PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Irak'a müdahalenin insani boyutları







ozcanhukuk
22-12-2002, 23:48:40
Malûmunuz şu günlerde Irak'a müdahale Türkiye ve Dünya gündemini işgal ediyor. Aşağıdaki yazı Körfez savaşının ardından Irak'tan Türkiye'ye mülteci akını ve mültecilerin maruz kaldığı sorunları birebir gözlemleyen gazeteci Murat Birsel tarafından kaleme alınmıştır. Anlatılan cephenin yahut Irak'ın hikayesi değildir,savaşın Türkiye'ye kadar uzanan etkilerinden olarak bir gazetecinin gözünden Irak'tan Türkiye'ye akın eden mültecilerin fotoğrafıdır. Keşke savaşlar olmasa...

ÖLÜ BEBEK KOKUSU...

Özel bir jet ile Ankara dan Diyarbakır a uçuyorduk. Uçakta bir kameraman , bir sesçi, muhabir ve prodüktör vardı.

Bir de ben...

Onlar Körfez savaşının ardından Bağdat üzerinden Türkiye ye gelmişlerdi. Diyarbakır da Kervansaray otele yerleştik. Saddam Hüseyin in kimyasal bombalarla kendi halkına yönelik kullanıp ,ayaklanmaları bastırdığı ve pek çok mültecinin Türkiye sınırına doğru yola çıktığı haberleri geliyordu. Önce Silopi ye gitmeyi düşündük. Ancak yaptığımız araştırmalar asıl göç dalgasının Hakkari ye ulaşacağı yönündeydi. Diyarbakır'a geldiğimiz Jet çoktan İstanbul a dönmüştü. Tekrar fakslar çekildi, jet birkaç saat sonra tekrar Diyarbakır havaalanına inmişti. Kameraman, muhabir, sesçi ve ben uçağa bindik. Prodüktör Diyarbakır da kalmıştı. Van a akşam saatlerinde vardık. Bir otele eşyalarımızı bıraktık bir taksi tuttuk ve Hakkari ye doğru yola çıktık.

Van Hakkari yolunda Van dan çıktığınızda koca bir dağı tırmanırsınız. O dağı tırmanıp arkamıza baktığımızda inanılmaz bir manzara vardı. Belki gördüğüm en güzel renkler en vahşi coğrafya. Sanırım Güneydoğuya ben ilk bu gittiğim seyahatte vuruldum. Bu görüntüyle hem de... Binlerce metrelik bir dağın tepesinde arkanızda ihtişamı ile batan kıpkırmızı bir gülle ve gölgesinin üzerine uzandığı kilometrelerce bir vadi. Güneşi arkamıza aldık ve Hakkari ye doğru yola devam ettik.

Nerede ise her 5-10 kilometrede bir kontrol noktasında bekleyen askerler vardı. Her seferinde duruyor ve kimliklerimizi kontrol ettiriyorduk. Hava karadıktan sonra yola devam etmememiz söylendi. Ama Hayır edecektik . Net tavrımız karşısında bize deli gözü ile baksalar da izin veriyorlardı. İznin kapısını aralayan ise o büyülü kelimelerdi Irak tan gelecek mültecileri görüntülemeye gidiyoruz.

Birkaç saat sonra yağmur yağmaya başladı. Ama ne yağmur, göz gözü görmüyordu. Hakkari yolu çetindir. Keskin virajlar ile solunuzda tepesini göremediğiniz bir dağ sağınızda ise delicesine akan ZAP sizlere eşlik eder.Zap a bakması bile ürkütür insanı. Gece karanlığında kontrol noktaların arasında zaman zaman silahlı adamlara rastladığımızı hatırlıyorum. Dost mu düşman mı, belli değildi

PKK nın bölgede korku rüzgarları estirdiği günlerde böyle bir gece yolculuğu delilikti. Biz de delirmiştik sanrım. İlk kez gazeteci cesaretini o arabanın içinde beraber yolculuk ettiğimiz JEFF adındaki kameramanda görmüştüm. Uyarılara kulak asmıyor , biz ürktükçe o gülümsüyordu. Önce Hakkari ye vardık. Durmadan devam ettik. Hedefimiz Çukurca ydı.

