PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Bilişim Suçları - Yargıtay Kararları







Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:02:47
T.C.
YARGITAY
11. CEZA DAİRESİ
E. 2003/14577
K. 2006/1628
T. 7.3.2006
DOLANDIRICILIK VE HIRSIZLIK ( Çalıntı Olduğunu Bildiği Kredi Kartını Alışverişte Kullanan Sanığın Eylemi Bankayı Aracı Kılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunu Oluşturduğu )
ÇALINTI KREDİ KARTI ( Alışverişte Kullanan Sanığın Eylemi Bankayı Aracı Kılmak Suretiyle Dolandırıcılık Suçunu Oluşturduğu - Dolandırıcılık ve Hırsızlık )
BANKAYI ARACI KILMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK ( Çalıntı Olduğunu Bildiği Kredi Kartını Alışverişte Kullanan Sanığın Eylemi )
765/m. 504
5237/m.158

ÖZET : Sanığın, çalıntı olduğunu bildiği kredi kartını benzin alımında POS cihazından geçirerek kullandığı iddia edilmiştir. Alışverişte kredi kartı kullanımı sırasında işyeri çalışanlarının şüphelenmesi üzerine sanıktan kimlik sorulmuştur. Sanığın kimlik ibraz etmemesi üzerine bankanın aranması sonucu kredi kartının çalıntı olduğu anlaşılmıştır. Çalıntı olduğu bilinen kredi kartının kullanılması bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturmasına rağmen yerel mahkemece yazılı gerekçe ile beraate karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarından sanıklar İ. ve H'nin yapılan yargılaması sonunda; sanık H'nin dolandırıcılık suçundan beraatine, her iki sanığın hırsızlık suçundan mahkumiyetlerine dair TRABZON Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 16.05.2002 gün ve 2001/184 Esas, 2002/157 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafii ile o yer C.Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığı'nın düzeltilerek onama-bozma isteyen 27.10.2003 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : I- Sanık H. hakkında "dolandırıcılık" suçundan kurulan beraat hükmüne yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde:

Sanığın şikayetçiye ait kredi kartım çalıştığı işyerindeki soyunma odasından çalıp, arkadaşları vasıtasıyla tanıştığı ve hakkında beraat hükmü kurulan H. vasıtasıyla benzin alımında POS cihazından geçirterek alışverişte kullandığının iddia ve kabul olunmasına, alışverişin yapıldığı benzin istasyonunda pompacı olarak çalışan tanıklar M. ve Ö'nün hazırlık beyanlarında H'yi müşterileri olması nedeniyle şahsen tanıdıklarını ancak, ismini bilmediklerini, olaydan sonra öğrendiklerini, H'nin daha önceleri düşük meblağlı benzin aldığını, bu alışverişte yüksek meblağlı ve üstelik kartla iki kez çekim yaptırması üzerine Ö'nün şüphelenip kimliğini istediğinde "Biz üç kağıtçımıyız" diyerek kimlik göstermekten kaçınması üzerine durumu patronlarına bildirdiklerini, patronlarının da banka aracılığıyla kart sahibine ulaştığını beyan etmelerine göre; sanığın çalıntı kredi kartım bankanın maddi varlıklarından olan POS cihazından geçirmek suretiyle alışverişte kullanarak bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin sübuta erdiği ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 504/3. madde ve fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden görevli pompacı tanıkların kimlik sormadıkları ve kartla işlem yaptıran H'yi tanıdıkları, bu nedenlerle suçun unsurlarının oluşmadığından bahisle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, yasaya aykırı;

II- Her iki sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlere yönelen temyiz itirazlarına gelince;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin sübuta ilişkin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve taktirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar müdafiinin sübutun bulunmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

Hükümden sonra, 01.05.2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5335 Sayılı Yasanın 22. maddesi ile 5083 Sayılı Yasanın 2. maddesine eklenen son fıkra uyarınca, bir Yeni Türk Lirasının altında kalan tutarların atılmasında ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7 ve 5349 Sayılı Kanunla değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9. maddeleri uyarınca; anılan kanunlar değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini ile 5395 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ile o yer C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321 'inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:03:20
T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
E. 2001/6-106
K. 2001/111
T. 29.5.2001
DOLANDIRICILIK SUÇU ( Kredi Kartından Üretilmiş Sahte Slipleri Kullanarak Bankadan Para Alan Sanıklar )
BANKA VEYA KREDİ KURUMUNU VASITA KILMAK SURETİYLE DOLANDIRICILIK SUÇU ( Kredi Kartından Üretilmiş Sahte Slipleri Kullanarak Bankadan Para Alma )
KREDİ KARTLARINDAN ÜRETİLMİŞ SAHTE SLİPLERİ KULLANARAK BANKADAN PARA ALMA ( Dolandırıcılık Suçu )
AĞIRLATICI NEDEN NİTELİĞİ ( Dolandırıcılık Suçunun Banka Vasıta Kılınarak İşlenmesi )
765/m.504/3

ÖZET : Kredi kartlarından üretilmiş olan sahte slipleri kullanarak bankadan para alan sanıkların eylemi TCY'nın 504/3. madde ve bendinde tanımlanan banka veya kredi kurumunca vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturur.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanıklar Ahmet ile Aliş Suavi'nin TCY.nın 504/3, 80, 522 ve 59. maddeleri uyarınca 4'er yıl 6'şar ay 13'er gün ağır hapis ve 30.544.111.110'ar lira ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına, 3'er yıl süreyle kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına ilişkin ( İstanbul Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi ) nden verilen 7.11.2000 gün ve 194/291 sayılı hüküm sanıklar vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesince 28.3.2001 gün ve 1371/3723 sayılı ilamla onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 10.5.2001 gün ve 182339 sayı ile; TCY.nın 504. maddesinin üçüncü bendinde yazılı cezayı ağırlaştırıcı nedenin gerekçesi bentte yazılı kurumlara duyulan güven nedeniyle hile ve desisenin daha kolay yapılacağı, mağdurun araştırma eğiliminin ortadan kaldırılacağı, dolayısıyla da mağdurun daha kolay kandırılacağıdır.

İtiraza konu olayda sanıklar sahte olarak ürettikleri slipleri P... şubesine ibraz ederek haksız menfaat sağlamışlardır. Katılan P... dışında olaydan zarar gören yoktur. Sanıkların, kart sahiplerinin kandırılmasına yönelik bir eylemleri olmadığından, bankaya duyulan güven nedeniyle bir kimsenin kandırılması, dolayısıyla da bankanın vasıta kılınması sözkonusu olamayacağından; sanıkların eylemlerinde TCY.nın 504/3. maddesinde yazılı suçun unsunları bulunmamaktadır." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesine talep etmiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Emrullah Erdinç'in temyiz isteği Özel dairece reddedilmiş olduğundan ve bu karara yönelik itiraz da bulunmadığından inceleme sanıklar Aliş Suavi ve Ahmet haklarındaki hükümlere inhisar ettirilmiştir.

Sanıkların banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık suçun niteliğine ilişkindir.

TCY.nın "Mal Aleyhine İşlenen Cürümler" başlığını taşıyan onuncu babının 503 ve 504. maddelerinde düzenlenen dolandırıcılık suçu, "bir kişiyi kandıracak nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun ve başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır." Bu suçun unsurları Yasanın 503. maddesinde düzenlenmiş olup, oluşabilmesi için;

a ) Fail tarafından hile ve desise yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım hareketlerde bulunulmalıdır. Örneğin failin maddi bulguları gizlemesi, mevcut bulguları ortadan kaldırması veya bu bulguların ortaya çıkmasını engellemesi ve bunları saklaması gerekir.

b ) Yapılan hile ve desise bir kimseyi kandırabilecek nitelikte olmalıdır. Hile ve desisenin kandırcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, failin durumu, mağdurla olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, gizlenen veya değiştirilen belgelerle gerçek olduğundan bahisle gösterilen belgelerin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

c ) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir çıkar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hile ve desise yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler gözönünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır. Hile ve desise kullanılarak hataya sevk edilmeden önceki ve sonraki mal varlığı tespit edilmek suretiyle zarar belirlenecektir.

Yasanın, 21.11.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3679 sayılı Yasanın 16. maddesiyle değiştirilen 504. maddesinde ise, toplumdaki ekonomik, sosyal ve toplumsal gelişmelerle birlikte suç eğilimi de gözönünde tutularak zararın ağırlığı veya kullanılan hile ve desisenin niteliği de dikkate alınmak suretiyle dolandırıcılık suçunun ağırlatıcı nedenleri sekiz bent halinde yeniden düzenlenmiş olup, bunlardan biri de anılan maddenin üçüncü bendinde öngörülen, dolandırıcılığın, "Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesinin haberleşme araçlarını veya banka veya kredi kurumlarını veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunu vasıta olarak kullanmak suretiyle" işlenmesidir.

Değişiklik gerekçesinde, "dolandırıcılık fiilinin, ......, banka veya bir kredi kurumunun veya herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunun vasıta olarak kullanılması suretiyle işlenmesi halinde kandıncı niteliği fazla olacağından, bu durum nitelikli hal olarak kabul edilmiştir'' denilmektedir. Fıkrada belirtilen banka veya kredi kurumları ile kamu kurum veya kuruluşlarının vasıta olarak kullanılmasında, maddede belirtilen kurumlara duyulan güven uyarınca, hile ve desise daha kolay yapılmakta, mağdurun araştımıa eğilimi ortadan kaldırılmakta, fiilin kandırcı niteliği daha fazla olmaktadır.

Somut olayda sanıkların eylemlerinde bir barıkanın aracı olarak kullanılıp kullanılmadığı, suçun mağdurunun kim olduğu husustarının açıklığa kavuşturulması bakımından kredi kartı sisteminin işleyiş biçiminin incelenmesi gereklidir.

