PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Min şerri mâ halak







Harun Gür
05-06-2008, 20:19:12
Anayasa Mahkemesi, Hükümetin türban düzenlemesini iptal etti. Ardından demokrasiyi dilinden düşürmeyen ak koyunlar, kara koyunlar birer birer ortaya çıkmaya başladılar.

"Anayasa Mahkemesi şekli denetim yapar, esasa giremez" diyenlere şu soruyu sormak lazım:

Anayasa'nın 4. maddesi ilk 3 maddeye atıfta bulunarak bu maddelerin değiştirilemez, değiştirilmeleri teklif bile edilemez olduklarını söylüyor.

Örneğin Anayasa'nın 2. maddesi Cumhuriyetin aynı zamanda "demokratik" olacağını emrediyor. Anayasa değişikliği yapma sayısına erişen bir siyasi iradenin; Anayasa'nın 67. maddesi :

"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir." derken Meclis'te şekil ve oylama şartlarına uygun olarak, aynı maddeyi :

"Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, ancak AKP'ye üye olmaları halinde seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir."

şeklinde değiştirmesi halinde;

"E tabi olur, biz sadece şekil yönüyle inceleriz, bu değişiklik değiştirilemez niteliklerden "demokrasi" yi ortadan kaldırsa bile ne yapalım biz buna karışamayız." demeliler demek ki Anayasa Mahkemesi üyeleri....

Ey el insaf... "Anayasayı deleceğim, Cumhuriyetin değişmez ilkelerini hukuku dolayıp ilk 3 maddeye hiç dokunmadan değiştireceğim" deyin olsun bitsin.

AKP Grup Başkanvekili:
"Anayasa Mahkemesi, Anayasaya aykırı bir karar vermiştir."

AKP Milletvekili:
"Bu yapılan cüppeli darbedir"

AKP Milletvekili:
"Hakimler oligarşisiyle mi idare edileceğiz, bunun kararını vermemiz lazım."



Bu lafları edenleri gördükçe;
Ben :
Rabbime sığınırım
Min şerri mâ halak (yarattığı şeylerin şerrinden)...

Av.Selin Çam
06-06-2008, 10:28:14
ANAYASA
Genel Esaslar
I. Devletin şekli
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir .Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.
Başkenti Ankara’dır.
IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Türkiye Cumhuriyetinin lâik niteliği,doğrudan ya da dolaylı yollarla delinmeye çalışılmıştır.Oysa bu nitelik Anayasa tarafından o kadar korunaklıdır ki,bu niteliğin değiştirilmesinin teklifi dahi mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi,Anayasa değişikliklerini evet sadece şekil bakımından denetler ancak,yapılmaya çalışılan değişiklik Cumhuriyetin niteliklerinden herhangi birini ortadan kaldıracak türdense mahkeme açısından artık bu bir biçim denetimidir.
Kararın ardından 'Mahkemenin kararı halk oyuna sunulsun' biçiminde parlak fikirler öne sürüldüğünü işitiyorum,muhtemelen bundan daha parlak olanları da olacaktır ancak şunu söyleyebilirim;laik nitelik Anayasa'da yer alan belki en kıymetli değerdir.Dilerim,bu niteliğin bir güvence olduğu algılanabilir.

Av.Abbas Bilgili
08-06-2008, 01:46:57
Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliklerini sadece şekil açısından denetleyebileceği, esas açısından denetleme yapamayacakları konusu anayasa hukuku derslerinde anlatılan başlıca ve önemli konulardan biridir.

Bugün bu kararı olumlu bulan Erdoğan Teziç de bir zamanlar anayasa mahkemelerinin anyasa değişikliklerini sadece şekil açısından denteleyebileceğini savunuyordu. Ama bir zamanlar yazdıkları ile şimdiki görüşü büyük bir çelişki oluşturuyor.

