PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Mal beyanında bulunmama - Taahhüdü ihlal suçu







av-feyz
02-05-2002, 14:19:56
Anayasa'nın 38. maddesine 4709 Sayılı Yasa ile 9. fıkra olarak eklenen, “Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz” şeklindeki kuralın İcra İflas Yasası’nın 227/1. maddesinde düzenlenen ve yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan mal beyanı suçu bakımından yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi olarak değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

av-feyz
02-05-2002, 14:51:42
Bu suç ile korunmak istenen hukuki yarar “borcun ödenmesi” olmayıp, yasa hükmüne uyulmasının sağlanması suretiyle, cebri icranın etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanmasına ilişkin kamu otoritesidir. Belirtilen suçun yalnızca sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi ile ilgili bulunmadığından, Anayasanın 38. maddesinin 9. fıkrası ile getirilen yasak kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir. Konuya ilişkin Yargıtay kararına (http://www.hukuki.net/portal_redirect.asp?LINKID=91&linkname=Mal+Beyan%FDnda+Bulunmama+Su%E7u&catid=24&cattitle=&area=&refID=)
buradan ulaşabilirsiniz.

admin
03-05-2002, 13:52:10
Aynı şekilde "Taahhüdü ihlal" suçlarına ceza tatbik edilebileceğine dair yargıtay ceza genel kurul kararı ( ) veri tabanına eklenmiştir. Kanımca ve özetle; bu nevi suçlar kendi başlarına sözleşmeden doğan suçlar değil, gerek devletin resmi kurumu olarak nitelendirebileceğimiz İcra Dairesi'nin ödeme emrine uymama ve icra dosyasına verilmiş bulunan taahhüdün yerine getirilmemesi üzerine vukubulan suçlar olup, borcu doğurucu sözleşmenin kurulması ile alakası yoktur.
Ekonomik suçlar nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemesi fikri en gelişmiş, demokratik hukuk sistemlerinde tatbik edilmekte ise de kanımca bugün için ülkemizde tatbikinin sakıncaları büyüktür. Hele sözleşmelerin yazılı olması şartı bulunmayan bir çok durumda Ceza kanunu ile Anayasa çelişki arzedecektir. Mesela bir alış veriş sözleşmesi neticesinde, alıcıyı dolandıran edimini kasten yerine getirmeyen kişi hakkında dolandırıcılıktan dolayı ceza verilebilecek midir? Sanık bunun bir sözleşme olduğunu ileri sürerek hapis cezasından kurtulacak mıdır ? Bu itibarla çok hızlı bir şekilde uyum yasalarının vazedilmesi, özellikle T. Ceza kanunun yeniden düzenlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

FB.

elcordobes_kg
20-04-2006, 14:41:32
İŞTE TAM BURADA ÖLÜMCÜL BİR HATA YAPILMAKTADIR!!! O ZAMAN SORUYORUM;MALBEYANINA ÇAĞRIDA BULUNABİLMEK İÇİN ELİNİZDE NE TÜR BİR BELGE OLMASI GEREKİYOR? BİR BORÇ SÖZLEŞMESİ DEĞİL Mİ? BU SÖZLEŞME YADA BELGEYE DAYANARAK MAL BEYANINDA
BULUNMAYA ÇAĞRIDA BULUNULMUYOR MU? BÖYLE BİR BELGE VEYA SÖZLEŞME YOKKEN NEYE İSTİNADEN KİŞİYİ MAL BEYANINDA BULUNMAYA ÇAĞIRABİLİRSİNİZ? MAL BEYANINDA BULUNMAYAN KİŞİYE
HAPSEN TAYZİK CEZASINI NE AMAÇLA TALEP EDİYORSUNUZ?BU BORCU ÖDEMEYE ZORLAMAK İÇİN DEĞİL Mİ? LÜTFEN KAVRAM KARMAŞASI YARATMAYALIM.YARGITAY KARARI BAĞLAYICIDIR.

AKOZ
04-05-2006, 16:48:24
peki kişiyi taahhüdü ihlal suçu, mal beyanında bulunmama suçu ya da gerçeğe aykırı malbeyanında bulunma suçlarından cezaevine gönderme girişimleri ile bu borç gerçekten ödenebilir mi.

bence hayır

kişi çalışan ekmek üreten bir kişi ise cezaevine göndermek kişiyi işinden etmektir. kişi dışarıya çıktığında artık mesleğini yapamayacak duruma gelecektir. ve de bundan sonrası için illegal yollardan yaşamını sürme yoluna gidecektir. doğru mudur.

cezalar kişileri korkutmak ve de usandırmak ise ceza hürriyeti bağlayıcı olmamalıdır.

örneğin mal beyanında bulunmama cezası on günden başlar öylemi öyleyse 10 yatacak çıkacak borç ödendi mi hayır.

taahhüdü ihlal etti 6 ay yattı borç öden di mi hayır.

yani sorun giderilmedi sorun bitmedi ama kişi legal yollardan illegal yollara girdi mi evet

sorun üzerine sorun açıldı mı evet

eeeeeeee cezalar insanları pozatif yapma amacından negatif amaca döndü mü evet

şimdi hukuk bunun neresinde sayın hukukçular

sizler bu konuda uzmansınız, ben hukukçu değilim uzman olarak görüşünüz nedir çok merak ettim doğrusu tabii adıma bakıpta cevap ta vermezsiniz şimdi.

ama ben mantıkla hareket eden soruna sorun katmak yerine sorunu çözmek konusunda bilinç sahibi insan olarak bu konulara gerçekten ve gerçekten anlam veremiyorum

mal beyanı zaten sözleşme yapılırken alınmakta daha niye bir daha hapis cezası getirecek şekilte tekrar incelenmeli

bir sözleşme yapılırken zaten mal beyanları alınmakta.

