PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Mediatörler - Yargıda Mediatörler Dönemi







Şamil Demir
29-04-2007, 12:31:32
özel hukuk kapsamındaki anlaşmazlıklar mahkemeye gitmeden çözümlenecek


ADALET Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü uyuşmazlıkların muhkeme dışı çözümlenmesine ilişkin bir yasa taslağı hazırlamak üzere kolları sıvadı. Bakanlık tasarıyla boşanma, nafaka, miras gibi özel hukuk alanına giren anlaşmazlıkları yargıya gitmeden tarafların ‘mediatör’ (arabulucu) önünde çözmeyi hedefliyor.

Avusturya’dan örnek alınacak sistem sayesinde hukuki ihtilaflar ‘mediatör’ adı verilen arabulucular sayesinde çözülecek.

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürü Niyazi Güney ‘Yargı yükü hafifleyecek. Bu modelde halkın devlete devrettiği yargılama yetkisi bir ölçüde geri verilmektedir’ dedi.

Tasarıya göre, yüksekokul bitiren herkes bir yıllık eğitimin ardından ‘mediatör’ olabilecek. Yaklaşık 4-8 bin euro ödeyerek bu eğitimi alacak kişiler, ofislerine asacakları ‘mediatör’ panosu ile çalışma imkanı bulacak. Bir saatlik görüşme karşılığında yaklaşık 130-180 euro danışmanlık ücretine hak kazanacak olan ‘mediatör’ler özel hukuk alanına giren her türlü ihtilafı çözmekle yükümlü olacak. Mediatör sayesinde anlaşan ve bunu noter veya avukat aracılğıyla kayıt altına alan kişiler sözleşmeden cayıp mahkemelere dava açarlarsa cezai yaptırımla karşı karşıya kalabilecek. Arabulucuya taraflar anlaşarak gidecek.

Tasarı, yargı reformu çerçevesinde davaların hızlı, basit, en az giderle ve etkin şekilde görülmesine imkan tanımak, bir kısım uyuşmazlıkların çekişmeli yargı şeklinde mahkemelere intikali yerine sulh, uzlaşma gibi yöntemlerle çözümünü sağlamak ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeleri hukuk usulü yargılamasına yansıtmak amacına yönelik hükümler içerecek.

www.mediatorler.org

admin
29-04-2007, 13:23:35
İyi düşünmek gerek, avrupa veya dünyadaki her yasa malesef bizim yapımıza uymuyor. Bugün için hakimlerin, savcıların ve avukatları dürüstlüklerine şüphe ile bakan bir toplumda acaba bu arabuluculuk düzenlemesi ne kadar çözüm olabilir?
Avrupa toplumları gibi herkesin "dürüst olduğu" karinesinin geçerli olduğu toplumlarda mükemmel işleyeceğine inandığım bu alternatif uzlaşma sistemi, ülkemizde ne kadar rağbet görür çok ama çok tereddütlüyüm.

Diğer taraftan husumetlerin ve açılan çoğu davaların çoğunun karşı tarafı şikayet eden bir Yakınma vesilesi olduğunu düşünen bir toplum şuuru gelişmiş durumda. Kısaca vatandaş karşı tarafı dava ederek onu aslında Adalet sistemine şikayet ettiği kanısında. İhtilafları çözmek değil de şikayet etmek ve nihayetinde deşarj olma amacını güden toplum için meseleyi kısa yoldan çözmek yolundaki bir arabuluculuk veya uzlaşma müessesesi pek rağbet görmez gibi geliyor. Oysa ben de aksini düşünmek istiyorum.

Saygılarımla.

Not: Siteniz çok güzel olmuş, tebrik ederim.

Şamil Demir
29-04-2007, 13:53:53
İyi düşünmek gerek, avrupa veya dünyadaki her yasa malesef bizim yapımıza uymuyor. Bugün için hakimlerin, savcıların ve avukatları dürüstlüklerine şüphe ile bakan bir toplumda acaba bu arabuluculuk düzenlemesi ne kadar çözüm olabilir?
Avrupa toplumları gibi herkesin "dürüst olduğu" karinesinin geçerli olduğu toplumlarda mükemmel işleyeceğine inandığım bu alternatif uzlaşma sistemi, ülkemizde ne kadar rağbet görür çok ama çok tereddütlüyüm.

Diğer taraftan husumetlerin ve açılan çoğu davaların çoğunun karşı tarafı şikayet eden bir Yakınma vesilesi olduğunu düşünen bir toplum şuuru gelişmiş durumda. Kısaca vatandaş karşı tarafı dava ederek onu aslında Adalet sistemine şikayet ettiği kanısında. İhtilafları çözmek değil de şikayet etmek ve nihayetinde deşarj olma amacını güden toplum için meseleyi kısa yoldan çözmek yolundaki bir arabuluculuk veya uzlaşma müessesesi pek rağbet görmez gibi geliyor. Oysa ben de aksini düşünmek istiyorum.
Saygılarımla.

Not: Siteniz çok güzel olmuş, tebrik ederim.


Size hak vermemek elde değil bu oldukça uzun ve sancılı bir süreç olacak ve meslektaşlarımızın da doğal direnci olacak. Ama şu açıdan da bakmak lazım. AB direktifleri ve uyum yasaları gereği bu düzenleme öyle ya da böyle yapılacak. Peki sahibi kim olacak? Bu işin sahibi olmamız lazım. Birileri yaparken bakmamak için öğrenmemiz çalışmamız lazım. İnsanın biz talip olmazsak yapacak bir sürü kişi çıkacak. Biz de tepeden inme hukukumuza bu kerelik bile olsa hazırlıklı yakalanmak istedik. Katkıda bulunabilecek içerik ekleyebilecek tüm meslektaşlarımız davetlidir.

saygılar - Sevgiler

Av.Ragıp Atay
29-04-2007, 15:20:36
Sayın Demir. Sitenizi biraz inceleme fırsatı buldum. Linki de buraya koymuşsunuz. Görüldüğü gibi silinmedi.
Ancak bu sistemin Türkiya de işleyebilmesi biraz zor. Zira Mahkemeye bile güvenmeyen insanlar, aynı arabulucunun tarafıszlığına güzen duymaz.
Gitseler bile, verien karar kesin olmadığı için, tüm kararlar tekrar yargıya taşınacaktır.
hepsinden önemlisi, hukukçu olmayanlara bu hakkın verilmesidir. Hukuk fakültelerinde bile gerekli eğitim verimediği için, kaliteli hukukçu yetişmiyor diyoruz.
Hukukçu olmayanların, hukuki konuda arabulucuk yaparken, doğru karar vermesi biraz olanaksız gibi geliyor

yildizkadir76
29-04-2007, 15:31:31
Yeni ceza kanunu ile bir çok yenilik geldi ancak uygulamada görüyorum ki büyük çoğunluğunun kagıt üzerinde kaldığıdır. Umarım yeni gelecek uygulama sadece kağıt üzerinde kalmaz. Saygılarımla

Şamil Demir
29-04-2007, 15:53:56
Yeni ceza kanunu ile bir çok yenilik geldi ancak uygulamada görüyorum ki büyük çoğunluğunun kagıt üzerinde kaldığıdır. Umarım yeni gelecek uygulama sadece kağıt üzerinde kalmaz. Saygılarımla

Uygulanamamanın sebebi halen bakanlıkta çıkması beklenen "cezada uzlaşma yönetmeliği" dir. Bu yönetmelik yürürlüğe girmeden hiçbir hakim ve savcı uygulama taraftarı olamıyor. Yürürlüğe girdiğinde elbette fiilen uygulanması imkanı da bulunacak.

yildizkadir76
29-04-2007, 16:11:53
Bahsettiğiniz genelgenin çıkması tek başına sorunu çözeceğini sanmıyorum. Örnek olarak çapraz sorgu sistemi getirildi. Bunun içinde mi genelge çıkması bekleniyor üstadım... Bence adli yapılanmanın bireyleri olarak galiba bizlerinde beyinlerinde birşeylerin değişmesi gerekiyor.

Şamil Demir
29-04-2007, 16:18:29
Bahsettiğiniz genelgenin çıkması tek başına sorunu çözeceğini sanmıyorum. Örnek olarak çapraz sorgu sistemi getirildi. Bunun içinde mi genelge çıkması bekleniyor üstadım... Bence adli yapılanmanın bireyleri olarak galiba bizlerinde beyinlerinde birşeylerin değişmesi gerekiyor.

Haklısın herşey alıştıra alıştıra. Geçenlerde tanığa direkt soru sordum. Hakim ayaklanır gibi oldu. Sonra susmak zorunda kaldı. Diyecek birşey de bulamadı. Kuzu kuzu zapta geçirtti soru ve cevabı. At binenin Kılıç kuşananın diye boşuna söylememiş atalarımız. Biz haklarımızı kullanmadığımız sürece kimse gel kullan demez.