Kredi kartı, bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme imkanı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır. Nakitsiz mal ve hizmet satın alma olanağı veren kredi kartlarının ilk uygulaması Amerika Birleşik Devletlerinde 1894 yılında başlamıştrr. Bu uygulama başlangıçta sadece kartı çıkaran firmanın işyerinden mal ve hizmet satın alma olanağı sağlamaktayken, 1950 yılında Diners Club'un kurulması ve "universal card" diye de nitelendirilen her yerde geçerli bir kartın oluşturulması, yine 1951-1953 yılları arasında yüzü aşkın bankanın kredi kartı çıkarması ile birlikte, kredi kartı uygulaması ABD'de büyük yoğunluk kazanmıştır. Sonraları kredi kartı kurumları arasında birleşmeler yaşanmış, neticesinde kurum sayısında azalma olurken, kredi kartı kullanımı ülke sınırlarını aşıp dünya çapında yaygınlaşarak uluslararası boyut kazanmış, ayrıca bu kartlar ile nakit çekme olanağı da sağlanmıştır.

Bugün için Amerika Birleşik Devletlerinde tüm dünyada da yaygın bir örgüte sahip bulunan başlıca dört büyük kredi kartı kurumu faaliyet göstermektedir.

Bunlar Diners Club, Amerikan Express Card, Bank-Americard. ( günümüzdeki Visa-Card'ın temelini oluşturmaktadır ) ve Master-Card'dır. ( Prof. Dr. Ömer Teoman, Hukuki Yönden Kredi Kartı Uygulaması, İst:-1996, 2. bası, sy.17 ).

Almanya'da ise, Amerikan kredi kartlarının tamamlayıcısı olarak "Eurocard" sistemi geliştirilmiştir ( Sedat Yetim, Kredi Kartları ve Tüketici Kredileri, SPK Yayınları, 1997, sy. 55 ).

Bunların dışında, dünyanın çeşitli ülketerindeki kredi kartı kurumları tarafından çıkartılan, ancak ülkemizde yaygın kullanım olanağı bulunmayan farklı isimlerde çok sayıda kredi kartları da mevcuttur.

Kredi kartlarının hizmete sunulması ve kullanımı ile ilgili olarak esas itibariyle üç taraflı bir bir sistem bulunmaktadır. Bu sistemde, kredi kartını çıkaran banka veya kurum, kart hamili ve üye işyerinden oluşan üç taraf vardır. Kart hamili, anlaşmalı işyerinden mal ve hizmet şeklindeki gereksinimlerini karşılarken, bedeli nakden değil ilgili satış belgelesini imzalayarak ödemiş sayılır. Buna mukabil satıcı ise, sattığı mal ve hizmetin bedelini, kredi kartını çıkaran kurumdan tahsil eder. Hamil de anlaşma koşullarına uygun olarak mal ve hizmet bedelini daha sonra kartı çıkaran kurum veya bankaya ödeyerek kart sistemindeki işlem akışını tamamlar.

Bu sistemde mal ve hizmet satımı sonrasında satıcı, kendisine ibraz edilen kredi kartını harcama belgesi ile birlikte ya "imprinter" adı verilen bir aygıtın içine yerleştirir, ya da kısaca POS adı verilen "Satış Noktası Terminali"nden geçirir.

İmprinter mekanik bir cihaz olup, üye işyeri başka bir deyişle satıcı bu cihazı kullanarak kredi kartının ön yüzündeki kabartma bilgileri ( kart hamilinin adı soyadı, kartın geçerlilik süresi, kart numarası gibi ) satış belgesinin üzerine geçirir, ayrıca satış tutarı ve tarihi gibi bilgiler de işletmenin görevlisi tarafından satış belgesinin üzerine elle yazılır.

POS adı verilen satış noktası terminali ise elektronik bir aygıttır. Bu aygıt, kredi kartının arka yüzündeki manyetik şerit bilgilerini okuyarak, uyarı listesi kontrolünü ve provizyon ( otorizasyon ) işlemini on-line olarak gerçekleştirir. İşlemin sonucunda aygıt, tamamen kendisinin düzenlediği harcama belgesini çıkarır.

Bu şekilde imprinter ya da POS aygıtı kullanılarak elde edilen harcama belgesi kart hamiline imzalatıldıktan sonra üye işyeri tarafından kartı çıkaran kuruma ibraz edilir, sözleşme ile belirlenen komisyon düşülerek, kalan bedel tahsil edilir.

Mal ve hizmet alımında kullanılan kredi kartını çıkaran kurumun, aynı zamanda mal ve hizmet satımını gerçekteştiren üye işyeri ile sözleşme yapmış olan kurum olması halinde üç taraflı bu sisteme başka banka ve kuruluşların girmesine gerek kalmaksızın sistem işlemektedir. Ancak mal veya hizmet alımında kullanılan kredi kartını çıkaran banka ya da kuruluşun, üye işyeri ile sözleşme yapan banka veya kuruluştan farklı olması halinde ya da Türkiye'deki bir banka tarafından çıkarılan bir kartın yurtdışında kullanılması, yine yurtdışındaki bir banka tarafından çıkarılan kredi kartının Türkiye'de kullanılması durumlarında ödemelerin takası konusunda bir takım işlemler yapılması ve sisteme sözleşmelerle başka banka ya da kuruluşların girmesi zorunlu hale gelmektedir.

"Yurtdışındaki bankalar veya kuruluşlar tarafından çıkarılan kredi kartlarıyla ülkemizde yapılan mal ve hizmet alımlarında ise, üye işyeri anlaşmalı olduğu bankaya veya kuruluşa başvurarak harcama bedelini tahsil etmekte, bu banka veya kuruluş da, kredi kartını çıkaran yurtdışındaki banka ya da kuruluştan bu bedeli geri almaktadır. Başka bir ifade ile, yurtdışındaki yabancı banka tarafından verilen kredi kartı ile Türkiye'de yapılan mal ve hizmet alımının bedelini uluslararası düzeyde akdedilen sözleşmeler ve üye işyeri sözleşmeleri gereği üye işyerine ödeyen Türk bankaları bu işlemlerde aracılık yapmaktadırlar.

Sübutu ve oluşu konusunda uyuşmazlık bulunmayan somut olay bu açıklamalar ışığında incelendiğinde;

Sanıklardan Aliş Suavi'nin yabancı uyruklu değişik kişilere yine çeşitli yabancı ülke bankalarından verilen Visa ve Master kartlarının sahtelerini piyasadan para karşılığı elde ettiği, tanıdıkları aracılığıyla temin ettiği imprinter ( el slip makinesi ) cihazını kullanarak bu kredi kartlarından sahte slip üreterek bankalarla "üye işyeri" sözleşmesi bulunan kişi ve kuruluşlarla anlaşıp sahte slipleri bunlara satmayı amaçladığı, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen Emrullah Erdinç'e sahte sliplere müşteri bulması karşılığında menfaat vaadettiği, Emrullah'ın da önceden tanıştığı ve P.....A.Ş.'nin Elmadağ Şubesi ile "üye işyeri" sözleşmesi bulunan D... Oto Nakliyat Turizm Hiz. Tic. Ltd. Şti'nin ortağı ve sorumlu müdürü olan sanık Ahmet'e öneride bulunduğu, teklifi kabul eden sanık Ahmet'in banka tarafından kendisine verilen şifreyi sanık Aliş Suavi'ye bildirdiği, sanık Aliş'in de şifreyi kullanarak telefonla bankadan bu kredi kartları ile ilgili provizyon sormuş gibi işlem yaptığı ve günde 3-4 tane olmak üzere, gecçek mal ve hizmet alımı karşığında düzenlenmiş gibi toplam 31 adet sahte slip üreterek sanık Ahmet'e teslim ettiği, onun da sahte slipleri katılan P... A.Ş.'nin Elmadağ Şubesine ibraz ederek bu yolla 15 günlük süre içinde peyderpey 15.708.400.000 lira parayı tahsil ettiği, paranın bir kısmını da anlaşmaları gereği sahte sliplerin bedeli olarak sanık Aliş Suavi ile bu işlemlerde aracılık yapan hükümlü Emrullah Erdinç'e verdiği anlaşılmaktadır. Çıkardıkları kredi kartlarının sahteleri imal edilerek dolandırıcılık suçunda kullanılan yabancı ülke bankaları bu eylemden zarar gördüklerinden, dolandırıcılık suçunun mağdurlarıdır. Sanıklardan Ahmet'in ortağı ve sorumlu müdürü olduğu üye işyerine sözleşme gereği ödeme yapan katılan P.......A.Ş.'nin olaydaki konumu ise, yabancı bankaların çıkardığı kredi kartlarının sahteleri ile gerçekleştirilen dolandırcılık suçuna konu olan işlemlerde aracılık yapmaktan ibarettir. Bu nedenle sanıkların dolandırcılık suçunu bankayı vasıta olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığının dolandırcılık suçunda bankanın aracı kılınmaması nedeniyle TCY.nın 504/3. maddesinde yazılı nitelikli dolandırcılık suçunun unsurlarının gerçekleşmediğine yönelen ve yerinde görülmeyen itirazının reddi gerekir.

