PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Elde Var Hüzün - Attila İlhan







Av.Ragıp Atay
11-10-2005, 18:02:22
Şair Atilla İlhan'ı kaybettik

Türk edebiyatının yaşayan son büyük üstadı;kaptanı,altı nesili etkilemiş şair,yazar,gerçek vatan sever,Kemalist,aydın Attila İlhan'ı kaybettik.O hayatını kaybetmedi biz O'nu kaybettik.Şimdi O'nun için yüzyıllar sürecek bir yolculuk başlıyor.Türkçe var oldukça,okundukça yazıldıkça Attila İlhan büyümeye,yaşamaya devam edecek.

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

Av.Başak Şahin
11-10-2005, 22:58:20
O'nu ne kadar tanıyoruz;bikaç aşk,sevgi şiirinden başka neyini biliyoruz;fikirlerini,ideolojisini ne kadar öğrenmek ve yaşatmak istiyoruz;Atatürkçülüğünü ne kadar örnek alacağız;Trt 2'deki edebiyat programını kaç kişi takip ediyordu... bilmiyorum ama yerine asla bir başkası konulamayacak bir avuç insandan bir tanesiydi,peki onlar tamamen tükenince ne olacak?Ne yapacağız biz?Atilla İlhan da yılda bir kere anılıp geçilenlerden mi olacak,bu lafta olmasın,O'nları gönülden içimizde yaşatalım,O'nları okuyalım ve gelecek nesillere okutalım...

AFR
12-10-2005, 08:13:55
Atilla İlhan en çok sevdiğim şairlerdendir.
Kendisine Allahdan rahmet tüm sevenlerine
başsağlığı dilerim.

Av.Ömer Faruk Daş
12-10-2005, 09:10:21
Siyasi görüşlerine hiç katılmadığım büyük insan büyük sanatçı ruhun şad olsun

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
12-10-2005, 16:03:29
YAĞMUR KAÇAĞI

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çırpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

Atilla İlhan

Av.Ali Sinkay
13-10-2005, 08:29:39
Sayın Başak Şahin,
Bu millet yerine çok daha iyilerini koyabilir.

an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür

Av.Tayfun Eyilik
13-10-2005, 10:29:27
İlk kez üçüncü şahsın şiiri ile tanıştım Atilla İlhan ile o şiirle "kanıma girmişti" ilk kez. Belki o zamanlar benimde üçüncü şahıs olmamdandır kimbilir belkide.

Ondan sonraki zamanlarda k kız arkadaşlarımın gönlüne girebilmek (hadi açıkça söyleyeyim tavlamak) için ne çok şiirini ezberlemiştim. Aşık olduğum zamanlarda veya terk edildiğim zamanlarda sevdiğime içimden geçenleri anlatabilmek için aradığım her kelimeyi her cümleyi o daha önce bulmuştu, buluyordu...

Ne aşklar yaşadım onun şiirleri ile

Şimdi kim söyleyecek kim...

hamdibatal
22-10-2005, 11:12:26
seni seviyordum, seviyorum ve seveceğim...

number_one
29-10-2005, 15:45:30
AN GELİR

paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpadapir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâk
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanun-i süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür...



atilla ilhanla lise 2 de edebiyat hocamım verdigi "atilla ilhan hayatı ve şiirleri"adlı dönem ödevi ile tanıştım.tanıdıktan,şiirlerini okuduktan sonra tanımakta ne kadarda geç kaldıgımın farkına vardım.bir dünya adamı,bir anadolu insanı,hem modern hem köylü,dünya edebiyatının seçkin, ilerici geleneğine bağlı, ama, ayaklarını bu topraklara basan bir kültür ve eylem adamı atilla ilhan...
Ruhu şad olsun...

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
09-10-2006, 20:21:18
http://www.mantikweb.com/siirler/ailhan_daire.gif


ATTİLA İLHAN (1925)


15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu. Askerliğinden önce ve sonra üç kez gittiği Paris'te altı yıl kaldı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı.

10 Ekim 2005 Pazartesi gece saatlerinde İstanbul/Maçka'daki evinde 80 yaşında öldü.

1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayınladı. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürmektedir. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya dönüş yaptı. "Sekiz Sütuna Manşet", "Kartallar Yüksek Uçar" ve "Yarın Artık Bugündür" halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.


Şiir Kitapları

Duvar (1948)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1961)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutuklunun Günlüğü (1973)
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun Krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)
Kimi Sevsem Sensin (2002)

Romanları

Sokaktaki Adam (1953)
Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
Kurtlar Sofrası (1963)
Aynanın İçindekiler :
- Bıçağın Ucu (1973)
- Sırtlan Payı (1974)
- Yaraya Tuz Basmak (1978)
- Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981)
- 'O Karanlıkta Biz' (1988)

Fena Halde Leman (1980)
Haco Hanim Vay (1984)
Allah'ın Süngüleri - Reis Paşa (2002)
Allah'ın Süngüleri - Gazi Paşa (2005)

Öykü

Yengecin Kıskacı (1999)


Deneme-Anı

Abbas Yolcu (1957)
Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)


Anılar ve Acılar

Hangi Sol (1970)
Hangi Batı (1972)
Hangi Seks (1976)
Hangi Sağ (1980)
Hangi Atatürk (1981)
Hangi Edebiyat (1991)
Hangi Laiklik (1995)
Hangi Küreselleşme (1997)


Cumhuriyet Söyleşileri

Bir Sap Kırmızı Karanfil (1998)
Ufkun Arkasını Görebilmek (1999)
Sultan Galiyef - Avrasya`da Dolaşan Hayalet (2000)
Dönek Bereketi (2002)
Yıldız, Hilâl ve Kalpak (2004)