Av.Feyz Pazarbaşı
01-05-2007, 01:46:39
Sayın meslektaşım, Yasal düzenlemeyi sizin tasarlamadığınızı bildiğimi belirterek bazı soruları tartışmaya açmak isterim.
1- Bu avukatlık mesleğinin tekel olmasına bir istisna gibi görünüyor. Yazınızda Yüksek okul mezuniyetinin yeterli olduğu hususu oldukça tartışmaya açık. Ayrıca bunun için belirli bir ücreti ödeyen herhangi bir yüksek okul mezunu (kimse lütfen alınmasın, örneğin Ziraat fakültesi mezunu) mediatör olup, uzlaştırıcı olabilecek ki sakıncaları anlatmakla bitmez. Meşhur "yarım doktor candan, yarım avukat maldan eder" sözünü hatırladım birden...
2- Yine yazınızdan anladığım kadarıyla mediatör eğer hukukçu değilse (daha doğrusu avukat veya noter), uzlaşma metnini avukat veya notere tasdik ettirmek zorunda. O zaman hukukçu olmayan mediatöre neden ihtiyaç var sorusunu sormak gerek.
3- Eğitimi kim verecek? Mediatörlük bildiğim kadarıyla sadece hukuki bilgi değil psikoloji ve felsefeyi de ilgilendiriyor. Bu durumda bu eğitimi yapacak kurum ve kişiler kimler olacak?
4- Mahallenin üniversite mezunu muhtarı, herkesçe maruf veya iyi bilinen, sevilen insanı bunu bir meslek olarak yapabileceğine göre, bunlar hakkındaki şikayet veya usulsüzlüklere kim bakacak, haklarındaki düzenlemeyi kim yapacak? Türkiye Barolar birliği mi?
5- Doğal hakimini seçme yani kendi hakimini seçme ilkesini bile imkansızlıklar nedeni ile tam olarak ifa edemeyen sistemimizde, adliyeleri ve personelini güçlendirmek yerine tampon çözümler bulunmasının esbabı mucibesi nedir? Yukarıda da belirttiğim üzere mahkemeden çekinenlerin bir baba şevkatinde hadi uzlaştır bizi veya çöz şu meseleyi diyebilecekleri şefkatli ortam mıdır?
6- Konu hakkında site açtığınıza göre sizin bu konuda bir faaliyetiniz veya göreviniz var mı? Var ise daha fazla bilgilendirmenizi rica ediyoruz. Zira hem ilginç, hem değişik bir konu. Ayrıca yine varsa bu MESLEĞİN (meslek midir?) sadece avukatlar tarafından icra edilmesi yolunda bir düşünce var mı?
Saygılarımla.
Not: ilgilenenler için http://en.wikipedia.org/wiki/Mediation kaynağı incelemeye değer.

Av.Gamze Ulusoy
02-05-2007, 01:20:40
Tarafların mahkemelerde haklarını aramak yerine bir arabulucunun yardımıyla karşılıklı anlaşma zemini sağlamak suretiyle ihtilaflarının çözümünü öngören alternatif uyuşmazlık çözüm metodu, kanımca çok isabetli ve gelecekte toplum için çok faydalı bir düzenlemedir. AB uyum yasaları çerçevesinde bu düzenlemenin,Türk Hukuk Sisteminde kazandırılmasını memnuniyetle karşılıyorum. Bildiğim kadarıyla Başkent Üniversitsinde bu konu Yüksek Lisans Eğitimi düzeyinde işlenmeye başlamış. Ülkemizin konuya yabancı olduğunu ve toplumsal olarak bu düzenlemenin uygulanması aşamasında ilk etapta zorluklar yaşanacağı konusundaki düşüncelere katılmakla birlikte, konuya yapıcı olarak yaklaşmamız gerektiğini ve yasal düzenleme yapılırken toplum yapımızın gör ardı edilmemesi gerektiği bir gerçek. Malesef yasa koyucular, bu durumu göz ardı ediyorlar ve yasayı olduğu gibi Türkçe çevirisini yaparak kanunlaştırıyorlar. Bundan artık vazgeçmek gerektiği tecrübeyle sabit olduğuna göre, konunun özellikle hukuk caminasında tartışılması ve ciddi bir çalışma yapıldıktan sonra yasalaşması gerektiği kanaatindeyim. Bu konuda olumsuz düşünceler taşımamızın nedenlerinden biri de ceza hukuku sistemine kazandırılan UZLAŞMA sisteminin bile uygulanamazken bu sistemin nasıl uygulama alanı bulacağıdır. Temeniğim sizlerle aynı; yapısı itibariyle toplumun yararına olan ve ihtilafları kolay yoldan çözmeye yönelik bu tür düzenlemelerin, atıl kalmaması ve topluma kazandırılmasıdır.

Av.Feyz Pazarbaşı
02-05-2007, 01:26:24
Kanımca avukatlık mesleği dışındaki kişilere bu yetki verilmemelidir. Onun dışında külliyen reddedebileceğimiz bir kurum olmadığını, roma hukukunda dahi uygulama alanı bulduğunu görmekteyiz.

Av.Başak Şahin
03-05-2007, 20:42:07
Hukukumuzun yıllardır uygulanmakta olan sisteminde köklü sayılabilecek değişikliler yapılırken neden toplumda hukukçuların bunu en son duyan kitlelerden olduğunu merak ediyorum. Neredeyse uygulamaya geçildiği an sistemin genel özelliklerinin farkına varmış oluyoruz. Bu gibi değişiklikler yapılacağı zaman, güçlü bir tartışma ortamının yaratılması, üniversitelerdeki akademisyenler ve diğer kurumlardaki fikir sahibi kişilerce uzun uzun münazaralar yapılması, basın ve yayın organlarında gerek bu müessesenin içinde olacak kişilere gerekse bu müesseseden yararlanacak olan kişilere sunulması ve değişik fikirler alınması, sadece bu değişikliğin yapılıp yapılmaması konusunda değil, yapılacaksa ülkemizin sistemine, sosyal ve ekonomik durumuna en uygun şekilde yürürlüğe konulmasının sağlanmaya çalışılması, uygulamaya konulduktan sonra ortaya çıkacak sorunların bertaraf edilmesi ve en az hatayla geçiş döneminin atlatılması bakımından önem arzetmektedir diye düşünüyorum. Ülkemizde uzun süredir süregelen bir sistemin bir takım kurumlarında değişiklik yapıldığı zaman, yukarıda bahsettiğim çalışmalar yapılmadığından, müesseseyi uygulayanlar ve kullananlar müessesenin özelliklerinden ve bu müessesenin yürütülmesi sırasında ortaya çıkabileceği öngörülen sorunlardan bihaber olduklarından geçiş dönemlerinde zorluklar yaşandığını görmekteyim. Bunu önlemek bu kadar zor olmasa gerek diye düşünüyorum. Mesela ben öğrenciyim ve hocalarımdan bu konu hakkında tek kelime duymadım henüz, belki de ben kaçırmışımdır.

Umardım ki, bu tür değişiklikler yapılırken, değişiklik sisteme sokulmadan önce yeterli donanıma sahip olabilsek ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde , biz yeniliklere uyum sağlama çabalarına girmemiş olsak.

Av.Başak Şahin
04-05-2007, 08:46:17
Sayın Av. Şamil Demir,
Hukuk Fakültesi mezunu kişiler ve diğer kişiler aynı kursu mu alacaklar? Bir de bu kursun içeriği nedir acaba? Ve kursa katılan herkes uzlaştırmacı olmaya hak kazanacak mı yoksa kursun ardından bir sınav yapılacak mı?

erdiken
04-05-2007, 17:07:04
bence bu işlemi ya noter huzurunda yapsınlar..yada tasdik ettirsinler..
sevgi ve saygılar

admin
05-05-2007, 11:10:00
bence bu işlemi ya noter huzurunda yapsınlar..yada tasdik ettirsinler..
sevgi ve saygılar

Neden böyle düşündüğünüzü bizlerle paylaşabilir misiniz?

illegal
06-05-2007, 12:41:24
Neden olacak? Yine güvensizlik...
Oysa avukatların zaten mediatörlük görevleri ve hakları mevcuttur ve bunu sadece tutanakla imza altına alırlar. Üstelik Noter'e de kesinlikle ihtiyaç yoktur.

