PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Yeni Hukuki Kaynak: "Çocuk ihmali Ve İstismarı"







admin
16-01-2007, 16:15:15
Hukuk Makaleleri ve Mevzuat Kısmına yeni bir hukuki kaynak eklendi, üzerinde tartışmak ister misiniz :


Çocuk ihmali Ve İstismarı (http://www.hukuki.net/hukuk/index.php?article=1018)

Av.Duygu Tekay
20-01-2007, 21:44:35
ÇOCUK PORNOSU

Son günlerde çocuk pornosuna yönelik ilginin arttığına dâir haberler medyada geniş şekilde yer almakta. Haberlere göre, bu siteleri ziyaret eden, bunları arşivleyip ve dağıttıkları için yakalanıp gözaltına alınan kişilerin sayısı artış göstermekte.
15 Aralık 2006 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Şükran Pakkan’ın haberi şu şekilde: “Türkiye, hızla yaygınlaşan internetle birlikte, sanal ortamda çocuk pornosu tehlikesiyle de tanıştı. Ardı ardına yapılan operasyonlar çocuk pornosundaki artışı ortaya koyarken, emniyet birimlerinin verdiği bilgilere göre, Türkiye'de son bir yıl içinde 50 ayrı ilde çocuk pornosuna ilişkin operasyon yapıldı. Yüzlerce kişi takibe alınırken, operasyon sayısı bir yılda 2.5 katı arttı.
Türkiye'de çocuk pornosundaki asıl tablo, emniyetin bilişim suçları merkezleri kurmasıyla ortaya çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, 2004'te 6 ülkeyle yapılan işbirliği sonucunda 11 ilde operasyon yapıldı. Yakalananlar tutuksuz yargılandı. Geçen yıl, 12 ülkeyle yapılan ortak çalışmalar sonucunda, 20 ilde operasyon yapıldı. Bir kişi tutuklandı.
Bu yıl ise 20 ülkeyle yapılan işbirliği sonucunda 6 kişi tutuklandı. TCK’nın 226. maddesinin çocuk pornosunu izlemeyi de suç hâline getirmesinin ardından, hakkında kovuşturma yapılanların sayısı hızla yükseldi. Yasaya göre, çocuk pornosu izleyenin yanı sıra, kopyalayan ve başkasına gönderen de 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanabiliyor.”
Bu eğilimin arkasında yatan nedenler nelerdir, bu kişiler pedofilik midir?
Pedofili, günümüz psikiyatri sınıflandırma sistemlerinde “parafililer” yâni “cinsel sapkınlıklar” ana kategorisi altında ele alınır. Parafililer çok çeşitlidir. Parafili (paraphilia) sapkın sevgi veya normâl dışı bir nesneye karşı duyulan aşk ve cinsel yönelim anlamına gelir. Yâni bu cinsel sapmaya sâhip olanlarda cinsel davranışın niteliği veya nesnesi değişiklik gösterir. Bâzı parafililer boşanma davası için diğer eş tarafından anlatılınca (kadın ayakkabılarından heyecan duyan ve bu sebeple binlerce çift kadın ayakkabısı bulunduran bir koca) veya hırsızlık sebebiyle yakalanınca (çaldığı kadın iç çamaşırlarından heyecan duyan ve komşusunun külotunu asılı olduğu ipten çalarken yakalanan bir adam) ilk defa ortaya çıkar; bu iki vak’a parafililerden biri olan fetişizmin tipik örnekleridir.
Ürofili (idrar içmekten hoşlanma), korpofili (büyük abdest yemekten hoşlanma), nekrofili (ölülerle seks yapmaktan hoşlanma) gibi acayip ve tiksindirici parafililer genellikle şizofreni veya ağır kişilik bozukluğu olan kişilerde görülür. Gerofili (yaşlılardan hoşlanma) de benzer bir durumdur…
Belki de en çok rastlanan parafili türü olan pedofilide çocuklara karşı tekrarlayıcı cinsel dürtü hissetme ve tahrik edici fanteziler ortaya çıkar. Bâzen de fücurla (incest: yakın akrabalar arası cinsel ilişki) iç içedir. Sırayla en çok rastlananlar arasında baba kız, baba oğul, anne oğul, nâdiren de anne kız pedofilik fücur vak’alarına rastlanmaktadı r.
Günümüz Amerikan Psikiyatrisi teşhis kriterlerine göre pedofilinin târifi:
En az 6 ay süre ile bulûğ (13 yaş) öncesi çocuklara karşı cinsel dürtüler, uyarılma fantezileri veya eylemler ile belirlidir. Kişi, bu cinsel dürtülerine göre davranır veya bu nedenle belirgin sıkıntı duyar. Sosyal ve meslekî uyumu bozulur. Hasta en az 16 yaşındadır ve çocuktan en az 5 yaş büyüktür. Bu tanımlama çocuklara sâdece davranışsal olarak arada bir sarkıntılık yapıp, eşlik eden cinsel dürtü ve uyarılma fantezisi târif etmeyen ve bu sebeple de meslekî ve sosyal uyumunda bozulma görülmeyen kişilerin pedofili teşhisi almalarını dışlamaktadır.
Söz konusu olan tanı kriterleri bu gruptaki kişileri teşhis hâricinde bıraktığı için bâzı otoriteler tarafından eleştirilmektedir. Bu yönden, sâdece “çocuklara sarkıntılık etme davranışı” ayrıca ele alınmaktadır. Söz konusu olan saldırganlık davranışlarının erkeklerde kadınlara göre daha fazla görüldüğü bilinmektedir (1). Birkaç sarkıntılık girişiminden sonra kişide cinsel dürtü ve uyarılma fantezilerinin ortaya çıkması durumunda, başka çocuklara karşı da bu yönde eyleme geçme davranışının görülebileceği ihtimali akla getirilmelidir.
Ayrıca, ABD için geçerli kabûl edilen bu kriterlerin her kültür için geçerli olmadığı da bir vâkıadır. Meselâ Ortadoğu kültürlerinde sık rastlanan beşik kertmesi âdetinde 12 yaşında bir kızla 16 yaşında bir erkek çocuğun evlendirilmesi veya 70 küsur yaşındaki bir adamın başlık parasını verdikten sonra 13 yaşında kızla “imam nikâhıyla” evlenmesi hiç de ender rastlanan şeyler değildir. Özellikle bu sonuncu örneğin benzerlerine memleketimizde de çok rastlandığından, bu kişilerin genellikle de çok eşli (poligam) oldukları ve diğer karılarının değişik yaşlardan olduğu dikkate alınacak olursa, gerçekten pedofil sayılamayacakları rahatça iddia edilebilir.
Pedofiliklerin cinsel tercihlerinde çocuklara yönelmelerinin sebebi nedir?
Bu konuda izah en fazla yaş farkı gözetmemelerine veya daha çok çocuklara karşı cinsel uyarılma yaşamalarına atfedilmiştir. Bu kişilerin çocukların davranışlarını hatalı bir bilişsel çerçeve içinde değerlendirdikleri, onların bâzı davranışlarını seksüel açıdan dâvetmiş gibi yorumlayabildikleri bilinmektedir. Ayrıca, çalışmalara göre çocuklara sarkıntılık eden çoğu kişi çocukluklarında kendilerinin de bu konuda kurban olduklarını iddia etmişlerdir. Yine çalışmalar, bu kişilerin çocukluklarında kalitesiz nesne bağlılıkları (attachment) yaşadıkları ve genellikle yalnız kişiler olduklarını, genel olarak eşduyum (empati) sorunu yaşadıklarını göstermiştir. Âilelerinde genellikle dengesiz iletişim, ihmâl, fiziksel tâciz ve şiddet gördükleri tesbit edilmiştir (1,3).
Günümüzde ise bir kişiyle erotik bir münasebet sonucunda cinsel uyarılma yaşamaktan ziyâde, cinsel arzunun porno film seyrederek ortaya çıkartılması, uyarılma için daha çok bu yolun tercih edilmesi ve bu uğurda çok fazla zaman geçirmek şeklinde âdeta bir “pornofili” yaşanmaktadır. Pornografi, cinsel saldırıya yönelik duyguları tetikleyebilme potansiyeline sâhiptir. Bilimsel çalışmalar sarkıntılık eden kişilerin genel olarak ve eylemden önce mütecavizlere kıyasla daha sık olarak pornografi seyrettiğini ve bu kişilerin cinsel sarkıntılık öncesinde pornografiyi mastürbasyon fantezileri için kullandıklarını göstermiştir (1).
Tabiîdir ki, bu şekilde porno film seyreden herkes “pedofilik” veya “cinsel yolla sarkıntılık eden” kişiler değildir. Bu işi sâdece ticarî hedef güderek yapanların sayısı da giderek artmaktadır. Zira bu kişiler bu tip filmlerin pazarlanmasından, bunlara yönelik internet siteleri kurulmasından büyük paralar kazanılmaktadı r. Bu sitelere birçok insan sâdece merak ettiği için veya vakit geçirmek amacıyla girebilmektedir. Talep arttıkça bu konudaki arz da doğal olarak artmaktadır.
Pedofilik olmayıp sâdece merak amacıyla bu sitelere giren insanları buna iten sebepler ne olabilir?
—Hızla küreselleşen (globalization), hâttâ küreyelleşen (glocalisation) dünyamızda internet kullanımı sınırsızca genişlemektedir. İnsanlar interneti araştırma amacı olarak kullanmanın yanı sıra, zaman geçirmek, “sörf yapmak” amacıyla da kullanmaktadı r. Birçok siteye ulaşabilmek hiç de zor değildir. İş hayatında, özel hayatında çok sıkılmış veya yorulmuş olan çoğu insan sâdece merak amacıyla sırf vakit geçirmek için çocuk pornosu sitelerine girebilmektedir. Hâttâ bu konudaki haberlerin gündeme gelmesi dahi bu “ziyaretleri” patlatmaktadı r.
—Medyada çıkan internet ve çocuk pornosu konularındaki çeşitli haberler sayesinde, insanlarda bu konuya yönelik merak kaçınılmaz olarak artmaktadır. Zilbergeld’in araştırmasına göre cinsel öğrenmenin çoğunluğunun, medyadaki özellikle erotik sanat dalındaki cinsel tasvirlerden, pornografiden, popüler edebiyat, film ve televizyondan köken aldığı saptanmıştır (2).
—Karşı cins ilişkilerinde sorun yaşayan, bu konuda tükenmişlik duygusu içinde olan bâzı kişiler, duygusal tatminsizliklerinde n geçici bir süre uzaklaşmak için bu tip sitelere girebilmektedir.
—Günümüz insanı modern teknoloji sâyesinde arzu ettiği pek çok şeye kolaylıkla erişebilmektedir. Hızla tüketilen değerlerin mevcudiyeti insanları ağır bir yalnızlık duygusuna ve tatminsizliğe itebilmektedir. Bu durumdaki insanlar bu tatminsizlik duygusu içindeyken bu tip fantezilere ve arayışlara başvurabilirler.
Hiç unutulmamalıdı r ki bir sahada arz varsa talep de kaçınılmaz olarak gelir. Bu durumu ise bir daire-i fâside (kısır döngü) izler. Çocuk hakları açısından değerlendirecek olursak, bu tip filmler ve görüntüler çocuk haklarına kesinlikle aykırı olup, çocuğun cinsel istismarı söz konusudur. Şu anda Türk Ceza Kanunu’na göre ülkemizde çocuk pornosunu seyretmek, kopyalamak, arşivlemek ve başkasına göndermek suçtur. TCK 226. maddesine göre müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi 5 ilâ 10 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran veya başkalarının kullanımına sunan kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Yetişkin pornografisinin, kişinin cinsel hayatında kullandığı tek fantezi ve doyum kaynağı olmamak kaydıyla, bir noktaya kadar cinsel fantezilerin yerleşmesine ve cinsel bilginin öğrenilmesine katkısı olabilir.
Ancak, çocukların bu tip filmlerde kullanılması, bunların seyredilmesi ve çoğaltılması çocuk hakları açısından son derece ağır bir istismar şekli olup bu tip filmlerin seyrettirilmesini azmettirmek toplum ruh sağlığımız açısından son derece sakıncalı bir durum ve suçtur. Çocukluk çağında cinsel istismara, tâcize veya tecavüze uğramış bireylerin hayat boyu süren ilişki, kişilik ve akıl sağlığı sorunları yaşadıkları da ispatlanmıştır. Mes’elenin bu yönü de dikkate alındığında, pedofiliyi kışkırtacak her şey de suçtur.