SONUÇ : Açıklanan nedenle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının ( REDDINE ); dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 29.5.2001 günü oybirliği ile karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:11:24
T.C.
YARGITAY
11. CEZA DAİRESİ
E. 2004/5160
K. 2005/101
T. 26.1.2005
DOLANDIRICILIK ( Sanığın Sözleşmeyle Aldığı Kredi Kartı İle Birden Fazla Alış Veriş Yapıp Eyleminin Teselsül Ettiği - Temel Ağır Para Cezasının Tayini ve Zamanaşımının Belirlenmesi Açısından Hesap Ekstrelerinin Getirtilmesi Gerektiği )
KREDİ KARTI İLE DOLANDIRICILIK ( Sanığın Sözleşmeyle Aldığı - Temel Ağır Para Cezasının Tayini ve Zamanaşımının Belirlenmesi Açısından Hesap Ekstrelerinin Getirtilmesi Gerektiği/Birden Fazla Alış Veriş Yapıp Eyleminin Teselsül Ettiği )
TEMEL AĞIR PARA CEZASININ TAYİNİ VE ZAMANAŞIMININ BELİRLENMESİ ( Sanığın Sözleşmeyle Aldığı Kredi Kartı İle Birden Fazla Alış Veriş Yapıp Eyleminin Teselsül Ettiği - Hesap Ekstrelerinin Getirtilmesi Gerektiği )
765/m. 504, 522

ÖZET : Sanığın Vakıflar Bankası ile 25.10.1996, Halk Bankası ile 10.04.1997 tarihinde yaptığı kredi sözleşmesi sonucu aldığı kredi kartları ile değişik zamanlarda birden fazla alış veriş yaptığı ve eyleminin teselsül ettiğinin iddia ve kabul edilmesine göre; temel ağır para cezasının tayini ve zamanaşımının belirlenmesi açısından yapılan harcamalara ilişkin hesap ekstreleri getirtilip suç tarihi tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Dolandırıcılık suçlarından sanık Vedat Orhan�ın yapılan yargılaması sonunda: TCK.nun 504/7, 522 ( 2 kez ),71 ve 72.maddeleri gereğince 4 yıl 4 ay 24 gün ağır hapis ve 1.664.682.643 lira ağır para cezasıyla mahkümiyetlerine dair İZMİR 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 04.11.2002 gün ve 2000/270 Esas, 2002/407 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay�ca incelenmesi sanık vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının bozma isteyen 19.04.2004 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : TCK. nun 504. maddesinin 1. bendi yerine 7. bendi ile ceza tayini cezanın nevi ve miktarı itibariyle sonuca etkili görülmediğinden, teselsül eden eylemler nedeniyle TCY. nın 80. maddesinin uygulanmaması ise karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve taktirine incelenen dosya içeriğine göre sanık vekilinin suçun unsurlarının oluşmadığına, eksik soruşturma yapıldığına ilişen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

1-Sanığın Vakıflar Bankası ile 25.10.1996, Halk Bankası ile 10.04.1997 tarihinde yaptığı kredi sözleşmesi sonucu aldığı kredi kartları ile değişik zamanlarda birden fazla alış veriş yaptığı ve eyleminin teselsül ettiğinin iddia ve kabul edilmesine göre; temel ağır para cezasının tayini ve zamanaşımının belirlenmesi açısından yapılan harcamalara ilişkin hesap ekstreleri getirtilip suç tarihi tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi, yasaya aykırı;

Kabule göre de;

2-Hükümden sonra 10 Şubat 2003 gün ve 25020 Mükerrer Sayılı Resmi Gazete�de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4806 Sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik TCK. nun 30. maddesinin 2. fıkrası gereğince para cezalarında bin lira küsrünün atılmasında zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı CMUK.nun 321 nci maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 26.01.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:13:32
T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2005/6429

K. 2005/10112

T. 20.10.2005

HIRSIZLIK VE DOLANDIRICILIK ( Sanığın Ele Geçirdiği Şikayetçiye Ait Kredi Kartı İle Yapıldığı İddia Olunan Harcamalara İlişkin İşyeri Sahipleri Tarafından İbraz Edilen ve Sanığın Eli Ürünü Olduğu İleri Sürülen Sliplerdeki İmzaların Sanık İle Bağlantısı Olup Olmadığı Araştırılması Gereği )

ŞİKAYETÇİYE AİT KREDİ KARTI İLE YAPILDIĞl İDDİA OLUNAN HARCAMALAR ( İşyeri Sahipleri Tarafından İbraz Edilen ve Sanığın Eli Ürünü Olduğu İleri Sürülen Sliplerdeki İmzaların Sanık İle Bağlantısı Olup Olmadığı Araştırılması Gereği - Hırsızlık )

SLİPLERDEKİ İMZALARIN SANIK İLE BAĞLANTISI ( Sanığın Ele Geçirdiği Şikayetçiye Ait Kredi Kartı İle Yapıldığı İddia Olunan Harcamalara İlişkin İşyeri Sahipleri Tarafından İbraz Edilen ve Sanığın Eli Ürünü Olduğu İleri Sürülen Sliplerdeki İmzaların Sanık İle Bağlantısı Olup Olmadığı Araştırılması Gereği )

KREDİ KARTI HIRSIZLIĞI ( İşyeri Sahipleri Tarafından İbraz Edilen ve Sanığın Eli Ürünü Olduğu İleri Sürülen Sliplerdeki İmzaların Sanık İle Bağlantısı Olup Olmadığı Araştırılması Gereği )

5271/m.170,174,309

ÖZET : Sanığın ele geçirdiği şikayetçiye ait kredi kartı ile yapıldığı iddia olunan harcamalara ilişkin, işyeri sahipleri tarafından ibraz edilen ve sanığın eli ürünü olduğu ileri sürülen sliplerdeki imzaların sanık ile bağlantısı olup olmadığı, sanığa attırılarak imzalar ile trafik şubesi, banka, mahalle muhtarlığı, tapu müdürlüğü, sanığın çalıştığı ve varsa ticari ilişkide bulunduğu işyerleri gibi kurum ve kuruluşlardan temin edilecek imza örnekleri ile karşılaştırılmadan, 5271 sayılı CMK'nun 174/1-b maddesinde belirtildiği üzere suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bilirkişi raporu alınmadan dava açıldığı anlaşıldığından anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, karar verildi:
DAVA : Hırsızlık ve Dolandırıcılık suçlarından şüpheli hakkında yapılan hazırlık soruşturması sonucunda Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/06/2005 gün ve 2004/54146 ( 27 ) soruşturma, 2005/11346 esas, 2005/8034 sayılı iddianamenin, şüphelinin dinlenilmemiş bulunması ve iddiayı destekleyecek somut delillerin toplanmaması sebebiyle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı Kanun'un 174. maddesi gereğince iadesine dair, A. 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/06/2005 gün ve 2005/31 iddianame değerlendirme esas sayılı kararına vaki itirazın reddine ilişkin, A. 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/06/2005 gün ve 2005/191 müteferrik sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
KARAR : Tüm dosya kapsamına göre, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170/3. maddesinde "Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
a- Şüphelinin kimliği
b- Müdafii
c- Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği
d- Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanuni temsilcisi
e- Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kimsenin kimliği
f- Şikayette bulunan kişinin kimliği
g- Şikayetin yapıldığı tarih
h- Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri
i- Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi
j- Suçun delilleri
k- Şüphelinin tutuklu olup, olmadığı, tutuklanmış ise gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri gösterilir"
Hükmünün öngörüldüğü,
Aynı Kanunun 5353 sayılı Kanunla değişik 174/1 maddesinde ise "Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a- 170. maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b- Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c- Ön ödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde ön ödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
İddianamenin iadesine karar verilir,"
Hükmün yer aldığı, dolayısıyla iddianamenin iadesi sebepleri arasında şüphelinin ifadesinin alınmamış olması hususunun gösterilmediği, kaldı ki hazırlık soruşturması sırasında şüphelinin uzun bir süre kolluk kuvvetlerince aranmasına rağmen bulunamaması nedeniyle ifadesinin alınmadığı, mahkemece iddia konusu suçun tabi olduğu zamanaşımı süresi içerisinde aranarak yakalandığında isnat olunan suçun anlatılması, göstereceği yada resen göz önüne alınacak tüm delillerin toplanması, gerektiğinde bahisle iade kararı verilmiş ise de, bulunamayan şüphelinin zamanaşımı süresince aranmasının hazırlık soruşturmalarının sürüncemede kalmasına yol açacağı, ayrıca iddianamede gösterilen tek delilin müştekinin iddiası olmayıp, sanık Ş. 'in beyanının da şüphelinin aleyhine bulunduğu ve iddianamede belirtilen delillerin şüpheli hakkında dava açılması için yeterli olduğu gözetilmeksizin itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 12.07.2006 gün ve 30671 sayılı yazılı emirlerine atfen Yargıtay C.Başsavcılığının 21.07.2005 gün ve YE.2005/137053 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü.
SONUÇ : Sanığın ele geçirdiği şikayetçiye ait kredi kartı ile yapıldığı iddia olunan harcamalara ilişkin, işyeri sahipleri tarafından ibraz edilen ve sanığın eli ürünü olduğu ileri sürülen sliplerdeki imzaların sanık ile bağlantısı olup olmadığı, sanığa attırılarak imzalar ise trafik şubesi, banka, mahalle muhtarlığı, tapu müdürlüğü, sanığın çalıştığı ve varsa ticari ilişkide bulunduğu işyerleri gibi kurum ve kuruluşlardan temin edilecek imza örnekleri ile karşılaştırılmadan, 5271 sayılı CMK'nun 174/1-b maddesinde belirtildiği üzere suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bilirkişi raporu alınmadan dava açıldığı anlaşıldığından anılan maddenin birinci fıkrası uyarınca iddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, itiraz mercii tarafından da bu karara yönelik itirazın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, yerinde olmayan kanun yararına bozma isteminin CMK.nun 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine 20.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:14:30
T.C.
YARGITAY
11. CEZA DAİRESİ
E. 2004/8635
K. 2006/88
T. 24.1.2006
NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK ( Müştekiye Verilmek Üzerine Kendisine Teslim Edilen Kartı Kullanan Kişinin Eylemi Bankanın Aracı Kılınması - Ağır Ceza Mahkemesinin Görevli Olduğu )
BANKANIN SUÇA ARACI KILINMASI ( Müştekiye Verilmek Üzerine Kendisine Teslim Edilen Kartı Kullanan Kişinin Eylemi/Nitelikli Dolandırıcılık - Ağır Ceza Mahkemesinin Görevli Olduğu )
GÖREVLİ MAHKEME ( Müştekiye Verilmek Üzerine Kendisine Teslim Edilen Kartı Kullanan Kişinin Eylemi/Nitelikli Dolandırıcılık - Ağır Ceza Mahkemesinin Görevli Olduğu )
5237/m. 158
5271/m. 4,5