Av.Ali Sinkay
04-05-2006, 20:27:40
mal beyanında bulunmamanın sözleşme olmadığını kabul edebilirim.Ancak taahhüdü ihlal suçunda karşılıklı iki taraf bir sözleşme yapar ve bu sözleşme de belirtilen rakamı ödeyemeyen kişi hapse girer. Bu durum bence kesinlikle insan hakları sözleşmesine ve uluslararası sözleşmeleri üstün kabul eden anayasa maddesi ile yukarıda sayın Feyz'in yazdığı maddeye de aykırıdır.

Ama merak etmeyin en kısa zamanda ki benim elimle olacak olması bana gurur verecektir. İcra iflas kanunundaki taahhüdü ihlal nedeni ile hapis cezası öngören maddeyi kaldıracaktır.

Bu tarihe bu sitede düştüğüm ikinci not....

Av.Feyz Pazarbaşı
05-05-2006, 01:20:34
peki kişiyi taahhüdü ihlal suçu, mal beyanında bulunmama suçu ya da gerçeğe aykırı malbeyanında bulunma suçlarından cezaevine gönderme girişimleri ile bu borç gerçekten ödenebilir mi.

bence hayır

kişi çalışan ekmek üreten bir kişi ise cezaevine göndermek kişiyi işinden etmektir. kişi dışarıya çıktığında artık mesleğini yapamayacak duruma gelecektir. ve de bundan sonrası için illegal yollardan yaşamını sürme yoluna gidecektir. doğru mudur.

cezalar kişileri korkutmak ve de usandırmak ise ceza hürriyeti bağlayıcı olmamalıdır.

örneğin mal beyanında bulunmama cezası on günden başlar öylemi öyleyse 10 yatacak çıkacak borç ödendi mi hayır.

taahhüdü ihlal etti 6 ay yattı borç öden di mi hayır.

yani sorun giderilmedi sorun bitmedi ama kişi legal yollardan illegal yollara girdi mi evet

sorun üzerine sorun açıldı mı evet

eeeeeeee cezalar insanları pozatif yapma amacından negatif amaca döndü mü evet

şimdi hukuk bunun neresinde sayın hukukçular

sizler bu konuda uzmansınız, ben hukukçu değilim uzman olarak görüşünüz nedir çok merak ettim doğrusu tabii adıma bakıpta cevap ta vermezsiniz şimdi.

ama ben mantıkla hareket eden soruna sorun katmak yerine sorunu çözmek konusunda bilinç sahibi insan olarak bu konulara gerçekten ve gerçekten anlam veremiyorum

mal beyanı zaten sözleşme yapılırken alınmakta daha niye bir daha hapis cezası getirecek şekilte tekrar incelenmeli

bir sözleşme yapılırken zaten mal beyanları alınmakta.

Ekleyen: AKOZ*-*04/05/2006*:* 17:48:24


Sayın Aköz sitede neyi temsil ettiğinizden artık şüphe ediyorum. Forumlarda gayri hukuki açıklama yapmaktan asla kaçınmıyorsunuz . Bilinç sahibi insan olduğunuzu yazıyor ama tam tersi ifadeler kullanıyorsunuz. Ne bildiğinizi bilmiyorum ama ne bilmediğinizden eminim.

Hukuku gerçekten bilmediğiniz gibi kendinizce yorumlarınız en azından hukukçu olmayanların kafasını karıştırıyordur.

Sayın akoz, "bir sözleşme yapılırken zaten mal beyanları alınmakta" ne demek? Sözleşme yaparken tarafların malları da yazılıyormuş da ben mi görmedim ? Hiç sözleşme gördünüz mü? Gördüyseniz sözleşme yaptığınız kaç kişinin evine girdiniz ?

Vatandaş hapise girdi de çıkınca artık illegal yaşayacak ne demek ? Hukuk bana ait değil ama size hiç değil. Bir kere hapse giren ıslah ve iflağ olmaz diyorsunuz öyle mi? Bu nasıl bir mantalite veya hukuk mantığıdır?

Verdiğiniz yanıtların gayri hukukiliğine binaen ben de şunu diyorum;
Demokrasi ve özgürlük kendi anladığınız şey değildir. Mağdur değil sanık korunacak, alacaklı değil borçlu korunacak... Adalet , hak ve hukuk kavramı bir kere yanlış yerleşti mi Akoz'un sorduğu gibi "hukuk bunun neresinde" , ben bilinçliyim ... deniliyor. Para al ödeme, icraya verilince umursama, hatta kaç, taahhüt ver kim takar yasayı, icrayı, devleti... ?
Hukukun hak olduğunu o alacaklının zalim olmayabileceğini, binbir güçlükle size teslim ettiği para veya hizmetin karşılığını sizden almaya hakkı olduğunu bilmiyorsunuz değil mi? Cezalar az bile. EN azından bu perspektiften bakanlara, kötüniyetlilere az diyorum.

ÇEK yaprağında ödenmediğinde bunun bir hapis cezası olduğuna dair ibare yoktur. Bu açıdan çeke hapis cezasını ayrık tutabilirsiniz. (Hapis cezası Yabancı hukuklarda hala uygulanır)

Peki Ödeme emrinde mal beyanında bulunmamanın yaptırımının cezası yazmıyor mu? Okumadınız mı? Yoksa o okumadan imzaladığınız sözleşmeler gibi mi görüyorsunuz. (nasılsa ödemeyeceksin ya). Peki taahhütte bulunurken size bunun kanuni neticeleri anlatılıyor. Onu da mı okumadan taahhütte bulundunuz.
Hadi canım bırakın bu mağdur ve mağdurların koruyucusu rollerini.

