PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : 25, 25, 23







Harun Gür
03-05-2008, 02:00:18
denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun

kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür..
bulut mu olsam, gemi mi yoksa
yosun mu olsam, balık mı yoksa
ne o, ne o, ne o
deniz olunmalı oğlum...


25 yaş sendromu nedir bilir misiniz?

Şöyle tanımlıyor bir genç ekşi sözlükte 25 yaş sendromunu :

“Tüm arkadaşların birer birer evlenmesi, üniversite sonrası ne yapacağını bilememek, askerlik sorunsalı, aileden kopuş gibi konuların üst üste gelerek insana blue (bluğ demek istemiş) çağı (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=blue+cagi)ndan sonra ilk yaş sendromunu yaşatan olaylar zinciri...”

Genç kardeşimiz, günümüz penceresinden ne güzel özetlemiş değil mi 25 yaşında bir delikanlının dertlerini...

Haklı tabi, modern zamanların modern sorunları gençlerimizi farklı kulvarlarda, farklı bir savaşın içerisine sürüklüyor. 1980 silindiri de beyinlerin üzerinden geçince hele... Bunları yazan genç kardeşim yine de şanslıymış ki , yazdıklarından bir üniversite bitirebildiği anlaşılıyor.

Zaman çabuk geçiyor, sorunlar farklılaşıyor... Çok değil bundan 40 yıl önceki gençlerin sorunları çok daha farklıydı bu ülkede, ne olduysa bu 40 yılda oldu. 40 yıl öncesinin 25 yaşındakilerinin blog mesajları ölüm hissedildiğinde veya mümkün olursa arefesinde, kağıda yazılır, birileri uygun görürse gönderilene teslim edilirdi.

O zamanın mesajlarına bir örnek şöyleydi:

“Sana ben her zaman için müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni... Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. Baba, biz Türkiye'nin ikinci Kurtuluş savaşçılarıyız. Elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da... Tıpkı Birinci Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi... Ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. Ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları... Düşün baba; bugün hükümet işini, gücünü bırakmış bizimle uğraşıyor. Çünkü bizden başka gerçek muhalefet kalmamış durumda. Ve hepsi Kemalist çizgiden sapmışlar. Ve tarih önünde hüküm giymiş durumdadırlar. Biz çoktan onları tarihin çöplüğüne atmış durumdayız.
Size sesleniyorum ki bu Türkiye'de ben ve benim gibilerin olacağına ve bizim izimizde tam bağımsız Türkiye için çalışacaklarına var gönlümle inanıyorum...”


40 yıl evvelin 25 yaşında genci o şartları yaşamış da yazmış ve yaşadıklarına isyan etmiş, bugün o olumsuz şartların fazlası var eksiği yok. Tek eksiğimiz 40 yıl önceki o dürüst, onurlu ve fedakar gençler...

25, 25, 23’ ünde ölen gençler... Üzülmeyin, gönlünüzü ferah tutun. O fazlasıyla yetişkin hayallerinizi ve şu yaşımızda o çocuk ruhlarınızı yaşatmaya devam ediyoruz. Ölmedik hala yaşıyoruz, varız...

Madem şiirle başladık, şiirle bitirelim ;

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."

Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün adil olması için
hayatın adil olması lazım, diyorsunuz...




Harun Gür Notu : 2 Gün önce yaşananları tekrar gözümün önüne getirince, 3 gün sonrasını bekleyemedim, kusura bakmayın...

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
03-05-2008, 18:23:09
Tüm mücadelemiz bunun için değil mi zaten? Ve tüm isteğimiz... Hayatın adil olması...

3 fidanımızı ve nicelerini; aydın, okuyan, sorgulayan, hesap soran, mücadele eden, cesur bir nesli yitirdik, yok ettik... Yazık ki ardından öyle bir nesil daha yetişmedi, yetiştiremedik...

Kaleminiz hiç susmasın Harun Bey...

Mehtap Deniz
03-05-2008, 19:55:54
Ellerinize sağlık Sayın Gür ,

Bu yazınız, 2001 yılında okumuş olduğum bir kitabı hatırllatı bana, kısacık fakat dopdolu... Yeniden okuyasım geldi.

Teşekkürler...

turkuaz1923
06-05-2008, 09:26:07
Der Spiegel dergisine göre, Türkiye yarı özgür bir ülke. Dergi, bu haftaki sayısında demokratik olan ve olmayan ülkelerin yer aldığı bir dünya haritası yayımladı. Haritada, Batılı ülkeler özgür ülkeler olarak gösterilirken, Türkiye'ye, aralarında Afganistan ve birçok Afrika ülkesinin de bulunduğu biraz (yarı) özgür ülkeler kategorisinde yer verildi. 06.05.2008-Habertürk

Vedat ile başladı ve bir kuşak yok edildi. İşte size sonuç!!!

Bugün Türkiye-AB Troykası toplantısı var,bakalım Olli Rehn neler diyecek de biraz daha özgürleşeceğiz!!!

Nejdet Evren
06-05-2008, 16:28:41
tarihi bilincimizi canlı tutmaz isek sorumluluğumuzu da öğrenemeyeceğiz; özgürlük adına ve özgürlük için; tün canlar değerliydi/değerlidir...

Av.Abbas Bilgili
06-05-2008, 18:44:18
Der Spiegel'in Türkiye'yi yarı özgür ülke göstermesi yeni bir şey olmadığı gibi zaten bilinen (gerçek) bir şeydir ve gerçeğin ta kendisidir.

Bıgün uluslararası literatüre bakıldığında da zaten Türkiye "yarı demokrat" bir ülke olarak konumlandırılır. Bizde demokrasi ve özgürlük, batı ile doğu arasında bir konumdadır. Avrupa standartlarında değil, ancak doğuya göre de daha iyi bir durumdadır.

Atatürk, muasır medeniyet (çağdaş uygarlık) düzeyini hedeflerken, şimdi bizim kemalist ulusalcılarımız Avrupa ve AB aleyhinde atıp tutmakta ve bunu da Atatürkçülük zannetmektedirler. Atatürk batının emperyalist ve çirkin yüzü ile savaşırken, çağdaş uygarlık yolunda batının hukuk normlarını ülkeye ithal ederek batılı bir yaşam tarzını yerleştirmeye çalışmıştı. Şimdi ise uluslacı kemalistler, batının demokrasi anlayışını bir kenara bırakarak, bize avrasyacı bir yol gösteriyorlar. Sevsinler sizin Atatürkçülüğünüzü.. Bizim bugün İran, Suriye, Çin veya Rusya'dan demokrasi ya da özgürlük adına alabileceğimiz bir şey yok. Bütün ikiyüzlülüğüne rağmen, çağdaş uygarlığı, demokrasiyi, özgürlüğü, laikliği batı temsil ediyor.

Bu bağlamda, Türkiye'nin de çoktan AB projesi içerisinde yerini alması gerekirdi. Atatürk yaşasaydı bu projenin içide yer alırdı ve önemli bir aktörü olurdu. Ama bizimkiler bugüne kadar bu konuda çok geride kaldılar. AKP hükümeti de ilk dönemde bazı adımlar atmakla birlikte, giderek işine geldiği ve kuyruğu sıkıştığı anda hatırlamaya başladı.

İnşallah bir gün biz de tam demokrat, tam özgür bir ülke oluruz.

Harun Gür
06-05-2008, 19:50:16
Atatürk, muasır medeniyet (çağdaş uygarlık) düzeyini hedeflerken, şimdi bizim kemalist ulusalcılarımız Avrupa ve AB aleyhinde atıp tutmakta ve bunu da Atatürkçülük zannetmektedirler. Atatürk batının emperyalist ve çirkin yüzü ile savaşırken, çağdaş uygarlık yolunda batının hukuk normlarını ülkeye ithal ederek batılı bir yaşam tarzını yerleştirmeye çalışmıştı. Şimdi ise uluslacı kemalistler, batının demokrasi anlayışını bir kenara bırakarak, bize avrasyacı bir yol gösteriyorlar. Sevsinler sizin Atatürkçülüğünüzü.. Bizim bugün İran, Suriye, Çin veya Rusya'dan demokrasi ya da özgürlük adına alabileceğimiz bir şey yok. Bütün ikiyüzlülüğüne rağmen, çağdaş uygarlığı, demokrasiyi, özgürlüğü, laikliği batı temsil ediyor.


Yazdıklarınıza bir yönü ile katılıyor ancak bir çok yönden katılmıyorum.

Önce katıldığım noktayı yazayım: "Bizim bugün İran, Suriye, Çin veya Rusya'dan demokrasi ya da özgürlük adına alabileceğimiz bir şey yok."

Doğru bir tespit, biz bu ülkelerden demokrasi adına, demokrasimizin bir çok olumsuzluğuna rağmen daha öndeyiz.

Ancak herhangi bir paktın, birliğin, örgütün içerisinde yer almak, biz istemedikten sonra bizim demokrasimize zarar vermez, demokrasimizin gelişmesine de engel olmaz. Aksine gelişmiş bir demokrasi ile o ülkelere model bile olabiliriz. Aksi olsaydı bizim 1969'da İslam Konferansı Örgütü'nde yer almamız da büyük hata sayılırdı.

