1 den 2´e kadar toplam 2 ileti bulundu.
  1. #1
    Kayıt Tarihi
    Mar 2009
    İletiler
    84
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Türk Medeni Kanunu Ile Getirilen Değişiklikler

    Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilerek 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanunu Türk toplumuna çağdaş gelişmeleri yaşama imkanı tanıyan bir düzenlemedir.



    Yasada kadınların toplumsal yaşamda edindikleri yerleri, evlilik yaşamındaki konumlarını aradan geçen 76 yıllık süreç içerisindeki sosyal ve ekonomik durumları, uluslararası alandaki gelişmeleri ve Türkiye'nin de taraf olduğu anlaşmaları göz önünde tutarak kadın-erkek eşitliğini zedeleyen hükümleri yürürlükten kaldırmıştır.



    Medeni Kanun yeni şekliyle kadın-erkek eşitliğini gözeten, cinsiyet ayrımcılığına son veren, kadınları aile ve toplum içerisinde erkekler ile eşit kılan, kadın emeğini değerlendiren bir düzenlemedir.



    Medeni Kanun ile özellikle aile hukuku alanında bugüne kadar yaşanan gelişmeler değişim ve ihtiyaçlar dikkate alınarak çok önemli değişiklikler yapılmıştır.



    Evlenme yaşı, yasal yerleşim yeri, aile reisliği, boşanma davaları, aile konutu ve konut eşyası, yasal mal rejimi, velayet, vesayet, emeğin değerlendirilmesi, mülkiyet, miras ve çocuk hakları konularında Türkiye'nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerde dikkate alınarak, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması yolunda köklü değişiklikler gerçekleştirilmiştir.



    Yeni Medeni Yasa ile getirilen değişikler şunlardır;



    Yeni Medeni Kanun ile "aile reisi kocadır" ibaresi değiştirilerek "evlilik birliğini eşler beraber yönetirler" ibaresi getirilmiştir.



    Eski Kanunda evlilik birliğini temsil hakkı bazı haller dışında kocaya ait iken, yeni Medeni Kanunda evlilik birliğinin temsili eşlerin her ikisine verilmiştir.



    Evin seçimini kocanın yapacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin oturacakları evi birlikte seçecekleri hükmü getirilmiştir.



    Kadına önceki soyadını kocasının soyadından önce gelmek üzere kullanabilme hakkı veren ve 1997 yılında yapılan değişiklik yeni yasada aynen benimsenmiştir.



    Eski Medeni Kanunda yer alan eşlerin çocukların velayetini birlikte kullanacağı, anlaşmazlık halinde ise babanın reyinin üstün olacağı hükmü değiştirilerek, eşlerin velayeti birlikte kullanacakları hükmü getirilmiştir. Evlilik dışında doğan küçüğün velayeti anneye aittir.



    Yeni Medeni Kanunda eşlerden birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemeyle eşler mesleklerini diğer eşten izin almadan sürdürebileceklerdir. Ayrıca maddenin devamında " eşlerin meslek seçiminde evlilik birliğinin huzur ve yararını göz önünde tutması" gerektiği yer almıştır. (Eski Kanundaki kadının meslek seçiminde eşinden izin alacağı hükmü 1990 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir).



    Yeni Kanun, vesayeti kabul yükümlülüğünü sadece erkek ve koca için öngören maddeyi kadın erkek eşitliğini zedelediği için tamamen kaldırmıştır.



    Yeni Kanun mirasın taksiminde, tereke malları arasında yer alan ve ekonomik bütünlüğü bozulmaması gereken tarımsal taşınmazların hangi mirasçıya özgüleneceği konusunda erkek çocuklara kızlara nazaran öncelik tanıyan eski hükme yer vermemiştir.



