eminiz biliyordur.

Bu siyasi mevsimde bu konuları gündeme getirmek bilime mi hizmeti amaçlıyor, birilerine mi? Mesele bu.

gunesizmir
14-11-2008, 14:01:43
Amaç doğruyu bulmak ise varım.Amaç güzeli adaleti hakkı insana saygıyı gelir dağılımın daki adaleti sağlıyacak ise varım.İşimize geleni işimize geldiği gibi algılamak ise yokum.Bu milletin bekaası huzuru güveni kalkınması her alanda daha müreffeh olmasını sağlamak ise varım.Evvelce yapılan darbelerin sonuçlarını görmezden gelinmek ise yokum.Yabancı ülkelerin sosyal vb gibi dernek yada kuruluşlarından siyasi parti yada partilerce bağış ve ne nam adı altında olursa olsun çıkar vs sağlanması ise yokum.70 cente muhtaç olunan günlerin unutulmasına yokum.İlksan yolsuzluğunda vermişsem ben vermişim diyenlerin unutulması karşısın da yokum.Mahkeme kararları ile yasa ve kanun yapılma grişimine de yokum.Milletin iradesinin yok sayılmasına da yokum.Cumhuriyetin ilk ilanının daki amaç ve heyecana isteğe başarma azmine varım.Cumhuriyetin esas temellerinin daha iyi anlaşılmasına anlaşılmasını sağlanmasına varım.Aç insan önce kendi değerlerini yemeye başlar .Nasıl ki çok laf yalansız çok para haramsız olmaz denmişse ve bu haramzadelere bakılmamışsa neden diye sorgulanmamışsa ve bu haramzadelerin hangi dönemlerde var olduğu unutulmuş sa buna yokum.En son marka giysiler giyip 600 metre kare evler de lüks için de yaşayan ve gariban halktan bir haber olan gazete genel yayın yönetmen yada yönetmelerinin halka rehber olmaktan ziya de halkı bilinç lendirip aydınlatmaktan ziyade patron yalakalıklarının neticesini karşıdan alamamak ile gelişen hıncı cunhuriyet tehlike de vatan elden gidior tarzı söylemler ile gizliyenlere yokum.Şahsi çıkar için mesleki gelecek için yükselmek için v.b halka kin garez infial pompalayanlara yokum.Halk için cumhuriyet için adalet için hukuk için yetimin hakkı için fakirin doyması için gelir dağılımın daki adalet için bir adaya kaçmaya yokum top yekün bir yeniden var oluşa şahlanışa kalkınmaya insanca yaşamaya VARIM.Saygılarımla.

Harun Gür
14-11-2008, 16:58:38
Sn. gunesizmir,

Son yazdığınız iletinin altına ben de imza atarım.

Sorun şu ki; bahsettiğiniz olumsuzluklar, Cumhuriyetimizin kurucu ilkeleri, Anayasamızdaki kurucu felsefe değiştirildiği zaman sona mı erecektir?

E, o halde bize miras kalan Cumhuriyetimizi yüceltmek için daha fazla çalışalım, altını oymaya kalkanlara da siyaseten hangi görüşe mensup olurlarsa olsunlar, hangi mevki ve makamları doldururlarsa doldursunlar bu forumda olduğu gibi tepkimizi göstermekten çekinmeyelim.

Selamlar,

monica
14-11-2008, 21:23:23
14 Kasım 2008 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg

bcoskun@hurriyet.com.tr (bcoskun@hurriyet.com.tr)

Anayasa nerelerine battı...


ANAYASA’nın "değiştirilemez" hükümleri bu arkadaşları niye rahatsız etti, anlamıyorum:

"Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyet’tir.

Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 3: Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı ’İstiklal Marşı’dır.

Başkenti Ankara’dır.

Madde 4: Anayasa’nın (1’inci, 2’nci ve 3’üncü maddeleri) değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez."

(.........)

Bu maddeler niye batıyor bunlara?..

Hangisine karşılar; devletin şekli Cumhuriyet’e mi, Atatürk milliyetçiliğine mi, laik ve sosyal devlet oluşuna mı, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne mi, al bayrağına mı?..

