PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : İnanılmaz ama lanet mi gerçek mi ?







commodore1tr
09-06-2004, 17:54:04
Cheyenneler batıdaki sioux kabilesi ile çok yakındılar küçük boynuz da custer 'e karşı birlikte savaştılar. Ama beyaz adam kurnazdı adil değildi 'adam gibi döğüşmesini bile bilmiyordu' 1848 yılındaliderleri kör bıçak lanetledi bir beyaz adamı ' Kalleşce kan akıttın bu kutsal topraklarda gereksiz ölümlere neden oldun seni en az senin kadar kötü ve lanetlenmiş biri gelene kadar ailenle birlikte lanetliyorum... manitu seni affetmeyecek... Kaderiniz aynı olacak..'der....
Sisli puslu iğrenç bir hava İrlanda'nın o alışılmış küf kokusunu iyice ağırlaştırıyor bastırıyordu kesafet. Bir şilebin pis hangarında fakir bir aile İrlanda'dan amerikaya yeni dünyaya yeni umutlarla aslında kaçmaktadır. Ama tarih nedense bunu daha sonra amerikaya göç diye anacak ve öyle kabul edecektir. Ağır bir yolculuk sonunda fakir İrlanda ailesi Yeni dünyaya ayak basmış yeni umutlar filizlenmiştir. Aile para ve güç kazanmak için hertürlü pis işe bulaşıp insanlara zarar verince ispanyol göçmeni çingeneler tarafından 'Siz çok pis işler yapıp gereksiz ölüme neden oldunuz elinizdeki iktidar sizi koruyamayacak sizleri ... nesil lanetliyorum ' der.
Buraya kadar okudunuz mu? Ne deli saçması dediniz değil mi? Bu çağda bu devirde kim inanır bu saçmalığa... Neyse ben size o zaman şimdi başka bir hikaye anlatayım...Daha doğrusu size bir kronolojik ve alfabetik bilgi eşliğinde anlatayım...
Abraham Lincoln Kongreye 1846 yılında seçildi...
John F. Kennedy ise 1946 ;
Lincoln'un ABD başkanı olduğu yil 1860
Kennedy ise 1960
Her iki başkan da bir Cuma günü suikaste kurban gitti. Her iki başkan da başlarına isabet eden bir kurşunla öldü.
Lincoln'un sekreterinin soyadı Kennedy idi
Kennedy 'in sekreterinin soyadı Lincoln idi.
Lincoln ve kennedy güneyliler tarafından öldürüldü. Lincoln ve Kennedy 'nin koltuğuna güneyliler oturdu. Her iki başkanında yerine gelen yeni başkanın soyadı Johnson'du.
Lincoln'den sonra başkan olan Andrew Johnson 'un doğum yılı 1808'di ;
Kennedy 'den sonra başkan olan Lyndon Johnson'un doğum yılı 1908'di.
Lincoln'u vuran John Wilkes Booth'un doğum yılı 1839'du;
Kennedy 'i vuran Lee Harvey Oswald 'ın doğum yılı 1939.
Her iki suikastçinin de üç ismi ve isimlerinde 15 harf vardı.
Lincoln ''Kennedy''isimli bir tiyatroda vuruldu. Kennedy ''lincoln'' marka bir otomobilde vuruldu.
Lincoln 'ü varan bir tiyatrodan kaçtı bir depoda yakalandı;
Kennedy'i vuran depodan kaçtı bir tiyatroda yakalandı.
Her ikiside davaları başlamadan öldürüldü..
VE son olarak
Lincoln ölmeden bir hafta önce Maryland Monreo ile birlikteydi;
Kennedy ölmeden bir hafta önce Marilyn Monreo ile birlikteydi....
Buraya kadar okumayı başarabildiniz mi bıkmadan ? Amma garip tesadüf haaa diyorsunuz değil mi? Siz öyle demeye devam edin ama en baştaki lanetli hikayeyide unutmayın neden mi?
Cheyenne lideri Kör Bıçak ın 1848 de lanetlediği Abraham Lincoln; İspanyol çingenenin lanetlediği İrlandalı ise John F. Kennedy'di de ondan ...

