PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Dil ve Tarih Üzerine







unforgivable
20-04-2005, 20:12:08
DİL VE TARİH

Dil, cansız kelimelerdenoluşan sadece zihni bir müessese olmayıp canlı, gelişen, bulunduğu medeniyet çevresiyle kelime alış-verişi yapan organizmadır.

Bir Türk atasözü "Dilini kaybeden biri, kendisini, özünü, milliyetini kaybeder" Dilin önemini bu sözlerle anlatır. Eğer kelimeler doğru söylenmezse ağızdan çıkan sözler anlatılmak istenen sözler değillerdir. Ağızdan çıkan sözler anlatılmak istenen sözler olmayınca yapılması gerekenler yapılmaz. Yapılması gerekenler yapılmayınca ahlak ve sanat soysuzlaşır. Ahlak ve sanat soysuzlaşınca adaletsizlik başlar ve halk ne yapacağını bilememenin çaresizliği içinde bocalar durur. Yüzlerce yıl önce Konfüçyus Çin de ögrencilerine dilin neden bu kadar önemli bir etken olduğunu anlatmıştır. Dil iletişim kaynağıdır. İletişim insanoğlunun varlığı iler başlar ve varolduğu sürece insanlar arasında bir bağ oluşturmak, birbirleriyle anlaşma,birbirlerini anlama ve tanıma bakımından en önemli etken olarak var olacaktır.

Dil kullanma ile eskimez yıpranmaz kullanışlığını yitirmez aksine dil kullanıldığı sürece kendini yeniler ve geliştirir. Osmanlı Devleti 600 yıl boyunca 72 millete hükmetmiş hükmettiği milletlerin dilinden ve kültüründen etkilenmiştir. Osmanlı Devleti Arapça ve Farsçanın etkisi altına girmiştir. Atatürk dilimizi Arapça ve Farsça nın hakimiyetinden kurtarmak için ilkin Arap harflerini bırakıp latin harflerine geçmenin Batı medeniyetine girebilmek için gerekliliğine,yeni harflerin Türk insanının önüne yepyeni ufuklar açacağına inanıyordu. Bizim güzel ahenktar zengin lisanımız yeni

Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir bir çerçeve içinde bulundurarak anlaşılamayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak bunu anlamak mecburiyetindeyiz.Anladığınızın eserlerine yakın zamanda bütün kainat şahit olacaktır. Buna katiyetle eminim. Sözleri ile yeni Türk harflerinin Türk Milletine yapacağı etkilerin öneminden bahsetmiştir. 12 Temmuz 1932 de Türk Dil Kurumu kuruldu. 1934 yılında Tarama dergisi yayımlanmaya başlandı. Atatürk döneminde Türk Dili Atatürk ün dile verdiği önemden dolayı büyük gelişme kazandı. Atatürk ün vefatını müteakip Türk Dil Kurumu aralarında dilcilerin bulunmadığı kişilerin kabul edilmediği bir kurum haline geldi. Türk Dili#8217;nden istedikleri gibi tasarruf edebileceklerine inanıyorlardı. Atatürk ün vefatından sonra günümüze kadar birçok yabancı kelime dilimize girmiş ve dilimizi yabancı kelimeler arasında anlaşılmazlığa sürüklemektedir. Günümüzde her alanada yabancı kelimelerin dilimize yerleştiğini görebiliriz(gazete,TV, Radyo )

Dil kadar da tarihte bir millet için önem verilmesi gereken konulardandır. Osmanlı Devleti Türk Milletinin tarihi ile hiç ilgilenmemişti.Bu dönemde Osmanlı Devletini Türk Milletinin kurup ayakta tuttuğu , bu devletin bir Türk Devleti olduğu adeta unutulmuştu. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Milleti uzun ve şerefli bir tarihe sahiptir. Bu köklü milletin tarihi aydınlığa çıkarılmalıydı,bu da ancak milli ve ilmi tarihçilik döneminin açılması ile mümkün olabilirdi. Atatürk ün tarih konusuna eğilmeye sevk eden birinci sebep bu idi. Atatürk Türk vatanı ile ilgili haksız iddia ve taleplerin çürütülmesi maksadı ile tarih çalışmalarına büyük önem veriyordu. Türk Milletine zorla kabul ettirilmek istenen ve Türk ün kahramanlığı ile yırtılıp atılan Sevr Anlaşmasının yanlış ve çarpıtılmış tarih bilgileri üzerine kurulu olduğunu biliyordu. Osmanlı Devleti#8217;nin haşmeti karşısında yüzyıllarca duydukları korkuların önyargıların düşmanlıkların ve koyu bir haçlı bağnazlıpğının etkisi altında Türk Milletini Orta Asya ya sürmekten bahseden gafiller türemiştir. Atatürk çarpıtılmış tarih bilgileri ile Türklüğe düşmanlık edenlerin temelsiz iddialarını yine tarih silahı ile çürütmenin yararlı olacağını görmüştür.1931 yılında Türk Tarih Kurumu kuruldu. Bu kuruluş birçok bilimsel çalışma ve yayınlar ile Türk Tarihçiliğine büyük hizmetler yaptı. Atatürk büyük devletler kuran atalarımız büyük ve geniş kapsamlı medeniyetlerede sahip olmustur. Bunu aramak incelemek

