PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : YÖK Tasarısı Anayasa ya Uygunluğu







esparanca
14-05-2004, 07:56:35
Yök tasarısı vetolardan sonra kabul edildiği takdirde anayasa mahkemesi açılan davalarda ne gibi sonuçlar çıkar. Bu tasarı anayasaya uygun mudur. İnceleyen varsa...Yazarsa seviniriz ve bilgilenmiş oluruz...

Av.Fatih Karaca
16-05-2004, 14:28:25
YÖK Kanunu tasarısı Kanunlaştığı takdirde, Anayasaya aykırılı sebebiyle açılacak bir davada, Anayasa Mahkemesi'nce yürütülmesinin durdurulmasına ve daha sonra da iptaline karar verilmesi kuvvetle muhtemeldir. Tasarıyı inceleme fırsatım olmadı, ancak, bir kanun hakkında Anayasa Mahkemesi'nce iptal kararı verilmesi için, söz konusu kanunun Anayasa'ya aykırı olup olmadığına değil, Anayasa Mahkemesi'nin bu kanunu Anayasa'ya aykırı bulup bulmadığına bakılmaktadır. Şayet birileri(!) tarafından bu Kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu deklâre edilmiş ise, Anayasa Mahkemesi'nden başka türlü bir karar beklemek, bilmem ne kadar gerçekçi (!) olur.

DeFacto

Av.G.A
16-05-2004, 22:16:42
Sayın meslektaşım,

iletinizi bir kaç kere okumak ihtiyacı duydum. İmalı bir ileti olması sebebiyle yanlış anlayarak gereksiz bir tartışma başlatmak istemiyorum. Ama ne var ki düşüncenize kesinlikle katılmıyorum . Anayasa mahkemesi kararlarına karşı güvensizlik duyduğunuzu , sanki bir yerden talimat alarak karar verdiklerini ima etmişsiniz ,eğer yanlış anladıysam özür dilerim.

Anayasa mahkemesinin ülkemizde en saygın ve en güvenilir kurum
olduğunu düşünüyorum. Öncesinde ve günümüzde saygın hukukçular barındıran bu kurum, Türk Anayasa Hukukuna, çağdaşlaşma ve demokratikleşme yolunda mevcut anayasa ve anayasal sistem dahilinde çok büyük katkıda bulunmuştur, bulunmaktadır. Bu güvensizliğinize bir anlam veremedim.


http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
17-05-2004, 08:43:36
Sayın Aksel,

Ben olması gerekeni değil, olanları yazdım. Bunları asla bir tartışma falan başlatmak niyetiyle yazmadım, Ancak bunlar Türkiye'nin gerçekleri. Gerçekten de Anayasa Mahkemesi'nin Türk Anayasa hukukuna katkısı inkar edilemez bir gerçektir. Diğer tarafdan, ben Anayasa Mahkemesinin hukuka sığmayan bir çok kararlarıan da şahit oldum, sizi bilemem.

Diğer tarafdan, 12 Eylül döneminde Anayasa Mahkemesi üyelerinin Kenan Evren'i ziyaret edip tebrik etmeleri de unutulmuş değil. Anayasayı korumakla mükellef hakimlerin Anayasayı çiğneyen birisini tebrik etmeleri, ne kadar sağlıklı karar verebileceklerinin de ip uçlarını ortaya koymuyor mu sizce.

DeFacto

ömer faruk
17-05-2004, 15:53:08
bu konuda cumhurbaşkanı üzerine düşen sorumluluğu nekadar yerine getirdi? anayasımızın 104/1 ne diyor? devlet kurumlarının uyumu kordinasyonu kimin görevii..!anayasanın uygulanmasının sağlanması?..açıkçası bu henüz cevaplanabilmiş değil..toplumu zıt kutuplara bölen ve muhalefete, iktidara siyaset malzemesi yapılan ortada mağdur bulunduğu halde çözümden yana kimsenin dik ve net tavır benimsemeyişi üzücü.daha önüne gelmemiş bir tasarıı hakkında,zimmi olrak red kararı veren bir cumhurbaşkanı bu soruna çare bulabilir mi? kamuoyunda bu düzenlemenin yankıları şöyle: ismi lazım değil bir rektör milletin iradesini hiçe sayarak biz bu düzenlemeyi çiğneriz demesi içler acısı.....
ben bu düzenleme geçerse istifa ederime ne demeli..yazıklar olsun imam hatipli insan değil mi? meslek seçme hürriyeti yokmu? insan hakları laiklikle mi sınırlı .kim bir imam hatiplinin bir din simgesi haline getirdi yada böle siyaset malzemesi haline getirdi..1999 da imam hatipli katsayı uygulmasına takılmazken hükümet siyaseti diye bunu bu hale getirenler o zaman neden bu anayasa aykırıydı biz bunun için böyle yaptık demediler..sırf belli bir kesmi tatmin için yapıldığını kim inkar eder hemde imam hatipli sayısın dan daha az bir kısım için....! ya meslek lisesini imam hatiple sınırlayan lara 4yıl okuyup 2 yıl stajla yoğrulan sağlıkçının hali.liseli kan görüp bayıldığında, doktor kalp masajı yapamazken sorumluluğu üzerine alan sağlıkçı...devlete sesleniyorum vatandaşa güven....kadrini bilmediğin vatandaş senin vatandaşın...sana hizmet için çırpınan...okuyan,hortumlamayan....saygılarımla

kuscu

Av.G.A
17-05-2004, 21:50:04
Ben bu YÖK ile ilgili yeni kanun tasarısının içeriği, anayasaya uygunluğu veya öğretim hayatına getiri veya götürüleriyle ilgili bir yorum yapmayacağım. Bu konu tamamen siyasi ve ideolojik bir hal aldı. Toplumu geriyor, öğrencileri geriyor , öğretim üyelerini geriyor. Açıkcası beni de geriyor ama bu konuya girmeyelim.

Benim foruma katılmamın sebebi bir önceki iletime yazılan cevap.Kesinlikle Anayasa Mahkemesine haksızlık edildiğini düşünüyorum. Sayın meslektaşım avukat62'nin önyargılı , kurum-şahıs farkı gözetmeksizin Anayasa Mahkemesi hakkında yaptığı eleştiriyi hukuki gaf olarak nitelendiriyorum.

Üstad demiş ki:
"Anayasa mahkemesi [u]üyelerinin</u> 12 eylül döneminde Kenan Evreni ziyaret edip, tebrik etmeleri de unutulmuş değil."

Bende soruyorum; 1) Bu üyelerden hangileri hala görevde ?
2) Anayasa mahkemesi bir kurum değil mi? Üyelerin davranışı ile devletin temel yapılarından olan bir kuruma böyle güvensizlik beslemek ne kadar doğru olur?
3) Eski üyelerin, eskiden Kenan Evren'i ziyaret etmeleri ile şimdiki Anayasa Mahkemesi Üyelerinin veya Anayasa Mahkemesinin veya Anayasa Mahkemesinin vereceği kararlar arasında ne gibi bir ilgi-alaka var?

Sayın meslektaşımdan alıntıya devam edelim;

"Anayasayı korumakla mükellef hakimlerin Anayasayı çiğneyen birisini tebrik etmeleri, ne kadar sağlıklı karar verebileceklerinin de ip uçlarını ortaya koymuyor mu sizce."

Anayasa mahkemesi üyelerinin "anayasayı korumakla mükellef" olduklarını ilk defa sizden duyuyorum. Bu görevi anayasa yapıcı, anayasanın hangi maddesi ile hakimlere vermiş. (Anayasa Mahk.nin Görev ve Yetkileri bknz. AY.md 148 ) Ayrıca hakimler Anayasayı ihtilalcilere karşı nasıl koruyacaklardı, silahlı direnişle mi? :))
Yine hatırlatayım üstadım , o tebrikçiler , emekli oldular korkmanıza gerek yok. Siz zamanı durdurmuşsunuz galiba. :) (eğer veriseniz bunun formülünü almak isterim).

Bir alıntı daha ;
" Ben Anayasa Mahkemesinin hukuka sığmayan bir çok kararlarına da şahit oldum, sizi bilemem."

Bana Anayasa Mahkemesinin son beş yıl içinde (hadi on yıl yapalım) hukuka sığmayan şahit olduğunuz(?) bir kararını gösterin.

Anayasanızda bir problem varsa, çağdaş hukuk seviyesinde değilse veya sizin istediğiniz gibi değilse Anayasa Mahkemesinin elinden birşey gelmez. Anayasayı hiçe sayıp karar oluşturamaz.

Güvensizliğinizin adresi yanlış , mangalda kül bırakmayıp Devletin saygın kurumlarını küçümseyip , halka kurumları olumsuz lanse ederek ,güvensizlik aşılayarak takiye yapanlardan , değiştim diyenlerden etkilenmeyelim.
BAŞKA TÜRKİYE YOK.





http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
18-05-2004, 13:09:18
Anayasa Mahkemesi'ne haksızlık edildiğini düşünenler elbette olabilir, ama ben kimseye haksızlık ettiğimi düşünmüyorum. Hiç bir kurum ve kuruluşa karşı da önyargılı değilim. Benim Anayasa Mahkemesi hakkında yaptığımı eleştiriyi gaf olarak görenler, asıl kendileri bir kurumun doğrularına ve yanlışlarına toptan sahiplenmek suretiyle gaf yapmaktadırlar.

Öncelikle eleştirilere tahammül göstermesini bilmek lazım. Anayasa Mahkemesi Anayasaya aykırı çıkarılan kanunları iptal etmek suretiyle Anayasayı korumuş olmuyor mu? Anayasaya uygunluk denetimi ile görevli kurumlar elbetteki ihtilalcilere karşı silahlı mücadeleye girecek değiller, ancak en azından bunları yapanları tebrik etmeleri de beklenmez.

Anayasa Mahkemesinin Anayasaya aykırı kararlarına gelince: en azından bir tanesini burada zikredeyim.

Bir meslektaşım, Maliye Bakanlığı Hukuk Müşavirlerine makam tazminatı ödendiği halde, kendisine ödenmemesi hususnu dava konusu yapmış ve İdare Mahkemesi de, ilgili kanuni düzenlemenin Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi bularak, konuyu Anayasa Mahkemesine götürmüşdür.