Bu yazı commodore1tr rumuzlu arkadaşın (yani benim ))) 1991 yılında dünya pen teşkilatında mansiyon alan yazısının bir özetidir. Aslı 14 sayfa tutmakta olup tarihler lanetler kişiler tamamıyla doğrudur. Tesadüf mü Lanet mi Manitu'nun gazabı mı varın siz karar verin... Bu arada Kennedy ailesi üç nesil boyu lanetlenmiştir; hani merak eden olursa :)))
saygı ve sevgiyle kalın...



bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

nursel yöndem
09-06-2004, 18:15:53
Sayın commodore1tr,

Oldukça dikkat çekici bir yazı özellikle tarihler, isimler ve yerler doğru ise, ki doğru olduğunu ifade etmişsiniz. Bu olanları yazınızın başındaki kişilerin lanetlerine bağlamıyorum, tesadüfe de elbette bağlamıyorum. Lanet veya ödül söz konusu ise bunu asıl yere, Yaratıcı'ya dayandıranlardanım. Kişilere bağlamak kanımca saçma. Herşey kaderdir. Bu da kaderin bizlere gösterdiği dikkat çekici olaylardan sadece biri. Kimbilir bunun gibi daha benzerlikler gösteren şaşırtıcı kaç olay daha vardır.

Give Justice A Hand

commodore1tr
19-06-2004, 17:51:03
Sayın nursel yöndem ;
Lanete bende inanmam ama vallahi var bir şey ;
İlk süpermen filminin çekiminde bu kurguya yaratan kandırılarak kovulunca ' siz superman2ın lanetini bilmiyorsunuz herkim ki onu oynarsa benim senaryomla lanetlidir' der herkes te buna güler geçer ne batıl bir inançtır şu lanet.. George Reeves ilk süpermen olur bu kişinin senaryosuyla sonra kendi tabancasından çıkan kurşunla hayata veda eder... Yıllar geçer lanet unutulmuştur zaten var mıdır ki? Yeni superman çekilir hemde seri film olarak ona malumunuz attan düşüp felç olur tam bu arada dizi yapımcıları süpermeni dizi yapmak için kolları sıvamıştır ne mi yaparlar senaryo tamamen uydurulur.. yani lanete karşı koymak için ne mi olur dizi kahramanı mutludur ve iki çocuğuyla yaşamaktadır...


bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

commodore1tr
13-04-2005, 10:21:47
Gariplikler devam ediyor ne ilginç ama gerçek 13 e dikkat..

Papa yılın 13'üncü haftasında öldü.
Ölüm Tarihi: 02.04.2005. Rakamların toplamı 13!.
Ölüm Saati: 21:37. Rakamların toplamı 13!.
Ölüm Yaşı: 85. Rakamların toplamı 13

commodore1tr
13-04-2005, 10:31:31
Buyurun size bir lanet daha ama ne enteresan hepside tutuyor ..

Grimaldi laneti 13’ncü yüzyıldan bu yana Monaco Prensliği’nin yakasını bırakmadı. O zamanlar Grimaldi ailesinden Prens 1’inci Rainier, Flaman bir kadınla birlikte olur, fakat başka bir kadınla evlenir. İşte büyücü olduğu iddia edilen bu kadın Grimaldileri ‘evlilikte asla mutluluğu bulamayın’ diye lanetler.

20’nci yüzyılda Monaco Prensi Rainier, büyük bir sevgiyle bağlandığı eşini vakitsiz bir trafik kazasında kaybeder ve dul kalır. Büyük kızı Prenses Caroline’in 1978 yılında, ailesinden onay almamasına rağmen Fransız playboy Philippe Junot’yla ilk evliliği boşanmayla noktalandı, ikinci kocası İtalyan işadamı Stefano Casiraghi, Monaco sahillerindeki sürat teknesi yarışında geçirdiği kazada öldü, üçüncü kez evlendi. Küçük kızı Prenses Stephanie de mutsuz aşk hikayeleriyle basına malzeme oldu. 47 yaşındaki Prens Albert’in adı ise Sharon Stone, Claudia Schiffer gibi ünlülerle anıldıysa da bir türlü hayatının kadınını bulamadı.

commodore1tr
10-10-2006, 21:35:04
Burada lanet var mı yok mu bulamadım amma belki bulan çıkar..
Yıl, 1978...
Papa öldü.
Juventus, İtalya şampiyonu oldu.
FENERBAHÇE, şampiyon oldu
Liverpool, Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu.
Inter, İtalya Kupası'nı kazandı.
***


Yıl, 2005...
Papa öldü...
Juventus, İtalya şampiyonu oldu.
FENERBAHÇE, şampiyon oldu
Liverpool, Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu.
Inter, İtalya Kupası'nı kazandı.

Av.Ragıp Atay
11-10-2006, 10:24:19
fenerliler okumasın. Gider papayı vururlar yoksa

drcimi
11-10-2006, 21:15:15
hiç kimseye haksızlık yapmamalı canını yakmamalı derim belli mi olur çok derinlerden kalkan bir istek engelleme tanrısal kimlik kazanabilir.

commodore1tr
21-11-2006, 18:28:38
Yaşlı kadın enteresan bir puzzle yapıyordu. Puzzle tamamlandıkça şaşkınlığıda artıyor sağa sola bakıyordu.... Ama bıkmadan tamamlamayı sürdürdü...

