PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Hukuk siyasileşti mi acaba?!!!







Harun Gür
04-04-2008, 23:53:06
Bu aralar özgürlükçü liberal arkadaşların diline pelesenk olan veciz sözümüz şu: "HUKUK SİYASİLEŞTİ"


İran İslam Cumhuriyeti... Şeriat Hukuku hakimdir. Hadi orada, kız ve erkek kardeşlerin babalarının mirasından eşit pay alacağını karara bağlayan bir İslam Hukukçusu bulun.

İngiltere... Ortak Hukuk hakimdir. Hadi orada yerleşmiş içtihadın (o içtihadın ta Magna Carta'dan bu yana nasıl geliştiğini düşünün bu arada) dışına çıkan bir hakim bulun...



Alın size iki farklı ülke ve iki farklı hukuk anlayışı, buna Kara Avrupası Hukuk Sistemini veya Pozitivist Hukuk Sistemlerini de ekleyelim.

Evet hukuk, kaynağını içinde bulunduğu hukuki sistemi dikkate alarak içinde olduğu toplumda varsa Anayasa'dan, içtihattan, gelenek görenekten ve etik ilkelerden alır. Her ülkenin hukuku o ülkenin kurucu ilkeleri çerçevesinde şekillenir. O ülkede hukukun hangi sistem içerisinde yer aldığı, demokratik veya evrensel olup olmadığı tartışılabilir ancak Devletin kurucu ilkeleri üzerine inşaa edilmiş hukukun siyasi olduğunu söylemek eğer bu siyasetten sayılıyorsa, o kurucu ilkelere siyaseten karşı olunduğunun örtülü beyanıdır.

Hukuk ile hukukçu ayrı şeylerdir ve birbirine karıştırılmamalıdır. İçinde bulunulan toplumun hukuk anlayışı ki; bu, o toplumun kurucu Anayasası veya temel ilkeleri ile şekillenmiştir, hukukçunun görevi taraf olarak o ilkeleri savunmaktır ve hatta kişisel bağlamda öyle olmadığına inansa da savunmaktır. Hukukçular arasında yapılan ankette Devleti mi savunursun yoksa hukuku mu sorusunun sorulması abesle iştigaldir. Çünkü hukukçu mevcut hukuk sisteminin öngördüğü hukuk normları içerisinde kalmak kaydıyla hukuku yapan Devleti (kurucu ilkelerini) savunmakla mükelleftir. Bunun bireyi Devlete karşı savunmamakla ilgisi yoktur.

Ülkemiz, Kara Avrupası Hukuku sistemini örnek almış ve uygulamaktadır. Anayasamızda varolan bazı maddelerin evrensel demokrasi ile ne derece örtüşüp örtüşmediği tartışılabilir. Ancak kurucu ilkelerin demokrasiyle örtüşmediği, renksiz kokusuz?!!! bir Anayasa yapılması gerektiği beyanı daha ayrı birşeydir. Anayasamızda sosyal devlete vurgu yapılırken eşitlikçi demokrasi ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Liberal demokrasilerde ise "eşitlikçilik" değil, "özgürlükçülük" ön plandadır. Bu aslında iktisadi bir tercihin ilanından başka birşey değildir, daha iyi demokrasi anlamına gelmez.

"Türkiye Cumhuriyeti ......................demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir" şeklinde ve değiştirilemez hükümle ortaya konan Anayasa ortada dururken hukukçunun değilse bile siyasetçinin aksini savunması ancak şöyle bir yolla olabilir:

Demokrasi ne demek bunu bir sorgulamak lazım... "Demokrasi çoğunluğun (salt çoğunluk olmasa bile aldığı oy yüzdesi itibarıyla) azınlığa tahakkümüdür."

Laik ne demek bir sorgulamak lazım... "Devlet laik olur, kişiler laik olamaz."

Sosyal devlet ne demek bir sorgulamak lazım.... "Genel anlamda eşitsizlikleri gidermedik ama eşitlik adına?!!! başkalarının vergilerinden yaratılan kaynakla ulufe dağıtmayı becerebiliyoruz."

Hukuk siyasileşti, hukuk ne demek bir sorgulamak lazım... "Biz aslında Devletin kurucu ilkelerine karşıyız ama bunu açıktan dile getiremediğimiz için "eşitlikçi hukuku" değil de "özgürlükçü liberal hukuku" şimdilik savunuyor görünüyoruz, aslında bize dokunamayacağınız başka bir hukuk sistemine yelken açmayı istiyoruz.""