Prof. Dr. M. Kerem Doksat & Uz. Dr. Neslim G. Doksat - 27.12.2006
Kaynaklar
1. Sexual Deviance: Theory Assessment and Treatment. D. Richard Laws, William O’donohue, 1997. The Guilford Press. New York , p.335-336, 152-161.
2. Sex Roles and Psychopathology; Cathy Spatz Widow, 1984. Plenum Pres , New York , p. 258.
3. Psychosexual Medicine - an Introduction. Ruth Skrine, Heather Montford, 2001. Arnold , p. 171-173.

Av.Duygu Tekay
20-01-2007, 21:58:04
Av.Duygu TEKAY
Antalya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yürütme Kurulu Üyesi

ÇOCUK İHMALİ VE İSTİSMARI
Çocukların yetişme sürecinde çevre ve özellikle baba ile kurduğu ilişkilerden çıkardığı sonuçlarla davranışlarını biçimlendirir.
Çocuk ihmali; çocuğun ruhsal ve bedensel gelişimi için gerekli olan ihtiyaçların karşılanmamasıdır.
Çocuk istismarı ise çocuğun bedensel ve ruhsal olarak gelişimini engelleyecek şekilde ebeveyn, diğer yetişkinler devlet ve toplum tarafından kasıtlı olarak ve olmayarak geliştirilen davranışlar bütünüdür.

Çocuk İhmali Davranışları Nelerdir?
1-Bakım ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmaması.
2-Gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmaması
3-Çocukların terk edilmesi ve yalnız bırakılması
4-Eğitim kurumlarına devamının engellenmesi ve devletin bu konuda takip yetersizliği

İhmal Türleri
1-Çocuğa sosyal imkânların sağlanmaması: eğitim, kurslar, sosyal, kültürel ve sportif aktiviteler, oyun, kendi yaşıtları ile bir arada olmasının engellenmesi, aşırı korumacılık
2-Cinsel anlamda çevre ve kişilere karşı korunmaması; pornografik yayınlar, cinsel eğitim ve gelişime ilişkin bilgi verilmemesi
3-Çocukla sevgi, saygı, güven gibi duygusal yakınlık kurulmaması, kişilerle ilişkilerinde yalnız bırakılması
4-Çocuğun bebeklik yıllarından 18 yaş dönemine kadar olan süreçte fiziksel, ruhsal ve tıbbi ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır.

Çocuk İstismarı Davranışları Nelerdir?
Çocuk ebeveyn veya diğer yetişkinlerden gelecek olan kasti olan veya olmayan davranışları neticesinde zarar görmesidir. (Kaza durumu hariç)
Çocuk ebeveyn veya yetişkin davranışlarından ötürü mutlaka zarar görür