Puzzle bitmek üzereydiki kesin emin oldu Puzzle daki oda kendi odası kadında kendisiydi... İyice şaşırdı, Son dört parçayı heyecan içinde yerleştirdi... Yerleştirdiği yer odasının dışarıya bakan camıydı ve gördüğü içeriye bakan korkunç iki göz....

Yaşlı kadının duyduğu son ses camın kırılma sesiydi... Olay yerine gelen polisler olayı Meçhul cinayet olarak kayıtlara aldılar amma Puzzle a bakan yoktu.. Puzzle da yerde boynu kedilmiş yaşlı bir kadın başında da yüz hatları çok net bir adam vardı.... Yıl 1972 idi.......

1976 yılında yakalanan bir adam cinayetlerini itiraf etti bu Fransa'nın son yıllarda gördüğü en ciddi seri katildi.. Katilin verdiği isimle hareket eden Polis Meçhul cinayetleri aydınlatmıştı bir şey daha aydınlandı bu tarihte o da yaşlı kadının yaptığı Puzzle resme bakan polisler bir de katile baktılar aynıydı camda kırıktı.... 1972den 1976 ya 24 resmi kayıtlara geçencinayet daha işlemişti... Bu kişi Charles Sobhraj idi ölen kadınsa... O da bana kalsın...

deniz02
08-01-2007, 21:20:04
Bundan böyle, Saddam ve ailesini de lanetlenenler arasına ekleyebiliriz. (mi?)

commodore1tr
10-01-2007, 12:05:24
Ekleyemeyiz ne ilgisi var ?

asumanselin
10-01-2007, 13:05:55
Bu sayfaya takıldım kaldım...
yaşananlara şaşırdım..
Peki Charles Sobhraj puzzle kendimi hazırlamış ,kadına al bunu yap ve yaparken odanda yerdemi otur demiş... Çok garip...

commodore1tr
10-01-2007, 19:56:33
Biraz da aslında insanları ilgilendiren amma sır perdesi aralanamayan bir gerçeğe bakalım... Günümüz teknolojisinin bile hala çözemediği gerçeklere....
Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Ve bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce km. Uzaktadır.

Bu taşların nasıl getirildiği bilinmemektedir.

Piramit kimin adına yapıldıysa,onun bulunduğu odaya, yılda iki defa güneş girmektedir.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)

Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 bilim adamı kanserden ölmüştür.

Piramitlerin içerisinde ultra sount,radar,sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

Kirletilmiş suyu, birkaçgün ''paramit''in içine bırakırsanız ,suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

Piramitlerin içinde sut birkaç gün süreyle taze kalır ve daha sonar hiç bozulmadan yoğurt haline gelir.

Bitkiler piramitin içinde daha çabuk büyür.

''Piramit''in içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonar yüz losyonu olarak kullanılır.

Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yaymadan piramitler içinde mumyalaşır

Kesik,yanık,sıysık gibi yaralar bir piramidin içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğuna hakkında bir bilgi yoktur.Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu yada aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

Piramitlerin içi yazın soğuk,kışın sıcak olur.

Piramitlerde kullanılan taş sayısını piramitleri oluşturan basamak sayısı ile çarpınca dünyanın güneşe olan uzaklığı az bir farklada olsa çıkmaktadır

Piramitlerde kullanılan basamak ve taş sayılarını birbirine oranlayınca pi sayısı nın çıkmasıdır

Mısır piramitleri dünya haritası düz olarak baz alındığında dünyanın tam merkezinde bulunmaktadır

Bitti mi? Hayır...

Büyük Piramitin açilari,Nil'in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.
Gize'deki üç piramit aralarinda bir Pisagor üçgeni olacak sekilde düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani 3:4:5'dir.
Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.
Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin karesine esittir.
Büyük Piramit,dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.
Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.
Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.
Büyük Piramit'le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi arasindaki uzakliga esittir.
Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici üçgenleridir.
Gizde'den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir noktasini olusturur.
Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir

deniz02
20-01-2007, 18:40:12
"Mısır piramitleri dünya haritası düz olarak baz alındığında dünyanın tam merkezinde bulunmaktadır

Bitti mi? Hayır...