E tamam biz de yedik , çok beklersiniz.

Harun Gür
29-04-2008, 19:48:10
Bu aralar özgürlükçü liberal arkadaşların diline pelesenk olan veciz sözümüz şu: "HUKUK SİYASİLEŞTİ"


İran İslam Cumhuriyeti... Şeriat Hukuku hakimdir. Hadi orada, kız ve erkek kardeşlerin babalarının mirasından eşit pay alacağını karara bağlayan bir İslam Hukukçusu bulun.

İngiltere... Ortak Hukuk hakimdir. Hadi orada yerleşmiş içtihadın (o içtihadın ta Magna Carta'dan bu yana nasıl geliştiğini düşünün bu arada) dışına çıkan bir hakim bulun...



Alın size iki farklı ülke ve iki farklı hukuk anlayışı, buna Kara Avrupası Hukuk Sistemini veya Pozitivist Hukuk Sistemlerini de ekleyelim.

Evet hukuk, kaynağını içinde bulunduğu hukuki sistemi dikkate alarak içinde olduğu toplumda varsa Anayasa'dan, içtihattan, gelenek görenekten ve etik ilkelerden alır. Her ülkenin hukuku o ülkenin kurucu ilkeleri çerçevesinde şekillenir. O ülkede hukukun hangi sistem içerisinde yer aldığı, demokratik veya evrensel olup olmadığı tartışılabilir ancak Devletin kurucu ilkeleri üzerine inşaa edilmiş hukukun siyasi olduğunu söylemek eğer bu siyasetten sayılıyorsa, o kurucu ilkelere siyaseten karşı olunduğunun örtülü beyanıdır.

Hukuk ile hukukçu ayrı şeylerdir ve birbirine karıştırılmamalıdır. İçinde bulunulan toplumun hukuk anlayışı ki; bu, o toplumun kurucu Anayasası veya temel ilkeleri ile şekillenmiştir, hukukçunun görevi taraf olarak o ilkeleri savunmaktır ve hatta kişisel bağlamda öyle olmadığına inansa da savunmaktır. Hukukçular arasında yapılan ankette Devleti mi savunursun yoksa hukuku mu sorusunun sorulması abesle iştigaldir. Çünkü hukukçu mevcut hukuk sisteminin öngördüğü hukuk normları içerisinde kalmak kaydıyla hukuku yapan Devleti (kurucu ilkelerini) savunmakla mükelleftir. Bunun bireyi Devlete karşı savunmamakla ilgisi yoktur.

Ülkemiz, Kara Avrupası Hukuku sistemini örnek almış ve uygulamaktadır. Anayasamızda varolan bazı maddelerin evrensel demokrasi ile ne derece örtüşüp örtüşmediği tartışılabilir. Ancak kurucu ilkelerin demokrasiyle örtüşmediği, renksiz kokusuz?!!! bir Anayasa yapılması gerektiği beyanı daha ayrı birşeydir. Anayasamızda sosyal devlete vurgu yapılırken eşitlikçi demokrasi ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Liberal demokrasilerde ise "eşitlikçilik" değil, "özgürlükçülük" ön plandadır. Bu aslında iktisadi bir tercihin ilanından başka birşey değildir, daha iyi demokrasi anlamına gelmez.

"Türkiye Cumhuriyeti ......................demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir" şeklinde ve değiştirilemez hükümle ortaya konan Anayasa ortada dururken hukukçunun değilse bile siyasetçinin aksini savunması ancak şöyle bir yolla olabilir:

Demokrasi ne demek bunu bir sorgulamak lazım... "Demokrasi çoğunluğun (salt çoğunluk olmasa bile aldığı oy yüzdesi itibarıyla) azınlığa tahakkümüdür."

Laik ne demek bir sorgulamak lazım... "Devlet laik olur, kişiler laik olamaz."

Sosyal devlet ne demek bir sorgulamak lazım.... "Genel anlamda eşitsizlikleri gidermedik ama eşitlik adına?!!! başkalarının vergilerinden yaratılan kaynakla ulufe dağıtmayı becerebiliyoruz."

Hukuk siyasileşti, hukuk ne demek bir sorgulamak lazım... "Biz aslında Devletin kurucu ilkelerine karşıyız ama bunu açıktan dile getiremediğimiz için "eşitlikçi hukuku" değil de "özgürlükçü liberal hukuku" şimdilik savunuyor görünüyoruz, aslında bize dokunamayacağınız başka bir hukuk sistemine yelken açmayı istiyoruz.""