Cebri icrayı da kaldıralım, rahat edin. Masum vatandaşı dolandırın, hakkını yiyin, ailelerine kadar mağdur edin. Yeter ki siz icrayla karşılaşmayın, yeter ki sorumluluklarınızı yerine getirmeyin.

BEN SİZE SORUYORUM HUKUK BUNUN NERESİNDE, SİZ HUKUKUN NERESİNDESİNİZ ?

Av.Ali Sinkay
05-05-2006, 12:37:37
Sayın Feyz Pazarbaşı,
Ne yazık ki herşey kanuna uygun olmuyor. Olayı kısaca anlatayım. Kişiler polislerle kavga ediyor. Polisler tazminat davası açıyor ve kazanıyor. Polise mukavemetten görevli memura darp kadar pekçok suçtan hapis cezası almıyorlar.

Kaybettikleri tazminat davasını (müştereken ve müteselsilen) ödeyebilecek durumda değiller. Polisler de ilamlı icra yoluna gidiyor. İcra müdürü geldiğinde hiçbir malvarlıkları olmadığını, herhangi bir işte çalışmadıklarını sadece ama sadece bulabildikleri yevmiyeli işlerden para kazandıklarını bunun da kendi karınlarını doyurmak için bile çok az olduğunu görüyor.

İcra müdürü bu kişilere soruyor. Siz bu borcu ödeyecek misiniz. Bizimkilerde dürüst insanlar ( olsa gerçekten ödeyecekler ) öderiz diyor.
Peki diyor ayda 100 milyon ödeyebilir misiniz. Onlar da düşünüyorlar Başmakçı'da sezon açıldı. Tarlada inşaatta iş bulabiliriz sanıyorlar ve evet öderiz diyorlar.

Ancak İcra müdürü gerekli bilinçlendirmeyi yapmıyor. O zaman şuraya imza atın diyor. Zaten okumalarını beklese 3 saat beklemek zorunda kalır :)

Onlar da imzalıyorlar.....Ardından bana gelip durumu soruyor. Ben de bu parayı ödemediği zaman sırf imzaladığı için hapis cezası alabileceğini söylediğimde pişman oluyor. Yani tam anlamıyla sözleşmenin konusunu bilseler asla böyle bir riske girmezler.

Ve sözleşmeyi imzalıyorlar.

Dikkat edin sözleşme diyorum

Şimdi karşılıklı yapılan bu özleşme nednei ile bu kişilerin hapse girecek olması anayasa'mıza insan hakları sözleşmelerine sizce uygun mudur?

Taahüt bir özleşme değil diyorsanız bana hukuki tanımını yapmanız gerekmektedir. Ve yargıtay kararları bence çok önemli dğeil çünkü Anayasamızın açık hükümleri var.

38. maddeyi görmezden gelsek bile 90. madde ve sözleşmenin 4. protokolü bizi gene engelleyecektir. Eğer bu kişiler herşeye rağmen hapis cezası alırsa, Gelişmeleri buradan bildirmeye devam edeceğim. Türkiye ciddi bir tazminat ödemek zorunda kalacaktır.

Av.Feyz Pazarbaşı
05-05-2006, 13:11:40
Lütfen bana okuması 3 saat süren bir taahhüt bulun. Taahhüdü ihlal suçunun oluşmasının şartlarını yazın. Sonra tekrar konuşalım.
Saygılar.

Av.Ali Sinkay
05-05-2006, 13:26:17
Olayımızda heceleyerek okuyan arkadaşlarımızın o taahhüdü okuyup anlaması abartılı bir üç saat olmasa bile zamanlarını alacaktır. 3 saatin abartılı olduğunu kabul ediyorum.

Madde 111 - Borçlu alacaklının satış talebinden evvel borcunu muntazam
taksitlerle ödemeği taahüt eder ve birinci taksiti de derhal verirse icra
muamelesi durur.

Madde 78 - (Değişik: 3/7/1940 - 3890/1 md.)
Ödeme emrindeki müddet geçtikten ve borçlu itiraz etmiş ise itirazı refo-
lunduktan sonra mal beyanını beklemeksizin alacaklı haciz konmasını isteyebi-
lir.

(Değişik: 6/6/1985-3222/9 md.) Haciz istemek hakkı, ödeme emrinin tebliği
tarihinden itibaren bir sene geçmekle düşer. İtiraz veya dava halinde bunların
vukuundan hükmün katileşmesine kadar veya alacaklıyla borçlunun icra dairesinde
taksit sözleşmeleri yapmaları halinde taksit sözleşmesinin ihlaline kadar geçen zaman hesaba katılmaz.

Madde 340 - (Değişik: 6/6/1985 - 3222/41 md.)
111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde
kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden
borçlu, alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından bir aydan üç aya
kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır.

Av.Ali Sinkay
13-05-2006, 21:33:41
Tahhüdü İhlal suçu tek celse ve beraatla sonuçlandı. Ancak gerekçeli kararı henüz görmedim. Anayasaya aykırılığı mahkeme yorumladı mı, ciddi buldu mu bilmiyorum. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim.Gerekçeli karara ulaşırsam buradan aktaracağım. Kararı veren mahkeme Dazkırı İcra Mahkemesi.