Attilâ İlhan'ın Defteri

Faşizmin Ayak Sesleri (1975)
Gerçekçilik Savaşı (1980)
Batı'nın 'Deli Gömleği' (Gazete yazıları, 1981)
'İkinci Yeni' Savaşı (1983)
Sağım Solum Sobe (Gazete yazıları, 1985)
Ulusal Kültür Savaşı (1986)
Sosyalizm Asıl Şimdi (1991)
Aydınlar Savaşı (1991)
Kadınlar Savaşı (1992)

Çevirileri

Kanton'da İsyan (Malraux)
Umut (Malraux)
Basel'in Çanları (Aragon)


Film Senaryoları

Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad) (1959)
Ateşten Damla (Memduh Ün) (1960)
Şoför Nebahat (Metin Erksan) (1960)
Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen) (1960)
Rıfat Diye Biri (Ertem Göreç) (1962)
Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon) (1962)


Televizyon Filmi Senaryosu

Paranın Kiri (1979)


Televizyon Dizisi Senaryoları

Sekiz Sütuna Manşet (6 bölüm) (1982)
Kartallar Yüksek Uçar (12 bölüm) (1984)
Yarın Artık Bugündür (1986)
Yıldızlar Gece Büyür (16 bölüm) (1992)
Tele-Flaş (13 bölüm) (1993)

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
09-10-2006, 20:26:40
AYRILIK SEVDAYA DAİR

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
her yerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
her şey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız.

Attila İLHAN

Av.Duygu Tekay
09-10-2006, 20:58:25
BENİ BİR KERE DÖVDÜLER



beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm

daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor

büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri

geceleyin dövdüler dişlerimi tükürdüm



emirgan'la aramız çok eskiden beri yok

niye ölmedim diye bana bozuluyor

ötekiler şurda burda azar azar gördüğüm

çakıdan bozma itler sustalı birileri

fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum

bir vakit omuzlarım tutmadı dişlerimi tükürdüm



boşyerlerime vurdular yumrukları duruyor

gecenin bir saatinde gizlice kustum

bir böcek yürüyordu boynumdan içeri

burnum mu kanıyordu ağlıyor muydum

büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri

ayıran eden çıkmadı susadım su veren yok

kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm

çocuk sıcaklığına sığınıp uyumayı

omzum bir vakit tutmadı dişlemi tükürdüm



fakat çok fena dövdüler size ne söylüyorum

daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor

hiç kimse o halimde görsün istemiyordum

eczane aramak filan aklımdan geçmedi

sıcak bir şeyler içmek otelde motelde

kavgalı olmasaydık belki seni düşünürdüm

dağıtılmış suratımı avuçlarına saklamayı

ağlamayı düşünürdüm kim bilir belki de

bir vakit omzum tutmadı dişlerimi tükürdüm



beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm

daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor

büyükdere'de dövdüler emirgân ve birileri

senin için dövdüler dişlerimi tükürdüm

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
09-10-2006, 21:34:35
"...´Dine Değil; Dini, Ecnebinin Kullanmasına´ Karşı!.."

(Alıntı/1. ''...sizce, neresinden bakılsa ilginç şu sözleri, kim söylemiş olabilir? Hele bir düşünün:

''...cenâb-ı risâletpenah efendimiz, ehl-i İslâmın, ehl-i kitâbın malûmu olduğu üzere; yaradan tarafından, dini gerçekleri insanlığa duyurmak ve anlatmakla görevlendirildiler. Ve ismi 'Peygamber'dir, yâni haber ulaştırmakla görevlendirilmiştir; Cenâb-ı Hak, Kur'an'ın değişmez hükümlerinde, kendisine saltanat, emirlik, padişahlık vermiş değildir; hükümdarlık vermiş değildir; peygamberlik göreviyle gönderilmiştir. Elbette, gerçek görevinin olgunluğuna sahip olan Cenâb-ı Peygamber, bütün dünyaya bu gerçeği tebliğ etti...''

''...fakat bu çağrıya uyulmadığı için, Cenâb-ı Peygamber, kendilerine bağlı olanlarla beraber oluşmak, düzenlenmek ve bizzat bir yönetim oluşturmak için; askeri bir kuvvet meydana getirmek ve 'peygamberlik' görevini, böyle bir kuvvete ve hükümete dayanarak yerine getirmek zorunda kaldı; böylelikle asıl ve özel görevine, parlak bir görevi ekledi. Bundan başka efendiler, Peygamber'in ölümünden sonra söz konusu olan şey; bir 'emirlik' oluşturulması ve bu 'emirliği' meydana getiren insanların başına bir 'emîr' seçilmesi sorunuydu. Hz. Ebûbekir,'emîr' olarak seçildi. Hz. Ömer de 'emîr' idi; hatta büyük bilginlerimiz bilirler ki Hazret-i Ömer'e 'Hâlife-yi Resûlullah' dediler; o ilk kez minbere çıktı; '-...hayır, ben Hâlife-yi Resûlullah değilim; siz müminlersiniz, ben de sizin reisinizim ve emîrinizim' dedi...''

Yanıldınız efendim; konuşan ne bir müftü, ne bir hâtip, ne de 'ulemâ' dan biri; konuşan Gâzi Mustafa Kemal Paşa'dır ve bu sözleri, 16/17 Kanunsâni 1339'da (1923), İzmit Kasrı'nda İstanbul gazetecileri ile yaptığı mülâkatta söylemiştir. ...'')

Böyle konuşan bir lider...

