PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Kopya koyun "Oyalı" basınla tanıştı







Av.Dilek Kuzulu Yüksel
23-11-2007, 00:02:30
Kopya koyun "Oyalı" basınla tanıştı

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Veterinerlik Fakültesinde dünyaya getirilen Türkiye’nin ilk kopya koyunu "Oyalı"nın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi.
Sezaryenle dün dünyaya gelen "Oyalı", fakültede düzenlenen basın toplantısının ardından ilk kez basının ve kamuoyunun karşısına çıkarıldı.
İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şafak Ural, kopya koyunun üniversitenin akademik araştırmaya olan eğitim ve katkısının bir sonucu olduğunu söyledi. Proje sorumlusu Prof. Dr. Sema Birler ve ekibine teşekkür eden Ural, "Oyalı"nın dün hafif ateş yükselmesi sorunu yaşadığını kaydetti.
Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK destekli projeler kapsamında yer alan "Kopya Koyun Projesi"nin sorumlusu Prof. Dr. Sema Birler de kopya koyuna "Oyalı" adını Prof. Dr. Ural’ın koyduğunu söyledi.
Birler, klonlamanın bir canlının genetik olarak aynı kopyalarının üretilmesi anlamına geldiğini ifade ederek, bir hayvandan yumurta hücreleri elde edildiğini, diğer klonlanacak olan canlıdan da bir vücut hücresinin alındığını anlattı.
Yumurta hücresinin tüm genetik materyali dışarı alındıktan sonra yumurta hücresine bir vücut hücresi ilave edildiğini ve bu iki hücrenin kaynaştırılmasıyla bir embriyonun üretiminin başlatıldığını dile getiren Prof. Dr. Birler, oluşan embriyonunun taşıyıcı anneye transfer edilmesiyle klon yavruların dünyaya getirildiğini kaydetti.
Prof. Dr. Birler, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Biz, transfer çalışmamızda 69 adet bölünmüş klon embriyoyu 8 koyuna transfer etmiştik. Bu 8 koyundan 5 tanesinin 18’inci günde yaptığımız hormon analizleri ile gebe olduğunu öğrendik. 40’ıncı günden sonra yaptığımız ultrason uygulamalarında 2 koyunun gebeliğinin devam ettiğini gördük. Klonlama çalışması sonucu gebe kalan koyundan bir tanesi dün doğum yaptı ve Türkiye’nin ilk klon kuzusunu dünyaya getirdi. Diğerinin halen gebeliği devam ediyor.
Klonlama bizim için bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Planlandığımız yolda ilk birkaç basamağı çıkmış olarak görüyoruz kendimizi ve çok yakın bir dönemde ’Transcenin’ koyun üretimiyle devam ederek, hayvanlarda kök hücre çalışmalarına da kısa sürede geçmeyi düşünüyoruz. Ulaştığımız sonuçların, bilgi ve deneyimlerin gerek hayvancılık, gerek insan sağlığı konusunda çalışan meslektaşlarımıza da yardımcı olacağı umudunu taşıyoruz."

KLONLAMANIN AMACI

Klonlamanın amaçlarından bir tanesinin hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren konularda gen transferi yapılmış hayvanların "biyofabrikalar" olarak kullanılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr.
Birler, hemofili, diyabet gibi hastalıklarda kullanılmak üzere sütünden bazı proteinleri üretebilen koyun oluşturmak ve bu şekilde bu sütün ilaç endüstrisinden kullanılmasını sağlamak olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Birler, gebeliği devam eden diğer koyunun 5-6 gün içinde doğum yapabileceğine işaret ederek, "İlk ultrason incelemelerinde 4-5 yavru gördük. Bunlardan hepsi yaşamıyor olabilir. Yavru büyüdükçe tek tek saymak zorlaşıyor. Ama en az 3 bekliyoruz" diye konuştu.
"Oyalı"nın tek olarak dünyaya geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Birler, doğum yaklaştıkça hem kendilerinin, hem de taşıcıyı annenin strese girdiğini, bu nedenle sezaryeni tercih ettiklerini söyledi.
Prof. Dr. Birler, "5 kilo 600 gram ağırlığında dün sezaryenle dünyaya getirilen ’Oyalı’nın sağlık durumu iyi" dedi.
Birler, mezbaha materyalinden yani mezbahada kesilen koyunlardan hücre alarak bunu klonlama işleminde kullandıklarını dile getirerek, bu nedenle ilk kopya koyunun çok özel bir cins olmadığını, daha çok Trakya bölgesindeki yerli koyun melezi gibi durduğunu, ancak bir kaç ay sonra daha kesin olarak ırkının ortaya çıkacağını belirtti.

