Sağlık Hukuku Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Kaynak Ekle | Giriş
Tıbbi Deontoloji ve iyi Hekimlik
By Av.feyz Pazarbaşı | On 29-09-2006 | In Sağlık Hukuku Makaleleri | 11499 Viewings | Rated
Av.feyz Pazarbaşı




Profil >
    
İSTANBUL TABİP ODASI
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
 
TIBBİ DEONTOLOJİ VE
İYİ HEKİMLİK
 
 
  1. AYDINLATILMIŞ ONAM ALINMASI                                                                            3
 
  2. BİRDEN FAZLA YERDE SERBEST ÇALIŞILMASI                                                           7
 
  3. DOKTORLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU                                                                   3
 
  4. DOKTORLARIN ŞİDDET EYLEMLERİNE MARUZ KALMASI                                             4
 
  5. ÖZEL MUAYENEHANE VE LABORATUVARLAR                                                             4
 
  6. ÖZEL POLİKLİNİKLER                                                                                             2
 
  7. ÖZEL RADYOLOJİ VE NÜKLEER TIP LABORATUVARLARI, GÖRÜNTÜLEME MERKEZLERİ 2
 
  8. ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARININ KAYIT VE ARŞİV YÜKÜMLÜLÜĞÜ                               2
 
  9. REÇETE DÜZENLENMESİ                                                                                         3
 
10. TABELA YÖNETMELİĞİNE UYULMASI                                                                        4
 
11. TABİP ODASINA KAYIT VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ                                                 2
 
12. TANITIM İHLALLERİ                                                                                               3
 
13. UZMANLIK DIŞI GİRİŞİM VE FAALİYETTE BULUNULMASI                                            4
 
14. VERGİ MEVZUATI                                                                                                   7
www.istabip.org.tr/hub/rehber.html
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
1
 
 
 
 
AYDINLATILMIŞ ONAM ALINMASI
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
HASTANIN RIZASINI ALMA ZORUNLULUĞU VE AYDINLATILMIŞ ONAM
 
 
1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi, hekimlerin yapacakları her çeşit ameliye için hastanın rızasını almaları zorunluluğunu getirmiştir. Madde metni, “Hekimler, yapacakları her çeşit ameliye için hastanın, hasta küçük veya hacir altında ise veli veya vasisinin önceden rızasını alırlar. Büyük cerrahi ameliyeler için bu rızanın yazılı olması gereklidir. Veli veya vasisi bulunamadığı veya üzerinde ameliye yapılacak kişi görüş belirtecek durumda değil ise rıza koşulu aranmaz. Tersine davrananlardan, ilgilinin şikayetine bağlı olma koşulu ile hafif para cezası alınır.” hükmünü içermektedir.
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 13. maddesi ile Medeni Kanun’un 23-24. maddeleri, hastanın rızası olsa dahi tedavi amacı dışında onun maddi ve manevi yapısını bozacak tıbbi el atmaları ve davranışları yasaklamıştır.
 
Doktor ile hastası arasındaki sözleşmeye dayanan eylemli durumun hukuken geçerli olması, hastanın rızası ile doktorun tıp mesleğini uygulama ve yapabilme hak ve görevinin birlikte bulunmasına bağlıdır. Özel hukukta hasta doktor ilişkisi sözleşmeye (vekalet) dayanmaktadır. Sözleşmenin kurulabilmesi için ilk koşul hastanın rızası, ikincisi ise doktorun mesleğini uygulayabilme ve yapabilme hakkına dayanan kabulüdür. Sözleşme kurulduktan sonradır ki doktorun eylemleri ve yardımları belirli sınırlar içinde hukuka uygun olarak kalacaktır.
 
Doktorun tedavi nedeniyle sorumluluğuna asıl olan, sorumluluğun sözleşmeden kaynaklanmasıdır. Ancak doktorun sorumluluğunun tek kaynağı sözleşme değildir. Zarar görenle doktor arasında sözleşmeye dayanmayan bir ilişkinin bulunması da olağan durumlardandır.
 
Doktorun kendisine tıp mesleğinin yüklediği, acil olaylarda ilk yardım görevinden kaçınması, rızası alınamayacak şartlar altında (koma hali) bulunan hastaya; deney maksadıyla el atması gibi durumlarda meydana gelen zararlar sözleşmeye dayanmadığından, tamamen haksız fiilden kaynaklanmaktadır (M.K. 41. Md.). Ayrıca yapılan sözleşmelerin Borçlar Yasası’nın 20. maddesine göre geçersiz sayıldığı hallerde, hasta doktor ilişkisinden doğan zararın, sözleşme dışı haksız eylemden (fiilden) kaynaklandığının kabulü zorunludur. Çünkü, hukuk düzeninin yok saydığı sözleşmeye dayanılmasına olanak yoktur. Doktor ile hasta arasında sözleşme ilişkisi bulunmasına karşın hastanın ölmesiyle, mirasçıların doktora karşı açabilecekleri (B.K. 45, 47 ve 49) tazminat davalarında, sorumluluğun kaynağı yine sözleşmeye değil, haksız eylem (B.K.41) olacaktır. Ancak, buradaki haksız eylem, sözleşmeye aykırılığın yarattığı, dolayısıyla bir haksız eylemdir.
 
Doktorun tedaviden doğan sorumluluğundan söz edebilmek için, eylemin hukuka aykırı ve kusura dayalı olması yanında, bir zararın varlığı ve zararın da kusurlu sayılan eylemin uygun sonucu olması (illiyet bağı) gerekir. Doktor, tedavide sonucun rizikosunu ancak kusur halinde yüklendiğine göre, vekalet sözleşmesinin esaslı bir unsurunun daha doktor hasta ilişkisinde olduğu belirlenmektedir. Doktor, ilmi kurallara uygun olarak teşhis (tanı) koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu çalışmaların mutlak olarak şifayla neticelenmesinden dolayı deontoloji (TDN 13) ve genel hukuk kuralları bakımından sorguya çekilemez. Bununla birlikte, bazı özel durumlarda, belli bir neticeyi ve tedaviyi taahhüt etmesi mümkündür. Bu çeşit yüklenme (taahhüt) bazı hastalıklar için alışılmıştır. Örneğin güzelleştirme ameliyatlarında doktor sonucu yüklenmiş sayılır.
 
2
 
 
 
İstisna sözleşmesinde, sözleşmeye hakim olan amaç bir şeyin (eser) meydana getirilmesidir. Vekalet sözleşmesinde ise bir şeyin meydana getirilmesi yerine belli bir yönde çalışma yüklenimi altına girmek söz konusudur. Doktorluk mesleğinde, bir şeyin yapımı söz konusu olmayıp, hastaya sağlık kazandırıcı yönde, özenle ve içten bağlılıkla çalışma esastır. Bunun neticesi olarak  doktor, sonucun arzu edildiği gibi sağlık kazandırıcı olarak neticelenmemesinden, yani zararlı sonuçta, kusurlu olmadıkça sorumlu değildir. İstisna sözleşmesinde ise işin ayıpsız teslimi, sözleşmenin amacına uygun doğal sonucudur. Vekalet sözleşmesinin ücretsiz yapılması mümkün olmakla birlikte (B.K. 355) istisna sözleşmesinin ana unsuru ücrettir. Doktor, işi sonuna kadar götürmekle yükümlü değildir ve bu yüzden hastasına karşı tazmin sorumluluğu genelde yoktur. İstisna sözleşmesinde ise bu gibi hallerde (bazı ayrık haller hariç) sorumluluk tamdır. Estetik ameliyatlarında sonucun garanti edilmesi, doktor için diğer tıbbi el atmalardan farklı olarak bir borç doğurur niteliktedir. Hukuka uygun bir tıbbi el atma sayılan güzelleştirme ameliyatlarında doktorun, hastasının rızasını alması, bu izin alınırken hastaya yapılacak tıbbi el atmanın sonuçlarını, etkilerini, tehlikelerini bütün açıklığı ile anlatması, ameliyattan önce, olabildiğince, kişinin fiziki ve ruhsal yapısı ve sağlık durumunu bütün ayrıntılarıyla gözden geçirmesi, ayrıca ameliyatın beraberinde getireceği tehlikelerin, ameliyatla varılacak amaçtan daha büyük olmaması gerekmektedir.
 
Borçlar Kanunu’nun 396. maddesine göre vekaletten azil ve istifa her zaman mümkündür. Bu kural, yeni bazı eylemlere göre özel hallerde uygulanmamalı ve haklı sebepler varsa sözleşme bozulabilmelidir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 19. maddesi, sözleşmeden istifayı yani tedaviyi bırakmayı, hizmetin önemi ile orantılı olarak haklı bir şartlara bağlamıştır. Buna göre, genel ahlak kurallarına aykırı şekilde hastayı terk, doğuracağı sonuçla, doktoru ağır hukuki ve cezai sonuçlarla karşı karşıya bırakacaktır.
 
1219 sayılı Yasa dışında mevzuatta pek yer verilmeyen rıza konusuna, Çetin Aşçıoğlu’nun kitabından yapılan alıntı ile yukarıda açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Ancak söz konusu 70. madde özellikle büyük cerrahi müdahalelerde yazılı muvafakat alınmasını yeterli görmektedir. Oysa, son yıllarda yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği, hastaların bilgilendirilmeleri ve aydınlatılmaları bakımından ayrıntılı kurallar getirmiştir:
 
Madde : 5 –
d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz.
e) Kişi, rızası ve Bakanlığın izni olmaksızın tıbbi araştırmalara tabi tutulamaz.
 
Madde : 7 – Hasta, sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanacağı konusunda bilgi isteyebilir. Bu hak, hangi sağlık kuruluşundan hangi şartlara göre faydalanılabileceğini, sağlık kurum ve kuruluşları tarafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğunu ve müracaat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulünü öğrenme hakkını da kapsar.
 
Madde : 15 – Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve tıbbi sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü ve yazılı olarak bilgi isteme hakkına sahiptir.
            Sağlık durumu ile ilgili gereken bilgiyi, bizzat hasta veya hastanın küçük, temyiz kudretinden yoksun veya kısıtlı olması halinde velisi veya vasisi isteyebilir. Hasta, sağlık durumu hakkında bilgi almak üzere bir başkasına da yetki verebilir. Gerek görülen hallerde yetkinin belgelendirilmesi istenebilir.
            Hasta, tedavisi ile ilgilenen tabip dışında bir başka tabipten de sağlık durumu hakkında bilgi alabilir.
 
3
 
 
 
Madde : 18 – Bilgi, gerektiğinde tercüman kullanılarak, hastanın anlayabileceği şekilde, tıbbi terimler mümkün olduğunca kullanılmadan, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden ve hastanın ruhi durumuna uygun ve nazik bir ifade ile verilir.
 
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesi de Aydınlatılmış Onam’ı açıklamaktadır:
 
Madde : 24 -  Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.
            Acil durumlar ile hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.
            Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.
 
İstanbul Tabip Odası’nca matbu bir “Aydınlatılmış Onam Belgesi” geliştirilmemiş ve standardı belirlenmemiştir. Başka kuruluşlarca da böylesi bir uygulama yapıldığına dair bugüne kadar herhangi bir bilgi edinilmemiştir. Çünkü bu tür geniş kapsamlı ve kültürel düzeyleri farklı hastalar için şablon format uygulanmasında herhangi bir yarar sağlanamayacağı gibi uygulama aşamasında rutin hale geleceği ve olası farklılıkları yansıtamayacağı için bir takım olumsuzluklara da neden olabilecektir. Bilgilendirmede, alınacak rıza ve düzenlenecek belgede, özellikle Hasta Hakları Yönetmeliği ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda yapılan ayrıntılı açıklamaların esas alınması yerinde olacaktır. Düzenlenecek belgede, hukuki sorumluluk oluşturmaması bakımından, madde içeriğine uygun olarak;
 
* Hastanın sağlık durumu ve konulan tanı,
* Önerilen tedavi yönteminin türü,
* Başarı şansı ve süresi,
* Tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler,
* Verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri,
* Hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar,
* Olası tedavi seçenekleri ve riskleri,
 
Bilgilerine yer verilmeli, hastanın da yazılanları doktorunun kendisine anlattığı ve anladığına dair el yazısı ile adı soyadı, imzası bulunmalı ve tarih atılmalıdır.
 
Aydınlatılmış onam almaksızın hastaya girişimde bulunmak disiplin suçu oluşturmaktadır.
 
                                                                                                           Dr. İlhan DOĞAN
 
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ
 
Madde : 4/s – Hastanın aydınlatılmış onamını usulüne uygun almaksızın tıbbi girişimde bulunmak. PARA CEZASI                                                                                                                 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
2
 
 
 
 
BİRDEN FAZLA YERDE SERBEST ÇALIŞILMASI
 
 
 
 
 
 
 
BİRDEN FAZLA YERDE SERBEST ÇALIŞILMASI
 
 
Günümüz ekonomik koşulları, toplumun tüm kesimlerini olduğu gibi hekimleri de olumsuz yönde etkilemiştir. Ekonomik kriz ortamı gerekçe gösterilerek, hekimlerin ek iş yapabilmesinin yasal sınırlarının neler olduğu yolunda Oda’mıza yapılan başvurular oldukça  yoğunlaşmıştır. Bunun ötesinde, Oda’mızı bilgilendirmeden ya da danışmadan bu tür bir serbest çalışma alanına giren hekimlerimiz ise edilen ihbar veya şikayet ya da resmi merciler tarafından yapılan tespitlerin intikal ettirilmesi sonunda haklarında inceleme yapılmakta, ilgili mevzuata aykırılığı tespit edildiğinde disiplin hükümlerine göre soruşturma açılmaktadır.
 
Meslektaşlarımızın geniş bir kesimini ilgilendiren, bazı durumlarda mağduriyetlerine yol açılan bu konuyu tartışmaya açmadan önce, konunun yasal durumunu bilmek, günümüzdeki uygulama şekillerini öğrenmek ve sonunda çözüm önerilerinin neler olabileceğini tartışmak gerekmektedir.
 
Bilindiği gibi Ülkemizde hekimlik yapabilmenin yetki ve koşulları 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile belirlenmiştir. 70 yılı aşkın bir süre önce çıkarılan ve halen yürürlükte olan, genç meslektaşlarımız için telaffuzu bile zor olan bu kanunun adını, günümüz Türkçe’sine, “Doktorluk ve Şubeleri Sanatlarının Şekil ve Uygulamasına İlişkin Yasa” olarak çevirebiliriz. Söz konusu Yasa’nın 12. maddesi, “Bir hekimin ikametgahı ayrık olmak üzere çeşitli yerlerde muayenehane açarak hekimlik yapması yasaktır” hükmünü içermektedir. Yasa koyucu, bu madde ile hekimlere meslek ve sanatlarını serbest olarak uygulama hakkı vermiş, ancak bunu iki yer ile sınırlandırmıştır. Bir başka deyişle bir hekime özel muayenehanesi yanında ayrıca evinde de hasta kabul ve muayene hakkı tanımıştır.
 
Öte yandan, özel muayenehane açmak için tamamen serbest çalışmak gerekmemektedir. Herhangi bir kamu kurum veya kuruluşunda çalışan hekimler de çalışma saatleri dışında özel muayenehane açabilmektedirler. Kamuda çalışan hekimlere tanınan bu hakkın kullanım koşulları, 2368 sayılı “Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun” ile belirlenmiştir. Yasa’nın 4. maddesi; “Birinci madde kapsamına giren personelden, özel kanunlarına göre meslek ve sanatlarını serbest olarak icra etmek hak ve yetkisine sahip olanlar, istedikleri takdirde, birinci maddede öngörülen tazminat hakkından yararlanmamak şartı ile serbest olarak çalışabilirler. Bunlara iş güçlüğü, iş riski ve teminindeki güçlük zamları veya bu mahiyetteki zamlar ödenmez.” şeklindedir.
 
Hiçbir kurum veya kuruluşla bağlantısı olmaksızın tamamen serbest çalışan ya da herhangi bir kamu kurum veya kuruluşunda çalışmakla birlikte ayrıca özel muayenehane açmak isteyen hekimler için 1219 sayılı Yasa herhangi bir izinden söz etmemektedir. Yasa gereğince muayenehane açarak özel hasta kabul etme işlemi herhangi bir izne bağlanmamıştır. Buna karşılık, değişik yasa ve tüzüklerle, hekimlerin muayene açtıktan sonra uymaları gereken bir takım kurallar belirlenmiştir:
 
6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu Madde:7- Bir tabip odası sınırları içinde sanatını serbest olarak icra eden tabipler, bir ay içinde o il veya bölge tabip odasına üye olmak ve üyelik görevlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Mesleklerini serbest olarak icra etmeksizin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asil ve sürekli görevlerde çalışanlar ile herhangi bir sebeple mesleğini icra etmeyenler tabip odalarına üye olabilirler. Özel kanunlarında üye olamayacaklarına dair hüküm bulunanlardan mesleklerini serbest olarak da icra edenler, mesleki hak, yetki, disiplin ve sorumluluk bakımından bu Kanun hükümlerine tabidirler.
2
 
 
1219 sayılı Kanun Madde:5 – Özel muayenehane açmak veyahut evinde hasta görmek suretiyle hekimlik yapmak isteyen her hekim, hasta kabulüne başladığından itibaren en çok bir hafta içinde, isim ve kimliğini, diploma gün ve sayısını, muayenehanesinin adresini ve varsa uzmanlık belgesini mahallin en büyük sağlık makamına kaydettirmek ve muayenehanenin nakli halinde en az 24 saat önce nakil durumunu bildirmek zorundadır.
 
1219 sayılı Kanun Madde:6 – Bir yerde hekimlik yaptığını kayıt ettiren hekim, o yeri terk ettiği veya ne sebeple olursa olsun muayenehanesini kapayarak hekimlik yapmaktan vazgeçtiği takdirde, en az 24 saat önce kayıt edilmiş olduğu sağlık dairesine başvurarak kaydına işaret ettirir.
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü Madde:42 – Muayenehane veya laboratuvar açan tabip, hasta kabulüne ve laboratuvarda faaliyete başladığı tarihten ve muayenehane ve laboratuvarını kapatması veya nakletmesi halinde de kapatma veya naklin vuku bulduğu tarihten itibaren en çok bir hafta içinde, keyfiyeti, yazılı olarak, mensup olduğu tabip odasına bildirir.
 
213 sayılı Vergi Usül Kanunu Madde:168 – Bildirmeler aşağıda yazılı süre içinde yapılır: İşe başlama bildirmeleri, işe başlama tarihinden önce; işi bırakma ve değişiklik bildirmeleri, bildirilecek olayın vukuu tarihinden başlayarak bir ay;
 
Görüldüğü gibi özel muayenehane açan, nakleden veya kapatan hekimlerin her aşamada ve belirlenen zaman dilimi içinde, bağlı oldukları tabip odasına ve mahallin en büyük sağlık yönetim birimine bildirim yükümlülüğü bulunmaktadır. Bildirim yükümlülüğünün, muayenehane açmaksızın yalnızca evinde hasta kabul eden hekimleri de kapsadığı, yasa metninden anlaşılmaktadır. Bir başka mevzuat olan Kat Mülkiyeti Kanunu, ikametgahın bir klinik şeklinde tedavi amaçlı kullanılmasını yasaklamakla birlikte, tamamen muayeneye yönelik hasta kabulünün oturulan dairede yapılmasına bir engel getirmemektedir.
 
Yasada geçen ikametgah kavramına bir açıklık getirmek gerekmektedir. Hukuki düzenlemelerde kanuni ikametgahtan söz edilmekte ve Türk Medeni Kanunu’na göre bir kimsenin kanuni ikametgahının bir tane olabileceği bilinmektedir. Günümüzde, yazlık evler dışında, bir şehrin değişik semtlerinde veya birbirine çok yakın değişik yerleşim birimlerinde birden fazla evi olanlar da bulunmaktadır. Bu evlerde belirli süreler yaşandığına göre hepsi ikametgah olarak sayılmakta mıdır? Değilse kanuni ikametgah hangisidir? Kişinin kayıtlı olduğu muhtarlık bölgesindeki evi bu soruların yanıtı olmaktadır. İhtilaf durumunda bağlı olunan muhtarlıktan alınacak ikametgah belgesi hukuki durumu açıklayacaktır. Kanuni ikametgahın yasalarla yalnızca bir tane olması gereğinin mantığını, örneğin Seçim ve Nüfus Sayımı gibi yasalarda da aramak, sanırım bu anlatım ve görüşümüzü doğrulayacaktır.
 
Kamuda görevli hekimlerin ikametgahları ile ilgili bir başka mevzuat ise 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’dır. Yasa’nın ek maddelerinde, çalıştıkları kamu kurum veya kuruluşunun bulunduğu yer (belediye sınırları) dışında ikamet etmek isteyen memurların (konumuzda memur hekimlerin)  mahallin en büyük mülki amirinden izin ve onay almaları gerekmektedir. Görevlerini aksatmayacaklarına kanaat getirilenlere bu hak tanınmaktadır. Bu haktan yararlanan kamu hekimleri, yasalarla getirilen diğer yükümlülüklerini yerine getirmek koşuluyla, görev yerleri dışındaki ikamet adreslerinde serbest meslek ve sanatlarını uygulayabileceklerdir. Bu hak aynı il için verilmiş gibi gözükmekteyse de günümüzdeki ulaşım kolaylığı nedeniyle birbirine çok yakın, ancak komşu illere bağlı ilçelerde ikamet edilebilmeye izin alındığı takdirde değişik iller için de geçerli olabilecektir.
3
 
 
 
Örnek vermek gerekirse, Kartal, Pendik veya Tuzla İlçelerindeki bir kamu kuruluşunda görevli bir hekim, ilçe kaymakamından ilgili yasa gereğince izin ve onay aldığı takdirde, Kocaeli İli’nin İstanbul’a komşu ilçesi olan Gebze’de ikamet edebilecektir. Bu takdirde bu hekimin Gebze’de mesleğini serbest olarak uygulama hakkı doğmuş olmaktadır. Ancak bu hakkın kullanımı, ilgili mevzuat uyarınca Kocaeli Tabip Odası’na kayıt olunma, bildirimde bulunma, aidat ödeme gibi üyelik görevlerinin yerine getirilmesi ile mümkün olabilmektedir.
 