    Eski Medeni Kanuna göre diğer rejimlerden biri seçilmemişse geçerli olan kanuni mal rejimi "mal ayrılığı" iken, Yeni Kanunda "edinilmiş mallara katılma rejimi" getirilmiştir. Her eşin kendi adına kayıtlı mallara sahip olması esasına dayanan mal ayrılığı rejimi yerine, yeni mal rejime göre evlilik birliğinin kurulmasından sonra her eşin karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerlerini (edinilmiş mallar) evliliğin sona ermesi ile eşler eşit olarak paylaşır. Kişisel mallar ve miras yoluyla intikal eden mallar ise paylaşıma girmez.



    Eski Medeni Kanuna göre evin ve çocukların geçimi kocaya ait iken, Yeni Medeni Kanunda, "Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla birlikte katılırlar" şeklinde düzenleme yapılmıştır.



    Yeni Kanun ile evlenme yaşı kadın ve erkek için eşitlenerek yükseltilmiş ve 18 yaşını doldurma şartı getirilmiştir. Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 17 yaşından gün alan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.



    Daha önce evlenme için müracaat yeri, erkeğin oturduğu yerin evlendirme memurluğu iken Yeni Kanunda kadın veya erkeğin oturduğu yerdeki evlendirme memurluğu olarak düzenlenmiştir.



    Genel hükümlere göre boşanmadan sonra nafaka davalarının açılma yeri davalının ikametgahı yeri mahkemesidir. Yeni Kanunda, "Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir".



    Kanunda getirilen önemli bir düzenlemede tarafların talepleri ile boşanma davalarının gizli celse ile yapılabilecek olmasıdır.



    Bir başka değişiklik de sağ kalan eşin ölen eşine ait olan, birlikte yaşadıkları konut üzerinde, kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle intifa yada oturma hakkının tanınmasını isteyebilmesidir.



    Yine mirasın paylaşımında haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalan eşin veya miras bırakanın diğer yasal mirasçılarının birinin istemi üzerine mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı da tanınması olanağı getirilmektedir.



    Aile konutu ile ilgili yapılan düzenlemede, eşlerden biri diğerinin açık rızası olmadan aile konutu üzerindeki tasarruflarına sınırlandırma getirilmesidir. Kiralık bir konut bile olsa diğer eşin rızası olmadan kira akti fesh edilemez.



    Evlilik dışında doğmuş ve soybağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlara, baba yönünden, tıpkı evlilik içindeki çocuklar gibi eşit mirasçı olabilme hakkı getirilmiştir.



    Yeni Medeni Kanunda evlat edinme konularında da önemli yenilikler getirilmiştir. Yeni hükme göre 30 yaşını dolduranlar evlat edinebilirler. 18 yaşından küçükleri evlat edineceklerin çocuksuz olmaları koşulu kaldırılmıştır.



    AİLE MAHKEMELERİ ;



    Yeni Medeni Yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Aile Mahkemeleri Kurulması konusu gündeme gelmiş ve hazırlanan "Aile Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun" 9.1.2003 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesinin ardından Aile mahkemelerinin teşkilatlanmaları sağlanmaktadır. Bu Mahkemeler Aile Hukukunu ilgilendiren davalar ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunun uygulanmasından doğan davalara bakacaktır. Bu alanda ihtisaslaşmış Mahkemeler ve uzman kadronun görev almasının kadınların hukuksal mekanizmada hak arayışlarının önündeki engelleri azaltacaktır.



    4320 SAYILI AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN ;



    Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda yapılan en son yenilik 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanunun çıkarılmış olmasıdır. Kanun, şiddete maruz kalan kadın ve çocukların şahsen, veya Cumhuriyet Başsavcısına yazılı bildirimleri üzerine veya aile içi şiddet hakkında bilgileri olan herhangi bir kişinin de karakola başvurusu üzerine Aile Mahkemesi Hakimi tarafından mağdur tarafı korumak amacıyla alınacak tedbirleri içeren koruma kararını ve karara uyulmaması halinde verilecek cezayı düzenlemektedir. Bu husus şikayete tabi olmayıp cezası üç aydan altı aya kadardır. Söz konusu kanun 14 Ocak 1998 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 17 Ocak 1998 tarih ve 23233 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.