Devletleri bencil insanlara benzetmişimdir hep. Devlet erki, sorumlu olduğu vatandaşlarının hak ve çıkarları ve refahı için diğer ülkelerle ilişkilerinde hep bencil ve çıkarcı olmuştur. Çünkü Devlet mefhumu aslında "toplumsal bir sözleşmedir." Sözleşmenin bir tarafında Devleti vergileri ile besleyen ve kurallarına uymayı taahhüt eden yurttaş, diğer yanda ise yurttaşının başta güvenliği olmak üzere ihtiyaçlarını ve refahını sağlamayı taahhüt etmiş olan Devlet... Sözleşme şartlarında önemli nispi bir dengesizlik bulunan hangi Devlet, ayakta kalabilmiş veya rejimini devam ettirebilmiştir ki tarihte? Baskıcı rejimler yoluyla bir süre daha ayakta belki kalabilmiş ancak sonuçta tarihin çöplüğünde yerini bulmuştur.

Atatürk "muassır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak" derken, döneminde elbette Batı'yı işaret etmiştir. Çünkü muassır medeniyet o zaman Batı'daydı. Bugün de Batı, muassır medeniyet olarak tariflenebilir. Ancak Batı tipi demokrasilerin son 20-30 yıldaki performanslarının iç açıcı olduğunu söyleyebilmek , bazı örnekler dikkate alınırsa pek de mümkün değildir.

Türkiye Cumhuriyeti ve yurttaşları elbette en ileri demokrasi neredeyse onu model almalıdır, çünkü insanımız bütün iyilik ve güzelliklere layıktır. Ancak bu yapılırken model alacağız diye, ulusal onur, gurur ve çıkarlardan ödün verilmemelidir. Atatürk'ü iyi anlayabilenler, elbette Batı'cı, ancak Batı'nın kulu kölesi olmayanlardır. Batı bencil insan misali kendi çıkarlarını bize dayatıyor ve toplumsal sözleşmemizi çatırdatıyorsa, buna en başta Kemalistler "dur" der. Bu 1923-1940'lı, 1960-lı ve 70'li yıllarda böyleydi, güç kaybedilmesine rağmen bugün de böyledir.

Tam üye olmadan Gümrük Birliği, Petrol Yasası, Vakıflar Yasası, ülkenin milli değerlerinin hesapsız kitapsız satılması ve benzeri bir çok uygulama ülkemiz yurttaşlarının aleyhine , Batı lehine geçiriliyor ve buna "muassır medeniyet" deniliyorsa, kalsın biz almayalım. Bu yasaları geçirenlerin Atatürkçülüğünü de sever misiniz bilmiyorum artık...

Aşağıdaki haber demokrasi adına beğenmediğimiz Rusya'ya ait... Ya demokrasisi önde olan bizim ülkenin liderleri ne yapıyor? Evet onların demokrasileri eksik, ancak bizimkilerle karşılaştırılırsa hangisi halk yararına hangisi değil?


Putin'den müthiş bir imza



Yarın görevini devrediyor. Ama giderayak öyle bir imza attı ki herkes 'Putin Putinliğini yaptı' dedi.

Rusya (http://www.hurriyet.com.tr/index/rusya/)'da “demir yumruk” diye anılan Devlet Başkanı Vladimir Putin (http://www.hurriyet.com.tr/index/Putin/) görevi devretmeden 1 gün önce tarihi bir imza attı.
Rus liderin attığı bu imzayla bundan sonra Rusya (http://www.hurriyet.com.tr/index/rusya/)’daki stratejik alanlara yabancı yatırımcıların girmesi yasaklanıyor.
İşte yabancılara kapanan Rus stratejik alanları:
-ENERJİ VE STRATEJİK SAYILAN DOĞAL GAZ KAYNAKLARINDA YABANCILARIN ARAŞTIRMA YAPMASI YASAKLANDI.
Rusya (http://www.hurriyet.com.tr/index/rusya/) dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerini ve geçiş yollarını elinde tutuyor.ABD (http://www.hurriyet.com.tr/index/abd/), İngiliz, Alman ve Fransız firmaların gözü bu rezervlerdeydi.
-TELEKOMÜNİKASYON (Ulusal telefon ve her türlü haberleşme) ÜZERİNDE YABANCILARIN HAK SAHİBİ OLMASI YASAKLANDI. YABANCILAR TELEKOMÜNİKASYON YATIRIMLARINA GİREMEYECEK
-HAVACILIK UZAY VE SAVUNMA BAŞTA OLMAK ÜZERE AYRICA STRATEJİK OLARAK BELİRLENEN TOPLAM 42 SEKTÖRE YABANCILARIN GİRMESİ YATIRIM YAPMASI YASAKLANDI.
Yeni yasa, nisan ayında Rus Parlamentosu tarafından onaylanmıştı. Federasyon Konseyi'nden de onay alan yasa son olarak Putin (http://www.hurriyet.com.tr/index/Putin/)'in önüne geldi. O da görevden ayrılmadan bir gün once yabancı yatırımcılar için şok anlamına gelecek son imzayı attı.

Hürriyet

turkuaz1923
06-05-2008, 21:15:24
Harun Bey,teşekkür ederim,anlaşılabileceğimi düşünerek kısa yazmıştım,siz yazdıklarımın mealini çıkartmışsınız.Barroso,Rehn,Lagendjik gibi adamların bizim kara kaşımıza,kara gözümüze aşık olduğunu,iyiliğimizi istediğini düşünenler inşallah yanılmazlar.Olumsuz tarafları olmakla birlikte,bugün anamuhalefeti eleştiren Lagendjik ve yerli avanesi liberaller ne yapmaya çalışıyorlar? 301 ve Vakıflar Yasası alkışlı,bunu 1 Mayıs soslu önümüze süren yabancı ve yerli tepkicilerin gerçek amaçları ne?

Orhan Bursalı-Cumhuriyet

"Bakıyorum, "vay çağdaş olamadın, o nedenle de nal topluyorsun seçimlerde" noktasında tıkanıyor eleştiriler!

Onlara göre, "çağdaş sosyal demokrasi" nin referansı nedir?

Namusluca saptayalım: Yeni liberalizmin "küresel değerleri" !

Yani, dünyayı hem ekonomik hem de sürdürülemez bir düzen bakımından çıkmaza sokan yeni liberalizme ne kadar yaklaşırsan, o kadar "çağdaş" olabileceğiniz vaaz edilmektedir!

Böyle bir referans olabilir mi? Kendisi de krize giren, bütün politikaları bir bir çökmeye başlayan ve "yeni kapitalizm" arayışları başlatan "yeni liberalizm" i referans alacak bir düşünce, politikalar ve davranışlar, yeni liberalizmle birlikte zaten batar!

Oysa, yeni liberalizme karşı, onun dünyayı, ülkeleri, toplumları, insanları tahribatına ne kadar gerçek alternatif politikalar üretebilirsen, o kadar çağdaş sosyal demokrasiyi inşa edebilirsin!

O kadar çağdaş demokrat olabilirsin!

Ne dersiniz?"



Günümüzde solun en kötü versiyonu, günümüz liberallerinin savunduklarından bu halk için bin kat iyidir!!!

Vedat,Taylan,Sinan,Ulaş,Mahir,Deniz,Yusuf,Hüseyin, Harun'a (Sayın Harun Gür'e de tabi ki:) ) ve sayamadığım diğerlerine selam!!!

O dönemde sadece solcular değil,sağcılar da kendi içlerinde inanmış ve samimiydi,mertti,şimdi böyle adamları ara ki bulasın!!! Araya gitti soldan ve sağdan binler. Gelinen nokta, 'türban kamuda da serbest olsun mu?', 'Çok eşli evlilik dinen caiz mi?'

Caiz!!! Bir ülkenin bu kadar çok kocası olursa!!!

Av.Ragıp Atay
07-05-2008, 04:14:34
Dostum Cevat Balta'dan gelen mesaj:
"Üç fidanı hatırlıyor yaşımız. Ama uzaklaştı ruhlarımız . O çocuksu pırıl pırıl karıncayı ezmekten devrimcilikten... Ve kirlendi daha çok dünya... Selamımız size olsun üç fidan."
Bu kadar kısa ve öz anlatılamazdı. Karikatür kailtesinde bir mesaj. Yorumu aklımıza, bilgi birikimimize, geleceğe bakış açımıza, geçmişten aldığımız dersler bırakn bir mesaj.

Üç fidanı hatırlamak yetiyor mu? Onlar gibi düşünebiliyor muyuz? Onların yaşadığı korkuları yaşayabiliyor umutlarını taşıyor muyuz? darağacına giderken "Tooprak reformu kanun tasarısı, meclisten geçti mi" diye soracak kadar toplum bilincine sahip miyiz?
Toplum kurtulursa ben de toplumla beraber kurtuluru diyen bir kuşağı mı temsil ediyoruz, yoksa, kendimi kurtarayım, bireyin kurtulması toplumu kurtarır diyen bir kuşağa mı teslim olduk.
Galile,"bana taşıyacak bir sırık verin dünyayı yerinden oynatayım" derken; Sırık dediğin toplumsal bilinçtir, biz dünyayı değiştirecek güce sahibiz diyen bir kuşağa sahip çıabiliyor muyuz?

Selam olsun bzden önce gidene

Av.Abbas Bilgili
11-05-2008, 00:37:20
Sol görüşlü bir akademisyen/yazarın 68'le ilgili görüş ve tahlili bana ilginç geldi.

http://www.sabah.com.tr/2008/05/09/haber,96D6CDA2A3474BB580437CA960403D7D.html

http://www.sabah.com.tr/kahraman.html

Av.Abbas Bilgili
11-05-2008, 22:42:24
Sayın turkuaz1923;
Size verdiğim cevap yanlışlıkla 2 defa çıkınca, birini silmek isterken sizinkini silmişim. Çok özür diliyorum. Umarım bu sakarlığımdan dolayı beni affedersiniz.