Büyük Piramitin açilari,Nil'in delta yöresini iki esit parçaya bölerler.
Gize'deki üç piramit aralarinda bir Pisagor üçgeni olacak sekilde düzenlenmislerdir.Bu üçgenin kenarlarinin birbirlerine göre orani 3:4:5'dir.
Büyük Piramitin tabininin yüzeyi,anitin yarisinin iki katina bölündügünde pi=3,14 sayisi elde edilir.
Büyük Piramitin dört yüzeyinin toplam yüzölçümü,piramit yüksekliginin karesine esittir.
Büyük Piramit,dünyanin kara kitlesinin merkezinde yer aliyor.
Büyük Piramit,dört ana yöne göre düzenlenerek insa edilmistir.
Piramit dev bir günes saatidir.Ekim ortasiyla Mart basi arasinda düsürdügü gölgeler mevsimleri ve yilin uzunlugunu gösterirler.Piramiti çeviren tas levhalarin uzunlugu bir günün gölge uzunluguna esittir.Bu gölgelerin tas levhalar üstinde gözlenmesiyle günün 0,2419 bölümünde yilin uzunlugu yanlissiz olarak saptanabiliyordu.
Büyük Piramit'le dünyanin merkezi arasindaki uzaklik,Kuzey kutbuyla arasindaki uzakliga esittir ve kuzey kutbuyla dünyanin merkezi arasindaki uzakliga esittir.
Piramitin yüksekligiyle,çevresi arasindaki oran,bir dairenin yari çapiyla çevresi arasindaki oranin dengidir.Dört kenarlar dünyanin en büyük ve çarpici üçgenleridir.
Gizde'den geçen boylam,dünyanin denizleriyle anakaralarini iki esit parçaya böler.Bu boylam ayrica,kara üstünden geçen en uzun kuzey-güney yönlü boylam olup,bütün yer kürenin uzunluguna ölçümünde dogal sifir noktasini olusturur.
Büyük piramitin tepesi Kuzey kutbunu,çevresi ekvatorun uzunlugunu temsil eder.Ve iki uzunluk ayni mikyasa uygunluk gösterir."

Bunlara göre:
Acaba diyorum şimdiki zamanda insanlık bilim alanında ilerliyormu yoksa gerimi kalıyor?!

Hepsi çok ilginç ama bunlar daha da ilginç geldi..
Şimdiki matematikçiler, mimarlar, bilim adamları o zamanınkilere göre haltetmişler demeden geçemiyorum!

commodore1tr
27-01-2007, 20:50:26
Denizcilik tarihinin gelmiş geçmiş en meşhur gemisi şüphesiz Titanik'tir .Herkes tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı. Bakın bakalım.....

Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi haberi yoktu. Adı; Morgan Robertson´du, Amerikalıydı, 1861´de doğdu, gençken denizcilik yaptı, sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York'da kuyumculuk yaptı. Sonra Kipling' in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. İlk öyküsü 25 $´a satıldı, daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı. Yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış gecesinde 24.Caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı planladı. Bu bir uzun öykü olacaktı Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı, asla batmayan bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye binip, İngiltere'den ABD'ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en lüks gemisinde sürecekti. Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı. Robertson'un teması buydu, oturup yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi; "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"... Evet, yanlış okumadınız; Titan... Şimdi beraberce Robertson'un romanından bİr bölümü; "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.

"Gözcü haykırdı; Buzdağı! Birinci subay, kaptana haber verdi ve derhal makine dairesine tornistan emri verildi. Fakat dev gemi durmuyordu, hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla yardımcılarının çaresiz bakışları arasında buzdağı Titan'ın sancak tarafına çarptı. Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi, kaptan o anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı, buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı, yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan'ın bordasını jilet gibi keserek, parçalamıştı."

Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını. Alarm verildiğini, filikaların indirilerek, önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini, yardım çağrıları yapılırken, Avrupa'nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken, dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu. Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı, dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl geçti ve başka bir zamanda, başka bir gemi, asla batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu gemisi Titanik, İngiltere’nin Southampton limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan'ı, 15 Nisan' a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya çıkan bir buzdağı batmaz denen Titanik’in katili olacaktı. Yukarda okuduğunuz Robertson'un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın Morgan Robertson Titanik'den 14 yıl önce yazdığı romanında daha neleri bilmişti;

Robertson'un romanındaki Titan adlı gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra Titanik de aynı limandan yola çıktı.

Romandaki gemi ile, Titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. Titan 248 metre, Titanik 252 metreydi.

İki geminin ağırlıkları da çok yakındı. Robertson romanında Titan'ı 70.000 ton ağırlığında yazmıştı; Gerçek Titanik ise 66.000 tondu.

Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er yolcu taşıyorlardı. Gerek romandaki hayali Titan'a gerekse de gerçek Titanik'e Avrupa nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.

Robertson'un romanındaki dev Titan, New Foundland yakınında; Kuzey Atlantik de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek; Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta, aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.

Ve her iki gemide de; yeterince cankurtan filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu; Titanik de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.

Sonra... Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve kayboldu. Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... Robertson'un romanındaki Titan'da ise 1500 kişi ölüyordu. Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik'e 2224 kişi binmişti.