2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’na göre, özel hastaneler, kamu hastanelerinin işlevinin aksine, yalnızca tedavi amaçlı kuruluşlardır. Günümüzde özel hastanelerin pek çoğunda muayene de yapıldığı anlaşılmakta, bu yolda tanıtımlar da yapılmaktadır. Aslında muayene işlemleri, ilgili mevzuatı doğrultusunda (Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik), özel poliklinik ya da tıp merkezi adı altında, İl Sağlık Müdürlüğü’nden alınan ayrı bir izinle yapılabilmektedir. Önceki yıllarda, Sağlık Bakanlığı’nca ruhsat verilen hastane mesul müdüründen ayrı bir mesul müdür adına verilen izin belgesi ile çalışan bu tür özel polikliniklerde, aynı adı da taşısa özel hastane ile fiziki bağlantı içinde olmamaları koşulu aranmaktaydı. Yeni çıkan Özel Hastaneler Yönetmeliği ile bu konuya açıklık getirilmiş, bir anlamda özel hastanelerde hasta muayenesi yapılmasına da izin verilmiştir. Bunun yanında, 2219 sayılı Kanun, yatan hastalara diledikleri takdirde dışarıdan istediği hekimi getirebilme hakkı tanımakta, hastane yönetimine de bu dileği yerine getirme yükümlülüğü getirmektedir.
 
Yukarıdaki açıklamalarımızdan yola çıkılırsa, özel muayenehanesi olan bir hekimin, aynı anda bir özel hastanede hasta muayene edebilmesine yasaların izin vermediği anlaşılmaktadır. Özel hastanelerin bir tedavi kurumu olduğu göz önüne alındığında, muayenehanesinde hasta kabul ve muayene eden bir hekimin, hastasının isteği ve daveti üzerine özel hastaneye giderek tedavi yapmasında, bir başka deyişle özel hastaneyi, kuruluş amacına uygun şekilde yalnızca tedavi amaçlı kullanmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Yasada da bu konuya bir sınırlama getirilmemiş, hatta hastane yönetimi bu isteği yerine getirmekle yükümlü kılınmıştır. Yasalara uymayan durum, özel muayenehanesi olan bir hekimin, özel hastanede hasta muayene edemeyeceğidir.
 
Öte yandan, 27.03.2002 tarih ve 24708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin, 28.05.2004 tarih ve 25475 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan değişik 23. maddesi poliklinik muayene odasını tanımlamış, özel hastanelerde ruhsatında kayıtlı her uzmanlık dalı için yeterli sayıda ve genişlikte, yeterli şekilde havalandırılan poliklinik muayene odası ayrılacağı koşulunu getirmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere söz konusu yönetmelikle özel hastanelerde poliklinik yapılmasına izin verilmiş olmaktadır.
 
Günümüzdeki uygulamada özel hastanelerin “staf” tabir ettikleri kadrolu  hekimlerine ayrıca özel muayenehane açma izni verilmemektedir. Bu durumu bilen özel hastane yöneticileri, aynı zamanda özel muayenehane çalıştıran hekimlerini, konsültan hekimleri olduğu, sürekli çalışmadıkları şeklinde tanımlayarak çözüm getirmeye çalışmakta, adeta savunma yapmaktadırlar. Oysa ki konsultasyon kavramı, yapılışı, koşulları Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 24-30 maddelerinde tanımlanmıştır. Bu nedenle, hastane yöneticilerince, bu zorlama karşısında bir savunma mekanizması olarak getirilen “konsültan hekim” kavramı ile mevzuatta tanımlanan konsültan hekim kavramı, anlam ve amaç bakımından birbirinden tamamen farklıdır ve mevzuattaki anlamı dışında yorumlamak ve uygulamak hukuki olmamaktadır.
 
 
 
4
 
 
 
Olaya karşı açıdan bakıldığında, özel hastane bünyesinde kadrolu olarak çalışan hekimlerin, tıpkı kamuda çalışan hekimlerde olduğu gibi özel muayene açarak serbest çalışabilmelerine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Sağlık Bakanlığı’na devirlerinden önce, açılış izinleri Sağlık Bakanlığı’nca verilen ve aynı Bakanlığın teftiş ve murakabesi altında çalışan SSK Hastaneleri, bu yönüyle tamamen özel hastane statüsünde idi. Oysa, aynı zamanda poliklinik hizmeti de verilen önceki SSK hastanelerinde çalışan hekimlere serbest çalışma hakkı tanınmaktaydı. Keza Üniversite hastaneleri de aynı statüde bulunmaktadır. Bu hakkın yerel sağlık yöneticileri tarafından özel hastanelerde çalışan hekimlere tanınmaması, kendilerini yasayla getirilmeyen bir kısıtlama yapmaktan sorumlu tutması yanında hekimler arasında fırsat eşitsizliğinin doğmasına  da neden olunmaktadır.
 
Özel hastane bünyesinde olan veya bağımsız olarak faaliyet gösteren özel polikliniklerde çalışan hekimlerin, ayrıca özel muayene açamayacakları konusunu ise yukarıdaki açıklamadan farklı şekilde yorumlamak gerekmektedir. Muayenehanelerle ilgili 1219 sayılı Yasa’da poliklinik kavramı yoktur. Bu nedenle yasadaki bu boşluk idari yargı kararlarıyla kapatılmaya çalışılmıştır. Söz konusu yasada poliklinikler hakkında herhangi bir açıklama bulunmaması nedeniyle, bu işyerlerinin açılması, Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 23.12.1954 tarih ve 54/112 Esas, 54/11 sayılı kararlarına uyulmak kaydıyla mümkün olmuştur. Bu kararda poliklinikler, birden fazla hekimin bir arada hasta kabul ve muayene ettikleri, bir anlamda ortak muayenehane şeklinde tanımlanmıştır. Yine Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 18.11.1965 tarih ve 1965/357 Esas, 1965/410 sayılı kararı gereğince de işyeri sahip ve ortaklarının tabip dışında başka bir kimse olması mümkün değildir. Danıştay Başkanlığı’nın bu kararına göre, özel poliklinikler de bir muayenehane olarak kabul edildiğinden, bir hekimin aynı anda hem özel poliklinik bünyesinde hem özel hastane polikliniğinde hem de özel muayenehanesinde çalışması, 1219 sayılı Yasa’nın 12. maddesine, tartışmasız bir biçimde aykırı olmaktadır.
 
Sağlık Bakanlığı’nca çıkarılan ve 9 Mart 2000 tarih ve 23988 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” de muayenehane ve poliklinik kavramlarını tanımlamış, çalışma usul ve esaslarını belirlemiştir. Aynı kısıtlamalar bu yönetmelikle de getirilmiştir.
 
Oda’mız üyelerinden Dr. Mansur Beyazyürek, iki ayrı kurumda çalışamayacağına ilişkin 29.09.1998 tarih ve 9128 sayılı İl Sağlık Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle İstanbul Valiliği aleyhine dava açmıştır. Açılan bu dava sonunda, söz konusu İdare Mahkemesi, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 12. maddesinin son fıkrasında “bir tabibin ikametgahı müstesna olmak üzere müteaddit yerlerde muayenehane açarak icrayı sanat etmesi memnudur” hükmünün yer aldığından bahisle;
 
“1219 sayılı yasanın yukarıda açıklanan hükmündeki muayenehane tanımına özel poliklinik, özel hastane, laboratuar ve benzeri yerleri de katarak metninin kapsamının davalı idarece genişletildiği anlaşılmıştır. Halbuki madde münhasıran muayenehanelerle ilgili olup, bir hekimin birden fazla muayenehane açması yasaklanmıştır. Nitekim kamu görevlerinde çalışan hekimler de belli koşullarla ayrıca muayenehane açabilmektedirler. Kamu kesiminde hastanelerle, üniversitelerde vb. yerlerde çalışan hekimler ayrıca muayenehane açabilirken özel hastanede kadrolu olarak çalışan bir hekimin muayenehanesinin de olması halinde özel hastaneyi muayenehane kapsamına sokarak tercih yapmak durumunda bırakılması yasanın amacını aştığı gibi hakkaniyete de uygun düşmemektedir.” kararına vararak dava konusu işlemi iptal etmiştir.
5
 
 
İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin 23.11.1999 tarih ve Esas No:1999/330, Karar No: 1999/1340 sayılı bu kararı, Danıştay tarafından onaylanarak kesinleşmiştir. Bir hekim hakkında verilen bu kararın bireysel nitelikte mi olduğu ya da emsal gösterilip gösterilemeyeceği hukuki bir tartışma konusudur. Ancak, İl Sağlık Müdürlüğü’nün mevcut uygulamasında herhangi bir değişikliğe gitmediği meslektaşlarımız tarafından Oda’mıza iletilmektedir.
 

Bu durumda, halen özel hastanede çalışıp muayenehane açmak ya da muayenehanesi olup da ayrıca özel hastanede çalışmak için İl Sağlık Müdürlüğü’ne başvuran ve talepleri reddedilen hekimlerin aynı şekilde bireysel dava açma hakları bulunmaktadır. Nitekim, benzer konumda bir hekim olan Dr. Zeki Altıparmak adına açılan davada, İstanbul 1. İdare Mahkemesi “Kamuda çalışan doktorların ayrıca muayenehane açmaları mümkün iken, serbest çalışan doktorların böyle bir haklarının bulunmadığı, muayenehane açmaları halinde hiçbir sağlık kurumunda görev yapamayacakları şeklindeki yorum yasanın amacına uygun düşmemektedir. … emekli olduktan sonra, muayenehanesi olan davacının aynı zamanda bir hastanede görev almak istemesi üzerine, her iki yerde görev yapmasının 1219 sayılı yasanın 12/c maddesine aykırı olduğu nedeniyle işyerlerinden birini kapatması gerektiği yolunda tesis edilen işlem, özel hastanelerin muayenehane kapsamında olduğunun kabulü mümkün görülmediğinden yerinde bulunmamaktadır.” Gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir.

 

Sağlık Bakanlığı’ndan aldıkları ruhsatla çalışma yapabilen Tıbbi Biyokimya, Tıbbi Mikrobiyoloji, Tıbbi Patoloji, Radyoloji, Radyasyon Onkolojisi, Nükleer Tıp ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon gibi uzmanlık dallarındaki hekimlerin ise aynı kapsamda değerlendirilmedikleri düşünülmektedir. Aksi halde kendilerine ayrı yerleri için Bakanlıkça iki ayrı ruhsat verilmesi gerekecektir.

 
Yakın zamana kadar bazı meslektaşlarımızın, aynı anda 2 hatta 3 özel hastanenin hekim listelerinde gösterildiği, kuruluşların internet sitelerinde de ilan edildiği gözlenmekteydi. Kayıtlara bakıldığında, söz konusu hekimlerin bir bölümünün halen bir kamu kuruluşunda çalıştıkları gibi ayrıca özel muayenehanelerinin de faaliyette olduğu, buna karşın belirtilen özel hastanelerde çalıştıklarına dair bilgilerin yer almadığı görülmektedir. Akademik ünvanların öğretim veren kurumlar dışında, özel kuruluşlarda kullanılmasının mevzuata uygun veya etik olup olmadığının tartışması bir yana bırakılsa bile, bu tür bir çalışma şeklinin yukarıda savunduğumuz konunun tamamen dışında tutulması gerekmektedir. Söz konusu hekimler özel hastanelerde gerçekten kadrolu hekim olarak çalışmakta iseler birden fazla yerde serbest hekimlik yapılmasını yasaklayan mevzuat hükümlerine aykırı davranmış olmaktadırlar. Şayet, kadrolu olarak çalışmıyorlarsa, aynı anda birkaç özel hastanenin ilan ettiği listelerde yer almalarına itiraz etmeleri, kendilerinden beklenen bir davranış olmalıdır. Bildirim yapılmadığı takdirde ilgili hekimler 1219 sayılı Yasa ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü hükümlerini ihlal etmiş olmaktadırlar. Hekimleri çalıştıran veya kadrolarında çalıştıklarını ilan eden özel hastane mesul müdürlerinin de aynı derecede sorumlulukları doğmaktadır. 
 
Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 34 ve 35. maddeleri, özel sağlık kuruluşları arasında sayılan tıp merkezi ve özel dal merkezleri bünyesinde kurulabilecek “Cerrahi Müdahale Birimleri”ni açıklamaktadır. 36. madde (f) bendinde ise başvuru aşamasında hangi tür ameliyatların yapılacağının bildirilmesi istenmekte, Bakanlıkça verilen izin bu bildirimle sınırlı tutulmaktadır. Cerrahi Müdahale Birimi izni bulunan bir tıp merkezine başvuran bir hastaya, yetki sınırları üzerinde bir cerrahi endikasyon konulduğunda, girişim tıp merkezinde yapılamayacağına göre davranış nasıl olacaktır ? İlgili yönetmelikte bu konuya bir açıklama getirilmemiştir. Bu nedenle çözümü yasalarda aramak doğru olacaktır. Konuya yukarıda açıklanan mevzuat doğrultusunda bakıldığında yorum getirilebilmektedir.
6
 
 
 
Şöyle ki; hastanın başvurduğu merkezde tedavisi yapılamadığından, ilgili doktorun yaptığı bir muayenehane hizmeti olmaktadır. Hasta tedavisinin de kendisini muayene edip tanı ve endikasyon koyan hekimine tedavi olmak istediği takdirde, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu uyarınca dilediği bir özel hastanede cerrahi girişim yaptırma ve bunun için hekim seçme hakkına sahiptir. İlgili hekim de hastasını özel hastanede muayene etmeyeceği, yalnızca tedavisini üstleneceği için birden fazla yerde serbest hekimlik yaptığı şeklinde düşünülemeyecek, çalıştığı tıp merkezinde yaptığı hizmet özel muayenehanede yapılmış bir hizmet olarak değerlendirilebilecektir. Bu uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta hekimin hastane tercihini belirtmemesi, özel hastaneyi hastasının seçmesini beklemesidir. Aksi halde ilgili hekim için Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’ne aykırı olarak hasta yönlendirme suçu oluşacaktır.
 
6023 sayılı Kanun’un 4/c maddesi, tabip odalarına işyeri hekimliği ile ilgili görev de yüklemiştir. Aynı yasanın 5. maddesi; “Özel kurum ve işyeri tabipleri, çalıştıkları yerlerin sağlık hizmetlerinin başka bir yerde ikinci bir görev yapmalarına elverişli bulunduğu tabip odaları idare heyetince kabul edilmedikçe her ne surette olursa olsun, diğer bir kurum veya işyerinin tabipliğini alamazlar.” hükmüyle, işyeri hekimliği görevlendirmesini yönetim kurulu kararına bağlamıştır. Günümüzdeki uygulamada, Türk Tabipleri Birliği’nin İşyeri Hekimliği Atama Yönetmeliği esasları doğrultusunda, İstanbul Tabip Odası bölgesinde işyeri hekimliği yetki kriterleri belirlenmiş olup, kamu hekimliği+muayenehane veya kamu hekimliği+özel hastane gibi iki mesleki gelir getirici etkinliği bulunanlara işyeri hekimliği yetki ve onayı verilmemektedir.
 
Yasaların tanıdığı sınırlar dışında birden fazla yerde serbest hekimlik yapılması durumunda, ilgili hekimler hakkında yaptırımda bulunulmaktadır. Şöyle ki;
 
6023 sayılı Yasa Ek Madde:1 – “5. maddeye göre kayıtlı bulundukları tabip odaları idare heyetinin muvafakatini almadan ek bir tabiplik vazifesi kabul eden veya hilafı hakikat beyanname veren veyahut bu beyanname üzerine idare heyetinin ittihaz edeceği karar hilafına vazifeye devam eden tabipler, ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Yukarıdaki fiillerden dolayı mahkum olmasına rağmen, beyanname vermeyen veya hakikate uymayacak şekilde beyanname veren veyahut ek vazifeye devamda ısrar eyleyen ve  bu vazifeyi bıraktığı halde idare heyetinin muvafakati olmadıkça başka bir ek vazife kabul eden tabipler hakkında ağır para cezası hükmolunur.” denilmektedir.
 
Özellikle işyeri hekimliğini ilgilendiren bu madde dışında, gerek birden fazla yerde serbest hekimlik yapmak, gerek bildirimsiz özel çalışmak nedeniyle üzerlerine suç isnat edilen hekimler hakkında, 1219 sayılı Yasa ve Tıbbi Deontoloji Tüzüğü doğrultusunda, Yönetim Kurulu tarafından soruşturma açılmakta, eylemin doğruluğunun tespiti halinde ise Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’ne göre Onur Kurulu tarafından kendilerine disiplin cezaları verilmektedir. Konumuz olan birden fazla yerde serbest hekimlik yapmanın karşılığı, Yönetmeliğin 5(d) maddesi gereğince geçici olarak meslekten alıkoyma, bildirimsiz serbest çalışma yapmanın  karşılığı ise 3(b) maddesi gereğince uyarma, ya da 4(i) maddesi gereğince para cezası olmaktadır.
 
İyi hekimlik uygulaması yapabilmenin ön koşulu, hekimin çalışma statüsünün doğru olarak belirlenmesinde aranmalıdır. Mevzuata aykırı eylemleri nedeniyle doğacak sorumlulukları saklı kalmak kaydıyla, hekimlere yasalarla tanınmış haklarının, değişik görüş ve yorumlarla kısıtlanmaması gerekmektedir.
 
7
 
 
 
Sonuçta hekimin haklılığı ortaya çıksa bile, hakkını elde edinceye kadar geçen süreç içinde hekimin savunma durumunda bırakılması, hem hekim-hasta ilişkilerine yansımakta hem de ekonomik kayba uğramalarına neden olmaktadır. Haklarının kısıtlandığı kanısına varan hekimler üç yoldan birini seçmektedirler. Bir bölüm hekim uygulamayı kabullenmekte, ikinci görevden vazgeçerek ekonomik kayıplarına razı olmaktadır. Bir bölümü, sonuç alamayacaklarını önceden tahmin ettikleri için ilgili mercilere bildirimde bulunmadan çalışmalarını yürütmekte, ancak yapılan bir bildirim, ihbar veya şikayet üzerine haklarında soruşturma açılmasına ve ceza yaptırımına gidilmesine yol açmaktadır. Azınlıkta kalan bir bölüm ise çıkar ve haklarının verilmesi konusunda kendi çapında uğraş vermektedir. Sonuçta her halükarda hekimler arasında bir fırsat eşitsizliği, bir anlamda haksız bir rekabet ortamı oluşmakta, meslektaşların birbirlerini itham etmeleri, hatalı davrananları örnek göstermeleri gibi olumsuz ve çözümsüz sonuçlar doğmaktadır.
 
* İstanbul Tabip Odası’nın bu doğrultudaki çabaları sonuç vermiş, Sağlık Bakanlığı çıkardığı bir genelge ile özel hastanelerde çalışan hekimlerin de kamuda çalışanlarda olduğu gibi aynı zamanda özel muayenehane açabilecekleri yönünde görüş bildirmiştir. Ancak bu görüş  yalnızca özel hastane+muayenehane ile sınırlı olup, özel hastane+özel poliklinik v.b. gibi öteki çalışma biçimlerini kapsamamaktadır. İlçe Sağlık Grup Başkanlıklarınca da muayenehane dışındaki bu tür yerler için çalışma izni verilmediği öğrenilmiştir.
 
Dr. İlhan DOĞAN
 
İSTANBUL İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN 21.11.2005 TARİH VE TED. KUR. 7868 SAYILI YAZISI
 
Konu: Özel hastanede çalışan hekimlerin muayenehane açması
 
 
İLÇE SAĞLIK GRUP BAŞKANLIĞI
 
 
İlgi : SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN 13.09.2005 TARİH VE TEDAVİ HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 17667 SAYILI YAZISI
 
Özel hastanelerde istihdam edilecek kadrolu uzman tabip/kadrolu tabip; Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 4. maddesi (i) bendinde, herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda veya ilgili mevzuata göre başkaca özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışmayıp, özel hastanede iş akdine dayalı tam gün çalıştırılmak üzere istihdam edilen hekim olarak tanımlanmış ve Müdürlüğümüzce de özel hastanelerde çalışmak üzere başvuran hekimlerin başka hiçbir kamu kurum ve kuruluşunda veya özel sağlık kurum ve kuruluşunda veya muayenehane kaydının bulunmaması talep edilmiştir.
 
Ancak ilgide kayıtlı yazıda, özel hastanelerde çalışacak kadrolu hekimlerle tam gün esasına dayalı (haftada 45 saat) sözleşme düzenlenmesi gerektiği ve bu hekimlerin özel hastanedeki görevlerini aksatmamak kaydı ile mesai saatleri sonrasında bir muayenehanede çalışmalarına engel bir durum olmadığı belirtilmiştir.
 
Gereğini bilgilerinize rica ederim.
                                                                                               Doç. Dr. F. Tülin KAYHAN
                                                                                                      Müdür Yardımcısı
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
3
 
 
 
 
DOKTORLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU
 
 
 
 
DOKTORLARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU
(Çetin AŞÇIOĞLU’nun kitabından alıntıdır)
 
 
 DOKTORUN TIP SANATINI UYGULAMA HAKKI
 
 
Doktorluk Yapabilme Koşulları
 
Özel bir bilgi sahibi olmadan, bazı sanatların yapılamayacağının kesin kural haline gelmesi, uygarlığın gelişmesinin sonucudur. Özellikle, insan sağlığını ilgilendiren, doktorluk mesleğini uygulayacak kişide aranan koşullar, diğer mesleklere göre daha ağırlaştırılmıştır. Tahsil süresinin uzunluğu, özel ihtisaslar bunun belirgin örnekleridir.
 
Yasalarca belirlenen koşulları yerine getiren, tıp sanatını uygulamaya hak kazanır. Bu hak, hukuk düzeninden kaynaklandığı için doktorun eylemini hukuka uygun hale getiren ana unsurlardandır.
 
Doktorluk mesleğinin yapılması için ilk koşul, doktorluk diplomasıdır. Diplomanın ya Türk Fakülteleri’nden (1219 S.K. 1. Md.) birinden ya da Sağlık Bakanlığı’nca onanmak şartıyla, yabancı ülkelerdeki fakültelerden (1219 S.K. 4. Md.) alınmış olması gerekir. Diploma sahibi olmak da yeterli değildir. Bunun Sağlık Bakanlığı’nca tescil edilmesi de zorunludur. Diplomanın yasa dışı yollarla elde edilmesi, yapılan işe hukukilik vermez.
 
Türk vatandaşı olmak (1219 S.K. 1. Md.): Ülkenin doktorlarını yabancı doktorların fiili baskısından korumak için getirildiği öne sürülen bu koşul, bir çok yabancı ülke yasalarında da yer almıştır. Türkiye’de doktorluk sanatını yapabilmek için Türk vatandaşı olma koşulunun özel ayrıcalıkları bazı yasalarda kabul edilmiştir. Son yapılan yasal düzenleme (2547 Sayılı), Türk ırkından olup da yabancı bir ülkenin uyruğunda olan doktorlara da mesleğini Türkiye’de yapabilme hakkını vermiştir.
 