Gerçekten de, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının (d) bendinde, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirlerinin tamamı için makam tazminatı ödenmesi öngörülmüş olduğu halde, Bakanlıklarda, yalnızca Birinci Hukuk Müşavirlerine ödenmesi öngörülmüş; Bakanlık Hukuk Müşavirleri için ise böyle bir ödeme öngörülmemişdir.

Bilindiği gibi, devlet memurlarının ücretleri belirlenir iken, kurumlarının yapısı ve büyüklüğü değil, o memurun kurumdaki yaptığı görevin mahiyetine bakılır. Maliye Bakanlığında bir hukuk müşaviri hangi görevleri ifa ediyor ise, düğer bakanlıklardaki hukuk müşavirleri de aynı görevleri ifa etmekte ve hatta bakanlık hukuk müşavirleri Maliye Baknlığı hukuk müşavirlerinden daha fazla işle iştigal etmektedirler. Bunun sebebi ise şudur:

Maliye Bakanlığı hukuk müşavirlerinin bulunduğu kurumda aynı zamanda avukat ve müşavir avukatlar da istihdam edilmekte ve genelde işlerin büyük bir bölümü bu avukat ve müşavir avukatlar marifetiyle yürütülmektedir. Oysa Bakanlıklarda avukat ve müşavir avukat istihdam edilmediğinden bütün bu görevler hukuk müşavirlerince ifa edilmektedir.

Buna rağmen, Maliye Bakanlığı hukuk müşavirleri sırf bu kurumda çalışıyor olmalarından dolayı makam tazminatı almakta, fakat aynı görevleri ve hatta fazlasını yapmakta olan Diğer Bakanlıkların hukuk müşavirleri makam tazminatı alamamaktadır.

Bu hususları burada dile getirmemin sebebi ise, kanuni düzenlemenin Anayasaya açık aykırılığını ortaya koymak içindir. İptali istenilen kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı bu kadar açık olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesi, söz konusu davada, yalnızca, "Maliye Bakanlığı hukuk müşavirlerinin Hazine’yi ilgilendiren davalarda tüm Bakanlıkları temsil yetkisinin bulunması"nı gerekçe göstererek talebin reddine karar vermişdir. (E.1997/76 - K.1998/58)

Böyle kararlar verebilen bir kurum için eleştiri getirmeyip de daha ne yapılacak. Esas önyargılı olanlar, bir kurumun doğrularına ve yanlışlarına bakmaksızın tümünü sahipenenler veya tam tersine tümünü reddedenlerdir. Biz hukukçuların görevi, doğruluk ve hak kimden sadır olursa olsun onu savunmak; yanlışlar da kimden gelirse gelsin eleştirip karşısında durabilmektir. Aki halde takiyecilik işte o zaman söz konusu olur.

DeFacto

Av.G.A
18-05-2004, 15:09:49
Sayın meslektaşım,

sizin Anayasa Mahkemesi hakkında yaptığınız eleştiri değil itham, suçlama.
Anayasa Mahkemesinin kararlarını (münferiden) ayrı ayrı yorumlayıp ayrı ayrı eleştirebilirsiniz ama Kurumsal olarak genelleme yapıp hep yanlış, yanlı, talimatla karar veriyorlarmış gibi yazı da yazamazsınız. Sanırım Anayasa Mahkemesi bahsettiğiniz kararıyla sizinde menfaatinize dokunmuş. Kararı aşağıda tümüyle yayınlıyorum. Bakalım hukukçu arakadaşlar ne diyecekler? Ayrıca görevi anayasa yargısı olmayan bir mahkemenin , talebi ciddiye alması o kadar önemsenecek birşey değil. Kararı çok dikkatlice okudum. Sizin gerekçelerinizi de. Gerekçelerinizde Anayasal bir gerekçe gösterememişsiniz. Aynı işi yapıyorlar hatta onlar bunlardan daha çok çalışıyor diye hukukta getrekçe olmaz, bunlarla yasa iptal ettiremezsiniz.
Bahsettiğiniz kararda AYM harika bir karar vermiş. Siz neresini hangi gerekçeyle beğenmediniz?



Esas Sayısı : 1997/76

Karar Sayısı : 1998/58

Karar Günü : 29.9.1998






İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ankara 10. İdare Mahkemesi


İTİRAZIN KONUSU : 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının (d) bendinin Anayasa’nın 10. ve 11. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.


I- OLAY


Orman Bakanlığı’nda hukuk müşaviri olan davacının, “makam tazminatı” ödenmemesi nedeniyle açtığı davada, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının (d) bendinin Anayasa’ya aykırılık savını ciddî bulan Mahkeme iptali için başvurmuştur.


II- İTİRAZIN GEREKÇESİ


Başvuran Mahkeme’nin itiraz gerekçesi şöyledir:


“Mesut Fazıl BARAN tarafından Orman Bakanlığı’na karşı Orman Bakanlığı birinci derece kadrolu hukuk müşaviri olarak adına makam tazminatı ödenmeyeceği yolundaki 23.5.1997 tarih P.D.T./21- 10458 sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli IV sayılı Makam Tazminatı cetvelinin 5. sırasının (d) bendi içinde yer alan, Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirleri (1’er kişi) ile Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirleri (6 kişi) ibarelerinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptal istemiyle açılan davaya ait dosya duruşma yapılarak incelendi, işin gereği görüşüldü:


Dava dosyasının incelenmesinde; davacının 20.5.1997 tarihli dilekçesiyle davalı idareye başvurarak birinci derece kadrolu Bakanlık Hukuk Müşaviri olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ekli IV sayılı Makam Tazminatı Cetveline göre bugüne kadar ödenmeyen aylar da dahil olmak üzere adına makam tazminatı ödenmesini talep ettiği, davalı idare 23.5.1997 tarih ve P.D.T./21-10458 sayılı yazısı ile makam tazminatı ödenecek devlet memurlarının kadro ve görev ünvanlarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli, 20.3.1997 gün ve 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik IV sayılı Makam Tazminatı cetvelinde belirtildiği, bu cetvelin 5. sırasının (d) bendinde yer alan Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirleri (1’er kişi) ile Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirleri (6 kişi) şeklindeki hükümle hangi kuruluşların hukuk müşavirlerine ve kaç kişiye makam tazminatı ödeneceğinin açıkça belirlendiği, anılan hükme göre Bakanlıklarında sadece 1. Hukuk Müşavirine ve bir kişiye makam tazminatı ödenebileceğinden bu hüküm karşısında ilgiliye makam tazminatının ödenmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle isteğinin reddedilmesi üzerine davanın bu işlem ile dayanağı 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ekli IV sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin (d) bendi içinde yer alan Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirleri (1’er kişi) ile Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliği (6 kişi) ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olduğundan bahisle iptali istemiyle açıldığı anlaşılmıştır.


Davacı, Mahkememizde 28.5.1997 tarihinde kayda giren dilekçesinde eşit seviyede olmalarına rağmen birinci derece kadrolu Hukuk Müşavirleri arasında makam tazminatı yönünden Bakanlıklara göre ayrımı yapılmasını öngören bu hükmün, Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.


T.C. Anayasası’nın 10. maddesinde; herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz denilmektedir.


Anayasa’nın metni yukarıda alınan “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddesinin anlamı ve kapsamı Anayasa Mahkememizin bir çok kararında vurgulanmıştır. Anayasa Mahkememize göre Anayasa’nın 10. maddesi, aynı hukuksal durumda bulunan kişiler arasında haklı bir nedene dayanmayan ayrımı önlemeyi amaçlamıştır. Bu madde, eylemli eşitliği değil, hukuksal eşitliği öngörmekte aynı durumda olanların ayrı kurallara bağlı tutulmasını sakıncalı bulmaktadır. Eşitlik ile güdülen amaç, aynı koşullar içinde özdeş nitelikli olanların yasalarca aynı işleme tabi tutulması, başka bir deyişle eşitler arasında eşitliğin sağlanmasıdır. Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik kavramıyla kanun önünde eşitlik yani hukuki eşitlik kasdedilmiştir.


Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkememiz aynı hukuksal durumda bulunan kişiler arasında hukuken geçerli, haklı bir nedene dayanmayan ayrımların Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen ve Anayasa’da yer alan en önemli kavramlardan biri olan yasa önünde eşitlik ilkesine aykırı düşeceğini kabul etmektedir.


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli 20.3.1997 gün ve 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetvelinde eşit seviyede olmalarına rağmen birinci derece kadrolu Hukuk Müşavirleri arasında makam tazminatı yönünden maliye Bakanlığı ile diğer Bakanlıklar arasında ayrım yapılmasında Anayasa’nın 10. maddesi hükmüne aykırılık açık olduğu gibi, bu düzenleme Anayasa’nın 11. maddesinde yer alan Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır ve kanunlar Anayasa’ya aykırı olamazlar, hükmüne de aykırı düşmektedir.


Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi bulunarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli IV sayılı Makam Tazminatı Cetvelinin 5. sırasının (d) bendi Anayasa’nın 10. ve 11. maddelerine aykırı görüldüğünden, Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara değin, davanın geri bırakılmasına kararla birlikte dosyada bulunan dava dilekçesi ekleri ve savunma dilekçesinin bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, 8.12.1997 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”


III- YASA METİNLERİ


A- İtiraz Konusu Kural


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının iptali istenen (d) bendi şöyledir:


“Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirleri (1 er kişi) ile Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirleri (6 kişi)”


B- Dayanılan Anayasa Kuralları


İtiraz başvurusunda dayanılan Anayasa kuralları şöyledir:


1- “MADDE 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

2- MADDE 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.


Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.”

IV- İLK İNCELEME


Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Ahmet Necdet SEZER, Güven DİNÇER, Selçuk TÜZÜN, Samia AKBULUT, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Mustafa BUMİN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL ve Fulya KANTARCIOĞLU’nun katılmalarıyla 8.1.1998 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosya da eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, sınırlama sorununun esas inceleme evresinde ele alınmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.


V- ESASIN İNCELENMESİ




Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen Yasa kuralı, aykırılık savına dayanak yapılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:


A- Sınırlama Sorunu


İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 570 sayılı KHK ile değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının (d) bendinin tamamının iptalini istemiştir.


Anayasa’nın 152. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesi uyarınca Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne ancak görmekte olduğu davada uygulanacak olan kanun hükmünün iptal edilmesi için başvurabilir. Bu nedenle, esasın incelenmesinin davada uygulanacak kuralla sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.