Aynı asla batmaz denen gemi,

Aynı yerden aynı yere yolculuk,

Aynı tarihte, aynı yerde kaza,

Aynı buzdağı ve aynı tür batış,

Aynı yolcu ve ölü sayısı,

Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...

Morgan Robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı, daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik tedavi gördü. Sonra yeni biröykü yazdı, bir Fransız dergisinde yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu. Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak, Mart 1915'de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama veda etti. Asıl inanılmaz olay burada çünkü Robertson Mart 1915de öldü. Yani gerçek Titanik in batışından üç yıl sonra...Ve hiç kimse Robertsonla ilgilenmedi, yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titaniki aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.

Kimse onu anımsamadı, ta ki 1980lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar... Morgan Robertson;Titanik batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl yazmıştı ? Raslantımıydı? O, başarısız bir yazar olarak tarihin karanlıkları arasında kayboldu, şimdi ise ruhu hatırlanmanın sevinci içinde olmalı... Kehanet sıradan bir iş değil, ve asıl gizem kendi yapısında, ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor; oysa gelecekte nelerin olacağı konusunda çevremiz sayısız ipucu dolu; yeter ki görmek için çaba gösterelim.
Titanik in gizemi burada bitiyor mu ? Hayır bitmiyor .Dahası da var; devam edelim...
Kanada, Winnipegde Rosedale Metodist Kilisesindeyiz, Rahip Charles Morgan bir pazar sabahı erkenden kalkmış, o günkü ayin için hazırlık yapıyordu. Okunacak ilahinin numarasını karatahtaya yazdı. Tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra, ayine kadar biraz uyumak amacıyla odasına çekildi ve derin bir uykuya daldı. Birden kendini çok canlı ve etkin bir rüyanın içinde buldu. Karanlıkların içinde, dev bir kütle vardı, dalgaların sesleri duyuluyordu, çanlar çalıyor ve Rahip Morganın çok uzun yıllardır işitmediği bir ilahi duyuluyordu. Rüya o kadar etkili ve rahatsız ediciydi ki, Morgan uyandı, ilahi ve çan sesleri kulağından gitmiyordu. Saatine baktığında, fazla zaman geçmemiş olduğunu gördü, rüyanın kötü etkisinden kurtulmaya çalışarak yeniden uyumaya çalıştı ve yeniden uykuya daldı. Rüya tekrar başladı, ilahi, çan sesleri, karanlık, dalga sesleri ve devrilen dev kara kütle. Morgan bu kez, panikle uyandı ve kendini boş kiliseye attı, karatahtaya giderek o bir türlü kulaklarından gitmeyen ilahinin numarasını yazdı. Ayin saati gelmişti, cemaat toplanıyordu, Rahip Morgan ilahiyi başlattı, notalar kilisede çınlarken, aynı anda binlerce mil ötede okyanusun ortasında aynı ilahi buzlu denizi çınlatmaktaydı; "Duy, Kutsal Baba, Sana denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz." İlahi biterken, Rahip Morganın gözlerinden yaşlar akıyordu. Aynı günün sonraki saatlerinde, Rahip ilahiyi okudukları sırada Atlas Okyanusunun derinliklerinde büyük dramın yaşandığını öğrendi. O gün, 14 Nisan 1912´idi ve Atlantikin kuzeyindeki buzlu sularda Titanik suların içinde yokolmuştu.
Peki bununla bitti mi? Hayır gene bitmedi....
Titanik battığında, ünlü İngiliz gazeteci William T. Stead gemide bulunuyordu.1892 yılında Stead hikayeler yazarak yaşamını kazanıyordu. Gazeteciliğinin yanısıra Stead, ölüm ötesi ve Spiritüaliizm ile yani Ruhçuluk’la da ilgileniyor, araştırmalar da bulunuyordu. O yıl yazdığı kısa hikayelerden birinin adı neydi biliyormusunuz? "Titanik" ve yine Titanikden 20 yıl önce...YineTitanikde olduğu gibi, Steadın hikayesindeki Titanikde bir buzdağına çarparak batıyordu. Ve Stead'ın yazdığı hikayede, Stead kendisini kazadan kurtulan biri olarak anlatıyordu. Ve; 20 yıl sonra gerçek Titanik batarken, o buzlu ve soğuk denize gömülenlerden birisi Stead ın gerçekten kendisiydi. Ama; sonu romandaki gibi olmadı çünkü kurtulamayacaktı. Zira bu roman gerçekti ve başka bir romancı tarafından yazılmıştı. O anda Stead ne düşünmüştü? 20 yıl önce yazdığı hikayeyi düşünüp, kurtulacağına inanıyormuydu? Bunu asla bilemiyeceğiz...
Peki şimdi bitti mi? Maalesef gene bitmedi....
Biri daha var. Ama çok daha sonra; 1935 de... William Reeves adlı bir denizci bu; İngiltereden Kanadaya giden "Titanian" adlı kömür yüklü buharlı gemi; soğuk bir Nisan gecesinde Kuzey Atlantikde seyrediyordu. Bütün denizcilerin ezbere bildikleri o uğursuz yere; Titanikin battığı noktaya varmışlardı. Reeves, güverteden denize bakarak yıllar öncesindeki olayları düşlüyordu. Ve o gün Reeves in doğum günüydü, olabilir ama Reeves in doğduğu tarih çok önemliydi, çünkü Reeves 14 Nisan 1912 de doğmuştu. Yani Titanikin battığı günde. İşte tam o günde; Titanikin battığı günde Reeves doğum gününü; Titanik in battığı yerde kutluyordu. Ve birşey oldu... Reeves birden, suların kaynaştığını ve dev bir buzdağının geminin yolu üzerinde belirdiğini gördü. Tam o anda da, köprüden alarm verildi. Uzaklık yeterliydi. Mürettebat gemiyi zamanında durdurdu, buzdağının yanından geçeceklerdi ama olmadı... Çünkü bir saat içinde çevreleri; yüzlerce buz kütlesi tarafından sarıldı. Artık hareket etmelerine imkan yoktu. Reeves ve arkadaşlarının içinde bulundukları Titania adlı gemiyi, ancak 9 gün sonra yetişen buz kırma gemileri kurtardılar. Neden? Buzdağları o korkunç gecenin yıldönümünde, bir grup denizcinin orada bulunmasını mı istemişlerdi?

