PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Verheugen neden Diyarbakır'a geçti?







Av.Emrah Yavuzcan
06-09-2004, 17:12:04
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, temaslarını tamamlamasının ardından Ankara'dan ayrıldı. Ziyaretinin ikinci durağı Diyarbakır'a geçen Verheugen, Esenboğa havaalanında açıklama yapmadı. Verheugen, Diyarbakır'da çeşitli görüşmeler yaparak, reformların uygulanmasını yerinde görmeyi amaçlıyormuş. Bunun altında sadece reformların uygulanıp uygulanmaması mı, yoksa değişik sebepler mi var?

en iyiyi bulmak için çalışırken, iyiyi kaybetmeyin...

Av.Ragıp Atay
06-09-2004, 21:26:30
Sayın jawussjan, ortadoğu üzerine, hesaplar biraz farklı. Çok yakında, Marksist doktrinde muz cumhuriyetleri olarak tabir ettiğimiz bir cumhuriyet, Kuzey Irak'ta kurulabilir. "kahrolsun amerikan emperyalizmi" diye protesto edenlere, "komünistler moskovaya" diyenlere ithaf olunur

Av.Emrah Yavuzcan
07-09-2004, 03:54:30
bugün mısırda oturan mısırlı bir arkadaşla konuştum ve ne yazıktır ki, türkiyede oturuyorum dediğimde "kürdistan güzel bir şehir mi" diye sordu... ve kürdistan diye bir yer olmadığını ve olamayacağını anlatmak yarım saatimi aldı...

en iyiyi bulmak için çalışırken, iyiyi kaybetmeyin...

Av.Emrah Yavuzcan
07-09-2004, 06:22:28
VERHEUGEN, LEYLA ZANA İLE GÖRÜŞTÜ

DİYARBAKIR - AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, kapatılan DEP'in eski milletvekili Leyla Zana ile görüşmesinin faydalı olduğunu söyledi. Diyarbakır'da Zana ile görüşen Verheugen, Zana'nın, Türkiye'nin demokratikleşmesi, modernleşmesi ve aynı zamanda AB'ye entegrasyonunu desteklediğini belirterek, ''İkimiz de bölgede demokrasi ve hukukun üstünlüğünün korunması ve muhafaza edilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz'' dedi. Leyla Zana da görüşme konusunda, ''Uzun yıllar davamızla ilgilendi. Görüşmemizde bu konudaki duyarlılıklarını dile getirdi. Bu ülkenin genel sorunlarını ve geleceğini konuştuk. Farklı düşünmüyoruz. AB sürecindeki çabaları ve bu konuda yapmamız gerekenler konusunda görüş alışverişinde bulunduk ve çok olumlu bir görüşme oldu'' diye konuştu.

deltaG
08-09-2004, 11:25:15
Emin ÇÖLAŞAN
Bay komiser Diyarbakır’da!


SEVGİLİ okuyucularım, dün bizim gazetedeki fotoğrafları herhalde gördünüz. Görmediyseniz lütfen dünkü Hürriyet’i bulun, iç sayfalardaki bu inanılmaz belgeye dikkatle bakın.

AB’nin kapitülasyon komiseri Bay Verheugen, Türkiye gezisinde. Ankara’dan sonra ikinci durağı Diyarbakır. Kürtçe, Türkçe, İngilizce pankartlarla karşılanıyor. Teftiş ve denetleme yapıyor. Kürtçü kesimle konuşuyor, onların görüşlerini alıyor. Kendisine hem Kürtçüler, hem de devlet kesimi tekmil veriyor. Fotoğraf ilginç!

Bay Verheugen ve Leyla Zana birbirlerine sarılmış, öpüşüyor. Karşılıklı sevgi gösterisi yapılıyor. Türkiye’ye bu yolla mesaj veriliyor.

Arkadaş konuşuyor: ‘Şiddet çözüm değildir. Şiddeti reddediyoruz. Yasaklanmalıdır.’

Şiddet dediği, terör!

Eğer bizimle alay etmiyorsa, ‘şiddet yasaklanmalıdır’ sözünün ne anlama geldiğini, terörü kimin nasıl yasaklayacağını açıklamalıdır. Öyle ya, koskoca kapitülasyon komiseri bunları söylerken herhalde bir bildiği vardır!