    TÜRK CEZA KANUNU ;



    26.9.2004 tarihinde kabul edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun gereğince ;



    Türk Ceza Kanununun tanımlar başlıklı 6 ncı maddesinde “Kadın, kız ayrımı” na yer vermeyerek eşitsizlik giderilmiştir.



    Türk Ceza Kanununun 3 üncü maddesi Ceza Kanunun uygulanmasında kişiler arasında ırk, din, dil, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal ve diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamayacağı ve hiçbir kimseye ayrılık tanınamayacağına ilişkin hüküm konulmuştur.



    Cinsel suçlar; Türk Ceza Kanununun 2 inci kısım vücut dokunulmazlığına karşı suçlar başlığı altında altıncı bölümde cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar olarak değerlendirilmiştir.



    Zorla ırza geçme ve zorla ırza tasaddi kavramları kaldırılarak yerine cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı kavramları kullanılmıştır.



    Cinsel saldırının tanımı yapılmıştır ve 102 nci maddede düzenlenmiştir. 102 nci maddenin 1 inci fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli tanımlanmıştır. 2 inci fıkrasında cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi bu suçun nitelikli hali olarak tanımlanmıştır. Suçun bu nitelikli hali için vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair bir cismin ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal ve anal yoldan cop gibi sair bir cisimde ithal edilebilir.



    Cinsel suçlarda edep kavramı Türk Ceza Kanunundan çıkarılmıştır.



    İşyerinde cinsel taciz kavramı getirilmiş 105 inci maddenin 2 inci fıkrasında cinsel taciz suçunun nitelikli halleri belirlenmiş buna göre hiyerarşi ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmıştır. Bu düzenleme ile sadece üst değil çalışanlar arasında da cinsel taciz suçu düzenlenmiştir.



    Evli/bekar ayrımı kaldırılmıştır.





    Türk Ceza Kanununda kasten öldürme suçunun, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren nitelikli hallerin düzenlendiği 82 nci maddesi (j) bendinde “Töre saikiyle” ifadesine yer verilerek en yüksek ceza ile cezalandırılması kabul edilmiştir.



    Türk Ceza Kanununun 29 uncu maddesinde haksız tahrik düzenlenmiştir. Bu maddeye göre haksız tahrikin ancak haksız bir fiil sonucunda meydana gelmesi durumunda uygulanmasına imkan veren bir düzenleme yapılarak cinsel saldırıya uğrayan kadını namus gerekçesiyle öldüren aile bireyleri ve akrabalar ve diğer akrabaların haksız tahrik indiriminden yararlanamayacağı her haksız fiilin de haksız tahrik oluşturmayacağı madde gerekçesinde açıklanmaktadır.





    Türk Ceza Kanun 99 uncu maddesinin 6 ncı fıkrasında “Kadının mağdur olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde süresi yirmi haftan fazla olmamak koşuluyla gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak bunun için, gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir” denilmektedir.



    Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin 3 üncü fıkrasında cinsel saldırı suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlenerek cinsel saldırı suçunun işlenmesi suretiyle mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmıştır. Yürürlükteki mağyubiyet kavramı kaldırılmıştır. Ruh sağlığı kavramı getirilmiştir.



    Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçunun düzenlendiği 102 nci maddesinin 3 üncü fıkrasının (b) bendinde kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağlığını, nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle suçun işlenmesi halinde daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunu 80 inci maddesinde düzenlenen insan kaçırma ve alıkoyma suçu, kişi hürriyetinden yoksun kılma suçu olarak tanımlanmıştır. Bu suçun düzenlendiği 109 uncu maddenin 3 üncü fıkrasında suçun üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa karşı ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenmesi de cezanın arttırılmasını gerektiren mağdurun şahsı itibariyle seçimlik nitelikli unsurlar olarak kabul edilmiştir. 5 inci fıkra hükmüne göre de suçun cinsel amaçlı işlenmesi söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibariyle ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın ayrıca arttırıma tabi tutulması düzenlenmiştir.