Aynı şekilde, Mümtaz Soysal da, yanlış hatırlamıyorsam "100 Soruda Anyasanın Anlamı" isimli eserinde anayasa mahkemelerinin anayasa değişikliklerini sadece şekil açısından denetleyebileceğini yazmıştı ve esas açısından denteleme yapmaları halinde o ülkede yargı diktatörlüğü oluşacağını belirtmişti. (Bu kitabı çok eskiden okuduğum için yazdıklarını sadece hatırlayabildiğim kadarı ile belirtiyorum. Bu anlama gelen şeyler yazmıştı).

Aslında doğrusu da anayasa mahkemelerinin anayasa değişikliklerini sadece şekil açısından, yasa değişikliklerini de hem şekil hem de esas açısından dentleyebilmeleridir. Anayasa hukuku derslerinde bu konular bu şekilde anlatılmıştır bugüne kadar.

Karara gelince.. Kanımca iptal edilen değişikliğin laiklik ilkesine zarar getiren bir yönü yoktu. Çünkü değişiklik metnine bakılırsa, kamu hizmetinden ve eğitimdem yararlanmada sadece ve sadece "eşitlik ilkesine" vurgu yapılmış ve anayasada var olan bu ilke bu değişiklikle daha belirgin olarak vurgulanmıştır.

Elbette bu eşitlik vurgusu ile başörtülülerin de üniversitede okuma imkanı sağlanmak istenmişti. Anayasa mahkemesi bu eşitlik vurgsunu anayasanın laiklik ilkesine ters bulmuştur. Başörtülülerin üniversiteye gitmesinin laikliğe aykırı bir yönü olmadığını düşünüyorum. Bilakis, bu insanları üniversiteye sokmamanın önemli bir hak engellemesi olarak görüyorum.

Aslında, AKP'nin toplumu gerererk, laiklik konusunda hassas olan kesimlerde güven yaratma konusunda en küçük bir adım atmadan kendi bildiğini okumaya kalkışması önemli bir sorun yaratmıştır. AKP'nin bu tutumu ile bu sorun daha da çözümsüz hale gelmiştir. Bu icraatları ile övünebilirler.. Başörtülülere üniversite kapılarının kapanmasında, laikliği katı, yasakçı ve dar yorumlayanlar kadar AKP'nin de hatası/günahı vardır.

Anayasa değişikliği yapılırken, devlet memurluğunda, ilk ve orta öğretimde kesinlikle başörtüsüne izin verilmeyeceği konusunda güvence verilseydi, sanırım anayasa mahkemesi de farklı bir karar verebilirdi. Çünkü bir çok kişi üniversite kapısının açılmasından sonra sıra diğer kapılara gelecek kuşkusu taşıyor.

AKP'nin böyle bir güvence vermemiş olması bardağı taşırmış ve Anayasa Mahkemesi'nin kanımca hukuki olmayan bu kararı vermesine neden olmuştur. Bu karar emsal alınırsa, bundan sonra yasa ve anayasa değişiliklerin tamamında "değişiklik teklifi yapılamayacak" maddelerle bağlantı kurularak her değişikliğin önü kesilebilir. Dolaylı bir yorumla bu bağlantının kurulması her olayda mümkün olabilir. Özelleştirme, vergi, teşvik gibi ekonmik değişikliklerin "sosyal devlet ilkesi" ile çeliştiği gerekçesine dayandırılması mümkündür. Kürtçenin yasaklanması veya serbest bırakılması da "ülkenin bölünmez bütünlüğü" ile bağlantı kurularak her zaman yasaklanabilir. Bunlar ilk akla gelenler.

Çok ilgisizmiş gibi görünen konularda dahi bu bağlantıyı kurmak mümkün. Bu nedenle de Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile aslında meclisin yetkisinde olan bu konuları bu şekilde kendi ipoetği altına almıştır ve almaya da devam edebilir. Bu durum meclisi fonksiyonsuz duruma getirir ve kuvvetler ayrılığı ilkesini rafa kaldırır. Yargıçlar, meclisin fonksiyonunu üslenmiş olur.