Kimse kusura bakmasın ek bir şey daha yazmam farz oldu;
"Ey vatandaş, sizin 3 kuruşluk işleriniz için bizim yolsuzluk yapacağımızı sanmayın, hem o terbiyeyi aldık, hem de bunlara ihtiyacımız yok, bizler sadece profesyonel hizmetin karşılığı olan avukatlık ücretini alırız. Ne iş yaparsa yapsın herkes bilgisini satar. Biz buna meslek diyoruz. Ya siz?"

klmakn
06-05-2007, 13:41:56
Merhaba
Bana göre mediatörlük zaten adı konmamış bir şekilde taraflar veya avukatlar tarafından yıllardır yapılmakta...örneğin alacak verecek davalarının çoğu sevgili avukatların bürolarında hep yapılagelmektedir..yanılıyormuyum acaba..veya boşanma davaları vb...örnekler çoğaltılabilinir...türkiye gibi yargının son derece hantal olduğu bir ülkede mediatör veya türkçe arabuluculuk işlevinin yasalarla tanımlanması ve dah apofosyenel hale getirilmesi türk hukuk sistemi için pozitif getirileri olacaktır...profosyenel hukukçu olmayan ama son 10 ayı hukuksal sorunlarına çözüm üretme adına entellektüel arayışlara giren bir vatandaş olarak bunu olumlu karşılıyorum....
saygılarımla

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-05-2007, 12:48:55
Uzlaşma müessesesinin faydalarını gören bir avukat olarak, bu tip bir uygulamanın yararlı olacağını düşünüyorum. Ceza yargılamasında henüz tam olarak oturmamış olmasına rağmen uzlaşma nın yargı sistemimizi epey rahatlattığı kanaatindeyim. Çoğu hazırlık soruşturması uzlaşma ile sonuçlanmakta, mahkemeye yük teşkil etmemektedir.

Aynı uygulamanın özel hukukta da yararlı olacağına inanıyorum. Görüşmeye gelen şahısların anlattıklarından ya da adliyede tanık olduğum duruşmalardan çıkardğım sonuç şu ki davaların çoğu inatlaşma, kin nedeniyle ya da haksız olduğunu bile bile sırf karşı tarafın hakkını almasını, kullanmasını geciktirmek için açılmaktadır. Bu durumda zaten yeteri kadar tıkanık ve hantal olan yargı daha da ağırlaşmakta adalet gecikmektedir, dolayısıyla halkımızın adalete olan güvenini de haklı olarak azaltmaktadır.

Bununla birlikte, bu uygulamanın kesinlikle hukuk eğitimi almış kişilerce yerine getirilmesi gerektiği inancındayım. 4 yıllık eğitimden sonra hala öğrenmeye devam ettiğimiz hukuk, sadece bir kursla öğrenilecek ve uygulamaya geçirilecek kadar kolay ve de dar kapsamlı bir alan değildir. Sadece kuralları, kanunları bilmek de yeterli değildir, yoksa hukuk fakültelerine gerek olmazdı, herkes ezberlerdi kanunları ve hukukçu olurdu. Önemli olan, teorik bilgiyi somut olaya uygulayabilmektir, bunu da ancak hukuk eğitimi almış, olayları hukukçu gözüyle görebilecek kişilerin başarabileceği kanaatindeyim.

Şamil Demir
10-05-2007, 20:23:21
Bu işin noter huzurunda yapılmasını dile getiren üye sanırım bir noter :) Eğer mediatörlüğü avukat yapacaksa onun huzurunda düzenlenecek hiçbir belgenin ayrıca tastike ihtiyacı olmayacağını düşünüyorum.

Ankara Barosu 16 kişilik gruplar halinde 35 er saatlik eğitimlerle yaklaşık 70 avukatı mediasyon eğitiminden geçirdi ve sertifikalandırdı. Mediasyon eğitimi veren mediatörler derneği gibi kuruluşlar var ama bunlar baronun 5 katı ücretle ve 4 yıllık fakülte mezunu 4 yıllık mesleki tecrübeye sahip 28 yaşını doldurmuş herkese eğitim veriyorlar. Tabii ki bu eğitim Baromuzca tanınmıyor. Baro nezdinde eğitim gören meslektaşlarımız öncelikle ceza uzlaşmasında görevlendirilecekler. Bunun için de aynı CMK da olduğu gibi uzlaştırıcı avukat sicili oluşturuldu. Savcılık ve mahkemelerden gelen talepler CMK atamalarında olduğu gibi sıraya tabi tutulacak.

Bu uygulamanın başlayabilmesi için Uzlaşma Yönetmeliğinin resmi gazetede yayınlanmasını bekliyoruz.

www.mediatorler.org

Av.Fırat Bayındır
10-05-2007, 23:39:51
Sevgili meslektaşımız Şamil Demir’in yazısı ile önceden duyduğumuz ancak pek de ilgilenmediğimiz şu MEDİATÖRLÜK neyin nesidir diye biraz araştırdık. Gördük ki biz zavallı taşra avukatları yontma taş devrinde yaşıyoruz. Meğer dünyada ve ülkemizde hukukun ne kadar ilerlediğinin, yargılama sürecinin nelere gebe olduğunun, daha da önemlisi yargının küresel ekonomiden nasıl etkilendiğinin de farkında değilmişiz.

Modern toplumlarda bireysel özgürlüklerin genişlemesiyle birlikte bireyin birey olarak varlığının tanınması, ona değer verilmeye başlanması dolayısıyla bireyin hareket özgürlüğünün artması ile başlayan süreçte doğal olarak ticaret hayatı da gittikçe artan bir yer edinmeye başlamıştır. “Bırakınız yapsınlar-bırakınız geçsinler” ile başlayan dönem, modern toplumun da başlangıcı sayılabilir. Böylece sermayesine göre irili ufaklı tüccarların oluşmaya başladığı dönemden itibaren de bireyin kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmesi, doğal olarak bireysel çatışmaları,anlaşmazlıkları, uyuşmazlıkları da beraberinde getirmiştir.

Başlangıcında salt ceza hukukunda “savunma mesleği” olarak ortaya çıkan avukatlık, toplum ihtiyaçlarına göre şekillenerek “özel hukuk” alanında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda da ihtiyaç duyulan bir meslek haline gelerek bir “savunma ve hak arama mesleği” olarak ifa edilmektedir.

Türkiye’de olduğu gibi pek çok ülkede bu meslek için tekel hakkı tanınmıştır. Avukat, müvekkiline hukuki yardım sağlar. Avukat, mesleğini bağımsız olarak ifa eder. Avukat, müvekkillerinin aleyhindeki delilleri kullanamaz, müvekkili ile ilgili edindiği bilgileri, sırları açıklayamaz.Avukat davanın tarafı değildir, kendisini müvekkili ve elindeki davası ile özdeşleştiremez. Kısacası avukat, hukuk ve meslek kurallarıyla bağlıdır ve varlığı, bir hukuk düzeni ile mümkündür.

Ancak gelişen dünyada (deyimden hiç hoşlanmasak da yaygınlaştığı için çaresizlikle yazmak durumundayız) küreselleşme-globalleşmenin etkisiyle toplumda farklı ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların doğurduğu değişik arayışlar gündeme gelmektedir. Avukatlık mesleği de kaçınılmaz olarak bu değişimden etkilenmekte, hizmet sektöründe olmakla birlikte “kamu hizmeti” olma vasfını bu ihtiyaçlar ve yasaları dolanarak yapılan uygulamalarla giderek yitirmekte ve “tüccar”laşmaktadır. Yakın zamanda ihtilaflarda yer almaları için kamunun dahi “avukatlık hizmet alımı” ihaleleri açtığı hatırlanmalıdır. Bunun dışında yine ülkemizden örnekler vermek gerekirse TMSF’nin el koyduğu Bankalar nedeniyle oluşan alacaklarını Varlık Şirketlerine ihale ile devrederken (ki bu şirketlerin tamamı yabancı sermayelidir ve belki de kurucuları/yöneticileri de hukukçudur, hatam var ise dostumuz mutlaka uyaracaktır) alacak hakları ile birlikte derdest dava ve takipler de devredilmiştir. Böylece Kamu bir dertten kurtulurken, toplumda ortaya çıkan ihtiyaçlar sonucu “Temlik” müessesesinin küreselleşme ile ulaştığı bu nokta dikkat çekicidir. Bu varlık şirketleri de alt taşeronlar olarak 30-40-50 avukat çalıştıran bazı hukuk büroları ile anlaşarak alacak tahsili işlemlerini yapmakta, sonuçta hukuk da avukatlık mesleği de “meta”laşmakta, “şirket”leşmektedir.

Hukukta uzmanlaşma bu anlamda giderek yaygınlaşmakta, benimsenmekte ve avukatlar arasında da bir özenme, öykünme, adeta mesleğin bir gereği ve reklam aracı haline gelmektedir. Alternative Dispute Resolution, kısaca ADR denilen Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri olarak çevirebileceğimiz ve hizmet sektöründe yeni bir yer edinmeye çalışan Mediatörlük de bu çerçevede değerlendirilebilir. Ufak bir Google araştırması ile edindiklerimizi aktarmak gerekirse;

“Mediasyon hayatın hemen her alanında başarıyla uygulanan bir alternatif uyuşmazlık çözme yöntemidir. Bu alanlar çok çeşitli olmakla birlikte, boşanan veya sorun yaşayan ailelerin desteklenmesine yönelik aile, okullardaki şiddeti önlemeye yönelik okul ve akran, ticari anlaşmalardan doğan uyuşmazlıkların çözümüne yönelik ticari, işyerlerinde farklı sebeplerle yaşanabilecek uyuşmazlıklara yönelik işyeri, farklı kültürlerin bir arada bulunması sebebebiyle oluşan uyuşmazlıkların çözümüne yönelik olarak kültürlerarası ve diplomasi alanında uygulandığı şekliyle uluslar arası mediasyondan bahsedilebilir.