Çukurca ya ilk vardığımızda sabah saat 05.00 suları olmalı. Tan vaktiydi. Hava aydınlanmak üzereydi ve etraf çamur içindeydi. Yağmur sonrası etrafı yoğun bir sis kaplamıştı. Önümüzde binlerce onbinlerce insan vardı. Birkaç çadır benzeri bez parçası , tamamı açıkta binlerce insan

Etraf bir film setini andırıyordu. Bu insanlarsa tarihi bir trajedinin gerçek kurbanları.

Birkaç dakika içinde çekime başlamıştık. Dağlardan insanlar daha yeni geliyorlardı.Görebiliyorduk.Yamaçtan aşağıya ellerindeki birkaç torba ile aileler iniyordu. Yiyecek hiç ama hiçbir şey yoktu. Hayatımızın en korkunç görüntülerini kameraya ve hafızamıza kaydetmeye başladık. Etrafta soğuktan yüzleri gözleri morarmış çocuklar vardı. Yalınayaktılar. Herkes koca bir çamur denizinin içinde yüzüyor gibiydi. Çadıra benzeyen birkaç çaput ve naylonun altında ısınmak için kadınlar birbirine yakın duruyorlardı. Her naylonun altında nerede ise 20 -30 kişi vardı. Yanlarda kalanlar çamurun içindeydiler.Yer çamurdu, her yer çamur içindeydi...

Büyükler günlerdir yürümenin yorgunluğu ile çaresizce yere , çamurun içine çömelmişlerdi çocuklar kadınlar çamurda oturuyordu.. Ve hava soğuktu,. İnanın çok soğuk.Yağmur bir duruyor bir başlıyordu. O koca karabulut aklımda kalmış bir de. Naylon parçalarının üzerine çöreklenmiş o kara bulut...

Irak tan sınıra yürüyene kadar birkaç gün geçmişti. Birkaç gündür dağlarda patikalardaydılar. Hepsi ayrı yollardan gelmişti. Bu çamur deryası son bir kaç gün öldürülme korkusu ile kıyaslandığında yine de iyi gibi geliyordu çoğuna.

Etrafta BBC ekibi vardı bir de Fuat KOZLUKLU. İkimizde aynı şirkette çalışıyorduk. Vise News. Sonradan Routers olmuştu. Dizlerine kadar çamur içindeydi Fuat'da.. Benim de durumum birazdan aynı onun gibi oldu. Yağmur yeniden başlamıştı ama durum o kadar çaresizdi ki yağmurdan sığınacak bir gölgelik bile yoktu. Türkiye sınırında askerler çaresizlik içinde gelenleri Türkiye ye sokmamaya çabalıyorlardı ama mümkün değildi.Onlar da bu trajedi karşısında ne yapacaklarını şaşırmış gözüküyorlardı

Arada bir uzaklardan bir bombaya benzer patlama sesi duyuluyordu. Mayın olduğunu anladık kısa süre sonra. Sınırı öbür taraftan geçmek isteyen mülteciler mayınlara basıp ölüyorlardı.

En korkunç resim ise elinde mosmor bir bebek ölüsü olan kadındı. Yağmurun altında kıpırdamadan ayakta duruyordu. Öfke'nin çaresizlikle nasıl bulamaç edilip gözlere akıtıldığını o kadında görüyorduk.Ağlamıyordu. Sadece duruyordu. Öylece bize bakıyordu. Kimse aldırmıyordu kadına. Biraz ötesinde bir adam. İki gündür taşıyor bebeği bize vermiyor dedi.

Çadırların arasında yürürken ağıtlar yükseliyordu. Yüzlerce çadırın hepsinde en azından bir ölü, bir kayıp vardı. Kimsenin kimsenin derdine derman olacak durumu da yoktu. Felaket karşısında can derdi bu olmalıydı işte. o an tek istedikleri yağmurun durmasıydı. Tüm hayat gayesi, her şey, her şey yağmurun durması.