Özü : Devlet o zaman liberal olsaydı,3 fidan asılmaz,Mahirlerin üzerine de havan,roket yerine çiçek atılırdı (mı) :o

AK Parti ile "mecburi bir evlilik" içinde oldukları ifadesini kullanan Lagendijk, "Keşke AB taraftarı liberal, sosyal demokrat bir parti olsaydı ama yok. Burada yaşasaydım AK Parti'ye oy vermezdim ama AB olarak AK Parti taraftarı başka parti yok" dedi.

Bu liberaller AB'ye yamanmaya çalıştıkça,daha çok sırıtıyor eğretiliklileri.

Liberal sosyal demokrat parti ne demekse?

Son kez söyleyeyim, ya bireyci olunur,ya toplumcu olunur,liberal sol olmaz, olursa eğreti gelin olur, onu da önce para yedirerek Soros öper,sonra kim öper ya da başka birşey eder Allah kerim.





Kahraman'ı kadar, haini de çok bir milletiz !!!

Abbas Bey'in solcularına bayılıyorum, bunlar ülkede turuncu devrim yaparlarsa hiç şaşırmam. Bunların üzerlerine havan, roket falan atılmaz da, üzerlerine biz her ne halt yaparsak affola :o

Sayın turkuaz1923;

"Sosyal demokrasinin liberal olamayacağı, insanın ya bireyci, ya toplumcu olacağı, liberal sol olunamaycağı" şeklindeki kesin ve keskin yargınıza katılmam mümkün değil.

"Sosyal demokrasi" denen şey zaten bizim toprakların ürünü değil, Avrupa'nın ürünü. Şu anda da sosyal demokrasinin beşiği olarak İsveç, Norveç gibi ülkeler bilinir. Sosyal demokrasinin uluslararası kabul görmüş ilkeleri var.

Sosyal demokrasi Avrupa'da zaten liberaldir. Avrupa'da sadece sosyal demokrasi değil, muhafazkarlar da liberaldir. Ayrıca bunların dışında da liberal olarak isimlendirilen liberaller vardır. Oradaki sistem liberal olduğu için de özgürlükçüdür. Sosyal demokratlar eşitliğe, muhafazakarlar istikarara, liberaller özgürlüğe öncelik verir. Ama hepsinin de liberal özgürlükler konusunda fazla bir farklılığı yoktur.

Ama anladığım kadarı ile sizin kafanızdaki "liberalizm" dünyadaki siyasal akımlardan habersiz Emin Çölaşan'ın "liboş" kavramından esinlenmiş gibi görünüyor.

Bizdeki sosyal demokrat olma iddiasında olan CHP'nin Avrupa'daki sosyal demokrasi ile de solla da pek ilgisi yok. Sosyal demokrasinin uluslararası ilkeleri ile CHP'nin ilkeleri örtüşmez. Ama CHP, "biz Avrupa'daki sosyal demokrasiden farklıyız" diyorsa (ki farklıdır), o zaman biz de ona "senin sosyal demokratlıkla ilgin yok" deriz.

Türkiye'de gerçekten liberal bir sola ihtiyaç var. Ulusalcı, devletçi, elitist, yasakçı bir solun (ki sol bile değil) sosyal demokrat olması mümkün değildir. "Kahramanı kadar haini de çok bir milletiz" ifadenizden kimleri hain olarak gördüğünüz net olarak anlaşılmıyor, inşallah sizin gibi düşünmeyenleri hain olarak görmüyorsunuz...

Harun Gür
14-05-2008, 13:57:11
Abbas Bey,

Ben de Sn. turkuaz1923'e katılıyorum. "Liberal sol olmaz"...Aslında olmaz değil, olur ama toplum için hayırlı ve iyi olmaz. Bu yargıyı destekleyen örnekler gün gibi ortadayken, "liboş" kavramından esinlenmeye ne gerek var?

Mesela o sosyal demokrasisini?!!! çok beğenip örnek gösterdiğiniz İsveç...

İsveç sosyal demokratları "globalizm", yükselen değerler", "AB" dediler, o çok övdüğünüz liberal söylemlere takıldılar. Sonuç 2006'da tepetaklak oldular. Çünkü söylem bu ise aslı varken fasonunu ne yapayım dedi İsveç halkı ve Sağ Partiler Koalisyonu'nu işbaşına getirdi. İktidara gelen sağ koalisyon; ilk iş olarak 2006 sonunda çalışma yaşamını düzenleyen kuralları değiştirdi, vergileri indirdi. Vergilerin düşürülmesinden dolayı bütçede doğan açığı kapatmak için, işsizlik ve hastalık ödentilerini düşürdü.Buna karşılık işsizlik sigortası primleri yükseltildi. Sigorta aidatının yükseltilmesi yüzünden bugüne kadar 300 bin kişi sigortalı olmaktan çıktı. Sendikaları zayıflatma politikası sonuçlarını verdi ve 100 binden fazla kişi de sendikaları terk etti.

Bu arada o beğendiğiniz Sosyal Demokratlar ne yaptılar? Tepki yok, sadece izlediler, liberalizm kanlarına girmişti bir kere...

Bizim ulusalcı, milliyetçi?!!! solculara laf ederken, yine o beğendiğiniz İsveç'ten örnek vermek gerekirse; ünlü İsveç markası Saab şirketinin en stratejik ve karlı ürünü Gripen savaş uçakları. Kendi ürettikleri otomobillerde en üst düzey can güvenliğini sağlamaya çalışan İsveçliler, konu başka ülkelere ‘ölüm makinaları’ satmaya gelince kuzeylilere özgü bir ‘soğukkanlılık’ sergilemekten geri kalmıyorlar.

Konu silah ve savaş uçağı satışı olunca, politika ve milliyetçilik gibi unsurlar devreye giriyor. Yabancı ülkelerde askeri ihale almak içinse rüşvet verilmesi yaygın bir uygulama. Bu durum İsveçli silah üreticilerini ‘kendi ahlaki standartlarına’ aykırı davranmak konusunda cesaretlendirmişe benziyor.

“Oyunu kurallarına göre oynamak” gerektiğinde, İsveç'in ‘emperyalizm’ oyununun hakkını verdiğini belirtmek gerek. Bir dahaki sefer Ikea’dan alışveriş yaparken, ödediğimiz paraların hangi ülkenin bombalanmasını finanse edeceğini veya Nobel ödülü olarak verilen paraların hangi masum insanların kanıyla ıslandığını düşünmemiz gerekecek belki de...

Yazıya İsveç eski Kültür Bakanı Bengt Göransson'un sözleriyle son verelim.

“İsveç, bireyciliği de hızla geride bırakarak egoist bir toplum haline geldi."

Bu kadarı sizi kesmediyse Alman SPD'nin yediği herzeleri de ekleyeyim...

Bence siz de uyanın artık Abbas Bey...

Selamlar,



Not: Bazı bilgiler Güncelnet sitesinden alıntıdır.

Av.Abbas Bilgili
14-05-2008, 17:33:37
Sayın Gür;
"Liberal sol" bir partiye ihtiyaç olduğunu belirten sayın Hasan Bülent Kahraman'ın bu düşüncesine ben de katılıyorum ama siz ve sayın turkuaz1923 "liberal sol olmaz" düşüncesindesiniz.

Olur mu olmaz mı? Bence olur. Nitekim Avrupa'daki sosyal demokratların liberal olduğunu belirttim. Ama sayın Gür, İsveç/Norveç uygulmasını yerden yere vuruyor. Dikensiz gül bahçesi olmaz diye biliyoruz biz. Her güzelin de bir kusuru vardır. Yeryüzünde cennet mi var ki, size ideal bir yer önerelim?

Hangi ülkeye bakarsanız bakın, hangi sistemle yönetilirse yönetilsin, mutlaka eleştirilecek bir yönü/yönleri bulunacaktır. Nitekim sayın Gür de İsveç'le ilgili eleştirlecek bir hayli konu bulmuş. Ama bugün, mevcut dünya ülkeleri arasında ekonomik sorunlarını önemli ölçüde çözmüş, sosyal güvenlik ve refah açısından en iyi durumda olanlardan başlıcaları arasında İsveç ve Norveç de vardır. Keşke onlardaki refah, onlardaki ekonomik düzey, fert başına geli bizde de olsaydı.

Sosyal demokrasi Avrupa'nın ürünü ama siz Avrupa'dakini beğenmiyorsunuz. Peki hangisini beğeniyorsunuz? Beğendiğiniz bir uygulama varsa, biz de onlara bazı kulplar bulalım. Yoksa bulmayalım mı? Sizin, Avrupa'dakinden farklı bir sosyal demokrasiniz varsa bu nasıl bir şeydir? Avrupa'dakinden farklı ise bunun adı sosyal demokrasi midir?

Selamlar.

Harun Gür
14-05-2008, 21:18:54
Sn. Bilgili,

Bu konu çok uzun bir konu, sol ideolojik kökenden gelmediğinizden, size bu konuyu anlatabilmek için önce solun kökenlerine inmek lazım gelir, o durumda da buraya bir külliyatı taşımamız gerekir. Ben gene de kısaca sizi bilgilendireyim.