Mediasyon sürecinin yönetimi;- doğuştan gelen bilgelik olgusu dışında, yüksek seviye beceriler, sürekli eğitim ve güncelleme, diğer kültürlerle gerçekleştirilen uygulama değişim programları, zihinsel denge ve sağduyu, zekâ ve felsefik bir zihin gerektirmektedir. Mediasyonun işleyen bir süreç olması, hiçbir resmi oturumunun bir diğeriyle eş olmaması, zaman ve mekan gibi kavramlara ve sadece üzerinde durulan soruna değil, aynı zamanda tartışma içindeki insanlara göre de değişiklik göstermesi sebebiyle bir mediatör çok hassas bir şekilde ve yüksek bir algılama seviyesiyle davranmalıdır. Mediasyonu yönetebilmek ve gerekli yetenekleri kazanabilmek isteyen herkes bunun gereği olan profesyonel mediatör lük eğitimleri almalıdır.

Mediasyon hızlı, ucuz ve gizli bir alternatif uyuşmazlık çözme yöntemidir ve günümüz şirketleri için en ideal çözümdür. Mediasyon gerçekten günümüzün küresel devrimi olarak adlandırılabilir. Bir Alman firma ile Türk firma, Çin’de üretim yapmak için anlaşmış olsunlar. Alıcı firma da bir Belçikalı şirket olsun. Üretim aşamasına gelindiğinde, sorunlar çıktığını varsayalım. Bu durumun mahkeme sürecini düşünün: Hangi ülkede, hangi kanunlarla, ne kadara, nasıl bir zaman dilimi içinde sorun çözümlenebilir?

Herhangi firmanın, bir başka firma ile patent sorunu olduğunu varsayın.

Bir aile şirketinin, kurumsallaşma sürecinde, aile üyeleri arasında sorunlar yaşadığını varsayın.

Sorunlar alt alta sıralandığında bitmeyecek gibi görünebilir. Ancak saydığımız tüm sorunlar hızlı, ucuz ve gizli bir süreç olan medisyon kullanılarak başarıyla çözümlenebilir.”

Şaşırdınız değil mi?

“HÇ: Ben hakimin karşına çıkıp, biz mediatör yardımıyla anlaştık, bizi hızla boşayabilirsiniz mi diyeceğim. Kafam karıştı biraz. Mahkemelerin mediasyona tavrı veya kabullenişi ne durumda ki? Ben hakime mediatör yoluyla anlaştık dersem, o da bana “Mediatör mü, o da kim?” diye sorar mı?
DK: Öncelikle, eşler mediasyon ile anlaşırlar ve boşanmayı başlatırlarsa, hakim bu kararı
kabul etmek durumundadır. Hakime mediatörle karar verdik denmesine gerek yok, çünkü süreç sonunda taraflar ortak karar alıyor. Bununla birlikte, mahkemeye gelen bir dava, mahkeme dışında mediasyon ile sürdürülebilir. Bu durumda da, mediasyon sonunda çıkan kararı hakim kabul eder. Çünkü karar tarafların ortak kararıdır. Ancak kararların hukuka aykırı olmaması gerekir. Aslına bakarsanız, sorunlar zaten mahkeme de çözümlenmiyor ki. Mahkeme kazan-kaybet anlayışıyla karar veriyor. Yani kanunda yer alan maddelere ve tarafların sundukları delillere göre biri kazanıyor ve diğeri kaybediyor. Kaç boşanma davasında hakim taraflara duygularını soruyor? Oysa, yakın ilişkilerde sorun çoğunlukla duygusal boyuttadır. Mediasyonla, kazan-kazan anlayışıyla sorunları çözmüş oluyorsunuz. O sebeple de, mediasyonla çözümlenen davalar, mahkeme kararlarına göre çok daha başarılı.”


Bunlar avukatlık mesleğinin tekel hakkını çok yakından ilgilendirmektedir. Soru ve cevabın içinde mesleğin geleceği gizlidir.Mediasyon’ nun ne olduğunu anlatanın hukukçu olmadığını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Cevabında belirttiği “Mahkeme kazan-kaybet anlayışıyla karar veriyor.” düşüncesi, aslında bu gün yerleşik genel bir şikayetin yansımasıdır. Uzayan davalar, karışık ve karışık olduğu gibi alt üst edilen adeta ırzına geçilen usul kuralları, yetersiz incelemeler yargının giderek taraflar açısından zaman zaman katlanamaz hale gelen masrafları, yargılamanın aleni olarak yapılması, yargılama sürecinde taraflarda inisiyatifin azalması ve sonuçtan bir türlü tatmin olmayan, kazananın da kaybedenin de “böyle kanun mu olur” yakınmaları içindeki taraflar. Arabulucu-uzlaştırıcı olarak da adlandırılabilecek bu yeni sektör ve meslek grubu genelde hukukun, özelde avukatlık mesleğinin en yakın tehlikesi olarak görünmektedir. Sadece çek-senet tahsilatından çıkıp, önemli ticari, boşanma, tahliye davalarında gayrımeşru olarak boy gösteren mafyöz çözümler, böylece yasal bir zemine oturtulmak istenmektedir. Aslında yukarıda alıntıladığımız soru ve cevap, gerek usul hukukumuzda ve gerekse diğer yasalarda “sulh” adı altında düzenlenmiş, Avukatlık K. 2. maddesinde de “ Avukatlığın amacı hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler,resmi ve özel kişi,kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder” demek suretiyle, ihtilafların mutlak surette yargı önünde çözümlenemeyeceğini, yargı dışında da hukuka ve adalete uygun çözümlerde avukata görev düştüğünü ifade etmektedir. Yukarıdaki alıntının sahibince kurulan mediasyon şirketi, kaçınılmaz olarak hukukçulardan yardım almak zorunda kalacak, bünyesinde avukat çalıştıracaktır. Böyle bir şirkette çalışacak olan avukatın, avukatlık mesleğini yaptığından söz etmek mümkün olmayacaktır. Tıpkı sigorta şirketlerinin hasar servislerinde istihdam edilen ruhsat sahibi avukatların mesleklerini yapamadıkları gibi.
Belki bir hukukçu olarak şunu söylemek aşırı bir düşünce olabilir ancak çoğu kez dillendirilmekte, genel bir kanı haline gelerek toplumda giderek kabul görmektedir ki artık klasik hukuk ve avukatlık anlayışı çağını kapatmak üzeredir. Yukarıdaki alıntıda geçen “kazan-kaybet” yerini uzlaşma kültürü ile “kazan-kazan” yöntemine bırakmak üzeredir. Mediasyon, görüldüğü üzere uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Özellikle son on yıllarda uzmanlaşma küresel dünyada özellikle Finans sektöründe önemli bir yer işgal etmekte, ticari hayatın çeşitliliğinin yansıması olarak ortaya çıkan yeni kurum ve kavramlara göre çıkartılan yasalarla da hukukta uzmanlaşma da kaçınılmaz olmaktadır. Nitekim Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Aile Mahkemesi yeni yeni oluşturulan müstakil mahkemeler ve bazı hukuki konuları görmek üzere görevlendirilen numaralı uzman mahkemeler dönemi açılmıştır. Avukatlık mesleği ve avukatlık hizmetlerinde de bu değişimi görmek mümkündür. Bünyesinde çok fazla sayıda avukat çalıştıran bürolar, dış bağlantılara da ulaşmış ve yabancı avukatlık büro ve firmalarının Türkiye şubesi olma görevlerini üstlenmiş durumdadır. Bu büroların çoğu da belli hukuk dallarında iddialıdır.
Mediatörlük belki bu gün için ceza yargılamasında uygulanmaya başlanmış ise de, süreç içinde giderek yaygınlaşacak, mediatörlük sertifikaları havalarda uçuşacak, belki açık öğretim programlarına da dahil edilecek ve avukatlık tekeli de ister istemez kırılacaktır, tıpkı Marka-Patent vekilliğinde olduğu gibi .

Şamil Demir
11-05-2007, 16:27:17
Ayrıntılı ve bilgilendirici yazınıza çok teşekkür ederim. Tehlikenin Farkındayız ve olmalıyız. Peki mesleğimizi kuşatan bu tehditten nasıl sıyrılabiliriz...? Göstere göstere gelen tehlikeyi onu kabullenmeyerek görmezden gelerek, işe yaramayacağı iddia ederek mi savuşturabiliriz. Yoksa o tehlikeyi özü itibariyle uyuştuğu mesleğimizin içinde eriterek onu öğrenerek uygulayarak mı? Daha yolun başındayız arkadaşlar. Bir takım çevreler uyanmadan bizim bu alanı kaptırmamamız gerekiyor. Ankarada Baromuzun desteğiyle mediasyon eğitimi verdiğimizden bahsetmiştim. Halen de eğitimler devam etmekte. Biz bu alanda belirli bir sayıya ve örgütlenmeye ulaşabilirsek, sonradan bu işe soyunanların ne kadar şansı olabilecek diye harekete geçmiş durumdayız. Ankarada bu sene başından bu yana 70 ten fazla Avukat eğitim aldı. Serbet mesleğin zorlukları içinde forum sitesi (http://www.mediatorler.org)kurarak mediasyonun web de sahibi olmayı hedefledik ve yayına başladık. Bilgi güçtür arkadaşlar. Hergün en az yarım saatimizi ayırarak gelişen dünyaya yetişmeye çalışmalıyız. Size mediasyonun gidişatı hakkında kısa bir olay anlatarak yazımı bitireceğim.