ÖZET : Müştekiye verilmek üzerine kandisine teslim edilen kartı kullanan kişinin eylemi bankanın aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık ( nitelikli ) olup, ağır ceza mahkemesi görevlidir.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanık Abdullatif A.'nın yapılan yargılama sonunda: Mahkumiyetine dair KİLİS Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 1.11.2002 gün ve 2000/597 esas 2002/672 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığının bozma isteyen 20.9.2004 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 12.12.2000 gün ve 2000/6-2000/243 sayılı kararında açıklandığı üzere sanığın müşteki Birol Ölüç'e verilmek üzere teslim edilen kredi kartını alışverişlerde pos cihazından geçirerek banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlendiğinin iddia olunması karşısında; eylemin banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilip görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK.nun 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, kazanılmış hakkın saklı tutulmasına 24.1.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:15:08
T.C.
YARGITAY
11. CEZA DAİRESİ
E. 2003/15125
K. 2004/1238
T. 26.2.2004
DOLANDIRICILIK SUÇU ( Sahte Kredi Kartı İle Alışveriş Yapılan Üye İşyeri Kuyumcuların ve Ödemeyi Yapan Türk Bankalarının Farklı Olmasına Rağmen Zincirleme Suç Oluşturduğu )
SAHTE KREDİ KARTI İLE DEĞİŞİK ÜYE İŞYERLERİNDEN ALIŞVERİŞ YAPILMASI ( Ödemeyi Yapan Türk Bankalarının Farklı Olmasına Rağmen Zincirleme Suç Oluşturduğu - Dolandırıcılık )
ZİNCİRLEME SUÇ ( Sahte Kredi Kartı İle Alışveriş Yapılan Üye İşyeri Kuyumcuların ve Ödemeyi Yapan Türk Bankalarının Farklı Olması Halinde de Oluştuğu )
765/m.59,80,504/3,522

ÖZET : Dolandırıcılık suçundan yargılanan sanığın, yabancı bir banka tarafından verilen ve hamili bir yabancı olan kredi kartı bilgilerini kopyalayıp bu sahte kredi kartı ile aynı gün, değişik üye işyerlerinden alışveriş yaparak haksız kazanç elde etmesi şeklindeki eylemleri, sahte kredi kartı ile alışveriş yapılan üye işyeri kuyumcuların ve ödemeyi yapan Türk bankalarının farklı olmasına rağmen zincirleme suç oluşturur. Eylemlerin yenilenen kasıtlarla işlenmediği anlaşıldığından, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 80. maddesinin uygulanması suretiyle cezanın arttırılması gerekir. İki ayrı kuyumcudan her birine karşı işlenen eylem bağımsız suç kabul edilmek suretiyle fazla ceza tayini kanuna aykırıdır.

DAVA : Dolandırıcılık suçundan sanık O.S.'nin yapılan yargılanması sonunda: TCK'nın 504/3, 522 ve 59. maddeleri gereğince 1 yıl 21 ay 10 gün ağır hapis ve 1.387.666.666 lira ağır para cezasıyla mahkumiyetine dair İSTANBUL 3. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 13.06.2002 gün ve 2001/430 Esas, 2002/158 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi sanık vekilleri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. başsavcılığının bozma isteyen 12.11.2003 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, sanık hakkında tayin olunan cezanın nevi ve miktarı itibariyle temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına oybirliği ile karar verilip duruşma usulen icra edildikten sonra incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık vekillerinin suçun sübut bulmadığına, yasal unsurlarının oluşmadığına yönelik ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine; ancak:

1- Sanığın, Manyetik Şeridi Lloyds TSB Banka ait kart bilgisinin kodlandığı hamili Mrs. Angela Beech olan 4921 8270 7763 4214 nolu kendi adını taşıyan sahte kredi kartını kullanarak 17.11.2001 günü iki ayrı üye işyerinden altın satın alarak haksız menfaat temin ettiği anlaşılıp kabul edilmesine göre Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.5.2001 gün ve 6/106-111 sayılı içtihadında da açıklandığı üzere, mal ve hizmet alımı bedellerini sözleşmeler gereği üye işyerine ödeyen Türk Bankalarının bu işlemlerde aracılık yaptıkları, dava konusu olayın arz ettiği özellik itibariyle suçtan kart hamili, üye işyeri, aracı banka ve kartı çıkaran yabancı banka veya kurumun zarar görme ihtimalinin bulunduğu, somut olayda kartı çıkaran yabancı bankanın zarar görmesi nedeniyle dolandırıcılık suçunun mağduru olduğu, aynı kartla aynı gün, değişik üye işyerlerinden alışveriş yapılarak haksız kazanç edinilmesi, sahte kredi kartı ile alışveriş yapılan üye işyeri kuyumcuların ve ödemeyi yapan Türk Bankalarının farklı olmasının eylemin zincirleme suç olması niteliğini etkilemeyeceği, yenilenen kasıtlarla işlenmediği anlaşılan fiilden dolayı TCK'nın 80. maddesinin uygulanarak cezanın arttırılması gerekirken, hile ve desisenin yöneltildiği kuyumcuların iki ayrı kişi olmasından hareketle her bir kuyumcuya karşı işlenen fiil bağımsız suç kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini,

2- Sanık hakkında aynı sahte kredi kartıyla işlendiği iddia olunan eylemlerden dolayı açılan ve varlıkları dosya ve dairemizin 30.1.2003 gün 2002/11399-2003/94 sayılı kararı kapsamından anlaşılan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/170, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/5, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/361, Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/107 Esas sayılı dava dosyalarının birleştirilerek fiillerin işleniş biçimleri ve tarihleri ile bu tarihler arasındaki süre araştırılarak sonucuna göre TCK'nın 80. maddesinin uygulanma olanağının değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Kabul ve uygulamaya göre:

3- Şikayetçi A.E.'ye yönelik dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken TCK'nın 522. maddesinin uygulanması sırasında yapılan hesap hatası sonucu hükmolunan sonuç ağır hapis cezasının 1 yıl 19 ay 22 gün yerine 1 yıl 21 ay 10 gün olarak fazla tayini,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık vekillerinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunmaları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.02.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:15:49
T.C. YARGITAY
19.Hukuk Dairesi

Esas: 2002/4835
Karar: 2003/3740
Karar Tarihi: 08.04.2003

ÖZET : Uzman bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda, davalı üye işyerinin çalıntı kart ile harcama yapılmasında %50 müterafik kusurlu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

(2004 S. K. m. 72)

Dava: Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılardan Carrefour SA A.Ş vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacılar vekili, davacı Burhan C.'ın asıl, Aylin C.'ın ise ek kart hamili olduklarını Aylin C.'a ait ek kartın çalındığı ve 12.9.2000 tarihinde fark edildiğini ve muhataba bildirdiğini, ancak 10.9.2000 tarihinde davalı Carrefour SA A.Ş alışveriş merkezinden 849.920.000.-TL olarak kartı kullandıklarını, davalıların müşterek kusurları olduğunu belirterek, davacıların davalılara borçlu olmadıklarının tespiti ile 849.920.000.-TL'nin reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Carrefour SA A.Ş vekili, davanın kart hamili ile düzenleyen banka arasında gerçekleştiğini, kart hamilinin kartı çaldırması durumunda davalı bankayı haberdar etmesi gerektiğini, kredi kartını saklaması konusundaki özenin üye işyerine göre daha ağır olması gerektiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Davalı banka vekili, kart hamilinin ihbar külfetini geç yerine getirmesi sebebiyle bankanın sorumlu olamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın davalı banka yönünden reddine, diğer davalı Carrefour SA A.Ş'den 424.960.000.-TL'nın 20.3.2001 tarihinden itibaren %60 yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı Carrefour SA A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle oluşa ve dosya içeriğine uygun düzenlenmiş uzman bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda, davalı üye işyerinin çalıntı kart ile harcama yapılmasında %50 müterafik kusurlu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 8.4.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:16:44
T.C. YARGITAY
11.Hukuk Dairesi

Esas: 2005/3204
Karar: 2006/2824
Karar Tarihi: 20.03.2006

ÖZET: Söz konusu olayda;dava konusu işlemlerin iki ayrı yurt dışı kredi kartı ile gerçekleştirildiği, bu kartlardan birisi için davalı tarafından sorgulama talebinde bulunulmamıştır. Yurt dışı bankadan sorgulanan kart ile yapılan satış için charge - back girişiminde bulunulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi yerindedir.

(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m. 11, 62) (3095 S. K. m. 2/2) (5464 S. K. m. 17, 21)

Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 03/02/2004 tarih, 2003/117 - 2004/111 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

Karar: Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan üye işyeri sözleşmesi uyarınca müvekkiline ait işyerinde kurulan POS cihazı ile 01.10.2002 tarihinde yapılan satış bedelinin davalı banka tarafından bloke edilerek müvekkiline ödenmediğini, oysa müvekkili yetkililerince gereken tüm kontrollerin yapıldığını ileri sürerek, anılan meblağın 01.10.2002 tarihinden itibaren reeskont oranındaki temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini dava etmiştir.

Davalı vekili, söz konusu işlemlerin gerçekleştirildiği kredi kartlarının ait olduğu yurt dışı bankaca yapılan inceleme sonucunda dava konusu harcamaların gerçek kart sahiplerine ait olmadığının ve kartların sahte olduğunun tespit edildiğini, davacının gerekli kontrolleri yapmadığını, provizyon verilmesinin sonucu değiştirmeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 3 ve 11 nci maddeleri uyarınca usulsüz işlemlerden üye işyerinin sorumlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu işlemlerin iki ayrı yurt dışı kredi kartı ile gerçekleştirildiği, bu kartlardan birisi için davalı tarafından sorgulama talebinde bulunulmadığı gibi, yurt dışı bankadan sorgulanan kart ile yapılan satış için charge - back girişiminde bulunulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delilleri tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dava konusu yapılan işlemler nedeniyle davalı banka tarafından üçüncü kişilere herhangi bir ödeme yapıldığının veya yabancı banka tarafından davalıya ödeme yapıldığının kanıtlanamamış olmasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.