Liberal düşünceyi sadece demokrasi, özgürlük, sivil toplum, serbestiyet olarak algılarsanız hata edersiniz. Liberalizm bu kavramlara atıf yapar ancak diğer -izm'ler gibi nihayetinde iktisadi bir tercihi ortaya koyar. Bu tercih vahşi kapitalizmin ta kendisidir, daha doğrusu yukarıda sayılan kamuflaj malzemeleri ile kaplanmış, şirinleştirilmiş şeklidir. Bugün bu liberalizm dahi Batı toplumlarında inandırıcılığını ve cazibesini yitirmiş, deşifre olmuş, "neo-liberal" arayışlara yelken açılmıştır. Gelişkin Batı ülkelerinde bile (İsveç örneğinde olduğu gibi) yıkıcı sonuçlar vermiş bir liberal anlayışın bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yapabileceği tahribatı, yoksul yığınlara vereceği zararları varın siz düşünün. Kaldı ki böyle bir ekonomik tercihin aslında demokrasiye, özgürlüğe, gerçek sivil topluma fayda sağladığı, gelişmesinde ivme kazandırdığı da kocaman bir yalandır. Fayda sağladığı tek kesim milli gelirden en fazla pay sahibi olan toplumun % 5'ini daha da zenginleştirmesi, özgürleştirmesi, serbestiyet kazandırmasıdır. Bizim gibi borçlu, cari açığı yüksek olan ülkelerde bu % 5'lik kesimin de kısa vadede çıkarları sonlanır ve gerçek çıkar grupları "yabancı yatırımcılar" haline gelir.

Sola gelirsek ve hatta Marksizm'e hiç girmeden (çıkamayız sonra) kimilerince reformist sosyal demokrasiye veya demokratik sosyalizme atlarsak, piyasa ekonomisi anlayışı kabul edilse dahi bu, piyasanın yoksul kesimler, işçiler, emekçiler, memurlar, köylüler, emekliler aleyhine oluşturulmasına izin vermek, Devlet olarak bu kesimleri kollamamak, en tabi hakları ve Anayasanın eşitlik ilkesinin bir gereği olan eğitim, sağlık gibi hizmetlerden paraları olduğu ölçüde yararlanmalarını sağlamak, hem ülke hem de bu ülkenin insanları açısından önemli ekonomik değerler olan kuruluşların özelleştirilmesine, işsizliğe karşı çıkmamak değildir herhalde sol..

Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi bile önce beslenme, barınma der. Liberalizm aç insanları "daha fazla demokrasi" diyerek bir yere kadar kandırır. Bari bu kandırmacaya bir de "sol"u alet etmeyin...

Selamlar,

Av.Abbas Bilgili
17-05-2008, 02:12:34
Sayın Gür;
Sol gelenekten gelmediğim doğrudur. Ancak, sol gelenekten gelmemek solu bilmemek anlamına gelmez.

Solcu olduğunu zanneden veya gerçekten solcu olan bir çok kişinin solun temel kaynaklarından haberi yokken, biz onları hatmetmiştik. Yani sol üzerine biraz bilmişliğimiz vardır.

Son yazdıklarınızdan anladığım kadarı ile, siz "liberalizm" denince, 19. yüzyılda yaşanmış olan vahşi kapitalizmi anlıyorsunuz. Oysa ben bugüne kadar liberalizm diye 19. yüzyıl vahşi kapitalizmini hiç savunmadım, savunmam da..

Sizin de blirttiğiniz gibi "liberalizm" aslında bir siyasi sistemin adı olmakla birlikte, hiç bir sistem saf olarak uygulanmaz. Liberalizmin de türevleri ve dozajı vardır. Örneğin bana da "pür liberal" akımlar gerçekçi değil, uçuk gelir.

Benim liberal anlayışım, ekonomide ve siyasette devlet müdahalesinin azaltılması, buna paralel olarak da özgürlük alanının genişletilmesidir. Bu anlamda da Avrupa'daki sol da muhafazkar da bir anlamda liberaldir. Bugün liberalizm diye kimse 19. yüzyıl vahşi kapitalizmini savunmuyor.

Batının ekonomik anlamda yüksek refah seviyesini yakalamsı devletçilikle değil, liberal ekonomik politikalarla olmuştur. Yine siyasi anlamda doğuya göre daha yüksek hukuksal standardı yakalması da özgürlükçü tutumu ile yakından ilgildir.

Sosyalizmin doğasında müdahalecilik vardır, bu nedenle de liberalize olduğu ölçüde insan doğasına daha yakın olmuştur. Liberalize olmadığı her yerde özgürlükler ve insan hakları ihlalleri yoğun şekilde yaşanmıştır.

Liberalizm, sizin zannetiğiniz gibi vahşi kapitalizm değildir. Onlar çok geride kaldı. Vahşi kapitalizmin bir benzerini de Sovyet döneminde "vahşi devlet kapitalizmi" şeklinde yaşadı bu dünya.. Devlet o kadar işin içindeydi ki, ekonomi hantallıktan çöktü, insan haklarının ve özgürlüğün de esamesi okunmuyordu. Önceleri Stalin'in yoldaşı olan ve sonra gerçeği görüp vazgeçen Yugoslav komünisti Milavan Djilas, Sovyetlerdeki devletten beslenenleri görünce bunlara "yeni sınıf" (nomeklatura) demişti. Bizdeki bir çok solcu için de orası "ideal ülke" idi. Hatta Nazım Hikmet dahi oraya kaçtığında hayal kırıklığına uğramış ve "ne eşeklik ettik de buralara geldik" demişti. (Bak; Zekeriya Sertel'in anları). Şimdi biz de "sol" dendiğinde bu vahşi düzeni mi örnek verelim? Solun tek örneği Sovyetlerdeki uygulama değildi.. Onun için de sol dendiğinde Sovyet uygulmasını örnek göstermek haksızlık olur. Aynen sizin yaptığınız 19. yüzyıl vahşi kapitalizmini örnek göstermek gibi..

Bu ülkenin insanlarına özgürlüğü, demokrasiyi, refahı çok görmeyin lütfen. Sizin "sol" zannettiğiniz ulusalcı akım, devletçi karakteri nedeniyle; gerek ekonomide ve gerekse siyasette kısıtlayıcı, müdahalecidir. Bu nedenle de hem özgürlükleri kısıtlayıcı ve hem de ekonomiyi dışa kapayan, özelleştirmeye karşı yapısıyla gelişmeyi yavaşlatıcı bir fonksiyona sahiptir.

Ekonomi de, insan hakları da özgür ortamda boy atar. Ortam özgür olmazsa bunlar cılız kalır. Bizim liberal demokrasi dediğimiz şey bu özgür ortamın sağlanmasıdır.

Harun Gür
17-05-2008, 08:27:13
Batının ekonomik anlamda yüksek refah seviyesini yakalamsı devletçilikle değil, liberal ekonomik politikalarla olmuştur. Yine siyasi anlamda doğuya göre daha yüksek hukuksal standardı yakalması da özgürlükçü tutumu ile yakından ilgildir.

Siz dünya tarihini bir daha gözden geçirin isterseniz...:o :o :o

Vahşi kapitalizmin çok geride kaldığını yazdığınıza göre siz aramızda değil, sanırım 23. yüzyılda falan yaşıyorsunuz. Mesela G-8'ler toplandığında neden insanlar sokaklara dökülürdü sizin yaşadığınız yüzyıldan 2 yüzyıl önce Abbas Bey?

Ha bu arada, Castro'nun Küba Komünist Partisi ile , Chavez'in MVR'si Sosyalist Enternasyonal'e üye miydi? Üye olmak istediler de kabul mü edilmediler? Neden acaba?

Bir alemsiniz vallahi, pür liberal olmayan Abbas Bey...

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
18-05-2008, 01:36:33
Benim liberal anlayışım, ekonomide ve siyasette devlet müdahalesinin azaltılması, buna paralel olarak da özgürlük alanının genişletilmesidir.

.......

Sizin "sol" zannettiğiniz ulusalcı akım, devletçi karakteri nedeniyle; gerek ekonomide ve gerekse siyasette kısıtlayıcı, müdahalecidir. Bu nedenle de hem özgürlükleri kısıtlayıcı ve hem de ekonomiyi dışa kapayan, özelleştirmeye karşı yapısıyla gelişmeyi yavaşlatıcı bir fonksiyona sahiptir.

Biraz nostalji yapalım;


Bir de Atatürkçülerin, Atatürk'ü ve Atatürkçülüğü dogmalaştırdığı ileri sürülür hep, oysa genel itibarı ile böyle bir durum söz konusu değildir. Örnek vermek gerekirse; yukarıda devletçilik ilkesi üzerinde durduk ve dedik ki, devletçilik özel sektörün gücünün yetmediği, girmek istemediği ya da özel sektörün girmesinin kamu yararına aykırı olacağı durumlarda devlet müdahalesi, kontrolü, denetimi ya da desteğinin öne çıkmasıdır. Şimdi bu tanımı o zamanın şartlarına ve günümüz şartlarına uyarlarsak göreceğiz ki o dönemde özel sektörün gücünün yetmeyeceği bir çok faaliyete şu anda gücü yetmektedir. O halde kamu yararına aykırı değilse, özel sektör buyursun yapsın, buna kimsenin karşı olduğunu zannetmiyorum. Keza o dönemdeki kamu yararı ile şimdiki kamu yararı kavramını da tartışabiliriz. Nelerin kamu yararını ilgilendirdiği nelerin ilgilendirmediğini tespit etmek eminim ki çok zor değildir. Örneğin bir ülkenin tüm bilgi/işlem ağını oluşturan bir sistemin özel sektöre, yabancılara satılması kamu yararına ne kadar uygundur bunu tartışalım. Demek istediğim, devletçilik bitti, 6 ilke bitti demek yerine, "tanımları değiştirmeden, kavramları evirmeden, devirmeden" günümüz koşullarına uyarlayalım. Şimdi ben bu düşüncemle Atatürk ve ilkelerini dogmalaştırmış mı oluyorum? Bilakis, bu düşüncede olanlar aslında kendi tanımlarını dogmalaştırdığı için gerçekleri görmek istemiyorlar. "Devletçilik özel teşebbüse karşı çıkar" diyerek dogma haline getirdikleri devletçilik tanımını, bizlerin dogmalaştırdığını dile getirerek bu evirme, devirme işine katkı sağlıyorlar. Sağolsun varolsunlar... demişiz... (Bkz. "Kavramların evrilmesi ve nihayetinde devrilmesi" başıklı konu, sayfa 6)


Benimsediğiniz liberal anlayışın, ekonomide ve siyasette devlet müdahalesinin azaltılması olduğunu belirtmişsiniz. Biz de daha önce, alıntı yaptığım forumda Atatürk'ün benimsediği ve uyguladığı devletçilik ilkesini, başka forumlarda da karma ekonomi sistemini açıklamışız. Sizin anlayışınıza göre, devlet tamamen elini çekmemeli ama müdahalesi azaltılmalı... Peki kriteri ne olmalı bu müdahalenin bir de onu açıklar mısınız?..