Bir gün Philip Morris firmasının Ceo su şirketin çalıştığı hukuk firmalarına bir parti davetiyesi yollar. İşin ilginç tarafı bu partiye rakip tütün şirketlerinin yöneticileri ve onların çalıştığı hukıuk firmalarının sahipleri de davetlidir. Partinin sonlarına kadar kimse neden davet edildiğini hala anlayamamış bir şekilde zengin menüden yararlanmaktadır. Tam o sırada Philip Morris firmasının Ceo su ayağa kalkarak: Hepiniz hoşgeldiniz...., sizi patronlarımızın bile şimdi haberdar olacağı bir kararımı açıklamak üzere davet ettim. Avukatlarımıza sesleniyorum. Bundan sonraki sorun çözme yöntemimiz davalaşmak değil mediasyon olacaktır. Mediasyonu öğrenin. Bu gizlilik, hız, verimlilik, ilişkilerimizin devamı ve maliyet açısından tercih ettiğimiz bir yoldur. Bunu yapamayacak avukatlarımızla ilişiğimizi keseceğiz. Ben size artık daha az ücret ödeyeceğim demiyorum. Vereceğiniz mediasyon hizmeti karşılığında bizim edeceğimiz kar, sizin ücretlerinize de zam olarak yansıyacaktır....

Bu açıklamadan sonra firma avukatları, rakip firmalar ve onların çalıştıkları avukatlar mediasyonu benimser ve hukuk firmaları kısa zamanda mediationa adapte olurlar.

ABD de yargıçların gerine gerine günlerce duruşma yapabilmesini, adliye binalarının neden sakin ve nezih olduğunu anlamaya çalışırdım. İstistiklere bakıldığında son veriler ABD de uyuşmazlıkların %96 ila %98 inin mediasyon başta olmak üzere ADR yollarıyla çözümlendiğini göstermektedir. Biz bu istatistiklere epeyce bir zaman sonra ulaşabiliriz belki ama potansiyelimizi küçümsememeli ve avukatlar olarak geride kalmamalıyız.

Sevgiler - Saygılar

illegal
12-05-2007, 14:44:15
Biz hala "önleyici hukuk" nedir bilmezken mediasyon biraz fazla gelir bize.

irrecable
31-05-2007, 18:03:45
Biz hala "önleyici hukuk" nedir bilmezken mediasyon biraz fazla gelir bize.

Meslektaşıma katılıyorum.
Ama kafama takılan ayrı bir detay var. Sayın Şamil Demir'in sitesinin reklamını yapmak amacı ile açtığı bu konudan huzursuz olmadım desem yalan olmaz. Zaten neyin ne olacağı kesinleşmemişken. Çeşitli blog siteleri açıp, dilekçeler yayınlayarak, üstte yazdığı sitenin reklamını yapan meslektaşımın blogta gerçek kimliğini neden kullanmadığını sorarım. Reklam sıkıntısını ayrı bir forum konusunda dile getiriyor, fakat zaten çok güzel reklam yapıyor zaten. Gerçek amacının mediatorluk olmayıp sırf açtığı sitenin duyurusunu yapmak olduğu kanaatindeyim. Çünkü barodan aldığım bilgilere göre hala mediatorlük konusunda kesin adımlar atılmamış.

admin
01-06-2007, 21:18:33
Meslektaşıma katılıyorum.
Ama kafama takılan ayrı bir detay var. Sayın Şamil Demir'in sitesinin reklamını yapmak amacı ile açtığı bu konudan huzursuz olmadım desem yalan olmaz. Zaten neyin ne olacağı kesinleşmemişken. Çeşitli blog siteleri açıp, dilekçeler yayınlayarak, üstte yazdığı sitenin reklamını yapan meslektaşımın blogta gerçek kimliğini neden kullanmadığını sorarım. Reklam sıkıntısını ayrı bir forum konusunda dile getiriyor, fakat zaten çok güzel reklam yapıyor zaten. Gerçek amacının mediatorluk olmayıp sırf açtığı sitenin duyurusunu yapmak olduğu kanaatindeyim. Çünkü barodan aldığım bilgilere göre hala mediatorlük konusunda kesin adımlar atılmamış.

Sayın melektaşımız Av.Şamil Demir tarafından eklenen linke ve sitesine sonuna kadar sahip çıkacağız. Farkındaysanız "SİTESİNİN" reklamını yapmaktan bahsediyorsunuz ve biz de buna seve seve müsaade ediyoruz. Sahibini tanımasak da konu bir hukuk sitesiyse sonuna kadar da destek oluruz.
Şu reklam ile tanıtımı bir ayırabilsek... (Uzatmak ve konuyu asıl amacından uzaklaştırmamak için özet yazdım. Umarım anlatabilmişimdir)
Saygılarımla.

Av.Feyz Pazarbaşı
20-09-2007, 21:36:12
İSTANBUL BAROSUNDAN 20-9-2007

Değerli Meslektaşım;



Ülkemizde hukuksal temelde her kesimin yoğun bir biçimde katıldığı bir Anayasa tartışması sürmekte iken, Hükümet önerisi olarak getirilen bir tasarı, hak ettiği düzeyde tartışılmamaktadır.



“Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı” içinde bulunduğumuz ay tartışmaya açıldı.



Baro olarak, tasarı ile ilgili oluşturduğumuz Komisyon vasıtasıyla, gerekli etkinlikleri sergilemek üzere bir dizi girişimde bulunduk. Bu arada bir katılım örneği de göstererek Genç Avukatlar Birliği ile işbirliği içinde olduk. Bu bağlamda Tasarıyı hazırlayan Komisyonun Başkanı Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’i de Baromuza davet ederek bilgi aldık. Bu toplantılar sonucunda İstanbul Barosunu adına bir arkadaşımızın da bu Komisyonda temsil edilmesini sağladık.



Bütün bu girişimler sonucunda oluşturduğumuz görüşlerimiz ekte sunulmaktadır.



İstanbul Barosu olarak, tasarının geri çekilmesini savunmakla birlikte, Tasarı Komisyonunda temsil edilecek olmamız nedeniyle orada ileri süreceğimiz itirazlarımız da ayrıca saptanmıştır.



Yaptığımız gözlemler, meslektaşlarımız arasında konu ile ilgili yetersiz bir bilgilenme bulunduğu yönündedir. Mesleğimizi çok yakından ilgilendiren konu ile ilgili olarak, Baro Dergimizde de ayrıca ayrıntılı yayınlar yapılacaktır.



Konuya duyarlılık gösterilmesini rica ederim.



Saygılarımla.





Av.Kazım Kolcuoğlu

İstanbul Barosu Başkanı





İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI





HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU TASARISI

GÖRÜŞ VE ÖNERİLER





60. Cumhuriyet Hükümetinin TBMM’ye sunulan programında yer alan ve kamuoyunda tartışılmak üzere ilan edilen “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı” konusunda, İstanbul Barosu tarafında yapılan çalışmalar sonucunda, tespit edilen hususlar iki başlık altında değerlendirilmektedir:



Tasarı, bu düzenlemeye egemen olan normatif esaslar itibariyle ciddi sorunlar doğuracağından geri çekilmelidir.
Tasarının Hükümet Programı ile “taahhüt” edilmiş olması nedeniyle, geri çekilmesinin olası bulunmadığı kanısı egemen ise, mutlaka önerilen değişikliklerin yapılması sağlanmalıdır.


Tasarı, bu düzenlemeye egemen olan normatif esaslar itibariyle ciddi sorunlar doğuracağından geri çekilmelidir.


1.a. Tasarı, bu şekli itibariyle 1136 Sayılı Avukatlık Yasasının 35. maddesinde yapılan düzenlemeyi esas almakta ve aynı mantıkla “yeni bir kurum” ihdas etmektedir. Gerçekten de; UZLAŞMA SAĞLAMA başlıklı 35. madde aynen şöyledir;

“Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilam niteliğindedir.”

Tasarı ile getirilen Arabuluculuk müessesesi ile bu madde arasında farklılıklar bulunmakta ise de, esasen mevcut bulunan bir müessesenin yeniden düzenlenmesi ihtiyacının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu ihtiyacın doğumunu izah eden tasarı gerekçesinde, 1136 Sayılı Yasanın 35. maddesine atıfta bulunulmamış olması, gerekçeyi yetersiz kılmaktadır. Bu yönüyle, esasen Avukatlık mesleğinin “görev tanımı” içinde bulunan bir alanın düzenlenmekte olduğu kuşkusuzdur.