Türklüğe ve cihana bildirmek bizim için bir borçtur. Türk Çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kudret bulacaktır. Türk Tarihçiliğinin gelişmesini milli tarihimizle ilgili bilgilerimizin yeni boyutlara ulaşmasını büyük ölçüde Atatürk ün bilinçli çabalarına borçluyuz. Bir millet için tarihini bilmenin önemi günümüzde Türk Tarihine yapılan asılsız suçlamalarla karşı karşıya klmasıyla ortaya çıkıyırdu. Ermenilerin sözde soykırım iddiası hiçbir tarihi belgeye dayanmayan Türk Devletini suçlayan bir iddiadır.

Türk Milleti tarihi inceleyip bu iddiayı çürütmezse durumun nerelere varabileceğini düşünebilirsiniz. Her ne kadar Türk Milleti nin Ermeni iddialarının asılsız olduğunu kanıtlasa da Ermeniler iddialarını bir platformda tartışmaya dahi yanaşmaz iken hala iddialarında ısrar etmekteler ve diğer ülkeleri etkileme peşindeler, bu da gösteriyor ki tarihi gerçekleri sadece muhattabına değil tüm dünyanın önüne sermeli gerçekleri anlamamakta ısrar edip bir takım çıkarlar elde etmenin peşinde koşanların gözüne sokmalıyız. Kimsenin aksini iddia etmeye ne dili varabilmeli ne de yüzü olmalı.

monica
26-09-2010, 22:49:58
Dil severlerin ve Ulusumuzun 26 Eylül Dil Bayramını Atatürk'ü içtenlikle anarak yürekten kutluyoruz.

Günün anlam ve önemini belirten, Derneğimiz önceki saygın Genel Başkanı Yekta Güngör ÖZDEN'in makalesini aşağıda yayınlıyoruz. Atatürkçü Düşünce Derneği

DİL BAYRAMI

Bayramlar birer kutlama şölenidir. Değerbilirliğin, toplumsal dayanışmanın, saygıyla anmanın ve kıvançla mutluluk bileşkesinde gönenç duymanın simgesi sayılan günlerdir. Anma, önemini benimsetme, değerini vurgulama ve yaşatma bağlamında kişisel ve toplumsal yaklaşımların etkinliklerle güç kazandığı zaman bölümleridir. Ama son yıllarda, bayramları önceleri olduğu gibi coşkuyla, devingenlikle, geleceğe yönelik umutlar la doyasıya kutladığınızı savunamayız. Siyasal çalkantıların neden olduğu kırgınlıklar, bozulmalar ve kötülükler bizi bir birimizden soğutacak düzeye geldiği gibi yönetimlerin ulusal ilkeler konusundaki aymazlıkları bayramların rengini soldurdu.


Atatürk ve ilkelerine karşı siyasal kesimin duyarsızlığı bizi daha ne tür kötülüklerle karşılaştıracak, kestirmek güç değilse kolay da değil. Ama kimsenin yadsıyamayacağı (nankörler ve döneklerle hainler dışında) bir gerçek var ki 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Savaşı zaferi kazanılmasaydı ne ulusal ne de dinsel bayramları yaşamamız, kutlamamız olanağını bulabilirdik. Bu nedenle, ben tüm bayramlarda laik cumhuriyetimizle taçlanan Ulusal Kurtuluş Savaşı' mızın kaynak ve dayanak olması özelliğini içselleştirmiş biri olarak duygularımı açıklarım. Dil güzelliktir, terbiyedir, özen gösteririm.


Yarın kutlayacağımız Dil Bayramı, Atatürk'ün kurdurduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) 'nun Dolmabahçe Sarayı'nda 26 Eylül 1932' de Atatürk'ün de izlediği ilk kurultayının yapıldığı günün yıldönümüdür. Bağımsızlık ve çağdaşlaşma yolunda dilin büyük önemini kavrayan, devrimci atılımlar için önceliğini bilen insanların hukuksal bir kurumlaşmayla güçlerini birleştirdikleri günü unutmak olanaksızdır. Büyük Atatürk'ümüzün 5.9.1938 pazartesi günü düzenleyip, 6.9.1938 günü İstanbul- Beyoğlu 6.Noterliği' nin 7061 no.lu tutanağa bağladığı vasiyetnamesinin son (6.) maddesinde " Her sene nemadan mütebaki mikdar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir. K. Atatürk" diye düzenleyip imzaladığı bağışıyla yaşayan kurumlar 12 Eylül 1980 sonrasında sahipleri olan üyelerinin ellerinden alınarak devlet kurumuna dönüştürüldü.

