PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Uluslararası Hukukun Geçerli Olmadığı Yer







nursel yöndem
20-02-2003, 16:37:17
Bu sessizlik kısa sürecek diye aklımdan geçiriyordum.

Şaron'un seçimlerle tekrar iktidara gelmesi seçimler dolayısıyla hakim olan kısa sessizliği ortadan kaldıracaktı, bu açıktı.

Nitekim katliam haberi gecikmedi. Dün 11 Filistinli'nin öldüğü, 27'sinin yaralandığı, 4 İsrail askerinin öldüğü Gazze'deki çatışmalar vahşet görüntüleriyle ekranlara yansıdı.

Bu gelişmeler ortaya çıkacak yeni gerilimlerin artçısı konumunda....Filme kaldığı yerden devam ediyoruz...

Olaylara her ne kadar iyi tarafından bakma arzum baskın gelse de, Ortadoğu'nun bu güzel, adeta büyülü ve kutsal beldesindeki gelişmeler beni oldukça rahatsız ediyor ve düşündürüyor.

Olayın başlangıcına bakmak, bu karşılıklı kin ve nefretin nereden geldiğini, nasıl ve ne zaman başladığını öğrenmek isteyen varsa lütfen zahmet etsin evinde bulunan herhangi ilgili bir tarih ansiklopedisini açıp baksın...

Bir milletin nasıl yok edilmek istendiği, vatanından sürülmek istendiği, bir milleti yok ederek vaad edilmiş toprak kazanma ideali gözeten Yahudilerin tarihini tarafsız olarak okusun...

Konunun bu yönü üzerinde hazırlanan o kadar çalışma ve eser var ki artık bunların üzerine bir şey söylemek gerekmez. Tarih tüm çıplaklığıyla ortada. Bağımsız ve hür akla sahip herkes değerlendirmeyi gayet iyi yapacaktır.

Önemli olan Filistin meselesinin çözüm bulmasıdır. Üzerinde durulması gereken de budur.

Çözümün gecikmesi bu kargaşaları artırmakta, tansiyonu iyice yükseltmektedir. Uluslararası hukuk nasıl oluyorda bu ve benzer meselelerde geçerli olamıyor, demokrasiyi savunan rejimler gözlerini kapatıyorlar?

Gözlerini hırs bürümüş, gerektiğinde babasını bile kesecek kine ve ihtirasa sahip çıkar, menfaat peşinde olan güruhun güçleri hukukun, adaletin yerini nasıl alabiliyor?

Tarihte önemli bir yeri olan tüm dinlerin kutsal şehrinde kolaylıkla barış içinde, hukuk, adalet gözetilerek bir yaşam olabilecekken ortalık adeta kan gölüne çevrilerek yaşanmaz bir yer haline getirilmek isteniyor.

Çözümün er geç geleceğine olan inancım her konuda olduğu gibi bu sorunda da var ancak dileğim her iki taraftan da daha fazla can kaybı olmadan bunun gerçekleşmesi. Yeterince kayıp verilmedi mi?

nursel yöndem
21-02-2003, 08:15:18
Değişiklik olmayan bir konu var ki, o da bu iki toplum arasındaki kin ve şiddet, dinmesi gereken, en azından şiddetinin zamanla ve değişen şartlarla azalması gereken bu öfke, tüm hızıyla gün be gün artışa geçiyor...


Bizler ise sadece gelişmeleri izlemekle veya bundan daha iyisi olarak bilenen kınamaları yapmakla kalıyoruz.

Oysa temel insan hak ve hürriyetinin hiçe sayıldığı Filistin halkının haklarının görmezden gelindiği ortada.

Bu da tüm dünya devletlerini ilgilendiren bir durumdur. Tansiyonun iyice yükselmesini sağlayan, şiddeti sözde terör odaklarını yok etmek amacıyla en üst düzeye çıkaran İsrail hükümeti kendi halkının çıkarlarını da hiçe sayarak sivil katliamları yapıyor.

İşgalci ve saldırgan tutumu, hükümet politikasının uzlaşmacı değil şiddetten yana olması duyulan nefreti daha da körüklemekten öteye gitmiyor.

Bu yöntemler Filistin halkını daha da kışkırtıyor daha da nefrete sürüklenmelerine neden oluyor.

Geçen gün gerçekleşen son olaylardan sonra da söylenen şeyler eskiden farklı değildi. Filistinliler direnişlerini "zaferle veya şehadetle bitecek bir savaş" olarak görüyorlar.

Yahudilerde kendilerini koruduklarını, vatanın kendilerine ait olduklarını söyleyip yayılımcı politikalarına devam etmekte kendilerini haklı görüyorlar.


Gerginliğin önüne geçebilecek etkili kişilerin olduğunu biliyorum. Bunlar her iki taraftan da makul, samimi ve uzlaşmacı olan kişiler. Onlara imkan sağlanarak bu sorunun aşılacağına inanıyorum.

Hükümetlerin ideolojilerini kendilerine saklayarak salt sivil insanların yaşamlarını düşünen insanlara yetki verilmeli. Aksi takdirde her iki toplumdan çok sayıda sivil, masum insan acı çekmeye devam edecek..

nursel yöndem
24-02-2003, 23:25:38
Artık gelinen öyle bir durum ki, öyle bir aşama ki, dikkatler ne kadar dağıtılmak istense, başka yerlere çekilmek istense de gelişmeler yanıbaşımızda gerçekleşiyor.

Gazze'de 10 saat içinde sekiz ölü, 28 yaralı, başı kesilerek vahşice infaz edilen genç bir hayat ve diğerleri...

Filistin halkı kendi vatanlarında tutsak, feryatlarını, seslerini duyuramamaktan dolayı çaresizler, panik içindeler.

Haklı davaları çoğu kesim tarafından desteklenirken yeterince destek görmemelerinin acısını çekiyorlar.

Tüm dünyanın gözleri önünde yok edilmek isteniyorlar. Hem de planlanan öyle bir yok oluş ki, en büyük şahit tarih.


Çekilen acılar öyle acılar ki acı çekmenin anlamını çoğumuz kimbilir ne derece biliyoruz.

Bu insanların çocukları, eşleri ölüyor, evlerine İsrail güçleri roket atıyor, geriye kalan enkazın altından kendilerini kurtarabilenler kurtuluyor.

Kurtulamayanların cenazeleri ise haykırışlarla, yeminlerle kaldırılıyor....


Ama gerçek olan bir şey var ki o da, bir zaman gelecek oralara bereket yine gelecek, barış ve huzur tekrar hakim olacak. Buna inanıyorum çünkü adaletin düzeni bu, kazanan daima iyilerdir.