Bu düzenleme, Avukatlık mesleği içinde değerlendirilmesi gereken bir alanı, diğer mesleklere de açmaktadır. Tasarının 21. maddesine göre, dört yıllık lisans eğitimini tamamlayanlar, belirtilen eğitimi aldıkları takdirde, Arabuluculuk sıfatına hak kazanmak üzere sınava alınabilecektir. Hukuk lisans diplomasına sahip bulunmayanlar için 21. maddenin 2. fıkrasında getirilen (getirilmek ihtiyacı duyulan) hüküm ise, bunların yüz saat “hukuk eğitimi” almalarını zorunlu kılmaktadır.

Bu nokta üzerinde dikkatli bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır.

Tasarı gerekçesine göre; kanun “hukuk uyuşmazlıklarında” uygulanacaktır. (Gerekçe 1. paragraf son cümle) Ayrıca yargı yükünün azaltılması, yavaş işleyişin önlenmesi gibi gerekçede yer alan tespitler de nazara alındığında, yapılan işin esas itibariyle “yargısal faaliyetin bir parçası” olduğunu algılamak zor değildir.

Diğer yandan, hukuki niteliği itibariyle aşağıda tartışılacak olan “ilam hükmündeki belge” üretmekte oluşu da, yukarıdaki tespitimizi doğrulayan diğer bir husustur.

Keza, gerekçede böyle bir yasal düzenlemenin yapılmasında Anayasamızın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine gönderme yapılarak “Adalete Erişim” kavramının öneminin vurgulanması, taslakta önerilen faaliyetin niteliğini yeterince izah etmektedir.

Bütün bu “hukuki” niteliğine rağmen, anılan sistemin diğer lisans eğitimlerine açık hale getirilmiş olması, hukuki bir faaliyetin sair meslek mensupları tarafından yapılmasına yol açacaktır. Bu durum, çok ciddi sonuçlar doğuracaktır.

En açık deyişle, hukuka aykırı olan ve ilam hükmünü haiz bulunan belgelerin “infaz” edilmek üzere, istihsal edilmesi kaçınılmazdır.

Doğacak sonuçların, 100 saatlik bir hukuk eğitimi ile telafi edilmesi beklenemez.

Özetle, hukuk formasyonuna sahip bulunmayan ve “sertifika programı” niteliği taşıyan eğitim ile “hukuki uyuşmazlık” alanında faaliyet gösteren ve ürettiği belge “ilam hükmünde” bulunan bir müessesenin, yargının yükünü hafifletmesi, yavaş işleyişi hızlandırması sözkonusu olamayacak, olsa bile bunun ağır bedelleri olacaktır.

1.b. Tasarı ile “yeni bir meslek” ihdas edilmektedir. Sicili olan, ücret tarifesi bulunan, ünvanının kullanılması zorunlu olan bu yeni meslek, avukatların sahip bulundukları kısıtlamalara da tabi olmayacaktır. Örneğin, avukatların reklam yasağına tabi olmalarına karşın, bu yeni meslek mensuplarının öyle bir yasakla sınırlı olmaları öngörülmediğinden reklam yapabilmeleri mümkün olabilecek ve her iki meslek arasında “haksız rekabet” doğacaktır.

Diğer taraftan, Marka ve Patent Vekilliği uygulaması ile bu haksız rekabet tarafımızca şikayet konusu yapılmaktaydı.Bir süre önce CMK’da yapılan değişiklik ile bu değişiklik doğrultusunda çıkarılan yönetmelikte de, bizatihi avukatlar tarafından yerine getirilmekte olan “uzlaştırmacı”nın, artık siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye mezunları arasından da seçilmesinin öngörülmüş olması, yeni bir alanın daha işgal edilmekte olduğunun göstergesi konumundadır. TBMM Gündeminde bulunan ve Noterlerin yetki alanlarına sari kılınacak dava konusu uygulamalar da yeni bir işgal olarak yerini alması beklenmektedir.

Yasa tasarısı, bu anlamda avukatlık mesleğinin icra alanlarını daha bir daraltan yeni bir uygulamayı ifade etmektedir.

Bu gerekçelerle, yasa tasarısının geri çekilmesi gerekmektedir.







2. Tasarının Hükümet Programı ile “taahhüt” edilmiş olması nedeniyle, geri çekilmesinin olası bulunmadığı kanısı egemen ise, mutlaka önerilen değişikliklerin yapılması sağlanmalıdır.

2.a. Tasarının geri çekilmesi yolundaki önerimizin kabul edilmemesi halinde, yapılacak değişiklik ile behemehal, arabuluculuk sıfatının kazanılmasının dört yıllık hukuk fakültelerinden birisini bitirmiş olmak koşuluna bağlanması ve diğer meslek mensuplarından gerektiğinde “bilirkişi” olarak yararlanılması esası getirilmelidir.



Arabulucu olarak görevlendirilecek hukukçular için, deneyim ve profesyonellik sağlanması bağlamında belli bir kriter ( çalışma yılı ve/veya unvan vb.) öngörülmelidir.



2.b. Tasarının 1. maddesinde yer alan “üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işlerden” ibaresine açıklık getirilmelidir.



Tasarı gerekçesinde, böyle bir düzenlemenin özel hukuk uyuşmazlıklarının giderilmesindeki bir yöntem olarak düşünüldüğü belirtilmektedir. (Gerekçe, paragraf 4) Oysa özel hukuk alanındaki uyuşmazlıklar içinde de “kamu yararı” açısından değerlendirilmesi gereken alanlar mevcut olabilmektedir. Örneğin, Medeni Hukuk niteliği itibariyle bir özel hukuk alanı iken, boşanma, velayet vb. uyuşmazlıkların “kamu düzeni” ile ilintisi mutlaktır.



Tasarı gerekçesinde, özel hukuk alanındaki tüm uyuşmazlıkların ayrıca düzenlenmiş olması üzerinde durulmak suretiyle, bu alandaki tüm uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenebileceğinin belirtilmesi, hangi uyuşmazlıkların, üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek türden olduğu konusunda istifham yaratmaktadır.



Ayrıca Tasarı Gerekçesinde, 2004 Yılında Avrupa Parlamentosu ve Konseyin, Hukuk ve Ticari Uyuşmazlıklarda, Arabuluculuğun Belirli Yönlerine İlişkin Direktif Tasarısında, medeni ve ticari konularda, arabuluculuğa ilişkin hükümler bulunduğu bildirilmektedir. (Gerekçe paragraf 3) Anılan direktifin mukayeseli hukuk bakımından tasarıya esin kaynağı olduğu da ayrıca belirtilmiştir. (Gerekçe paragraf 7)



Bütün bu ifadeler, tasarının 1. maddesindeki ibareye rağmen, Medeni Hukuk alanındaki tüm uyuşmazlıkların tasarı kapsamında olduğu izlenimi vermekte ve herhangi bir kısıtlama da öngörmemektedir. Bu nedenle, “kamu yararı” ve/veya “kamu düzeninin korunması” ibarelerinin “kısıtlayıcı” ibareler olarak getirilmesi gerekir. Aksi taktirde, infaz kabiliyeti bulunan ilam hükmündeki belgenin, uygulandığı hukuk itibariyle de çok ciddi sorunlar doğurması kaçınılmaz olacaktır. Bu haliyle yapılacak bir uygulama, ülkemizde, “çifte hukukun” egemen olması sonucunu doğuracaktır.



2.c. Tasarının 17. maddesinde, düzenlenecek uzlaşma belgesinin, “ilam niteliğinde sayılacağı” belirtilmektedir.



İ.İ.K.’nun 38. maddesi ilam hükmündeki belgeleri saymıştır. Genel olarak özel yasalar ile de düzenlenen ve niteliği itibariyle ilam hükmü taşıyan belgelerin oluşmasının her aşamasında bir “hukukçu” (yargıç, noter,avukat) müdahalesinin bulunduğu tartışmasızdır. Bu sonuç, son derece doğaldır.









İlam hükmü taşıyan belgenin aynı zamanda “infaz kabiliyeti” içermekte olması, bu belgenin öneminin vurgulanması bakımından olağanüstü önem taşımaktadır. Daha açık deyişle, yeni bir yargısal tartışmanın konusu olmaksızın doğrudan uygulama alanı içine dahil olacak bir belgeden söz edilmektedir.



Tasarıda, herhangi bir hukuk formasyonu taşımayan ve 250 saatlik (100 saati hukuk) eğitimden geçerek arabulucu sıfatını kazanan kişilerin, bu nitelikleri haiz bir belge üretmelerinin doğuracağı sonuçların gözetilmediği anlaşılmaktadır.