İstismar Türleri
1-Şiddet; aileden, öğretmenlerden, yetişkinlerden kaynaklanır. Ülkemizde çocukların %65,72 si ebeveynleri tarafından fiziksel istismara uğramaktadır.
2-Çıkar amaçlı kullanma; suç işleme kastı ile kullanma, maddi çıkar sağlama amacı ile çocuğun çalıştırılması, dilencilik ve fiziksel güç gerektirecek işler yaptırılması ve televizyon ve sinema filmlerinde gelişimin olumsuz etkileyecek şekilde ve çocuğun fiziksel ve ruhsal yapısını etki edecek rollerde ve uzun süreler oyuncu olarak çalıştırılması
3-Cinsel istismar; çocuğu kullanmak ve kullanılmasına izin vermek. Yoğun olarak aile ve akrabalar arasında gerçekleşir.
4-Duygusal istismar; aile tarafından dışlanma, eleştirilme, beğenilmeme, başka çocuklarla karşılaştırılma.
5-Uyuşturucu madde kullandırılması
Bağımlılık yapan maddelere çocukların ulaşma şekilleri
Boyalar, temizleyiciler, ayakkabı ve deri fabrikaları, emaye, muşamba ve gübre imalatında kullanılan kimyasallar, yapıştırıcılar, basımevi ve boyahanelerde mobilya ve oyuncak imalatında kullanılan kimyasallar. Bu tür fabrika, atölye gibi yerlerde çalıştırılan çocuklar bu kimyasal maddelere çok kolay ulaşabilmektedir.
Bu maddelerin etkileri; konuşma algılama bozuklukları, bilinç kaybı, karaciğer yetmezliği, tümör, böbrek ve akciğer kanseri, lösemi ve ölüm.
Tehlike Altında Olan Çocuklar
1-Bir yetişkinin koruma ve bakımı altında olmayan çocuklar
—anne babası ölmüş çocuklar
—anne baba tarafından terkedilmiş çocuklar
2-İhmal edilen ve toplumsal tehlikelere, suça ve kötü alışkanlıklara karşı korumasız bırakılan çocuklar
—sokak çocukları
—suç örgütlerince kullanılan ve fuhuşa sürüklenen çocuklar
3-İstismar edilen çocuklar
4-Savaş ve terör ortamında bulunan çocuklar
5-Hayatta kalabilmesi için gerekli ihtiyaçların karşılanmasından yoksun bırakılan çocuklar (sağlık, eğitim, bakım ve barınma)
6-İşkence, zulüm ve insan onuruna aykırı davranışlara maruz kalan çocuklar
7-Yaşamakta olduğu ülkede yasal ve idari engel bulunan azınlıklara mensup çocuklar
8-Mülteci çocuklar

Çocuğu İstismar Edenlerin Hukuki Sorumluluğu
Türk Ceza Yasası, Çocuk Koruma Yasası ve Ailenin Korunması Hakkında Yasalarının ilgili hükümlerince cezalandırılırlar.
İstismar veya ihmal eden kişiler çocuğun vasisi ise vesayeti velisi ise velayeti kaldırılır.
Çocuğa her ne şekilde olursa olsun zarar veren tazminat ödemekle yükümlüdür.
Zamanaşımı; çocuğun 18 yaşını bitirdiği gün başlar

İhmal veya istismara uğrayan çocuk için yapılması gerekenler
—Cumhuriyet Savcılıklarına, adli kolluğa
—SHÇEK, valilikler ve baroların çocuk hakları merkezlerine durum bildirilmelidir.

TCY’na göre 12 yaşın altındaki çocukların cezai ehliyetleri yoktur ve bu çocuklarla ilgili olarak sanık veya şüpheli sıfatı ile yargılama yapılamaz.
12–18 yaş arasında çocuklar ise Çocuk Mahkemeleri tarafından yargılanırlar.
Bunun yanında tüm çocuklara mağdur, şikayetçi, şüpheli veya sanık olmaları durumunda barolar tarafından bir avukat (http://www.hukuki.net/avukat_arama_motoru.asp) atanır.
Kaynak:1-Derya Kurtay-Sosyal Hizmet Uzmanı
2-İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi

Av.Duygu Tekay
20-01-2007, 22:05:54
BİLİŞİM AĞI HİZMETLERİNİN DÜZENLENMESİ VE
BİLİŞİM SUÇLARI HAKKINDA KANUN TASARISI

BEŞİNCİ BÖLÜM
İçerik Bağlantılı Suçlar ve İdarî Yaptırımlar

Çocuk pornografisi bağlantılı suçlar

MADDE 26 - (1) Bir çocuğa veya çocuk gibi görünen veya çocuk olduğu izlenimi veren bir kişiye ait gerçek ya da temsili görüntü, yazı veya sesleri içeren pornografik ürünleri bilişim ortamında dağıtmak amacıyla üreten kişiye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir.
(2) Birinci fıkra kapsamına giren ürünleri, bilişim ağı üzerinden tanıtan, sunan, kiraya veren veya satışa arz eden kişiye iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası verilir.
(3) Birinci fıkra kapsamına giren ürünleri, bilişim ağı üzerinden kendisi veya başkaları için temin eden veya bulunduran kişiye altı aydan bir yıla kadar hapis ve üç yüz güne kadar adlî para cezası verilir.

MADDE 26 GEREKÇE - Maddeyle çocuk pornografisini elektronik ortamda üretimi, bulundurulması ve dağıtımı çeşitli yönleriyle suç olarak tanımlanmıştır.
Birçok ülkede çocuk pornografisinin geleneksel üretimi ve fiziksel dağıtımı suç olarak tanımlanmış olmasına rağmen, bu tür malzemelerin alışverişinde başlıca araç olarak bilişim ağlarının kullanımının yaygın bir şekilde artması karşısında çocukların bu yeni cinsel sömürü ve tehdit şekline karşı savunulması için uluslararası hukukî bir araca ve iç hukuklarda da spesifik koruyucu hükümlere yer verilmesi kuvvetle hissedilmiş bulunmaktadır.
Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 9 uncu maddesinde çocuk pornografisine ilişkin suçlar düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesinde, müstehcenlik ve çocukların bu tür zararlı yayınlara karşı korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Türk Ceza Kanununun 226 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin ba­sın ve yayın yolu ile yayınlanması veya yayınlanmasına aracılık edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmış, üçüncü fıkrada, müstehcenliğe karşı çocukları korumaya yönelik iki ayrı suç tanımına yer verilmiştir. Bunlardan birincisi; müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması sure­tiyle oluşmaktadır. İkinci suç ise, bu ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltıl­ması, satışa arzı, satışı, nakli, depolanması, ihracı, bulundurulması ya da başkalarının kullanımına sunulması fiillerinden birinin işlenmesiyle oluş­maktadır. Her ne kadar Türk Ceza Kanununda konuyla ilgili benzer düzenlemelere yer verilmiş ise de söz konusu fiillerin, bilişim ortamında üretimi ve dağıtımının çok daha kolay biçimde gerçekleşebildiği dikkate alınarak, ayrıca çocuk pornografisi ile sınırlı olarak özel bir düzenlemeye madde metninde yer verilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasına göre; bir çocuğa veya çocuk gibi görünen veya çocuk olduğu izlenimi veren bir kişiye ait gerçek ya da temsili görüntü, yazı veya sesleri içeren pornografik ürünleri bilişim ortamında dağıtmak amacıyla üretilmesi suç olarak tanımlanmış ve cezaî yaptırıma bağlanmıştır. Dikkat edilmelidir ki madde metninde yer alan suçun oluşumu için pornografik ürünlerin dağıtım amacıyla üretilmesi gerekmektedir. Dağıtım malzemenin aktif olarak yayınlanmasıdır. Bir bilgisayar sistemi üzerinden başka bir kişiye çocuk pornografisi göndermek, çocuk pornografisi yayma suçu olarak telakki edilecektir. Maddede yer alan suçun manevi unsuru özel kasttır. Başka bir anlatımla pornografik ürünlere dağıtım amacıyla üretilmesi suçun oluşumu için aranacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkra kapsamına giren ürünlerin, bilişim ağı üzerinden tanıtımı, sunumu, kiraya verilmesi veya satışa arz edilmesi suç olarak düzenlenmiş ve cezaî yaptırıma bağlanmıştır. Madde metninde geçen “sunan” ibaresi, çocuk pornografisi elde etmek amacıyla başka kişilere başvurmayı da kapsamaktadır. Bu, malzemeyi sunan kişinin onu gerçekten sağlayabileceği anlamına gelmektedir.
Maddenin son fıkrasında ise, birinci fıkra kapsamına giren ürünlerin, bilişim ağı üzerinden kendisi veya başkaları için temin edilmesi veya bulundurulması suç olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Madde metninde geçen “kendisi ya da başkası için temin etmek” terimi, örneğin bilgisayarına indirme (download) yoluyla aktif olarak çocuk pornografisi elde etmek anlamını taşımaktadır. Bir bilgisayar sisteminde ya da bilgisayar verilerinin saklandığı başka cihazlarda örneğin bir disket ya da CD-ROM da çocuk pornografisi bulundurmak da bu madde kapsamında telakki edilecektir.
Esasen maddeyle, üretimden bulundurmaya kadar zincirin bütün parçalarının fiilleri için suç sayılarak cezaî yaptırımlar getirerek çocuk pornografisi üretimiyle mücadelede etkinlik ve caydırıcılığın sağlanması amaçlanmıştır.