Demokrasi sözcüğüyle halkı kandırıp Anayasa değişikliğine kalkışan siyasetçiler bu kurumlara ilişkin vasiyetin çiğnenmesini, hukukun dışlanmasını içlerine sindirip gericilerin suçlamalarına ve kışkırtmalarına destek verdiler. Anayasa değişikliği bile gerektirmeyen yasal düzenlemelerle kurumları gerçek sahiplerine vermekten kaçındılar. Olanaklarını kullanarak ve kendi amaçlarına uygun çalışmalarını yandaş kadrolarla sürdürerek siyasal çıkar sağlamayı yeğlediler. Yarın, bu olumsuz tutumların burukluğuyla Dil Bayramı' nı Atatürkçü dilcilerin kurup yönettiğini Dil Derneği öncülüğünde kutlayacağız. Türk Dil Kurumu kapatılmadan önce üyesi ve hukuk danışmanı idim. Dil Derneği' nde genel kurul başkanlığıyla onur kurulu üyeliği yaptım ve ilki 1987' de, ikincisi 2009' da olmak üzere iki kez de " Onur Ödülü " ne yaraşır görüldüm. Prof. Dr.Cevat Geray, Prof. Dr. Şerafettin Turan, Prof. Dr. Olcay Önertoy' dan sonra şimdiki Baş kan Sevgi Özel ile çalışma arkadaşlarını yürekten kutluyorum. Gereken çalışmaları özveriyle sürdürüyorlar.

Atatürkçü düşünce aydınlığında dil devrimini ödün vermeden sürdürüyor, etkin çabalarını birbirine ekliyor, dil kirliliğini duygu ve düşünce kirliliği olarak yaşamamak için gereken uyarılırı yapıyorlar. Bölücülerin anadil sömürüsüyle, yabancıların ekonomik ve siyasal dayatmalarının sonucu olan yabancı sözcüklerin kullanılmasına karşı çıkarak ulusal varlığı mızı korumak zorundayız. Unutmayalım ki dil bağımsızlıktır, öz gürlüktür, kişiliktir. Dil onurdur, Dilseverlerin ve ulusumuzun Dil Bayramı' nı ATATÜRK'Ü içtenlikle anarak yürekten kutluyorum.

Atatürk'ün Ankara'sının, Atatürk'ün Samsun' unun, Amasya'sının, Erzurum' unun ve Sivas' ının arandığı günümüzde dil devriminin sürmesi ona olan bağlılığın ve onun yaktığı ateşin asla sönmeyeceğinin anlamlı bir belirtisidir ve kanıtıdır.

Serdar Ant/
LÂNET OLSUN!
Bugün 26 Eylül…

Dil Bayramı…

Ama bu yazı ne Dil Bayramı ne de Dil Devrimi üzerine… Bugüne kadar bu konularda çok yazı yazıldı, çok şeyler söylendi. Herkesin bildiklerini şimdi yinelemenin bir anlamı olmasa gerek…

78. Dil Bayramı’nda gazetede okuduğum bir ilanı paylaşmak istiyorum sadece. Milliyet gazetesinin Ege Eki’nin 25 Eylül 2010 tarihli sayısının 2. Sayfasında yer alan bir anaokulu ilanı aynen şöyle:

....... ANAOKULU

(2-6 yaş arası)

EK DERSLER

*Seramik * Fransızca * Jimnastik *İngilizce

*Bale * Drama * Müzik * Satranç * Halk Oyunları

Kayıtlarımız devamlıdır.

Dikkat! Bu bir ANAOKULU ilanıdır. Okul öncesi eğitim veren bu anaokuluna sadece 2-6 yaş grubundaki çocuklar kabul edilmektedir. Dahası, anaokulumuz Milli Eğitim Bakanlığı onaylıdır!

Ne var ki bırakın okuyup yazmayı, daha kendi anadilini konuşmayı bile bilmeyen bu 2-6 yaş grubu çocuklarına, bu anaokulunda ayda 8 saat İngilizce dersi veriliyor. Tabii isteyen İngilizce yerine Fransızca dersi de aldırabiliyor yavrusuna…

Bilmem ki bu uygulama karşısında ne demeli? Daha kendi anadilini konuşmayı bile öğrenmeden, el kadar bebelere başka bir yabancı dil öğretmeye kalkmak adı konulmamış misyonerliktir! Yabancı bir kültürün misyonerliği…

Böyle anaokulları da ilköğretim okulları da bugün Türkiye’nin dört bir yanında, ama özellikle üç büyük şehirde hızla yayılmaktadır.

Bu uygulamalar ortada dururken, göstermelik törenlerle Dil Bayramı’nı sözde kutlayan resmi otoritelere de kendi anadilinden utanacak kadar bir aşağılık duygusunun esiri olup yavrularını kılık değiştirmiş bir misyonerliğin eğitimine terk eden velilere de lânet olsun…

İçiniz rahat ediyorsa hepinizin Dil Bayramı da kutlu olsun!
26.9.2010
www.bellek2009.blogspot.com

“Ya istiklal ya ölüm… İşte halâs-ı hakiki isteyenlerin parolası bu olacaktır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
kaynak:http://www.turkcelil.com/2010/09/26/serdar-ant-lanet-olsun-2/