HABER---------------
GAZZE Şeridi'ndeki Beyt Hanun kentine dün saldırı düzenleyen İsrail askerleri 8 Filistinli'yi öldürdü, 32 yaşındaki Filistinli'nin de başını kesti. Saldırılarda onlarca Filistinli de yaralandı.
İsrail askerlerinin yaklaşık 20 tank desteğinde dün sabah Gazze Şeridi'ndeki Filistin'e ait Beyt Hanun kentine girdi. İsrail saldırısında 8 Filistinli şehid edildi, onlarca Filistinli'nin de yaralandığı ifade edildi.
Filistin güvenlik ve hastane yetkililerine göre, Beyt Hanun sanayi sitesinde çalışan 31 yaşındaki Velid Garbavi ve 32 yaşındaki Eymen Ebu Şara, İsrail askerlerinin ateşiyle vurularak can verdi.
Şara'nın güvenlik görevlisi olduğu ve başının kesilerek katledildiği belirtildi. İsrail askerleri Filistinli bir genci de öldürdüler. Filistin güvenlik yetkililerinden alınan bilgiye göre, kuzeydeki Beyt Hanun kentine sabahın erken saatlerinde baskın düzenleyen İsrail birliklerinin ateşinde vurulan 15 yaşındaki genç kurtarılamadı.
Koalisyon görüşmeleri sürüyor
Askerlerin birçok eve rastgele ateş açtıkları, tüm yollar kapattıkları ve ellerindeki hoparlörlerle bölgede sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini duyurdukları kaydedildi. Gazze Şeridi'ndeki Netzarim Yahudi yerleşkesi yakınlarında da bir Filistinli vurularak öldürülmüştü.
İsrail İşçi Partisi, Ariel Şaron liderliğindeki Likud Partisi ile koalisyon görüşmelerine son verdi. İşçi Partisi'nden yapılan açıklamada ise Şaron ve Mitzna'nın telefonla konuştukları, ancak Filistinlilerle barış süreci konusunda aralarındaki anlaşmazlıkları gideremedikleri belirtildi. Likud Partisi'nin, Dinci Ulusal Parti (DUP) ile koalisyon için anlaştığı bildirildi. Likud-DUP protokolünde, özellikle Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşkelerinin büyütüleceği vurgulanıyor. DUP hükümet programına, "Filistin devletinin kurulmasına bütün gücüyle karşı çıkacağı"na ilişkin bir madde ekleyecek.

nursel yöndem
21-04-2003, 18:02:09
İşler ne kadar ters gidiyor görünse de, ne olursa olsun umut yitirmenin bir acizlik olduğu ve haksız olan tarafın eline bu sayede koz verildiği kanaatindeyim.

Filistin-İsrail ilişkilerinde gelinen nokta çok da olumlu görünmese de bu olumsuzluklara bir de bizlerin olumsuzluklar eklemesi hiç de fayda getirmeyecektir.

O nedenle her zaman bir çözümün er geç sağlanacağına olan inancımı sarsmak istemiyorum ve çözümün hakikaten de çok geç olmadan olacağına inanmak istiyorum. Taraflardan her kim olursa olsun hukuk ve insan hakları gözeterek aranan çözüm yollarının üzerinden hareket edenlere olan saygım sonsuzdur.

Sadece bağırış, haykırış ve yakınmadan öteye gitmeyen insanların bu soruna ve bunun gibi mevcut diğer sorunlara faydadan çok zarar getireceği ortadadır.

Zarar getirmese de boş iş olduğu aşikardır.

Ancak önemli bir şey vardır ki, o da sorunların ne olduğunun masaya tüm çıplaklığıyla yatırılması gerektiğidir.

Üzeri örtbas edilmek istenen hukuk dışı hiçbir şeyin gizli kalmaması gerekir. O nedenle de yapılan adaletsizliklerin, hukuksuzlukların bir bir çözümleriyle anlatılması da şarttır. Aksi takdirde sorunların aşılmasında bir ilerleme kaydedilemez.

İsrail'in Filistin halkına yönelik günden güne artırdığı baskılar, katliamlar, temel hak ve özgürlüklere yönelik tutumlar tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor.

Basın yayın organlarından bu haberleri tüm detaylarıyla okuyor, izliyoruz. Aylar öncesinde "Uluslararası Hukukun Geçerli Olmadığı Yer" başlığında açtığım forum başlığı ne yazık ki güncelliğinden hiçbir şey yitirmedi.

Katliamların biri diğerine takip ediyor. Geçtiğimiz günlerde İsrail askerlerinin Gazze Şeridi'ndeki Refah mülteci kampında gerçekleştirdiği saldırıda 5 Filistinl'nin öldüğü, 45 Filistinli'nin yaralandığı bilgileri dünya gündeminin ilk sıralarında yer aldı.

Çatışmalarda biri 15 yaşında erkek çocuğu ambulans içinde kanlar halinde yatışı gözlerimin önünden gitmiyor) , biri polis 5 kişi öldü, İsrail askerleri 45 kişiye ateş açarak yaraladı.

Kampa üç koldan giren 35 İsrail tankı, zırhlı aracı, buldozeri ve cipine evlere ışık tutan 5 saldırı helikopterinin eşlik ettiği de yazıldı.

Bu katliamın 30 aydır Refah'a düzenlenen en büyük operasyonlardan biri olduğu da belirtildi. Yine geçtiğimiz günlerde İsrail askerleri tarafından öldürülen gazeteci, İsrail hükümetinin ne denli insanlık dışı uygulamalar yaptığının dünya kamuoyu önündeki bir başka delili oldu.

Ama senelerden beri ortada olan bu deliller nasılsa görmezden gelinmekte, uluslararası hukuk, uluslarası sözleşmeler ayaklar altına alınmasına rağmen yetkili kurum ve kuruluşlardan etkin bir eylem hatta söylem dahi olmaması işin daha da ürkütücü bir boyutudur.

Geçtiğimiz hafta İngiltere'nin savaş yanlısı tutumunu protesto için istifa eden eski Dışişleri Bakanı Robin Cook'un, İsrail hükümeti hakkındaki haklı açıklaması gerçekten son derece isabetli ve dikkat çekiciydi.

Cook, Irak'a müdahalenin, 10 yıldır Saddam Hüseyin'in BM kararlarına uymasının beklendiği şeklinde gerekçelendirildiğini, ancak Filistinlilerin de on yıllardır İsrail'in 242 sayılı BM kararına uymasını ve işgal ettikleri topraklardan çekilmesini beklediklerini söylemişti (AA).

Cook, İsrail'den niye hesap sorulmadığını tüm dünya kamuoyuna bu örnekle anlatmaktan çekinmedi

Gerçekten de bu durumun kısa bir özetidir.

Terör yapan, hukuk dışı uygulamalara girişen herkes karşısında aynı yöntemleri kullananları bulacaktır.

Çözüm sadece hukukun ve adaletin üstünlüğüne inanmaktan, uygulamaktan ve uygulamaktan gelir. Aksinde hiçbir kalıcı çözüm elde edilemez, edilmesi de beklenemez.

nursel yöndem
07-05-2003, 23:50:05
İsrael Şamir: "Yahudiler olarak ya tövbe edeceğiz, ya da helak olacağız"

Hazırlayan: Mustafa Aydın :

İsrael Şamir, bir Rus Yahudisi. Filistin topraklarına giderek Yafa şehrine yerleşmiş. Gazeteci-yazar. Tel Aviv'de bir rüya gördüğünü, savaş elbiseleri giymiş bir meleğin karşı duvara üç kelime yazdığını görmüş: "Mene, Tekel ufarsin." Yani, "imtihandan geçtiniz ve kaybettiniz!. Şamir, "Ya Ninova halkı gibi tevbe edip kurtulacağız, ya da Sodom kenti ahalisi gibi helak edileceğiz." diyor.