Doktorun mesleğini yapabilmesi için bir koşul da tabip odalarına kayıt olma zorunluluğudur (6023 S.K. 6. Md.).
 
DOKTORUN BORÇLARI – SADAKAT VE ÖZEN
 
Doktorluk mesleği, diğer bazı meslekler (örneğin avukatlık, noterlik) gibi devletin özel iznine dayanarak yapıldığından, hizmetlerini kamuya açık olarak yapmak zorundadırlar. Bu nedenle, hukuk düzeni, doktorların hastalarla sözleşme yapmaya hazır olduklarını ve hatta belirli özel durumlarda bundan kaçınamayacaklarını kabul eder. Devletin özel izniyle oluşturulan bu tekel, toplumda “özel bir güven” yaratır. Yaratılan bu güven sonucu kamuoyu, tedaviye (sözleşmeye) hazır doktoru “o işin adamı” olarak görmekte ve onun yerine bir tıp talebesi veya ruhsatsız bir kişiye başvurmamaktadır.
 
Doktorun resmi izin veya ruhsat sonunda çalışma hakkını elde etmesi, onun, gerek tıp bilgisi gerekse insanlık sevgisi ve genel ahlak bakımından, kendisine güvenilir bir kişi olduğunun kuvvetli kanıtıdır. Bu da doktorun hastalarına karşı sadakat ve özen borcunu ortaya çıkarmaktadır.
 
Doktorların sadakat ve özen borcunun, Borçlar Yasası’nın 390/II. Maddesinden de kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Bu borç bir deontoloji kuralı olarak da kabul edilmiştir (TDN. Md. 2-4).
2
 
Sadakat borcu, hastanın yararına olacak davranışlarda bulunmak ve ona zarar verebilecek davranışlardan kaçınmaktır. Doktor, sanatını uygularken, hastanın yaşam ve sağlığına, kişiliğine saygı göstermek zorundadır. Bu borç, tedavi sonuçlanmış olsa bile devam eder. Bu da genellikle hastanın “sırlarının saklanması” sonucunu doğurur.
 
Özen borcu, tıp ilmi ve deontoloji kurallarının uygulanmasında söz konusu olmaktadır. Doktor, hastasını iyileştirmek için çalışır, ancak neticesinin şifa ile sonuçlanmamasından, özen borcunu yerine getirmesi söz konusu olduğunda sorumlu olmaktadır. Doktorun, hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre başarılı sonuca ulaşmak için gerekli dikkat ve özeni göstermesi ve bu yolda çaba sarf etmesi zorunludur. Doktorluğun tekel durumunda bulunması ve uğraş alanının insan olması, özen borcunun diğer meslek mensuplarından (örneğin işçi, avukat) daha fazla olmasını gerektirmektedir.
 
Doktorun hastasını tedavi sırasında tıp sanatı ve ilminin tespit ettiği kuralların sınırı içinde hareket zorunluluğunda olduğu, gerek öğretide ve gerekse uygulamada kabul edilmektedir. Uyulması gerekli tıp kuralları, ilmin genel olarak kabul ettiği ve uygulaması alışılmış ve her normal doktorun bilmesi gereken bilgi ve usullerdir. Tıp sahasında henüz tecrübe safhasında olan bir nazariyeyi uygulamamasında doktor sorumlu tutulamaz. Ancak yenilikleri meslek dergileri ve yayınları okuyarak izlemek, genel olarak ilmin benimsediği yeni buluşları uygulamak zorundadır. Doktorun çalıştığı yer, olanakları, uzmanlık derecesi ve yıllanması da dikkate alınmalıdır.
 
Tedavi, kişinin beden ve ruhsal yapısındaki hastalıkları ve sakatlıkları tanımak ve iyileştirme veya sağlığı koruma geliştirme amacıyla yapılan teknik ve bilimsel çalışmaların tümüdür. Çağdaş hukuk düzeni, hastanın rızası olsa dahi tedavi amacı dışında onun maddi ve manevi yapısını bozacak tıbbi el atmaları ve davranışları yasaklamıştır (M.K. 23-24 ve TDN. 13/3). Bu nedenle, tedavi amacı dışına çıkan el atmalarda hukuka uygunluktan söz edilemeyecektir. Hukuka aykırı bu gibi davranışlardan doğan zararlardan doktor sorumlu olacaktır.
 
Doktor ile hastası arasındaki sözleşmeye dayanan eylemli durumun hukuken geçerli olması, hastanın rızası ile doktorun tıp mesleğini uygulama ve yapabilme hak ve görevinin birlikte bulunmasına bağlıdır. Özel hukukta hasta doktor ilişkisi sözleşmeye (vekalet) dayanmaktadır. Sözleşmenin kurulabilmesi için ilk koşul hastanın rızası, ikincisi ise doktorun mesleğini uygulayabilme ve yapabilme hakkına dayanan kabulüdür. Sözleşme kurulduktan sonradır ki doktorun eylemleri ve yardımları belirli sınırlar içinde hukuka uygun olarak kalacaktır.
 
Doktorun tedavi nedeniyle sorumluluğuna asıl olan, sorumluluğun sözleşmeden kaynaklanmasıdır. Ancak doktorun sorumluluğunun tek kaynağı sözleşme değildir. Zarar görenle doktor arasında sözleşmeye dayanmayan bir ilişkinin bulunması da olağan durumlardandır.
 
Doktorun kendisine tıp mesleğinin yüklediği, acil olaylarda ilk yardım görevinden kaçınması, rızası alınamayacak şartlar altında (koma hali) bulunan hastaya; deney maksadıyla el atması gibi durumlarda meydana gelen zararlar sözleşmeye dayanmadığından, tamamen haksız fiilden kaynaklanmaktadır (M.K. 41. Md.). Ayrıca yapılan sözleşmelerin Borçlar Yasası’nın 20. maddesine göre geçersiz sayıldığı hallerde, hasta doktor ilişkisinden doğan zararın, sözleşme dışı haksız eylemden (fiilden) kaynaklandığının kabulü zorunludur. Çünkü, hukuk düzeninin yok saydığı sözleşmeye dayanılmasına olanak yoktur. Doktor ile hasta arasında sözleşme ilişkisi bulunmasına karşın hastanın ölmesiyle, mirasçıların doktora karşı açabilecekleri (B.K. 45, 47 ve 49) tazminat davalarında, sorumluluğun kaynağı yine sözleşmeye değil, haksız eylem (B.K.41) olacaktır. Ancak, buradaki haksız eylem, sözleşmeye aykırılığın yarattığı, dolayısıyla bir haksız eylemdir.
3
 
 
 
Doktorun tedaviden doğan sorumluluğu ister haksız eylemden (B.K. 41) ve isterse sözleşmeden (B.K.98) kaynaklansın, sonuç olarak sorumluluğun belirlenmesinde bir ayrıcalık getirmemektedir. Bu nedenle, her iki kaynaklı sorumluluğun unsurları birlikte incelenecektir. Genellikle, sorumluluğun sözleşmeden veya haksız eylemden doğmasında, zaman aşımı yönünden bir ayrıcalık olmaktadır.
 
Doktorun tedaviden doğan sorumluluğundan söz edebilmek için, eylemin hukuka aykırı ve kusura dayalı olması yanında, bir zararın varlığı ve zararın da kusurlu sayılan eylemin uygun sonucu olması (illiyet bağı) gerekir. Doktor, tedavide sonucun rizikosunu ancak kusur halinde yüklendiğine göre, vekalet sözleşmesinin esaslı bir unsurunun daha doktor hasta ilişkisinde olduğu belirlenmektedir. Doktor, ilmi kurallara uygun olarak teşhis (tanı) koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu çalışmaların mutlak olarak şifayla neticelenmesinden dolayı deontoloji (TDN 13) ve genel hukuk kuralları bakımından sorguya çekilemez. Bununla birlikte, bazı özel durumlarda, belli bir neticeyi ve tedaviyi taahhüt etmesi mümkündür. Bu çeşit yüklenme (taahhüt) bazı hastalıklar için alışılmıştır. Örneğin güzelleştirme ameliyatlarında doktor sonucu yüklenmiş sayılır.
 
İstisna sözleşmesinde, sözleşmeye hakim olan amaç bir şeyin (eser) meydana getirilmesidir. Vekalet sözleşmesinde ise bir şeyin meydana getirilmesi yerine belli bir yönde çalışma yüklenimi altına girmek söz konusudur. Doktorluk mesleğinde, bir şeyin yapımı söz konusu olmayıp, hastaya sağlık kazandırıcı yönde, özenle ve içten bağlılıkla çalışma esastır. Bunun neticesi olarak  doktor, sonucun arzu edildiği gibi sağlık kazandırıcı olarak neticelenmemesinden, yani zararlı sonuçta, kusurlu olmadıkça sorumlu değildir. İstisna sözleşmesinde ise işin ayıpsız teslimi, sözleşmenin amacına uygun doğal sonucudur. Vekalet sözleşmesinin ücretsiz yapılması mümkün olmakla birlikte (B.K. 355) istisna sözleşmesinin ana unsuru ücrettir. Doktor, işi sonuna kadar götürmekle yükümlü değildir ve bu yüzden hastasına karşı tazmin sorumluluğu genelde yoktur. İstisna sözleşmesinde ise bu gibi hallerde (bazı ayrık haller hariç) sorumluluk tamdır. Estetik ameliyatlarında sonucun garanti edilmesi, doktor için diğer tıbbi el atmalardan farklı olarak bir borç doğurur niteliktedir. Hukuka uygun bir tıbbi el atma sayılan güzelleştirme ameliyatlarında doktorun, hastasının rızasını alması, bu izin alınırken hastaya yapılacak tıbbi el atmanın sonuçlarını, etkilerini, tehlikelerini bütün açıklığı ile anlatması, ameliyattan önce, olabildiğince, kişinin fiziki ve ruhsal yapısı ve sağlık durumunu bütün ayrıntılarıyla gözden geçirmesi, ayrıca ameliyatın beraberinde getireceği tehlikelerin, ameliyatla varılacak amaçtan daha büyük olmaması gerekmektedir.
 
Borçlar Kanunu’nun 396. maddesine göre vekaletten azil ve istifa her zaman mümkündür. Bu kural, yeni bazı eylemlere göre özel hallerde uygulanmamalı ve haklı sebepler varsa sözleşme bozulabilmelidir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 19. maddesi, sözleşmeden istifayı yani tedaviyi bırakmayı, hizmetin önemi ile orantılı olarak haklı bir şartlara bağlamıştır. Buna göre, genel ahlak kurallarına aykırı şekilde hastayı terk, doğuracağı sonuçla, doktoru ağır hukuki ve cezai sonuçlarla karşı karşıya bırakacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
4
 
 
 
 
DOKTORLARIN ŞİDDET EYLEMLERİNE MARUZ KALMASI 
 
 
 
 
 
 
DOKTORLARIN ŞİDDET EYLEMLERİNE MARUZ KALMASI
 
 
 
Son yıllarda, hastanelerde, hasta yakınlarının hekimlere fiili saldırıda bulunduğunu, önemli bir bölümünün darp ve cebir gibi şiddet eylemlerine maruz kaldığını üzülerek izlemekteyiz. Temelinde bireysel hak arama içgüdüsünün yattığı sanılan bu tür eylemler sonunda caydırıcı yaptırımların getirilememesi, bir yerde olayın ört bas edilmesi ya da soğutulmasının, giderek toplumsal bir davranış biçimi haline gelmesinden korkulmaktadır. Hekimler hakkındaki tıbbi hata iddialarına, yeterince sorgulamadan, karşı tarafın açıklamalarına yeterince yer vermeden gerçekmiş gibi  gündeme getiren, hatta olayı günler boyunca kamuoyuna aktaran medya, ne yazık ki hekim mağduriyeti ile sonuçlanan bu tür olgulara fazla ilgi göstermemektedir. İlk bakışta adi suç kapsamında görülen ve takibi şahsi şikayete bağlı olan bu tür şiddet eylemleri, doğrudan Cumhuriyet savcılıklarının yetki alanına girdiği için idari bir yaptırım da getirilememektedir. Sonuçta hekimlerimizin iş ve güç kayıplarına da neden olan fiziki saldırıların önlenmesi için neler yapılabileceği konusu, bir meslek kuruluşu olan İstanbul Tabip Odası’nın Yönetim Kurulu gündemini sürekli olarak işgal etmektedir. Bu yoğunluktaki gündem nedeniyle, önce olayın gerçekleşme nedenlerinin araştırılması, ikinci aşamada ise kişisel ve kurumsal bazda alınabilecek önlemlerin neler olabileceği tartışma konusu yapılmış, sonuçta şiddet eylemlerinin insidansının düşürülmesi hedeflenmiştir. Hizmeti talep ederken eyleme geçen hasta yakınları hakkında, güvenlik önlemleri dışında yapılabilecek bir şey olmadığı görüşünden hareketle, hizmeti sunanlar hakkında neler yapılabileceği araştırılmıştır. 
 
Bilindiği gibi sağlık hizmetini öteki hizmetlerden ayırt etmek gerekmektedir. Sağlık hizmetindeki ayrıcalıklı faktörler, hizmetin bekletilmeksizin, geciktirilmeksizin verilmesi ve ertelenemeyecek olduğudur. Aksi durumlarda geriye dönüşümsüz veya düzeltilmesi imkansız sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Benzer eylemlerin büyük çoğunluğunun acil servislerde verilen hizmet sırasında oluştuğu göz önüne alınarak, öncelikle acil hizmetlerin sunuluş biçimi irdelenmiştir.
 
Her türlü yaralanmalar, koma halleri, yanıklar, zehirlenmeler, ani yüksek ateşli hastalıklar, akut batın hastalıkları, serebrovasküler hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, kanama diyatezleri, üriner sistemin akut hastalıkları, allerji ve anaflaksi, akut sinir sistemi hastalıkları, düşükler ve doğum komplikasyonları, dehidratasyonla seyreden akut sindirim sistemi hastalıkları gibi gecikilmeksizin müdahale edilmesi ve ilk yardımda bulunulması gereken olgular, acil vaka tanımına girmektedir. Hukuk sistemimize göre hasta veya hasta sahibinin acil olarak tanımladığı hastalıklar, hekimin muayene edip tanı koymasına kadar geçen sürede acil olarak kabul edilmektedir. Bu tür vakalar, çoğunlukla hasta sahipleri tarafından sağlanan ve genellikle hasta transportuna pek uygun olmayan araçlarla doğrudan hastanelere getirilmekte ve hasta sahibi psikolojisi içinde hasta veya yaralılarına hemen ilk müdahalenin yapılması beklenmektedir.
 
Hastanelerin acil servis veya polikliniklerinin fiziki yetersizliği, personel noksanlığı ve kapasiteleri itibariyle, beklenen acil hizmetin gecikmeli olarak verilmesi tepkilerin doğmasına neden olmaktadır. Bunun yanında, hasta kabul organizasyonundaki bozukluk, hasta sahibi ile hekimi doğrudan karşı karşıya getirmektedir. Önceki deneyimlerinden kalan güvensizlik duygusu içinde heyecanlı ve sinirli bir şekilde bekleyen hasta sahipleri bir an önce hastalarının sahiplenmesini istemekte, başvuruların fazlalığından yorgun düşen hekimlerle iletişim kopukluğu yaşamakta, problemin kaynağını hekimin ilgisizliğinde aramaktadır. Kanımızca şiddet eylemlerinin başlangıcı bu aşamada oluşmaktadır.
2
 
 
 
Hastane çalışanlarını, hastaları, hasta yakınlarını, yöneticileri,  meslek örgütünü devamlı tedirgin eden bu durum, abartılı olarak basına da yansımakta, doktorlar acımazca suçlanarak eleştirilmekte ve sonunda denetim elemanları tarafından retrospektif soruşturmalar yapılmaktadır. Hizmet sunumu yanında, önceki çalışmalarının doğruluğunu savunma durumunda kalan hekim ve sağlık personelinin, yeni başvurulara ilgi ve konsantrasyonu azalmaktadır. Sonuçta acil hizmetin, içerik olarak genelde iyi verilmiş olduğu tespit edilmekle birlikte, istisnalar dışında hemen hiç kimseyi mutlu etmeyen bu durumda, başvuranlarla çalışanların karşılıklı olarak birbirlerini itham ettikleri bir güvensizlik ortamı oluşmaktadır.
 
Şiddet eylemleri dışında, İstanbul Tabip Odası’na bu tür yakınmalarda bulunan başvuru sahipleri, acil servis çalışanları ve hastane yöneticileri ile yapılan görüşmelerde, her şeyden önce, başvuranlar yani acil hizmeti talep eden hasta ve yakınlarına, kurumların bahçe kapısından girdikleri andan itibaren bir güven duygusunun kazandırılması gerektiği kanısına varılmıştır. Bunu sağlamak, öncelikle iyi bir hasta kabul sistemi kurmakla başlayacaktır.
 
·         Acil servisler önüne araçlarla getirilen hasta, yakınları tarafından araçtan indirilmeden, temiz giyimli ve görevlerinin bilincinde olan hastane personeli tarafından karşılanıp, derhal modern ve temiz sedyelere alınarak, süratli bir biçimde içeriye taşınmalıdır.
 
·         Araçsız gelip doğrudan içeriye giren hasta ve sahipleriyle ise hemen girişte oluşturulacak bir bankoda yer alan bir personel ilgilenmeli, bu görevli tarafından alınacak çok kısa bir anamnez sonunda, hasta vakit geçirilmeden ilgili hekim-hemşire grubuna teslim edilmelidir.
 
·         Doktor-hemşire grubu mutlaka aynı bölümde hazır bulunmalı, hasta ve yakınları kendilerini görmelidir.
 
·         Acil servislerin özellikle ilk giriş bölümleri oldukça geniş, müdahale bölümleri ise yeterli hacımda olmalı, bu bölümlerde gerekli  ekipman bulunmalıdır.
 
·         Laboratuvar tetkikler için hastanın kendisi laboratuvara gönderilmemeli, hastanın örnekleri bizzat refakattaki ilgili personel tarafından götürülmelidir.
 
·         İlk müdahale için gerekli ilaç, serum, aşı, v.b. tıbbi malzeme mutlaka hastane tarafından karşılanmalı, bu amaçla reçete yazılıp, hasta sahibinden dışarıdan temin etmesi istenmemelidir.
 
·         Davet edilen ilgili branş hekimleri bu davete en seri şekilde icabet etmelidir. Eğer o anda başka bir acil vaka ile ilgileniyorsa, bu durum hasta sahiplerine sakin bir şekilde anlatılmalıdır.
 
·         Hasta sahiplerine, zaman zaman hastalarının o anki durumu, iyiye gittiği veya gitmekte olduğu, iyiye gitmediği, kültür seviyeleri de göz önüne alınarak, tıbbi deontoloji sırları dışındakiler açıklanmalı ve hastalarının durumu konusunda yeterince bilgilendirilmelidir.
 
·         Son aşamada hastanın evine gidebileceği, belirli bir süre müşahade altında kalması gerektiği, ilgili servise yatırılacağı, acilen ameliyata alınacağı, bilahare ameliyat olacağı, daha gelişkin bir merkeze sevk edilmesi gerektiği gibi konular hasta yakınlarına bildirilmeli ve inandırıcı olmalıdır.
 
3
 
 
 
·         Acil servislerde ilgili branş hekiminin bulunmayışı veya gerekli tıbbi cihazların noksanlığı ya da yetersizliği nedeniyle daha gelişkin merkezlere yapılacak sevklerin de önceden ilgili hastane haberdar edilerek hazırlıklı olması sağlanmalı ve nakil işlemi hastane aracı ile ve görevlendirilecek ehliyetli hastane personeli refakatinde gerçekleştirilmelidir.
 
Hasta ve yakınlarına bu tür yaklaşım içinde hizmet verilebilmesi, elbette kurumun fiziki yapısı, yöneticilerin mantalitesi ve görevli personelin kantite ve kalitesi ile doğrudan ilgilidir. Olaya bu açıdan bakabilen yöneticilerin, acil hastaların iş ve hizmet akımına uygun fiziki mekanlar sağlamaları zor değildir. Hizmet kalitesi yükseldikçe çevrelerinden destek de elde edeceklerdir. Burada esas problem hizmeti verecek olan acil servis personelindedir. Bu konuya girmeden önce, acil hizmetin doktor-hemşire-hastabakıcı-teknisyen-şoför-sekreter gibi değişik meslek gruplarındaki sağlık personelinin bir arada ve koordineli bir şekilde çalışmasıyla verilebileceğini bilmek gerekmektedir.
 
·         Acil servislerde görevlendirilecek her kademedeki personelin öncelikle ailevi, sosyal, sağlık problemi olmayanlardan veya bu tür problemleri en az olanlardan seçilmesi uygun olacaktır. Bu görev hastane yönetimine düşmektedir ve sürekli hizmet içi denetim yapılmasını gerektirmektedir. Bu personelin hasta ve hasta sahibi psikolojisini bilmeleri ve sabırlı davranmaları da beklenir. Yine bu bölümde görevlendirilecek personel öz bakımlarına özen göstermelidir.
 
·         Personelin kaliteli seçimi üzerinde yöneticilere düşen görevler de vardır. Buralarda görevlendirilecek personel gelişigüzel seçilmemeli, belirli bir deneyimi olanlara öncelik verilmelidir.
 
·         Acil servislerde kendileri için basit döşenmiş fakat rahat edebilecekleri, sosyal ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri basit fiziki mekanlar sağlanmalıdır.
 
·         Personelin özlük haklarına kısıntı getirilmemeli, aksine ödüllendirilmeli, bir yerde, acil servislerde çalışmanın bir ayrıcalık olduğu vurgulanmalıdır.
 
·         Çalışma, nöbet veya vardiya sistemleri çok iyi düzenlenmeli, dinlenmelerine fırsat tanınmalıdır.
 
Günümüzde genelde uygulanan 24 saat sürekli nöbet sisteminin bilimselliği tartışmalıdır. Bu sistem içinde görev yapan personelin, çalışma saatlerinin ilerleyen bölümlerinde, gelişen yorgunluk nedeniyle dikkat ve konsantrasyonları dağılmakta bu da hastalara ilgi noksanlığı olarak yansımaktadır. Bu konuda bir istatistik yapılmamakla birlikte, şikayet konularının çoğunluğunun bu saatlerde verilen hizmet nedeniyle ortaya çıktığı sanılmaktadır. İdeal sistem 8’er saatlik vardiya sistemi olmakla birlikte, İstanbul’un ulaşım problemi nedeniyle çok yaygın olarak uygulanamadığı gözlenmektedir. Bu nedenle, 12 saat nöbet+36 saat izin sisteminin daha uygun olacağı düşünülmektedir. Bu sistem, 1985 yılında geliştirilen, günümüzde 112, zamanında ise Hızır Acil olarak adlandırılan ambulanslı acil hizmetlerde bir süre başarıyla uygulanmıştır. Aylık olarak düzenlenen nöbet listelerinin bir yarısı gündüz saatlerini, diğer yarısı gece saatlerini kapsamaktadır ve dönüşümlü olarak uygulanmaktadır. Bu şekilde yasalarla konulmuş olan haftalık çalışma saatleri de aşılmamaktadır. Tek sakıncası, sağlık personelinin 15’er günlük süreler içinde biyoritmlerinin değişmesidir.
 