Yasaklamak (!) bir yana, bu terörün sürekli bazı AB ülkelerinden beslendiğini, onların korumasında semirdiğini, kendi ülkesi Almanya’nın da bu konuda halen başı çektiğini Verheugen acaba unuttu mu!

***

Türkiye, PKK terörünü tam 20 yıldan bu yana çekiyor. On binlerce insanımızı yitirdik, terörle mücadele için en az 150 milyar dolar harcadık. Nice insanımız evinden, köyünden oldu. Niceleri sakat kaldı.

Ben bu adamın yerinde olsaydım, Diyarbakır gezisinde PKK cazgırlarıyla muhabbet ettikten sonra, başka kesimleri de ziyaret ederdim.

Örneğin Ankara’da birkaç saatimi, bu iğrenç terör sonrasında sakat kalmış gazileri tedavi eden Rehabilitasyon Merkezi’ni gezmeye ayırırdım. Orada Genelkurmay’ın bakımında olan kolları bacakları kopmuş, gözlerini yitirmiş, terör kurşunlarıyla vücutları delik deşik olmuş ana baba kuzusu askerleri, polisleri de -göstermelik bile olsa- ziyaret ederdim.

Onlarla öpüşmesi, koklaşması da gerekmezdi. Uzaktan bakması yeterli olurdu. Eğer insansa, göreceği tablodan etkilenirdi.

Şimdi belki soracaksınız: ‘Gezi programına bizimkiler böyle bir ekleme yapamaz mıydı?..’

Haklısınız. Ama böyle durumlarda bizi yönetenlerden hiçbir şey beklemeyin. Onların tek amacı, AB’ye hoş görünmek. Böyle bir ziyaret AB’nin işine gelmez, onların kafasına uymaz. Dolayısıyla bizimkiler de bu uygulamayı yapmaz, yapamaz.

***

Şimdi Allah’ın büyüklüğüne bakın. Bay Verheugen önceki gece Diyarbakır’da mışıl mışıl uyurken, PKK militanları kentin göbeğinde bir polis noktasını uzun namlulu silahlarla taradılar. Sonuç: İki güvenlik görevlisi şehit.

Gazeteciler kendisine dün bu konuyu sorduklarında şu yanıtı veriyor:

‘Ayrıntılarını ve nedenini bilemediğim için konuyla ilgili net bir şey söylemem mümkün değil. Biz şiddete karşıyız. Bu olay bölgede şiddetin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.’

Vallahi günaydın! Şiddetin ortadan kalkmadığını nasıl da biliyor maşallah!

Nedenini bilemediği (!) için son olay hakkında bir şey söylemesi mümkün değilmiş. Çok haklı!.. Çünkü bu terör eylemlerini ülkemize Venüs mü desem, Satürn mü desem, başka gezegenlerden sızan birileri gerçekleştiriyor. Verheugen onların nereden geldiğini ne bilsin!

Bu olaylar, ya da kendisinin tam yanıbaşında böyle bir terör olayı Almanya, Fransa, İngiltere veya başka bir AB ülkesinde olsaydı, acaba aynı şeyi mi söylerdi? Aynı duyarsız, umursamaz, boşverci tavrı mı sergilerdi?

Sıkar mıydı?

***

Şunu hepimiz çok iyi bilelim. Ülkemize karşı sergilenen bu inanılmaz saygısızlık ve aşağılamayı daha çoook yaşayacağız. Henüz işin en başındayız. Daha neler olacak neler.

Ama ben onlara kızmıyorum. Asıl kabahat bizi yöneten duyarsızlarda. AB’den müzakere tarihi alabilmek umuduyla ülkesinin onur, şeref ve haysiyetinin ayaklar altında çiğnenmesine göz yumanlarda. Bizi kendi siyasal çıkarları uğruna AB’nin karşısında iki paralık etmeyi içine sindirenlerde.

Yazıklar olsun Türkiye Cumhuriyeti’ni bu duruma düşürenlere. Yazıklar olsun onlara tepki veremeyenlere... Ve şakşakçılara!

deltaG
08-09-2004, 11:25:15
Emin ÇÖLAŞAN
Bay komiser Diyarbakır’da!


SEVGİLİ okuyucularım, dün bizim gazetedeki fotoğrafları herhalde gördünüz. Görmediyseniz lütfen dünkü Hürriyet’i bulun, iç sayfalardaki bu inanılmaz belgeye dikkatle bakın.