İptali istenen (d) bendinde Başbakanlık, Bakanlık ve kimi kurumlardaki Birinci Hukuk Müşavirlerinin görev unvanları belirtilmek suretiyle bunlar için makam tazminatı ödenmesi öngörülmüştür. Davacının Bakanlık Birinci Hukuk Müşaviri olmayıp “Bakanlık Hukuk Müşaviri” olması nedeniyle itiraz konusu (d) bendine ilişkin esas incelemenin “Bakanlık Hukuk Müşavirleri” ile sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.


B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu


Başvuru kararında, iptali istenen kuralla, Bakanlıklarda görevli birinci derece kadrolu Hukuk Müşavirleri ile Maliye Bakanlığı’nda görevli Hukuk Müşavirleri arasında makam tazminatı ödenmesi konusunda ayrım yapıldığı, bunun da Anayasa’nın 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.


657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ekli IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 570 sayılı KHK ile değişik 5. sırasının (d) bendinde, Başbakanlık, Bakanlık, Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirlerinden birer kişiye 3000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda makam tazminatı ödeneceği belirtilmiş olmasına karşın, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirlerinden altı kişiye belirtilen miktarda makam tazminatı ödenmesi öngörülmüştür.


Makam tazminatı ödenmesine ilişkin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Ek 26. maddesinde “Bu Kanuna ekli IV sayılı cetvelde unvanları yazılı görevlerde bulunanlara hizalarında gösterilen gösterge rakamlarının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda makam tazminatı ödenir. Makam tazminatı damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz ve ödemelerde aylıklara ilişkin hükümler uygulanır... Bu görevlerde makam tazminatı almaya müstehak oldukları tarihten itibaren toplam iki yıl süre ile çalıştıktan sonra emekliye ayrılanlara yukarıdaki fıkraya göre bulunacak miktarın tamamı (926 sayılı Kanuna tabi profesörlere yarısı) hayatta bulundukları sürece her ay T.C. Emekli Sandığınca ödenir. T.C. Emekli Sandığı bu ödemelerin üçer aylık devreler halinde fatura karşılığında Hazineden tahsil eder...” denilmektedir.


İtiraz konusu kuralla, Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü’nde görevli hukuk müşavirlerinin tamamına makam tazminatı ödenmesi öngörülürken, diğer Bakanlıkların sadece birinci hukuk müşavirlerine belirtilen tazminatın ödenmesi kabul edilmiştir.


Bakanlıkların kadro cetvellerinde yer alan hukuk müşavirleri genel idare hizmetleri sınıfından olup, atanmaları 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun’a göre yapılmaktadır. Bu Yasa’nın 2. maddesine göre, Birinci Hukuk Müşavirleri müşterek kararnameyle, diğer hukuk müşavirleri ise ilgili Bakan tarafından atanmaktadır.


Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkındaki 3046 sayılı Kanun’un dördüncü bölümünde hukuk müşavirleri “Danışma ve Denetim Birimleri” arasında yer almaktadır. Aynı Yasa’nın 25. maddesinde de görevleri, “Bakanlığın diğer birimlerinden sorulan hukuki konular ile hukukî, malî ve cezaî sonuçlar doğuracak işlemler hakkında görüş bildirmek; bakanlığın menfaatlerini koruyucu, anlaşmazlıkları önleyici hukukî tedbirleri zamanında almak, anlaşma ve sözleşmelerin bu esaslara uygun olarak yapılmasına yardımcı olmak, adli ve idarî davalarda gerekli bilgileri hazırlamak ve Hazine’yi ilgilendirmeyen idarî davalarda bakanlık ve kuruluşu temsil etmek; bakanlığın amaçlarını daha iyi gerçekleştirmek mevzuata, plân ve programa uygun çalışmalarını temin etmek amacıyla gerekli hukuki teklifleri hazırlamak ve Bakan’a sunmak; bakanlık kuruluşları tarafından hazırlanan ve diğer bakanlıklardan veya Başbakanlıktan gönderilen kanun, tüzük ve yönetmelik tasarılarını hukukî açıdan inceleyerek görüş bildirmek;”


biçiminde sayılmıştır.

Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmektedir.


Buna göre yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyecek ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılmayacaktır. Bu ilkeyle, birbirlerinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Kimilerinin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen nedenlerle değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.


Bakanlıklarda görevli “Birinci Hukuk Müşavirleri” ile bakanlıkta görevli diğer “hukuk müşavirleri”nin görev, yetki, sorumluluk ve atama usulleri farklı olduğundan farklı kurallara tabi tutulmaları doğaldır. Ayrıca, itiraz konusu bendde yer alan Müsteşarlık, Kurum Başkanlığı ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Müşavirleri ile Bakanlık Hukuk Müşavirlerini görev ve yetki yönünden aynı konumda kabul etmek olanaklı değildir.


178 sayılı Maliye Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinde Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü “Ana Hizmet Birimi” olarak yer almaktadır.


4353 sayılı Maliye Vekaleti Başhukuk Müşavirliğinin ve Muhakemat Umum Müdürlüğünün Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine ve Merkez ve Vilayetler Kadrolarında Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesinin (F) bendinde, müşavirliğe bağlı merkez ve iller teşkilatının faaliyetlerinin hukuk müşavirleri, merkez muhakemat müdürü, müşavir avukatlar aracılığıyla en az üç yılda bir teftiş ve murakabe ettirilmesinin öngörüldüğü, 18. maddesinde, genel bütçe içindeki dairelere ait hukuk ve ceza davalarında ve her türlü icra takiplerinde hukuk müşavirlerinin temsil görevlerinin bulunduğu belirtilmektedir. Bu görevler dışında hukuk müşavirlerinin Yasa’da belirlenmiş başka görevleri de bulunmaktadır.


Bakanlık hukuk müşavirleri ile Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirlerinin görev, yetki ve konumları karşılaştırıldığında, Maliye Bakanlığı hukuk müşavirlerinin Hazine’yi ilgilendiren davalarda tüm Bakanlıkları temsil yetkisinin bulunması nedeniyle görev alanının daha geniş kapsamlı olduğu görülmektedir.


Buna göre, işlevlerindeki benzerliğe karşın, Maliye Bakanlığı hukuk müşavirlerinin diğer Bakanlıklardaki hukuk müşavirlerine göre daha geniş bir görev alanı içinde hizmet yürütmeleri ve üstlenilen görevin sorumluluk ve niteliği gözönünde tutulduğunda bunların aynı konumda olmadıkları açıktır.


Bu nedenle kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İstemin reddi gerekir.


Kuralın Anayasa’nın 11. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.


VI- SONUÇ

14.7.1965 günlü, 657 sayılı “Devlet Memurları Kanunu”nun 570 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik IV sayılı Makam Tazminatı Cetveli’nin 5. sırasının (d) bendinin “Bakanlık Hukuk Müşavirleri” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 29.9.1998 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.



Başkan

Ahmet Necdet SEZER
Üye

Samia AKBULUT
Üye

Haşim KILIÇ

Üye

Yalçın ACARGÜN
Üye

Mustafa BUMİN
Üye

Sacit ADALI

Üye

Ali HÜNER
Üye

Lütfi F. TUNCEL
Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Mahir Can ILICAK
Üye

Rüştü SÖNMEZ



http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
18-05-2004, 16:23:59
Anayasa Mahkemesinin kararının tamamını okudum dediğinize göre, hangi gerekçeye dayanılığını da görmeniz gerkirdi. Kararda, davacının ve İdare Mahkemesinin gerekçeleri açıkça yazılı olduğu için tekrar zikretmeyi gerekli görmemiştim. Anayasanın 10 uncu maddesi gayet açık. Maddede, "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." diyor. Bu yetli değil mi. Aynı ûnvanlı memurlara farklı ücret uygulamak suretiyle imtiyazlı bir sınıf oluşturuyorlar. Mesele sizin ifade ettiğiniz gibi az veya çok çalışma meselesi değil. Kaldı ki bu ülkede imtiyazlı sınıf sadece Maliyede değil tabiki, daha bir çok imtiyazlı kurum oluşturulmuş bu memlekette. Aynı görevi yürüten iki memurdan imtiyazlı kurumda çalışanı, diğerini bir kaç defa katlıyor. Bu kurumların da hangileri olduğunu umarım sormazsınız.

Siz bu kararı "harika" bulduktan sonra söylenecek söz kalmıyor. Ancak dediğiniz gibi melektaşlarımızın bu kararı değerlendireceklerini ümit ediyorum.



DeFacto

Av.G.A
19-05-2004, 09:44:25
Sayın meslektaşım,

Memurların aynı ünvanlı olmalarının aynı nitelikte veya eşdeğer yetki ve görevde olmalarını gerektirmez. Ülkemizde hiç ünvanı olmayan ya da aynı ünvana sahip farklı bakanlıklara bağlı binlerce memur var. Bunların bir çoğunun işlerinin niteliği ve konumu farklı , maaş ve mali hakları da farklı. Şimdi bu ünvansız sadece memur olarak nitelenen çalışanların mali haklarını aynı seviye de olması hakkaniyete sığar mı? Sizin bahsettiğiniz durumda bunun aynı. Maliye Bakanlığı hukuk müşavirleriyle , diğer bakanlıkların hukuk müşavirleri arasında görev ve yetki bakımından farklılıklar var. AYM bunu gerekçecinde belirtmiş. Sırf ünvanlarının HUKUK MÜŞAVİRİ olarak geçmesi eşit nitelikte olduklarını göstermez.

Bakın dikkatli okuyun AYM gayet açık gerekçelendirmiş bu hususla ilgili kararını.

Anayasa’n&yacute;n 10. maddesinde, “Herkes dil, &yacute;rk, renk, cinsiyet, siyasî dü&thorn;ünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ay&yacute;r&yacute;m gözetilmeksizin kanun önünde e&thorn;ittir. Hiçbir ki&thorn;iye, aileye, zümreye veya s&yacute;n&yacute;fa imtiyaz tan&yacute;namaz. Devlet organlar&yacute; ve idare makamlar&yacute; bütün i&thorn;lemlerinde kanun önünde e&thorn;itlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundad&yacute;rlar” denilmektedir.