Kamerayı sık sık siliyorduk. Hava o kadar soğuktu ki objektif sık sık buğulanıyordu.

Ağladığımı hatırlıyorum. Daha doğrusu bir yandan çekim yapıyor bir yandan ağlıyorduk. Kimse kimseyle konuşmuyordu. iz de sadece çekiyor mikrofonu uzatıp bir kaç soru soruyorduk. Bir şeyler yapmak istiyorduk ama kime, hangi birine.

Çekimlerimizi yaptık geldiğimiz arabaya bindik ve hemen Van a doğru yola çıktık. Arabada saatlerce konuşmadan yolculuk ettik. Biz geri geliyorduk ama onlar orada kalmıştı. Görüntüleri Van daki otel odasında montajladık ve bizi bekleyen jet e verip Diyarbakır a yolladık.

Dünya nın Türkiye Irak sınırında gördüğü ilk görüntüler bunlardı işte.

Ertesi gün Van dan Çukurca ya taşınmaya karar verdik. Bir ilkokulun bahçesine konuşlanmıştık. Bahar aylarıydı. hava bir açıyor delirtici bir sıcak başlıyor aniden dağların ardından çıkan bulutlar baskın yapar gibi yağmur indiriyordu. Gelenlerin sayısı ise her gün bir kat daha artıyordu. Sınırdaki görüntüler yavaş yavaş dünyayı ayağa kaldırmaya başlamıştı.

Açlık korkunç boyuttaydı. Çukurca daki ekmek fırınlarının önüne binlerce kişi birikiyordu. Ama yetmiyordu , yetmesinin imkanı yoktu. Tek tük gelen yardımlar ise izdiham yaratıyordu.her gün kampın içine girip bu açlık manzaralarını ekrana taşıyorduk. Bir gün kameramızı bir yardım kamyonunun önüne koyduk ve beklemeye başladık. O görüntüleri hatırlarsınız belki... Hani bir kamyonun üzerinde insanların ekmek almaya çalışan ellerinin uzandığı görüntüyü.

O ellere sopayla vuran adamın görüntüsünü#8230;

Yaklaşık bir saat boyunca bir yardım kamyonunun vahşi hayvanlar gibi çaresiz insanlarca nasıl mantıksızca ,hırsla talan edildiğini çekmiştik.

Bu görüntüler Amerikan kamuoyunu harekete geçirmişti. Bir süre sonra birkaç tonluk yiyecek paketleri savaş uçakları tarafından Çukurca daki kampa atılmaya başlandı. İlk tablo trajikti. Yardımları almak için sürü halinde koşan insanların üzerine düşen yiyecek paketlerinin altında üç kişi ezilip ölmüştü. her şey o kadar büyük bir karmaşa içindeydi ki yiyeceklerin altında kalıp insanların öleceği düşünülmemişti ne yazık ki...

Daha sonra bu yardım sandıklarının atılması kamp dışına kaydırıldı. Kilometrelerce koşuyorduk sandık paraşütlerinin peşinde. Dağlara atılıyordu. Erkekler çadır benzeri paravanlara yiyecek getirmek için bu sefer keçilerle yarışıyordu.

Yiyecek paketleri atılmaya başlansa da kampta durum berbattı. Salgın hastalıklar yüzünden ani ölümler başladı. Kampın birinci haftası dolarken saddam'dan kaçanlar şimdi de hastalıklara yakalanmışlardı.

Ölü kokusunu ilk duyduğunda insan konduramıyor. Yok canım diyor... Ama bir süre sonra havada asılı duran o kokusunun insanların çürüyen bedenlerinden yükselen kokular olduğunu anlıyor. Kampı bir süre sonra kesif bir ölü kokusu sardı. İlk ölenler elbette bebekler ve çocuklardı. Bir süre sonra bir kepçe gelip kampın yanındaki yamaca mezarlar kazmaya başladı. Küçük bebek mezarları. Onlarca, yüzlerce,yan yana Bir ayin gibi her aile geliyor beyaz bir örtüye sarılı küçük bir külçeyi kalbinin yarısı ile beraber yan yana kazılan bebek mezarlarına gömüyordu. Allah ım ne kadar çoktular. yan yana mezarlar topluca kapatılıyordu. ne bir taş ne bir iz...