Evet... İnanılmaz ama gerçek zira Titanik in gizemi şaşırtıcı. Titanik şimdi okyanusun derinliklerinde uyuyor sadece bir kez ziyaret edildi. 1 Eylül 1985de Amerikalı ve Fransız uzmanlardan kurulu bir sualtı ekibi onu buldu ve görüntüledi. Morgan Robertson; Titanik batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl yazmıştı, raslantımıydı? William T. Stead 20 yıl sonra içinde öleceği geminin adını ve kendisinin de içinde bulunduğu öyküsünü, hangi raslantı sonucunda yazmıştı? Titania adlı gemiyle, Titanikin battığı günde doğan ve doğum gününde Titanikin battığı yerde bulunan Reeves in buzdağları tarafından 9 gün hapsedilmesi de raslantımıydı? Düşünür Voltaire diyor ki; "Belki de raslantı dediğimiz şey; belirli bir şeyin bilinmeyen nedenidir..." Robertson, Stead ve Reeves bizim gibi birer insandılar. Bizler gibi normal ama bilinmeyen yönleri olan insanlar. Her insan gibi... Ve siz de; bilinmeyen raslantılarla her an karşılaşabilirsiniz...

Kazadan kurtulanların anıları;

"Kazadan bir gece önceydi, karım başıma Titanikin sahibi olan White Star Şirketinin ambleminin bulunduğu kepi giydirdi, güvertedeydik ve tam o anda gökde bir yıldız parçalara ayrılarak dağıldı. Karım bundan hiç hoşlanmadığını söyledi."

Kamarot Arthur Lewis

"Babam heyecanlı, annem moralsizdi ve hayatımda ilk kez onun ağladığını gördüm. Umutsuzdu ve birşeylerin yolunda gitmediğini söylüyordu. Yedi yaşındaydım ve daha önce hiç hiç gemi görmemiştim. Çok büyüktü, herkes çok heyevanlıydı, kamaraya indik, babam anneme yatmasını ve sakinleşmesini söyledi ama annem bütün gece oturdu, ta ki kazaya kadar ve sadece ben kurtuldum."

Eva Hart

"Woolstonda yaşıyorduk, okul öğleyin tatil edildi ve Titanikin limandan ayrılışını görmeye götürüldük. Öğretmenimiz başımızdaydı, sonra Titanik yavaş yavaş iskeleden ayrılmaya başladı; bu onu son görüşümüzdü, Southampton sularında gittikçe uzaklaşıyordu. Yanımda yaşlı bir adam vardı, eliyle iyi şans işaretleri yaptıktan sonra başını salladı, sonra yüksek sesle hiç umut olmadığını söyledi."

Lois Brown Jacobs

Nasıl battı?