Aslında yaptığınız açıklama ile Atatürk'ün devletçilik anlayışını benimsediğiniz ayan beyan ortada olduğu halde ısrarla, devletçilik anlayışının özelleştirmeye tamamen karşı olduğunu vurgulayarak, kavramların evrilmesine bulunduğunuz katkıdan ötürü sizi tebrik ediyorum Abbas Bey... Devrilme aşamasında (Umarım o aşamayı görmez, yaşamayız.) bulunacağınız katkıları merakla beklemeye başladım, haberiniz ola...

turkuaz1923
18-05-2008, 20:54:17
Sosyal demokrasi Avrupa'da zaten liberaldir. Avrupa'da sadece sosyal demokrasi değil, muhafazkarlar da liberaldir. Ayrıca bunların dışında da liberal olarak isimlendirilen liberaller vardır. Oradaki sistem liberal olduğu için de özgürlükçüdür. Sosyal demokratlar eşitliğe, muhafazakarlar istikarara, liberaller özgürlüğe öncelik verir. Ama hepsinin de liberal özgürlükler konusunda fazla bir farklılığı yoktur.

Ama anladığım kadarı ile sizin kafanızdaki "liberalizm" dünyadaki siyasal akımlardan habersiz Emin Çölaşan'ın "liboş" kavramından esinlenmiş gibi görünüyor.


Yazdıklarımı yanlışlıkla silmenizi bu seferlik bağışlıyorum.Bir dahaki sefere sizi 'sansürcü zihniyet' olarak ilan edeceğim.:)

Avrupa'da Sosyal Demokratlar liberal,Muhafazakarlar liberal,Liberaller liberal, Komünistler liberal,Hıristiyan Demokratlar liberal,Aşırı Sağcılar liberal,Çevreciler liberal,Avrupa'da liberal olmayan kalmamış anlaşılan!!!

Bu liberal Avrupa ne güzelmiş,ben hemen oraya gidiyorum!!!

Şu cami yapılmasına bile engel olanlar,yabancıların evlerini işyerlerini kundaklayanlar,yabancıların radyo sahibi olabilmesi için bile neredeyse Murdoch kadar servet sahibi olması gerektiğini yasalarına utanmadan koyanlar, Avrupa'nın göbeğinde Bosna katliamı olurken sesi soluğu çıkmayanlar liberal değil miydi? Sokaklarında park halinde yakılmamış araba kalmayanlar,liberal politikalar sebebiyle Fransa'da, bizim emmi oğlu Yunanistan'da ve bir çok liberal Avrupa ülkesinde sokaklara dökülen milyonlar, G-8 zirvelerinde ortalığı mahşer yerine döndüren insanlar neden muzdarip bu liberal Avrupa'dan?

Afrika'yı hiç saymıyorum bile!!!

Abbas Bey sizin liberalizminiz sizin olsun. Zaten yazmışsınız, biz eşitlikçiyiz, siz özgürlükçüsünüz. Siz ezme özgürlüğünü savunmaya devam edin, eşitler bir gün asıl güç olursa, sizin liberalleri ezmemelerinin garantisi liberalizm değildir, unutmayın. Güney Kore'de sizin liberalizm tarihin en kalabalık idamını (tam 7.000kişi aynı anda) gerçekleştirmiş, bunu CIA raporlarından yeni öğreniyoruz. Durun bakalım daha neler öğreneceğiz şu sizin şirin liberalizminiz hakkında!!!

Av.Ragıp Atay
19-05-2008, 01:48:57
Sanırım yanlış kavramlar, yanlış forumda tartışılıyor. Elmayla armutları toplamak gibi bir şey. Kapitalizm,sosyalizm bir yerde tartışılır; Liberalizm, monarşi, merkantilizm, klerikalizm gibi öğretilerle tartışılır.
Daha da ileri gidersek, laisizm, otokrosi ile karşılaştırılması gerekirken, yanlışlıkla marksizm ve ateizm ile birlikte tartışılmakta.
Önce doğru kavramları doğru yerine koyalım. Matematik örneği verirsek; 3, 2 değildir ama, 2 nin zıttı 3 değil -2 dir.

Harun Gür
23-05-2008, 15:54:10
Haklısınız Sn. Atay... Ancak nasıl bir kavram evrilmesi ve devrilmesi yaşanıyorsa bu ülkede, bu kavramlardan sosyalizm ve sol da nasibini almış görünüyor. Konu nereden nereye geldi neyse uzatmak değil maksadım ama Hasan Pulur anlatmak istediklerime tercüman olmuş bir anlamda...


‘Sınırlar Arasında’ TRT sansürü

BATILI devletlerden birinin elçisi memleketine giderken, Osmanlı sadrazamına vedaya gelmiş:
‘’Dönüşte size ne getireyim?’’
Sadrazam gülümsemiş:
‘’Yeni meseleler, yeni dertler getirme de ne getirirsen getir!’’
TRT’nin yayından kaldırdığı ‘’Sınırlar Arasında’’ belgesel programının yapımcısı Banu Avar, ‘’Avrupalılar beni istemedi’’ demiş...
Osmanlı sadrazamı ile elçi arasındaki bu konuşma bize Banu Avar’ı hatırlattı.
* * *
DOĞRUSU hiç de yadırgamadık, ‘’sömürge valisi’’ kılıklı Avrupalıların bize sıfat biçtiği, ‘’Faşist laikler’’ yakıştırmasını yaptığı, ‘’Size şöyle bir adam lazım!’’ diye, adamın nasıl biri olduğunu anlattığı ortamda, elbette Banu Avar’ın yaptığı belgesel program onların canını sıkar, TRT’ye gereğini yaptırırlar.
* * *
NE vardı Banu Avar’ın programlarında?
Avar, gittiği ülkeleri bize tanıtıyordu, turistik otellerini değil, tertemiz meydanlarını değil, mutlu insanlarını değil...
Ya neleri?
O ülkede olan bitenleri, düzenin mağdurlarını...
Biz o belgeselleri seyrederken mesajı alıyorduk...
Mesela bize diyordu ki:
‘’Ey vatandaşım, kanma aldanma! Bakma, sen, onların bizi eleştirdiklerine... Evet, eleştirilerinde haklı olsalar bile, bir de kendilerine baksınlar, insan haklarına nasıl uyuyorlar, ya da uymuyorlar, görün!’’
Banu Avar, Avrupalılara kendilerini de tanıtıyordu:
‘’Bu mu insan hakları, bu mu demokrasi? Kendi ülkenizde olanları görmüyor, başka ülkelerden (Türkiye) hesap soruyorsunuz...’’
* * *
İŞTE Avrupalılar buna kızıyorlardı, şikâyetleri buydu, Ankara’da kaç büyükelçi, kaç kapıyı aşındırdı, Banu Avar için...
Gürcistan’dan İsveç’ine kadar...
‘’İsveç mi?’’ diyeceksiniz...
Ya ne sandınız?..
Sorun bakalım İsveçlilere, ‘’Laponlar’’ deyin, ‘’Laponlara ne oldu?’’ deyin, görürsünüz o sosyal demokrat İsveçlinin suratını...
Banu Avar’ın programlarını niye yayından kaldırdılar anladınız mı?
Hele hele bugünlerde, Anayasa Mahkemesi karar arifesindeyken...
* * *
OYSA, Banu Avar geçen yılın aralık ayında (Aralık 2007) TRT ile sözleşme imzalamıştı, 2009 Ocak ayına kadar program yapılmış, gidilecek ülkeler saptanmıştı.
Bu ayın 28’inde ‘’Büyük Ortadoğu ve Asya Projesi’’ adlı bölüm yayımlanacaktı.
Banu Avar bu bölümün kurgusuyla uğraşırken, TRT haber Dairesi Başkanı’ndan bir yazı geldi:
‘’Programınız kaldırılmıştır.’’
Gerekçe:
‘’Yayın planındaki değişiklik.’’
* * *
‘’SINIRLAR Arasında’’ programı tarihe karıştı.
Ne gam?
Onun yerine ‘’Avrupa’nın Türkiye’deki işbirlikçileri’’ adlı, Soros destekli bir program koyarsınız, olur biter.
Türk halkının uyanmaya değil, uyutulmaya ihtiyacı vardır.
‘’Dönek’’ makamından ‘’liberal fasıl’’ fena gitmez.


Hasan PULUR / Milliyet

turkuaz1923
26-05-2008, 08:49:32
Siz dünya tarihini bir daha gözden geçirin isterseniz...