Yapılan değerlendirmelerde, arabulucunun uzlaşma iradesini gösteren kişiler arasında, “sözleşme serbestisi” içinde mütalaa edilmesi gereken bir uygulama yapacağı belirtilmekte ise de, sözleşmenin düzenlenmesinden sonra her zaman yargısal faaliyetin ve/veya tartışmanın konusunu teşkil edebileceği, oysa arabulucu tarafından düzenlenen ve tarafların imzasını havi “uzlaşma belgesinin” artık yeni bir yargılamanın konusunu oluşturamayacağı dikkatle değerlendirilmelidir.



Özetle, bu nitelikteki bir belgenin hiçbir hukuki katkı olmaksızın düzenlenmesi ihtimalinin düşünülmesi dahi vahim bir gelişme olacaktır. Bu nedenle, arabulucunun hukukçu kimliği ile birlikte tarafların kendilerini de avukat vasıtasıyla temsil etmeleri mutlaka sağlanmalıdır.



2.d. Tasarının 14.2. maddesinde arabuluculuk usulünün tespiti tarafların serbest iradelerine bırakılmış iken, 21. maddede “müzakere ve uyuşmazlık çözüm yolları” ile ilgili eğitim alınacağı belirtilmektedir.



İhtilafın sulhen halledilmesinden sözedilse dahi, bu müzakerenin usulünün saptanması olağanüstü önemlidir. Usulünün belli olmadığı bir uyuşmazlığın çözümü, hukuki temellere inhisar edemez.



Yukarıda belirttiğimiz, çifte hukuka dair kaygılarımızı bu alanda da dile getirmek olasıdır. Gerçekten de, arabulucu seçim usulü ile uyuşmazlığın çözüm usulünde “serbest irade” ile yönlendirmenin hukukla izah edilemeyecek sonuçları olabilecektir.



Tasarının bu şekli itibariyle, İlahiyat Mezunu bir arabulucunun, bu mezuniyetin verdiği nufuz kullanımı suretiyle, taraflar üzerindeki etkinliğinin ve içeriğini dini esaslarların oluşturduğu bir “uzlaşma belgesi” düzenlemesinin önünde hiçbir engel yoktur. Keza, feodal yapıların egemen olduğu yerlerde, feodalitenin temsilcisi konumundan bulunanlar için de geçerli bir söylem olduğu iddiaları abartı değildir.



2.e. Taslağın 12. maddesinde, arabulucuya başvurunun “Mahkeme tarafından teşviki” hususu da düzenlenmiştir. Bu davetin taraflarca kabul edilmesi halinde zamanaşımının duracağı da 15. madde hükmüdür.



Bu gelişmeye karşın, bu aşamada Mahkemenin ne yönde bir karar vereceği (bekletici mesele sayılması, müracaata bırakılması vb.), düzenlenmediği gibi, verilecek kararın hangi hukuki sonuçları doğuracağı da düzenlenmemiştir. Kaldı ki, davetin kabulüne karşın, uzlaşmanın gerçekleşmemesi halinde, davanın hangi koşullarla devam edeceği hususu da belli değildir.



Bu niteliği itibariyle, yargının hızlandırılmasını amaçlayan sistemin suiistimali suretiyle, uzlaşma talebinin kabulü ile yargılamanın geciktirilmesinin sağlanması kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, arabulucuya başvurunun yargılama aşamasına geçildikten sonra “teşvik edilmesi” yasa metninden çıkarılmalıdır.



2.f.Yasa tasarısında arabuluculuk eğitimi ile ilgili olarak getirilen düzenlemeler yetersizdir. Eğitim kurumları için hangi kriterlerin arandığı belirtilmediği gibi, verilecek izne esas olmak üzere, “gerekçeli bilgi” vermesi istenmektedir. Bu bilginin hangi başlıkları içereceği belli olmakla birlikte, yeterlilik için aranan koşullar belli değildir.



Bu durum, açıkça “keyfi” bir izin müessesesinin doğumuna neden olacaktır.



Yukarıda belirttiğimiz üzere, arabulucuların hukukçulardan oluşması önerisi kabul edilmek suretiyle anılan eğitim izinlerinin alınabilmesi için konulacak “yeterlilik koşullarının” Barolar tarafından denetlenmesi ve tespitlerine ilişkin olumlu raporları takiben izin verilmesi esası getirilmelidir.



Diğer yandan niteliği itibariyle, sistemin yürütme içinde değil, yargı içinde örgütlenmesinin sağlanması benimsenmelidir.

Av.Feyz Pazarbaşı
20-09-2007, 21:51:00
Ülkemizde Avukatlık kanunu her ne kadar ve her nedense kanundan sayılmasa da uzlaşma müessesesi ve uzlaştırıcı (arabuluculuk) zaten Avukatlık kanununda var. İstanbul barosu ve Genç Hukukçular birliğinin eleştirilerine katılıyorum. Olmasa da olur kabilinden bir düzenleme...
Ancak; Teknolojik konularda bir avukatın içinden çıkamayacağı, bilmemesinin doğal olduğu sorunlar mevcut. Bu yasa illa çıkacaksa mediatör AVUKATIN teknik ve özel ihtisas gerektiren konularda bilirkişi incelemesi yaptırma hakkı ve yetkisi de muhakkak olmalıdır. Tüm üniversite mezunlarına bu hakkı tanımak yerine, x fakültesi mezunları avukatın (uzlaştırıcı) yanında zaten tali olarak yer alacaklardır.

gecem1970
21-09-2007, 00:19:39
Arkadaşlar endişelerinizde haklı olabilirdiniz. Ancak bizim vatandaşımızı tanıyorsunuz. Hukuk fakültesinden mezun olduğunu bildiği, büyük oranda tavsiye üzerine vekalet verdiği avukatına güvenmeyen vatandaş mı arabulucuya güvenecek? Bu yasa atıl bir yasa olur. İnanın anlaşmalı boşanma için bile kimse gidip beş kuruş parada vermez. Şu an nasıl çözüyorsa problemini öyle devam eder.

Hukuk fakültesi mezunu yada psikolog. Hiç kimse vatandaşımı arabulucuya gitmeye ikna edemez.

milo
21-09-2007, 12:11:59
Arkadaşlar endişelerinizde haklı olabilirdiniz. Ancak bizim vatandaşımızı tanıyorsunuz. Hukuk fakültesinden mezun olduğunu bildiği, büyük oranda tavsiye üzerine vekalet verdiği avukatına güvenmeyen vatandaş mı arabulucuya güvenecek? Bu yasa atıl bir yasa olur. İnanın anlaşmalı boşanma için bile kimse gidip beş kuruş parada vermez. Şu an nasıl çözüyorsa problemini öyle devam eder.

Hukuk fakültesi mezunu yada psikolog. Hiç kimse vatandaşımı arabulucuya gitmeye ikna edemez.

Siz öyle sanın. Bir mahalle bakkalı veya oto tamircisinin hukuki görüşleri ve özellikle tecrübeleri, avukatın görüşünden çok daha kıymetli ve itibarlıdır ülkemizde.

Av.Feyz Pazarbaşı
21-09-2007, 12:38:43
Malesef doğru söylüyorsunuz sayın Milo. Edindiğimiz tecrübelerden, müvekkilin bizlere gelmeden "büyüklerinden" hukuki akıl aldığı yolunda. Ve malesef hukukçu olmayanların tavsiyelerinin çoğu da yanlış veya olaya uygulanamayacak seviyede.
Malum bir söz: "Yarım doktor candan, yarım avukat maldan edermiş..."
Ancak toplumumuzun bir kesimi hala bilim, bilimselleşmek, profesyonellik, profesyonel meslekler kavramlarını kabul edebilmiş değil. Örneğin boşanma davalarında psikolog görüşü alınmakta. Peki vatandaşımız boşanırken psikoloğa gideceğine, geçimsizlik zuhur ettiğinde neden psikoloğa gitmez? Daha pratik ve belki de evlilik kurumunun çökmesini önleyebilinirdi belki...

Mediatörlük, mentorluk vs. meslekler türeterek alternatif üretme çabalarına gerek yok. İlahiyat fakültesi mezunu imamı da mediatör yapmaya gerek yok. Olacaksa da bu meslek zaten Avukatlık Kanununda vücut bulmuş haliyle avukatlara münhasır olmalı.

Av.Emrah Yavuzcan
21-09-2007, 13:03:23
Mediatörlük bir kenara, Avukatlık Kanunu md. 35/A'yı kullanan var mı?

UZLAŞMA SAĞLAMA
Madde 35/A- (Ek: 4667 - 2.5.2001 / m.23) Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilam niteliğindedir.

gecem1970
21-09-2007, 13:22:24
İyi ama arkadaşlar mahalle bakkalının, oto tamircisinin görüşlerini değerli yapan temel unsuru gözden kaçırıyorsunuz. Mediatör kesinlikle onlara rakip olamaz. Çünkü mediatör ücret karşılığı hizmet verecek. Bedava hizmet (!) veren bakkalın ve tamircinin yerini alamaz. Halkımızın "bedavacılık" hastalığı var "avukat alerjisi" yok.