 
 
4
 
 
 
Hizmet sunumu kalitesinin arttırılmasına yönelik olarak yukarıda sıralanan iyileştirmeler bütünüyle yerine getirilse dahi hekimlere yönelik şiddet eylemlerinin birden kesilmesi beklenmemelidir. İstanbul Tabip Odası, bu konudaki cezai yaptırımların arttırılması, bu amaçla hukuki düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiği görüşündedir. Şöyle ki; Türk Ceza Yasası’nın memurlar aleyhine işlenen cürümler bölümünde, yargı mensupları ve kolluk güçleri gibi Devletin bir kesimine karşı girişilen eylemlerde ağırlaştırıcı cezalar getirilmiştir. Tek amacı hastalarını sağlığına kavuşturmak olan hekimlerin, öteki meslek mensuplarından farklı olarak çalışma saatleri ile sınırlanmayan bir sürede mesleklerini uygulamak zorunda oldukları göz önüne alındığında, benzeri hükümlerin ilgili maddeye eklenerek, doktorların da aynı kapsam içinde değerlendirilmesi, eylem girişimi planlayanlara karşı büyük ölçüde caydırıcı olacaktır.
 
                                                                                         
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
5
 
 
 
 
ÖZEL MUAYENEHANE VE LABORATUVARLAR
 
 
 
ÖZEL MUAYENEHANE VE LABORATUVARLAR
 
 
 
Hekimlerin mesleklerini serbest olarak uygulayabilmeleri, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun gereğince kendilerine verilmiş olan bir haktır. Bu haktan herhangi bir kamu kurumunda çalışan hekimler de yararlanabilmektedir. İlgili yasa gereğince, muayene açarak özel hasta kabul etme işlemi herhangi bir izne bağlanmamış, yalnızca belirli mercilere bildirimde bulunma zorunluluğu getirilmiştir.
 
Sağlık alanını düzenleyen mevzuatta muayenehanelere ilişkin ayrıntılı bir tanımlama yer almamaktadır. 1219 sayılı Kanun’un 5. maddesi muayenehaneyi tanımlamamakla birlikte, özel muayenehane açmak ya da evinde hasta görmek suretiyle hekimlik yapmak isteyen her hekimin mahallin en büyük sağlık makamına kayıt yaptırmasını düzenlemekle yetinmiştir. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 42. maddesi ise muayenehane ve laboratuar açan tabibin mensup olduğu meslek odasına bildirimde bulunma yükümlülüğünü düzenlemiştir.
 
Laboratuvar açmak isteyen Tıbbi Biyokimya, Tıbbi Mikrobiyoloji ve Tıbbi Patoloji  uzmanlarının 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu, Radyoloji, Radyasyon Onkolojisi, Nükleer Tıp, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanlarının 3153 Sayılı Radyoloji, Radyom, Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun gereğince önce Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almaları gerekmektedir.
 
1219 sayılı Yasa’da poliklinikler hakkında da herhangi bir açıklama bulunmaması nedeniyle, bu işyerlerinin açılması, Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 23.12.1954 tarih ve 54/112 Esas, 54/11 Karar sayılı kararlarına uyulmak kaydıyla mümkün olmuştur. Yine, Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 18.11.1965 tarih ve 1965/357 Esas, 1965/410 Karar sayılı kararı gereğince de işyeri sahip ve ortaklarının tabip dışında başka bir kimse olması mümkün değildir.
 
Konuyu düzenleyen son mevzuat ise Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’tir. “Sağlık Kuruluşlarının Türleri ve Temel Özellikleri” başlıklı ikinci bölümde, özel sağlık kuruluşları, merkezler başlığı altında teşhis merkezi, özel dal merkezi, tıp merkezi ile poliklinik ve muayenehane olarak sıralanmıştır. Görüldüğü gibi, her türlü özel sağlık kuruluşu yanında muayenehanelerin de kapsama alındığı yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesi (f) bendinde, muayenehane “hekimlerin mesleklerini serbest olarak icra etmek üzere münferiden açtıkları sağlık kuruluşu” olarak tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 10.07.2003 tarihinde değiştirilen Geçici 1. maddesi ile önceki düzenlemeden farklı olarak, Sağlık Müdürlüklerine, denetimler sonunda yönetmeliğe uygun olarak faaliyet göstermeyen sağlık kuruluşlarının, eksiklikleri ve aykırılıkları giderilinceye kadar faaliyetlerini durdurma yetkisi verilmiştir.
 
 
Muayenehane Kayıtları Şirket Adına Yapılabilir mi ?
 
Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra Sağlık Bakanlığı tarafından İl Sağlık Müdürlüklerine gönderilen 06.09.2001 tarih ve Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü 15039 sayılı “görüş bildirimi” başlıklı yazıda, “şirket birden fazla kişinin ortaklığını ifade ettiğine göre bir şirketin muayenehane açamayacağı aşikardır” denmekte ve gerekli denetimin bu doğrultuda yapılması uyarısında bulunulmaktadır.
2
 
 
İSTANBUL VALİLİĞİ’NE (İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ) GÖNDERİLEN
SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN 06.09.2001 TARİH VE
TEMEL SAĞLIK HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 15039 SAYILI GÖRÜŞ BİLDİRİMİ
 
 
Bilindiği gibi sağlık personelinin (Hekim, Diş Hekimi, Ebe, Hemşire, Toplum Sağlığı bölümü mezunu Sağlık Memuru) sağlık alanında esleğini serbest olarak icra edebilmesi, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun kapsamında belirtilmiştir.
 
İlgili Kanun dayanak kabul edilerek, ülkemizde faaliyet gösteren özel sağlık kuruluşlarının açılış ve işleyişleri bir Yönetmelik içerisinde toplanmış ve bu özel sağlık kuruluşlarının çalışma usul ve esasları belirlenerek 09.03.2000 tarih ve 23988 sayılı resmi gazetede “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” adı altında yayınlanmıştır.
 
Bu Yönetmeliğin, Tanımlar Kısmı 4.ncü maddesinin “e” bendinde, hangi işletmelerin Sağlık Kuruluşu adı altında faaliyet göstereceği tanımlanmış, 4.ncü maddenin “f” bendinde de Muayenehanelerin tanımı yapılmıştır.
 
Ayrıca ilgili Yönetmeliğin 8.inci maddesinde de ifade edildiği gibi Muayenehaneler; hekimlerin serbest olarak icra etmek üzere münferiden açtıkları sağlık kuruluşlarıdır. Dolayısıyla mevzuatlarında öngördüğü gibi muayenehane; bir hekimin tek başına faaliyet gösterdiği bir işyeri, sağlık kuruluşları ise birden fazla hekimin faaliyet gösterdiği bir işyeri olarak değerlendirilmelidir.
 
Yine aynı yönetmeliğin (iyi incelendiği takdirde) üçüncü bölümünün başvuru için gereken belgeler kısmı 10.ncu maddesinin “d” bendinde, Sağlık Kuruluşu bir ticaret şirketi tarafından açılacak ise şirket ortaklarını gösterir ticaret sicil gazetesi ve ortaklarının tamamının hekim olduklarını belgelemek üzere diplomaları istenmekte iken, aynı maddenin son paragrafından bir önceki paragrafında ise Ticaret Sicil Gazetesi ile ilgili bilgi ve belgeleri ifade eden “d” bendinin muayenehane başvurularında istenmeyeceği belirtilmiştir.
 
Buradan da anlaşılacağı üzere, tamamına hekimlerin ortak olduğu herhangi bir şirket muayenehane dışında özel bir sağlık kuruluşu açıp işletebilmekte ise de ancak muayenehaneleri, bir hekimin tek başına mesleğini serbest olarak icra etmek üzere münferiden kanun hükmüne göre açtığı özel sağlık kuruluşları olarak değerlendirmek gerekmektedir. Kaldı ki şirket birden fazla kişinin ortaklığını ifade ettiğine göre bir A.Ş.’nin muayenehane açamayacağı aşikardır.
 
Her ne kadar, Türk Ticaret Kanunu’nda, tabiplerin kurduğu bir ticaret şirketine tabip olmayanların ortak olmalarını engelleyen herhangi bir hüküm mevcut değil ise de; böyle bir şirketin muayenehane veya poliklinik işletmek suretiyle tababet icra etmek ve ettirmek şeklindeki faaliyetinin, mevzuatlarımızda öngörülen “ticari veçhile verilemez” şeklinde, yasaklanmış bir ticari faaliyet olduğu ve buna müsaade edilemeyeceği açıktır.
 
Dolayısıyla tabip olmayanların tababet ile iştigal eden bir şirkete ortak olmaları halinde, bu şirket bir ticaret şirketi olmasa bile tababet icra etmekte ve bu şirketin faaliyetleri dolayısıyla ticari kar elde edecekleri ve böylece, kanunen tabiplere verilen bir mesleki faaliyetten tabip olmayan kimselerin menfaat sağlayacağı tartışmasızdır. Ayrıca böyle bir duruma izin verilmesi halinde, insan sağlığı ile doğrudan alakalı olan tababet ile ilgili mesleki disiplin ve prensiplerin, mesleğin dışındaki kişilere verilmesi ortaya çıkacak ve tababet mesleğinde tabiplere ait olan inisiyatifin ticaret şirketi idaresinin eline geçmesine neden olacaktır ve bu durumda doğal olarak mesleğin istismarını gündeme getirecektir.
 
Konunun bu doğrultuda değerlendirilerek, özel sağlık kuruluşlarının açılış, işleyiş ve denetimleri ile ilgili mevzuatların detaylı incelenmesi ve ilinizde faaliyet gösteren muayenehanelerin açılış, işleyiş ve denetimlerinin yürürlükteki mevcut mevzuatlar doğrultusunda yapılması ile birlikte, adı geçen hekime ait muayenehanenin faaliyetinin de mevzuatlar kapsamında verilmesinin sağlanması hususunda;
 
Gereğini rica ederim.
3
 
 
 
Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinde merkez ve polikliniklerin kimler tarafından açılıp işletilebileceği belirtilmiştir. Buna göre ortaklarının tamamı hekim ve uzman hekimlerden oluşan şirketler de bu tür özel sağlık kuruluşları açabileceklerdir. Söz konusu maddede muayenehanelere ilişkin herhangi bir düzenleme olmamakla birlikte, muayenehanelerin şirketler tarafından açılamayacağına ilişkin açık bir yasaklama hükmü de bulunmamaktadır. Ayrıca, başvuru için gereken belgelerin açıklandığı 10. maddede, merkezler ve poliklinikler için aranan pek çok belgenin muayenehaneler için aranmayacağı belirtilmiştir. Diğer özel sağlık kuruluşları için aranan, şirket ortaklıklarını gösterir ticaret sicil gazetesi ve ortakların tamamının hekim olduğunu belgeleyen diplomalar, muayenehaneler için istenen belgeler arasında sayılmamıştır.
 
Yukarıda açıklanan maddeler ile yönetmelik bir bütün olarak değerlendirildiğinde, muayenehanenin bir hekimin tek başına faaliyet gösterdiği, diğerlerinin ise birden çok hekimin bir arada faaliyet gösterdiği sağlık kuruluşları olarak ele alındığı ve buradan hareketle bir statü tanımlandığı sonucuna varılabilmektedir. Ancak, yönetmeliğin bu düzenlemesi, ilgili hekimlerin hukuki girişimde bulunma ve dava açma haklarını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü, günümüzdeki uygulamada birden fazla hekimin bir araya gelerek açtıkları poliklinikler ile tek hekimin faaliyet gösterdiği muayenehaneler, verdikleri sağlık hizmeti itibariyle birbirlerine benzer görünümdedirler. Bu nedenle, poliklinikler ile muayenehaneler arasında bu denli farklı statülerin kurulmuş olmasının dava konusu yapılması mümkün olabilecektir.
 
Muayenehane Açan Hekimlerin Bildirim Yükümlülüğü İle İlgili Mevzuat
 
1) Hasta kabulüne başlanıldığından itibaren yedi gün içinde İlçe Sağlık Grup Başkanlığı’na bildirimde bulunulur.
1219 Sayılı Kanun Madde 5: Özel muayenehane açmak veyahut evinde hasta görmek suretiyle hekimlik yapmak isteyen her hekim, hasta kabulüne başladığından itibaren en çok bir hafta içinde, isim ve kimliğini, diploma gün ve sayısını, muayenehanesinin adresini ve varsa uzmanlık belgesini mahallin en büyük sağlık makamına kaydettirmek ve muayenehanenin nakli halinde en az 24 saat önce nakil durumunu bildirmek zorundadır.
 
2) Hasta kabulüne başlanıldığından itibaren yedi gün içinde Tabip Odası’na bildirimde bulunulur.
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü Madde 42: Muayenehane veya laboratuvar açan tabip, hasta kabulüne ve laboratuvarda faaliyete başladığı tarihten ve muayenehane veya laboratuvarını kapatması veya nakletmesi halinde de kapatma veya naklin vuku bulduğu tarihten itibaren en çok bir hafta içinde, keyfiyeti, yazılı olarak, mensup olduğu tabip odasına bildirir.
3) Kamu kuruluşlarında görevli doktorlar, özel muayenehanelerinde hasta kabulüne başlamadan önce çalıştıkları kurumlarına bildirimde bulunurlar.
2368 Sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun Madde 4: Birinci madde kapsamına giren personelden, özel kanunlarına göre meslek ve sanatlarını serbest olarak icra etme hak ve yetkisine sahip olanlar, istedikleri takdirde, birinci maddede öngörülen tazminat hakkından yararlanmamak şartı ile serbest olarak çalışabilirler. Bunlara iş güçlüğü, iş riski ve teminindeki güçlük zamları veya bu mahiyetteki zamlar ödenmez.
 
4) Serbest meslek erbabı olarak vergi mükellefi sayılacak doktorlar, işe başlamadan önce çalışacakları yerin Vergi Dairesi’ne bildirimde bulunurlar.
213 Sayılı Vergi Usül Kanunu Madde 168: Bildirmeler aşağıda yazılı süre içinde yapılır:
İşe başlama bildirmeleri, işe başlama tarihinden önce; işi bırakma ve değişiklik bildirmeleri, bildirilecek olayın vukuu tarihinden başlayarak bir ay;
 

4

TIBBİ TAHLİL ve  PATOLOJİ LABORATUVARLARI

 
 
992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu’na göre laboratuar açma hakkı Tıbbi Biyokimya, Tıbbi Mikrobiyoloji ve Tıbbi Patoloji  uzmanlarına tanınmış olup, bu hakkın kullanımı ancak ilgili uzman doktor adına Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alınmasıyla mümkün olmaktadır.
 
Tıbbi tahlil ve patoloji laboratuarları, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’e göre “Teşhis Merkezi” olarak adlandırılmış, açılış, çalışma usul ve esasları bu doğrultuda düzenlenmiştir.
 
Tıbbi tahlil ve patoloji laboratuvarları bağımsız olarak açılabildikleri gibi özel hastane veya poliklinikler bünyesinde de kurulabilirler. Ancak böyle bir sağlık kuruluşu bünyesinde açılmak istenen laboratuvarların dosyası, ilgili kuruluşun ruhsat işlemi tamamlanmadan Sağlık Bakanlığı’na gönderilmez. Laboratuvar açmak isteyen hekimin serbest sağlık mensubu kaydı yapılmadan da ruhsatlandırmanın diğer işlemlerine başlanılmaz.
 
Muayenehanelerin aksine, tıbbi tahlil ve patoloji laboratuarları Kat Mülkiyeti Kanunu’na bağlı olduğundan, konut bünyesindeki bir kat veya dairede bağımsız olarak açılmak istenen laboratuarlar için hane sahiplerinden muvafakat alınması gerekmektedir.
 
Tıbbi tahlil laboratuvarları, Sağlık Bakanlığı tarafından, uzmanlık durumuna göre biyokimya veya bakteriyoloji laboratuvarı olarak ruhsatlandırılmaktadır.
 
Hazırlanacak dosyanın İlçe Sağlık Grup Başkanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrı ayrı değerlendirileceği göz önünde bulundurularak, üç örnek halinde düzenlenmesi gerekmektedir. Belirtilen sayıda hazırlanacak yarım kapaklı dosyalarda, kapak üzerinde açılmak istenen yerin adı, adresi, ilgili uzman doktorun adı-soyadı, branşı, adresi ve telefon numarası belirtilmeli, dizi pusulasına uygun sıralanmış belgeler ayrı selofan zarfların içine yerleştirilmiş olmalıdır.
 
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
6
 
 
 
 
ÖZEL POLİKLİNİKLER
 
 
 
ÖZEL POLİKLİNİKLER
 
 
Özel poliklinikler, 1928 tarih ve 1219 sayılı “Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun” gereğince, muayenehane açma ve mesleğini serbestçe yapabilme yetkisine sahip, çeşitli branşlardaki birkaç doktorun bir araya gelerek açtıkları, mahiyeti itibariyle muayenehane özelliği taşıyan, çalışmaya uygun birer işyeridir.
 
Söz konusu yasada poliklinikler hakkında herhangi bir açıklama bulunmaması nedeniyle, bu işyerlerinin açılması, Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 23.12.1954 tarih ve 54/112 Esas, 54/11 sayılı kararlarına uyulmak kaydıyla mümkün olmuştur.
 
Yine Danıştay Başkanlığı 3. Dairesi’nin 18.11.1965 tarih ve 1965/357 Esas, 1965/410 sayılı kararı gereğince de işyeri sahip ve ortaklarının tabip dışında başka bir kimse olması mümkün değildir.
 
Özel Polikliniklerin açılması, çalışması ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar, son olarak, Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanıp 09.03.2000 tarih ve 23988 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve yapılan değişiklikleri 23.06.2001 tarih ve 24441 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan AYAKTA TEŞHİS VE TEDAVİ YAPILAN ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARI HAKKINDA YÖNETMELİK’le düzenlenmiştir. Bu tür sağlık kuruluşları, söz konusu yönetmeliğe göre faaliyet alanları, alt yapı özellikleri ve hizmet veren sağlık ekibinin yapısına göre tıp merkezi, özel dal merkezi, teşhis merkezi, poliklinik ve muayenehane olarak tanımlanmıştır.
 
Yönetmelikte genel olarak “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları” olarak adlandırılan bu tür işyerleri içinde hizmet türüne göre “POLİKLİNİK” tanımlamasıyla yer verilen sağlık kuruluşlarının çalışma usul ve esasları 28. maddede belirlenmiştir:
 
Madde 28- Poliklinikler, genel pratisyenlik ve diş hekimliği de dahil olmak üzere, bir veya birden çok tıpta uzmanlık dalında en az iki hekimlik hizmetinin bir araya gelmesi ile kurulur.
Polikliniklerin günün 24 saatinde hizmet vermeleri ihtiyari olmakla birlikte, tercih edilen çalışma süreleri konusunda Müdürlüğe (İl Sağlık Müdürlüğü) bildirimde bulunurlar. 24 saat hizmet sunmak istemeleri halinde 29 uncu maddede bu husus ile ilgili belirtilen hükümleri yerine getirirler.
 
Poliklinikler, faaliyet gösterdikleri süre boyunca tıp dallarının herhangi birinden olmak üzere, diş hekimi haricinde mutlaka en az bir hekim bulundurmak zorundadırlar. Bu tür kuruluşlar, istedikleri takdirde bu Yönetmelikte belirtilen teşhis merkezleri ile hizmet sözleşmesi yapabilirler.
 