(Alıntı/2. ''... Soğuk Savaş esnasında, Gâzi 'nin 'Komünizm görüldüğü yerde ezilmelidir' dediği, üstelik el yazısı taklit edilerek, yayınlanmıştı; sonradan bunun hakikati ifade etmediği anlaşıldı; zaten, daha önce aktardığım 'alıntılar' da, bunun bir kanıtı. Tıpkı bunun gibi, Gâzi'nin din düşmanı olduğuna dair, inanılmaz demeçler, vak'alar uydurulur. Gâzi, dine saygılıydı; düşman olduğu, dini kullanarak daima ecnebiyle işbirliği eden yobazlardı ki, zaten onlara daima 'mürteci' derdi. Aslında o, söz dinden açıldı mı, daima derli toplu, daima hürmetkâr konuşurdu. Örnek mi istediniz, buyurun:

''...Allah birdir, büyüktür. Âdat-ı İlâhiye'nin icâbâtına bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir beşeriyetin sebâvet ve şebâbet devridir; ikinci devir, beşeriyetin rüşd devridir. Beşeriyetin birinci devrinde o, tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi, yakından, maddi vasıtalarla kendisiyle iştigâl edilmeyi istilzam eder. Allah, kullarının lâzım olan nokta-yı tekâmülüne vüsûlüne kadar, içlerinden vasıtalarla dahi, kullarıyla iştigâli, lâzime-i Ulûhiyetten addetmiştir..'' (Kasım 1922)

Hepsi bu kadar mı, elbette değil, meraklısı daha nice sözlerini bulabilir; yayılmak istenilen iddiaların tersine, Gâzi 'nin bu konularda daima 'vukûfla ', daima öğretici konuştuğunu görebilir. İşte bir örnek daha:

''...'hutbe' demek, na'asa hitâb etmek, söz söylemek demektir. Hutbe'nin manası budur. Hutbe denildiği zaman, bundan birtakım mefhum ve manalar istihraç edilmemelidir. Hutbeyi irâd eden hâtiptir, yâni söz söyleyen demektir; biliyoruz ki Hazret-i Peygamber, zaman-ı saadetlerinde hutbeyi bizzat irât ederlerdi; gerek Peygamber efendimizin, gerekse Hulefâ-yı Raşidî'nin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, söylediği şeyler günün meseleleridir; o günün askeri, idari, mâli, siyâsi ve içtimâi hususlarıdır...'' (Şubat 1923)

Böyle konuşan bir lider, hele ecnebi'ye karşı inkâr edilmez bir zaferin sahibiyse, din düşmanı bir 'zındık' olabilir mi?)

Kime yarıyor, ona bak!

(...peki nedir, eğer böyle idiyse Paşa neden, din konusunda Bursa Nutku gibi son derece sert bir tavır koymak gereğini duymuş; din adına başkaldıran, ya da kaldırmayı tasarlayan Şeyh Sait, Said-i Kürdî, Derviş Mehmet ve takımına, insafsız davranmıştır. Sebep hep aynı ama, başka bir örnekle düşünelim.

Türkistan aydınları arasında uluslaşmak temayülü 'Cedit Hareketi' yle meydana çıkar; Orta Asya lı Türkler, onların sayesinde, hem Türklüklerinin hem de Müslümanlıklarının bilincine varırlar; bu da, St- Petersburg 'un, yâni çarlığın işine gelmez; 'Ceditçi' aydınları, Türkistan halkının gözünden düşürmek için, kullandıkları kimlerdir, bilin bakalım: evet, başta Buhara Hanlığı olmak üzere, oraların 'ulemâsı' . Çarlığın kışkırtmasıyla, İslamlık adına, bu ulemânın kışkırtmaları o mertebeye varmıştır ki, yanılmıyorsam, bir 'ceditçi' aydın, caminin birinde öldürülmüştür. Peki, sizce bu, İslâmı kurtarmaya mı, yaramıştır; yoksa, Türkistan'daki Türklere yurt ve ulus bilincini vermek isteyen ulusalcılığın geciktirilmesine mi? Kârlı çıkan elbette, Çarlık Emperyalizmi 'dir.

Bizimkisi de o hesap! Gâzi ulusalcı yâni anti emperyalist, devletçi yâni ecnebi sermaye karşıtı, lâik yani çağdaş ve rasyonalist bir Türkiye örgütlüyor; Batılı emperyalizm'in onu yıkmak için başvurduğu metod aynı; 'din elden gidiyor' feryadıyla, bilinçsiz Müslümanları dürtüyor, ayaklandırıyor; bu da elbette, ulusalcı devletin tepkisine yol açıyor: Gâzi'nin o şiddetli çıkışlarının asıl manası budur.

Şu halde, sözü şöyle mi bağlayalım: Gâzi, Komünizm düşmanı değildi, Meclis'te ilk Komünist Fırkası'nı kurduran odur; ama Komünizm'in ecnebi bir ülke tarafından kullanılmasına karşıdır, çünkü 'tam bağımsızlık'tan yanaydı; tıpkı bunun gibi, Gâzi İslamiyet düşmanı değildi, inkılâbın ilk yıllarındaki konuşmaları, öleceğine yakın Filistin/'Kutsal Topraklar' çıkışı, bunu açıkça gösterir; onun karşı olduğu, din-i mübin'in 'kefere' tarafından, Türklere karşı kullanılmasıdır: çünkü o, 'tam bağımsızlıktan' yanadır..

Bilmem anlatabildim mi?)


Cumhuriyet, 09.09.2005

Harun Gür
09-10-2006, 22:42:33
MUSTAFA KEMAL

dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
sol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'i kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 12:11:29
R A H M E T L E A N I Y O R U Z


Başarı yalnız yetenek değil disiplin özveri, bağımsız ve ödünsüz bir kişilik, içten bir yurt ve insan sevgisi gerektirir.
Ancak o zaman, gerçek ve hak edilmiş bir başarı olur.