Usüle ilişkin itirazların yanında İnsan hakları sözleşmesi 4 protokol 1. madde Anayasa 90. madde ve 38. maddeyi öne sürdük.

fahrettindurmaz
16-06-2006, 15:02:55
Sayın AKÖZ yazısında zaten ben hukukcu değilim diye beyanda bulunuyor. Bu nedenle Sayın AKÖZ' ün hukukun neresinde olduğu belli.
Eğer ki; yasaları hiç sayarsak kişilerin kendi yasaları gündeme gelir. Borçlular nedense İcra ve İflas Daireleri' ne kadar her belgeyi okuyorlar imzalıyorlar. Bir itirazları yok. Karşılarına devletin memuru yani İİK. nun amir hükümlerine kendi haklarını(borçlu ve alacaklı tarafların haklarını) korumakla yükümlü memurun zaptını okumadan veya memur tarafından okunmumşunu da duymadan imzaladık diye itiraz ediyorlar.
Mal beyanı konusun da bu noktayı tartışmak yerine uygun görürseniz "mal beyanında bulunma süresi, yeri, zamanı" konularını tartışabilirmiyiz.
Benim görüşüm; Borçlu her hangi bir zamanda, İcra Müdürlüğü ve İcra Hakimliği nezdinde olmak kaydı ile mal beyanında bulunabilmeli, verilmiş ve hatta kesinleşmiş bir ceza hükmü var ise bile, beyan sonrası düşmelidir diyorum.

murat2124
14-09-2006, 02:16:43
Bunun sonucu ne oldu şu an durum nedir.Ben 18 yaşımda ticari konuda bilnçsiz olduğum için borçlandım bir kaç kuruma ve mal beyanında bulunmam için tebliğde geldi ancak ben ne mal beyanında bulundum o zaman için ne de mahkeme yada icra gördüm zaten adresten ayrıldığım içinde elime bilgi ulaşmıyordu ben hala o zaman mal beyanında bulunmadığım için hapse girebilirmiyim.Başka bir şehirde benim adıma haberim olmadan eski adrese (Hala kaydımın olduğu adres) tebligat yapılarak başlatılan bir mahkemenin hakkımda hüküm vermesi gibi bir durum olur mu?
Benim aklımda böyle belli belirsiz evhamlar varsa ve farklı bir şehirde bulunuyorsam bulunduğum yerden türkiye'nin herhangi bir mahkemesinde adıma açılmış dava yada görülmüş mahkeme varmı nasıl öğreneceğim?

Hakkımda verilmiş bir karar varsa ve bun bundan habersiz yaşıyorsam
icramı yoksa mal beyanında bulunmadım diye hapsemi mahkum olmuşum nasıl öğreneceğim ve başıma birşey gelir mi?
Şu durumda şu andan itibaren olabilir diye bir duygu varsa içimde sizce nereden başlıyayım ne yapayım.
Bulunduğum yerdeki adliyeden bilgileri hakkımdaki kesinleşmiş yada kesinleşmemiş şeyleri öğrenebilirmiyim.
Birde bu durumdan dolayı hapse atılır ne bileyim adliyede tutuklanıp hapse atılırmıyım mesela bu evhamdan durumum hakkında bilgi sahibide olamıyorum [V]

Lütfen bana bu konuda yardımcı olun ne yapmalıyım?

Av.Ali Sinkay
14-09-2006, 17:10:49
Ceza zamanaşımı her iki suçta 17 aydır. suçun gerçekleşmesinden sonra 17 ay geçtiyse ceza düşer.

Av.Mehmet Taylan Karakum
16-09-2006, 02:14:49
Sayın Ali Sinkay'a;

Yukarılarda bahsettiğiniz bir Mahkeme Kararı vardı, herhalde gerekçeli karar yazılmış olsa gerek, paylaşırsanız sevinirim.

Bu tür icra suç ve cezalarına çok sıcak bakmasam da, bahsi geçen olayda (konuda), ortada bir sözleşme olduğundan pek emin değilim (olayı tam olarak bilmiyorum ama) Çünkü; eğer, İİK. m. 111'deki borçlunun ysal 4 taksit hakkı kullanılmışsa, ortada, tarafların rızasıyla kurulmuş bir sözleşme olduğundan bahsedilemez. Eğer; borçlu, 4 taksitten fazla bir ödeme taahhüdünde bulunmuş ve alacaklı da bunu kabul etmişse (iradesini açıklayarak, karşı tarafa ulaştırmışsa); o zaman ortada bir sözleşmeden bahsedilebilir, diye düşünüyorum.

Acaba ceza alınmamasının (beraatin) sebebi, ortada geçerli bir taahhüt (alacaklının kabul iradesi, dolayısıyla sözleşme olmaması) yokluğundan olabilir mi?

Av.Ali Sinkay
16-09-2006, 16:08:33
Evet ortada geçerli bir sözleşme olmamasından dolayı beraat kararı verildi. Sözleşme İcra Dairesinde yapılmadığı için beraat geldi. Ama ısrarla anayasaya aykırı olduğunu iddia ediyorum ve birgün anayasa mahkemesine bu karar gönderilecek.

Biz şekil şartlarına uyulmadığı için itirazlarımızı sunduk. Aynı zamanda Anayasaya aykırılık iddiasında bulunduk. Mahkeme de şekil şartlarının eksikliğinden geçerli bir sözleşme olmadığını kabul edip beraate karar verdi.

Şekil şartındaki eksiklik ise sözleşmenin icra müdürlüğünde yapılması gerektiğini belirten emredici kurala aykırı olarak sözleşmenin İcra müdürünün yanında fakat başka yerde yapılmış olması. Aynı sözleşme eğer icra dairesinde yapılmış olsaydı sözleşme geçerli olacaktı...

Av.Mehmet Taylan Karakum
16-09-2006, 16:58:57
Sayın Sinkay;

Bu konu sizin gündeminize biraz geç gelmiş olabilir mi?