Av.Feyz Pazarbaşı
21-09-2007, 13:45:01
Yani zaten Kadük diyorsunuz öyle mi?

gecem1970
21-09-2007, 14:21:22
Bana göre kariyerinde yeni açılımlar arayan genç hukuk mezunları, yürütmekte oldukları meslekleri gereği belli hukuk alanlarıyla çok içli dışlı olmuş (mali müşavir, personel birimi yöneticisi, kamu yöneticisi gibi) emeklilik dönemini yeni bir kariyerle değerlendirmek isteyen orta yaş üstü grup belki onlara ilave bir kaç yolunu şaşırmış vatandaş o eğitim için kucak dolusu para dökerek, birilerini zengin eder. Zaten büyük olasılıkla birileri o eğitimi verme için çoktan hazırlığını yapmıştır. Bu kişiler düşünüldüğünde yasa tam olarak kadük değildir.

Umarım belgeleri şöyle afilli bir tarzda hazırlarlarda hiç değilse onca para döktüklerine göre hukukçu arkadaşların ofislerinin dekorasyonlarına katkı yapar.

ahaltuner
27-09-2007, 14:42:29
Merhaba Saygıdeğer Hukukçu Arkadaşlar,
Görüşe gönderilen kanun tasarılarından olan HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA
ARABULUCULUK KANUNU TASARISI'yla ilgili ne düşünüyorsunuz.Sizce arabulucuların hukukçu olması daha iyi olmazmı.Bu tasarıdan bazı maddeler:

Arabulucular siciline kayıt şartları

MADDE 19- (1) Sicile kayıt, ilgilinin Daire Başkanlığına yazılı olarak başvurması üzerine yapılır.

(2) Arabuluculuk siciline kaydedilebilmek için;

a) Türk vatandaşı olmak,

b) Otuz yaşını tamamlamak ve tam ehliyetli olmak,

c) Taksirli suçlar dışında herhangi bir sabıkası bulunmamak,

ç) Arabuluculuk eğitimini tamamlamak ve Bakanlıkça yapılan yazılı ve uygulamalı sınavda başarılı olmak,

gerekir.

(3) Arabulucu, sicile kayıt tarihinden itibaren faaliyetine başlayabilir.

Arabuluculuk eğitimi

MADDE 21- (1) Arabuluculuk eğitimi, dört yıllık lisans eğitiminin tamamlanmasından sonra alınan, arabuluculuk faaliyetinin yürütülmesiyle ilgili temel bilgiler, iletişim teknikleri, müzakere ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve davranış psikolojisi ile yönetmelikte gösterilecek olan diğer teorik ve pratik bilgileri içeren ve asgari yüzelli saatlik eğitimi ifade eder.

(2) Hukuk lisans diplomasına sahip olmayan kimselerin arabuluculuk eğitimini tamamlamış sayılmaları için, yüz saatlik temel hukuk eğitimini de almış olmaları gerekir.
Görüşlerinizi bekliyorum.Saygılarımla...

ahaltuner
08-10-2007, 14:53:31
Sanırım hukukçu arkadaşlar açısından adalet dağıtıcısı olarak arabulucunun hukukçu olmamasında sakınca yok.
Saygılarımla..

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
08-10-2007, 16:35:08
Olmaz olur mu Sayın ahaltuner? Öyle ki bu konu çok önceden, tasarı henüz yokken sitemizde tartışmaya açılmıştı, birleştirdim konuları lütfen buradan devam edelim.

ahaltuner
09-10-2007, 10:56:49
Teşekkür ederim Sayın Av.Dilek Kuzulu Yüksel,
Forum önceden açılmış olduğu için farkedememişim.Yaptığınız düzeltme için teşekkür ederim.
Saygılarımla...

Av.Jülide Keleş Yarışan
09-10-2007, 16:02:29
Bu durum avukatların tekel hakkını mı kırar yoksa hakimlerin mi?:p Bana daha çok mahalle bakkalı hakimlik yapacakmış gibi geldi.:deli:

ahaltuner
10-10-2007, 12:42:20
Sayın Av. Jülide Keleş Yarışan,
Arabulucuk kurumu bana göre hakimlerin aleyhine değil lehine bir durum oluşturur.Asıl sıkıntı neticede hak ile uğraşan hukuk alanında, hukuk mezunu olmayan ve sadece 100 saatlik dersle yetiştirilmiş kimselerin görev alması.Elbetteki ilgili alnalarında uzlaştırma sırasında tıpkı mahkeme aşamasında olduğu gibi bilirkişi olarak görüşlerine başvurulbilir ama bizzat adalet dağıtıcısı olarak rol verilmesi Adalet Mülkün Temeldir ilkesine zamanla zarar verecektir diye düşünüyorum.Yapılması düşünülen düzenlemeyi baştan zarar görmeden düzletmek gerkir.
Saygılarımla.....

Av.Jülide Keleş Yarışan
10-10-2007, 13:22:46
Ben bu konunun özelde hakimlerin ya da avukatların yarar-zarar dengesi üzerinde durmuyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi misyon "adalet dağıtıcılığı". Bu anlamda hakimliğe yakın durduğunu düşünüyorum. Hukuk sistemi ve adalet açısından doğuracağı sıkıntılar konusunda elbette sizlere katılıyorum. Ancak ben bu kişilerin yapacakları işin özünün avukatlığa değil hakimlik mesleğine daha yakın olduğunu ve bu nedenle de öngörülerimizin ötesinde karışıklıklara neden olacağını düşünüyorum. Mevcut sistemde karar mekanizmasındaki aksaklıklar, zaman zaman hukuk kurallarından öte hakimlerin kişilik özelliklerini dosyalara yansıtmaları ve denetim mekanizmasının işleyişinin bildik sonuçları hepimizin malumu. Çok sıklıkla kullanılmasa da avukatların arabuluculuk yetkisi zaten mevcut, yasada öngörüldüğü şekilde şekli kurallarına riayet etmeksek de uygulamamız içinde de var.
Lisans eğitimini yalnızca hukuk alanında yapmış ve 1 ila 2 yıl staj eğitimi görmüş kişilerin yürüttüğü hukuk, adalet sistemi bu denli ağır aksak ilerlerken "jet hukukçuların" sistemimize yapacakları katkılar dudak uçuklatan cinsten olacaktır.

çilek
17-12-2007, 15:37:03
Hukuki net dahil bir çok sitede mediatörler.org sitesinin google reklamını görüyorum. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Gene birileri organize olmuş da kendilerine pay çıkarmak için yatırım yapıyor gibi geldi. Bu reklamlar parayla...

digesta6
22-11-2008, 16:06:25
Arkadaşlar, bu yasa ülkemizde infiale neden olacak. hukukla uzaktan yakından alakası olmayan kişiler hukuki ihtilaflar hakkında bağlayıcı kararlar verecek. Bunun diğer boyutu da yıllarca hukuk fakültesinde dirsek çürüten , bir yıllık yoğun bir avukatlık stajını tamamlayan ve diğer bir çok aşamadan geçtikten sonra mesleğe kabul edilen avukatın işini elinden almak, emeğine saygısızlık yapmaktır. Yazıktır , günahtır. Bu kadar da olamaz. Yapılmaya çalışılan resmen bu mesleğin yıkımıdır. Başka birşey değil. Lütfen Avukat meslektaşlarım sesimizi duyuralım.

Gökhan Kartal
22-11-2008, 16:45:37
Hukuki net dahil bir çok sitede mediatörler.org sitesinin google reklamını görüyorum. Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Gene birileri organize olmuş da kendilerine pay çıkarmak için yatırım yapıyor gibi geldi. Bu reklamlar parayla...

Sayın Çilek;

Hukuki.Net'te dahil olmak üzere bir çok site aldıkları host hizmetinin ücretini google reklamlarından çıkarmaktadırlar. (Sitelerden fazla gelir elde edenlerde yok değil) Bütün internet sitelerinin her ay belli bir miktar giderleri vardır. Bizler buralarda ücretsiz olarak bilgi alıp-veriyoruz, yazıp eğleniyoruz ama bu sitenin de bir gideri vardır. Belli bi ücret ödemeden host, host olmadan da siteye erişim olmaz.
Saygılarımla...

Av.Tevfik Aşlama
02-12-2008, 18:29:19
Uyanık Devletim benim...:)
Kurumsal yapı zaten mevcut.. Yasal düzenlemesini yapıyorlar anlaşılan.. Hangi ihtilaf için nereye sıkılmalı, topuk koparılmalı mı yoksa bacak kırma ile yetinilmeli mi falan... Eee.. Bu işlerden ne kadar alınmalı? %50'ye fit mi olunmalı yoksa işletmeye tümden çökülmeli mi?... Bu oranlar fevkalade önemli... Öyleya.. Kimileri çıkıp, "bunlar gaspcııı.. fabrikama çöktülerrr.." deyi gayri adil uygulamalardan yakınmıyor mu? Halbuki %50'si alınsa hiç ses etmeyecek.. :o