AKP'nin kuşku kokan (güven vermeyen) tutumu yüce mahkemenin siyasi karar vermesine neden olmuştur. Her iki tarafın da hatalı olduğunu düşünüyorum.

Av.Selin Çam
08-06-2008, 10:16:21
E.1989/1,K.1989/12,07.03.1989 karar tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı:

"Anayasadaki laiklik ilkesine karşı eylemlerin demokratik bir hak olduğu savunulamaz.Anayasal ayrıcalığa sahip laiklik ilkesi,demokrasiye aykırı olmadığı gibi tüm hak ve özgürlüklerin de bu ilke temel alınarak değerlendirilmesi zorunludur.Laikliği ortadan kaldıran ya da zedeleyen bir özgürlük ya da özerklik geçerlik kazanamaz.Türk devrimi temeline oturan ve bu yapıda laiklik ilkesine özel bir önem ve üstünlük tanıyan Anayasa,özgürlükelre karşı laiklik ilkesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklere kıydırılmasına olanak tanımamıştır."

Mahkeme benzer kararlarında da açıkça bu ilkenin anayasal ayrıcalığa sahip olduğunu,tüm hak ve özgürlüklerin-buna eşitlik de dahil-bu ilke temel alınarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu ifade ediyor.Kısacası,Mahkeme'nin bu ilkeye yüklediği değer bakımından geçmişiyle çelişen bir yanı yok.

Av.Abbas Bilgili
08-06-2008, 11:55:43
Sayın c_selin;
Anayasa Mahkemsesi'nin iptal ettiği değişiklik, anayasada mevcut olan eşitlik ilkesini daha belirgin vurgulamak amacıyla yapıldı. Yani anayasada zaten bu ilke vardı ve halen de var. Olmaması da düşünülemez. Eşitlik ilkesinin laiklikle çelişen bir yönü olmadığı gibi, evrensel hukukun en önemli ilkesidir. Bu anlamda bu değişikliği yapmaya gerek yoktu da denilebilir. Eşitlik ilkesini daha fazla belirginleştirerek başörtülüleri üniveristeye sokabilir miyiz diye düşünenler bu değişikliği yaptılar. Ama yüksek mahkeme iptal kararı vermese de amaçlanan hedefe bu ortamda ulaşmaları zordu.

Ben üniversitelerin özgürlüğün en geniş olması gerektiği yer olduğunu düşündüğümden ve demokratik hukuk devleti olan hiç bir ülkede böyle bir yasak olmadığından; üniversitelere başörtüsü ile girilebilmesini hep savundum ve savunuyorum. Bunun laikliği ihlal etmek ya da "laikliğe kıymak" anlamına gelmediğini düşünüyorum.

Yanlışlık, AKP'nin başörtüsü sorununu anayasa ile çözmeye çalışmasındadır. Toplumu gererek, güven vermeyerek, kuşku yaratarak bu sorun çözülmez. Bu konu zamana bırakılarak ve anyasaya taşınmadan çözülebilirdi.

Sizin değindiğiniz 89 yılına ait karardaki "laikliğin özgürlüğe kıydırılamayacağı" şeklindeki söylem bence gerçekçi değil. Özgürlüğün laikliğe kıymak gibi bir niyeti olmadığı gibi özgürlüğü savunanların laik kişiler olduğu ve laikliğe de ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.

Cumhuriyetin çocukluk dönemi kuşkularından artık kurtulması lazım. Bu aşamadan sonra bu ülkede laikliği kimse yok edemez. Laiklik zannediliği gibi sadece Türkiye'de %20'nin benimsediği bir şey değil. Büyük çoğunluğun yaşam biçimidir. Laiklik elden gidiyor diyerek, en temel hakları kısıtlamak bu ülkeyi demokratik hukuk devleti olmaktan uzaklaştırıyor.