"Kaybedilen Ateş İmtihanı"

İsrael Şamir Allenby Caddesi'nin rengarenk eğlence yerlerinde , Tel Aviv'in zevkli gecelerinde kalabalık restoranlarda iken bir düş gördüm. Savaş elbiseleri giymiş bir melek bana geldi ve karşımdaki duvara üç kelime yazdı: Mene, Tekel ufarsin. Benim Melekçe-İngilizce sözlüğüm şöyle bir karşılık veriyor: İmtihandan geçtiniz ve kaybettiniz.

Bunlar İsrail halkının en kara günleri. Kapkara, çünkü bizim ve babalarımızın yası ve isyanının yok hükmünde olduğu ortaya çıktığından. 1968'de genç bir Rus Yahudisi (ben) doğduğum Rus şehrinde duvarlara "Çekoslovakya'dan elinizi çekin" yazmıştı. Rus Yahudi şair Aleksandr Galiç'in güzel ve kalın sesi gürlüyordu: Yurttaşlar vatanımız tehlikede, çünkü tanklarımız yabancı topraklarda! Bazı Rus Yahudiler Kızıl Meydan'da istilaya karşı gösteri yaptılar ve polis tarafından dövüldüler. Biz Rus tanklarının Budapeşte'ye, Prag'a ve Kabil'e girişini protesto ettik; çünkü onuru, yanlış anlaşılmış bağlılık ve insanlığı da kan bağlarının üstünde tutan Rus yurttaşlardık. Aynı sıralar Amerikalı Yahudi çocuklar kendi ülkelerinin Vietnam'a girişine karşı gösteri yaptı; Avrupalı Yahudi kız ve oğullar da ırkçılığa karşı mücadele ediyordu. Yıllar geçti, ve şimdi bizim Yahudi tanklarımız yabancı toprakta.

Yahudi ordumuz sivilleri öldürüyor, evleri yıkıyor, milyonları açlığa mahkum ediyor ve Filistin köylerini ablukaya alıyor. İşlediğimiz suçlar Çeçenistan ve Afganistan'daki Rus zulmünü, Vietnam'daki Amerikan zulmünü, Bosna'daki Sırp zulmünü geçti. Şüphesiz Yahudi aydınlar kitle halinde Pennsylvania Avenue'da, Trafalgar Square'de gösteri yapıyorlar; Amerikalı Yahudiler seslerini Filistinlilerin Amerikan silahlarıyla donanmış katillerine karşı yükseltiyorlar, Rus Yahudileri Kutsal toprakların esir Gentilelerinin (2) insan hakları için seslerini yükseltiyorlar mı? Merak etmeyin bizim okumuşlarımız da Yahudi askerlerimize cesaret veriyorlar, Yahudi keskin nişancılarımızın becerikliliğini övüyorlar ve Filistin'in bütün Gentilelerini bir anda toz haline getirecek gücümüz varken kendimizi hergün birkaçyüz ölü ve yaralı ile sınırlayan Yahudi halkının insancıllığını göklere çıkarıyorlar.

Pale yerleşiminde yaşayan büyükbabam Rus Çarlığı içinde Yahudilerin özgür seyahatine çıkarılan engellerden yakınırdı; bizim kuşağımızda ise Anatoli Şaranski insan hakları için mücadelenin bir sembolü oldu. Kendi ülkemizde ise Gentileler rezervasyonlara ve toplama kamplarına kapatıldı; Pale bunların yanında soluk kaldı. Bir Filistinli bir Yahudi resmi belgesi olmadan komşu köye gidemez; sürekli bizim kontrolcülerimizce kontrolden geçirilir. Denizin ancak hayalini kurar; atalarının evinin önünü yıkayan denizin. Filistinlileri plajlarımızın saflığını kirletmeye bırakmıyoruz.

Ostrovski Mossad ajanlarının bir Ortadoğulu diplomatın evine Jimmy Carter zamanında mikrofon yerleştirdiklerini bildirdi. Amaç ABD'nin Birleşmiş Milletler temsilcisi Andrew Young'ı taciz etmekmiş; çünkü o FKÖ temsilcileriyle gayrıresmi görüşmeler yapmaya çalışıyormuş. Young FKÖ'nün gayriresmi BM temsilcisi Zehdi Lebib Terzi ile bir ortak dostları diplomatın (Kuveyt elçisi Abdullah Yakup Bişara'nın) evinde "tesadüfen" karşılaştığında Terzi'nin haberi olmadan Mossad ajanları tarafından gizlice yerleştirilmiş dinleme cihazları bu görüşmenin her kelimesini kaydetmişler. Olay kısa süre sonra Siyonistlerin en saygın Amerikalı propaganda organı olan The New York ,Times'da manşet haber olmuştu. Başkan Carter kamuoyu baskısına dayanamayarak Young'un istifasını istedi. Böylece ABD hükümeti ile FKÖ arasında ilişki kurmak için atılmış bu ilk adımlar tarihin tozlu sayfalarına gömüldü ve 23 Eylül 1979'da Young görevinden istifa etti. Bir Afro-Amerikan (siyahi) olan Young bundan sonra hiçbir zaman üst makamlarda görev alamadı.

Yıllarca Yahudiler işte ve eğitimde ayrımcılığı protesto ettiler. Kendi devletimizde ise tam bir milli ayrımcılık yarattık. Kendi kamu elektrik şirketimizde 13.000 çalışandan sadece altısı Gentiledir; yani % 0,0004. Gentileler Şeria Nehri ile deniz arasındaki topraklarda nüfusun %40'ını oluştururlar; ama sadece dörtte birinin oy hakkı vardır. Anayasa Mahkemesi'nde, hükümette, hava kuvvetlerinde, gizli serviste Gentile yoktur. En büyük liberal gazetemiz olan Haaretz'in yazı kadrosunda tek bir Gentile bile yoktur.

İşte bu nedenle Diaspora (3) Yahudilerinin her şikayeti bu olaylar ışığında yeniden yazılmak zorundadır. Biz insan hakkı için mücadele etmiyoruz; Yahudi hakları için mücadele ediyoruz. Özgür seyahat ve seçim hakkını mı savunuyoruz? Sadece Yahudiler için. Evrensel seçme ve seçilme hakkından sözediyoruz; ama kasdettiğimiz Yahudilerin seçmesi ve seçilmesi. İstila ve işgale itirazımız yok; biz istila ve işgal ettiğimiz sürece. Makineli tüfekli bir cani karşısında ellerini kaldırmış çocuğun resmi, ancak o bir Yahudi çocuğuysa bizi sinirlendiriyor. Gentile çocuğu rahatça vurulabilir.