E tamam biz de yedik , çok beklersiniz.



Kanadoğlu, Haşim Kılıç'ın açıklamalarını eleştirdi

Emre BAYLAN/ANTALYA, (DHA)

YARGITAY Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın Anayasa Mahkemesi'nin 46'ncı kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmayı eleştirerek, “Türkiye'de hiçbir hakim, laik cumhuriyet karşısında tarafsızım diyemez” dedi.
Akdeniz Üniversitesi'nde düzenlenen ‘Anayasa Hukuku ve Son Gelişmeler’ başlıklı panele Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve meslektaşı Vural Savaş konuşmacı olarak katıldı. AKP'nin başlattığı Sivil Anayasa tartışmalarına değinerek konuşmasına başlayan Sabih Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmanın 4 maddesine katılmadığını söyledi. Kanadoğlu, “Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın konuşması hem oraya, hem şuraya, hem de buraya mesajlar verdi diye alkışlandı. Dikkatle incelendiğinde Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın yaptığı konuşmada değindiği 4 noktayı reddetmek durumundayım. Bunlardan birincisi ‘Hakim mutlak tarafsız olmalıdır’ sözüdür” diye konuştu.
“Kastetmediği anlamda elbetteki hakim tarafsız olmalıdır” sözleriyle konuşmasını sürdüren Yargıtay Onursal Başsavcısı, “Ama bu tarafsızlık özel hayatında vermiş olduğu kararların doğruluğu yönünde kamuoyunda kuşku uyandırmayacak bir tarafsızlık olmalıdır. Yüksek hakim, özel hayatında herhangi bir tarafa iltizam ettiği veya herhangi bir düşünceyi kabul ettiğini gösterir hareketlerden mutlaka kaçınmalıdır. Tabi Başkanın kastettiği tarafsızlık bu değil” dedi. Kanadoğlu konuşmasına şöyle sürdürdü:
“Başkanın kastettiği tarafsızlık, düşünceler, kavramlar, idealler ortaya çıktığı zaman hakimin tarafsız kalması düşüncesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin hakimi her şeyden önce Anayasa'nın tarafı olmak zorundadır. Neden Anayasa tarafı olmak zorundadır. Çünkü Anayasa Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerini koruma görevini ona vermiştir. Bu mahkemede üye olan, başkan olan bir kişi ‘Ben laik Cumhuriyet karşısında tarafsızım’ diyemez. ‘Ben hukuk devleti ilkelerinin karşısında tarafsızım’ diyemez. Bu konuşmada kastedilen mutlak tarafsızlık sözü, Türkiye Cumhuriyeti hakimi için geçerli değildir.”

‘LAİKLİK ANAYASA KORUMASINDADIR’
Türkiye Cumhuriyeti'nin hakiminin, laik, demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafında olduğunu kaydeden Kanadoğlu, Kılıç'ın ‘Laiklik toplumun koruması altındadır’ açıklamasını ise talihsizlik olarak niteledi. Kanadoğlu şunları söyledi:
“Laiklik her şeyden önce Anayasa'nın koruması altındadır. Başkan farkında olmayabilir, ama Anayasa Mahkemesi'nin de koruması altındadır. Hakim, laik Cumhuriyetin tarafında olacaktır. Ve laiklik ilkesinin korunmasını, Anayasa'nın uygulanması sağlayacaktır.”
Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu, Kılıç'ın ‘Yeni Anayasa için toplumsal mutabat gerekir’ sözleri ile de siyasi iktidara hizmet ettiğini savundu. Kanadoğlu, “Eğer siz belirli amaçlarla Anayasa yapma sözcüğünün ortaya atıldığını bilerek ve yeni bir anayasa yapma yetkisinin 23'üncü dönem TBMM'de olmadığını görerek bu sözü söylüyorsanız, siz farkında olmadan siyasi iktidarın gayretlerine hizmet eder duruma düşmektesiniz” diye konuştu. Kanadoğlu şunları söyledi:
“Bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, yeni bir anayasa yapma olanağının olmadığını bile bile yeni anayasa yapmaktan bahsedemez. Anayasa'nın belirli hükümlerinin değiştirilmesi için fikirlerini ortaya koyabilir, ama öğretinin, uygulamanın bütün gerçeklerine rağmen bir Anayasa Mahkemesi Başkanı, mevcut siyasi iktidar gibi yeni anayasadan bahsediyorsa onun samimiyetinden şüphelenmemek olanaksız hale gelir.”