Av.Duygu Tekay
20-01-2007, 22:07:26
GENEL GEREKÇE

20. yüzyılın ortalarından itibaren kullanılmaya ve gelişmeye başlayan bilgi ve iletişim teknolojileri her geçen gün ekonomi, iş, ticaret, kamu idaresi, eğitim, adalet, sağlık ve kültür gibi hayatın tüm alanlarında büyük değişikliklere sebep olmakta, bu teknolojilerin ortaya çıkardığı yeni araçlar ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sunduğu hizmetler nitelikleri gereği sadece ulusların milli düzenlerini değil tüm uluslararası toplumu etkilemekte, bu nedenle modern dünyadaki ülkeler ve uluslararası örgütler bu alanda işbirliğine giderek baş döndürücü bir hızda gelişen bu yeni ortama ayak uydurmaya çalışmakta, aynı çabalar bir çok ülke tarafından takip edilmektedir. Artık herkesin benimsediği gibi, bilgi teknolojileri ürünleri ve bilgi toplumu hizmetleri modern bireyin günlük hayatını neredeyse çepeçevre kuşatmış bulunmaktadır. Başta bilgisayarlar olmak üzere internete bağlanabilen cep telefonları, bankamatikler, internet üzerinden gerçekleştirilebilen bankacılık işlemleri ve çeşitli kamu hizmetlerinin bilişim ağları üzerinden verilebilmesi, modern hayatta insanlığın yaşamını kolaylaştırmak için çok büyük imkânlar sunmaktadır. Özellikle son 30 yılda çok büyük gelişmeler gösteren bilişim teknolojileri sağladıkları büyük faydaların yananda beklenmedik sonuçlar da doğurmakta, hukukun tüm alanlarında yeni tanımlar ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten de bilgi teknolojisinin gelişmesiyle birlikte internet, erişim, içerik sağlayıcı, hizmet sağlayıcı gibi hukukun tüm dallarını ilgilendiren yepyeni kavramlar ortaya çıkmaktadır. Sağlanan yeni hizmetler ve ortaya çıkan yeni suçlar karşısında ceza hukukunun klasik düzenleme ve cihazları kimi zaman yetersiz kalabilmektedir. Bunun da ötesinde bilişim teknolojilerinin çok hızlı değişmesi ve şekillenmesi ile sınır tanımaz niteliği bu alanda yapılmaya çalışılan düzenlemeleri de yetersiz bırakmaktadır. Bilişim ortamında işlenen suçların hızlı bir şekilde artışı, bu suçların ortaya çıkarılmasındaki zorluklar ve işlenmesindeki kolaylıklar ve ekonomik olarak meydana gelen zararın büyüklüğü bu konuda yasal bir düzenleme yapılmasının zorluğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Uluslararası alanda konuyla ilgili en önemli düzenleme, 23 Kasım 2001 tarihinde imzaya açılan Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesidir. Sözleşmeyle, Avrupa Konseyine üye ülkeler arasında ortak bir ceza politikasının oluşturularak toplumun bilişim suçlarına karşı korunması, bu amaçla ulusal mevzuatlarda gerekli düzenlemelerin yapılarak uluslararası alanda da işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Sözleşmeyle, bilişim alanına ilişkin olarak bir takım terimlerin tanımı yapılmakta, bilişim ortamında veya bilişim ağı sistemleri vasıta kılınarak işlenebilecek suçlar düzenlenerek bu suçların soruşturulması usulüne ilişkin bir takım hükümlere yer verilmektedir. Ayrıca sözleşmeyle uluslararası işbirliği düzenlenmekte ve bilişim ağında hizmet verenlerin yükümlülüklerine yer verilmektedir.
Avrupa Birliğinin, 8 Haziran 2000 tarihli ve 2000/31/EG “Bilgi Toplumu Hizmetlerinin, Özellikle Elektronik Ticaretin Ortak Pazardaki Bazı Yönleri Hakkında Direktifi”ile 1997/66 ile 2002/58 sayılı “Elektronik İletişimde Kişisel Verilerin İzlenmesi ve Gizliliğinin Korunması Yönergesi” ile üye ülkeler için konu ile ilgili bir takım yükümlülükler öngörmektedir. Avrupa Birliğinin 2000/31 sayılı e-ticaret Direktifi ile bilgi toplumu alanında hizmet verenlerin tâbi olacakları hükümler, genel bilgilendirme yükümlülükleri, ticari iletişim için gerekli şartlar, istenmeyen elektronik iletiler, elektronik vasıtalarla yapılacak sözleşmelere uygulanacak kurallar ve sözleşme öncesi verilmesi gerekli bilgiler (özel bilgilendirme yükümlülüğü), ara hizmet sunucularının sorumlulukları ve mesleki davranış kurallarına ilişkin olarak üye ülkelere bir takım sorumluluklar yüklenmektedir.
Avrupa Birliğinin 2002/58 sayılı “Elektronik İletişimde Gizliğinin Korunması Yönergesinde” ise; Topluluk içinde elektronik iletişim ekipmanları ile elektronik iletişim vasıtasıyla işlenen kişisel verilerin, temel haklar ve özgürlüklerin korunması ilkesi de dikkate alınarak eşit seviyede korunmaları ve bu şekilde serbest dolaşımlarının sağlanması amaçlanmakta, bu çerçevede elektronik iletişime ilişkin bir kısım tanımlar yapılarak iletişimin gizliliğinin korunması, gerekli güvenlik tedbirleri, trafik bilgilerinin saklanması gibi konularda hükümler ihdas edilmektedir.
Uluslararası alanda bilişim suçlarıyla ilgili olarak ilk kanun tasarısı Amerika Birleşik Devletleri Kongresine 1977 yılında verilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, bilgisayarın anavatanı olması nedeniyle bilişim suçlarıyla ilk defa karşılaşan ülke olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak hem öğreti hem yasal düzenlemeler hem de uygulamada ABD merkez ülke konumundadır.
Dünyada bilişim suçlarıyla ilgili düzenlemelerde iki ayrı metodun kullanıldığı görülmektedir. ABD, İngiltere, İrlanda ve Portekiz gibi ülkelerin dahil olduğu birinci sistemde mevcut kanunlardan ayrı olarak yeni ve özel düzenlemeler oluşturulmaktadır. Alman mevzuatının öncülük ettiği ikinci sistemde, suç teşkil eden eylemler mevcut kanunlar dahilinde incelenmekte, ayrı fasıllar ve kanunlar oluşturulmamaktadır. Bu sistemde suç tarifleri bilişim suçlarını kapsayacak şekilde değiştirilerek veya kanunlara yeni fiiller eklenerek karşılaşılan sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Ülkemizin hem mülga 765 sayılı, hem de 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, Fransa’daki düzenlemelere paralel bir şekilde bilişim hukukuna ilişkin düzenlemeler ceza kanunu içinde ayrı bir fasılda düzenlenmiştir.
ABD’de ilk defa 1984 yılında “Counterfeit Access Device and Computer Fraud and Abuse Act” (Erişim Aygıtlarını Taklit Etme, Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Bilgisayarı Kötüye Kullanma Kanunu) ile “Credit Card Fraud Act” (Kredi Kartı Sahteciliği Kanunu) yürürlüğe girmiş, bu kanunda 1986 yılında “Computer Fraud and Abuse Act” (Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Kötüye Kullanımı Kanunu) ile değişiklik yapılmıştır. Bunlarla birlikte bilişim suçlarında mücadelede;
18. U.S.C. 1029 sayılı Erişim Aygıtlarıyla İlgili Sahtecilik ve Bağlı eylemler,
18. U.S.C. 1030 sayılı Bilgisayarlarla İlgili Sahtecilik ve Bağlı Eylemler,
18. U.S.C. 2511 sayılı Telli, Telsiz ve Elektronik İletişime Müdahale ve İletişimin
Açıklanmasının Yasaklanması,
18. U.S.C. 2701 sayılı Depolanmış İletişime Yetkisiz Erişim,
18. U.S.C. 2702 İçeriğin Açıklanması,
18. U.S.C. 2703 Yasal Erişim İçin Gerekli Şartlar isimli kanunlar da kullanılmaktadır. Ayrıca bilişim hukuku alanında mevcut düzenlemeler arasında 1986 tarihli “Elektronik Haberleşme Gizlilik Kanunu, 1992 tarihli Bilgi ve Teknoloji Kanunu, Ulusal Bilgi Altyapısı Kanunu, 1998 tarihli Çocukların On-line Yayınlardan Korunması Kanunu, 1997 tarihli Internette Kumarın Önlenmesi Kanunu, 2001 tarihli Anti-Terörizm Kanunu, 1996 tarihli İletişim Ahlâk Kanunu” belirtilebilir.