Bialik "Şeytan'ın bile hayalinde çocuk cinayeti için uygun ceza yoktur" dediğinde kasdettiği "bir Yahudi çocuğu" idi. Pogromlarda (4) olanlardan dehşete düştüğünde dehşeti Yahudiler şiddete uğradığı içindi. Yoksa pogrom bizatihi yanlış birşey değildi. Yukarı Nasıra Yahudileri Gentileler için bir pogrom yaptı; ama hiçbir pogromcu yargılanmadı. Polis onlara birkısım pogrom kurbanlarını öldürürken yardım etti. Bundan da kötüsü Ramallah ve Beyt Jallah'taki pogromlar; savaş helikopterleri ve tanklarla işlendi.

Çarlık Rusyası, "pogromlar ülkesi"nden büyükbabalarımız nefret eder; ve sonunda onu yok ettiler. Yine de yüz yıllık Yahudi pogromları bizim bir haftada öldürdüğümüzden daha az kurban aldı. Korkunç Kişinev pogromu bile 45 ölü 600 yaralıya malolmuştu. Geçen hafta İsrail'de 300 kişi öldürüldü binlerce kişi yaralandı. Çarlık Rusyası'nda bir pogromdan sonra yazarlar ve aydınlar failleri lanetlendi. Yahudi devletinde ise Tel Aviv'deki gösteriye birkaç düzineden fazla kişi gelmedi; İbrani Yazarlar Birliği de Gentile pogromunu destekledi.

1991'de Rus Yahudilerinin çoğu komünizme karşı ve özel mülkiyet lehinde tutum aldılar. Onların asıl aklında olan Yahudi özel mülkiyetiydi; o sırada biz Gentile mülklerine rahatça el koyuyorduk. Kudüs'ün, Talbiye'nin Eski Katamon'un, Rum ve Alman kolonilerinin en iyi yerlerini gezin ve şahane sarayları görün. Bunlar Gentilelere aitti; Almanlar, Ermeniler, Rumlar, İngilizler, Ruslar, Filistinliler? Hıristiyan ve müslüman. Hepsine el kondu ve Yahudilere verildi. Geçen hafta yüzlerce dönüm Gentile mülkü gaspedildi; yüzlerce Gentile evi alındı ya da yıkıldı.

Tutuklanmasından az önce büyük medya patronu Rus Yahudisi Gusinski İsrail'e geldi ve sınırsız desteğini bildirdi. Aynı zamanda dünyaya çağrıda bulunarak TV'sine elkoymak isteyen Rus makamlarına karşı mücadelesinde destek istedi. İsrail'e desteği gösteriyor ki, Bay Gusinski gaspı etnik duruma göre kabul ediyor. O sadece Yahudi mülkünün gaspına mı karşı; Yahudilerin tutuklanmasına mı karşı?

Gentileler hapislerde müebbed çürüyebilirler, Yahudi devletinde olduğu gibi.

Hiçbirzaman biz Yahudilerin demokrasi, insan hakları ve eşitlikte uzun dönemde elde ettiklerini batıramadık. Alman Nazilerinin sevmediğimiz yanı nedir? Irkçılıkları mı? Bizim ırkçılığımız daha az ve daha zehirsiz değil. Kudüs'te Rusça yayınlanan "Doğru Söz" gazetesi yüzlerce Rus Yahudisine Filistinlilere karşı ne hissettiklerini sormuş. Tipik cevaplar: "Bana kalsa Bütün Arapları öldürürüm," "tüm Araplar yokedilmeli," "tüm Araplar kovulmalı," "Arap Araptır. Hepsi yokedilmeli". Acaba Almanya'da 1938'de daha iyi sonuçlar alınır mıydı? Ne de olsa Naziler bile Yahudi komşularını öldürmeyi 1941'e dek düşünmediler.

Artık doğru konuşalım; biz ırkçılığa başkası öyle olduğunda karşıyız. Biz ölüm mangaları ve gizli operasyonlara bize karşı yapıldığı sürece karşıyız. Kendi katillerimiz, Yahudi özel kuvvetleri bizim övünç kaynağımız. Yahudi devleti, yasal olarak cinayet mangaları bulunduran, katliam politikası güden, Ortaçağ işkenceleri uygulayan dünyadaki tek yer. Üzülmeyin sevgili Yahudi okurlarım, biz sadece Gentileleri asıp kesiyoruz.

Gettolara tıkıldığımızda gettoya karşıyız. Şimdi en liberal Yahudi planı bir gentile gettosu oluşturup telörgüyle çevrilmesi, Yahudi tanklarıyla kuşatılması, ve Yahudi fabrikalarıyla çevrelenerek burada Gentilelere "Arbeit macht frei" (5) yapılmasını teklif ediyor. Ellerindeki herşeyi aldıktan sonra da bu gettoya bağımsızlık verecekmişiz.

İsrailliler daha anaokulundayken beyinleri yıkanmaya başlanır. Onlara seçilmiş halk oldukları, "Über Alles" (6) oldukları söylenir. Onlara Gentilelerin tam insan olmadıkları ve dolayısıyla öldürülebilecekleri ve istendiği gibi faydalanılabilecekleri inancı aşılanır. Sonuçta İsrail bir BM kararının, siyonizmi ırkçılık olarak niteleyen kararın "gereklerini yerine getirmiştir" (tırnaklar çevirenin). İğrenç olan ise, Sovyetler Birliği'ndeki çok milliyetli eğitimin Yahudi üstünlüğü zehrini zerkeden Siyonist propagandaya yenilmesi. Kutsal Topraklar'da kendi Rus cemaatimin manevi çöküşünden utanç duyuyorum.

Evet, o meleğin ateşten kelimelerini yazdığı gibi, peygamberlerin insanları tövbeye çağırdığı gibi, bizim de seçimimiz var. Ninova (7) yolunu seçebiliriz, tövbe edebilir, çaldığımız mülkü iade edebilir, Gentilelere tam eşitlik verebilir, ayrımcılık ve cinayetleri durdurabilir ve hiç olmazsa kedilerimizin köpeklerimizin yüzü suyu hürmetine Tanrı'dan bağışlanma dileyebiliriz. Ya da bu Şeytani yolumuzda Sodom Kenti ( ahalisi gibi devam eder ve kızgın Filistin göklerinden yağacak ateş ve kükürt sağanağını bekleriz.