Buna göre yasalar&yacute;n uygulanmas&yacute;nda dil, &yacute;rk, renk, cinsiyet, siyasî dü&thorn;ünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayr&yacute;l&yacute;&eth;&yacute; gözetilmeyecek ve bu nedenlerle e&thorn;itsizli&eth;e yol aç&yacute;lmayacakt&yacute;r. Bu ilkeyle, birbirlerinin ayn&yacute; durumunda olanlara ayr&yacute; kurallar&yacute;n uygulanmas&yacute; ve ayr&yacute;cal&yacute;kl&yacute; ki&thorn;i ve topluluklar&yacute;n yarat&yacute;lmas&yacute; engellenmektedir. Yasa önünde e&thorn;itlik, herkesin her yönden ayn&yacute; kurallara ba&eth;l&yacute; olaca&eth;&yacute; anlam&yacute;na gelmez. Kimilerinin Anayasa’n&yacute;n 13. maddesinde öngörülen nedenlerle de&eth;i&thorn;ik kurallara ba&eth;l&yacute; tutulmalar&yacute; e&thorn;itlik ilkesine ayk&yacute;r&yacute;l&yacute;k olu&thorn;turmaz. Durum ve konumlar&yacute;ndaki özellikler, kimi ki&thorn;iler ya da topluluklar için de&eth;i&thorn;ik kurallar&yacute; ve de&eth;i&thorn;ik uygulamalar&yacute; gerektirebilir. Ayn&yacute; hukuksal durumlar ayn&yacute;, ayr&yacute; hukuksal durumlar ayr&yacute; kurallara ba&eth;l&yacute; tutulursa Anayasa’da öngörülen e&thorn;itlik ilkesi zedelenmez.


Bakanl&yacute;klarda görevli “Birinci Hukuk Mü&thorn;avirleri” ile bakanl&yacute;kta görevli di&eth;er “hukuk mü&thorn;avirleri”nin görev, yetki, sorumluluk ve atama usulleri farkl&yacute; oldu&eth;undan farkl&yacute; kurallara tabi tutulmalar&yacute; do&eth;ald&yacute;r. Ayr&yacute;ca, itiraz konusu bendde yer alan Müste&thorn;arl&yacute;k, Kurum Ba&thorn;kanl&yacute;&eth;&yacute; ve Müstakil Genel Müdürlüklerin Birinci Hukuk Mü&thorn;avirleri ile Bakanl&yacute;k Hukuk Mü&thorn;avirlerini görev ve yetki yönünden ayn&yacute; konumda kabul etmek olanakl&yacute; de&eth;ildir.


178 say&yacute;l&yacute; Maliye Bakanl&yacute;&eth;&yacute; Te&thorn;kilat ve Görevleri Hakk&yacute;nda Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesinde Ba&thorn;hukuk Mü&thorn;avirli&eth;i ve Muhakemat Genel Müdürlü&eth;ü “Ana Hizmet Birimi” olarak yer almaktad&yacute;r.


4353 say&yacute;l&yacute; Maliye Vekaleti Ba&thorn;hukuk Mü&thorn;avirli&eth;inin ve Muhakemat Umum Müdürlü&eth;ünün Vazifelerine, Devlet Davalar&yacute;n&yacute;n Takibi Usullerine ve Merkez ve Vilayetler Kadrolar&yacute;nda Baz&yacute; De&eth;i&thorn;iklikler Yap&yacute;lmas&yacute;na Dair Kanun’un 2. maddesinin (F) bendinde, mü&thorn;avirli&eth;e ba&eth;l&yacute; merkez ve iller te&thorn;kilat&yacute;n&yacute;n faaliyetlerinin hukuk mü&thorn;avirleri, merkez muhakemat müdürü, mü&thorn;avir avukatlar arac&yacute;l&yacute;&eth;&yacute;yla en az üç y&yacute;lda bir tefti&thorn; ve murakabe ettirilmesinin öngörüldü&eth;ü, 18. maddesinde, genel bütçe içindeki dairelere ait hukuk ve ceza davalar&yacute;nda ve her türlü icra takiplerinde hukuk mü&thorn;avirlerinin temsil görevlerinin bulundu&eth;u belirtilmektedir. Bu görevler d&yacute;&thorn;&yacute;nda hukuk mü&thorn;avirlerinin Yasa’da belirlenmi&thorn; ba&thorn;ka görevleri de bulunmaktad&yacute;r.


Bakanl&yacute;k hukuk mü&thorn;avirleri ile Maliye Bakanl&yacute;&eth;&yacute; Ba&thorn;hukuk Mü&thorn;avirli&eth;i ve Muhakemat Genel Müdürlü&eth;ü Hukuk Mü&thorn;avirlerinin görev, yetki ve konumlar&yacute; kar&thorn;&yacute;la&thorn;t&yacute;r&yacute;ld&yacute;&eth;&yacute;nda, Maliye Bakanl&yacute;&eth;&yacute; hukuk mü&thorn;avirlerinin Hazine’yi ilgilendiren davalarda tüm Bakanl&yacute;klar&yacute; temsil yetkisinin bulunmas&yacute; nedeniyle görev alan&yacute;n&yacute;n daha geni&thorn; kapsaml&yacute; oldu&eth;u görülmektedir.


Buna göre, i&thorn;levlerindeki benzerli&eth;e kar&thorn;&yacute;n, Maliye Bakanl&yacute;&eth;&yacute; hukuk mü&thorn;avirlerinin di&eth;er Bakanl&yacute;klardaki hukuk mü&thorn;avirlerine göre daha geni&thorn; bir görev alan&yacute; içinde hizmet yürütmeleri ve üstlenilen görevin sorumluluk ve niteli&eth;i gözönünde tutuldu&eth;unda bunlar&yacute;n ayn&yacute; konumda olmad&yacute;klar&yacute; aç&yacute;kt&yacute;r.


Bu nedenle kural Anayasa’n&yacute;n 10. maddesine ayk&yacute;r&yacute; de&eth;ildir. &Yacute;stemin reddi gerekir.

Saygılarımla,


NOt: Güvenmediğiniz AYM'in hemen aklınıza gelen başkaca hukuka sığmayan kararları varsa onları da tartışabiliriz.

http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
19-05-2004, 12:21:16
Sayın Aksel,

Anayasa Mahkemesinin hukuka sığmayan kararlarını, yine Anayasa Mahkemesinin gerekçeleri ile bana izah etmeye kalkıyorsunuz. Maliye Bakanlığı hukuk müşavirleri ile Bakanlık hukuk müşavirlerinin yaptıkları görev ve ünvanları aynı o takdirde her ikisine de farklı statüler getirilemez diyorum; siz ise hala, Maliye Bakanlığı hukuk müşavirlerinin diğer bakanlıkları temsil yetkisi olduğundan bahisle kararın hukuka uygunluğundan dem vuruyorsunuz. Diğer kararlarında da Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini bana tekrar edecekseniz neyi tartışacağımızı anlayamadım.

Birde yazınızda, "Ülkemizde hiç ünvanı olmayan ya da aynı ünvana sahip farklı bakanlıklara bağlı binlerce memur var. Bunların bir çoğunun işlerinin niteliği ve konumu farklı , maaş ve mali hakları da farklı" diyorsunuz. Zaten işin vahim tarafı da bu ya. Bu ilkede memurlar ûnvanlarına ve yaptıkları görevlere göre değil çalıştıkları kurumlara göre maaş alıyorlar bu da kamuda ücret adaletsizliğinı doğuruyor. Her parti iktidara gelmeden önce kamudaki ücret adaletsizliğini gidereceğini deklare ediyor, ancak iktidar olduktan sonra bunları unutup gidiyor.

Anayasa mahkamesinin ilri sürdüğü ve sizin de yukarıda aynen tekrarladığınız gerekçeyi örneklendirecek olursak: Meselâ hakimin birisi İş mahkemesinde görev yapıyor, bir diğeri Asliye hukuk mahkemesinde. Şimdi bunlardan iş mahkemsinde görev yapan hakim sadece iş davalarına bakıyor, görev sahası sınırlı, asliye hukuk mahkemesinde görev yapan hakim ise çok daha geniş bir sahaya bakıyor, bunun için asliye hukuk hakimi iş mahkemesi hakiminden daha fazla ücret almalı ve statüsü farklı olmalı diyebilir miyiz.

Bunun gibi, hukuk müşavirleri de hangi kurumda görev yaparsa yapsınlar yaptıkları iş aynıdır. Ben sadece çalıştığım kurumumun görev sahası ile alakalı konularda kurumuma müşavirlik hizmeti vermiyorum ki. Her gün önümüze akla gelebilecek her alandan görüş soruluyor. Özel hukuk alanından tutunuz da, ceza, borçlar, maliye, vs. vs. Yani biz bu görüş taleplerini, bizim kurumumuzun görev sahasına girmiyor, maliye bakanlığına sorun veya ilgili başka kuruma sorun demiyoruz. Maliye bakanlığı hukuk müşavirlerine yalnızca diğer bakanlıkları temsil yetkisi verilmesi kanundan doğan bir sorumluluktur. Kaldı ki böyle bir yetkileri sadece ve sadece kağıt üzerindedir. Hazine aleyhine açılan bütün davaları hazine avukatları takip eder ve sonuçlandırır. Bunların hiç birisine maliye bakanlığı hukuk müşavirlerinin bir dahli bulunmamaktadır.

RTÜK, TRT, DPT, DPB, Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Kamu İhale Kurumu ve benzeri bir çok kuruma ücret ayrıcalıkları getirlimiş olup, bu gün bu kurumlarda çalışanlar sırf o kurumlarda çalıştıklarından dolayı diğer kurumda aynı işi yapanlardan 3-5 kat daha fazla maaş alır duruma gelmişlerdir. Bu gün kamuda 240 civarında farklı maaş oluştuğu ifade edilmekte ve bu ücret adaletsizliğinin giderilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Hazine müsteşarının 15 milyar lira maaş aldığı söylenmekte. Hazine müsteşarı bu devletin 8 milyar maaş alan Cumhurbaşkanından çok daha fazla mı sorumluluğu vardır.

İşte başa gelen her iktidar belli kurumlara yüksek ücret ödemesi getirmek suretiyle kamu çalışanları arasında ücret uçurumu yaratmış, Anayasa Mahkemesi de bu gibi kararları ile iktidarların bu icraatlarına çanak tutmuştur. Şimdi siz de sırf Anayasa Mahkemesini haklı çıkarma çabası içinde hukuka aykırı kararını savunmaya çalışıyorsunuz ve Ortaya koyduğunuz gerekçe de mahkeme kararını tekrardan ibaret. İşte önyargı dedikleri sanırım bu olsa gerek. Ancak bir hukukçu olaylara hiç bir zaman önyargı ile bakmamalı. Bu bakış açınızdan dolayı sizinle bu konuyu tartışacak değilim.