Fransa’da başlangıçta bilişim suçları, Ceza Kanunundaki hırsızlık, inancı kötüye kullanma ve dolandırıcılık gibi mal aleyhine işlenen bazı suçlarla karşılanmaya çalışılmıştır. Daha sonra Fransız Ceza Kanununda 5 Ocak 1988 günlü, 88-19 sayılı Kanunla ilk kez bilişim suçlarına ilişkin müstakil bir düzenleme yapılmıştır. Bu kanunda suça teşebbüs ve iştirak gibi genelhükümlerin yanında, haksız yere bir bilgisayara girme veya sistemde haksız yere kalma, sistemdeki verileri tahrip etme, değiştirme, yok etme veya başka veri yükleme, sistemin işleyişini engelleme veya bozma, bilgisayar belgelerinde sahtekarlık yapma, böyle bir belgeyi bilerek kullanma şeklinde beş tür bilişim suçu oluşturulmuştur. 1 Mart 1993 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Fransız Ceza Kanununda konu, “Mal aleyhine suç ve cürümler” başlıklı birinci kitabın “Mala karşı diğer tecavüzler” başlıklı II. babının “Bilgileri Otomatik İşleme Tabi Tutmuş Sistemlere Yönelik Saldırılar” başlıklı III. faslın içerisinde öncekinden farksız bir şekilde düzenlenmiştir.
Almanya’da bilişim suçları ayrı bir yasayla değil, Ceza Kanunu İçerisinde düzenlenmiş olup, konuyla ilgili başka yasalar da bulunmaktadır. Alman Ceza Kanunundaki düzenlemelerde, bilişim suçları Kıta Avrupası sistemine bağlı kalınarak korunan hukukî yararlara göre ilgili bölümler içerisinde hükme bağlanmıştır. Örneğin yetkisiz erişime karşı özel olarak korunan bilişim sistemine yetkisiz girme suçunu düzenleyen 202a maddesi, sır aleyhinde işlenen suçlar arasında yer almıştır. Aynı şekilde verilere zarar vermeye ilişkin 303a maddesi ve bilgisayar sabotajıyla ilgili 303b maddesi de nası ızrar suçları arasında düzenlenmiştir. Almanya’da 13 Temmuz1997 yılında kabul edilen Teleservisler Kanunu ile internet yayınlarından doğan ceza sorumluluğunun esasları belirlenmiştir. Bura göre internette yer alan içeriğin suç unsuru ihtiva etmesi durumunda içerik sağlayıcı genel hükümlere göre sorumlu kabul edilmektedir. Kanunla erişim sağlayıcılarının ceza sorumluluğunun olmadığı hüküm altına alınmış, servis sağlayıcıların ise ana bilgisayarlarında depoladıkları başkalarına ait illegal içerikli bilgilerin bu niteliğinden haberdar olmaları ve ayrıca bu bilgilerin internet üzerinden erişilebilir kılınmasını teknik olarak önleme olanağına sahip bulunmaları hâlinde bu bilgelere erişimi önlemezlerse, belirtilen ihmali davranışlardan dolayı sorumlu tutulabileceği hüküm altına alınmıştır.
Hukukumuzda bilişim suçları, mülga765 sayılı Türk Ceza Kanununda 6/6/1991 tarihli ve 3756 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle ilk defa düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle mülga765 sayılı Türk Ceza Kanununa “Bilişim Alanında Suçlar” adıyla 525/a, 525/b, 525/c ve525/d maddelerinden oluşan bir bab eklenmiştir. 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 2 nci maddesinde 7/6/1995 tarihli ve 4110 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları” da “eser” sayılarak bilgisayar programlarına yönelik bu Kanun kapsamındaki fiiller de suç sayılmıştır.
23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 6/3/2003 tarihli ve 4822 sayılı Kanunla değişik 3 ncü maddesinde mal; “elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları” da içerecek şekilde tanımlanmış, 9/A maddesiyle de mesafeli sözleşmelerin “…görsel, telefon ve elektronik ortamda veya diğer iletişim araçları kullanılarak” gerçekleştirilebileceği, elektronik ortamda yapılan sözleşmelerin teyit işlemlerinin yeni elektronik ortamda yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 16 ncı maddesiyle imza oluşturma verilerinin izinsiz kullanımı ve 17 nci maddesiyle elektronik sertifikalarda sahtekarlık suç hâline getirilmiş bulunmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bilişim suçları, “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı ayrı bir bölümde 243 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu bölümde “bilişim sistemine girme” (m.243), “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” (m.244), “banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” (m.245), ve “tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması” (m.246) düzenlenmiştir. Ayrıca “nitelikli hırsızlık” kenar başlıklı 142/2-(e) maddesinde hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi ve nitelikli dolandırıcılık kenar başlıklı 158/1-(f) maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçunun “bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi ağırlatıcı neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Bilişim ağı hizmetlerinin etkin ve doğru bir şekilde verilmesi ile bilişim suçları ile mücadelede internet servis sağlayıcılarının sorumluluklarının belirlenmesi bir ihtiyaç olup, bu konuyla ilgili henüz yasal bir düzenleme yapılmamıştır. Gerçekten de internet ortamında hizmet veren içerik sağlayıcı ve erişim sağlayıcılarının işbirliğinin bilişim suçlarıyla mücadelede ve bilişim hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasında önemli bir etkisi bulunmaktadır. Tasarıyla bu konudaki yasal boşluğun ortadan kaldırılması amaçlanmakta, bilişim hizmeti verenlerin yerine getirdikleri fonksiyona göre ayrım yapılarak belirtilen amaçlarla orantılı ve mukayeseli hukuka paralel bir şekilde sorumluluk esasları belirlenmektedir. Nitekim, benzer düzenlemeler Alman Telehizmetler Kanunu ile yapılmış bulunmaktadır. Alman Telehizmetler Kanunu, bilişim ortamında hizmet verenleri içerik sağlayıcı, servis sağlayıcı ve erişim sağlayıcı olarak ayrıma tabi tutmakta ve bu ayrıma göre değişik sorumluluk esasları düzenlemektedir. Benzer düzenlemeler Fransa’da 21 Haziran 2004 tarihli Dijital Ekonomide Güven Kanunundabulunmaktadır.
Bilgisayarların yaygın kullanımıyla birlikte artan bilişim suçlarında, soruşturma makamlarının bu suçlarla ilgili soruşturmaların şekli ve kullanılan delil toplama yöntemleri de ayrıca önem arz etmektedir. Çünkü bilişim aygıtlarının nitelikleri ve bilişim ağlarının yapısı söz konusu suçların soruşturulmasında ve delil elde edilmesinde çok büyük zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte bu aygıtlarda bulunan birçok elektronik kayıt sadece bilişim suçlarında değil, diğer bir takım suçlarda da soruşturmalar için büyük öneme sahip delilleri içlerinde barındırmaktadır. Nitekim 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinde bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma hükümleri ayrıca düzenlenmiş bulunmaktadır.
Tasarı, yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Tasarının amaç ve kapsamı belirtilerek Tasarı da geçen bazı terimlerin tanımı yapılmış, ikinci bölümde ise, internet ortamında hizmet veren aktörlerin sorumlulukları belirlenmiştir. Tasarının üçüncü bölümünde, bilişim sistemlerine ilişkin suçlar düzenlenmiş, dördüncü bölümde bilişim sistemi bağlantılı suçlar düzenlenmiştir. İçerik bağlantılı suçlar başlıklı beşinci bölümde çocuk pornografisi, tehdit şantaj gibi suç teşkil eden içerikle ilgili düzenlemeler ve idarî yaptırımlar öngörülmüştür. Soruşturma ve kovuşturma usullerine ise altıncı bölümde yer verilmiş,son bölümde de Tasarı ile yapılması öngörülen yönetmelikler ve geçici hükümler düzenlenmiştir.
Tasarı ile, ülkemizde kullanımı yaygınlaşan bilişim ağlarının ortaya çıkartmış olduğu hukukî ve cezaî sorunların çözüme kavuşturularak bilişim ağı alanında hukuk sistemimizin Avrupa Birliği normları ile uyumunun sağlanması amaçlanmıştır.

