PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : 23 Nisan ve Ulusal Egemenlik







Av.Abbas Bilgili
24-04-2008, 19:27:17
Bir 23 Nisanı'ı daha kutladık. Bayramlar bir toplumun ortak sevinç kaynaklarıdır.. Bayram deyip geçmemek gerekir. Üzerinde durup düşünmek lazım..

Milet egemenliğini temsil eden TBMM 23 Nisan 1920'de açıldı.. 23 Nisan 1921'de ise ilk resmi bayramımız kutlandı. O zamanki adı "hakimiyeti milliye" idi.. Yani "ulusal egemenlik"...

Otuzlu yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumu'nun 23 Nisan - 1 Mayıs arasında kutladığı "çocuk haftası" ile "hakimiyeti milliye" bayaramının çakışması nedeniyle adı "ulusal egemenlik ve çocuk bayaramı"na dönüştürüldü. 1935 yılında çıkartılan "Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri Hakkında kanun"da da bu bayramın adı "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak geçmektedir.

12 Eylül 1980'deki askeri yönetim döneminde bir ara isminden "ulusal egemenlik" kısmı çıkartılarak "Çocuk Bayramı" olarak kaldı.. Ancak 1983'de yeniden "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" oldu..

Şüphesiz "çocuk bayramı" kadar "ulusal egemenlik" kısmı da önemlidir.. Ulusal egemenlik büyük Atatürk'ün ulusal kurtuluş savaşı sürecinde dayandığı temeldir. Samsun'a çıktıktan sonraki Amasya Tamimi, Erzurum ve Sıvas Kongreleri ulusa dayanamanın temel metinleridir. Daha Amasya'da iken, "milletin istiklalini milletin azim ve kararı kurtaracaktır" diyen Mustafa Kemal Paşa, ulusal direnişin ulusa dayandığını vurgulamak istemiştir.

Her parçası bir yerde kalmış hasta imparatorluğun aç, yorgun ve perişan halkından bir ulusal direniş hareketi çıkarabilmek için o halkın içindeki cevheri iyi tanımak gerekir. İşte Mustafa Kemal Paşa bu cevheri çok iyi tanıyordu..

Ulusal egemenliğin temsil edildiği yer olan TBMM'nin bu açıdan önemini iyi tanımak ve iyi kavramak gerekir. Bu açıdan "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir" denilmiştir.

"Ulusal egemenlik" kavramı, içinde demokrasinin nüvesini (özünün) barındırır.

Demokrasinin kıymetini bilelim..

Demokrasiye sahip çıkalım.

Harun Gür
24-04-2008, 19:53:04
Abbas Bey,

Ne zaman buraya yazacak diye bekliyordum açıkçası, hoş geldiniz. Ellerinize sağlık, takdir bana düşmez ama çok güzel bir makale olmuş. Bayramın isminden 12 Eylül darbesi döneminde "Ulusal Egemenlik" kısmının çıkarılması yaşananları özetliyor aslında.

Demokrasimizi elbirliği ile yaşatmalıyız, çünkü ondan daha değerli bir mefhum yok elimizde.

Makalenizde 1935 tarihli Kanun'dan bahsetmişsiniz, aslında öncesi de var, Himaye-i Etfal, Himaye-i Eytam farklılığı, 1922'den 1936'ya gazete kupürleri, Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın Derneğe katkıları falan filan...

Ama bizim sahte liberal demokrat ak?!!! öz'lü bir köşe yazarı 23 Nisan ile ilgili makalesinde :

"İlan etti de ne oldu? Resmileşti mi? Hayır! Mesela "bayram ve tatilleri" düzenleyen yasa, 1935'te çıktığında, çocuk bayramından söz edilmiyordu.
Dikkatinizi çekerim: Yıl 1935. Atatürk henüz sağ ve sıhhatli. Ama çocuk bayramı yok ortada. (Resmileşmesi 1981'de oldu.)
O halde, çocuk bayramının, " Atatürk'ün armağanı " olduğu klişesi nereden çıkıyor? " diye sormaktan çekinmiyor.