Kadınların çığlıkları yankılanıyordu. Mezarını bile bir daha göremeyecekleri bebekleri gömerken ne saddam ne Amerika umurlarındaydı. Acı , o kesif ölü kokusun bile gölgede bırakıyordu.

Çukurca ya bir gün yolunuz düşerse tepedeki karakolun yanındaki yamaca dikkatle bakın. Bir savaşın bebek kurbanları yatıyor o yamaçta...

İnsanlar günler geçtikçe kirden görünmez bir hale gelmişlerdi. Çadırlar dağıtılsa da her şey bir izdiham ve karmaşa içindeydi. En büyük trajedi ise bu insanlarla oturup konuştuğunuzda ortaya çıkıyordu. Gelecekleri yoktu. Ne olacaklarını bilmiyorlardı. Umutsuzluğun rengi neydi diye sorarsanız,kampın üzerindeki bulutlar gibiydi diyeceğim sizlere.

Karaydı ve karanlıktı

Ara sıra jiplerle sınırda mülteci aramaya çıkıyorduk. Dağlarda yollarını şaşırmış mültecilere rastlıyorduk. Dağ köylerine sığınmışlardı. Çukurca e mülteci gelmişti. Herkesin yaşama standardı aynıydı. Köylüler azınlıkta kalmıştı . Bir kenarda yorgun askerler duruyordu. Herkes mi perişan durumda olur? Herkes perişandı. askerler günlerdir yorgundular ve odunlardan yaktıkları bir ateşte çay kaynatıyorlardı. Ne büyük nimetti çay...

Nerede ise bu tamamı gerçek filmin üzerinden 12 yıl geçmiş. O günlerde bir ay boyunca Çukurca da kalıp bir trajedinin günlüğünü tutmuştum.

Peki şimdi bunları neden yazıyorum ?

Tuzu kuru bir şekilde İstanbul da Ankara da Washington#8217;da Irak#8217;a karşı bir operasyondan sonra kaç kişinin sınıra geçeceği gayet normal bir bir şeymiş gibi anlatılıyor. Hesaplar yapılıyor. Kimseden yine çıt yok.Yaşamayan bilmez elbette ama benim gözümde oluşacak tablo üç aşağı beş yukarı canlanıyor.

Hatırlatayım dedim.

Her şey masa başlarında çıkar hesapları gözetilerek yapıldığı kadar hesaplı gitmeyecek insanlık adına. Emin olun.

Orada o dağlardaki ölü bebek mezarlarının yeri kaybolup gitse de ölü bebek kokuları daha hafızalardan silinmedi. Yeni mezarlar açılacak. Ben kendi adıma söyleyeyim bu pervasızlıktan bu sorumsuz , vurdumduymaz tutumlardan hesaplardan insanlık adına utanç duyuyorum.Hala bir şeyler yapılabileceğini umuyorum.