AB’nin kapitülasyon komiseri Bay Verheugen, Türkiye gezisinde. Ankara’dan sonra ikinci durağı Diyarbakır. Kürtçe, Türkçe, İngilizce pankartlarla karşılanıyor. Teftiş ve denetleme yapıyor. Kürtçü kesimle konuşuyor, onların görüşlerini alıyor. Kendisine hem Kürtçüler, hem de devlet kesimi tekmil veriyor. Fotoğraf ilginç!

Bay Verheugen ve Leyla Zana birbirlerine sarılmış, öpüşüyor. Karşılıklı sevgi gösterisi yapılıyor. Türkiye’ye bu yolla mesaj veriliyor.

Arkadaş konuşuyor: ‘Şiddet çözüm değildir. Şiddeti reddediyoruz. Yasaklanmalıdır.’

Şiddet dediği, terör!

Eğer bizimle alay etmiyorsa, ‘şiddet yasaklanmalıdır’ sözünün ne anlama geldiğini, terörü kimin nasıl yasaklayacağını açıklamalıdır. Öyle ya, koskoca kapitülasyon komiseri bunları söylerken herhalde bir bildiği vardır!

Yasaklamak (!) bir yana, bu terörün sürekli bazı AB ülkelerinden beslendiğini, onların korumasında semirdiğini, kendi ülkesi Almanya’nın da bu konuda halen başı çektiğini Verheugen acaba unuttu mu!

***

Türkiye, PKK terörünü tam 20 yıldan bu yana çekiyor. On binlerce insanımızı yitirdik, terörle mücadele için en az 150 milyar dolar harcadık. Nice insanımız evinden, köyünden oldu. Niceleri sakat kaldı.

Ben bu adamın yerinde olsaydım, Diyarbakır gezisinde PKK cazgırlarıyla muhabbet ettikten sonra, başka kesimleri de ziyaret ederdim.

Örneğin Ankara’da birkaç saatimi, bu iğrenç terör sonrasında sakat kalmış gazileri tedavi eden Rehabilitasyon Merkezi’ni gezmeye ayırırdım. Orada Genelkurmay’ın bakımında olan kolları bacakları kopmuş, gözlerini yitirmiş, terör kurşunlarıyla vücutları delik deşik olmuş ana baba kuzusu askerleri, polisleri de -göstermelik bile olsa- ziyaret ederdim.

Onlarla öpüşmesi, koklaşması da gerekmezdi. Uzaktan bakması yeterli olurdu. Eğer insansa, göreceği tablodan etkilenirdi.

Şimdi belki soracaksınız: ‘Gezi programına bizimkiler böyle bir ekleme yapamaz mıydı?..’

Haklısınız. Ama böyle durumlarda bizi yönetenlerden hiçbir şey beklemeyin. Onların tek amacı, AB’ye hoş görünmek. Böyle bir ziyaret AB’nin işine gelmez, onların kafasına uymaz. Dolayısıyla bizimkiler de bu uygulamayı yapmaz, yapamaz.

***

Şimdi Allah’ın büyüklüğüne bakın. Bay Verheugen önceki gece Diyarbakır’da mışıl mışıl uyurken, PKK militanları kentin göbeğinde bir polis noktasını uzun namlulu silahlarla taradılar. Sonuç: İki güvenlik görevlisi şehit.

Gazeteciler kendisine dün bu konuyu sorduklarında şu yanıtı veriyor:

‘Ayrıntılarını ve nedenini bilemediğim için konuyla ilgili net bir şey söylemem mümkün değil. Biz şiddete karşıyız. Bu olay bölgede şiddetin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.’

Vallahi günaydın! Şiddetin ortadan kalkmadığını nasıl da biliyor maşallah!

Nedenini bilemediği (!) için son olay hakkında bir şey söylemesi mümkün değilmiş. Çok haklı!.. Çünkü bu terör eylemlerini ülkemize Venüs mü desem, Satürn mü desem, başka gezegenlerden sızan birileri gerçekleştiriyor. Verheugen onların nereden geldiğini ne bilsin!

Bu olaylar, ya da kendisinin tam yanıbaşında böyle bir terör olayı Almanya, Fransa, İngiltere veya başka bir AB ülkesinde olsaydı, acaba aynı şeyi mi söylerdi? Aynı duyarsız, umursamaz, boşverci tavrı mı sergilerdi?