Saygılarımla.

DeFacto

Av.G.A
19-05-2004, 21:38:35
Üstadım,
karar kendini savunuyor zaten. Ben ekleyecek birşey bulumadım ve kararı yerden göğe kadar haklı buluyorum. Beni sizin kuruma yaklaşımınız rahatsız etti. Yoksa AYM nin verdiği her kararın doğru olduğunu, savunacak değilim. İletilerinizi bir daha okuyun. Haksızlık ettiğinizi anlayacaksınız.
Bu arada hukukçuları bu konu pek açmadı hiç görüş bildiren yok.
Saygılar

http://www.hukuki.net

commodore1tr
20-05-2004, 18:11:08
Sayın esparanca ;
İki hukukçunun tartıştığı konuya mudahale etmek haddimiz olmadığından ben sizin sorunuza kendi bakış açımla yanıt vermeye çalışayım.... Lütfen dikkat KENDİ BAKIŞ AÇIM hukuku ve hukukçuları bağlamaz...
Yeni çıkan yök tasarısının demokratik laik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti ne temelden aykırı buluyorum. Her ne kadar sayın cumhurbaşkanının vetosu olacaksada burada cumhurbaşkanı da büyük hatalar yapmıştır. Eski bir siyasetçinin dediği gibi Çankaya Noteri olmaması bu gerginliği daha çıkmadan kurumlar arasına girerek kendi makamından aldığı kurumlar üzeri güçle çözmesi gerekirdi. Bu yetkisi hakkı ve hatta görevi vardır.
Bu hukuksaL bir düzenlemenin çok ötesinde siyasi bir oyunun ufak bir parçasıdır eskiden beri bir partinin şimdi başka bir partinin arkabahçesi olan İHL lerinin önünü açmak kendi asıl azınlık tabanına şirin gözükmek için devlete kafa tutmaktan öteye bir şey değildir. 19 Mayıs gösterilerinde hem Ankara da hem İzmir de ataya yanıtın İHL öğrencilerce okunması çok manidar yetkililerin bilmiyoruz tesadüf olmuş demesi ise koca bir siyasi yalandan öte bir şey değildir.
Ülkemizin ihtiyacından çok daha fazla imam hatip lisesinin bulunması ve bunlara yenilerinin eklenmek istenmesi halkı dinle kandırarak dini sömürmekten başka bir şey değildir. Nedense hiç bir İHL mezunu ilahiyat fakültelerine gitmek istememekte DEVLET kademelerini ele geçirecek Mülkiye hukuk gibi fakültelere gitmek istemekte bu amaçla çalışmalar yapılmaktadır.
USA bakanının Türkiye için 'ILIMLI İSLAM DEVLETİ' tanımlamasına bu kesimden hiç ciddi tepki gelmemiş aksine bu kişiyi savunmuşlardır. Çünkü kendi gizli emelleri başlangıçta böyle bir devlet yapısı oluşturmak olduğu son derece açıktır. 3 kasım 2002 den bu yana ne hikmetse başörtüsü takan kadınlarımızda %11,8 lik bir artış olmuştur. Bir tiyatrocunun bir kadeh içki içmesi 'maalesewf işe içki karıştı' gibi abukluklarla halka sunulmaktadır.
Kaldıki bu yasa sadece gerginlik çıkartmak ve tabana şirin gözükmek ve doğacak tepkileri test etmek için çıkarılmış alalade kendisiyle çelişik bir garabettir. Şöylesine ki Avrupa birliğine uyum yasaları çerçevesinde çıkarılan son kanunlara göre 'YÖK TE GENELKURMAY TEMSİLCİSİ BULUNMASI KALDIRILMIŞ.' ANCAK BU YÖK YASASINDA BU MADDE UNUTULARAK GENELKURMAY TEMSİLCİSİ BULUNDURULMAKTADIR.'
Değerli avukatlar aydın türkiyenin güzel insanları bu yasanın getireceği değişiklik bugün için değil 15-20 sene sonranın planıdır. Unutmayın bir 1979 sabahı İran halkı uyandığında Şah gitmiş yerine bir airfrance uçağından inen Ayetullah Humeyni gelmiştir. Bir sabah uyandığınızda cumhuriyrtin gidip dini lider xxx (örneğin fethullah gülen) görmek istemiyorsanız bugünden ülkenize ve değerlerinize sahip çıkın.
Barolar başkanını bu vesile ile saygı ve minnetle selamlar sizlerinde bu konularda en az başkanınız kadar ciddi olmanızı canı gönülden dilerim....
Daha yazacak çok şey var ama başınızı ağrıtmayayım malum hepiniz yoğunsunuz......
saygı ve sevgiyle kalın...


bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

kibele76
21-05-2004, 13:18:24
Ama ya Yök yasa tasarısı neler getiriyor, neler götürüyor?

Selamlar.

Av.Feyz Pazarbaşı
21-05-2004, 15:25:21
Bu konuda bir mukayese yapmaya çalışırken AÜHF öğrencisi Musa Bozkurt'un yazısını görüp aşağıya ekledim. Tarafımdan herhangi bir ekleme yapılmamıştır. Bazı görüşlerini kabul etmesem de sanırım bir fikir verecektir.
Yalnız bu forumda yazara cevap vermemenizi rica ederim.

Yeni hazırlanan 11 maddelik YÖK tasarının mevcut YÖK kanunundan farkları:

*Yüksek öğretim kurulu tanımlanırken 2547 tarihli kanunun tanım kısmına “Kendi aralarında ve Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer ilgili kuruluşlarla ilişkilerde koordinasyonu sağlayan” cümlesi eklenmiştir. Bu cümleyle kurulun MEB ile daha sıkı ilişkide olması sağlanmak istenmiştir.
*YÖK üyelerinin sayıları beş’e indirilmiş ve Üniversitelerarası kurul üyelerinin de YÖK üyesi olabilmeleri sağlanmıştır.
*YÖK başkanının seçimi kurula bırakılmıştır. Bu saye de tam demokrasi sağlanmaya çalışılmıştır.
*YÖK’teki “Genel kurul ve Yürütme kurulu” kaldırılarak tek kurul haline getirilmiştir.
*Milli Eğitim Bakanı doğal YÖK üyesi sayılmış ve katıldığı toplantılara başkanlık etme hakkı getirilerek bakanlığın etkisi arttırılmıştır.
*YÖK’ün bir kısım yetkilerini Üniversitelere bırakabilmesine izin verilmiştir.
*YÖK’ün “Yükseköğretim kurumlarının 4-11-1981 tarihli 2547 sayılı Kanunda belirlenen amaç, hedef ve ilkeler doğrultusunda kurulması, geliştirilmesi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve yükseköğretim alanlarının ihtiyaç duyduğu öğretim elemanlarının yurt içinde ve yurt dışında yetiştirilmesi için kısa ve uzun vadeli planlar hazırlama, üniversiteler tahsis edilen kaynakların, bu plan ve programlar çerçevesinde etkili bir biçimde kullanılmasını gözetim ve denetim altında bulundurma” yetkileri, madde değiştirilerek sonlandırılmıştır.
*Yardımcı Doçentlik, Doçentlik ve Profesörlüğe atanmada ve kadroların ilanında karar “rektörlerden alınarak yönetim kuruluna verilmiştir” Ölçütlerin belirlenmesi Üniversitelerarası kurulun kriterleri doğrultusunda senatolara bırakılmıştır. Bu şekilde karar mekanizması demokratik bir yapıya dönüşmüştür.
*Yardımcı Doçentlik süresi 12 yıldan 8 yıla düşürülmüş ve derece olarak en üst dereceye kadar yükselme imkanı tanınmıştır.
*Öğretim üyelerinin mahalli idarelerde de çalışabilmeleri sağlanmıştır.
*Üniversiteye girişteki katsayılar, Anayasanın 130. maddesinin yasamaya verdiği yetkiyle değiştirilmiştir. Kat sayı değişikliği; sayısal bölüm öğrencileri ile mesleki eğitim yapan ortaöğretim kurumlarının lehinde olmuştur. Bu tür değişikliklerin bazı kurumların lehinde bazılarının da aleyhinde olabilmesi, ortaöğretim kurumlarının dengesiz ve adaletsiz dağıldığının bir kanıtıdır.
Bu değişiklikler meslek liselerinin önlerin açılması şeklinde değil mesleki ortaöğretim kurumlarına verilmeyen eşit hakkın verilmesi şeklinde olmuştur. Genel liseler mağdur edilmemiş sadece avantajları kaldırılarak eşitlenmiştir.
İmam Hatip Liselerine kuruluş amaçlarından farklı bir hak tanındığı ortadadır fakat; hiçbir lise ve dengi okul, kuruluş amaçlarından dolayı Yüksek Öğrenim hakkı sınırlanamaz. ÖSS; yüksek öğrenime giriş için yapılan bir yeterlilik sınavıdır. Lise ve dengi herhangi bir okul mezunu olup bu sınavda başarılı olmak yeterliliği sağlamanın tek ve temel şartıdır. Bu başarıyı bu koşullarda yakalayan her öğrenci, yüksek öğrenim görme hakkını elde etmelidir. Herhangi bir lise mezunu bir öğrenci eğer ÖSS’de herhangi bir programa yerleşebilecek başarıyı göstermişse, öğrencinin hangi alan, bölüm ve branşta olması önemli değildir.
Katsayılar ne şekilde olursa olsun mutlaka bir adaletsizlik doğuracaktır. Bu durumu önlemenin tek yolu ÖSS sistemini değiştirmektir. Üniversiteler ÖSS’nin içeriğindeki farklı testlerden alınan puanlara göre öğrenci almaları ile katsayı uygulaması tamamen ortadan kaldırılabilir. Örneğin: “Üniversitelerin Mühendislik bölümlerine öğrenci alımları yapılırken; Salt ÖSS puanının yanı sıra Fen puanını 50’nin üstünde olması” şeklinde bir uygulamaya gidilerek katsayı uygulaması tamamen kaldırılabilir.
*ÖSS sınavının soru içerikleri “Genel Ortaöğretimin tüm müfredatı” kapsayacak şekilde değiştirilmiştir. Bu uygulamayla öğrencilerin okullara devamı sağlamak ve sadece belirli sınıfların müfredatından soru sorulmasının doğurduğu sakıncaları giderilmeye çalışılmıştır.
*Akademik Değerlendirme ve Akreditasyon kurulu oluşturulmuştur.
*Üniversitelerde öğrenci konseylerinin oluşturulmasına olanak tanınmıştır
*Tasarı ile mevcut YÖK üyeleri tavsiye edilmiştir. Bu durum tasarının işleyebilmesi için makul bir durum olmasına rağmen art niyet ihtiva eden bir madde gibidir. Yani yerinde bir uygulama değildir. Bu uygulama sürecin işleyişine bırakılmalıdır.
*Tasarı ile; başka üniversitelerden görevlendirilen öğretim elemanlarının bölüm ve anabilim dalı başkanlıkları dışındaki idari görevleri ile dekanlık yapmakta oldukları fakültenin kadrosunda bulunmayan veya o fakültenin bilim dallarından olmayan dekanların görevleri sona erdirilmiştir. Bu durum sonucunda yönetici boşluğu ortaya çıkabilir bunu önleyecek tedbirlerin alınması şarttır.
*Öğretim üyelerinin kazanılmış hakları korunmuştur.
*Üniversite ve sektörler arasında eğitim-bilim-istihdam-üretim ilişkilerini geliştirilmesi ve öğretim elemanlarıyla öğrencilerin sorunlarının çözülmesi hususlarında, üniversite yönetimine tavsiyelerde bulunmak üzere sosyal konsey oluşturulmuştur.