    Türk Ceza Kanunu 86 ncı maddesinde kasten yaralama suçu düzenlenmiş ve bu suçun üstsoy veya altsoydan birine ya da eş veya kardeşe karşı işlenmesi suçun nitelikli hali olarak kabul edilmiştir.



    Türk Ceza Kanunun 3 üncü bölümünde işkence ve eziyet başlığı altında 94 üncü maddesinde işkence, 96 ncı maddesinde eziyet suçları düzenlenmiştir. Bu maddeler ile Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarasındaki sözleşmelerden doğan yükümlülükler göz önünde bulundurulmuştur. Bu yükümlülükler karşısında ve özellikle insan haysiyetinin tecavüzlerden korunması için işkence teşkil eden fiillerin cezasız kalmaması düşüncesiyle işkence fiilleri bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. 94 üncü maddenin (a) bendinde çocuğa beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı işlenmesi halinde sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunmuştur. 95 inci maddede neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence suçu düzenlenmiştir ve cezalarda arttırım ve işkence sonucunda ölüm meydana gelmesi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının verileceği belirtilmiştir.



    Türk Ceza Kanunun 4 üncü bölümünde koruma, gözetim, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali başlığı altında 97 nci maddede terk suçu tanımlanmıştır. Maddenin 1. fıkrasında terk olgusu bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır. Suç yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimseyi kendi haline terk etmekle oluşur. Suçun faili bu kimseler üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi olabilir. İhmalli davranışla da bu suç işlenebilir. Maddenin 2. fıkrasında terk 98 inci maddesinde ise yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suç olarak tanımlanmıştır. Terk edilen kişinin bir hastalığa yakalanması halinde kasten yaralama, ölmesi halinde kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir.



    Türk Ceza Kanunun 8 inci bölümünde aile düzenine karşı suçlar başlığı altında 232 nci maddede aynı konutta birlikte yaşayan kişilerden birine kötü muamelede bulunulması cezalandırılmaktadır. Kötü muamelenin merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayacak nitelikte bulunması gereklidir. Ancak bu muamele biçimi kişi de basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçünün ötesinde bir etki meydana getirmiş ise artık kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmedileceği madde gerekçesinde açıklanmıştır. Yarı aç veya susuz bırakma, uyku uyutmamak, zor koşullarda çalışmaya mecbur etmek gibi hareketler kötü muameleye örnek olarak gösterilmiştir.





    Türk Ceza Kanunun 233 üncü maddesinde aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşması için terk olgusunun gerçekleşmemesi gerekir. Aksi taktirde terk suçu oluşur. Aile hukukundan kaynaklanan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün kapsamı Türk Medeni Kanunu’nun hükümlerine göre belirlemek gerekir. Bu suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikayete tabi tutulmuştur. Maddenin 2 inci fıkrasında evli olsun veya olmasın gebe olan eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış kadını çaresiz durumda terk eden yani ona her türlü yardımı yapmaksızın ortada bırakan kişi cezalandırılmaktadır. Maddenin 3. fıkrasında manevi terk olarak tanımlanan Ailenin Terki suçu cezalandırılmaktadır. Suç itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu madde kullanma veya onur kırıcı yaşayış tarzı nedeniyle özen noksanı veya kusurundan dolayı çocukların ahlak, güvenlik ve sağlıklarının ağır şekilde tehlikeyle karşı karşıya kalmasına neden olan ana ve baba cezalandırılmaktadır.



    Türk Ceza Kanunun 7 inci bölümünde genel ahlaka karşı suçlar içerisinde 225 nci maddesinde hayasızca hareketler suçu düzenlenmiştir.



    Türk Ceza Kanunun 227 nci maddesinde fuhuş suçu düzenlenerek kişilerin ve özellikle çocukların fuhuşa teşviki, sürüklenmesi fiillerinin hangi koşullarda suç oluşturduğu hususunda düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler yapılırken Türkiye’nin fuhuşla mücadele ile ilgili olarak milletler arası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülükleri göz önünde bulundurulmuştur.