ATTİLÂ İLHAN

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 12:22:09
http://www.tilahan.net/10ekim/ai-350.jpg


Türkiye

türkiye türkiye dağlarını duman almış
üzümler memleketi tütünler memleketi
türkiye türkiye çok gülmüş çok ağlamış
sabırlı bağrıyanık insanlar memleketi
bulut gibi köpürmüş topraktan bereketi
pehlivan dağlarında şafaklar büyümüş
ya o nehirler delirip gün gür gelirler
bir şarkı gibi dağdan denize yürümüş

sen türkiye'sin sağdıcım kirvem Türkiye
insanların insanların ah senin insanların
morca gözlerinden öpsem namuslu gözlerinden
asiye'm işveli hatice fistanı dal işlemeli
sen kırk köyün içende şanlı zeyneb'im
şahan'ı vurdular yirmi yaşında köprü başında
gel yılmaz mahmud'um gel bilaloğlan
arabamın atları deh deh amanda
ha burası Karadeniz gemiler yatar limanda
deryalar aslanı şem-i bahri kâmil reis
bu insanlar senden gelir sana gider
tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye

sen türkiye'sin ekmeğim tuzum türkiye
omzumda mavzer koynumda çevresin
ve kıl heybemde taze lor peyniri
gök rengi süt karanfil rengi şarap
batan güneş gibi bakır taş kömürü
ve rüzgara vermiş saçlarını nefti ormanlar
ve köylere karşı sarışın harmanlar
ferik elması kavun karpuz dut ve kayası
fındık da sende bademde sen de ceviz de sende
alnımın teri gözlerimin nuru türkiye

sen türkiye'sin evim barkım köyüm obam türkiye
o senin çift çarşılı harp görmüş şehirlerin
sahilde mersin yayla türküsü Konya
adana'nın yolları taştan yola çıkıp maraş'tan
ezanla birlikte vardık bir akşam urfa'ya
bursa'nın ya bursa'nın ufak tefek taşları
uçan yıldızı dondurur ardahan'ın kışları
erzincan'da bir kuş var kanadı gümüş pul pul
ve göğe kılıç gibi çekilmiş minarelerini
şehirler padişahı canım istanbul

türkiye türkiye ay'lı yıldız'lı türkiye
sen mehmed'sin omuzlarında anadolu yaylası
aladağlar toroslar dev gibi gövden
sen şehit oğlu şehit babası
sana selam olsun dünyadan hürriyetten

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 12:30:00
Elde Var Hüzün

söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

Harun Gür
10-10-2006, 14:20:45
ELİMDEN GELEN BU

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Çoğalmak neyse ne azalmak zor
Birisi seni her an bırakıp gittiğim
Öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
Ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
Gözlerine kirli bir bulut getirdim
Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
Birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
Yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
Bir yerin üşüse onun sıcaklığı
Öbürü en içten çağrını işitmiyor
Alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
Bakışları kıyısız deniz uzaklığı

Elimden gelen bu ben iki kişiyim
İkisi birden çıkmaya uğraşıyor
Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
Birisi yeni baştan serüvene başlamış
Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
Çoğalmak neyse ne azalmak zor

Harun Gür
10-10-2006, 14:22:57
HARP KALDIRIMINDA AŞK

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
hiç görmediğim yıldızlar gözlerine doğmuş
bir büyüklük duygusu dağlar gibi yüreğinde
ah biz mutluluğu böyle aranıp duracak mıyız
yağmur hep böyle yağacak mı hatıralara
eksik olan bir şey var sana bana dair
belki bir rüzgar belki rüzgardan da hafif
ama kalbimiz yine uzak bir deniz gibi boş
heybetli gurupların belirdiği saatlerde

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan
her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış
nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne
şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor
güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini
belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış
senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda
mahzun esirler harp şarkıları kadar mahzun
gizlice talim ediyor hürriyet adımlarını

sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin
ah şu harp bitse rüzgar gibi bir nefes alabilsek
kimseler kimseler çıkmasa yolumuzun üstüne
yağmur yağsın varsın ıslansın saçlarımız
yalnız duyulmaz olsun göğsümüzdeki darlık
dilimizdeki kilit kolumuzdaki zincir
ömrümüz meçhullerden meçhullere akıyor
saatler bizim değil kitaplar bizim değil
bizim değil yaşamak bizim değil hiçbir şey
kendi dünyamızda yabancılar gibiyiz
ya çok erken ya çok geç doğmadık mı sevgilim
buna rağmen mutluluğa inanıyoruz

Harun Gür
10-10-2006, 14:26:20
KARANTİNALI DESPİNA

bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın ' kara kız ' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfez'de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'yla ispilandit palas'ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması

Harun Gür
10-10-2006, 14:28:02
KİMİ SEVSEM SENSİN

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırmızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman deliniyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor
* * *

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum

Harun Gür
10-10-2006, 14:30:22
SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin

Av.Ragıp Atay
10-10-2006, 17:23:54
Attila ILHAN anisina SAYGIYLA...

an gelir
paldir kuldur yikilir bulutlar
gokyuzunde anlasilmaz bir heybet
o eski heyecan olur
an gelir biter muhabbet
calgilar susar heves kalmaz
satârâbân olur

sarabin gazabindan kork
cunku fena kirmizidir
kan tutar / tutan olur
sokaklar kusatilmis
karakollar taranir
yagmurda bir militan olur

AN GELIR

omrunun hirsizidir
her olen pisman olur
hep yanlis anlasilmistir
hayalleri yasaklanmis
an gelir simsek yalar
masmavi dehsetiyle siyaset

meydanini
direkler catirdar yalnizliktan
sehpada pir sultan olur

son umut kirilmistir
kaf dagi'nin ardindaki
ne selam artik ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namli masal sevdalilari
evvel zaman icinde
kalbur saman olur
kubbelerde uguldar bâkî
cesmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî suleyman olur

gorunmez bir mezarliktir zaman
sairler dolasir saf saf
tenhalarinda siir soyleyerek
kim duysa / korkudan olur
-tahrip gucu yuksek-
saatli bir bombadir patlar
an gelir
Attila Ilhan olur