Tasarı, sistemde çeşitli değişiklikler öngörerek milletin taleplerine cevap verecek şekilde düzenlenmeye çalışılarak hazırlanmıştır.
Gündemde olan ve art niyet olarak adlandırılan “imam-Hatip Liselerinin” önünün açılması şeklinde algılanan tasarı gerçekten İmam-Hatip Liselerinin önünü açmıştır. Fakat imam-hatip liselerinin önünün açılması gereklimidir, iyimidir ,kötümüdür, doğrumudur,yanlış mı dır, yerinde midir bu ayrı bir konudur. Bu konu MEB ve YÖK’ün ortak olarak belirleyeceği amaç sorunudur. Liseler kuruluş amaçlarından farklı alanlara öğrenci gönderme özgürlüğüne sahip mi yoksa değil mi ? Kriter amaç mı yoksa bilgi mi ? Eğer kriter bilgi ise bu çerçevede bir bakıma bilgi reddedilmektedir. Bir bireye “sen farklı amaçlı bir kurumda yetiştirildin, bilgin ve becerin olabilir fakat biz kabul etmeyiz” demek son derece yanlıştır.
Bu tür ideolojik yaklaşımların yerine bütün liseleri birleştirip, düz lise haline getirip ve içeriklerini genişleterek alan sayılarını artırıp çok programlı bir yapıya kavuşturup ve seçmeli ders sistemiyle de tek tip eğitim anlayışının önüne geçmek makul bir çözüm olarak görünmektedir.
YÖK tasarısının bir bütün halinde değil de parça parça çıkarılması bir koordinasyon ve uyum sorunu yaratması muhtemel olasılıklardandır. Bu sorun sistemin sürekli revize edilmesine yol açabileceğinden dikkate alınması gereken bir olgudur.
Tasarı ile birlikte “laiklik” sorunu gündeme gelmiştir. Bu sorun tek taraflı bakıldığında gerçekten de önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat laikliği kendi değerleri ile bir bütün olarak ele almamız gerekmektedir. Eşitlik ilkesi laikliğin hukukunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda konu daha derin hal almaktadır. Laikliğin uygulama sorunu bu şekilde karşımıza çıkmaktadır.
Tasarı sonucunda bir de özerklik konusu gündeme gelmiş fakat tasarıyı incelediğimizde özerkliğin ne zedelendiği ne de tam anlamıyla saylandığından söz edilebilmektedir.
Hazırlanan tasarı her ne ideolojik amaç ile hazırlanmış olursa olsun içerisinde; Anayasaya, Eşitliğe, Demokrasiye, Hukuka, Cumhuriyetin temel ilkelerine, Atatürk İlke Ve İnkılaplarına, Laikliğe ve Devletin bağımsızlığına ve bütünlüğüne aykırı veya zarar verecek herhangi bir unsur bulunmadığı aşikardır. Bu durum çerçevesinde tasarıya olumlu yönde bakılarak değerlendirilmesi kabul edilebilir bir yaklaşım olacaktır.


http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
21-05-2004, 17:24:48
Sayın Pazarbaşı tarafından Foruma aktarılan AÜHF öğrencisi Musa Bozkurt'un yukarıdaki yazısından anlaşıldığı kadarıyla, YÖK Kanunu tasarısı ile, İHL mezunlarına kolaylık veya avantaj sağlanmadığı, sadece genel liselerin avantajları kaldırılarak İHL mezunları ile Genel Lise mezunalarının giriş şartlarının eşitlenmiş olduğu görülmektedir.

İslam dininde kadınların imam olmasına cevaz verilmemişdir. İHL'nde okuyan bayan öğrencilerin bu okullara imam olmak maksadıyla gittiklerini sanmıyorum. Bildiğim kadarıyla amaçları, hem lise mezunu olabilmek hem de dini bilgiler öğrenebilmekdir.

Her dinin kendine has kuralları kaideleri vardır. Bu kuralların getiriliş sebeplerini veya doğruluk derecelerini araştırabiliriz. Ancak, bu kuralları beğenmeyip yerine kendi istediğimiz kuralları ikame etme hakkımız yoktur. Şayet böyle yaparsak, artık bu islam dini değil yeni bir din olur. Ülkemizde inanç özgürlüğü olduğuna göre, isteyen istediği gibi inanıp inandığı gibi de yaşamak özgürlüğüne sahipdir. Fakat ben islam dininin kurallarının böyle olmasını istiyorum diyemez.

İslam dininin bu kurallarına rağmen kadınların imam olabileceğini iddia eden veya imam olmak isteyen bir bayan çıkarsa (inanç özgürlüğü gereği) buna kimse engel olamaz. Ancak, böyle bir inanca sahip olan birisi de başkaları da benim gibi düşünsün diyemez. Bir bayan çıkıp da falanca camiye imam olabilmesi için o caminin cemaatinin bunu kabul etmesi gerekir.

Bu ülkede hiç kimse kolay kolay eğitimini almadığı bir konuda görüş serdedemez, o sahanın bilim adamlarını eleştiremez. Mesela, bir hukukçu çıkıp tıp mesleği hakkında; tıp doktoru da iktisat sahasında eleştiride bulunamaz, görüş serdedemez.

Ancak, mesleği ne olursa olsun, hangi alanda eğitim alırsa alsın, iş din ilmine geldiğinde herkes görüş serdetmekte, eleştiri yapmaktadır. Ve üstelik bu görüşler, din bilimlerinde yıllarını vermiş, bu alanda temayüz etmiş bilim adamları hakkında veya onların eserleri hakkında veyahutta eserlerindeki görüşleri hakkında yapılmaktadır.

Madem ki eline Kur'an'ı alan herkes okuduğunda her hükmünü anlayabilecek veya yeni hükümler çıkarabilecek ve fetva verbilecek ise, o zaman niye bu kadar din bilimleri ile alakalı okullar açılıyor ve insanlar bu alanda yıllarca eğitim alıyorlar?

Ayrıca insanların inandıkları dinin kurallarını kaidelerini daha iyi bir şekilde öğrenmek istemelerinde ne gibi bir mahzur olabilir, bunu da anlamış değilim. Yani ben şimdi dinimi daha iyi öğrenmek için eğitim almak istesem, bu eğitimden sonra illâki imam mı olmam lazım. Kaldı ki, islam dininde dini bilgileri öğrenmek yalnızca imamlık yapacak olanlara değil, herkese farzdır. Zaten bu sebeple islam dininde imamlık müessesesi yoktur, yeri geldiğinde herkes imamlık yapabilecek kadar dininin kurallarını bilmesi gerekir.

Diğer tarafdan, meslek lisesi mezunları üniversiteye girişte niye genel lise mezunları ile eşit olarak yarışmasınlar? Ben de bir meslek lisesi mezunuyum (İHL mezunu değil) Bizim mezun olduğumuz tarihlerde meslek lisesi mezunları ile genel lise mezunları eşit şartlarda yarıştıkları için Hukuk Fakültesine girip okuyabildik.

Şayet bu günkü gibi olsaydı, daha 14-15 yaşında hasbelkader seçmiş olduğum meslek lisesi sebebiyle hiç sevemediğim bir mesleği ömür boyu yapmak mecburiyetinde kalacaktım. Kaldı ki almış olduğum meslek lisesi eğitimi de boşa gitmiş değildir. Şöyle ki, mesleğim ile ilgili bir sahada hukuk müşavirliği yapmakta olduğumdan dolayı, kurumuma, meslekten gelmeyen diğer avukat arkadaşlara oranla daha çok faydalı oluyorum. Bunu da ayrıca belirtmeliyim.

Ancak bu görüşlerim, hiç bir zaman İHL'lerini kendilerine arka bahçe olarak tahsis etmek isteyen siyasilere hak verdiğim şekilde de yorumlanmamalıdır.

Saygılarımla.

DeFacto

commodore1tr
21-05-2004, 18:19:54
sayın avukat62;
Formlardaki yazılarınızı ve vermiş olduğunuz hukuki bilgileri çok severek ve ilgiyle okuyorum. Ancak sevgili meltemrüzgarının burada sormuş olduğu 'kadınların imameti' konusunda vermiş olduğunuz 'İslam dininde kadınların imam olmasına cevaz verilmemişdir.'diye başlayan bu soruya yanıt niteliğindeki fikirlerinize katılamıyorum.
bakarsak diyanet..
T.C.
BAŞBAKANLIK
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI




Kadının İmameti
23.06.2002




Kadınların namazda imamlık yapması , bir kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı ve kadın-erkek karışık cemaate veya sadece erkeklere imamlığı olarak iki kısma ayrılır.