Titanik nasıl battı? O kadar çok kuram var ki; bunların en yenilerinden bir tanesi kasıtlı batırıldığı yolunda; tabii ki sigorta parası için. Ama buzdağının nasıl gemiye çarptırıldığının cevabı yok, yanlız ilginç iddialar ortaya atılıyor. Titanikin Kuzey Atlantikin derinliklerinde yattığını hepimiz biliyoruz. Buzdağı, gemiye sancak tarafından çarpmış ve çelik levhaları yarmıştı. Ünlü tiyatrocu Thomas Andrews gemi batarken ön tarafta bulunan beş su geçirmez kamaranın birisindeydi. Çarpmanın hemen ardından kamaralara buzlu deniz suyu dolmaya başladı. Aslında kamaraların sadece birisi delinmişti ama su kolayca diğerlerine de geçti, Andrews olayın tanığıydı yani su geçirmez denilen kamaralar su geçiriyordu. Aynı şey su geçirmez denilen alt bölümlerde de oldu ve Titanik bu yüzden kolayca battı. Jack Thayer, Titanikin batmadan evvel su yüzeyindeyken iki bölündüğüne inanıyor ve anlatıyondu ama çok kişiye göre kaza böyle olmamıştı fakat 1985de Dr. Robert D. Ballard, Titanik´i okyanusun dibinde iki parça olarak buldu. Ballard ve ekibi Titanikin pruvasından kırıldığını belirledi çünkü yara alınca gerilime dayanamamış ve denizden evvel içeri dolan sert havanın basıncıyla ikiye bölünmüştü. Bugün iki parça birbirlerinden yarım kilometre uzaklıkta ayrı yönlerde duruyor.

Titanikin batış nedeni söylenceleri az değildir;

* Titanik, kardeşi Olympicle beraber sigortalanıp, ikisi de kasıtlı mı batırıldı?

* Mürettebat ve Kaptan Smith sarhoş muydular?

* Gemi subayı Murdoch, neden kendini öldürdü?

* Kaptan Smithin de intihar ettiği, telsizle gerçekten bildirilmiş miydi?

* Niçin görevliler dürbünle çevreyi gözlemediler? Oysa bu yapılsaydı, buzdağı çok önceden görülebilirdi.

* Titanik buzdağını son anda görüp dönmeye çalışırken, önce kıçından sonra da önünden iki defa mı yara aldı.

* Su geçirmez bölmeler neden açıktı?

* Söylendiği gibi Californian adlı gemi veya bilinmeyen bir diğer gemi, Titanik i batarken görmesine rağmen yardıma gelmedi mi? Kurtulanlardan birçok kişi, bir geminin ışıklarını gördüklerine dair yeminler ediyorlardı.

* Biliyor muydunuz... Bazı yolcuların köpekleri güvertede bulunan köpek kulübelerindeydi. Bunlardan birisinin değeri 750 £´du ve 1912 yılında bu miktar çok büyük bir paraydı. Bugünkü değeri 300.000 £ olarak hesaplanıyor.

* Biliyor muydunuz... İkinci Dünya Savaşı sırasında, adı "Titanic" olan bir propaganda filmi yapıldı. Gemide gizli olarak bulunan bir Alman subayının hikayesiydi.

* Biliyor muydunuz... Yolcuların bazıları, gemi batmadan biraz evvel, jimnastikhanede bisiklete biniyorlardı.

* Biliyor muydunuz... Titanik´in birinci sınıf kamaralarının ve dinlenme salonunun bazı pencereleri ve kepenkleri, İngiltere Alnwickde bulunan White Swan Otelinden alınmıştı.

* Biliyor muydunuz... Titanikden kurtulan gemi subaylarının ve mürettebatın hiçbirisi yaşamlarının kalanında mesleklerini sürdürmelerine rağmen asla kaptan olamadılar.

* Biliyor muydunuz... Titanik, Southamptondan ayrıldıktan hemen sonra kömür depolarında yangın çıkmış ve söndürülmüştü.

* Biliyor muydunuz... Kurtulanlardan birisi olan gemi subayı Murdoch, gemi batmadan evvel intihar etti, aslında elindeki tabancayla kalabalığın filikalara hücüm etmelerini engellemekle görevliydi.

* Biliyor muydunuz... Gemi batmaya başladıktan sonra uzaklaşan ilk cankurtaran filikasında sadece 28 kişi vardı, oysa filika 64 kişilikti.