Vahşi kapitalizmin çok geride kaldığını yazdığınıza göre siz aramızda değil, sanırım 23. yüzyılda falan yaşıyorsunuz. Mesela G-8'ler toplandığında neden insanlar sokaklara dökülürdü sizin yaşadığınız yüzyıldan 2 yüzyıl önce Abbas Bey?

Ha bu arada, Castro'nun Küba Komünist Partisi ile , Chavez'in MVR'si Sosyalist Enternasyonal'e üye miydi? Üye olmak istediler de kabul mü edilmediler? Neden acaba?

Bir alemsiniz vallahi, pür liberal olmayan Abbas Bey...

:o


Sadece Fransa değil AVRUPA çöküyor...


Cümle çok iddialı, açmayı deneyelim, sonrasında beraber karar verelim... Bir okuyucum Fransa’dan “elektronik posta” göndermiş. Yazdıklarının ana fikri çok net; Fransa’da ekonomik durum o kadar kötü ki, bunun üstüne “kemiksiz-ilkesiz-Amerika kumandalı” Sarkozy gelince, gelinen nokta içler acısı...

Aynı tip mesajları Amerika’dan da, Almanya’dan da alıyorum... Türkiye’de birçok insanımız da farklı düşünmüyor...

Peki dünya genelinde neler oluyor?

Olan çok açık ve net; sadece ekonomik-siyasal sistem büzüşmüyor aslında aşırı liberal yapı da çöküyor... Oldukça iddialı bir cümle, birlikte sorgulayalım...

Bir kitaptan bir alıntı ile başlamak istiyorum; “...risk alma özgürlüğünün tanınmadığı, serbest girişimin desteklenmediği sistemler gelişemez. Sistemi geliştiren katılımcıların risk alma potansiyeli ve aldıkları riskler ile zorladıkları sınırlardır...”

İlk okuyuşta cümle çok doğru. Doğru ama liberalizm kavramının özünü bulduğumuz ilk algılama sonrası aklıma şu soru da gelmiyor değil; risk alma seçeneğinin bireysel anlamda kapalı tutulduğu SSCB’de sistem nasıl oldu da ABD gibi aşırı liberal bir yapı ile belli bir noktaya kadar kırılmadan rekabet edebildi?

Sevgili dostlar, yukarıdaki başlığı “konuyu derinden ele almak için biraz abartarak attım ve hemen arkasından ana soruyu sizlerle SSCB örneği ile paylaştım...”

Liberalizm-risk alma-gelişme-çöküş kavramları arasında kareyi tamamladıktan sonra konuyu biraz daha açmak ve bugünün AB, ABD ve Türkiye modellerini sorgulayanlar için ikinci bir soru daha sormak istiyorum: Girişimin ve siyasi-ekonomik liberalizmin dünya üzerindeki en iyi modeli olan AB ülkelerinde vatandaşlar neden sokakları ateşe vererek sisteme baş kaldırıyor? AB modelinin özüne, Anayasa’ya “Hayır” diyerek neden dinamit koyuyorlar? “Hayır” denilen, daha özgür ve sınırsız bir hayat mı? Yoksa bu tepkinin sebebi “yeni dünya düzeni”ne göre kurulmamış halkına gerçek bir sosyal-ekonomik yaşam şansı tanıyan bir sistemin zorlamalar karşısında kendini koruma içgüdüsü mü?

Bu soruların da cevabını tamamen çekimser kalarak sizlere bırakıyorum...

Sonuç 1: Riski, sistemleri ve geleceği sorgularken kafam karıştı ve yukarıdaki çıkarımları sizlere aktardım. Bu noktada konuyu daha da açarak irdelemeniz için size bir tez ve hemen altında iki farklı görüş sunmak, sonrasında fikirlerinizi lütfen benimle paylaşın diyerek sizlere veda etmek istiyorum...

Tez: Günümüzün zengin ülkeleri serbest piyasaya kararlı bir bağlılık göstererek, bireysel girişimi destekleyerek başarıya ulaşmışlardır...

Destekleyen görüşler: ABD ve İngiltere serbest piyasaya tavizsiz bağlılıkları ile dünya lideri olmuşlardır. 19. Yüzyılda Fransa, İngiltere’ye karşı üstünlüğünü aşırı devlet müdahaleciliği yüzünden yitirmiştir. Serbest ticaret 1870-1913 arasında eşi görülmemiş bir büyüme yaratmış, 1. Dünya Savaşı son bulunca büyüme duraklamıştır. Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sıkıntısı yerel makamların müdahale etme isteği ve yaptırımlarıdır. 1980’lerde bu ülkeleri saran krizler o politikaların sonucudur...

Karşı görüşler: İngiltere ve ABD, kalkınma dönemlerinde serbestleşmeye değil tam tersine, aşırı düzenlemelere yer vermişlerdir. Örnek: 18. yüzyılda İngiltere, Hollanda ve Belçika’nın sanayideki üstünlüğüne meydan okumak için ithalatı kısıtlayıcı, ihracatı zorlayıcı önlemler almıştır. 19. yüzyılda özellikle 1945’lere kadar dünyanın en çok korunan ve en kapalı ekonomisi ABD ekonomisidir. ABD aynı zamanda bebek sanayileri koruma stratejisinin de anavatanıdır. Gelişmekte olan ülkelere gelince... Neredeyse tamamı 1980 öncesi korumacı dönemde daha başarılı olmuş, iddia edildiğinin tam aksine 1980 sonrası dayatılan neo-liberal uygulamalarla devam eden bir kriz döngüsüne girmişlerdir...

Sonuç 2: Tezi ve görüşleri sizlere aktardım. Sentez size ait. Ne dersiniz; “liberalizm mi gelişimi sağladı” yoksa “korumacı ekonomik yapılar” mı?

Sonuç 3: “İkisi de sağlamadı” diyorsanız; bir de Türkiye gibi “ne yaptığını bilmeden, her şeyini satan ülkelerin” modelini inceleyin...

Son söz: Benim görüşüm hangisinin “sağladığının” ötesinde “aşırı liberalizmin hatta liberalizmin” çöktüğü yönünde... Dünya yeni bir “sisteme doğru ilerliyor. Mutlaka yeni olan eskiden türeyecek ama şunu bilmekte yarar var ki; yeni ve yaşanmamış çok şey göreceğiz...”

Son soru: Türkiye “çöken Avrupa’dan” kendini nasıl kurtarabilir? Avrupa Birliği’nin kaderine ortak olmak zorunda mıyız?

Not: Euro-dolar paritesinde 1.60 yukarı zorlanıyor. Rakamlar “kağıt” üstünde olsa bile 1.60’lık hatta üstünde bir paritenin anlamı çok açık; çöken AVRUPA...

26.05.2008
Yiğit Bulut-Vatan

Av.Abbas Bilgili
26-05-2008, 19:04:01
Zaman zaman gazetelerde dünya ülkeleri çeşitli kriterler açısından sıralamaya tabi tutulur. Bu kriterlerden bazıları; fert başına düşen ulusal gelir, ulusal gelirin bünyesel dağılımı, teknoloji üretimi, demokrasi düzeyi, yolsuzluk, özgürlük, gelir dağılımı gibi kriterlerdir. Bu kriterler, burada sayılanlardan ibaret değil elbette.. Kişi başına kağıt tüketimi dahi bir kriterdir.

Daha önce de belirttiğim gibi her ülke için bir takım eleştirilecek yönler bulunabilir. "Büyük güçlerin yükselişi ve düşüşü" teorisine göre Avrupa ülkelerinin de ABD'nin de bir düşüş sürecine girmeleri büyük olasılık.. Osvald Spengler "Batının Çöküşü"nü yeni değil, yıllar önce yazmıştı.

Ama belirttiğim kriterler açısından oluşan listelere bakılırsa liste başını liberal demokrat ülkelerin çektiği görülür. Ama bazı arkadaşlar bize Castro veya Chavez'i öneriyorsa, kendilerine hayırlı olsun. Ben almayım.

İzlediği ulusal çizgi ile giderek Batı'dan (Avrupa sosyal demokrasisinden) uzaklaşan CHP son günlerde Avrupa'da ve ABD'de büro açmaya karar vermiş. Acaba batı değerlerini daha yakından tanımak ve izlemek için mi yoksa çökmekte olan batının enkazı altından nasıl kurtulabiliriz diyerek bizi Küba yolcusu yapmak için mi?

Harun Gür
26-05-2008, 20:33:04
Ama belirttiğim kriterler açısından oluşan listelere bakılırsa liste başını liberal demokrat ülkelerin çektiği görülür. Ama bazı arkadaşlar bize Castro veya Chavez'i öneriyorsa, kendilerine hayırlı olsun. Ben almayım.

O listenin başını şu aralar liberal demokratlar değil, emperyalistler çekiyor Abbas Bey... Olof Palme'ler, Anna Lindh'ler kalmadı Avrupa'da ne yazık ki...

Kağıt tüketimi, elektrik tüketimi gelişmişlik ölçütüdür bir taraftan, öte yandan ise Dünyanın daha da yakınlaşan sonudur aslında.

Castro ve Chavez'i örnek göstermeye gerek yok, ben neden Sosyalist Enternasyonal'de değiller, madem ki Sosyalist Enternasyonal bu kadar akmamış, kokmamış bir yapı ise diye sordum. Yoksa örnek alacağımız lideri Tanrı bize zaten bahşetmiş, tam bağımsızlık şiarı ile emperyalistleri dize getiren Atatürk...