Sonuç: Kararın onanmasına 20.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:17:19
T.C. YARGITAY
4.Hukuk Dairesi

Esas: 2004/2938
Karar: 2004/10811
Karar Tarihi: 30.06.2004

ÖZET: Somut olayda;davacı, kredi kartının iradesi dışında elinden, çıktığını ve kartının bilinmeyen bir kişi tarafından ele geçirildiği ve davalı şirkete ait işyerinde bu kart ile alışveriş yapıldığı, kartın kaybolduğunun fark edilmesi üzerine alışverişten bir gün sonra kartın iptal edildiği, davalının işyerinde ödeme sırasında alışveriş yapanın kimliği istenerek karşılaştırma yapılmayarak olaya neden olduğu anlaşılmaktadır. Davalı kimlik sormayarak kusurlu davrandığından zarardan sorumludur.

(818 S. K. m. 44)

Davacı, ... Bankası kredi kartının iradesi dışında elinden, çıktığını, kartı ele geçiren kişinin, 18.7.2003 gününde davalı şirkete ait işyerinden alışveriş yaptığını, kartı kötü niyetli olarak ele geçiren kişiden kimlik sorulmaması nedeniyle zararın doğduğunu belirterek 1.055.000.000 TL.nin ödetilmesini istemiştir.

Davalı, davacıdan kartında yapılan ödemenin post cihazı kullanılarak yapıldığını, herhangi bir çalıntı uyarısı gelmediğinden provizyon alımıyla işlemin tamamlandığını, kimlik tespiti yapıldığını bu nedenle davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının kartının bilinmeyen bir kişi tarafından ele geçirildiği ve davalı şirkete ait işyerinde bu kart ile alışveriş yapıldığı, kartın kaybolduğunun fark edilmesi üzerine alışverişten bir gün sonra kartın iptal edildiği, davalının işyerinde ödeme sırasında alışveriş yapanın kimliği istenerek karşılaştırma yapılmayarak olaya neden olduğu anlaşılmaktadır. Davalı kimlik sormayarak kusurlu davrandığından zarardan sorumludur. Yerel mahkeme kararının gerekçesinde bildirilen hususlar indirim nedeni olup davanın tümden reddini gerektirmez. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeden davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30.9.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:17:50
T.C. YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

Esas: 2001/346
Karar: 2001/344
Karar Tarihi: 11.04.2001

ÖZET: Kartı ibraz eden kişinin yetkili hamil olup olmadığını üye işyeri görevlisi tespit etmeli ve bu amaç doğrultusunda kredi kartı üzerinde yer alan imza ile müşterinin harcama belgesine attığı imzayı karşılaştırarak, benzerlik bulunmaması halinde müşterinin kartla ödeme talebini reddetmelidir. Bu işlemleri yerine getirmede üye işyeri görevlisinin özen borcu B.K. Md. 390 anlamında yerine getirilmesi gereken özendir. dahası kuşku halinde müşteriden kimlik belgesi istenebilmelidir. O nedenle, üye iş yeri kast ve ağır ihmal ile verdiği zarardan kart hamiline karşı sorumludur.


(818 S. K. m. 25, 44, 390)

Dava: Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen gün ve 4.11.1998 sayılı kararının incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 15.2.1999 gün ve 1999/359 E- 856 K. sayılı ilamı ile; (...Davacı, dava dışı G. ve T.'nin kendisine ait kredi kartını çaldıklarını, daha sonra davalıdan aldıkları mal bedelini çaldıkları kredi kartıyla ödediklerini, davalının bu alışveriş esnasında müşterilerinden kimlik belgesi sormamak suretiyle zararına neden olduğunu ileri sürerek bankaya ödemek zorunda kaldığı 141.000.000.- TL'nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, dava dışı G.'nin davacının kız arkadaşı olduğunu, davacının kredi kartını G.'ye rızasıyla kullandırdığını daha sonra araları açıldığı için davacının G. hakkında hırsızlıktan dolayı suç duyurusunda bulunduğunu kendilerinin iyi niyetli olduklarını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacının kredi kartını dava dışı G.'ye rızasıyla verdiği, G.'nin de kartı davacının muvafakatıyla kullandığı, davacının Borçlar Kanunu'nun 25/I maddesi gereğince kötü niyetli olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı şirket, davacıya ait kredi kartının dava dışı G. tarafından kullanıldığını kabul etmekle birlikte bu kullanmanın davacının muvafakatıyla gerçekleştiğini savunmuştur. Bu durumda davalı şirketin, davacının anılan işleme muvafakat verdiğini yasal delillerle ispat etmesi gerekir. Toplanan delillerden davalı şirketin davacının yapılan işleme muvafakat verdiğini ispata olanak yoktur. Ne var ki davalı delil listesinin (7) sırasında "her türlü delil" demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan davalıya bu hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemenin bu hususu gözden kaçırması usule ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden : Davacı vekili.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle; öncelikle belirtelim ki uyuşmazlık davacı kart hamili ile davalı üye işyeri arasındaki hukuksal ilişki ve gelişen somut olayın özelliği ile sınırlı olarak incelemeye alınmıştır.

Kural olarak kart hamili kredi kartını normal bir insandan beklenen dikkat ve özenle korumak zorundadır. Kredi kartının ancak üzerinde adı ve soyadı (veya ticaret unvanı) yazılı kişi tarafından kullanılabileceği çok açıktır.

Kartın başka biri tarafından kullanılmasının istenmesi halinde, kredi kartını üye işyeri kabul etmemekle yükümlüdür.

O nedenle, kartı ibraz eden kişinin yetkili hamil olup olmadığını üye işyeri görevlisi tespit etmeli ve bu amaç doğrultusunda kredi kartı üzerinde yer alan imza ile müşterinin harcama belgesine attığı imzayı karşılaştırarak, benzerlik bulunmaması halinde müşterinin kartla ödeme talebini reddetmelidir. Bu işlemleri yerine getirmede üye işyeri görevlisinin özen borcu B.K. Md. 390 anlamında yerine getirilmesi gereken özendir. dahası kuşku halinde müşteriden kimlik belgesi istenebilmelidir. O nedenle, üye iş yeri kast ve ağır ihmal ile verdiği zarardan kart hamiline karşı sorumludur.

Davalı şirket davacıya ait kredi kartının dava dışı G. tarafından kullanıldığını kabul etmekle birlikte davacının bu kullanmaya ve işlemlere onam verdiğini savunmuştur. Bu kabulü karşısında davalı onam olgusunu yazılı delille kanıtlamakla yükümlüdür. davalı anılan yazılı delile dayanmamıştır. O nedenle daire bozmasında belirtildiği şekilde davalının bu konuda sadece yemin hakkının varlığı gündeme gelir.

Ne var ki, savunmayı doğrulayan dosyadaki delil ve belgelerden, davacının dava dışı G.'yle gelişen ilişkileri içinde G.'nin kredi kartını kullanmasında kendine düşen özen borcunu ve yükümlülüklerini yerine getirmediği, o nedenle müterafik kusuru bulunduğu belirlenmiştir.

Hal böyle olunca davalının sorumluluğundan B.K. Md. 44 uyarınca indirim yapılması gerekir.

Mahkemece hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 11.4.2001 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:18:22
T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2001/1854

K. 2001/2649

T. 25.10.2001

• İNTERNET ARACILIĞYLA İŞLENEN SUÇLAR ( Mahkemece Üniversitelerin Bilgisayar ve Ceza Hukuku Kürsülerinden Seçilecek İnternet Konusunda Uzman Bilirkişi Kurulu İle Keşif Yapılması )

• İNTERNET ERİŞİM SAĞLAYICI ( Superonline A.Ş.'nin Bir İnternet Servis Sağlayıcısı mı Erişim Sağlayıcısı mı Olduğunun Tespit Edilmesinin Gerekmesi )

• WEB SİTESİ SİSTEMİ ( Dava Konusu Yazının Yayımlandığı Forumun ve Web Sitesi Sisteminin Nasıl Oluşturulduğunun Belirlenmesi )