HASSAS "OYALI"

Ortalamanın 2 katından biraz daha fazla büyüklükte dünyaya gelen "Oyalı"nın çok hassas olduğunu ifade eden Prof. Birler, bazı vitamin ve antibiyotikler verildiğini anlattı.
Birler, kopya kuzuyu önce biberonla beslediklerini, hayvan biraz daha güçlenince anne sütü alabileceğini dile getirerek, bir hafta geçtiğinde rahatlayacaklarını belirtti.
Daha önce keçilerde uygulanan, ancak koyunlarda ilk uygulanan bir yöntemi kullandıklarını anlatan Sema Birler, şunları kaydetti:
"Erken dönemde biz transferleri gerçekleştirdik. Embriyolar henüz bölünmeye başladıkları 48’inci saatte 2-6 hücreye bölündükten sonra transferleri gerçekleştirdik. Böyle olunca biraz fazla embriyo verdik, çünkü bu embriyoların yavru oluşturacakları düzeye gelme olasılıkları çok yüksek değildi. İkinci anneden yüzde 50 oranında embriyo annenin uterusuna implante oldu ve büyüme şansını yakaladı. Bu da dünyada bir ilk olacak. Hepsi sağlıklı doğarsa çok büyük bir yüzde yakalamış olacağız." Prof. Dr. Birler, dişi hayvandan alınan hücreler kullanıldığı için "Oyalı"nın dişi olduğunu, taşıyıcı annenin karnındakilerin de dişi olacaklarını vurgulayarak, hepsinin de çekirdek kromozomları olarak hücresinin alındığı hayvanın özelliklerini taşıyacaklarını bildirdi.
Birler, "tüp bebek" yönteminde alınan yumurta ve sprem hücrelerinin dışarıda bir araya getirildiğini ifade ederek, burada ise erişkin vücut hücresinin kullanılarak embriyo üretildiğini ve o erişkin vücut hücresinin alındığı hayvanın bire bir aynısının yapıldığını, yani baba faktörü olmadığını vurguladı.

İNSANIN KOPYALANMASI

Prof. Dr. Birler, insanın kopyalanması konusundaki bir soru üzerine de 2 tür klonlama olduğunu, yavru oluşturacak klonlamanın hayvanlar üzerinde uygulandığını, insanlar için böyle bir yöntemin dünyada yasaklanmış durumda olduğunu anlattı.
Teropötik uygulamada ise embriyonun hücrelerinden embriyonik kök hücreler elde edilmesinin amaçlandığını ifade eden Prof. Dr. Birler, bunun insanlar üzerinde uygulanmaya başlanmadığını, üzerinde yoğun şekilde çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti.
Prof. Dr. Birler, klonlama için koyun seçilmesinin nedeninin Türkiye’de koyunun sayısının fazla olması ve üretim açısından büyük bir potansiyele sahip olduğu için seçtiklerini anlattı.
Türkiye’nin mezbaha materyalinden elde edilmiş yumurta hücreleri ile çalışan 4. ülke durumunda olduğunu dile getiren Prof. Dr. Birler, koyunlarda erken transfer tekniğini kullanan ilk ülke durumunda olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Birler, klonlama işlemi için laboratuvar alt yapısı kurulduğunu, bazı cihazların alındığını belirterek, bunların maliyetinin 250 bin YTL civarında olduğunu, ancak bu maliyetin bir kere yapılmasının
yeterli olduğunu bildirdi.
"Dolly"in üzerinden 11 yıl geçtiğini anımsatan Prof. Dr. Birler, bununla beraber yaşlanma ile ilgili sorunlar olup olmadığına dair soruların ortaya çıktığını anlattı.
Prof. Dr. Birler, yaşlanmasının uygulamalarda hayvan türleri ve hayvan hücrelerine göre değiştiğini, bunların araştırılacağını vurgulayarak, "Dolly’de gebelik oranı yüzde 7 iken biz de yüzde 25 oldu. Yine bölünmüş embriyolardan yavruya ulaşma oranı yüzde 3’lerdeyken diğer gebe koyunumuzun da doğumunu gerçekleştirmesiyle bizim yüzde 6’larda olacak en az" şeklinde konuştu.


Milliyet

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
30-11-2007, 00:38:30
Oyalı'dan sonra ZarifeTürkiye'nin ikinci kopya koyunu da dünyaya geldi. Yeni koyunumuzun adı Zarife.