Dün İshak Alaton Marx'ı yeniden keşfetmeliyiz dedi, ardından Mustafa Koç Gümrük Birliği'ne selamsız sabahsız dalmamızın bu ülkeye maliyetini çıkardı, şimdi de genç Pınar Eczacıbaşı izlenen ekonomik politikalar ile iyice zıvanadan çıkan "deli para" olarak tabir ettiği yabancı sermayenin kalıcı yatırımlar yapmadığını, spekülatif giriş çıkışlarla bu ülkeden 150 Milyar dolar hortumladığını, böyle giderse sonumuzun felaket olacağını ifşaa ediyor.


Kaldı ki böyle bir ekonomik tercihin aslında demokrasiye, özgürlüğe, gerçek sivil topluma fayda sağladığı, gelişmesinde ivme kazandırdığı da kocaman bir yalandır. Fayda sağladığı tek kesim milli gelirden en fazla pay sahibi olan toplumun % 5'ini daha da zenginleştirmesi, özgürleştirmesi, serbestiyet kazandırmasıdır. Bizim gibi borçlu, cari açığı yüksek olan ülkelerde bu % 5'lik kesimin de kısa vadede çıkarları sonlanır ve gerçek çıkar grupları "yabancı yatırımcılar" haline gelir.


demiştim, demek ki bizim sermaye sahipleri de yavaş yavaş uyanmaya başladılar. Günaydın...

Bu arada yerli sanayiyi bitirdik, yerli bankacılık ve sigortacılık sektörünü bitirdik, yerli tarımı,hayvancılığı bitirdik. Yerli adına ne varsa bitirdik. Hatta ironi olacak ama yerli mafyayı bile bitirdik...

Şu sizin liberal gönüldaşlar yazılarında Kemalizm'i aşağılamak istediklerinde hemen "Yerli Malları Haftası" na saldırırlardı. Öyle aşağıladılar ki yerli malı kullanmak ayıp bir şey haline geldi bu ülkede. Şu aralar yerli malı kullanma gerekliliğine kim dikkat çekiyor biliyor musunuz?

Bush...:o :o :o

CHP Brüksel'de büro açıyorsa, bu demektir ki, "milliyetçilik nasıl çaktırmadan yapılır, bir de çağdaş, liberal, sosyal demokratız diye üste çıkılır" ın Avrupalılardan dersini almaya ihtiyaç duymuşlardır. Garipler "vatan elden gidiyor" diyorlar, "vaaay faşist, gerici, sen solcu değilsin" diyor Avrupalılar ve yerli goygoycuları. Gidip görüp, öğrensinler sosyal demokratlığı da?!!! usturubuyla yapsınlar bundan sonra bari...


Yazık, üç beş çanak yalayıcı hariç, ulusalcısı, liberali hep beraber batıyoruz. Müstehak hepimize ama Anamur muzları bize, Çikitalar liberallere artık....:)

Selamlar,

Av.Abbas Bilgili
27-05-2008, 00:34:18
Sayın Gür;
Atatürk'ü anlayış ve algılayış biçiminiz, "ikinci dünya savaşının hala bitmediğini zanneden Japon askerinin tavrına" benziyor.

Atatürk'ün hayatı iyi incelenirse, milli mücadele dönemi ve daha sonraki dönemlerdeki söylem ve tavrının çok farklı olduğu görülür. Milli mücadele döneminde batılı emperyalist güçlerle mücadele etmiş, ancak daha sonra da batının hukuk sisteminin bu ülkeye ithal etmiştir.

Milli mücadele dönemindeki emperyalist söylemle, daha sonraki batı uygarlığını hedef göstermesi, konjoktüre bağlı olarak devletçi ya da liberal tercihlere yönelmesi, yabancı sermaye ile ilgili konuşma ve uygulamarı hep pragmatik olmuştur.

Çünkü milli mücadele bitmiş, medeni milletler arasında yer alma mücadelesi başlamıştır.

İkinci dünya savaşında bir ıssız adaya düşen japon askeri aradan yıllar geçtikten sonra bulunduğunda, savaşın devam ettiğini zannederek savaşçı tavırlarına devam etmek gibi tuhaf hareketler yapıyormuş.

Sizin ve sizin çizginizde olan arkadaşlar, ikinci dünya savaşının bittiğini bir türlü anlamıyorlar ve hala o askerin tuhaf hallerini devam ettiriyorlar. Atatürk, milli mücadelede sert eleştirilerde bulunduğu batının hukuk normlarını bu ülkeye getirdi. Size kalsa, Atatürk hep kalpaklı, kuvvacı kalmalı idi. Ama Atatürk savaşın bittiğini biliyordu ve savaştığı kişilerle dost olmasını da biliyordu.

Selam.

Harun Gür
27-05-2008, 05:39:46
Sizin ve sizin çizginizde olan arkadaşlar, ikinci dünya savaşının bittiğini bir türlü anlamıyorlar ve hala o askerin tuhaf hallerini devam ettiriyorlar. Atatürk, milli mücadelede sert eleştirilerde bulunduğu batının hukuk normlarını bu ülkeye getirdi. Size kalsa, Atatürk hep kalpaklı, kuvvacı kalmalı idi. Ama Atatürk savaşın bittiğini biliyordu ve savaştığı kişilerle dost olmasını da biliyordu.

Abbas Bey siz ve sizin çizginizdeki arkadaşlar da Beyrut bombalanırken, Beyrut'un eğlence semtlerinde diskolarda eğlenmeye devam eden gençlere benziyorsunuz.

Batı'nın hukuku veya olumlu uygulamalarının ülkeye getirilmiş olmasına muhalefet ettiğimizi hatırlamıyorum. Ancak diskolarınızdan dışarıya kafanızı uzatın. Savaş devam ediyor ve bu savaş topla,tüfekle olan savaştan çok daha acımasız ve tahrip edici... Lozan'da Lord Curzon'un sözünü tekrar hatırlatayım :

"Müzakere ediyoruz. Aylardan beri arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. Vermiyorsunuz. Anlayış göstermiyorsunuz. Memnun değiliz sizden. Ama ne reddederseniz cebimize atıyoruz. Cebimize saklıyoruz. Memleketiniz haraptır. Yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman, bu cebime koyduklarımdan her birini, birer birer çıkarıp size vereceğim…"

Ne yazık ki Lord Curzon'un cebinde fazla birşey bırakmadık...

Selamlar,

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
27-05-2008, 14:09:57
Sayın Gür;
Atatürk'ü anlayış ve algılayış biçiminiz, "ikinci dünya savaşının hala bitmediğini zanneden Japon askerinin tavrına" benziyor.

Atatürk'ün hayatı iyi incelenirse, milli mücadele dönemi ve daha sonraki dönemlerdeki söylem ve tavrının çok farklı olduğu görülür. Milli mücadele döneminde batılı emperyalist güçlerle mücadele etmiş, ancak daha sonra da batının hukuk sisteminin bu ülkeye ithal etmiştir.

Milli mücadele dönemindeki emperyalist söylemle, daha sonraki batı uygarlığını hedef göstermesi, konjoktüre bağlı olarak devletçi ya da liberal tercihlere yönelmesi, yabancı sermaye ile ilgili konuşma ve uygulamarı hep pragmatik olmuştur.

Çünkü milli mücadele bitmiş, medeni milletler arasında yer alma mücadelesi başlamıştır.

İkinci dünya savaşında bir ıssız adaya düşen japon askeri aradan yıllar geçtikten sonra bulunduğunda, savaşın devam ettiğini zannederek savaşçı tavırlarına devam etmek gibi tuhaf hareketler yapıyormuş.

Sizin ve sizin çizginizde olan arkadaşlar, ikinci dünya savaşının bittiğini bir türlü anlamıyorlar ve hala o askerin tuhaf hallerini devam ettiriyorlar. Atatürk, milli mücadelede sert eleştirilerde bulunduğu batının hukuk normlarını bu ülkeye getirdi. Size kalsa, Atatürk hep kalpaklı, kuvvacı kalmalı idi. Ama Atatürk savaşın bittiğini biliyordu ve savaştığı kişilerle dost olmasını da biliyordu.

Selam.


Abbas Bey yorumlarınıza inanın artık hiç şaşırmıyorum...

Yurtta sulh, cihanda sulh diyen de, gençliğimizi ileride ortaya çıkabilecek dahili ve harici düşmanlara (kötülük isteyenlere) karşı uyaran da Atatürk'tür. Size göre bu bile bir çelişki olabilir, o yüzden daha fazla yorum yapmadan aşağıdaki sözleri okumanızı ve anlamaya çalışmanızı rica ediyorum. Bakın bakalım, söz ettiği ya da eylemleriyle ifade ettiği "dostluk" ve "barış" nasıl ve ne şartlarda olmalıymış?..




GENÇLİĞE HİTABE
Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
20 Ekim 1927










- Bütün dünya milletleri aşağı yukarı AKRABA olmuşlardır... Bu itibarla İNSAN MENSUP OLDUĞU MİLLETİN VARLIĞINI VE MUTLULUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜ KADAR, BÜTÜN DÜNYA MİLLETLERİNİN HUZUR VE REFAHINI DÜŞÜNMELİ; KENDİ MİLLETİNİN SAADETİNE NE KADAR DEĞER VERİRSE, BÜTÜN DÜNYA MİLLETLERİNİN MUTLULUĞUNA HİZMET ETMEYE DE ELİNDEN GELDİĞİ KADAR ÇALIŞMALIDIR!.. (17.3.1937)



********


Beynelmilel siyasi emniyetin inkişafı için ilk ve en önemli şart milletlerin hiç olmazsa, BARIŞI KORUMA fikrinde SAMİMİ olarak birleşmeleridir.