Nedir dertleri?..

Niçin?..

*

AKP’nin Anayasa tasarısını Türk milletinden önce gidip ABD’ye anlatan Bilkent Üniversitesi’nin Prof. Ergun Özbudun’u... Anayasa Mahkemesi’nin "iktisatçı" Başkanı Haşim Kılıç ve diğerleri... Bilkent Üniversitesi’nde "Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerini" bir sempozyumla tartışmaya açtılar...

Durup dururken niye?...

Tabii ki biz anlıyoruz; amaç AKP’nin yolunu açmak...

Karşı devrimin önündeki engelleri kaldırmak...

Cumhuriyet’i tepeden tırnağa kuşattılar, ama kimi sorunlar çıkıyor, kimi engeller var...

O engelleri temizlemek amaç...

Bu kadar...

*

Ama Cumhuriyet’in sahipleri buna izin vermezler...

29 Ekim’de, 10 Kasım’da, Cumhuriyet ve Atatürk adının geçtiği her Allah’ın gününde; meydanlara, caddelere, Anıtkabir’e, televizyonların ekranlarına, gazetelerin sayfalarına sığmayan milyonlar var, milyonlar...

Onlar çağdaşlık-aydınlık umutlarını geri istiyorlar.

Hálá laik Cumhuriyet’i tekmelemek isteyenlerin başına dünyayı yıkarlar...

Dünyayı...

Not: M.E.Sezen Her iktidara gelen kafasına göre takılsın iktidara gelen parti İlk iş olarak ANAYASA'yı deyiştirsin ama benim oyum yok gelen partide benim hakkım ne olaçak!

Av.Abbas Bilgili
15-11-2008, 18:23:27
Taha Akyol
t.akyol@milliyet.com.tr

13 Kasım Perşembe 2008 /MİLLİYET

Değişmez maddeler

FİKRİMİ baştan söylüyorum: Değişmez maddelerin daraltılmasını teorik olarak doğru, fakat siyaseten yanlış buluyorum!
Hukuk teorisi açısından neden doğru? Prof. Erdoğan Teziç şöyle anlatıyor:
“Hiçbir anayasa koyucu herhangi bir toplumun onlarca ya da yüzlerce yıllık geleceğini ipotek altında tutma hakkına sahip olmamalıdır. Bu gerekçeyledir ki, çağdaş siyasal sistemimizin temeli olan ‘cumhuriyetin sürekliliği’ dışında değişmez anayasa kuralı konulmasında yarar değil zarar vardır!”
Sayın Teziç, 1992’de TÜSİAD için anayasa taslağı hazırlayan Çalışma Grubu’nun raporunda şöyle devam ediyor:
“Çalışma Grubumuz bu nedenle değişmez anayasa kuralı olarak 1924 ve 1961 düzenlemelerine dönmeyi ve sadece hükümet şekli olarak cumhuriyet ilkesinin değişmezliğinin kabulünü tercih etmiştir!”
Bu satırların altında Prof. Necmi Yüzbaşıoğlu, Prof. Süheyl Batum, merhum Prof. Bülent Tanör gibi isimlerin de imzası var!
Ama bugün lafının edilmesinden kıyametler koparılıyor!
Dün niye öyle; bugün niye böyle?
Aynı soru, Barolar Birliği’nin taslakları için de sorulabilir: 2001 taslağında “ideolojisiz anayasa” diyerek Atatürk’e atıfları kaldıran profesörler, 2007’de tarihimizin en keskin Atatürkçü taslağını hazırlamışlardır!
Siyasi konjonktüre göre hukuk!