* Biliyor muydunuz... Titanik limandan ayrılmadan evvel demirlerini alırken, çıpaların birisi yakınındaki bir geminin iplerine takıldı ve neredeyse onu batırıyordu ve geminin adı Titanikin asla göremeyeceği limanın adıydı; "New York"
* Biliyor muydunuz... Faciadan hemen sonra, New Yorkda bir söylenti yayıldı; Titanikin batış nedeni bulunmuştu çünkü kargonun konulduğu yerin gizli bir bölmesinde demir kafesli bir sandığın içinde bir lahit vardı. Lahit ve içindeki Mısır kralının mumyası, ABDde gizlice satılmak üzere eski eser kaçakçıları tarafından gemiye yüklenmişti. Mısır inançlarına göre bu hırsızlık, tanrılara karşı bir hakaretti ve Anubisin kudreti buna izin vermezdi. Tanrılar Titaniki batırdı ve mumya denizin dibini boyladı. Belki... İki yıl sonra, söylenti yine başladı ama bu kez farklıydı; mumya batmadan evvel kaçırılmıştı yani gemide bulunan kaçakçılar veya kaçakçı gemicilere rüşvet vererek, mumyayı ambardan çıkarttırmış ve bir filikaya yükletmişti. Ve şirketin subaylarından birisi bu öyküyü onaylıyordu. Sonra kaçakçı rüşvet vermeye devam ederek, mumyayı Carpathia gemisine yüklemeyi de başararak, New Yorka getirdi. Ama şansı orada sona erdi, satış yapılamadı, kimse mumyayı almıyordu. Kaçakçılar mumyayı geri götürmeye karar vererek, bu kez Empress Of Ireland adlı gemiye yüklediler ve Empress Of Irelandda battı ama mumya yine kurtarıldı ve Ameriyaya geri döndü. Sonuncu kez yine bir gemiye yüklenerek, yola çıkarıldı ama kader kararından dönmüyordu. Üçüncü gemi de torpillenerek batırıldı. Geminin adı Lusitaniaidi. Kimliği bilinmeyen gizemli firavun sonunda huzura kavuşmuştu.

* Biliyor muydunuz... Titanik mitleri neredeyse sonsuzdur. Örneğin Kaptan Smithin bir bebeği kurtararak, bir filikaya kadar yüzerek götürdüğü ve sonra yine yüzerek geriye döndüğü ve gemiyle beraber battığı anlatılır. Weekly World News gazetesine göre olay gerçektir. Titanikde bulunan altınların ve mücevherlerin miktarı bilinmiyor zaten kargo kesin olarak belgelenmemişti; ama gemide kesin olarak bulunan Ömer Hayyamın el yazması mücevher işli "Rubaiyat"ı büyük kayıptı. Kargo listesinde, bir de yeni Renault otomobil vardı, İki gazeteci olan John Eaton ve Charles Haasa göre, mumyanın kaderini paylaşan gerçek birisinden söz ediyorlar; adı Frank "Lucky-şanslı" Tower. Tower, belki de gezegenin en uğursuz denizcisiydi. İlk önce Titanikde ateşçiydi, kazadan yüzerek kurtulmuş ve ölümü atlatmıştı sonra o da Empress of Irelandın mürettebatına katıldı ve o da battı, Tower bu kez çok zor kurtulmuştu. En son işini bulduğunda mutluydu ama bu uzun sürmedi, Lusitaniada iş bulmuştu, gemi ayaklarının altında sulara gömülürken Tower haykırıyordu; "Şimdi zamanı geldi mi?" Bu öykü iki gazeteci tarafından anlatılmasına ve Ripleyin ünlü "İster inan, ister inanma" külliyatında yer almasına rağmen, tarihçiler tarafından onaylanmadı; tarihçiler üç geminin mürettebat listesinde bu isimde birisinin bulunmadığını söylüyorlardı. Ripley ise, gemicinin adının farklı olduğunu söylerek, işin içinden sıyrıldı; peki üç gemide de aynı isimli biri var mıydı? Evet, bir değil, birkaç kişi vardı ama bunların aynı kişiler olup olmadığı asla anlaşılamadı. Fakat bunlardan birisinin öyküsü kesin gerçekti; Aslında Titanik'in kamarotlardan Violet Jessup, White Star Gemi Şirketi'nin gerçekten de lanetli kişisidir. Genç kadın, önce şirketin Olympic gemisindeydi, geminin Hawke şilebiyle çarpışıp batmasından kurtuldu, sonra Titanikde de hemşire asistanı olarak görevlendirildi ve yine kurtuldu. Violet, Şirketin üçüncü gemisi olan Britannicde görevini yaparken son yolculuğuna çıkmıştı. Violetin kaderi White Star Şirketinin gemileriyle aynıydı

deniz02
27-01-2007, 21:09:32
Çok ilginç olan bu durum aklıma şunu getirdi; "Morgan Robertson" gelecekte olabilecek titanik kazasını rüyasında görmüş ve etkilenmiştir, daha sonrada romanında konu olarak uyarlamıştır.
Bizzat kendi gördüğüm bir rüyayı gerçek hayatta aynen yaşadığım için, bu durumunda öyle bir şey olabileceğini düşünüyorum!

Paylaşım için teşekkürler..