29.11.2007 17:32

http://www.haberturk.com/kuturesim/OYALIDANKURBANLIK.jpg

İÜ Rektörlüğü'nden yapılan açıklamada, üniversite bünyesinde Prof. Dr. Sema Birler yönetiminde 2005 yılında başlayan klonlama çalışmalarının meyvelerini vermeye devam ettiği belirtildi.

Başarılı bir operasyonun ardından klon çalışmalarında hamile kalan ikinci koyunun da dün sezaryenle doğum yaptığı bildirilen açıklamada, Türkiye'nin ikinci kopya koyununa Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak tarafından “Zarife” ismi verildiği kaydedildi.

Açıklamada, bir süre kuvözde kalan ve ilk sütünü biberondan içen “Zarife”nin sağlık durumunun iyi olduğu ifade edildi.

Türkiye'nin ilk kopya koyunu 22 Kasım'da dünyaya gelmiş ve “Oyalı” ismi verilmişti.

A.A.

www.haberturk.com (http://www.haberturk.com)

deniz02
15-01-2008, 22:25:31
Avrupa Komisyonu kopya hayvanların etinin ve sütünün gıda olarak tüketilmesi için çalışmalara başladı. Türkiye’de ilk kopya koyunu üreten bilim adamları bu gelişme için “Genetiğiyle oynanmadığı için sakıncası yok ama uzun vadede etkileri bilinemez” dedi.

Avrupa Komisyonu, klonlanmış hayvanların et ve sütünün gıda olarak tüketilmesiyle ilgili AB Gıda Güvenliği Kurumu’ndan (EFSA) bilimsel görüş istedi. Bu talep üzerine bir çalışma grubu oluşturan EFSA, taslak niteliğinde bir rapor hazırladı. Raporda bilimsel ve etik çekincelere yer verildi ve klonlamanın yeni bir teknoloji olduğu, bugüne kadar yapılan deneylerden elde edilen verilerle risk analizi yapmanın mümkün olamayacağı belirtildi. Klonlandıktan sonra beslenip uzun süre hayatta kalan hayvanlarla ilgili bilginin de sınırlı olduğu belirtilen rapor, Avrupa ülkelerinde tartışma yarattı ve 2-3 yıl içinde kopya et ve sütün market reyonlarında yerini alacağı yorumları yapıldı.

Klonlanmış hayvanların et ve sütleri sağlık açısından bir sakınca yaratır mı, Türkiye’de kaç yıl sonra ‘klonlu et, klonlu süt’ etiketleriyle karşılaşmak mümkün olur ve Türk halkı kopya ürünleri nasıl karşılar? NTVMSNBC bu soruları, Türkiye’nin ilk kopya koyunu ‘Oyalı’ projesinin mimarlarına sordu.

PROF. BİRLER: VERİLER YETERSİZ

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türkiye’nin ilk Kopya Koyun Projesi”nin sorumlusu Prof. Dr. Sema Birler, kopya hayvan ürünlerinin insan sağlığına etkileri konusunda yeterli bilimsel verinin bulunmadığını belirtti. Prof. Birler, “AB’de yok ama Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) birkaç yıldır bu çalışmalara onay veriyor. Klon hayvan sayısı oldukça az, bunların et veya süt olarak kullanımı ve insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda çalışmalar da çok yetersiz” dedi.

BİLİMSEL ÇALIŞMADA KULLANILMASI DAHA DOĞRU

Avrupa’da klonlanmış hayvan ürünlerinin 2-3 yıl içinde market raflarında yerini alacağı yönündeki tartışmayı da yorumlayan Prof. Birler, “Bunun kısa sürede olması mümkün değil” diye konuştu:
“Bu tür ürünlerin satılması için 15-20 yıldan daha fazla zaman gerekir. Hatta ben hiçbir zaman satılmayacağını da düşünüyorum. Çünkü klonlama bazı Avrupa ülkelerinde, mesela Almanya’da yasak. Yasak olmayan ülkelerde de henüz tam bir düzenleme yok. Türkiye’de klonlanmış hayvanların bilimsel çalışmalar için kullanılmasını daha doğru buluyorum.”

PROF. PABUÇCUOĞLU: SAĞLIK AÇISINDAN SAKINCA YOK

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi ve Oyalı projesinde yer alan Prof. Dr. Serhat Pabuççuoğlu da bugünkü verilere göre, kopya hayvan ürünlerinin gıda olarak tüketilmesinin insan sağlığı açısından bir sakınca yaratmayacağını, ancak uzun vadeli etkileri konusundaki çalışmaların yetersiz olduğunu söyledi. Pabuççuoğlu, “Sağlık açısından sakınca yok çünkü bu canlıların genetik yapısıyla oynanmıyor, yaşayan bir canlının kopyası yapılıyor. Ancak bu henüz gelişmekte ve takip altında olan bir teknoloji. Yarın ne olacağı konusunda kesin bilgi yok. Bu nedenle klonlanmış canlıların bir dönem daha takip altına alınması, metabolik yönden herhangi bir problemi olup olmadığı, protein çeşitlerinde değişikliğin meydana gelip gelmediği gibi konulara bakılması lazım” dedi.