‘YOL AYRIMINA GİDİLİYOR’
Kanadoğlu, son olarak, Haşim Kılıç'ın 46'ncı yıl konuşmasında milli iradenin temsili için Anayasa Mahkemesi'ne Meclis tarafından da üye seçilmesinin yerinde olacağına yönelik açıklamasına değindi, “Yargıyı siyasallaştırırsınız” dedi. Sabih Kanadoğlu, AKP iktidarının devletin tüm kademelerinde büyük kadrolaşma hareketi içinde olduğunu belirterek, “Türkiye yol ayrımına doğru hızla yürüyor. Kendi kafalarındaki ideolojik rejimi yerleştirebilmek için devletin tüm kadrolarında büyük bir kadrolaşma hareketi kesinlikle görünüyor. 17 kişilik Anayasa Mahkemesi kadrosunun 8'inin Meclis tarafından seçilmiş olduğunu bir an düşünürseniz ortaya çıkacak tablo siyasallaşmış bir yargı olacaktır” diye konuştu.

Av.Abbas Bilgili
01-05-2008, 18:20:33
26 Nisan 2008
Oktay EKŞİ oeksi@hurriyet.com.tr

Kılıç'ın ilk konuşması

ANAYASA Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç dün, mahkemenin kuruluşunun 46'ncı yıldönümü dolayısıyla yapılan törende ilginç bir konuşma yaptı. Örneğin "Yüz elli yıllık çağdaş uygarlık mücadelemiz, toplumsal dönüşümün ancak ve ancak çağdaş Batılı değerler paralelinde, tek meşruiyet kaynağı özgürlükler olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine ulaşılmasıyla ileri bir düzeye taşınabileceğini göstermektedir" dedi.

Anıtkabir defterine önceki gün "Yüce Atatürk, kurduğun ve niteliklerini belirlediğin Cumhuriyet'e bağlılığımızı ve sana olan şükran duygularımızı yinelemeye geldik. Anayasa Mahkemesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da laik, sosyal, hukuk devletinin tüm niteliklerinin gerçekleşmesinde üzerimize düşen yükümlülükleri özenle yerine getirmeye devam edeceğiz" diye yazdığını da dünkü Hürriyet'te okuyunca zaten "Sayın Kılıç'ı biz mi yanlış biliyoruz? Yoksa o bildiğimizden farklı olmadığı halde bu resmi mi veriyor?" demiştik.

Özellikle Cumhuriyet'in temel değerleri konusunda duyarlı olmadığı ileri sürülen birini Anayasa Mahkemesi Raportörlüğü'ne tayin ettiği yolundaki haberler henüz çok taze iken...

Sebep ne olursa olsun, gerçek şu ki dünkü Haşim Kılıç, önceki başkanlardan farklı bir görev anlayışı taşımadığı izlenimini verdi.

Bu izlenimimiz yerinde mi değil mi diye, önceki başkanlardan Ahmet Necdet Sezer'in, Mustafa Bumin'in, Tülay Tuğcu'nun yaptığı "Yıldönümü Töreni" konuşmalarını Kılıç'ınkiyle karşılaştırdık. Saptayabildiklerimizi şöyle özetlemek mümkün:

Önceki başkanlar da aynen Kılıç gibi, "hukuk devleti"nin, "yargı bağımsızlığının" altını çizmişler. "Yargı kararlarını eleştirme"nin bir hak olduğunu ama bunu "yargıyı etkileme" hatta "tehdit etme" boyutlarına taşıyanlara karşı çıkmışlar. Bu konuda Kılıç öncekilerden daha açık konuşmuş. Dediği özetle şu:

"Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi'ne intikal etmiş davalarla ilgili olarak, gerek ulusal gerekse uluslararası çevrelerce Mahkemeyi yönlendirme, etkileme ve baskı altında tutma girişimleri büyük bir üzüntü ile takip edilmektedir (...)"

Önceki başkanlar Anayasa'nın ve yasaların kendilerince yanlış hükümlerinin değiştirilmesini talep etmişler. Örneğin Sezer ile Bumin, Cumhurbaşkanının yetkilerinin azaltılmasını önermişler. Bumin 39'uncu yıldönümü konuşmasında, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi yetkisinin Cumhurbaşkanı'ndan alınıp "Yüksek Yargı organları Genel Kurullarına" verilmesini önermiş. Oysa Kılıç, "Anayasa Mahkemesine üye seçme" konusunda Parlamento'ya yetki verilmesini istiyor.