deniz02
20-01-2007, 23:43:39
Doktur gözüyle: ÇOCUK İSTİSMARI

Dr. N. Ercüment BEYHUN*

* Araştırma Görevlisi Dr., Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı

Şiddet, fiziksel veya duygusal travmaya neden olan kasıtlı güç kullanımı olarak kabul edilmektedir (1). Çocuklara uygulanan şiddet günümüzde en yaygın olan şiddet tiplerinden biridir. “Çocuk istismarı” en geniş anlamıyla, çocukların başta anne ve babaları olmak üzere, bakmakla yükümlü kimseler ve diğer yetişkinler tarafından fiziksel, duygusal, zihinsel veya cinsel gelişimlerini engelleyen ya da beden veya ruh sağlığına zarar veren, kaza sonucu olmayan durumlarla karşı karşıya bırakılmasıdır. “Çocuk ihmali” ise başta anne ve babaları olmak üzere, bakmakla yükümlü kimseler ve diğer yetişkinlerin çocuğun beslenme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel gereksinimlerini ihmal etmeleri sonucu çocuğun bedensel, duygusal, ahlaksal ya da sosyal gelişiminin engellenmesidir (2).

Çocuklara yapılan kötü davranışlarla ilgili bilgiler arttıkça bu davranışların tek bir grup altında toplanmasının mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır. Ailenin ve çocuğun geçmiş yaşantıları ve sosyal özellikleri istismar ve ihmal türlerinin farklılaşmasına yol açmıştır. ıstismar türleri, fiziksel, duygusal ve cinsel istismar olarak; ihmal türleri ise fiziksel ve duygusal ihmal olarak ele alınmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu, fiziksel istismarı, kaza sonucu olmayan, yasaklanmış, çocuğa acı veren, gelişme işlevselliğinde sürekli zarara yol açabilecek şiddet hareketleri olarak tanımlamıştır. Cinsel istismarı ise yetişkinlerin cinsel doyum için kandırarak, ikna ederek, ayartarak, zorlayarak veya mecbur ederek çocukla ilişki kurması, çocuğun para için pornografiye yöneltilmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Çocuğun duygusal istismarı, yapılan veya yapılması gerekip de yapılmayan, toplumsal ve bilimsel standartlara göre psikolojik yönden hasar verici oldukları saptanan davranışlardır (2).

Halk sağlığı açısından bakıldığında; çocuk yaş grubunda hastalıklara bağlı ölümler azalırken kazalar ve şiddete bağlı ölümler artmaktadır. şiddete maruz kalma ve şiddet eylemi içinde olma oranlarının artması şiddetin ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir (1). Dünya Sağlık Örgütü de şiddeti ve şiddetin önlenmesini bir halk sağlığı sorunu olarak belitmektedir (4). Dünya Sağlık Örgütü çocuklara uygulanan şiddet ile ilgili bazı risk faktörlerini belirlemiştir: Ebeveynlerin genç yaşta olması, ebeveynlerin ayrı yaşıyor olması, çocuğun istenmeyen bir gebelik sonrası doğmuş olması, ebeveynlerin de geçmiş yaşantılarında şiddete maruz kalmış olmaları, anneye yetersiz doğum öncesi bakım verilmiş olması, ailede bir bireyin fiziksel ve/veya ruhsal hastalığının olması, ebeveynler arası ilişkilerde sorun olması, ailenin kalabalık olması, ailenin sosyoekonomik düzeyinin düşük olması, çocuğun engelli olması (3). Bütün bu risk faktörlerine ek olarak çocukları koruyan yasaların yetersiz olması, toplumdaki sosyal eşitsizlikler, savaşlar, silahlanma ve medyadaki şiddet mevcut riski daha da artırmaktadır (1). Bütün sosyoekonomik gruplar ve aile yapılarında şiddet izlenebilmektedir (4).

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nun 1995 yılında yaptığı Aile ıçi şiddetin Sebep ve Sonuçları isimli araştırmasında 7-14 yaş grubundaki çocukların yaklaşık %40’ı anne ve/veya babaları tarafından şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Aynı araştırma annelerin babalara göre çocuklara daha fazla şiddet uyguladığını ortaya koymuştur. Bu araştırmaya katılan 14 yaşından büyüklerin %8.5’i sık sık, %31.2’si ise arada bir çocukluklarında aileleri tarafından dövüldüğünü bildirmiştir. Erkek çocuklar, kız çocuklara göre fiziksel şiddete daha fazla maruz kalmaktadırlar. Türkiye’de ailelerin %43’ünde fiziksel şiddet, %53’ünde sözlü şiddet ve %46’sında

çocuklara yönelik fiziksel şiddet izlenmektedir. Türkiye’de Konanç ve arkadaşları tarafından çok sayıda mahkeme kararının taranmasına dayalı çalışmanın sonucuna göre çocuklara yönelik şiddetin başında %68.3 ile cinsel şiddet gelmektedir ve bu tür eylemlere kız ve erkek çocuklar eşit oranda maruz kalmaktadırlar (5). Türkiye’de 1981-1991 yılları arasında Malatya, Nevşehir, Afyon, Ağrı, Giresun, Trabzon, Rize ve Ankara illerindeki 4-12 yaş arası 16000 çocuğu kapsayan, çocuk istismarı oranını belirlemeyi amaçlayan bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaya göre çocuk istismarı oranları Afyon’da %13.9, Ankara’da %23.1, Ağrı’da %27.8, Giresun’da %30, Trabzon’da %35.6, Rize’de %40.6, Nevşehir’de %41.9 ve Malatya’da %54 olarak belirlenmiştir. Araştırmada çocukların yaş gruplarına göre fiziksel ve duygusal istismar durumu incelendiğinde, yaş grupları arasındaki farklılık önemli olup yaş artıkça istismarın azaldığı görülmüştür. ıstismar oranı 4-6 yaş grubu çocuklarda %40.7 iken, 7-10 yaş grubunda %33.5, 11-12 yaş grubunda ise %25.8’dir. Annenin öğrenim durumuna göre şiddet oranlarına bakıldığında, hiç eğitim almamış annelerin çocuklarında istismar oranı %36.7 iken, okur yazar ve ilkokul mezunu olanlarda %35.5, orta ve lise eğitimi olanlarda %19.8, yüksek eğitimi olanlarda ise %11.6’dır. Eğitim düzeyi arttıkça istismarın azaldığı ortadadır. Aileye verilecek eğitim şiddetin önlenmesinde en önemli araçlardan biridir (2). Çocuklara uygulanan şiddet, yaralanmalar, yanıklar, kırıklar, zehirlenmeler, asfiksi, santral sinir sistemi hastalıkları, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, AIDS, üremeye yaşamını etkileyen hastalıklar, zayıf benlik algısı, hiperaktivite, kendine zarar verme davranışları, zayıf insan ilişkileri, utanma ve suçluluk duygusu, okul başarısında düşme, depresyon, anksiyete, alkol ve/veya ilaç suistimali gibi oldukça yıkıcı sonuçlara neden olmaktadır (3). Cinayetler, intiharlar, düşükler ve bebek ölümleri çocuklara yönelen şiddetin ölümcül sonuçlarıdır(4). Amerika Birleşik Devletleri’nde 1994 yılında bir milyondan fazla çocuk istismarı ve ihmali rapor edilmiştir. Bütün bu vakaların 1111’i ölümle sonuçlanmıştır (1). Bu oran 1985-1995 yılları arasında %238 oranında artış göstermiştir (6).