Attila ILHAN

Av.Esin Kılıç
10-10-2006, 17:29:35
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince
Felaketim olurdu, ağlardım
Beni sevmiyordun, bilirdim
Bir sevdiğin vardı, duyardım
Çöp gibi bir oğlan, ipince
Hayırsızın biriydi fikrimce
Ne vakit karşımda görsem
Öldüreceğimden korkardım
Felaketim olurdu, ağlardım
Ne vakit Maçka'dan geçsem
Limanda hep gemiler olurdu
Ağaçlar kuş gibi gülerdi
Sessizce bir cigara yakardın
Parmaklarımın ucunu yakardın
Kirpiklerini eğerdin, bakardın
Üşürdüm, içim ürperirdi
Felaketim olurdu, ağlardım
Akşamlar bir roman gibi biterdi
Jezabel kan içinde yatardı
Limandan bir gemi giderdi
Sen kalkıp ona giderdin
Benzin mum gibi giderdin
Sabaha kadar kalırdın
Hayırsızın biriydi fikrimce
Güldü mü cenazeye benzerdi
Hele seni kollarına aldı mı
Felaketim olurdu, ağlardım.

Attila İlhan

Av.Esin Kılıç
10-10-2006, 17:34:55
Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..

Attila İlhan

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 17:44:38
Duvar

ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
- dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar

yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
adeta birden bire aydınlandı zindan
onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
ve omuzlarında delikanlı gölgesi

o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
o sırt üstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
bir sana bakardı bir bana bakardı
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
tarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
ah işte annesi annesi sevgilisi

işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk

dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda

ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler

o düştü biz yine ayakta kaldık
halbuki ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz

Attila İlhan

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 17:49:31
Yağmur Kaçağı

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

Attila İlhan

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2006, 17:52:38
Ölmek Zamanı

dağılırdı saçlarınız yaz akşamı
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılması güç susmanızın anlamı
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı

(uzak bir kız sisli mavi susarsa
acılarla yüklüdür suskunluğu
akıl almaz tehlikeler içerir
hele hayatında bir sürgün varsa
kelepçe kuşlarının buz gibi uçuştuğu
o siyah tren uğultularla gelir
bütün üçüncü mevki cıgara dumanı)

bana susar bir hayalle konuşurdunuz
hani fakülteden çıkarken vurmuşlardı
kollarınızda ölen tıbbıyeli çocuk
birbirinize nasıl da uymuştunuz
sevginizde yüceltici birşeyler vardı
korku bulaşığı garip bir mutluluk
bir filmi hatırlatan belki bir romanı

(uzak mavi kız dalgasız bir su
ah onun yalnızlığı benim yalnızlığım
içimizde gemiler ansızın yol kesiyor
ansızın beni de vururlar mı korkusu
izlendiğini sanmak her gece adım adım
şehrin karanlığında devriyeler geziyor
telsizde cızırtılar / cinayet alarmı)

eflatun ve ıssız ağzınız bir muamma
susardınız arkasında susmuşluğunuzun
tekrar tekrar sizi duruşmaya çağırırlar
geç vakte kalır sorgular bitmez ama
hapislik nedir ki / unutulmak asıl sorun
seyreldikçe seyrelir istanbul'dan mektuplar
ne arayanı kalır gittikçe ne soranı

(baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum
ölüler kuşatılmış sağımı solumu
geçmişte yaşıyor biliyorum
bir anlatabilsem onsuz olamadığımı
o zaman sevmek değil ölmek zamanı)

Attila İlhan

Harun Gür
10-10-2006, 18:02:28
YAĞMURDA SİS DÜDÜKLERİ

imdat çığlıkları mıdır
bir felaketi mi duyururlar
anlaşılmaz söyledikleri
salkım saçak çökerler karanlığıma
yalnızlığımı dağıtırlar
yağmurda sis düdükleri


camlarda çehreler hayal meyal
aramızdan müthiş ayrılmışlardır
anlaşılmaz niye öldükleri
son nefeslerini tasarladıkça
insan ısrarla ölümünü yaşıyor
yağmurda sis düdükleri


yürekte keder yoğunlaştıkça
bulutlar buz tozuna yozlaşıyor
anlaşılmaz neleri götürdükleri
sabahlar olur bir türlü uyuyamam
içimde sanki şilepler çarpışıyor
yağmurda sis düdükleri

Harun Gür
10-10-2006, 18:04:32
YAĞMUR GEMİLERİ

o gemiler ki yağmur taşır
gece sabaha karşı birden
korkularımıza bulaşır
gök gürültüsüyle derinden
o gemiler ki yağmur taşır
gözümüz kamaşır şimşeğinden

o gemiler ki başkalaşır
çelişkinin diyalektiğinden
gücü çok sonra anlaşılır
insana eklediğinden
o gemiler ki başkalaşır
gelişir değiştirdiğinden

o gemiler ki şafağa ulaşır
ümitlerimizin ateşinden
devrimden devrime yanaşır
nasıl da büyür kendiliğinden
o gemiler ki şafağa ulaşır
bir çığlık gibi bedreddin'den

Harun Gür
10-10-2006, 18:05:50
YASAK SEVİŞMEK

öteki kapımdan gel bunu açamazsın
eski gözlerinle gel öldürmek vakti gel
hem tetik bulun ardında biri olmasın
hanidir ben bu evde saklanıyorum
adımı değiştirdim başka bir adla yaşıyorum
gece gündüz siyah gözlük kullanıyorum
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
sabaha karşı gel bütün gözlerinle gel

pancurların gerisinde kararıyorum
içime belalar doğuyor sonbahar doğuyor
telefonda sesini tanıyamıyorum
yüzün parmaklarımdan akıp kayboluyor
böyle hep bir şey kopuyor bir şey kırılıyor
sabaha karşı gel eski gözlerinle gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
hem tetik bulun ardında biri olmasın

artık hiç kimse beni yaşamıyor
aşklarımı büyük kemanlarla çizdiler
korkularım oldum bittim kimsesizdiler
yalnız bir mısra mıyım ıslanıyorum
bir revolver romanımı tamamlıyor
oyun bitti ışıklarımı söndürdüler
yokmuşsun gibi gel öldürmek vakti gel
öteki kapımdan gel bunu açamazsın
üzerime kilitleyip mühürlediler
hem tetik bulun ardında biri olmasın

Harun Gür
10-10-2006, 19:48:22
YALNIZLIĞI DENEMEK

gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın

insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın

Harun Gür
15-10-2006, 22:06:07
BÖYLE BİR SEVMEK

ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

hayır sanmayın ki beni unuttular
hala arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir

yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir.