Anayasa Mahkemesi
Birçok hukukçu, demokrasi açısından baktıklarında, “değişmez maddeler”in daraltılmasını gerekli görmektedir. Ama Anayasa Mahkememiz, tam tersine, son kararıyla bu maddeleri akıl almaz biçimde genişletmiş, “yetki gaspı”ndan bile çekinmemiştir!
Böylesine tartışmalı “değişmez maddeler” konusunu demokrasi ve anayasa hukuku açısından irdelemek için Yüce Mahkeme’nin uluslararası bilimsel sempozyumlar düzenlemesi isabetli olmaz mı?
Anayasa Mahkemesi’nin zaten böyle sempozyumlar düzenleme geleneği var; hatta bu sempozyumların getirdiği ufuk açıklığı sayesinde Yüce Mahkeme bazı eski içtihatlarını değiştirmiş, kendi reform taslağını hazırlamıştır!
Başkan Haşim Kılıç’ın “değişmez maddeler” konusunu bilimsel bir sempozyumda ele almayı düşünmesi, Mahkeme’nin bu geleneğine uygundur. Böyle bir sempozyum herkesten önce Yüce Mahkeme için yararlı ve ufuk açıcı olur.

Siyaseten yanlış!
Ama siyaset, özellikle de AKP kesinlikle “değişmez maddeler” tartışmasından uzak durmalıdır. Çünkü hukuken doğru olsa bile, “değişmez maddeler”i siyaseten tartışmak çok büyük gerilimler yaratır!
AKP, başta YÖK olmak üzere, birçok doğru reformu üslup ve zamanlama bozukluğu yüzünden çıkmaza soktuğunu görmeli, önceliklerini doğru tespit etmelidir: Bugün en acil konu ekonomik krizdir!
“Teğet geçiyor” değil, aksine delerek, yırtarak ilerliyor!
Bundan başka, AKP etnik gerilimi düşürmeye, Güneydoğu’daki oyları tekrar kazanmaya bakmalıdır.
Karmaşık anayasal ve kurumsal düzenlemelerden önce, AKP’li belediyeler cemevleri için ibadethane işlemi yapmalıdır; bunun hiçbir hukuki engeli olmadığı gibi, toplumsal barışa da ciddi katkı sağlar. AKP’li Kuşadası Belediyesi bunu yapıyor zaten...
AKP ekonomide güven tazeleme, siyasette gerilimleri giderme gibi iki acil konuda, adeta bir beyaz sayfa açarak yeni bir başlangıç yapamazsa, daha zor olan büyük reformları hiç yapamaz...
Ve geldiği gibi gider.

Av.Abbas Bilgili
15-11-2008, 18:45:26
Konu ile ilgili İstanbul Barosu'nun açıklaması

ANAYASA’NIN TEMEL HÜKÜMLERİNE DOKUNULAMAZ

Bilindiği üzere son günlerde, Anayasamızın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilkelerini ve buna ilişkin maddelerini tartışmaya açma girişimi ortaya çıkmıştır. Bu girişimin, esasen Anayasayı ve Anayasal uygunluğu denetlemekle görevli Anayasa Mahkemesinin hukukçu olmayan başkanından gelmesi de ayrıca dikkat çekici ve düşündürücüdür.

Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar vardır ki, değiştirilemez bu maddeler devletin şekline, cumhuriyetin niteliklerine, devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı ve marşına ilişkindir. Bu üç temel madde ile Türkiye Devletinin cumhuriyet olduğu, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, tekil (üniter) bir devlet olduğu, dilinin Türkçe olduğu belirlenmiştir.

Görüldüğü gibi bu temel ilkeler, Devletin rejimi, yapısı, nitelikleri, üniter yapısı ile ilgilidir. Bunlar, 1923 yılında kurulan modern ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini ve kuruluş felsefesini oluşturmaktadır. Hiçbir gerekliliği ve nedeni olmadığı halde, üstelik Anayasamızın 4.maddesine göre bu maddelerin değiştirilmesi teklif dahi edilemezken bunları tartışmaya açmanın, masumane ve samimi bir davranış olmadığı aşikârdır. Ülkemizde son yıllarda başta laiklik ve devletin üniter yapısı olmak üzere, bu kurucu temel ilkelere karşı yoğunlaşan açık saldırılar da dikkate alındığında, bunun belirli bir amaca yönelik planlı bir davranış olduğu da açıkça görülmektedir. Gene bu girişimin, ülkemizin 25 parçaya ayrılması yönündeki taleplerden ve düşüncelerden, Anayasa Mahkemesinin bu temel niteliklerle ilgili önemli kararlarından ve Yüce Mahkemeye karşı yapılan ağır, haksız ve planlı saldırılardan, Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tartışma adı altında değersiz gösterme gayretlerinden sonra veya eş zamanlı olarak ortaya çıkması da ayrıca düşündürücüdür.