şiddetin tanısı, yetkili makamlara bildirimi, çocukların tedavisi, koruma yaklaşımlarının uygulanması açısından doktorlara çok önemli görevler düşmektedir (4). Bu noktada birinci basamakta görev yapan pratisyen hekimlerin ve hastanelerde çalışan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının ve/veya çocuklarla ilgilenen bütün doktorların dikkat etmesi gereken bazı durumlar vardır. Eğer doktora getirilen bir çocukta mantıklı olarak açıklanamayan ve tekrar eden kazalar, çürükler, yanıklar, kemer veya elektrik teli gibi bazı cisimlerin şeklini andıran yaralar, çocuğun yaşına uygun olmayan yaralar (örneğin, yürüyemeyen çocukta kırıklar), çocuk ve aile arasında öyküyü aktarmada farklılıklar, aile tarafından olaya getirilen mantıksız açıklamalar, çocukta kirli, yırtık, mevsimle uyumsuz giysiler, çocukta korku dolu davranışlar, aşırı sinirlilik veya aşırı sessiz ve çekingen davranışlar, ailesiyle veya erişkinlerle temas kurmaktan utanma ve çekinme, eve gitmekten korkma gibi durumlar izleniyor ve/veya gözleniyorsa çocuğa yönelik şiddetten kuşkulanılmalıdır.

Cinsel istismar, doktorlar tarafından özenle araştırılmalıdır. Doktora getirilen çocuğun kendisi cinsel istismar varlığını bildirebilir Bunun dışında çocukta oturma ve yürümede zorluk, kanlı ve/veya lekeli iç çamaşırı, genital ve/veya rektal bölgede ağrı, şişlik, kızarıklık, kaşıntı, akıntı, yaralanmalar varsa cinsel istismar ciddi olarak düşünülmelidir. Bütün bunların dışında çocukta yeme ve uyku bozuklukları, tuvalet eğitimini tamamlamış çocukta altını ıslatma ve/veya pisletme, aşırı ağlama, üzüntü, kendini sosyal olarak geri çekme ve yaşına uygun olmayan cinsel öğeler içeren oyunlar oynama gibi durumlar izleniyorsa çocuğa yönelik şiddetten şüphelenilmelidir. Doktor eğer çocuğa yönelik şiddetten şüpheleniyorsa, çocuğu sessiz ve özel bir bölüme almalı, çocukla sakin bir şekilde tacize uğrayıp uğramadığı konusunda konuşmalı, çocuğa kendisine güvenebileceğini ve onun kötü biri olmadığını anlatmalıdır. Doktor çocuğa ona yardımcı olacak kişilerle konuşacağını söylemelidir. Bütün bilgileri kaydetmeli ve hızlı bir şekilde yetkili makamlara ve/veya kişilere bildirmelidir. Yetkili makamlara bildirme konusunda doktor çekingen davranmamalı ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir (7).

Bütün bu yıkıcı sonuçları düşünüldüğünde şiddeti oluşmadan önlemenin ne kadar önemli olduğu açıktır. Bu noktada aileye yönelik eğitim programalarının önemi de ortaya çıkmaktadır. Ebeveynlerin öğrenim durumları yükseldikçe, çocukların yaramazlıkları karşısında “açıklama ve anlatmaya”; düştükçe, “azarlama ve utandırma”, “cezalandırma ve yoksun bırakma” ve korkutma yöntemlerine daha sık başvurdukları anlaşılmaktadır (8).

Çocukları şiddetten korumak için alınabilecek bazı önlemler vardır. Doğum öncesi, doğum sonrası ve erken çocukluk döneminde yeterli sağlık bakımı, eğitimli ebeveyn sayısını artırma, medya gibi araçlarla şiddet konusunda toplum bilincini ve farkındalığını artırma, halk eğitim programları düzenleme, sosyal hizmetlerin kalitesini ve bu hizmetlere ulaşılabilirliği artırma gibi halk sağlığı yaklaşımları birincil koruma açısından önem kazanmaktadır (3). Bunların dışında sahada çalışan doktor ve hemşirelere de büyük görevler düşmektedir. Bunlar arasında doğum öncesi dönem ve takip eden dönemlerde şiddet açısından risk altındaki aileleri ve çocukları saptamak, ev ziyaretleri yaparak aileleri desteklemek yer almaktadır.

Çocuk sağlığına yaklaşımda şiddetin erken tanısı ve çözümünde multidisipliner yaklaşımın, çocuğun topluma ve okula tekrar katılımının sağlanmasının ve aile merkezli destek programlarının yer alması gerekmektedir (3). Bu noktada, mevcut çocuk haklarını koruyan yasanın güçlendirilmesi ve uygulamasının yaygınlaştırılması hukuki bağlamda şiddete karşı verilen savaşın kazanılmasında önemlidir. Türk Ceza Kanunu’nun 478.maddesine göre çocuğun sağlığı ve benlik algısını zedeleyici davranışta bulunan anne ve/veya baba için 18 aya kadar hapis cezası ve gerekirse velayet hakkının mahkeme kararıyla kaldırılması öngörülmüştür (9). Dünyada, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından 1989 yılında kabul edilmiştir. Buna göre; devlet, çocuğu, anne ve/veya babanın ya da çocuğun bakımından sorumlu başka kişilerin her türlü kötü muamelesinden koruyacak, çocuk istismarını önleyecek ve bu tür davranışlara maruz kalan çocukların tedavisinin amaçlayan sosyal programları hazırlayacak yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri almak zorundadır. Bu sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 1995 yılında kabul edilmiş olup evrensel niteliğinden dolayı yasal olarak devleti bağlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu noktadan hareketle çocuklara yönelik şiddete karşı organize ve nitelikli çalışmalar gerekmektedir. Türkiye’nin de çocuk istismarı konusunda ulusal bir organizasyon planına ihtiyacı vardır. Bu organizasyon içerisinde Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, ıçişleri Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Türk Tabipler Birliği, Çocuk Esirgeme Kurumu, Barolar birliği, gönüllü kişiler ve kuruluşlar birlikte çalışmalıdır. Bu sorun tek bir meslek grubunun bu alanda yetkinleşmesi ile çözümlenebilecek bir sorun değildir. Bütün disiplinler devletin de içinde bulunacağı bir plan çerçevesinde yetkinleşip konuyu bir ucundan tutmak ve birbirleriyle sıkı iletişimde bulunmak zorundadır. Bu iletişim ağında doktorlar, öğretmenler ve sosyal hizmet uzmanlarına önemli görevler düşmektedir (10).

KAYNAKLAR
1. Greenfeld LA. Child victimizers: Violent Offenders and their Victims, US Department of Justice, Bureau of Justice Statistics, 1-27, March, 1996
2. Kepenekçi Y. Hukuksal Açıdan Çocuk ıstismarı ve ıhmali, Katkı Pediatri Dergisi, H.Ü.T.F Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü Yayını, Cilt: 22, Sayı: 3, Mayıs- Haziran, 2001
3. World Health Organization Violence and Injury Prevention Social Change and Mental Health, Report of the Consultation on Child Abuse Prevention, 29-31 March, WHO, Geneva, 1999
4. Freitag R. Psychosocial Aspects of Child Abuse for Primary Care Pediatricians, Pediatric Clinics of North America, Vol: 45, n: 2, p: 391, April, 1998
5. Aile ıçi şiddetin Sebep ve Sonuçları, Tartışma ve Öneriler, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Sayfa: 204-205, Aralık, 1995
6. Hennes H. A Review of Violence Statistics Among Children and Adolescents in the US, Pediatric Clinics of North America, Vol: 45, n: 2, p: 269, 1998
7. Editorial, Child Abuse, www.cdc. org, 2001
8. Aile ıçinde ve Toplumsal Alanda şiddet, Araştırmanın Bulguları, Aile Araştırma Kurumu, Sayfa: 206, Ankara, 1998
9. Demir S. Aile ıçi şiddetin Çocuk Açısından Değerlendirmesi, Tez Çalışması, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 1997
10. Resmiye O. www.hipokrat.org, ızmir Çocuk Hakları Çalışma Günleri, Çocuk Örselenmesi Grubunun Ulusal Organizasyon

Kaynak: http://www.thb.hacettepe.edu.tr/2002/200210.shtml#2

Av.Duygu Tekay
01-10-2007, 17:41:21
ÇOCUK İSTİSMARINDA RİSK FAKTÖRLERİ

Yapılan çalışmalar ve araştırmalar çocuk ihmal ve istismarına yol açabilecek risk faktörlerinin 5 ana başlık altında incelenebileceğini göstermektedir.

a) Bireysel Kaynaklı Risk Faktörleri Ebeveynin sinirli ve üzgün olduğu anlar, çocuk istismarı olayının meydana gelmesi açısından büyük risk içeren anlardır. Her ne kadar çocuğa yönelik fiziksel ve cinsel istismarın kanıtlanması daha olanaklı ise de bireysel kaynaklı psikolojik istismarın yaygın olduğunu gösteren çalışmalar da mevcuttur.