***************


Eğer DEVAMLI BARIŞ isteniyorsa, kitlelerin vaziyetlerini iyileştirecek MİLLETLERARASI TEDBİRLER alınmalıdır!.. İNSANLIĞIN BÜTÜNÜNÜN REFAHI, AÇLIK VE BASKININ YERİNE GEÇMELİDİR! Dünya vatandaşları KISKANÇLIK, AÇ GÖZLÜLÜK ve KİNDEN UZAKLAŞACAK şekilde eğitilmelidir!..


****************




İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, gayrıinsani ve son derece üzücü bir sistemdir!..


*************



- Bugün aradığımız barışın EBEDİ BARIŞ OLACAĞINA İNANMAK SAFDİLLİK olur!.. BU O KADAR ÖNEMLİ BİR GERÇEKTİR Kİ, ONDAN BİR AN BİLE GAFLET, MİLLETİN HAYATINI TEHLİKEYE SOKAR!..



******************




Şüphesiz hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe mukabil saygıda asla kusur etmiyeceğiz... Fakat ne çare ki, ZAYIF OLANLARIN HUKUKUNA SAYGININ NOKSAN OLDUĞUNU VEYA HİÇ SAYGI GÖSTERİLMEDİĞİNİ çok acı tecrübelerle ÖĞRENDİK... Onun için her türlü ihtimallerin gerektirdiği HAZIRLIKLARI YAPMAKTA asla GECİKMİYECEĞİZ!..
Hiç bir millet ve memlekete karşı tecavüz fikri beslemeyiz!.. Fakat VARLIĞIMIZI ve BAĞIMSIZLIĞIMIZI KORUMAK için, bir de MİLLETİMİZİN iç rahatlığı ve gönül huzuru ile çalışarak REFAHLI ve MUTLU OLMASINI SAĞLAMAK İÇİN her vakit memleket ve milletimizi korumaya GÜCÜ YETEN BİR ORDU'ya sahip olmak da ÜLKÜ'müzdür!..


****************


TÜRKİYE HALKI, her medeni ve kaabiliyetli millet gibi KAYITSIZ VE ŞARTSIZ HÜR VE MÜSTAKİL yaşamaya karar vermiştir... Bu meşru kararı ihlale yönelik her kuvvet, TÜRKİYE'NİN EBEDİ DÜŞMANI kalır!..(1922)


******************

- HAYAT-I MİLLET TEHLİKEYE MARUZ KALMADIKÇA, HARB BİR CİNAYETTİR!..

Ben HARPÇİ olamam!... Çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim.


- TÜRKİYE'NİN EMNİYETİNİ GAYE TUTAN, HİÇ BİR MİLLETİN ALEYHİNDE OLMAYAN BİR BARIŞ İSTİKAMETİ, bizim daima düsturumuz olacaktır!..


Biz yabancılara karşı herhangi HASMANE bir his beslemediğimiz gibi, onlarla SAMİMİ ilişkilerde bulunmak arzusundayız... TÜRKLER bütün medeni milletlerin dostlarıdır!..(1923)

Av.Abbas Bilgili
31-05-2008, 12:47:04
Bu foruma ilave yazmak niyetim yoktu, ama konu, "liberal sol olur mu olmaz mı" tartışması ile büyümüştü. Bugünkü (31.05.2008) Hürriyet'te sosyal demokrat yazar Zeynep Göğüş'ün "Liberal Sosyalis" başlıklı köşe yazısı konuya denk düştüğünden kopyalamak istedim.
Selamlar.



Zeynep GÖĞÜŞ


Liberal sosyalist


AVRUPA, Türkler için çok uzun yıllardır "refah"ı temsil ediyor. Refah, sefaletin karşısında duran bir kavram. Osmanlı’nın ilk Batıcılarından bu yana Batı’dan yana olmanın en önemli dürtülerinden biri sefaletten kaçış olmuş.

Türk okumuş yazmışlarının büyük bir bölümü Batı’yı temsil eden refah ile Doğu’yu temsil eden sefalet ikilemi arasında kaldılar. Meseleyi böyle koyarsanız bu karşıt ikiliden hangisini tercih edersiniz? Elbette ki refahtan yana olursunuz.

Sorun bu çerçevede ele alındığından dolayıdır ki bugün Avrupa karşısında zorlanıyoruz. Sadece pratik ve pragmatik nedenlerle Avrupalı olunamıyor çünkü. Din değiştirip de Avrupalı olunamayacağı gibi... İşte Rusya, kuzeyimizdeki dev, halkı çoğunlukla Hıristiyan bir ülke değil mi? Ama işte onun da Avrupa’da yeri yok.

* * *

Ortada bir kültürel yapı sorunu var. Sanayimiz istediği kadar globalleşsin, yine de bir tarafıyla Türk karakteri kaybolmuyor. Bu karakteri belirleyen şey de coğrafyamız ve tarihimiz. Ancak kültürel yapının belli ve belirlenmiş olması da yalnız başına bir şey ifade etmiyor. Biz toplum olarak kendi kültürel yapımızı bilmiyoruz. Bu yapıyı algılayamıyoruz. Kendi kültürel yapısını ve kültürel çevresini anlayamayan, nasıl kültür üretebilir?

Prof. İlber Ortaylı dostumuz, bu ve benzer meseleleri "Avrupa ve Biz" adlı kitabında çok güzel anlatıyor, meraklısına tavsiye ederim.

21’inci yüzyıl Türkleri olarak Doğu Akdeniz-Ortadoğu bölgesinde yaşıyoruz. Bu bölgeyi ne kadar tanıyoruz? İslam uygarlığı bir zamanlar buradan doğmuş ise bunun ne kadarının bilincindeyiz? Avrupa merkezcilikten (Eurocentrism) söz ediliyor. Kaç okumuş yazmış Türk, Avrupa merkezcilik doğmadan yüzyıllar önce Doğu dünyasında da Doğu merkezcilik olduğunu bilir? Yani dünyayı kendi referans sistemine göre değerlendirme alışkanlığı...

Derin meselelere daldık, ama beni bu yazıyı yazmaya iten iki şey oldu. Her ikisi de Batı ile kafa uyuşmazlığımızın ciddi göstergesi. Birincisi Lambada adlı eşcinsel derneği "ahlaka aykırı" olduğu gerekçesiyle hákim kararıyla kapatıldı. Bu arkadaşlar Yargıtay’a gidecekler. Sonra da kendilerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolu açılır.

İkincisi ise Paris Belediye Başkanı Delanoe’nin Le Nouvel Observateur adlı Fransız dergisine kapak olan demeci. Delanoe, Fransız solunun liderliğine oynuyor ve kendini "liberal sosyalist" olarak tanımlıyor. Bu konudaki kitabı yeni çıktı, umarım yakında Türkçe’ye de çevrilir. Hem liberal hem de sosyalist nasıl olunabileceğini tutarlı, açık vermeyen bir düşünce sistematiği içinde açıklamayı başarıyor Delanoe. Açıkçası hayran oldum.

* * *

Lambada’dan liberal sosyalizme nasıl mı atladım?

Demiştik ki, kendi kültürel çevresini tanımayan ve algılayamayan, başka kültürel çevrelerle de sağlıklı ilişki geliştiremez. Sefalete karşı refahı seçersiniz, olay biter, ya da bitmez, sürüncemede kalır. Bu bir...

Lambada’nın kapatılması, Avrupa kültür yapısında kabul edilebilir bir durum değildir, bu da iki...

Ve Fransız solunun fikirlerine hayran olduğum yeni lideri, gay olduğunu gizlemiyor, bu da üç...

Harun Gür
02-06-2008, 13:15:43
Zeynep Hanım da şaşırmış anlaşılan "lambada'dan liberal sosyalizm'e ?!!! nasıl atladığına...:o

Önce Zeynep Hanım'ı düzeltmekte fayda var , yazısında 3 kez adı geçen derneğin ismi "lambada" değil "lambda"... Zeynep Hanım derneğin ismini bir dans türü ile karıştırmış anlaşılan... Hazır karıştırmışken dansın ortaya çıktığı Güney Amerika'da liberal olmayan solu da bir inceleseydi keşke...

Cinsel tercih özgürlüğünü liberal olmayan sol savunmuyor muymuş, anlayamadım. Ya da cinsel tercih özgürlüğünü savunmak için illa liberal mi olmak lazımmış gene anlayamadım ya neyse...

Konunun kültürel yapı ile ilgisi yok, sorun yeni dünya düzeni... Gittikçe kıtlaşan kaynakların ve dolayısıyla gücün kimin elinde olacağı ile ilgili tüm bu yaşananlar. Bu temel neden dışında telaşa mahal yok. Dernekler Kanunu'nun ilgili maddelerini demokrasi ve özgürlükler şampiyonu AKP değiştirir?!!! , Lambda'nın sorunu ortadan kalkıverir, zaten olması gereken ve doğrusu da budur. Bu bir...

"Sefalete" karşı "refah" her zaman seçilmeyebilir. Sefil olmayayım diye manda yönetimi tercih edilmez mesela. Aksi olsaydı Kurtuluş Savaşı yapılmazdı. Bu iki...

Paris Belediye Başkanı'nın cinsel tercihine elbette saygı duyarız da, ne yapalım yani; liberal sosyalist olabilmek için, bunca yıllık heteroseksüel tercihimizi mi değiştirelim. Ne dersiniz Abbas Bey? Bu üç...:)