Kadının hemcinsleri olan diğer kadınlara imamlığı konusunda, Hz. Peygamber (s.a.)'in hanımlarından Ümmî Seleme ve Hz. Aişe' nin kadınlara imam olarak namaz kıldırdıklarına, bu durumda öne geçmeyip ilk safın ortasında durduklarına ait ilk devir hadis kaynaklarında bilgiler vardır. Kadınların günlük beş vakit namazda olduğu gibi, teravih namazında da diğer kadınlara imamlık yapmaları ls1am fakihleri tarafından caiz görülmüştür .


Bir kadının, erkeklere veya kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapması ise, ilk hadis kaynaklarından Ahmed b. Hanbel' in Müsned' inde, Ebu Davud'un Sünen' in de, İbn Huzeyme' nin Sahih ' inde, Beyhaki ' nin Sünen-i Kebir ' inde , Hakim ' in Müstedrek ' inde ve muahhar pek çok kaynakta yer alan bir habere göre Hz. Peygamber (s.a.v.) istisnai olarak Ümmî Varaka isimli hafız-ı Kur'an bir sahabiyye hanımın kendi ev halkına imamlık yapmasına izin vermiştir. Ümmî Varaka' nın ev halkı ise, ölümünden sonra azad olmaları kaydıyla hür kıldığı biri erkek diğeri hanım iki köleden ibaretti.


Bu rivayete dayanarak İmam Ahmed, Ebu Sevr, Müzeni, Taberi, 1bn Teymiyye gibi alimler, kadının zaruret halinde erkeklere de imamlık yapabileceğini söylemişlerdir.


İmam-ı Azam Ebu Hanife, Şafii gibi müctehidler ile Cumhur-ı fukaha ise, kadının erkeklere imamlığını caiz görmemişlerdir.
demektedir. yani normal olarak dinimizde kadınlar 'mevcut durum muvacehesinde 'bu görevi yapabilirler. Bu arada sevgili meltem rüzgarı ile sizin bahsettiğiniz imamlığın sadece namaz kılınması imamlığı olarak algılamaktayım malumunuz bunun dışında islam dini imamlığı kabul etmez. Tanrı ile kul arasına kimse hiç bir şekilde giremez.
İki gündür yoğun iş temposu nedeniyle yazamıyorum ama sizin meltemrüzgarının vede en önemlisi sayın Pazarbaşının iletilerine diyecek bir kaç çift lafım daha var. Demezsem ölürüm :))) en kısa zamanda yazacağım .
dip not olarak ta sevgili meltemrüzgarı kendi formunuz olan 'l..Z..'yı boşlamayın :))))
sevgiyle kalın..

bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

Av.Fatih Karaca
21-05-2004, 19:08:47
Sayın commodore1tr,

Dikkat ettiyseniz, bu güne kadar mümkün olduğunca hukuki konular haricindeki siyasi ve dini yönü ağır basan tartışmaların içine girmek istemedim. Ancak, olur olmaz her alanda dini konuların ele alınıp yorum getirilmesi -ve burada da konu ile bir alakası yok iken Meltem Ruzgari arkadaşımızın söylediği gibi kadınların neden imamlık yapamayacağı sorulunca- ben de kendimi bu alanda bir şeyler yazmaya mecbur hissettim.

Dini bir konuda görüş belirtecek kadar yeterli bilgi donanımına sahip olmadığımı bilmekle birlikte, çok açık bilinen konuların bile tartışma konusu yapılması beni üzmektedir. Kadınların imamlık yapamayacağını yazarken yukarıda bahsettiğiniz kadınların kadınlara veya ev halkına imamlık yapabileceği hususlarını da biliyordum, fakat konunun, kadınların hangi hallerde imamlık yapabileceği hususundan ziyade camilerde imamlık yapması konusunda olduğu için bunlara değinmemiştim.

Benim tepkim, dini konuların tartışılmasından ziyade, bu tartışmaların art niyetli olarak yapıldığı fikrine kapılmamdan dolayıdır. Yani tartışmaktaki maksat, insanların dini konularda bilgi sahibi olmaları ise bu elbette çok güzel bir olay. Ancak, gözlemlediğim kadarıyla, bu tartışmaların bir kısmı, bende, sırf insanların kafalarını karıştırmak, zihinlerini bulandımak amacıyla yapıldığı düşüncesini uyandırmaktadır.

Gerçekten de insanlar farklı düşünebilir ve farklı inanabilir. Bunlara herkesin saygılı olması gerekir. Mesela bazıları diyorlar ki namaz Türkçe kılınmalı. Tamam, kabulüm, böyle düşünen ve inanan olabilir ve bunlar sureleri türkçe meallerini okumak suretiyle namazlarını kılabilirler ve kimse de bir şey diyemez. Ancak bu böyle yapılmıyor, ben böyle düşünüyorum sen de böyle düşüneceksin inanacaksın diye tartışma ortamı yapılıyor. Kaldı ki namaz Türkçe kılınsa bunu iddia eden namaz mı kılacak? Hayır. Ya da kıldı da kılma diyen mi oldu? Hayır.

Bu misalimde olduğu gibi, Meltem Ruzgari arkadaşımız, ben imam olmak istiyorum dedi de birisi engel mi oldu? Sanmıyorum. Peki kadınlar imamlık yapabilir denilse bir bayan çıkıp da imamlık yapar mı? Hiç sanmıyorum. Hal böyle iken -ve Türkiyenin çözülmesi gereken bir sürü meselesi varken- kadınların imamlık meselesini ortaya atıp bunu tartışma konusu yapmak bana hiç iyi niyetli gelmiyor. Yoksa meselelerin her zaman tartışılmasından yanayım yeter ki iyi niyetli olunsun. Ne demiş Namık Kemal: "Barika-i hakikat, müsademe-i efkardan doğar.

Saygılarımla



DeFacto

Av.G.A
22-05-2004, 02:02:40
Tanrıya şükür müslümanım. İslam dinini bu konu da bir iki laf edecek kadar iyi biliyorum.

Forumdaki tartışma alt konularından iki tanesi ilgimi çekti.

1.si bayanlar İHL'lerine niçin giderler?
2.Kadınlar İmamlık yapabilir mi?


2.sinden başlayım. Kadınlar imamlık yapabilirler, camilerde de yapabilirler. İslam dini sadece erkeklere gönderilmemiştir. Kadınlarda , erkekler gibi islam dininin gereklerini aynen yerine getirmekle mükelleftir. Aksi fikir, kadınları sosyal hayattan soyutlamayı başaranların , dini hayattan da soyutlamak için uydurduğu, eve hapsetme politikasıdır. Dini tekelde tutma çabasıdır. İktidar mücadelesidir. Bunu yapanlarda mezhep türetenler, mezhepsiz dini yaşayamayanlardır, islamı kendi başlarına anlayamayanlar veya anlamak istemeyenlerdir.

1.sine gelince; Kadınlar imam hatip liselerine gitmezler, gönderilirler. Erkeklerde öyle. (Bunu kendileri söylüyorlar: Hani Üniversite sınavlarıyla ilgili şöyle bir soru soruluyor ya kendilerine. "Madem üniversite de branşınla ilgili tercih yapmayacaktın , idealin farklıydı niçin İHL'ye gittin? Cevap: Ben okula yazıldığımda küçüktüm,reşit değildim , seçim yapma hakkım yoktu veya bana sorulmadı babam yazdırdı ,annem yazdırdı v.s.) Bu okullar Tanrıya kulluk etmeyi öğreten okul olmaktan çıkmış, kula kulluk etme sanatını öğreten yerlerdir. Bunu ben demiyorum, İHL'ler arka bahçemizdir diyenler. İHL propagandası yapanlar , islamı siyasete alet edenler, kendileri gibi düşünmeyenleri müslüman saymayanlar söylüyorlar.

Not: Saf ,temiz ve samimi duygularla bu okulları seçenleri tenzih ederim. Onlara da ihtiyacımız olduğunun unutulmaması gerektiğini hatırlatırım.

http://www.hukuki.net

Av.G.A
24-05-2004, 15:23:08
Sayın Meltem Rüzgarı,

burada kimsenin kimseye kızma hakkı yok. Siz birşeyleri soruşturup öğrenmek istiyorsunuz. Bundan doğal birşey olamaz. Kafanızı karıştıran şeylerde de oldukça haklısınız. Bizim halkımızın bu konularda kafası yıllardır karışık. Kim nereye çekerse oraya gidiyor. Ayrıce tespitlerinizde oldukça mantıklı. Bu konun açıkcası dinle falan da alakası yok. Tamamen siyasi. Birileri din bezirganlığı ile halkı kandırıyor, demokrasiyi kullanarak karşı devrim yapmaya çalışıyor. Bu tip yasaları çıkarma teşebbüsleriyle de devletin temeline dinamit döşüyorlar. Tanrı sonumuzu hayır etsin.


http://www.hukuki.net

Av.Fatih Karaca
25-05-2004, 13:09:56
Sayın Aksel,

İslam dinini iyi bildiğinizi iddia ederek başladığınız ve kadınların camide de imamlık yapabileceğini iddia ettiğiniz iletiniz gerçekten çok enteresan. Fakat bu idianızın dayanağının ne olduğunuzu yazmamışsınız.

İslam dininin sadece erkeklere gönderilmediği ve kadınların da, erkekler gibi islam dininin gereklerini yerine getirmekle mükellef olduğu hususunda herhangi bir tereddüt olmadığı gibi bu konuda aksini iddia eden de olmadı.

Ancak, islam dininin gereklerini kadın ve erkeklerin aynı şekilde yerine getirecekleri neticesine nasıl vardığınız meçhul. İslam dininde böyle bir şey yok. Ama siz başka bir din ortaya koymaya çalışıyorsanız o başka.

Kadınların camide imam olamaması onları, onları nasıl sosyal hayattan soyutluyor onu da anlamış değilim. Zira camide imamlık yapmak bir sosyal aktivite değil ibadettir. Hani dinde kadınların ticaret yapması veya buna benzer yasaklamalar falan olsa belki bu dediklerinize hak verilebilir de, imamlık ile bunun ne alakası var.

Bu yazdıklarınızdan dini ne kadar iyi bildiğinizi okuyuların takdirine bırakıyorum


Alıntı: Tanrıya şükür müslümanım. İslam dinini bu konu da bir iki laf edecek kadar iyi biliyorum.

Forumdaki tartışma alt konularından iki tanesi ilgimi çekti.