Çünkü bu mesele, daha önce Anayasa Mahkemesi'nce incelenmişti.

--------------------------------------------------------------------------------

9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 18.2.1965 günlü, 538 sayılı Yasa ile değişik 331. maddesinin birinci, dördüncü ve son fıkraları ile 337. maddesinin birinci fıkrasının; aynı Yasa'nın 3222 sayılı Yasa'yla değişik 338. maddesinin birinci fıkrası ile 340. maddesi ve eklenen 352/a maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırılığı savıyla iptali istemidir.
(RED kararı verilmiştir.)
2004/m.331/1/4/son, 337/1, 338/1, 340, 352/a

--------------------------------------------------------------------------------

Esas Sayısı: 2001/415
Karar Sayısı: 2002/166
Karar Günü: 21.11.2002
Resmi Gazete Tarihi: 28 Şubat 2003
Resmi Gazete Sayısı: 25034
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER:

1- Küçükçekmece İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/415)

2- Güzelyurt İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/418)

3- Dörtyol İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/421)

4- Mustafakemalpaşa İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/425)

5- Mustafakemalpaşa İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/426)

6- Sarıgöl İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/427)

7- Sarıgöl İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/428)

8- Çine İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/430)

9- Gönen İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/437)

10- Gönen İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/438)

11- Tekirdağ İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/439)

12- Tekirdağ İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/440)

13- Kulu İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/441)

14- Şanlıurfa İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/442)

15- Şanlıurfa İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/443)

16- Kırklareli İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/445)

17- Kırklareli İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/446)

18- Bursa 4. İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/448)

19- Bucak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/450)

20- Bucak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/451)

21- Sandıklı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/452)

22- Antalya İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/453)

23- Emirdağ İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/454)

24- Cihanbeyli İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/455)

25- Cihanbeyli İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/456)

26- Babaeski İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/463)

27- Lüleburgaz İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/465)

28- Lüleburgaz İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/466)

29- Samsun İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/484)

30- Şebinkarahisar İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2001/488)

31- Sandıklı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/1)

32- Sarıgöl İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/6)

33- Aslanapa İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/7)

34- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/9)

35- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/11

36- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/12

37- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/13)

38- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/14)

39- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/15)

40- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/16)

41- Torbalı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/25)

42- Torbalı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/26)

43- Torbalı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/27)

44- Torbalı İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/28)

45- Dursunbey İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/42)

46- İhsaniye İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/57)

47- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/62)

48- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/63)

49- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/64)

50- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/65)

51- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/66)

52- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/67)

53- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/74)

54- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/75)

55- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/76)

56- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/77)

57- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/78)

58- Uşak İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/90)

59- Konya-Ereğli İcra Ceza Mahkemesi (Esas: 2002/93)

İTİRAZLARIN KONUSU: 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 18.2.1965 günlü, 538 sayılı Yasa ile değişik 331. maddesinin birinci, dördüncü ve son fıkraları ile 337. maddesinin birinci fıkrasının; aynı Yasa'nın 3222 sayılı Yasa'yla değişik 338. maddesinin birinci fıkrası ile 340. maddesi ve eklenen 352/a maddesinin Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Bakmakta oldukları davalarda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun kimi kurallarının Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan ya da tarafların Anayasa'ya aykırılık savlarını ciddi bulan mahkemeler bu kuralların iptalleri için başvurmuşlardır.

II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ

İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin gerekçeleri özetle;

A- 2004 sayılı İcra İflas Yasası'nın 331. maddesinin 1., 4. ve son fıkralarına yönelik başvurular ile ilgili olarak,

Başvuru kararında, hakkında icra talebi yapılan borçluya, haciz takibini karşılıksız bırakmak amacı ile sahibi olduğu taşınmazı satarak alacaklıyı zarara uğrattığı, diğer kişilerin ise suça bilerek iştirakte bulundukları nedeniyle hapis cezası öngören kuralın;

B- Yasa'nın 337. maddesinin birinci fıkrasına yönelik başvurularla ilgili olarak,

Yasada öngörülen süreye ve şartlara uygun mal beyanında bulunmayan borçlu hakkında hafif hapis cezası öngören kuralın;

C- Yasa'nın 338. maddesinin birinci fıkrasına yönelik başvurularla ilgili olarak,

Menkul ve gayrimenkul malı olmadığını beyan etmesine karşın bir başka takipte menkul malları haczedilen borçlunun, hakikate aykırı beyanda bulunması karşısında hafif hapis cezası öngören kuralın;

D- Yasa'nın 340. maddesine yönelik başvuru ile ilgili olarak,

Alacaklının satış talebinden evvel borcunu taksitlerle ödemeyi taahhüt eden veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını makul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun eylemi nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza öngören kuralın;

E- Yasa'nın 352. maddesi'nin (a) bendine yönelik başvurularla ilgili olarak,

İcra İflas Kanunu hükümleri uyarınca hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezaların tecil edilememesi ve para cezası ile tedbire çevrilememesini öngören kuralın,

Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

6.9.1932 günlü, 2004 sayılı "İcra İflas Kanunu"nun iptali istenilen itiraz konusu kuralları da içeren 331., 337., 338., 340. ve 352/a maddeleri şöyledir:

1- "MADDE 331- (Değişik: 538 - 18.2.1965) Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu, alacaklısını zarara sokmak maksadiyle, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmıyan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi istihsal edildiği veya alacaklı alacağını istifa edemediğini ispat ettiği takdirde, üç aydan üç yıla kadar hapis ile cezalandırılır.

Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içinde birinci fıkradaki fiilleri işleyen borçlu hakkında da bu hükümler uygulanır.

(Ek: 9.11.1988-3494/58 md.) Gayrimenkul rehni kapsamında bulunan teferruatın rehin alacaklısına zarar vermek kastı ile gayrimenkul dışına çıkarılması halinde, teferruatın zilyedi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Zararın miktarına göre Türk Ceza Kanununun 522 nci maddesi hükümleri dahi uygulanır.

Bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur.

Borçlu lehine bu hareketlere bilerek yardım ve iştirak eden kimseler, Türk Ceza Kanununun 65 inci maddesi delaletiyle bu maddeye göre cezalandırılır."

2- "MADDE 337- (Değişik: 18/2/1965 - 538/132 md.) Müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlular, alacaklının şikayeti üzerine, tetkik mercii tarafından on günden bir aya kadar hafif hapis cezasıyla mahkum edilir. Borçlunun haczi kabil mallarını alacaklının bildiği veya bilmesi lazım geldiği ispat olunursa borçluya ceza verilmez.

162, 209, 216 ncı maddeler hükümlerine muhalefet eden müflis hakkında da iflas idaresinin vereceği müzekkere üzerine tetkik mercii tarafından aynı ceza hükmolunur."

3- "MADDE 338- (Değişik: 6/6/1985 - 3222/40 md.) Bu Kanuna göre istenen beyanı hakikate aykırı suretle yapan kimse alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından bir aydan bir seneye kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır.

Hakkında aciz vesikası alınmış borçlu, asgari ücretin üstünde bir geçim sürdürdüğü, aciz vesikası hamili alacaklının alacağının aciz vesikasına bağlanmasından en geç beş sene içinde müracaatı üzerine sabit olursa, asgari ücretin üstünde kalan gelirlerinden icra tetkik merciinin dörtte birden az olmamak üzere tespit edeceği kısmını mercii kararının kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde ve aciz vesikasındaki borcun ödenmesine kadar her ay icra dairesine yatırmaya mecburdur. Bu mükellefiyeti yerine getirmeyen borçlu bir aydan bir seneye kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır. Hafif hapis cezasının tatbikine başlandıktan sonra borçlu o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir.

Borçlu ödemelerini tekrar keserse, geri kalan cezası infaz olunur, ancak bakiye borcun tamamını ödediği takdirde cezadan kurtulur.

Borçlunun nafaka borçluları dahil üçüncü şahıstan yardım görmesi, asgari ücretin üstünde eline geçen para ve menfaatlerin icra tetkik mercii kararı ile belirlenecek kısmını, icra veznesine yatırmak mükellefiyetini ortadan kaldırmaz.

İkinci fıkradaki hükmün tatbikini birden fazla aciz vesikası hamili alacaklı talep etmiş ise, bunlar talep tarihi sırasıyla öncelik hakkına haizdir."

4- "MADDE 340- (Değişik: 6/6/1985-3222/41 md.) 111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlu, alacaklının şikayeti üzerine tetkik mercii tarafından bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır."

5- "MADDE 352/a - (Ek: 6.6.1985 - 3222/44 md.) Bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez, failleri hakkında Türk Ceza Kanununun 119 uncu maddesi hükmü uygulanmaz."

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

İtiraz başvuru kararlarında itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince birleştirilen dosyalarla ilgili, değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme sonunda, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

V- BİRLEŞTİRME KARARI

Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis TUNGA ve Mehmet ERTEN'in katılmalarıyla yapılan esas inceleme toplantısında; "9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun kimi kurallarının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin davaların aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2001/415 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasın kapatılmasına, esas incelemenin 2001/415 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 21.11.2002 gününde OYBİRLİĞİ ile karar verildi."

VI- ESASIN İNCELENMESİ

Birleştirme kararına konu başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralı, bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Yasa'nın 331. Maddesinin Birinci, Dördüncü ve Altıncı Fıkralarının İncelenmesi

İtiraz başvurusunda, bonoya dayalı borç nedeniyle yapılan haciz takibinde, alacağı karşılıksız bırakmak amacı ile mevcudundaki malları üçüncü şahıslara muvazaalı olarak devreden borçlu ile bu eyleme yardım ve iştirakte bulunanlar hakkında öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezanın, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

331. maddenin birinci fıkrasında, haciz takibi talebinden sonra veya talepten önceki iki yıl içinde borçlunun, mallarının tamamını veya bir kısmını muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirmesi veya aslı olmayan borç ikrarı ile aleyhine aciz belgesi düzenlenmesini sağlayarak alacaklıyı zarara uğratması eylemi nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza öngörüldüğü; dördüncü fıkrasında, alacaklının uğradığı zararın miktarı esas alınarak borçluya verilecek temel cezada indirim veya artırım yapılacağı; altıncı fıkrasında, borçlu lehine bu fiillere bilerek yardım ve iştirak eden kimselerin cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında, "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz"; maddenin gerekçesinde de "... 4 nolu protokol gereği sözleşmeden doğan bir yükümlülük nedeniyle hiç kimsenin özgürlüğünden alıkonulamayacağı hükmü eklenmiştir. Sözleşmeden doğan yükümlülük içinde borçlarda vardır." denilmiştir.

İtiraz konusu kuralla, alacaklının alacağını alabilmek için yürüttüğü icra takibinde, borçlunun bu takibi karşılıksız bırakıp alacaklıyı zarara sokmaya ilişkin giriştiği işlem ve eylemler müeyyideye bağlanmış olup, kuralda belirtilen hürriyeti bağlayıcı ceza, borçlu ile alacaklı arasında önceden var olan sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesinden dolayı öngörülen ceza olmayıp kanunda belirtilen şartların yerine getirilmemesinden doğan bir yaptırımdır.