Kılıç eski başkanlardan farklı olarak "Anayasa'nın tamamen değişmesini" de öneriyor. Yalnız bunun "tüm görüşlerin ve kesitlerin katıldığı müzakereci bir ortamda hazırlanıp kabul edilmesini" istiyor.

Dikkati çeken bir nokta daha var... Kılıç, yargının "bağımsız" ve "mutlak anlamda tarafsız" olmasını istiyor. Oysa Sezer, Bumin ve Tuğcu, "yargı"nın "görevini yansız ve bağımsız biçimde yerine getirmesini" savunuyorlar ama bu yansızlığın "Atatürk ilke ve devrimleri" karşısında da yansızlık anlamına gelemeyeceğini vurguluyorlar. Kılıç'ın "mutlak anlamda tarafsızlık" talebi bu görüşle çatışıyor mu, o anlaşılmıyor.

deniz02
11-07-2008, 23:32:40
Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği türban kararıyla ilgili olarak da, “Anayasa Mahkemesi önerinin usule uygun olmadığını söyledi. Esasa falan girip de bir şey söylemedi ki” diye konuştu.

Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Başöğretmen Salonu'nda düzenlenen, ‘Anayasa ile Alakalı Güncel Tartışmalar’ konulu konferansta konuşan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tülay Tuğcu, katılımcıların çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

BASININ ERGENEKONA MÜDAHALESİ YANLIŞ

Ergenekon davasıyla ilgili olarak Tülay Tuğcu, “Basının Ergenekon davasına müdahalesi yanlıştır. Bunlar yargıyı etkileyen tavırlardır. Aslında bu tür yayınların yapılmaması gerekiyor. Herhangi bir önlem almak, ilgili kurumların görevidir. Yazılı basının da yanlış bilgilendirdiği, yanlış yönlendirdiği oluyor. Basının da bu bilince ulaşması gerekiyor” diye konuştu.

ANAYASA MAHKEMESİ DE SİYASALLAŞTI

Tülay Tuğcu, yargının siyasallaşmasıyla ilgili bir soruya ise, “Rahat verseler yargı siyasallaşmaktan kurtulacak. Ama o huzura kavuşamıyor. Bugün Anayasa Mahkemesinde bir ölçüde siyasallaşma mümkündür. Bir siyasi partiyi kapatacaksınız, bir kanunu iptal edeceksiniz ve bu siyasallaşma olmayacak. Mümkün değil. Ama bu siyasallaşma, belli bir siyasi partiye yaklaşım anlamında değil, işin gereğidir. Rahatsızlık duyduğum bir şey var. Nasıl bir tavırdır? Eğer işinize geliyorsa savcı ‘gereğini yapmıştır’, işinize gelmiyorsa ‘savcı siyasallaşmıştır’ diyorsonuz. Böyle bir isnat olur mu? Böyle bir isnat olursa, tabi vatandaşın da zihninde ‘yargı siyasallaşıyor’ zihniyeti oluşur. Bu daha çok yargının dışındakilerin çok daha özenli ve dikkatli olmasına bağlıdır. Bana vermişsiniz parti kapatma görevini, ben siyasallaşmayacağım, nasıl olacak bu, mümkün mü? Değil. Mesela Anayasa Mahkemesinin verdiği birçok karar eleştirildi. Çok gerekli olmadıkça yargının konuşması doğru değildir. Hukuka güvenmediğimiz zaman ülkede huzur kalmaz. Hukuk huzurun, devlet varlığının asli unsurudur” dedi.

TÜRBANI DA DEĞERLENDİRDİ

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Tuğcu, türbanla ilgili olarak da, “Türban olayı, 18- 25 yaşındaki kızlarımız için tanınan bir özgürlüktü. Eğer özgürlükse bu herkes için geçerli olmalıdır. Ama özgürlük anlamında değildi türban. Eğitim özgürlüğünün sınırları vardır. Din ve inanç özgürlüğü de değil. Eğer bunu din ve inanç özgürlüğü diye kabul ederseniz, bunun ucu laikliğe kadar gider. Doğrudan kamuda çalışan hanımların da başlarını örtmesine izin vermeniz lazım. Çünkü onun da inanç özgürlüğü var. Belirli bir yaşa ve belirli bir cinse tanınan özgürlük olabilir mi? Özgürlük geneldir. Laikliğe aykırı düzenleme, önerilemez. Anayasa Mahkemesi önerinin usule uygun olmadığını söyledi. Esasa falan girip de bir şey söylemedi ki” diye konuştu.

İnternetHaber