Bu ilkeleri tartışmaya açmak, Türkiye’nin rejimini, laik ve üniter yapısını, bayrağını, dilini tartışmaya açmaktır. Bu ise ülkemizi 85 yıl öncesine, yani 1923 yılı öncesine döndürme, Lozan Antlaşması’nı ortadan kaldırma çabalarından başka bir anlam ifade edemez. Her demokratik devletin kendisini, bu anlamda kendisini var eden temel ilkeleri ve felsefesini koruma hakkı mevcuttur. Anayasamızın 4.maddesi de bu korumayı sağlamaktadır. Ancak Türk Ulusu da bu ilkelerin koruyucusu ve kollayıcısıdır.

İstanbul Barosu bu ilkeleri koruma bakımından taraftır. Biz İstanbul Barosu ve hukukçular olarak, başta laiklik ve tekil devlet yapısı olmak üzere bu temel ilkelere, bunları koruyan anayasal hükümlere daima sahip çıkacağımızı, her durum ve koşulda bu ilkeleri koruyacağımızı ve kollayacağımızı, buna karşı yapılan hukuk dışı saldırılara sessiz kalmayacağımızı saygı ile Kamuoyuna duyururuz.

İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI

sdt23
15-11-2008, 19:48:07
Neyi tartıştığımızı anlamak açısından 1921, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarına bir bakalım.

Dikkat ederseniz 1921 anayasası "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." ile başlıyor. 1924 anayasasında üçüncü, 1961 anayasasında 4. madde iken bu ilke 1982 anayasasında 6. maddeye 5. maddedeki devletin görevlerinden sonraya öteleniyor.

1921 anayasasında Anayasa'nın değiştirilemeyeceğine dair hüküm yok ama nasıl değiştirileceğine dair hüküm de yok. 1924 anayasasının 102., 1961 anayasasının 9. maddesi sadece "devletin yönetim şeklinin Cumhuriyet olduğu şeklindeki hükmün değiştirilemeyeceği"ni ifade ediyor.

Resmi dilin Türkçe oluşu Cumhuriyetin ilanıyla anayasaya girmiş. 1982 anayasasında kullanılan ifade ise Türkiye Devleti'nin "resmi dili"nin değil, "dili"nin Türkçe olduğu.

http://www.anayasa.gen.tr/1921tek.htm
MADDE 1.- Hakimiyet bilâkaydü şart milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatanı bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.
29 Ekim 1923'te 364 sayılı
MADDE 1.- Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.

http://www.anayasa.gen.tr/1924tek.htm

MADDE 1.- Türkiye Devleti bir Cumhûriyettir.
MADDE 2.- Türkiye Devletinin dîni, Dîn-i İslâmdır; resmî dili Türkçe’dir, makarrı Ankara şehridir.
11 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanunla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
MADDE 2.- Türkiye Devleti’nin resmî dili Türkçe’dir; makarrı Ankara şehridir.
10 Kânûn-u-evvel 1937 tarih ve 3115 sayılı Kanunla aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
MADDE 2.- Türkiye Devleti, Cumhûriyetçi, Milliyetçi, Hâlkçı, Devletçi, Laik ve İnkılâpçı’dır. Resmî dili Türkçe’dir. Makarrı Ankara şehridir.
MADDE 3.- Hâkimiyet bilâ kayd-ü-şart Milletindir.
MADDE 4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin yegâne ve hakîkî mümessili olup Millet nâmına hakk-ı hâkimiyeti istimâl eder.
MADDE 102.- (...) Bu kanunun, Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki birinci maddesinde değişiklik ve başkalama yapılması hiçbir türlü teklif dahi edilemez.
http://www.anayasa.gen.tr/1961ay.htm
I. Devletin Şekli
MADDE 1.- Türkiye devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin Nitelikleri
MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin Bütünlüğü; Resmî Dil; Başkent
MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Resmî dil Türkçedir.
Başkent Ankara'dır.
IV. Egemenlik
MADDE 4.- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılmaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.
MADDE 9.- Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

http://www.anayasa.gen.tr/1982ay.htm
I. Devletin şekli
MADDE 1.– Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2.– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.

IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4.– Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

(...)

VI. Egemenlik
MADDE 6.– Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Harun Gür
16-11-2008, 10:35:30
I. Devletin şekli
MADDE 1.– Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2.– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.

IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4.– Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.


İmdüü, sırasıyla gidelim:

1. maddede Cumhuriyet'e vurgu yapılmış. Hangi Cumhuriyet'e?

İran İslam Cumhuriyeti de bir Cumhuriyettir, Libya Halk Cumhuriyeti de...
Demek ki 1. maddede kastedilen Cumhuriyet'in nasıl bir Cumhuriyet olduğunu anlamak için başka açıklamalara ihtiyaç bulunmaktadır.

Devam edelim:

İnsan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik, bir sosyal hukuk devleti...Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

İşte bazı zat-ı muhteremler için asıl sorun 2. ve 3. maddenin bu bölümleridir. Bu temel nitelikleri değiştirmek ve hatta dönüştürmek için yıllardır gizli ve açık bir çaba sarfetmektedirler.

Kimdir bu zat-ı muhteremler?

O beğenmedikleri, hezimet olarak nitelendirdikleri Lozan Anlaşması'nda masanın diğer tarafındakilerle kolkola girmiş Dinciler ve bölücüler...

Milli sınırları savunan (önce 25 parçaya ayırıp, sonra federasyon, ardından ayrılmayı savunmayan) , Cumhuriyet'in temel niteliklerine ve özellikle de laiklik ilkesine, demokratik, sosyal hukuk devletine sahip çıkan milyonlarca yurttaşımızın değiştirilemez maddelerle bir sorunu olduğunu düşünmüyoruz herhalde...

Sorunu olanlar bellidir ve bu maddeler değiştirilirse, başkent de değişir, beyaz ay yıldızlı al bayrak da değişir.

Bu nedenle konu ne siyaseten, ne de HUKUKEN doğru değildir. Çünkü bu maddeler değişirse HUKUK'un da değişmesi kaçınılmazdır.

Değiştirilemez kurucu ilkeler ve kurucu felsefeyi değiştirmek maksadında olan ve tamamen "akademik hukuki tartışma" ?!!! açanlara tavsiyem, bu tartışmalarınızı gidin El Ezher'de gerçekleştirin, ekmeğini yediğiniz yalnız ve güzel ülkemde değil...

Harun Gür
16-11-2008, 16:02:34
Bu zat-ı muhteremlere bedava bir Anayasa taslağı da benden ;



I. Devletin şekli
MADDE 1.– Türkiye Devleti Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2.– Türkiye Cumhuriyeti, kitap, sünnet, icma, kıyas ve fer-i delillere dayanan, bir şeriat Devletidir.

III. Devletin şekli, resmî dilleri, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3.– Türkiye Devleti, 25 coğrafi eyaletten oluşan federal bir devlettir. Resmi dilleri İngilizce, Kürtçe, Arapça, Rumca ve Türkçe'dir. Bayrağı, hilafet bayrağı olan yeşil tevhid bayrağıdır.

Marşı İstiklal Marşı'nın 8. ve 9. kıtalarıdır.

Başkenti İstanbul'dur.

IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4.– Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.


Dikkat ettinizse 4. madde aynen yerinde duruyor.

Eh o zaman biz de "akademik hukuki" tartışmalar ile bu değiştirilemez hükümleri tartışmaya açarız derseniz, sakın ha rüya görmeyin derim.

Bir vincin ucunda sallandırılmayı isterseniz siz bilirsiniz tabii ...