Çocuğu aşağılamak, olumsuz bir davranışı karşısında bağırmak, korkutmak ve özellikle alkol, uyuşturucu vb. bağımlısı anne-babanın ihmalci ve öfkeli yaklaşımları çocuğun sağlıklı gelişiminin önünde engel oluşturmaktadır. Çoğu durumda, istismarcı ebeveynlerin kendileri de çocukluklarında istismara maruz kalmışlardır ve gerek yaşadıkları stres gerekse kişilik özellikleri, çocuğun yanı sıra kendilerinin de psikoterapi ve/veya desteğe ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra ebeveynin psikopatolojisi ya da kişilik özellikleri gibi bazı nitelikler istismar davranışına zemin hazırlayabilir. Bunlar arasında en belirgin olan sevgi ve ilgiden yoksun olan ve ceza ve şiddetin ön plana çıktığı bir çocukluk yaşantısıdır. Dolayısıyla, istismarcı ebeveyn çocuğuna benzer bir yaklaşım içinde olacaktır.

Çocuklarını istismar eden annelerin istismarcı olmayan annelere oranla çocukları ile daha az etkileşime girdiği ve fazla destek veren bir biçimde davranmadığını ortaya konulmuştur. Ebeveynlerin çocuklarına yaklaşımlarının tipi de istismar açısından risk faktörü olabilir.

b) Çocuk Kaynaklı Risk Faktörleri Çocuk istismarında ikinci büyük risk grubunu ise çocuk kaynaklı risk faktörleri oluşturmaktadır ve istismar edilmiş bir çocuğun kendi istismarında risk faktörü oluşturduğu söylenebilir. Örneğin; çocuğun kendi kişisel ve zihinsel özelliklerinden kaynaklanan nedenler çocuk istismarı açısından risk grubu oluşturmaktadır. Burada çocuğun istismarı provake eden rolü ön plana çıkmakta ve bunun sonucunda da fiziksel istismarın ortaya çıktığı söylenmektedir.

Çocuk kaynaklı risk faktörlerine bakıldığında çocuktaki agresif davranışlar, yalan söyleme ve çalma, evden kaçma, eve geç gelme, izin almadan bahçeden ya da oyun alanından ayrılma, çocuktaki zihinsel ya da fiziksel engel, okuldaki akademik başarısızlıklar ve nedeni belirlenemeyen ancak ebeveynler tarafında yanlış davranış olarak nitelendirilen davranışlar çocuk kaynaklı risk faktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunun yanı sıra yoksulluk ve işsizlik gibi çeşitli etkenler de çocuğun istismarına zemin hazırlayan sosyal koşulları oluşturmaktadır. Ayrıca yukarıda ebeveyn için sözü edilen risk faktörleri veya başka sorunlar ailenin diğer bireyleri için de geçerli olabilir. Bütün bu belirtilen değişkenlerin birbiri ile karmaşık bir şekilde etkileşmesi sonucunda da çocuk ihmal ve istismarı ortaya çıkabilir.

c) Ekonomik Durum Kaynaklı Risk Faktörleri Sosyoekonomik faktörler de çocuk ihmal ve istismarında ayrı ve önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. İşsizlik, ekonomik yoksunluk, sosyal olanaklardan yoksun olma, gecekondu türü evlerde yaşamanın getirdiği stres ve yaşamdan tat alabileceği eğlence, aktivite vb. olanağının bulunmayışı gibi önemli sosyal sınıf farklılıkları da çocuk ihmal ve istismarında önemli bir risk faktörü oluşturmaktadır.

Çeşitli araştırmalar çocuk ihmal ve istismarı ile yoksulluğu güçlü şekilde ilişkilendirmektedir. Ancak bu durum çocuk ihmal ve istismarının diğer sosyoekonomik sınıflarda yaşanmadığı anlamına da gelmemektedir. Ekonomik değişimin arzu edilmeyen yönde gitmesi, başka bir deyişle işgücündeki azalmalar da çocuk istismarı için ayrı bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bunun nedeni bu ekonomik değişimin ailede stres yaratmasıdır. Ebeveynin işsiz kalması da çocuk ve eşin istismarı ile ilişkilendirilen diğer bir ekonomik etkendir .

d) Aile Yapısı ve Sosyal Çevreden Kaynaklanan Risk Faktörleri Geniş ailelerin çocuklarının, iki ya da üç çocuklu ailelerdekilerle karşılaştırıldığında, eğitim yönünden ihmale uğrama riski daha fazladır. Sosyoekonomik yönden birbirleriyle eşleştirilmiş ailelerin karşılaştırıldığı bir çalışmada ihmalci ebeveynlerin çocuk sayılarının daha fazla olduğu görülmüştür.

Yapılan çalışmalar, tek ebeveynli ailelerin çocuklarının fiziksel istismara ve ihmale maruz kalma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur; sadece babaları ile yaşayan çocukların fiziksel istismara maruz kalma olasılıkları, sadece anneleriyle birlikte yaşayan çocuklar için olandan daha fazladır. Ayrıca, kalabalık ailelerdeki çocukların fiziksel olarak ihmal edilme olasılıklarının tek çocuklu olan ailelerin çocuklarından çok daha fazladır. Tek ebeveyn olma ve fazla sayıda çocuğa sahip olmanın birbiri üzerine eklenen sorumlulukları ve stresi, çocuk ihmal ve istismarı olgusu ile aile yapısı ve genişliği arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır.

e) Alkol ve Madde Kötüye Kullanımı Alkol, kötüye kullanımı yaygın olan maddelerden biridir. Alkolü genelde şiddetle ve aile içi şiddetle ilişkilendiren bulgular vardır. Cinayet, saldırı, çocuk istismarı ve eşin istismarı üzerine araştırmalar alkol ve şiddet arasında bağlantı olduğunu göstermektedir. Ayrıca yasa dışı madde kullanımının çocuk istismarı açısından ciddi ve sık görülen bir risk faktörü olduğu görülmektedir.

www.cocuguzbiz.com sitesinden alınmıştır.

Abdullah Devrim
27-04-2012, 23:31:43
Ürofili (idrar içmekten hoşlanma), korpofili (büyük abdest yemekten hoşlanma), nekrofili (ölülerle seks yapmaktan hoşlanma) gibi acayip ve tiksindirici parafililer genellikle şizofreni veya ağır kişilik bozukluğu olan kişilerde görülür. Gerofili (yaşlılardan hoşlanma) de benzer bir durumdur…

Bir insanın idrar ve dışkı yemesinin kime, ne zararı vardır?

Karşılıklı rıza olduktan sonra genç bir erkeğin yaşlı bir kadından ya da genç bir kızın yaşlı bir adamdan hoşlanmasının kime, ne zararı vardır?

Bir kadın, insanların hayatlarının kurtarılması amacıyla organlarını bağışladığı, klinik çalışmalarda kadavra olarak kullanılması amacıyla cesedini bağışladığı gibi, cinsel ilişkiye girilmesi amacıyla da cesedini (nekrofillere) bağışlayamaz mı?