1 ) Aslı: Acid Test
2 ) Gentile: Yahudi literatüründe Yahudi olmayan kişi, kişiler, milletler
3 ) Yurtdışı
4 ) Pogrom: Doğu Avrupa Yahudi gettosu ve burada yapılan Yahudi katliamı
5 ) Arbeit macht frei: Almanca: İş özgürleştirir. 2. Dünya Savaşı'nda Alman toplama kamplarında angarya işlerde çalıştırılan esirlere propaganda sloganı.
6 ) Über Alles: Almanca Herşeyin üstünde, Alman anavatanı için söylenir.
7 ) İlkçağdaki ünlü Yahudi sürgünü. Yahudiler Ninovalılara yenildiler ve esir edilip buraya sürüldüler. Kutsal Kitaplarda bu olay ahlaksızlıklarına karşı İlahi bir ceza olarak anlatılır. Daha sonra günahlarından tövbe ettiler ve geri döndüler.
8 ) Sodom ve Gomora: İlkçağda ahlaksızlıklarıyla ünlü iki kent. Kutsal titaplara göre içlerinden çıkan Lut Peygamber'in öğütlerini dinlememişler ve Tanrı tarafından ateş sağanağı ile yokedilmişlerdir.

Çev: A. Altay Ünaltay

kaynak: Israel Shamir

nursel yöndem
15-05-2003, 10:51:42
Sivil masum insanların üzerinden hukuk dışı politikalar üretmek, yine onların çıkarlarını göz ardı ederek üzerlerinden rant elde etmek, kirli siyaset yapmak belki dünyanın birçok ülkesinde uygulanan sistemli ve kasıtlı üretilen uygulamalardır.

Birçok ülkede uygulanan sistemler böyle olduğu için de artık belirli aşamadan sonra bu hukuk dışı uygulamalar kabullenilmekte, doğruluğu bir o kadar kesin olmasına rağmen kalıcı köklü alternatif politikalar üretmekten şiddetle
kaçınılmaktadır.

Kabul görüldüğü açık olan ve tepki olsa bile bu tepkilerin son derece yetersiz ve zayıf olduğunu bildikleri için de zalimler zalimliklerini artırmakta mahsur görmemekte, daha da güçlenerek yollarına devam etmektedirler.

Karşılarındaki cılız sesler ve derin sessizlikler onları daha da cesaretlendirmektedir. Hak ve adalet taraftarlarının asla üzerlerinde olmaması gereken bu zayıflıkları ve sessizlikleri kendilerine güvenlerini getirmektedir.

Hep üzerinde durduğum gibi Filistin halkının senelerden beri kendi öz vatanlarında çektikleri acılar, gördükleri haksızlıklar, hukuksuzluklar bu kirli politikalardan kirli sonuçlar elde eden insanlara hizmet etmektedir. Bunların acısını da çeken daima masum Filistin halkı olmuştur, halen de olmaya devam etmektedir.

ABD'nin Ortadoğu çıkartmasının amacının samimi olabileceğini düşünenler herhalde son derece azdır. ABD, İsrail'in yayılımcı politikasının önünü açmaya adeta yemin etmiştir. Ne pahasına olursa olsun İsrail'in çıkarlarını, Filistin'in çıkarlarını görmezden gelerek gözetmek için hareket etmektedir. Aksinin olabileceğini düşünmek ve ABD'nin barış için aracılık yapabileceğini düşünmek gerçekten saflık olur. (ama umudumu yitirmiş de değilim, bir mucize olarak gerçekleşirse kabulüm!)

Belirttiğim gibi daima kanları akan, gözyaşları içinde evlerinden cenaze çıkaran, sokaklarda yaralıları ateş altından sürükleyerek çeken masum Filistin halkı olmaktadır. (elbette masum İsrail halkı da kendi hükümetlerinin yanlış politikalarının kurbanları oluyorlar...Ancak şu da bir gerçek ki Filistin halkının gerek kendi vatanlarında tutsak insan muamelesi görmeleri gerekse, ekonomik ve sosyal olarak çıkmaza sokulmak istenmeleri ve daha bunun gibi pekçok adaletsizlikleri İsrail vatandaşlarının yaşadıkları ile kıyaslamamız mümkün değildir.)

Hürriyet'te yine bugün 12 yaşında Filistinli bir çocuğun İsrail askerleri tarafından öldürüldüğü haberi vardı. Bu haberler biliyorum ki ne ilk ne de son değil. Ama bizler açısından (kendimde dahil olmak üzere)son derece önemli olan bu haberlerin üzerinden geçmememiz, uykulu gözlerle okumamamızdır. Ve daima adaletten yana insanlar olarak önemli olan yerimizi kendi imkanlarımız ölçüsünde gerek üslubumuzla,gerek de eylemlerimizle belli etmemizdir. Aksinde sessizliğimiz ve ortalı eylemlerimiz bizleri istemeden de olsa zalimlerin arasında gösterir.


--------------------------------
HÜRRIYET-15.05.2003

12 yaşındaki çocuk öldürüldü
İsrail'in, sabah erken saatlerde Gazze Şeridi'nin kuzeyine düzenlediği operasyonda ölenlerin sayısı 3'e yükseldi. Filistinli güvenlik kaynakları, askerlerin kuzeydeki Beyt Hanun'a düzenlediği operasyonda çıkan çatışmalarda 1 çocuğun vurularak öldürülmesinin ardından, aynı yerde 1 kişinin daha öldürüldüğünü açıkladı.


Görgü tanıkları, 12 yaşındaki Muhammed El Zenin'in İsrail askerlerince vurulduğunu kaydettiler. Güvenlik kaynakları, Cebaliye kampına düzenlenen operasyonda da 1 kişinin hayatını kaybettiğini belirtti. Operasyonda en az 10 Filistinlinin de yaralandığı bildirildi.

İsrail ordu kaynakları, Filistinlilerin roket ve havantopu saldırılarını önlemek için operasyonun düzenlendiğini belirttiler.

Operasyonun, İsrail'in 55. kuruluş yıldönümü ve Filistinlilerin ''El Nakba'' (Büyük Felaket) günü dolayısıyla düzenlendiğine dikkat çekiliyor.





Give Justice A Hand

nursel yöndem
20-06-2003, 12:31:05
Bağımsız bir devlet olma yolunda, işgal altındaki topraklarını geri almak için uğraş veren Filistin halkı, bir yandan da açlık ve yoksullukla mücadele ediyor.

İsrail operasyonları neticesinde artan şiddet, baskı ve önlemler çerçevesinde abluka altına alınan topraklarda halk, yoksulluk sınırının altında savaşım veriyor. Dünya Bankası raporlarına göre, Gazze Şeridi'yle Batı Şeria'nın işgal edilmesinden bu yana ekonomik sıkıntılara göğüs geren Filistin halkının yüzde 60'ından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

İsrail işgali altındaki topraklarda yaşayan 10 Filistinliden 6'sının günlük geliri 2 doları bulmazken, işgalin, 2 milyon insanı açlıkla karşı karşıya bıraktığı belirtiliyor.

Filistin'de halkın yarısından çoğu işsiz dolaşıyor. 3'te 2'ilik kesimi ise yoksullar oluşturuyor.

Raffa ve Han Yunus kentlerinde her 4 kişiden 3'ü işsiz gezerken, bir kişinin geliriyle 18 kişinin yaşam savaşı verdiği gözleniyor.

nursel yöndem
03-07-2003, 10:44:59
Bugün Hürriyet'te yer alan El Aksa Şehitleri Tugayı'nın röportajında magazinsel anlatımın dışında dikkatimi çeken birşeyler var.