1.si bayanlar İHL'lerine niçin giderler?
2.Kadınlar İmamlık yapabilir mi?


2.sinden başlayım. Kadınlar imamlık yapabilirler, camilerde de yapabilirler. İslam dini sadece erkeklere gönderilmemiştir. Kadınlarda , erkekler gibi islam dininin gereklerini aynen yerine getirmekle mükelleftir. Aksi fikir, kadınları sosyal hayattan soyutlamayı başaranların, dini hayattan da soyutlamak için uydurduğu, eve hapsetme politikasıdır. Dini tekelde tutma çabasıdır. İktidar mücadelesidir. Bunu yapanlarda mezhep türetenler, mezhepsiz dini yaşayamayanlardır, islamı kendi başlarına anlayamayanlar veya anlamak istemeyenlerdir.

DeFacto

Av.G.A
25-05-2004, 16:58:25
Sayın 62,

1. Dayanağım AKIL,
2.si Diyanetin açıklamaları (Buna sayın Commodore1tr'da değinmişti) 3-4 ileti yukarıda bir daha okumanızı tavsiye ederim.

Diğerlerine cevap verme gereği duymuyorum. Yazdıklarımı anlamamışsınız, veya anlamak istediğiniz gibi yorumlamışsınız.

Bu konuda kimseden bir takdir beklentim yok, fikirlerime katılma zorunluluğunuzda yok. Benim bilgi sahibi olduktan sonra tartışamayacağım ,benim sizin gibi beynimde dokunulmazlığı olan konu yok.
Ama buranın bir hukuk sitesi olduğunu düşünürsek , dini ve siyasi konulara girmek ne kadar doğru olur bilemem.


http://www.hukuki.net

commodore1tr
25-05-2004, 18:27:21
konu yökten nerelere gitti;
Aslında konunun buralara gelmesinin nedeni bu yök tasarısını meclise getiren zihinden duyulan tereddüttür.
zaten bakarsak sayın avukat62 :
'Ancak bu görüşlerim, hiç bir zaman İHL'lerini kendilerine arka bahçe olarak tahsis etmek isteyen siyasilere hak verdiğim şekilde de yorumlanmamalıdır.'

sayın avukat g.a nın :
'Not: Saf ,temiz ve samimi duygularla bu okulları seçenleri tenzih ederim. Onlara da ihtiyacımız olduğunun unutulmaması gerektiğini hatırlatırım.'
yazılarından açıkça belli.
Sorunun temeli aslında İHL ler filan değil çağdaş demokratik sosyal ve hukuk devletinin gerekliliğini içine sindiremeyenlerin yapmak istediklerine duyulan tepki. İhtiyacın çok çok üzerinde İHL olması ve ne yazıkki bunların eskiden beri kapatılmaktan başı dönen bir parti ile şimdiki iktidarın tam anlamıyla 'arka bahçesi'olmasından kaynaklanmaktadır. Keşke sayın avukat62 nin belirttiği gibi temiz bir şekilde 'meslek liselerine eşit hak tanıma olsaydı' ama değil. Amaç devletin yönetim kadrolarına arka bahçelerinden iyi yetiştirdikleri kişileri sokmaktan ibarettir.
Bir devleti ele geçirebilmek için hele hele bu Türkiye gibi bir devlet ise Dini duygularla gereğinden fazla oynamak saf ve temiz müslümanları enteresan bir şekilde örgütlemek devleti devlet yapan organlara yani TSK Yargı ve üst yönetime bu kişileri sokmaktan geçer. Dikkat buyurunuz bu hükümet devlet erkini 'seçimle gelsin' diyerek alt yapı oluşturmaktadır. Yani valilerin mülkiye li iyi yetişmiş olması önemini yitirecek 'başka kriterler' devreye girecektir.
1. İlk deneme benzer görüşün özellikle TSK ya subay sokmakla başlayan görüşü idi bundan dolayı DZkk ve KKK öğrenci alımını direk liseden başlşattı sadece kızlara ve gerekl duyulması halinde liseden sonra giriş izni verdi. HV.KK özel çalışma içerisinde 'fen kolu' olma özelliğini kaldırılması istendi ama geri döndü.
2. Mülkiye adı üzerinde devlet adamı yetiştiren çağcıl olması gereken ve öncelikle demokrasi ve laikliği benimseyenlerin bulanacağı bir yuva geleceğin valileri emniyet genel müdürleri kısaca devlet erkanı nı yetiştirir.
3. Hukuk devletin temelini oluşturan kararları alan aslında temel ilkeleri koruyan bir sistem. Her nekadar 'bir kere ihlalden bir şey olmaz ' diyenler olsada eğer o bir tam yerine denk gelirse cumhuriyet tarihe karışabilir.
Bu üç kurumda özellikle de TSK İHL ye kesinlikle kapalı kurumlar olarak gözükmekte işte amaç bunu delebilmek yoksa eşitlik filan değil. Bunların eşitliği 'hayvanlar çiftliği' romanındaki eşitlik gibi olacaktır inanın.
Aslında ben sayın Pazarbaşı'nın iletisine yanıt yazacaktım ama konu gene karıştı o bölümü özel olarak yazacağımdan gene PAS geçiyorum.
Dini konulara pek girmek ve tartışma yapmak istememekle birlikte mevcut durum muvacehesinde iki üç cümle ile ki kesinlikle aşacağım :))) deyinmek isterim.
Kesin olan bir husus olarak kadınların imamlığına islamda engel yoktur. Gerek hadisler gerek rivayetler ve gerekse diyanet bunu açıkça ortaya koymaktadır. Hz Aişe nin 630 yılında hemde arkasında hz Ebubekir in bulunduğu Kabe de imamlık yaptığı rivayetlerden Hz Muhammedin sahabelerinden bilinen bir gerçektir.
Ancak zaman içerisinde maalesef islam değişerek yada kibarcası yorumlanarak kadınlar bu yetkilerinden feragat etmek zorunda bırakılmışlardır. ( Dikkat ediniz cahiliye döneminde kadınların %90 ı çarşaflı iken bu hususta dönüp dolaşıp bizzat peygamberimizin ve Hz Ebubekirin bu konudaki tutum davranış ve sözlerine rağmen bir takım islam bilginleri ve hatta diyanet tarafından bile islamlığa mal edilmiş kimsede çıkıp 'madem öyle islamdan önce neden çarşaflıydılar ?'dememiştir) Özellikle BAYRAM ve CENAZE namazlarında kadına yer verilmemesi kadının imamlık yapmasını çok zora sokmuştur. Zaman içerisindede kadınlar camilerden evlerine ibadet için dönünce imamlık ta kendiliğinden ortadan kalkmıştır. Yani sevgili meltem rüzgarı amerikadan bıtkınsa türkiye ye gelip imamlık yapabilirsin :)))
saygı ve sevgiyle kalın...



bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

commodore1tr
26-05-2004, 08:50:55
Sevgili meltemrüzgarı ;
İHL ler normalde şudur : (olması gereken)

3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 17. Maddesine göre;

“Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün görevleri şunlardır:

İmam-Hatip Liseleri ile Anadolu İmam-Hatip Liselerinin eğitim-öğretim ve yönetimi ile ilgi bütün görev ve hizmetlerini yürütmek,
İlköğretim, ortaöğretim ve Bakanlığa bağlı yaygın eğitim kurumlarında okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimine ait program ile ders kitaplarını hazırlamak ve Talim ve Terbiye Kurulu’na sunmak.”
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. Maddesinde ise,

“İmam-Hatip Liseleri İmamlık, Hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dini hizmetlerin yerine getirilebilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe, hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır...”
Buradan çok açık anlaşıldığı üzere İHL ler direk devletin eliyle yani MEB lığına bağlı okullardır. Özel İHL hiç yoktur. Zaten bir çarpıklıkta buradan kaynaklanmaktadır.
Aslında aranması gereken yanıt devletin kendi eliyle kurduğu okullar nasıl olduda devletin temeline konmuş bir dinamit haline getirildi ve bazı siyasi görüşlerin arka bahçesi oldu?
Şimdi 60 ta 20 adet olan İHL 70 lite 70 e çıkıyor ve işin garibi en çok İHL de kenan evren zamanında yani 12 eylül sonrasında açılıyor. Yani devlet diyanet işlerini kendi üzerine aldığı gibi din eğitiminide üzerine alıyor. Buna bir sürü gerekçe gösterilebilir. ( EN basiti eğer denetim olmazsa almanyada ki gibi yanlış eğitim yapılabilir...) Sonra nasıl oluyorsa ipin ucu Türkiyede herzamanki gibi kaçıyor imam sayısı ihtiyaç sayısı göz önüne alınmadan birazda siyasi mesajı dinle verme uğruna bu günkü tablo ortaya çıkıyor heli hazırda ihtiyacın 7 katı İHL olduğu gerçeği özellikle bu tabana seslenenleri ciddi anlamda rahatsız ediyor sonuç malum kargaşa çıkıyor.
Bence MEB lığında ciddi bir değişiklik yapılamadan ve bu okullar 'arka bahçe 'olmaktan çıkarılamadığı sürece bu karmaşa sürer gider. Hukuki olarak ta şuanda 'eşitlik ilkesi' tersine işlediği kanısındayım dikkat edin sevgili meltemrüzgarı hiç kimsenin (İHL lilerden) neden bu kadar çok İHL var dediği yok ben neden x,y,z de okuyamıyorum diyor.. sorun bu...


bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

yaren09
08-06-2004, 15:21:11
YÖK Kanunu tasarısı Kanunlaştığı takdirde, Anayasa Mahkemesi'nce yürütülmesinin durdurulma yetkisini kendinde bulduğu için bu yönde bir karar alabilir ve daha sonra da iptaline karar verilmesi üzere anayasa mahkemesine anayasa belirlenen organlar tarafından iptal davası açabilirler. Tasarıyı inceleme fırsatım olmadı, ancak, bir kanun hakkında Anayasa Mahkemesi'nce iptal kararı verilmesi için Anayasa Mahkemesi'nin bu kanunu Anayasa'ya aykırı bulup bulmadığına bakılmaktadır. Bu durumda anayasa daki ilgiler(ki bu cumhurbaşkanı meclis üyelerinin 1/5i ve anamualefet ve iktidar parti grupları)davayı açarlarsa anayasa bu yönde bir denetim yapar.Bence yapması da gerekiyor!!!!!!!!!