Demokrasimizin kıymetini bilelim ama sahte demokratlara da prim vermeyelim. Kişisel ikballeri uğruna bu halka , çocuklarımıza ve hatta "ulusal iradeye" veremeyecekleri zarar yoktur onların.

Mazinin kalbimde neden yara olduğunu anlatabildim umarım.

Tekrar ellerinize sağlık...

Av.Abbas Bilgili
24-04-2008, 23:42:22
Harun Bey, iltifat için teşekkürler..

Aslında bu köşede sizin çok emeğiniz var, bizim sizi tebrik etmemiz gerekiyor.

Malum meşgaleler nedeniyle fazla yazamıyorum. Ama 23 Nisan için yazmadan geçemedim.

Yazıda, belirttiğiniz ayrıntıya özellikle girmedim. Bu tür yazılarda konuyu mümkün olduğunca özetleyerek ve sade bir şekilde ele almak istediğimden dolayı böyle yazdım. Yani bir köşe yazısı boyutunda ( ya da formatında) olması için.. Şüphesiz bilimsel makale boyutunda ele alnırsa yazılacak çok şey var.

Selamlar.

Harun Gür
26-04-2008, 23:37:57
Abbas Bey,



1935 yılında çıkartılan "Ulusal Bayram ve Genel Tatil Günleri Hakkında kanun"da da bu bayramın adı "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak geçmektedir.



Siz böyle demişsiniz, benim eleştirdiğim ak?!!! özlü bir köşe yazarı da :



Mesela "bayram ve tatilleri" düzenleyen yasa, 1935'te çıktığında, çocuk bayramından söz edilmiyordu.
Dikkatinizi çekerim: Yıl 1935. Atatürk henüz sağ ve sıhhatli. Ama çocuk bayramı yok ortada. O halde, çocuk bayramının, " Atatürk'ün armağanı " olduğu klişesi nereden çıkıyor? " (Resmileşmesi 1981'de oldu.)



demiş.

Aslında yasalaşması beni hiç ilgilendirmiyor, aslolan nasıl görüldüğü ve desteklendiğidir ama anlaşılan bu liberal demokrat yazarla bir görüş farklılığı içerisindesiniz.

Sizin yazdıklarınız mı doğru, yoksa liberal demokrat yazarımızın mı? Bu detaya yönelik bilimsel makalenizi heyecanla bekliyorum.:)

Selamlar,

Av.Abbas Bilgili
27-04-2008, 02:09:47
Sayın Gür;
Ben Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı konusundaki bilgileri Ana Britanicca'nın 21. cildinin 384. sayfasından almıştım. Açıkçası bu ansiklopedinin mi, yoksa bahsettiğiniz yazarın mı hatalı yazdığını bilmiyorum. Orijinal kaynaklardan da ararştıracağım ve yeni bir şey bulursam burada açıklarım. Selamlar.

bihaber
28-04-2008, 20:38:34
İki değerli kaleme de saygılar,emeğinize sağlık.

Av.Serhat BAHADIRLI
28-04-2008, 23:12:55
Sayın Bilgili hocama sevgi ve selamlar. Öncelikle Hukuki.net e ilk girdigimde kendi kendime dedimki hukuki sorunlar hakkında bilgi alış verişi yapılan bir platform dedim. Yeni olmama rağmen şunu anladımki; Hukuki.net Hukukun her yönüyle ifsa eden bir platform olma özelligini taşımaktadır. (Bilgili hocam ben sizi Hatay Barosu Stajyer Seminerlerinde bize muhteşem bilginizle İŞ Hukuk'unu anlatmaya geldiginizde tanımıştım.

Saygılarımla.

çoban
23-04-2010, 11:17:14
23 Nisan’da nasıl millet egemenliği?..