    Türk Ceza Kanunu 287 nci maddesinde hukuka aykırı biçimde genital muayene yapılması bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunu 234 üncü maddesinde çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suç olarak tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunun 112 nci maddesinde eğitim ve öğretim engellenmesi suç olarak tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunu 104 üncü maddesinde reşit olmayan kişiyle cinsel ilişkide bulunmak bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunu 103 üncü maddesinde çocukların cinsel istismarı fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.



    Türk Ceza Kanunuda soykırım ve insanlığa karşı suçlar bölümünde 76 ncı maddesinde insanlığa karşı diğer suçlar içerisinde işkence veya insanlık dışı işlemlere veya biyolojik deneylere tabi kılmak, cinsel saldırıda bulunmak, zorla hamile bırakma, zorla fuhuşa sevk etme fiillerini işleyenlere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi ve bu suçlardan dolayı zaman aşımının işlemeyeceği belirtilmiştir.



    Türk Ceza Kanunu 79 uncu ve 80 inci maddelerinde kadın ve çocuk ticareti ile ilgili mücadele için düzenlemeler yapılmıştır Yapılan bu düzenlemelerde ile milletler arası sözleşmelerden doğan yükümlülükler göz önünde tutulmuştur.



    Türk Ceza Kanunun 122 nci maddesinde ayırımcılık suçu düzenlenerek insanlar arasında yürürlükteki kanun ve nizamların izin vermediği ayrımlar yapılarak bazı kişilerin hukukun sağladığı olanaklardan yoksun hale getirilmeleri cezalandırılmıştır.



    TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI ;



    Türkiye’de kadın-erkek eşitliği ilkesi, Anayasanın 10,41 ve 66 ncı maddelerinde yer almıştır.

    Anayasa’nın 10 uncu maddesine; “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.”hükmü eklenmiştir.



    Anayasa’nın 41 inci maddesine; “Aile Türk toplumunun temelidir.” İfadesinden sonra gelmek üzere “ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” Hükmü eklenmiştir.



    Anayasa’nın 66 ncı maddesinden ; Türk vatandaşlığının düzenlenmesi ile ilgili eşitsizlik içeren hüküm maddeden çıkarılmıştır.



    Anayasa’nın Milletlerarası andlaşmayı uygun bulma başlıklı 90 ıncı maddesine “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”hükmü son fıkra olarak eklenmiştir.Böylelikle temel hak ve özgürlüklerde Milletlerarası andlaşmaların kanunlara nazaran üstünlüğü kabul edilmiştir.

    Konu repola tarafından (09-04-2009 Saat 02:26:55 ) de değiştirilmiştir. Sebep: harf hatası

  2. #2
    Kayıt Tarihi
    Mar 2009
    İletiler
    84
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Türk Medeni Kanunu Ile Getirilen Değişiklikler

    ► Türk Kanunu Medenîsinin dili sadeleştirilmiştir.

    ► Yürürlükteki Kanunun ikametgâhı düzenleyen 21. maddesinin “Kanunî ikametgâh” biçimindeki kenar başlığı, yeni Kanunun 21. maddesinde “Yasal yerleşimyeri” şeklinde değiştirilmiş; kadın-erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla “Kocanın ikametgâhı karının...ikametgâhı addolunur” hükmü Kanuna alınmamıştır.

    ► Derneklerle ilgili hükümler daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.

    ► Cinsiyet değiştirebilme bazı koşullara bağlanmıştır. Bunlar 18 yaşını tamamlamış bulunma, evli olmama, transseksüel yapıda olup cinsiyet değiştirmenin ruh sağlığı açısından zorunluluğunun ve üreme yeteneğinden sürekli olarak yoksunluğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgeleme ve mahkemece izin verilmiş olma koşullarıdır (m. 40. ).

    ► Evlenme yaşı kadın-erkek farkı gözetilmeden ülkemiz şartlarına ve çağdaş eğilimlere uygun olarak yükseltilmiştir. Bundan böyle 18 yaşını doldurmuş kadın ve erkek evlenebilecektir. Olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple ise 17 yaşından gün alanlar, hâkimin izniyle evlenebileceklerdir (m. 124. ).