ÖZEL POLİKLİNİKLERİ İLGİLENDİREN DİĞER MEVZUAT
 
Özel poliklinikler hakkındaki tüm kurallar söz konusu yönetmelikte ayrıntılı olarak açıklanmakla birlikte,  bu tür işyerlerinde çalışacak olan hekimlerin, çalışma koşulları içinde bilmelerinde yararı olacağı umulan ve aynı zamanda değişik mevzuatı da ilgilendiren sorumluluklarından bazılarına aşağıda değinilmiştir:
 
 
2
 
 
 
1.            Özel poliklinikler bünyesindeki biyokimya, mikrobiyoloji, röntgen ve fizik tedavi laboratuvarlarının açılması, 1927 tarih ve 992 sayılı “Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji Laboratuvarları Kanunu” ile 1937 tarih ve 3153 sayılı “Radyoloji, Radyum ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun” hükümlerine göre Sağlık Bakanlığı’ndan (Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü) ruhsat alınması ile mümkün olmaktadır.
2.            Özel poliklinikler, asgari ücret altında ücret alınmaması, tabela yönetmeliğine uyulması, uzmanlık dışı girişim ve faaliyette bulunulmaması, tabip odasına bildirimde bulunmadan hekim çalıştırılmaması, hasta yönlendirilmemesi, aracı kullanılmaması, haksız çıkar sağlanmaması, usulsüz reçete ve rapor yazılmaması, acil hastaya bakılmaması, bilim dışı aldatıcı nitelikte yöntemlerle tanı ve tedavi yapılmaması, tıbbi hata ve ihmalde bulunulmaması, hasta sırlarının açıklanmaması gibi konularda 13.01.1960 tarih ve 4/12578 sayılı “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü”ne de bağlıdırlar.
3.            1219 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre küçük cerrahi müdahalelerin* her tabip tarafından yapılabileceği, 23. maddesinde ise lokal veya genel anestezi altında yapılan büyük ameliyatların bir mütehassıs tabiple beraber diğer bir tabip ile birlikte yapılabileceği belirtilmiştir. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce yayınlanan Sağlık Bakanlığı'nın 23.02.1988 tarih ve Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü 2329 sayılı genelgesinde de özel poliklinik ve dispanserlerde genel anestezi altında yapılması gereken müdahalelerin, bir hastane ortamında yapılabileceği, ayaktan teşhis ve tedavi amacıyla açılan muayenehanelerde yapılmasının ve buralara hasta yatağı konulmasının mümkün olmadığı bildirilmiştir. * (Yarma, boşaltma, dikiş, yakma, pansuman, kan dindirme)
4.            1933 tarih ve 2219 sayılı “Hususi Hastaneler Kanunu”nun 8. maddesiyle, kanun ile gösterilen vasıf ve şartlarda olmayarak, hekimler ve diğer şahıslar tarafından hasta yatırmak için hususi yerler açılması veya hekimlerin muayenehane veya oturdukları yerlerin bir parçasına hasta yatırarak tedavisine tahsis etmeleri yasaklanmış, aynı kanunun 25. maddesinde ameliyathane, laboratuvar gibi hizmet yerleri tarif edilmiş, 33. maddesinde ise ameliyat koşulları açıklanmıştır. “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik”in 34 ve 35. maddeleri, cerrahi müdahale birimlerinin yalnızca müstakil binada kurulan tıp merkezleri ve özel dal merkezleri bünyesinde kurulabileceğini  ve genel anestezi altında cerrahi müdahalenin uygulanabileceğini hükme bağlamıştır.
5.            Özel polikliniklerin bağlı oldukları bir başka mevzuat da tespit ettikleri bulaşıcı hastalıkları ilgili resmi mercilere ihbar etmeleri hakkındaki 1593 sayılı “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”nun 57. maddesidir.
6.            Özel poliklinikler, adli mevzuat gereği olarak, kendilerine başvuran her türlü darp ve yaralanmaları, trafik kazalarını, ilaç entoksikasyonlarını, intihar ve intihar girişimlerini ve kuşkulu ölümleri Cumhuriyet Savcılığı ya da polis veya jandarmaya bildirmek zorundadırlar.
7.            Özel poliklinikler, 1933 tarih ve 2313 sayılı “Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun” ile Sağlık Bakanlığı’nın “Kontrola Tabi Uyuşturucu Madde ve Müstahzarlara Ait Kırmızı Reçeteler” hakkındaki genelgelerine, hastalara ilaç satılmaması konusunda ise eczacılık ile ilgili mevzuata bağlıdırlar.
8.            Özel poliklinikler 213 sayılı “Vergi Usul Kanunu”na da bağlıdırlar.
9.            Özel poliklinikler, verdikleri hizmet türüne göre ayrıca 1983 tarih ve 2827 sayılı “Nüfus Planlaması Hakkında Kanun”a, 1982 tarih ve 2690 sayılı “Türkiye Atom Enerjisi Kanunu”na da bağlıdırlar.
Özel polikliniklerin, Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in reklam ve tanıtım ihlallerini yasaklayan 58. maddesi dışında, 4077 sayılı Tüketici’nin Korunması Hakkında Kanun’un 16, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 24, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 8, 9 ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 11. maddeleri gereğince sorumluluğu bulunmaktadır.
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
7
 
 
 
ÖZEL RADYOLOJİ VE NÜKLEER TIP LABORATUVARLARI VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZLERİ

ÖZEL RADYOLOJİ VE NÜKLEER TIP LABORATUVARLARI VE GÖRÜNTÜLEME MERKEZLERİ

 
 
Radyoloji ve Nükleer Tıp Laboratuvarları ile Görüntüleme Merkezleri bağımsız olarak açılabildikleri gibi özel hastane veya poliklinikler bünyesinde de kurulabilirler. Ancak böyle bir sağlık kuruluşu bünyesinde açılmak istenen laboratuvarların dosyası, ilgili kuruluşun ruhsat işlemi tamamlanmadan Sağlık Bakanlığı’na gönderilmez. Laboratuvar açmak isteyen hekimin serbest sağlık mensubu kaydı yapılmadan da ruhsatlandırmanın diğer işlemlerine başlanılmaz.
 
Hazırlanacak dosyanın İlçe Sağlık Grup Başkanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrı ayrı değerlendirileceği göz önünde bulundurularak, üç örnek halinde düzenlenmesi gerekmektedir. Belirtilen sayıda hazırlanacak yarım kapaklı dosyalarda, kapak üzerinde açılmak istenen yerin adı, adresi, ilgili uzman doktorun adı-soyadı, branşı, adresi ve telefon numarası belirtilmeli, dizi pusulasına uygun sıralanmış belgeler ayrı selofan zarfların içine yerleştirilmiş olmalıdır.                                                                    
                                                                                                           Dr. İlhan DOĞAN
 
RADYOLOJİ, RADYOM VE ELEKTRİKLE TEDAVİ MÜESSESELERİ HAKKINDA TÜZÜK
 
Karar Tarih ve Sayısı : 2/10587 – 27 Nisan 1939
(R.G.: 6 Mayıs 1939 – Sayı: 4201)
 
İKİNCİ FASIL
Çalışma Tarzına Dair Hükümler
 
Madde 21 – Röntgen ve radyom ile daimi olarak günde beş saatten fazla çalışılamaz. Röntgen muayenehanelerinde pazardan maada ayrıca bir gün daha öğleden sonra tatil yapılmalıdır.
 
Madde 22 – Hastahanelerde, röntgen ve radyom ile tam müddetle (günde 5 saat) çalışan kimseler, hastanenin başka işlerinde kullanılamaz. Bunlara gece uykularını ihlal edecek iş verilmemelidir.
 
Madde 23 -  Röntgen ve radyom laboratuvarlarında çalışan bütün mütehassıs ve müstahdemlerin, senede iki defa kanları muayene edilerek küreyvatları sayılmak ve el vesair açık yerlerinin cildini muayene ettirmek mecburidir. Resmi müesseselerde bu muayenelerin icrası, o müesseselerin müdürleri tarafından takip olunur. Hususi müesseselerde, muayenelerin icra ettirilmemesinden sahipleri mesuldür. Bu muayenelerin neticeleri muntazam bir deftere kaydedilir. Bu muayeneler neticesinde görülecek arızalar iyi oluncaya kadar o kimsenin çalışmasına müsaade edilmez.
 
Madde 24 -  Bu gibi müesseselerde, her röntgen mütehassısının veya röntgen ve radyom ile iştigal eden kimsenin senede dört hafta muntazaman devamlı tatil yapılması mecburidir.
YÜRÜRLÜK
 
Madde 50 – İşbu Nizamnameye uygun olmayan hal ve hareketlerde 3153 sayılı kanunda yazılı cezalar tatbik olunur.
 
Madde 51 -  3153 sayılı kanunun 3 üncü maddesi mucibince yapılmış ve Devlet Şurasınca görülmüş olan bu Nizamnamenin hükümleri Resmi Gazete’de neşri tarihinin ertesinden mer’iyete girer.
 
Madde 52 -  Bu Nizamname hükümlerinin icrasına Sıhhat ve İçtimai Muavenet, Adliye ve Dahiliye Vekilleri memurdur.
 
2
TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU
 
 
Kanun No: 5434                                                                Resmi Gazete No: 7235
Kabulü : 8.6.1949                                                              Resmi Gazete Tarihi: 17.6.1949
 
Fiili Hizmet Süresi Zammı
 
Madde : 32 – İştirakçilerin; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra aşağıda yazılı vazifelerde geçen fiili hizmet müddetlerinin her yılı için hizalarında gösterilen müddetler eklenir:
                                                                                                                                   Eklenecek
                                                                                                                                   Müddetler
İştirakçiler                                                      Hizmetin Geçtiği Yerler                                   Ay
h) (Ek:19/9/1972 – 1621/1 Md.)                       Mesleği icabı röntgen,
    Mesleği olan ve bu sebeple röntgen,              radyum ve benzeri
    radyum ve benzeri iyonizan radyas-               iyonizan radyasyon
    yonlarla bilfiil çalışan tabip, teknisyen             laboratuvarlarında                                         3
    sağlık memuru, radyasyon fizikçisi ve
    teknisyeni ve iyonizan radyasyonla
    yine bilfiil çalışan bilumum personel
    ve yardımcıları
 
Yukarıdaki fıkra kapsamına giren iştirakçilerin fiili hizmetlerine eklenecek müddet, 5434 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra görevde bulunup da o zamandan beri iyonizan radyasyon laboratuvarlarında bilfiil çalışmış olanların emeklilik işlemlerinde uygulanır.
 
Yıllık çalışma saatleri toplamının ay kesirleri tam ay sayılır.
AÇIKLAMA
(5) Fiili hizmet süresi zamlarının verilmesinde sadece o kadroda bulunmak yeterli görüldüğünden, sıhhi izin, yıllık izin zammın verilmesine tesir etmeyecektir.
Bazı görevlerde ise fiili hizmet süresi zammından yararlanmak için fiilen o görevi yapmak gerekmektedir. Fiilen çalışılmayan süreler için fiili hizmet süresi zammı tahakkuk ettirilmeyecektir.
 
Madde 33 – 32 nci maddede gösterilen vazifelere yıl başından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamları, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları  için ve yıl sonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamları da ayrıldıkları ay da dahil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanır.
 
(Değişik : 8/7/1971 – 1425/4 Md.) Fiili hizmet müddeti zamları emeklilik muamelelerinde fiili hizmet sayılır. Bu zamların toplamı 8 yılı geçemez.
 
DEĞİŞİKLİK
(*) Madde 33 son fıkra – (1425 S.K. ile değişik 8/6/1949 tarih ve 5434 sayılı Kanunun hükmüdür.)
Fiili hizmet müddeti zamları, emeklilik muamelelerinde fiili hizmet sayılır ve bu zamların toplamı 6 yılı geçemez.
 
Madde 34 – Kurumlar, iştirakçilerin fiili hizmet müddeti zammı yapılmasını gerektiren vazifelerdeki yıllık çalışma müddetlerini ve yapılacak zamları gösteren izahlı cetvelleri, yıl sonundan itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye mecburdurlar.
 
Bunlar için ilgililerden ayrıca kesenek alınmayıp o yıldaki son aylık veya ücretleri üzerinden eklenecek müddete ait istihkakları toplamının % 10’u, yarısı kesenek ve yarısı karşılık olmak üzere; kurumlar tarafından yukarıda yazılı cetvellerle birlikte Sandığa gönderilir.
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
8
 
 
 
 
ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARININ KAYIT VE ARŞİV YÜKÜMLÜLÜĞÜ
 
 
 
 
ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARININ KAYIT VE ARŞİV YÜKÜMLÜLÜĞÜ
 
 
Bilindiği gibi tıp mesleklerindeki kayıt sistemi zorunluluğu 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, 3153 sayılı Radiyoloji, Radiyom ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun, 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuarları Kanunu ile getirilmiştir. 1219 sayılı yasanın 72. maddesi, “Mesleklerini uygulayan hekimler, dişhekimleri, dişçiler ve ebeler, örneğine göre Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen, yerel sağlık yönetimlerince onaylanmış, hastaların ad ve kimliklerini kayıt için basılan bir protokol defteri tutmak zorundadırlar. Bu defterdeki kayıtlar, ücretten doğan davalarda sahibi lehine delil sayılabilir. Şu kadar ki, iddiaya kanıt olan kaydın doğru olmadığı belgeler ve diğer güvenilir kanıtlar ile kanıtlanabilir.”; 73. maddesi ise “Protokol defterinde tahrifat yapan ve gerçeğe aykırı bilgi yazan hekimler, dişhekimleri, dişçiler ve ebeler TCK 345 inci maddesi uyarınca cezalandırılır.”
 
3153 sayılı yasanın 5. maddesi, “ Röntgen ve radiyom ve elektrikle tedavi müesseselerinde buraya kabul edilen hastaları kayda mahsus ve Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan örneklere uygun protokol defterleri tutulması mecburidir.” ; 6. maddesi ise Röntgen ve radiyom ve her nevi elektrik aletleri ile ancak müessese mütehassısı tarafından veya nezareti altında yapılır ve her tedavi seansının bitmesinden sonra her hasta için ayrı tutulacak bir müşahade varakasına yapılan tedavinin nevi ve devam müddeti ve cereyanın kuvveti veya tatbik edilen radiyomun miktar ve şekli ve tedavi yapılan nahiyenin genişliği ve sair tafsilat kaydedilerek mütehassıs tarafından imza edilir. Bu müşahade kağıtları en az üç sene muhafaza edilir.”
 
992 Sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya laboratuarları Kanununa Müteferri Olarak Tanzim Olunan Yönetmelik’in 16. maddesi.- “Her laboratuarda protokol ve rapor olmak üzere iki nevi defter tutulmasını zorunlu kılmıştır. Protokol defterinde açılacak hanelere sıra numarası, tarih ve tahlil edilen maddenin nevi ve cinsi, tahlil ve muayenenin nev’i maddenin ait olduğu şahsın ismi, muayene ve tahlilin muhtasaran neticesi ve alınan ücret kaydedilir. Rapor defterleri her nevi tahlile mahsus olmak üzere ayrı ayrı veya hepsi için lazım gelen tafsilatı muhtevi olarak bir nevi olmak üzere arzu edilen şekilde tanzim olunur. Bu defterlerin evrakı ortasından zımbalı olarak iki kısmından mürekkep olup bir kısmı dip koçanı olarak kalır, diğer kısmı muayene ve tahlil edilen maddenin neticei tahliline ait rapordur. Dip koçanların münderecatı rapor münderecatının aynı olacak ve raporla aynı zamanda doldurulacaktır.” 17. maddesi.- “Her nevi tahlilat ve muayenat için verilen raporlarda tahlil ve muayene edilen maddenin nev’i, maddenin ait olduğu şahsın ismi, tahlil tarihi ve mufassal olarak tahlil netayici zikredilecek her rapor bir sıra numarasını muhtevi olacaktır. Tahlil edilen madde anasırı mürekkebesinin dozajları yapıldığı takdirde her birisi ayrı ayrı gösterilmelidir”. hükümlerini içermektedir.
 
Kayıt sistemine getirilen en son açıklık, 27.03.2002 tarih ve 24708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği ile 09.03.2000/23998 ve 23.06.2001/24441 sayılı Resmi Gazetelerde yayımlanan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’le getirilmiştir.
 
Öte yandan, VUK’nun 172 ve 210 uncu maddelerinde, defter tutacaklar arasında serbest meslek erbaplarına da yer verilmiştir. VUK’nun 215-219 uncu maddelerinde kayıt nizamı, 220-226 ıncı maddelerde de defterlerin tasdikine ilişkin hükümler yer almaktadır.
 
Serbest meslek erbabı olan doktorlar, VUK’nun 210 uncu maddesinin son fıkrasına göre, isterlerse protokol defterini kullanarak serbest meslek kazancı defteri tutmayabilirler.
2
 
 
Özel Hastaneler Yönetmeliği Madde 48.- Özel hastanelerin acil servis, poliklinik, klinik, röntgen, laboratuar ve ameliyathane gibi tıbbi hizmet ünitelerinde, sayfa ve sıra numarası verilmiş ve her sayfası Müdürlükçe mühürlenmiş defterlerin tutulması zorunludur.
 
Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik Madde: 46.- Sağlık kuruluşuna başvuran her hasta protokol defterine kaydedilir. Her hekim, Yönetmelikte belirtilen sağlık kuruluşunun ismini taşıyan reçeteyi kullanır ve bu reçeteye kendi imzasını ve kaşesini basar. Muayenehanelerde ise hekim adına düzenlenmiş reçete kullanılır. Sağlık kuruluşunda yazışma, kayıt ve benzeri işlemlerin bilgisayar ortamında gerçekleştirilmesi, bu Yönetmelik ile öngörülen yazılı kayıt sisteminin bulundurulma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Açıklamalarını getirmiş, laboratuar defteri ise Madde 50.- ile sağlık kuruluşuna başvuran hastaların teşhis hizmetlerinde hastalara yapılan her türlü tetkiklerin kaydedildiği ve Müdürlük tarafından tasdik edilmiş defter olarak tanımlanmıştır.
 
Hasta kayıtlarının saklanma süresi de yukarıda açıklanan mevzuatta farklı olarak bildirilmiştir. 3473 sayılı Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun ile özellikle adli vakalarla ilgili diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak üzere;
 
* Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 49. maddesine göre, özel hastanelerde tutulan hasta dosyalarının yirmi (20) yıl süre ile saklanması gerekir.
 
* Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’te bu süre beş (5) yıl olarak öngörülmüştür.
Madde 53.- Sağlık kuruluşuna başvuran hastalara yapılan müdahale ve tedaviler, hastalara ait dosya veya kartlara işlenir. Bu kayıtlar, sağlık kuruluşunun arşivinde beş yıl süre ile saklanır. Faaliyeti sona eren sağlık kuruluşu, faaliyeti süresince düzenlenen adli raporları ve adli rapor kayıt defterlerini, protokol defterlerini, teftiş ve denetim defterlerini arşiv ve ilgili mevzuatta belirtilen süre müddetince saklanmak üzere Müdürlüğe devreder.
 
* 3153 sayılı yasanın 6. maddesinde ise müşahade kağıtlarının en az üç (3) yıl saklanacağı belirtilmektedir.
 
Laboratuarlar dışındaki özel sağlık kuruluşlarının, verdiği hizmet türü itibariyle 3153 sayılı yasa ile 2219 Hususi Hastaneler Kanunu veya Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik kapsamında faaliyet gösterebileceği esastır. Öte yandan sorumlu müdürünün hekim olması nedeniyle 1219 sayılı kanun kapsamına da girmektedir. Bu bakımdan kayıt ve arşiv sistemi yönünden her üç mevzuatın öngördüğü kuralların yerine getirilmesi aranmalıdır. Bu doğrultuda, başvuran hastaların ad ve kimlikleri ile yapılan her türlü tetkikin kayıt edileceği ve alınan ücretin yazılacağı protokol defteri ile şahsın ismi, tetkik tarihi ve ayrıntılı olarak tetkik sonuçlarını açıklayan raporların kaydedileceği rapor defteri tutmaları, bu defterlerin tarih sırasına göre protokol numarası taşıması gerekmektedir. Kayıt işlemlerinin defter yerine bilgisayar ortamında gerçekleştirilmesi halinde, basımın önceden müteselsil numara verilmiş kağıtlara yapılması ve sonradan imzalanıp saklanması kuralı getirilmiştir.
 
Hastalara ilişkin kayıtların ise özel laboratuarlarda 1937 tarihli yasaya göre en az (3) yıl, 2001 tarihli yönetmeliğe göre (5) yıl saklanması gerektiği bildirilmektedir. Bu kuruluşun bir özel hastane bünyesinde faaliyet göstermesi halinde ilgili Özel Hastaneler Yönetmeliği’ne göre hasta dosyaları içinde bulunan tıbbi belgelerin saklanma süresi (20) yıl olacaktır.
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
9
 
 
 
 
REÇETE DÜZENLENMESİ
 
 
 
REÇETE DÜZENLENMESİ
 
 
 
Reçete düzenlenmesinde, hastaya önerilen ilaçların yazılmasından önce şekil şartları olarak muayenenin yapıldığı kuruluş, muayene ve kayıt tarihi, protokol numarası, hastanın adı ve soyadı, çocuksa ayrıca yaşı, muayene eden yani reçeteyi düzenleyen doktorun adı ve soyadı, varsa Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’nde belirlenen uzmanlık dalı, diploma ve uzmanlık belgesi numarasının, özel muayenehaneler için ayrıca adresin belirtilmesi aranmaktadır. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 9. maddesinde de reçetelerde yukarıda açıklanan bilgiler dışında herhangi bir ayrıntıya yer verilmesi yasaklanmış, bu durumun reklama yönelik ilan statüsünde kabul edileceği açıklanmıştır.
 
Bunun ötesinde, kamu kurum ve kuruluşlarında düzenlenen reçetelerde, reçeteyi yazan doktorla ilgili yukarıda sıralanan bilgiler yanında, yalnızca hastayı muayene eden doktorun reçetenin düzenlendiği kurumda görevli olduğunun onaylanmasına yönelik olarak idari yetkili bir başka doktor tarafından onaylanması ve kurum mühürü ile mühürlenmesi de aranmaktadır. Kamuda yönetici konumunda başka doktor olmaması ya da görevli doktorların memurluk statülerinin birbirleriyle aynı olması, aralarında amir-memur ilişkisi bulunmadığı durumlarda onay için kurum mühürü yeterli sayılacaktır.
 
Hastaya önerilen ilaçların yazıldığı bölümde aranan ana koşullar ise müteselsil sıra numarası ile ilacın jenerik adı, majistral reçetelerde drogların ad ve katılım miktarları, ampul, flakon gibi enjektabl, tablet, draje, kapsül, süppozituvar, ovül gibi katı, şurup, süspansion, damla gibi sıvı, pomad, krem, jel, haricen kullanılacak likit gibi farmasötik formlarının, müstahzarın ambalaj şeklinin, ambalaj kutu adedinin, varsa ayrıca ambalajdaki miktarının, aynı farmasötik form içindeki etken madde dozunun, günlük kullanım dozunun ve kullanım zamanlarının belirtilmesidir. Günümüzde büyük çoğunlukla ilaçların jenerik adları yerine müstahzar adları yazılmaktadır. Bu bölümde dikkat edilmesi istenilen en önemli nokta, etken maddelerin prodozi ve prodilerinin belirlenmiş azami değerlerin üzerine çıkmamasıdır. Aslında böyle durumlarda hasta ya da yakınına ilaçlar verilmeden önce ilgili doktorun uyarılması ödevi reçeteyi karşılayan eczacıya verilmiştir. Reçetedeki ilaçların birbiriyle antagonist olmamasına ya da birbirini olumsuz etkilememesine özen gösterilmesi de reçete düzenlenmesinde aranan önemli konulardan bir diğeridir.
 
İlgili mevzuatta, aynı ilacın iki ayrı farmasötik formunun aynı reçetede yazılamayacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Önce enjektabl formla başlanıp bilahare oral forma geçilebileceği gibi hastanın durumuna göre önce süspansionla başlanıp tablet formuyla devam edilmesinin önerilmesi, sıklıkla rastlanmasa da doktorun takdirine göre yapılan ve kabul edilebilir bir uygulamadır.
 
Psikotrop ilaçlar için yeşil reçete, narkotik ilaçlar için ise kırmızı reçete kullanılması ve özel kayıt sistemi yapılması da tüm hekimleri ilgilendiren özel bir mevzuattır.
 
Muayenesiz Tedavi Yasağı
 
Muayene sonunda düzenlenen ve bir tedavi yöntemi olan reçetenin, yalnızca hekimin bizzat gördüğü ve tedavisini üstlendiği hastalar adına yazılması gerektiği de bir başka koşuldur. Oda’mıza zaman zaman, önceden başka hekim veya hekimler tarafından yazılmış reçetelerin hastayı görmeden yeniden yazıp yazamayacakları konusunda başvurular olmaktadır.
2
 
 
 
Bilindiği gibi “Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 16. maddesi” tabiplerin bizzat yaptıkları muayene sonucu rapor ve reçete düzenleyecekleri hükmünü içermektedir. Bir diğer mevzuat olan “Devlet Memurlarının Tedavi Yardımı ve Cenaze Giderleri Yönetmeliği”nde de hastalık halinde başvurma ve bunun üzerine yürütülecek işlem hakkında açıklayıcı maddeler (6, 7, 8) mevcuttur. Öte yandan, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 23. maddesi’nde muayenesiz tedavi yasağından söz edilmektedir. Madde içeriğinde hekimin hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamayacağı kuralı getirilmiştir.
 