Sıkar mıydı?

***

Şunu hepimiz çok iyi bilelim. Ülkemize karşı sergilenen bu inanılmaz saygısızlık ve aşağılamayı daha çoook yaşayacağız. Henüz işin en başındayız. Daha neler olacak neler.

Ama ben onlara kızmıyorum. Asıl kabahat bizi yöneten duyarsızlarda. AB’den müzakere tarihi alabilmek umuduyla ülkesinin onur, şeref ve haysiyetinin ayaklar altında çiğnenmesine göz yumanlarda. Bizi kendi siyasal çıkarları uğruna AB’nin karşısında iki paralık etmeyi içine sindirenlerde.

Yazıklar olsun Türkiye Cumhuriyeti’ni bu duruma düşürenlere. Yazıklar olsun onlara tepki veremeyenlere... Ve şakşakçılara!

Av.G.A
08-09-2004, 12:55:43
eee siyasinin biri AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer dememiş miydi? Yolu kontrol ediyor galiba. Türkiye'yi bölecek , sömürgeleştirecek yol sağlam inşaa ediliyor mu? Mühendislik kontrolü bu.

Demokrasi havarileri antidemokratik seçim yasasını,milletvekili dokunulmazlık hususunu sorun etmeden AB ye bizi alacak gibi görünüyorlar. Niye acaba?

http://www.hukuki.net

Lawless1
08-09-2004, 16:26:26
Alıntı:Alıntı yapılan üye ; Av.G.A:
Demokrasi havarileri antidemokratik seçim yasasını,milletvekili dokunulmazlık hususunu sorun etmeden AB ye bizi alacak gibi görünüyorlar. Niye acaba?

http://www.hukuki.net


Hosgelmisin, G.A.

Oyle seyler "uyum" yasasina niye girsin? Anladigimiz, "uyum" dedikleri kriterlerin Turkiye demokrasisini gelistirecek, Avrupa'ya yakinlastiracak yenilikler oldugu. %35'lik partiye Meclis'te boylesine buyuk bir cogunlugu saglayan secim yasasinin degismesi sart. Niye Fransa'ya uyum saglamiyoruz, onlarin 2 gecisli secim yasasini uygulamiyoruz? Dokunulmazlik nerde gorulmus, Clinton ve Paula Jones'u hic duymamislar sanki.

Ustunde durduklari seylerde acaip bir dengesizlik var. Yabancilara Turkiye'de mal mulk edinme hakki nasil oluyorsa "uyum" sagliyor.

Av.Ragıp Atay
08-09-2004, 16:51:13
Hey gidi günler. eski adı ortak pazardı. Onlar ortak biz pazar diyorduk da bölücü diyorlardı

Av.Emrah Yavuzcan
09-09-2004, 00:02:11
bunun adı "uyum" mu, "UYU" mu?

Çıkartalım artık güneş gözlüklerimizi...

VERHEUGEN’İN MESAJLARI
-AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in Ankara’daki temasları sırasında ilettiği mesajlar ise aynı kaynaklarca şu şekilde özetleniyor:
Gerçeklerin ortaya çıkma zamanı gelmiştir.
Belirsizliğe artık yer yok.
İlerleme raporu için elimizde yeterli veri var.
Türkiye kritik eşiği geçti.
Türkiye’ye yeni bir şart listesi vermeyeceğim.

HMMMMM...

Av.G.A
09-09-2004, 11:23:48
Buyrun bakın AB ye ne kadar uyum sağlıyoruz.

Emin ÇÖLAŞAN
Bağımlı yargı

e-posta

TÜRKİYE’de kim ‘yargı bağımsızdır’ derse, inanmayın. Bu doğrultuda atılan nutuklara kulak asmayın. Yargı kesinlikle ve hiçbir biçimde bağımsız değil.

Siyasi iktidarın eli kolu yargının tam göbeğinde. Özellikle kritik, iktidarı ilgilendiren davalarda böyle.

Burada defalarca yazdım. Adli ve idari yargıda hákim ve savcıların atama işlemlerini yapan, ceza veren, terfi ettiren, Yargıtay ve Danıştay üyelerini seçen bir kurul var. Hákimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Bu Kurul 7 kişiden oluşuyor. Başkanı Adalet Bakanı. Doğal üyesi, bakanın emrindeki Adalet Bakanlığı Müsteşarı. 3 üye Yargıtay, 2 üye Danıştay’dan 4 yıl için seçiliyor. Bütün kararlar salt çoğunluk olan 4 oyla alınıyor.