Hürriyet gibi bir gazetenin Filistin meselesinde yazı ve yorumlarda tarafsız olmadığı ve açık şekilde İsrail lehinde taraflı haberler yayımladığı açık ve bilinen bir gerçektir.

Her zaman Filistin mücadelesinde yer alan insanlar onlara göre terörist, aykırı eylemcilerdir. Bu yayın organından Filistin halkının yaşadığı zorlukları, mücadelelerinin ne olduğunu ve kimin için olduğunu öğrenmek adeta imkansızdır. Neler olup neler bittiğini öğrenmek için yapacağınız tek şey başka kaynaklara başvurmaktır.

İşte koşullu ateşkes vesilesiyle gerçekleştirilen röportajda daha sağlıklı bilgileri bu gazeteden de okuyabilmek mümkün oldu. Röportajı biraz vakit ayırıp okumanızı tavsiye ederim. Benim bu yazıda en çok dikkatimi çeken El Aksa Şehitleri Tugayî'ndaki askeri yetkilinin söylediği sözler, liderlerine olan bağlılıkları ve kararlılıkları....

"Biz terörist değiliz. Hem siyasi hem de askeri komutası olan bir örgütün askeri kanadıyız. Bizler serseri veya mafya değiliz, biz askeriz. Sözümüz namusumuzdur."

"El Aksa Şehitleri Tugayı El Fetih örgütünün silahlı kanadıdır. Filistin halkının içinde bulunduğu durum bu örgütün oluşmasını zorunlu kılmıştır. Amacımız Müslüman ve Hıristiyanlar için kutsal olan mekanları korumak, Filistin topraklarını bağımsızlığımızı kazanana kadar savunmak ve Kudüs'ü bu kurulacak devletin başkenti yapmaktır"

----------

Filistin'de canlı bombaları gördüm (Hürriyet- 3 Temmuz 2003)

El Fetih Örgütü'nün silahlı kanadı El Aksa Şehitleri Tugayı'nın, intihar komandolarını eğittiği kampında yüzü maskeli, silahlı militanlar, Allah'ın kendilerine İslam ve toprakları için mücadele hakkı verdiğini söylüyor. Hepsi de, Filistin halkının içinde bulunduğu durumun, bu örgütün kurulmasını zorunlu kıldığını anlatıyor.

İsrail'e karşı en son ve en isteksiz ateşkesi ilan eden El Fetih Örgütü'nün silahlı kanadı olan yeraltı askeri örgütü El Aksa Şehitleri Tugayı'na girdik. Sorularımızı yanıtlayan, üst düzey komutan, intihar saldırılarında sivillerin de ölmesinden üzüldüğünü belirterek, "Vatanın yanında basit bir insan hayatının değeri olur mu? Silahlı mücadelemiz kutsal saydıklarımız içindir. Eğer barışı yakalama şansı varsa biz üzerimize düşeni yapacağız. Allah, bize İslam ve toprağımız için mücadele hakkı verdi. Cihad yetkisi tanıdı" dedi.

İLK RANDEVU FİYASKO

Gazze'de El Aksa Şehitleri Tugayı ile görüşme istemimiz, 3'üncü gününde kabul edilirken, davet edildiğimiz evde örgüt üyelerinin maskeleriyle yüzlerini kapatmalarının ardından bir odaya çağrılıyoruz. Bu sırada El Aksa Tugayları hálá ateşkes ilan etmemiş, direnişte kararlı olduğu mesajlarını dünyaya gönderiyor. Röportajın tam ortasında gelen bir telefon, görüşmenin de sonunu getiriyor. Sahte adı "Ebu Abdullah", üst düzey bir komutan tarafından bizimle konuştuğu için azarlanıyor. Yasser Arafat'ın dizginleyemediği örgüte konuşma yasağı getirdiğini öğreniyoruz. Ebu Abdullah, "Bu görüşmenin gerçekleştiğini bile unutun"diyor.

İKNA OLDULAR

Gazze'de bir gün daha kalıp örgütü ikna etmeye karar veriyoruz. Prodüktörümüz Talal Ebu Rahma, devreye üst düzey komutanları sokuyor. Bu arada Örgüt koşullu ateşkes ilan ettiği için, üst düzey komutan bizimle konuşmaya razı oluyor. Tamamı varoş gibi görünen Gazze'nin arka sokaklarında bir marketten çıkan Filistinli yolumuzu kesiyor. "İkinci sokaktan sağa dönün, sizi orada biri bekliyor olacak" diyor. Söyleneni yapıyoruz, bizi bekleyen kişi otomobile biniyor, yolu tarif etmeye başlıyor.

İNTİHAR KOMANDOLARI

Otomobil durduğunda dışarıya çıkmak için hamle yapıyorum. Kolumdan içeri çekiyorlar: "Bekle, biz sana ne zaman çıkacağını söyleyeceğiz."

Dışarısı çok sessiz. Sessizliği bozansa bir tek Gazze Şeridi'nin üzerinden uçan İsrail F-16'ları. Endişemi anlamış olacaklar, "Merak etme rutin uçuş" diyorlar. Vakit geldiğinde otomobilden iniyorum. Ve onların çizdiği kurallara uyarak, söyleşimizi yapıyoruz.

M-16'lı, maskeli militanlar

Sokaklarda El Aksa Şehitleri Tugayı'nın komutanı için olağanüstü güvenlik önlemleri alınmış. Her köşe başında bir koruma bekliyor. Dört duvarla çevrili açık bir araziye geliyoruz. Duvarlarda Örgütün simgeleri ve Bağımsız Filistin için direniş sloganları var. Aracılar, geldiğimiz yerin intihar komandolarının eğitim kampı olduğunu söylüyor.Kamp arazisinde karaltılar görüyorum. 5'i birden maskeli, alınlarında örgütlerinin ismi yazılı, koyu renk giysili Filistinliler'in kiminin elinde Kalaşnikof var, kiminin M-16. Yanlarına yaklaşıyorum. Karşılıklı selamlaşma ile birlikte kurallar çiziliyor. İsim yok, adres yok. Fazla zamanımız da yok ve röportaj başlıyor."El Aksa Şehitleri Tugayı kimdir? Bu örgütün nihai hedefleri nedir?" sorumuza, şu karşılığı alıyoruz:

"El Aksa Şehitleri Tugayı El Fetih örgütünün silahlı kanadıdır. Filistin halkının içinde bulunduğu durum bu örgütün oluşmasını zorunlu kılmıştır. Amacımız Müslüman ve Hıristiyanlar için kutsal olan mekanları korumak, Filistin topraklarını bağımsızlığımızı kazanana kadar savunmak ve Kudüs'ü bu kurulacak devletin başkenti yapmaktır."

Kadın direnişçilerle gurur duyuyoruz

İsrail ile komşu olarak yaşamaya hazır mısınız?