Yukarıda açıklanan mevzuat doğrultusunda, serbest çalışan ya da kamu kurum veya kuruluşlarında görev yapan tüm hekimlerin, hastasını bizzat görmeden ve muayenesini yapmadan reçete ve/veya rapor düzenlemelerinin tespiti durumunda, haklarında, Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’ne göre Uyarma, Para Cezası veya Geçici Olarak Meslekten Alıkoyma gibi ceza yaptırımları uygulanmaktadır. Bu davranış yasal olmadığı gibi etik olarak da uygun değildir.
 
Yöneticilerin Kamu Kurumlarında Yazılan Reçeteler Üzerindeki Sorumluluğu
 
İlgili maddelerden anlaşılacağı gibi hekim-hasta ilişkilerindeki sorumluluk doğrudan ve yalnızca doktora verilmiştir. İlgili kişi memur-doktor da olsa, hastaları üzerindeki görev, yetki ve sorumlulukları değişmemektedir. Bir tedavi yöntemi olarak uygulanan reçete yazma işlemi de bu durumda tamamen doktorun inisiyatifine bırakılmış olup, üçüncü şahısların müdahalesi yasaklanmıştır. Hal böyle olunca, memur-doktorların kurum amiri olarak, ilaç adı, dozajı ve miktarı belirtilerek düzenlenen reçete içeriğinden sorumlu olunmadığı gibi müdahale yetkisi de bulunmadığı, olası hatalı uygulamaların ancak uzman bilirkişi raporlarıyla doğrulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle, reçeteler düzenlendikten sonra kamu yöneticilerinin sorumluluğu yalnızca idari olup, ilgili doktorun kurumlarında görev yaptığı ve reçetelerin kurum bünyesinde düzenlendiğini onaylamakla sınırlı kaldığı, amacın ise yalnızca reçetelerin eczanelerden karşılanmasına ve bedellerinin sosyal güvenlik kurumlarından usulüne uygun olarak tahsil edilmesine yönelik bir idari işlem olduğu görüşüne varılmaktadır.
 
Endüstri Kuruluşları İle İlişkilerde Çıkar Sağlama Yasağı
 
Odamıza yapılan başvurular içinde seyrek de olsa, ilaç sanayinin hediye, seyahat, tatil gibi promosyonları karşılığı önceden belirlenen bir takım preparatların yazılmasının önerildiği, uygulamada endikasyonların adeta zorlanarak, hastalara yazılan reçetelere gerekli olmayan bu tür ilaçların da eklendiği konulu ihbar ve şikayetler de gelmektedir. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nde yeterli düzenleme bulunmayan bu tür olumsuz uygulamalara Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 15. maddesi* ile açıklık getirilmiştir.
 
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
3
 
 
 
İLGİLİ MEVZUAT
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü
 
Madde : 9 – “Tabip, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesi’ne göre ünvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabilir. …”
 
Madde : 12/D – “Şahsi bir menfaat düşüncesi veya gayrımeşru bir gaye ile ilaç, tıbbi alet veya vasıtalar tavsiye etmeleri yahut sağlık müesseselerine hasta sevk etmeleri veya yatırmaları caiz değildir.”
 
Madde : 16 – “Tabip, bir kimsenin sıhhi durumu hakkında, ilmi metodları tatbik suretiyle bizzat yaptığı muayene neticesinde edindiği vicdani ve fenni kanaate ve şahsi müşahadesine göre rapor verir. Hususi bir maksatla veya hatır için rapor veya herhangi bir vesika veremez.”
 
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları
 
Madde : 15* – “Hekimler endüstri kuruluşları ile hiçbir çıkar ilişkisi kuramazlar. Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik ilişkiler ise şeffaf ve kurumsal olmalıdır. Bu ilişkilerde Türk Tabipleri Birliği’nin hazırladığı HEKİM VE İLAÇ TANITIM İLKELERİ geçerlidir.”
 
Madde : 23 – “Hekim, acil vakalar gibi zorunlu durumlar dışında, hastasını bizzat muayene etmeden tedavisine başlayamaz.”
 
 
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
10
 
 
 
 
TABELA YÖNETMELİĞİNE UYULMASI
 
 
 
 
TABELA YÖNETMELİĞİNE UYULMASI

 

İSTANBUL TABİP ODASI

TABELA YÖNETMELİĞİ

 
 
(Türk Tabipleri Birliği 50. Büyük Kongre kararı ile kabul edilmiş, 01.08.2001 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve 01.11.2001 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuştur.)
 
Amaç:
 
Madde 1.- Bu yönetmeliğin amacı,  İstanbul Tabip Odası bölgesinde faaliyet gösteren muayenehane ve her türlü özel sağlık kuruluşunun tabela standardının belirlenmesidir.
 
Kapsam:
 
Madde 2.- Bu yönetmelik, İstanbul Tabip Odası bölgesinde faaliyet gösteren muayenehaneler, poliklinikler, tıp merkezleri, tıbbi tahlil, patoloji, fizyoloji, fizik tedavi, röntgen teşhis, radyoterapi ve nükleer tıp laboratuarları, tomografi ve magnetik rezonans (MRI) gibi görüntüleme merkezleri, diyabet merkezleri, üremeye yardımcı tedavi merkezleri, genetik tanı merkezleri gibi sağlıkla ilgili her türlü özel kuruluşlar ile özel hastaneleri kapsar.
 
Dayanak:
 
Madde 3.- Bu yönetmelik, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 9. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanmıştır.
 
Genel İlkeler:
 
Madde 4.- Tüm sağlık kuruluşları, faaliyet gösterdikleri binanın en fazla 2 cephesine tabela asabilirler. Sağlık kuruluşlarının, içinde bulundukları binadan başka bir binaya ya da başka yerlere tabela asmaları yasaktır. Ancak hastaların sağlık kuruluşlarını ve muayenehaneleri kolayca bulabilmelerine yardımcı olmak amacıyla faaliyet gösterilen cadde veya sokak giriş ve çıkışlarına birer tane olmak üzere, yalnızca sağlık kuruluşunun adının,  muayenehane ise ilgili hekimin adının yazılabileceği en fazla 2 adet bilgi levhası konabilir.  Bilgi levhalarının boyutları azami 80 x 100 cm. olmalıdır.
 
Madde 5.- Bina cephelerine konulacak tabelalar;
 
a)       Muayenehane, laboratuar  ve tüm özel sağlık kuruluşlarında 8 metrekareden,
 
b)       Özel hastanelerde 20 metrekareden büyük olamaz.
 
Madde 6.- Tabelalarda, zemin hariç en fazla iki renk kullanılabilir. Zeminde beyaz renk kullanılması zorunludur.
 
Madde 7.- Tabela üzerindeki yazılar düz ve sade olmak zorundadır. Yazılar büyük veya küçük harflerle yazılabilir. Gölgeli, süslemeli, kabartma, el yazısı v.s. kullanılamaz.                                                                                                                                       
 
2
 
 
 
Madde 8.- Tabelalara, doktorların  akademik ünvanları ile kuruluşların ticari ünvanları  yazılamaz. Boyutları 5. maddede belirtilen ve bina cephelerine konulacak tabelalarda:
 
a)     Uzman hekimler; ad ve soyadlarını, yalnızca Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre belirlenmiş uzmanlık dalları ile varsa yan dal uzmanlık alanlarını yazabilirler. Uzmanlık dalları, yalnızca Tababet Uzmanlık Tüzüğü’nde belirtilen adlarla yazılabilir. Tababet Uzmanlık Tüzüğü’nde yer almayan bir uzmanlık dalı, herhangi bir laboratuar tetkik metodu ve diğer bilgiler belirtilemez.
 
b)     Pratisyen hekimler; ad ve soyadları yanında, yalnızca “Genel Tababet” veya “Pratisyen Hekim” ünvanlarını kullanabilirler. Tabelalarında bunların dışında herhangi bir bilgiye yer verilemez.
 
c)      Laboratuarlar; kuruluşa özel olarak bir ad verilmişse, bu adın  altına sırasıyla, laboratuarın branşı, mesul müdürün adı ve soyadı, mesul müdürün Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre belirlenmiş uzmanlık dalı yazılır. Değişik branşta birden fazla laboratuar uzmanının çalıştığı laboratuarlarda, her  uzmanlık dalındaki mesul müdürlerin ad ve soyadları ile Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre belirlenmiş uzmanlık dallarının ayrı ayrı belirtilmesi zorunludur. Laboratuar tabelalarında, kullanılan cihazların veya yapılan değişik tetkiklerin tanıtımına ve faaliyetin günün 24 saatini kapsadığına  yönelik ek bilgiler belirtilemez.
 
Özel diyaliz merkezleri bünyesinde faaliyet gösteren biyokimya laboratuvarları sadece kendi hastalarına hizmet verebildiğinden, diyaliz merkezi laboratuvarları bu madde kapsamına girmez.
 
d)     Poliklinik ve tıp merkezleri; kuruluşun adını belirten en fazla iki tabela yanında, çalışan hekimlerin adı, soyadı ve uzmanlık dallarını belirten tabelalarını asabilirler. Yalnızca bir dalda hizmet veren poliklinik ve tıp merkezlerinde, mesul müdürün uzmanlık dalının belirtilmesi yeterlidir.
 
e)     Özel hastaneler; kuruluşun adını belirten en fazla iki tabela yanında, çalışan klinisyen hekimlerin adı, soyadı ve uzmanlık dallarını belirten tabelalarını asabilirler. Tababet Uzmanlık Tüzüğü’nde yer almayan bir uzmanlık dalı veya tedaviye yönelik herhangi bir tıbbi veya cerrahi metot belirtilemez.
 
Madde 9.- Tabelalara dışarıdan ışıklandırma yapılması yasaktır. İçeriden ışıklandırma beyaz floresan lamba ile yapılabilir.
 
24 saat hizmet veren sağlık kuruluşlarında, acil servis girişlerinin belirlenmesi amacıyla, üzerinde “ACİL” yazısı bulunan ışıklı tabelalar kullanılabilir. Bu tabelaların boyutu 50x35 cm. den büyük olamaz.
 
Özel Hastanelerde, acil durumlarda hastanenin kolaylıkla bulunabilmesi amacıyla, hizmet binasının çatı katına veya cephelerine ve özel hastanelerde bulunması zorunlu olan acil ünitesine, gündüz ve gece uzaktan görülebilecek boyutta, gece içeriden ışıklandırılabilen ve yalnızca hastanenin adının yazılı olduğu, en fazla dört yönlü, kırmızı renkli bir tabela konabilir.
 
 
 
 
3
 
 
 
Madde 10.- Bina giriş kapılarına konan tabelaların boyutları 30x10 cm. den büyük olamaz. Bu tabelaların ışıklandırılması yasaktır.
 
Madde 11.-  Muayenehane ve diğer tüm özel sağlık kuruluşlarında, yukarıda tanımlananlar dışında her türlü tabela kullanılması yasaktır.
 
Aykırılık:
 
Madde 12.- Bu yönetmelik hükümlerine aykırı davrandıkları tespit edilenler hakkında, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 28-30. maddeleri gereğince işlem yapılır.
                                                                                                                             
Yürürlük:
 
Madde 13.- Bu yönetmelik,  Türk Tabipleri Birliği Büyük Kongresi tarafından kabul edildiği tarihten itibaren  yürürlüğe girer.
 
Yürütme:
 
Madde 14.- Bu yönetmelik hükümlerini İstanbul Tabip Odası Başkanlığı yürütür.
 
Uygulama:
 
Geçici Madde 1.- Bu yönetmelik kapsamına giren ve yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce değişik tabelaları bulunan muayenehane ve özel sağlık kuruluşları, yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra en geç üç ay içinde tabelalarını bu yönetmelik hükümlerine uygun hale getirirler. Belirtilen süre içinde gereğini yerine getirmeyenler hakkında 12. madde hükmü uygulanır.
 
 
 
 
4
 
TABELA YÖNETMELİĞİ İLE İLGİLİ DİĞER MEVZUAT
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü
 
Madde 9 – Tabip, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesi’ne göre unvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabilir.
Muayenehane kapılarına ve binaların dışına asılacak tabelaların ebadı ve adedi, mahalli tabip odaları tarafından tespit edilebilir. Tabipler, tabip odalarının bu husustaki kararlarına riayet etmekle mükelleftirler. Tabelalarda en çok iki renk kullanılabilir. Işık verici vasıtalarla tabelaları süslemek yasaktır.
 
Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik
 
Madde 20 – (Dış Tabelalar) Sağlık kuruluşunun dış tabelasında sadece uygunluk belgesinde belirtilen kuruluş ismi ve unvanı yazılır. Bu tabelanın azami boyutları 8 metrekare yüzölçümünde olabilir. Sağlık kuruluşunun birden fazla cephesi var ise en fazla iki cephesine bu tabeladan asılabilir. Tabelada, aşağıda örneği verilen kuruluş ismi tek renkli olmak üzere, en fazla iki renk kullanılabilir. Sağlık kuruluşu faaliyette bulunduğu saatlerde tabelasını ışıklandırabilir veya dışarıdan aydınlatabilir.
      Tabelalarda ve kullanılan basılı materyaldeki isimlendirmede “Özel” ibaresini takiben sağlık kuruluşunun ismi ve bu ismi takiben ise bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak Müdürlükçe verilmiş “Tıp Merkezi”, “Polikliniği” veya “tıp dalının adı ile birlikte Merkezi” unvanı yer alır.
      Tabelalarda ve diğer basılı materyalde kullanılan “Özel” ibaresi de dahil olmak üzere, sağlık kuruluşuna ait isim ve unvan aynı yazı karakterinde olabilir. “Özel” ibaresi diğer yazı puntolarının 1/3’ünden küçük olamaz.
 
Madde 21 – (Diğer Tabelalar) Başka bir tabela ile sağlık kuruluşunda hizmet verilen tıp dallarının, özel hizmet birimlerinin ve çalışan hekimlerin isimleri, uzmanlık alanları ve kuruluşun açık olduğu saatler gösterilebilir. Bu tabela, yukarıda belirtilen dış tabelanın yanına veya sağlık kuruluşunun dış girişine asılır. Bu tabelanın yüzey alanları toplamı 20. maddede belirtilen tabelanın yüzey alanından büyük olamaz. Tıp dalları ile özel hizmet birimleri tabelada, uygunluk belgesinde yer alması şartı ile ve sadece uygunluk belgesinde belirtilen şekli ile yer alabilir. Bu tabelalarda birinci fıkrada belirtilenlerin dışında başka bir bilgi yer alamaz. Bu tabelalar ışıklı olamaz ve ışıklandırılamaz.
 
Madde 22 – (Acil Tabelaları) Bu yönetmelik kapsamında bünyesinde acil ünitesi bulunan sağlık kuruluşlarının, tıp merkezlerinde mecburi olmak kaydıyla, acil ünitesi bulundurmak isteyen diğer sağlık kuruluşlarının dış cephesinde ve dış tabelaya yakın bir yerde; asgari 50 cm. x 70 cm. boyutlarında, ortasındaki beyaz ışığı geçirgen beyaz zemin üzerine iki tarafında ters “C” şeklinde kırmızı hilal ve altında koyu mavi harflerle “ACİL” yazılı ve dikey şekilde asılı ışıklı bir tabela bulundurulması zorunludur. Ancak, tabelanın ışığı sağlık kuruluşu açık olduğu ve faaliyet gösterdiği sürece yakılır.
 
Güzellik ve Estetik Amaçlı Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik
 
Madde 24 – Sağlık kuruluşunun türüne göre tabelasında ve kullanılan basılı materyallerinde, bu Yönetmelik hükümlerince tanımlanan “…….. Güzellik Merkezi” veya “…….. Güzellik Salonu” unvanı yer alır.
      Ayrıca sağlık kuruluşlarının bünyesinde bulunan birim/bölümler ve çalışan tabip va/veya güzellik uzmanının isimleri bu tabelada belirtilebilir.
 
Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği
 
Madde 4/j – Türk Tabipleri Birliği veya odalarca saptanmış tabela ile ilgili kurallara uymamak. PARA CEZASI
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
11
 
 
 
 
TABİP ODASINA KAYIT VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ
 
 
TABİP ODASINA KAYIT VE BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ
 
 
Özel muayene açan, nakleden veya kapatan hekimlere, aşağıda ilgili maddeleri belirtilen 1219 sayılı yasa gereğince İlçe Sağlık Grup Başkanlıklarına; Tıbbi Deontoloji Tüzüğü gereğince İstanbul Tabip Odası Başkanlığı’na yazılı bildirimde bulunmak zorunluluğu getirilmiştir. Bu nedenle, Oda’mızdan üyelik ve faaliyet belgesi talep eden hekimlerin, muayenehanelerinin bulunduğu İlçe Sağlık Grup Başkanlıklarından elde edecekleri “açma belgesi” ya da “kapama belgesi”ni ibraz ettikleri takdirde, kayıtları güncelleştirilecek ve yeni durumlarına ilişkin belge düzenlenecektir. Açma ya da kapama belgelerinin istenmesinin gerekçesi ise yine aynı yasanın 12. maddesi ile hekimlere birden fazla yerde muayene açarak serbest çalışmalarının  yasaklanmasıdır.
 
Öte yandan, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 7. maddesi, sanatını serbest olarak icra eden tabipleri üyelik görevlerini yerine getirmekle yükümlü kılmıştır. Yıllık üye aidatlarının zamanında ödenmesi koşulu da bu hükmün içindedir. Yasanın bu hükmü doğrultusunda, herhangi bir belge talep eden hekimlerin aidat borcunun bulunmaması gerekmektedir.
 
Tabip odasına üye olup, aidatlarını zamanında yatıran serbest meslek mensubu hekimlerin, muayenehane veya laboratuarlarındaki olası adres değişikliklerini de aynı mevzuat doğrultusunda 7 gün içinde bağlı bulunduğu tabip odasına bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bildirimin 15 gün içinde yapılmaması halinde Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’ne göre sorumluluk doğmaktadır. Adres değişikliği bildiriminin oda kayıtlarına geçirilmesi için Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 42. maddesi gereğince yazılı olarak yapılması esastır. Ancak, yalnızca dilekçe, faks ya da telefonla bilgi verilmesi yeterli olmayıp, önceki adresteki faaliyete son verildiğine dair İlçe Sağlık Grup Başkanlığı’ndan alınacak “kapama belgesi” ile başvurulması gerekmektedir.

 

                                                                                                                         Dr. İlhan DOĞAN
 
 
 

2

İLGİLİ MEVZUAT

 

 

TABİP ODASINA BİLDİRİMDE BULUNMADAN ÖZEL ÇALIŞMAK

 
6023 Sayılı Yasa Madde: 7 – Bir tabip odası sınırları içinde sanatını serbest olarak icra eden tabipler, bir ay içinde o il veya bölge tabip odasına üye olmak ve üyelik görevlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Mesleklerini serbest olarak icra etmeksizin kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşekküllerinde asli ve sürekli görevlerde çalışanlar ile herhangi bir sebeple mesleğini icra etmeyenler tabip odalarına üye olabilirler. Özel kanunlarında üye olamayacaklarına dair hüküm bulunanlardan mesleklerini serbest olarak da icra edenler; mesleki hak, yetki, disiplin ve sorumluluk bakımından bu Kanun hükümlerine tabidirler.
 
1219 Sayılı Yasa Madde: 5 - Özel muayenehane açmak veyahut evinde hasta görmek suretiyle hekimlik yapmak isteyen her hekim, hasta kabulüne başladığından itibaren en çok bir hafta içinde, isim ve kimliğini, diploma gün ve sayısını, muayenehanesinin adresini ve varsa uzmanlık belgesini mahallin en büyük sağlık makamına kaydettirmek ve muayenehanenin nakli halinde en az 24 saat önce nakil durumunu bildirmek zorundadır.
 
1219 Sayılı Yasa Madde: 6 - Bir yerde hekimlik yaptığını kayıt ettiren hekim, o yeri terk ettiği veya ne sebeple olursa olsun muayenehanesini kapayarak hekimlik yapmaktan vazgeçtiği takdirde, en az 24 saat önce kayıt edilmiş olduğu sağlık dairesine başvurarak kaydına işaret ettirir.
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü Madde: 42.- Muayenehane veya laboratuvar açan tabip, hasta kabulüne ve laboratuvarda faaliyete başladığı tarihten ve muayenehane ve laboratuvarını kapatması veya nakletmesi halinde de kapatma ve naklin vuku bulduğu tarihten itibaren en çok bir hafta içinde, keyfiyeti, yazılı olarak, mensup olduğu tabip odasına bildirir.
 
 
Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği
 
Madde : 3/b – Tabip odasına kayıtlı olup da mesleki faaliyetinde ortaya çıkan değişiklikleri, değişiklik tarihinden itibaren 15 gün içinde bildirmemek. UYARMA CEZASI
 
Madde: 4/a - Resmi görevi dışında hekimlik faaliyetini yürüttüğü yerin bağlı bulunduğu odaya 30 gün içinde kayıt olmamak. PARA CEZASI
 
Madde: 4/m – Aidatını ve oda veya Birlik Genel Kurulu tarafından belirlenen ödentileri haklı gerekçe olmaksızın süresinde ödememek. PARA CEZASI
 

BİRDEN FAZLA YERDE MUAYENEHANE/LABORATUVAR AÇMAK

 
1219 Sayılı Yasa Madde: 12.- Bir hekimin ikametgahı ayrık olmak üzere çeşitli yerlerde muayenehane açarak hekimlik yapması yasaktır.
 
Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği
 
Madde: 5/d - Birden fazla yerde muayenehane açmak veya çalıştırmak. GEÇİCİ OLARAK MESLEKTEN ALIKOYMA CEZASI
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
12
 
 
TANITIM İHLALLERİ
 
 
TANITIM İHLALLERİ
 
 
 
Bilindiği gibi Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 8. maddesi tabiplere ve tedavi müesseselerine ticari bir görünüm verilmesini ve reklam yapılmasını yasaklamış, 9. maddesi ile 1219 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilan kurallarını belirlemiştir.
 
Benzer şekilde, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 11. maddesi de ticari amaç ve reklam yasağı getirmiştir.
 
Hekim, mesleğini uygularken reklam yapamaz, ticari reklamlara araç olamaz, çalışmalarına ticari bir görünüm veremez, insanları yanıltıcı, paniğe düşürücü, yanlış yönlendirici, meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamaz. Hekim, yayın araçlarıyla yapacağı duyurularda varsa, Tababet Uzmanlık Tüzüğü’ne göre kabul edilmiş olan uzmanlık alanını, çalışma gün ve saatlerini bildirebilir. Tabela ve benzeri tanıtım araçlarının biçim ve boyutları yerel tabip odası tarafından saptanır.
 