Selamlar.

ilknurr
08-06-2008, 23:29:45
Tüm sorunların yanıtı için bakınız " Velev ki türban siyasi simge olsa ne olur? "

Av.Selin Çam
09-06-2008, 10:16:35
Sayın Abbas Bilgili;
Bu konu,eşitlik ve özgürlük kavramları önderliğinde yürütülmeye çalışıldı.Kabul ediyorum;inanç bir özgürlüktür.Ancak beraberinde şunu da kabul ediyorum,inanç benim ona yüklediğim iyi niyetli anlamla aynı doğrultuda algılanmayabilir.inanca bir vicdani husus olmanın çok ötesinde anlamlar yükleniyorsa,inanç ve inancın bir gereği olduğu düşünülen davranışlar sömürü ve kötüniyet aracı olarak rahatlıkla kullanılabilir.Tıpkı,yapılmaya çalışıldığı gibi.
Anayasasında belirli ilkeleri temel alarak yola çıkmış bir ülke olunmasaydı buna bir özgürlük problemi olarak bakılabilirdi belki ama demokratik ve laik düzen buna bir özgürlük problemi olarak bakmaya uygun değil.

Sevgi ve saygılarımla..

Harun Gür
09-06-2008, 22:21:52
Cumhuriyetin çocukluk dönemi kuşkularından artık kurtulması lazım. Bu aşamadan sonra bu ülkede laikliği kimse yok edemez. Laiklik zannediliği gibi sadece Türkiye'de %20'nin benimsediği bir şey değil. Büyük çoğunluğun yaşam biçimidir. Laiklik elden gidiyor diyerek, en temel hakları kısıtlamak bu ülkeyi demokratik hukuk devleti olmaktan uzaklaştırıyor.

1950'ler ile birlikte bu ülkede laiklik yokedilmeye yüz tutmaya başlamıştır, bugün gelinen nokta işte bu son noktadır. Bunların özgürlüklerle açıklanabilmesi mümkün değildir. Bu durum, çoğunluk oyuyla da açıklanamaz, velev ki çoğunluk oyu mevcut olsaydı... Aslında böyle bir oran, laikliği aşındırmaya çalışan partinin seçmeninin önemli bir kısmında da niyet olarak yoktur.

Ancak böyle diye önce özgürlük sonra laiklik diyemezsiniz. Laiklik özgürlüğün sigortasıdır. Unutmayın Abbas Bey, İran'da da 20 milyon insan özgürlük ve Cumhuriyet taraftarı olarak referandumda müsbet oy kullanmışken, karşılarında menfi oy sahibi sadece 140 bin kişi vardı. O referandum sonrası bugün İran İslam Cumhuriyeti'dir.

Sizce orada demokrasi ve özgürlük var mıdır?

Başbakan Araf Suresi'nden alıntı yapmıştı, ben de bir ironi olarak Felak Suresi'ne gönderme yaptım konu başlığı ile... Bu nedenle eğer bana böyle bir konu başlığı açtım diye kızan varsa ki, var biliyorum kızanlar, onlar önce Başbakan'a kızsınlar. İşte Dini kullanmak böyle birşey...

Ve bence iktidar partisi Anayasa Mahkemesi'ne yatıp kalkıp dua etsin. Sistemin iyi ki böyle sigortaları var. Yoksa iş demokratik çözümler içerisinde halledilemez ve korku dağları bekler hesabı anında askere sövülemeyeceğinden, herşey olup bittikten sonra sövmeye başlanırdı, bunun da herşey olup bittikten sonra memlekete bir faydası olmazdı.

Avrupa'da demokrasiye zarar verecek partiler oy çokluğu ile iktidar ve muktedir olamıyorlar, çünkü o sistemlerin sigortaları var. İsterseniz yakın geçmişten mesela Avusturya'dan örnekler verelim.

Bizim sistemimizin sigortaları da Anayasamızda tanımlanmıştır, başka tanımlara ihtiyaç yoktur. Bugün AKP'li bir milletvekilinin Anayasa Mahkemesi kararlarını askıya almak konusundaki görüşleri size ehven geliyorsa, diyecek birşey yok.

Durmak yok irticaya desteğe devam...:o

Selamlar,