765/m.159,525

ÖZET : Mahkemece üniversitelerin bilgisayar ve ceza hukuku kürsülerinden seçilecek internet konusunda uzman bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak Superonline A.Ş.nin bir internet servis sağlayıcı mı, erişim sağlayıcı mı yoksa her iki fonksiyona birlikte mi sahip olduğu, internet servis sağlayıcı olması durumunda sahibinin kim olduğu, ayrıca dava konusu yazının yayımlandığı forumun ve web sitesi sisteminin bir işletene ( moderatör ) bağlı olup olmadığı hususlarının saptanmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulmuştur.
DAVA : Cumhuriyeti, Adliyenin manevi şahsiyetini, Devletin Askeri Kuvvetlerini ve Emniyet Muhafaza Kuvvetlerini tahkir ve tezyif etmekten sanık C. A.'nın yapılan yargılaması sonunda; Mahkumiyetine dair İSTANBUL 4.Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 27.3.2001 gün ve 1999/225 esas, 2001/56 karar sayılı hükmün duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi sanık vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle sanık hakkında duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:
KARAR : 1- Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından öncelikle sanığın adı geçen şirkette konumunun ne olduğu, foruma internet ortamında elektronik posta ile gönderilen suçlamaya konu yazılara müdahale etme görev ve yetkisinin bulunup bulunmadığı, müdahale etme yetkisinin bulunmaması halinde bu yetkinin kime ait olduğu hususunun ilgili kurumdan gerekli bilgi ve belgelerde sağlanarak saptanması;
2- Mahkemece üniversitelerin bilgisayar ve ceza hukuku kürsülerinden seçilecek internet konusunda uzman bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak Superonline A.Ş.nin bir internet servis sağlayıcı mı, erişim sağlayıcı mı yoksa her iki fonksiyona birlikte mi sahip olduğu, internet servis sağlayıcı olması durumunda sahibinin kim olduğu, ayrıca dava konusu yazının yayımlandığı forumun ve web sitesi sisteminin bir işletene ( moderatör ) bağlı olup olmadığı hususlarının saptanmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulması,
SONUÇ : Yasaya aykırı, sanık vekilinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı incelemede öne sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 25.10.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY:
Sanık C.A. hakkında merkezi İstanbul'da bulunan Yapı Kredi Bankasının bir yan kuruluşu olan Superonline Uluslar arası Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Anonim Şirketi'nin internet bölümler koordinatörü olduğu, bu sıfatı ile sisteme bağlı internet kullanıcılarından gelen yoğun istem üzerine internet ortamında; ( Forum: Tartışma Platformu ) başlıklı bir sahife düzenleyerek internet kullanıcılarının hizmetine sunduğu, 26.4.1999 tarihinde başlayan yeni sahifenin konusu ( Türkiye'de insan hakları ihlalleri ) olarak belirlenip bu sahifeye gelen mesajlar ile Cumhuriyeti Tahkir ve Tezyif Etmek, Askeri Kuvvetleri Tahkir ve tezyif etmek, Emniyet Kuvvetlerini Tahkir ve Tezyif Etmek, Adliyenin Manevi Şahsiyetini Tahkir ve Tezyif Etmek suçlarının işlendiği iddiası ile TCK.nün 159/1. maddesinin dört kez uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanık Yapı Kredi Bankasının bir yan kuruluşu olan Superonline Uluslar arası Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Anonim Şirketi İnteraktif Bölümler Koordinatörü olduğunu kabul etmiştir. Mesajları okuduğunu suç unsuru görmediğini, bir vatandaş tarafından ihtara rağmen sahifeyi kapatmayarak dört gün daha bilgisi dahilinde açık tuttuğunu açıklamış bu sahifenin kapatılması içinde hiçbir makama veya yetkiliye müracaat etmediği anlaşılmıştır.
Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin de belirlediği gibi internetteki yayınlar nedeni ile yapılacak işlem konusunda henüz yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu durumda Genel Hukuk Kurallarının uygulanması gerekmektedir.
Sanık açmış olduğu sahifeyi suç teşkil eden mesajları gördüğü halde iptal etmemek suretiyle yüklenen suçları işlemiştir. Ayrıca bahsi geçen sayfanın internet kullanıcılarına açık bırakılması ile de suçun aleniyet unsuru gerçekleşmiştir. Ortada başkaca araştırılması gereken bir husus bulunmadığından; toplanan delillere, mahkemenin gösterdiği gerekçeye mesajların içeriklerine incelenen dosya kapsamına nazaran mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan onanması görüşü ile sayın çoğunluğu kararına katılamıyorum. 25.10.2001
M. Üye
Ş.E
TEFHİM ŞERHİ:
25.10.2001 gününde verilen işbu karar Yargıtay C.Savcısı M. Ş'nin huzurunda, duruşmada sanığın savunmasını yapmış bulunan Av.F. İ'nin yüzüne karşı 14.11.2001 günü usulen ve açık olarak tefhim olundu.
Başkan Üye Üye Üye Üye
D.T Ş.E H.G F.Y. K M.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:19:09
T.C. YARGITAY
6.Ceza Dairesi
E:2001/15823
K:2002/883
T:31.01.2002
• BİLİŞİM SUÇLARI
ÖZET: Sanığın sahte olarak oluşturulan banka kredi kartlarına yabancı ülke banka kredi kartı, sahibi kişilere ait bilgileri, bilişim sisteminde yer alan program ve verilerden yararlanarak zarar vermek ve haksız çıkar sağlamak için nakletme eyleminin bir bütün olarak TCK.nun 525/a2 ve 80. maddelerine uygun zincirleme tek suç oluşturduğu gözetilmelidir.
(765 s. TCK. m. 80, 523/1, 525/a2)
Sahtecilik ve dolandırıcılıktan sanık ve tutuklu Çağatay hakkında yapılan yargılama sonunda: Mahkumiyetine dair (İzmir Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)nden verilen 5.7.2001 tarihli hükmün YARGITAY ca incelenmesi katılan vekili ile duruşmalı olarak sanık savunmanları tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından bozma isteyen 6.11.2001 tarihli tebliğname ile 12.11.2001 tarihinde Daireye gönderilmekle tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda okunarak gereği görüşülüp düşünüldü.
Soruşturmanın sonuçlarını içeren , tutanaklar, belgeler ve duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunma doğrultusunda yapılan incelemede;
Bankaların zararı giderilmediği ve katılan İlyas ile yakınan Vedat'tan alınan altınlar kollukça yapılan aramada ele geçirilip el konulmuş olduğu halde, yasal koşulları oluşmayan TCK.nun 523/1. maddesinin uygulanması, bu konuda karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanığa yükletilen dava konusu nitelikli dolandırıcılık eylemlerinin yasada öngörülen suç tipine uygun olarak nitelendirildiği,
İddiaya, savunmalara ve toplanıp karar yerinde gösterilen yeterli delillere göre belirtilen suçların sanık tarafından işlendiği,
Soruşturma aşamalarında ileri sürülen iddia, itiraz ve savunmaların incelenip tartışıldığı ve delilere uygun olarak değerlendirildiği,
Duruşma sonunda oluşan vicdani kanı ve uygulama maddeleri uyarınca eleştiri dışında cezanın doğru olarak belirlendiği,
Anlaşıldığından, katılan İlyas vekili ile sanık ve savunmanlarının temyiz itirazları ile Av. Okan'ın duruşmada ileri sürdüğü savunma yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle anılan suçtan kurulan ve eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğname gibi (ONANMASINA),
Bilişim sistemine ilişkin program ve verilere yönelik eylemden kurulan hükme yönelen temyiz itirazlarına gelince;
Sanığın sahte olarak oluşturulan banka kredi kartlarına yabancı ülke banka kredi kartı sahibi kişilere ait bilgileri, bilişim sisteminde yer alan program ve verilerden yararlanarak zarar vermek ve haksız çıkar sağlamak için nakletme eyleminin bir bütün olarak TCK.nun 525/a2 ve 80. maddelerine uygun zincirleme tek suç oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde uygulama yapılması.
Bozmayı gerektirmiş, sanık Çağatay savunmanlarının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle istem gibi (BOZULMASINA), 31.1.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Gökhan Kartal
02-08-2008, 01:19:58
T.C. YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas: 2001/6-30
Karar: 2001/57
Karar Tarihi: 10.04.2001

ÖZET:Sanığın haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına ait kart ve şifreyi kullanarak bir bankanın iki farklı şubesindeki ATM makinesinden para çekip hukuka aykırı yarar sağlaması eylemi, TCK.nun 493/2. madde ve fıkrasındaki suçu değil aynı Yasanın 525/b-2. madde ve fıkrasında düzenlenen, bilgilen otomatik isleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlamak suçunu oluşturur.

(765 S. K. m. 59, 493, 522, 525/B, 525/A, 525/C) (YCGK 2000/6-62E 2000/72K 11/4/2000)

Dava: Sanığın TCY'nin 493/2, 522 ve 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin (Kadıköy İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)nin 8.9.2000 gün ve 132/215 sayılı hükmü sanık vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi'nce 22.1.2001 gün ve 110/56 sayı ile tebliğnamedeki isteme aykırı olarak onanmıştır.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 18.2.2001 gün ve 165472 sayı ile şifresini haksız bir şekilde ele geçirerek Y... Bankasının ATM'sinden 600 milyon lira çekmesi şeklinde gelişen olayın, hemen aynısı sayılabilecek benzer olay yargılama konusu olmuş ve başsavcılığımızın itiraz başvurusu üzerine Ceza Genel Kurulu 11.4.2000 gün ve 6-62-72 sayılı kararı ile "sanığın haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına ait kart ve şifreyi kullanarak bir bankanın üç farklı şubesindeki ATM makinesinden para çekip haksız mal edinme eylemi TCK'nın 493/2. madde ve fıkrasındaki suçu değil aynı yasanın 525/b-2. madde ve fıkrasında düzenlenen suçu oluşturduğundan Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir" şeklinde içtihat etmiştir.

İtiraza konu olayımızda sanık müştekiye ait banka kredi kartını haksız olarak ele geçirmiş, şifresini de öğrenerek Y... Bankasına ait ATM'den para çekmiştir. Dolayısıyla da bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi lehine hukuka aykırı yarar sağlamıştır. Sanığın TCK'nin 525/b-2, 59. maddeleri yerine TCK'nin 493/2, 522, 59. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi bu nedenle yasaya aykırıdır" düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Y... Bankasının Çiftehavuzlar şubesindeki ATM'nin kart konulan bölümüne önceden kâğıt yerleştiren sanığın, işlem yapmak isteyen şikâyetçinin kartının sıkışmasını sağlayıp, böylelikle sistemle iletişimi ve işleme geçilmesini engellediği, yardımcı olmak bahanesiyle kredi kartları merkezini arıyor izlenimi verip önceden anlaştığı arkadaşını cep telefonu ile arayarak şikâyetçi ile görüşmesini sağladı, kartını geri alabilmek, olmazsa kartın kullanımını iptal ettirebilmek umuduyla görüşen şikâyetçiye banka görevlisi gibi davranan arkadaşının yaptırdığı şifre kodlama işlemi sırasında şikâyetçinin şifresini öğrendiği, onun ayrılmasından sonra da kredi kartını yuvadan çıkartıp Y... Bankasının anlaşmalı olduğu P...'nin iki ayrı şübesindeki ATM'lerinden farklı tarihlerde toplam altıyüz milyon lira nakit kredi çektiği dosyadaki belge ve kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Bu oluşa göre, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki görüş uyuşmazlığı suç vasfının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın çözümlenmesinde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle bilgisayar suçluluğunun tarihsel gelişimi ile ceza yasamızdaki konuya ilişkin düzenleme üzerinde durulmalı, sonra da sistemin işleyiş biçimi ile öğretideki görüşler ele alınıp birlikte değerlendirilmelidir.