Milliyet / Hasan Cemal - 23 Nisan 2010

Bugün 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı...
Bugün, kısa adı TBMM olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun tam 90.yılı...
TBMM Genel Kurul salonunda, Başkanlık yerinin tam üstünde, “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!” yazar.
Acaba gerçekten öyle midir?
Yoksa bu bir klişe midir, orada yazılı olan ve her yıl bayramdan bayrama tekrarlanan?
Şöyle de sorulabilir:
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmadığı 90 yıl boyunca yaşananlarla çoktan ortaya çıkmadı mı?
Tek parti döneminin milletvekili seçimlerini düşünün.
Çok partili döneminin askeri darbelerini düşünün.
Düşünün lütfen:
Bugüne kadar kendi başına bir anayasa yapamamış olan TBMM’nin tepesinde, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” yazsa ne olur, yazmasa ne olur?
Söyler misiniz?..
Kendi kapısına kilit vurmuş askeri darbelere hiç direnmemiş bir Meclis’in tepesinde sallanan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” sözünün gerçekte her hangi bir kıymeti harbiyesi olabilir mi?..
Kendi kapısına kilit vurmuş darbecilerden bugüne kadar hiç hesap soramamış bir Meclis, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” sözüne ne kadar layık olabilir ki?..
Veyahut şu da sorulabilir:
27 Mayıs diye, 12 Mart diye, 12 Eylül diye askeri yönetimlerin adıyla anılan anayasal düzenlerde, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” sözünün inandırıcılığını sorgulamak hiç aklınıza takılıyor mu?..
Önceki gün CNN Türk’te Arjantin’le ilgili bir haber izledim.
1976-1983 yılları arasında bu Latin Amerika ülkesi acımasız bir askeri diktayla yönetilmişti. Bu dönemde 30 bin kişi ölmüş ve kaybolmuştu Arjantin’de.
Şimdi bu askeri dikta döneminin generalleri bir süredir yargı önünde birer birer hesap vermeye başladılar.
Bunlardan 82 yaşında olan bir general önceki gün 56 kişinin kaçırılması, işkence görmesi ve öldürülmesinden dolayı suçlu bulundu, 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bunca yıl sonra darbecilerden hesap sorulmasının kapısını ise Arjantin Cumhurbaşkanı açmıştı, dikta dönemini koruyan yasayı iptal ederek...
Düşünün bu örneği, bir de Türkiye’yi...
Böylesine örnekleri biz hiç kendi siyasal tarihimizde yaşadık mı?..
Lütfen düşünün.
TBMM’nin kapısına kilit vuran, siyasal partileri kapatan, milletvekillerine siyaset yasağı getiren 12 Eylül darbecilerinden bugüne kadar yargı önünde hesap sorabildik mi?..
12 Eylül’ün darbe anayasasında, bu hesabın sorulmasını engelleyen geçici 15. madde daha yeni iptal edilmeye çalışılıyor, o da ite kaka, kavgayla dövüşle...
Geçelim.
Bu nedenlerle 23 Nisan nutukları beni uzun yıllardır heyecanlandırmıyor.
Elbette şunu da biliyorum:
Demokrasilerde millet egemenliği tümüyle ‘kayıtsız şartsız’ değildir, hiç kuşkusuz bunun bazı ‘kaydı kuydu’ vardır.
Ancak, bu kaydın kuydun arasında darbeler yoktur; anayasaları yalnız askeri yönetimler yapar diye bir kural yoktur; 367+27 Nisan muhtırası örneğinde olduğu gibi, Meclis kendi iradesiyle kendi içinden bir cumhurbaşkanı seçemez diye bir kayıt yoktur; 411 milletvekilinin oyuna rağmen Meclis üniversitelerdeki türban yasağını kaldıramaz diye de bir sınırlama yoktur.
Benim 23 Nisan düşüncelerim işte böyle...
Bütün bunları çocuklara anlatabileceğinizi sanmıyorum.
Ama hiç olmazsa büyükler bu konulara ara sıra zaman ayırabilse ne iyi olurdu.

litigation
23-04-2015, 13:36:37
23 Nisan Cumhuriyetin kodu ve yol haritasıdır başlıklı İstanbul barosu bildirimi de okunmalı: http://www.hukuki.net/showthread.php?120755-istanbul-Barosu-Ulusal-Egemenlik-Cumhuriyetimizin-Kodu-ve-Gelecegimizin-Yol-Haritasidir