Duyururum

necocum
23-12-2002, 09:54:38
Olayın bilinmesine rağmen,nedendir bilinmez gözardı edilen yanı da bu...
İnsanlar....
Zaten yıllardır sefil olan,çaresiz olan bir yanda ambargo diğer yanda Saddam arasında sıkışan,şimdide savaşa sürüklenen ve bu yazılanları yaşamasına göz yumulan buna itilen 'IRAK HALKI'....
Savaşlar eskisi gibi askeri güçlerin bir ova da karşı karşıya gelerek, bandolarla,davullarla,trompetlerle yaptıkları muharebe değil ki, sadece SAVAŞÇILAR ölsün.
Artık cesareti olan,ölümü göze almış insanlarda pek savaş meydanlarında yok.
Çünkü SAVAŞ MEYDANI yok.
Silah icat olduktan sonra bozulan mertlik,şimdi iyice ayağa düştü.
Artık binalara, petrol kuyularına dokunmayan hatta belki hayvanlara bile zarar vermeyen,SAPI SAMANI AYIRMADAN, insanları katleden silahlar bir yanda .
'BANA DOKUNMAYAN YILAN' Irak ta istediğini yapabilir diyen ülkeler ve insanlar bir yanda....
Tıpkı Yıllardır Bosna da,Kosova da,Afganistan da Arnavutluk ta, Filistin de olduğu gibi.
Bu ülkelerin ve insanlarının ORTAK ÖZELLİKLERİ dikkat çekici değil mi?.......
Şimdi ABD en az kendi kadar tehlikeli bir ülkeye saldırmayı planlıyor, kimsenin ne dediğine aldırmadan.
Neymiş Irak ta Nükleer-Biyolojik ve kimyasal silahlar varmış!...
Ve Saddam tehlikeli imiş.
Bu silahlar İsrail de yokmu?
Şaron, Saddam dan daha mı az tehlikeli?
Üstelik Saddam halkının % 90 dan fazlasının oyunu alarak seçilmedi mi?
O zaman rejimi niye yıkmak istiyor başa niye başkasını geçirmek için DÜNYAYI SAVAŞA SÜRÜKLÜYOR...
Asıl soru ise TÜRKİYE;
Bu kişiliksiz ve çaresiz ABD bağımlılığı...
Bugün okudum,biz eğer bu Irak operasyonunda ABD'ni yanında yer alırsak,
SAM AMCA(!) bize 3,5 Milyar $ yardım yapacakmış. 2,2 milyar doları askeri hibe 750 milyon $ düşük faizli kredi.
İlave olarak da 20 milyar dolarlık helikopter ve deniz kuvvetleri için düşük kiralama maliyetli,Apachı ve benzeri helikopterleri satacak.
Bu kadar şerefsizlik ve kişiliksizlik olur mu?
Türkiye nasıl olur da böyle bir operasyona sadece ve sadece alacağı 'SADAKA'
için girer,göz yumar.Türkiye'min bir tek insanı bile, böyle bir çıkar için nasıl feda edilir.
Kendi toprak bütünlüğümüz,ülkemizin birlik ve beraberliği için sonuna kadar EVET..
Belki savaş başladığında Irak bize saldırırsa yine EVET, ama meşru bir sebep olmadan hele hele ABD'nin 'BABASINDAN YARIM KALAN İŞİ TAMAMLAMAYA AND İÇMİŞ,GÖZÜ DÖNMÜŞ BAŞKANI' nın SHOW'u uğruna ise HAYIR...
Bana göre bizim bu yaptığımız IRAK'a savaş ilanından farklı bir şey değil.
Bu savaş başlayacak öyle veya böyle bir gün bitecek, ABD de buralardan gidecek ve biz bu savaştan sonra IRAK ile komşu olmaya devam etmeyecekmiyiz.
Bu savaşta öldürülen,katledilen masum insanların vebalini TÜRKİYE nasıl taşıyacak?
O insanlardan kalan insanların nesiller boyu sürecek TÜRKİYE nefretini ve intikam duygularını nasıl ve neden taşıyacağız?
....
Bu işe sadece para için gireceksek hem neden SADDAM dan TEKLİF ALMIYORUZ..Belki o üsleri açmamak, ABD nin yanında yer almamak için daha çok milyar dolar,belki Musul ve Kerkük' ü bile verir.
Madem işin sırrı PARA...
Eğer şerefsizlik ise bari kendimizi 'PAHALI SATALIM'...

nursel yöndem
25-12-2002, 10:01:58
Halk arasında yaygın olan bir tabir vardır; “Allah korkusu olmayandan kork”. Gerçekten oldukça doğru bir söz.

Karşılığını almayacağını zannedip fütursuzca davranan insandan çekinmek, ürkmek gerekir. Ne zaman ne yapacağı belli olmayan, dengesiz tavırlarıyla bir anı bir anına uymayan insanlardan. Yüzüne gülen arkadan vuran insanlardan..

Dış görünüşüne normal insan izlenimi verip gerçekte katil olanlardan.

Asıl korkulacaklar bunu gizliden yapanlardır.