2000 yılında yürürlüğe giren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 58. maddesi de reklam, tanıtım ve bilgilendirme konularına açıklık getirmiştir.
 
Sağlık kuruluşları çalışmalarına ticari bir görünüm veremeyecekleri gibi; insanları yanıltıcı, paniğe sevk edici, yanlış yönlendirici, benzer nitelikteki kuruluşlar ve çalışanları arasında rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamazlar.
Ancak, sadece sağlık kuruluşuna başvuran hastaların kullanımına yönelik olarak, temel olarak sağlığı geliştirici ve koruyucu nitelikte söz konusu sağlık kuruluşunun faaliyet gösterdiği alan ile ilgili sağlık sorunları, bu sorunlardan korunma veya sağlık sorunlarının kişide meydana getirdiği olumsuzlukların şahsi tedbirler aracılığı ile giderilmesi veya azaltılması hakkında bilgiler içeren eğitim materyalleri hazırlayabilirler.
Sağlık kuruluşları ve çalışanları, yukarıda açıklanan hususlara riayet etmek ve reklam, tanıtım, bilgilendirme niteliğindeki her türlü faaliyetleri için Müdürlükten izin almak zorundadır.
 
2002 yılında yürürlüğe giren Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 60. maddesinde de reklam ve tanıtım konusuna yer verilmiştir.
 
Özel hastaneler; tıbbi deontoloji ve mesleki etik kurallarına aykırı şekilde insanları yanıltan  ve yanlış yönlendiren, ruhsatında yazılı kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dallarından başka hastaları tedavi ettiği intibaını uyandıran, diğer hastaneler aleyhine haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunamazlar ve bu mahiyette reklam ve tanıtımlar yapamazlar. Özel hastaneler, ruhsatında kayıtlı ismi dışında başka bir isim kullanamaz ve böylece faaliyet gösteremezler.
Rekabetin korunması ve haksız rekabet ile ilgili diğer mevzuat hükümleri saklıdır.
 
Görüldüğü gibi, “Reklam” gerek bireysel hekimlikte, gerek sağlık kuruluşlarında ve özel hastanelerde tamamen yasaklanmıştır. Yürürlükteki mevzuat ilan kurallarını belirleyerek sağlık tanıtımlarının sınırlarını belirlemeye çalışmaktadır. Bireysel hekimlikte “meslektaşlar arası”, sağlık kuruluşlarında “çalışanlar arası”, özel hastanelerde “diğer hastaneler aleyhine” haksız rekabet yaratan davranışlardan sakınılması söz konusu edilmektedir. Burada yapılmaması gereken tanıtımların “endikasyon koydurucu” ve  “müşteri yaratmaya yönelik”  daha da ötesi “insanlarda fobi yaratmaya yönelik” olmaması gerektiğidir. Özen gösterilmesi gereken ana konu hasta/müşteri dönüşümüne neden olunmamasıdır.
2
 
 
 
“İlan” olarak tanımlanan hastane metinleri incelendiğinde, ilan sınırlarının aşıldığı, tanıtım ihlali yapıldığı, özel sağlık kuruluşunun ilan olarak belirttiği başvuru örneğinin tamamen reklam mahiyetinde olduğu görülmektedir. Şöyle ki; ilan metninde kullanılan niteleme sıfatları ile hastaneleri ön planda gösterilmekle ve  kurumlar ve meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açılmakla, ilk başta yapılmaması gereken reklamın bile genel ilkelerine aykırılık taşıdığı fark edilmektedir.
 
Metinlerin ayrıca, sağlık tanıtımlarında olmaması beklenen, “endikasyon koydurucu” ve  “müşteri yaratmaya yönelik”  daha da ötesi “fobi yaratmaya yönelik” olarak düzenlendiği okunmaktadır. Öte yandan, kampanya şeklinde check-up yapılacağı gibi yasal olmayan, paket fiyat uygulanacağı gibi asgari ücret ihlaline yönelik girişimlerin vaat edildiği de görülmektedir.
 
“Tanıtım materyali” olarak tanımlanan broşürlerin de yukarıda açıklanan tereddütlerimizi içerdiği görülmektedir. Oda’mıza zaman zaman yapılan başvuru metinlerinden anlaşıldığı kadarıyla belirli hizmetler ön planda gösterilerek, kurumlar ve meslektaşlar arasında haksız rekabete yol açılmaktadır. Bir takım kredi kartı hamillerine yalnızca “indirim” yapılacağının vaat ve ilan edilmesi gibi yaklaşımlar dahi yürürlükteki sağlık mevzuatına aykırı olduğu gibi reklamın genel ilkelerine de aykırılık taşımaktadır.
 
Tanıtım ihlallerinde yerel tabip odaları, 6023 sayılı Yasa’nın verdiği görev ve yetkileri doğrultusunda soruşturma başlatmakta, ilgili hekim ya da hekimler hakkında disiplin cezaları uygulanmaktadır. Oda onur kurulları marifetiyle verilen disiplin cezalarının dayanağı, Türk Tabipleri Birliği Soruşturma ve Yargılama Yönetmeliği’dir. Tanıtım ihlali ve haksız rekabet gibi konulardaki yaptırım genelde 4/b, 4/c, 4/d ve 4/e maddeleri uyarınca uygulanan Para Cezası olmaktadır.
 
Her ne kadar ilan adı altında düzenlendiği halde, yukarıda açıklanmaya çalışılan tanıtım ihlallerini içeren metinler, yayınlandığı ve uygulandığı takdirde ilgili sağlık kurum ve kuruluşlarının mesul müdürlerini, sağlık mevzuatı yanında Reklam Kurulu nezdinde de sorumlu duruma düşürmektedir.
 
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan Reklam Kurulu, “4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”a dayanarak faaliyet yürütür ve bu kanunun 17. maddesi uyarınca oluşturulmuştur.
Kanunun 16. maddesi ise Reklam Kurulu’nun çalışma ilkesini belirler ve ilgili madde şöyledir:
“Ticari reklam ve ilanların yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır. Tüketiciyi yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve yayınlar yapılamaz.”
Reklam Kurulu, incelemeleri sırasında sadece Tüketici’nin Korunması Hakkında Kanun’a değil, diğer yasalarda yer alan reklama ilişkin hükümleri de dikkate almaktadır. Örneğin kurul, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 24. maddesi uyarınca değişik cezalar vermektedir ve ilgili madde şöyledir: “İcrayı sanat eden tabipler hasta kabul ettikleri mahal ve muayene saatlerini ve ihtisaslarını bildiren ilanlar tertibine mezun olup, diğer suretlerle ilan, reklam vesaire yapmaları memnudur.”
 
3
 
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 21. maddesi gereğince de tüketici sorunlarını tartışmak ve bu sorunları tüketiciler lehine çözmek üzere görüş ve önerileri ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek amacıyla Tüketici Konseyi kurulmuştur. Yakın zamanda 3. toplantısı yapan Konsey, çalışmalarını sürdürmektedir.
Öte yandan, Uluslararası Reklam Uygulama Esasları’nın 5.1. maddesinde de “reklamlar, … abartılı ifadeler ileri sürerek tüketiciyi yanıltacak ifadeler içermemelidir.” açıklaması bulunmaktadır.
·         6023 sayılı Yasa’nın 28. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde HER TÜRLÜ VASITA İLE REKLAM YAPILMASINI ÖNLEME GÖREVİ tabip odalarına verilmiştir.
“ Bütün bu hükümler ile insan sağlığının, üzerinde rekabet edilebilir bir ticari meta haline dönüştürülmesinin engellenmesi ve bu yolla kamu sağlığının korunması amaçlanmıştır. Sağlık alanında reklam yapılması yasa koyucu tarafından istenmemiş, bu alanda faaliyet gösteren kişi ve kurumların çalışmaları, ticari bir görünüme büründürmeleri dahi yasaklanmış olup, yapılacak ilanlar da çok dar bir biçimde sınırlandırılmıştır.
Sağlık alanında faaliyet gösteren şirketler de başka herhangi bir alanda faaliyet gösteren şirketlerden farklı olarak çok sınırlayıcı kurallara uymak zorundadırlar. Bu durum, alanın doğrudan insan sağlığı ile ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. 1965 tarihli bir Danıştay istişari mütalaasında da belirtilmiş olduğu üzere; insan sağlığını ilgilendiren konularda ilgililerin belirli bir davranışta bulunabilmeleri için o konuda mevzuatla yasaklama getirilmemiş olmasına değil, mevzuatın açık bir hükmü ile o davranışa cevaz verilmiş olmasına bakılmak gereklidir.” **
** TTB Merkez Konseyi Başkanlığı vekili Av. Ziynet Özçelik tarafından, Güzellik ve Estetik Amaçlı Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in bazı maddelerinin iptali istemiyle, Sağlık Bakanlığı aleyhine Danıştay ( ) Dairesi Başkanlığı nezdinde açılan 12.05.2003 tarihli dava metninden alınmıştır.
Yukarıdaki açıklamalarımıza karşın, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşulların olumsuzluğundan kaynaklandığı sanılan hatalı uygulamaların arttığı, ilgili mevzuatın yok sayıldığı, tanıtım ihlallerinin bilboardlara dahi yansıtıldığı gözlenmektedir. Bu tür olumsuzlukların tespiti halinde ya da yapılacak bir ihbar sonunda, Reklam Kurulu doğrudan önemli meblağ tutarında para cezası vermekte, ilanı veren ve yayınlayan kuruluşları da birlikte sorumlu tutmaktadır.
Meslektaşlarımızın, özellikle başhekim unvanlı mesul müdürlerin, bilinçsiz de olsa zarar görmelerini ve istenmeyen sonuçlarla karşılaşmaları elbette arzu edilmemektedir. Aksi durumda, ana görevlerinden biri meslektaşlarının hakkını korumak ve gözetmek olan tabip odaları, mevzuata uymayan davranışta bulunan üyeleri hakkında disiplin soruşturması yapmak zorunda kalacaktır.                                                                     Dr. İlhan DOĞAN
Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği Madde : 4 – PARA CEZASI
b) Tanıtım kurallarına aykırı davranmak.
c) Her türlü iletişim mecrasında reklam amacına yönelik yazılar yazmak, yazdırmak veya açıklamada bulunmak yahut ortağı olduğu kuruluş veya şirket aracılığıyla bu anlamda reklam yapılmasını sağlamak.
d) Bireysel olarak veya yöneticisi oldukları dernekler ya da çalıştıkları kurumlar aracılığıyla ticari ürün veya hizmetin tanıtımında yer almak veya reklamına aracılık etmek.
e) El ilanları, tabelalar, basın ve benzeri yollarla meslektaşlar arası haksız, tıp dışı rekabete yol açacak duyurular yapmak.
ASGARİ ÜCRETE UYMAMAK
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü Madde: 31 – Asgari ücret tarifesi tatbik olunan yerlerde, tabip, rekabet ve propaganda maksadı ile tarifede yazılı asgari miktardan aşağı ücret kabul edemez.
Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği Madde : 4  ( PARA CEZASI )
k)Türk Tabipleri Birliği veya odalarca saptanmış asgari ücret tarifeleri altında ücret almak.   
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
13
 
 
 
UZMANLIK DIŞI GİRİŞİM VE FAALİYETTE BULUNULMASI
 
 
UZMANLIK DIŞI GİRİŞİM VE FAALİYETTE BULUNULMASI
 
 
Ülkemizde meslek ve sanatlarını uygulayan hekimlerin uzmanlık alanları ile ilgili ilk mevzuat
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’dur. Özellikle cerrahi uygulamaların hangi doktorlar tarafından yapılabileceğine dair hükümleri de içeren söz konusu Yasa’nın 8. maddesi, Türkiye’de hekimlik yapmak için yasada gösterilen niteliklere haiz olanlara genel olarak  hastalıkları tedavi hakkı vermekle birlikte, herhangi bir tıp alanında uzman olmak ve o ünvanı ilan etmek isteyen hekime, onaylanmış bir uzmanlık belgesi olması şartını getirmekte, 10. maddesi ise aksine uygulamaları yasaklamaktadır.
 
Hekimlerin uzmanlık alanları ile ilgili özel mevzuat ise 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu ile 3153 sayılı Radyoloji, Radyom, Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun’dur. Laboratuvar açmak isteyen Biyokimya, Mikrobiyoloji, Patoloji, Fizyoloji uzmanlarının 992 sayılı Yasa; Radyoloji, Nükleer Tıp, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanları 3153 sayılı Yasa gereğince önce Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almaları gerekmektedir.
 
Bu yasal mevzuat içinde yeterli açıklık bulunmayan bazı uygulamalar için tüzük ve yönetmeliklerle hekimlere, uzmanlık dışı kısmi yetkilerin verildiği görülmektedir. Uzmanlık eğitimi dışında belirli bir süre kurs görülmesi sonunda kazandırılan bu haklara örnek olarak, 10 haftaya kadar olan gebeliklere MR metoduyla rahim tahliyesi, standartları belirlenmiş cihazlarla sadece kendi hastalarına yönelik radyolojik tetkik, akupunktur uygulaması yapılabilmesi gibi uygulamalar gösterilebilir.
 
Günümüzde hekimlerin uzmanlık dalları ve alanları Tıpta Uzmanlık Tüzüğü ile belirlenmiştir. Son olarak 2002 yılında değiştirilen bu tüzüğün ilk yayınlandığı yıldaki uzmanlık dal sayısı ile şu anda belirlenen uzmanlık dal sayısı aynı değildir. Örneğin önceki yıllarda Nöropsikiyatri olarak belirlenen dal, günümüzde Nöroloji ve Psikiyatri olarak ikiye ayrılmıştır. Yine önceki yıllarda adlandırılmayan ve üst ihtisas olarak sayılan Çocuk Cerrahisi, Gastroenteroloji, Kardiyoloji gibi dallar, bugün bir başına birer uzmanlık dalı olmuştur. Öte yandan, gitgide yenilenen teknoloji beraberinde yeni ve değişik tıbbi uygulamaları da beraberinde getirmiştir. MRI gibi radyoaktivite sorunu olmayan uygulamalar, içeriğinde yer almadığı halde, yine 3153 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilmektedir. Endoskopi uygulaması mutlaka Gastroenterologlar tarafından mı yapılmalıdır? Yeni tüzükle Anesteziyoloji branşı yetkisine alınan Algoloji tedavisi, tüzüğün eski haline göre hangi uzmanlık dallarınca yapılabilmekteydi? Belirtilen örnekleri çoğaltmak mümkündür.
 
1219 sayılı Yasa’nın 3. maddesi; “Yukarıdaki maddelerde belirtilen hekim diploması ile cerrahi veya alt dallarında uzman olduğuna dair bu yasanın tanımları gereğince gerekli belgeleri olmayan hiçbir kimse cerrahi ameliye yapamaz. Küçük cerrahi ameliyeleri her hekim yapabilir. Sağlık Bakanlığı’nca açılan ve yönetilen okullardan mezun olan sağlık memurları ve bu okullara eşdeğer okullardan mezun olup mezuniyet belgeleri Sağlık Bakanlığı’nca onaylanıp kayıt edilenler –yönetmeliklerinde yazılı olanlar ile sınırlı kalma koşulu ile- küçük ameliyeleri yapabilirler. Nitelik ve koşulları bu kanunla saptanmış olan sünnetçiler sünnet ameliyesini yapabilirler.”  hükmünü içermektedir. Yasa metninde belirtilen küçük cerrahi müdahaleler, Emekli Yargıtay Üyesi Çetin Aşçıoğlu tarafından yarma, boşaltma, dikiş, yakma, pansuman, kan dindirme olarak tanımlanmaktadır. Adı geçen yazarın kitabının bu konu ile ilgili bölümünden yapılan alıntı aşağıdadır:
 
2
 
 
 
UZMANLIK NEDENİYLE HAKKIN SINIRLANDIRILMASI*
 
Tıp bilimindeki hızlı gelişmeler ve insan sağlığına verilen önem, doktorluk mesleğinde uzmanlaştırmayı giderek yaygınlaştırmıştır. Uzmanlık dalları, süreleri ve kapsamı, yasa ve tüzüklerde belirtilmiştir.
 
Bazı özel ayrıcalıklar dışında, doktorluk mesleğinin “uzmanlık nedeniyle” sınırlandırılması” söz konusu değildir. Başka bir anlatımla, uzmanlık, bunu alan doktorlar için bir tekel yaratmamaktadır. Türk hukukunda uzmanlık nedeniyle mesleğin yapılmasının sınırlandırılması yasalarda açıkça belirtilen durumlarda söz konusudur. 3153 sayılı yasanın 1 ve 2. maddelerinde; röntgen şuası, radiyum emanisyonu yahut radiyum mürekkebatıyla veya her türlü elektrik aletleriyle teşhis ve tedavi yapmak, bu dalda uzmanlık alan doktorlara verilmiş bir haktır. 1219 sayılı Yasanın 23. maddesinde ise umumi ve mevzii his iptali ile yapılan büyük ameliyatların, uzman doktorlar tarafından yapılabileceği hükmünü getirmiştir. Bu maddeye göre, özel cerrahi uzmanlık almamış doktorlar, ancak zorunlu (uzman bulunmaması veya celbi mümkün olmayan acil durumlar) durumlarda hastaya yardımda bulunabilirler. Ameliyatlarla ilgili bu ayrımın, yasada genel olarak ifade edilmesi, uygulamada zaman zaman kararsızlıklara yol açabilir. Yarma, boşaltma, dikiş, yakma, pansuman, kan dindirme gibi ameliyatlar küçük ameliyatlar olup, bunların yapılması için uzmanlık aranmayacaktır. Bunun haricindeki çalışmalar ise büyük ameliyatlardır ve bunu ancak uzmanlık alan doktor yapabilir.
 
1219 sayılı Yasa’nın 8. maddesi, Türkiye’de hekimlik yapabilme yetkisi olanlara, genel olarak hastalıkları tedavi hakkı vermiştir.
 
Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 31. maddesi, sağlık kuruluşlarında sadece kendi hastalarına yönelik direkt radyolojik tetkiklerde kullanılmak üzere gücü 100 miliamper ve altında olan bir röntgen cihazının bulundurulabilmesine izin vermekte, dayanak olarak 3153 sayılı Kanun’un 7. maddesi gösterilmektedir. Söz konusu madde hükmüne göre, ilgili hekimlerin bir mütehassıs yanında en az üç aylık bir kurs veya staj yapmış olma mecburiyeti getirilmiştir. Yönetmelikte 100 miliamper olarak getirilen sınırlama yetkisi, Radyoloji, Radyom ve Elektrikle Tedavi Müesseseleri Hakkında Nizamname’nin 37. maddesine göre 15 kilovattan aşağısı olarak belirlenmiştir. Bir başka anlatımla, 100 miliamper ve/veya 15 kilovat altında olan röntgen cihazları için yalnızca kendi hastalarına kullanılması koşuluyla, uzmanlık belgesi ile Sağlık Bakanlığı ruhsatı aranmayacaktır.
 
Uzmanlık dışı girişim ve faaliyette bulunmak suçlamasıyla tabip odalarına yapılan başvurular doğrulandığı takdirde, ilgili hekimler onur kurullarınca, Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’nin 4(g), 4(r) ile 5(e) ve 5(k) maddeleri uyarınca disiplin cezası ile cezalandırılmaktadır.
 
Yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda, acil vakalara müdahaleler ile yasa ve yönetmeliklerle verilen sınırlı yetkiler dışında ilgili uzmanlık dalından olunması koşulu aranmaktadır. Yasa ve tüzüklerde belirtilen mücbir sebepler kavramının o an için ilgili uzmanın  bulunamaması veya  ilgili uzmana gönderilmesinde hastanın transport şartlarının elvermemesi olarak yorumlanmaktadır. Mevzuat doğrultusundaki davranış aynı zamanda tıp etiğine de uygun olacaktır.
 
 
 
3
 
 
 
TIBBİ TAHLİLLERDE UZMANLIK DIŞI GİRİŞİM
 
 
Bilindiği gibi tıbbi tahlillerin yapılabilmesi 992 sayılı Yasa gereğince Tıbbi Biyokimya, Tıbbi Mikrobiyoloji, Enfeksiyon Hastalıkları gibi uzmanlık dallarına tanınmış bir haktır. Bu hakkın kullanımı için Sağlık Bakanlığı’ndan ilgili uzman doktorun adına ve laboratuvarının adresine ruhsat verilir.
 
Muayenehanelerde ise yalnızca kendi hastalarına yönelik olarak sınırlı sayıda tetkik yapılabilir, ancak raporlanamaz. Buradaki ölçü, genel anlamda kalitatif tetkiklerdir. Kantitatif tetkikler için yetki, yukarıda sayılan ilgili uzmanlık dalındaki hekimlere ait olmaktadır. Günümüz uygulamasında açıklamak gerekirse, idrarda dansite, reaksiyon, glikoz, albumin, bilirubin, ürobilinojen, sediment mikroskopisi; periferik kanda eritrosit ve lökosit sayımı, hemoglobin ve hematokrit ölçümü, yayma preparat, kanama ve pıhtılaşma zamanı değerlendirmesi, sedimantasyon sürati; gaitada gizli kan ve parazit mikroskopisi gibi tetkikler sayılabilir. Öte yandan, günümüzde yalnızca striplerle yapılan glikoz miktarbelirtimi, gebelik testi gibi tetkikler de bu sayılanlara katılabilir. Sağlık Bakanlığı’nın “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” içeriğinde de bu bilgilerin ayrıntısına yer verilmiştir. Miktarbelirtimine yönelik spektrometre gibi cihazların muayenehanede bulundurulması, ilgili uzmanlık dallarının yetki sınırına girilmesi olarak yorumlanmaktadır.
 
ASO, CRP, RF, HbS Ag, HIV gibi serolojik ve her türlü immunolojik tetkikler ise Tıbbi Biyokimya uzmanları tarafından da yapılamaz, çünkü Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanlığı kapsamına girer. Benzer şekilde kan biyokimyası gibi tetkiklerin de Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanları tarafından yapılmaması beklenir.
 
Uygulamanın aksine bir durumun tespiti halinde 1219 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince “uzmanlık dışı faaliyette bulunmak” suçu oluşur. Bu konunun herhangi bir biçimde ilan edilmesi de “uzmanlık dışı tanıtım yapmak, girişimde bulunmak” olarak değerlendirilir ve bu defa söz konusu yasanın 24. maddesi ile Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 9. maddesi kapsamına girer.  Bu eylemlerin karşılığı, Türk Tabipleri Birliği Disiplin Yönetmeliği’nin 4(b), 4(e), 4(g), 4(r) maddeleri uyarınca para cezası olduğu gibi, uygulamanın sürekliliği veya yol açtığı olumsuz sonuca göre 5(e) maddesi uyarınca geçici olarak meslekten alıkoyma cezası da olabilmektedir.
 