Bu nedenle, kural Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

B- Yasa'nın 337. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi

İtiraz başvurularında, icra takibinin dayanağı olan işlemlerin bir alacak borç ilişkisinden kaynaklandığı ve temelinde bir sözleşme olduğu, sözleşmenin yerine getirilememe sebebiyle Yasa'da özgürlüğü bağlayıcı ceza öngörüldüğü, bunun ise Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralda, hakkında icra takibinde bulunulan borçluya, takibin niteliğine göre yasada belirtilen sürede, kendisinin veya üçüncü kişilerin elinde bulunan mal, alacak ve haklarından borca yetecek miktarını haklı neden olmaksızın yazılı veya şifahen icra dairesine bildirmemesi halinde hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür.

Bu suçun konusu, cebri icra işlemlerinin yürütülmesi sırasında borçluya yasa ile getirilen bir yükümlülüktür. Nitekim bu husus, mal beyanında bulunmama suçunu konu alan 11.12.1957 günlü, 16-28 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında, "prensip itibariyle İcra ve İflas Kanunu'na vazolunan cezai hükümler borçluyu kanun emirlerine itaate mecbur etmek ve dolayısıyla alacaklının hakkını kolayca istihsal eylemek için bir nevi müeyyideden ibarettir." şeklinde açıklanmıştır.

İtiraz konusu kuralda düzenlenen suç konusu eylem, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında sözü edilen, doğrudan sözleşmenin yükümlülüğünün yerine getirilememesi olmayıp, kanunla getirilen mal beyanında bulunma yükümlülüğünün yerine getirilmemesidir. Bununla korunmak istenen hukuki yarar, yasa hükmüne uymak suretiyle cebri icranın etkin bir şekilde yürütülerek kamu otoritesinin sağlanmasıdır.

Bu nedenlerle kural, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

C- Yasa'nın 338. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi

İtiraz başvurusunda, hakkında icra takibi yapılan borçlunun, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunması nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza öngören kuralın Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralla, borçlunun icra takibi sırasında yasanın belirlediği sürede yapacağı mal beyanının hakikate aykırı olması halinde hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülmüştür.

Gerçeğe aykırı mal beyanında bulunma, yasal yükümlülüğün, yasadaki koşullara uygun ancak hakikate aykırı biçimde yerine getirilmesi suretiyle işlenen bir suç olup, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilememesi değildir.

Bu nedenle, 331. madde için belirtilen Anayasa'ya uygunluk gerekçesi bu kural içinde geçerlidir. İtirazın reddi gerekir.

D- Yasa'nın 340. Maddesinin İncelenmesi

İtiraz başvurularında, borçlunun borcunu, alacaklının satış talebinden önce muntazam taksitlerle ödemeyi taahhüt ettiği halde ödememesi ve alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını ihlal etmesi nedeniyle hafif para cezası öngören kuralın Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.

Maddede öngörülen ilk durumda, satış talebinden evvel borçlu tarafından borcun ödenme biçimine ilişkin olarak yollamada bulunulan aynı Yasa'nın 111. maddesine göre, icra takibi sırasında, yeterli mal haczedilip satış talebinden önce borcun dörtte birinden az olmamak üzere birinci taksidinin peşin olarak ve kalan miktarının da muntazam aralıklarla en çok üç ayda üç taksit halinde borçlu tarafından ödenebilmesi imkanı bulunmaktadır. Bu taahhüt borçlunun tek taraflı olarak yasadan doğan taksitle ödeme hakkını kullanmasıdır.

İkinci durumda ise, alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde borcun ödenmesinin kararlaştırılması, alacaklı ve borçlunun icra memurunun huzurunda takibe konu borcun ödenme şeklinin belirlenmesidir.

İtiraz konusu kuralda, düzenlenen eylem Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında sözü edilen, doğrudan sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesi olmayıp, kamu otoritesince yürütülen cebri icranın etkinliğinin sağlanmasıdır.

Bu nedenlerle, Yasa'da öngörülen yükümlülük sözleşmeden değil yasadan kaynaklandığından kural, Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

E- Yasa'nın 352/a Maddesinin İncelenmesi

İtiraz başvurularında, İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın tecil edilememesi ve para cezası ile tedbire çevrilememesini öngören kuralın, Anayasa'nın 38. maddesine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.

Yasa'nın itiraz konusu 352/a maddesinin iptali istemiyle daha önce Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru hakkında 4.2.1997 günlü, E: 1996/65, K: 1997/31 sayı ile "istemin reddine" karar verilmiştir. Bu kararın Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası uyarınca 19.9.1997 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren 10 yıllık süre geçmemiş ise de, başvuru kararının yasal dayanağını oluşturan Anayasa kuralının değişikliğe uğradığı gözetilerek yasaklanan süre içinde kuralın incelenebileceği sonucuna varılmıştır.

Yasakoyucunun, cezalandırma yetkisini kullanırken Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, toplumda hangi eylemlerin suç sayılıp sayılmayacağı, suç sayılacaksa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanacağı, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği, hangi cezaların para cezasına çevrilebileceği, tecil edilebileceği ve ön ödemeye ilişkin hükümden yararlanabileceği konularında takdir yetkisi vardır.

647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un üçüncü maddesinde, bir yıl ve daha az süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar olduğu; dördüncü maddesinde, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar yerine uygulanabilecek ceza ve tedbirler; altıncı maddesinde, kişinin geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi göz önüne alınarak ertelenebilecek cezaların nevi ve miktarları belirtilmiştir.