    ► Evlenme töreni artık sadece erkeğin değil, kadının oturduğu yerdeki evlendirme memurluğundan da yapılabilecektir (m. 134. ).

    ► “Hayata kast” ve “pek kötü davranış” sebeplerine 3. bir boşanma sebebi olarak "onur kırıcı davranış” eklenmiştir (m. 162. ).

    ► Boşanan kadın evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Kadının boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hakim, kocasının soyadını taşımasına izin verir (m. 173. ).

    ► “Koca evlilik birliğinin reisidir” kuralı kaldırılarak, birliğin yönetiminde eşlere eşit söz hakkı tanınmıştır (m. 186. ).

    ► Eşlerin oturacakları evin seçimini kocaya bırakan hüküm değiştirilmiştir. Artık eşler oturacakları evi birlikte belirleyebileceklerdir (m. 186. ).

    ► Kadın ve çocukların geçim ve bakımlarının kocaya ait olduğunu öngören hüküm, eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olarak kaldırılmıştır. Bundan böyle eşlerden her ikisi de güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile evin geçimine katkıda bulunmakla yükümlüdür (m. 186. ).

    ► Aynı şekilde evlilik birliğinin temsilinde eşlere eşit hak tanınmıştır (m. 188. ).

    ► Eşlerden her birinin meslek ve iş seçiminde diğerinin iznini almak zorunda olmadığı kabul edilmiştir. Ancak, meslek ve iş seçiminde ve bunların yürütülmesinde evlilik birliğinin huzur ve yararı göz önünde tutulacaktır (m. 192. ).

    ► Kadının kocası lehine borç altına girmesine ilişkin işlemleri hâkimin iznine tâbi tutan hüküm, kadın-erkek eşitliğinin doğal bir sonucu olarak kaldırılmıştır.

    ► Edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal mal rejimi olarak kabul edilmesi uygun görülmüştür. Eşler ayrıca mal rejimi sözleşmesi yaparak Kanunda belirlenen diğer mal rejimlerinden birini seçebileceklerdir (m. 202. ).

    ► Soybağı açısından evlilik içinde doğan çocukla evlilik dışı doğan çocuk ayrımına son verilerek, bu durumda bulunan çocukların zarara uğramaları engellenmiş ve gelecekleri güvence altına alınmıştır.

    ► Evlât edinenin yaşı otuzbeş’ten otuz’a indirilmiş, birlikte evlât edinebilmek için en az iki yıldan beri evli olma koşulu aranmıştır. Küçüklerin evlât edinebilmesi, onların evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. “Evlât edinmenin her hâlde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocukların yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir” denilmek suretiyle çocuğu olanlara da evlât edinme olanağı getirilmesidir (m. 305, 306 ve 308. ).

    ► Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık, hastalık derecesinde madde bağımlılığı gibi nedenlerle ailesi ve çevresine zarar veren kişiler mahkeme kararıyla, koruma amacıyla bir sağlık kurumuna yerleştirilebileceklerdir. Ancak, bu şekilde özgürlüğü kısıtlanan kişi ve yakınlarına, karara karşı itiraz ve yargı yoluna başvuru hakkı tanınmıştır (m. 432 ila 437. ).

    ► Miras hukukunda saklı pay oranları azaltılarak, miras bırakanın mallarındaki tasarruf özgürlüğü genişletilmiştir (m. 506. ).

    ► Türk toplumunun geleneksel aile yapısı düşünülerek, yakın aile bağları bulunan ve babanın ölümü halinde yeğenlerine sahiplik yapan hala, dayı, teyzeye de bazı şartlar altında mirastan pay ayrılmıştır (m. 497. ).

    ► Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eşin korunması amacıyla, bunlar üzerinde miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Yine haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarının istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınması olanağı getirilmiştir (m. 652. ).