Dr. İlhan DOĞAN
 
 
4
 
İLGİLİ MEVZUAT
 
1219 Sayılı Yasa
 
Madde:3-Yukarıdaki maddelerde belirtilen hekim diploması ile cerrahi veya alt dallarında uzman olduğuna dair bu yasanın tanımları gereğince gerekli belgeleri olmayan hiçbir kimse cerrahi ameliye yapamaz. Küçük cerrahi ameliyeleri her hekim yapabilir.”
(Orijinal Metin= Yukarıdaki maddelerde zikredilen tabip diplomasını ve fenni, cerrahi veya şuabatında ihtisas sahibi olduğuna dair işbu kanunun tarifleri dairesinde vesaiki lazımeyi haiz olmayan hiçbir kimse hiçbir ameliyei cerrahiye icra edemez.)
Madde: 8 – “Türkiye’de hekimlik yapmak için bu yasada gösterilen nitelikleri haiz olanların genel olarak hastalıkları tedavi hakkı vardır. Ancak herhangi bir tıp dalında uzman olmak ve o unvanı elde etmek isteyen hekimin Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sağlık Bakanlığı’nca kabul ve ilan edilecek kuruluşlardan verilmiş veyahut yabancı ülkelerin tanınmış bir hastane veya laboratuarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince onaylanmış bir uzmanlık belgesi olmalıdır.
Madde:10-Usulüne uygun olarak akademik unvan almamış veya 8 inci maddede belirtilen belgeleri bulunmayan bir hekimin tıp eğitimi ve uzmanlığı ile ilgili ünvanları kullanması ve bunları veya gerçeğe uymayan diğer nitelikleri herhangi bir yolla ve biçimde ilan etmesi yasaktır.”
Madde:24-“Mesleklerini uygulatan hekimler, hastalarını kabul ettikleri yer ile muayene saatlerini ve uzmanlıklarını bildiren ilanlar verebilirler. Diğer biçimde ilan, reklam ve benzerlerini yapmaları yasaktır.”
 
Tıbbi Deontoloji Tüzüğü
 
Madde:3-“Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanmadığı acil vakalarda, mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur”.
 
Madde:9-“Tabip, gazete vesair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine (=Tıpta Uzmanlık Tüzüğü) göre ünvanını ve muayene gün ve saatlerini yazabilir. …”
 
TTB Disiplin Yönetmeliği
 
Madde:4- (PARA CEZASI)
(b) : Tanıtım kurallarına aykırı davranmak.
(e) : El ilanları, tabelalar, basın ve benzeri yollarla meslektaşlar arası haksız, tıp dışı rekabete yol açacak duyurular yapmak.
(g) : Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’ne göre alınmış bir uzmanlık belgesi olmadan herhangi bir şekilde tanıtım yapmak.
(r) : Acil durumlar dışında özel bilgi ve beceri gerektiren girişimlerde bulunmak.
 
Madde: 5- (GEÇİCİ OLARAK MESLEKTEN ALIKOYMA CEZASI)
(e) : Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’ne göre alınmış bir uzmanlık belgesi olmadan herhangi bir şekilde uzmanmış gibi davranmak ve tanıtım yapmak suretiyle meslek uygulamasında bulunmak.
(k) : Kendisine başvuran veya çalıştığı kuruma gelen acil hastaların gerekli tıbbi tedavi veya girişimlerini başlatmamak, yapmamak ya da ilgili kuruluşlara sevkini geciktirmek veya yapmamak.
 
 
 
 
İSTANBUL TABİP ODASI
 
HEKİMLİK UYGULAMALARI BÜROSU
14
 
 
 
 
VERGİ MEVZUATI
 
 
VERGİ MEVZUATI
 
 
 
BİRİNCİ BÖLÜM
 
SERBEST MESLEK KAZANÇLARI TANIMI VE İÇERİĞİ
 
 
Serbest meslek kazancı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 65 inci maddesinin birinci fıkrasında; “her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.” Şeklinde tanımlanmış, aynı maddenin 2 nci fıkrasında “sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin, işyerine tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” Şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre bir faaliyetin serbest meslek faaliyeti olarak nitelendirilebilmesi için söz konusu faaliyetin;
 
-Sermayeden ziyade şahsi mesiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanması,
-Ticari mahiyette olmaması (Ticari kazanç-Serbest meslek kazancı ayrımı),
-Bir işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması (Ücret-Serbest meslek kazancı ayrımı),
-Süreklilk göstermesi(Arızi kazanç-Serbest meslek kazancı ayrımı)
 
Unsurlarının tamamını taşıması şart olup, aksi takdirde yapılan faaliyet serbest meslek faaliyeti olarak adlandırılamayacaktır.
 
İKİNCİ BÖLÜM
 
SERBEST MESLEK ERBAPLARININ MÜKELLEFİYETLE İLGİLİ ÖDEVLERİ
 
1-İşe Başlamayı Bildirme:
 
Vergi Usul Kanunu’nun 155. maddesi kanunen işe başlanıldığı kabul edilen halleri belirlemiştir. Buna göre;
-Muayenehane, yazıhane, atölye gibi özel işyerleri açmak,
-Çalışılan yere tabela levha gibi mesleki faaliyette bulunulduğunu ifade eden alametleri asmak,
-Mesleki faaliyette bulunulacağını gösteren ilanlar yapıştırmak,
-Faaliyette bulunmak üzere mesleki teşekküllere kaydolunmak,
 
Serbest meslek erbaplarında işe başlamanın belirtileridir.
 
2-Değişiklikleri Bildirme:
 
-Adres değişikliklerinin bildirilmesi,
-İş değişiklerinin bildirilmesi,
-İşletmede değişikliğin bildirilmesi,
 
3-İşi Bırakmayı Bildirme:
 
Bu zorunlulukları yerine getirmeyenler adına Vergi Usul Kanunu’nun 352/I-7 bent hükümleri uyarınca birinci derece usulsüzlük cezası, Vergi Usul Kanunu’nun 352/II-4 bendi uyarınca ikinci derecede usulsüzlük cezası kesilecektir.
2
 
 
 
4-Defter Tutma:
 
VUK’nun 172 ve 210 uncu maddelerinde defter tutacaklar arasında serbest meslek erbaplarına da yer verilmiştir. VUK 215-219 uncu maddelerinde kayıt nizamı, 220-226 ncı maddelerinde de defterlerin tasdikine ilişkin hükümler yer almaktadır.
 
Serbest meslek erbabı olan doktorlar, VUK’nun 210 uncu maddesinin son fıkrasına göre isterlerse protokol defterini kullanarak serbest meslek kazancı defteri tutmayabilirler.
 
5-Amortisman Kayıtları:
 
6-Serbest Meslek Makbuzu Düzenleme:
 
7-Muhafaza ve İbraz Ödevi:
 
8-Vergi Levhası Asma Yükümlülüğü:
 
9-Ödeme Kaydedici Cihaz Kullanma Yükümlülüğü:
 
 
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
 
SERBEST MESLEK KAZANCININ TESPİTİ
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 67 ve 68 inci maddelerinde düzenlenmiştir.
 
1-Hasılat Kavramı:
 
Serbest meslek kazancının tespitinde hasılat; bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ile diğer suretlerle sağlanan para ile temsil edilen tüm menfaatlerdir.
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 67 nci maddesinin ikinci fıkrası gider karşılıklarını hasılat saymış, dördüncü fıkrasında ise vergi, resim, harç, keşif, şahitlik, bilirkişilik ve ekspertiz gibi hususlarda alınan paranın tamamının söz konusu işlere harcanması halinde hasılat sayılmadığı belirtilmiştir.
 
Aynu maddenin üçüncü fıkrasında amortismana tabi iktisadi kıymetlerin elden çıkarılması halinde Vergi Usul Kanunu’nun 328 inci maddesine göre hesaplanan olumlu farkların hasılata ekleneceği hükme alınmıştır.
 
2-Elde Etme (Tahsil Esası):
 
Özellikli durumlar;
 
-İşin terki: Tahsil edilecek alacaklar varken faaliyetin sona erdiği kabul edilemez.
-Memleketi terk: Sonraki yıllara ilişkin gelirin dar mükellefiyet esasında vergiye tutulması gerekir.
-Ölüm hali: Tahsil edilmemiş alacaklar, tahsil edildikleri yılda kanuni mirasçıların geliri olarak vergilendirilmesi gerektiği görüşü bulunmaktadır.
3
 
3-Serbest Meslek Kazancının Tespitinde İndirilecek Giderler:
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 68 inci maddesi;
 
I-Mesleki faaliyetin sürdüğü işyerinin kirası.
 
-İşyerinin kiralanmış olması hali
-İşyerinin mülkiyetinin serbest meslek erbabına ait olması hali
-İşyerinin mülkiyetinin eşe veya ortaklardan birine ait olması hali
 
II-Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için  ödenen aydınlatma, ısıtma, telefon, kırtasiye giderleri, müstahdem ücretleri, meslek ilan ve reklam vergileri ile işyeri ile ilgili vergi, resim ve harçlar.
 
III-Mesleki faaliyetin ifasında başkalarına gördürülen hizmetler için ödenen paralar.
 
IV-Alınan meslek kitapları ve meslek dergileri için ödenen bedeller ve mesleki teşekküllere ödenen aidat.
 
V-Meslek faaliyeti giderleri ile ilgili yolculuk ve konaklama giderleri.
 
-Seyahat mesleki faaliyetle ilgili olmalıdır.
-Seyahatin süresi amacıyla uyumlu olmalıdır.
-Seyahat mutad ulaşım vasıtaları ile yapılmalıdır.
 
VI-Mesleğin ifasına lüzumlu aletlerin, eczaların ve sair maddelerin tedariki için yapılan giderler.
 
VII-Mesleki faaliyette kullanılan tesisat ve demirbaş eşya için VUK hükümlerine göre ayrılan amortismanlar.
 
VIII-Serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla emekli sandıklarına ödenen giriş ve emeklilik aidatları.
 
IX-Mesleki faaliyetle ilgili olarak ödenen tazminatlar.
 
-Tazminat mesleki faaliyetle ilgili olmalıdır.
-Tazminat bir kanun emrine, daha önce yapılmış bir sözleşmeye ya da yargı kararına istinaden doğmuş olmalıdır.
 
X-İşle ilgili olarak şehir içi ulaşım, posta, telgraf ve odabaşı ücretleri gibi müteferrik giderler.
 
-VUK 228 maddesi hükmü çerçevesinde vesika teminine imkan olmayan giderlerin gerçek miktarları üzerinden belgesiz olarak yazılması mümkündür.
 
XI-Envantere dahil olan binek otomobillerinin giderleri ve VUK hükümlerine göre ayrılan amortismanlar.
 
-Gelir Vergisi Kanunu’nun 68 inci maddesinin 10 numaralı bendine göre 01.01.1999 tarihinden itibaren geçerlidir.
-Bu düzenlemeye ilişkin açıklamalar ise 221 seri numaralı Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nde ayrıntılı olarak yapılmıştır.
4
 
 
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
 
SERBEST MESLEK KAZANÇLARININ TESPİTİNDE YARARLANILABİLECEK OLAN İNDİRİMLER
 
Gelir Vergisi Kanunu’nun 89 uncu maddesi hükmüne göre mükellefler, yıllık beyanname ile bildirecekleri gelirlerden, aynı maddenin 1, 2 ve 3 üncü bentlerinde yazılı olan giderleri indirebilme imkanına sahiptirler.
 
1-Hayat, sağlık, vb. sigorta primleri (GVK 89 uncu madde 1 inci bendi hükmü),
2-Bağ-Kur primleri (GVK 68/8 inci maddesi),
3-Bağış ve yardımlar (GVK 89/2 nci maddesi),
  -Bağış ve yardımların yapılacağı kurum ve kuruluşlar
  -Bağış ve yardımlar makbuz karşılığı yapılmalıdır
  -Bağış ve yardımların üst sınırı
  -Bağış ve yardımların ayni olarak yapılması halinde değer tespiti
  -Deprem bölgesinde yapılan bağış ve yardımlar
4-Serbest meslek erbabının kendisi ya da bakmakla yükümlü olduğu kişilerin özürlü olması halinde sakatlık indirimi (GVK 31 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü)
5-Geçmiş yıl zararları (GVK 88 inci maddesi)
 
 
BEŞİNCİ BÖLÜM
 
KONU BAŞLIKLARI
 
1-Serbest Meslek Kazançlarında Vergi Tevfikatı ve İadesi
2-Serbest Meslek Kazançlarının Katma Değer Vergisi Karşısındaki Durumu
3-Serbest Meslek Kazançlarında Geçici Vergi
4-Serbest Meslek Kazançlarının Beyanı ve Vergilendirilmesi
 
ALTINCI BÖLÜM
 
YOKLAMA
 
Yoklama, vergi mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili işlem ve olayları araştırmak ve zamanında tespit etmektir. VUK’nda yoklama ile ilgili esaslar 127 ve 133 üncü maddeler arasında düzenlenmiştir.
 
1-YOKLAMADAN MAKSAT
 
VUK’nun 127 nci maddesine göre yoklamadan maksat, mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmektir. Buna göre yoklama;
 
-Günlük hasılatı tespit etmek,
-Ödeme kaydedici cihaz kullananların bu cihazları tespit edilmiş esaslara göre kullanıp kullanmadıklarını tespit etmek,
-Günü gününe kayıt yapılması gereken defterlerin usulüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, vergi levhası asma mecburiyetine uyulup uyulmadığını, vergi kanunlarına göre düzenlenmesi gereken belgelerin usulüne uygun olarak düzenlenip düzenlenmediğini,
 
Tespit etmek gibi amaçlarla yapılır.
5
 
2-YOKLAMAYA YETKİLİLER
 
Vergi Usul Kanunu’nun 128 inci maddesine göre yoklama;
 
-Vergi dairesi müdürleri,
-Yoklama memurları,
-Yetkili makamlar tarafından yoklama için görevlendirilenler,
-Vergi incelemesine yetkili olanlar,
 
Tarafından yapılır.
 
3-UYGULAMA ESASLARI
 
Yoklamayla görevli ve yetkili memurlar, nezdinde yoklama yapacakları kişiye hüviyet ibraz etmek zorundadırlar. Yoklama sonuçları yoklama fişi ile tespit edilir. VUK’nun 131 inci maddesine göre yoklama fişi tutanak hükmündedir. Bu fişler yoklama yerinde ve iki örnek olarak düzenlenir. Yoklama muhatabı orada ise imzasının alınması asıldır. Muhatapların bulunmaması halinde yoklama fişi yetkili kişiye imzalatılır. Hakkında yoklama yapılan kimsenin yetkilisi, umumi vekili, muhasebecisi, daimi personeli ve buna benzer kişilerdir. Yoklama muhatabının eşine imzalatılan yoklama fişleri de muteber sayılır. Düzenlene yoklama fişinin bir örneği ilgiliye verilir. Polis, jandarma veya ihtiyar heyeti üyelerinden birine imzalatılan yoklama fişinin bir örneği, muhatabın bilinen adresine 7 gün içinde posta ile taahhütlü olarak gönderilir.
 
BÖLÜME İLİŞKİN YARGI KARARLARI
 
Örnek:1-Yoklama tutanağının muhtara imzalatılması şekil şartını yerine getirmiş ise de tutanakta muhtarın olay yerinde hazır bulunduğuna ilişkin herhangi bir tespite yer verilmemiştir. Bu yoklama tutanağına bağlı olarak kesilen usulsüzlük cezasının kaldırılması gerekir. (14.01.1999 E:1998/4026 K:1999/3)
 
Örnek:2-Yoklama fişinde şirket yetkilisi olarak belirtilen kişinin kim olduğunun ve niçin imzadan imtina ettiğinin belirtilmesi gerekir. (09.03.1999 E:1998/495 K:1999/976)
 
Örnek:3-Mükellefin kardeşinin verdiği bilgiler ışığında düzenlenen yoklama tutanağına dayalı olarak tarhiyat yapılamaz. (15.11.1996 E:1995/4343 K:1996/4235)
 
Örnek:4-Vergi incelemesiyle tespiti gereken hususların yoklama tutanağı ile tespit edilip tarhiyat yapılması hukuka aykırıdır. (11.06.1997 E:1996/1688 K:1997/1899)
 
VERGİ İNCELEMELERİ
 
Vergi incelemesinde maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamaktır. Vergi incelemesi hesap uzmanları, hesap uzman yardımcıları, ilin en büyük mal memuru, vergi denetmenleri, vergi denetmen yardımcıları veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılır. Maliye müfettişleri, müfettiş yardımcıları, gelirler kontrolörleri ve stajyer gelirler kontrolörleri, Gelirler Genel Müdürlüğü’nün merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrolarında görev yapanlar, her hal ve takdirde vergi inceleme yetkisine haizdir.
 
Vergi incelemesinde yetkili olanlar dışında hiçbir makam veya görevli, vergilendirmeye ilişkin olarak yükümlüler hakkında sonuç doğurucu işlem yapamaz. İncelemeler sonunda düzenlenecek raporlar, yapılan incelemenin hukuki sonuçlarını taşıyan resmi belgelerdir.
6
 
 
 
Vergi incelemesini yapanlar, gittikleri yerde incelemeye başlamadan önce fotoğraflı resmi vesikayı ilgiliye göstermek durumundadır.
 
Vergi incelemesinin ne zaman yapılacağının önceden haber verilmesi zorunlu değildir. Daha önce inceleme yapılmış veya matrahın re’sen takdir edilmiş olması, yeniden inceleme yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel değildir.
 
Vergi incelemeleri esas itibariyle incelemeye tabi olanın işyerinde yapılır. İşyerinin uygun olmaması vb. zorunlu sebeplerden dolayı, mükellef ve vergi sorumluları isterse, inceleme dairede yapılabilir. İncelemenin inceleme elemanının bulunduğu yerde yapılması halinde, yükümlü veya vergi sorumlusunun defter ve kayıtları yazı ile istenir. İstenilen defter ve belgelerin 15 günden aşağı olmamak şartıyla idarenin belirleyip tebliğ ettiği sürede ibraz edilmesi gerekir. Mazeretsiz olarak ibraz edilmemesi halinde, söz konusu defter ve belgeler ibraz edilmemiş sayılır. İstem halinde defter ve belgelerin ibrazı için uygun bir süre verilebilir.
(Vergi Usul Kanunu Madde:17-Zor durumda bulunmaları nedeniyle ödevlerini süresinde yerine getirmeyecek olanlara, kanuni süresi kadar bir mühlet verilebilir.)
 
Vergi Usul Kanunu’nun 140ıncı maddesi “Vergi İncelemesinde Uyulacak Esaslar”ı belirlemektedir. Vergi incelemesini yapanlar, yaptıkları inceleme sırasında aşağıdaki esaslara uymak zorundadırlar:
-İncelemeye tabi olana incelemenin konusu işe başlamadan önce anlaşılır bir biçimde açıklanmalıdır.
-Nezdinde inceleme yapılanın izni alınmadıkça resmi inceleme saatleri dışında inceleme yapılamaz ve buna devam edilemez. Tutanak düzenlenmesi ve inceleme ile ilgili emniyet tedbirlerinin alınması bu hükmün dışındadır. Ancak bu gibi tedbirler, incelemenin yapıldığı yerdeki faaliyeti sekteye uğratmayacak şekilde yapılmalıdır.
-İnceleme bitiminde bunun yapıldığını gösteren belgenin birer nüshasının mükellefe ya da nezdinde inceleme yapılan kimseye verilmesi zorunludur.
-Vergi incelemesine başlamadan önce incelemenin başladığına dair tutanak düzenlenmelidir. İlgililerin de varsa itiraz ve mülahazaları tutanağa geçirilir. İncelemenin başlamasından sonra yükümlü pişmanlık başvurusunda bulunamaz.
 
Vergi Usul Kanunu’nun 142 nci maddesi “Arama Yapılabilecek Haller”i belirlemiştir. Aramanın yapılabilmesi için:
-Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların buna lüzum göstermesi ve gerekçeli bir yazı ile arama kararı vermeye yetkili sulh yargıcından istemesi ve sulh yargıcının da istenilen yerlerde arama yapılmasına izin vermesi şarttır.
-Alınan defter ve belgelerin iyi saklanmasından idare sorumludur.
 
 Vergi Usul Kanunu’nun 144 üncü maddesi “İncelemede Usul” ile ilgilidir. Buna göre:
-İnceleme, arama yapılan yerlerde çabuk ve her işten önce yapılır.
-İnceleme sırasında vergi ile ilgisiz şahsi ve özel mektup ve diğer evraklar tutanak karşılığında sahiplerine verilir.
-Mükellef, ilgili memurun gözetiminde defter ve belgeler üzerinde incelemeler yapmaya ve bunlardan örnek ve kayıtlar çıkarmaya yetkilidir.
 
Vergi incelemesi ile ilgili son madde 147 nci madde olup, bu bölümde açıkça yazılı olmayan hallerde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun arama ile ilgili bulunan hükümleri uygulanır.
 
 
7
 
 
 
BÖLÜME İLİŞKİN YARGI KARARLARI
 
Örnek:1-İncelemenin işyerinde hangi nedenlerle yapılmadığını belirleyen bir belgeye rastlanılmaması ve inceleme raporuna esas tutanağın mükellef tarafından imzalanmamış olduğu durumda yapılan tarhiyat hukuka aykırıdır. (08.10.1997 E:1996/6676 K:1997/3307)
 
Örnek:2-Vergi Usul Kanunu’nun 134 üncü maddesine göre vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken verginin doğruluğunu tespit ve sağlamaktır. Mükellefin ödediği ve indirdiği vergiler hakkında bir inceleme ve araştırma yapmadan, KDV indirimlerinin tamamının iptal edilerek tarhiyat yapılması ilgili maddeye aykırıdır.(17.01.1997 E:1995/50 K:1997/44)
 
 
                                                                                                Serap ŞENYUVA
                                                                                   İstanbul Tabip Odası Mali Müşaviri
 
 
 
KAYNAKÇA
 
1)     193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu
2)     213 Sayılı Vergi Usul Kanunu
Güncel Vergi Usul Kanunu Uygulaması (Y.M.M. Ürel G. Yaklaşım Yayınları, Şubat 2003)
İlgili Kaynaklar
  1. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi
    Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi
  2. Türk Eczacıları Deontoloji Tüzüğü
    Türk Eczacıları Deontoloji Tüzüğü