Biz bir ulusuz. Tanrı izin verirse direnişimiz sayesinde devletimizi kuracağız. İşte o zaman kimin komşumuz olduğu önemli olmayacak.

Peki ya "hudna", geçici ateşkes. Ateşkese uyacak mısınız?

Biz terörist değiliz. Hem siyasi hem de askeri komutası olan bir örgütün askeri kanadıyız. Bizler serseri veya mafya değiliz, biz askeriz. Sözümüz namusumuzdur.

Ama ateşkesten sonra da saldırılar oldu. Bunlar planlı değil miydi?

Bizim ateşkes kararımız liderlik tarafından verildi. Hepimiz liderimiz Yasser Arafat'ın kararlarına bağlıyız. Ufak tefek olaylar ateşkes kararından döndüğümüz anlamına gelmiyor.

Tüm emirlerinizi Yasser Arafat'tan mı alırsınız? Örneğin saldırı emirleri de liderlikten mi gelir?

Arafat Filistin halkının lideri, Filistin Devleti'in Başkanıdır. Seçilmiş, meşru bir liderdir. Arafat dışında kimse, ama hiç kimse Filistin halkını temsil edemez.

El aksa Şehitleri Tugayı intihar saldırısı eylemlerinde canlı bomba olarak kadınları kullanıyor. Neden?

İçinden geçtiğimiz zor dönemde Filistin kadınlarına önemli bir rol düşüyor. Filistin de kadın, erkek kadar toplumun tüm zorluklarına da güzelliklerine de ortaktır. Onlar İsrail'in içine daha kolay nüfuz edebildikleri için rolleri çok önemli. Kadın direnişçilerimiz ile gurur duyuyoruz.

Her Filistinli potansiyel olarak bir intihar komandosu mudur?

İnsanı kendi canını feda etmeye iten bazı değerler var. Vatan gibi, onur gibi. Vatanın yanında basit bir insan hayatının değeri olur mu? Silahlı mücadelemiz kutsal saydıklarımız içindir. Eğer barışı yakalama şansı varsa biz üzerimize düşeni yapacağız. Barış gelmezse tek şansımız şehitlik olacak.

Fevzi
22-08-2003, 01:34:21
Siz hiç deniz gördünüzmü?
Hiç düşündünüzmü son peygamberler neden oradan çıktı?
Bu sorun 5000 yıllık bir sorun , peygamberler bile çözüm bulamadı.
Selamlar saygılar

nursel yöndem
22-08-2003, 19:46:36
Sayın Fevzi Bey,

Konunun bu yönüne gireceksek eğer, öncelikle ben çözümsüz olan hiçbir konunun olmadığına inanırım. Er veya geç her konu çözümlenir. Bu konunun da çözümleneceğine inanıyorum. Ama çözümlenme şekli üzerine tartışılabilir bu da ayrı mesele. Ahir zamandayız, kıyamet vakti yaklaşıyor. İnancıma ve benim gibi birçok müslümanın inancına göre, (Hristiyanların bir kısmı da bu inancı paylaşır.) Hz. İsa Peygamber yeryüzüne tekrar gelecek ve bu karışıklıklara bu bölgede olduğu gibi dünyanın her yerinde son verecektir. Elbette bu bir inanç meselesidir. Dileyen inanır dileyen inanmaz. Ama ortada bir gerçek var ki bu çözümsüz gibi görünen tablo çözümlenecek. Umarım bizler de buna şahit olabiliriz.

Saygılar

commodore1tr
02-04-2004, 12:31:28
Ben terör terördür yazımda bu konuya değinmiştim.
Kendisini insan olarak niteleyen şaron aslında gerçekten uygar bir dünya da ve eşitlikte yaşasak yaklaşık bin kere yargılanırdı. Ancak kendilerine uygar diyen bazı devletler olayları sadece kendilerine uygun olan şekilde değerlendirip ellerindeki büyük basın gücüyle birlikte ekonomik gücüde kullanıp haklı çıkmaktadırlar.
Amerikaya bakarsanız şimdi Irak ta ne işleri var hangi hukuk ve yetkiyle işkal ettiler kendi kuklaları ingiltere ile birlikte sonderece yasadışı ve hukuk dışı bir işkal yaptılar. Tek haklı yönleri saddam hüseyin in insanlık dışı tutumu olarak gözükebilir ama buraya dikkat elimizde amerika ve yanlısı basın dışında bu yöndede kesin bir bilgi yok. Amerika ortadoğuya hakim olmak petrol kaynaklarına sahip olmak için bu akılalmaz vahşeti yaptı ölen herkişi için bence amerikan yönetimine cinayet davası açılması gerekiyor. Dünyanın en büyük terörist devleti olan amerika kendi çıkarları için hukuk filan dinlemiyor aslına bakarsanız amerikanın ırağa saldırdığı gün Birleşmiş Milletler resmen tarih oldu. Eğer bush seçimi tekrar kazanırsa ortadoğu planının ikinci aşaması na geçecekki hemen peşinden bu filistin sorununu çözecek. (Yok ederek )
Dikkat buyurun tüm eli kanlı teröritlerin menşei amerika çıkıyor yani daha önceden de amerikanın bu işleri el altından fiilen idare ettiği ortada
İsrail in kendi devleti eliyle Hamas ın kurucusu ve manevi liderini ki bu kişi sakattır ve zaten 6-7 aylık ömrü kaldığı belli birisidir öldürtmesi TERÖRÜN ASLIDIR. Şimdi dünya bunu sadece KINIYOR yani hayallah ayıp oldu diyor. Uygar devletim diye geçinenler bu DEVLET TERÖRÜDÜR VE İSRAİL TERÖRİST BİR DEVLETTİR demediği sürece bu işler acısız bitmez. Çok yakında hep birlikte göreceğiz ki dünyanın bir çok yerinde durduk yere yahudi katliamı yapılacak yahudilere ait yerlere ciddi saldırılar bombalamalar olacak sonra bu KINAYAN DEVLETLER bu sefer de TERÖRİST BUNLAR VE FİLİSTİN YÖNLENDİRİYOR DİYEREK gene haklı olacaklar. İsrail kendi başlattığı terör eylemine olan misillemeyi terör sayıp filistini bombalayacak bu sefer HAKLI bulunacak. Bu oyunda böyle sürüp gidecek.
Çok haklı olan filistinin arkasında kimsecikler yok israil ise tam destekli ve donanımlı. Hani şöyle amerika ırağa saldırma nedeni olarak ırak ta kimyasal ve biyolojik silah olması diye lanse etti ya hala da bulamadı işte onlardan dünyada en çok hangi ülkede var acaba ? Irağa yasak ta amerikaya neden serbest acaba? israil e neden serbest acaba?
Peki amerika kendi kendisine başlattığı savaşı yine kendisi bittiğini resmen açıkladı. Bu açıklamadan yaklaşık 2 ay sonra saddam hüseyin in 2 oğlu ve torunu çok adi bir şekilde hunharca katledildi abd askerleri tarafından. Oysa bunlar bir eve sığınmışlar evin çevreside sarılmıştı yani kaçma şansları yoktu yaklaşık vücütlarından 50 kurşun çıktı. Peki savaşın bittiğini resmen açıklayan ülke olarak bunun aslında katliam olduğunu işleyenlerin cinayetten yargılanması gerektiğini bilmiyor mu amerika ve dünya. Ama gizli talimat saddam ve tüm erkek soyunun yok edilmesiydi ondan katliam yapıldı...
Kıssadan hisse filistin olayı filistin yok edilirse çözüme bağlanacak buda israil amerika dayanışması ile ve eğer bush tekrar seçimi kazanırsa uygulanacak olan senaryodur..