Bilgisayar kullanımının ağırlıklı olarak ekonomi alanına girmesi nedeniyle Amerika'da 1960'lı, Avrupa'da ise 1970'li yıllarda kuramsal ve uygulama boyutlarında (bilgisayar suçları) ile ilgilenilmeye başlanmış, birçok devlet iç hukuklarında bu konuya ilişkin yasal düzenlemeler yapmış, ancak gelişen teknoloji ve konunun karmaşıklığı karşısında düzenleme biçiminde ortak bir sisteme ulaşılamamışsa da başlıca 2 sistem izlendiği görülmektedir.

Bunların birincisinde, bilgisayar suçları koruduğu hukuki yarar itibarıyla, geleneksel suç tipi olarak tanımlanan (örneğin; hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik ve nas-ı ızrar gibi) belirli suç tiplerinden hangisiyle benzeşiyorsa, o geleneksel suç tipleriyle aynı bölüme yerleştirilmiştir. Başka bir deyişle bilgisayarla işlenen dolandırıcılık suçu geleneksel dolandırıcılık suçu ile bilgisayarla işlenen sahtecilik suçu ise geleneksel sahtecilik suçları ile aynı bölümde düzenlenmiştir.

İkinci sistemde ise hızla gelişen sibernetik evrimi dikkate alınmış, bilgisayar yoluyla yahut bilgisayara karşı gerçekleştirilen ve zaman içinde sayı ve nitelik olarak geliştiği ve önceden öngörülmesi zor biçimde çeşitlendiği görülen hukuka aykırılık yöntemleri de göz önünde tutalarak, bilgisayar suçlarının geleneksel suç tiplerinden bağımsız ve tamamen ayrı suç tiplerini oluşturduğu kabul edilmiş, bunların ayrı yasalarda yahut ana kod niteliğindeki genel ceza yasalarında, ancak geleneksel suç tiplerinden farklı bölümlerde düzenlenmesi yoluna gidilmiştir.

İkinci sistemden etkilenen Ceza Yasamıza, 14.6.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3756 sayılı yasa ile 525. maddeden sonra gelmek üzere "BİLİŞİM Alanında Suçlar" başlıklı onbirinci bab eklenmiş olup, bu husus yasanın gerekçesinde "suçların uygulamada kolaylık sağlamak üzere ayrı bir bölümde toplanması tercih edilmiştir" şeklinde açıklanmıştır.

Ceza Yasamızın bu bab'da yer alan 525 a maddesinde program veri ve diğer unsurları hukuka aykırı olarak ele geçirmek, bunları başkasına zarar vermek amacıyla nakil ve çoğaltmak, 525 c maddesinde sahte bir belgeyi oluşturmak amacıyla sisteme veri veya unsur yerleştirmek yahut var olan veri veya unsuru tahrif etmek, tahrif edilmiş olduğunu bilerek kullanmak, 525 b maddesinin birinci fıkrasında başkasına zarar vermek veya kendisi ya da başkasına yarar sağlamak amacıyla sistemi veya verileri tahrip etmek, sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış işlemesini sağlamak, konumuzu ilgilendiren ikinci fıkrasında ise; bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlamak eylemleri cezai yaptırım altına alınmıştır.

TCY'nin geleneksel nitelikli hırsızlık suçuna ilişkin 493/2. maddesinde de taklit anahtar, sair alet veya sahibinin terk ettiği veya kaybettiği anahtarı elde ederek yahut haksız yere elde bulundurulan asıl anahtarla bir kilidin açılması suretiyle hırsızlık suçunun işlenmesi yaptırım alma ve öğretide bir kilidi açan her türlü aletin (görünümü ve özelliği ne olursa olsun) sair alet olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Kısaca ATM olarak da adlandırılan Automated Teller Machine sistemi ise önceleri yalnızca hafta sonları ve bankaların kapalı olduğu zamanlarda kişilerin para çekmelerini sağlamak üzere tasarlanmış "otomatik vezne" olarak adlandırılan bir makine iken, teknolojik gelişmelere paralel olarak günümüzde bankacılık faaliyetlerinin hemen tümünün gerçekleştirilmesine olanak sağlayan, ana sisteme bağlı ve çok geniş bir alana yayılmış olan bilgi işlem biriminin parçası haline gelmiştir. Öyle ki, ATM'ler aracılığıyla onun bağlı bulunduğu sisteme ulaşılarak döviz, fon, hisse senedi, devlet tahvili, bono, kıymetli maden alım satımı, repo, havale ve virman işlemleri mevduat ve yatırım hesaplarının sorgulanması ve hesaplar arası aktarım ile kredi kullanımı v.b. bankacılık işlemleri yapılabilmektedir. Sistemin işleyiş biçimine gelince, teknolojideki gelişmelere paralel olarak karta ihtiyaç göstermeyen, örneğin banka mudisi, müşterisi veya kredi sözleşmesinin tarafı olan kişinin ekrana dokundurduğu parmağının izini yahut onu diğer insanlardan ayıran ses ve göz özelliklerini tespit ederek sistemin merkezine aktaran, sistemin tanıyarak algılaması sonrasında yine sistemce verilen uygun komutlar ve izin doğrultusunda sisteme giriş ve işlem olanağı sağlayan ATM tasarımlarının geliştirilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Ancak günümüzde yaygın olup ülkemizde de kullanılan tasarım modelinde ATM'lerin kullanılabilmesi için iki unsura ihtiyaç vardır. Bunlardan biri kart diğeri kullanıcı şifresidir. Bu iki araca sahip olmadan, bir bilgi işlem biriminin parçası olan ve ana sisteme bağlı bulunan ATM makinelerini kullanma olanağı yoktur. Belirtilen karta sahip olup, önceden sisteme tanıtılmış olan şifreyi de bilen kişi, kartı makineye takip şifreyi kodlayarak işlem sürecini başlatabilir. Ancak, kartı elinde bulunduran kişinin makine vasıtasıyla sisteme verdiği komutların yerine getirilebilmesi için ana kumanda merkezinin de bu komutları onaylaması gerekmektedir. Örneğin nakit para çekilmek istendiğinde hesapta para yoksa veya günlük çekme limiti dolmuş ya da herhangi bir nedenle hesap ana merkez tarafından kullanıma kapatılmışsa, komut onaylanmayacağından işlem yapılamaz. Bu olgu da gösteriyor ki ATM makineleri bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemin ünitesidir.

Yine, sistemi harekete geçirmede kullanılan kartların geleneksel hırsızlık suçları bakımından "sair alet" olarak kabul edilmesi de olanaklı değildir. Gelişen teknoloji ürünü olsalar da bu kartlar şifre olmadan kullanılamazlar, diğer bir söylemle sistemi tek başına harekete geçiremezler. Sistem harekete geçirilemeden bundan bir yarar sağlanması da söz konusu edilemez. Burada bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi harekete geçirebilen kartlar ile belirli bir yere girilmesi için kullanılan diğer kartların, fonksiyonları itibarıyla yek diğerine benzemediği de belirtilmelidir. Ayrıca anahtar benzeri sair bir aletten söz edebilmek için mantıken bir kilidin de bulunması gereklidir. Bu bakımdan da ATM makinelerinde kullanılan kartları sair alet olarak saymaya olanak yoktur.

Konu öğretide de incelenmiş, Prof. A. Önder, suç tipleri bakımından herhangi bir ayrım yapılmadan, bilgisayar sisteminin kullanılması ile mal varlığına karşı işlenen suçların TCY'nin 525 b maddesi hükmü ile yaptırım altına alındığını belirttikten sonra maddenin 2. fıkrasının uygulanabileceği olasılıkları, a- Kompütür hizmeti veren bir müessesenin sistemi kullanılarak gerek bu müessesede çalışanlar gerekse dışardan herhangi bir kimse tarafından haksız yarar sağlanması, b- Bilgisayar sistemi kullanılarak manipülasyon yapılmadan haksız yarar sağlanması, c- Bilgisayara verilen gerçek dışı bilgiler veya program düzenlemeleri ile veya yeterli olmayan bilgiler verilmek suretiyle veya yetkili olunmadığı halde bazı bilgilerin sisteme sokulması ile haksız yarar sağlanması şeklinde sıralamıştır. (Prof. A. Önder, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler. Sh. 504 vd).

Ord. Prof. S. DÖNMEZER ise bilişim suçlarına ilişkin olarak ayrı bir düzenlemeye gidilmesi zorunluluğunun, hırsızlık, dolandırıcılık gibi geleneksel suçların oluşması için alınacak veya elde edilecek şeylerin bulunması, yerine göre bir mal olması gerektiği halde, bilgisayar suçları bakımından durumun farklı olmasından kaynaklandığını ileri sürmüştür (Kişiler ve Mala Karşı Cürümler, 14. Bası Sh. 506).

Konunun Roma'da 1986 yılında yapılan Elektronik Dokümantasyon Merkezinin düzenlediği Enformatik Suçluluk kongresinde de ele alındığı, para otomatlarının kötüye kullanılması fiillerinin de diğer bilgisayar suçları gibi inceleme konusu yapıldığı belirtilmektedir (Nakleden, Öykü Didem Aydın, Bilişim 93, Bildiriler Sh. 73).