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2007, 23:38:57
Ayrılık Sevdaya Dahil
görinen yıldız değil yir yir delinmişdür felek
gün yüzünün hasretiyle tir-i ahımdan benüm

necati

-1.
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın

-2.

rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan

-3.


ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili

-4.

yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle

-5.

sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız
.

Attila İlhan

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2007, 23:42:49
Ben artık küsüm
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına

beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
Attila İlhan


Bir kez daha rahmetle anıyoruz...

borcumwar
14-10-2007, 21:41:54
Atilla İLHAN' la babamın ben daha çocuk hediye ettiği bir şiir kitabıyla tanışmıştım...
Aşkı ozaman öğrenmiştim...

Ruhu şad olsun...

Av.Dilek Kuzulu Yüksel
10-10-2008, 20:04:40
Ruhun şad olsun Attila İlhan...


AĞIR KAN KAYBI

Biz yalnızlıktan doğduk o dağdağalı sudan
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku
Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu
Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku

Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet
Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy bucak bucak memleket memleket
Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız
Karanlık bir kapı ölüp üstümüze kapandılar
Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız

ATTİLA İLHAN

Gökhan Kartal
10-10-2008, 20:15:19
Geçtiğimiz yıl okulumuzda ki edebiyat öğretmenlerimiz ile birlikte Attila İlhan'ı anma gecesi hazırlamıştık. Gecede Attila İlhan'ın eseri olan -Sana Ne Yaptılar?- isimli şiiri seslendirmiştim. Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatında ki sevdiğim ve şiirlerini okumaktan zevk aldığım şairlerin başında Attila İlhan gelir.

SANA NE YAPTILAR

O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Saçların uzundu, omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.


Attila İLHAN

Gökhan Kartal
10-10-2008, 20:22:03
Geçtiğimiz yıllarda şarkıcı kimliği ile tanıdığımız Yaşar'ın besteleyip seslendirdiği Attila İlhan'a ait -Beş Dakika Bekle Git-

Sen İstinye'de bekle ben buradayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Bana ait ne varsa seni korkutuyor
Sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git



ATTİLA İLHAN

Deniz Yücesan
11-10-2008, 15:50:13
Dünyaya gelmeme annem ile babam arasında şiirleriyle vesile olan büyük üstadla şimdiki yaşlarımda ben sevgilerimi paylaşıyorum..
Onu çok özlüyorum..

monica
15-06-2010, 23:34:48
ATTİLA İLHAN’I ANARKEN Banu Avar (1955 - .... )
http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/4056.jpg

‘BATININ DELİ GÖMLEĞİ’NDE TÜRKİYE!
*-*-*

Bugün Attila ağabey, 85 yaşında…Attila ağabey (İLHAN) , 85 yıl önce bugün doğmuştu. Son dakikaya kadar büyük bir disiplinle ve KENDİSİ İÇİN HİÇ BİR SEY İSTEMEDEN çalıştı! Üretti..Büyük bir ışık huzmesi yarattı.. 2004’de TRT de 10 yıl boyunca yaptığı sohbetlere son verildi. 2005’de ölmeden 1 ay önce Cumhuriyetteki köşesinden ayrılmıştı. Kimbilir neden?

Bugün artık kitaplarında yaşıyor.. Kitapları bugün yazılmış gibi geleceğe yol gösteriyor..2004 -2005 köşe yazılarını Attila İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı internet sitesinden okuyabilirsiniz. Her biri bugün yazılmış gibi…
Attila abi bu milletin yetiştirdiği, Atatürk’ü en iyi anlamış ve ANLATMIŞ düşünürlerden biridir.

Tek cümleyle Atatürk’ü şöyle özetlerdi: ‘Kemalizm, sürekli devrimciliktir!’
Pek (!) Atatürkçü geçinenler, ağzından Atatürk’ü bir an olsun düşürmeyenler bu görüşü ‘muhataralı’ (tartışılabilir) saymışlardır….

Şöyle diyordu:
‘Türk devriminin nihai amacı, hiç de yeni Tanzimatçı aydınların savunduğu gibi, Batıya katılmak, batının içinde kaybolmak değildir! Tam tersine, bu devrim, tarih felsefesini de, medeniyet anlayışını da, Batıya karşı, çağdaş, fakat ULUSAL MERKEZLİ olarak tasarlamış, geliştirmeye çalışmıştır. Bu bir!
Tarih ve medeniyetini çağdaş ama ulusal bir temel üzerine kurmayı tasarlamış Müdafaa-i Hukuk Doktrininin dış politikasını –hele hele—savunmasını, ‘yabancı’ üstelik batılı bir dış politika ve savunma algısı içinde ‘eritmeye kalkışması’ İMKAN HARİCİDİR! Bu da iki!’
(Ufkun Arkasını Görebilmek 1997)


Türkiye uzun bir zamandır, Mustafa Kemal’in ölümünden beri Batının kültür politikasını, ekonomik sultasını, savunma şemsiyesini üzerine DELİ GÖMLEĞİ giyer gibi giymiştir..