Böyle kişiler ani bir kararla bir kişinin veya bin kişinin de öldürme emrini verebilir, kadın, yaşlı veya bebek ayırımı diye birşey gözetmeyi gereksiz görür, kolaylıkla kitle katliamı yapabilirler.

Beyinleri saplantılarla dolu bu kişileri aksi yönde ikna etmek de öyle kolay iş değildir.

Böyle insanlardan insanlık, merhamet, şefkat, sevgi, adalet beklenebilir mi? “Kendi bildiğini okuma” tabiri bu kişilerin karakterinin adeta bir özetidir.

İşte ABD’nin Irak konusunda ki tavrı. Kamuoyunun itirazları, BM’nin aksi yönde sunduğu raporlar, kendi halkının, dünyanın, Vatikan’ın savaşa hayır, savaş istemiyoruz çağrılarına karşı verilen tepkisizlikler, duyarsızlıklar hepsi bu kendi bildiğini illa da uygulamanın bir gereğidir.

<span id='hl' style='background-color: #FFFF00'>Şahsi çıkarlardan gözleri dönmüş, kargaşadan zevk alan ve bunu hayatlarında bir hareketlilik ve heyecan olarak görenlerin, savaşlardan maddi çıkar elde etmeyi bir meziyet haline getirenlerin, masum insanların ölmesi konusunda ne gibi bir endişeleri veya tasaları olabilir ki?</span id='hl'>

Ancak kanımca tehlikeli olan durumlardan biri de ABD’nin bu savaşa adalet, dünya halkını tehlikelerden korumak namına girecek olmasıdır. İşte bu ikiyüzlüğünün en açık göstergesidir. Bunu makul görüp, aldananların olduğunu bilmek ise daha da ürkütücü. Sözde böyle hassasiyete sahip görünerek masum insanların canına, malına, ırzına rahatlıkla göz koyabilmektedir.

Bu arada Baas’ın politikalarını yıllarca kendi halkı üzerinde zorla ve baskıyla uygulayan Saddam hükümetinin de samimiyetine inanmak mümkün değil.

Ancak burada söz konusu olan ısrarla savaşı tek çözüm olarak masaya koyan ABD’nin konumudur. Elindeki birçok imkana rağmen tercihinin savaş yanından olması üzerinden geçilecek gibi bir durum değil.

Bu savaş mevzusunun arkasındaki bir başka yönde , başta alınan bir kararın uygulanması söz konusu iken bazı şeylerin bizlere böyle yansıtılmamasıdır.

<span id='hl' style='background-color: #FFFF00'>En baştan itibaren gelişmeleri çıplak gözle bir kez daha değerlendirecek olursak, bu konuda gerek ülkemizin gerekse diğer bağlantılı ülkelerin verecek kararları olmadığını, olamadığını görürüz. Ne kadar bağımsız, yeni bir karar verilecekmiş havası verilse de aslında böyle bir durum yoktur. Sadece ABD’nin aldığı kararları pürüzsüz ve sorunsuz olarak uyup uymama konusu vardır. Genelde de, takdir edersiniz ki pek de bir problem çıkmamaktadır. Talep ettikleri şeyleri zamanında, eksiksiz, sorgusuz, sualsiz gerçekleştirme konusunda oldukça başarılıyız. </span id='hl'>

Bu nedenle hükümetin yaptığı “kesin kararımızı vermedik” gibi açıklamalar da hiç samimi görünmemektedir.


Herkes tüm çıplaklığıyla olan bitenleri görüyor. Körfez üzerinde oynanan oyunlar, savaştan çıkar sağlayacak kesimlerin kimler olduğu, müslümanların aralarını bozma girişimlerinden bir çoğumuz haberdar. Kararı başta alınan ve kötü niyetli olan bu girişimin sonunun kötü olmaması, bir insanın dahi zarar görmemesi en büyük dileğim....

Av.Fırat Bayındır
25-05-2006, 16:00:02
Zaman zaman sitede define aramak gerekiyor. Irak ile ilgili çok konumuz var burada ama bu ilklerdendi.

http://nobravery.cf.huffingtonpost.com/ dinleyin ve izleyin...