nursel yöndem
08-01-2005, 09:41:26
Aşağıdaki haber 7 Ocak 2005 tarihli Yeni Safak gazetesinde yayımlanmış. Internette gezerken rastladım. Oldukça önemli ve bunca zaman bu ifadeler neden ortaya çıkarılmadı, üzerinde durulmadı, ayrı bir tartışma konusu. Ama kesin bir gerçek var ki Mustafa Kemal gibi değerli bir şahsiyetin de her konuda olduğu gibi bu konuda da doğrunun yanında olduğunu öğrenmek şaşırtıcı değil.

Filistin için kanımızı dökmeye hazırız

Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yayımlanan 1937'deki bir nutkunda; Filistin'e el sürülemeyeceğini söyleyen Mustafa Kemal, "Mukaddes toprakların İslâm hakimiyetinde kalması için bugün kanımızı dökmeğe hazırız" dedi.

Mustafa Kemal Atatürk'ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyet'i Milliye gazetesinde yer alan nutkunda "Filistin'e el sürülemez. Türkler mukaddes topraklarda yabancı hakimiyetine tahammül edemeyeceklerdir" dediği ortaya çıktı. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan evraka göre Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından saklanan 1937 tarihli belge Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı bir nutuktan bahsediyor. Nutkun Filistin ile alakalı bölümünde "Arapların, Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür" diyen Mustafa Kemal, Filistin'in Arabistan'da vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde buradaki Araplara yapılacak herhangi bir fenalığa Türklerin tahammül edemeyeceğini söylüyor.

'Bu topraklar için kanımızı dökmeye daima hazırız'

Mustafa Kemal, nutkun Filistin'le ilgili ilerleyen bölümlerinde daha sonra şu tarihi sözlere yer veriyor: "Arapların arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet'e lâkayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamber'in son arzusu yani, mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeğe hazırız. Cedlerimizin, Selâhaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslâm âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur."

Kudüs Müftüsü'ne büyük destek verdi

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşı'na katılan ve Teşkilat-ı Mahsusa'da görev alan Yaser Arafat öncesi ilk Filistin lideri ve Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni'yi de hep destekledi. Atatürk'ün ölümünden sonradır ki İngilizler el-Hüseyni'ye verdikleri sözlerden ve Peel paylaşma planından vazgeçtiler. Takiben de Filistin'de İsrail devletinin kurulması yolunda birbiri ardınca adımlar atıldı. İngilizlerin Filistin'in paylaşımında Araplara karşı çok tavizkar davranmasında Atatürk'ün dış politikasının ve Kudüs Müftüsü el-Hüseyni'ye verdiği tam desteğin büyük tesiri bulunuyordu.


END OCCUPATION OF IRAQ

nursel yöndem
08-01-2005, 09:41:26
Aşağıdaki haber 7 Ocak 2005 tarihli Yeni Safak gazetesinde yayımlanmış. Internette gezerken rastladım. Oldukça önemli ve bunca zaman bu ifadeler neden ortaya çıkarılmadı, üzerinde durulmadı, ayrı bir tartışma konusu. Ama kesin bir gerçek var ki Mustafa Kemal gibi değerli bir şahsiyetin de her konuda olduğu gibi bu konuda da doğrunun yanında olduğunu öğrenmek şaşırtıcı değil.

Filistin için kanımızı dökmeye hazırız

Hâkimiyeti Milliye gazetesinde yayımlanan 1937'deki bir nutkunda; Filistin'e el sürülemeyeceğini söyleyen Mustafa Kemal, "Mukaddes toprakların İslâm hakimiyetinde kalması için bugün kanımızı dökmeğe hazırız" dedi.

Mustafa Kemal Atatürk'ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyet'i Milliye gazetesinde yer alan nutkunda "Filistin'e el sürülemez. Türkler mukaddes topraklarda yabancı hakimiyetine tahammül edemeyeceklerdir" dediği ortaya çıktı. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan evraka göre Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından saklanan 1937 tarihli belge Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı bir nutuktan bahsediyor. Nutkun Filistin ile alakalı bölümünde "Arapların, Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı teessüftür" diyen Mustafa Kemal, Filistin'in Arabistan'da vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde buradaki Araplara yapılacak herhangi bir fenalığa Türklerin tahammül edemeyeceğini söylüyor.

'Bu topraklar için kanımızı dökmeye daima hazırız'

Mustafa Kemal, nutkun Filistin'le ilgili ilerleyen bölümlerinde daha sonra şu tarihi sözlere yer veriyor: "Arapların arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet'e lâkayt olmakla ittiham edildik. Fakat bu ittihamlara rağmen Peygamber'in son arzusu yani, mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeğe hazırız. Cedlerimizin, Selâhaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslâm âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur."

Kudüs Müftüsü'ne büyük destek verdi

Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşı'na katılan ve Teşkilat-ı Mahsusa'da görev alan Yaser Arafat öncesi ilk Filistin lideri ve Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni'yi de hep destekledi. Atatürk'ün ölümünden sonradır ki İngilizler el-Hüseyni'ye verdikleri sözlerden ve Peel paylaşma planından vazgeçtiler. Takiben de Filistin'de İsrail devletinin kurulması yolunda birbiri ardınca adımlar atıldı. İngilizlerin Filistin'in paylaşımında Araplara karşı çok tavizkar davranmasında Atatürk'ün dış politikasının ve Kudüs Müftüsü el-Hüseyni'ye verdiği tam desteğin büyük tesiri bulunuyordu.


END OCCUPATION OF IRAQ

Av.Ragıp Atay
08-01-2005, 10:30:49
http://www.alkhilafah.info/massacres/palestine/index.htm

sayın nursel yöndem, yazdıklarınıza ekleyecek fazla bir şey yok ne yazık ki. Faşist ideoloji, her ne ad altında olursa olsun, aynı şeyleri yapıyor. Nazilerin yahudilere yaptıkları ile, siyonistlerin filistinlilere yaptıkları arasında pek fark görünmüyor. Esas olan faşizme ve emperyalizme karşı tavır almak.
yukardaki siteyi ziyaret edenler, vahşeti ayrıntılarıyla görecektir.

çoban
27-08-2010, 11:04:46
Başlığı görünce ilk aklıma gelen: İsrail...

oldu.

Denizler , okyanuslar ohoo sormayın gitsin.

Ortadoğu nun tek hakimi bu ülkenin gücünü nereden aldığı önemli.