‘DELİ GÖMLEĞİ’ Attila ağabey’in duruma koyduğu teşhisdir. Şöyle demişti:
‘Türkiyenin kuruluş felsefesi ve ilkelerine ters düşen bir dış politika ve savunma ortaklığı içinde çırpındığı açıkça görülüyor. Aynen deli gömleği giydirilmiş, akıllı bir adamın, çırpınışı gibi!’.



Sistem ve ‘Eksen’!

Bu çırpınış 70 yıldır sürüyor. Türkiye, iki birbirine tamamen zıt politikayı uzlaştırabileceğini sanıyor. Bugün bazı yazar çizer esnafının, ‘Eksenden kaydık mı kaymadık mı’ gibi sığ tartışmalarına 97 de şu vevabı vermişti:
‘Türkiye, ulusal çıkarlarını savunmakla, Batıya yani SİSTEM’e ‘entegre’ olmayı uzlaştırabileceğini sandı! Sizce hem Washington’a bakıp ‘hizaya gelmek’, hem de Avrasya’da nüfuz sahibi, ‘BAĞIMSIZ bir güç olmak mümkün mü?’

Attila ağabeyin 85. doğum günü! Ondan ayrılalı 5 yıl oldu. Bugün hayatta olsa, gırtlağına kadar SİSTEM’e batanların ‘eksen’lerini irdelerdi..

‘Batının Deli Gömleği’ içinde çırpınan Türkiye özellikle bugünlerde değil ‘eksenden kaymak’, emperyalizmin Türkiye’yi konuşlandırdığı eksenin tam ortasındadır.
Yazının Tmamı Kaynak:http://www.banuavar.com.tr/?pg=articles&id=42

monica
01-07-2010, 20:17:20
Bana bir şimşek çak
Bana bir şimşek çak
ortalık fena karanlık
yüreğim örtülüyor
ağır bir dalgınlığa genişliyorum
durmadan değişen o mevsimde
dağlarda kalın
omuz omuza bulutlar
çok fena kalabalık
ellerim çıplak
bana bir şimşek çak
kötü bir tuzaktayım
bilmem ne yapsak
aklımda fikrimde onlar
yaşlı ve genç
erkek ve kadın
korkularıma tutsak
bana bir şimşek çak
içim içime sığmıyor artık
vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım
bana bir şimşek çak
belki fena halde
yanılmaktayım
o ince kız çocuğu
gün doğmadan her sabah
bir hapisaneden bir nezarethaneye
kelepçeli götürülüyor
dudakları titrek
gözlerinde buğu
bilmem ki nasıl anlatayım
bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
bir de o
adını bile bilmediği
kıvırcık saçlı'devrimci'öğrenciyi
fakülte kapısında vurulmuş
yağmurun altında
çıplak
bana bir şimşek çak
çok yanlış anlaşılmaktayım
hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
içimdeki zemberek
boşandı boşanacak
yaşamak mı gerek
yoksa unutmak mı
şaşırmaktayım
galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
sanki yalın bir bıçak
kayarak
bir kırlangıç hızıyla
bulutların arasından
karanlığın böğrüne saplanacak
galiyef yoldaş ne olacak
galiyef yoldaş sibirya sürgünü
elinde bir mektup eski yazıyla
artık yüzünü bile unuttuğu
karısından
burnunda sadece kokusu var
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
galiyef yoldaş ne olacak
avrasyada hala mazlumların uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik
cehennem gibi sıcak
bana bir şimşek çak
sala veriliyor görünmez minarelerden
İzmir de istirdat ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyunda muzaffer atlılar
fahrettin paşanın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi'nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
'hürriyet ve istiklal benim karakterimdir'
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım
ATTİLA İLHAN

monica
12-10-2010, 17:16:16
Attila İlhan ölümünün 5. yılında şiirlerle anılacak.


İzmir’de, romancı, Türk şiirinin ustası, gazeteci ve Türk Edebiyatı’nın önemli bir ismi olan şair, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen Attila İlhan, ölümünün 5. yılında şiirlerle anılıyor. Konak Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen anma etkinliği, 11 Ekim pazartesi gecesi Alsancak Vapur İskelesi önünde gerçekleştirilecek. Geceye, entelektüel çalışmalarıyla Türk Edebiyatı ve düşünce dünyasına önemli katkıları olan Attilâ İlhan’ın kız kardeşi sanatçı Çolpan İlhan da katılacak.
http://www.focafoca.com/default.asp?sayfa=793&id=1203#

ATTİL İLHAN HALKLA ANILIR”
Banu Avar, Haberler, Söyleşiler
11 Ekim 2010
BANU AVAR, ATTİLA İLHAN’I ANLATTI…
Röportaj: Didem Karavelli
10 Ekim 2005′te yalnızca bir şair, bir romancı ayrılmadı aramızdan. Türkiye’nin en sancılı dönemlerini, en önemli kırılma noktalarını yaşamış, ufku geniş, devrimci, Atatürkçü bir aydın “koyup gitti” bizi.
‘Sokaktaki Adam’ ı, Bir Milleti Uyandıran Attila İlhan, ‘Hangi Atatürk?’ ile de genç nesile gerçek Atatürkçülüğü aşılamış bir devrim neferiydi. Hem de “Kurtlar Sofrasında“…
Her eseri baş ucu kitabı olan, tartışılan fikirlerin öncüsü, kısaca bir “fırtına” geçti Türk düşün ve yazın hayatından…
Ben sana mecburum’dan ibaret değildi Attilâ İlhan. “Aşk şairi”, “melankolik şair” olarak empoze etmeye çalışanlara inat, o bir fenomendi.
Yazının tamamı:http://www.ilk-kursun.com/2010/10/attila-ilhan-halkla-anilir/

Av.Engin Oğuz
12-10-2010, 20:55:18
An gelir Atilla İlhan ölür...


http://www.dailymotion.com/video/x5qo7p_ahmet-kaya-an-gelir_music

monica
11-10-2011, 21:13:37
2004’de yazdıkları bunlardı..
İşte buydu Attila İlhan

O günlerde bu değerlendirmeler, az sayıda kişinin ilgi alanındaydı.. 7 yıl sonra geldiğimiz noktada, yazdıkları çok daha somutlaştı!