’OYALI’ KURBANLIK OLUR MU?

Klonlamanın pahalı bir yöntem olduğuna da dikkat çeken Babuçcuoğlu, kopya koyun Oyalı için, ‘Kurbanlık olur mu?’ diye sorulduğunu da anlattı: “Klonlama pahalı bir teknoloji ve henüz tüketime yönelik değil. Bu ürünleri raflarda görebilmek için Avrupa’da en az 10-15 yılın, Türkiye’de ise daha da uzun bir zamanın geçmesi gerekiyor. Bilimsel verilerin netleşmesi, bu gıdaların güvenilirliğinin ispatlanması ve maliyetlerin ucuzlaması gerekir ki klonlanmış bir hayvanı keselim. Mesela Oyalı doğduğunda, ‘Kurbanlık olur mu?’ diye sormuşlardı. Ben de bu kadar pahalı ve hedefi farklı bir teknolojiyi kurbanlık yapmanın anlamsız olacağını söylemiştim. Tüm bunların olabilmesi için teknolojinin daha da gelişmesi ve ucuzlaması gerekir.”

ÜSTÜN KALİTE ET VE SÜT

Klonlama ile transgenik canlıları daha yüksek başarı oranlarında elde etmeyi, yüksek verime sahip hayvanları damızlık olarak yetiştirmeyi, soyu tükenen ve tükenmekte olan canlıların sağlam DNA’larını elde ederek hayata kazandırmayı amaçladıklarını söyleyen Prof. Pabuçcuoğlu, daha fazla dayanacak süt ve et üretmenin de amaçlardan biri olduğunu anlattı:

“Şu anda ABD’de kooperatifler var; hem ev hayvanlarını klonlayan laboratuarlar hem de inek gibi çiftlik hayvanlarını klonlayıp çok yüksek verim düzeyine sahip damızlık hayvanlardan elde edebiliyorsunuz. Amerika’da şu anda çiftçiler belirli ücretler ödeyerek hayvanlarını klonlatıyorlar ve çiftliklerinde bu hayvanlardan daha fazla yararlanıyorlar. Bu pahalı bir teknoloji olmasına rağmen çiftçiye getirisi çok oluyor. Bir inekten embriyo üretimi yaparak, dondurulmuş embriyo satışlarından her bir embriyoyu 5 ya da 10 bin dolar gibi fiyatlarla satışa sunabiliyorlar.”

TÜRK İNSANI AYDINLATILIRSA TEPKİ GÖSTERMEZ

“Klonlama henüz Türkiye’de doğmaya yüz tutmuş bebek gibi” diyen Prof. Pabuçcuoğlu, ‘kopya et ve süt toplumda nasıl bir tepki yaratır’ sorusu üzerine ise “Dini açıdan bir yorum yapmak istemiyorum ama biyolojik olarak baktığım zaman normal gebelikle bunun arasında hiçbir fark yok. Çünkü sonuçta biz iki hücreyi birleştiriyoruz. Yani biyolojik açıdan herhangi bir çekincem yok. Bu konuda aydınlatma çalışmaları yapılır, bilgi seviyesi artırılırsa çok fazla da bir tepki olacağını sanmıyorum.”

AVRUPA’NIN KARARI BU YIL İÇİNDE BELLİ OLACAK

Yorum ve katkıları 25 Şubat 2008’e kadar http://www.efsa.europa.eu/EFSA/efsa_locale-1178620753812_1178676922939.htm adresinden kabul edeceğini açıklayan EFSA, Şubat ayında AB üye ülkeleriyle birlikte bir forum düzenleyecek. Çalışma grubu daha sonra yorum ve katkıları değerlendirerek taslağı revize edecek. Raporun Mayıs 2008’de açıklanması bekleniyor. Ayrıca Avrupa Etik Bilim ve Yeni Teknolojiler Grubu’ndan konuyla ilgili etik tartışmalar hakkında görüş istendi. Bu görüş de EFSA’nın raporunu destekleyecek. Çünkü EFSA ahlaki, toplumsal ve etik konuları gündemine almıyor.

NTV (http://www.ntvmsnbc.com/news/432798.asp)