    ► Terekede bulunan, ekonomik bütünlüğe ve yeterli tarımsal varlığa sahip bir tarım işletmesinin, işletmeye ehil mirasçılardan birinin istemde bulunması hâlinde bu mirasçıya gelir değeri üzerinden tüm olarak özgüleneceği; işletmenin değerinde önemli bir azalma olmaksızın yeteri kadar gelir sağlayan birden çok tarım işletmesine bölünebilecek nitelikte ise, bunları isteyen ve işletmeye ehil bulunan mirasçılara ayrı ayrı özgülenebileceği öngörülmüştür (m. 659, 667 ve 668. ).

    ► Paylı mülkiyette, paydaşların paylı mülkiyetin yönetim ve yararlanmasıyla ilgili olarak Kanundaki hükümlerden farklı anlaşma yapmalarına olanak getirilmiştir (m. 689. ).

    ► Paylı mülkiyette, pay üzerinde intifa hakkı tesis edilmesinin yarattığı huzursuzlukları önlemek amacıyla yeni bir hüküm getirilmiştir. Bu hükme göre, bir pay üzerinde intifa hakkı kurulması hâlinde diğer paydaşlardan biri üç ay içinde paylaşma talebinde bulunursa, satış yolu ile yapılacak paylaşmada, pay üzerinde, intifa hakkının söz konusu paya düşen bedel üzerinde devam etmesi esası getirilmiştir (m. 700.) .

    ► Uygulamadaki durum dikkate alınarak, önalım (şuf’a) hakkının mutlaka dava açılması suretiyle kullanılması esası getirilmiştir (m. 734.) .

    ► Yurt içinde veya yurt dışında faaliyet gösteren kredi kuruluşları tarafından yabancı para üzerinden veya yabancı paraya endeksli olarak verilen nakdî ve gayrinakdî kredilerin güvence altına alınması için taşınmaz rehni kurulmasına olanak sağlanmıştır (m. 851.) .

    ► Zilyetlikte, 743 sayılı Kanunda yer alan aslî ve fer’î zilyetlik ayırımlarının, zilyedin mal üzerinde iddia ettiği hakka göre yapılan bir ayırım olması nedeniyle, malın zilyedin fiilî hakimiyeti altında olup olmaması bakımından dolaylı ve dolaysız zilyet ayırımına da yer verilmiş, bir şey de fiilî hakimiyeti doğrudan doğruya sürdüren kimsenin dolaysız zilyet, bir başka kişi aracılığı ile sürdüren kimsenin dolaylı zilyet olduğu ifade edilmiştir (m. 975.)
    Konu repola tarafından (09-04-2009 Saat 02:24:44 ) de değiştirilmiştir. Sebep: harf hatası

Benzer Konular :

  1. Türk Medeni Kanunu (MK.) - Türk Borçlar Kanunu (TBK.) [Kitap Fiyat bilgisi]
    Yazan: Hukuk Kitapçısı Forum: Hukuk Kitapları Tanıtımı
    Yanıt: 0
    Son İleti: 07-02-2012, 05:38:36
  2. Yanıt: 0
    Son İleti: 29-12-2011, 11:00:03
  3. Yanıt: 0
    Son İleti: 19-12-2011, 02:30:04
  4. Yanıt: 0
    Son İleti: 06-07-2011, 16:39:57
  5. Yanıt: 0
    Son İleti: 30-06-2011, 09:40:02

İnternet Araçları

İnternet Araçları

Yetkileriniz

  • Yeni konu açma yetkiniz yok
  • Konuya cevap verme yetkiniz yok
  • Dosya ekleme yetkisi yok
  • İleti düzenleme yetkisi yok
  •  



Hukuk Blog |  2014 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  ISP Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikoloğum |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Sanal Turk |  Satılık Düşecek Domainler |  Playbarn Levent |  Kral | 
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2011-2014 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
Hukuki.Net sunucusu yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN teknolojisi kullanmaktadır.
Reklam Alanları: Sitenin 2011-2014 yılı reklam pazarlaması MEDYACİN İletişim Reklam Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yapılmakta olup, reklam talepleri için Medyacin Ltd. Şti. ile iletişim kurmanız rica olunur.