Dolayısıyla, Adalet Bakanı ile onun emrindeki Müsteşar, 2 oy! Yani iktidarın 2 oyu var. Yanlarına 2 kurul üyesi daha aldıklarında istedikleri her kararı çıkarmaları mümkün oluyor. Alınan kararların büyük bölümü ‘dostça’ görüşme ve uzlaşmalarla oluyor!

Hákim ve savcıların atama, ceza vesaire listelerini bakanlık hazırlıyor, kurul onaylıyor! Sekreterya kurula değil, bakanlığa bağlı!

***

Hákim ve savcıları denetleyen, onlar hakkında dosya düzenleyen, ceza verilmesini öneren Teftiş Kurulu ise doğrudan Adalet Bakanı’nın emrinde. Bakan, bir hákim veya savcı hakkında göz kırptığı takdirde, müfettiş o doğrultuda karar vermek zorunda.

Bu durum her iktidar döneminde böyle. Adalet Bakanı ile Müsteşarı kuruldan çıkarmak hiçbir iktidarın işine gelmiyor... Çünkü hepsinin temel amacı, yargının içinde kendi elini ve gücünü bulundurmak, tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmak.

Günümüzde yargının bağımsızlığı işte bu kadar.

Bu yüzden pek çok hákim ve savcı her gün Adalet Bakanı ile Müsteşar’ın kapısında esas duruşta bekliyor, onlara ‘bir emriniz var mı?’ diye soruyor, iktidar partisinden yana olduğunu özellikle belirtip onlardan torpil istemek zorunda bırakılıyor.

Öteki kurul üyelerinin kapısında aynı kuyruk var. O kuyrukta yer alanlar kişisel torpil, ya da hak arama peşinde.

Düzen böyle kurulmuş. Memleketin hákim ve savcıları bu duruma düşürülmüş.

Terfi, atama, ceza olaylarını bir yana bırakıyorum. Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilmek için her hákim ve savcı, kurul üyeleri indinde kulis yapmak, torpil bulmak, aracı sağlamak zorunda.

Kim iktidar olmuşsa, Adalet Bakanı hangi partidense, örneğin o partiden milletvekili bulup torpil isteyeceksiniz. Ya da hemşeri vesaire bulacaksınız.

Bu yazdıklarıma inanmayabilirsiniz. ‘Olmaz böyle şey, abartıyorsun. Yargı böyle olamaz’ diyebilirsiniz. Abartmıyorum. Tümüyle gerçekleri yazıyorum. Çevrenizdeki hákimlere, savcılara, avukatlara, hatta kurul üyelerine sorabilirsiniz. Onlar size daha neler neler anlatacaktır.

***

Yargı içinde nice dürüst, sabahlara kadar dosya okuyan, adaleti kılı kırk yararcasına sağlayan hákim ve savcılar var. Ama bir de onlar gibi olmayan, korkan, iktidardan direktif veya işaret alıp kararlarını ona göre verenler, ya da vicdanla cüzdan arasında sıkışıp cüzdana ağırlık verenler var.

Dosyalar dağ gibi birikmiş. Mahkeme ne yapsın, savcı ne yapsın? Dava sürelerini kısaltacak yasaları çıkarmaya kimsenin niyeti yok.

Siyasetin elini kuruldan çekmeye de niyetlenen yok.

Sonuç: Yargı bağımsız değil.

Bağımsız olan yargının içinde siyaset olmaz, Adalet Bakanı hiç olmaz. Ona doğrudan bağlı müfettişler olmaz.

Kimse kimseye yalan söylemesin. Her gün AB nutukları atıp toplumu kandırmaya yeltenenler, böyle bir durumun hiçbir AB ülkesinde olmadığını biliyorlar.

Ama bu çarpık düzeni sürdürmek işlerine geliyor.



http://www.hukuki.net

Av.Emrah Yavuzcan
09-09-2004, 22:35:20
Emin Çölaşan fazla genel yazmamış bence, çok doğru konuşmuş, fakat son durumları çok göz önünde bulundurmuş.

Acaba başka ülkelerde yargının durumu nedir? AB ülkelerinde işler her zaman düzgün mü yürüyor?