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın haksız olarak ele geçirdiği bir başkasına ait kart ve şifreyi kullanarak bir bankanın iki farklı şubesindeki ATM makinesinden para çekip hukuka aykırı yarar sağlaması eylemi TCY'nin 493/2. madde ve fıkrasındaki suçu değil aynı yasanın 525 b/2 madde ve fıkrasında düzenlenen bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar sağlamak suçunu oluşturduğundan Yargıtay C. Başsavcılığı'nın itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul başkanı; teknolojik gelişmeler sonucu enformatik sistemin kötüye kullanılması ile bilgisayar (bilişim-enformatik) suçları olarak adlandırılan yeni bir suç tipi ortaya çıkmıştır. Bu nitelikteki suç faillerinin suçun komplike işleniş, metot ve usulleri karşısında ancak çok uzun süreler sonra ve çok büyük uğraşlar sonucu yine çok büyük haksız çıkarlar elde ettikten sonra yakalanabilmesi nedeniyle, bu suçlulukla mücadele için yeni yasal düzenlemeler yapılmış, suçun işlenişindeki yukarda değinilen olgular dikkate alınarak bu suçlar diğer klasik suç tiplerine göre daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Ülkemizde de bu zorunluluk nedeniyle 14.6.1991 tarihinde yürürlüğe giren 3756 sayılı yasa ile TCY'nin ikinci kitabına "Bilişim Alatınanda Suçlar" başlıklı 11. bab eklenmiş, bilgisayar veri, program ve diğer unsurlarını hukuka aykırı olarak ele geçirme, başkasına zarar vermek üzere kullanma, nakletme, çoğaltma, silme, tahrip etme, bunları kullanarak haksız yarar sağlama, sahte bir belge oluşturmak için kullanma eylemleri yaptırım altına alınmıştır. Ancak ne var ki bu yaptırımların tür ve süreleri geleneksel suçların bazılarının nitelikli hallerindeki yaptırımların altında belirlenmiştir.

Bu yasal düzenlemenin yetersiz kalması nedeniyle, yeni Türk Ceza Yasası Ön Tasarısı'nın 347-352. maddeleri arasında bilişim suçları yeniden ele alınmış, yürürlükteki düzenlemenin yetersiz kaldığı yasa koyucu tarafından da kabul edilmiştir.

Her ne kadar bilişim suçlarının tanım ve tarifi üzerinde ulusal ve uluslararası hukuk alanlarında çok farklı ve değişik düşünceler ileri sürülmüş, bu suçları geleneksel suçlardan ayıracak kriterler bakımından dahi görüş birliğine ulaşılmamışsa da enformatik sistemin kötüye kullanılması olarak adlandırılan ve bir bilgisayar sisteminin kullanılmasını zorunlu kılan bilişim suçlarının ancak enformatik teknoloji hakkında bilgi sahibi olan kişiler tarafından işlenebileceği kabul edilmelidir. Bu itibarla bilişim suçundan bahsedebilmek için sisteme yanlış veriler yükleyerek ya da bilgi işlem sürecinin aşamalarından birine müdahale edilerek sistemin yönlendirilmesi gerekmektedir, ATM'lerinkullanılmasında ise bilgi işlem sürecinin aşamalarından birine müdahale edilmeden, başkalarının sahip olduğu ve bilgi işlem sürecini başlatmayı sağlayan bir kart ve şifreden yararlanılarak basit bir manipülasyonla eylem gerçekleştirilmektedir, bu nedenle ATM'lere yönelik eylemleri bilişim suçu kapsamında değerlendirme olanağı bulunmamaktadır.

Kısaca, sanığın haksız olarak elinde bulundurduğu kart ve şifre ile ATM makinasından para çekme eylemi, teknolojik bilgi kullanılmayı gerektiren bir hareket değildir. Somut olayda bir mal varlığına yönelik eylemde kart sair alet olarak kullanılmış olduğundan bu eylem TCY'nin 493/2. maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunu oluşturmaktadır görüşüyle,

Kurul üyelerinden C. Yelbaşı; "Dava konusu olay; ATM makinasının kart konulan bölümüne tuzaklama yaparak yakınanın kartının sıkışmasını sağlayan ve yardım etme görüntüsü altında önceden anlaştığı arkadaşını banka görevlisi gibi takdim edip yakınanla cep telefonu aracılığıyla görüştürerek bu şekilde şifresini de öğrenen sanığın sonradan makinadan çıkardığı kartı ve öğrendiği şifreyi de kullanarak-bankomat, bankamatik de denilen, otomatik vezne adı da verilen - ATM makinasından 600.000.000 lirayı çekip, haksız olarak edindiği - çaldığı - bu parayı kişisel gereksinmesi için tüketmesi biçiminde gerçekleşmiştir.

Banka içerisindeki vezneden veya dışındaki otomatik vezneden - ATM makinasından - para çalmanın birbirinden ayrılığı yoktur. Örneğin; ATM makinasının para konulan bölümünün açık bırakılmış olması, kilidinin açılması, makinanın kırılması, kesilmesi yöntemlerinden birisiyle içerisinden para alınması, makinanın tümden götürülmesi gibi haksız biçimde ele geçirilen banka kartı ve şifre kullanılmak suretiyle bir miktar para çekilmesi de hırsızlık suçunu oluşturur.

Sorun, bu hırsızlığın niteliğinin saptanması ve uygulanacak yasa maddesinin belirlenmesi, bir başka anlatımla TCK'nın 493/2. ile 525 b/2. maddelerinden hangisiyle hüküm kurulması gerektiğidir.

TCK'nın 525 b/2. maddesi, bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi - bilişim sistemini kullanarak kendisi veya başkası yararına hukuka aykırı çıkar sağlamayı yaptırıma bağlamıştır. Burada öne çıkan "bilişim sistemini kullanmak" maddi öğesidir. Öğreti bunu, sisteme, gerçeğe uygun olmayan bilgi-program-, veri veya diğer unsurları yerleştirme, mevcut verileri veya diğer unsurları değiştirme, yanlış biçimde işlemesini sağlam olarak açıklıyor.

TCK 1997 tasarısının bilişim alanında suçlarla ilgili gerekçesinde "Türk Ceza Kanunu'nun 525 a ila d maddelerinde yer alan bilişim suçları, 1989 Öntasarısından çok küçük değişikliklerle alınıp 1991 yılında kanunlaştırılmış ve Türk Ceza Kanunu'na sokulmuştur. Aradan geçen süre içinde bu suçlar konusunda Batı hukukunda da değişiklikler olduğu gibi bizde de metinler ve suçların oluşması yönünden bazı tereddütler hasıl olmuştur. Bu nedenle Öntasarıdaki maddelerin bütünüyle yeniden ele alınması uygun mütalaa edilmiştir" denilmekte, böylece TCK'nın 525 a-525 d maddelerinin uygulanma yeteneğinin sınırlı olduğu, amaçlanan çözümü getirmediği vurgulanmaktadır.

Bu nedenle TCK 1997 tasarısında, yürürlükteki 525 b maddesinin karşılığı olan 348. madde "bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kimseye... cezası verilir.

Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak veriler sokan veya sistemin içerdiği verileri yok eden veya değiştiren kimseye... cezası verilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen eylemlerle fail, başkasının zararına ve kendisinin veya başkasının yararına haksız menfaat sağlarsa... cezasına hükmedilir" biçiminde düzenlenmiştir.

Bu düzenlemenin ve öğretinin ışığında bilişim sistemini kullanmanın, ancak, sistemin işleyişini engelleme, bozma, hukuka aykırı veri sokma, sistemin içerdiği verileri yok etme veya değiştirme olarak anlaşılması zorunludur. Bunlar sistemin tamamına ve içeriğine yönelik olup dışta kalan ve olağan işleşişi değiştirmeyen basit işlem bu kapsamda değerlendirilemez.

Diğer yönden yasa koyucu TCK'nın 493/2. maddesindeki suçun oluşması için; cürmü işlemek veya çalınmış malı başka yere kaldırmakta kullanılan taklit anahtar veya "sair aletler" yönünden bir sınırlama koymamış, her somut olayda kullanılan şeyin bu kapsamda oluş olmadığının saptanması ve değerlendirilmesini uygulayıcılara bırakmıştır.

Kart biçimindek anahtarlar bulunduğu gibi kartın, tek başına veya şifreyle birlikte kullanılması olanaklı ve "sair alet" olarak kabul ve değerlendirilmesi de olağandır.

Banka kartı ve şifre; ATM makinalarındaki-otomatik veznelerdeki- parayı elde etmeyi sağladığından ve bunlar kullanılmadan diğer işlemlerin yapılması olanağı bulunmadığından, sistemin kilidini açan anahtar işlevini gördüğünden "sair alet" hükmünde ve suç TCK'nın 493/2. maddesine uygun niteliktedir.

Banka kartı ve şifrenin kullanılmasıyla başlayan, paranın ele geçirilmesiyle sonuçlanan ve birden çok davranıştan oluşan eylemin hem TCK'nın 493/2. ve hem de 525 b/2. maddelerine aykırılık oluşturduğu, her ikisini de ihlal ettiği düşünüldüğünde de anılan yasanın 79. maddesine uygun niteliktedir.

Banka kartı ve şifrenin kullanılmasıyla başlayan, paranın ele geçirilmesiyle sonuçlanan ve birden çok davranıştan oluşan eylemin hem TCK'nın 493/2. ve hem de 525 b/2. maddelerine aykırılık oluşturduğu, her ikisini de ihlal ettiği düşünüldüğünde de anılan yasanın 79. maddesinin yollamasıyla uygulamanın 493/2. maddeyle yapılması yasal zorunluluktur" gerekçeleriyle;

Diğer altı kurul üyesi ise kart kullanmanın teknolojik bir bilgi gerektirmeyen basit bir işlem olduğu, kartın bu olayda sair alet olarak kullanılarak hırsızlık eyleminin gerçekleştirildiği, açıklamasıyla itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulüyle, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün (BOZULMASINA), 27.3.2001 günü yapılan birinci müzakerede yasal oyçokluğunun sağlanamaması nedeniyle, 10.4.2001 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

javier21
02-08-2008, 01:22:51
Gerçekten çok güzel kararlar emeğinize sağlık çok teşekkürler.