Türk Ceza Kanunu'nun 119. maddesinde, yalnız para cezası yaptırımını gerektiren ya da yukarı haddi üç ayı geçmeyen hürriyeti bağlayıcı cezalar için ön ödeme kabul edilmiştir. Ön ödeme, kendisine suç isnat edilen kimsenin yasada öngörülen para cezasını ödeyerek aleyhine kamu davası açılmasını engeller ve dava açılmış ise bu davanın düşmesini sağlar.

Açıklanan nedenlerle, yasakoyucunun takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak itiraz konusu kuralla, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın tecil edilememesi, hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına ve tedbire çevrilememesini öngörmesinde Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırılık yoktur. İtirazın reddi gerekir.

VII- SONUÇ

9.6.1932 günlü, 2004 sayılı "İcra ve İflas Kanunu"nun:

A- 18.2.1965 günlü, 538 sayılı Yasa ile değiştirilen 331. maddesinin birinci, dördüncü ve altıncı fıkralarının,

B- 337. maddesinin, 6.6.1985 günlü, 3222 sayılı Yasa ile değiştirilen birinci fıkrasının,

C- 3222 sayılı Yasa ile değiştirilen 338. maddesinin birinci fıkrası ile 340. maddesinin,

D- 3222 sayılı Yasa ile eklenen 352/a maddesinin,

Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 21.11.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan Başkanvekili Üye
Mustafa BUMİN Haşim KILIÇ Yalçın ACARGÜN

Üye Üye Üye
Sacit ADALI Ali HÜNER Fulya KANTARCIOĞLU

Üye Üye Üye
Ertuğrul ERSOY Tülay TUĞCU Ahmet AKYALÇIN

Üye Üye
Enis TUNGA Mehmet ERTEN

Av.Ali Sinkay
17-09-2006, 14:18:31
Uzun süre yazdım fakat site kaydetmedi ve yazdığım herşey silindi. Sadece kısaca özet yapacağım.

Ben anayasanın 38. maddesine değil daha çok 90. maddesine dayanıyorum. Bu durumda AHİM yolu açık görülüyor ve böyle bir davada başka şekilde beraat şansı kalmadığı sürece konuyu AHİM'E kadar götürmeye kararlıyım. Silinen yazımda anayasa mahkemesinin karar analizini yaptım.

Tekrar yapmak zoruma gidiyor. Kısaca Anayasa Mahkemesi yanlış karar vermiş. Özellikle 340. madenin ikinci paragrafındaki durumda bu cezanın sözleşmeden değil de kanundan doğduğu ile ilgili.

SÖzleşme yapma hürriyeti orada da var. İlk bölümde tek taraflı ama ikinci bölüm Borçlar Kanunundaki tüm şartlara açık. Eğer borçlu ikinci durumda sözleşme yapmazsa hapse girmeyecek, yapar ve ihlal ederse hapse girecek. Bu durumda hangi hukukçu bu hapsin kaynağının sözleşmeden doğmadığını söyleyebilir.

Kısaca Anayasa Mahkemesinin bu kararı bence akla, mantığa ve hukuka aykırıdır. (Dileyen dalga geçebilir koskoca hayatına hukuğa adamış kişiler bunu bilmiyorda sen mi biliyorsun diyebilir) Ama tüm kalbimle inanıyorum ki bu madde 38. maddeye aykırı ama bu yönde açılan dava kaybedildi. 38. maddeyi dayanak yapamam ama 90. maddeye de açıkca aykırı.

Av.Mehmet Taylan Karakum
18-09-2006, 00:43:36
Sayın Sinkay;

Gerçek ışığı, fikirlerin çarpışmasından doğar, derler. O nedenle; görüşleriniz, kesinlikle son derece önemli ve değerli. Silinme meselesini bilmiyorum, ama, borcunu ödemeyen/ödeyemeyen kişilerin, sırf sözleşme ihlali gibi görünen durumlarda, kamu vicdanını da rahatsız edecek şekilde, adı her ne olursa olsun (disiplin hapsi/tazyik hapsi gibi) hapsedilmelerini, ben de doğru (ve hukuki) bulmuyorum.

Yalnız; bu durumların tahlilinde şöyle bir sonuç var, enteresandır;

1. Bu tür hapisler çıkmadan, çoğunlukla borçlar da ödenmiyor; daha doğrusu, bu hapis kararlarıyla birlikte, epey bir tahsilat yapılıyor (benim hiç toplu icra dosyam yok, sakın yanlış anlamayın);

2. Medeni (hukuki) ölüm anlamında da olabilecek iflasta; kişiyi (gerçek kişi taciri), niceliksel olarak daha da ağır bir duruma sokabiliyoruz;

3. Hakkında, bir şekilde aciz vesikası alınmış olan avukat; avukatlık yapamamaktadır;

4. Yasa Koyucu şöyle bir Yasa yapsa; """hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararına istinaden var olan borcunu ödemeyenler; keşide ettikleri kambiyo taahhütlerini, beklenmeyen durumlar hariç ödemeyenler ve akdettikleri sözleşmelere, mazur görülebilecek nedenler dışında uymayanlar; Mahkemece derhal iflas ettirilirler ve kendilerine verilecek müflis kıyafetini giymeden, ortada dolaşamazlar. Bu yasağa uymayanlar ve müflis olduklarını gizleyerek, üçüncü kişilerle irtibat kuranlar; 10 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasıyla cezalandırılırlar"""

sizin buradaki görüşünüz ne olur?

Saygılar,