Cumhuriyet gazetesinde, 24 Mart 2004 tarihli köşesinde bizim de tanık olduğumuz konuşmasını özetleyen bir cümle vardı: ‘Haber gazeteciliğini, gündeliğe ve şaşırtıcılığa indirgedin mi; gözüne birinci derecede 'önemli' görünen 'haber'; aslında, uzun vâdeli 'perspektif gazeteciliği' bakımından, çoktan 'dosyalanmış' bir 'vâkıa' dır’

Ve sözünü ettiği ‘gazetecilik’in örneğini o yazıda vermişti: Büyük Ortadoğu Projesi’nden sözediyordu:

2004’de ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’nden alıntılarla geleceği çerçeveliyordu: Dikkatle okuyun…

‘Tespit/1. ''...ABD'nin, temel enerji ihtiyacının yüzde 40'ından fazlası, petrole bağımlıdır; petrol ihtiyacımızın, yarıdan fazlası ise, ithalatla karşılanmaktadır; ve azalmakla birlikte, bu ithalatın büyük bir kısmı Basra Körfezi bölgesinden (Irak mı?) gelmektedir. (buraya dikkat!) Ancak biz Ortadoğu petrolüne bağımlılığımızı azaltmak için, temel bir girişim yürütüyoruz. (bu girişim, o mâhût proje (BOP) olmasın?)...''

''...iki yüz milyar varillik petrol rezerviyle Hazar Denizi bölgesi (Gürcistan buna dahil midir dersiniz?), dünyanın gelecekte artan enerji talebini karşılamak için, önemli bir rol oynamaya aday görünmektedir. Bu gelişmeleri aklımızda tutarken, 'küresel' petrol pazarının, hâlâ çoğunlukla bağımlı olduğu ve mevcut petrol rezervlerinden pek çoğunu içinde barındıran Ortadoğu Bölgesi'nin, uzun dönemde önemli olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz...''

Önce emperyalizmin hedef ve amacını, kendi belgelerinden alıntılarla ortaya koyuyordu.
Sonra, ABD’nin bu hedefe nasıl ulaşacağının belgelerini de yine onların kaynaklarından okura sunuyordu:

‘Tespit/2 ''...ABD'nin 'ulusal güvenliği', 'küresel güvenliğe'; güçlü bir ABD silahlı gücüne, küresel bir ekonomi'ye; ve (buraya dikkat) dünyada 'DEMOKRASİNİN YAYGINLAŞMASINA ' bağlıdır; çünkü demokratik ülkelerin ABD çıkarlarını tehdit etme ihtimalinin düşük olduğuna ve 'demokratik ülkelerin', ABD ile daha fazla işbirliği yapacağına inanılmaktadır. (...) küresel olaylarda 'aktif olmak' gerekir, aktif kalındığı takdirde (meselâ IRAK, GÜRCİSTAN VE SURİYE'DE olduğu gibi) tehdit ve tehlikeler, daha iyi değerlendirilebilir. bölgeler ve ülkeler (meselâ TÜRKİYE VE AZERBAYCAN) bu amaçla izlenmelidir...''

Ve böyle bir çerçeveyi bize sunduktan sonra ‘güncel haber’i bu çerçevenin içine oturtuyordu.
Haber Suriye’dendi. 2004’de Kamışlı karışmıştı. Bölgedeki kürt nüfus içine sızan istihbarat elemanları ayaklanma için bir futbol karşılaşmasını uygun bulmuşlardı. ‘New-York Times gazetesi, maçta, Kürt bayrakları dalgalandırıldığından ve Amerikan Başkanı'nı öven dövizlerden sözediyordu. 'Bush'a canımız fedâ!' sloganları duyuluyordu!.''
Ve sonuç:

''...... Beyaz Saray'ın, operasyon için CIA'ya gerekli emri verdiği, net şekilde anlaşılıyor. Sonunda, Barzâni ve Talabâni'nin egemenlik sahasına, Suriye'den de bir bölüm girecek gibi. Ondan sonra sıra bizde mi, yoksa İran'da mı, bunu hep beraber göreceğiz. Sanırız gelişmelere karşı akıllı politika geliştirip, sağlam duran ülke ayakta kalır; öteki toprak kaptırır...''

Bugün neredeyiz. ABD 1997 Ulusal Güvenlik Stratejisi gereği Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde BOP çerçevesinde harekatı başlattı. Suriye hedefte. Sonra sıra İran ve Türkiye’de. Ayrıca Karadeniz ve Hazar denizi bölgesi de Büyük Projenin içinde! 2004’de yazdıkları bunlardı..

İşte buydu Attila İlhan’ın ‘PERSPEKTİF GAZETECİLİĞİ’!

O günlerde bu değerlendirmeler, az sayıda kişinin ilgi alanındaydı.. 7 yıl sonra geldiğimiz noktada, yazdıkları çok daha somutlaştı!

Genç gazeteci arkadaşlara tavsiyemiz O’nu okumalarıdır.

Hangi Atatürk’ü, Hangi Küreselleşme’yi, Faşizmin Ayak Sesleri’ni, Batının Deli Gömleği’ni, Ulusal Kültür Savaşı’nı, Sağım Solum Sobe’yi, Aydınlar Savaşı’nı, Ufkun Arkasını Görebilmek’i, ve Yıldız, Hilâl ve Kalpak’ı okuyunuz…

Bambaşka bir derinliğe sahip olacaksınız! ‘Aynanın Arkasını’ görecek ‘AYNA’nın ne olduğunu anlayacaksınız…

Ruhu ŞAD OLSUN!

Banu AVAR, 9 Ekim 2011
http://tr-tr.facebook.com/BanuAVAR